Etiket: maraş

  • Maraşlılar MARDEF yaz şenliğinde buluştu- VİDEO

    Maraşlılar MARDEF yaz şenliğinde buluştu- VİDEO

    PİRHA- Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu’nun (MARDEF) Köln’de düzenlediği Yaz Şenliği, yüzlerce kişiyi bir araya getirdi. Gün boyu süren etkinlikte kültürel dayanışma öne çıkarken, MARDEF Eşbaşkanı Mehmet Üstek, Avrupa’da kültürü yaşatmanın önemine dikkat çekti ve Cennetpınar’daki maden projesine karşı verilen mücadeleye destek mesajı verdi.

    Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Almanya’nın Köln kentinde düzenlediği Yaz Şenliği’nde Maraşlıları ve dostlarını bir araya getirdi.

    Köln-Bonn arasındaki Spielplatz Haus Rott-Rotter See alanında gerçekleştirilen etkinlik, sabah saatlerinde başladı ve akşam saatlerine kadar devam etti. Katılımcılar gün boyunca müzik, halay ve çeşitli sosyal etkinliklerle bir arada vakit geçirirken, dayanışma ve kardeşlik mesajları öne çıktı.

    Şenlikte DJ Hati, Havin Geçici, Ali Dapar & Bervan Dapar, Halil Fesli, Deniz Osoy, Ali İkizer, Ali Onuk, İmam Tuğcu ile Memo ve Bero davul-zurna performanslarıyla sahne aldı.

    Etkinlik boyunca aileler kendi hazırladıkları yiyecek ve içeceklerle piknik yaparken, çocuklar için ayrılan alanlarda çeşitli aktiviteler gerçekleştirildi.

    Etkinlikte ayrıca kazanlarda aşure kaynatıldı. Aşure, etkinliğe gelen canlara pay edildi.

    “KÜLTÜRÜMÜZ BİZİ AVRUPA’DA VAR EDECEK”

    MARDEF Eşbaşkanı Mehmet Üstek, PİRHA’ya  yaptığı açıklamada, federasyonun  alt yapısının yaklaşık 23-24 yıl önce oluşturulduğunu belirterek, Avrupa’da yaşayan Maraşlıların kültürünü, dayanışmasını ve ortak hafızasını yaşatmayı hedeflediklerini söyledi.

    Üstek, Avrupa’da göçmen toplumların varlığını sürdürebilmesinin yolunun kültürel değerlerini korumaktan geçtiğini ifade ederek, bu anlayışla yıllar önce Maraş kamplarını ve ardından yaz şenliklerini hayata geçirdiklerini dile getirdi.

    Yaz şenliklerinin yalnızca bir piknik ya da eğlence etkinliği olmadığını vurgulayan Üstek, bu buluşmaların insanların köylerinde yaşadıkları dayanışma, paylaşım ve sohbet ortamını yeniden kurmasına katkı sunduğunu söyledi.

    Etkinliklerin yıllar içinde büyüdüğünü belirten Üstek, bugün yaklaşık 30-40 Maraş köyünün düzenli olarak benzer organizasyonlar gerçekleştirdiğini ifade etti.

    “Biz kültürümüzü yaşattığımız, bu tür etkinliklerle gelecek kuşaklara aktardığımız sürece Avrupa’da var olmaya devam edeceğiz.” diyen Üstek, MARDEF’in kuruluşunun da Maraş Katliamı sonrasında Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan Maraşlıların ortak mücadelesinin bir sonucu olduğunu kaydetti.

    “DÖNECEK BİR MARAŞ BIRAKMAK İSTEMİYORLAR”

    Maraş’ta yaşanan çevre sorunlarına da değinen Üstek, bölgede kurulan termik santraller, çimento fabrikaları ve diğer sanayi yatırımlarının doğayı ve yaşam alanlarını ciddi biçimde tahrip ettiğini söyledi.

    Afşin-Elbistan bölgesindeki termik santrallerin kapasitesinin artırılmasıyla birlikte çevre kirliliğinin ve sağlık sorunlarının büyüdüğünü ifade eden Üstek, uygulanan politikaların insanların yeniden dönebileceği bir Maraş bırakmama amacını taşıdığını ifade etti.

    “CENNETPINAR DİRENİŞİNİ DESTEKLİYORUZ”

    Cennetpınar’da inanç merkezlerine, tarım ve hayvancılık alanlarına yakın bölgede yapılmak istenen maden projesine de tepki gösteren Üstek, köylülerin başlattığı direnişi desteklediklerini söyledi.

    Konuya ilişkin Valilik tarafından projenin geçici olarak durdurulacağı yönünde bilgi aldıklarını aktaran Üstek, ancak ilgili bakanlığın yazılı bir karar yayımlamadığı sürece mücadelenin sona ermemesi gerektiğini belirtti.

    Üstek, MARDEF’in Cennetpınar başta olmak üzere Maraş’ta doğayı, yaşam alanlarını ve inanç merkezlerini tehdit eden projelere karşı köylülerle dayanışma içinde olmaya devam edeceğini ifade etti.

    BİRLİK VE DAYANIŞMA VURGUSU

    MARDEF üyeleri ise yaz şenliğinin yalnızca bir eğlence organizasyonu olmadığını, aynı zamanda Maraşlılar arasındaki birlik, dayanışma ve toplumsal bağları güçlendirmeyi amaçlayan önemli bir buluşma olduğunu belirtti.

    Elif SONZAMANCI/KÖLN

     

  • Maraş’ta yurttaşlar taş ocağı projesine tepki gösterdi: Mücadele edeceğiz!-VİDEO

    Maraş’ta yurttaşlar taş ocağı projesine tepki gösterdi: Mücadele edeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- Maraş’ın Tut Dağı etrafındaki köyleri etkileyecek Taş Ocağı projesine tepki gösteren yurttaşlar, “Bizler yaşadığımız çevreyi, suyumuzu, toprağımızı ve geleceğimizi koruma sorumluluğu taşıyoruz. Bu sorumluluk doğrultusunda demokratik ve hukuki haklarımızı kullanarak mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    Maraş’ın Türkoğlu İlçesi’ne bağlı Cennetpınarı Köyü’nde (Mole Uson) yapılmak istenen Taş Ocağı’na yurttaşların tepkisi yükseliyor. Tut Dağı etrafındaki köyleri etkileyecek projeye karşı Alevi kurumları, yöre dernekleri ve çevre örgütlerinin temsilcileri yanı sıra yurttaşlar Cennetpınarı’nda ve bölgemizde taş ocağı istemiyoruz” pankartı açarak açıklama yaptı.

    “DOĞA BİZİM ORTAK MİRASIMIZ”

    Basın açıklamasını okuyan Filiz Yornuk, söz konusu maden projesinin doğal yaşam alanlarını, tarım arazilerini, su kaynaklarını ve bölgenin ekolojik dengesini ciddi şekilde tehdit ettiğini vurgulayarak, “Maden faaliyetleri yaratacağı çevresel tahribatlar yanı sıra bölge halkının sağlığını, ekonomik faaliyetlerini ve yaşam kalitesi üzerinde de olumsuz etkiler yaratacağı açıktır. Bizler doğanın ve çevrenin yalnızca bugünün değil gelecek nesillerin de ortak miras olduğunu inanıyoruz” dedi.

    “PROJE İPTAL EDİLSİN”

    Kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna doğal kaynakların tahrip edilemesine ve geri dönülmez çevresel zarar görülmesini kabul etmediklerini belirten Filiz Yornuk, “Maden projeleri ile ilgili kararlar alınırken bölge halkının görüşleri dikkate alınmalı. Çevresel etkileri bilimsel ve şeffaf bir şekilde değerlendirilmeli ve kamu yararı her türlü ticari çıkarın üzerinde tutulmamalıdır. Ancak bugüne kadar yürütülen süreçte halkın endişelerini yeterince dikkate alınmadığını görmekteyiz. Burada yetkililere çağrımızdır; Projenin çevresel etkilerini bağımsız uzmanlar tarafından yeniden değerlendirilmeli” diye konuştu.

    “MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ!”

    Filiz Yornuk, doğal yaşamı, su kaynakları ve tarımsal üretimi tehdit eden uygulamalardan vazgeçilmesi çağrısında bulunarak, “Kamu yararı esas alınarak karar verilmelidir. Bizler yaşadığımız çevreyi, suyumuzu, toprağımızı ve geleceğimizi koruma sorumluluğu taşıyoruz. Bu sorumluluk doğrultusunda demokratik ve hukuki haklarımızı kullanarak mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Yurttaşlarda, tarım ve hayvancılık yaptıklarının altını çizerek, taş ocağının açılması durumunda doğanın ve ekonomik faliyetlerinin yok olacağını söyleyerek, projeye tepki gösterdi.

    PİRHA/MARAŞ

  • Maraş’ta Cennetpınarı köyünde taş ocağına karşı ortak mücadele kararı

    Maraş’ta Cennetpınarı köyünde taş ocağına karşı ortak mücadele kararı

    PİRHA- Maraş’ın Türkoğlu ilçesine bağlı Cennetpınarı ve çevre köylerde yaşayan yurttaşlar, bölgede yapılmak istenen taş ocağına karşı ortak mücadele kararı aldı. Köylüler, tarım alanları, su kaynakları ve yaşam alanlarını korumak için basın açıklaması ve hukuki süreç başlatacaklarını duyurdu.

    Maraş’ın Türkoğlu ilçesine bağlı Cennetpınarı köyü ile Tut Dağı çevresindeki Bayramgazi, Çakmak ve Kelbişli köylerinin sakinleri, bölgede yapılmak istenen taş ocağı projesine karşı  Cennetpınarı köyünde bir araya geldi. Düzenlenen toplantıda köylüler, yaşam alanlarını, tarım arazilerini, su kaynaklarını ve doğayı tehdit ettiğini belirttikleri projeye karşı ortak mücadele yürütme kararı aldı.

    TARIM VE HAYVANCILIK TEHDİT ALTINDA

    Toplantıda yapılan değerlendirmelerde, bölgenin temel geçim kaynağının tarım ve hayvancılık olduğu vurgulandı. Köylüler, taş ocağı faaliyetlerinin tarım alanlarına zarar vereceğini, ekolojik dengeyi bozacağını ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratacağını dile getirdi.

    Katılımcılar, Maraş bölgesinde daha önce kurulan çimento fabrikalarının çevrede yarattığı tahribatın hala sürdüğünü hatırlatarak, tüm itirazlara ve bilimsel raporlara rağmen hayata geçirilen projelerin bölgeye ciddi zarar verdiğini ifade etti. Köylüler, yeni bir doğa yıkımına izin vermeyeceklerini belirtti.

    Toplantı sonunda köylüler, “Ovama Dokunma”, “Köyüme Dokunma” ve “Yaşam Alanıma Dokunma” talepleri etrafında birleşti. Ortak karar doğrultusunda, pazartesi günü düzenlenecek basın açıklamasıyla görüşlerini kamuoyuna duyuracaklarını açıkladılar.

    HUKUKİ SÜREÇ DE BAŞLATILIYOR

    Köylüler, taş ocağı projesine karşı yalnızca toplumsal değil hukuki mücadele de yürüteceklerini belirtti. Toplantıda, gerekli itirazların yapılması ve hukuki sürecin başlatılması yönünde ortak irade ortaya konuldu. Bölge halkı, yaşam alanlarını korumak için birlikte hareket etmeyi sürdüreceklerini vurguladı.

    PİRHA/MARAŞ

  • ‘Taş ocağının açılmasının göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır?’

    ‘Taş ocağının açılmasının göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır?’

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde, Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) Kürt Alevi mahalleleri/köyleri sınırlarında bir taş ocağı açılmasına tepki göstererek, “Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinde uzun yıllardır devam eden göçün, 6 Şubat depremlerinin ardından daha da arttığı bilinmektedir. Bakanlığınız, bölgede planlanan taş ocağı ve madencilik faaliyetlerinin tarımsal üretim, hayvancılık ve kırsal yaşam üzerindeki etkilerinin göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?” diye sordu.

     

    Maraş’ın Cennetpınar (Uson) ve Bayramgazi (Şoquliyon)  köylerinde taş ocağı açılmak isteniyor.

    Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde, Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) Kürt Alevi mahalleleri/köyleri sınırlarında bir taş ocağı ve buna bağlı arama faaliyetleri yürütülmek istendiği yönünde bölge halkının ciddi endişeleri bulunuyor.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Kürt Alevi köylerine taş ocağı açılma girişimini Meclis gündemine taşıdı. Kordu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından cevaplandırılmasını istemiyle sorular sordu.

    “BÖLGE YER ALTI SU KAYNAKLARI BAKIMINDAN DA HAYATİ ÖNEME SAHİP BİR ALANDIR”

    Yerel halkın aktardığı bilgilere göre yaklaşık 100 hektarlık (1.000 dönüm) alan için arama ruhsatı alındığı, bölgede sondaj ve karot çalışmalarına başlanması planlandığını belirten Kordu, “Söz konusu alanın çevresinde yaklaşık 1.500 dönümlük verimli tarım arazisi, zeytinlikler, küçükbaş hayvan çiftlikleri dahil çeşitli hayvancılık faaliyetleri ve kırsal yaşam alanları bulunmaktadır. Bölge sakinleri, yapılması planlanan faaliyetlerin tarımsal üretime, su kaynaklarına, mera alanlarına, biyolojik çeşitliliğe ve yaşam alanlarına zarar vereceğini ifade etmektedir. Bölge yer altı su kaynakları bakımından da hayati öneme sahip bir alandır” dedi.

    “İZİN VERİLMESİ KAMU YARARI İLKESİYLE BAĞDAŞMAMAKTADIR”

    Ayrıca söz konusu bölgenin, 6 Şubat 2023 depremlerinde en ağır yıkım ve tahribatın yaşandığı yerlerin içerisinde yer aldığını vurgulayan Kordu, “Deprem sonrası kırılganlığı artan bu coğrafyada yapılacak çalışmaların çevresel etkilerinin yanı sıra jeolojik güvenlik açısından da ciddi riskler doğurabileceği yönündeki kaygılar bilimsel olarak incelenmeden herhangi bir faaliyete izin verilmesi kamu yararı ilkesiyle bağdaşmamaktadır” diye belirtti.

    “Yerel halkın yoğun ve haklı itirazları sonucunda sondaj çalışmaları geçici olarak bir hafta ertelenmiş olsa da bu durum kalıcı bir çözüm sunmamaktadır” diye Kordu, şunları belirtti:

    “KÜRT ALEVİ YERLEŞİMLERİNİN BULUNDUĞU BİR COĞRAFYANIN PARÇASIDIR”

    “Büyük çaplı yarma, sondaj ve karot gibi detay arama faaliyetleri için “Çevresel Etki Değerlendirmesi” (ÇED) raporu alınması yasal bir zorunluluktur. ÇED süreci işletilmeden ve bölgenin ekolojik, jeolojik, tarım ve hayvancılık dinamikleri gözetilmeden ruhsat tanzim edilmesi hukuka, kamu yararına ve çevre mevzuatına açıkça aykırıdır.

    Bunun yanı sıra söz konusu bölge, Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinin bulunduğu bir coğrafyanın parçasıdır. Bu hatta uzun yıllardır ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle yaşanan göç olgusu, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından daha da hızlanmıştır. Bölge halkının kendi köylerinde ve yaşam alanlarında kalabilmesini sağlayan en temel unsurlardan biri verimli tarım arazileri, hayvancılık faaliyetleri ve doğal kaynaklara dayalı kırsal üretim imkânlarıdır. Tarım alanlarını, meraları, su kaynaklarını ve ekolojik yaşamı tehdit eden madencilik ve taş ocağı faaliyetlerinin yaygınlaştırılması; bölge halkının geçim kaynaklarını zayıflatma, kırsal yaşamı sürdürülemez hale getirme ve göçü daha da derinleştirme riski taşımaktadır. Bu durum yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda bölgenin demografik yapısını etkileyen, kırsal alanların insansızlaşmasına yol açabilecek ciddi bir sosyal ve ekonomik mesele olarak değerlendirilmelidir.”

    DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, Kurum’un yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    -Maraş’ın Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) mahalleleri/köyleri civarında yürütülmesi planlanan arama ve/veya taş ocağı faaliyetlerine ilişkin Bakanlığınızın bilgisi dâhilinde verilmiş herhangi bir çevresel izin, uygunluk görüşü veya değerlendirme kararı bulunmakta mıdır? Bulunuyorsa bunların kapsamı nedir?

    -Söz konusu ruhsat sahasının çevresinde yer alan tarım arazileri, zeytinlikler, mera alanları, hayvancılık faaliyetleri, su kaynakları ve yerleşim alanları bakımından herhangi bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?

    -Bölgede planlanan sondaj, karot ve yarma çalışmalarının kapsamı nedir? Bu faaliyetlerin yalnızca sınırlı teknik arama faaliyetleri kapsamında mı değerlendirildiği, yoksa ileri aşama arama ve işletme faaliyetlerine hazırlık niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?

    -Ruhsat sahasında veya ilerleyen süreçte gerçekleştirilmesi planlanan faaliyetler için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin işletilmesi gerekip gerekmediği konusunda Bakanlığınızın görüşü nedir? ÇED süreci işletilmeden kapsamlı sondaj, yarma veya detay arama çalışmalarına izin verilmesi mümkün müdür?

    -6 Şubat depremlerinden etkilenen bu bölgede, jeolojik riskler, yer altı su rejimi ve deprem sonrası çevresel hassasiyetler dikkate alınarak herhangi bir bilimsel inceleme veya risk analizi yapılmış mıdır? Yapılmışsa sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?”

    -Bölge halkının yoğun itirazları, açılan davalar ve yürütmenin durdurulması talepleri dikkate alınarak; söz konusu faaliyetlerin durdurulması veya yeni izin süreçlerinin askıya alınması yönünde Bakanlığınız tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmakta mıdır?

    -Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinde uzun yıllardır devam eden göçün, 6 Şubat depremlerinin ardından daha da arttığı bilinmektedir. Bakanlığınız, bölgede planlanan taş ocağı ve madencilik faaliyetlerinin tarımsal üretim, hayvancılık ve kırsal yaşam üzerindeki etkilerinin göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?

    -Bölge halkının başlıca geçim kaynaklarını oluşturan verimli tarım arazileri, zeytinlikler, meralar ve hayvancılık faaliyetlerinin zarar görmesi halinde ortaya çıkacak ekonomik kayıplara ilişkin Bakanlığınız tarafından herhangi bir analiz yapılmış mıdır? Söz konusu faaliyetlerin yerel halkın geçim kaynaklarını ortadan kaldırarak kırsal alanların insansızlaşmasına yol açma riski konusunda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Saldırı ve asimilasyon politikalarına karşı asla geri adım atmayacağız!’ – VİDEO

    ‘Saldırı ve asimilasyon politikalarına karşı asla geri adım atmayacağız!’ – VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, iktidarın Alevileri asimile etmek için çeşitli plan ve projeleri devreye koyduğunu vurgulayarak saldırılara ve asimilasyon politikalarına karşı Aleviler ve kurumları olarak mücadeleden geri adım atmayacaklarını belirtti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, Alevi inancına ve sembol alanlarına yönelik saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜRÜ VE CEMEVİ BAŞKANLIĞINI KURDULAR”

    Geçmişte Alevileri yok etmek için çok projelerin hayata geçirildiğini belirten Arslan, “Katliamlarla başladılar ama ne yaptılarsa bitiremediler. Şimdi ülkeyi yönetenler politikalarını değiştirdi. ‘Asimilasyon belki bunları bitiririz’ dediler. Alevileri asimile etmek için Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığını kurdular. Bizden de oraya bağlanmamızı talep ettiler. ‘Buraya bağlanın her şeyiniz karşılansın’ dediler. Alevi ve kurumlarının bu tür yerlere bağlanmasının söz konusu olmaz. Çünkü Alevi inancı özgün bir inanç. Kendisine has bağımsız bir inançtır” dedi.

    “ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN ÇEŞİTLİ PLAN, PROJELER UYGULUYORLAR”

    4 Mayıs Dersim Katliamı’nın yıl dönümünde Dersim’de 130 dede ile toplantı yapıldığını hatırlatan Arslan, “Niye Dersim’de yapıyorlar? Çünkü Dersim Aleviler için çok kıymetli, çok değerli bir yerdir. Bizim ocaklarımız Dersim’den her yere dağıldı. Bizim ocaklarımız oradan geliyor. Birçok ocağın Dersim’den çıktığını bildikleri için, Alevileri asimile etmek için çeşitli plan, projeler uyguluyorlar” şeklinde ifade etti.

    “MÜCADELEMİZDEN GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Saldırılara ve asimilasyon politikalarına karşı Aleviler ve kurumları olarak gerekeni yapacaklarını vurgulayan Arslan, şunları dile getirdi:

    “Bize teslim olun diyorlar. Ama biz teslim olmayacak direnecek mücadelemizi yapacağız. Biz mücadelemizden geri dönmeyeceğiz. Bu ülkede Aleviler vardır. Aleviler haktır ve teslim olmazlar, teslim alamazlar diyoruz. Bu yanlış kararlarından da vazgeçsinler. Biz toprak, memleket isteme derdimiz yok. Biz ‘Eşit Yurttaşlık’ istiyoruz. Bu ülkenin kaynaklarından eşit bir şekilde yararlanalım istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Zeki Tunca: Okullardaki şiddetin kaynağı eğitim politikalarının yanlışlığı ve liyakatsizlik! -VİDEO

    Zeki Tunca: Okullardaki şiddetin kaynağı eğitim politikalarının yanlışlığı ve liyakatsizlik! -VİDEO

    PİRHA- Fethiye Alevi Bektaşi Cemevi Derneği Genel Sekreteri Zeki Tunca, Siverek ve Maraş’ta yaşanan okul kaynaklı şiddet olaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Eğitim alanındaki sorunların temelinde yanlış eğitim politikaları, liyakatsizlik, ekonomik sorunlar ve ailelerin çocuklarının eğitimine yeterince ilgi göstermemesinin bulunduğunu söyleyen Tunca, öğretmenlerin de giderek işlevsizleştirildiğini ifade etti.

    Son dönemde okullarda yaşanan şiddet olaylarının ardından eğitim sistemine ilişkin eleştirilerini paylaşan Tunca, eğitimdeki sorunların tek bir nedene bağlanamayacağını belirterek, sosyolojik ve psikolojik etkenlerin yanı sıra liyakatsiz yönetim anlayışının da süreci olumsuz etkilediğini söyledi.

    “ÖĞRETMENİN İTİBARI ZEDELENDİ”

    Eğitim politikalarının öğretmeni geri plana ittiğini savunan Tunca, CİMER üzerinden yapılan şikayetlerin öğretmenler üzerinde baskı oluşturduğunu dile getirdi.

    “Veli, ‘öğretmen çocuğuma bağırdı’ diye CİMER’e şikayet ediyor. Şikayet bakanlığa, oradan il ve ilçe müdürlüklerine gönderiliyor ve sonunda öğretmen hakkında soruşturma açılıyor. Bu koşullarda öğretmenden verimli bir eğitim öğretim beklemek mümkün değil” diyen Tunca, öğretmenlerin otoritesinin ve saygınlığının zayıflatıldığını savundu.

    Öğretmenlerin sürekli suçlanan taraf haline getirildiğini belirten Tunca, “Çocuğunu evde eğitmeyen aileler sorumluluk almıyor. Öğrenci öğretmene hakaret ettiğinde bile suçlu öğretmen ilan ediliyor. Bu ülkede öğretmenin değeri ve fonksiyonu giderek ortadan kaldırıldı” ifadelerini kullandı.

    “OKULLARDAKİ YÖNETİCİLERİN ÇOĞU LİYAKATSİZ”

    Okullardaki yöneticilerin önemli bölümünün liyakat esasına göre göreve gelmediğini öne süren Tunca, eğitim yöneticilerinin çocuk ve gençlik psikolojisini iyi bilmesi gerektiğini söyledi.

    “İdareci olmak için sosyoloji, psikoloji ve felsefeyi bilmek gerekir. Ancak bugün birçok yönetici sadece bir siyasi desteği arkasına alarak görev yapıyor. Müdürlerin görevi sadece evrak imzalamak olmamalı. Bu anlayışla eğitim sistemi sağlıklı işlemez” dedi.

    “ŞİDDET İÇERİKLİ DİZİLER ÇOCUKLARI ETKİLİYOR”

    Televizyonlarda yayınlanan şiddet içerikli yapımların çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirten Tunca, özellikle mafya ve çatışma temalı dizilere dikkat çekti.

    “Televizyonlarda sürekli öldürme, vurma ve şiddet sahneleri gösteriliyor. Çocuklar bunlardan etkileniyor. Bu yayınlara pedagojik açıdan daha dikkatli yaklaşılması gerekiyor” diye konuştu.

    Şiddetin önlenmesinde ailelere ve devlete de önemli sorumluluklar düştüğünü ifade eden Tunca, eğitim sisteminin yalnızca öğretmenlerin çabasıyla düzelemeyeceğini vurguladı.

    “Vatandaşların ve ailelerin daha duyarlı olması gerekiyor. Devlet de gerekli önlemleri almak zorunda. Eğitimin bütün yükünü öğretmenin sırtına yükleyerek bu sorunların üstesinden gelinemez” dedi.

    “SORUNUN KAYNAĞI YANLIŞ EĞİTİM POLİTİKALARI”

    Uzun yıllar öğretmenlik yaptığını belirten Tunca, kendi dönemlerinde eğitim anlayışının farklı olduğunu söyledi.

    “Hayatım boyunca öğrenci dövmeyi düşünmedim. Hata yaptığında onu eğitirdik, utanır ve aynı yanlışı tekrar etmezdi. Çocuklarla birlikte üretir, aile yaşamını, iyi insan olmayı ve toplumsal değerleri anlatırdık. Onlara örnek olmaya çalışırdık” diyen Tunca, günümüzde çocukların savaş oyunları ve şiddet içerikli yapımlarla büyüdüğünü ifade etti.

    Öğrencilerini korumak isterken yaşamını yitiren öğretmenlere de değinen Tunca, “Öğrencilerinin zarar görmemesi için kendini kurşunun önüne atan öğretmenler var. Bu ülkede böyle değerler kolay yetişmiyor” dedi.

    Geçmişte öğretmenlerin eğitim faaliyetlerinde daha özgür hareket edebildiğini söyleyen Tunca, bugün birçok etkinlik için uzun izin süreçlerinin gerektiğini belirtti.

    Öte yandan eğitimde yaşanan şiddet olaylarının “kindar ve dindar nesil” söylemiyle açıklanamayacağını ifade eden Tunca, “Muhafazakar bir ailenin çocuğunu dindar yetiştirmesi onun kindar olacağı anlamına gelmez. İnançlı olmakla şiddet arasında doğrudan bir bağ kurulamaz. Eğitim alanında yaşanan sorunların temelinde yanlış eğitim politikaları, liyakatsizlik, ekonomik sorunlar ve ailelerin çocuklarının eğitimine yeterince ilgi göstermemesi yatıyor” diye konuştu

    Cebrail ARSLAN/FETHİYE

  • Nurettin Erdoğan: Düzgün Baba ve Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırılar bilinçli bir provokasyondur-VİDEO

    Nurettin Erdoğan: Düzgün Baba ve Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırılar bilinçli bir provokasyondur-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Düzgün Baba Ziyaretgâhı ile Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırıları kınayarak, “Eş güdümlü şekilde gerçekleştirilen bu saldırılar insanların birbirine düşürülmesini amaçlayan bilinçli girişimlerdir” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Dersim’in Nazımiye ilçesindeki Düzgün Baba Ziyaretgâhı ile Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan Elif Ana Türbesi yerleşkesine yönelik saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Dersim’de Alevi inancı açısından önemli ziyaret merkezlerinden biri olan Düzgün Baba Mekânı’nda “Ayak İzleri” olarak bilinen kutsal nişanelerin kazınarak tahrip edildiğini hatırlatan Erdoğan, olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında 3 kişinin tutuklandığını, tutuklananlar arasında köy muhtarı Zeki Açıkgöz’ün de bulunduğunu belirtti.

    Düzgün Baba’ya yönelik saldırının ardından, Maraş’ın Pazarcık ilçesindeki Elif Ana Türbesi yerleşkesinde bulunan Mehmet Baba heykelinin de tahrip edildiğini anımsatan Erdoğan, olayla ilgili bir kişinin gözaltına alındığını ifade etti.

    “İNANÇ ALANLARINA YÖNELİK MÜDAHALELER KABUL EDİLEMEZ”

    Geçmişten bugüne iktidarların insanların yaşam alanlarına, inanç merkezlerine ve kutsal değerlerine müdahalelerde bulunduğunu söyleyen Erdoğan, bugün de insanların kendi inançlarını ve ibadetlerini özgürce yaşayamadığı bir dönemden geçildiğini belirtti.

    Alevilerin tarih boyunca tüm inançlara ve halklara eşit mesafede yaklaştığını vurgulayan Erdoğan, “Herkesin inancını, kültürünü ve değerlerini özgürce yaşama hakkı vardır. Bunun yolu da karşılıklı saygıdan geçer. Her inanç topluluğu için kendi kutsalları değerlidir ve dokunulmazdır” dedi.

    Düzgün Baba’ya yönelik saldırının Alevi toplumunun inanç değerlerine yapılmış bir saldırı olduğunu ifade eden Erdoğan, “Bu tür girişimler insanların inançlarına saygısızlıktır. Hiç kimse doğarken kimliğini ya da inancını seçmiyor. İnsanlar doğdukları coğrafyanın kültürü ve inancı içerisinde yaşamlarını sürdürüyor. Bu nedenle tüm inançlara saygı gösterilmelidir” diye konuştu.

    “İKTİDARLAR TARİH BOYUNCA İNANÇLARI HEDEF ALDI”

    Anadolu’nun farklı kültür ve inançların yüzyıllardır bir arada yaşadığı bir coğrafya olduğunu belirten Erdoğan, tarih boyunca iktidarların egemenliklerini sürdürmek adına inançlar ve kültürler üzerinde baskı kurduğunu söyledi.

    Alevilerin yaşam felsefesi gereği savaşlara ve katliamlara karşı durduğunu kaydeden Erdoğan, “İnsan, doğa ve tüm canlılar bizim için değerlidir. Bu nedenle kutsal mekanlara ve inanç değerlerine yönelik saldırılar bizleri derinden yaralıyor” ifadelerini kullandı.

    “BU SALDIRILARI ŞİDDETLE KINIYORUZ”

    Düzgün Baba Ziyaretgâhı ve Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırıları şiddetle kınadıklarını dile getiren Erdoğan, insanların kutsal değerlerine zarar vermenin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini söyledi.

    “Bir toplumun inanç değerlerine zarar vermekten ne elde edilebilir?” diye soran Erdoğan, bu tür girişimlerin toplumda gerilim yaratmaktan başka bir amaca hizmet etmediğini belirtti.

    Yapılanların tarihe kara bir leke olarak geçeceğini ifade eden Erdoğan, “Bugün yaşananların hesabı elbette bir gün sorulacaktır. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar” dedi.

    “AMAÇ İNSANLARI BİRBİRİNE DÜŞÜRMEK”

    Düzgün Baba Ziyaretgâhı’na yönelik saldırının hemen ardından Elif Ana Türbesi’nde benzer bir olayın yaşanmasının tesadüf olmadığını savunan Erdoğan, bu saldırıların eş güdümlü ve bilinçli bir provokasyon olduğunu söyledi.

    Erdoğan, “Anadolu’nun gerçek değerlerine yönelik bu saldırılarla insanlar etnik ve inançsal farklılıklar üzerinden karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor. Amaç ayrıştırmak, ötekileştirmek ve buradan bir gerilim üretmektir” dedi.

    “TOPLUMU SAĞDUYUYA DAVET EDİYORUZ”

    Ülkede sürekli yeni gündemler yaratılarak insanların algılarıyla oynandığını öne süren Erdoğan, geçmişte olduğu gibi bugün de iktidarların bu yöntemlerle siyasi çıkar sağlamaya çalıştığını ifade etti.

    Alevi toplumuna ve tüm yurttaşlara sağduyu çağrısında bulunan Erdoğan, şunları söyledi:

    “Bu tür provokasyonlara fırsat vermemeliyiz. İnsanların birbirine düşmesini isteyenlerin ekmeğine yağ sürmemek gerekiyor. Bizler inanç değerlerimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşanan saldırılar nedeniyle tüm toplumumuza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Alxas toplumunun değerlerinden biri olan Alo Doğan için taziye kuruldu-VİDEO

    Alxas toplumunun değerlerinden biri olan Alo Doğan için taziye kuruldu-VİDEO

    PİRHA-14 Mayıs’ta Mersin’de Hakk’a yürüyen Alo Doğan için İngiltere’de taziye kuruldu.

    Alxas toplumu bir değerini daha kaybetti. Alxaslı Şair Ali Haki Edna’nın (Ali Doğan) yeğeni ve öğrencisi Alo Doğan 14 Mayıs’ta Mersin’de Hakk’a yürüdü. Hakk’a yürüyen Alo Doğan, 16 Mayıs’ta Elbistan’ın Sevdili Köyü’ne bağlı Ham mezrasında toprağa sıralandı.

    Alo Doğan için İngiltere’de faliyet yürüten Alxas Kom tarafından taziye kuruldu. İngiltere’de yaşayan ailesi taziyeleri kabul etti.

    Taziyede Yadigar Aslan Ana cırağa uyandırdı ve gülbengleri okudu, ardında lokmalar pay edildi.

    PİRHA/İNGİLTERE

  • DAD: Kutsallarımızdan elinizi çekin!

    DAD: Kutsallarımızdan elinizi çekin!

    PİRHA- Elif Ana Türbesine yönelik bir saldırıya ilişkin açıklama yapan DAD, “Bu saldırı, karşı karşıya olduğumuz durumun münferit birer “adli vaka” değil, inancımıza ve kimliğimize yönelik sistematik bir saldırı dalgası olduğunu açıkça göstermektedir. Bu karanlık elleri ve onları cesaretlendiren iklimi tanıyoruz. Kutsallarımızdan elinizi çekin” dedi.

    Elif Ana’nın oğlu Mehmet Ocak’ın heykeli (Mehmet Baba) psikolojik rahatsız olduğu söylenen bir şahıs tarafından ateşe verildi. Saldırganın gözaltına alınarak tutuklandığı öğrenildi.

    “SİSTEMATİK BİR SALDIRI DALGASI”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), saldırıya dair açıklama yaptı. Rêya Heq Alevi toplumu, Dersim’de Düzgün Baba Ziyaretgâhı’na yapılan çirkin saldırının derin üzüntüsünü ve öfkesini henüz yaşarken, bu kez Maraş Pazarcık’ta bulunan Elif Ana Türbesine yönelik bir saldırı gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, “Bu saldırı, karşı karşıya olduğumuz durumun münferit birer “adli vaka” değil, inancımıza ve kimliğimize yönelik sistematik bir saldırı dalgası olduğunu açıkça göstermektedir” denildi.

    Failin saldırı esnasında, Türkiye’nin karanlık dönemlerinden hafızalara kazınan ve paramiliter yapılarla özdeşleşen isimler üzerinden sloganlar attığı iddiasına dikkat çekilen açıklamada, “Bu durum saldırının arkasındaki zihniyetin ve verilmek istenen mesajın boyutlarını gözler önüne sermektedir” diye belirtildi.

    “KUTSALLARIMIZDAN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Elif Ana’nın Alevi öğretisinin “Hakikat Ana Yoludur” düsturunu kemaletiyle en güçlü şekilde temsil eden bilgelerden biri olduğunun vurgulandığı açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Ziyaretlerimize, kutsallarımıza ve türbelerimize yapılan bu saldırıları sadece bir yapının tahribi olarak değil; toplumsal hafızamıza ve inancımıza yönelik bir saldırı olarak görüyoruz. Kutsallarımıza yönelik saldırıların failleri “akli dengesi yerinde değil” gibi gerekçelerle sıradanlaştırılmamalı, faili ve arkasında ki güçler kim olursa olsun cezasızlık politikalarıyla geçiştirilmemelidir. Düzgün Baba ve ardından Elif Ana ziyaretine yapılan saldırılar kuşkusuz ki toplumsal barışın temel taşlarını yerinden oynatma girişimleridir. Bu karanlık elleri ve onları cesaretlendiren iklimi tanıyoruz. Kutsallarımızdan elinizi çekin. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >MARDEF’ten Elif Ana Türbesi’ndeki saldırıya tepki: Toplumsal barış hedef alınıyor

     

  • Antep’te Alevi kurumlarından ortak tepki: Asimilasyon zirvesini tanımıyor, Denizleri unutmuyoruz! – VİDEO

    Antep’te Alevi kurumlarından ortak tepki: Asimilasyon zirvesini tanımıyor, Denizleri unutmuyoruz! – VİDEO

    PİRHA- Düztepe Cemevi’nde bir araya gelen Alevi kurumları ve yöre dernekleri, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne tepki gösterdi. Yapılan ortak basın açıklamasında ayrıca 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan anılırken, Hıdırellez bayramı vesilesiyle barış ve kardeşlik mesajları verildi.

    Alevilerin yoğun katılım gösterdiği açıklamaya; Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Tilkiler Köyü Eğitim Kültür Sağlık ve Dayanışma Derneği ile Adıyaman Balyanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği temsilcileri katıldı.

    “DERSİM’DEKİ TOPLANTI AÇIK BİR ASİMİLASYON GİRİŞİMİDİR”

    Açıklamada ilk sözü alan ABF Genel Başkan Yardımcısı Bülent İlik, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”nin zamanlamasına ve içeriğine dikkat çekti. İlik, şunları kaydetti:

    “4 Mayıs Dersim Katliamı’nın yıldönümünde, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından, Dersim’de düzenlenen ‘Dedeler Zirvesi’ toplantısı açık bir asimilasyon toplantısıdır. 4 Mayıs tarihi, Dersim halkı ve Aleviler için kara bir gündür. Bu tarihin seçilmesi bir rastlantı değildir. Dersim coğrafyası özel olarak hedef alınmıştır. Alevilerin tarihsel, inançsal ve kültürel olarak yoğun yaşadığı bu coğrafyada yapılmak istenen söz konusu toplantı; Aleviliği devlet eliyle tanımlama, yönlendirme ve dönüştürme çabasının bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Alevi inancının özüne aykırıdır ve açık bir asimilasyon girişimidir.”

    İlik, Aleviliğin bürokratik müdahalelerle şekillendirilemeyeceğini vurgulayarak, “Alevilik; Ocaklarıyla, Mürşitleriyle, Pirleriyle, Talipleriyle ve kendi rızalık düzeniyle var olan bir inanç yoludur. Alevi toplumunun iradesi yok sayılarak planlanan bu tür toplantılar meşru değildir ve kesinlikle kabul edilemez” dedi.

    “DENİZLERİN MÜCADELE MİRASI YOL GÖSTERİYOR”

    Dersim Katliamı anmasının ardından, 6 Mayıs 1972’de idam edilen Türkiye Devrimci Hareketinin önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan da unutulmadı. Tilkiler Köyü Derneği Başkanı Eren Ovayolu, “Üç Fidan”ın bağımsızlık mücadelesinin önemine değindi:

    “Denizler; baskıya, sömürüye ve emperyalizme karşı halkın geleceğini savundukları için idam edildi. Türkiye’nin yakın tarihi göstermiştir ki baskıyla, idamlarla ve yasaklarla halkın özgürlük mücadelesi durdurulamamıştır. Denizlerin uğruna mücadele ettiği eşit, demokratik ve bağımsız bir ülke özlemi bugün de güncelliğini korumaktadır. Bugün de gençlerin geleceksizlikle karşı karşıya bırakıldığı, emeğin değersizleştirildiği bir dönemde; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın bıraktığı mücadele mirası yol göstermeye devam etmektedir.”

    HIDIRELLEZ MESAJI: HIZIRI BEKLEME HIZIR OL

    Açıklamanın sonunda AKD Genel Merkez Başkan Yardımcısı İbrahim Halil Özdemir, Hıdırellez bayramına dair bir açıklama yaparak doğa ve insan sevgisine vurgu yaptı. Özdemir, Hıdırellez’in Alevi inancındaki yerini şu sözlerle özetledi:

    “Alevi yol ve erkânında Hızır; darda olanın yoldaşı, umudun taşıyıcısı ve hakikatin rehberidir. Hızır’ı idrak etmiş her can içindeki iyiliği harekete geçirerek yaşamda ‘Hızır’ı bekleme, Hızır ol’ anlayışıyla vücut bulan düsturu ilke edinir. Çünkü biliriz ki; dara düşene el uzatan, lokmasını paylaşan, adaletin ve hakkın yanında duran her can, Hızır’ın kendisidir. Hıdırellezin özü paylaşmaktır. Lokmanın bölüşüldüğü, dileklerin ortak edildiği bu anlamlı gün; birlik olmanın, rızalıkla yaşamanın ve kardeşliği büyütmenin ifadesidir.”

    Basın açıklaması, asimilasyon politikalarına karşı ortak mücadele çağrısıyla sona erdi.

    Cevahir FINDIK/ANTEP

  • Zeynel Can: Eğitim politikası sağlıklı nesiller yetiştirmekten uzak-VİDEO

    Zeynel Can: Eğitim politikası sağlıklı nesiller yetiştirmekten uzak-VİDEO

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Siverek ve Maraş’taki okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sürdürülebilir bir eğitim politikasının oluşturulamadığını savunan Can, mevcut sistemin sağlıklı nesiller yetiştirme amacından saptığını belirtti.

    “EĞİTİM SORUNU CUMHURİYETTEN BUGÜNE ÇÖZÜLEMEDİ”

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren eğitim meselesinin temel bir sorun olarak tartışıldığını ifade eden Zeynel Can, Köy Enstitüleri ile başlayan sürecin devamında eğitim enstitülerinin kapatılması ve imam hatiplerin açılması eksenindeki tartışmaların, eğitimin niteliğini zedelediğini vurguladı. Can, “Bu tartışmalar nedeniyle, ülkenin geleceğine yönelik sağlıklı nesiller yetiştirecek tutarlı bir eğitim politikası bir türlü oluşturulamamıştır,” dedi.

    “EĞİTİMİN DİNSELLEŞMESİ VE SADAKA KÜLTÜRÜ”

    Son dönemde eğitimde kolaycılığa kaçıldığını belirten Can, iktidarın eğitim politikalarını şu sözlerle eleştirdi: “Eğitimi dinselleştirerek ve yoksulluğu besleyerek toplumu sadaka kültürüyle idare etmek istiyorlar. Bir sosyal hukuk devleti, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamadığında toplumu oyalayacak araçlara başvurur. Televizyonlardaki mafya dizileri ve dedikodu programları bu siyasetin bir parçasıdır. Yoğun dinsel eğitim ve derin yoksulluk, insanları yardıma muhtaç hale getirmeyi hedeflemektedir.”

    “YOKSULLUK EN ÇOK ÇOCUKLARI VURUYOR”

    Ekonomik sıkıntıların bedelini en ağır çocukların ödediğini ifade eden Can, yetersiz beslenmenin zihinsel sağlığı, zihinsel sağlığın bozulmasının ise eğitimi ve geleceği doğrudan olumsuz etkilediğini söyledi. Gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri bir meslek edinememeleri durumunda yasa dışı yollara sürüklendiğine dikkat çeken Can, “Çocukların çeteleşme süreci, sokaklarda akranlarına şiddet uygulayarak başlıyor,” uyarısında bulundu.

    “YENİ ROL MODELLER: MAFYA VE ÇETE LİDERLERİ”

    Geçmişte çocukların öğretmen, doktor veya avukat olmayı hayal ettiğini ancak günümüzde bu modellerin yerini mafya figürlerinin aldığını belirten Can, şunları ekledi: “Televizyon dizileri aracılığıyla mafya babaları toplumun gözünde meşrulaştırılıyor. Jean-Jacques Rousseau’nun ‘Bana bir çocuk verin, ondan ister alim ister zalim yapayım’ sözünde olduğu gibi, çocuğun nasıl işlendiği hayati önemdedir. Siverek ve Maraş’ta yaşanan trajik olaylar bunun sonucudur. Maraş’taki örnekte aile profili yüksek olmasına rağmen ilgisiz bırakılan veya yanlış yönlendirilen çocukların nasıl suça sürüklendiğini görüyoruz.”

    “ÇÖZÜM SOSYAL HUKUK DEVLETİNDE”

    Eğitim ve toplumdaki bu olumsuz gidişatı durdurmanın tek yolunun sosyal devlet ilkelerine dönmek olduğunu vurgulayan Zeynel Can konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

    “Ailenin imkanlarının yetmediği noktada devlet; çocuğun beslenmesini, eğitimini ve meslek edinimini üstlenmelidir. Çocuklara çağdaş, etik ve evrensel insani değerler verilmelidir. Bugün ‘saldım bayıra Mevla’m kayıra’ mantığıyla hareket ediliyor. Okullarda siyasi şovlar yapılması veya çocukların mezarlıklara götürülmesi doğru değildir. İnsanların maneviyata ihtiyacı vardır ancak bu öncelikle ailede sevgiyle verilir. Yoğunlaştırılmış dini veya milliyetçi eğitim yerine, evrensel değerlere odaklanılmalıdır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Dr. Azad Günderci: Şiddet bir bulaşıcı duygu gibi yayılıyor; gençler bu yükü taşıyamıyor-VİDEO

    Dr. Azad Günderci: Şiddet bir bulaşıcı duygu gibi yayılıyor; gençler bu yükü taşıyamıyor-VİDEO

    PİRHA- Siverek ve Maraş’ta okullarda yaşanan sarsıcı şiddet olayları, Türkiye’de “taklit şiddeti” ve “ergen radikalleşmesi” tartışmalarını alevlendirdi. Psikiyatr Uzman Doktor Azad Günderci, yaşananların münferit birer istisna değil, toplumsal öfkenin sinyali olduğu uyarısında bulundu: “Şiddet bir bulaşıcı duygu gibi yayılıyor; en zayıf halka olan gençler bu yükü taşıyamıyor.”

    Türkiye, son aylarda daha önce ancak yurt dışı örneklerinde görmeye alışık olduğu “okul katliamı” girişimleriyle sarsılıyor. Önce Siverek’te, hemen ardından Maraş’ta meydana gelen ve failleri çocuk yaşta olan bu saldırılar, toplumsal ruh sağlığına dair ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdi. Psikiyatr Uzman Doktor Azad Günderci, bu karanlık tabloyu besleyen faktörleri ve çözüm yollarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “WERTHER ETKİSİ: ŞİDDET NASIL BULAŞIR?”

    Siverek ve Maraş olaylarının ardı ardına gelmesini toplumsal bir “bulaşma” olarak nitelendiren Uzman Doktor Azad Günderci, literatürdeki Werther Etkisi’ne dikkat çekti. Günderci, şiddetin taklit edilme sürecini şöyle açıkladı:

    “Literatürde ‘Genç Werther’in Acıları’ kitabı sonrası artan intiharlarla tanımlanan bu etki, bugün şiddet vakalarında karşımıza çıkıyor. Bir olay yaşandığında bu olay anlatıldıkça ve detaylandırıldıkça, zihninde benzer senaryolar kuran bireyler için ‘hazır bir yol haritasına’ dönüşüyor. Bu olaylar okulda meydana geldiği için, eğitim kurumları artık güvenli alan olmaktan çıkıp kaygı üreten merkezler haline geliyor. Bu da çocuklarda okul fobisi, anksiyete ve motivasyon kaybı gibi travmatik sonuçlar doğuruyor.”

    DİJİTAL YALNIZLIK VE “KUTSANAN ŞİDDET” GRUPLARI

    Maraş’taki 14 yaşındaki failin babasının silahlarını kullanması ve iyi derecede yabancı dil bilmesi gibi detaylar, “modern ergenlik” ve dijital radikalleşme tehlikesini de gündeme getirdi. Günderci, dijital dünyanın ergenler üzerindeki etkisini şu sözlerle değerlendirdi:

    “Ergenlikte duyguları kontrol eden ön beyin henüz gelişimini tamamlamamışken, dürtüsel sistem çok güçlüdür. Pandemi sonrası artan dijital bağımlılık, gençleri sadece sosyal medyaya değil, şiddet içerikli video oyunlarına ve karanlık gruplara yöneltti. Özellikle İngilizce bilen gençler, yurt dışı kaynaklı ‘şiddeti kutsayan’ veya temel alan çetelerle temas kurabiliyor. Yalnızlık ve dışlanmışlık hissi yaşayan bir ergen için bu gruplar sahte bir aidiyet alanı sunuyor.”

    MEDYAYA ÇAĞRI: FAİLİ DEĞİL, MAĞDURU KONUŞUN

    Haberlerin sunum dilinin potansiyel failler için bir “davet” niteliği taşıyabileceğini belirten Günderci, medyaya yönelik bir eleştiri ve öneri seti sundu:

    “Failin ismini, kullandığı silahları, hobilerini ve motivasyonunu detaylandırmak onu bir kahramana dönüştürebilir. Kendi varoluş çığlığını duyurmak isteyen bir genç için bu durum, ‘Ben de yaparsam benim de ismim bu kadar konuşulur’ düşüncesini tetikliyor. Medya, faili ön plana çıkarıp dramatize etmek yerine, hikayeyi mağdurlar üzerinden anlatmalı. Aksi halde bu yayınlar, şiddet planlayanlar için hazır birer senaryo hizmeti görüyor.”

    “TÜRKİYE’DE FAY HATTI GENÇLERDEN GEÇİYOR”

    Toplumdaki genel şiddet sarmalının ve tahammülsüzlüğün bir yansıması olarak bu olayların “beklenebilir” olduğunu ifade eden Günderci, Türkiye’nin ruh sağlığı tablosunun alarm verdiğini vurguladı:

    “Şiddet sadece okullarda değil; trafikte, stadyumlarda ve evlerin içinde zaten vardı. Toplumu bir fay hattı olarak düşünürsek, bu hattın en zayıf ve kırılgan noktası maalesef gençlerdir. Ekonomik kriz, işsizlik, politik dilin sertliği ve silaha erişimin kolaylığı bu fay hattını zorluyor. Dünya ruh sağlığı raporlarında Türkiye’nin üst sıralarda olması bir tesadüf değil.”

    ÇÖZÜM ÖNERİLERİ: SEVGİ TEMELLİ OTORİTE VE KORUYUCU RUH SAĞLIĞI

    Doktor Azad Günderci, sadece olaylar olduktan sonra konuşmanın yetersiz olduğunu belirterek, devletin ve ailelerin atması gereken adımları şöyle sıraladı:

    Önleyici Politikalar: Okullarda riskli bireyler sadece akademik değil, ruhsal olarak da takip edilmeli ve destek sistemleri kurulmalı.

    Silahlanma Denetimi: Toplumdaki kontrolsüz silahlanmaya karşı acil ve katı uygulamalar hayata geçirilmeli.

    Aile İçi Bağlar: Dijital bağımlılığın panzehiri derin duygusal bağlardır. Aileler, disiplini “sevgi temelli” bir otoriteyle kurmalı; ne tamamen sınırsız ne de aşırı otoriter olmalı.

    Hizmete Erişim: Ruh sağlığı hizmetlerine ulaşım kolaylaştırılmalı ve psikiyatrik yardıma yönelik toplumsal damgalanma (stigmatizasyon) ile mücadele edilmeli.

    Günderci, son olarak bir sağlık çalışanı olarak sorumluluklarının farkında olduklarını ve bu toplumsal nabzın uzmanlar tarafından daha fazla dikkate alınması gerektiğini belirterek, “Bu bir süreç ve bu süreci ancak bilimsel ve önleyici yaklaşımlarla durdurabiliriz” dedi.

    HABER MERKEZİ

  • KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz: Bu ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerekiyor!-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz: Bu ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerekiyor!-VİDEO

    PİRHA – Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleri üzerine konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerektiğini belirtti. Eğitim Sen’in yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladığını vurgulayan Karagöz, “Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin” dedi.

    Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen saldırıların yankısı sürüyor. Eğitim emekçileri, iş bırakarak, Yusuf Tekin’i istifaya çağırırken, Milli Eğitim Bakanlığı da, okullarda tedbir alınacağını açıkladı. Okul yönetimleri WhatsApp gruplarından alınan tedbirleri öğretmenlerle paylaşırken, velilerin tedirginliği ise sürüyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfedarasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, okul saldırılarına dair ajansımıza konuştu.

    “SERMAYEYE, YANDAŞA VAR, OKULLARA DESTEK YOK”

    Şiddetin dünyada ve Türkiye’de arttığını belirten Karagöz, “Özelde ülkemizde sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikler, gençlerin içerisine itildiği güvencesizlik, belirsizlik ve yaşanan derin yoksulluk bu şiddetin dalga dalga yayılmasına da neden olmaktadır” diye konuştu.

    Yaşanan şiddet vakalarının ilk olmadığını, son da olmayacağını vurgulayan Karagöz, “Başta sermayeye sonra yandaşlara, saraya, cemaate, savaşa kaynak bulanlar söz konusu okullar olduğunda kaynak yok diyor. Güvenli eğitim ortamları dediğimizde ise sadece güvenlikçi politikalar önümüze sürülüyor” dedi.

    “ÇOCUKLARLA SÜREKLİ KONUŞUN, UMUT VERİN”

    Ahmet Karagöz, güvenli eğitim ortamı istemedeki amaçlarının ne olduğunu şu şekilde açıkladı:

    “Özellikle KESK’e üye iş kolumuz Eğitim Sen yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladı. Hazırladığı bu rehberde çocukların haberlerde ya da sosyal medyada gördükleri şeyler hakkında kaygılı olması doğaldır. Onlarla konuşmak, kendilerini güvenli hissetmelerine yardımcı olmak gerekiyor.

    Çocukların ne bildiği ve nasıl hissettiğini öğrenin. Çocukların ne duyduğunu, ne düşündüğünü anlamaya çalışarak başlayın. Açık uçlu sorular sorun ve onları konuşmaya teşvik edin. Örneğin ‘Bu konularda ne duydun ya da kendini nasıl hissediyorsun?’ gibi sorularla çocukların duygu ve düşünceleri öğrenilebilir. Sakin ve yaşa uygun bir dil kullanmak gerekir. Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin. Medyaya mümkün olduğunca az maruz bırakın. Konuşmayı süreklileştirin. Konuşan öğrenci ne talep ettiğini ve yaşadıklarını daha güvenli ortamlarda bizlerle kuşkusuz paylaşacaktır.”

    “OKUL, ŞİDDETİ ÖNLEME MERKEZİ HALİNE DÖNÜŞMELİ”

    Şiddetin altında yatan gerçek nedenlerin açığa çıkartılması gerektiğinin altını çizen Karagöz, “Geçmişte bugüne faili meçhul cinayetler aydınlatılmadığı takdirde benzer olaylarla sürekli karşılaşacağız. Dolayısıyla başta Maraş, Siverek ve İstanbul’daki şiddet vakalarının araştırılması ve bunun altında yatan gerçek nedenlerin toplum ve kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Sayın Vali Maraş katliamının gerçekleştiği okulu açmayacağını ifade etmiş. Destekliyoruz, doğru buluyoruz. Bu okul utanç müzesi veya şiddeti önleme merkezi haline getirilmeli ve şiddetle bu ülkenin yüzleşmesi gerekiyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Maraş’taki okul saldırısı sonrası İl Milli Eğitim Müdürü görevden ayrıldı

    Maraş’taki okul saldırısı sonrası İl Milli Eğitim Müdürü görevden ayrıldı

    PİRHA- Maraş İl Milli Eğitim Müdürü Erhan Baydur, Ayser Çalık Ortaokulu’ndaki silahlı saldırının ardından görevinden ayrıldı. Baydur’un Milli Eğitim Bakanlığı ile “karşılıklı alınan karar” sonucunda görevinden ayrıldığı öğrenildi.

    Maraş’taki okul saldırısı sonrası İl Milli Eğitim Müdürü istifa etti.

    Maraş’ta 10 kişinin hayatını kaybettiği okul saldırısının ardından İl Milli Eğitim Müdürü Erhan Baydur istifa etti. Görev değişikliğinin, Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan değerlendirmeler sonucu karşılıklı alındığı öğrenildi.

    Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulunda 8. sınıf öğrencisi 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’nin çantasında taşıdığı silahlarla iki sınıfa ateş açması sonucu 9 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybetti, 20 kişi yaralandı.

    Saldırgan öğrenci, olay sırasında bir veli tarafından bıçaklanarak etkisiz hale getirildi ve yaşamını yitirdi. Olayın ardından başlatılan soruşturma kapsamında saldırganın babası, eski Diyarbakır Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü Uğur Mersinli tutuklandı. Anne Peyman Pınar Mersinli ise gözaltına alındı.

    Silahlı saldırının ardından kentteki okullarda eğitim-öğretime 2 gün ara verildi.

    Eğitimin pazartesi günü başlayacağı kentte Ayser Çalık Ortaokulu, çocukların içinde bulundukları psikolojik durum ve velilerin talepleri doğrultusunda Kahramanmaraş Valiliği tarafından geçici süreyle kapatıldı. Alınan karar doğrultusunda öğrencilerin ve öğretmenlerin Şehit Tebernuş Özler Ortaokulu’nda eğitim-öğretime devam etmesine karar verildi.

    HABER MERKEZİ

  • İskenderun Eğitim-Sen’den okul saldırılarına tepki: Bir çocuktan katil yaratan bir sistem var! – VİDEO

    İskenderun Eğitim-Sen’den okul saldırılarına tepki: Bir çocuktan katil yaratan bir sistem var! – VİDEO

    PİRHA – Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleri üzerine konuşan Eğitim-Sen İskenderun Şube Başkanı Mustafa Ünsal ve Şube Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin, okulların şiddetin hedefi haline gelmesinin politik bir tercih olduğunu vurguladı. “Sorumlular hesap vermeli” diyen eğitimciler, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İskenderun Şubesi, son dönemde Siverek ve Maraş’ta eğitim kurumlarına ve öğrencilere yönelik artan saldırıları değerlendirdi. PİRHA’ya konuşan Şube Başkanı Mustafa Ünsal ve Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin, şiddetin sadece güvenlik zaafiyeti değil, toplumsal bir çürümenin sonucu olduğuna dikkat çekti.

    “ASIL OLAN BİLİMSEL VE KAMUSAL EĞİTİMİ GÜÇLENDİRMEKTİR”

    Eğitimin içeriğinin şiddeti beslediğini ve okulların savunmasız bırakıldığını belirten Mustafa Ünsal, saldırganların çocuk olduğuna vurgu yaparak sistem eleştirisinde bulundu. Ünsal, şunları kaydetti:

    “Biz Eğitim-Sen olarak yıllardır okullarda bir güvenlik sorunu olduğunu ve bu güvenlik sorununun siyasî iktidar tarafından, bakanlık tarafından giderilmesi gerektiğini, öncelikli olarak her okula bir güvenlik görevlisi verilmesi gerektiğini, kadrolu bir güvenlik görevlisi istihdamının olması gerektiğini söyledik. Tabii sadece güvenlik tedbirleriyle yürünecek bir yol değil. Güvenlik tedbirleri bir yere kadar. Şu anki süreci belki engelleme noktasında bir çalışma yürütülebilir ama asıl olan eğitimin içeriğinde yapılabilecek değişikliklerle, yani bilimsel ve kamusal eğitimi güçlendirerek yapılabileceğini düşünüyoruz. Nihayetinde katil de olsalar bugün o katliamları yapanların hepsi birer çocuk. Yani anayasamızdaki karşılığıyla söyleyecek olursak ‘18 yaşına kadar herkes bir çocuktur’ diyor anayasa. Katliamları yapanlara bakıyorsunuz, 18 yaşından küçük çocuklar ve kendi aralarında mı örgütlendiler yoksa kendileri bireysel olarak mı yaptılar?! Tabii bunlar Yapılacak incelemeler sonucunda ortaya çıkacak ama bizim gördüğümüz nokta şu; bir çocuktan bir katil yaratan bir sistem var ortada.”

    “MAFYA DİZİLERİ SONLANDIRILMALI”

    Siyasetteki kutuplaştırıcı dilin ve medya içeriklerinin çocukları şiddete ittiğini belirten Ünsal, taleplerini şöyle sıraladı:

    “Yıllardır üstüne basa basa söylememize rağmen özellikle televizyon kanallarında oynayan mafya dizilerinin; onlarca, yüzlerce kişinin kesildiği, öldürüldüğü ve bunların çocuklara izletildiği bir ortamda bu tedbirleri almanın çok fazla gerçekçi olduğunu düşünmüyoruz. Öncelikli olarak bütün televizyon kanallarında mafya dizilerinin bir an evvel sonlandırılmasını ve bu dizilerin yayından kaldırılmasını talep ediyoruz. Daha sonra eğitimin içeriğine sevgi ve barışın dilinin yerleşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Siyasî iktidarın ve siyasetçilerin, özellikle siyasetçilerin çatışma kültüründen, ayrıştırıcı dilden, ötekileştirici tavırlardan uzak durması gerektiğini, okullarda çocukların ırk, din, dil, mezhep bakımından ayrıştırılmaması gerektiğini, herkesin sevgi diliyle birbirine bağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Ve bu konuda da sendika olarak yıllardır söylemlerimiz ve bakanlıktan taleplerimiz var.”

    “YOKSULLUK VE KUTUPLAŞMA ŞİDDETİ BESLİYOR”

    Şube Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin ise şiddetin toplumsal boyutuna ve iktidarın sorumluluğuna işaret etti. Okullardaki şiddetin “münferit” birer olay gibi gösterilmesine tepki gösteren Keskin, şu ifadeleri kullandı:

    “Şiddet birdenbire, kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bunun elbette ki sebepleri var. Bizim ülkemizde de yoksulluktan bahsetmeden, güvencesizlikten bahsetmeden, siyasî iktidarın sürekli olarak kullanmış olduğu kutuplaştırıcı dilden bahsetmeden şiddetin gerekçelerini ortaya koymak çok da mümkün değil açıkçası. Biz şiddeti sadece kendini kaybetmiş bir insanın münferit bir olaymış gibi gerçekleştirdiği bir eylem olarak ele alınmasına karşı çıkıyoruz. Yani şiddet olayı tüm toplumsal boyutlarıyla ele alınması gereken bir olaydır. Sadece bu olayda değil, bundan önceki olaylarda da defalarca kez alanlara çıktık, defalarca kez bakanlığa seslendik ve okullarda gereken tedbirlerin alınması gerektiğini söyledik. Maalesef ki sözlerimiz yankılanıp bize geri döndü. Herhangi bir tedbir alındığını görmedik. Baş sorumlu kimdir derseniz, elbette ki Milli Eğitim Bakanlığı ve Bakan Yusuf Tekin’dir. Biz sorumluları bir an önce bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye ve istifaya davet ediyoruz.”

    “ÖĞRETMENLER, TALEPLERİNİN KARŞILANACAĞINA İNANMIYOR”

    Okulların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmadığını hatırlatan Keskin, eğitim emekçileri arasındaki umutsuzluğa ve toplumsal dayanışmanın önemine değinerek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bugün baktığımız zaman okullara temizlik görevlisi dahi vermeyen, okullarda çocukların yemek yemesini bile çok gören bir anlayıştan bahsedebiliriz. Dolayısıyla da okullara güvenlik görevlilerinin verilmesi gibi bir şeyi ne kadar çok dillendirirsek dillendirelim; öğretmen camiası da, diğer arkadaşlar da bunun gerçekleşebileceğine inanmıyorlar. Yani biz bir şeyleri talep ediyoruz ama öğretmen camiası diyor ki ‘bunu yapmayacaklar’. Bu taleplerin gerçekleşmeyeceğini düşünmemiz gerçekten çok üzücü. Bir an önce sorumluların sorumlulukları gereği istifa etmeleri gerekir. Şiddet olayı sadece öğretmenlerin meselesi değil. Zaten Maraş’taki olayda da, Siverek’teki olayda da gördüğünüz gibi çocuklarımız yaralandı, hayatını kaybetti. Bizler yalnızca öğretmen olarak değil, veli olarak da, öğrenci olarak da hepimize düşen sorumluluklar var. Hepimiz bu sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Sadece eğitim sendikalarının değil, toplumun her kesiminin, tüm sivil toplum örgütlerinin bu konuda gereken duyarlılığı göstermesi, gereken tepkiyi göstermesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    Cevahir FINDIK/İSKENDERUN

  • Eğitimciler Kartal’dan seslendi: Yusuf Tekin istifa-VİDEO

    Eğitimciler Kartal’dan seslendi: Yusuf Tekin istifa-VİDEO

    PİRHA- Önce Urfa, ardından da Maraş’ta okullara yönelik silahlı saldırılar tepkilere neden olurken öğretmenler de şiddete karşı iş bırakarak alanlara çıktı.

    Türkiye’de eğitim alanında artan şiddet olayları, öğretmenleri ve öğrencileri yeniden sokaklara taşıdı.

    Siverek’te bir okulda yaşanan silahlı saldırının ardından, Maraş‘ta da bir okula yönelik silahlı saldırı gerçekleşti. Bu olaylar, eğitim alanında güvenliğin giderek zayıfladığını gözler önüne serdi.

    Kartal ilçesinde bulunan Neyzen Tevfik Meydanı’nda bir araya gelen eğitimciler, “Şiddet normal değildir, normalleştirilemez” diyerek tepkilerini dile getirdi. Eylemde sık sık “Yusuf Tekin istifa” sloganları atıldı.

    Eğitimciler yaptıkları açıklamada, “Aylardır, yıllardır okullarda artan şiddete dikkat çekiyoruz. Bugün öğrencilerimizle birlikte aynı sözü meydanlarda söylüyoruz. Bu karanlığı kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı. Öğrencilere seslenen öğretmenler, “Sizlerle gurur duyuyoruz, bu sesi birlikte büyüteceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Maraş’ta katledilen öğretmen ve öğrenciler toprağa verildi

    Maraş’ta katledilen öğretmen ve öğrenciler toprağa verildi

    PİRHA- Maraş’ta sekizinci sınıf öğrencisinin silahlı saldırısında öldürülen öğretmen Ayla Kara’yla, sekiz öğrenci, bugün gözyaşlarıyla son yolculuğuna uğurlandı.

    Maraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda 8. sınıf öğrencisi 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’nin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda hayatını kaybeden 8 öğrenci ve 1 öğretmenin cenazeleri işlemlerinin ardından ailelerine teslim edildi.

    Öldürülen sekiz öğrenciyle, öğrencilerini korumak için kendisini siper ettiği öğrenilen 55 yaşındaki Matematik Öğretmeni Ayla Kara bugün kentte düzenlenen cenaze töreniyle toprağa verildi. Beşinci sınıfı öğrencisi sekiz çocuk da 11 yaşındaydı.

    13 yaralıdan altısı halen yoğun bakımda.

    Mersinli’nin ‘eski emniyetçi’ babası Uğur Mersinli dün tutuklanırken annesi Peyman Pınar Mersinli gözaltında.

    HABER MERKEZİ

     

  • Eğitim-Sen Maraş Şube Başkanı İsmail Tekardıç: Çocuklarımızı, şiddeti sıradanlaştıran her türlü dilden uzak tutmalıyız!

    Eğitim-Sen Maraş Şube Başkanı İsmail Tekardıç: Çocuklarımızı, şiddeti sıradanlaştıran her türlü dilden uzak tutmalıyız!

    PİRHA-Eğitim-Sen Maraş Şube Başkanı İsmail Tekardıç, Maraş ve Siverek’te gerçekleştirilen saldırıların iktidar tarafından doğru okunması gerektiğinin altını çizerek, ” Okullar kindar nesiller yetiştiren yerler değil, bilim üreten yerler olmalı. Çocuklarımızı; ötekileştiren, kin üreten, silaha özendiren, şiddeti sıradanlaştıran her türlü dilden ve pratikten uzak tutmalıyız” dedi.

    Eğitim-Sen Maraş Şube Başkanı İsmail Tekardıç, Maraş’taki okul saldırısına dair ajansımıza konuştu.

    Urfa Siverek’tki saldırıyı protesto etmek ve sorumluların hesap vermesi dile getirmek için sokakta oldukları esnada saldırıyı duyduklarını ifade eden Tekardıç, ” Hemen okula gittik, 20’nin üzerinden ambulansın ve kolluk güçlerinin okulun içinde olduğunu gördük. Saldırının büyüklüğünü o an anladık. Bir saldırıyı protesto ederken, başka bir saldırının olması bizleri çok üzdü” dedi.

    ÖĞRENCİLERİN EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE YANLIZ KALMA HALLERİNİ ARARŞTIRLMALIYIZ”

    Eğitimin geldiği durumun sorgulanması gerektiğini vurgulayan Tekardıç, “Özellikle çocukların hayatlarında nasıl bir dünya kurduklarını sorgulamalıyız. Öğrencilerin eğitim sistemi içinde yanlız kalma hallerini ararştırlmalıyız. Saldırıyı yapan çocuğa dair aldığımız bilgilerde bunu ne yazık ki doğruluyor” diye belirtti.

    MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI EĞİTİM EMEKÇİLERİNİ VE BİLİM İNSANLARINA KULAK VERMELİ”

    Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun sabahçı olduğunu ancak saldırıyı öğleden sonra gerçekleştirdiğine dikkat çeken Tekardıç, şunları dile getirdi:

    “Okula girdikten sonra rastgele her tarafı tarıyor. 5 silahla geliyor ve kurşunları bittiğinde şarjörleri değiştiriyor. Bu o yaştaki bir çocuğun yapabileceği birşey değil. Anlaşılan eğitimini almış. Çocuklar bir kin ve nefretle büyütülüyor. Bu saldırıların bu yönüyle de tartışılması ve araştırılması gerekiyor.

    ÇOCUKLARIN DIŞ DÜNYAYLA BAĞININ GÜÇLENMESİ GEREKİYOR

    Yıllardır söyledik ancak Milli Eğitim Bakanlığı bizi duymazdan, görmezden geldi. Okullarla ilgili güvenik sorunununda, çocukların sosyal yönlerinin geliştirilmesine kadar bir çok öneride bulunduk. Çocukların dış dünyayla bağının güçlenmesi gerekiyor. Bunun için edbiyat, sanat, spor faliyetlerinin olması lazım. MEB buna dönük olanakları sağlamalı. Öğretmenlerin itibarı teslim edilmeli.

    ÇOCUKLARIMIZI; ÖTEKİLEŞTİREN, KİN ÜRETEN, SİLAHA ÖZENDİREN PRATİKTEN UZAK TUTMALIYIZ

    Okullar kindar nesiller yetiştiren yerler değil, bilim üreten yerler olmalı. Eğitim kurumlarını dış dünyayla bağlatısını güçlendirecek faliyetleri öncelemeliyiz. Böylece çocukların içindeki yalnızlık hissini ortadan kaldırır, sosyalleşmesini sağlayabiliriz. Çocuklarımızı; ötekileştiren, kin üreten, silaha özendiren, şiddeti sıradanlaştıran her türlü dilden ve pratikten uzak tutmalıyız.

    Bu tür saldırıların bir daha yaşanmaması için iktidarın eğitim emekçilerinin, bilim insanlarının sözlerine kulak vermeli, gerekli adımları bir an önce atmalıdır. Bizlerde eğitim ve bilim emekçileri olarak, bilimden, özgürlükten, barıştan yana nesiller yetiştirmenin mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/MARAŞ

  • KESK Dersim’den tepki: Gençleri katilleştiren bu düzeni kabul etmiyoruz-VİDEO

    KESK Dersim’den tepki: Gençleri katilleştiren bu düzeni kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Urfa Siverek’in ardından Maraş’taki bir ortaokulda 9 kişinin yaşamını yitirdiği silahlı saldırı, Dersim’de büyük bir protestoyla karşılandı. Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyen KESK bileşenleri, eğitimde can güvenliğinin kalmadığını vurgulayarak “Yaşam Nöbeti” ve iş bırakma eylemlerini 17 Nisan’a kadar uzattıklarını duyurdu.

    Şanlıurfa Siverek’teki okul saldırısının üzerinden henüz 24 saat geçmeden Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’ndan gelen katliam haberi, tüm ülkede olduğu gibi Dersim’de de kaygı yarattı. KESK Dersim Şubeler Platformu öncülüğünde bir araya gelen yüzlerce kişi, Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na kadar sloganlarla yürüyerek eğitimde artan şiddet iklimine “Yeter artık!” dedi.

    “9 CANIMIZI KAYBETTİK, ÇOCUKLARIMIZIN HAYATI BU KADAR UCUZ DEĞİL”

    Yürüyüşün ardından Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan basın açıklamasını KESK Dersim Şubeler Platformu adına SES Şube Başkanı Serap Kahraman okudu. Maraş’taki saldırıda 1 öğretmen ve 8 öğrencinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Kahraman, “Artık yalnızca taziye dileme ve üzüntülerimizi paylaşmanın çok ötesindeyiz. Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin hayatı bu kadar ucuz değildir! Can güvenliğinin olmadığı bir ortamda eğitim yapılamayacağı gün gibi ortadadır” ifadelerini kullandı.

    MESELE SADECE GÜVENLİK ZAFİYETİ DEĞİL, ŞİDDET İKLİMİDİR”

    Saldırganın okula çok sayıda silahla girebilmesinin büyük bir zafiyet olduğunu belirten Kahraman, şiddetin yapısal nedenlerine dikkat çekti: “Medyada, siyasette ve bürokraside meşrulaştırılan kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren ve itibarsızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, öğretmenleri açık hedef haline getirmiştir. Televizyonlardan sosyal hayata yayılan bu şiddet iklimi ve toplumsal çürüme hali, artık doğrudan çocuklarımızı hedef almaktadır.”

    “CEZASIZLIK DÜZENİ OKULLARA SİRAYET ETTİ”

    Toplumun her alanında şiddetin körüklendiğini ifade eden Kahraman, hukuk sistemindeki aksaklıkların okullara yansımasını şu sözlerle eleştirdi: “Üniversitelerde palalarla saldırı gerçekleştirenleri aynı gün serbest bırakan, cezasızlığı hakim kılan bu düzen; bugün okullarımıza kadar sirayet etmiştir. Okullar ideolojik yönlendirmelerin değil, bilimsel ve güvenli öğrenmenin alanı olmalıdır. Şiddeti besleyen politikalar derhal terk edilmelidir.”

    “İŞ BIRAKMA VE YAŞAM NÖBETİ 17 NİSAN’A UZATILDI

    KESK Dersim Şubeler Platformu, yaşanan katliamlar karşısında demokratik tepkilerini büyüteceklerini belirterek şu kararları açıkladı:

    Eğitim alanındaki güvenlik zafiyetleri derhal giderilmelidir.

    Kamusal, eşit, bilimsel, anadilinde ve laik eğitim hayata geçirilmelidir.

    Bağlı sendikamız EĞİTİM SEN’in başlattığı “Yaşam Nöbeti” ve iş bırakma eylemleri 17 Nisan’a kadar uzatılmıştır.

    Basın açıklamasının ardından kitle meydanda oturma eylemi gerçekleştirdi. Eylem sırasında kurulan “Serbest Kürsü”de söz alan eğitimciler, veliler ve kurum temsilcileri, okullardaki savunmasızlığa ve gençliğin sürüklendiği umutsuzluğa dair konuşmalar yaptı. Konuşmalarda, kaybedilen canların hesabının sorulacağı ve okulların şiddetten arındırılması için mücadelenin süreceği vurgulandı.

    PİRHA/DERSİM

  • Maraş saldırısını yapan çocuğun babası tutuklandı!

    Maraş saldırısını yapan çocuğun babası tutuklandı!

    PİRHA-Maraş’taki okula yönelik saldırıyı gerçekleştiren İ.A.M’nin polis başmüfetişi olan babası Uğur Mersinli tutuklandı.

    Urfa Siverek’te okula düzenlenen saldırının ardından, Maraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda da saldırı oldu. Saldırıda 9 yurttaşın yaşamını yitirdiği, çok sayıda yurttaşında yaralandığı açıklandı.

    Saldırıyı gerçekleştiren İ.A.M’nin polis başmüfetişi olan babası Uğur Mersinli ve annesi gözaltına alındı. Uğur Mersinli çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Saldırıya ilişkin soruşturma ise sürüyor.

    (HABER MERKEZİ)