Etiket: MEB

  • ‘Öğretmenlerin haklı mücadelesi polis şiddetiyle engellenemez!

    ‘Öğretmenlerin haklı mücadelesi polis şiddetiyle engellenemez!

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu öğretmenlerin Ankara’da sürdürdükleri eyleme destek vererek, “Öğretmenlerin haklı taleplerine yönelik şiddet, baskı ve gözaltı uygulamalarına derhal son verilmelidir. Özel sektörde çalışan öğretmenler için taban maaş hakkı yasal güvenceye alınmalı, güvenceli çalışma koşulları sağlanmalıdır. Mülakat mağduru öğretmenlerin hakları derhal teslim edilmelidir” denildi.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve mülakat mağduru öğretmenler; taban maaş, güvenceli çalışma, insanca yaşayabilecekleri bir ücret, özlük haklarının güvence altına alınması ve mülakat nedeniyle yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi talepleriyle 12 gündür Ankara’da eylemlerini sürdürüyor.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Özgür Çocuk Parkı’nda öğretmenlerin eylemine destek vermek için basın açıklaması yaptı. Platform adına açıklamayı Eğitim-Sen Şube Başkanı Mahmut Sümbül okudu.

    “BASKI VE GÖZALTI UYGULAMALARINA DERHAL SON VERİLMELİDİR”

    Yetkililerin öğretmenlerin haklı ve meşru talepleri karşısında sessiz kalması üzerine meslektaşlarının 11 gündür açlık grevinde olduğunu ifade eden Sümbül, öğretmenlere yönelik müdahaleye tepki gösterdi.

    “Öğretmenler neden günlerdir sokaktadır? Öğretmenler neden bedenlerini açlığa yatırmak zorunda kalmaktadır? Çocuklarımızı ve gençlerimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerin karşısına neden sürekli polis barikatları çıkarılmaktadır?” sorularını sonra Sümbül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Öğretmenlerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin sorunların çözülmesi gerekirken, iktidarın öğretmenlerin taleplerine polis şiddetiyle yanıt vermesi kabul edilemez. Hak aramak suç değildir. Basın açıklaması yapmak, yürümek ve sendikal mücadele yürütmek demokratik ve anayasal bir haktır. Öğretmenlerin haklı taleplerine yönelik şiddet, baskı ve gözaltı uygulamalarına derhal son verilmelidir.

    Özel sektör öğretmenlerinin taban maaş ve güvenceli çalışma talebi ile mülakat mağduru öğretmenlerin haklarının teslim edilmesi mücadelesi, bütün öğretmenlerin ortak mücadelesidir. Bu mücadele, öğretmenlik mesleğinin onurunu, emeğin değerini ve öğrencilerimizin nitelikli eğitim hakkını savunma mücadelesidir.”

    “ENGELLEMELERDEN VAZGEÇİN”

    Emek ve Demokrasi güçleri olarak öğretmenleri birbirinden ayıran statü farklılıklarını reddediyor; kamuda ve özel sektörde çalışan, atama bekleyen, sözleşmeli ya da ücretli bütün öğretmenlerin ortak mücadelesini ve dayanışmasını büyütmeyi temel sorumluluk olarak gördüklerini vurgulayan Sümbül, “Talepleri açıktır: Özel sektörde çalışan öğretmenler için taban maaş hakkı yasal güvenceye alınmalı, güvenceli çalışma koşulları sağlanmalıdır. Mülakat mağduru öğretmenlerin hakları derhal teslim edilmelidir. Açlık grevindeki öğretmenlerin talepleri karşılanmalı, sağlıklarıyla oynanmamalıdır. Polis müdahaleleri ve gözaltılar son bulmalı, sendikal faaliyetlerin engellenmesinden vazgeçilmelidir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

  • KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz: Bu ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerekiyor!-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz: Bu ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerekiyor!-VİDEO

    PİRHA – Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleri üzerine konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerektiğini belirtti. Eğitim Sen’in yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladığını vurgulayan Karagöz, “Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin” dedi.

    Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen saldırıların yankısı sürüyor. Eğitim emekçileri, iş bırakarak, Yusuf Tekin’i istifaya çağırırken, Milli Eğitim Bakanlığı da, okullarda tedbir alınacağını açıkladı. Okul yönetimleri WhatsApp gruplarından alınan tedbirleri öğretmenlerle paylaşırken, velilerin tedirginliği ise sürüyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfedarasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, okul saldırılarına dair ajansımıza konuştu.

    “SERMAYEYE, YANDAŞA VAR, OKULLARA DESTEK YOK”

    Şiddetin dünyada ve Türkiye’de arttığını belirten Karagöz, “Özelde ülkemizde sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikler, gençlerin içerisine itildiği güvencesizlik, belirsizlik ve yaşanan derin yoksulluk bu şiddetin dalga dalga yayılmasına da neden olmaktadır” diye konuştu.

    Yaşanan şiddet vakalarının ilk olmadığını, son da olmayacağını vurgulayan Karagöz, “Başta sermayeye sonra yandaşlara, saraya, cemaate, savaşa kaynak bulanlar söz konusu okullar olduğunda kaynak yok diyor. Güvenli eğitim ortamları dediğimizde ise sadece güvenlikçi politikalar önümüze sürülüyor” dedi.

    “ÇOCUKLARLA SÜREKLİ KONUŞUN, UMUT VERİN”

    Ahmet Karagöz, güvenli eğitim ortamı istemedeki amaçlarının ne olduğunu şu şekilde açıkladı:

    “Özellikle KESK’e üye iş kolumuz Eğitim Sen yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladı. Hazırladığı bu rehberde çocukların haberlerde ya da sosyal medyada gördükleri şeyler hakkında kaygılı olması doğaldır. Onlarla konuşmak, kendilerini güvenli hissetmelerine yardımcı olmak gerekiyor.

    Çocukların ne bildiği ve nasıl hissettiğini öğrenin. Çocukların ne duyduğunu, ne düşündüğünü anlamaya çalışarak başlayın. Açık uçlu sorular sorun ve onları konuşmaya teşvik edin. Örneğin ‘Bu konularda ne duydun ya da kendini nasıl hissediyorsun?’ gibi sorularla çocukların duygu ve düşünceleri öğrenilebilir. Sakin ve yaşa uygun bir dil kullanmak gerekir. Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin. Medyaya mümkün olduğunca az maruz bırakın. Konuşmayı süreklileştirin. Konuşan öğrenci ne talep ettiğini ve yaşadıklarını daha güvenli ortamlarda bizlerle kuşkusuz paylaşacaktır.”

    “OKUL, ŞİDDETİ ÖNLEME MERKEZİ HALİNE DÖNÜŞMELİ”

    Şiddetin altında yatan gerçek nedenlerin açığa çıkartılması gerektiğinin altını çizen Karagöz, “Geçmişte bugüne faili meçhul cinayetler aydınlatılmadığı takdirde benzer olaylarla sürekli karşılaşacağız. Dolayısıyla başta Maraş, Siverek ve İstanbul’daki şiddet vakalarının araştırılması ve bunun altında yatan gerçek nedenlerin toplum ve kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Sayın Vali Maraş katliamının gerçekleştiği okulu açmayacağını ifade etmiş. Destekliyoruz, doğru buluyoruz. Bu okul utanç müzesi veya şiddeti önleme merkezi haline getirilmeli ve şiddetle bu ülkenin yüzleşmesi gerekiyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • İskenderun Eğitim-Sen’den okul saldırılarına tepki: Bir çocuktan katil yaratan bir sistem var! – VİDEO

    İskenderun Eğitim-Sen’den okul saldırılarına tepki: Bir çocuktan katil yaratan bir sistem var! – VİDEO

    PİRHA – Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleri üzerine konuşan Eğitim-Sen İskenderun Şube Başkanı Mustafa Ünsal ve Şube Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin, okulların şiddetin hedefi haline gelmesinin politik bir tercih olduğunu vurguladı. “Sorumlular hesap vermeli” diyen eğitimciler, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İskenderun Şubesi, son dönemde Siverek ve Maraş’ta eğitim kurumlarına ve öğrencilere yönelik artan saldırıları değerlendirdi. PİRHA’ya konuşan Şube Başkanı Mustafa Ünsal ve Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin, şiddetin sadece güvenlik zaafiyeti değil, toplumsal bir çürümenin sonucu olduğuna dikkat çekti.

    “ASIL OLAN BİLİMSEL VE KAMUSAL EĞİTİMİ GÜÇLENDİRMEKTİR”

    Eğitimin içeriğinin şiddeti beslediğini ve okulların savunmasız bırakıldığını belirten Mustafa Ünsal, saldırganların çocuk olduğuna vurgu yaparak sistem eleştirisinde bulundu. Ünsal, şunları kaydetti:

    “Biz Eğitim-Sen olarak yıllardır okullarda bir güvenlik sorunu olduğunu ve bu güvenlik sorununun siyasî iktidar tarafından, bakanlık tarafından giderilmesi gerektiğini, öncelikli olarak her okula bir güvenlik görevlisi verilmesi gerektiğini, kadrolu bir güvenlik görevlisi istihdamının olması gerektiğini söyledik. Tabii sadece güvenlik tedbirleriyle yürünecek bir yol değil. Güvenlik tedbirleri bir yere kadar. Şu anki süreci belki engelleme noktasında bir çalışma yürütülebilir ama asıl olan eğitimin içeriğinde yapılabilecek değişikliklerle, yani bilimsel ve kamusal eğitimi güçlendirerek yapılabileceğini düşünüyoruz. Nihayetinde katil de olsalar bugün o katliamları yapanların hepsi birer çocuk. Yani anayasamızdaki karşılığıyla söyleyecek olursak ‘18 yaşına kadar herkes bir çocuktur’ diyor anayasa. Katliamları yapanlara bakıyorsunuz, 18 yaşından küçük çocuklar ve kendi aralarında mı örgütlendiler yoksa kendileri bireysel olarak mı yaptılar?! Tabii bunlar Yapılacak incelemeler sonucunda ortaya çıkacak ama bizim gördüğümüz nokta şu; bir çocuktan bir katil yaratan bir sistem var ortada.”

    “MAFYA DİZİLERİ SONLANDIRILMALI”

    Siyasetteki kutuplaştırıcı dilin ve medya içeriklerinin çocukları şiddete ittiğini belirten Ünsal, taleplerini şöyle sıraladı:

    “Yıllardır üstüne basa basa söylememize rağmen özellikle televizyon kanallarında oynayan mafya dizilerinin; onlarca, yüzlerce kişinin kesildiği, öldürüldüğü ve bunların çocuklara izletildiği bir ortamda bu tedbirleri almanın çok fazla gerçekçi olduğunu düşünmüyoruz. Öncelikli olarak bütün televizyon kanallarında mafya dizilerinin bir an evvel sonlandırılmasını ve bu dizilerin yayından kaldırılmasını talep ediyoruz. Daha sonra eğitimin içeriğine sevgi ve barışın dilinin yerleşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Siyasî iktidarın ve siyasetçilerin, özellikle siyasetçilerin çatışma kültüründen, ayrıştırıcı dilden, ötekileştirici tavırlardan uzak durması gerektiğini, okullarda çocukların ırk, din, dil, mezhep bakımından ayrıştırılmaması gerektiğini, herkesin sevgi diliyle birbirine bağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Ve bu konuda da sendika olarak yıllardır söylemlerimiz ve bakanlıktan taleplerimiz var.”

    “YOKSULLUK VE KUTUPLAŞMA ŞİDDETİ BESLİYOR”

    Şube Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin ise şiddetin toplumsal boyutuna ve iktidarın sorumluluğuna işaret etti. Okullardaki şiddetin “münferit” birer olay gibi gösterilmesine tepki gösteren Keskin, şu ifadeleri kullandı:

    “Şiddet birdenbire, kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bunun elbette ki sebepleri var. Bizim ülkemizde de yoksulluktan bahsetmeden, güvencesizlikten bahsetmeden, siyasî iktidarın sürekli olarak kullanmış olduğu kutuplaştırıcı dilden bahsetmeden şiddetin gerekçelerini ortaya koymak çok da mümkün değil açıkçası. Biz şiddeti sadece kendini kaybetmiş bir insanın münferit bir olaymış gibi gerçekleştirdiği bir eylem olarak ele alınmasına karşı çıkıyoruz. Yani şiddet olayı tüm toplumsal boyutlarıyla ele alınması gereken bir olaydır. Sadece bu olayda değil, bundan önceki olaylarda da defalarca kez alanlara çıktık, defalarca kez bakanlığa seslendik ve okullarda gereken tedbirlerin alınması gerektiğini söyledik. Maalesef ki sözlerimiz yankılanıp bize geri döndü. Herhangi bir tedbir alındığını görmedik. Baş sorumlu kimdir derseniz, elbette ki Milli Eğitim Bakanlığı ve Bakan Yusuf Tekin’dir. Biz sorumluları bir an önce bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye ve istifaya davet ediyoruz.”

    “ÖĞRETMENLER, TALEPLERİNİN KARŞILANACAĞINA İNANMIYOR”

    Okulların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmadığını hatırlatan Keskin, eğitim emekçileri arasındaki umutsuzluğa ve toplumsal dayanışmanın önemine değinerek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bugün baktığımız zaman okullara temizlik görevlisi dahi vermeyen, okullarda çocukların yemek yemesini bile çok gören bir anlayıştan bahsedebiliriz. Dolayısıyla da okullara güvenlik görevlilerinin verilmesi gibi bir şeyi ne kadar çok dillendirirsek dillendirelim; öğretmen camiası da, diğer arkadaşlar da bunun gerçekleşebileceğine inanmıyorlar. Yani biz bir şeyleri talep ediyoruz ama öğretmen camiası diyor ki ‘bunu yapmayacaklar’. Bu taleplerin gerçekleşmeyeceğini düşünmemiz gerçekten çok üzücü. Bir an önce sorumluların sorumlulukları gereği istifa etmeleri gerekir. Şiddet olayı sadece öğretmenlerin meselesi değil. Zaten Maraş’taki olayda da, Siverek’teki olayda da gördüğünüz gibi çocuklarımız yaralandı, hayatını kaybetti. Bizler yalnızca öğretmen olarak değil, veli olarak da, öğrenci olarak da hepimize düşen sorumluluklar var. Hepimiz bu sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Sadece eğitim sendikalarının değil, toplumun her kesiminin, tüm sivil toplum örgütlerinin bu konuda gereken duyarlılığı göstermesi, gereken tepkiyi göstermesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    Cevahir FINDIK/İSKENDERUN

  • AKD Genel Başkanı Yılmaz: Çocuklarımızın geleceğini karanlığa teslim etmeyeceğiz!

    AKD Genel Başkanı Yılmaz: Çocuklarımızın geleceğini karanlığa teslim etmeyeceğiz!

    PİRHA- Urfa Siverek ve Maraş’ta bulunan iki okula yapılan saldırıya ilişkin açıklama yapan AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, yaşanan tablonun birinci dereceden sorumlusunun Milli Eğitim Bakanlığı olduğunu belirterek, “Biz buna asla sessiz kalmayacağız, susmayacağız, bu karanlığı kabul etmeyeceğiz ve çocuklarımızın geleceğini bu karanlığa teslim etmeyeceğiz” dedi.

     

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Urfa Siverek ve Maraş’ta bulunan iki okula yapılan saldırıya dair açıklama yaptı.

    “MEB EĞİTİMİ BİLİMDEN KOPARDI”

    “Bu yaşananlar tesadüf değildir” diye Seher Şengünlü Yılmaz, “Bu yaşananlar, yıllardır bilinçli şekilde örülen bir çürümenin sonucudur” dedi.

    Yaşanan tablonun birinci dereceden sorumlusunun Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) olduğunu belirten Seher Şengünlü Yılmaz, “Çünkü MEB, eğitimi bilimden kopardı, laikliği hedef haline getirdi, okulları pedagojiden uzaklaştırıp ideolojik alanlara çevirdi” diye ifade etti.

    “ÖRGÜTLENEN BİR KARANLIK…”

    MEB’in ÇEDES, Maarif Eğitim Modeli ve benzeri projelerle eğitim sistemini adım adım dinselleştirdiğine dikkat çeken Seher Şengünlü Yılmaz, şunları belirtti:

    “Cemaatleri ve tarikatları okulların içine soktunuz. Devletin asli görevini, denetimsiz ve sorumsuz yapılara devrettiniz. Ama mesele sadece eğitim değildir. Bu ülkede şiddet büyütüldü. Kadın cinayetleri karşısında etkili politikalar üretilmedi. Televizyonlarda mafya ve suç kültürü meşrulaştırıldı. Doğa talan edildi; ağaç, kurt, kuş katledildi. Yaşamın kutsallığını yok sayan bir anlayış sistematik olarak inşa edildi.

    Bugün karşımızda duran tablo budur: Değersizleştirilmiş bir yaşam, çürütülmüş bir toplum, yalnız bırakılmış bir çocukluk. Ve şimdi yeni ve ürkütücü bir boyutla karşı karşıyayız: Sosyal medya platformlarında ifşa edilen yazışmalara göre, çocukların yer aldığı, şiddeti ve katliamı meşrulaştıran grupların kurulduğu görülmektedir. Bu gruplarda başka okullara yönelik saldırıların konuşulduğu iddiaları kamuoyuna yansımaktadır. Bu iddialar doğruysa, bu yalnızca bireysel bir suç değil; örgütlenen bir karanlığın habercisidir.”

    “ASIL SORUMLULUK, O ÇOCUĞU BU KARANLIĞIN İÇİNE İTEN DÜZENDEDİR”

    “Bu ülkenin çocukları dijital karanlıkta kimlerin etkisine bırakılmıştır? Bu platformlar neden denetlenmemektedir? Devlet bu açık tehdidi nasıl görmezden gelmektedir?” sorularını soran Seher Şengünlü Yılmaz, “Eline silah alan bir çocuk, okulunu basıyor, arkadaşlarını, öğretmenini katlediyor. orumluluk sadece tetiği çekende değildir. Asıl sorumluluk, o çocuğu bu karanlığın içine iten düzendedir” ifadelerini kullandı.

    “MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI BU TABLONUN HESABINI VERMELİDİR”

    Seher Şengünlü Yılmaz, eğitim sisteminin laik, bilimsel ve kamusal bir temele çekilmesi gerektiğinin altını çizerek, “ÇEDES, MAARİF ve tüm benzeri uygulamalar iptal edilmelidir. Okullar cemaat ve tarikatların etkisinden tamamen arındırılmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı bu tablonun hesabını vermelidir. Aksi halde bu ülke daha fazla çocuğunu kaybedecektir” dedi.

    “YUSUF TEKİN’İ İSTİFA!”

    Türkiye’de çocukların canlarının korunmadığının altını çizen Seher Şengünlü Yılmaz,  “Biz buna asla sessiz kalmayacağız, susmayacağız, bu karanlığı kabul etmeyeceğiz, çocuklarımızın geleceğini bu karanlığa teslim etmeyeceğiz. Artık yeter. Ya bu düzen değişecek, ya da bu karanlığın sorumluları tarihin önünde hesap verecek” diyerek Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Mahmut Sümbül: Şiddet ortadan kalkana kadar mücadele edeceğiz-VİDEO

    Mahmut Sümbül: Şiddet ortadan kalkana kadar mücadele edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, Milli Eğitim Bakanı’nın saldırılar sonrası bir kaç kişiyi görevden almasının yeterli olmadığını söyleyerek, ” Kamu emekçilerine, eğitim ve bilim emekçilerine karşı şiddet ortadan kalkana kadar mücadele edeceğiz” dedi.

    Urfa Siverek’te okula düzenlenen saldırının ardından, Maraş’taki bir okula da saldırı oldu. Saldırıda 9 yurttaşın yaşamını yitirdiği açıklanırken, çok sayıda yaralının olduğu bildirildi.

    Okullarda ardı ardına gerçekleşen saldırılara karşı eğitim emekçileri iş bırakma eylemi gerçekleştiriyor. 2’nci gününe giren eylemde eğitimde gelinen noktanın iktidarın yanlış eğitim politikalarının sonucu olduğu dile getiriliyor.

    “BAKAN BİR KAÇ KİŞİYİ GÖREVDEN ALARAK SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ”

    Eğitim-Sen Şube Mersin Başkanı Mahmut Sümbül de, ajansımıza yaptığı değerlendirmede, Milli Eğitim Bakanı’nın saldırılar sonrası bir kaç kişiyi görevden almasının yeterli olmadığını söyledi.

    Milli Eğitim Bakanı’nın görevden almalarla kendi sorumluğunun üstünü kapatmaya çalıştığının altını çizen Sümbül, “Biz eğitim emekçileri olarak sessiz kalmayacağız. Yaşananları açıklamalarla geçiştirmeyeceğiz. Kamu emekçilerine, eğitim ve bilim emekçilerine karşı şiddet ortadan kalkana kadar mücadele edeceğiz” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • Maraş saldırısını yapan çocuğun babası tutuklandı!

    Maraş saldırısını yapan çocuğun babası tutuklandı!

    PİRHA-Maraş’taki okula yönelik saldırıyı gerçekleştiren İ.A.M’nin polis başmüfetişi olan babası Uğur Mersinli tutuklandı.

    Urfa Siverek’te okula düzenlenen saldırının ardından, Maraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda da saldırı oldu. Saldırıda 9 yurttaşın yaşamını yitirdiği, çok sayıda yurttaşında yaralandığı açıklandı.

    Saldırıyı gerçekleştiren İ.A.M’nin polis başmüfetişi olan babası Uğur Mersinli ve annesi gözaltına alındı. Uğur Mersinli çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Saldırıya ilişkin soruşturma ise sürüyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Eğitim emekçileri sokağa çıktı: Okullarda ölmek istemiyoruz!-VİDEO

    Eğitim emekçileri sokağa çıktı: Okullarda ölmek istemiyoruz!-VİDEO

    PİRHA-Okullarda yaşanan şiddet olaylarına ve saldırılara karşı iş bırakıp sokağa çıkan eğitim emekçileri, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı.

    Urfa’nın Siverek ilçesinde 16 kişinin yaralandığı lise saldırısına dair birçok kentte eğitim emekçileri iş bırakarak, sokağa çıktı.

    Mersin İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelen yüzlerce öğretmen saldırıyı protesto ederek, oturma eylemi yaptı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağıran eğitim emekçileri, güvenli ortamda eğitimin verilmesinin zorunlu olduğunu dile getirdiler.

    “ŞİDDET VAKASI OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ”

    Eğitim-Sen’in yaptığı açıklamaya Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, Veli-Der ve yurttaşlar destek verdi.

    Açıklamayı Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül okudu. Sümbül, yaşananı ek başına bir “şiddet vakası” olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çizerek,  “Meslektaşımız Fatma Nur Çelik’in acısını hâlâ içimizde taşırken, böylesine bir trajedinin yeniden yaşanması şiddetin eğitim kurumlarda ne denli yapısal bir sorun haline geldiğini göstermektedir” dedi.

    ANTALYA

    “İTİBAR KAYBI ŞİDDETİ ARTTIRIYOR”

    Açıklama Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yapıldı. Açıklamayı Eğitim Sen Antalta Şube Başkanı Kadir Öztürk okudu. Öztürk, okulların, çocukların, gençlerin ve eğitim emekçilerinin güvenli bir biçimde bulunması gereken kamusal alanlar olduğunu belirterek, “Ancak bugün bu alanların giderek güvensizleştiği ve koruyucu niteliğini yitirdiği açıktır. Şiddetin yalnızca fiziki güvenlik önlemleriyle engellenemeyeceği de bilinmelidir. Çünkü şiddet öylece ortaya çıkmaz. Toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği, geleceksizliğin yaygınlaştığı, gençlerin eğitimle bağının zayıfladığı ve dışlanmanın olağanlaştığı koşullarda ortaya çıkmaktadır. Eğitim politikalarının bilimsel ve kamusal temellerden uzaklaştırılması, okulların ve eğitim bileşenlerinin toplumsal itibar kaybı bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır” diye konuştu.

    “YUSUF TEKİN İSTİFA”

    Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Eğitim, bir güvenlik meselesine indirgenemeyecek kadar yaşamsal, piyasa ilişkilerine terk edilemeyecek kadar kamusal bir haktır. Öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliğini, fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü korumak kamusal sorumluluğun en temel gereğidir.

    Eğitim Sen olarak, bugün en temel sorumluluğunu yerine getiremeyen, eğitim emekçilerini ve öğrencilerin güvenliğini sağlayamayan kurumları ve yöneticileri kamuoyu önünde hesap vermeye çağırıyoruz. Eğitimin kamusal niteliğini savunmaya ve okulları şiddetin değil yaşamın, kamusal, bilimsel, laiklik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitimin alanı haline getirmek için mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. “

    PİRHA/MERSİN-ANTALYA 

  • Uçarcan: İktidar ‘Ramazan Genelgesi’yle kendi tabanını konsolide etmek istiyor-VİDEO

    Uçarcan: İktidar ‘Ramazan Genelgesi’yle kendi tabanını konsolide etmek istiyor-VİDEO

    PİRHA- Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Ramazan ayına ilişkin okullara gönderdiği etkinlik genelgesine tepki gösteren Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, Ramazan etkinliklerinin okullara kadar indirgenmesinin arka planında kendi kitlelerini konsolide etme çabası olduğunu belirtti.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat’ta 81 il valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı talimatta; okul öncesinden ortaöğretime kadar öğrencilerin öğretmenleri eşliğinde okul dışında düzenlenecek iftar ve sahur programlarına katılımının öngörüldüğü belirtildi.

    Söz konusu genelgeye yönelik eleştiriler devam ederken, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, bu tür uygulamaların hükümetin iktidarını koruma arayışı olduğunu vurguladı.

    “RAMAZAN ETKİNLİKLERİ GENELGESİ ZORLAMALARLA OLMAZ”

    Kazım Uçarcan, Ramazan genelgesini yürürlüğe koyanların zorlamalarla bu işin tutmayacağını bilmeleri gerektiğini söyledi.

    Türkiye’de 4 yaşında 5 yaşında çocukların okul öncesi Kur’an kurslarına gönderildiğini belirten Uçarcan, o yaştaki çocukların anlatılanları çok fazla algılayamayacağını belirtti.

    Ramazan etkinliklerinin okullara kadar indirgenmesindeki esas amacın, şeriatçı yaşam tarzının provası  olarak değerlendiren Uçarcan, toplumda bu projenin tutmayacağını ifade etti.

    Bunun gündem değiştirmek için yapıldığını savunan Uçarcan, “Kendi kitlelerini konsolide etme çabası. Yani biz hala varız. Bakın bu uygulamayı okullara kadar indirgedik demek istiyor. Genel olarak AKP hükümeti, AKP iktidarı öteden beri bu tür uygulamaları devreye sokup, sonra tepkiye göre geri çekme ya da tekrar tekrar sonra da bunu meşrulaştırıp yaşama sunmaya çalışıyor” dedi.

    Türkiye’de laikliğin eksik de olsa çok geniş kitlelerin benimsediğine inandığını belirten Uçarcan, “Bu kitlelerin laiklikten vazgeçmeyeceğine dair de inancım var” diye konuştu.

    “ŞU AN ÜLKEYİ YÖNETENLER YAŞAMI DOĞRU OKUYABİLECEK DÜZEYE SAHİP DEĞİL”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Çıkar bir profesör ‘bizim için en makbul kesim okumayan kesimdir’ derse, gerisini siz düşünün. Toplum ne kadar eğitimsiz kalırsa sorgulayıcılığı o kadar azalır anlayışındalar. Cehaletin bu örgütlü halinden bizim bilimsel yaklaşımlar, toplumsal gelişmelerin önünü açacak siyasal yaklaşımlar beklememiz doğru değil.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Hatice Us: Milli Eğitim Bakanlığı ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir!-VİDEO

    Hatice Us: Milli Eğitim Bakanlığı ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir!-VİDEO

    PİRHA- CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘Ramazan Etkinlik’lerine tepki göstererek, eğitim gibi bir ülkenin temelini etkileyen bir hizmetin, laiklikten uzak olmasını kabul etmediklerini belirtti.

    Milli Eğitim Bakanlığı, 81 il valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu genelgeyle, okul öncesinden ortaöğretime kadar tüm kademeleri kapsayan bu programda; 4-6 yaş grubundaki çocukların öğretmenleri eşliğinde camiye götürülmesi, kendilerine iftar sofrası kurması ve sadaka taşı gibi uygulamaların öğretilmesi, ailelerden Ramazan hazırlığı yaparken veya dua ederken fotoğraf istenmesi; ortaokul ve liselerde “İftarda Konuşalım” başlıklı söyleşiler düzenlenmesi ve Ramazan temalı görsellerle çalışmalar sergilemesini, Selifi Andı’nın okutulması, okul zillerine ilahilerin konulması, oruç çetelesi tutulması tepkileri beraberinde getirdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda dini içerikli faliyetlerine ilişkin konuştu.

    “TÜRKİYE MOZAİK BİR ÜLKE”

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki laik ilkesine dikkat çeken Hatice Us, “Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılmasıdır. Eğitim gibi bir ülkenin temelini etkileyen bir hizmetin laiklikten uzak olması tabii ki kabul edilemez. Kaldı ki, Türkiye bir mozaik. Türkiye’de her dilden, her dinden, her ırktan, her inançtan insan var. Biz İslamiyetin kesinlikle bir dayatma inancı olmasına karşıyız” dedi.

    “AYRIMCILIK OLUŞTURUYOR”

    Eğitimde tamamen laikliğin korunması, çocukların idrak yaşına geldiğinde veya reşit olduklarında kendi inanç şeklini seçmesi kabul ediyorsa da aile inancına göre devam etmesi gerektiğini vurgulayan Hatice Us, “Bizim toplumumuzda baskı çoğu zaman eğer bu kişinin özgürlüğüne müdahale gibi görülüyorsa ve kısıtlanmış hissini uyandırıyorsa, bazen reddetme, bazen nefretle sonuçlanabiliyor. Bu da toplumlar arasında ayrımcılık oluşturuyor” şeklinde ifade etti.

    “EĞİTİM HAYATLARI BİTİYOR”

    Hatice Us, yaşı küçük çocukların sürekli dinleyecekleri bir ilahinin “Ben bunu istemiyorum” deyip eğitim öğretim hayatını yarıda bırakmasına yol açabileceğine işaret ederek, anayasal hak olan eğitim hakkının elinden alınmasına neden olacağını belirtti.

    “TARİKATLARIN EĞİTİMDE ETKİN OLMASINI KABUL ETMİYORUZ”

    CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hani bir şeyin dayatılması değil, tamamen demokratik ortamda, tamamen idrak yaşına gelebilecek seviyedeki çocuklara idrak edebileceği, alabileceği bilgiye erişmesinden yanayız.

    Tarikatların, vakıf adı altında birtakım imkanlara sahip olması, eğitim öğretim kurumlarına dönüştürülmesi, 5 yaşındaki çocuğun oraya alınması kabul edilir değil. Biz insana özgü, insan haklarına yaraşır, bir çocuğun pedagojik ve biyolojik olarak büyümesine, büyümesi sırasında da hangi eğitim kendisine denk geliyorsa onun verilmesinden yanayız.”

    “ÇOCUKLARIN EĞİTİM HAKKI ELİNDEN ALINIYOR”

    Velilerin okullara verdikleri dilekçelerin anayasal bir hak olduğunun altıını çizen Hatice Us, “Bakın bundan çok değil, kısa bir süre önce birçok İmam Hatip Lisesi açıldı. Biliyorsunuz ki bu geçişlerde eğitim öğretim sınavlarından sonra birçok çocuk yeterli puanı alamadığı için İmam Hatip Liselerine yerleştirildi.Ve biz şu an birçok çocuk bu okulları bıraktığını görüyoruz. Eğitim öğretim hakkını bir şekilde çocukların elinden alınmış oldu. Bu anlamda anayasanın koruyuculuğu ortadan kalkıyor. Doğru olmadığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Diren KESER/MERSİN

  • DAD İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz: Okullar propaganda yeri olmamalıdır!-VİDEO

    DAD İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz: Okullar propaganda yeri olmamalıdır!-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığının son dönem uygulamalarıyla, siyasal İslam’ın geldiği aşamayı gösterdiğini vurgulayan DAD İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, “Okullar propaganda yeri olmamalıdır. Bu genelge öğrenciler arasında uyumu değil ayrışmayı getirmektedir. Bu da çocuklar arasında toplumsal kutuplaşmaya neden olur” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan ve kamuoyuna “Ramazan Ayı Genelgesi” olarak yansıyan düzenleme birçok yerden tepki toplamaya devam ediyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, okullarda ‘Selefi Andı’ başta olmak üzere yapılan etkinliklere sahip çıkarken, tepki gösterenleri de hedef gösterdi.

    Dersim’de de İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 3–6 Mart tarihleri arasında Atatürk Anadolu Lisesi Kapalı Spor Salonu’nda düzenlediği Ramazan etkinlikleri kapsamında davul ve manilerle karşılama, Ramazan anlatıları, şarkılar, rozet ve hediye takdimi yer aldı. Eğitim Sen başta olmak üzere kamuoyu tarafından etkinliğin yalnızca kültürel değil, belirli bir dini döneme dayalı kurumsal bir etkinlik niteliğinde olduğu belirtilerek, tepki gösterildi.

    Özellikle okul öncesi ve ilkokul düzeyindeki öğrencilerin Ramazan etkinlikleri adı altında belirli bir dini içerikle yönlendirilmesinin pedagojik ve hukuki sakıncaları olduğu da uzmanlar tarafından dile getiriliyor.

    “ASİMİLASYON VE DİZAYN HEDEFİYLE BAĞLANTILIDIR”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz MEB’in Ramazan Genelgesi’ne tepki gösterdi.

    Milli Eğitim Bakanlığının son dönem uygulaması siyasal İslam’ın geldiği aşamayı gösterdiğini vurgulayan Akdeniz, “Öncelikli olarak çocuklarımızın geleceği açısından, gerekse de bu yeni genelge tamamen asimilasyon ve dizayn hedefiyle bağlantılıdır” dedi.

    “DEMOKRATİK VE ANAYASAL AÇIDAN KABUL EDİLEMEZ”

    Etkinliklerin pedogojik ve ruhsal açıdan da problemli olduğunu vurgulayan Akdeniz, “Öte yandan demokratik ve anayasal açıdan da kabul edililemez. Eşitlik ilkesine de tamamen aykırıdır. Okullar propaganda yeri olmamalıdır. Bu genelge öğrenciler arasında uyumu değil ayrışmayı getirmektedir. Bu da çocuklar arasında toplumsal kutuplaşmaya neden olur” diye belirtti.

    “BU GENELGEYİ KABUL ETMİYORUZ”

    Çocukların farklılıklarıyla bir arada olmasının önemine dikkat çeken Akdeniz, “Eğitim alanları, bilimsel, demokratik ve laik alanlar olmalıdır. Bu genelgeyi kabul etmiyoruz. Tüm canlılara tepki göstermeye çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Öğretmenlerimizi koruyamayan bir düzen, geleceğimizi koruyamaz!’

    ‘Öğretmenlerimizi koruyamayan bir düzen, geleceğimizi koruyamaz!’

    PİRHA- ABF yaptığı yazılı açıklamayla Öğretmen Fatma Nur Çelik’in katledilmesine tepki gösterdi. Yaşam hakkının kutsal olduğunun altı çizilen açıklamada, “Öğretmenlerimizi koruyamayan bir düzen, geleceğimizi koruyamaz. Şiddetsiz, eşit ve laik bir toplum mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz” denildi.

    İstanbul Çekmeköy’de kadın öğretmenler Fatma Nur Çelik (44) ve Z.A. (52) ile öğrenci S.K.’yı (15) bıçaklayarak yaralayan lise öğrencisi F.S.B. (17) gözaltına alındı. Olayın ardından ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan öğretmen Fatma Nur Çelik, hayatını kaybetti. Mahkemeye çıkarılan F.S.B tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Dün bir çok kentte eylemler yapılırken, Eğitim Sen bir günlük iş bıraktı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) da, Öğretmen Fatma Nur Çelik’in katledilmesine dair yazılı açıklama yaptı.

    “EĞİTİM KURUMLARI ŞİDDETİN DEĞİL, İNSANLIĞIN YEŞERDİĞİ ALANLAR OLMAK ZORUNDADIR”

    Yaşanan kayıbı üzüntü ve öfke ile öğrendiklerini ifade eden ABF, açıklamanın devamında şunları dile getirdi:

    “Toplumun geleceğini yetiştiren eğitim emekçilerinin, okullarda dahi can güvenliğinden yoksun bırakılması kabul edilemez bir durumdur. Eğitim kurumları şiddetin değil; bilimin, aklın, eşitliğin ve insanlığın yeşerdiği alanlar olmak zorundadır. Bu durum, eğitim sisteminde giderek büyüyen güvenlik sorunlarını, toplumsal kutuplaşmayı ve şiddeti normalleştiren anlayışları bir kez daha gözler önüne sermiştir. Aylar öncesinden dile getirilen güvenlik kaygılarına rağmen, gerekli önlemlerin alınmamış olması ise bu acının önlenebilir olduğunu göstermektedir.”

    “YAŞAM HAKKI KUTSALDIR”

    ABF, eğitim emekçilerinin can güvenliğinin sağlanmasını, okullarda şiddeti önleyecek kalıcı ve bilimsel politikaların hayata geçirilmesini, sorumluların etkin ve şeffaf biçimde ortaya çıkarılmasını talep etti.

    Yaşam hakkı kutsal olduğunun altının çizildiği açıklamanın devamında, “Öğretmenlerimizi koruyamayan bir düzen, geleceğimizi koruyamaz. Katledilen öğretmenimiz Fatma Nur Çelik’in, devri daim, mekanı gönüller olsun. Ailesine, öğrencilerine, sevenlerine ve eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz. Şiddetsiz, eşit ve laik bir toplum mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Nevzat Millioğulları:Çocuklar üzerinden siyasal çıkar yapılamaz!-VİDEO

    Nevzat Millioğulları:Çocuklar üzerinden siyasal çıkar yapılamaz!-VİDEO

    PİRHA- Malatya Eğitim-Sen Şube Eş Başkanı Nevzat Millioğulları, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan genelgesini “çocuklar üzerinden siyasal çıkar sağlama” ve “kamuda ayrımcı uygulama” olarak eleştirerek, çözümün eşit ve adil eğitimden geçtiğini vurguladı.

    Malatya Eğitim-Sen Şube Eş Başkanı Nevzat Millioğulları, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yayımladığı Ramazan genelgesine sert tepki gösterdi. PİRHA’ya konuşan Millioğulları, devletin kendi eliyle okullarda ayrımcı uygulamalara imza atamayacağını belirtti.

    “HÜKÜMET KENDİ SİYASİ ÇIKARLARI UĞRUNA BU TÜR FACİALARA İMZA ATIYOR”

    Millioğulları, konuşmasında önce Bakan Yusuf Tekin’in geçmişte 4+4 eğitim sistemi dahil olmak üzere birçok projede görev aldığını hatırlatarak şunları dile getirdi: “4+4 projesiyle bugünkü hükümet bile pişman olmuş durumda. Bugün tekrar değiştirmek istiyorlar. Ama biz biliyoruz ki, eğitim alanında geleceği kurmak istiyorsanız, çocukların ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda hareket etmeniz gerekiyor. Çocukları doyuramazken, okul imkânı sağlayamazken, bu tür işlerle uğraşmak siyasal gerekçelerdir” dedi.

    Ramazan genelgesinin toplum ya da okulun ihtiyacı olmadığını vurgulayan Millioğulları,

    “Devlet kendi eliyle kurumlarında ayrımcı politikalar uygulayamaz. Ramazan Genelgesi bunun göstergesidir. Devlet, 6, 8, 9, 12 yaşındaki çocuklara soyut kavramları veremez, vermemelidir. Kendinizi topluma iyi niyetli göstermek isteyebilirsiniz, topluma hoş görünmek isteyebilirsiniz, kaybettiğiniz itibarı kazanmak isteyebilirsiniz ama bu yol çocuklar üzerinden olmaz. Anadolu topraklarında farklı kültürler ve inançlar var. Tekil bir anlayışa gidilirse ayrışmanın yolunu açarlar ve çocuklar üzerinde psikolojik baskı oluştururlar”

    “HERKES BU YANLIŞIN KARŞISINDA DURMALIDIR”

    Millioğulları, uygulamanın pedagojik olarak da yanlış olduğuna dikkat çekti: “Farklı inançtaki ailelerde şu soru var: ‘Ne oluyor?’ Ama korkudan dile getiremiyorlar. İşte biz sivil toplum örgütleri, eğitim sendikaları, duyarlı insanlar bu aleni gerçekliği herkese haykırmalıyız. Tek başına da kalsak, bunun yanlış olduğunu her yerde söylemeliyiz. Geleceği kurmak isteyen toplumlar felsefeyle yol alır. Ortaçağ anlayışlarıyla değil. Bu uygulamanın eğitim ilkeleriyle, evrensel eğitimle veya inanç eğitimiyle bir ilgisi yok. Çünkü inanç eğitimi seçim ve özgürlük ister” dedi.

    Toplumsal sorunların kaynağına da işaret eden Millioğulları, yoksulluğun ve açlığın suç oranlarını artırdığını belirtti: “Bir insan kendiliğinden suça yönelmez. Yoksulluk ve açlık nedeniyle suça sürüklenir. Peki siz ne yaptınız? İmam hatipleri artırdınız, din ders saatlerini çoğalttınız; yine deizm arttı. Seçmeli dersleri de din dersine çevirdiniz; yine aynı sonuç” ifadelerini kullandı.

    “ÇÖZÜM EŞİT VE ADİL EĞİTİMDEN GEÇİYOR”

    Millioğulları, çözümün eşit ve adil eğitimden geçtiğini savundu: “Temel ahlakı almadıkça, herkese eşit yaklaşmadıkça başaramazsınız. Açlık derinleşiyor, zengin ile yoksul arasındaki fark artıyor. O zaman kimse size inanmaz. İster imam olun, ister şeyh olun. Kamu kendi kurumlarında ayrımcılık yapamaz, tek inanç üzerinden faaliyet gösteremez. Bu yanlıştır. Harcanacak parayı bir fon haline getirin, yoksul çocuklara verin; kimse de itiraz etmez. Toplum kendi vicdanıyla bu işi yapar” dedi.

    Millioğulları, konuşmasını şöyle noktaladı:

    “Bu uygulamalar yanlıştır, bir an önce bundan dönün. Bu anayasanın ilkelerine, Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırıdır. Kamu kurumlarında tek tenciliğe, tek inanca, tek anlayışa gidilemez. Vicdan, toplumsal vicdandır. Bırakın toplum kendi vicdanıyla hareket etsin.”

    Cem EKİNCİ/MALATYA

  • DEM Parti milletvekili Kezban Konukçu: Çocuklara selefi yemin okutulması skandaldır!

    DEM Parti milletvekili Kezban Konukçu: Çocuklara selefi yemin okutulması skandaldır!

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Kezban Konukçu, İstanbul’daki bir okulda çocuklara Tevhid ve Sünnet Cemaati’nin selefi yemininin okutulmasını Meclis gündemine getirdi. Konukçu, Milli Eğitim Bakanı’na “Bu skandala müsaade eden okul idarecileri ve öğretmenler hakkında başlatılan herhangi bir idari/cezai soruşturma bulunmakta mıdır?” sorusunu yöneltti.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, İstanbul’un Arnavutköy İlçesindeki Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda çocuklara, Tevhid ve Sünnet Cemaati’nin ideolojik içerikli selefi yemininin okutulmasını eleştirdi. Konukçu, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” ile eğitim kurumlarının ibadethaneye dönüştürüldüğünü ifade etti.

    Okullardaki dinci faaliyetlere yönelik tepkilerin arttığını belirten Milletvekili Konukçu, Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda Tevhid ve Sünnet Cemaati’nin selefi yemininin okutulmasını Meclis gündemine taşıdı. Konuya dair soru önergesi kaleme alan Konukçu,  söz konusu cemaatin “yıllardır büyük bir sabır ve kararlılıkla sürdürülen davet çalışmalarının toplumun en kılcal damarlarına kadar ulaştık” şeklindeki sosyal medya paylaşımına dikkat çekti.

    “MİLİTAN ADAYLARI HALİNE GETİRME AMACI”

    Kamuoyu tepkisi üzerine kaldırılan görüntüleri “skandal” olarak yorumlayan Kezban Konukçu, şu cümlelere yer verdi:

    “Devlet okullarında çocuklara terör örgütü IŞİD ile bağlantılı olduğu defalarca belgelenen bir cemaatin yemininin toplu halde okutulması, yeminin, cemaatin ideolojik manifestosunu çocuklara zorla ezberleterek onları radikal selefi düşüncenin militan adayları haline getirme amacı taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye toplumunun; Sünni, Alevi, Caferi ve farklı farklı inanç gruplarına sahip yurttaşların yanı sıra inançsızlık kimliğine sahip bireylerden oluşan çoğulcu bir yapıya sahip olduğu dikkate alınmadan eğitim kurumlarının belirli bir siyasi ideoloji çerçevesinde dinselleştirilmesi, öğrenciler üzerinde asimilasyoncu bir baskı oluştururken eğitimde fırsat eşitliğini yok saydığı gibi çocuklar arasındaki ayrımcılığı ve kutuplaşmayı da derinleştirmektedir.

    Bu skandal, son yıllarda eğitim politikalarının ‘dindar nesil yetiştirme’ söylemi üzerinden savunulması; müfredat değişiklikleri ve okul türleri üzerinden dini referansların artırılması ile birlikte değerlendirildiğinde, yalnızca bir okulda yaşanan münferit bir olay değil; iktidarın bilinçli olarak eğitim sistemini tarikat ve cemaatlere teslim etme politikasının en çıplak halidir.”

    “MİLİTANLAŞTIRMA POLİTİKASININ BİR PARÇASI MI?”

    DEM Partili Konukçu, cemaat ve tarikatların okullardaki faaliyetlerine vurgu yaparak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e cevaplaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “İstanbul Arnavutköy ilçesi Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda öğrencilerin okul bahçesinde toplu şekilde Tevhid ve Sünnet Cemaati’ne atfedilen yeminin devlet okullarında okutulması Milli Eğitim Bakanlığı’nın bilgisi ve onayı dahilinde mi gerçekleştirilmiştir, yoksa okul idaresinin tek taraflı bir uygulaması mıdır?

    İktidarın son 20 yılda imam hatip okullarının sayısını ve öğrenci sayısını katlayarak artırması, ÇEDES gibi uygulamalarla tarikat-cemaatleri okullara sokması, cemaat yeminlerini okutması çocukları militanlaştırma politikasının bir parçası mıdır?

    Söz konusu okulda yaşanan ve cemaatin sosyal medya hesaplarından ‘yıllardır süren davet çalışmalarının kılcal damarlara ulaştığının nişanesi’ diye paylaşılan görüntülerin kaldırılması için Bakanlığınız ne zaman erişim engeli veya içerik kaldırma talebinde bulunmuştur?

    Bakanlığınız, El Kaide ve IŞİD bağlantıları iddiasıyla defalarca gündeme gelen bir yapının söylemlerinin devlet okullarında çocuklara okutulmasını nasıl izah etmektedir?

    Milli Eğitim Bakanlığı müfredatında veya resmi mevzuatında belirli bir mezhebe dayalı and, metin veya ritüel uygulamasına imkan tanıyan bir düzenleme bulunmakta mıdır?

    Bakanlığınızca bu skandala müsaade eden, haberdar olan okul idarecileri ve öğretmenler hakkında başlatılan herhangi bir idari/cezai soruşturma bulunmakta mıdır?

    Laik, bilimsel, anadilinde ve eşit eğitim ilkesinin fiilen işletilememesi durumunda çocukların inanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve psikolojik bütünlüğü nasıl korunacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Okulda çalınan ilahiye itiraz ettiği için yargılanan Akbal, serbest bırakıldı! VİDEO

    Okulda çalınan ilahiye itiraz ettiği için yargılanan Akbal, serbest bırakıldı! VİDEO

    PİRHA – Çocuğunun eğitim aldığı okulun teneffüsünde ilahi çalınmasına itiraz ettiği gerekçesiyle mahkemeye çıkarılan Soner Akbal, serbest bırakıldı.

    Soner Akbal, Kocaeli’nin Derince ilçesi Çenesuyu Ortaokulu’nda teneffüs zilinin ilahi ile değiştirilmesine tepki gösterdiği için 25 Şubat’ta İstanbul’da gözaltına alınmıştı. Gazi Karakolu’nda tutulan Akbal, gece saatlerinde Kocaeli’ne götürüldü.

    26 Şubat sabahı mahkemeye çıkarılan Soner Akbal, yapılan yargılama ardından serbest bırakıldı.

    Duruşma sonrası Kocaeli Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya birçok yurttaşın yanı sıra DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da katıldı. Fırat, gelişmelere dair sosyal medya hesabından şu notu paylaştı:

    “Soner canımızın, ifadesinin ardından serbest bırakılması, yapılan gözaltı işleminin ne kadar haksız ve hukuksuz olduğunun açık bir göstergesidir. Hak aramak, itiraz etmek ve çocuklarımızın geleceği için söz kurmak suç değildir.Farklı inançların, kimliklerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı bu ülkede, kamusal alanlar hiçbir inancın dayatıldığı yerler olamaz. Alevi çocukların, farklı inançlardan çocukların ve tüm öğrencilerin eşit ve özgür bir eğitim ortamında bulunması en temel haktır. Devletin görevi, bu eşitliği korumak ve herkesin inancına, kimliğine saygı göstermektir. Eşit yurttaşlık, laiklik ve adalet ilkeleri herkes için güvence altına alınmalıdır. Barışı ve ortak yaşamı savunduğumuz bu günlerde ötekileştirmenin değil, birlik beraberlik ve adaletin dili hakim olmalıdır.”

    Öğrenci Veli Derneği de Soner Akbal için “Eşit ve laik eğitim hakkı için dayanışmaya!” çağrısıyla 26 Şubat saat 14’te Kocaeli Emniyet Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapacağını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Malatya Emek ve Demokrasi Platformu’ndan MEB’e tepki! -VİDEO

    Malatya Emek ve Demokrasi Platformu’ndan MEB’e tepki! -VİDEO

    PİRHA- Malatya Emek ve Demokrasi Platformu,yaptığı açıklama ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesini protesto etti.

    Malatya Emek ve Demokrasi Platformu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Ramazan Ayı boyunca okul öncesinden liseye kadar tüm kademelerde dini etkinlikler düzenleme kararına tepki gösterdi. Platform adına basın açıklamasını Eğitim Sen Mali Sekreteri Mehmet Kızılkaya okudu.

    Platform, parasız, laik ve bilimsel eğitimi savunan sendikalar ve demokratik kitle örgütleri olarak, MEB’in yayınladığı ‘Ramazan Genelgesi’ni derhal kaldırma çağrısında bulundu. Ayrıca öğrencilerin her gün bir öğün sıcak yemek ve içilebilir temiz suya erişiminin sağlanmasını talep ettiklerini belirttiler. MEB’in dini etkinlik kararının ise Anayasa’ya, Milli Eğitim Temel Kanunu’na, eğitim bilimine ve uluslararası çocuk hakları sözleşmesine aykırı olduğu ifade edildi.

    “EKONOMİK ÇÖKÜŞÜ GİZLEME ÇABASI”

    Açıklamada, MEB’in bu tür uygulamalara yönelmesinin asıl amacının ekonomik çöküşü ve işsizliği gizlemek olduğu belirtildi. Kızılkaya, toplumun büyük çoğunluğunun asgari ücretle çalıştığını, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edildiğini hatırlatarak şu soruyu yöneltti: Seçim döneminde her öğrenciye bir öğün yemek nerede?

    MEB’in, eğitimle ilgili uzmanlığı tartışmalı sivil toplum kuruluşlarıyla 676 protokol imzaladığına dikkat çeken Mehmet Kızılkaya, bakanlığın kendi uzman kadrolarının ve üniversitelerdeki denetlenebilir personelin bu görev için yeterli olduğunu ifade etti. 

    “BU KAFA ÇAĞ DIŞI BİR KAFADIR”

    Mehmet Kızılkaya, inanç ve etnik kimlikler üzerinden toplumsal mühendislik yapıldığını, bunun faturasını ise halkın ödediğini belirterek, şunları dile getirdi:

    “Bu kafa, çağ dışı bir kafadır! Bu felsefeyle refah toplumu ve bağımsızlık olmaz. Geleceği okuyamayan, bilimsel eğitimden uzak her türden etkinliklerle toplumun refah seviyesi arttırılamaz. Ya felsefeye, laik bilimsel eğitime değer verip bilgi toplumu olacaksınız, ya da her 10 yılda bir krizler yaşayan 3. dünya ülkesi olacaksınız. Mesele bu kadar basit.”

    YOKSULLUK VE ADALETSİZLİK VURGUSU

    Açıklamada, asgari ücretlilerin, emeklilerin ve işsizlerin açlık sınırının altında yaşadığı, kamu çalışanlarının ise yoksulluk sınırının altında olduğu hatırlatıldı. Toplumun yüzde 70’inin açlık ve yoksulluk arasında geçindiği belirtildi. Çocuklara bir öğün yemek ve temiz su sağlayamayan iktidarın, okullarda ramazan etkinlikleri adı altında yapılan uygulamalarla öğrencileri ve eğitim çalışanlarını ayrıştırdığı savunuldu.

    Kızılkaya, hükümeti toplumsal barışı bozacak adımlardan uzak durmaya, okulları siyasal anlayışın arka bahçesi haline getirmemeye çağırdı.

    Açıklama, “Artık yeter diyoruz. Bizler birlikte, bir arada ve barış içerisinde ötekisi olmayan bir ülkede yaşamanın mücadelesini veriyoruz. Mücadeleye devam edeceğiz” sözleriyle sona erdi.

    PİRHA/MALATYA

  • Munzur Üniversitesi Rektörü şaşırtmıyor; Çay ocakları kapatıldı!

    Munzur Üniversitesi Rektörü şaşırtmıyor; Çay ocakları kapatıldı!

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 81 ilin valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” genelgesine tepkiler yükselirken, Dersim’de ortaya çıkan uygulama, dayatmaların okullarla sınırlı kalmadığını ortaya koyuyor. Munzur Üniversitesi’ndeki çay oacakları Rektör Prof. Dr. Kenan Peker tarafından “Ramazan Ayı” gerekçesiyle kaldırıldı.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Türkiye’nin yüzde 99’unun Müslüman olduğunu belirterek, “Ramazan Genelgesi’ni savunurken, Alevi çocukları başta olmak üzere yok sayılan inanç kimlikli çocuklar etkinliklere “gönüllü” katılmaya zorlanıyor.

    Son yıllarda artan bu tür uygulamalar toplumda tepkilere yol açarken, uygulamaların sadece okullarla sınırlı kalmadığını gösteriyor.

    Munzur Üniversitesi’nde 12 ay boyunca açık olan çay ocakları Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker tarafından “Ramazan Ayı” gerekçesiyle kaldırıldı. Rektör Peker’in bu ‘yeni’ uygulaması üniversite personeli tarafından tepkiyle karşılandı.

    Daha öncesinde de Alevi personele yönelik olumsuz tutumlarıyla bilinen Munzur Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Kenan Peker’in bu son uygulaması, akademi dünyasının ve üniversitelerin geldiği noktayı gösterir nitelikte.

    Böyle bir uygulamayla ilk kez karşılaştıklarını belirten çalışanlar, “Daha öncesindeki iki rektör döneminde asla böyle şeyler yaşanmadı. Hatta eski rektörlerin kendileri oruç tutsalar bile binada çalışanlar ve gelen misafirlere birşey ikram etmekten asla geri durmadılar. Anayasa tarafından güvence altına alınmış olan ‘Din ve Vicdan Hürriyeti’ nerede kaldı?” diye sordu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dede Eren Yıldırım: Ramazan etkinlikleriyle çocuklara ne yapılmak isteniyor, topluma iyi anlatmalıyız!

    Dede Eren Yıldırım: Ramazan etkinlikleriyle çocuklara ne yapılmak isteniyor, topluma iyi anlatmalıyız!

    PİRHA – Baba Mansur Ocağı evlatlarından Eren Yıldırım, okullarda uygulamaya sokulan ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’nin büyük bir tehlike barındırdığını anlattı. Yıldırım, uygulamaya karşı çıkılması sebebiyle “konuyu kavgaya çeken bir Sünni toplum var” diyerek, önceliğin ailelerin bilinçlendirilmesi olduğunu söyledi.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 11 Şubat’ta okullara gönderilen “Ramazan Ayı Genelgesi” sebebiyle günden güne tepkiler artıyor.

    Baba Mansur Ocağı dedelerinden Eren Yıldırım, eğitim gören çocuklarının söz konusu uygulamaya maruz kaldığını belirterek kararı sosyal medya üzerinden eleştirmişti. Eren Yıldırım, düşüncelerini paylaşması sebebiyle linçe uğradığını belirtti.

    Dede Eren Yıldırım, konunun bir hassasiyet barındırdığını da anlatarak, okul yöneticilerinin de baskı altında olduğunu söyledi.

    Ramazan Ayı Etkinlikleri’nin söylendiği gibi gönüllülük temelinde olmadığının altını çizen Eren Yıldırım, “Eğitimciler ve idareler de emir kulu. Mecburiyetten, istemeyerek yapanlar da var” dedi.

    “KONUYU KAVGAYA ÇEKENLER VAR”

    Dede Eren Yıldırım, yaşananlara karşı Alevi örgütlerinin yapması gerekenlere de işaret etti. “Konuyu kavgaya çeken bir kesim var” diyen Yıldırım, şu görüşleri paylaştı:

    “Bu yapılanlara karşı geçmişten bugüne kadar hep mücadele verdik. Zorunlu din derslerine karşı yaptığımız mitingler, eylemler birçok alanda ses getirdi. Ama bu süreç biraz daha farklı. Karşımızda konuyu kavgaya çeken bir Sünni toplum var. Bu hassas konuyla ilgili Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak üzerinde konuşacağız. Bu hafta sonra İzmir’de bir toplantı yapacağız. Neler yapılabilir konusunu değerlendireceğiz.”

    “ÖNCE VELİLERİ BİLİNÇLENDİRMEK GEREKİR”

    Dede Eren Yıldırım, Alevi velilerin de sorumlu davranması gerektiğinin altını çizdi. “Bu konu karşısında bizlerin bilinçli olması gerekiyor” diyen Yıldırım, “Anne babaları toplayıp, onlara konuyu anlatabilmeliyiz. Ne yapacaksak onlarla birlikte yapmamız gerek. Alevi kurumları bir açıklama yapar, bir eylemsellik içerisine girer ama bunu kitlelere ulaştıramazsan yapacağımız bütün eylemler boşa düşer” diye de ekledi.

    “YOBAZ ZİHNİYETİN EĞİTİM MÜFREDATI!”

    ÇEDES projesiyle birlikte eğitimde yeni bir anlayışın baskılandığını ifade eden Yıldırım, çocukların büyük bir tehlike içerisinde olduğu uyarısını da yaptı. Yıldırım devamla şunları söyledi:

    “ÇEDES projesi zaten bunun en önemli adımlarından bir tanesiydi. Şu anda adım adım istedikleri eğitimi devreye sokuyorlar. Ama bizler, yapılmak isteneni topluma iyi anlatmalıyız. Katıldığım bütün Hızır cemlerinde hep bu konuyu ele aldım. Binlerce insan Hızır Cemlerine geldi, muhabbetimin konusunun asıl mayası eğitimdi. Sünni de olsa, Alevi de olsa, inanmayan bir anne baba da olsa kimse çocuğunu okula dini ritüel alsın ya da hoca olsun diye göndermez. Herkes çocuğunu okusun, toplumuna faydalı bir meslek edinsin diye gönderir. Ama maalesef okullarımız bugün gerici, yobaz zihniyetin eğitim müfredatıyla donatılmış. Çocuklarımızın aklını kemiriyorlar. Pedagojik anlamda da çocuklarımızda büyük bir problem var. Burada Sünni çocuğun da hakkını savunmak gerekiyor. Çünkü onlar birer çocuk.

    Çocuklara ‘Akşam ailelerinizle açtığınız iftar sofrasının fotoğrafını çekip getirin’ denilmiş. Ülkenin zaten içerisinden geçtiği ekonomik durum ortada. Kiminin durumu iyi, kiminin durumu kötü. Orada da çocukları bir ayrıştırmaya sokuyorlar. Çocukların gelişimine engel olan bir zihniyet var karşımızda. Bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Çocukların gelişimini pegolojik anlamda olumsuz etkileyen bir durum var. Bu yapılanları çok tehlikeli buluyorum.”

    Eren GÜVEN PİRHA-İSTANBUL

  • DAD: Devlet Alevi inancından ve cemevlerinden elini çekmelidir!

    DAD: Devlet Alevi inancından ve cemevlerinden elini çekmelidir!

    PİRHA- DAD, yaptığı açıklamayla, Pertek Cemevi’nde yapılmak istenen iftar programına tepki göstererek, “Alevi toplumunun inancı ve ibadet mekanları, siyasi ya da idari müdahalelerin araçsallaştırabileceği alanlar değildir. Devlet Alevi inancından ve cemevlerinden elini çekmeli, inancımıza yönelik asimilasyon hamleleri derhal durdurulmalıdır” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Dersim’de Valilik, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın faliyetlerine tepki gösterdi.

    DAD, Dersim’de inanç-kırım politikalarının Xızır ayıyla birlikte yeni bir boyut kazandığına dikkat çekerek, “Bizzat resmi devlet kurumlarının gerçekleştirdiği “organizasyonlar” eşliğinde yeni bir asimilasyon konsepti dahilinde işleyen hamleler, inancımızı tümden bir kuşatma altına almayı hedeflemektedir. Xızır ayı bilindiği üzere Raa/Rêya Heq Alevileri için kutsal bir aydır. İnanç takvimimizin özgünlüğüne göre, kendi erkân ve ritüellerimizle karşılarız Xızır ayını” dedi.

    “DEVLETİN İNKARCI AKLI DEVREDE”

    Bu sene yine aynı itikat ve ikrar ile Dersim halkı birçok mekanda Xızır Cemi yürüttüklerini belirten DAD yaptığı açıklamada, “Fakat yine birçok mekanda bu cemler “modern gri pasaportlu dedeler” eliyle engellenmek istendi. Köylerde gezdirilen sözkonusu “dedeler”, cem çağrısı yapan demokratik inanç kurumlarını hedefleyerek çeşitli anti propagandalar geliştirdi. Tüm bunlar yaşanırken Dersim merkez ve tüm ilçelerinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Valilik öncülüğünde “Xızır lokması ve Cemleri” adı altında organizasyonlar yapıldı. Alevilerin eşit yurttaşlık talebini yok sayan ve Aleviliği Türk-İslam sentezi ön kabulleri ile yeniden tarif etmeye yeltenen inkarcı akıl adeta, “bu ülkede Alevilik yaşanacaksa, tarif ettiğimiz doğrultuda yanlızca biz yaşatırız” edasıyla alternatifler oluşturmak istedi” ifadelerine yer verdi.

    “DEVLET ALEVİ İNANCINDAN VE CEMEVLERİNDEN ELİNİ ÇEKMELİ”

    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi;

    “Öte yandan ülke genelinde olduğu gibi Dersim’de de, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesi dahilinde ki etkinlikler okullarda devreye girmiş durumdadır. Nüfusunun büyük çoğunluğu Alevi olan Dersim’de ilkokul çağında ki çocuklar çeşitli “Ramazan” etkinliklerine fiili veya zorunlu olarak dahil edilmektedir.

    Son olarak yöre derneklerinin yaptığı açıklamalar ve yerelden edindiğimiz bilgilere göre 24 Şubat Salı günü Cem Vakfı yönetimindeki Pertek Cemevi’nde Ramazan ayı vesilesiyle iftar açma programı tertiplendiğini öğrenmiş bulunmaktayız. Pertek özgün bir sosyolojiye sahiptir ve kozmopolitik bir yapısı vardır. Pertek’te ramazan ayında oruç tutan tüm Sünni canların inançlarına sonsuz saygı ve hoşgörü içindeyiz. Tuttukları oruçlar Hakk katında kabul olsun.

    Bu hoşgörüden bağımsız olarak; asimilasyon politikaları ekseninde Alevilerin inanç mekanlarını kimliksizleştirme ve cemevlerini ibadethane olarak tanımayıp Alevilikte var olmayan ritüelleri bu mekanlarda var etme çabası açıkça geçmişte ki “Camii-Cemevi” projelerini üreten akılla aynı akıldır ve kabul edilmesi mümkün değildir. Cemevlerinde iftar programları düzenlenmesi, Alevi inanç önderlerinin Aleviliğin ritüellerine aykırı bir şekilde protokollere dahil edilmesi ve bu uygulamaların devlet destekli organizasyonlarla meşrulaştırılmaya çalışılması, kadim inancımıza yönelik açık bir müdahaledir.

    Alevi toplumunun inancı ve ibadet mekanları, siyasi ya da idari müdahalelerin araçsallaştırabileceği alanlar değildir. Cemevleri resmi protokol şovlarının mekânı olamaz. Yolumuzun ve inancımızın kurucu mitolojilerden biri olan Kırklar Meclisi bu konuda ilkelerimizi net olarak ortaya koymaktadır. Açıklamamız aracılığıyla bir kez daha sesleniyoruz; devlet Alevi inancından ve cemevlerinden elini çekmeli, inancımıza yönelik asimilasyon hamleleri derhal durdurulmalı ve Raa/Rêya Heq Alevi toplumunun eşit ve özgür yurttaşlık temelinde toplumsal varlığı tanınmalıdır. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • DEM Parti: MEB, toplumsal ayrışma yaratacak politikalardan uzak durmalıdır!

    DEM Parti: MEB, toplumsal ayrışma yaratacak politikalardan uzak durmalıdır!

    PİRHA- DEM Parti, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 81 il valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu genelgeye tepki göstererek, söz konusu genelgeden en kısa süre içerisinde vazgeçilmesi ve yok hükmünde sayılması çağrısında bulundu.

    Milli Eğitim Bakanlığı, 81 il valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu genelgeyle, okul öncesinden ortaöğretime kadar tüm kademeleri kapsayan bu programda; 4-6 yaş grubundaki çocukların öğretmenleri eşliğinde camiye götürülmeleri, kendilerine iftar sofrası kurma ve sadaka taşı gibi uygulamaların öğretilmesi, ailelerden Ramazan hazırlığı yaparken veya dua ederken fotoğraf istenmesi; ortaokul ve liselerde “İftarda Konuşalım” başlıklı söyleşiler düzenlenmesi ve Ramazan temalı görsellerle çalışmalar sergilenmesini istedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eğitim Politikaları Komisyonu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 81 il valiliğine gönderilen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu genelgeye tepki gösterdi.

    Söz konusu genelgenin kamusal eğitimin ulaştığı boyut açısından alarm verici olduğunu vurgulayan DEM Parti, “Bu yaklaşım, kamusal eğitim alanının dini içerik ve pratiklerle biçimlendirilmesi anlamına gelmektedir” dedi.

    “KAMUSAL EĞİTİM TÜM İNANÇLARA EŞİT MESAFEDE DURMALI

    DEM Parti tarafından yapılan açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Bir kez daha açıkça ifade ediyoruz ki, okullar siyasal iktidarların ya da herhangi bir inanç anlayışının toplumu biçimlendirme tahayyüllerine göre değil, pedagoji biliminin evrensel ilkelerine göre faaliyet göstermelidir. 4-6 yaş dönemi çocuğun bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimi açısından kritik önemdedir. Bu dönem sorgulama, keşfetme, sembolik düşünce geliştirme ve problem çözme becerilerinin temellerinin atıldığı bir süreçtir. Bu yaş grubundaki çocukların kurumsal olarak dini içerik ve uygulamalarla kuşatılması pedagojik açıdan doğru değildir.

    Partimizin eğitim perspektifi; okulların ve tüm öğrenme mekânlarının herhangi bir mezhebin veya inancın uygulamalarının dayatılmadığı, hiçbir yaşam tarzının ya da düşünce biçiminin zorunlu kılınmadığı, herkesin kendisi olarak var olabildiği çoğulcu ve özgürlükçü alanlar olması gerektiği anlayışına dayanmaktadır. Kamusal eğitim tüm inançlara eşit mesafede durmalı, hiçbir inancı kurumsal bir yönelim haline getirmemelidir.”

    “GENELGEDEN VAÇGEÇİN”

    Çok dilli ve çok inançlı bir toplumda devletin görevi eğitim alanını dinsel referanslarla şekillendirmek değil, laiklik ilkesine uygun biçimde tarafsızlığı korumak olduğunu belirten DEM Parti, “Bu tür uygulamalar, Aleviler, Êzidiler ve Hıristiyanlar gibi farklı inanç topluluklarına mensup çocuklar ile herhangi bir inancı benimsemeyen ailelerin çocukları açısından dışlanma ve baskı riski yaratmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, yurttaşlarımızın inançları üzerinden toplumsal ayrışma yaratacak bu politikalardan uzak durmalıdır” ifadeleirne yer verdi.

    DEM Parti, söz konusu genelgeden en kısa süre içerisinde vazgeçilmesi ve yok hükmünde sayılması çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD: “Maarifin Kalbinde Ramazan” adlı uygulamayı derhal geri çekin!

    DAD: “Maarifin Kalbinde Ramazan” adlı uygulamayı derhal geri çekin!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Ramazan Ayı Genelgesi”ne tepki göstererek, “Bu tür uygulamalar, Alevi toplumunun ve farklı inanç aidiyetlerine sahip toplulukların çocuklarının asimilasyonuna ve eğitim ortamında kendilerini dışlanmış, baskı altında ve ötekileştirilmiş hissetmesine neden olmaktadır. Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığı’nı, “Maarifin Kalbinde Ramazan” adlı uygulamayı derhal geri çekmeye, eğitim alanını bilim, evrensel pedagojik ilkeler ve eşit yurttaşlığı gözeten anayasal laiklik ilkesi temelinde sürdürmeye davet ediyoruz” dedi.

     

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul, ortaokul öğrencilerinin katılması istendiği “Ramazan Ayı Genelgesi” tepkilere yol açtı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla yürürlüğe konulan proje kapsamında eğitimin dinselleştirilme süreci derinleştirdiğini belirtti.

    “KABUL EDİLEMEZ!”

    ÇEDES projesi gibi birçok proje ile paralel yürütülen politikalar gün geçtikçe eğitimi tümden tesiri altına aldığına dikkat çekilen açıklamada, “Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan “Maarifin Kalbinde Ramazan” adlı uygulama, bilimsel eğitim metoduna, tarafsızlığa ve toplumun inanç çeşitliliğine açıkça aykırıdır. Her toplum kendi gelenek ve göreneklerini ve her inanç kendi erkân, ibadet ve ritüellerini özgürce yaşamakta muhakkaki özgürdür ve bizler bu konuda saygı ve hoşgörü sınırlarının asla dışında değiliz. Fakat söz konusu etkinliklerin zorunlu veya fiilen dayatılan bir çerçeve içerisinde okullara uygulanmasını kabul edilemez buluyoruz. Bu tür uygulamalar, Alevi toplumunun ve farklı inanç aidiyetlerine sahip toplulukların çocuklarının asimilasyonuna ve eğitim ortamında kendilerini dışlanmış, baskı altında ve ötekileştirilmiş hissetmesine neden olmaktadır” denildi.

    “EĞİTİM SİSTEMİ BÜTÜN İNANÇLARA EŞİT MESAFEDE OLMAK ZORUNDADIR”

    “Kamusal eğitim alanı hiçbir inancın propaganda sahası olamaz” denilen açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Ramazan ayı milyonlarca insan için değerli olabilir; ancak kamusal okullarda tek bir inanç eksenli etkinlik takviminin öğretmenlere ve öğrencilere dayatılması, anayasal eşitlik ilkesine ve pedagojik tarafsızlığa aykırıdır. Çocukların okul ortamında herhangi bir ibadet pratiğine yönlendirilmesi ya da dini ritüellerin eğitim faaliyetlerinin parçası haline getirilmesi kabul edilemezdir. Hiçbir zaman uygulanmış olmasada, kendini “laik bir devlet” olarak anayasasında tanımlayan bir devlet ve onun eğitim sistemi bütün inançlara eşit mesafede olmak zorundadır.”

    “KAMUSAL EĞİTİM HİÇBİR İNANÇ GRUBUNUN TEKELİNE BIRAKILAMAZ”

    Eğitim alanının dinselleştirilmesine karşı çıkmanın, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayan DAD, “Öğrencilerin inanç özgürlüğü, herhangi bir cemaat, tarikat veya inanç pratiği dayatılmaksızın korunmalıdır. Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığı’nı, “Maarifin Kalbinde Ramazan” adlı uygulamayı derhal geri çekmeye, eğitim alanını bilim, evrensel pedagojik ilkeler ve eşit yurttaşlığı gözeten anayasal laiklik ilkesi temelinde sürdürmeye davet ediyoruz” çağrısında bulundu.

    Toplumsal barışın, farklılıkların eşit yurttaşlık hukuku içerisinde bir arada yaşamasıyla mümkün olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Kamusal eğitim hiçbir inanç grubunun tekeline bırakılamaz; bırakılmamalıdır. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!” sözlerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)