Etiket: maside ocak

  • Cumartesi Anneleri: 23 yaşında ölüm ve kayıp nedir çok iyi biliyoruz

    Cumartesi Anneleri: 23 yaşında ölüm ve kayıp nedir çok iyi biliyoruz

    Cumartesi Anneleri bu hafta 26 yıl önce gözaltında kaybedilen 23 yaşındaki Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu. Amca Recep Aydınlar, “Başka ailelere aynı acı düşmesin. 23 yaşında ölüm nedir, kayıp nedir, çok iyi biliyoruz” dedi.

    Cumartesi Anneleri, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için 779’uncu haftadır düzenledikleri eylem için bir kez daha bir araya geldi. Galatasaray Meydanı’na gitmeleri polis tarafından engellenen Cumartesi Anneleri, bunun üzerine 79 haftadır olduğu gibi İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta polis ablukası altında eylemlerini gerçekleştirdi. Yoğun yağmura rağmen bir araya gelen Cumartesi Anneleri, kayıpların fotoğraflarını ve karanfiller taşıdı. Annelerin eylemine, insan hakları savunucuları ile çok sayıda kişi destek verdi.

    “İSTANBUL TEM KAYBETTİĞİNİ DUYURDU”

    Bu haftaki açıklamayı, 21 Mart 1995’te gözaltına alınarak öldürülen ve cenazesi kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak yaptı. Savaşın acısını en iyi bilenlerin kayıp yakınları olduğunu belirten Ocak, Türkiye’nin İdlib’e dönük savaşında yaşamını yitirenlerin ailelerine sabırlar diledi.

    20 Şubat 1994’te Bakırköy İncirli’de TEM polisleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybedilen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini soran Ocak, “Cüneyt’in 27 Şubat 1994’te kaydı yapıldı ve gözaltında olduğu resmi olarak kabul edildi. Ancak Cüneyt’le gözaltında tutulan 14 kişi savcılığa çıkartıldığında aralarında Cüneyt yoktu. Bu kişiler 17 Mart 1994’te avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamada; Cüneyt Aydınlar’ın 20 Şubat 1994’te gözaltına alındığını ve 2 Mart 1994 tarihine kadar birlikte gözaltında tutulduklarını, Cüneyt’in başına geleceklerden Gayrettepe Terörle Mücadele Şubesinin sorumlu olduğunu söylediler. Cüneyt’e ağır işkence yapıldığına, yürüyemez ve hareket edemez halde olduğuna dair çok sayıda tanık vardı. Ancak İstanbul Emniyet Müdürlüğü, onu soran ailesine oğullarının 28 Şubat 1994’te yer göstermek için götürdükleri Beyoğlu Çukurcuma’da ‘Dur’ ihtarına uymayarak kaçtığını söyledi. Ailenin başvurusu üzerine İHD avukatları olayı araştırdı, tanıklarla görüştü. Yapılan araştırma sonrasında, İHD İstanbul Şubesi, 25 Mart 1994 tarihli basın açıklaması ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinin gözaltına aldığını kabul ettiği Cüneyt Aydınlar’ı kaybettiğini duyurdu” diye konuştu.

    Bugüne kadar Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini açığa çıkartacak ve onu kaybedenleri yargılayarak adaleti sağlayacak idari ve adli bir süreç işletilmediğini söyleyen Ocak, dosyası zaman aşımı gerekçe gösterilerek kapatılan Aydınlar için adalet talep etti.

    “ÖLÜM HABERLERİ GELMESİN”

    Ardından söz alan Cüneyt Aydınlar’ın amcası Recep Aydınlar ise, Cüneyt’in kayıp hikayesini ve olaya tanık olanların anlatımlarını paylaşarak, hükümete kayıpların bulunması konusunda sorumluluğunu hatırlattı. Ülkede savaş politikaları nedeniyle kayıp edilen ve yaşamını yitiren kişileri anımsatarak konuşmasını sürdüren Aydınlar, “Cüneyt 26 yıl önce 23 yaşında kaybedildi. 23 yaşındaki bir evladın kaybedilmesinin verdiği acıyı bizler çok iyi biliyoruz. Bu nedenle hiç kimsenin evine 20’li yaşlarda olan gençlerin ölüm haberi gelmesin istiyoruz, bunu temenni ediyoruz. 26 sene içinde yaşadığımız bu acı ve tecrübe, bizlere bunu gösterdi ki ne yazık ki bu ülkede genç insanlar korunmuyor. Genç insanlarımız henüz 20’li yaşlarına varmadan ya kaybettiriliyor ya da toprağa veriliyor. Cüneyt’in kaybedilmesinden sorumlu olan devletin Cüneyt’in akıbetini açığa çıkarmasını bekliyoruz” dedi.

    “PROTESTOLAR DEMOKRASİNİN ÖZGÜVENİDİR”

    Cumartesi Anneleri’nin yıllardır buluşma yeri olan Galatasaray Meydanı’na yönelik yasak kararını hatırlatan Aydınlar, kayıp yakınlarının adalet arayışının yasaklanmasının demokrasiye ve insan haklarına aykırı olduğunu vurguladı. Aydınlar, “Biz kayıp yakınları olarak her yerde buluşuruz. Amerika’da Beyaz Saray’ın önünde Trump’ın yanında, Fransa’da Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu yerde, İngiltere’de Kraliçe’nin bulunduğu yerde protesto eylemleri düzenleniyor. Protestolar demokrasinin kendine olan özgüvenidir, engellenmemeli. Bu özgüvenden korkmamamız gerekiyor. Biz kardeşimizi kaybettik, başka ailelere aynı acının düşmesini istemiyoruz. 23 yaşında ölüm nedir, kayıp nedir çok iyi biliyoruz. Bunu anlatmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    KİRAZ ŞAHİN ANILDI

    Tekrardan söz alan Maside Ocak, 27 Şubat 2015’te akıbetini sorduğu eşi İsmail Şahin’den bir haber alamadan yaşamını yitiren Kiraz Şahin’i anarak , “Kimse demesin ki, Kiraz kanser hastalığından öldü. ‘Ben adaletsizlikten ve hukuksuzluktan ölüyorum’ diyen Kiraz’ın mücadelesini büyüteceğiz. Seni çok özlüyoruz Kiraz. Senin bıraktığın yerden ve İsmail’i aramaktan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

  • Hrant Dink’in dostları: Sorumlular cezasız bırakılarak ödüllendirildi-VİDEO

    Hrant Dink’in dostları: Sorumlular cezasız bırakılarak ödüllendirildi-VİDEO

    PİRHA – İstanbul’da 13 yıl önce katledilen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink için yapılan anmaya katılan dostları, basının Dink’in katledilmesinde suç ortağı olduğunu ve katliamdan sorumlu olanların cezasız bırakılarak ödüllendirildiğini söylediler. 

    Haberin videosu

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 13. yılında vurulduğu yerde anıldı. Anmaya katılan Hrant’ın arkadaşları adalet çağrısında bulundu.

    “KATİLLER KORUNMAYA DEVAM EDİYOR”

    PİRHA‘ya konuşan İnsan Hakları Derneği Üyesi Maside Ocak, Türkiye’de katledilenlerin dosyalarının cezasız bırakılarak sorumlularının ödüllendirildiğini söyledi. Ocak, bunun geleneksel hale geldiğinin altını çizerek, “Hrant Dink davası da aynı şekilde devam ediyor. Katilleri ve emir komuta içinde yer alan herkes korunmaya devam ediyor” dedi. Ocak, Hrant Dink davasında adaletin sağlanmasını istediklerini kaydetti.

    “HRANT DİNK BASINDA HEDEF GÖSTERİLDİ”

    Gazeteci Yazar Nazım Alpman da Hrant Dink’in basında hedef gösterildiğini belirterek, “Yaygın basın ilk haberlerde Hrant’ı geniş bir biçimde haberleştirdi. Fakat bunu sadece Hrant Dink’in katledilmesi tarihinden baz olarak alırsak yanıltıcı olur öncesine bakmak lazım. Öncesinde Hrant’ı hedef gösteren o kadar çok yayın yapıldı ki… Özellikle sağcı ve dinci gazeteler ve o zaman daha merkez medya olarak konumlanmış olan ama devletin güdümünden ayrılmayan Doğan Grubu, Bilgin Grubu gibi. Onlar da devletin isteği doğrultusunda Hrant’ı haberleştirdiler ve Hrant tam anlamıyla hedef haline getirildi” dedi. Alpman, basının Hrant cinayetinde suç ortağı olduğunu söyledi.

    “BU ÜLKEDE ADALET SAĞLANMIYOR”

    Katledilen Gazeteci Hrant Dink’in vurulmasına tanık olan Hasan Tekin ise 13 yıldır hergünü 19 Ocak gibi yaşadıklarını söyledi. Tekin, Hrant’ın hedef haline getirilmesi sürecini bildiklerini belirterek, silah seslerini ilk duyduğunda ‘Hrant vuruldu’ diye koşarak aşağı indiğini söyledi.

    O güne dair çok birşey hatırlamayan Tekin, Hrant ile dost olduklarını, merhabasız bir günlerinin geçmediğini söyledi. Tekin, “Bir cinayet veya katliam karartılıyorsa perde arkasında nasıl bir organizasyon olduğunu hem geçmişte hem de sonrasını biliyoruz. Bu ülkede adaletin sağlanamadığını biliyoruz” dedi.

    “MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Anmaya katılan Prof. Dr. Ümit Biçer de, bu ülkede ezilen halklardan yana olan insanlara yönelik katliam ve sindirme politikalarının hala devam ettiğini söyledi. Hrant’ın 13 yıllık yargılama sürecinde sanıkları korunan bir davaya dönüştüğünü ve bu katliamı ortaya çıkarmayarak aslında diğer katliamların önünü açtıklarını kaydeden Biçer, sorumluların bulunması için mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

  • Cumartesi Anneleri’nden Maraş için hakikat ve adalet çağrısı

    Cumartesi Anneleri’nden Maraş için hakikat ve adalet çağrısı

    Cumartesi Anneleri eyleminde pazartesi görülecek Dargeçit JİTEM davasının duruşmasına dikkat çekilerek, bu davanın akıbetinin adaletsizlikle sonuçlanmasına izin verilmeyeceği belirtildi. 

    Kayıpların akıbetini sormak ve faillerinin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 769’uncu haftasında Galatasaray Meydanı’nda buluşmak isteyen Cumartesi Anneleri, bir kez daha polis tarafından engellendi. Cumartesi Anneleri, polis ablukasına alınan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Anneler, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, karanfiller taşıdı.

    Bu haftaki eylemde 29 Ekim-8 Kasım 1995 tarihleri arasında asker ve korucuların Mardin’in Dargeçit İlçesinde düzenlediği ev baskınlarında gözaltına alınan ve bir daha haber alınamayan 12 yaşındaki Davut Altunkaynak, 13 yaşındaki Seyhan Doğan, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun, 57 yaşındaki Süleyman Seyhan faillerinin yargılanması talep edildi.

    “İNSANLIK SUÇLARINA TANIKLIK EDİYORUZ”

    Bu haftaki açıklamayı 1 Mart 1995’te gözaltında kaybedildikten sonra cenazesi kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Gözaltında kaybetmenin insanlığın tüm değerlerine saldıran uluslararası bir suç olduğunu ifade eden Ocak, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda hukuk yolunun açılmamasının, insan haklarının sistematik ve yaygın olarak ihlal edilmesine neden olduğuna yaşayarak tanıklık ediyoruz” dedi.

    “769 haftadır gözaltında kaybetme suçunun cezasız bırakılmasına itiraz ediyoruz” diyen Ocak, 23 Aralık’ta Adıyaman 1’ci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan Dargeçit JİTEM davasında mahkemenin insanlığa karşı işlenmiş bu ağır suçun sanıklarını hakkaniyete uygun biçimde yargılama iradesi göstermesi talebinde bulunduklarını söyledi.

    AĞIR İŞKENCE GÖRDÜLER

    29 Ekim-8 Kasım 1995 tarihleri arasında Dargeçit’te asker ve korucular tarafından düzenlenen ev baskınlarında 4’cü çocuk, 2 lise öğrencisi ve 2 kadınında aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Ocak, şöyle devam etti:

    “Gözaltına alınanlar Dargeçit Jandarma Taburuna götürüldü. Aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan Davut’un annesi Hayat Altunkaynak, Süleyman Seyhan’ın kızı Fehime ve Seyhan Doğan’ın 11 yaşındaki kardeşi Hazni 3 gün boyunca ağır işkence gördükten sonra serbest bırakıldı. Serbest bırakılanlar gözaltında tutulan yakınlarının ağır işkence gördüklerini açıkladı.”

    UZMAN ÇAVUŞ KAYBEDİLDİ

    Gözaltında tutulanları arayan ailelerinin başvurularına, “Sorgu sonrası serbest bırakıldılar, dağa gitmişler” cevabı verildiğine dikkati çeken Ocak, ailelerin kayıplarını aramaktan vazgeçsin diye tehdit edildiğini, gözaltına alındığını ve işkence gördüğünün dile getirdi. Yapılan suç duyurularının soruşturulmadan takipsizlikle sonuçlandığını belirten Ocak, 4 ay sonra 6 Mart 1996 tarihinde, Süleyman Seyhan’ın kafası olmayan yakılmış bedeni bir kuyuda bulunduğunu, Süleyman Seyhan’ın ailesine bilgi veren uzman çavuş Bilal Batırır da Dargeçit Jandarma Taburunda kaybedildiğini hatırlattı.

    İHD’nin 29 Mayıs 2009 tarihli başvurusu ile Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dosyayı yeniden açarak soruşturma başlattığını anımsatan Ocak, “Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında Dargeçit kayıplarının gözaltında öldürülerek kuyulara gömüldüğü gerçeği ortaya çıktı. 2012-2013 ve 2015 tarihleri arasında yapılan kazılar sonucunda, gözaltına alınan kişilerin ağır işkence izleri taşıyan kemiklerine ulaşıldı. Mardin Jandarma Komutanı Hurşit İmren ve Dargeçit Jandarma Komutanı Mehmet Tire’nin de içinde olduğu 18 kişi hakkında, ‘birden fazla kişiyi taammüden öldürme’ suçlamasıyla dava açıldı” diye belirtti.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Suçun işlendiği yerdeki mahkemenin davaya bakması gerektiğini sözlerine ekleyen Ocak, dava dosyanın açıldığı Midyat’tan “güvenlik” gerekçesiyle Adıyaman’a sevk edildiğini anımsattı. Davanın en son 30 Eylül 2019 tarihinde Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldüğünü belirten Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bugüne kadar yapılan duruşmaların seyri mahkemenin, insanlığa karşı işlenmiş bu ağır suçu açığa çıkartacak, ceza adaletini sağlayacak istek ve iradede olmadığı yönündeki kaygılarımızı güçlendirdi. Dargeçit JİTEM davası önceki kayıp davalarında olduğu gibi, adalet ve hakikat arayışımızın yargı eliyle engellenmesi pratiğinin bir parçasına dönüştürülmesin; yargıçlar görevini yerine getirsin ve ceza adaletini sağlansın. Davut Altunkaynak, Seyhan Doğan, Nedim Akyön, Mehmet Emin Aslan, Abdurrahman Olcay, Abdurrahman Coşkun, Süleyman Seyhan ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    “ADINI TAŞIMAKTAN ONUR DUYUYORUM”

    Davut Altunkaynak’ın kaybedilmesinden 4 yıl sonra dünyaya gelen kardeşi Davut Altunkaynak eylemde söz alarak, “Ben doğduğumda bana onun adını vermişler. Onun adını taşımaktan onur duyuyorum. Keşke kendi adını kendisi taşısaydı. Bu davanın da takipsizlikle sonuçlanmasına izin vermeyeceğiz. Faillerin cezalandırılması için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.

    Ardından Seyhan Doğan’ın ağabeyi Kadri Doğan söz alarak şunları söyledi: “20 sene aradık Seyhan’ı. Annem 2000 yılında Seyhan’ın kayıp edildiği gün vefat etti. Annem Seyhan’ın kemiklerini bulduktan sonra benim mezarıma koyun demişti. Biz Seyhan’ın kemiklerini bulduktan annemin yanına gömdük. Biz adalet arıyoruz. Maalesef adaletin olmadığı yerde görüyoruz.”

    MARAŞ İÇİN ADALET 

    Kayıp yakınlarının konuşmasının ardından yeniden söz alan Maside Ocak, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş Katliamı’nın 41’inci yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, şunları dile getirdi:

    “Katledilen insanlar güvenlik güçlerince Şeyh Adil Mezarlığı’nda topluca defnedildi. Defnedilenlerin Mezar yerleri hala net olarak bilinmiyor. Toplu defnedilenler dışında tespit edebildiğimiz kadarıyla Yusuflar mahallesinde öldürülen Hatice Yılmaz ve Serintepe mahallesinde de misafir bulunduğu evde ev sahipleriyle birlikte öldürülen Adıyamanlı bir öğretmen olan Mahmut Ünal’ın nerede olduğu hala bilinmiyor. Katliamın 41’inci yılında Maraş için hakikat ve adalet talebimizi tekrarlıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)  

  • 24 yıllık inkar ve cezasızlık dosyası: Kerevan İrmez-VİDEO

    24 yıllık inkar ve cezasızlık dosyası: Kerevan İrmez-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 758’inci eylemlerinde 24 yıl önce evinden gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Kerevan İrmez’in akıbetini sordu. 

    Haberin videosu

    Cumartesi Anneleri 758 haftadır abluka altında kayıplarının akıbetini sormaya devam ediyor. Bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin Beyoğlu’nda bulunan binası önünde toplanan Cumartesi Anneleri yoğun yağmura rağmen 19 Ekim 1995’te Silopi’deki evinden zorla götürülüp bir daha kendisinden haber alınamayan Kerevan İrmez’in akıbetini sordu.

    Kayıpların fotoğraflarının ve kırmızı karanfillerin taşındığı eyleme HDP milletvekilleri Oya Ersoy ile Ahmet Şık da destek verdi.

    “TÜM ANNELERİN EVLATLARINA KAVUŞTURACAK ADIMLARI ATIN”

    Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. 59 haftadır adalete erişme ve düşünce özgürlüğü haklarının engellendiğine vurgu yapan Ocak, “Taleplerimiz için adım atmayan siyasi irade; hukuku ayaklar altına alan politikalarını sorguladığımız için bizi düşmanlaştırıyor. ‘Adalet İstiyoruz’ sesimiz duyulmasın diye karşımıza ağır silahlı polisler, kalkanlar, coplar, TOMA’lar ve gözaltı araçları dikiyor” dedi.

    Devleti yönetenlere “Her annenin ‘evladımı istiyorum’ çığlığı aynı insani karşılığı bulmalıdır. Anneleri acısına saygı duyulanlar-duyulmayanlar diye ayrıştırmaktan vazgeçin. Annelerin evlat acısını siyasetin aracı haline getirmekten vazgeçin. Hemen şimdi tüm anneleri evlatlarına kavuşturacak demokratik adımları atın” diye seslenen Ocak, kayıplarından ve 59 haftadır kendilerine yasaklanan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceklerini kaydetti.

    Eylemde İrmez’in gözaltına alındığında 9 yaşında olan kızı Zozan İrmez’in gönderdiği mektup da okundu.

    “AFFET BENİ BABA”

    “Bizi ayakta tutan babamızın geri geleceğine dair içimizde diri tuttuğumuz umut ve inancımızdır. Babamdan sonra hayat bizim için hep yarım ve eksik kaldı. Babamı gözaltına almaya geldikleri gece, bize yaşatılan o korku dolu dakikalar hepimizin hayatında çağlar deviren izler bıraktı.

    Affet beni baba…

    Kapı çalınca bana seslenişini duymadım. Avazlarının çıktığı kadar çıkardıkları o bağırışları, senin sesini duymama engel oldu. Ben çocuktum daha baba. Korkuma yenik düştüm. O an kar maskeli firavunların yarattığı korku ve şiddet atmosferi kendimi kaybetmeme neden oldu.
    Bir grup cani, kötülüğün maskesini takmışlardı ve şiddetin getirisi olan bütün hareketleri bize karşı sergilemekte geri durmamışlardı. Bana kapıyı açmam yönünde tehditler yağdırdılar. İşte o andaki psikolojiyle, babamızın sonu olan o kapıyı açmak zorunda bırakıldım.

    Affet beni baba…

    O gece seni son görüşümüzün olacağını düşünemedim çocuk aklımla. Ağlayış ve bağırışlar içinde ardından ne kadar koştuysak da, bu sefer vahşi hayvanları üzerimize salarak sana yetişmemize engel oldular. Ve bir kez daha bizi korkunun içine hapsettiler. Biz elimiz kolumuz bağlı, gözyaşlarımızla ardından bakakaldık.

    Haklı olarak hakkımızın takipçisi olacağımızı ve mücadelemize devam edeceğimizi belirtiyoruz. Bütün Cumartesi Anneleri ve ailelerinin acılarını paylaşıyoruz.”

    “KİRAZ VE HALİL ŞAHİN’İN BIRAKTIĞI YERDEN DEVAM EDECEĞİZ”

    18 Ocak 1996 da Beyoğlu Belediyesi işçisiyken kaybolan İsmail Şahin’in babası Halil Şahin’in 30 Eylül’de hayatını kaybettiğini hatırlatan Maside Ocak, “Halil amca ve Kiraz’a sözümüzdür. Bıraktığınız yerden İsmail’i aramaya devam edeceğiz” dedi.

    Söz alan kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak ise “24 yıldır adalet arıyoruz. Hala daha umudumuz bizi ayakta tutuyor. Halil amca bu 24 yıllık mücadelemizin 23 yılında hep sessiz bir çığlık olarak Galatasaray’a geldi. Adalet arayışını bu sessiz çığlığıyla sürdürdü. Onun ve Kiraz’ın arayışını sürdüreceğiz. Ama esas mücadelemiz olan gözaltında kaybetme gibi insanlık suçunu işleyenlerin yakasına yapışıp yargılama, cezalandırma azmimizi onlardan aldığımız umut, güven ve sabırla sürdüreceğiz” diye konuştu.

    NE OLMUŞTU?

    35 yaşındaki 8 çocuk babası Kerevan İrmez Şırnak’ta yaşıyordu. Sahibi olduğu kamyonlarla nakliye işi yapıyordu. Defalarca gözaltına alındı, ağır işkence gördü. Gözaltındayken Şırnak Emniyet Müdürü’nün kendisini “Şırnak’ı terk etmezsen sonun iyi olmayacak” diyerek tehdit etmesi üzerine ailesi ile birlikte Silopi’ye taşındı.

    19 Ekim 1995 gecesi Silopi’deki evi askeri kamuflaj giysili, çoğu kar maskeli kişiler tarafından basıldı. İrmez’in elbiselerini giymesine izin verilmedi. Yatak kıyafeti ile zorla panzere bindirildi. Panzere zırhlı bir askeri araç ve bir beyaz Toros da eşlik ediyordu. Eşi ve çocukları İrmez’in arkasından gitmek isteyince, ‘sakin olun, ifadesini alıp göndereceğiz’ dediler.

    Sabah olunca Emine İrmez savcılığa, emniyet müdürlüğüne ve tümen komutanlığına giderek eşini evden götürenler hakkında şikayet dilekçesi verdi ve eşinin akıbetinin araştırılmasını talep etti. Yetkililer Emine İrmez’e eşinin güvenlik güçlerince gözaltına alınmadığını, onu götürenlerin örgüt üyesi olabileceğini söyledi. Emine İrmez, “Eşimi götürenler askeri araçla geldiler ve onu askeri araçla götürdüler. Eşimi götürenlerden yüzleri maskeli olmayanları teşhis edebilirim” diye itiraz etti ama sonuç değişmedi.

    Kerevan İrmez’in Silopi’ye bağlı Görümlü (Bespin) köyünde bulunan Jandarma Karakolu’nda görüldüğüne dair aileye bilgi veren kişiler, resmi olarak tanıklık yapmaya korktular.

    Ailenin ısrarla aramayı sürdürmesi üzerine tümen komutanlığındaki bir yetkili “Onun adını bir daha ağzınıza almayın, yoksa siz de zarar görürsünüz” diye tehdit etti. Kerevan İrmez’den bir daha haber alınamadı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 752. haftada Konca Kuriş için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 752. haftada Konca Kuriş için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eylemlerinin 752. haftasında Hizbullah tarafından kaçırılıp 38 gün işkence gördükten sonra vahşice katledilen Konca Kuriş için adalet istedi.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Annelerinin sembolü olan Galatasaray Meydanı’nın yasaklanması üzerinden tam bir yıl geçti. Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemini de İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta gerçekleştirdi. Açıklamada geçtiğimiz gün hayatını kaybeden 39 yıldır oğlu Hayrettin Eren için mücadele veren Cumartesi Annesi Elmas Eren de anıldı.

    Bu haftaki basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kız kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak Hizbullah tarafından öldürülen Konca Kuriş ile ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “AĞIR TEHDİTLERİN HEDEFİYDİ”

    “37 yaşındaki 5 çocuk annesi Konca Kuriş Mersin’de yaşıyordu. Mütedeyyin bir kadındı. 90’lı yıllarda din adına kadın haklarının ihlal edilmesine itiraz ediyor, cinsiyetle ilgili baskı ve sömürüyü sorguluyordu. Cesur söylemi onu ana akım medyada popüler hale getirirken ağır tehditlerin de hedefi yapmıştı. Konca Kuriş, 1998 yılının 16 Temmuz’u 17 Temmuz’a bağlayan gece, evinin önünde eşini silahla etkisiz hale getiren 3 kişi tarafından kaçırıldı. Kuriş’i kaçıranlardan biri görgü tanıkları tarafından belirlenmesine rağmen bu kişinin yalnızca ifadesi alınıp serbest bırakıldı. Tüm arama çalışmalarına rağmen kendisinden haber alınamadı.

    “CANSIZ BEDENİNE 555 GÜN SONRA ULAŞILDI”

    Bir dönem devletin açıkça desteklediği, işlediği vahşi suçları cezasız bıraktığı Hizbullaha, 2000 yılında bir polis operasyonu gerçekleştirildi. Kanlı örgüt devlet açısından işlevini tamamlamıştı. Bu operasyonda Konca Kuriş’in izine rastlandı. Yakalananlardan biri Kuriş’in kaçırılması talimatını veren Hizbullah yöneticisiydi. Bu kişi polis sorgusunda Konca Kuriş’in Konya Meram’daki bir Hizbullah evinde aylarca tutulduğunu, 38 gün işkence gördüğünü, vahşice öldürüldükten sonra evin bodrumuna gömüldüğünü itiraf etti. Ailesi 555 gün sonra Konca Kuriş’in cansız bedenine ulaştı. Diş protezinden kendisini teşhis etti. Onu katledip bedenini kaybedenlerin de içinde olduğu Hizbullah sanıklarına verilen hapis cezasında ‘iyi hal’ indirimi yapıldı. 2011 yılında Yargıtay kararıyla yüzlerce vahşi cinayetin sanığı olan bu kişiler, uzun tutukluluk gerekçesiyle uluslararası hukuk göz ardı edilerek salıverildi. Tahliye sonrasında adli kontrol takibi yapılmayan Hizbullah’ın beyin takımını oluşturan sanıklar, kayıplara karıştı. Konca Kuriş için adalet sağlanmadı. Onu kaçırarak, işkence ile öldürenler, bedenini 555 gün boyunca kaybedenler hak ettikleri biçimde cezalandırılmadı.”

    “GALATASARAY’I GASP EDENLER BUGÜN HALKIN İRADESİNİ DE GASP ETTİLER”

    Ocak, son olarak şunları söyledi:

    “Galatasaray’ı bizden gasp edenler bugün de Mardin, Diyarbakır ve Van’da demokrasinin ilk şartı olan halkın iradesini gasp ettiler. Bu hukuksuzluğu eleştirmek için toplantı ve gösteri hakkını kullanmak isteyen yurttaşlara, güvenlik güçleri bize yaşatıldığı gibi doğrudan işkence niteliğinde müdahalede bulundu. İktidar; sistematik bir politika haline getirdiği ağır insan hakları ihlallerine ilişkin eleştirileri ve açıklamaları susturmak için, ülkeyi adeta bir işkence mekanına dönüştürdü. Türkiye iktidarın denetimsiz ve adaletsiz güç kullanımının felaketini yaşıyor. Susarak, itiraz etmeyerek bu felaketin suç ortağı olmayacağız.”

    “KURİŞ KATLEDİLEN İLK VE TEK MÜSLÜMAN BAŞÖRTÜLÜ FEMİNİSTTİ”

    Kuriş’in arkadaşlarından HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, şunları belirtti:

    “Kuriş, Müslüman başörtülü bir feministti. Kuriş’in sesi hala kulağımızda. Kadınca duruşunu gördüğümüz ilklerden biriydi. Erkekçi, dinci yapıların hazmedemediği bu kadın kimliğiydi. Bugüne geldiğimizde Konca Kuriş’in muhalefet ettiği egemenci erkekçi bu zihniyeti nerelere getirdiğini hepimiz görüyoruz. İşte bu zihniyetle kayyımın işgal ettiği yerlerde hedef alınan ilk yer kadın emeği ve kadın mücadelesiydi.

    Kayyımlarla atanan kadın emekleri ve temsiliyeti başta olmak üzere kadın cinayetlerinden Emine Bulut hadisesi yüreğimizi yakmıştır. Konca Kuriş bugün yaşasaydı dini istismar eden bu zihniyete karşı bugün de mücadelesini vermeye devam edecekti. Katillerin aklanmasına itirazımız var. Bugün Konca Kuriş’i katleden katillerden hiçbiri cezaevinde değil. Konca Kuriş’in ve bütün kadın katillerinin de hesap vermesinin peşinde olacağız. Yıllardır Konca Kuriş’i unutmayan tekbir kurum oldu: Cumartesi Anneleri. Bütün kadın düşmanlarının hesap vermesi için birlikte mücadele edeceğiz.”

    “ANNEM 47 YAŞINDAN SONRA BU ÜLKEYİ TANIDI”

    Geçtiğimiz günlerde son yolculuğuna uğurlanan Cumartesi Annesi Elmas Eren’in kızı İkbal Eren, annesi için şunları söyledi:

    “Annemin beş evladı vardı. Annem devletine çok güveniyordu ama 1980’de annemin bir evladını devlet çaldı. Annemin 80’den sonra hayatında başka bir dönüm vardı. O gün 47 yaşındaydı annem… O çok güvendiği devlet kapıları birer birer yüzüne kapandı. Annem 47 yaşından sonra bu ülkeyi tanıdı. Bize mücadeleyi öğretti. 1995’ten sonra Cumartesi Annesi oldu. Annem umudunu hiç yitirmedi. Mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Biz buradan annelerimizi, babalarımızı bu şekilde uğurluyoruz. Berfo Anne, Kiraz Şahin… Devletten alacaklı olarak gittiler. Artık biz onların mücadelesinin devamıyız. Asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “GÖZÜN ARKADA KALMASIN ELMAS’IM, ÇOCUKLARIN BANA EMANET”

    Daha sonra gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak‘ın, yaşamını yitiren Elmas Eren için gönderdiği mesaj okundu. Ocak mesajında, “Çocuklarım, kardeşlerim, arkadaşlarım. 24 yıldır acımızla birlikte baş etmeye çalıştığımız, birlikte ağladığımız, adaletin sağlanması için yan yana diz çürüttüğümüz yoldaşım Elmas’ın ardından, bugün yanınızda olup birlikte ona uğurlar olsun demeyi isterdim. Sağlık sorunlarımdan dolayı aranızda değilim. Arkadaşım Elmas’ı kaybettiğimiz günden beri hiçbir yere sığamıyorum. Devleti yönetenler hesap vermemek için hepimizin ölmesini bekliyor ama bir gün mutlaka hesap verecekler. Çünkü biz anneler ölsek bile, çocuklarımız, torunlarımız ve mücadele arkadaşlarımız kayıplar bulunup, adalete ulaşıncaya kadar susmayacaklar. Gözün arkada kalmasın Elmas’ım, çocukların bana emanet. Rahat uyu Elmas’ım, Hayrettin’i son nefesim kadar unutturmayacağım. Elmas’ım, Bir yıldır bizim olan, kayıplarımızın olan meydana gidemiyoruz diye yüreğin parçalanıyordu ya. Sana söz o meydanda fotoğraflarımızı taşıyana kadar vazgeçmeyeceğim, vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    ELMAS ANNENİN BIRAKTIĞI MİRAS: UMUT

    Son olarak tekrar söz alan Maside Ocak, şunları ifade etti: “Elmas anne bundan birkaç yıl önce Galatasaray Meydanı’nda olan biz evlatlarına birer tane şal örmüştü. ‘Bana bir şey olursa. Benden size hatıra kalsın’ demişti.  Bu ülkede cezasızlığın önünde bir kalkan varsa, bizlerin önünde bir kalkan varsa, bizim Galatasaray’a gidişimizi engelleyenler varsa, bizimde Elmas annenin ardından bize bıraktığı miras olan umut var. Bizimde Elmas annenin bıraktığı inancımız var. Bizim ne ellerimiz, ne gözlerimiz Elmas annenin ardından yalnız kalmayacak. Ve sizden, kaybedenlerden hesap sormaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Aradığımız adalet bir gün size de lazım olacak-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Aradığımız adalet bir gün size de lazım olacak-VİDEO

    PİRHA- Kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek için 749 haftadır bir araya gelen Cumartesi Anneleri, “Bu aradığımız adalet yarın öbür gün size de lazım olacak. İlk oturduğumuzda herkes için adalet dedik. ‘Siz kimsiniz de bizim için adalet istiyorsunuz’ dediler ama bugün bakın onlar da adalet arıyor” dedi. 

    Cumartesi Anneleri, 24 yıl önce kaybedilen Abdurrahim Demir’in akıbetini sormak için 749. haftasında Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasağından dolayı eylemini Çukurluçeşme Sokak’ta bulunan İHD İstanbul Şubesi önünde gerçekleştirdi. Gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarının taşındığı eyleme bu hafta CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü ve çok sayıda yurttaş destek verdi.

    Bu haftaki basın metnini kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak, “28 Temmuz 2019 tarihinde, 07 ve 21 Şubat tarihleri arasında zorla kaçırılan 6 kişiden Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Salim Zeybek’in Ankara Emniyeti’nde olduğu ailelerine bildirildi. Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen’den ise hala haber alınamıyor. Söz konusu 6 kişi, aynı tip Transportter araçlarla ve tanık beyanlarına göre kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtan kişiler tarafından zorla kaçırılmışlardı. Bu ağır ithamlara karşı yetkililer, gözaltında oldukları kabul edilen 4 kişinin bugüne kadar nerede oldukları ve ne tür uygulamalara maruz kaldıklarına dair kamuoyuna hiçbir açıklama yapmadı” dedi.

    Adalet Bakanı Gül’e ve adli makamlara çağrı yapan Ocak, şunları söyledi:

    “Şubat ayından bu yana nerede oldukları bilinmeyen Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Salim Zeybek’in kaçırılma vakalarının etkin bir biçimde ve maddi gerçeği açığa çıkartacak şekilde soruşturulmasını sağlama görevinizi yerine getirin. Kendilerinden haber alınamayan, yaşamlarını tehdit eden koşullar altında kaybedilmeye çalışıldıklarına dair kuvvetli şüphe bulunan, Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen’in nerede oldukları konusunda etkin bir soruşturma yürütülerek, ailelerine bilgi verilmesini sağlama görevinizi yerine getirin.”

    “BİZ BÖYLE BİRİNİ ALMADIK”

    Bu hafta Abdurrahim Demir’in akıbetini soracaklarını söyleyen Ocak, şunları söyledi:

    “Askerliğini bitirip köyüne dönen Abdurrahim Demir, 17 Ağustos 1995 tarihinde Mardin Ömerli’deki evinden, Adana’daki akrabalarının yanına gitmek için yola çıktı. Mardin Kızıltepe Şavalet noktasında kimlik kontrolü için durdurulan otobüsten indirilen Abdurrahim, askerlerce gözaltına alındı. Gözaltına alındığına tanıklık edenler Demir Ailesine Abdurrahim’in, Şavalet Jandarma Karakolu’na götürüldüğünü söyledi. Şavalet Karakoluna giden Demir Ailesine ‘Biz böyle birini almadık’ cevabı verildi. Mardin Emniyeti ise ‘Abdurrahim pasaport çıkartıp, Fransa’ya garson olarak gitti.’ açıklamasıyla gerçeğin üstünü kapatmaya çalıştı. Demir Ailesi ‘bu işin peşini bırakın’ diye tehdit edildi.”

    “SORUMLULARIN YARGILANMASINI İSTİYORUZ”

    Ailesinin yaptığı tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirten Ocak, Demir’den bir daha haber alınamadığını kaydetti.

    Annesi Kesriye Demir’in oğlunu 20 yıl boyunca aradığını ifade eden Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oğlunu bulamadan, akıbetini öğrenemeden aramızdan ayrıldı. ‘Kardeşimi bulamadım, annemin yüzüne bakamıyorum’ diyen ve 27 Ocak 2018’de Galatasaray Meydanı’ndan uğurladığımız Mehmet Demir yerine bugün soruyoruz ‘Abdurrahim’e ne oldu?’ Abdurrahim Demir’in kaybedilmesinden sorumlu olanların yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını istiyoruz.”

    Ocak, sözlerini kayıplarının akıbetini sormaktan ve Galatasaray’dan vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak sonlandırdı.

    “SİZ O TEŞKİLATLARLA KİME SALDIRIYORSUNUZ”

    Eylemde söz alan 1995 yılında gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın Annesi Hanife Yıldız, ülkede olan şeylerin garip olduğunu söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Bundan 2 hafta önce 6 kayıp kişinin aileleri geldi buraya. Daha sonra gece aranarak ‘kayıplarınız emniyette’ dediler. Sanki bu insanlar eşyaydı da çıkardılar. Bu insanların aileleri yok mu, o zaman içerisinde o insanların nasıl yaşadığının hesabını kim verecek? Kesire ve Mehmet kayıpların akıbetini öğrenmeden aramızdan ayrıldı. Biz ‘annelerimizin, insanların yüzüne nasıl bakacağız?’ diye düşünürken; buradaki polisler de bizim yüzümüze utanmadan bakıyorlar. Siz o teçhizatla kime saldırıyorsunuz? Bizim meydanımızın kime zararı oldu? 24 yıldır benim evladımı aldınız. Sizin anneniz de var, beni anlatın; ‘bize böyle bir şey yapsalar siz ne yaparsınız?’ diye sorun. Bu aradığımız adalet size de lazım olacak. Daha önce bizi gözaltına alanlar cezaevlerinde adalet arıyor.”

    “AİLELERE BASKI YAPMAKTAN VAZGEÇİN”

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şunları söyledi:

    “150 günden fazla 6 yurttaş zorla kaybedilmişlerdi. 2 hafta önce de eşleri buraya gelmişti, akıbetlerini sormuştuk. 4 kişinin ailesi geçtiğimiz hafta aranarak kayıplarının TEM’de olduğu bildirildi. Emniyetten yapılan açıklamaya göre; GBT’de arama kayıtları oldukları için gözaltına alındılar. Soruşturmayı yürüten savcı, gözaltındakilerin avukatlarla görüşmesine izin vermiyor. Sadece aileleri ile görüşme sağlandı ama onda da aileleri tehdit ederek hak aramalarını istemiyorlar. 150 gündür kayıp olan yurttaşların ailelerine ‘AİHM’e başvurunuzu geri çekin, milletvekilleri ile görüşmeyin’ diyorlar. Savcı ‘avukat istemiyorlar’ diyor, bu insanların avukat istememeleri olağan dışı. Belki o polislerin zorla kaybedilmede suçu yoktu ama ailelere baskı yapmaktan vazgeçin. Bunun hesabı sorulur, bu suçların zaman aşımı yoktur. Soruşturmayı doğru yürütmeyen savcıyı bu soruşturmadan alın. Bu yurttaşların hekimlerce muayene edilmesini sağlayın. Bunları yapmazsanız suç işlemeye devam edersiniz. Ayırca hala haber alınamayan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen nerede?”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Festival yasaklarına tepki: Örgütlü mücadele ile bertaraf edeceğiz-VİDEO

    Festival yasaklarına tepki: Örgütlü mücadele ile bertaraf edeceğiz-VİDEO

    PİRHA – 19. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında yapılacak olan ‘Cumartesi Anneleri’ belgeseli ve LGBTİ+ Kavram Atölyesinin, Tunceli Valiliği tarafından yasaklanmasına ilişkin Festival Tertip Komitesi açıklama yaptı. Açıklamada, “Yasakçı zihniyetin toplumun ahlaki kültürüne uymuyor bakış açısının hakim olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yasakları, baskıları örgütlü mücadele ile bertaraf edebiliriz” denildi. 

    25 Temmuz Perşembe günü başlayan 19. Munzur Kültür ve Doğa Festivali, çeşitli etkinliklerle devam ediyor.

    Festival kapsamında 27 Temmuz Cumartesi günü gösterimi yapılacak olan ‘Cumartesi Anneleri’ belgeseli ve 28 Temmuz Pazar günü düzenlenecek LGBTİ+ Kavram Atölyesi, Tunceli Valiliği tarafından yasaklandı.

    Valilik tarafından yapılan açıklamada iki etkinliğin yasaklanmasına gerekçe olarak “Genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” gösterildi.

    Konuya tepki gösteren Festival Tertip Komitesi, belediye binası önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya siyasi parti, kurum temsilcileri, HDP Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “YASAKÇI ZİHNİYETLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Açıklamada konuşan Dersim Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Ali Haydar Ben, “Bu ülkede birçok şey yasaklanıyor. Bu ülkede evlatlarını kaybetmiş Cumartesi Anneleri yıllardan beri Galatasaray Lisesi önünde mücadele yürütüyor. Demokratik kitle örgütleriyle beraber bir mücadele içerisindeler. O annelerin burada belgesel gösterimi yapmasının, Dersim halkıyla bütünleşmesinin önüne yasakçı anlayış geçmeye çalışıyor” diyerek duruma tepki gösterdi.

    “Suruç Katliamı’nda çocuklara oyuncak götürüp katliama uğrayan gençlerimizin aileleri burada kendisini ifade etme durumu söz konusuyken yasakçı zihniyetle karşı karşıya kaldılar” diyen Ben, LGBTİ’lerin etkinliğinin yasaklanmasına ilişkin şunları belirtti:

    “LGBTİ’lere eşit demokratik bir hakkın verilmediği bir kez daha ifade edildi. Toplum adına karar verilmemesi gerekiyor. Yasakçı zihniyetin toplumun ahlaki kültürüne uymuyor bakış açısının hakim olduğu bir ülkede yaşıyoruz.”

    “BİZ KORKUYU ÇOCUKLARIMIZI KAYBETTİĞİMİZ YERLERDE BIRAKTIK”

    10 Ekim ailelerinden Erdoğan Tetik ise, “Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız sözünü verdik. Festivale gelmemiz bunun bir aracıdır. Biz söz verdik; her platformda anmalarımızı yapacağız. Biz korkuyu Suruç’ta, Diyarbakır’da, Ankara’da, çocuklarımızı kaybettiğimiz yerlerde bıraktık. Birleşerek mücadelemizi büyüteceğiz. Emek, barış, demokrasi mücadelemiz sürecek” diye konuştu.

    “YASAKLARI, ÖRGÜTLÜ MÜCADELE İLE BERTARAF EDEBİLİRİZ”

    LGBTİ aktivisti Hakan Aksu, festival kapsamında yapılacak olan LGBTİ Kavram Atölyesi’nin Valilik tarafından yasaklanmasına ilişkin şunları dile getirdi:

    “2016’dan itibaren Ankara’da LGBTİ yasağı vardı. Birçok ilde de devam etti. Yasakçı zihniyetle karşı karşıyayız. Yarın yapacağımız etkinliğin yasaklanması da ülke genelinde olan yasakçı anlayışın yansımasıdır. Gerek Dersim’de gerek ülkenin her yerinde LGBTİ’ler olarak heteroseksist anlayışa karşı mücadelemiz sürecek. Yasakları, baskıları örgütlü mücadele ile bertaraf edebiliriz.”

    Suruç ailelerinden Fethi Aydın da “Katliamlar toplumun yarasıdır. Çocuklarımızı, eşlerimizi, annelerimizi, babalarımızı yitirdik. Bunu duyurmak en doğal hakkımızdır. Devlet bu katliamları yapmadıysa bunları konuşmamıza neden engel oluyor?” diyerek yasaklara tepki gösterdi.

    “HAKKIMIZ, YASA DIŞI YASAKLARLA ELİMİZDEN ALINDI”

    Cumartesi insanlarından Maside Ocak, “24 yıldır kayıplarımız için mücadele içerisindeyiz. Anayasal haklarımız var; kamuoyuna açıklama yapıp duyurma hakkımız vardır. Bugün karşılaştığımız durum ne anayasaya ne de uluslararası sözleşmelere uymuyor. Ayaz ve Nupelda’nın dehşet bir şekilde öldürülüşünden 10 gün sonra buradayız. Biz ‘3 yaşındaki Dilek Serin’e ne oldu?’ diye de soruyoruz. Ayten Öztürk’ün babasının çocuğumun katilleri yargılansın sesine soluk olacaktık. Bunları anlatacaktık. Sorumluların cezalandırılmayıp ödüllendirildiğini söyleyecektik. Hakkımız valilik tarafından yasa dışı bir şekilde elimizden alındı” diye konuştu.

    Açıklama, “Baskılar, yasaklar bizi yıldıramaz” sloganları ve alkışlarla son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • Cumartesi Anneleri: Kuşaktan kuşağa mücadele ediyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Kuşaktan kuşağa mücadele ediyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 746’ncı haftasında, 1994’te Batman’da maskeli 4 kişi tarafından kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan İbrahim Çelik ile babasının peşinden giden Edip Çelik’in akıbeti soruldu.

    Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasakları nedeniyle Çukurluçeşme Sokak’ta bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen kayıp yakınları, ellerinde karanfiller ve kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.

    Polis ablukası altında düzenlenen eyleme kayıp yakınları, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekili Oya Ersoy ve çok sayıda yurttaş destek verdi.

    Bu hafta 1994’te Batman’da maskeli 4 kişi tarafından yol gösterilmek üzere götürülen ve bir daha kendisinden haber alınamayan 50 yaşındaki İbrahim Çelik ile şüphelenerek babasının peşinden giden 19 yaşındaki Edip Çelik’in akıbeti soruldu.

    Bu haftaki basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kızkardeşi Maside Ocak okudu. 746. haftalarında 25 yıl önce Batman’da Hizbullah tarafından evlerinden alınarak kaybedilen İbrahim Çelik ve Edip Çelik akıbetlerini sormak için buluştuklarını söyleyen Ocak, “90’lı yıllarda Batman, Hizbullah’ın üssü konumundaydı. Batman-Silvan-Diyarbakır üçgeninde binlerce cinayet işleyen örgüt TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporunda da çarpıcı biçimde anlatıldığı gibi güvenlik ve idari bürokrasinin kollaması, desteği ve göz yummasına işaret eden bir biçimde hiçbir engelle karşılaşmıyordu. Buradaki bazı askeri birliklerde silahlı eğitim yaptılar, lojistik destek gördüler” dedi.

    “25 YILDIR HUKUK İŞLETİLMEDİ”

    İbrahim Çelik ve Edip Çelik’ten 1994’ten beri haber alınmadığını belirten Ocak, “Eşi ve oğlundan haber alamayan Merese Çelik, onların bulunması için emniyete ve jandarmaya başvurdu. Hizbullahçı Talat Rüzgâr, Aziz Önlük, İlhan Önlük, Resul Güneş ve Çetin Dursun isimli kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak bütün başvuruları sonuçsuz kaldı. 25 yıldır İbrahim ve Edip Çelik dosyasında hukuk işletilmedi” diye konuştu.

    “KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    İbrahim ve Edip Çelik’in gözaltında kaybedildiğini vurgulayan Ocak, “Çünkü uluslararası hukuka göre devletin görevlendirmesi, desteği ile hareket eden kişi ya da grupların insanları gözaltına alarak veya kaçırarak özgürlüklerinden mahrum bırakması ve akıbetlerini gizlemesi gözaltında kaybetme suçu kapsamındadır” dedi.

    Devlet yetkililerinin, göz yumma şeklinde bile olsa, bu alıkonulmaya dâhil olmalarının devletin gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğuna işaret ettiğini hatırlatan Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Uluslararası hukuktan ve anayasadan kaynaklanan yükümlülüklerinizi yerine getirin. Adaletin sağlanması yükümlülüğünüzü yerine getirin. Gözaltında kaybetme insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zaman aşımına tabi değildir. Kaldı ki mevcut yasalar, kanuni takibat sürecinin engeller nedeniyle aksadığı durumlarda zaman aşımı süresinin durdurulmasına imkan vermektedir. İbrahim ve Edip Çelik’in gözaltında kaybedilmesi ile ilgili yasal takibatın ciddi ölçüde engellenmiş olması, etkin soruşturmaların yapılmamış olması nedeniyle, zaman aşımı hükümlerini uygulamayarak etkili soruşturmanın önünü açın. İbrahim ve Edip Çelik için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    “BABAMIZ, OĞLUMUZ, EŞLERİMİZ, KIZLARIMIZ KAYBOLDU”

    Açıklama sırasında gözyaşlarını tutamayan İbrahim Çelik’in kızı, Edip Çelik’in kardeşi Ferya Çelik bu buluşmada da konuşamadı.

    Daha sonra gözaltında kaybedilen Ferhat Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe söz aldı. Tepe ise şunları söyledi:

    “25 yıldır kayıplarımızı arıyoruz, 25 yıldır! Babamız, oğullumuz, eşlerimizi, kızlarımız kayboldu. Kuşaktan kuşağa mücadele ediyoruz. Hakikate, adalete elimizi uzattık ama onlar ellerini bize uzatmadılar. Bizim çocuklarımızı neden öldürdüler? Bizim çocuklarımızın suçu neydi? Şimdiye kadar onların mücadelesini devam ettiriyoruz. Hakikati ve adaleti istiyoruz. Büyük mercilere sesleniyorum neden Galatasaray’ı yasakladılar? Biz orada sessiz sessiz oturuyorduk, yalnızca çocuklarımızın resmini bağrımıza basıyorduk, orada sadece çocuklarımızı istiyorduk. Orayı geri alıncaya kadar mücadele edeceğiz. Çocuklarımızın katillerini sormaya devam edeceğiz, adalet önünde yargılasınlar istiyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kayıpların yaşları kadar süre geçmesine rağmen adaletsizlik devam ediyor’-VİDEO

    ‘Kayıpların yaşları kadar süre geçmesine rağmen adaletsizlik devam ediyor’-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 743. haftasında bir araya gelen kayıp yakınları Cizre’de gözaltında kaybedilen Ahmet Üstün’ün akıbetinin açıklanması ve faillerinin cezalandırılmasını talep etti.

    Kayıplarının akıbetini soran ve adalet arayan Cumartesi Anneleri eylemlerinin 743’üncü haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurluçeşme Sokak’ta bir araya geldi. Polis ablukası altında eylemlerini gerçekleştiren kayıp yakınları, bu hafta 1994 yılının Nisan ayında evinden gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan Ahmet Üstün’ün akıbetinin açıklanmasını istedi.

    Bu haftaki eyleme kayıp yakınlarının yanı sıra CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile HDP milletvekilleri Hüda Kaya ve Zeynel Özen destek verdi.

    Haftanın basın metnini gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, Ahmet Üstün ile ilgili şu bilgileri paylaştı:

    EVİNDEN GÖZALTINA ALINDI BİR DAHA EVİNE GELEMEDİ

    “25 yaşındaki Ahmet Üstün Cizre’de yaşıyordu. 1994 yılının Nisan ayında gece saat 23.00 sularında, silahlı kişiler üç araçla Üstün Ailesi’nin Cudi Mahallesindeki evine geldi, ‘İfade verip serbest bırakılacak’ diyerek Ahmet Üstün’ü gözaltına aldı. Ertesi gün baba Mehmet Üstün tabura gidip oğlunu sordu. Taburdaki görevliler Ahmet’in ifadesinin alındığını, daha sonra mahkemeye çıkartılacağım söyledi. Bunun üzerine Mehmet Üstün ikinci gün savcılığa gitti. Orada da oğlunun serbest bırakıldığı, evine gidip beklemesi söylendi. Ancak Ahmet Üstün bir daha evine gelemedi.

    3 GÜN GÖZALTINDA TUTULDUKTAN SONRA ÖLDÜRÜLDÜĞÜ BİLGİSİ VERİLDİ

    Baba Mehmet Üstün oğlundan haber almak için bölgede JİTEM’le birlikte çalışan birine ulaştı ve para karşılığında oğluyla ilgili bilgi almak istedi. Ödeme yaptığı kişi 10 gün sonra kendisine; Ahmet’in üç gün gözaltında tutulduktan sonra öldürüldüğü bilgisini verdi.

    TANIK A.P. YAŞANANLARI ANLATTI

    Ahmet Üstün’ün kayın pederi gözaltı işlemini gerçekleştiren ekipte yer alan JİTEM mensubu Abdulhakim Güven’e ulaştı. Güven ona damadından umudunu kesmesini ve onu beklememesini söyledi. A.P isimli tanık; ‘Üstün’ü Cizre Garnizon Komutanlığı’nda işkencede gördüm, onu işkenceye götürdüklerinde adını defalarca duydum. Ben yaşanan vahşete tanık oldum.’ diyerek yaşananları kamuoyu ile paylaştı.”

    Üstün ailesinin 2000 yılında avukatları Tahir Elçi aracılığıyla tekrar savcılığa şikayette bulunup JİTEM davası kapsamında ifade verdiğini kaydeden Ocak, “Bugüne kadar maddi gerçeği açığa çıkartacak, failleri cezalandıracak bir yargısal faaliyet gerçekleşmedi. 25 yıldır Fadile Üstün’ün ‘Oğlumun öldüğünü biliyorum. Bir anne olarak oğluma kavuşmak, mezarının başımda dua etmek istiyorum’ talebi karşılıksız bırakıldı.” dedi.

    “KAYIPLARIN YAŞLARI KADAR SÜRE GEÇTİ”

    Ocak’ın ardından 1992 yılında gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yamanın ağabeyi Feyyaz Yaman, söz aldı. Yaman, “Ahmet’in kaybı 1994, kardeşimin kaybı 1992 daha üzerinden kayıpların yaşları kadar süre geçmesine rağmen adalet ve hukuk konusundaki aymazlık ve görevsizlik hala aynı şekilde devam etmektedir. Bugün siyaseten etnik ve siyasi ayrımlar üzerinden diyalog kuruyormuş görüntüsü vermeye çalışan siyasi söylem halen daha komplo teorilerle ortalıkta bir boşluğu doldurabileceği ve toplumu aynı şekilde manipüle edebileceği inancında. Ama buradaki insanlar ve kayıpların takipçisi yürekler hala da 743 haftadır haykırıyor ki adalet ve hukuktaki bir boşluk bu adaletsizlik ve hukuksuzluk arayışı kapatılmadığı sürece hiçbir şekilde bu sorun askıda olmaktan öteye, toplumu oyalamaktan öteye bir yalan olarak gelişemez.” diye konuştu.

    “FIRAT’IN DOĞUSUNDA 25 YILDIR DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK”

    Gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkayanın Oğlu Şerif Taşkaya da şunları belirtti:

    “Babam 1993’te asker, polis, JİTEM tarafından gözaltına alındı. Biz o günden sonra haber alamadık. Savcılığa gittiğimiz zaman savcının dediği ise ‘Aşiret lideri izin verirse ya da kontur gerilla denilen yapının lideri izin verirse soruşturma açabilirim.’ Devletin, savcısının durumu bu.”

    Siverek Katliamı’nı hatırlatan Taşkaya, “Kendilerinin arazi anlaşmazlıkları vardı. 17 yıldır davaları var, düşünün 17 yıl mahkeme diyor ki ‘düşman olun birbirinize bizden bir sonuç çıkmaz.’” dedi. Fırat’ın doğusunda 25 yıldır değişen bir şey olmadığını vurgulayan Taşkaya, devletin kendini sürekli katliamlar ve baskılarla hatırlattığını ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

        

  • ‘Yarım asırlık ömrümde birçok şeyi gördüm ancak adaleti göremedim’ -VİDEO

    ‘Yarım asırlık ömrümde birçok şeyi gördüm ancak adaleti göremedim’ -VİDEO

    PİRHA- Uluslararası Gözaltına Kayıplar Haftası içerisinde 739. eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, hukuksuzluğa karşı mücadeleden ve Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçemeyeceklerini yinelediler. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve adalet arayan Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 739’uncu haftasında da polis ablukası altında adalet istedi. 40 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkışlarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurluçeşme Sokak’ta bir araya geldi.

    Bu haftaki eylemde 26 Aralık 1997 yılında Lice’de bir kahvede gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Mehmet Özdemir’in akıbeti soruldu. Mehmet Özdemir’i gözaltında gören tanıkların ifadelerine rağmen Özdemir’in gözaltında olduğu da gözaltında kaybedildiği de kabul edilmedi ve etkin bir soruşturma yürütülmedi.

    “HAK İHLALLERİNE KARŞI İTİRAZLARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”

    Haftanın basın metnini gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, 40 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmemesine tepkilerini yineleyerek hukuksuzluğa, cezasızlığına ve hak ihlallerine karşı itirazlarını sürdüreceklerini söyledi. 24 yıl önce 27 Mayıs 1995 tarihinde gözaltında kaybetme suçuyla yüzleşilmesi, hesaplaşılması ve adaletin sağlanması talebiyle Galatasaray’a çıktıklarını hatırlatan Ocak, 2 gün sonra Cumartesi Anneleri’nin başlattıkları barışçıl eylemin 24. yılı olacağını hatırlattı.

    “OĞUL MEHMET ÖZDEMİR VEFAT ETTİ”

    Mehmet Özdemir gözaltında kaybedildiğinde oğlunun henüz doğmadığını ve oğlu doğduktan sonra ona babasının isminin verildiği belirten Ocak, oğul Mehmet Özdemir’in de geçtiğimiz yıl vefat ettiğini aktardı.

    “FAİLLERLE GALATASARAY MEYDANI’NDA YÜZLEŞECEĞİZ”

    Söz alan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, “24 yıldır ‘vazgeçmeyeceğiz, unutmayacağız, unutturmayacağız’ diyerek ayrılıyoruz meydanlardan. Bir gün kayıplarımızın akıbetini öğreneceğiz, failleri bizimle yüzleşecek ve Galatasaray Meydanı’nda yapacağız bunu çünkü orada kaybettiğimiz çok annemiz var. Bu onlara sözümüzdür.” dedi.

    “BİZİ BURAYA TIKTINIZ AMA DÜŞÜNCELERİMİZ NEREYE TIKACAKSINIZ?”

    Yüksekovalı kayıp yakınları adına seslenen Tayyip Canan, herkese selam göndererek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Vicdansızlar biraz düşünmeli, niye bu selamı söyledim? Biraz düşünsünler, empati kursunlar.” Beyaz toros marka arabalarla kaybedilenleri hatırlatan Canan, o arabalara bindirilenlerin çoğunun geri dönmediğini belirterek “Babam geri döndü ama başına 7 kurşun sıkılmış olarak döndü. Bir bayram günü bayram hediyesi olarak verdiler. Bayramları bile kutlamamızı istemediler. Biz bu meydanlarda olmak istemiyoruz. Ama adalet mücadelesi veriyoruz. Biz hiçbir zaman mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz katillerimiz yargılanana kadar. İşkence edenler hiçbir zaman aklanmayacak vicdanlarımızda. Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Bizi bugün buraya tıktınız ama düşüncelerimizi nereye tıkacaksınız?”

    “YAKINLARIMIZI ÖLDÜRENLER NEYSE HAKİMLER SAVCILAR O”

    Gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya da 24 yıldır mücadele verdikleri Galatasaray Meydanı’ndan değil buradan seslendiklerini vurguladı. Taşkaya, “Mücadeleye başladığımızda hakimler savcılar bizi dinlemedi. Savcılara sesleniyorum. O beyaz toroslara bizim yakınlarımızı atıp götürüp öldürenler neyse sizler de osunuz.” dedi.

    “YARIM ASIRLIK ÖMRÜMDE ADALETİ GÖRMEDİM”

    Gözaltına kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ise yarım asırlık ömründe birçok şeyi gördüğünü ancak adaleti göremediğini vurguladı. Kırbayır, “24 yıldır adaletin tecellisi adına hukukun üstünlüğü için Galatasaray Meydanı’nı kendimize mücadele mekanı etmiştik. O meydan aramızdan ayrılanları uğurladığımız musalla taşıydı. Aramızdan ayrılanlara söz vermiştik bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Şimdi Galatasaray Meydanı için de mücadele ediyoruz. Bizi bu iki duvar arasına sığdırmanın mantığı ne vicdan bunun neresinde? Galatasaray bizim olmazsa olmazımızdır. Galatasaray’ın açılması ısrarımızdır, temennimizdir.” diye konuştu.

    “BABAMIN ‘ADALET İSTİYORUM’ ÇIĞLIĞINI BÜYÜTÜYORUZ”

    Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da babasının 25 yıl önce “adalet istiyorum” diyerek attığı çığlığı büyüttüklerini kaydetti. Ocak, “Ailemiz büyüdü ama haklardan özgürlüklerden daha da mahrum kaldık. Adaletsizlikler, haksızlıklar, hukuksuzluklar her gün çığ gibi büyüyor. Sesimiz soluğumuz kesilmek isteniyor. Babamın vasiyeti üzerine adalet aramaya devam edeceğiz.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç mezarı başında anıldı-VİDEO

    Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası kapsamında, kayıp yakınları ve  İHD İstanbul Şubesi, 24 yıl önce gözaltına alınıp öldürülen Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak’ı mezarı başında andı.

    Mezarlığa yakın bir mesafede bir araya gelen Ocak ve Karakoç aileleri ile çok sayıda kişi Gazi Mezarlığına doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş esnasında Hasan Ocak’ın ve Rıdvan Karakoç’un posterleri taşınırken ‘Hasan Ocak’ı ve Rıdvan Karakoç’u unutmadık’ pankartı açılarak ‘Hasan, Rıdvan ölümsüzdür’, ‘Failler belli kayıplar nerede’, ‘Susma sustukça sıra sana gelecek’ ve ‘şehit namırın’ sloganları atıldı.

    Mezarlığa gelen kitle ilk önce mezarlık girişinde bulunan Hasan Ocak’ın mezarına gelerek  burada tüm gözaltında kaybedilenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Cumartesi Anneleri’nin simgesi haline gelen Emine Ocak, oğlu Hasan Ocak’ın mezarı başında “Gençlere, annelere, halkımın toprağına ve herkese ayrı ayrı selam söylüyorum” diyerek herkesi selamladı. Ardından kitle Rıdvan Karakoç’un mezarı başına doğru yürüyüşe geçti.

    “HİÇBİRİNİZ KİMSESİZ DEĞİLDİNİZ”

    Rıdvan Karakoç’un mezarı başında konuşan Ocak ailesinden Hüseyin Ocak, Rıdvan Karakoç’un cansız bedenini nasıl bulduklarını anlattı. Kenan Bilgin sandıkları cansız bedenin Rıdvan Karakoç’a ait olduğuna sonradan fark ettiklerini belirten Ocak, soruşturmayı yürüten savcıların sürekli olarak değişmesine dikkat çekti. Ocak, “Bu sistemde, bu hükümet yönetiminde bir şeylerin ortaya çıkacağına inancımız olmasa da her zaman kayıplarımıza verdiğimiz sözü yerine getirerek onların katillerinin ortaya çıkması için ne gerekiyorsa yapacağız” dedi.

    Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ise mezarı başında “Merhaba hevale Rıdvan, roj baş” diyerek Rıdvan’ı selamladı. Kimsesizler mezarlığına gömülen Rıdvan’ın kimsesiz olmadığını vurgulayan Karakoç, “Sen ve senin gibi özgürlük, bağımsızlık, insan hakları ve demokrasi mücadelesi veren arkadaşların, hiçbir yoldaşın yalnız değildi” ifadelerini kullandı.

    “ANNELERİ SÜRÜKLEYEN ZİHNİYETLE ONLARCA KİŞİYİ KAYBEDEN ZİHNİYET AYNI”

    HDP Sultangazi İlçe Eş Başkanı Zübeyde İnce de yıllardır yöneticilerin değiştiğini fakat zihniyetin hep aynı kaldığını belirtti. Ocak ve Karakoç’u bir mezar taşları olduğunu fakat birçok kaybın bir kemiğinin dahi bulunamadığını dile getiren İnce, hapishanelerde tecrite karşı açlık grevleri ve ölüm oruçlarına başlayan tutsakların anneleri ile ilgili de “Çocuklarımızın ölmesin diye hapishaneler önünde çocuklarının yaşamasını isteyen anneleri dahi sürükleyen zihniyetle Rıdvan, Hasan ve nicesini kaybeden zihniyet aynıdır” dedi.

    Hasan Ocak’ın mezarı başında Ocak ailesinden Ali Ocak bir konuşma yaptı. Hasan’ın ömrünün karanlık faşist zihniyete karşı mücadele ile geçtiğini vurgulayan Ocak, karanlık güçlerin bütün kinini son olarak Gazi Katliamı’nda öne çıkan Hasan’ı katletmekte bulduklarını ifade etti.

    “AĞRIMIZ DAHA DA ÇOĞALIYOR”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri’nin de dava sürecine dair bilgilendirmelerde bulunduğu anma etkinliğinde Ocak ailesinden Maside Ocak ise her yıl bu mezarlığa gelmenin kendileri için daha da ağırlaştığını belirterek şöyle konuştu:

    “Suruç’tan sonra Hasan’ın karşısına dizilen mezarlar çoğaldıkça, yüreğimizde Hasan’a dair büyüttüğümüz ağrı daha da çoğaldı. Bu yıl da Hasan’ın yanı başına gelen İrfan’ı görünce ağrımız biraz daha çoğaldı. Biz Hasan’a, tüm kayıplarımıza ve Hasan’dan öğrenip faşizmi bir adım daha geriletmek için mücadeleye katılan tüm dostlarımıza bir kez daha söz veriyoruz; unutmayacağız, affetmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz”

    “DEVLETİN KAYBETME VE KATLİAM POLİTİKASI SONA ERMEDİ”

    Son olarak konuşan ESP/SKM MYK Üyesi Ezgi Bahçeci, “Bu coğrafyada kayıplar mücadelesi ne yazık ki hala çok güncel. Çünkü devletin kaybetme ve katliam politikası sona ermedi” diyerek kaybedenlerin yargı önüne çıkarılmadığını belirtti. “Bizler sosyalistler olarak faillerin bulunması, hesap sorulması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu topraklarda adalet mücadelesi ne yazık ki çok canlı bir mücadele” diyen Bahçeci, Suruç’u, Gazi’yi, Roboski’yi, Çorum’u ve Sivas’ı unutmayacaklarını ve adalet aramaya devam edeceklerini dile getirdi.

    Konuşmaların ardından anma etkinliği sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri: Bizim bitmemiş yasımız var-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Bizim bitmemiş yasımız var-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri adalet arayışlarının 733. haftasında üniversite eğitimi için İstanbul’a gelen ve 1981’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için 733. kez bir araya geldi. Buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’nda toplanmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eylemi de İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde polis ablukasında gerçekleştirildi.

    Cumartesi Anneleri, üzerinde kaybedilen yakınlarının fotoğraflarının bulunduğu tişörtlerini giyerek ellerinde kaybedilen yakınlarının fotoğrafları ve kırmızı karanfilleri taşıdılar. Bu haftaki eyleme, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekili Hüda Kaya, kayıp yakınları ile beraber çok sayıda insan hakları savunucusu katıldı. Eylem de, 1981 yılında gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün akıbeti soruldu.

    “EN AĞIR İŞKENCELERE MARUZ KALDI”

    Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kız kardeşi Maside Ocak okudu.

    Ocak, “Nurettin Yedigöl, 70’li yıllarda üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Öğrenciliği dönemi ve sonrasında sosyalist gençlik hareketinin içinde yer aldı. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında yakalama kararı çıkartıldı. 10 Nisan 1981 tarihinde İstanbul/ İdealtepe’de bir eve yapılan baskında gözaltına alındı. Dönemin ünlü işkence merkezi Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Tayyar Sever yönetimindeki 1.Şube’de Honduras’ta işkence eğitimi alan K Gurubu tarafından sorgulandı. İfade vermeyi reddettiği için Mete Altan’ın başında bulunduğu işkence timinin en ağır işkencelerine maruz kaldı. En son şubede sorgulanan diğer arkadaşları tarafından görüldüğünde kanlar içindeydi, konuşamıyordu, bilinci yerinde değildi. O günden sonra Nurettin’i gören olmadı” dedi.

     “ŞAHİDİZ, İŞKENCEDE ÖLDÜRÜLDÜ”

    Baba İsmail Yedigöl’ün, tüm mercilere başvurarak oğlunu sorduğunu aktaran Ocak, “Kenan Evren’e kadar ulaştı. Ancak tüm başvurularına Nurettin’in hiç gözaltına alınmadığı cevabı verildi. 10 kişi Nurettin’i siyasi şubede gördüklerine dair tanıklık etti. “Şahidiz, işkencede öldürüldü” diye ifade verdiler ancak savcılık “böyle şey olmaz, devlete iftira atmayın” dedi. Nurettin Yedigöl’ün gözaltında kaybedilmesi ve faillerin yargılanması ile ilgili yapılan başvurular sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından üç ayrı soruşturma yürütüldü. Ancak soruşturmalarda zaman aşımı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi” diye konuştu.

    “YEDİGÖL’Ü KAYBEDENLER CEZASIZLIK ZIRHI İLE KORUNDU”

    Nurettin Yedigöl, polis tarafından gözaltına alındıktan sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde, devletin himayesi altındayken kaybedildiğini söyleyen Ocak şöyle konuştu:

    “Bugüne kadar adli makamlarca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için etkili bir yargı faaliyeti yürütülmedi. Nurettin Yedigöl’ü kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu. Gözaltında kaybedilişinin 38. Yılında Nurettin Yedigöl’ü kaybedenlerin ve onun akıbetini açığa çıkarma görevini yerine getirmeyenlerin işlediği bu insanlığa karşı suçun takipçileri olmakta ısrar edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. Nurettin Yedigöl için, bütün kayıplarımız için hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz. 34 haftadır bize kapatılan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “99 YAŞINDAKİ ANNEM HER GÜN NURETTİNİ SORUYOR”

    Basın açıklamasının ardından gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl söz aldı. “Annem 99 yaşında, her gün abimi sayıklıyor” diyen Yedigöl, “Nurettin ne zaman gelecek?’ diye bize soruyor. Kafasında hep abim var. Annem hakkını helal etmiyor. Öbür dünyaya inanıyorlarsa hesabı sorulsun diyor. Acılı ve üzgünüz. Bir daha kimse bizim gibi üzülmez. Adalet ve vicdan yerini bulsun” dedi.

    “AKIBETİNİ SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorguda Nurettin Yedigöl’ü gören tanıklardan Ümit Efe yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

    “38 yıl önce Nurettin, İstanbul’un  merkezinde Gayrettepe Emniyet Müdürlüğünde gözleri ve elleri bağlı bir biçimde işkenceye maruz bırakıldı. Bu işkence 4 gün acımazsızca sürdürüldü. Kendisi ile orada karşılaştık. 38 yıldır Nurettin’in Gayrettepe Emniyet Müdürlüğünde işkence edilerek katledildiğini, kaybedildiğini söyledik. Nurettin devrimci bir insan olduğu için acımaz bir şekilde katledildi. Ona yapılan işkenceleri onlarca insan gördü. İnsan aklının almadığı işkencelerdir. Tanıklığımızı her zaman anlatmaya Nurettin’i ve onlarca kaybedilen insanın akıbetini sormaya devam edeceğiz. Gerçeklerin üstü örtülemez. Galatasaray meydanından da asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “BİZİM BİTMEMİŞ YASIMIZ VAR”

    Son olarak gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren söz aldı. “Bizim sevdiklerimiz, kardeşlerimiz 12 Eylül’ün karanlık zindanlarında, işkence edilerek kaybedildi” diyen Eren, “12 Eylül darbecileri yargılanmadığı, hesap vermediği ve bizimle yüzleşmediği sürece bu dava kapanmayacaktır. Çünkü bizim bitmemiş yasımız var” dedi.

    12 Eylül zihniyetinin, yasakçı zihniyetin hala devam ettiğine vurgu yapan Eren, “Galatasaray meydanını bize kapatarak, sevdiklerimizle buluşma mekânımızı yasaklayarak, onları bize asla unutturamazsınız. Galatasaray meydanını öncelikle bize açın, yasakçı zihniyetinizden vazgeçin. Daha sonra sevdiklerimizle ilgili hukuki işletin. Faillerin bizimle yüzleşmesini sağlayın” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri 731. haftada Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 731. haftada Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri adalet arayışlarının 731. haftasında haber için gittiği Siverek’ten bir daha dönmeyen Özgür Gündem Gazetesi muhabiri Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu. 

    Cumartesi Anneleri 731. hafta da yasaklara rağmen kayıplarını aramaktan vazgeçmedi. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmelerine izin verilmeyen Cumartesi Anneleri 731. hafta da da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin önünde eylemlerini gerçekleştirdi.

    Kayıplarının akıbetini sormak için bir araya gelen Cumartesi Anneleri, kaybedilen kayıpların fotoğraflarını ve kırmızı karanfiller taşıdı.

    Basın metnini gözaltına kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. 32 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkışlarının engellendiğini hatırlatan Ocak, Nazım Babaoğlu’nun 90’lı yıllarda hak ihlallerinin haberlerini yapan ve hedef haline getirilen gazetecilerden biri olduğunu kaydetti.

    “GAZETECİLER ÖLÜME TERK EDİLDİ”

    Urfa’da yaşayan Nazım Babaoğlu’nun hem üniversiteye hazırlanıp hem de Özgür Gündem Gazetesi’nin Urfa Bürosu’nda çalıştığını belirten Ocak, büronun ağır baskı altında olduğunu ve ölüm tehdidi alan gazetecilerin can güvenliklerinin sağlanması için Urfa Valisine ve emniyete başvurduklarını belirtti. Yetkililerin hiçbir önlem almadıklarını ve gazetecilerin ölüme terk edildiğini söyleyen Ocak, “1992 yılında Özgür Gündem’in Ceylanpınar muhabiri Hüseyin Deniz, 1993 yılında da Urfa Büro Şefi Kemal Kılıç uğradıkları silahlı saldırı sonucunda öldürüldü.” dedi.

    DYP Urfa Milletvekili Sedat Bucak’ın liderliğini yaptığı Bucak Aşireti’nin Urfa’da tecavüz, yargısız infaz ve gözaltında kaybetme gibi ağır insanlık suçları işlediklerini ifade eden Ocak, şunları belirtti:

    BUCAK AŞİRETİ BİRÇOK İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ

    “Bucak Aşireti’ne mensup korucuların tecavüz ettiği öğretmenlerle ilgili Urfa Büro’nun hazırladığı haber gazetenin manşetine taşınınca, çalışanlara yönelik tehditler daha da arttı. 12 Mart 1994 sabahı Anadolu Ajansı Muhabiri Murat Yoğunlu; Özgür Gündem Bürosu’nu telefonla arayarak ‘Çok önemli bir haber var, bir muhabiriniz mutlaka Siverek’e gelsin’ dedi. Bu telefon üzerine Siverek’e giden Nazım Babaoğlu orada gözaltına alınarak Korucubaşı Sedat Bucak’ın evine götürüldü ve kaybedildi. Murat Yoğunlu, Sedat Bucak’ın baskı ve tehdidi altında gazeteye telefon ettiğini söyledi. Nazım Babaoğlu’nun Bucak Aşireti korucularının arabaya bindirerek götürüldüğü ve Sedat Bucak’ın işkencehane olarak kullanılan evinde görüldüğü tanıklarca beyan edildi.”

    Ocak, 25 yıldır Nazım Babaoğlu dosyasında hukukun işletilmediğini ve etkin bir soruşturma yürütülmediğini ekledi.

    “90’LARDAKİ KORKU ORTAMINI YAŞIYORUZ”

    Gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya, babalarını Bucak Aşireti’nin kaçırdığını belirterek şunları dile getirdi:

    “Babamın akıbetini sormak için amcam Bucak Aşireti’ne gittiğinde Nazım Babaoğlu’nu işkence yapılmış bir halde görüyor. O dönem Kürt basınının susturulması, yok edilmesi, gözaltında kaybedilmesi yaygındır. Biz aile olarak da baskı gördük, savcılığa gittiğimizde dilekçe yazacak biri bile yoktu. Bugün yine 90’lardaki korku ortamını yaşıyoruz, bizim derdimizi anlatacak gazeteci, savcı, polis kalmadı. Burada insanlar kendini ifade edemiyor, 90’larda neyse İstanbul’da yine aynısı. İnsanları öldüre öldüre bir yere varılmaz. Bugün savcı ve hakimlere sesleniyoruz; susmanız sonuç getirmiyor, adalet istiyoruz, kayıplarımızın kemiklerini istiyoruz.”

    “1994 EN ÇOK GAZETECİNİN KAÇIRILDIĞI, KATLEDİLDİĞİ YIL”

    Eyleme katılamayan Nazım Babaoğlu’nun ailesinin gönderdiği mektup okundu. Mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “Nazım 19 yaşında geleceğe dair umutları olan bir gençti. Gazetecilik için zor yıllardı. Egemenlerin iktidar hırsı genç gazetecilerin bu idealleri gerçekleştirmesine engeldi. Öyle ki 1994 yılı en çok gazetecinin kaçırıldığı, katledildiği yıl olarak tarihimizde karar bir leke olarak yer aldı. 1994 yılı en çok faili belli karanlık cinayetlerin işlendiği yıl oldu. Nazım böyle bir yılda kaçırıldı. Günlerce kaçıranların elinde bir rehin olarak kaldı. Sonra da akıbeti belli olmayacak şekilde katledildi. Yetkili herkes Nazım’ın akıbetinin ortaya çıkarılmaması için el birliği söz birliği etmişlerdi. Emir büyük yerdendi!

    Aradan 25 yıl geçti. Çeyrek asır! Çok iyi biliyoruz ki, her açığa çıkarılmayan bir faili belli cinayet yeni yeni siyasal cinayetlerin teşvik belgesi oldu. Nazım’ı kaçıranlar toplumu demokrasiden, hukuktan, adaletten uzaklaştırmak için, kendi yalanlarını tek elden ve tek ses olarak bağırmak için kaçırdılar ve katlettiler. Çeyrek yüzyıllık acı bize şunu öğretmiştir; demokrasi gelişmeden, tüm insanlar, toplumlar birey olmaktan ve toplum olmaktan doğan haklarını elde etmeden kayıpların akıbetinin de ortaya çıkarılmayacaktır. Her hafta bu gerçeği hatırlatmak, bu gerçeği insanlığın gündeminde tutmak bu mücadelenin de bir parçasıdır.

    Nazım 44 yaşında. Ama kaçırıldığı andaki gibi genç ve idealleri olan bir genç olarak yüreğimizde ve zihnimizde, halkımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesinde, sonsuza dek var olacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 730. haftada Hasan Ocak dosyasında adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 730. haftada Hasan Ocak dosyasında adalet istedi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 730’uncu haftasında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak dosyasında faillerin açığa çıkartılarak yargılanması istendi.

    Cumartesi Anneleri, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için 730. kez bir araya geldi. Buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’nda toplanmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eylemi de İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde polis ablukasında gerçekleştirildi.

    Cumartesi Anneleri, üzerinde kaybedilen yakınlarının fotoğraflarının bulunduğu tişörtler giyerek, kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını ve kırmızı karanfiller taşıdı. Eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kayıp yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Bu haftaki eylemde 21 Mart 1995 yılında gözaltına alındıktan sonra cenazesi Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunan Hasan Ocak’ın akıbeti sorularak adalet talebinde bulunuldu.

    Eylemde basın metnini gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tosun, “İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulan iki kişi, Hasan’ı şubede gördüklerini söyledi. İki kişi de Hasan Ocak’ın ismini emniyetteki parmak izi listesinde gördüklerini açıkladı. Newroz nedeniyle gözaltında tutulan ve kendisi de kayıp yakını olan bir tanık ise şubedeyken bir hareketlilik olduğunu ve polislerin ‘Hasan Ocak getirildi’ diye aralarında konuştuklarını duyduğunu söyledi” diye konuştu.

    “DEVLET HASAN OCAK’IN ÖLÜMÜNDEN SORUMLU”

    Tosun, tüm girişimler sonucunda dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in imzasını taşıyan resmi yazıda “Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığı, hiç gözaltına alınmadığı, suçlu olarak aranmadığı” yönünde bilgi verdiğini hatırlattı. Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Resmi makamların tüm engellemelerine karşı 58 günlük ısrarlı bir arayışın sonunda ailesi Hasan’ın ağır işkence izleri taşıyan bedenine ‘meçhul kişi’ olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştı. Dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu yaptığı araştırmalara dayanarak ‘Ocak’ı konuşturmak için gözaltına aldılar ve orada uyguladıkları işkence ve darptan sonra öldürülmüş halde Beykoz’a attılar’ dedi. Ayrıca Hacaloğlu, Devletin Hasan Ocak’ın ölümünde sorumluluğu olduğunu, Devletin bazı unsurlarının Ocak’ın nasıl öldürüldüğünü ve kimin öldürdüğünü bildiğini söyledi.”

    “AİLENİN GİRİŞİMLERİ SONUÇSUZ KALDI”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Ocak davasında Türkiye’yi mahkum ettiğini hatırlatan Tosun, Ocak Ailesi’nin iç hukuktaki tüm girişimlerinin bugüne kadar sonuçsuz kaldığını ifade etti.

    Basın açıklamasının ardından konuşan Ocak ailesinin avukatı Gülseren Yoleri, dava dosyasındaki 24 yıllık hukuksuzluğa dikkat çekti. Yoleri, “Davanın ve mücadelenin takipçisi olmaya devam edeceğiz” dedi.

    Ardından konuşan Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak, “Bir insanlık suçu olan gözaltında kayıplara neden olanları utanmaya çağırıyorum. Bu duygunuzu yitirdiğinizde insanlığınızı yitirirsiniz” ifadelerini kullandı.

    “KAYIP KIZLARIMI VE OĞULLARIMI ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİM”

    Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak 24 yıldır adalet talebinde bulunduğunu dile getirerek, “Burada kaybedilenlerin hepsi benim çocuklarımdır. Kayıplarımızı ve Galatasaray Meydanı’nı istiyoruz. Kayıp kızlarımı ve oğullarımı aramaktan vazgeçmeyeceğim” dedi.

    “YASIMIZ BİTMİYOR”

    Son olarak konuşan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak ise sosyal medyada yayınladıkları Hasan Ocak’ın görüntülerini hatırlattı. Ocak, “Hasan’ın gülen yüzünü ve en kısa sürede görüşmek üzere dediklerini duymuşsunuzdur. 24 yıl sonra Hasan aranan şahıs değilken devlet yetkileri tarafından terörist ilan ediliyor ve bizimle yan uyana duranlar hakkında soruşturmalar başlatılıyor. Bu hükümet neyi tespit etmiş de bu suçlamalarda bulunuyor? Diğer kayıp yakınlarımızın bir mezar yeri olmadığından ve gerçek bir adalet sağlanmadıkça yasımız bitmiyor” dedi.

  • Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen kadınların akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen kadınların akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Adalet arayan Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerinde “Gözaltında kaybedilen kadınları unutmadık” diyerek gözaltında kaybedilen kadınların akıbetini sordu. 

    28 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri bu hafta da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin önünde buluştu.

    Olağanlaşmış hale gelen polis ablukasıyla eylemlerini gerçekleştiren kayıp yakınları 728’inci haftalarında gözaltında akybedilen kadınların akıbetini sordu. Bu haftaki eyleme HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Zeynel Özen, Musa Piroğlu ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu katıldı. Haftanın basın metnini kayıp yakını Maside Ocak okudu.

    “BASKI, ŞİDDET, ADALETSİZLİK VARSA DİRENİŞ DE VAR OLACAK”

    Dün İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirilmek istenen 17. Feminist Gece Yürüyüşü’ne polis müdahalesini hatırlatan Ocak, “Dünyanın her yerinde kadınlar; eşitlik ve özgürlük taleplerini ortaklaştırarak meydanlara çıktılar. Baskıya ve eşitsizliğe karşı mücadele ve dayanışma kararlılıklarını yükselttiler. Biz de bu kararlılığa, insan onurunu zedeleyen cezasızlığa ve adaletsizliğe karşı sesimizi yükselterek katılıyoruz. 8 Mart’a kadına yönelik devlet şiddeti ve Cumartesi Anneleri’ne Galatasaray’ın polis zoruyla yasaklanmasıyla girdik. 28 haftadır açıklamalarımızı kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’da gerçekleştiremiyoruz” şeklinde belirtti.

    Kadınları korkuyla, şiddetle, ölümle terbiye etmek isteyen ve onlardan itaatkar olmaların bekleyen erkek egemen sisteme karşı mücadele edeceklerini dile getiren Ocak, “Baskı varsa, şiddet varsa, adaletsizlik varsa direniş de var olacak” dedi.

    GÖZALTINDA KAYBEDİLEN KADINLAR

    Kadınlar, Türkye’nin farklı şehirlerinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen kadınları hikayelerini anlattı:

    • 1991 yılında Cizre’de gözaltına alındıktan 18 yıl sonra yol yapım çalışması sırasında kemikleri bulunan Makbule Ökden’i unutmayacağız!

    • 27 Temmuz 1992 tarihinde Dersim’de gözaltına alındıktan 8 gün sonra işkenceden tanınmaz haldeki bedeni Elazığ Karşıyaka Kartepe’de gömülü bulunan, Ayten Öztürk’ü unutmayacağız!

    • 14 Ağustos 1992 tarihinde Mardin Derik’te 2 kişi ile birlikte gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Rıdda Yavuz’u unutmayacağız!

    • Eylül 1993 tarihinde Hizbullah tarafından Nusaybin ilçesinin Selahaddin Eyyubi Mahallesi’nde başına çuval geçirilerek kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Sedika Dal’ı unutmayacağız!

    • 24 Aralık 1993 tarihinde Bitlis/Tatvan/ Wanik köyündeki evlerinden kardeşi Ramazan ile birlikte askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hamide Şarlı’yı unutmayacağız!

    • 24 Eylül 1994 tarihinde Dersim/ Mirik’te köye yapılan askeri operasyon sonrası kendilerinden bir daha haber alınamayan Hatun Işık, Yeter Işık, Elif Işık, Gülizar Serin ve onun 3 yaşındaki kızı Dilek Serin’i unutmayacağız!

    • 05 Ekim 1994 tarihinde İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Lütfiye Kaçar’ı unutmayacağız!

    • 17 Ekim 1994 tarihinde Muş’un Hasköy ilçesine bağlı Ortaç köyünde hayvanlarını sağmak İçin gittikleri yaylada askeri bir operasyonun ortasında kalan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan Gülnaz Tatu ve Kadriye Tatu’yu unutmayacağız!

    • 24 Ocak 1995 tarihinde Ankara’da gözaltına alınan, işkence görmüş bedeni 76 gün sonra Kırıkkale Kimsesizler Mezarlığı’nda ‘kimliği meçhul kişi’ olarak gömülü bulunan Ayşenur Şimşek’i unutmayacağız!

    • 1 Mayıs 1995 tarihinde Diyarbakır/Bismil’de gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hatice Şimşek’i unutmayacağız!

    • 07 Eylül 1996 tarihinde Diyarbakır/ Bağlar ‘da bulunan bir eve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı sivil polisler tarafından yapılan baskında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Şükran Daş’ı unutmayacağız!

    • 28 Kasım 1996 tarihinde Diyarbakır’da eşi Mahmut ile birlikte gözaltına alınan ve 2 yıl sonra kimsesiz olarak defnedildiği Cizre Asri Mezarlığı’na ‘kimliği meçhul kişi’ olarak gömüldüğü anlaşılan ancak mezarına hala ulaşılamayan Fahriye Mordeniz’i unutmayacağız!

    • 26 Eylül 1997 tarihinde Kulp-Diyarbakır yolunda otomobilleri durdurularak eşi Orhan ile birlikte beyaz Toros İle kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Zozan Eren’i unutmayacağız!

    • 31 Mart 1998 tarihinde İzmir/Çeşme/Alaçatı’da 3 arkadaş ile birlikte gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Neslihan Uslu’yu unutmayacağız!

    • 16 Temmuz 1998 gecesi derin devlet bağlantılı Hizbullah tarafından Mersin’de kaçırılan, 21 Ocak 2000 tarihinde İşkence edildikten sonra Konya Meram’daki bir villanın bodrumunda cansız bedenine ulaşılan Konca Kuriş’i unutmayacağız!

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Annesi Hanife Yıldız: İsyan etsem ‘şov’, ağlasam ‘duygu sömürüsü’ diyorlar-VİDEO

    Cumartesi Annesi Hanife Yıldız: İsyan etsem ‘şov’, ağlasam ‘duygu sömürüsü’ diyorlar-VİDEO

    PİRHA- 24 yıl önce kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Aslında kendi yaptığım yanlışın öfkesinde ve isyanındayım. İnsanlığını kaybedenler, ben isyan edince ‘şov yapma’ diyor. Ağlasam ‘duygu sömürüsü yapma’ diyor.” dedi. 

    27 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri bu hafta da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta buluştu. 726’ıncı eylemlerini polis ablukası altında gerçekleştiren kayıp yakınları bu hafta 23 Şubat 1995 tarihinde gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu. Eyleme HDP milletvekilleri Hüda Kaya ve Zeynel Özen ile CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu katıldı. Eylemde 6 yıl önce hayatını kaybeden Berfo Ana da anıldı.

    Hanife Yıldız avukatı ve yeğeniyle birlikte basit bir suçlamayla aranan tek çocuğu olan 1975 doğumlu Murat Yıldız’ı, İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’nde Komiser Ramazan Kaya ile polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim etti. Hanife Yıldız, o günden sonra oğlundan bir daha haber alınamadı.

    Hanife Yıldız tüm yasal yolları kullandı, her yerde oğlunu aradı ancak bugüne kadar devlet Murat Yıldız’ın akıbetini gizledi, onu kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu.

    İHD avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat Yıldız için yeniden soruşturma açılmasını talep edince Murat Yıldız dosyasının Gebze Adliyesi’nde kaybolduğunu öğrendi. Dosyaya 6 Temmuz 2018 tarihinde takipsizlik kararı verildi.

    “MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Basın metnini okuyan Sebla Arcan, gözaltında kaybetmenin suç olduğunu hatırlatarak 726 haftadır devlet şiddetine ve bu şiddetin cezasız bırakılmasına karşı taleplerini dillendirdiklerini belirtti. Galatasaray Meydanı’na çıkmalarının yasaklanmasına tepki gösteren Arcan, haklı mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini dile getirdi.

    “ANAYASA MAHKEMESİ’NİN VERECEĞİ KARARI BEKLİYORUZ”

    Murat Yıldız’ın avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında dosyanın ne aşamada olduğunu öğrenmek için savcılığa yaptığı başvuruda dosyanın mahkeme kayıtlarında da kaybedilmeye çalışıldığını kaydetti. Murat Yıldız dosyasının ‘İntihar etti’ denilerek kapatıldığını hatırlatan Yoleri, “Tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılan komik bir ceza verildiğini gördük” dedi. Murat Yıldız dosyasının imha edilen dosyalar listesinde yer adlığını belirten Yoleri, dosyada etkin bir soruşturma yürütülmediğini ve 6 Temmuz 2018 tarihinde takipsizlik kararı verildiğini ifade etti. Yoleri, Anayasa Mahkemesi’ndeki başvurularına verilecek kararı beklediklerini ve AİHM’e başvuracaklarını ekledi.

    “ANNELİK HAKKIM ELİMDEN ALINDI”

    Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız “Bir halkın basını var bir de polisin basını var. En çok onlar bizi dinlesinler. Demek ki ben o zaman çok adalete güvenmişim. 4 ay bir ceza alacak oradan da çıkıp askere gidecek. Ben bu ülkeye asker yetiştirdim. Oğlumun yaşam hakkı elinden alındı, benim annelik hakkım elimden alındı” dedi.

    “24 YILDIR CENAZELERİMİZ BEKLİYOR”

    Tüm kayıpları anan Hanife Yıldız, Galatasaray’dan seslerini duyuramadıklarını belirterek şöyle konuştu: “Biz sesimizi her yere duyurduk. Bir cenaze bir hafta bekletilir en fazla. Ama biz 24 yıldır cenazelerimizi toprağa veremedik. Kayıp ailelerinin evlerinde yas bitmedi. Bugün sabaha kadar uyumadım. Aslında kendi yaptığım yanlışın öfkesinde ve isyanındayım. Ben isyan edince ‘şov yapma’ diyor insanlığını kaybedenler. Ağlasam ‘duygu sömürüsü yapma’ diyorlar.”

    “ADALETİN KIRINTISI DEĞİL TOZU BİLE YOK”

    İzmir Bornova Asayiş Şubesi’nde komiser olan Ramazan Kaya’nın kendisini odasına çağırarak oğlu Murat Yıldız’ın eline silah aldığını devletin elinin kolunun uzun olduğunu, isterse arayıp bulabileceğini ancak kendisi teslim olursa suçunun hafifleyeceğini söylediğini belirten Hanife Yıldız “Devletin uzun kolu diyelim ki oğlum denize atladı bir hafta da olsa bir ay da olsa arayıp bulsaydı. Ben bugün oğlumun mezarı başında olurdum. Tek dayanağım, tek umudum oğlum için adalet arıyorum. Ne yazık ki adaletin artık kırıntısı değil tozu bile yok.” diye konuştu.

    Hanife Yıldız’ın bugün için yazdığı şiiri Maside Ocak okudu.

    Oğul, yanam da yanam da hangi bir derdime yanayım
    Seni ben kimlere ferdim de kimlerden alayım oğul
    Ben seni 24 yıldır bu zalimlerden alamadım
    Sen gel, gel de al beni de oğul
    Seninle koyun koyuna yatayım
    Oğul, can oğul senin bir mezarın da yok ki
    Ben seninle nasıl buluşayım
    …..

    CUMHURBAŞKANI’NA SESLENDİ: KARDEŞİM NEREDE?

    Arkasından konuşan Mikail Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır, annesi Berfo Kırbayır’ın ölüm yıl dönümü olduğunu hatırlatarak Cumhurbaşkanına şöyle seslendi: “Ne zamana kadar başkan oldun, cumhurbaşkanı oldun bizi buraya sıkıştırdın, kardeşimi öldürdün, nasıl bir devletsin? Anamı toprağa verirken söz verdin. Cumhurbaşkanı neredesin? ‘Haklının yanındayım’ diyordun işte ben haklıyım. Benim kardeşim nerededir? Buralarda bağırdığım için bana diyorlar ki ‘ölseydin bunları görmeseydin. Seni de içeri alalım, seni de öldürelim.’ Buradan emir verenlere sesleniyorum; insanların haline bak, para veriyorsunuz karşımıza dikiyorsunuz… Cumhurbaşkanı ne zamana kadar bekleyeceğiz?”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Gözaltında kaybedilen babaya mektup: Belki bizim masalımız da güzel sonla biter umuduyla yaşıyoruz-VİDEO

    Gözaltında kaybedilen babaya mektup: Belki bizim masalımız da güzel sonla biter umuduyla yaşıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 723. haftasında 2001 yılında Silopi’de gözaltında kaybedilen HADEP ilçe yöneticisi Kürt siyasetçiler Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetleri sorularak adalet istendi.

    Cumartesi Anneleri eylemi 723. haftasında da devam etti. 700. haftadan bu yana Galatasaray Meydanı’nda yapılması yasaklanan eylem bu hafta da Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin önünde yapıldı. Polis ablukası altında gerçekleşen eyleme CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekili Garo Paylan, sanatçı Nur Sürer ve kayıp yakınları katıldı.

    Bu haftaki eylemde 2001 yılında Silopi’de gözaltında kaybedilen HADEP Silopi ilçe yöneticisi Kürt siyasetçiler Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetleri soruldu. Ebubekir Deniz’in kızı Ceylan Deniz’in gönderdiği mektubu Cumartesi insanlarından Maside Ocak okudu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “YOKLUĞUNA NE YÜREĞİMİZ NE DE GÖZÜMÜZ ALIŞIYOR”

    “Canım babam. Senden ayrılalı tam 18 sene oldu. Seni bizden almadan önce yeni doğmuş erkek kardeşim şimdi kocaman yakışıklı bir erkek oldu. Senin yokluğuna, olmayışına bir türlü ne yüreğimiz ne de gözümüz alışıyor. Bazen yemek yerken bilmeden sana da kaşık getiriyoruz. Sonra duvardaki resmine bakıp saatlerce dalıp gidiyoruz. Seni fazla hatırlamıyorum çünkü sen gittiğinde daha 5 yaşındaydım. Babaannem çocukluğunu, gençliğini anlatıyor. en son anıların, gülüşlerin bize masal gibi geliyor. Bir vardın ve şimdi yoksun. Tatlı bir rüya gibi. Doyasıya yaşamadık ki. Seninle ne sarılabildik, ne de öpebildik canım babam. Düşünün ki bir gün kalkıyorsunuz o günün diğer günlerden hiçbir farkı yok. Ansızın hayatının en kötü günü oluveriyor. Alıyorlar seni bizden, ocağımızdan. Geçen her gün bir umut, bir bekleyiş ve bir hayal kırıklığıyla son buluyor. Öyle günler, aylar, yıllar geçiveriyor. Belki bizim masalımız da güzel sonla biter umuduyla yaşıyoruz…”

    “BABAMI ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİM”

    Arkasından Serdar Tanış’ın oğlu Diyar Tanış konuştu. Babası gözaltında kaybedildiğinde henüz bir yaşında olan Diyar Tanış, 2001 yılından beri babası ve arkadaşının faillerinin belli olmasına rağmen herhangi bir işlem yapılmadığını ve akıbetlerinin belli olmadığını dile getirdi. Tanış, “Umarım bir gün bağımsız bir yargı çıkar ve babam gibi on binlerce faili belli olan insanın akıbeti açıklanır. Biz yaşadığımız sürece babam ve arkadaşlarının akıbetlerinin açığa çıkma mücadelesini sürdüreceğiz. Babamı aramaktan vazgeçmeyeceğim” diye konuştu.

    “TUGAY KOMUTANI ‘ŞIRNAK’A KAFA KOPARMAYA GELDİM’ DEDİ”

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz gözaltına alınmadan önce HADEP Şırnak İl Başkanı ve arkadaşlarının gözaltına alındığını aktardı. Gözaltına alınanların araçlarından silah, mühimmat, örgütsel döküman vb. materyaller bulunduğu şeklinde tutanak tutulduğunu belirten Tanrıkulu, Savcı ve Osman Baydemir ile birlikte Şırnak’ta tugay komutanlığına gittiklerini, Şırnak’ın yakılıp yıkıldığı dönemde Tugay Komutanı Levent Ersöz’ün Şırnak’ta kurmay başkanı olarak görev yaptığını öğrendiklerini dile getirdi.

    Tanrıkulu, “‘Şırnak nasıl bugün?’ diye bir soru sorduk. Bize dedi ki, ‘Şırnak gelişmiş, büyümüş ama insanların kafa yapısı değişmemiş. Ben bu insanların kafalarını değiştirmeye ve koparmaya geldim’. Bu ifadeyi bize savcının yanında kullandı.” dedi.

    “O GÜN SİVİL SİYASETİ ÖLDÜRMEYE ÇALIŞANLAR BUGÜN DE AYNI ŞEYİ YAPIYOR”

    Tanış ve Deniz’in gözaltına alındıklarını öğrendiklerinde Silopi’ye gittiklerini ifade eden Tanrıkulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Savcı bize bilgi vermekten kaçındı ve imalı bir şekilde ‘Burada boşuna uğraşmayın, Şırnak’a gidin’ dedi. Biz de Osman Baydemir ile birlikte Şırnak’a gittik. Başsavcı, ‘komutanlıktan cevap yazısı beklediğini’ öne sürerek yetkisi olmasına rağmen gözaltı menfezlerini gezmeye gitmedi. O güne kadar iki siyasetçinin de yaşadıkları ve gözaltına alındıkları konusunda fikir sahibiydik. Basına herhangi bir bilgi vermedik onları sağ bulabilmek amacıyla. O gün sivil siyaseti öldürmeye çalışanlar, bugün de aynı şeyi yapıyorlar.”

    “BİZE GALATASARAY’I YASAKLAYANLAR TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİNİ ENGELLİYOR”

    Haftanın basın metnini gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Geçmişin suçlarının inkarının ve cezasız bırakılmasının, bugün Türkiye’nin demokratikleşememesinin ve hukuk devletine dönüşememesinin en önemli sebebi olduğunun altını çizen Tosun, 24 haftadır Galatasaray’a çıkışlarını polis zoru ile engelleyenlerin aslında Türkiye’nin demokratikleşmesini engellediğini belirtti.

    SERDAR TANIŞ TEHDİTLER ALIYORDU

    25 yaşındaki Serdar Tanış’ın 2000 yılının Eylül ayında Silopi’de HDEP ilçe teşkilatını açmak üzere parti genel merkezince görevlendirildiğini belirten Tosun, “Çalışmalara başlayan Tanış, Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı General Levent Ersöz ve Silopi İlçe Jandarma Karakol Komutanı Yüzbaşı Süleyman Can tarafından ağır tehditlere maruz kaldı. Tüm baskı ve tehditlere rağmen 3 Ocak 2001 tarihinde Silopi’de HADEP ilçe teşkilatı açıldı ve Serdar Tanış İlçe Başkanı oldu” dedi.

    Baskı ve tehditlerin artması üzerine Serdar Tanış’ın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e, Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na ve bütün resmi makamlara gönderilmek üzere bir yazı hazırladığını ifade eden Tosun, Tanış’ın yazısında maruz kaldığı tehditleri anlattığını, can güvenliğinin sağlanması ve siyaset yapma hakkının engellenmemesi talebinde bulunduğunu belirtti.

    “TANIŞ VE DENİZ’İN SİLOPİ JANDARMA KOMUTANLIĞI’NA GELDİKLERİ İNKAR EDİLDİ”

    25 Ocak 2001 tarihinde Astsubay Taşkın Akgün’ün Serdar Tanış’ı telefonla arayıp Silopi Jandarma Komutanlığı’na gelmesini istediğini söyleyen Tosun, “Serdar Tanış, ilçe yöneticisi 27 yaşındaki Ebubekir Deniz’le birlikte Silopi Jandarma Komutanlığı’na gitti ve onlardan bir daha haber alınamadı. 5 gün boyunca onların Silopi Jandarma Komutanlığı’na geldikleri inkar edildi” dedi.

    “LEVENT ERSÖZ ‘OĞLUN SERDAR ŞIRNAK TOPRAKLARINA AYAK BASARSA YAŞATMAM’ DEDİ”

    Kamuoyu baskısının artması üzerine Şırnak Valisi Hüseyin Başkaya’nın, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in 25 Ocak’ta Silopi Jandarma Komutanlığı’na geldiklerini ama yarım saat kalıp tutanak imzaladıktan sonra oradan ayrıldıklarını açıkladığını kaydeden Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Baba Şuayip Tanış, kamuoyuna yaptığı açıklamada ‘Oğlum, İlçe teşkilatını açmaya çalışırken Levent Ersöz bizi sürekli tehdit etti. Beni Şırnak İl Jandarma Komutanlığı’na götürdüler. Levent Ersöz, ‘Oğlun bu işten vazgeçsin, yoksa sizin için iyi olmaz.’ dedi. Oğlum parti çalışmaları için Diyarbakır’a gittiğinde Levent Ersöz beni telefonla aradı. ‘Oğlun Serdar, Şırnak topraklarına ayak basarsa yaşatmam.’ dedi. Oğlum geldiğinde Silopi İlçe Jandarma Karakolu’na çağrıldı. Gitti ve bir daha da dönmedi’ dedi”.

    “HİÇBİR SONUÇ ALINAMADI”

    İnsan hakları örgütleri, aydınlar, BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Komisyonu’nun Tanış ve Deniz’in akıbetinin araştırılması için devreye girdiğini söyleyen Tosun, hiçbir sonuç alınamadığını ekledi. AİHM’e taşınan davada mahkemenin Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in kaybolmasında devletin sorumluluğunun olduğu tespitini yaparak AİHS’nin 38-2-3-5-13. Maddelerinin ihlal edildiğine oy birliği ile karar verdiğini kaydeden Tosun, “İç hukukta ise AİHM mahkumiyetine ve faillere yönelik İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3 1.07.2012 tarihli ve 212 no’lu celsesine ait duruşma tutanağında geçen iddialara rağmen hiçbir ilerleme sağlanmadı.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 714’üncü haftayı katledilen avukatlara adadı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 714’üncü haftayı katledilen avukatlara adadı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 714. haftasında yine polis ablukası vardı. İnsan Hakları Derneği’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta toplanan kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları ablukaya rağmen adalet taleplerini yineledi. 

    Cumartesi Anneleri 714. hafta eylemlerini cezasızlıkla mücadelede kaybettikleri avukatlarına adadı. Avukat Şevket Epözdemir ile Tahir Elçi’yi anan kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları mücadeleden vazgeçmeyeceklerini haykırdı. Eyleme CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP milletvekilleri Dilşad Canbaz, Meral Danış Beştaş, Zeynel Özen’in yanı sıra kayıp yakınları ile insan hakları savunucuları destek verdi.

    “714’ÜNCCÜ HAFTAYI AVUKATLARIMIZA ADIYORUZ”

    Basın metnini gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, 25 haftadır Galatasaray’da basın açıklaması yapmalarının engellendiğine vurgu yaparak, Türkiye’de hukukun üstünlüğü yok sayıldığı için yurttaşlar olarak haklarından mahrum kaldıklarını kaydetti. Hukuksuzluk ikliminde hak arama ve özgürlüklerin güvencesi olan avukatların ağır ihlallerle karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Ocak, katledilişlerinin yıldönümünde avukatlar Şevket Epözdemir ile Tahir Elçi’yi anmak için buluştuklarını ve 714. haftalarını avukatlarına adadıklarını belirtti. Avukatların insan hakları savunuculuğu faaliyetlerinden vazgeçmeleri için tehdit edildiklerini söyleyen Ocak, tehditlere rağmen avukatların direnerek faaliyetlerini sürdürmeye devam ettikleri için katledildiklerini vurguladı.

    ÇEYREK ASIRLIK BİR CEZASIZLIK

    İHD Tatvan temsilcisi avukat Şevket Epözdemir’in 90’lı yıllarda ağır hak ihlallerine karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle tehditler aldığını dile getiren Ocak, Epözdemir’in 25 Kasım 1993 tarihinde bürosundan evine dönerken kaçırıldığını ve ertesi gün gözleri bağlı, yüzünde ateşli bir silahla vurulmuş olan cansız bedeninin Bitlis’in Güroymak ilçesi civarında yol kenarındaki bir kanalda bulunduğunu ifade etti. Tüm yasal girişimlerde bulunan Epözdemir ailesinin girişimlerinin sonuçsuz kaldığını, etkin bir soruşturma yürütülmediğini kaydeden Ocak, “Şevket Epözdemir’in katledilmesi çeyrek asırdır cezasız bırakıldı” dedi.

    ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ

    Ocak, Diyarbakır Baro Başkanı iken hedef gösterilen Tahir Elçi’nin Diyarbakır 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bulunan ve çatışmalarda zarar gören Dört Ayaklı Minare önünde tarihi yapıların korunması için yaptığı basın açıklaması sırasında başından tek kurşunla vurularak öldürüldüğünü hatırlattı. Elçi cinayetinde olay yeri incelemesinin 111 gün sonra yapıldığını ve üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen dosyada bir şüphelinin bulunamadığını ifade eden Ocak, 3 yıldır Tahir Elçi cinayetinde etkin bir soruşturma yürütülmediğini ekledi. Ocak, “Yargılama faaliyeti sadece mahkemelerin, savcı ve yargıçların olmasından; fezlekelerin, kararların yazılmasından ibaret değildir. Etkin bir yargıdan söz edebilmek için yargı mensuplarının yaptığı işlerle adalete, özgürlüklere ve demokrasiye katkı sunması gerekir.
    Yargı makamlarını Şevket Epözdemir ve Tahir Elçi dosyalarında etkin bir yargılama faaliyeti icrası için göreve çağırıyoruz” dedi.

    “EPÖZDEMİR’İ FAİLİ MEÇHULLER KARANLIĞINDA MUM IŞIĞINDA ANIYORUZ”

    Epözdemir ailesi adına konuşan Ferhat Epözdemir, “25 yıldır amcamız Şevket Epözdemir’i faili meçhuller karanlığında mum ışığında anıyoruz. Ailelere Galatasaray’ı çok gören iktidarı da kınıyoruz” dedi. Şevket Epözdemir’in hayatı hakkında bilgiler veren Ferhat Epözdemir, Şevket Epözdemir’in Tatvan’da siyasi ve hukuki mücadele verdiğini, her yönüyle ilkeli bir şekilde insan haklarına bağlı olduğunu ve mazlum halkı için adalet ve barış isterken katledildiğini vurguladı.

    “ŞEVKET’İN DAVASINI DA BIRAKMIYORUM”

    Aynı zamanda Tepe ailesinin de avukatı olan Şevket Epözdemir için Ferhat Tepe’nin babası İshak Tepe ise duygularını ve anılarını paylaştı. Şevket Epözdemir’in hem avukatı, hem yoldaşı hem de fikirdaşı olduğunu kaydeden Tepe, Şevket Epözdemir’in tehditler aldığını ve bu tehditlerin sonucunda katledildiğini belirtti. Tepe, “25 yıldır Ferhat’ın davasını bırakmadığım gibi Şevket’in davasını da bırakmıyorum. Şevket’in hakkını ben arıyorum” dedi.

    Şevket Epözdemir ve Tahir Elçi’nin idealleri olduğunu, insanların haklarıyla yaşamaları için mücadele ettiklerini kaydetti.

    “BİZİM HAKKIMIZ YOK MU?”

    Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız ise yetkililere seslendi:

    “Burası İnsan Hakları Derneği. Burada insanlara işkence edilmiyor polisinizi buraya yığmayın. Diyanet İşleri Başkanı diyor ki ‘Kul hakkına saygılı olun, kul hakkı yemeyin’. Peki bizim hakkımız yok mu. Benim analık hakkım yok mu. Biz hem insan hakkımızı arıyoruz hem kul hakkımızı arıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 701. haftada Galatasaray Meydanı’nda olacağız-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 701. haftada Galatasaray Meydanı’nda olacağız-VİDEO

    PİRHA – 700’üncü hafta eylemlerine yönelik polis müdahalesi ardından eylemleri yasaklanan Cumartesi Anneleri, 701’inci haftada da Galatasaray Meydanı’nda olacaklarını belirterek Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’dan randevu talebinde bulundu.

    “Unutmuyoruz, Affetmiyoruz, Vazgeçmiyoruz!” diyerek 27 Mayıs 1995’den beri Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınları, AKP tarafından eylemlerinin yasaklanmasına ilişkin basın toplantısı düzenledi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlenen toplantıda gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları asıldı. Toplantıya Cumartesi Anneleri, İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, HDP Milletvekilleri Hüda Kaya, Garo Paylan, Züleyha Gülüm, Oya Ersoy, Murat Çepni, Serpil Kemalbay, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Gülistan Kılıç Koçyiğit, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile çok sayıda hak savunucusu katıldı.

    Toplantıda ilk olarak İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri konuştu. Yoleri, Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta eylemlerine yönelik saldırı ve sonrasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in yaptığı açıklamaların sürekli bir hükümet politikasına işaret ettiğini belirtti. Yoleri, “23 yıl 3 aydır sürdürdüğümüz eylem sonuç alıncaya kadar devam edecek. Kayıpların bulunması bizim görevimiz. 700 haftada büyük bir dayanışma görmüştür Cumartesi Anneleri. Destek veren herkese teşekkür ederiz. O meydan şiddet ile provoke etmeye çalışan bir devlet aklından bahsediyoruz. O meydanın şiddet ile anılmasına izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

    “HAK ARAMANIN BÜTÜN YOLLARI TIKANIYORDU”

    Açıklamayı kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak yaptı.

    Ocak şöyle konuştu:

    “Bizler devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedilenlerin anneleri, babaları, eşleri, evlatları, kardeşleri ve insan hakları savunucuları olarak 27 Mayıs 1995 tarihinde kayıplarımızı istiyoruz diyerek Galatasaray’a çıktık. Galatasaray’a çıktık çünkü; bizim yakınlarımız gibi başka insanlar da evinden, işinden, okulundan, sokaktan, herkesin gözü önünde, gözaltına alınıyordu. Galatasaray’a çıktık çünkü; yakınlarımızın gözaltına alındığına ve gözaltındayken görüldüğüne dair görgü tanıkları olmasına rağmen, bütün resmi makamlar ‘Bizde yok! Biz almadık!’ cevabını veriyordu. Savcılar ‘Türk polisi işkence yapmaz. İnsan kaybetmez!’ diyerek dosyalarımızı soruşturma dahi başlatmadan kapatıp, yakınlarını arayan biz aileler için hak aramanın bütün yollarını tıkıyordu.”

    TALEPLER SIRALANDI

    Ocak, 699 hafta boyunca sıraladıkları taleplerini bir kez daha tekrarladı: “Gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklansın. Gözaltında kaybetme suçunun faillerini koruyan cezasızlığa son verilsin; ceza adaleti sağlansın. Bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin. Türkiye, imzalamaktan kaçındığı Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi imzalasın, onaylasın ve uygulasın!”

    “EN UZUN BARIŞÇIL PROTESTOSU”

    700 haftadır Galatasaray’da dile getirdikleri bu taleplerinin demokratik toplumun temel değerlerine, Türkiye’nin Anayasal normlarına ve uluslararası hukuk kurallarına dayanan meşru hakları olduklarını dile getiren Ocak, “699 hafta boyunca, gözaltında kaybedilen yakınlarımızın fotoğrafını taşıyarak Türkiye’nin en uzun erimli ve barışçıl protestosunu gerçekleştiriyoruz. Galatasaray’a ilk çıkışımızdan bu yana 16 hükümet değişti. Tüm hükümetler; insanlığa karşı işlenen gözaltında kaybetme suçunun cezalandırılması ve kayıplarımızın bizlere teslim edilmesini sağlayamadı. 5 Şubat 2011 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle Dolmabahçe’de Başbakanlık Ofisi’nde yaptığımız görüşmenin üzerinden 7 yıl 8 ay geçti. Bu görüşme sonrası başta dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Erdoğan’ın eşi ve Başbakanlık kaynaklarının kamuoyuna yaptıkları açıklamaların ardından, kayıplarımızı bulma ve adalete ulaşabilmemiz için ilk defa devleti yönetenler tarafından bir açıklama yapılmış oldu” diye konuştu.

    Ocak, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Başbakanın talimatıyla oluşturulan Cemil Kırbayır Komisyonu’nun araştırma ve soruşturması sonucunda hazırladığı 2011 tarihli 350 sayfalık raporda, Cemil Kırbayır’ın gözaltında işkenceyle öldürüldüğü tespiti yer aldığını vurguladı.

    “GALATSARAY’DA OLACAĞIZ”

    Ocak, yapılan tespite rağmen suçlular hakkında halen dava açılmadığını, Cemil Kırbayır’ın kemiklerinin ailesine teslim edilmediğini belirtti. Ocak, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi: “O günden bu güne; gözaltında kaybedilen yakınlarımızı sağ olarak bulma umudumuz tükendi ama yakınlarımıza ait bir mezara da hala ulaşamadık. Gözaltında kaybetme suçunu işleyenlerin yargılanması, hakikatlerin açığa çıkarılması ve ceza adaletinin sağlanmasına dönük bir ilerlemeye tanık olamadık. 700. kez Galatasaray’da buluşmamızın engellenmesi, annelerimizin sürüklenerek darp edilmesi ve ailelerimizin gözaltına alınması, adalete olan inancımızı bir kez daha sarstı. Adalet talepli barışçıl buluşmalarımıza yapılan bu müdahale ve arkasından İçişleri Bakanı’nın hakaret içeren açıklamaları biz kayıp yakınlarını derinden yaraladı.

    MÜCADELE ETMEK YURTTAŞLIK GÖREVİDİR 

    700 hafta boyunca bitmedi bekleyişim, eksilmedi özlemim, tükenmedi umudum, kaybolmadı inancım, azalmadı direncim, solmadı karanfilim diyerek Galatasaray’da olduk. Güvenlik güçlerinin işlediği suçlarda gerçeğin gizli tutulması, bu suçların faillerinin cezasızlık zırhıyla korunması yalnız mağdurların sorunu değil, temel bir hukuk ve demokrasi sorunudur. Hakikati inkar eden, failleri hukukun üstünde tutarak cezasız bırakan devlet politikası, ülkenin demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve barışa gidecek yolu üzerinde barikat kuruyor. Bu barikatı aşmak için mücadele etmek yurttaşlık görevidir.

    701’inci haftamızda kayıp yakınları olarak her cumartesi olduğu gibi yine Galatasaray’da olacağız. Gözaltında kaybedilen son insanımızın akıbeti açıklanıp, ailesine teslim edilene kadar, tüm failler yargı önüne çıkarılıp cezalandırılıncaya kadar kayıplarımızı aramaktan ve adalet talep etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

    HANİFE YILDIZ: TEK BAŞIMA KALSAM DA…

    Basın açıklaması ardından gözaltında kaybedilen oğlu Murat Yıldız’ı bulmak için 23 yıldır mücadele yürüten Hanife Yıldız konuştu. Yıldız, “Benim oğlumu kandırdılar. Ben oğlumu kendi elimle teslim ettim. Ben bir anne olarak oğlumun hakkını aramazsam annelik hakkım mı var? Polisi üstümüze salacaklarına yargıyı işletsinler. Kayıplarımızı bulun o zaman o meydana gelmeyelim. Bizden daha sessiz olanı var mı? Alkış bile çalmıyoruz. Tek başıma kalsam da o meydanda adalet aramaya devam edeceğim” dedi.

    HANIM TOSUN: HAKLIYIZ HAK ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ

    Evinin önünde beyaz Toros ile kaçırılan eşi Fehmi Tosun için 23 yıldır adalet arayan Hanım Tosun da yaptığı konuşmada, “Benim eşim çocuklarının gözü önünde kaçırıldı. Beyaz Toros ile kapının önünde gözaltına aldılar. Eşim zorla kaçırıldı ve götürüldü. Hanife anne oğlunu kendi teslim etti bizde gözlerimizle gördük. 23 yıldır Galatasaray’dayız. Bizim kime zararımız oldu. Her hafta bir hikayeyi, kayıbı hatırlattık. Biz yine orada, gizli arşivlerini açana kadar, mezar taşı gösterene kadar biz o meydandayız. Bayramdan, İslâmlıktan bahsediyorlar ama bayramda bize saldırdılar. Haklıyız ve hak aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Bir tek kayıp kalsa da mücadeleye devam edeceğiz. Bize hakaret ettiler. Biz onların seviyesine inmeyeceğiz” ifadesinde bulundu.

    EMİNE OCAK: VİCDAN VAR VİCDAN

    Kaçırıldıktan sonra gözaltında öldürülen oğlu Hasan Ocak için 23 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan 82 yaşındaki Emine Ocak da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, “Cumhurbaşkanı, Emine Erdoğan senin de oğlun var torunun var. Onlara ufak bir şey olduğunda, hastalandığında sizin canınız acıyor mu? Bizimde sizinki gibi acıyor. Tüm annelerin yüreği acıyor. Vicdan var vicdan” dedi.

    FATMA KIRBAYIR: ADALET YERİNİ BULDUĞUNDA

    Cumartesi Anneleri’nin simge ismi olan Berfo Ana’nın 13 Eylül 1980’de gözaltında kaybedilen oğlu Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır da, “Ateşten gömleği Kenan Evren bize giydirdi. 38 senedir başımı yastığa koymadım. Gözümün önünde abimi götürdüler. Abimi aldıklarında ‘Adalet yerini bulacak’ dedi. Adalet arayışındayız o günden bu yana. Adalet yerini bulduğunda o meydandan kalkarız. Ama bulunmadığında o meydanı terk etmeyeceğiz” diye konuştu.

    SERPİL TAŞKAYA: 23 YILDIR SESLENİYORUZ

    Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya da konuşmasında, “Babam eve yapılan baskınla gözaltına alındı. Yaptığımız başvurular yanıtsız kaldı. Vali bizi kenti terk etmekle tehdit etti”  ifadelerini kullandı. Taşkaya, 23 yıldır vicdanlara seslendiklerini dile getirerek, “Hiçbir şekilde akıbetleri belli olmadı. Bizler kayıplarımızın akıbeti bulununcaya kadar adalet arayışına devam edeceğiz” dedi.

    HASAN KARAKOÇ: İNFAZ ETTİNİZ

    Gözaltına alındıktan sonra cansız bedenine ulaşılan Rıdvan Karakoç’un ağabeyi Hasan Karakoç da konuşmasında taleplerinin çok net haklı talepler olduğunu dile getirdi. Karakoç, “Yakınlarımız gözaltına alınıp kaybedildi. Abim evime yapılan baskınla gözaltına alındı. Bize açık açık ‘Abini gördüğümüz yerde öldüreceğiz’ dediler. Abimin işkence edilmiş bedenini Beykoz’da bulduk. Parmak izi alınmıştı. İnanlar kalorifer, asit kuyularına atıldı. Sizin bir hukukunuz varsa o hukuku işletirsiniz. Ama siz onu yapmayıp, yargılı-yargısız infaz ettiniz. Sizin üniformalı görevlileriniz tarafından kaybedildiler” dedi.23 yıldır kar kış, işkenceye maruz kaldıklarını belirten Karakoç,  “Bütün dosyalarımız sizin tozlu raflarınızda duruyor. Varsa vicdanlarınıza seslendik. Bizi ülkenin her tarafından duydular bir tek yetkililer duymadı. Siz utanç duyun. Bir gün size de adalet lazım olacak. Bizi susturamazsınız. Bizden kurtulmak için getirin bir kepçe gömün bizi o meydana. Bizden kurtulursunuz ama çocuklarımızdan nasıl kurtulacaksınız. Para pul sizin olsun tek isteğimiz adalet. Bizim geleceğimizi çaldınız. Cumhurbaşkanına sesleniyoruz. Verdiğiniz sözü tutun” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından söz alan Maside Ocak, 701’inci hafta da Galatasaray Meydanı’nda olacaklarını ve kayıp Mehmet Ertak’ın akıbetini soracaklarını söyledi.

    Son olarak Maside Ocak, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’dan randevu talebinde bulunduklarını söyledi. (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın açıklamasında Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta etkinliğinde yaşanan polis şiddeti ve Süleyman Soylu’nun bu sabah yaptığı açıklama kınandı. Toplantıda, “Bizi susturamazsınız, adalet arayışımız sürecek” vurgusu yapıldı.

    Cumartesi Anneleri’nin  25 Ağustos’ta Galatasaray Meydnaı’nda 700’üncü hafta gerçekleşecek oturma eylemine yapılan polis saldırısı ve kayıp yakınlarının işkence edilerek gözaltına alınması İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısı ile protesto edildi. “Kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” yazılı pankartın asıldığı toplantı salonuna, gözaltında kaybedenlerin fotoğrafları da asıldı. Toplantıya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Garo Paylan, Hüda Kaya, Oya Ersoy, Ahmet Şık, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Ali Şeker,  İHD İstanbul Şubesi Başkanı avukat Gülseren Yoleri, çok sayıda kayıp yakını ve gözaltına alınanların bir kısmı katıldı.

    “MÜDAHALE ANAYASAL HAKLARIN GASPI”

    Toplantıda ilk olarak Gülseren Yoleri konuştu. Yoleri, “Bu olayın 700’üncü haftada yaşanan bir boyutu vardı. Bugün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama ile bu tutum da başka bir boyut kazanmış durumda” dedi. Grup adına basın açıklamasını da okuyan Yoleri, müdahalenin anayasal  hakların gaspı olduğunu belirterek, protesto ettiklerini söyledi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın kararı ile keyfi olarak eylemin yasaklandığını söyleyen Yoleri, 47 kişinin gözaltına alındığını hatırlattı. Hukuk dışı bu yasağı protesto ettiklerini söyleyen Yoleri, “Hükümeti bu yanlışı tekrar etmemeleri için uyarıyoruz” dedi.

    Her hafta bir kayıp hakkındaki hakikatin paylaşıldığını ve olayın faillerinin isim isim belirtildiğini anlatan Yoleri, “700 haftalık bu mücadele kimi zaman cılız da olsa bazı faillerin hesap vermesine neden oldu. Ancak yine de eylemi büyütmeye ihtiyaç var. Bu nedenle de 700’üncü haftaya destek vermek için çok sayıda kişi Galatasaray Lisesi’ne gelmiştir. Hepsine teşekkür ederiz. Bundan sonra da 701’inci eyleme de geleceklerini ve koruyacaklarından dolayı şimdiden teşekkür ederiz” dedi.

    “CUMARTESİ ANNELERİ ANNELİĞİ İSTİSMAR ETMEMEKTE”

    Cumartesi Anneleri’nin haklı mücadelesinin bu ülkeyi yönetenler tarafından bilindiğini söyleyen Yoleri, Süleyman Soylu’nun açıklamasının, devletin suçlarını örtmeye yönelik olduğunu ve gözaltında kayıp davalarına siyasi müdahale olduğunu belirtti. Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri ile yaptığı görüşmeyi Süleyman Soylu’ya hatırlattıklarını söyleyen Yoleri, “Konu hakkındaki raporu da hatırlatıyoruz. Devlet 31 yıldan sonra Cemil Kırbayır’ı katlettiğini açıklamıştır. Hasan Ocak’a dair de gerçek bilgi verilmedi. Cumartesi Anneleri anneliği istismar etmemekte annelik hakkını kullanarak çocuklarının kemiklerine ulaşmak istemektedir. Bu talep hepimizin talebimizdir. Bitmeyen bu yas sürecinin tamamlanması ve adaletin sağlanması devletin görevidir” dedi.

    MASİDE OCAK: BİZİ TEHDİT EDECEĞİNE YASALARI İŞLET

    “Polisin uyguladığı şiddet ortamı provoke etmiştir” diyen Yoleri, bu saldırıyı protesto ettiklerini yineledi. Daha sonra Maside Ocak konuştu. Ocak, “Hepiniz iyi biliyorsunuz ki her cumartesi bizim Galatasaray’da yükselttiğimiz sessiz çığlıkla biz kaybedenlerin yargılanmasını kayıplarımızın kemiklerini istiyoruz. Bize uygulanan şiddet karşısında şunu söyleyebiliriz, Hasan’ın gözaltında iken tanıkları vardı. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Adli Tıp Raporu’nu hatırlatıyoruz. Bugün Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama Hasan ağabeyimin davasında olduğu gibi pek çok davayı etkileyecek. Savcıların bu dosyaları kapatmasına yönelik bir müdahale olduğunu söylüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berfo Ana’ya verdiği bir söz vardı. Cemil Kırbayır’ın bulunması için halen daha dosyaları canlandırmadılar. Biz devlet yetkililerinden yasaları işletmesini isterdik. Biz, Süleyman Soylu’nun bizi tehdit etmesi yerine, Soylu’nun dosyaların takibi için savcılara seslenmesini ve yasaları işletmesini söylemesini isterdik. Bize paçoz diyeceğine, savcılara, ‘Bu dosyaları sonuçlandır’ demesini isterdik. Bizim bitmeyen yasımız var. Bize tehditler savurmasını anlayamadık. Süleyman Soylu yaptığı açıklama ile suç işlemiştir, yalan beyanda bulunarak suç işlemiştir, mahkemelere müdahale ederek suç işlemiştir. Bu suçu asla cezasız kalmayacaktır” dedi.

    MİKAİL KIRBAYIR: GÖREVİN O MEYDANA GELİP BİZİ DİNLEMEKTİR

    Ocak’ın ardından gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır konuştu. Kırbayır, 23 yıldan bu yana devleti muhatap alarak sessiz direnişi ve haklılıklarını ifade ettiklerini belirterek, “Bizim canlarımızı yüreklerimizi alanlar, haksızdır. Biz bunun için mücadele ediyoruz. Biz şunun ya da bunun müdahalesi altında hareket etmiyoruz. Biz irademizi ve cesaretimizi haklılığımızdan alıyoruz. Sen kaybetmişsin. Senden davacıyız. Sen bu meydandan bizi götüremezseniz. Senin görevin bizi oradan uzaklaştırmak değil, oraya gelip bizi dinlemektir. Lütfen gel ve bizi dinle” dedi.

    HANİFE YILDIZ: EVLADIMI DEVLETE GÖTÜRDÜM ŞİMDİ DEVLETTEN ALAMIYORUM

    Daha sonra söz alan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, 1996’da Ankara’ya gittiğini ifade ederek, tüm yetkililerin kendisini başından savdığını belirtti. “Ben evladımı arıyorum kim bana sahip çıkarsa ben onların yanında olurum” diyen Yıldız, “Ben buraya Murat’ın annesi olarak geldim ama baktım bir sürü Murat var. Ben onların da annesiyim” dedi. Kendisinin de Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılan görüşmede olduğunu hatırlatan Yıldız, “Erdoğan bizim üzerimizden boy gösterdi. Süleyman Soylu da boy gösterdi. Bizi dinleseydi ya trafiği takip edeceğine. Beni kimse kullanmıyor. Beni buraya yüreğim getirdi. Ben evladımı devlete götürdüm şimdi devletten alamıyorum. Biz sizden eşya istemiyoruz. Biz sizden canlarımızı istiyoruz” dedi.

    İKBAL EREN: DÜNYA TÜRKİYE’DEKİ CUMARTESİ ANNELERİ’Nİ KONUŞUYOR

    Yıldız’ın arkasından söz alan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, 25 Ağustos’un kara cumartesi olarak kayıtlara geçtiğini belirterek, “Biz 699 hafta dile getirdik. Oturmaya başladığımızdan 306’ıncı haftaya kadar bizi duyan olmamış, o hafta bizimle tanışmak istemiş. Annelerimiz, O’nunla tanışınca şunu söylemiş. ‘Kayıp yakınlarının acılarını dindirmek için hükümet olarak üzerine düşeni yapacaklarını’ belirtmiş. Dönemin başbakanı o zamanki. Ben de 38 yıl önce kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşiyim. Sonra Emine Erdoğan açıklama yapmış. Emine, yıllardır mücadele eden annelerin başbakanın karşısına çıkmadığına şaşırmış, ‘Tüm cumartesi annelerinin acısını paylaşıyorum’ demiş. 306’ıncı haftamızdan sonra 394 hafta daha oturduk. Ne değişti? 306 haftada ne söylüyorsak, başbakanla görüştükten 394 hafta sonra da aynı şeyi söyledik. Bizim taleplerimiz değişmedi. Bizim ne topumuz ne silahımız var. Bizim sadece sözlerimiz var. Ne yapmıştık biz? Ne istedik? 699 hafta sessiz çığlığımızı yükseltmek istedik. 700’üncü hafta bizi duymuyorlar, görmüyorlar. Daha görünür olalım dedik. Bu mu bunun karşılığı? Bazı şeyler vardır sizi görmezler duymazlar. Bir fotoğraf karesi vardır sizin söylediklerinizden çok daha fazlasını anlatır. Biz hak hukuk adalet istedik. Hükümet bir tek adım atmadı. Ben 38 yıldır ailemle birlikte hak, adalet, hukuk arıyorum. Bu ülkede biz bunu bulamadık. Dünya bizi duydu. Şu anda dünya Türkiye’deki hukuksuzluğu, Cumartesi Anneleri’ni konuşuyor” diye konuştu.

    “ANNELİK BAŞKA BİR ŞEY SÜLEYMAN SOYLU, SEN BİLMEZSİN”

    Süleyman Soylu’ya yönelik de konuşan Eren, “Annelik istismar edilmiyor. Annelik aranıyor. Hasan Ocak’ı çukurdan çıkardı Emine Anne hangi istismardan söz ediyorsunuz? Süleyman Soylu sen bunları bilmiyor musun? Anneleri meşrulaştırmıştı senin başındaki. Sen şimdi bizim anneliğimizi inkar ediyorsun. Bizi, sizin gazınız, tüfeğiniz susturamaz. Siz de haklısınız, kendi kendinizi mi yargılayacaksınız. Mehmet Ağar da sizin hükümette ortağınız. Bizi susturmaya gücünüz yetmez. Adalet arayışımız devam edecek. Annelik başka bir şey Süleyman Soylu sen bilmezsin” dedi.

    HANIM TOSUN: GALATASARAY MEYDANI’NDAN VAZGEÇMEYİZ

    Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanım Tosun söz aldı. Tosun, kendilerine yönelik şiddeti kınadığını belirterek, “Üstten emir verenleri şiddetle kınıyorum. Biz 700 haftadır burada oturuyoruz kime ne zararımız oldu? Biz şunu istiyoruz. Kayıplar bulunsun failler yargılansın. Biz bunu söyledik” dedi. Süleyman Soylu’nun açıklamasını utanç verici olarak nitelendiren Tosun, “Zaman zaman bizimle görüşmek isteyen devlet yetkilileri nasıl bu açıklamayı yapıyorlar? Biz yıllar önce Cenevre’de bir toplantıya katıldık. O toplantıdan sonra beni gözaltına aldılar. Sorguda bana ‘Bu toplantıya neden katıldın?Falanca derneğe neden üyesin?’ diye sordular. ‘Ben neden İHD’ye üyeyim, sen benden daha iyi bilirsin dedim polise. Beni öldürsen de parçalasan da benim eşim gözaltında kayboldu bunu söyleyeceğim.’ Sonra o masaya iki tane Fehmi Tosun dosyası geldi. Evet biz biliyoruz devletin  arşivlerinde her şey kayıtlı. Benim eşim nereye gitti nerede kayboldu.Tüm bilgiler devlette vardır. Bir kaybımız kalsa da iki elimiz onların yakasında olacak. Galatasaray bizim için meşru bir yerdir. Oradan bizim sesimizi duydu herkes. Biz Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyiz, vazgeçmeyeceğiz. Biz haklıyız, kararlıyız, inatçıyız. Onların açıklaması onlar da kalsın. Bizim analık babalık vicdanımız var. Vicdanı olan biri varsa gelsin bizim karşımıza çıksın, ‘Neden buradasınız?’ diye sorsun” dedi.

    Son olarak konuşan Maside Ocak,  701’inci haftada Galatasray’da olacaklarını belirtti. 

    PİRHA/İSTANBUL