Etiket: maside ocak

  • Cumartesi Anneleri: Talat Türkoğlu’na ne yaptınız?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Talat Türkoğlu’na ne yaptınız?-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 680. haftada da İstanbul Galatasaray’dan seslendi: Talat Türkoğlu’na ne yaptınız bilmek istiyoruz?

    Cumartesi Anneleri, 680. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde “Failler belli kayıplar nerede?” yazılı pankart açarak kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfiller taşındı.

    Eylemde ilk konuşmayı HDP Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman konuştu. Faili belli kaybetmeler karşısında annelerin 680 haftadır süren mücadelesini selamlayarak sözlerine başlayan Adıyaman, geçmişten bugüne karanlık güçlerin hep var olduğunu ve etkili bir soruşturma ya da yargılama olmadığını söyledi. AKP’nin de bu sorun karşısında sağır ve dilsizi oynadığına değinen Adıyaman, ayrıca mecliste kayıplarla ilgili verilen önergelerin de AKP tarafından reddedildiğinin altını çizdi.

    “KAYIP DOSYALARI 20 YIL SONRA ZAMAN AŞIMINA UĞRUYOR”

    Talat Türkoğlu’nun devrimci olduğunu ve bu ülkede yaşayan devrimcilerin görebileceği tüm zulümleri yaşadığını dile getiren Türkoğlu’nun avukatı Gülizar Tuncer, “Talat, Edirne’ye ailesinin yaşadığı, doğduğu büyüdüğü topraklara gitti ve bir daha geri dönemedi. Orada kaybedildi” dedi. Talat Türkoğlu’nun akıbetini öğrenmek için yetkili tüm mercilere başvurduklarını ancak diğer kaybedilen dosyalarda olduğu gibi sonuç elde edemediklerini belirten Tuncer, “Faillerin ortaya çıkması demek devletin suçlarının ortaya çıkması demek” ifadesini kullandı. Devletin kayıp dosyalarını basit bir cinayet dosyası gibi ele aldığını söyleyen Tuncer, bu yüzden kayıp dosyalarının 20 yıl sonra zaman aşımına uğrayarak kapandığını kaydetti.

    “MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Türkoğlu ailesi adına söz alan Müribe Türkoğlu ise Edirne’de işçi örgütlenmesi yapan Talat Türkoğlu’nun patronlar tarafından işsiz bırakıldığını söyledi. Sonrasında ise Türkoğlu’nun kaybedilmesi ve devletin buradaki rolünü teşhir ederek artan baskı ve saldırılara değindi. Türkoğlu, kayıplar için mücadelenin süreceğini vurguladı.

    Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır da Edirne’deki Türkoğlu ile Ardahan’daki Cemil Kırbayır’ın hikayesinin aynı olduğunu ifade ederek “Biz bu işin peşindeyiz. Mezarlarımızı bulacağız ve kayıplar abidesinin sütununu dikeceğiz” dedi.

    “1 NİSAN 1996 YILINDAN EVİNDEN ÇIKTI VE BİR DAHA HABER ALINAMADI”

    Haftanın basın metnini okuyan cumartesi insanlarından Maside Ocak, her cumartesi Galatasaray’da açıkladıkları kayıp dosyaları ile kamuoyuna seslendiklerini ifade ederek “Zorla kaybedilen sevdiklerimiz yalnızca birer dosya konusu değiller; Onlar; evlat, anne, baba, kardeş ve eş olarak aramızdaydılar. Evlerinden, iş yerlerinden, sokaklardan, otobüslerden tanıkların önünde gözaltına alınarak götürüldüler ve yok edildiler” şeklinde konuştu.

    Tüm başvurularına rağmen hiçbir kayıp dosyasında etkin soruşturma yürütülmediğini kaydeden Ocak, oğlunun akıbetini öğrenemeden hayatını kaybeden Ziyneti Türkoğlu’nun Galatasaray’daki sesi olduklarını ifade etti. Ocak şunları belirtti:

    “45 yaşındaki Talat Türkoğlu İstanbul’da yaşıyordu. Sosyalist kimliği nedeniyle 4 kez gözaltına alındı; yoğun işkence gördü ve yıllarca ceza evinde kaldı. Polis takibinde olan Talat Türkoğlu, 29 Mart 1996 tarihinde annesini ziyaret etmek için otobüsle İstanbul’dan Edirne’ye gitti. Ailesine İstanbul’dan Edirne’deki evin kapısına kadar sivil polisler tarafından takip edildiğini söyledi. Annesi ile birkaç gün geçirdikten sonra, 1 Nisan 1996 tarihinde İstanbul’daki evine dönmek üzere yola çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı.”

    Türkoğlu Ailesinin tüm girişimlerinin sonuçsuz kaldığına dikkat çeken Ocak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Resmi makamlar Talat Türkoğlu’nun gözaltına alınmadığını ve nerede olduğunun bilinmediğini söyledi. 1997 yılında, Kasım Açık isimli şahsın itirafları kamuoyuna yansıdı. Ordu tarafından eğitildiğini ve kontrgerilla eylemlerine katılarak birçok kişinin ölümüne karıştığını iddia eden Kasım Açık imzalı beyanında; Talat Türkoğlu’nun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’e götürüldüğünü, orada Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın başında bulunduğu polisler, askerler ve itirafçılardan oluşan bir ekip tarafından işkence ile sorgulandıktan sonra öldürülerek, cesedinin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi. Olay yerinin detaylı bir krokisini çizdi. Kendisi ile birlikte olaya katılanların isimlerini verdi. Talat Türkoğlu’nun eşkal bilgilerini, yüzündeki yara izini, giysilerini, ayakkabısını, cüzdanını ve saatini detaylarıyla tarif etti. Ailesi bu detayların doğru olduğunu onayladı.”

    “DAVA AHİM’E TAŞINACAK”

    İç hukukta bir sonuç alınamamasının ardından davanın AİHM’e taşındığını söyleyen Ocak dava ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “1 Kasım 1998 tarihinde dava AİHM’e taşındı. AİHM, 17 Mart 2005 tarihli kararı ile Talat Türkoğlu’nun kaybolmasına ilişkin şartlara yönelik yeterli ve etkili bir soruşturma yapmadığından ötürü Türkiye’yi mahkum etti. AİHM’in Türkiye’yi mahkum etmesinin ardından avukat Gülizar Tuncer, Edirne Savcılığı’na dilekçe ile başvurarak AİHM’in verdiği mahkumiyet kararı gereği, soruşturmanın derinleştirilerek sürdürülmesi talebinde bulundu. 14 Nisan 2016 tarihinde Edirne Savcılığı, evrensel hukuka aykırı bir biçimde zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Bu karar üzerine Edirne Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz başvurusu yapıldı. 26 Temmuz 2016 tarihinde itiraz reddedildi. Bunun üzerine aile adına davayı takip eden İHD avukatı Gülizar Tuncer, 18 Ağustos 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.”

    Ocak “Talat Türkoğlu dosyasındaki cezasızlığı sonlandırmak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasal görevidir ve imzalamış bulunduğu uluslararası sözleşmelere göre yasal zorunluluğudur. Devlet bu görevini yerine getirsin. Talat Türkoğlu’nun akıbeti açıklansın, onu kaybedenler her türlü baskıdan uzak, bağımsız ve tarafsız yargılama faaliyeti sonucunda hakkaniyete uygun olarak cezalandırılsın.” dedi.

  • ‘Bizi ekranlarına taşıyan TV10’a yaşam hakkı tanınmadı’-VİDEO

    ‘Bizi ekranlarına taşıyan TV10’a yaşam hakkı tanınmadı’-VİDEO

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10’un 62. haftasındaki eylemde konuşan insan hakları aktivisti Maside Ocak, “Bizim taleplerimizi ekranlarına taşıyan televizyon ve radyolara yaşam hakkı tanınmadı. Biz biliyoruz ki hak ihlalleri ancak ve ancak kamuoyuna yansırsa tepki çekiyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    OHAL kararnamesi ile kapatılan TV10’un emekçileri, 62. kez kanallarının açılması talebiyle buluştu. “Alevilerin sesi TV10 susturulamaz” şiarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen basın emekçilerinin eylemine bu hafta kayıp yakınları insan hakları aktivistleri, hasta tutuklu yakınları, TV10 izleyicileri ve Munzur ve Çevre Derneği Başkanı Ali Yıldız katıldı.

    “FARKLI İNANÇLAR ÜZERİNDEKİ BASKILAR DEVAM EDİYOR”

    Bu haftanın ilk konuşmasını yapan TV10 yönetim kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, “Karartılan ekranlarımızın yeniden açılması, OHAL’in kaldırılması için buradayız. İnsan hakları haftasına girdiğimiz bu günlerde maalesef insan hakları ihlallerinde her gün daha da geriye gidiyoruz. Tutuklamalar, gözaltılar, basın yayın organları üzerindeki baskılar artarak devam ediyor” dedi.

    İnançlar üzerindeki baskılara değinen Büyükşahin sözlerine şöyle devam etti:

    “15-20 gün önce Malatya’da Alevilerin yaşadıkları evler işaretlenmişti. Daha sonra Hristiyanların bir derneğine taşlı sopalı saldırı düzenlenmişti. Biz hükümetten saldırganları ortaya çıkarın etkin bir soruşturma gerçekleştirin istedik. Etkin bir soruşturma yapılmadığı ve failler yargılanmadığı için bu olaylar devam ediyor. Hak ihlalleri artarak devam ediyor.”

    “TV10 EMEKÇİSİ KEMAL DEMİR HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE TUTUKLANDI”

    TV10 kameramanı ve emekçisi Kemal Demir’in haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanarak Silivri Cezaevine götürüldüğünü de hatırlatan Büyükşahin, “Bu ülkede inanç, ifade özgürlüğünden bahsetmek mümkün değil. Örgütlenme özgürlüğünden, basın yayın özgürlüğünden bahsetmek mümkün değil. İktidarın devletin denetiminde olan Sünni ve Hanifi inanç özgürlüğü var sadece. Aleviler, demokratlar, Hristiyanlar, Ermeniler, kadınlar, akademisyenler hiç özgür değil” diye konuştu.

    “DEMOKRASİ İSTEYEN HERKESE KIRBAÇ SALLIYORLAR”

    HDP’nin birçok milletvekilinin tutuklandığını ve çok sayıda belediyesine kayyum atandığını hatırlatan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, “Sıra CHP’ye geldi. Bir mahkeme kararı olmadan bu ülkede yaşayan demokrasi isteyen herkesi üzerine bir kırbaç sallıyorlar. Bu nedenle OHAL rejimi bir an önce son bulmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “KAPATILAN KANALLARIN BİR AN ÖNCE AÇILMASINI İSTİYORUZ”

    Büyükşahin’den sonra söz alan insan hakları aktivisti ve gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak ise, “663 haftadır bu meydanda adalet talebimiz kamuoyuna yansıyor. OHAL gerekçesiyle bizi ekranlarına, sayfalarına taşıyan kanallar, radyolar, gazeteler tek tek kapatıldı. Gazeteciler tutuklandı. Bizim taleplerimizi ekranlarına taşıyan TV10, Hayatın Sesi, İMC TV, Özgür Radyolar gibi televizyon ve radyolara yaşam hakkı tanınmadı. Biz biliyoruz ki hak ihlalleri ancak ve ancak kamuoyuna yansırsa tepki çekiyor. Bu kanalların bir an önce açılmasını istiyoruz” dedi

    “DERSİM KATLİAMINI ANDIĞIM İÇİN İFADEYE ÇAĞRILDIM”

    Ocak’tan sonra söz alan Munzur Çevre Derneği Başkan Yardımcısı Ali Yıldız ise “4 Aralık 2017’te ifadeye çağrıldım. Dersim katliamı ile ilgili yapılan basın açıklamasında yaptığım bir konuşma gerekçe gösterildi. İfadeye çağırmalarına gerekçe gösterdikleri konuşmam ise talan ve yağmaya yönelik yaptığım konuşma, Dersim katliamında hayatını kaybeden Seyit Rıza ve arkadaşlarını anmamdır” dedi

    Yıldız, “OHAL’e karşıyız, bu antidemokratik uygulamalara karşıyız. Çevre örgütü olarak bu yağmaya, talana dur demeliyiz. Bu çevre katliamına ve antidemokratik uygulamalara sesimizi çıkaracağız” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Müvekkilden vekile devrolan kanlı tarih’-VİDEO

    ‘Müvekkilden vekile devrolan kanlı tarih’-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eyleminin 662. haftasında 1991 yılında gözaltından kaybedilen Agit Akipa ve İbrahim Demir’in akıbetini sorarken onların avukatı olan Tahir Elçi’yi de ölümünün 2. yılında andı. 

    Haberin Videosu

     
    Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için 662. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Üzerine kırmızı karanfillerin bırakıldığı “Failler belli kayıplar nerede” pankartı açılan eylemde, kayıpların fotoğraflarının bulunduğu dövizler taşındı.

    Bu haftaki eylemde 1991 yılında Şırnak’ta gözaltında kaybedilen Agit Akipa ve İbrahim Demir’in akıbeti soruldu.  Katledilişinin 2. yılında kayıpların avukatı Tahir Elçi de unutulmadı. Eyleme Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen, CHP Milletvekili Mahmut Tanal,  HDP Milletvekilleri Garo Paylan, Filiz Kerestecioğlu, HDP eski milletvekili Hasip Kaplan, Cumartesi İnsanları avukatlarından Kemal Aytaç, Emek Partisi MYK Üyesi Levent Tüzel, kayıp yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “ELÇİ FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERİN PEŞİNDE KOŞARKEN KATLEDİLDİ”

    İlk sözü 1980’de gözaltında kaybeilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren aldı. Eren, “Tahir Elçi faili meçhul cinayetlerin peşinde koşarken, barış isterken, bu coğrafyada silahlar gömülsün dediğinde katledildi. 2 yıldır failleri bulunamadı, sözüm ona onca polisin içinde, faili bulunamadı” diye konuştu.
    Eren, “Elçi ailesinin bizden tek farkı çiçek koyacak bir mezarları var ama bunun dışında bir fark yok. Tahir Elçi’nin de bizim gibi dosyası açılmadı ve faili meçhul durumda” dedi.

    “BARIŞ KAZANACAK”

    İkbal Eren’in ardından söz alan Agit Akipa’nın oğlu Fehmi Akipa, “26 yıldır adalet arayışımız devam ediyor. Tahir Elçi boyunca 24 yıldır adalet arayışında bulundu. İki yıl önce Tahir Elçi’yi de katlettiler. Adalet ararken Barış elçimizi katlettiler. Adalet ararken mezarlarımızı yıktılar, harap ettiler. Adaletin olmadığı bir ülkede adalet arayışındayız. Biliyoruz barış kazanacak” şeklinde belirtti.

    “FAİLLERİ BELLİ CİNAYETLER”

    Akipa’nın konuşmasının ardından Demir ailesinin gönderdiği mektup okundu. “Biz o zaman daha çocuktuk büyüdük ve şuan çocuklarımız var” denilen mektupta şunlar söylendi: “Ölüm, hayatın bir gerçekliğidir ama bizim yaşadığımız ölümler, kayıplar bir gerçeklik değil bir zalimlik, bir acımasızlık ve vicdansızlıktır. Öldürülen, kaybedilen, sevdiklerimizin katledildikleri yetmiyormuş gibi adeta alay eder gibi kayıtlara ‘faili meçhul’ olarak geçirilmesi bizler açısından ayrı bir yara, ayrı bir acıdır. Bunlar faili meçhul cinayetler değil failleri belli cinayetlerdir. Yatağında ölmek bu coğrafyada az görülen bir olay, Azrail’in keyfine diyecek yok doğrusu, görevini eli kanlı cellâtlara devretmiş,  daha iki yıl önce Tahir Elçi de olduğu gibi. Barışın elçisi ve bu davanın avukatı olan Tahir Elçi yine aynı oyunla katledildi. Tahir Elçi, babamın davasının da avukatıydı. Onun kaderi de babama benzedi. İkisi aynı kaderi paylaştılar. İkisinin de faili ayni. Daha önceki cellatları korudukları gibi Tahir Elçi’nin de cellatlarını koruyorlar.”

    “BABAMIN KATİLİ BELLİ”

    Eylemde söz alan İbrahim Demir’in kızı Deniz Demir ise şunları ifade etti: “Henüz babamın katillerini ortaya çıkarmış değiller. ‘Katil belli değil’ diyorlar. Babamın katili belli. Devlettir. Faili ortaya çıkarmadığı için. Katilleri unutmayacağız, unutturmayacağız. Ne biz ne çocuklarımız unutturmayacak.”

    Ardından Demir ailesinden torunları adına Zilan Demir söz aldı. Demir, Agit Akipa ve Tahir Elçi için adalet istediğini söyledi.

    Son olarak basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Maside Ocak okudu.

    Tahir Elçi katledildiğinde dönemin Başbakanı ve Adalet Bakanı’nın “Failler bulunacak” dediğini hatırlatan Ocak, “Bugüne kadar yürütülen adli ve idari soruşturmalarda somut hiçbir bir ilerleme kaydedilmedi. Yaşanan süreç, ömrünü cezasızlıkla mücadeleye adamış avukatımızın infazının da cezasız bırakılmak istendiğine dair kuşkularımızı destekler nitelikte” diye belirtti.

    İBRAHİM DEMİR VE AGİT AKİPA’NIN AKIBETİ SORULDU

    Ardından İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın hikayelerini anlatan Ocak, “36 yaşındaki İbrahim Demir ve 39 yaşındaki Agit Akipa, Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Çukurlu (Xenduk) Köyü’nde yaşıyordu. Agit Akipa aynı zamanda köyün muhtarıydı. Köylüler üzerinde ağır bir koruculaştırma baskısı vardı. Köye giriş ve çıkışlar asker kontrolü altındaydı. Köy okulu karakol haline getirilmiş, bazı köylülerin evlerine el konmuş ve askerler yerleştirilmişti. Bu ortamda İbrahim Demir ve Agit Akipa defalarca gözaltına alındı, ağır işkence gördü. 12 Aralık 1991 tarihinde İbrahim Demir ve Agit Akipa İdil’den köye dönmek için diğer köylülerle birlikte traktöre bindiler. Traktör yolda askerler tarafından durduruldu. İbrahim Demir ve Agit Akipa traktörden indirildi. Dargeçit Anıtlı Tabur Komutanlığına bağlı Ağaçlı mezrasında bulunan Piyade Bölük Komutanı ve askerleri tarafından gözaltına alındılar” diye konuştu.

    CENZAZELER MAĞARADA BULUNDU

    Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü; “Traktördeki diğer kişiler köye ulaşınca durumu ailelere anlattılar. Jandarma karakoluna giden ailelere, Karakol Komutanı ‘Onları hiç görmedik’ dedi. Bir asker gizlice aileleri ‘mağaralara gidin’ diye yönlendirdi. Bölgeyi köylülerle birlikte karış karış arayan aileler, 13 Aralık 1991 günü girişi taşla örülerek kapatılmış bir mağarada kayıpların cansız bedenlerine ulaştı. Gözleri ve elleri bağlanmış halde bulunan İbrahim Demir işkence edilerek, Agit Akipa da başından silahla vurularak öldürülmüştü.”
    İbrahim Demir ve Agit Akipa dosyasının kaybedilmek istendiğini söyleyen Ocak, “26 yıldır yürütülen soruşturmalardan bugüne kadar bir sonuç alınmadı. Dava ailelerin avukatı Tahir Elçi tarafından 2012 yılında AİHM’e taşındı” dedi. Ocak, kayıpların yerel sorumlularını saydıktan sonra “İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın kaybedilmesinden Süleyman Demirel’in Başbakan, İsmet Sezgin’in İçişleri Bakanı olduğu 49. hükümet ve dönemin Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş sorumludur” sözlerini kaydetti. (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Kelimelerin yetmediği yerde susmak en ağır cevaptır-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Kelimelerin yetmediği yerde susmak en ağır cevaptır-VİDEO

    PİRHA-Her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri 646. hafta eyleminde “Kelimelerin yetmediği yerde susmak en ağır cevaptır” diyerek susma eylemi yaptılar. 

    HABERİN VİDEOSU

    Kayıplarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri 646. hafta da yine Galatasaray Meydanı’ndaydı. Bu hafta özgürlüklerin saldırı altında olduğuna dikkat çekmek için susma eylemi yapıldı. Eyleme kayıp yakınlarının yanı sıra HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu katıldı.

    “SUÇ OLAN HAK ARAMA KANALLARIMIZI KAPATMAKTIR”

    Cumartesi Anneleri adına konuşan İHD İstanbul Şube Üyesi Maside Ocak, şunları ifade etti: “Hakikati ve adaleti aramak suç değildir. Hakları ihlal edilenlerle, adaletsizliğe maruz kalanlarla demokratik imkanlarla dayanışmak suç değildir. Suç olan hakikate ve adalete ulaşma hakkımızı karşılıksız bırakmaktır. Suç olan hak ve özgürlüklerimizi kısıtlamak, hak arama kanallarımızı kapatmaktır”

    “BÜTÜN ÖZGÜRLÜKLERİMİZ BASKI ALTINDA”

    Gözaltında kaybedilen sevdiklerine ulaşabilmek ve kayıp dosyalarında ceza adaletinin sağlanabilmesi için kamuoyu yaratmaya ihtiyaç olduğunu belirten Ocak, “Kamuoyu yaratabilmemiz için de düşünce ve ifade özgürlüğünün, gösteri yapma özgürlüğünün, basın özgürlüğünün eksiksiz işlemesine ihtiyacımız var” dedi.  Ocak “Bütün özgürlüklerimizin saldırı altında olduğu gerçeğine dikkat çekmek için 646. haftamızda kelimelerin yetmediği yerde susmak en ağır cevaptır diyor ve bu haftamızı susarak gerçekleştiriyoruz” şeklinde ifade etti.

    “SEN VAZGEÇMEDİN BİZLER DE VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Ocak, 12 Mart 1994’de Urfa’da gözaltında kaybedilen Özgür Gündem muhabiri Nazım Babaoğlu’nun annesi Makbule Babaoğlu’nun hayatını kaybetmesini hatırlatarak şöyle seslendi: “Sadece oğlumun nereye gömüldüğünü bilsem bana yeter. Sadece onun kemiklerini bulmak bana yeter.” diyen Makbule Annemiz rahat uyu; sen vazgeçmedin bizler de Nazım’ı aramaktan vazgeçmeyeceğiz.” (HABER MERKEZİ)