Etiket: MEB

  • ‘Anadilinde eğitim hakkı, görmezden gelinen bir başlık olmaktan çıkarılmalı!’

    ‘Anadilinde eğitim hakkı, görmezden gelinen bir başlık olmaktan çıkarılmalı!’

    PİRHA – 2026-2027 eğitim öğretim yılı seçmeli ders süreci, bir kez daha tartışmaları da beraberinde getirdi. Ders tercihlerinin, öğrenci ve velilerin iradesiyle yapılmadığını belirten Eğitim Sen, “Özellikle anadilinde eğitim hakkı, görmezden gelinen bir başlık olmaktan çıkarılmalı; Yaşayan Diller ve Lehçeler dersinin seçilmesinin önüne konulan fiili engeller derhal kaldırılmalıdır” uyarısını yaptı.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen 2026-2027 eğitim öğretim yılı seçmeli ders süreci 20 Şubat 2026’ya kadar devam edecek. Ancak bu sürecin, önceki yıllar gibi, öğrencilerin ve velilerin özgür tercihine dayanan pedagojik bir zeminde değil; yönlendirme, uygulamada zorunlu kılma ve idari baskılar eşliğinde yürütüldüğü ifade edilmekte.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası da (Eğitim Sen) “Seçmeli dersler idarenin değil, öğrencilerin hakkıdır!” diyerek uygulamayı bir kez daha eleştirdi. Yazılı açıklama paylaşan Eğitim Sen, seçmeli derslerin, öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarını esas alan, onların düşünsel, kültürel ve toplumsal gelişimini desteklemeyi amaçlayan dersler olduğunu belirtti.

    İDEOLOJİK İHTİYAÇLARA GÖRE SEÇMELİ DERS!

    Pek çok okulda öğrenci ve veliler tarafından tercih hakkının kullanılamaz hale geldiğini aktaran Eğitim Sen, süreçle ilgili sorunlara dikkat çekti:

    “Seçmeli olması gereken dersler, fiilen zorunlu hale getirilerek eğitim hakkı ihlal edilmektedir. Eğitim Sen olarak açıkça ifade ediyoruz; seçmeli ders süreci idari tasarruflarla değil, pedagojik ölçütlerle ve demokratik katılımla yürütülmelidir. Çocukların merak duygusunu, eleştirel düşünme becerisini ve yaratıcılığını desteklemeyen; kendini ifade etme olanaklarını, kültürel bağlarını ve toplumsal gerçeklikle kurduğu ilişkiyi güçlendirmeyen uygulamalar kabul edilemez. Seçmeli dersler, idari ya da ideolojik ihtiyaçlara göre değil, çocukların gelişimsel ve pedagojik gereksinimleri esas alınarak belirlenmelidir.

    Bu süreçte temel sorun, seçmeli derslerin bir tercih alanı olmaktan çıkarılıp idarenin planlama ve yönlendirme aracına dönüştürülmesidir. Öğrenci ve velinin açık iradesi yok sayılmakta; ‘sınıf açılamaz’, ‘öğretmen yok’, ‘sistem izin vermiyor’ gibi gerekçelerle tercihler yönlendirilmektedir. Bu uygulamaların hiçbirinin hukuki ya da pedagojik karşılığı bulunmamaktadır.”

    ANADİLİNDE EĞİTİM HAKKI VURGUSU!

    Eğitim Sen, seçmeli ders havuzundaki sanat, spor, felsefe, bilim, anadili, kültür ve eleştirel düşünceyi besleyen derslerin kâğıt üzerinde bırakıldığının altını çizdi. “Fiilen erişilebilir olmayan bir seçenekler listesi sunulmaktadır. Böylelikle seçim hakkı biçimsel olarak korunuyor gibi gösterilmekte, ancak pratikte ortadan kaldırılmaktadır” denildi.

    Hiçbir seçmeli dersin, ideolojik, dini ya da politik tercihler doğrultusunda zorunlu hale getirilemeyeceğini vurgulayan Eğitim Sen, açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Özellikle anadilinde eğitim hakkı, görmezden gelinen bir başlık olmaktan çıkarılmalı; Yaşayan Diller ve Lehçeler dersinin seçilmesinin önüne konulan fiili engeller derhal kaldırılmalıdır.

    Seçmeli ders süreci, eğitim sisteminin çocukları birey olarak mı yoksa yönlendirilecek nesneler olarak mı gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bilimi, eleştirel düşünceyi ve çoğulculuğu dışlayan; çocukları tek bir düşünce ve yaşam biçimine mahkûm eden bu anlayışı kabul etmiyoruz.”

    “DAYATMALARA SESSİZ KALMAYIN”

    Açıklamada velilere ve eğitim emekçilerine de çağrı yapıldı:

    “Çocuğunuzun seçmeli dersleri, sizin ve çocuğunuzun iradesi dışında belirlenemez. Seçmeli ders adı altında yapılan baskı, yönlendirme ve dayatmalara sessiz kalmayın. Bu tür uygulamalarla karşılaştığınızda yalnız değilsiniz; kabul etmeyin, Eğitim Sen şubeleriyle iletişime geçin ve birlikte karşı duralım.

    Eğitim emekçilerine çağrımızdır:

    Seçmeli ders sürecinde idari baskıları normalleştirmeyin. Pedagojik ilkelere ve mesleki sorumluluğunuza sahip çıkın; hukuka aykırı uygulamaların parçası olmayın.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin Eğitim-Sen: Okullarımızı vakıf, cemaat ve tarikat kuşatmasına teslim etmeyeceğiz!

    Mersin Eğitim-Sen: Okullarımızı vakıf, cemaat ve tarikat kuşatmasına teslim etmeyeceğiz!

    PİRHA- Ensar Vakfı’nın Mersin’de düzenleyeceğini duyurduğu “Sana Emanet” başlıklı yarışmaya tepki gösteren Mersin Eğitim-Sen, “Okullarımızı; tarikatların, vakıfların ve cemaatlerin operasyon alanı yaptırmayacağız. Velilerimizi, çocuklarını bu tür “yarışma” adı altındaki ideolojik faaliyetlerden uzak tutmaya; tüm kamuoyunu ise çocuklarının eğitim hakkına sahip çıkmaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.

    Okullardaki dinci-gerici vakıf ve derneklerin faaliyetleri artarak devam ediyor. Ensar Vakfı, Mersin’de okullarda “Sana Emanet” başlığı altında yarışma düzenleneceğini duyurdu.  6. 7. 9. ve 10. sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen yarışmalara Mersin Eğitim-Sen’den tepki gecikmedi.

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi okullarda “Sana Emanet” başlığı altında, Ensar Vakfı gibi yapılar aracılığıyla yürütülen “bilgi yarışması” ve benzeri faaliyetlere karşı tepki ve uyarılarını yazılı açıklama ile dile getirdi.

    “Bu bir yarışma değil, eğitimi teslim etme protokolüdür!” denilen açıklamada, “Okullarımızda 6. 7. 9. Ve 10. sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen bu yarışmalar, basit birer kültürel etkinlik değildir. Bu faaliyetler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) anayasal görevini; pedagojik formasyonu olmayan, laik eğitimle sorunu olan vakıf ve derneklere devretmesi anlamına gelmektedir. MEB’in asli görevi, okulları vakıfların faaliyet sahasına dönüştürmek değil, bilimsel eğitim vermektir!” denildi.

    “MİLYONLUK ÖDÜLLERLE ÇOCUKLAR İSTİSMAR EDİLİYOR!” 

    Paylaşılan afişlerde 1.500.000 TL’ye varan nakdi ödüllerin ön plana çıkarılması, eğitimin ruhuna ve çocuk psikolojisine aykırı olduğu belirtilen açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Manevi değerlerin para ödülleriyle pazarlanması, çocukların saf duygularının istismar edilmesidir. Eğitim-Sen olarak soruyoruz: Bu devasa bütçelerin kaynağı nedir? Bu paralar neden okulun fiziksel eksikleri veya öğrencilerin ihtiyaçları için değil de, bu vakıfların propaganda çalışmaları için harcanmaktadır?

    Okul Koridorlarında Vakıf Görevlisi İstemiyoruz!

    Okullarımızda eğitim verme yetkisi sadece formasyon sahibi öğretmenlerdedir. Dışarıdan dayatılan “40 Derste Sahabe” gibi içeriklerin ve vakıf temsilcilerinin okullara girmesi, bilimsel ve laik eğitim anlayışına doğrudan bir müdahaledir. Çocuklarımızın düşünsel gelişimi, denetlenmeyen bu yapıların ideolojik ajandalarına terk edilemez!

    Eğitim Yöneticilerini Uyarıyoruz!

    Okul idarecilerini ve öğretmenleri, bir vakfın sekreteri veya temsilcisi gibi çalışmaya zorlayan bu anlayışı reddediyoruz. Mersin İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri, okulları cemaat ve tarikat uzantılarının arka bahçesi haline getiren bu protokollerden elini çekmelidir. Bu uygulamalara göz yuman her yönetici, anayasal suç işlemekte ve laik eğitim ilkesini çiğnemektedir.”

    “Eğitim-Sen olarak bu karanlık kuşatmaya karşı sessiz kalmayacağız!” denilen açıklamada, “Okullarımızı; tarikatların, vakıfların ve cemaatlerin operasyon alanı yaptırmayacağız. Velilerimizi, çocuklarını bu tür “yarışma” adı altındaki ideolojik faaliyetlerden uzak tutmaya; tüm kamuoyunu ise çocuklarının eğitim hakkına sahip çıkmaya davet ediyoruz. Çocuklarımızı karanlığa, okullarımızı tarikatlara, cemaatlere ve vakıflara teslim etmeyeceğiz!” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Erçe: MEB, eğitim-öğretim süresini kısaltarak öğrencileri sermayenin çıraklığına teslim ediyor-VİDEO

    Erçe: MEB, eğitim-öğretim süresini kısaltarak öğrencileri sermayenin çıraklığına teslim ediyor-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, 12 yıllık zorunlu eğitimin kısaltılmasıyla ilgili çalışma yaptıklarını açıklaması tartışmaları da beraberinde getirdi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, eğitim-öğretim süresinin kısaltılması planını öğrencileri sermayenin çıraklığına, küçük işçilerine dönüştürmek olarak yorumladı.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 12 yıllık zorunlu eğitimin kısaltılmasıyla ilgili çalışma yaptıklarını belirterek, “Önümüzdeki yıl eğitim öğretim takvimi buna göre dizayn edilecektir” diye konuştu. YÖK’de yakın zamanda lisans eğitiminin 3 yıla düşürülmesine ilişkin hazırlık yaptıklarını açıklamıştı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir süredir dillendirmeye çalıştığı eğitim öğretim süresinin kısaltılmasına yönelik hazırlık çalışmalarının birçok yönden ele alınması gerektiğinin altını çizerek, “4 + 4 + 4 eğitim sistemine karşı uzun bir süre mücadele yürüten gerek eğitim sendikaları gerekse Alevi örgütleri ne yazık ki tüm uyarılarımıza rağmen bu yasanın kabul edilmesini engelleyememişti. O gün 4 + 4 + 4’ü büyük bir kurtuluş eğitimde büyük bir devrim gerçekleştireceğine dair ifadelerde bulunan AKP hükümetinin bugünkü bakanı şimdi tersi şeyler söylüyor” dedi.

    “OKULLAR TAMAMEN BİLİMDEN UZAKLAŞTI”

    ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni geçen yıl uygulamaya sokan MEB’in bu uygulamayla eğitim sisteminde var olan gerici eğitim modelinin daha da gericileştirdiğini belirten Erçe, “Okulları tamamen bilimden uzaklaştıran, eğitim sistemini daha çok dinselleştiren, sanattan, edebiyattan, matematikten, fenden uzaklaştıran bir sistem” şeklinde ifade etti.

    “4 + 4 + 4 MODELİNDEN AMAÇLADIKLARI ŞEYE ULAŞMIŞ DURUMDALAR”

    Okullarda tarikatların, cemaatlerin kontrolünün arttığı bir dönemde ortaya atılan tartışmayı iyi niyetli görmediğini vurgulayan Cuma Erçe, şunları söyledi:

    “Çünkü zaten 4 + 4 + 4 modeliyle özellikle ilkokul sonrası çocukların hızla açık öğretim ortaokullarına ve açık öğretim liselerine gönderilmesi, var olan ilkokul mezunlarının önemli ölçüde İmam Hatip Ortaokullarına yönlendirilmesi ve kapatılan tüm liselerin İmam Hatip’e çevrilmesi normal okulların imam hatip ortaokullarına dönüştürülmesi sürecinde özellikle kız öğrencilerin örgün eğitim alanından hızla uzaklaştığına tanık olmuştuk.

    Bugün gelinen aşamada örgün eğitim dışına çıkan öğrenci sayısının milyona yaklaştığı hatta kimi hesaplarda milyonun üzerine çıktığı ifade edilmekte. Bu açıdan bakıldığında esas itibariyle 4 + 4 + 4 modelinden amaçladıkları şeye ulaşmış durumdalar. Hem eğitim sistemi bilimden uzaklaştı, eğitimin müfredatı gericileşti, eğitim kurumları bir bilim yuvası olmaktan öte adeta tarikatların, cemaatlerin yuvası haline geldi. İmamlar derslere sokulmaya başlandı ve adeta eğitim kurumları bilimden, sanattan, edebiyattan uzak hale getirildi. Elbette ki Alevi çocuklarının, Kürt çocuklarının uğradığı zulüm, ötekilerin uğradığı zulüm artarak devam etti.”

    Zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik taleplerinin daha çok din dersi, daha çok seçmeli adı altında zorunlu hale getirilen dini içerikli derslere dönüştürüldüğünün altını çizen Erçe, eğitim-öğretim süresinin kısaltılması planını öğrencileri sermayenin çıraklığına, küçük işçilerine dönüştürmek olarak yorumladı.

    “OKULLARDA DAHA AZ ‘MASRAF’ YAPMIŞ OLACAKLAR”

    Eğitim süresinin kısaltılmasına yönelik tartışmanın bir diğer ayağını ise “maliyet” olarak değerlendiren Cuma Erçe, “Eğitimi tamamen sosyal bir alan olmaktan çıkartan hükümet bugün kalan kısmını da devletin üstüne bir yük olarak görüyor. Dolayısıyla süre ne kadar kısalırsa onlar açısından bir taşla birkaç kuşun vurulması sağlanmış olacak. Daha az öğretmen çalıştıracaklar, daha az öğretmen ataması yapacaklar. Okullarda daha az ‘Masraf’ yapmış olacaklar. Çünkü hükümetin anlayışına göre eğitim ve sağlık devlete bir büyük bir ‘yük’ teşkil ediyor” diye konuştu.

    “HÜKÜMETİ UYGULAMALARINDAN TANIYORUZ”

    Halkı yoksullaştıran, halkı her yönüyle ekonomik kıskaca alan hükümetin buralardan artıracaklarıyla ekonomiyi düzelteceğini düşündüğünü dile getiren Ereç, “Bu anlamıyla bu sürenin kısaltılması meselesinin özellikle eğitim sendikalarıyla, Alevi örgütleriyle, diğer bütün veli dernekleriyle ve benzeri kurumlarla konuşulmadan adım atılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Yapılmak istenenin ne demek olduğunu anlıyoruz. Çünkü biz bu hükümeti uygulamalarından tanıyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Eğitim Sen’den MEB’e tepki: Çocukların çalışma hakkı olamaz!-VİDEO

    Eğitim Sen’den MEB’e tepki: Çocukların çalışma hakkı olamaz!-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, MEB’in ders kitabındaki “Çocuğun çalışma hakkı vardır” ifadelerini sert bir dille eleştirerek, kamuoyunu harekete geçmeye çağırdı.

    Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, Millî Eğitim Bakanlığı’nın 4. sınıf İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi ders kitabında “çalışma hakkı” kavramının çocuklara bir hak gibi sunulmasını pedagojik ve etik açıdan sert bir dille eleştirdi. Sümbül, bu yaklaşımın çocuk emeğini meşrulaştırdığını belirterek kamuoyunu harekete geçmeye çağırdı.

    “PEDAGOJİK AÇIDAN KABUL EDİLEMEZ”

    Sümbül, yaptığı açıklamada, “Millî Eğitim Bakanlığı’nın ilkokul 4. sınıf İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersi kitabında; yaklaşık 10-11 yaşlarındaki çocuklara ‘çalışmak’ gibi evrensel insan hakları arasında yer almaması gereken bir kavram, bir hakmış gibi sunulmaktadır. Bu yaklaşım pedagojik açıdan kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

    Eğitim Sen olarak durumu değerlendirdiklerinde, bu ifadenin hükümetin genel politikalarıyla örtüştüğünü gördüklerini belirten Sümbül, özellikle organize sanayi bölgelerinde açılan mesleki ve teknik Anadolu liseleri, orta vadeli programlarda yer alan istihdama dayalı uygulamalar ve çocuk işçiliğine göz kırpan projelerin; çocuk emeğini, çocuk gelinleri ve çocuk istismarını artırmaya yönelik bir zemini güçlendirdiğini söyledi.

    “Bizler eğitimciler olarak, bu tür uygulamalara sessiz kalmayacağız” diyen Sümbül, yakın zamanda gerçekleştirecekleri Demokratik Eğitim Kurultayı’nda da mesleki eğitimin alternatif, çocuk dostu ve bilimsel temelli yöntemlerini tartışmaya açacaklarını vurguladı. Sümbül, “Eğitimi bir meta değil, çocukların gelişimini esas alan bir toplumsal hak olarak savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    “SUÇTUR”

    Sümbül, bir yandan çocuklar ekonomik ve sosyal sorunlarla boğuşurken, okullarından uzaklaşırken, zorunlu din dersleri ve “seçmeli” adı altında dayatılan uygulamalarla mağdur edilirken; diğer yandan onlara “çalışma hakkı”nı bir hak gibi sunmanın insan haklarına, eğitimin temel ilkelerine ve bilimsel etik anlayışına aykırı olduğunu belirtti.

    Sümbül, “Çocukların çalışma hakkı olmaz; çocuklar çalıştırılamaz. Sosyal bir devletten ve Millî Eğitim Bakanlığı’ndan beklenen, çocukları korumak, eğitimi kamusal ve nitelikli hale getirmektir. Bu nedenle ilkokul düzeyindeki bir ders kitabında bu tür ifadelerin yer alması kabul edilemez, suçtur” ifadelerini kullandı.

    Son olarak kamuoyunu bu konuda bilinçlendirmek, velilerde farkındalık oluşturmak ve bu yanlış uygulamaya karşı ses çıkarmanın son derece önemli olduğuna dikkat çeken Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, “Önümüzdeki yıllarda benzeri politikaların artarak devam etme riski vardır. Bizler bu gidişatı durdurmak için kararlıyız” diyerek açıklamasını tamamladı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Eğitim Sen, MEB önünden seslendi: Ücretsiz eğitim anayasal bir haktır-VİDEO

    Eğitim Sen, MEB önünden seslendi: Ücretsiz eğitim anayasal bir haktır-VİDEO

    PİRHA-Eğitim Sen, artan okul masrafları hakkında Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Tüm okul ve kırtasiye masrafları devlet tarafından karşılansın. Eğitimde ticari ve piyasacı uygulamalara son verilsin” denildi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), giderek artan okul masrafları hakkında Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.
    “Bir okul çantası kaça doluyor?” diye sorulan açıklamayı, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu. Polis, MEB’in önünü barikat kurarak basın metninin bakanlık önünde okunmasına izin vermek istemedi ancak kitle oturma eylemi yaparak bakanlık önünde açıklamayı gerçekleştirdi.

    Polislerin Millî Eğitim Bakanlığı önüne kurduğu barikatları eleştiren Irmak, 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı’nın başlamasıyla okul ve kırtasiye masraflarının artmasına dikkat çekti.

    “EĞİTİM BİR HAK OLMAKTAN ÇIKIP BİR AYRICALIĞA DÖNÜŞMEKTE”

    Eğitimin bir hak olmaktan çıktığını ve bir ayrıcalık konumuna geldiğini belirten Irmak şunları söyledi:

    “2025/’26 eğitim-öğretim yılına girerken, derinleşen ekonomik kriz ve yüksek enflasyon koşullarında, emekçi aileler ve eğitim çalışanları olarak bizler, eğitimin ticarileştirilmesi politikalarının yarattığı ağır yükü bir kez daha her alanda hissetmekteyiz. Kayıt parası, zorunlu bağış, servis, kıyafet ve kırtasiye masrafları, her yıl olduğu gibi bu yıl da velilerin ve eğitim emekçilerinin sırtında kambura dönüşmüştür. Siyasi iktidarın piyasacı eğitim politikaları, kamusal eğitimi içten içe çürütmekte, eğitimi bir hak olmaktan çıkarıp bir ayrıcalığa dönüştürmektedir.
    Sendikamızın yaptığı araştırma ve tespitlere göre, 2025-26 eğitim-öğretim yılında: İlkokul düzeyinde bir öğrencinin temel kırtasiye ihtiyaçları için 2.800-3.800 TL; Ortaokul ve Lise düzeyinde bir öğrenci için ise bu masraf 4.000-5.800 TL arasında değişmektedir.
    Resmi enflasyonun yüzde 30’un üzerinde seyrettiği bir ortamda, kırtasiye fiyatlarındaki yüzde 60’ı aşan fahiş artışlar, bu yükün sistematik bir sömürü ve yağma politikasının sonucu olduğunu göstermektedir. Bir eğitim emekçisinin asgari ücretle çalıştığı bir ailede, sadece bir çocuğun kırtasiye masrafı, aylık gelirin neredeyse tamamını gasp etmektedir! Bu, kabul edilemez bir durumdur.”

    EĞİTİM SEN TALEPLERİNİ SIRALADI

    Kemal Irmak, Eğitim Sen’in taleplerini şöyle sıraladı:

    “Tüm okul ve kırtasiye masrafları devlet tarafından karşılansın! Her öğrenciye, eğitim kademesine uygun, nitelikli ve ücretsiz kırtasiye malzemesi ve okul çantası dağıtılsın.
    Eğitimde ticari ve piyasacı uygulamalara son verilsin! Kayıt parası, zorunlu bağış, servis, yemek ücreti gibi velileri ve emekçileri ezici bir mali yük altına sokan uygulamalar derhal kaldırılsın.
    Eğitim bütçesi en az iki kat artırılsın! Artırılan kaynak, okulların ve öğrencilerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için doğrudan okullara aktarılsın. Bütçe, eğitimi piyasaya teslim etmek için değil, kamusal, bilimsel, laik ve anadilinde eğitimi güçlendirmek için kullanılsın.
    Ücretsiz eğitim anayasal bir haktır, bu hak gasp edilemez! Anayasa’nın 42. Maddesi gereği, zorunlu eğitim çağındaki tüm çocuklar için eğitim her kademede kesintisiz ve tamamen ücretsiz olmalıdır.”

    “MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ”

    Mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerinin altını çizen Irmak, “Tüm velileri, eğitim ve bilim emekçilerini eğitim hakkından herkesin eşit ve parasız olarak yararlanması için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz” dedi.

    Açıklama alkışlar ve sloganlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Çocuklarımız bu yıl da cemaat ve tarikat düzenine teslim edildi’-VİDEO

    ‘Çocuklarımız bu yıl da cemaat ve tarikat düzenine teslim edildi’-VİDEO

    PİRHA- Veli-Der ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, eğitim ve öğretim yılının sona ermesi nedeniyle sene sonu değerlendirmesi yaptı. Okunan basın açıklamasında “Akp iktidarı 2002 yılından bu yana eğitimde hiç değişmeyen üç temel hat izledi: dinselleştirme, piyasalaştırma ve işçileştirme adımları. Eğitime ayrılan bütçede bu politikalar doğrultusunda niteliksizleştirildi” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, sene sonu eğitim değerlendirmesi yaptı.
    Kartal Meydanı’nda yapılan eylemde “Çocuklarımızı tarikatlara teslim etmeyeceğiz. Gerici eğitime son.” “Çocuklarımız bu yıl da açlığa, işçiliğe, cemaat ve tarikat düzenine mahkum edildi.” pankartları açıldı.

    Basın açıklamasını Veli-Der Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Özden Tunca okudu. Tunca, eğitim süresi konusundaki tartışmalara değinerek şunları söyledi:
    “Eğitimin kamusal, parasız, kapsayıcı, eşit olması hem çocuklarımız hem de ülkemiz açısından vazgeçilmez iken eğitim süresi tartışmaya açılmaktadır. Yoksulluğun artışı ve eğitimin paralılaştırılmasının, eğitimin bilimsel niteliğinin ortadan kaldırılmasının sonucu okul terkleri artmaktadır. Okul terkleri son 3 yılda bir buçuk milyonun üzerine (1 Milyon 578 bin) çıkmıştır.
    Zorunlu parasız eğitim süresi tartışmalarına son verilmeli, çocukların en temel kamusal hakkı olan okul öncesi de zorunlu ve parasız olmalıdır.”

    “KURAN KURSLARINDA FAALİYET, ÇOCUK HAKKI İHLALİDİR”

    Özlem Özden Tunca, ÇEDES başta olmak üzere diyanet ve tarikatlarla yapılan tüm protokollerin sonlandırılması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti:
    “STK adıyla tarikat yapılarına aktarılan kaynaklar, destekler geri alınmalı kamusal eğitim için kullanılmalı, özel öğretim kurumları ve tarikat okulları, yurtları kamulaştırılmalıdır!
    Eğitim kamusal haktır. Meta değildir. Yurttaşlık hakkıdır. Parayla satın alınamaz. Eğitim 1739 Milli Eğitim Temel Kanunu’nda da belirtildiği gibi yalnızca kamu emekçileri, eğitim emekçileri eliyle gerçekleştirilebilir. Eğitimci niteliği taşımayan kişilerin okullarda, yurtlarda, STK adı altındaki tarikat yapılarının yerlerinde, 4-6 yaş Kuran kurslarında faaliyet yürütmesi eğitim hakkı, çocuk hakkı ihlalidir.
    Çocuklarımız ideolojik ve ekonomik çıkarlar uğruna sistematik olarak sömürülmektedir. Bu günkü iktidar, sermaye ile kurduğu çıkar ilişkileri ve sermayenin talepleri doğrultusunda çocuk emeğini ucuz iş gücü olarak kullanmanın dozunu giderek artırmaktadır. TÜİK verilerine göre kayıtlı toplam çocuk işçi sayısı 2023 yılında 759 bin iken 2024 yılında 869 bine yükselmiştir. Bu sayıya MEB eliyle MESEM adı altında işçileştirilen çocuklar ve kayıt dışı çalıştırılan çocuklar dahil edildiğinde sayı 2 milyonu aşmaktadır. SGK kayıtlarına göre 2023 yılında 18 yaşın altında 45 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi bildirimlerine göre son 12 yılda en az 764 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir. MEB bu sayılarla yetinmemiş olacak ki, işverenlerin ara elaman temininde zorluk çektikleri iddialarına karşılık zorunlu eğitimin süresini tartışmaya açmakta, daha fazla çocuğun işgücü haline gelmesinin yollarını aramaktadır.
    Okulda olması gereken çocukları işverenlere teslim eden MEB, adeta ‘çocuk işçi bulma kurumu’ gibi çalışmaktadır.”

    KARMA EĞİTİM VURGUSU! 

    Karma eğitimin bir tercih değil hak olduğunu söyleyen Özlem Özden Tunca, açıklamanın devamında şunları dile getirdi:
    “Tercih adıyla bir hak tartışmaya açılamaz, kaldırılamaz. Karma eğitim hakkı pedagojik ve bilimsel bir gerçektir. Yalnızca 2013-2018 arası TÜİK verilerinde her 5 kadından birinin çocuk yaşta evlendirildiği verilerde yer almaktadır. Çocuk yaşta evliliklerin bu denli arttığı bir dönemde eğitim süresinin azaltılması, karma eğitimin kaldırılması çocuk yaşta evlilikleri daha da artıracaktır.
    Karma eğitim hakkının kaldırılması açıklamalarına, karma eğitimin kaldırılma uygulamalarına son verilmelidir. Tüm eğitim kademeleri ve okul türlerinde karma eğitim bir an önce hayata geçirilmelidir.
    8 Nisan tarihinde proje okullarına yapılan öğretmen atamalarının ve yönetici görevlendirmelerinin sonuçları açıklandığında tarihin en kapsamlı ‘öğretmen kıyımının’ yapıldığı da anlaşıldı. Bu uygulamanın ortaya çıktığı 2016 yılında nasıl ki ‘kamusal eğitim hakkımızdan sorumlu bir bakanlık okulları niteliksiz olarak adlandırılamaz, projeniz değiliz’ diyerek itirazımızı yükselttiysek bugün de bu haksız hukuksuz uygulamaya karşı çocuklarımız ve biz veliler günlerce okul önlerinde, bahçelerinde ve alanlarda eylem yaptık. Okullar kamu kurumlarıdır, kimsenin özel işletmesi değildir. Bu nedenle de, proje okul uygulamasına ve buralarda yaşanan öğretmen kıyımına karşı durmak geleceğimizi ve kamuyu savunmak demektir.
    Sınav Ücretleri Kaldırılmalıdır! Her öğrencinin ilgi, yetenek ve becerileri doğrultusunda desteklendiği, okul türleri uygulamasına son verildiği, eşit, kapsayıcı, parasız, laik, bilimsel eğitime erişebildiği, toplumsal faydanın esas alındığı bir eğitim sistemi tüm çocukların, gençlerin en temel hakkıdır.

    “ÇAĞ ATLADIK DEDİLER!”

    Her yıl bütçede görüşmelerinde iktidar ve MEB tarafından, bütçede aslan payı eğitimin açıklamalarının bir aldatmaca olduğu iktidarın sorunları değil algıyı yönetme çabası olarak değerlendiriyoruz.
    2016 yılında yüzde 13,3 olan MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesi içindeki payı her yıl düşerek 2024 yılında yüzde 9.9’a geriledi.
    Türkiye’de 25 yıl önce, 1989-1990 eğitim öğretim yılında sadece iki ilde taşımalı eğitim vardı. Çağ atladık dediler, son 22 yılda 19 bin 708 köy okulu kapatıldı. Eğitimin temel ilkelerinden olan eğitime erişim ilkesi ortadan kaldırıldı, taşımalı eğitim ülkemizin her yerinde bütün illerde uygulanır hale geldi. Bir an önce kısa vadede tasarruf gerekçesi ile sınırlama getirilen taşıma işlemine geri dönülmeli. Uzun vadede ise köy okulları yeniden açılarak taşımalı eğitime son verilmelidir.
    2025 eğitim-öğretim yılı sona erdi. Ancak milyonlarca çocuğumuz bu yılı karınları aç, zihinleri yorgun, umutları eksik tamamladı. OECD ülkelerinin büyük çoğunluğunda okul yemeği devlet tarafından sağlanırken, Türkiye hâlâ çocuklarını aç bırakmaya devam etmektedir.
    Artan ekonomik kriz, yoksulluğun derinleşmesi ve kamusal sosyal politikalardaki yetersizlikler, bu yıl da en çok çocukları ve eğitimi vurdu. Bugün Türkiye’de yüz binlerce çocuk okula kahvaltı yapmadan, öğle yemeği olmadan gidiyor. 15 yaş altındaki her iki çocuktan biri yoksulluk riski altında yaşıyor. Bu durum yalnızca bir sağlık sorunu değil; çocukların eğitim hakkının, beslenme hakkının, insanca yaşama hakkının sistematik olarak ihlal edilmesidir.
    2025-2026 eğitim yılı başlamadan önce, her okulda bir öğün ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği uygulaması başlatılmalıdır.

    DİNSELLEŞTİRME, PİYASALAŞTIRMA, İŞÇİLEŞTİRME

    Akp iktidarı 2002 yılından bu yana eğitimde hiç değişmeyen üç temel hat izledi: dinselleştirme, piyasalaştırma ve işçileştirme adımları. Eğitime ayrılan bütçede bu politikalar doğrultusunda niteliksizleştirildi. Hepimize ait olan kamu kaynaklarının devlet okulları yerine özel okullara aktarılması ortak geleceğimize ve en önemli birlik zemini oluşturacak olan kamusal eğitime zarar vermektedir. Eğitim sadece bireysel fayda sağlamaz, toplumsal faydamız ve ortak geleceğimiz için en önemli kazanç ve yatırımdır.
    Laik, bilimsel, kamusal ve karma eğitim mücadelesi çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğine sahip çıkma mücadelesidir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tüm çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim hakkından sorumludur. MEB’i sorumluluğunun gereğini yapmaya; laik, bilimsel eğitim hakkını hedef alan uygulamalar biz öğrenci velileri tarafından unutmayacağını bilmenizi istiyoruz.
    Tüm velilere çağrımızdır. Yalnız değilsiniz. Çocuklarınızın laik, bilimsel eğitim hakkını ihlal eden her uygulamada bize, Öğrenci Veli Derneği’ne ulaşın. Hukuki, demokratik tüm haklarınız için yanınızda olacağız. Hiçbir veli yalnız yürümeyecek. Hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Milletvekili Fırat: Binlerce öğretmen hangi gerekçelerle başka okullara gönderildi?

    Milletvekili Fırat: Binlerce öğretmen hangi gerekçelerle başka okullara gönderildi?

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, proje okul statüsündeki kurumlarda görev yapan binlerce öğretmenin görev sürelerinin uzatılmaması ve farklı okullara sürgün edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Fırat, konuyla ilgili Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e “Bu öğretmenler hangi gerekçelerle görev yaptığı okullardan başka okullara görevlendirilmiştir?” sorusunu yöneltti.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, proje okul statüsündeki lise eğitim kurumunda görev yapan binlerce öğretmenin görev sürelerinin uzatılmaması ve farklı okullara sürgün edilmesi hakkında Milli Eğitim Bakanlığına soru önergesi yöneltti.

    Milletvekili Fırat, söz konusu uygulamanın herhangi bir objektif kritere dayanmadığını ve liyakat ilkesinden uzak olduğunu ifade etti. Fırat, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ilettiği önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Sendikalar ve eğitim uzmanlarının değerlendirmelerine göre, bu uygulamalar siyasi ve idari saiklerle yapılmakta, öğretmenlerin iktidara muhalif sendikalara üye olmaları, siyasi görüşleri ya da okul yöneticileriyle olan ilişkileri gibi faktörler belirleyici olmaktadır. Öğretmenlerin görevden alınmasında sınav, başarı, deneyim, hizmet süresi gibi objektif ölçütlerin dikkate alınmadığı; öğrenciler ve veliler nezdinde de ciddi bir huzursuzluk oluştuğu görülmektedir.”

    “KULLANILAN OBJEKTİF KRİTERLER NELERDİR?”

    Milletvekili Celal Fırat, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından cevaplandırılması talebiyle şu sorualrı yöneltti:

    “-2024-2025 eğitim öğretim yılı itibarıyla proje okullarda görev yapan kaç öğretmenin görev süresi uzatılmamış, başka okullara gönderilmiştir?

    -Görev süresi uzatılmayan öğretmenlerin başka okullara gönderilmesinde kullanılan objektif kriterler nelerdir? Bu öğretmenler hangi gerekçelerle görev yaptığı okullardan başka okullara görevlendirilmiştir?

    -Öğretmenlerin proje okullarından gönderilmesinde okul müdürlerinin görüşleri ne ölçüde belirleyici olmaktadır?

    -Görev yeri değiştirilen öğretmenler hangi sendikalara üyedir? Proje okullarına görevlendirilen yeni öğretmenlerin sendika üyelikleri ile ilgili dağılımı nasıldır? İktidara yakın sendika üyesi öğretmenlere öncelik tanındığı iddiaları doğru mudur?

    -Proje okullarından başka okullara gönderilen öğretmenlerin daha önce herhangi bir disiplin cezası, performans düşüklüğü veya mesleki yetersizlik gibi durumları olmuş mudur?

    -Görev süreleri uzatılmayan öğretmenlerin boykot, grev veya iş bırakma gibi demokratik eylemlere katıldıkları için cezalandırıldıkları iddialarına yönelik Bakanlığınızın açıklaması nedir?

    -Öğrenci ve velilerin de ciddi şekilde tepki gösterdiği bu uygulamaların eğitim-öğretim süreçlerine ve öğrencilerin başarısına etkisi dikkate alınmış mıdır?

    -Proje okullar için öğretmen görevlendirme sisteminde liyakat, sınav, başarı ve hizmet süresi gibi objektif kriterlerin yer alacağı yeni yönetmelik çalışması yapılacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Mülakatta elenen öğretmenler MEB önünde oturma eylemi başlattı-VİDEO

    Mülakatta elenen öğretmenler MEB önünde oturma eylemi başlattı-VİDEO

    PİRHA- Mülakatlarda elenen öğretmenler, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde 3 gün sürecek oturma eylemi başlattı. Öğretmenler, “Emeğimizin ve hakkımızın peşini asla bırakmayacağız” dediler.

    Öğretmenler, mülakata karşı Milli Eğitim Bakanlığı önünde oturma eylemi başlattı. Sınavlarda başarılı olmalarına rağmen mülakatlarda elenen öğretmenler, bakanlık önünde açıklama yaparak oturma eylemi başlattı.

    Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu üyeleri, açıklamalarında “Aldatmaca değil, hakikat, adaletsiz mülakat” pankartı açtı.

    “TÜM ADALETSİZLİKLERİNİZ GÜN GİBİ AÇIK”

    Konuya ilişkin açıklama yapan platform üyelerinden Özel Sektör Öğretmenler Sendikası Üyesi Sevgi Süle, “Bu oyalama ve aldatmacaya artık müsaade etmiyoruz. Siz yaptınız, siz çözeceksiniz. Nazif Bey’in itirafları var. Şehirler ve komisyonlar arasındaki büyük puan farkları ortada. Tüm adaletsizlikleriniz gün gibi açık. Davayla, mahkemeyle değil, hakkımızı nasıl gasp ettiyseniz, öyle teslim edeceksiniz” ifadelerini kullandı.

    “HAKKIMIZIN PEŞİNİ ASLA BIRAKMAYACAĞIZ”

    Bakan Yusuf Tekin’in gerçekleri konuşmak yerine anlamsız ezberler dayattığını belirten Sevgi Süle, “Sebep olduğu adaletsizliği ısrarla reddediyor ve hatta en adil mülakatı yaptığını iddia ediyor. Kendisine bu inadın ve ısrarın boşa olduğunu söylüyoruz. Bu skandalı unutturmak, sümenaltı etmek ya da davalarla mülakata meşruluk kazandırmak diye bir beklentisi olmasın. Çünkü biz emeğimizin ve hakkımızın peşini asla bırakmayacağız” dedi.

    Öğretmenler, açıklamanın ardından 3 gün mesai bitimine kadar sürdürecekleri nöbet eylemini başlattı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak’tan ‘Ramazan Çetelesi’ tepkisi: Psikolojik baskı oluşturuyorlar – VİDEO

    Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak’tan ‘Ramazan Çetelesi’ tepkisi: Psikolojik baskı oluşturuyorlar – VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok ildeki il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin, okul müdürlerine Ramazan ayında etkinlik düzenlemeleri için talimat göndermesine ilişkin “Herkes aynı inanca sahip değil, herkes Ramazan orucu tutmuyor, herkes Müslüman da değil ama bunlar bütün bu çocukların üzerinde bu uygulamayla beraber çok ciddi psikolojik bir baskı oluşturuyorlar” dedi.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok ildeki il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin, okul müdürlerine Ramazan ayında etkinlik düzenlemeleri için talimat göndermesine tepki gösterdi.

    “RAMAZAN SÜRESİNCE YAPILACAK ETKİNLİKLER ADI ALTINDA YAYINLANAN 23 MADDELİK BİR LİSTE VAR”

    İktidarın 13 yıldır eğitim alanında çok ciddi bir dönüşüm faaliyeti yürüttüğünü belirten Irmak, “Eğitimi giderek bilimsel değerlerden, bilimden uzaklaştırarak, gerici bir eğitimle faaliyet sürdürüyorlar. İktidarın kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda bir iş yapmasının kendilerince bir anlamı var o da toplumu biraz daha muhafazakarlaştırmak, biat eden bir toplum yetiştirmek. Bunu yaparken ülkenin bütün değerlerini göz ardı eden bir yerden bunu yapıyorlar. ÇEDES ile başlayan ama şimdi Ramazan süresince yapılacak etkinlikler adı altında yayınlanan 23 maddelik bir liste var. Bu listede çocukların evlerinde Ramazan köşesi oluşturması, okul koridorlarında Ramazan koridoru oluşturulması, Ramazan köşesi yapılması, veliler ile birlikte çeşitli iftar, söyleşi ve benzeri programlar düzenlemesi gibi birçok faaliyet var. Kabul edilebilir bir şey değil” dedi.

    “UYGULAMALAR ÇOCUKLARIN ÜZERİNDE ÇOK CİDDİ PSİKOLOJİK BASKI OLUŞTURUYOR”

    İktidarın giderek  eğitim alanında attığı adımlarla çığrından çıkan işler yapmaya başladığının altını çizen Kemal Irmak şunları söyledi:

    “Herkes aynı inanca sahip değil, herkes Ramazan orucu tutmuyor, herkes Müslüman da değil ama bunlar bütün bu çocukların üzerinde  uygulamayla beraber çok ciddi psikolojik bir baskı oluşturuyorlar. İnanç baskısı oluşturuyorlar.

    Bir dönem bu ülkede başörtüsünden kaynaklı insanlar ciddi problemler yaşadılar. Bunu bugün iktidar sahipleri bir inanca müdahale olarak değerlendiriyorlar, baskı olarak değerlendiriyorlar. Haksız değiller ama iktidar bugün bu baskıyı ilkokulu, ortaokul ve lise çağındaki çocuklara indirgeyecek şekilde yapıyor. Gönüllülük esasına dayalı diyorlar böyle gönüllülük olmaz.”

    “TALİMATLARIN NEREDEN GELDİĞİNE RESMİ YAZI YOK”

    Uygulamaların ideolojik olduğunu pedagojik bir uygulama olmadığı belirten Irmak,  “Çocukların ruh halini çok olumsuz yönde etkiliyorlar. Burada temel olan bir problem var o da şu; bu 23 maddelik Ramazan’da yapılacak işlerle ilgili okullara il, ilçe milli eğitim müdürlükleri WhatsApp grubu ile gönderdikleri bu talimatların nereden geldiğine dair de bir resmi yazı yok. Bakanlık eliyle il milli eğitimlerine gönderilen bir yazı yok. Ama biz şunu biliyoruz il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri bütün ülkenin her yerinde eş zamanlı olarak böyle bir iş yapmazlar. Fiili bir durum oluşturuyorlar asıl kötü olan bu” diye konuştu.

    “DEVLET KENDİ DİNİNİ BÜTÜN FARKLI İNANÇ KESİMLERİNE DAYATIYOR”

    Konuya ilişkin eylemler önlerine koyduklarını belirten Irmak, şunları kaydetti:

    “İmam Hatipler’de yapılan bu uygulama artık ülkenin bütün okullarında yapılıyor. Her yeri İmam Hatipleştirme çabası var. Toplumu da bu inanç baskısıyla zapturapt altına alma çabaları var. Bizim açımızdan kabul edilebilir bir şey değil. İnsanların inançlarını yaşamasının anayasal güvence altına alınması gibi birtakım hakları var ama devletin böyle bir hakkı yok, devletin dini olmaz. Burada devletin bir dini varmış gibi ve bu devlet kendi dinini bütün farklı inanç kesimlere dayatmak gibi bir tutumla karşı karşıya, kabul edilemeyen yani bu. Bir inancın gölgesini tüm inançlar üzerine, özellikle kamu alanında, kurumlarda ve özellikle de okullarda, milli eğitim alanında bunun yapılması doğru değil. Bu yazının kim tarafından okullara gönderildiğine dair bilgi edinme hakkı üzerinden bakanlığa da bir soru sorduk onun cevabında bekliyoruz. Diğer taraftan Eğitim Hakkı Platformu ile birlikte buna yönelik de bir itiraz, bir eylemimiz olacak.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • MEB önünden açıklama: Laiklikten asla vazgeçmeyeceğiz! -VİDEO

    MEB önünden açıklama: Laiklikten asla vazgeçmeyeceğiz! -VİDEO

    PİRHA-Ankara Eğitim Sen Şubeleri, MEB önünde yaptığı açıklamada, “Laiklik varsa özgürlük, laiklik varsa eşitlik, laiklik varsa bilim, laiklik varsa umut vardır. Bizler emek ve demokrasi güçleri olarak özgürlüğün ve bilimin teminatı olan laikliği savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    Ankara Eğitim Sen Şubeleri, “Karanlığa teslim olmayacağız, laiklikten asla vazgeçmeyeceğiz” diyerek Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde basın açıklaması yaptı.

    “ÇEDES, DEĞERLER EĞİTİMİ VE TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİ İLE ANAYASA’DA YER ALAN LAİKLİK İLKESİ İHLAL EDİLDİ”

    “ÇEDES, Değerler Eğitimi ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile Anayasa’da yer alan laiklik ilkesinin ihlal edilmesine ilişkin eğitime yansıyan sayısız örnekle karşılaştık” diyen Eğitim Sen 1 Nolu Şube Sekreteri Sibel Gökçe Evci örnekleri şöyle sıraladı:

    “ÇEDES Projesi kapsamında okullarda din görevlileri çalışmalar yaptı; öğrenciler Kabe maketi etrafında tavaf ettirildi, öğrencilere gerçek bıçakla kurban kesimleri gösterildi, maket mezar başlarında ağıtlar yaktırıldı ve çevre duyarlılığı adı altında yine öğrencilere cami temizlikleri yaptırıldı.

    Okul öncesi eğitim kamu okullarında zorunlu ve tamamen ücretsiz değilken okul öncesi ücretsiz Kuran kursları yaygınlaştırıldı.

    STK adını verdikleri tarikat ve cemaatlerle yaptıkları protokollerle sayısız okula ‘Manevi danışman’ adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler görevlendirdi.

    Yine sayısız dinî vakıf ve dernek üzerinden sayısız yarışma düzenledi.

    LGS’ye girecek öğrencilere moral ve motivasyon adı altında Mamak Merkez Camii’nde Sabah Namazı, tilavet, tesbihat ile   “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler İçin Duadayız” etkinliği yapıldı. Sınav stresi ile baş etmenin ve öğrencileri sınav sürecine hazırlamanın pedagojiye uygun yolları varken MEB bu tutumuyla alanında uzman rehber öğretmenleri yok saydı.

    Genel seçimlerde okul önlerine AKP otobüsleri çekildi, veli izin belgeleri olmadan öğrenciler mitinglere götürüldü.

    Yerel seçimler öncesi atanmış, liyakatsiz müdürler aracılığıyla ve yine veli izin belgeleri alınmadan AKP mitinglerine öğrenciler taşındı.

    Ankara’da birçok kamu görevlisi öğretmen e-Devlet’e girdiklerinde, yasak olmasına rağmen hiçbir bilgileri olmadan AKP’ye üye yapıldıklarını öğrendi.

    Ve daha sayısız örnek Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen gözümüzün önünde gerçekleşti.”

    “LAİKLİK VE LAİK YAŞAM SAVUNUCULARI HEDEF HALİNE GETİRİLMEKTEDİR”

    Açıklamayı Eğitim Sen 1 No’lu Şube Başkanı Mehmet Aydoğdu okudu. Türkiye’nin bağımsız ve çağdaş bir ülke olarak varlığını sürdürebilmesi için laikliğin vazgeçilmez bir ilke olduğunun altını çizen Mehmet Aydoğan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden biri olan laiklik, Anayasa’nın değiştirilemez ve tartışmaya kapalı bir unsuru olmasına rağmen son yıllarda başta siyasi iktidar ve onun toplum içindeki uzantıları olmak üzere, din istismarı üzerinden siyaset yapanlar tarafından açıkça hedef alınmaktadır.  Son yıllarda başta eğitim kurumları olmak üzere, toplumsal yaşamın her alanında laiklik ilkesiyle taban tabana zıt uygulamalar hayata geçirilmekte, laiklik ve laik yaşam savunucuları hedef haline getirilmektedir. Laikliğin varlığı, din ve mezhep farklılıkları bahanesiyle halk kitlelerinin, farklı ulusların, farklı inançtan ve mezhepten insanların birbiriyle çatışmalarına son vermek, her inancın kendisiyle ve diğer inançlarla eşit düzeyle ilişki kurmasını güvence altına alması açısından önemlidir” dedi.

    “LAİKLİĞİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Laiklik, sadece geçmişte kazanılmış bir hak değil, geleceğimizi inşa edecek bir pusuladır” diyen Aydoğan şunları söyledi:

    “Laiklik, yalnızca din ve devlet işlerini ayırmakla kalmaz, aynı zamanda bireyin düşünme, sorgulama ve özgürleşme sürecini destekler. Dini inançlar bireyin özel alanına bırakılırken, eğitim, hukuk, siyaset ve kamu yönetimi, akıl ve bilim ışığında şekillenmelidir.

    Türkiye’nin çağdaş, demokratik, eşitlikçi ve bilimsel bir toplum olarak varlığını sürdürebilmesi için laikliğin her koşulda korunması ve savunulması gerektiğine inanıyoruz. Anayasaya girişinin 88. yıldönümünde laiklik, sadece savunulması gereken temel bir ilke değil, yaşatılması gereken demokratik bir gelecek anlayışıdır. Çünkü laiklik varsa özgürlük, laiklik varsa eşitlik, laiklik varsa bilim, laiklik varsa umut vardır.

    Toplumsal yaşamı ve eğitimi dini kurallara göre biçimlendirmek isteyenler, ülkeyi dini kurallara göre yönetmek isteyenler, söylemleri ve eylemleri ile laikliği hedef alanlar dün olduğu gibi, bugün ve gelecekte de laiklik savunucularını karşılarında bulmaya devam edeceklerdir. Bizler emek ve demokrasi güçleri olarak özgürlüğün ve bilimin teminatı olan laikliği savunmaya devam edeceğiz. Karanlığa teslim olmayacağız! Laiklikten asla vazgeçmiyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitim Sen: Öğrenci ve eğitim emekçilerinin can güvenliğinden endişeliyiz-VİDEO

    Eğitim Sen: Öğrenci ve eğitim emekçilerinin can güvenliğinden endişeliyiz-VİDEO

    PİRHA-Eğitim Sen yaptığı açıklamada, 6 Şubat depremleri ve son olarak Bolu’da yaşanan yangın felaketinin ortaya çıkardığı acı tablonun herkesi derinden sarstığını belirterek, “Zamanında gerekli önlemler alınmaması, atılması gereken adımların atılmaması nedeniyle yaşanan bu tür felaketler sonrasında öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği konusunda ciddi endişeler taşıyoruz” dedi.

    Eğitim Sen, Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciası ve 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü nedeniyle, Eğitim Sen Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı. Basın açıklamasını Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    “ÖĞRENCİLERİN VE EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN CAN GÜVENLİĞİ KONUSUNDA CİDDİ ENDİŞELER TAŞIYORUZ”

    21 Ocak Salı günü Bolu Kartalkaya’da bir otelde meydana gelen yangın felaketi sonrasında aralarında öğrencilerin ve eğitimcilerin de bulunduğu 78 yurttaşın, zamanında alınmayan önlemler nedeniyle yaşamını yitirdiğini hatırlatan Irmak, şunları söyledi:
    “İki yıl önce yaşanan ve 50 binin üzerinde canımızı kaybettiğimiz 6 Şubat depremleri ve son olarak Bolu’da yaşanan yangın felaketinin ortaya çıkardığı acı tablo ülke olarak hepimizi derinden sarmıştır. Zamanında gerekli önlemler alınmaması, atılması gereken adımların atılmaması nedeniyle yaşanan bu tür felaketler sonrasında öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği konusunda ciddi endişeler taşıyoruz. Eğitim kurumları, sadece eğitim-öğretimin sürdürüldüğü yerler değil, aynı zamanda çocukların ve eğitim emekçilerinin günlerinin büyük bir kısmını geçirdiği alanlar olması nedeniyle bu alanların deprem ve yangın gibi felaketlere ne kadar hazır olduğu, dolayısıyla can güvenliği açısından ne kadar güvenilir olduğu tartışmalıdır.

    Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın felaketi, ülke genelinde okul güvenliği, kriz yönetimi ve psikolojik destek mekanizmalarının önemini bir kez daha göstermiştir. Eğitimin sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda çocukların ve gençlerin duygusal ve sosyal gelişimlerini destekleme süreci olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bu tür olaylardan sonra yapılması gereken, sadece kayıpları anmak değil, aynı zamanda gelecekte benzer durumlarda daha hazırlıklı olunması için harekete geçmek, eğitim kurumlarını yaşanması muhtemel felaketlere karşı daha sağlam ve güvenli yapılar haline getirmektir.”

    “YANGIN YA DA DEPREM GİBİ BİR FELAKET YAŞANDIĞINDA SORUMLULUK KİMİN OLACAK?”

    Kemal Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıt vermesi gereken sorular olduğunu belirterek, şu soruları sıraladı:

    “-Türkiye’deki tüm ortaokul ve lise düzeyindeki kaç okulda yangın merdiveni bulunmaktadır?
    -Depreme dayanıksız olduğu bilinen kaç okul binası hâlâ aktif olarak kullanılmaktadır?
    -Yangın merdiveni olmayan okulların sayısı kaçtır? Bu okullara neden gerekli düzenlemeler yapılmamıştır?
    -Mevcut yangın merdivenlerinin kaçının kullanımı güvenlidir? Kaç tanesi yönetmeliklere uygundur?
    -Deprem güçlendirme çalışmaları tamamlanmadan eğitim-öğretimin sürdürüldüğü kaç okul bulunmaktadır?
    -Bu okullarda eğitim gören öğrencilerin, öğretmenlerin ve diğer çalışanların can güvenliği nasıl sağlanacaktır?
    -Yangın ya da deprem gibi bir felaket yaşandığında sorumluluk kimin olacaktır? İhmaller nedeniyle meydana gelebilecek olası can kayıplarının hesabını kim verecektir?”

    “EĞİTİM KURUMLARI CAN GÜVENLİĞİNE ÖNCELİK VERİLECEK ŞEKİLDE DÜZENLENMELİ”

    “Eğitim Sen olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na sorumluluklarını bir kez daha hatırlatıyoruz” diyen Irmak şunları ifade etti:

    “Türkiye’deki tüm okulların güvenli olup olmadığına dair şeffaf bir denetim yapılmalı ve sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.
    Yangın merdiveni bulunmayan ve depreme dayanıksız okullar derhal kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Riskli okullarda yapılan eğitim-öğretim faaliyetleri derhal durdurulmalı, öğrencilerin güvenli binalara eğitim-öğretim görmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Yangın ve deprem güvenliği için merkezi bütçeden ihtiyaç kadar bütçe ayrılmalı, eğitim kurumları ranta göre değil, can güvenliğine öncelik verilecek şekilde düzenlenmelidir.
    Bolu Kartalkaya’da yaşanan felaket sonrasında yapılması planlanan psikolojik destek çalışmaları sadece yangında hayatını kaybeden öğrencilerin okullarıyla sınırlı kalmamalı, Türkiye genelinde kapsamlı bir psikososyal destek planlaması yapılmalıdır. Bunun için öncelikle ülke genelinde, öğretmenlere travma sonrası öğrenci davranışlarını anlama ve doğru müdahalede bulunma eğitimleri verilmelidir. Travmaların etkilerinin uzun vadeli olabileceği göz önünde bulundurularak, söz konusu psikososyal destekler uzun süreli olarak yapılmalıdır.
    Siyasi iktidarın ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğrencileri ve eğitim emekçilerini depremler yaşandığında enkaz altında, yangınlarda alevler içinde bırakmasına seyirci kalmamız mümkün değildir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Veli-Der: MEB sorumluluklarını yerine getirmeli – VİDEO

    Veli-Der: MEB sorumluluklarını yerine getirmeli – VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği, Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciasının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın yangında hayatını kaybeden 36 öğrenci için bir açıklama yapmamasına tepki gösterdi. Veli Der, MEB’in sorumluluklarını yerine getirmesi için de çağrıda bulundu.

    Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), 21 Ocak’ta, Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciasında hayatını kaybeden öğrencileri anarak Milli Eğitim Bakanlığı(MEB)’nın sorumluluklarını yerine getirmesi için çağrı yaptı.

    “MEB BİR AÇIKLAMA YAPMADI”

    Veli Der Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Aysun Eren, Türkiye’de insan yaşamının sudan ucuz olduğu gerçeğiyle baş edemez noktada olduklarını ifade ederek, “En son Kartalkaya yangın faciasında da gördüğümüz gibi 36 çocuğumuz, Türkiye’nin çeşitli illerinden tatil için geldikleri otelde yaşamlarını kaybettiler. Hayata, okullarına, sıralarına dönemeyecekler” dedi. Eren, insan eliyle, alınmayan önlemler yüzünden 36 çocuğun hayattan koparıldığını da belirterek devamında şunlara yer verdi:

    “Bu acı 36 çocuğumuzla ve yakınlarıyla sınırlı değil elbette. En temel yaşam hakkı tehdit altında olan bir çağ nüfusundan bahsediyoruz. Yetişkinlerin dahi baş etmesinin güç olduğu felaketler, çocuklar için, geleceğimiz için tehdit oluşturmaktadır. Hal böyleyken, yaşanan faciadan yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen MEB’in konuya dair bir açıklama yapmadığına tanıklık ettik. Bu elim facianın MEB’in gündeminde olup olmadığını, kaybettiğimiz 36 öğrenci ve eğitim emekçisine dair bilgi sahibi olup olmadıklarını bilmiyoruz.

    “SİYASİ İKTİDARIN VE MEB’İN SORUMLULUKLARI VARDIR”

    Okulların açılmasına bir hafta kala okul arkadaşlarını sıralarında göremeyecek çocuklara kurulacak sözü bilmiyoruz!
    Olağanüstü durumlarda çocukların ruhsal sağlıklarının korunmasına yardımcı olmak ve psikososyal destek sağlamak gibi gündemleri var mı, bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki siyasi iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığının öğrencilerimizin ve memleketin geleceğine dair sorumlulukları vardır.
    Milli Eğitim Bakanlığının, yangın faciasında yaşamlarını yitiren öğrencilerimizin, hangi illerde, hangi okullarda olduğunu tespit etmesini öğrencilerimize etkilenme durumuna göre psikolojik yardım çalışmasını ivedilikle planlamasını talep ediyoruz.

    “İNSANLARIN GÜVENLİ BİR YAŞAM SÜREBİLMESİ DEVLETİN SORUMLULUĞUNDADIR”

    Yarım kalan hayallerin, hayatların sayısız örneklerini yaşayan öğrencilerimizin yaşam haklarına, hayatlarına ve hayallerine sahip çıkma sorumluluğunu hatırlatıyoruz. Tek bir çocuğumuzun, öğrencimizin dahi hayattan koparan ihmallere tahammülümüzün kalmadığını ve adil yargılanma olmadan ruhsal iyileşmenin olmayacağını hatırlatmak istiyoruz. İnsanların güvenli bir yaşam sürebilmek, bedensel ve ruhsal sağlıklarını korumak devletin sorumluluğu olduğunu hatırlatmak istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Irkçılığıyla ün yapmış Ülkü Ocakları’nın okullara girmesi büyük bir problem’ -VİDEO

    ‘Irkçılığıyla ün yapmış Ülkü Ocakları’nın okullara girmesi büyük bir problem’ -VİDEO

    PİRHA- MEB ve Ülkü Ocakları arasında imzalanan eğitim programına tepki gösteren Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, “Irkçılığıyla ve katliamlarıyla ün yapmış; birbirlerine karşı bile en üst tehditleri esirgemeyen bir kurumun eğitim kurumlarına girmesi çok büyük bir problem. Bununla mücadele edeceğiz” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı arasında protokol imzalandı.

    Protokole göre Ülkü Ocakları, daha çok yetişkinlere yönelik sunulan ve halk eğitim kursları olarak bilinen yaygın eğitim kapsamında “genel, mesleki ve teknik kurslar” düzenleyebilecek. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Hayat Boyu Öğrenme Merkezi’nin Ülkü Ocaklar ile imzaladığı protokolü yargıya taşıyarak iptali için dava açtı.

    Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, konuya dair PİRHA’ya konuştu.

    “ÇEDES BU TÜR PROTOKOLLERİN ÖNÜNÜ AÇTI”

    ÇEDES ile eğitimde imzalanan protokollerin başka bir boyuta evrildiğini ifade eden Mahmut Sümbül, “Eğitimin dinselleşmesi, ırkçı ve cinsiyet ayrımına dayanan boyutu her dönemde gündemimizdeydi ancak ÇEDES’le birlikte protokoller yeni bir boyut kazandı. Artık, bir yıllık değil sürekli devam eden protokoller haline getirildi. ÇEDES’le mücadelemiz devam ederken bir de Ülkü Ocakları’yla imzalanan protokolle karşılaştık. Eli kanlı katillerin olduğu bu topluluğun okulların içine girmesi anlamına geliyor” dedi.

    VELİLERE ÇAĞRI: BU PROTOKOLE KARŞI GELİNMELİ

    Sümbül, ÇEDES’le beraber hiçbir pedagojik eğitim almayan imamların, Diyanet görevlilerinin okullara girmesinin önemli bir problem olduğunu, Ülkü Ocakları ile bu sorunun katlandığını dile getirdi.

    Sümbül, şu sözleri kullandı:

    “Bu toplumda ırkçılığıyla, toplumsal ayrışmaya dair ortaya koyduğu pratikle ve katliamlarıyla ün yapmış; birbirlerine karşı bile en üst tehditleri esirgemeyen bir kurumun eğitim kurumlarına girmesi çok büyük bir problemdir. Mersin’de de zaman zaman Ülkü Ocakları yetkililerinin okullara gidip öğrencilerle görüntü vererek, özellikle ortaokul öğrencileriyle görüntü verdiğine şahit olduk. Biz bu protokollerle mücadelemizi sürdüreceğiz. Toplumu, velileri bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA/MERSİN

  • Aksoy: Veliler MEB’in vakıf ve ocaklarla yaptığı projelere karşı hukuksal süreç başlatmalı-VİDEO

    Aksoy: Veliler MEB’in vakıf ve ocaklarla yaptığı projelere karşı hukuksal süreç başlatmalı-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Antalya Şube yöneticisi Hatice Demir Aksoy, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına tepki gösterdi. Her öğrencinin laik, bilimsel ve anadilinde eğitim alma hakkı olduğunu belirten Aksoy, “Bu anayasal ve devredilemez bir haktır. Velilerin geç kalmadan biran önce hukuksal sürecin başlatması gerekir” dedi.

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    PSAKD Antalya Şube yöneticisi Hatice Demir, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “EĞİTİMİN BU NOKTAYA GELMESİ 4+4+4 İLE BAŞLADI”

    Eğitimde yaşanan bu gelişmelerin 4+4+4 ile başladığını belirten PSAKD Antalya Şube YK üyesi Hatice Demir Aksoy, “Bütün bunların yavaş yavaş geliştiği ve 4+4+4 eğitim sisteminden sonra iyice hedeflerinin belli olduğu ortaya çıktı” dedi.

    İktidarın özellikle 4+ 4+4 sisteminden sonra dindar ve kindar nesil yetiştirmek istediğini ifade eden Aksoy,  “Milliyetçi, sorgulamayan bilimsellikten uzak nesiller yetiştirmek hedeflenmişti ve bunların adımları attırmaya başlamıştı ve her geçen gün bunlar hızlanmaya başlandı” diye belirtti.

    “ÖĞRENCİLER CAMİLERE GÖTÜRÜLMESİ GERİCİ PROJELERİN BİRER PARÇASI”

    Özellikle ÇEDES projesinden sonra okullara imamlar atandığını vurgulayan Aksoy,  “İmamların atanması ile beraber ailelerin isteği olmasa bile çocukların camilere götürülmesi özellikle ibadethanelere kendi Sünni anlayışlarına göre ibadethanelere götürülmesi tek tip bir insan yetiştirmeye çalışılmasıdır. Bugüne kadar ÇEDES projesi olsun imamların ataması olsun kitapların içerisindeki bilimsel ve biyolojik açıdan anlatımları içeren teorilerin kaldırarak ve tamamen bilimsellik dışında bir kitap içeriğini geliştirdiler. Şimdi ise bunun kalan kısmını tamamlıyorlar. Özellikle hem dinci hem milliyetçi dediğimizde bilimsel çalışmaları düşünmeden bilimsellikten uzak nesilleri geliştirmek ve yetiştirmek için bu vakıflarla derneklerle ve ocaklarla anlaşmalar yapılıyor” diye konuştu.

    “EĞİTİMDE GERİCİLEŞMEYE KARŞI ÇIKMAK SADECE ALEVİLERİN DEĞİL HERKESİN GÖREVİ

    Türkiye’de gerici ve sorgulayan gençlik olmaktan uzak tutulmasına karşı çıkmak sadece Aleviler değil herkesin görevi olduğunun altını çizen Aksoy, ”Bu ülkedeki laik ve bilimsel eğitime inanan özgürlükten yana, çocukların geleceği ile ilgili dünya insanı olmasından yana bütün insanların yapması gereken bu tür çalışmalara karşı tepki göstermesi gerekir” dedi.

    “GEÇ KALINMADAN AİLELER TARAFINDAN HUKUKSAL SÜREÇ BAŞLATILMALI

    Özellikle velilerin kendi iradeleri dışında okullarda dini eğitimler ve dini vakıflarla yapılan projelere karşı çıkmaları gerektiğini söyleyen Aksoy, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Aileler tarafından bunun hukuksal süreci başlatılması gerekiyor. Bu bir anayasal hak. Her öğrencinin laik, bilimsel, anadilinde eğitim alma hakkı var. Bu vazgeçilmez devredilemez temel bir haktır. Bunun üzerinden her öğrenciye bilimsel, laik, temel eğitim hakkını verilmesi için davalar açılmalı, hukuksal süreçler başlatılmalı ve bunun mücadelesi bir an önce yapılmalıdır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Eğitim emekçileri Mersin’den iktidara seslendi!-VİDEO

    Eğitim emekçileri Mersin’den iktidara seslendi!-VİDEO

    PİRHA- 2024/’25 eğitim-öğretim yılının ilk yarısına dair açıklama yapan eğitim sendikaları, eğitim emekçilerinin yaşam koşulları giderek ağırlaştığına dikkat çekerek, “Türkiye’deki bütün eğitim kurumları, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden hızla uzaklaştırılmıştır. Herkesin eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanabilmesi için eğitim herkesi kapsamalı, yeterli sürede verilmeli, yaşam boyu ulaşılabilmeli, kamusal bir anlayışla parasız olmalı, içeriğinin çağdaş, bilimsel ve laik olmalı, resmi dil yanında diğer ana dillerde de yapılabilmelidir” dedi.

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin İl Temsilciliği 2024/’25 eğitim-öğretim yılının ilk yarısına dair basın açıklaması yaptı. Yenişehir Milli Eğitim Müdrülüğü önünde yapılan açıklamada, eğitimde yaşanan sıkıntılarıın arttığı vurgulandı.

    Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, Türkiye’de yıllardır çok ağır çalışma koşulları altında ve özveriyle görev yapan eğitim emekçilerinin yaşam koşulları giderek ağırlaşırken, boş kadro olmasına rağmen, uzunca bir süredir eğitim kurumlarına genel idari hizmetler, teknik personel ve yardımcı hizmetler sınıfında memur alımı yapılmadığını söyledi.

    “OKULLARDA HİJYENİN TAM ANLAMIYLA SAĞLANMASI ZORUNLUDUR”

    Eğitim öğretim yılının başından itibaren haftada üç gün çalışan geçici temizlik personelinin, okul hijyeni için yetersiz olduğunu dile getiren Sümbül, “Bu durumun olumsuz sonuçlarını yaşayan eğitim emekçileri ve veliler okullarda salgın hastalıkların yayılma riskine dikkat çekerek acil çözüm talep etmektedir. Hükümetin tasarruf politikaları kapsamında temizlik personelinin çalışma günlerinin azaltılması, okullardaki hijyen koşullarını ciddi şekilde tehlikeye atmış ve öğrencilerin sağlığını riske sokmuştur. Eğitimin niteliğini korumak ve öğrencilerimizin sağlığını güvence altına almak için okullarda hijyenin tam anlamıyla sağlanması zorunludur” diye belirtti.

    “DİNSELLEŞME YAYGINLAŞTI”

    Sümbül, eğitim öğretim yılının ilk yarısında ÇEDES projesi kapsamında okullarda yapılan ve kamuoyuna yansıyan bazı etkinlikler şu şekilde açıkladı:

    “Türkiye’nin dört bir yanında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde uygulamalı hac eğitimi verilmekte, sınıfın ortasına kurulan Kâbe maketi etrafında tavaf eden öğrenciler, ihram giyimini öğrenip şeytan taşlama pratiği gerçekleştirmektedir.

    Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 2 Aralık 2024 tarihinde okullara gönderdiği yazı ile ÇEDES Projesi kapsamında lise, ortaokul, ilkokul ve anaokullarından oluşan 99 okula cami imamlarını görevlendirmiştir. Görevlendirme listedeki din görevlilerin tamamı AKP İzmir İl Başkanı, MÜSİAD üyesi patron Bilal Saygılı’nın kendi adına yaptırdığı Ege Üniversitesi Kampüsü içerisindeki Bilal Saygılı Camisinden seçilmiştir.

    18 Aralık 2024’te Konya’da düzenlenen “Arapça Günü Etkinlikleri” kapsamında bir öğrencinin IŞİD militanı gibi giydirilip eline oyuncak silah verilerek arkadaşlarına ateş ettirildiği bir gösteri gerçekleştirilmiştir. Bu etkinlik, kamuoyunda büyük tepki toplamıştır.

    Manisa’nın Kula ilçesindeki Jeopark Ortaokulu’nda, ÇEDES projesi kapsamında düzenlenen “Filistin İçin Tek Yürek” adlı etkinlik, içerdiği sahneler nedeniyle kamuoyunda tepki çekmiştir. Gösteride, sahnede kanlı kefenler, kesik kol ve bacak maketleri sergilenmiş; ayrıca öğrencilere oyuncak silahlar verilmiştir. Etkinliğe Kula Kaymakamı, Kula Belediye Başkan Vekili, İlçe Milli Eğitim Müdürü ve diğer protokol üyeleri de katılmıştır.”

    “EĞİTİME ERİŞİM HAKKI SAĞLANMALI”

    Eğitim Sen olarak, sorunların yalnızca günübirlik tedbirlerle değil, köklü ve kamusal eğitim politikalarının benimsenmesiyle çözülebileceğini savunduklarının altını çizen Sümbül, şunları aktardı:

    “Kamusal eğitim politikalarının odağında, bilimin ışığında, eşitlik ve laiklik temelinde bir eğitim sistemi inşa etmek yer almalıdır. Kamusal eğitim, siyasal iktidarın ve bir bütün olarak devletin ekonomik ve demokratik talepleri karşılaması için zorlandığı, eğitim hizmetinin herkes için eşit, parasız, nitelikli ve ulaşılabilir olmasını ifade eden bir kavramdır. Bir ülkede herkesin eşit koşullarda yararlanabileceği bir eğitim hakkından bahsedebilmek için eğitimin fiziksel ve ekonomik yönden de erişilebilir olması gerekir. Eğitime erişim hakkını düzenleyen her türlü ulusal/uluslararası yasa/sözleşme, devletlere bu hakkın ayrım yapılmaksızın sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir.

    Türkiye’deki bütün eğitim kurumları, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden hızla uzaklaştırılmıştır. Herkesin eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanabilmesi için eğitim herkesi kapsamalı, yeterli sürede verilmeli, yaşam boyu ulaşılabilmeli, kamusal bir anlayışla parasız olmalı, içeriğinin çağdaş, bilimsel ve laik olmalı, resmi dil yanında diğer ana dillerde de yapılabilmelidir. Okullarda verilen eğitimin içerik bakımından dini esaslara göre değil, bilimsel esaslara dayalı olması, eğitimin gerçek anlamda laik ve demokratik bir yapıda örgütlenmesi yönündeki mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz bilinmelidir.”

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin İl Temsilcisi Nebil Birtek de, özel öğretim kurumlarında çalışan eğitim emekçilerinin, asgari ücrete hatta birçok kurumda asgari ücretin de altındaki ücretlere mahkûm edilmek istendiğini belirterek, “Özel sektör eğitim emekçisi, bizzat Millî Eğitim Bakanlığı tarafından soluksuz bırakılmak isteniyor. Boğazımıza yapışan ve bizi iliğimize kadar sömürmek isteyen sermayenin türlü hukuksuzluklarına karşı, en sorumlu kurum olarak kılı kıpırdamayan Millî Eğitim Bakanlığıdır.

    “TABAN MAAŞ HAKKIMIZI GERİ ALACAĞIZ”

    Ataması yapılmayan yüz binlerce eğitim emekçisi tabanda yığılarak özel öğretim kurumu sahiplerinin ücretli köleleri haline getirildiğini vurgulayan Birtek, şunları dile getirdi:

    “Kolejlerde, kurslarda, rehabilitasyon merkezlerinde, anaokullarında, kreşlerde, vakıf üniversitelerinde çalışan bütün eğitim emekçilerinin bugün tarihsel bir fırsatı vardır. Bu fırsat, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının tüm dar alanları zorlaya zorlaya açtığı yoldadır. Bu yolun tıkanmaması, çıkmaz bir yol haline gelmemesi de tüm özel sektör öğretmenlerinin sorumluluğundadır.

    Bugün insanca yaşamak için burada, bir aradayız! Bugün bizi görmezden gelip yalnızca patronların çıkarlarını gözetenlere başta taban maaş ve eşit işe eşit ücret hakklarımızı almadan asla vazgeçmeyeceğimizi haykırmak buradayız! Eğitimi tüccarların, müteahhitlerin, mafyanın elinden çekip almak için buradayız!

    Bugün asgari yaşama, ücretli köleliğe ve Velilerden 100 binlerce lira para alıp öğretmenlere sefalet ücretini reva görenlere isyan etmek için buradayız! Yaşasın Sendikamız! Yaşasın öğretmen dayanışmamız!  Mücadele dersini öğretmenler verecek! Taban maaş hakkımızı geri alacağız!”

    PİRHA/MERSİN

     

     

     

     

     

     

     

     

  • VELİ- DER Mersin Temsilciliği: Laik, kamusal eğitim için mücadele edelim-VİDEO

    VELİ- DER Mersin Temsilciliği: Laik, kamusal eğitim için mücadele edelim-VİDEO

    PİRHA- 2024-2025 eğitim-öğretim yılı 1. dönemi tamamlandı. VELİ- DER Mersin Temsilcisi Meral Gümüş yaptığı açıklamada laik, kamusal, bilimsel eğitim hakkına yönelik tarihin en büyük tahribatı yaşandığını belirterek, “ÇEDES ve benzer uygulamalar biz velilerin, öğretmenlerin itirazlarına rağmen tüm eğitim kurumlarında çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim hakkı hedef alınarak sürdürülmektedir. Bu uygulama ancak biz duyarlı velilerin itirazları ile engellenebilir” dedi.

    VELİ- DER Mersin Temsilciliği, 2024-2025 eğitim-öğretim yılı 1. dönem raporunu Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yaptığı açıklama ile paylaştı.

    “ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ PROGRAMI VE SU TÜM ÇOCUKLAR İÇİN ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİDİR”

    Açıklamayı VELİ- DER Mersin Temsilcisi Meral Gümüş okudu. Laik, kamusal, bilimsel eğitim hakkına yönelik olarak tarihin en büyük tahribatı yaşandığını belirten Gümüş, “Ücretsiz okul yemeği; salgın, artan yoksulluk ve depremle birlikte ülkemizin en temel ve en acil gündemlerinden biri haline gelmiş durumdadır. Türkiye’de çocukların yüzde 45’i yoksulluk riski altındadır. TÜİK 2022 verilerinde üç çocuktan biri ciddi maddi yoksulluk, yetersiz beslenme sorunu yaşıyor. Ülkemizde 0-4 yaş aralığındaki çocuk sayısı yaklaşık 6 milyondur. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Araştırması’na göre 5 yaş altı çocuklarda bodurluk yüzde 10’a ulaşmıştır. Okul yemekleri programları ihtiyaç temelli bir gıda desteği müdahalesi değil temel yurttaşlık hakkıdır. Kamusal haktır” dedi.

    Okul yemeği ile birlikte temiz suya erişim de tüm çocukların kamusal hakkı olduğunu dile getiren Gümüş, okullarda okul su sistemleri kurulması, okulun uygun noktalarına kurulacak su sebilleri ile çocukların suya erişiminin sağlanması çağrısında bulundu.

    “MESEM SONLANDIRILMALIDIR”

    MESEM eliyle çocuklar işletmeler için bedava iş gücü haline getirdiğini vurgulayan Gümüş, “MESEM sonlandırılmalı, ücret olarak verilen rakamlar çocuklara burs, maddi eğitim desteği olarak verilmeli, çocukların okullara geri dönüşü sağlanmalıdır” diye konuştu.

    “ÇEDES UYGULAMALARI KAMU OKULLARINDA DA ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARINDA DA YAYGINLAŞTIRILIYOR”

    ÇEDES ile eğitimin dinselleştirilmesi uygulamalarının yaygınlaştığına dikkat çeken Gümüş, şunları ifade etti:

    “ÇEDES ve benzer uygulamalar biz velilerin, öğretmenlerin itirazlarına rağmen tüm eğitim kurumlarında çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim hakkı hedef alınarak sürdürülmektedir. Bu uygulama ancak biz duyarlı velilerin itirazları ile engellenebilir.

    Önümüzdeki günlerde 2025-2026 eğitim-öğretim yılı için ders seçim dönemi başlayacak. Her öğrencinin istediği dersi seçme özgürlüğü ellerinden alınmaktadır. Seçmeli ders süreci zorunlu din dersine ek olarak diğer dini içerikli derslerin de zorunlu hale getirildiği bir uygulamaya dönüştürülmektedir. Seçmeli adıyla zorunlu dini içerikli ders dayatmasına son verilmelidir.”

    2024’te okul öncesi eğitime ulaşan öğrencilerin oranı azaldı. %12 düşerek %73’e gerilediğini belirten Gümüş, “Okul öncesi eğitim tüm çocukların hakkıdır. Ücretsiz ve zorunlu olmalıdır” şeklinde ifade etti.

    “KALICI YAZ SAATİ UYGULAMASI SONLANDIRILMALIDIR”

    Enerji tasarrufu gerekçesi ile hayata geçirilen kalıcı yaz saati uygulaması çocukların fiziksel ve akademik gelişiminde telafisi imkansız bir yıkıma yol açtığını dile getiren Gümüş, “Karanlıkta başlayan ve karanlıkta sonlanan eğitim çocuklarımızın güvenliğini de riske atmaktadır. Çocuklarımızın fiziksel, zihinsel gelişimi için, her günü karanlıkta güvenlik kaygısı ile yaşamamaları için kalıcı yaz saati uygulamasına son verilmelidir” ifadelerine yer verdi.

    “LAİK,KAMUSAL EĞİTİM HAKKI İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE!

    Gümüş, son olarak “Tüm velileri, laik, kamusal eğitim hakkına sahip çıkmaya,  herkesi çocuklarımız iyi eğitim hakkı için mücadele etmeye çağırıyoruz. Laik, kamusal eğitim; çocuklarımızın geleceğini değiştirme umudunu artırma, ülke geleceğine sahip çıkma ve her yerde bir araya gelip dayanışmak ile mümkün olacak” diye belirtti.

    PİRHA/MERSİN

  • CHP, MEB ile Ülkü Ocakları arasındaki protokolün iptali için mahkemeye başvurdu

    CHP, MEB ile Ülkü Ocakları arasındaki protokolün iptali için mahkemeye başvurdu

    PİRHA- CHP, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı arasında imzalanan protokolün iptali için Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP milletvekilleriyle mahkeme önünde yaptığı basın açıklamasında, “Türkiye’de eğitim, geleceğimizin inşasında en önemli alanlardan biri. MEB, CHP Gençlik Kolları ile protokol imzalamış olsaydı bu da çok büyük bir yanlış olurdu. Hiçbir siyasi partinin eğitim kurumlarının içerisinde eğitim vermesi düşünülemez” dedi.

    Protokolün hukuki açıdan aykırılıklar barındırdığını belirten Özçağdaş, şunları kaydetti:

    “Protokolde, bu işbirliği mahiyetindeki kursların ne olacağı belirtilmemiştir. Bakanlık, tek başına bu kursları verebilecek niteliğe sahiptir. Buna rağmen protokol yapılması, Bakanlığın açıkça bir zümreye imtiyaz sağlamasıdır. Protokol, Milli Eğitim Temel Kanunu’nun ‘Milli eğitim hizmeti Türk vatandaşları istek ve kabiliyetleriyle Türk toplumunun ihtiyaçlarına göre düzenlenir’ hükmüne aykırıdır.”

    Basın açıklaması sonrasında başvuru dilekçesi, CHP heyeti tarafından Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne teslim edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • VELİDER’den MEB ile Ülkü Ocakları arasındaki protokole tepki: Çocuk istismarlığıdır!

    VELİDER’den MEB ile Ülkü Ocakları arasındaki protokole tepki: Çocuk istismarlığıdır!

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği (VELİDER), MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı arasında yapılan protokole itiraz etti. Konuya ilişkin yapılan basın açıklamasında “Bu aynı zamanda çocuk istismarıdır. Bu imzaladığınız protokolle toplumu kutuplaştıracağınızı ve ayrıştıracağınızı görmüyor musunuz, bu kadar mı izan yoksunusunuz?” denildi.

    Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı arasında 31.12.2024’te imzalanan protokole tepkiler sürüyor.

    Söz konusu protokolle birlikte Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı, mesleki ve teknik kursların yanı sıra eğitim alanında birçok yetkiye sahip olabilecek.

    “BU KADAR MI İZAN YOKSUNUSUNUZ?”

    VELİDER, MEB ile Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı arasında imzalanan protokolün iptal edilmesi için yazılı açıklama yaptı. Okulların “siyasi sahneye” çevrildiğini ifade eden VELİDER, itiraz gerekçesini şu cümlelerle açıkladı:

    “Okullara ellerini kollarını sallayarak giren bu ve benzeri yapıların iktidar veya iktidara yakın siyasi partilerin uzantıları olduğu gün ışığı kadar açık ve net. Hatta daha önce benzeri uygulamalarda, bu yapıların siyasi faaliyet yürütmek için okullarda hiçbir engelleme ile karşılaşmaksızın ellerini kollarını sallayarak girip çocuklarımızla bir araya gelmesine de tanıklık ettik. İktidarın ve iktidara yakın bu siyasi yapıların pervasızca hareket ederek ideolojik çıkarları doğrultusunda davranış sergiledikleri daha dün gibi aklımızda. Ülkemizin birçok şehrinde ve birçok okulunda kendi ideolojik faaliyetlerini gerçekleştirdiklerine de hep birlikte şahit olmuştuk.

    Toplumlar; siyasi görüş, dini inanç, felsefi düşünce etnik köken gibi konularda farklılıklar gösterir. Okullarda bulunan çocuklarımız ve velileri de aynı toplumun bir parçası olarak bu farklılıkları onların da taşıdığını hatırlatmak isteriz. İşte okulların, bu farklılıklara saygı duymasını ve toplumun tüm kesimlerinin sahip çıkması gereken ortak bir değer olduğunu belirtmek isteriz. Bu siyasi yapıların, okulları siyasetin sahnesine çevirerek çocuklarımızın üzerinden siyaset yapmalarını asla kabul etmiyoruz. Bu aynı zamanda çocuk istismarıdır. Bu imzaladığınız protokolle toplumu kutuplaştıracağınızı ve ayrıştıracağınızı görmüyor musunuz, bu kadar mı izan yoksunusunuz?

    Bizler çocuklarımızın sevecen ve naif tarafının suiistimal edilmesinin hem çocuk haklarına, hem pedagoji bilimine, hem de çocuklarımızın üstün yararına olmadığını hatırlatmak istiyoruz. Bu minvalde, çocuklarımızı kendi siyasi görüşleriniz doğrultusunda dönüştürmek amacıyla eğitmek değil; laik ve bilimsel temelde çağdaş bir eğitim vererek, ileride kendi siyasi felsefi, düşünsel tercihlerini özgür iradeleriyle yapmalarına olanak sağlamanız yeterlidir. Bu halkın bireyleri olarak; siz, ülkemizi yönetenlerden bu siyasi olgunluğu göstermenizi bekliyoruz. Ayrıca bu ve benzeri olayların sonucunda çocuklarda oluşacak travmaları da düşünürsek, çocuklarımızın psikolojisinde ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceğini de bilmenizi isteriz. Çocuklarımızı koruyup kollamak anne ve babalar kadar siyasetçilerinde görevidir.

    “YAPILAN PROTOKOLLER DERHAL İPTAL EDİLSİN”

    Bu bilinç ve anlayışla okullara bu ve benzeri yapıların girmemesi, gerekli önlemlerin alınması, yapılan protokollerin derhal iptal edilmesi için Milli Eğitim Bakanlığını göreve çağırıyoruz. Öğrenci Veli Derneği olarak bu ve benzeri olayların takipçisi olacağımızı belirterek, çocuklarımızın laik, bilimsel ve kamusal eğitim hakkının savunucusu olmaya devam edeceğimizin altını çizmek istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Eğitim-Sen’den sert tepki: Ülkü Ocaklarıyla protokol suçtur; hukuki girişimi başlatacağız!

    Eğitim-Sen’den sert tepki: Ülkü Ocaklarıyla protokol suçtur; hukuki girişimi başlatacağız!

    PİRHA – Eğitim Sen, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına tepki gösterdi. Konuya ilişkin açıklama yapan Eğitim Sen, “Okulların siyasetin propaganda alanlarına dönüştürülme çabalarının somut bir örneğidir ve asla kabul edilemez. Eğitim Sen olarak, bu tür olaylara karşı her türlü hukuki girişimi başlatacağımızın bilinmesini istiyoruz” dedi. 

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    “OKUL KAPILARININ SİYASİ YAPILARA AÇILMASI SUÇTUR!”

    Yapılan protokole Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’ndan (Eğitim Sen) itiraz geldi. Eğitim Sen “Yasalar açıkça ihlal edilmekte” başlıklı yazılı açıklamada, bu tür girişimlere karşı her türlü hukuki girişimi başlatacaklarını bildirdi.

    Eğitim-Sen açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “İmzalanan protokoller üzerinden okul kapılarının siyasi yapılara açılması suçtur!
    Son dönemde eğitim kurumlarında yaşanan bazı olaylar, eğitimin tarafsızlık ve laiklik ilkesinin ne kadar tehdit altında olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, MHP’nin yan kuruluşu olan Ülkü Ocakları ile ‘yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi’ için protokol imzalamıştır. İktidar ortağı olan bir partinin gençlik örgütlenmesi olan Ülkü Ocakları’nın “’sivil toplum örgütü’ olarak gösterilmek istenmesi, okulların siyasetin propaganda alanlarına dönüştürülme çabalarının somut bir örneğidir ve asla kabul edilemez. Bu tür girişimler sadece eğitimin niteliğine zarar vermekle kalmamakta, aynı zamanda yasaları açıkça ihlal etmek anlamına gelmektedir.

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ilgili yasalar, kamu kurumlarında ve okullarda siyasi propaganda yapılmasını açıkça yasaklamaktadır. Buna rağmen, son yıllarda AKP-MHP ittifakı ve onların ideolojik temsilcileri tarafından eğitim kurumlarında bu yasakların hiçe sayıldığı, öğrencilerin ideolojik bir yönlendirmeye maruz bırakıldığı örnekler yaşanmıştır. Geçtiğimiz yıl çok sayıda ilde, resmi olarak MHP’nin yan kuruluşu olan Ülkü Ocakları’na okullarda propaganda faaliyetinde bulunma izni verilerek açıkça suç işlenmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi’nin, iktidar ortağı MHP çizgisinde örgütlenmiş, tamamen siyasi bir yapılanma olan Ülkü Ocakları ile imzaladığı bu protokol devletin kendi yasalarına meydan okuması anlamına gelmektedir.

    Eğitim kurumları, demokratik düşüncenin, sorgulamanın ve bilimsel bilginin hâkim olduğu yerler olmalıdır. Ancak görüyoruz ki iktidar, Ülkü Ocakları gibi geçmişi karanlık yapıları okullara sokarak, yasaları ve hukuku çiğneyen tutumlarıyla eğitim sistemimizi kökünden çürütmeye kararlıdır.

    “PROTOKOL DERHAL İPTAL EDİLMELİ”

    Eğitim kurumlarının, siyasi iktidar ortaklarının siyasi propaganda aracı haline getirilmesi hem öğrencilerin geleceğini hem de eğitim sisteminin tarafsızlığı ilkesi ile açıktan çelişmektedir. Eğitimde hiçbir ideolojinin eğitim sistemi ve öğrenciler üzerinde baskı ve hâkimiyet kurmasına izin verilmemeli, imzalanan protokol derhal iptal edilmelidir.

    İktidarın ve onun çizgisindeki siyasal kadroların hukuk ve yasa tanımaz tutumlarının ülkeyi getirdiği nokta ortadadır. Hukuk kuralları toplumun sadece belli bir kesimi için değil, siyasi iktidar bileşenleri dâhil, herkes için eşit derecede uyulması gereken kurallardır. Ülkü Ocakları’na okul kapılarını açanlar açıkça suç işlemektedir. Yıllardır eğitim sistemini ve eğitim kurumlarını adım adım çöküşe sürükleyenler, okullarımızı ve öğrencilerimizi siyasi propagandalarına alet etmekten derhal vazgeçmelidir.

    Eğitim Sen olarak, bu tür olaylara karşı her türlü hukuki girişimi başlatacağımızın bilinmesini istiyor, Milli Eğitim Bakanlığı’nı ve eğitim yöneticilerini okulları ve öğrencileri bu tür siyasi manipülasyonlara alet etmemeleri konusunda uyarıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Milli Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol: Okullarda kurs açacaklar

  • MEB, HÜDA-PAR’lıların yönettiği vakfı okula soktu

    MEB, HÜDA-PAR’lıların yönettiği vakfı okula soktu

    PİRHA- Türkiye toplumunun tepkilerine rağmen AKP hükümeti laiklik karşıtı uygulamalarını sürdürüyor. Milli Eğitim Bakanlığı, HÜDA-PAR’lıların yönettiği Peygamber Sevdalıları Vakfı ile eğitimde işbirliği protokolü imzaladı. Buna göre vakıf, “Okullarda peygamberin ve sahabelerin hayatını anlatıp” yarışmalar düzenleyecek.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, gerici/dinci vakıflarla protokol imzalamaya devam ediyor.

    BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre, HÜDA-PAR ile bağlantılı olduğu bilinen Peygamber Sevdalıları Vakfı ile yeni bir protokol imzalandığı ortaya çıktı.

    YARIŞMALAR DÜZENLENECEK

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile merkezi Diyarbakır’da bulunan Peygamber Sevdalıları Vakfı arasında 26 Kasım 2024 tarihinde eğitimde işbirliği protokolü imzalandı. Protokolün “MEB’e bağlı resmi temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilere yönelik, gönüllülük esasına göre yürütülecek İslam Peygamberinin, sahabelerin örnek hayatlarını öğretmek” amacıyla imzalandığı belirtildi.

    Protokolde, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde madde ve mana, dünya ve ahiret dengesini gözeten; ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren; içinde yaşadığı topluma ve insanlığa karşı sorumluluk bilinciyle hareket eden erdemli ve ahlaklı bireyler yetiştirmek amacıyla yarışmalar düzenleneceği de” ifade edildi.

    VAKFIN BELİRLEDİĞİ KİŞİLER OKULLARA SOKULACAK

    Protokol kapsamında, vakıf tarafından hazırlanan duyuru ve afişlerin MEB’e bağlı okulların panolarına asılacağı, vakfın okul binalarında yarışma düzenlemesine izin verileceği belirtildi. Okul müdürlüklerinin yarışmalar için konferans salonlarını ve derslikleri hazır bulunduracağı da vurgulanırken, vakfın belirlediği “öğretim üyesi, araştırmacı, panelist, uzmanları” okullara sokmasına da onay verildi.

    VAKIF, HÜDA-PAR İLE BAĞLANTILI

    Milli Eğitim Bakanlığı, Ortaöğretim Genel Müdürü Halil İbrahim Topçu ile Peygamber Sevdalıları Vakfı Başkanı Mehmet Beşir Şimşek’in imzalarının yer aldığı protokolün geçerlilik süresinin ise bir yıl olduğu belirtildi.

    Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın Genel Başkanı Mehmet Beşir Şimşek, eski bir HÜDA-PAR yöneticisi. Aynı zamanda gerici faaliyetleriyle dikkat çeken Alimler ve Medreseler Birliği’nin (İttihadul Ulema) Genel Başkan Yardımcısı olarak da görev yapıyor. Alimler ve Medreseler Birliği’nin Genel Başkanlığını ise Hizbullah’ın eski İran sorumlusu olduğu belirtilen Enver Kılıçarslan yapıyor.

    (HABER MERKEZİ)