PİRHA-Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri 1081. haftada Galatasaray Meydanı’nda 34 yıl önce gözaltında kaybedilen İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın akıbeti sordu.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, bir kez daha ellerinde karanfiller ve kayıplarının fotoğraflarıyla polisin kapalı tuttuğu Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini sordu.
haftasına giren eylemde 34 yıl önce gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Agit Akipa ve İbrahim Demir’in akıbeti soruldu.
Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Maside Ocak okudu.
“ZAMAŞIMI KARARLARI KALDIRILMALI”
Maside Ocak, açıklamada şunları ifade etti:
“Gözaltında kaybedilişlerinin 34. yılında, İbrahim Demir ve Agit Akipa dosyasındaki zamanaşımı kararlarının kaldırılmasını, soruşturmanın yeniden açılmasını, etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini talep ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; İbrahim Demir ve Agit Akipa için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
“HAKİKAT ARAYIŞIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
34 yıldır hakikat arayışından vazgeçmediklerini vurgulayan Agit Akipa’nın oğlu Fehmi Akipa, “Umut ediyoruz ki içinde bulunduğumuz sürecin devletin hakikati araştırmasına vesile olmasını diliyorum. Süreç arkamızda bulunan barikatlardan belli olur, eğer devlet samimiyse Cumartesi Anneleri’nin eylem alanının tamamen açsın. Bir ömür de geçse davamızdan ve hakikat arayışımızdan vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.
“MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
34 yıldır babasının faillerini aradıklarını belirten İbrahim Demir’in kızı Deniz Demir, “Aslında babamın failleri belli onların cezalandırılmasını bekliyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin failler yargılanana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz ve alanlarda olacağız. Bu ülkeye adalet ve demokrasi gelene kadar meydanları terk etmeyeceğiz” dedi.
Konuşmaların ardından İbrahim Demir’in oğlu Metin Demir’in Didim’den gönderdiği mektup okundu.
PİRHA- Cumartesi Anneleri/İnsanları 1065’inci buluşmalarında, 1992 yılında Şırnak’ta gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak için adalet istedi. Eyleme gönderilen mektupta, “Barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir” sözleri öne çıktı.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebini yinelemek üzere 1065’inci kez Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Bu hafta, 20 Ağustos 1992’de Şırnak’ta kaybedilen Mehmet Ertak anıldı. Ellerinde karanfiller ve kayıplarının fotoğraflarıyla meydana çıkan ailelere hak savunucularının yanı sıra CHP Amed Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da eşlik etti.
“ERTAK İŞKENCEYLE ÖLDÜRÜLDÜ”
Basın açıklamasını okuyan kayıp yakını Maside Ocak, Mehmet Ertak’ın kömür ocağında işçi olduğunu belirterek, “Ertak daha önce defalarca gözaltına alındı ve işkence gördü. 18 Ağustos 1992’de tekrar gözaltına alındı ve Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Kayıt tutulmasına rağmen ailesine inkâr edildi. 1997’de JİTEM mensuplarından gelen itiraflarda Ertak’ın emniyet müdürlerinin talimatıyla öldürülüp gömüldüğü açıklandı” dedi.
Ocak, tüm delillere rağmen yıllarca cezasızlık politikasıyla karşılaştıklarını dile getirerek, “Ertak ailesi AİHM’e başvurdu. Mahkeme, Ertak’ın gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü kanıtladı ve Türkiye’yi yaşam hakkını ihlalden mahkûm etti. Ancak iç hukukta hiçbir adım atılmadı” ifadelerini kullandı.
AİLEDEN MEKTUP: MEZARIN YOK AMA YERİN BELLİ
Eylemde okunan Ertak ailesinin mektubunda şu satırlar öne çıktı:
“20 Ağustos 1992’de, Şırnak’ta gözaltına alındın ve bir daha geri dönemedin. Ne bir mahkeme oldu ne bir yargılama ne de bir mezar… Seni sessizliğe gömdüler baba. Ama biz susturulmadık. Bizim yanımızda bir isim daha vardı baba: Tahir Elçi. Senin davana sahip çıkan, adalet için korkusuzca konuşan bir avukat. Senin gibi kaybedilenlerin hesabını sormaya çalıştı. Ama o da susturuldu… Tıpkı seni susturan karanlık gibi… Tahir Elçi’yi de susturdular, çünkü o gerçekleri söylüyordu. Ama onun sesi bizde kaldı. Seninle birlikte onu da yaşatacağız. Bu ülkede barış olsun diye insanlar ölüyor. Senin gibi nice isim bu uğurda yok sayıldı. Ama barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir. Adalet gecikse de sesimizi kısmaya çalışsalar da… Biz senin izini sürmekten vazgeçmeyeceğiz. Mezarın yok belki, ama yerin belli. Adaletin sağlanmadı, ama hesabın kapanmadı. Seninle yaşamak nasip olmadı… Ama seni yaşatmak bizim borcumuz. Bugün tekrar yeşertilmeye çalışılan barış ortamında sen ve senin gibi adaletsizliğe uğrayan insanların akıbeti mutlaka ortaya çıkarılmalı, adalet bu topraklarda da yerini almalıdır… Sevgiyle, özlemle, minnetle.”
Eyleme katılan CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Ertak dosyasıyla ilgili avukat Tahir Elçi’nin aktardığı önemli bir ayrıntıyı paylaşarak, “Elçi, soruşturma dosyasında gözaltı belgesini buldu. Altında bir yüzbaşının imzası vardı. Mahkemede bu belge ortaya konulduğunda büyük şaşkınlık yaşandı. Bu belge daha sonra AİHM kararına da geçti” sözlerini kullandı.
PİRHA – 1030. hafta eyleminde, 30 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci’nin akıbetini soran Cumartesi Anneleri, İsmail Bahçeci ve katledilen bütün gazeteciler için karanfilleri Galatasaray Meydanı’na bıraktı.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1030. haftada devam etti.
1030. hafta eyleminde, 30 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci için adalet istendi. Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu.
Maside Ocak, 1030. haftada 30 yıldır varlığı inkar edilen, fail ve sorumluları cezasızlıkla korunan İsmail Bahçeci’yi unutmadıklarını belirterek devamında şunlara yer verdi:
“İsmail Bahçeci, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğrenciydi. Türkiye Öğrenci Dernekleri Federasyonu başkanıydı. Politik kimliği nedeniyle defalarca gözaltına alındı, ağır işkence gördü. 1993 yılından itibaren de polis tarafından aranmaya başlanan İsmail’i yakalamak için, polis ailesinin Avcılar’daki evine baskınlar düzenledi. Bu nedenle İsmail evden ayrılmak zorunda kaldı. Kardeşi İsmail’e acil durumlarda ailesine haber ulaştırması için bir arkadaşının işyeri telefonunu verdi.
GÖZALTINA ALINDIĞI REDDEDİLDİ
24 Aralık 1994 tarihinde Bahçeci Ailesi’ni telefonla arayan ve kendisini İsmail’in arkadaşı olarak tanıtan biri “Oğlunuz siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alındı” bilgisini verdi. Baba Şehmus Bahçeci, hemen Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu, ancak İsmail’in gözaltına alındığı reddedildi.
24 Aralık 1994 tarihinden sonra Bahçeci ailesinin evine bir daha polis baskını yapılmadı. Ama kardeşinin İsmail’e telefonunu verdiği arkadaşının işyeri polis tarafından basıldı.“Yakalanan bir örgüt mensubunun üzerinde telefon numaranız çıktı” denilerek işyeri sahibi gözaltına alındı. Bazı kişiler de emniyette sorgulanırken “Sonun İsmail Bahçeci gibi olur” diye tehdit edildiklerini söyledi.
30 YIL BOYUNCA GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ
Fatma ve Şehmus Bahçeci, ilgili tüm adli ve idari kurumlara başvurdu. Hükümet yetkilileri ile görüştü. İsmail’in ailesi, arkadaşları, İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü tarafından düzenlenen kampanyalarla konu, ülke ve dünya kamuoyuna taşıdı. Ancak, 30 yıl boyunca İsmail’in gözaltına alındığı inkar edildi.30 yıldır ailesine İsmail’in akıbeti hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Ailesi’nin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı. Bugüne kadar İsmail’in akıbetini açığa çıkartacak, ceza adaletini sağlayacak etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütülmedi.
İLGİLİLER HAREKETE GEÇMEDİ
30 yıldır söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz:
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Reşat Altay, DGM İstanbul Başsavcısı Ahmet Köksal ve İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu İsmail Bahçeci’nin gözaltında kaybedilmesini engellemek için harekete geçmediler. Tüm başvurulara rağmen hareketsiz kalarak bu suçun işlenmesine ve üstünün örtülmesine olanak sağladılar.
Kaç yıl geçerse geçsin; İsmail Bahçeci için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
“MARAŞ’TA KATLEDİLENLERİN HESABI SORULMADI”
Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız söz aldı. Yıldız, Maraş Katliamı’nın 46. yılına girdiğini belirterek “Maraş’ta olur Gazi’de olur nerede olursa olsun. Bu katliamları hatırlatacağız. Maraş’ta katledilenlerin hesabı hala sorulmadı failleri hala yargılanmadı. Onlar bizim ailelerimiz biz de onların ailesiyiz. Onların kayıpları bizim kayıplarımız. Buradan orada bulunan tüm ailelere selam gönderiyorum” dedi.
PİRHA – İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD İstanbul Şubesi’nde resepsiyon düzenlendi. Etkinlikte konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, örgütlenme özgürlüğünün büyük baskı altında olduğunu belirtti. Keskin, “Barış süreci diyerek topluma biat edin diyorlar. Onursuz bir barışı hiç kimseye dayatamazlar bunu kabul etmeyiz” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD İstanbul Şubesi’nde resepsiyon düzenledi.
Etkinliğe, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Halkların Demokratik Kongresi(HDK), Hafıza Merkezi, LGBTİ Aileleri ve Yakınları Grubu(LİSTAG), Uluslararası Af Örgütü, Munzur Çevre Derneği, Emek Partisi, Eğitim Sen, 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can ve çok sayıda kişi katıldı.
“ONURSUZ BİR BARIŞI KABUL ETMİYORUZ”
İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin açılış konuşmasını yaparak şunları söyledi:
“Geçtiğimiz yıldan daha kötü durumdayız. Hatice Onaran mahpuslara para gönderdiği için tutuklu ve bu tutuklama akıl dışı. Nimet Tanrıkulu’nun tutuklanma gerekçesi de akıl dışı. Nimet 35 yıldır insan hakları mücadelesi içerisinde ve saçma sapan bir şey yüzünden tutuklu. İstanbul Sözleşmesinin ardından devletin kullandığı şiddet yayılıyor ve en önce kadınlar, çocuklar bu şiddete maruz kalıyor. Örgütlenme özgürlüğümüz büyük baskı altında. Bütün sivil topluma inanılmaz bir baskı geliyor. Bir taraftan da barış süreci diyerek topluma biat edin diyorlar. Onursuz bir barışı hiç kimseye dayatamazlar bunu kabul etmeyiz. Sayımız çok az ve buna rağmen LGBTİ+ hareketi ve insan hakları hareketi var. Buna rağmen mücadelemize devam edeceğiz.”
“İNADINA MÜCADELE EDECEĞİZ”
İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, hapishanelerdeki insanların imhasının hedeflendiğini belirterek şunları kaydetti:
“Bir yandan nefret saldırılarının arttığını görüyoruz. Suriye’deki gelişmeler Aleviler ve Kürtleri yok etme üzerinden gidiyor. Ciddi sorunlarla karsi karsiyayiz. Mülteci gruptan hak savunucusu olan arkadaşlarımızın vatandaşlıkları ellerinden alındı. Ya da ajanlıkla suçlanıyor, tutuklanıyor, kaybedilmekle yüz yüze kalıyorsunuz. Ekonomik krizin yansımalarını dahi hapishanelerden hissediyoruz. Aileler ekonomik yoksunluk nedeniyle görüşe bile gidemiyorlar. Hapishanelerde elektrik su bile para ile veriliyor. Filistin ile dayanışma gösteren insanlar bile tutuklanıyor. Her yerde akıl dışı gelişmeler var. Tam da bu sorunların küreselleştiği yerde inadına dayanışma, ısrarla mücadele etmenin kritik aşamada olduğu bir yerdeyiz. İnadına mücadele edeceğiz.”
“İŞKENCESİZ, SINIRSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYAYI YARATACAĞIMIZA İNANIYORUM”
TİHV adına söz alan Bilal Yıldız ise Hatice Onaran ve Nimet Tanrıkulu’ya selam göndererek, “Mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızı hapishanelerden geri alacağız. İnsan hakları ihlallerinin kat be kat arttığı bir yıldayız. Çok yoğun işkence ve kötü muamele tablosu hakim Türkiye’de. Bu mücadele insan hakları çalışmalarının kazanımlarıdır. Ve bu mücadelede yer alan arkadaşlarımız şuan tutuklu. Hem ülkede hem dünyada savaşın devam ettiği bir yıl yaşadık. İşkencesiz sınırsız ve sömürünün olmadığı bir dünyayı yaratacağımıza inanıyorum” diye konuştu.
“BU MÜCADELE HER ZAMAN SÜRECEK”
Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak da “Arjantinli Plazo De Mayo anneleri mücedele ettiler ve kazandılar. Biz de Cumartesi Anneleri olarak bu mücadelenin her zaman süreceğini söylüyoruz” dedi.
PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1001.haftasında gözaltında kaybedilen Bulut ailesinden 5 kişinin akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.
Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.
Cumartesi Anneleri eyleminin 1001. haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak’ın okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“1001. kez Galatasaray’dayız. 1001 haftadır, gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbeti hakkında hakikati öğrenmek için mücadele ediyoruz. 1001 haftadır, sevdiklerimizi kaybedenlerin yargılanarak cezalandırılmaları için mücadele ediyoruz. 1001 haftadır, devlet görev ve sorumluluklarını yerine getirmiyor; hakikat talebimize inkârla, adalet talebimize cezasızlıkla karşılık veriyor. Hakikati bilme ve adalete ulaşma hakkımızı sistematik olarak ihlal ediyor.”
“YETKİLİ MAKAMLAR ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTMEDİ”
“1001. haftamızda 30 yıldır sistematik olarak hakları ihlal edilen Bulut Ailesi için hakikat ve adalet talebiyle kamuoyunun karşısındayız.
Bulut Ailesi, Lice’ye bağlı Kabakkaya (Entağ) köyü Esenli (Cumaré) mezrasında yaşıyordu. 13 Mayıs 1994 sabahı Bolu Komando Tugayı’na bağlı askerler mezraya baskın yaptı. Mezradaki evler ve ahırlar ateşe verildi. Askerler, köydeki erkeklerin kimliklerini topladı. Kimlik kontrolünden sonra biri yeni doğmuş 2 çocuk babası Mustafa Bulut ve 6 köylü gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar “üç saat sonra serbest bırakacağız” denilerek Lice Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’na götürüldü. Ertesi gün altı köylü serbest bırakıldı.Mustafa gelmeyince Baba Latif Bulut, oğlunu sormak için o dönem bir bölümü sorgu merkezi olarak kullanılan Lice Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’na gitti. Ancak askerler tarafından tehdit edilerek tartaklandı ve oradan uzaklaştırıldı. Bu sefer Bulut Ailesi’nden 36 yaşındaki Fahri Bulut, 15 Mayıs 1994 tarihinde Mustafa’yı sormak için Lice’ye doğru yola çıktı ama geri dönmedi.Bunun üzerine Bulut Ailesi’nden 39 yaşındaki Ramazan, 38 yaşındaki Ekrem ve 28 yaşındaki Ali Bulut, 17 Mayıs 1994 tarihinde Mustafa ve Fahri Bulut’u aramak için yola çıktılar. Ancak askeri kontrol noktasında iki köylü ile birlikte gözaltına alınıp Lice Jandarma Tugay’ına götürüldüler. İki köylü serbest bırakıldı. Bulut’lardan ise bir daha haber alınamadı. Bulut Ailesi’nin beş üyesinin gözaltına alındıkları bugüne kadar inkâr edildi. Ailenin ve İnsan Hakları Derneği’nin başvurduğu tüm yetkili makamlar, Bulut’ların yaşama hakkının korunması için acil tedbir alma ve etkin soruşturma yapma görevini yerine getirmedi.”
“Uluslararası Af Örgütü; Lice Jandarma Komutanlığında gözaltında tutulduktan sonra ortadan kaybolan Esenli köyünden Bulut Ailesinin beş üyesinin nerede olduklarını tespit etmek için hemen harekete geçme çağrısı yaptı. Jandarma Komutanı Aydın İlter’e, Lice Cumhuriyet Savcısı’na ve İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’ye yapılan bu çağrı karşılık bulmadı. Olaydan on yıl sonra bir toplu mezarda Ramazan, Ekrem ve Ali Bulut’un kurşuna dizildikten sonra yakılarak öldürülmüş kalıntılarına ulaşıldı. Ancak 30 yıldır Mustafa ve Fahri Bulut’a ulaşılamadı. Ailenin başvurusu üzerine 1994 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından olay ile ilgili başlatılan soruşturma tozlu raflara terk edildi. Bugüne kadar dosyada etkin bir soruşturma yürütülmedi.
1001. haftamızda bir kez daha talep ediyoruz: Devlet, Bulut Ailesi’nden 5 kişinin gözaltında kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlensin, maddi gerçek açığa çıkartılsın, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yargılanıp cezalandırılmaları sağlansın.
Kaç yıl geçerse geçsin Mustafa, Fahri, Ramazan, Ekrem ve Ali Bulut için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
1001.hafta eylemi, karanfillerin meydana bırakılmasının ardından son buldu.
PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 997. haftasında gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetinin açığa çıkarılması ve faillerinin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.
Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.
“AYM KARARINA RAĞMEN BİZİ ENGELLEYEN BARİYERLERİN ÖNÜNDEYİZ”
Cumartesi Anneleri eyleminin 997. haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak, şunları söyledi:
“Gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin açıklanması, suçun fail ve sorumlularının yargılanarak cezalandırılmaları talebiyle 997. kez Galatasaray’dayız. Bu hafta da Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen bizi gerçek buluşma mekânımızdan ayıran polis bariyerlerinin önündeyiz. 997. haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Anayasa Mahkemesi kararları en üst düzeyde bağlayıcıdır. Bir ülkede Anayasaya uygun olmayan normlar ve uygulamalar varsa orada ‘Anayasal devlet’ yoktur. Temel hak ve özgürlükler hukuksal güvence altında değilse, orada keyfi yönetimler vardır.
“HÜSAMETTİN VE SONER’İN GÖZALTINA ALINDIĞI KABUL EDİLMEDİ”
997. Haftamızda 32 yıl önce bugün, 4 Mayıs 1992’de İstanbul’da gözaltına alınarak kaybedilen, 32 yıldır akıbetleri hala bilinmeyen üniversite öğrencileri Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için adalet istiyoruz. 22 yaşındaki Hüsamettin Yaman, İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990’da tahliye oldu.
21 yaşındaki Mehmet Soner Gül, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre 10 Mart 1991’de Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından aranıyordu. Hüsamettin Yaman 2 Mayıs 1992 cumartesi günü evden çıktı. 4 Mayıs pazartesi günü Ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun’ dedi. Yaman ve Gül Aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi. Girişimlerini sürdüren Yaman Ailesi 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu.
“YARGILAMA TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ YAPILMADI”
19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları yayınlandı. Çarkın, itiraflarında Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorguladıklarını ve infaz ettiklerini açıkladı. Onların son sözlerinin ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!’ olduğunu söyledi. Bu beyanların ardından Yaman ailesi yeniden suç duyurusunda bulunarak, dosyanın tekrar açılmasını istedi. Ayhan Çarkın’ın ifadelerine rağmen dosyada ilerleme kaydedilmedi. Bu durum, yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını ve siyasi etkilere açık olduğunu göstermektedir.
“TÜM KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
997. Haftamızda yargı makamlarına sesleniyoruz: Her hafta Galatasaray’da yaptığımız açıklamalar suç duyurusu niteliğindedir. Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmesi ile ilgili adil ve etkin bir soruşturma başlatılmasını talep ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Hüsamettin Yaman, Soner Gül ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
“YASASI OLMAYAN BİR DEVLET!”
Açıklamanın ardından söz alan Hüsamettin Yaman’ın abisi Feyyaz Yaman ise şunları dile getirdi:
“Kardeşimin kaybedildiğine dair haberi aldığımızda aramak için peşine düştük. O zaman Avukat Enver Nalbant ve Avukat Ergin Çinmen’in söylemiyle ilk defa Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne gittim. Kardeşimin benden gizli sigara içtiğini biliyordum. İki paket sigara aldım. Birine el koyarlar dedim. Bunları vermek ve kardeşime bir haber iletmek istiyorum diye Gayrettepe’den zorla içeriye girdim. Güvenlik noktasını geçtikten sonra bina girişinde beni tekrar durdurdular. ‘Burada böyle birisi yok’ diyerek beni yaka paça dışarı attılar. O paketleri hala saklıyorum. Hüsamettin’in hatırası olarak saklıyorum. Ama bir şeyin umudu olarak da saklıyorum. Bu coğrafyada devletin hak ve hukukunu istismar eden bütün görevliler, bütün şiddet unsurları, cezai olarak bir yaptırımla karşı karşıya kalmadan adalet yerini bulmadan hiçbir düzenin baki olacağına inanmıyorum. Kurumları olmayan hukuku, yasası olmayan bir devlet, devlet olma olasılığını kaybetmiştir. Bu toplumda, toplumsal bir sözleşme çerçevesinde haklarımız ve özgürlüklerimiz çerçevesinde bir arada yaşayacaksak devletin ilk olarak bu görevini yerine getirmesi zorunludur. Bunu sonuna kadar hak olarak talep edeceğiz ve özgürlüklerimizin, eşitliklerimizin davasını terk etmeyeceğiz, peşinde olacağız.”
997. Hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasının ardından son buldu.
PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 991. Haftasında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ve gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 29 yıldır kardeşinin akıbetinin açıklanması isteyen Ali Ocak, “Kaç yıl geçerse geçsin Hasan’ın akıbetini sormaktan vazgeçmeyeceğiz ”dedi.
Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.
Cumartesi Anneleri eyleminin 991.haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu adına İHD Eş Başkanı Eren Keskin okudu. Keskin’in okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“HASAN OCAK İÇİN ADALET İSTİYORUZ”
Yargı ve muktedir arasındaki ilişkinin bu kadar belirgin hale geldiği, erkler ayrılığının bu kadar önemsizleştiği, “cezasızlık kültürü” nün bu kadar ağırlaştığı bir dönemde, hakikat ve adalet talebiyle buradayız. Galatasaray’dayız çünkü bin bir emekle yargıya taşınabilen az sayıdaki kayıp davası, Ankara JİTEM Davası ve Kulp Davası’nda olduğu gibi hukuki gerekçelere dayanmaksızın, evrensel hukuka aykırı biçimde cezasızlıkla kapatılmaya devam ediyor. Bu kararlarla hakikatin izlerini örtmeyi amaçlayanlar bilmeli ki, buna izin vermeyeceğiz; hakikati söylemekten, anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. 991. haftamızda bir kez daha, devletin gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbetlerini açıklama ve suçun faillerini tespit ederek cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirmesini talep ediyor, devletin bu yükümlülüğünü yerine getirmeyerek 29 yıldır her gün yeniden kaybettiği Hasan Ocak için adalet istiyoruz.
30 yaşındaki Hasan Ocak, atanmayı bekleyen bir öğretmendi. Bu bekleme sürecinde Beyazıt’taki bir iş hanında çay ocağı işletiyordu. 21 Mart 1995 günü akşamüzeri işyerinden ayrıldı. Annesini telefonla arayarak “Balık getireceğim, akşam için yemek hazırlama” dedi. Ancak Hasan, ne o akşam ne de sonrasında bir daha Avcılar’daki evine gidemedi. Hasan’dan haber alamayan ailesi onun gözaltına alındığını, ancak bu durumun emniyet tarafından inkâr edildiğini kamuoyuna açıkladı. Savcılığa başvuran aile, ardından İstanbul Emniyeti, İstanbul Valiliği, TBMM, Başbakanlık, bakanlıklar, hastaneler, Adli Tıp nezdinde girişimlerde bulundu. Oluşan kamuoyu baskısı üzerine dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir “Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığını ve suçlu olarak aranmadığını açıkladı.
Oysa İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan iki kişi Hasan’ı şubede gördüklerini, iki kişi de Hasan’ın ismini emniyetteki parmak izi listesinde okuduklarını söyledi. Newroz nedeniyle gözaltında tutulan başka bir tanık ise şubede bir hareketlilik olduğunu ve polislerin kendi aralarında “Hasan Ocak getirildi” diye konuştuklarını duyduğunu söyledi. 58 günlük ısrarlı bir arayışın sonunda Hasan’ın ağır işkence izleri taşıyan bedenine “meçhul kişi” olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı. Olay yeri tutanağında,Hasan’ın bulunduğunda üzerinde kimliğinin, kemerinin, saatinin, ayakkabı bağcıklarının olmadığı ve parmaklarında mürekkep lekeleri olduğu yazılıydı. Bunlar, onun gözaltına alınan kişilere uygulanan rutin işlemlerden geçtiğine işaret ediyordu.
“AİHM TÜRKİYE HAKKINDA İHLAL KARARI VERDİ”
Her şey o kadar açıktı ki, dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, yaptığı araştırmalara dayanarak “Ocak’ı konuşturmak için gözaltına aldılar ve orada uyguladıkları işkence ve darptan sonra öldürülmüş halde Beykoz’a attılar” diyerek Ocak Ailesi ve toplumdan özür diledi. Ancak ailenin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı. İç hukuktan sonuç alamayan aile, AİHM’e başvurdu. 2004 yılında AİHM, Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüyle ilgili koşulların belirlenmesi için yeterli ve etkin bir soruşturma yürütülmediğini tespit ederek Türkiye hakkında ihlal kararı verdi ancak iç hukukta dosya kovuşturma aşamasına bile gelemedi. 991.haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: AİHM içtihatlarına göre gözaltında kaybetmelerde, bedenin bulunması kaybedilen kişinin akıbetinin sadece bir yönünü aydınlatır. Devletin kaybetmenin ve ölümün nasıl gerçekleştiğini açıklama, suçun faillerini belirleyerek cezalandırma yükümlülüğü ise devam eder. 991. haftamızda bir kez daha Savcılık makamını ve Adalet Bakanlığını 29 yıldır sürüncemede bırakılan Hasan Ocak soruşturmasında yasal yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Hasan Ocak için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.
“HASAN’IN AKIBETİNİ SORMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Açıklamanın ardından ilk sözü 29 yıldır kardeşinin akıbetinin açıklanması isteyen Ali Ocak aldı. Ali Ocak “Hasan öğretmendi. Gençlerin tabulara boğulmuş, korkutulmuş bir nesil değil aydınlık geleceğe yürüyen bir nesil yetiştirme ideali vardı. Karanlık güçler onun bu idealleri yok etmek için onu kaybettiler. Biz 29 yıldır onun bu ideallerini topluma duyurmak için sorguluyoruz, hesap soruyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Hasan’ın akıbetini sormaktan vazgeçmeyeceğiz ”dedi.
“BU MEYDANIN İKİNCİ KUŞAĞIYIM”
Ardından Hasan Ocak’ın kız kardeşi Maside Ocak söz alarak şunları dile getirdi:
“Hastalığından dolayı annem burada değil ama annem sizlere iletmemi istedi. Annem, “Çok yaşlıyım gelemiyorum ama ne olursa olsun Hasan’dan da arkadaşlarımın çocuklarından da vazgeçmedim “dedi. Ben bu meydanın ikinci kuşağıyım. Biz Ocak ailesi olarak bugün bu meydanda üç kuşağız. Ama on kişi sınırlamasından dolayı ağabeyimle birlikte bariyerlerin önündeyiz” dedi.
Ocak, konuşmasının devamını basın mensuplarına doğru değil Hasan’la ve diğer kayıplarla buluştukları mekana doğru yapmak istediğini ifade ettikten sonra Galatasaray Meydanı’na dönerek “Emin olun ki biz sizden hiç vazgeçmedik sizinle buluştuğumuz meydanımızdan hiç vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Her birinizin akıbeti açıklanıp sorumlularınız çıkarıldığı güne kadar nerede olursak olalım sizden de meydanımızdan da vazgeçmeyeceğiz” diye haykırdı.
Son sözü İHD İstanbul Şube başkanı Gülseren Yoleri aldı. Yoleri, Hasan Ocak dosyasının zamanın aşımına uğratılmak istendiğinde dikkat çekerek ne olursa olsun hukuki mücadelelerini sürdürecekleri kaydetti.
Cumartesi Annelerinin 991.hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasının ardından son buldu.
PİRHA- Gözaltında kaybedilen ağabeyi Hasan Ocak’ın faillerinin bulunması için mücadele eden Maside Ocak, Galatasaray Meydanı’nda geçirdiği ömrünü PİRHA’ya anlattı. Ocak, “İlk Galatasaray’a çıkışımız 27 Mayıs 1995’te ve sadece 4-5 kayıp yakını ve insan hakları savunucuları vardı. Toplam 20-25 civarı insandık. Galatasaray’da oturmalarımız devam ettikçe, diğer kayıp yakınları da duydukça, Galatasaray Meydanı kayıp yakınlarının buluşma yeri oldu” dedi.
Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak‘ın kardeşi Maside Ocak, 1990’lı yılların başından itibaren gözaltında kaybetme ve faillerin açıklanmamasına karşı 1995 yılından bugüne dek sürdürdüğü mücadeleyi PİRHA’ya anlattı.
Türkiye’de gözaltında kayıp politikasını çok yakından bilen bir aile olduklarını belirten Maside Ocak, Hasan Ocak’ın gözaltında katledilmesini şöyle anlattı:
“Sadece 3-4 ay önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci ile aynı mahallede oturuyorduk. Basından ya da içinde olduğumuz çalışmalardan gözaltında kayıpların yaşandığını çok iyi biliyorduk. 21 Mart’ta ablamın doğum günü için Hasan abimi beklerken, eve gelmedi ve o günden itibaren biz yoğun bir arayışa başladık. Hasan’ın arkadaşları, Ocak ailesi ve İnsan Hakları Derneği olarak çok geniş bir kampanya yürüttük bu kampanyanın sonucunda 58 gün sonra Hasan’ın cansız bedenine Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştık.”
Gözaltına alındığı emniyet tarafından inkar edilse de, Maside Ocak, Hasan Ocak’ın katledilmesine ilişkin, “Hasan’ın ölüm nedeni tel veya iple boğulma olsa da, yoğun işkenceden geçirilmişti. Üzerinde ayakkabı bağcıkları, kemeri, kimliği, saati yoktu. Bunlar gözaltına alınan herkese uygulanan yöntemdir ve aynı zamanda yine olay yeri ve otopsi raporuna göre de ellerinde parmak izi alırken kullanılan mürekkep lekeleri vardı. Tabii uzun bir arayıştı, 58 gün sonra Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkardık ve kendi geleneklerimize göre Gazi Mahallesi’nde on binlerce insanın katıldığı bir cenaze töreni ile Hasan’ı defnettik” dedi.
Maside Ocak, ‘mezar yerimiz’ dedikleri Galatasaray Meydanı’na atılan ilk adımı şu sözlerle anlattı:
“Hemen arkasından kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak İnsan Hakları Derneği’nde bir toplantı yaptık ve Arjantin’deki Plaza de Mayo Anneleri’nin mücadelesinden esinlenerek, onları örnek alarak her cumartesi saat 12:00’de Galatasaray Meydanı’nda buluşmaya karar verdik. İlk Galatasaray’a çıkışımız 27 Mayıs 1995’te ve sadece 4-5 kayıp yakını ve insan hakları savunucuları vardı. Toplam 20-25 civarı insandık. Tabi Galatasaray’da oturmalarımız devam ettikçe, diğer kayıp yakınları da duydukça Galatasaray Meydanı kayıp yakınlarının buluşma yeri oldu.”
“BİZİ AYAKTA TUTAN KAYIPLARIMIZA OLAN BAĞLILIĞIMIZ”
Ağabeyi için verdiği mücadelenin kendisini ayakta tuttuğunu belirten Maside Ocak, “28 yıldır aslında her cumartesi ben yüreğimde büyük bir ağrıyla uyanıyorum. Çünkü yaşadığımız bir travma var. Biz her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda ya da bulunduğumuz her yerde gündeme getirdiğimiz kayıbın yakını oluyoruz. Her cumartesi buna pandemide evde yaptığımız dönem de dahil olmak üzere yüreğimde büyük bir ağrı ve boğazımda büyük bir düğümle uyanıyorum. Gece uyuyamıyorum ve bu hafta işleyeceğimiz kaybın yakını oluyorum. Belki travmalarımız büyüyor her seferinde ama bizi ayakta tutan kayıplarımıza olan bağlılığımız, özlemimiz ve kararlılığımızın verdiği güç” diye konuştu.
“ADALETSİZ, CEZASIZ, MEZARSIZ ORTAM”
Maside Ocak, sadece 28 yıllık mücadele hayatlarının değil cumhuriyet tarihinin bir katliam ve adaletsizlik tarihi olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Bu ülkede bir 38 Katliamı yaşandı ve benim annem henüz bebekken bu katliamın ortasında kalmıştı. Katliamlar tarihi çok eski, kayıplar tarihi de çok eski. Biz cumhuriyet tarihinde şunu gördük: Maalesef ki her zaman büyük zulümler, katliamlar ve gelmeyen adalet… Aslında bizim için Cumhuriyet’in 100. yılında Galatasaray’da kayıplarımızı ararken geçirdiğimiz 28 yıl var ancak ve ancak gerçek adaletin sağlandığı koşullarda demokratik bir ortamda cumhuriyetin ikinci yüzyılına girişini umutla bekleyebiliriz. Biz kendi yasalarını dahi uygulamayan bir yönetimle karşı karşıyayız. Cumhuriyetin 100. yıl kutlamaları aslında bize maalesef ki bu içinde bulunduğumuz adaletsiz, cezasız, mezarsız ortamda kutlanacak ya da umut edecek bir yer bırakmıyor.”
PİRHA-Gözaltında öldürülen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç, ‘Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’ kapsamında mezarları başında anıldı. Anmada konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Ortada bir cinayet varken fail yok. Cezasızlık politikasından yararlananlar var. Bugün, zihniyetin, yaklaşımın aynı olduğunu görüyoruz. Mücadele eden insanları her hafta iktidar engellemek istiyor” dedi.
Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç, Gazi Mahallesi’ndeki mezarları başında anıldı. Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından gerçekleştirilen anma programına Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, HDP İstanbul eski milletvekili Musa Piroğlu, HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, İHD İstanbul Şubesi Başkanı Av. Gülseren Yoleri‘nin yanı sıra kayıp yakınları da katıldı.
“DEVLET KENDİ ANAYASASINA UYMAKLA YÜKÜMLÜDÜR”
Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında ilk olarak Rıdvan Karakoç’un daha sonra da Hasan Ocak’ın mezarı başında anma yapıldı. Burada konuşan Av. Gülseren Yoleri şunları söyledi:
“17-31 Mayıs gözaltında kaybedilenleri anma haftasındayız. Gözaltında kaybedilenlere dair tüm hafızamızı tazelemek istiyoruz. 28 yıl boyunca dile getirdiğimiz bir talebimiz var. Failler bulunsun hesap sorulsun. Kaybedilenlerin tarihini daha da geriye götürebiliriz. Biz o zamanlardan bu zamanlara adalet için yakınlarının mücadele ettiğini biliyoruz ve Cumartesi Anneleri’nin bu mücadeleyle en büyük etkilerinin kayıp suçunun işlenmesinin önüne geçmesidir. Bu süre boyunca engellemelere rağmen durmadılar.
İnsanlığa karşı işlenen bu suç bütün toplumu tehdit ediyor. Devlete sorumluluklarını hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Ona şunu hatırlatmak zorundayız ‘bağlı olduğu uluslarası sözleşmelerde bu topraklarda yaşayan herkesi korumak zorundadır. Bu doğrultuda da gösteri ve protesto hakkını kolaylaştırması gerekir. Uluslararası sözleşmelere uyulmak zorundadır. Devlet kendi anayasana uymakla yükümlüdür.”
“DEVLET SUÇ ÜSTÜ YAKALANMIŞTIR”
Yoleri‘nin ardından söz alan Maside Ocak ise “Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkarıp buraya getirdiğimizde babam ‘burası Hasan’ın düğünüdür’ demişti. Burada bir mezar var ve üzerinde ‘Hasan Ocak’ yazılıdır. Adaletin olmadığı yerde kayıpları olan bütün ailelerle bir araya geliyor ve gelecek. Söyleyecek söz kalmadı belki ama söyleyeceklerimiz de bitmedi. Biz birbirimizden ve bizi destekleyenlerden aldığımız güçle adaletin sağlanacağı güne kadar durmayacağız” dedi.
Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da “Hasan Ocak nezdinde devlet suçüstü yakalanmıştır. Biz mücadele etmeye çalışırken onlar engellemeye çalışıyorlar. Bizim susmayan bir irademiz var. Biz Hasan’ın arkadaşlarıyla mücadele ettik mücadelemize de devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“CEZASIZLIK POLİTİKASINDAN YARARLANANLAR VAR”
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise şöyle konuştu:
“Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç şahsında tüm kayıpları anmak istiyorum. Hakikat ve adalet mücadelesi bitmedi, bitmeyecek. Faillerin 28 yıldır yargılanmamış olması bizim bu mücadeleyi büyütmemiz gerektiğine dikkat çekmiştir. Ortada bir cinayet varken fail yok. Cezasızlık politikasından yararlanan insanlar var. Bugün, zihniyetin, yaklaşımın aynı olduğunu görüyoruz. Mücadele eden insanları her hafta iktidar engellemek istiyor. Bu engellemeler demokrasiye yöneliktir. Biz de asla kayıplarımızın akıbetlerini sormaktan asla vazgeçmeyeceğimizi buradan bir daha ilan ediyoruz.”
Buldan, 28 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan ikinci tur cumhurbaşkanı seçimlerine de değinirken, “Belki de önümüzde son bir tercih fırsatı var. Bu tercih karanlık ve aydınlık arasındadır. 28 Mayıs’ta faşizmi göndermek demokrasiye erişmek gerekiyor herkesin sandığa gidip oy kullanması bu açıdan elzemdir” dedi.
PİROĞLU: SONUNDA KAZANAN BİZ OLACAĞIZ
Eski HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise “Devletler, kendilerine muhalif olanlara en vahşi uygulamaları yaptı. Bunların en vahşisi de gözaltında kaybetmektir. Bu politika bütün toplumu esir alma politikasıdır. Kaybedilmeleri ortadan kaldırmak toplumun bu tehditten kurtulması demektir. Cumartesi İnsanlarının yürüttüğü mücadele; ülke halkının insanca yaşama mücadelesidir. Kaybedenler, kaybedecek. Bu mücadele tarih boyunca yürüdü. Bundan sonra da yürüyecek. Sonunda kazanan biz olacağız” ifadelerini kullandı.
Gözaltına kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız oğlunun arandığı günden bugüne başından geçen süreci anlatarak, “Ben devleti tanımıyordum. Beni ‘oğlun silahla öldürülse daha mı iyi?’ diyerek kandırdılar. Oğlumu çağırdım ‘gel’ dedim o da beni kırmadı geldi. Sonra oğlumu kaybettiler. Her ölüm acıdır. Bir mezar olur insan teselli bulur ama bizim öyle bir tesellimiz olmadı. Ben Hanife bu da oğlum Murat Yıldız onu aramaktan vazgeçmeyeceğim” dedi.
PİRHA-Cumartesi Anneleri 939. hafta açıklamasında Hizbullah tarafından kaybedilen İbrahim ile Edip Çelik’in akıbetini sordu. Açıklamada “29 yıldır İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetleri karanlıkta bırakıldı, onları kaybedenler cezasız bırakıldı. 939. haftamızda bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz: İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetlerini açıklama ve faillerini cezalandırma yükümlüğünüzü yerine getirin!” denildi.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle başlattıkları mücadeleye devam eden Cumartesi Anneleri, 939. hafta açıklamasında Hizbullah tarafından kaybedilen İbrahim ile Edip Çelik’in akıbetlerini sordu.
ERDOĞAN’IN HÜDA-PAR AÇIKLAMASINA TEPKİ
Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon tarafından yapılan açıklamayı Maside Ocak okurken, şu ifadelere yer verildi:
“Erdoğan’ı ve tüm siyasetçileri gerçekleri muhatap almaya davet ediyoruz. 23 Mart 2023 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim ittifakı kurduğu HÜDA-PAR için: “HÜDA-PAR’la ilgili uydurma yaklaşımlar var, çirkinlikler var. HÜDA-PAR bunları kabul etmiyor, bizim terörle hiçbir ilgimiz olmaz diyor, tamamen yerli ve milli yapı” olduğunu söyledi.
HÜDA-PAR’ın, adı tarifi imkansız vahşet uygulamalarıyla anılan Hizbullah örgütünün siyasi uzantısı olduğuna dair çok ciddi karineler varken, bu karinelerden bazıları AKP iktidarında Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesi ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hükümlerinde yer almışken, Cumhurbaşkanı Erdoğan HÜDA-PAR’a yönelik iddiaların uydurma olduğunu söylüyor. Toplumu hakikatten uzaklaştırmayı amaçlayan bu yaklaşım, hakikati bilme hakkımıza yönelmiş bir saldırıdır, reddediyoruz. Ülkemizin selameti, bu topraklarda yaşayan herkesin huzuru için Erdoğan’ı ve tüm siyasetçileri gerçekleri muhatap almaya davet ediyoruz.
“HİZBULLAH TARAFINDAN KAYBEDİLEN BABA İLE OĞULUN AKIBETİNİ SORUYORUZ”
939. haftamızda geçmişin hakikatine sahip çıkıyor; Batman’da Hizbullah tarafından evlerinden alınarak kaybedilen bir baba oğulun inkar ve cezasızlıkla karanlıkta bırakılan akıbetlerini soruyoruz.
90’lı yıllarda Batman, özel harp stratejisi temelinde faaliyet gösteren Hizbullah’ın merkezi halindeydi. Devletle bağlantısı TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporunda da geçen Hizbullah, çok sayıda Batmanlıyı gündüz vakti herkesin gözü önünde infaz etti. Evlerinden aldıkları, sokaklardan kaçırdıkları insanları, kendilerine tahsis edilmiş işkence köylerinde vahşi yöntemlerle sorgulayıp katletti, kaybetti.
50 yaşındaki İbrahim Çelik Batman’ın Soğuksu Mezrasında yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. 10 Temmuz 1994 gecesi maskeli ve silahlı 4 kişi, Çelik Ailesinin kapısını çaldı. İbrahim Çelik’i yer göstermek bahanesiyle evinden alarak yanlarında götürdü. 19 yaşındaki Edip Çelik de babasını yalnız bırakmamak için onların peşlerinden gitti.
Baba- oğul eve dönmeyince endişelenen aile Jandarma’ya ve Emniyet’e başvurdu. Ardından olayla ilgili Hizbullahçıların isimlerini vererek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak ailenin bütün başvuruları sonuçsuz kaldı; İbrahim ve Edip Çelik’ten bir daha haber alınamadı.
“TÜM KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Merese Çelik’in, oğlunun ve eşinin bulunması için yaptığı başvurular ile ilgili etkin bir araştırma ve soruşturma yürütülmedi. 29 yıldır İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetleri karanlıkta bırakıldı, onları kaybedenler cezasız bırakıldı. 939. haftamızda bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz: İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetlerini açıklama ve faillerini cezalandırma yükümlüğünüzü yerine getirin!
Kaç yıl geçerse geçsin İbrahim ve Edip Çelik için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 240 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA-Cumartesi Anneleri 928. hafta açıklamasında üzerinden 27 yıl geçen Güçlükonak Katliamı’nda hayatını kaybedenler için adalet istedi.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbeti sormak, fail ve sorumluların yargılanması talebiyle başlattıkları eylemin 928. hafta açıklamasında Cumartesi Anneleri, 15 Ocak 1996’da Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde bir minibüsün içinde önce kurşunlanıp ardından yakılan 11 kişi için adalet istedi. “Güçlükonak Katliamı’nı unutmadık” başlıklı açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Maside Ocak okudu.
“GÜÇLÜKONAK KATLİAMINI UNUTMADIK”
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Gözaltında kaybetmelerde, yargı dahil tüm süreçler hakikatin inkârı ve cezasızlıkla sonuçlanıyor. Bu durum, zulme maruz kalan kayıp yakınlarının yaşadığı acının toplum tarafından anlaşılması ve tanınmasını engellediği gibi hakikatin toplumsallaşmasını da engelliyor. Bu yüzden 928 haftadır ısrarla yaşadıklarımızı tekrar, tekrar anlatıyoruz. Hakikate ve adalete ulaşmayı bir hak ve siyasal bir talep olarak dile getiriyoruz. 928. haftamızda bir kez daha 15 Ocak 1996’da gözaltındaki 11 köylünün bir minibüs içerisinde kurşunlanıp, yakılmasıyla sonuçlanan Güçlükonak Katliamı’nı kamuoyu ile paylaşıyoruz.
Devletin kayıtlarına da geçen Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu’nun raporuna göre askerler, 10-12 Ocak 1996’da Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın yaptı. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç bu baskında gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü. Köylüler gördüğü ağır işkence sonucu öldü. 15 Ocak 1996’da da Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltındakileri serbest bırakacaklarını, onları almak için tabura bir minibüs göndermelerini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi.
“10 KİŞİNİN BEDENİ KÖMÜR HALİNE GELDİ”
Öner, korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti. Tabura giden korucuları beklemeyen askerler, korucuları da öldürdü. Askerler, daha önce öldürülen altı köylüyle birlikte, toplam 10 kişinin cansız bedenini minibüsün koltuklarına bağladı, başlarına da çuval geçirdi. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs jandarmanın kontrolünde yola çıktı. Yol askerler tarafından trafiğe kapatıldı. Minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaştı. Ardından minibüs önce silahla tarandı. Atılan roketler sonucu minibüsün içindeki 10 kişinin bedeni kömür haline geldi. Kaçmaya çalışan sürücü Ramazan Nas da taranarak öldürüldü. Adeta kül olmuş bedenler, ailelere teslim edilmedi. Üzerinde kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu halde gömüldü.
Genelkurmay Başkanlığı 16 Ocak 1996’da Ankara’dan yerli ve yabancı gazetecileri helikopterle Güçlükonak’a getirdi. Gazetecilere açıklama yapan Albay Oğuz Kalelioğlu “Katliamı PKK’nin gerçekleştirdiğini” açıkladı. Olay yerinde yalnızca 20 dakika tutulan ve köylülerle konuşmalarına izin verilmeyen gazetecilerden bazıları resmî açıklamaları kuşku verici buldu. Kuşkularını İnsan Hakları Derneği ve Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu ile paylaştı. Bu paylaşım üzerine Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu bir heyetle olay yerine gitti. Heyetin ulaştığı bilgi ve tanıklıklar resmî açıklamalar ile tümüyle çelişiyordu. Olay yerinin güvenlik güçlerinin kontrolünde olması, minibüste bulunan silahlı beş korucunun üzerlerine açılan ateşe hiçbir biçimde karşılık vermemesi, sürücü dışında aracın içindekilerin kaçmaya çalışmaması, ağır hasar alan minibüse eşlik eden askerlerin ve askeri araçların zarar görmemesi, adeta yanarak kül olmuş kişilerin kimliklerinin sapasağlam olması gibi çok sayıda çelişkili durum vardı.
“BU KATLİAMI DEVLET GÜÇLERİ YAPMIŞTIR”
Heyet, ulaştığı bütün bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna, “Bu katliamı devlet güçleri yapmıştır” açıklamasında bulundu ve hazırladıkları raporla birlikte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği ve Genelkurmay’a başvurdu. Heyet, defalarca savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Ancak bir sonuç alınamadı. Bugüne kadar yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülen davada ise Türkiye, etkin soruşturma yükümlülüğünü ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma haklarını ihlal ettiği için mahkûm oldu.
928. haftamızda adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Dönemin Devlet Bakanı Adnan Ekmen’in “Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı. JİTEM’in işiydi, söyleyemedik” dediği Güçlükonak Katliamı’nın faillerinden hesap sorulmaması, işlenen suçun onaylandığı anlamına gelir. Bu katliamın hukuken suç olduğunu tespit etme, faillerin üzerindeki cezasızlık zırhını kaldırma ve toplumun yaşananları tüm açıklığı ile öğrenmesini sağlama görevinizi yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin, Güçlükonak’ta katledilen 11 insanımız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 229 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 920’nci haftaki açıklamasında, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 24 Aralık 1993’te gözaltında kaybedilen Üzeyir Kurt’un akıbeti sorularak, yetkililer göreve çağrıldı.
Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması için her hafta Galatasaray Meydanı’na çıkan Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 920’nci haftasını da meydanın kendilerine yasaklanmasından dolayı online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 24 Aralık 1993’te gözaltında kaybedilen Üzeyir Kurt’un akıbeti soruldu.
Bu haftaki basın açıklamasını gözaltında katledilen Hasan Ocak’ın ablası Maside Ocak okudu. Hak arama özgürlüğünün, diğer temel hak ve özgürlüklerden yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvence olduğunu belirten Ocak, “Adalete ve hakikate ulaşma, haksızlığı engelleme, hakkı olanı elde etme bu özgürlüğün kullanımı ile mümkündür. Biz bu nedenle 920 haftadır tüm baskı ve engellemelere rağmen hak arama özgürlüğümüze sahip çıkıyoruz” dedi.
KÖY BASILDI EV TARANDI
Ocak, daha sonra Üzeyir Kurt dosyasını paylaştı. İlk olarak Üzeyir’in hikayesine dikkat çeken Ocak, şunları aktardı:
“7 çocuk babası Üzeyir Kurt, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Ağıllı (Bîrikê) köyünde yaşıyordu. 23 ve 25 Kasım 1993 tarihleri arasında jandarma ve köy korucularından oluşan güvenlik güçleri Ağıllı köyüne bir operasyon düzenledi. Operasyon boyunca köydeki her ev arandı, evlerden bazıları yakıldı. On üç köylü gözaltına alındı. Güvenlik güçleri köyden 25 Kasım’ın geç saatlerinde ayrıldı.
ASKERLER TARAFINDAN BİR EVDE TUTULDU
Gözaltına alınanlardan biri de Üzeyir Kurt’tu. Kurt, bir akrabasının evinden gözaltına alındı. Köydeki operasyon devam ettiği için iki gün askerler tarafından köydeki bir evde tutuldu. 25 Kasım günü anne Koçeri Kurt oğluna sigara, çorap ve ceket götürdü. Üzeyir’i tutulduğu evin önünde çok sayıda asker ve korucu arasında gördü. Operasyon sırasında gözaltına alınan on iki köylü 26 Kasım tarihinde serbest bırakıldı. Ancak Üzeyir Kurt’tan bir daha haber alınamadı.”
GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ
Koçeri Kurt’un, 30 Kasım 1993 tarihinde Bismil Cumhuriyet Başsavcısı Rıdvan Yıldırım’a başvurarak, oğlunun nerede olduğunun araştırılmasını istediğini aktaran Ocak, savcının bilgi talep etmesi üzerine Jandarma Komutanlığı’ndan Yüzbaşı İzzet Cural’ınbBaşsavcılığa cevaben Üzeyir’in gözaltına alınmadığı ve muhtemelen “teröristler” tarafından kaçırıldığını bildirdiğini ifade etti. Bismil’den sonuç alamayan ailenin 14 Aralık 1993 tarihinde Diyarbakır DGM Savcılığı’na başvurduğunu belirten Ocak, buradan da Üzeyir’in gözaltına alındığına dair kayıtların bulunmadı cevabının alındığını hatırlattı.
TÜRKİYE MAHKUM EDİLDİ
Ocak, 21 Mart 1994 tarihinde Bismil Cumhuriyet Savcısı’nın jandarma varsayımına dayanarak dosya hakkında görevsizlik kararı verdiğini kaydederek, ailenin yaptığı başvurulardan sonuç alamaması üzerine 11 Mayıs 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğu bilgisini verdi. AİHM’in yetkililerin ailenin şikayetlerine dair etkili bir araştırma yapmadığı sonucuna vardığını ifade eden Ocak, Türkiye’nin bu dosyadan mahkum edildiğini paylaştı.
29 YILDIR İNKAR VE CEZASIZLIK
Ocak devamında da hukuki girişim ve gelişmelere dair şu bilgileri aktardı: “21 Kasım 2014 tarihinde AİHM mahkumiyetine rağmen Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı Üzeyir Kurt’un gözaltında kaybedilmesine ilişkin yürüttüğü soruşturmada (2014/ 754) kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. 16 Mayıs 2015 tarihinde bu karara yapılan itiraz Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Kısacası 29 yıldır Üzeyir Kurt dosyasında inkar ve cezasızlık devam etti.”
ETKİN SORUŞTURMA VE ADALET ÇAĞRISI
İktidarı, uluslararası hukuk yükümlülüklerine uymaya çağıran Ocak, “Devletin sorumluluğu altındaki koşullarda kaybolan Üzeyir Kurt’un akıbetinin açığa çıkartılması ve işlenen bu insanlığa karşı suç hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi talebimizi yineliyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Üzeyir Kurt için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 221 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Yargılandıkları davanın beşinci duruşması öncesi yaşananlara ilişkin bugün bir açıklama yapan Cumartesi Anneleri, “Hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olması gereken yargının, hak ve özgürlüklerimizi tehdit aracına dönüştürülmesini kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı. Polis memurlarına çağrıda bulunan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Bu kanunsuz emirler uymayın. Hepiniz yargılanacaksınız. Bu iktidara, İçişleri Bakanına güvenmeyin” derken, TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ise “Devlet, vatandaşına pusu kurdu. Cumartesi Annelerine karşı açılmış bir savaş var” diye konuştu.
Cumartesi Anneleri/İnsanları 913. hafta buluşmasında 21 Eylül Çarşamba günü Çağlayan Adliyesi önünde yaşananlara ilişkin açıklama yaptı. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Ahmet Şık, Sera Kadıgil ile İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da katıldı.
“DURUŞMA SIRASINDA DA HUKUKSUZLUK DEVAM ETTİ”
Basın açıklamasını Maside Ocak okudu. Açıklamadan öne çıkan satır başları şöyle:
“Her duruşma öncesi Çağlayan Adliyesi önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklaması, 21 Eylül 2022 tarihli beşinci duruşmamız öncesi Kağıthane Kaymakamlığı tarafından verilen anayasaya aykırı bir yasak kararı gerekçe gösterilerek engellendi. Duruşmaya ve öncesinde yapılacak basın açıklamasına katılmak için orada bulunanlara son dakikada bildirilen yasak kararı sonrası, etrafımız polis tarafından çembere alınarak, dağılmamız engellendi. Aralarında duruşmaya katılması gereken kayıp yakınları, cumartesi insanları ve avukatlarının da olduğu 16 hak savunucusu işkenceyle gözaltına alındı. Adliye önünde bulunanların tanık olduğu ve basına/sosyal medyaya yansıyan çok sayıda görüntülü/yazılı haberden görüleceği üzere kolluk kuvvetleri duruşmaya katılmak üzere bekleyenleri, ortada hiçbir hukuki gerekçe yokken ve anayasal haklarını ihlal ederek gözaltına alarak, yaklaşık 8 saat özgürlüklerinden mahrum bıraktı.
İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma sırasında da bu hukuksuzluk devam etti. Duruşmaya yargıcın, ‘eğer düzeni bozan bir durum olursa, kolluk güçlerinden gelen talep doğrultusunda, yargılamanın güvenlik gerekçesiyle kapalı yapılmasına karar verebileceğini’ belirten sözleri ile başlandı. Bu sözleri ile dava yargıcı, duruşma öncesi yapılacak basın açıklamasına hukuka aykırı olarak müdahale eden kolluğun yönlendirmesi ile hareket ettiğini kabul etmiş, yargılamanın tarafsızlığına ve bağımsızlığa gölge düşürülmüştür. Duruşma yargıcı yargılama sırasında da; savunma avukatlarının salonda bulunan silahlı güvenlik mensuplarının çıkarılmasına yönelik talebini de reddedip; yargılananlar, tanıklar, avukatlar ve dinleyiciler üzerinde baskı yaratacak şekilde yargılama sonuna kadar güvenlik mensuplarının salonda beklemesine izin vererek, tutumunu devam ettirdi.
“YARGIÇ DURUŞMADA GERİLİM YAŞANMASINA NEDEN OLDU”
Savunma avukatlarının; duruşma öncesi gözaltına alınanlar arasında, önceki celse hakkında zorla getirme ve duruşmaya gelmedikleri takdirde savunmadan vazgeçmiş sayılacakları ihtar edilmiş sanıklar ve avukatlarının da bulunduğu, bu kişilerin duruşmaya katılımı sağlanmadan duruşmaya devam edilemeyeceği, ayrıca duruşma salonuna gelebilenlerin de alanda uygulanan şiddetten olumsuz etkilendikleri göz önünde bulundurularak duruşmanın ertelenmesi taleplerini de reddeden yargıç, duruşma boyunca savunmayı kısıtlayıcı davranışları ile duruşmada gerilim yaşanmasına neden oldu.
Hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olması gereken yargının, hak ve özgürlüklerimizi tehdit aracına dönüştürülmesini kabul etmiyoruz. Ülkeyi yönetenler, Anayasa ve bağlayıcı uluslararası sözleşmelerden kaynaklı sorumluluklarına rağmen; 25 Ağustos 2018 tarihinden bu yana hak ve özgürlüklerimizi gasp eden; hukuka aykırı yasak, engelleme ve gözaltı uygulamaları ile adalet arayışımızı engellemeye, açılan soruşturma ve bu dava ile üzerimizde yargı baskısı oluşturmaya çalışmakta ve suç işlemektedir. 27 yıldır dediğimiz gibi; son kaybımız bulunana, son fail cezalandırılana kadar bu mücadele devam edecek. Kaç yıl geçerse geçsin, bedeli ne olursa olsun; kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 214 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”
İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise polis memurlarına çağrı da bulunurken; “Türkiye’de otoriter yönetim altında kolluk kuvvetleri daha fazla kanunsuz emirlere uymaya başladılar. Bir kez daha uyarmak istiyorum. Bu kanunsuz emirler uymayın. Hepiniz yargılanacaksınız. Bu iktidara, İçişleri Bakanına güvenmeyin. Bunların hesabı bir gün yargı önünde sorulacaktır. Şu anda şubemizin önünde yüzlerce polis var. Sizin başka işiniz yok mu? Hırsızları, uyuşturucu kaçakçılarını, çeteleri kovalayın. Böyle bir ülke olabilir mi?” ifadelerini kullandı. HDP
İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Türkiye’de hukukun ortadan kaldırıldığını ifade ederek, “Cumartesi annelerine ve insanlarına uygulanan şiddetin tek bir sonucu vardır; faillerin yanındayız mesajıdır” dedi. TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de “Devlet, vatandaşına pusu kurdu. Cumartesi Annelerine karşı açılmış bir savaş var” dedi.
PİRHA-Cumartesi Anneleri, 910. hafta buluşmasında Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isterken darp edilerek gözaltına alınmalarına tepki gösterdi. Açıklama yapılmasını engelleyenler hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirten Cumartesi Anneleri, “10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma ve gözdağı vermeyi amaçlıyordu” dedi.
Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerin 910. haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde açıklama yaptı. Bu haftaki buluşmada, 30 Ağustos Salı günü İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isterken darp edilerek gözaltına alınmaları protesto edildi. Açıklamaya, kayıp yakınları Maside Ocak, Hanım Tosun, Hanife Yıldız, Ali Ocak, Hasan Karakoç ile Avukat Ahmet Cihan katıldı.
“İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ ADETA GÖVDE GÖSTERİSİ YAPTI”
“Ne Kayıplar Mücadelesinden Ne De Haklarımızdan Vazgeçmeyeceğiz!” başlıklı 910. hafta açıklamasını Maside Ocak okurken, 30 Ağustos günü Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı önünde yaşanan polis müdahalesine değindi. Ocak şunları söyledi:
“BM tarafından 21 Aralık 2010 tarihinde ilan edilen 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü nedeniyle kayıplar sorununa dikkat çekmek amacıyla dünyanın dört bir yanında etkinlikler düzenleniyor. Zorla kaybetmelerin sorumlularının yargılanması için devletlere çağrılar yapılıyor. Biz de kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak bu kapsamda 30 Ağustos günü Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı önünde bir basın açıklaması yapmak, ardından da kimsesiz mezarlara karanfil bırakmak istedik. Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nı seçme nedenimiz 1995 yılında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un işkence izleri taşıyan bedenlerine aylar sonra burada ulaşmış olmamızdı. 90’lı yıllarda İstanbul’da gözaltında kaybedilenlerin tıpkı Hasan ve Rıdvan gibi “kimliği meçhul” kişi olarak Altınşehir’e defnedilmiş olma ihtimalleriydi.
30 Ağustos sabah saatlerinde gittiğimiz Altınşehir’de tüm bölgeyi kapsayan polis ablukası vardı. Ağır silahlı bir polis ordusu, çok sayıda toma, gözaltı aracı bize basın açıklaması yaptırmamak üzere konuşlandırılmışlardı. Bu orantısız güç yığılması ile ellerinde yalnızca karanfil bulunan kayıp yakınlarına ve hak savunucularına karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğü adeta gövde gösterisi yapmıştı. Mezarlık girişine yöneldiğimizde, bizleri bir polis ordusu karşıladı ve ablukaya aldı. Kayıp yakınlarına müdahale eden kolluk güçlerinin başında, daha önce çok sayıda barışçıl gösteri hakkı kullanımı sırasında provokatif tavırları ve görev sınırlarını aşan müdahaleleriyle bilinen İstanbul Güvenlik Şube Müdürü Hanifi Zengin bulunuyordu. Hanifi Zengin, Kaymakamlık tarafından etkinliğimizin yasaklandığını söyledi ve açıklamaya izin vermeyeceklerini belirtti.”
“10 SAAT SÜREN HUKUKSUZ GÖZALTI YILDIRMA AMAÇLIYDI”
Ocak, gözaltına alındıktan sonra yaşananları ise şöyle anlattı:
“Yapılan müzakere sonuç vermeyince; içimizde yaşlı, açık kalp ameliyatlı, yüksek tansiyon hastası, geçirdikleri operasyonlar nedeniyle kol ve omuzları sargılı arkadaşlarımızın da bulunduğunu, gaz ve şiddete maruz kalınması durumunda ağır sonuçlar doğabileceğini değerlendirerek açıklamamızı başka bir yerde yapmak üzere dağılmaya karar verdik. Dağılma kararımızı kendisine açıkladığımız halde, Hanifi Zengin keyfi olarak gözaltı kararı verdi. Ayrıca basın mensupları polis tarafından olay yerinden zorla uzaklaştırıldığı için polis rahatça bir yandan “dağılın” anonsu yaparken bir yandan da ablukayı kaldırmayarak dağılmamızı engelledi. Dağılması engellenen 14 kişi “Niye dağılmadınız” suçlamasıyla kelepçelenerek gözaltına alınıp, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’ye götürüldük.
Bu arada ailelerimize ve avukatlarımıza ulaşma hakkımız engellendi. Hukuki destek vermek üzere Emniyet Müdürlüğü’ne gelen avukatlarımızdan ikisi “fazla avukat var” denilerek ifadeye alınmadı. İfadeler alındıktan sonra bizlere ve avukatlarımıza “hastane kontrolünden sonra serbest bırakılma kararı var” dendi ancak, hastaneye götürülmek üzere bindirildiğimiz ve dışarıdaki yoğun sıcağa rağmen iklimlendirme imkânı olmayan araçta iki saat tutulduk ve bu arada hiçbir açıklama yapılmadı. Biz emniyet bahçesinde araç içinde, avukatlarımız ve ailelerimiz dışarıda serbest bırakılacağımızı beklerken, iki saat sonra üst araması için tekrar emniyete götürüleceğimiz söylendi ve araçtan indirilerek emniyet binasına geri götürüldük. Rutin gözaltı işlemleri yapılarak hiçbir açıklama yapılmadan nezarete konulduk. Bu hukuksuz gözaltı İHD’nin, siyasi partilerin, milletvekillerin girişimleri sonucunda saat 22.00’de son buldu. Tam 10 saat boyunca süren bu hukuksuz gözaltı hiç şüphe yok ki yıldırma ve gözdağı vermeyi amaçlıyordu.”
“ANAYASAL HAKKIMIZ ENGELLENDİ”
Anayasal haklarının engellendiğini belirten Ocak, müdahaleye ilişkin suç duyurusunda bulunacaklarını kaydetti. Ocak, “30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde basın açıklamamızı yasaklama kararı veren Küçükçekmece Kaymakamlığı, basın açıklaması yapmamızı şiddet yoluyla engelleyen kolluk güçleri ve ortada bir suç yokken iki kez gözaltı kararı veren Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı görevlerinin gereklerine aykırı davranarak hukuka aykırı işlem tesis etti ve görevlerini kötüye kullandı. Toplantı ve gösteri hakkının kullanımını sağlamak ve kolaylaştırmak devletin yükümlülüğüdür. Kamu görevlilerinin başlıca görevi bu hakkın güvenli bir şekilde kullanılması için gerekli önlemleri almak ve görevlerini insan hakları yaklaşımı içinde yapmaktır. Ancak bizim Anayasal hakkımızı kullanmamız, Küçükçekmece Kaymakamlığı, İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü ve Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı tarafından engellendi. Bu yüzden yasal haklarımızı kullanarak haklarında suç duyurusunda bulunacağız. Gözaltında kaybedilenlerin yakınlarını susturmak isteyen iktidara sesleniyoruz: Anayasal hakkını kullananların engellenmesi, gözaltına alınması hukuku ve Anayasa’yı yok saymaktır. Ülkeyi anayasasızlaştırmak suçtur” diye konuştu.
“YAŞANAN GERÇEKLERİ ORTADAN KALDIRMAYA GÜÇLERİ YETMEYECEK”
Açıklamaya katılan kayıp yakınları da polis müdahalesine tepki gösterdi. Hanım Tosun, Diyarbakır’daki sokağa çıkma yasakları sırasında ölen oğlunun kemiklerinin 7 yıl sonra bir kutu içerisinde babası Ali Rıza Arslan’a verilmesini hatırlatırken, “Biz seneye yine orada olacağız. Biraz utansınlar. Kayıplarımızın kemiklerini kargo ile ailelere gönderdiler yıllar önce. Kargodaki kemikleri bile kaybettiler. Demek ki o kadar korkuyorlar mücadelemizden, kemiklerimizden. Kimsesizler mezarlığına bir çiçek bırakmak istedik. O çiçekten de korkuyorlar. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Kayıplarımızı aramaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Hanife Yıldız ise “Ben evladımı devlete teslim ederken, başına bir şey gelmesin diye götürdüm oraya. Ama ne yazık ki onu yaşatmadılar. Yaşam hakkını elinden aldılar. Mezar hakkını da vermediler. Cumhurbaşkanının 2011 yılında Berfo Ana’ya verdiği sözü tutmasını isterdim. Ama sokaklar, eylem alanımız yasak edildi. Ancak mezar ziyaretinin yasak edilmesini de ancak AKP’de gördüm” ifadelerini kullandı. Hasan Karakoç ise “Kayıp yakınlarının içinde ne acıdır ki en şanslı ailelerden birisiyiz. Çünkü bizim çiçek koyup, ziyaret edebileceğimiz bir mezarımız var. Binlerce insan bu haktan mahrum bırakıldı. Yakınlarının kemiklerine hasret yaşadılar” diye konuştu.
Ali Ocak “Belki susturabilir, ortadan kaldırabilirler bizi. Ama yaşanan gerçekleri ortadan kaldırmaya güçleri yetmeyecektir” derken; kayıp yakını ve Avukat Ahmet Cihan da “Düşman hukukunu uygulayan bir zihniyetin ürünüdür. Saat 22.00’ye kadar müvekkillerimin gerekçesiz ve hukuka aykırı bir şekilde hürriyetleri tahdit edilmiştir. 700. hafta ile beraber başlayan yasak, “Artık kıpırdayamazsınız” denilen noktaya gelmiştir” şeklinde konuştu.
PİRHA – Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 904. haftasında 1994 yılında Mardin Kızıltepe’de gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan 18 yaşındaki Abdülgani Dağ’ın akıbetini sordu.
Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 904. haftasında 1994 yılında Mardin Kızıltepe’de gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan 18 yaşındaki Abdülgani Dağ’ın akıbetini sordu.
Cumartesi Anneleri’nin 904’üncü haftaki basın açıklamasını, 21 Mart 1995 yılında gözaltına alındıktan 5 gün sonra cenazesi bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu.
“İDARİ VE YARGI MEKANİZMALARI ETKİN BİÇİMDE ÇALIŞMIYOR”
Abdulgani Dağ dosyasında 28 yıldır süren inkar ve cezasızlık politikasının son bulmasını istediklerini ifade eden Ocak, “Türkiye’de hukukun üstünlüğüne dayanan bir devlet geleneğinin olmaması, soruşturma ve davaların siyasetin etkisine açık olması, kayıp ailelerinin yaptığı tüm başvuruları sonuçsuz bırakıyor. Kolluk güçlerinin vatandaşa yönelik işkence, öldürme, gözaltında kaybetme gibi uygulamaları söz konusu olduğunda idari ve yargı mekanizmaları etkin biçimde çalışmıyor. Bu durum kamu görevlileri tarafından işlenen ağır insan hakları ihlallerini hesap sorulamaz, yargılanamaz ve cezalandırılamaz kılıyor” diye konuştu.
“ABDULGANİ 3 YOLCUYLA BİRLİKTE GÖZALTINA ALINDI”
904’üncü haftalarında bu söylediklerini teyit eden Abdülgani Dağ dosyası ile kamuoyu karşısında olduklarını belirten Ocak sözlerine şöyle devam etti:
“18 yaşındaki Abdülgani Dağ Mardin Kızıltepe’de yaşıyordu. 14 Temmuz 1994 tarihinde Nusaybin’in Akarsu bölgesinde akrabasını ziyaret etmek için yola çıktı. Bindiği minibüs Kızıltepe Nusaybin yolunda kimlik kontrolü yapan askerler tarafından durduruldu. Abdulgani ve 3 yolcu gözaltına alındı. Durumu öğrenen ailesi Mardin Cumhuriyet Savcılığına, bölgedeki asker ve polis karakollarına başvurdu ancak Abdulgani’nin gözaltına alındığı reddedildi. Başvurularını sürdüren aile Mardin Jandarma Karakolu’nda Abdulgani’nin akıbetine uğratılmakla tehdit edildi. Abdulgani ile birlikte gözaltına alınan diğer 3 yolcu bir süre tutuklu kaldı. Bu kişiler serbest bırakıldıklarında Dağ ailesine, Mardin Tugay Komutanlığı’nda Abdülgani ile birlikte günlerce tutulduklarını ve ağır işkence gördüklerini anlattı. Bunun üzerine tekrar başvurularda bulunan aile hiçbir sonuç alamadı.
“DAĞ AİLESİNİN TÜM BAŞVURULARI SONUÇSUZ KALDI”
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, 24 Ağustos 1998 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vererek dosyayı kapattı. Dağ ailesi, 2004 yılında Abdulgani’nin akıbetinin araştırılması talebiyle tekrar savcılığa başvurdu. Savcılık soruşturmanın sonucunda, aileye oğullarının 14 Temmuz 1994 tarihinde Kızıltepe yakınlarındaki bir çatışmada 3 PKK’li ile birlikte öldürüldüğü bilgisini verdi. Aile, ‘Oğlumuz askerler tarafından gözaltına alındı günlerce Mardin Tugay Komutanlığı’nda tutuldu’ diye itiraz etti. Ancak bu itiraz boşlukta kaldı. Öldürüldüyse cenazesini verin talebine ise savcı, ‘Asker bilir beni bu işlere karıştırmayın’ cevabını verdi. 2013 yılı içinde aile yeni tanıklar ile birlikte bir kez daha savcılığa başvurdu. Abdulgani Dağ’ın çatışmada öldürülmediğini, gözaltında öldürülmesine çatışma süsü verildiğini beyan ederek yeni bir soruşturma açılması talebinde bulundu. Bu talep reddedildi. Aile son çare olarak 2 Nisan 2015 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yaparak tüm taleplerinin reddedildiğini, etkin bir soruşturmadan umutlarını kestiklerini, evlatlarının bedeninin kendilerine teslim edilmesi ya da mezar yerinin gösterilmesini istedi. Ancak savcılık anlaşılmaz bir biçimde cenaze tesliminin adli değil idari bir konu olduğunu iddia ederek bu talebi de reddetti.
Gözaltında kaybedilişinin 28. yılında bir kez daha talep ediyoruz. Gözaltına alındıktan sonra çatışmada öldü denilerek infaz edilen Abdulgani Dağ’ın akıbeti açıklansın. Bedeninin nereye gömüldüğü tespit edilsin. Bu suçun sorumluları hakkında etkin bir soruşturma faaliyeti yürütülsün. 28 yıldır süren inkar ve cezasızlık son bulsun. Abdulgani Dağ için adalet sağlansın. Kaç yıl geçerse geçsin, Abdulgani Dağ için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içerisinde hareket etmesi gerektiğini hatırlatmaktan, 205 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA-Cumartesi Anneleri 895. hafta basın açıklamasında “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası”na değinirken, “İnsanlık onurunun korunduğu, şiddetten uzak, demokratik ve adil bir Türkiye talebimizde ısrar ettiğimiz için suçlanıyoruz. Devleti yönetenler bizi suçluyor ama esas suçlu, onlar!” ifadelerine yer verdi.
Cumartesi Anneleri 895. hafta basın açıklamasını “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” içinde gerçekleştirdi. Açıklamayı gözaltında katledilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak yaparken, ifade ve toplanma özgürlüğünün suç ile eş değer görüldüğünü kaydetti.
“SEVDİKLERİMİZİ SORDUĞUMUZ İÇİN SUÇLANIYORUZ”
Ocak’ın, “Hakikatin taşıyıcısı olmaktan vazgeçmeyeceğiz” başlıklı açıklamasının tamamı şu şekilde:
“İfade ve toplanma özgürlüğünü kullanmanın, hakikat hakkını gündeme getirmenin, adalet talep etmenin ve dayanışmanın suç ile eş değer görüldüğü günlerdeyiz. Adaletin sağlanmasına yönelik hak arama özgürlüğünün uygulanabilir olmaktan çıktığı koşullardayız. Yasaların kayıp yakınlarını susturmak ve insan hakları savunucularının çalışmalarını engellemek için kullanıldığı hukuka uzak günlerdeyiz.
Cumartesi Anneleri’nin yaşadığı hukuksuzluklar, engellenen toplanma özgürlükleri, yönetenler tarafından suçlu ilan edilmeleri hiç şüphe yok ki; mevcut baskı politikalarının bir parçası olarak gündeme geliyor. Kolluk güçleri tarafından gözaltına alınıp bir daha geri dönemeyen sevdiklerimize ne olduğunu sorduğumuz için suçlanıyoruz. Kolluk güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra varlığı inkar edilen, işkence izleriyle dolu bedenleri kimsesizler mezarlıklarına gömülen, ormanlara, uçurumlara atılan sevdiklerimizin faillerinden hesap sorulsun dediğimiz için suçlanıyoruz.
“DEVLETİ YÖNETENLER BİZİ SUÇLUYOR FAKAT ASIL SUÇLU ONLAR”
Türkiye’de bilinçli ve sistemli bir devlet politikası olarak uygulanan cezasızlığa karşı “Suçun cezalandırılmaması suçu normalleştirir, faili cesaretlendirir. Bu yüzden cezasız bırakılan suç geri döner” diyerek itiraz ettiğimiz için suçlanıyoruz. Delillere, tanıklara, AİHM mahkumiyetlerine, suçu ve suçluyu kayıt altına alan TBMM raporlarına rağmen kayıp dosyaları neden cezasız bırakılıyor? Sorusunu gündemde tuttuğumuz için suçlanıyoruz. Yaşadığımız topraklarda yüzlerce insan gözaltında kaybedildiği halde nasıl oluyor da hiç kimse bu suçlar nedeniyle cezalandırılmıyor?” diye sorduğumuz için suçlanıyoruz.
Özetle devletin hikmetini sual ettiğimiz için; “devletin işleyişi evrensel hukuka göre belirlenmeli, denetlenmeli ve şeffaf olmalıdır” diye haykırdığımız için suçlanıyoruz. İnsanlık onurunun korunduğu, şiddetten uzak, demokratik ve adil bir Türkiye talebimizde ısrar ettiğimiz için suçlanıyoruz. Devleti yönetenler bizi suçluyor ama esas suçlu, onlar! Tüm başvurularımızı karşılıksız bırakanlar, gözaltında kaybetmelerin üstünü örtenler, failleri ve suçun arkasındaki güçleri ortaya çıkartmayanlar, adaletin sağlanmasına yönelik hak arama özgürlüğümüzü engelleyenler, hukuku, anayasayı yok sayanlar, asıl suçlu onlar…
“CEZASIZLIĞIN DUVARINDA GEDİKLER AÇMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Kayıp davaların her zaman “politik” olduğunu, karar mercilerinin yargıçlarla sınırlı kalmadığını biliyoruz. Türkiye’de demokratik, adil ve eşitlikçi bir yapısal dönüşüm gerçekleşmeden bu durumun devam edeceğinin de farkındayız. Bu dönüşümün başlayabilmesi için önce yakın ve uzak tarihte yaşanan başta gözaltında kaybetmeler olmak üzere her türden insan hakları ihlalleri ile yüzleşmek, cezasızlığı sonlandırmak ve sorumluların yargı önünde hesap vermesini sağlamak gerekiyor. Koşullar ne kadar ağır olursa olsun, umutsuzluğa kapılmadan bunun için mücadele etmeyi sürdüreceğiz. İnkarın ve siyasal şiddetin bin bir halinin yaşandığı bu coğrafyada hakikatin taşıyıcısı olmaya; inkarın, unutuşun ve cezasızlığın duvarında gedikler açmaya devam edeceğiz.
Kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 196 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA-Gözaltında kaybedilişlerinin 27. yılında Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç Gazi Mezarlığı’ndaki mezarları başında anıldı. Hasan Ocak’ın mezarı başında konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, “Dün engellediğimiz gözaltında kaybetme suçu bugün yeniden işlenmeye çalışılıyor” dedi. Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak da gözümüzde Hasan’ın işkence edilmiş bedeninin fotoğrafı var. Biz Hasan’ın sıcağını çok özlüyoruz” diye konuştu.
Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” kapsamında gözaltında katledilişlerinin 27. yılında Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç‘u İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki mezarları başında andı. Anmaya Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, kardeşleri Maside Ocak, Hüseyin Ocak, Ali Ocak ile Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç’un yanı sıra Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyeleri de katıldı.
Ağabeyi Rıdvan Karakoç’un mezarı başında konuşan Hasan Karakoç, “Gözaltında kaybedilen yakınlarımızın akıbeti ortaya çıkarılsın diye mücadele ediyoruz. 28 yıldır anneler ağlamasın evlatlar annesiz babasız kalmasın, bu kan, bu zulüm bitsin diye mücadele ediyoruz. Yakınlarımızı en ağır, en barbar şekilde katlettiler. Katillerini buluncaya kadar, son kayıp bulunana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
“KAYBETME SUÇU YENİDEN İŞLENMEYE ÇALIŞILIYOR”
Hasan Ocak’ın mezarı başında yapılan anmada ise İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri ise “Dün engellediğimiz gözaltında kaybetme suçu bugün yeniden işlenmeye çalışılıyor. Devleti bu insanlığa karşı suçu işlemeye vazgeçmeye yarayacak büyüklükte mücadeleyi büyütmek zorundayız. Bu, sadece kayıp yakınlarının değil hepimizi tehdit eden bir olgu olduğu için hepimizin sorumluluğu” dedi.
“YARALARIMIZ HİÇ DİNMİYOR”
Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak da “Bazı şeyleri hiç unutmuyoruz” diyerek şöyle devam etti:
“Hatırlatmak istiyoruz. Çünkü hatırlatmazsak kanayan yaramaz asla iyileşmeyecek. Hasan’ın gözaltında olduğunu biliyorduk. Çünkü tanıkları vardı. Ama Hasan’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Devletin ilgili makamları Hasan’ın gözaltında olmadığını açıkladı. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe ‘Hasan Ocak bizim için aranan şahıs değildir’ dedi. Aradan 27 yıl geçti. Ne Hasan’ın katilleri bulundu ne devletin devamcıları Hasan’la ilgili bir işlem yaptı. Ama bizim yaralarımız hiç dinmiyor. Çünkü bizim gözümüzde Hasan’ın işkence edilmiş bedeninin fotoğrafı var. Biz Hasan’ın sıcağını çok özlüyoruz” diye konuştu.
Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da, “Adalet arayan insanların sayısı alabildiğine yükseldi. Çünkü 100 yıldır bu coğrafyada yüzleşilmeyen sorunlar katlanarak büyüyor. Dedik ki ‘Kaybedenler kaybedecek’. İnsanlığın vicdanında ve bilincinde failler kaybetti. Ama cezasızlık politikası, suçluları koruma zırhıyla ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar” dedi.
PİRHA-886. hafta buluşmasında gözaltında katledilen Hasan Ocak için adalet talebini yineleyen Cumartesi Anneleri yaptığı açıklamada “Devlet, Hasan Ocak dosyasında cezasızlığa son versin. Etkin, insan haklarına saygılı ve adil bir soruşturma yürütmelidir” ifadelerine yer verdi.
Cumartesi Anneleri 886. hafta buluşmasında 21 Mart 1995 tarihinde gözaltına alındıktan sonra cansız bedeni 15 Mayıs 1995 günü kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak için adalet istedi. Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, abisi Ali Ocak, kardeşi Maside Ocak, dosya avukatı Gülseren Yoleri ile Ocak’ın yeğeni Dican Acer, 886. hafta buluşmasında açıklamalarda bulundu.
“23 MART’TA ÇAĞLAYAN’DAYIZ”
“Abim Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilişinin 27. yılındayız” diyen Maside Ocak haklarında açılan davaya da değinerek şunları söyledi:
“27 yıldır Hasan ve tüm kayıplarımız için sürdürdüğümüz hakikat ve adalet mücadelesi 700. haftaya kadar Galatasaray’da ve 700. haftada polis tarafından uygulanan yoğun şiddetli müdahalenin ardından İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önünde devam etti. Polis ablukasına rağmen İHD önünde sürdürdüğümüz açıklamalarımız pandemi dolayısıyla şu anda evlerimizde ve her yerde kamuoyu karşısına çıkarak devam ediyor.
Unutma ve unutturmama mücadelesinde 700. haftamızdan dolayı hakkımızda açılan dava 23 Mart Çarşamba günü Çağlayan Adliyesi’nde görülecek. Biz kayıp yakınları ve hak savunucuları için göze alamayacağımız tek şey insanlık onurumuzdan vazgeçmektir. Bizler nerede ve ne koşulda olursa olsun kayıplarımızı aramaktan ve Galatasaray’ı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
“HAKİKATİ KARARTMAK İSTİYORLAR”
Emine Ocak ise “Adalet istiyoruz. Galatasaray Meydanı’nı istiyoruz” dedi. Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak da kardeşini gözaltına öldürenlerin yargılanmadığını hatırlatırken, “21 Mart 1995 gününün akşamından itibaren 57 gün boyunca her dakikamızda Hasan’ın yaşadığı işkenceleri hissedip, kendimizi vurduk sokaklara. Bu arayışımızdan sonra onun cansız bedenine ulaştığımızdan bugüne dek süren adalet arayışımızda hukuk kurumlarının, yetkililerin basiretsizliğini içimiz yanarak izliyoruz. Başta gözaltında kaybetmeler olmak üzere yaşanan insanlık suçlarının cezasız kalması; keyfilik, mafyalaşma ve çeteleşmeyi geliştirip, güçlendirdi.
Yaşanan acılara, belgelere, tanıkların çığlığına rağmen cezasızlık politikasının ülkeyi nasıl yönetilmez bir hale getirdiğine şahit oluyoruz. Asıl içimizi kanatan ise toplumun bu suçlara karşı duyarlı olmasının engellenmesi ve buna alıştırılmasıdır. Yanı başındaki insanlık suçlarına yabancılaşan yöneticilerin nasıl yozlaşıp, çürüdüklerini, toplumu çöküşe götürdüklerinin yüzlerce örneği var. Derdimiz adaletin, hukukun görünür ve işler hale getirilmesidir. İşlenen suçlar ile yüzleşip, hesaplaşmayan, suçluları hak ettiği ceza ile cezalandırmayan her iktidar yaşananlara ortak olur. Hasan’ı gözaltına alıp, katledenler yargılanmadı ama kayıplarımızın akıbetini soran bizler yargılanmak istiyoruz. Yaşananları unutturmak, hakikati karartmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.
“AİHM YAPILAN BAŞVURUDA İHLAL KARARI VERDİ”
Dosya avukatı Gülseren Yoleri ise dava sürecine ilişkin yaptığı açıklamada şunlara değindi:
“21 Mart 1995 günü gözaltına alındı ama gözaltına alındığı kabul edilmedi. 15 Mayıs 1995 günü kimsesizler mezarlığına defnedildiği yönünde bir bilgiye ulaşıldı. 19 Mayıs’ta da defnedildiği yerden ailesinin uygun bulduğu Gazi Mezarlığı’na defni sağlandı. Bu süreçte iç hukukta yol alınamadı ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuruda ihlal kararı verildi.
Hasan Ocak’ın işkence edilerek, öldürülmesine ilişkin dosyasında faillerin tespit edilmesine yönelik uzunca yıllar herhangi bir işlem, etkili bir soruşturma yürütülmedi. 17 Haziran 2016 tarihinde ise savcılık takipsizlik kararı vererek dosyayı kapatma girişiminde bulundu. Yapılan itiraz üzerine 5 Ocak 2017 tarihinde Sulh Ceza Hakimliği takipsizlik kararının kaldırılmasına ve davanın açılmasına işaret eden bir karar verdi. Bunun üzerine savcılık dosyayı yeniden açtı ve yürütmeye başladı. Ancak uzunca süre yine etkin bir soruşturma yürütülmedi.
Şu an beklentimiz Hasan Ocak’ı gözaltında kaybeden, işkenceyle öldürme suçlarını işleyen ve bu suçları işlediklerine yönelik haklarında iddialar bulunan sanıkların haklarındaki soruşturma işlemlerinin tamamlanması ve davanın açılarak, Hasan Ocak’ın akıbetinin ve Ocak için talep edilen adaletin gerçekleşmesi yönünde. Hukuki mücadeleyi bu yönde sürdüreceğiz.”
Cumartesi Anneleri adına 886. hafta buluşmasının basın metnini ise Hasan Ocak’ın yeğeni Dican Acer okudu.
“HASAN OCAK DOSYASINDA CEZASIZLIĞA SON VERİLSİN”
İç hukukta hiçbir sonuç alamadıklarını belirten Acer, şöyle konuştu:
“Devlet, Hasan Ocak dosyasında cezasızlığa son versin. Ailelerin gözaltına kaybedilen sevdiklerinin başına ne geldiğini bilmeye ve gerçeğe ulaşma hakkı vardır. Bu hak gözaltında kaybetmelerin meydana geldiği koşulları, suça kimlerin iştirak ettiklerini tam ve eksiksiz bilme anlamına gelir. Biz bu hakkımızı kullanabilmek için mücadele ederken iktidarlar değişse de, değişmeyen bir tutum ile karşılaşıyoruz. İnkâr ve cezasızlık. Devlet, taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden ve anayasasından doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği için her yolu her yöntemi kullanmamıza rağmen bir sonuç alamıyoruz.
886. haftamızda 27 yıldır gerçeği bilme ve adalete ulaşma hakkımızın engellendiği Hasan Ocak dosyamızı bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz. Sosyalist kimliğiyle bilinen 30 yaşındaki Hasan Ocak atama bekleyen bir öğretmendi. Bu bekleme sırasında da Beyazıt’taki bir iş hanında çay ocağı işletiyordu. 21 Mart 1995 tarihinde akşam üzeri annesini telefonla arayarak, “Balık alacağım. Akşam yemek hazırlama” dedi. Avcılar’daki evine gitmek için ayrılan Hasan’dan bir daha haber alınamadı.”
“CANSIZ BEDENİNE 58 GÜN SONRA ULAŞILDI”
Ocak’ın gözaltına alındığının inkâr edildiğini hatırlatan Acer, “Hasan’ın gözaltına alındığını ancak bu durumun inkâr edildiğini kamuoyuna açıklayan ailesi savcılığa başvurarak, oğullarının akıbetinin açığa çıkarılmasını talep etti. Aile ayrıca TBMM, Başbakanlık, bakanlıklar, hastaneler ve adli tıp nezdinde de girişimler de bulundu. Bunun üzerine dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığını, suçlu olarak aranmadığını açıkladılar.
Oysa İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan iki kişi Hasan’ı şubede gördüklerini, iki kişi de Hasan’ın isminin emniyetteki parmak izi listesinde okuduklarını açıkladı. Newroz nedeniyle gözaltında tutulan başka bir tanık ise şubedeyken bir hareketlilik olduğunu ve polislerin “Hasan Ocak getirildi” diye aralarında konuştuklarını aktardı. Büyük bir kampanya yürüten aile Hasan’ın gözaltında kaybedilmek istendiğini kamuoyuna duyurdu. İlk kez bir kaybedilme iddiası yaygın medyanın gündemine girdi. Ana haber bültenlerinde yer aldı. 58 günlük ısrarlı bir arayışın sonunda Hasan’ın ağır işkence taşıyan bedenine meçhul kişi olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı” dedi.
Acer, Hasan Ocak’ı kaybedenlerin 27 yıldır cezasızlık zırhı ile korunduklarını kaydetti. Acer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Olay ile ilgili düzenlenen resmi rapor Hasan’ın işkence ile öldürüldüğüne işaret ediyordu. Olay yeri tutanağı ise bulunduğunda kimliğinin, kemerinin, saatinin, ayakkabı bağcıklarının olmadığını ve ellerinde parmak izi alınırken kullanılan mürekkep lekelerinin olduğunu kayıt altına alarak, onun gözaltında bulunan kişilere uygulanan rutin işlerden geçtiğini kanıtlıyordu. Dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu yaptığı araştırmalara dayanarak, Ocak’ın gözaltında uygulanan işkence ve darptan dolayı öldüğünü, devletin Ocak’ın ölümünden sorumlu olduğunu, devletin bazı unsurlarının Ocak’ın nasıl öldürüldüğünü ve kimin öldürdüğünü bildiğini söyledi. Ocak Ailesi’ni ziyaret ederek Emine Ocak’tan devlet adına özür diledi.
AİHM Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüyle ilgili koşulların belirlenmesi için yeterli ve etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini tespit ederek, Türkiye hakkında ihlal kararı verse de, Ocak Ailesi’nin iç hukuktaki tüm girişimleri sonuçsuz bırakıldı. Dosya 27 yıldır Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’nın tozlu raflarında bekletilmeye devam ediyor. 27 yıldır Hasan’ı kaybedenler cezasızlık zırhıyla korunuyor.
“ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
886. haftamızda bir kez daha hatırlatıyor ve talep ediyoruz. Devlet yaşam hakkı ve işkence yasağının ihlal edildiği durumlarda suçun faillerini tespit edip, cezalandırılmalarıyla hükümlüdür. Devlet bu sorumluluğunun gereği olarak cezasızlığa son verip, Hasan Ocak dosyasında etkin, insan haklarına saygılı ve adil bir soruşturma yürütmelidir. Kaç yıl geçerse geçsin, Hasan Ocak ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içerisinde hareket etme zorunluluğu olduğunu hatırlatmaktan, 187 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA- Cumartesi Anneleri 878. Hafta eyleminde Beyoğlu Belediye işçisi İsmail Şahin’in görev başındayken kaybedilmesine ilişkin açıklama yaptı. İsmail Şahin’in kızı Sibel Şahin, “Elimizde babamızın fotoğrafıyla güvercinleri kovalamayı oyun bildik.Annem 19 yıl boyunca bekledi, babamı beklerken pencerenin pervazına dayadığı dirsekleri nasır tuttu. Ama babamdan haber alamadan henüz 40 yaşındayken hayata gözlerini yumdu” dedi.
Cumartesi Annelerinin adalet arayışı devam ediyor. 878. Hafta eyleminde bir kez daha İsmail Şahin’in akıbeti soruldu. Yapılan basın açıklamasında 26 yıldır kayıp olan Şahin’in kızı Sibel Şahin konuştu.
Beyoğlu Belediyesi’nde işçiyken 18 Ocak 1996 yılında kaybedildiği belirtilen İsmail Şahin için “İşe gitti ve bir daha eve geri dönmedi” diyen Sibel Şahin, kaçırılma anında babasının yalnız olmadığını da belirtti.
Sibel Şahin, annesinin o dönem 21 yaşında olduğunu ve dedesi ile birlikte ömürlerinin sonlarına kadar onu aradıklarını söyledi. Tüm yolların denediğini ancak sonuç alınmadığını vurgulayan Şahin, annesinin kardeşini ve kendisini alarak Cumartesi Anneleri eylemine katıldığını da anlattı. Kardeşiyle Galatasaray Meydanı’nda büyüdüğünü söyleyen Sibel Şahin, “Elimizde babamızın fotoğrafıyla güvercinleri kovalamayı oyun bildik. Annem 19 yıl boyunca bekledi, babamı beklerken pencerenin pervazına dayadığı dirsekleri nasır tuttu. Ama babamdan haber alamadan henüz 40 yaşındayken hayata gözlerini yumdu” dedi.
Sibel Şahin, annesinin ölüm sebebi olarak kanserin değil, yaşadığı adaletsizlik olduğunu da sözlerine ekledi.
“YÜZLEŞME VE HESAPLAŞMA ÇAĞRISINDA BULUNUYORUZ”
878. Hafta basın açıklamasını faili meçhul Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, “İsmail Şahin nerede?” diye sorarak “878 haftadır inkar ve cezasızlık siyasetine karşı gözaltında kaybetmelerle ilgili yüzleşme ve hesaplaşma çağrısında bulunuyoruz. Geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin siyaset ve yargı eliyle unutulmaya terk edildiği koşullarda geçmişin gölgesini bilince çıkarmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
Maside Ocak, İsmail Şahin’in Disk Genel-İş sendikası üyesi olduğunu belirterek, iki temizlik işçisi ile çalışırken bir daha geri dönmediğini söyledi. Beraber çalıştığı kişilerin Şahin hakkında bilgi sahibi olmadıklarını aktaran Ocak, şunları söyledi:
“Şahin Ailesi, sürekli ağlayan bu kişilerin çelişkili bilgiler verdiklerini ve konuşmaktan korktuklarını fark etti. Aynı günlerde Şahin’in 4 yaşındaki kızı, annesine televizyonda babasını polislerle beraber gördüğünü söyledi. Aile, Beyoğlu Belediyesi’ne başvurdu. İsmail’in mesai saatleri içerisinde kaybolduğu için işveren olarak sorumlu olduklarını söyledi. Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne kayıp başvurusu yaptı. Savcılığa suç duyurusunda bulunarak İsmail’in akıbetinin soruşturulmasını istedi.”
Maside Ocak, devletin yalnızca gözaltındaki kayıplarla ilgili değil, kaybolan ve akıbeti belirsiz kişileri de açığa çıkarmakla yükümlü olduğunu söyledi. Ocak, 26 yıldır İsmail Şahin’in kaybı ile hareketsiz kalan adli makamları da göreve çağırdı.
Cumartesi Anneleri adına Ocak, son olarak “Kaç yıl geçerse geçsin İsmail Şahin için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 179 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” denildi.
PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin eyleminde gözaltına alınan 46 kişi hakkında açılan davanın 3. duruşması bugün görülüyor. Duruşma öncesi Cumartesi Anneleri/İnsanları adliye önünde basın açıklaması yaptı. Maside Ocak’ın okuduğu açıklamada, “Kayıplarımızı aramaktan ve Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz” denildi.
Cumartesi Anneleri’nin/İnsanlarının 700. hafta eyleminde gözaltına alınan 46 kişi hakkında açılan davanın 3. duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesinde görülüyor.
İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma öncesi Cumartesi Anneleri, adliye önünde basın açıklaması yaptı.
“Bu davada yargılanan bizim hakikat ve adalet arayışımız” pankartının açıldığı açıklamaya, Cumartesi Anneleri, HDP Milletvekilleri Hüda Kaya, Musa Piroğlu, TİP İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut, demokratik kitle örgütleri, çok sayıda baro temsilcisi, siyasi parti temsilcisi, insan hakları savunucusu katıldı.
ARCAN: BU DAVA TÜM TOPLUMUN BARIŞÇIL TOPLANMA ÖZGÜRLÜĞÜNE SALDIRIDIR
Adliye önünde bir açıklama yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltına Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan, “Bu dava Cumartesi anneleri üzerinden bütün topluma hak arama cesaretini kırma üzerinden şekillenmiş bir davadır. Bu dava yalnız bize değil, bütün toplumun ifade özgürlüğüne, barışçıl toplanma özgürlüğüne saldırı olarak değerlendirilmelidir” dedi.
EFE: BU DAVANIN DÜŞMESİNİ İSTİYORUZ
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan Ümit Efe de, “Burada Cumartesi İnsanları ve Anneleri’ne yapılan taciz uygulamalarına karşı çıkmak için buradayız. Cumartesi Anneleri’ne yapılan bu saldırı hak ve özgürlüklere, yönelik saldırıdır. Biz hak savunucularına, kayıp yakınlarına, Cumartesi Anneleri’ne yapılan saldırıyı kınıyoruz ve bu davanın düşmesini istiyoruz. Susturulmak istenen hak ve özgürlük mücadelesinin kendisidir” ifadelerini kullandı.
Basın açıklamasını ise Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak okudu. “Adalet bizim için haysiyet ve insanlık meselesidir, susmayacağız” Ocak, şunları kaydetti:
“Bugün burada, üzerinde “Adalet” yazan bu binada bir yargılama yapılacak. Kim yargılanacak peki? Gözaltında kaybetmeyi bir devlet politikası haline getiren; siyasetçi, kamu görevlisi kılığına girmiş “insanlığa karşı suç” failleri mi nihayet yargılanmaya başlandı? Hayır. Gözden düşmüş devlet bağlantılı suç örgütü liderinin çektiği videolarla, sosyal medya paylaşımlarıyla aylardır pek çok suç failini ifşa etmesinin ardından, bu failler mi yargılanmaya başlandı? Hayır değil. Televizyon ekranlarına çıkıp yaptığı işkenceleri savunan; onlarca, yüzlerce gözaltında kaybetmede, yargısız infazda bir şekilde parmağı bulunan kontrgerilla şefleri mi yargılanacak bugün burada? Elbette hayır. TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun Cemil Kırbayır’ı gözaltında kaybettikleri için tek tek isimlerini sayarak suç duyurusunda bulunduğu işkenceciler mi yargılanacak? Hayır onlar da değil.
AİHM’de oy birliği ile mahkumiyet kararı verilen kayıp dosyalarının failleri mi yargılanacak? Hayır onlar hiç değil. Cumartesi Anneleri’nin 699 hafta boyunca sürdürdükleri barışçıl toplanmalarını şiddet yoluyla dağıtanlar, anayasal haklarını kullanan insanlara işkence edenler, kentin bir meydanını halka kapatanlar mı yargılanacak? Hayır, hayır onlar da değil.”
“Peki kim yargılanıyor bugün?” diye soran Maside Ocak, “Bugün, bir dava da yüz dava da açsanız, ‘biz kendi davamızdan dönmeyeceğiz’ diyen kayıp yakınları ve hak savunucuları yargılanıyor. Bugün biz yargılanıyoruz. Biz, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi aramaktan vazgeçmeyen aileler yargılanıyoruz. Bize yaşatılan zulme, adaletsizliğe itiraz eden destekçilerimiz yargılanıyor. Neden biz yargılanıyoruz? Hak ve özgürlükleri askıya alınmış milyonlarca insan bizim gibi hakları için mücadele etmesin diye. Mahkum edildikleri adaletsizliğe, hukuksuzluğa isyan etmesinler, bunu göze alamasınlar diye biz yargılanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Maside Ocak, kayıplarını aramaktan ve Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceklerini kaydetti.