Etiket: MEB

  • Çiçek: Okullarda Kürtçe yerine din derslerinin seçilmesi için baskı uygulanıyor

    Çiçek: Okullarda Kürtçe yerine din derslerinin seçilmesi için baskı uygulanıyor

    PİRHA – DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, okullardaki Kürtçe seçmeli derslerin ötelenmesini Meclis gündemine getirdi. Çiçek “Haftada yalnızca 2 saat verilmesine müsaade edilen Kürtçe seçmeli dersinin öğrenciler ve veliler tarafından seçilmemesi ve Kürtçe yerine din derslerinin seçilmesi için okul idarecileri ve öğretmenler tarafından baskı uygulanmakta ve ders engellenmektedir” diye belirtti.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Kürtçe seçmeli derste yaşanan sorunları gündeme getirdi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na önerge sunan Çiçek, ana dilinde eğitim hakkına vurgu yaparak, devletin bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlü olduğunu ifade etti.

    “İKTİDAR, SORUNU ÖTELEMEKTEDİR”

    Milletvekili Cengiz Çiçek, dünyanın birçok ülkesinde ana dilinde eğitim ve öğretimin çok dilli yapıldığının altını çizerek şu açıklamayı yaptı:

    “Ancak Türkiye’de tek dilli bir anlayış ile öğrencilerin bu hakkı gasp edilmektedir. Anadilinde eğitimin önündeki engeller ve Türkiye tarafından Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelerdeki ilgili maddelere konulan şerhler bugün hala devam etmektedir.

    Okullarda Kürtçe (Kurmancî, Kirmanckî), Lazca, Çerkezce, Boşnakça gibi diller seçmeli ders olarak verilmektedir. Halkların ana dilinde eğitim talebini karşılamayan bu uygulama ile iktidar, milyonlarca öğrenci üzerinden çocukların ana dilinde eğitim hakkını ihlal etmektedir. Kürtçe, Türkiye’de en çok konuşulan ikinci dil olmasına rağmen kamusal alanda kullanımına izin verilmemekte ve okullarda Kürtçe eğitim seçmeli dersten öteye gidilmemektedir. Haftada yalnızca 2 saat verilen seçmeli derslerle Kürtçe açılımı yaptığını söyleyen iktidar, Türkiye’de 25 milyonu aşkın bir nüfusa sahip Kürt halkının ana dilinde eğitim talebini bu şekilde geçiştirmekte ve sorunu ötelemektedir. Kaldı ki haftada yalnızca 2 saat verilmesine müsaade edilen Kürtçe seçmeli dersinin öğrenciler ve veliler tarafından seçilmemesi ve Kürtçe yerine din derslerinin seçilmesi için okul idarecileri ve öğretmenler tarafından baskı uygulanmakta ve ders fiili olarak engellenmektedir. Kürtçe öğretmenlerinin atamaları her atama döneminde sembolik rakamlarda bırakılmakta, ataması yapılan Kürtçe öğretmenleri de okullarda başka derslere girmeye zorlanmaktadır.

    “ANA DİLLERİN KORUNMASI İÇİN PLANLADIĞINIZ ÇALIŞMALAR NELERDİR?”

    İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “-Ana dilinde eğitim hakkının anayasal güvence altına alınmasına ilişkin bir çalışmanız olacak mıdır?

    -Seçmeli Kürtçe derslerinin verilmeye başlandığı yıldan bugüne kadar okulların 5, 6, 7 ve 8. sınıflarında Kürtçe (Kurmancî, Kirmanckî) dersi kaç öğrenci tarafından seçilmiş ve kaç tane Kürtçe sınıfı açılmıştır? Eğitim öğretim dönemlerine göre dağılımı nedir?

    -Öğrencilerin Kürtçe seçmeli derslerini seçmeleri konusunda engellemeler uygulayan ve öğrencilerin başka dersleri seçmelerini dayatan okul idareleri hakkında şimdiye kadar herhangi bir işlem yapılmış mıdır?

    -Şimdiye kadar Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuş kişi sayısı kaçtır? Kaç Kürtçe öğretmeninin ataması yapılmıştır?

    -Türkiye’de yok olma ve kaybolma tehlikesi altında bulunan diller hangileridir? Bakanlığınızın Türkçe dışında diğer anadiller ile ilgili bugüne kadar yaptığı çalışmalar nelerdir? Bundan sonra anadillerin korunması için yapmayı planladığınız çalışmalar nelerdir?

    -Türkiye’nin ana dilinde eğitim konusunda Uluslararası sözleşmelere koyduğu çekinceleri kaldırması için bir çalışma yapacak mısınız?”

    PİRHA/ANKARA

  • Veliler: Çocuklarımızı tarikat karanlığına teslim etmek istemiyoruz – VİDEO

    Veliler: Çocuklarımızı tarikat karanlığına teslim etmek istemiyoruz – VİDEO

    PİRHA- Hükümetin okullara imam atamasına tepki gösteren öğrenci velileri, “İmam caminin görevlisi, okulun görevlisi değil. Bir sürü atanması beklenen öğretmen varken neden çocuklarımız sadece din eğitimi almış kişilere teslim edilmek isteniyor? Tarikat ve cemaatler neden çocuklarımızdan bu kadar kıymetli?” diye konuştular.

    AKP iktidarında eğitim politikaları büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihleri  görmezden gelinirken, dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.

    Son olarak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bütçe görüşmeleri sırasında MEB’in cemaat ve tarikatlarla protokol yaptığı eleştirilerine karşın, “Sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır” dedi.

    Bakan Tekin’in tarikat ve cemaatlerle imzalanan protokollerin devam edeceği yönündeki ifadelerini kabul etmediklerini belirten veliler, suç işlendiğini vurgulayarak PİRHA‘ya konuştu.

    “OKULLARIMIZ ARTIK GÜVENLİ ALANLAR DEĞİL”

    “Çocuklarımızı tarikat karanlığına teslim etmek istemiyoruz” diye ÇEDES protokolüne tepki gösteren Aysun Eren, bakanlığın iktidarı da yanlarına alarak adım adım ilerlediklerini söyledi. Eren, şöyle devam etti:

    “Artık okulların içindeler ve okullarımız güvenli alan değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ÇEDES projesi adı altında Diyanet İşleri Başkanlığı ile ortak bir protokolü süresiz olarak imzalaması suç aslında. Yusuf Tekin’in tarikatlarla devam edeceğiz diye yaptığı açıklama da çok üzdü bizi. Açık açık söylüyorlar ve gümbür gümbür geliyorlar. Gelmemeleri için bizim karşı duruş sergilememiz lazım.”

    “ÇOCUKLARIMIZ DERSLERE BİLE GİRMEK İSTEMİYOR”

    İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmuş öğretmenlere güvenmemenin çok büyük bir ayıp olduğunu ifade eden Kadriye Akkılıç, “Benim çocuğum Edebiyat dersine bile imamların girdiğini söylüyor. ÇEDES projesi kapsamında imamlar okullarda öğretmenlerin yerine derslere giriyorlar. O zaman bu ülkede hiç öğretmen yetişmesin. Biz çocuklarımızı eğitim için okula gönderiyoruz. Tarikatların içerisinde olmak zorunda mıyız? Çocuklar derse bile girmek istemiyor. Zaten eğitim sistemi, sınav sistemi çok kötüydü artık bir de ÇEDES var” diye konuştu.

    “ÇOCUKLARIMIZA MEZARLARI TEMİZLETİYORLAR”

    Okullarda ÇEDES projesi kapsamında öğrencilerin mezarlıklara götürülmesine tepki gösteren Seval Keleş ise “Neye göre değerler eğitimi belli değil. Çocuklar en son mezarlığa götürülmüş. Ölüm, bir çocuğun psikolojik olarak, pedagojik olarak gelişiminde çok ağır bir travmadır. Yakını ölen bir çocuk aylarca kendine gelemiyor. Orada tanımadığı insanların mezarlarının temizletilmesi çocuğa ne gibi bir yarar sağlayacak ben merak ediyorum? Mezarlıklarda görevli mi yok da çocuklara mezarlar temizletiliyor? Bütün değerleri geçtim mezarlığa götürülen çocukların orada ne için bulundurulduğunu öğrenmek istiyorum” diye konuştu.

    Keleş, dinin okullarda empoze edilmesini doğru bulmadığını da söyleyerek şunları kaydetti:

    “Bu ülkede inanan inanmayan, farklı inançlarda olan insanlar var. Bunlara da saygı duyulmasını talep ediyorum. Orada çocukların başına bir şey geldiğinde Milli Eğitim Bakanı bunu üstlenecek mi? İmam caminin görevlisi, okulun görevlisi değil. Birçok atanması beklenen öğretmen varken neden çocuklarımız sadece din eğitimi almış kişilere teslim edilmek isteniyor? Tarikat ve cemaatler neden çocuklarımızdan bu kadar kıymetli?”

    Devrim FINDIK-Cihan BERK/İSTANBUL

  • Koçyiğit, Kars Ülkü Ocakları’nın okulda yaptığı propagandayı Meclis’e taşıdı

    Koçyiğit, Kars Ülkü Ocakları’nın okulda yaptığı propagandayı Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Kars Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından bir ortaokulda düzenlenen etkinliği Meclis gündemine taşıdı. Koçyiğit, “Türk Büyükleri Okuma Serisi” adlı dijital uygulamanın tanıtılması etkinliğinin izinli olup olmadığını Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sordu.

    DEM Parti Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, hazırladığı önerge ile Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e Kars Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından Sarıkamış Gazipaşa Ortaokulu’nda düzenlenen etkinliğin detaylarını sordu.

    Milletvekili Koçyiğit, “Türk Büyükleri Okuma Serisi” adlı dijital uygulamanın tanıtılması etkinliğinin izinli olup olmadığını, çocukların yüzlerinin aleni bir şekilde gösterildiği fotoğrafların sosyal medya hesapları ve yerel basında paylaşılmasının yarattığı çocuk hakları ihlallerine dikkat çekti.

    OKULDA MÜFREDATA AYKIRI FAALİYET!

    Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, önergesinde “Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Kars Ülkü Ocakları İl Başkanlığı olarak, ‘Türk Büyükleri Okuma Serisi’ dijital uygulamasını Akıllı tahta üzerinde Sarıkamış Gazi Paşa İlköğretim Okulu’nda öğrenci kardeşlerimize anlattık” ifadeleri kullanılmış ve çocukların yüzleri aleni bir şekilde görünecek şekilde birden fazla fotoğraf sosyal medya hesaplarından paylaşılmıştır. Bu etkinlik yine aynı şekilde çocukların fotoğrafları ve videolarıyla birlikte yerel basında da yer almıştır.

    Asena Haber isimli Ülkü Ocakları’na yakınlığıyla bilinen sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Ülkü Ocakları faaliyetlerini, gençlerimize ve çocuklarımıza her yerde tanıtmaya devam ediyor. Ülkü Ocakları Kars İl Başkanlığı, Türk Büyükleri Okuma Serisini çocuklarımıza anlattı” ifadeleri kullanılmıştır” diye belirtti.

    “İSTİSMAR RİSKİ YARATTIĞI AÇIK!”

    Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:

    Bakanlığınızın çeşitli tarikat ve derneklerle iltisaklı olduğu kamuoyuna mal olmuş dernek ve vakıflarla olduğu gibi Ülkü Ocakları ile de ülke veya Kars ili bazında imzalanmış protokol var mıdır?

    Ülkü Ocakları’nın sosyal medya hesaplarında boy boy fotoğraflarını paylaştığı etkinlik resmi onaylı bir etkinlik midir?

    Eğer bu etkinlik Bakanlığınız onaylı değilse sorumlular hakkında soruşturma açılmış mıdır?

    Çocukların fotoğraflarının Ülkü Ocakları’nın sosyal medyası hesaplarında, yerel ve hatta ulusal basında hala bulunmasının çocuk haklarının ihmali olduğu ve istismar riski yarattığı açıktır. Bu fotoğrafların kullanılması için çocuklardan ve velilerinden imzalı açık onay metni alınmış mıdır?

    Fotoğrafların kaldırılması ve çocuk haklarının korunması için bakanlığınız bir adım atacak mıdır?

    Ülkü Ocakları’nın okulda gerçekleştirdiği bu faaliyet MEB müfredatının hangi kazanım hedeflerine hizmet etmektedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Sarıhan, tarikatları savunan Bakan Tekin’i uyardı: Yasalara uymakla yükümlüsünüz!

    Sarıhan, tarikatları savunan Bakan Tekin’i uyardı: Yasalara uymakla yükümlüsünüz!

    PİRHA – 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Av. Şenal Sarıhan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, laik eğitim karşıtı olduğunu ifade ederek, “Bakan, yasalara uymakla yükümlüdür” uyarısında bulundu.

    Av. Şenal Sarıhan, Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı ve dinci örgütler arasında imzalanan ÇEDES protokolünün laik eğitime karşı olduğunu vurguladı.

    Şenal Sarıhan, konuya ilişkin yazılı basın açıklaması yaparak “Bakan yasalara uymakla yükümlüdür” vurgusunu yaptı.

    “GERİCİ UYGULAMALAR ADIM ADIM SÜRDÜRÜLMEKTE”

    29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan, MEB ile dinci örgütler arasındaki anlaşmaların son bulması gerektiğini belirterek şunları ifade etti:

    “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bulunduğu görevi, Anayasa ve yasalara uygun olarak yapmakla yükümlüdür. Milli Eğitim Temel Kanunu’nun laik ve bilimsel eğitimi esas alan düzenlemelerine karşın, ÇEDES projesi ile yasalara uymama kararının ilk işaretini vermiştir. Son olarak, TBMM kürsüsünden tarikatları açıkça savunarak ve onların birer STK olduğunu ifade ederek bu kararından bir adım geri gitmeyeceğinin işaretini vermiştir. Nitekim, kreşlerden başlayarak tüm eğitim kurumlarında gerici uygulamalar adım adım sürdürülmektedir. Ancak, eğitimin bilimsel ve laik niteliğinin aydınlanmanın temeli olduğuna inanan tüm yurttaşlar ve demokratik kitle örgütleri, bu gidişe “dur” deme kararlılığı ile ayaktadır. Ülkemizin yarınları olan çocuklarımızı bilimin ışığından mahrum edecek her türlü uygulamanın karşısında olacağımızı yüksek sesle ifade ediyor, bakanı yasalara uymaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Fırat’tan Tekin’e: Alevilere hakaret eden Nurettin Topçu müfredattan çıkarılacak mı?

    Fırat’tan Tekin’e: Alevilere hakaret eden Nurettin Topçu müfredattan çıkarılacak mı?

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, MEB müfredatında Alevilere hakaret eden Nurettin Topçu’nun yer almasına itiraz etti.  Fırat, Bakan Yusuf Tekin’e, “Toplumu ayrıştıran, laiklik karşıtı ve diğer kimlikleri yok sayan Nurettin Topçu acilen bu müfredattan çıkarılacak mıdır?” diye sordu.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredatı tartışmaları da beraberinde getirdi. DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Alevilere yönelik ayrımcılık uygulandığını belirterek, yeni müfredata dair Milli Eğitim Bakanı (MEB) Yusuf Tekin’in cevaplaması talebiyle soru önergesi hazırladı.

    MEB tarafından düzenlenen yeni müfredatta, ortaokullarda “Kültür ve Medeniyetimize Yön Verenler” dersinde Halil İnalcık ve Nurettin Topçu’nun da eserleri anlatılacak. Eğitimciler ve Alevi toplumu ise karma eğitime karşı olduğu bilinen ve “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabında Aleviliği “bozuk zihniyet” olarak tanımlayan Nurettin Topçu’nun müfredatta yer almasına karşı çıkıyor.

    “KARMA EĞİTİM KARŞITI BİR İSİM”

    MEB, okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde okutulacak bazı derslerin programlarını yayımlaması üzerine Milletvekili Celal Fırat, itirazda bulundu. Yeni müfredat çalışması kapsamında ortaokullarda “Kültür ve Medeniyetimize Yön Verenler” dersinin okutulacağına işaret eden Fırat, şu hususlara dikkat çekti:

    “Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın kararıyla onaylanan dersin programına göre öğrencilerin, “kültür ve medeniyetimize yön veren şahsiyetleri bilmeleri, tanımaları ve günlük hayat içerisinde model olarak almaları” hedeflendi.

    Ders kapsamında Hacı Bektaş-ı Veli, Hârizmî, Bîrûnî, Yunus Emre, Halil İnalcık, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç gibi isimlerin kültür ve medeniyete sağladığı katkılar anlatılacak.

    Program kapsamında Nurettin Topçu’nun sanat tarihi, ahlak felsefesi ve İslam ahlakı alanlarında kendini yetiştiren, bu alanlarda birikim ve tecrübeye sahip değerli düşünce ve fikir insanı olduğu vurgulanacak, “kişinin kendisini düşündüğü kadar tüm insanların da talep, ihtiyaç ve beklentilerini dikkate alması gerektiği” fikri üzerinde durulacak.

    MEB’in 2016’da öğretmenlerin seminer döneminde incelemesi ve tartışması istenen kitapların arasına koyduğu Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” kitabı eğitimcilerin tepkisi çekmiş ve eylemler yapılmıştı. O dönemki tartışmalarda Topçu’nun karma eğitim karşıtı bir isim olduğu üzerinde durulmuştu.

    Dersin içeriğine yönelik bilgilerin yayımlanmasıyla birlikte eğitimciler ve Alevi temsilcileri, Nurettin Topçu ismine tepki gösterdi. Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabında geçen, “…Tarikatları ise, asırların arasında ta kalbinden kemiren şerir kuvvet Alevilik olmuştur. Ve böyle bozuk bir zihniyete, kolayca ortak olan hayati hazlarla yüklü bir adap ve erkan silsilesi, tarikatları çürütmeğe kâfi geldi. İslam alemi, bugün bu iki çürütülmüş zihniyetin harabesi halindedir” sözleri tekrar gündeme geldi.

    Nurettin Topçu’nun tek bir dini yapıya düşman değil, Aleviliği tarikat olarak görüyor ve diğer tarikatlardan ayırmıyor. Kadirîlik, Nakşibendilik görüşlerini de tarikat olarak ele alıyor ve ahlaki ötelenmişlikten dolayı tüm bu tarikatları çürümüş zihniyet olarak görmektedir.”

    Milletvekili Celal Fırat, Bakan Yusuf Tekin tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Alevileri “şerir kuvvet, çürümüş, bozuk zihniyet” diye tanımlayarak Alevilik inancına hakaret eden, “karma eğitime karşı” olduğunu açıklayarak laik eğitime karşı olduğunu açıkça beyan eden Nurettin Topçu’nun yeni müfredatta “kültür ve medeniyetimize yön veren, günlük hayat içerisinde model olarak alınması gereken şahsiyetler” arasında sayılarak ders olarak okutulması Mili Eğitim Bakanı olarak sizin de bu kişi ile hem fikir olduğunuz anlamına mı gelmektedir?

    *Diğer kimlikleri yok sayan bir zihniyete sahip olan Nurettin Topçu nasıl kültür ve medeniyete yön veren şahsiyet olmaktadır?

    *Karma eğitime karşı olan, Alevilere hakaret eden, toplumu ayrıştıran, kin ve nefret kusan, laiklik karşıtı ve diğer kimlikleri yok sayan Nurettin Topçu acilen bu müfredattan çıkarılacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Bakan Yusuf Tekin, bir dinci yapılanmayla daha protokol imzalamış!

    Bakan Yusuf Tekin, bir dinci yapılanmayla daha protokol imzalamış!

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in tarikat ve cemaatlerle protokollere ilişkin sözlerine tepkiler devam ederken Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün radikal dinci Cihannuma Derneği ile protokol imzaladığı ortaya çıktı.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, “Sizin tarikat-cemaat dediğiniz bizim STK dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Ve ben bu protokollerle bize hizmet eden, destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla da protokol yapmaya devam edeceğiz” sözleri tepki görmeye devam ederken, bir dinci yapılanma ile protokol daha ortaya çıktı.

    Cumhuriyet’ten Mehmet Oflaz’ın haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı protokoller tartışılırken 21 Kasım’da Konya İl Müftülüğü, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Cihannüma Derneği İl Temsilciliği arasında “Değer Gören, Değer Veren; Tarihinden Geleceğini İnşa Eden Gençlik” konulu ‘eğitimde işbirliği protokolü’ imzalandığı ortaya çıktı.

    Protokol kapsamında 13 Aralık’ta Rukiye Mehmet Akış Proje Fen ve Teknoloji Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde “Kudüs Bilinci” konulu panel düzenlendi.

    Öte yandan Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de Cihannüma Derneği’yle protokol imzaladığı öğrenildi. 11 Aralık’ta Adabilim Okulları’nda lise öğrencilerine “Ecdat Yadigarı Kudüs” konulu seminer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Laik eğitime darbe bitmiyor: MEB, yeni müfredat ile ‘fıtratı ve şahsiyeti’ öne çıkarıyor

    Laik eğitime darbe bitmiyor: MEB, yeni müfredat ile ‘fıtratı ve şahsiyeti’ öne çıkarıyor

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’nın, dini içerikli konulara ağırlık vereceği müfredatı, aralık ayının başında hayata geçireceği öğrenildi. Müfredat değişikliğiyle ‘ilerlemeci odaklı’, yani bilimsel ve modern eğitim yaklaşımından vazgeçilecek. Eğitimin odağına “fıtrat ve şahsiyet” konuları alınacak. 

    Cumhuriyet Gazetesi’nden Sefa Uyar’ın haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), dini konulara ve dini içerikli derslere ağırlık vereceği müfredat için geri sayım başladı. Yeni detayların bakanlık kulislerine yansıdığı hazırlıklara göre müfredat değişikliği, ilk olarak 1., 5. ve 9. sınıflar için uygulanacak. Yani yeni müfredat, ilk olarak ilkokul, ortaokul ve lisenin ilk kademelerinde uygulanacak. Böylece bu kademedeki öğrenciler, yeni kademeye yeni müfredatla başlayacak, böyle devam edecek. Öğrencinin araştırmaya yönlendirileceği ve öğretmenin etkinliğinin azaltılacağı kaydedilen yeni müfredat hazırlığında istisna ise ‘değerler eğitimi’ olacak. Tarikat ve cemaatlerin ısrarcı olduğu, usule aykırı şekilde 19. MEB Şûrası’nda kabul edilen ve okulöncesi eğitime kadar yaygınlaştırılan değerler eğitimi hakkındaki yeni hazırlıkların, tüm kademelerde uygulamaya geçirilmesi öngörülüyor.

    EĞİTİMDE FITRAT VE ŞAHSİYET VURGUSU DÖNEMİ

    Bakanlığın dini eğitim, araştırma ve öğrenci odaklı yeni müfredat çalışmalarında, eğitime bakış açısını da yeniden ele alacağı kaydediliyor. Son dönemde zayıflatılmasına karşın halen uygulanmaya devam edilen bilimsel ve modern eğitim yaklaşımından vazgeçilmesi gündeme geldi. Bakanlığın, “ilerlemeci yaklaşımdan uzaklaşılıp, fıtrat, şahsiyet ve vatan sevgisi gibi değerlerin öne çıktığı anlayışı takip edeceği” belirtiliyor.

    MEB’in müfredat değişikliği gündeme gelmeden önce tarikat ve cemaat bağlantılı dernek ve vakıfların düzenlediği sempozyum ve çalıştay gibi çalışmalarda, ‘fıtrat ve şahsiyet’ vurgusunun öne çıktığı biliniyor. İki terim de dini temelli. Sabit, payidar ve değişiklik kabul etmez olarak nitelendirilen fıtrat, insanın yaratılıştan gelen özelliklerine işaret ediyor. Şahsiyet ise fıtratın üzerine eğitimle kazanılan manevi nitelikler olarak nitelendiriliyor. Eğitimciler, iki kavram üzerinden eğitimin, dini referans ve atıfla şekillendirileceğine işaret ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kaplan: Hükümetin dinci politikalarına karşı Aralık’ta İstanbul’da miting düşünüldü-VİDEO

    Kaplan: Hükümetin dinci politikalarına karşı Aralık’ta İstanbul’da miting düşünüldü-VİDEO

    PİRHA – ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan, AKP iktidarının, Alevi toplumuna karşı baskısını arttırdığını belirterek, Alevi kurumları olarak Hacıbektaş’ta alınan kararları anlattı. “Adalet ve Kalkınma Partisi dinci, ırkçı, şeriatçı tarikatlardan oluşan bir koalisyon halidir” diyen Kaplan, Aralık’ta yapılması kararlaştırılan büyük İstanbul mitinginin daha geniş çağrıyla yapılacağını söyledi. 

    AKP iktidarı, bütün demokratik kesimlerin tepkilerine rağmen eğitim alanında dincileşmeyi sürdürüyor. Okulları adeta din merkezlerine dönüştüren iktidar, öğrencilerden sonra şimdi de öğretmenler üzerinde baskı kurmaya başladı.

    Alevi toplumunu yok sayan, Alevi inancının özüne müdahalede bulunan AKP iktidarına karşı yeni itiraz yöntemleri de geliştiriliyor. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) öncülüğünde 21-22 Ekim’de Hacıbektaş’ta yapılan toplantıda tartışmalı o başlıklar masaya yatırıldı.

    “DİNCİ-IRKÇI KOALİSYONDAN, DAHA HİSSEDİLİR ADIMLAR ATILIYOR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, ABF’nin toplumsal sorunlara duyarsız kalamayacağının altını çizerek, ABF Genişletilmiş Danışma Kurulu olarak Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve şubesiz bileşenler ile Hacıbektaş’ta alınan kararları anlattı.

    ABF’nin örgütsel duruşunun, ırkçılık ve şeriat karşıtı bir duruş olduğunu söyleyen Kaplan, şunları söyledi:

    “Türkiye’de laiklik sorunu sadece Alevilerin sorunu değil; devrimci, demokrat, çağdaş, ilerici olan bütün kesimleri ilgilendiren bir problemdir. Adalet ve Kalkınma Partisi aslında tarikatlar koalisyonundan oluşan bir partidir. Dinci, ırkçı, şeriatçı tarikatlardan oluşan bir koalisyon halidir. Bu koalisyon üzerinden daha hissedilir adımlar atılmaya başlandı. Bunlardan bizim gözümüze ilk batan okullara yaptıkları hamle oldu. İktidara geldiklerinden bu yana sayısını bizlerin unuttuğu kadar müfredat değiştirildi. Eğitim sisteminin içini boşaltmak tamamen sistematik yapılan bir durumdu. ÇEDES projesi ile ilgili geçtiğimiz ay İzmir’de bir miting yaptık. Şimdi ise bütün ülkeye bu uygulamayı yaydılar. Eğitimcilere de zorunlu din dersi getirildi. Önceden zorunlu din derslerine karşı mücadele verdiğimizi söylüyorduk ama bu defa müfredatın toplamı dincileştirildi. Dedelerin verdiği gülbenglerde ‘kişi kötü demeyelim, işi kötü diyelim’ denir. Biz insanların doğaya, çevreye, insana saygılı mı değil mi ona bakarız. Bu bağlamda örgüt olarak toplumsal sorunlara duyarsız kalamayız. ABF Genişletilmiş Danışma Kurulu olarak kararlaştırdık ve sahada zaten beraber iş tuttuğumuz Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve bizim şubesiz bileşenlerimizi davet ettik. Toplantıda özellikle ırkçı ve şeriatçı saldırılara, kuşatmalara karşı önümüzdeki süreçte daha somut adımlar atarak ilerleyeceğimiz yönünde kararlar alındı.”

    ARALIK’TA BÜYÜK ALEVİ MİTİNGİ KARARI!

    Özgür Kaplan, toplantıda alınan kararlardan birinin de örgütlerin birbirine yakınlıklarının artırılacağı yönünde olduğunu söyledi. Kaplan, Alevi kurumları ile daha çok birlikte iş tutma yönünde kararlar alacaklarını söyleyerek şöyle devam etti:

    “ABF, her zaman yelpazesini genişletmeyi düşünür. Hatta bazen sahada iş yaparken bizim bileşenimiz olması da kıstasımız olmaz. O nedenle genişlemek gibi bir hedefimiz elbette ki var. Önümüzdeki Aralık ayının ilk yarısında İstanbul’da bir miting düşünüldü. İzmir’deki mitingin devamı niteliğinde olacak. ‘İnsanlar bir araya geldi, söyleyeceklerimizi söyledik, bu kadar’ dememek üzere bu mitingi yapacağız. Alevi kurumları olarak yöre derneklerinden tutalım, bütün devrimci demokrat çevrelere çağrılar yapacağız. İlk olarak işimiz bu olacak ama sahada paneller, salon toplantıları ve ülke genelinde bölge toplantıları daha da sıklaşarak devam edecek. Çünkü sahadaki insanlar, bu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı ile ilgili sıkıntı yaşıyor. Zaten danışma kurulunun gündem maddelerinden biri de buydu.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN IRKÇI BİR BAŞKANI VAR”

    Cemevi Başkanlığı’nın ırkçı bir başkanı var. Kendisi Kürt’tür, Alevidir ama Türk milliyetçisidir. Alevilik bir ırkın milliyetçiliğini yapmamakla başlar. 72 millete bir nazarla bakamayandan Alevi olmaz. Bu zat-ı muhterem, ‘Kim diyor Alevilikte namaz yoktur? Biz namaz kılarız’ diyerek en az bin yıllık Alevi içtihatine de aklı sıra meydan okuyor. Ben bu açıklamaları gülerek seyrediyorum ama bu önemsemediğimiz anlamına gelmez.

    “CEMEVLERİNE, KÖYLERE GİDİP RÜŞVET DAĞITIYORLAR”

    Şimdi bunlar cemevlerine, köylere giderek rüşvet dağıtıyorlar. ‘Sizi maaşa bağlayalım’ diyorlar. Fakat iş içinde başka bir işi perdeleyerek bunu yapıyorlar. Mesela ‘Cemevlerinin elektrik ve su faturalarını karşılayalım’ diyerek üstten bir söylem geliştiriyorlar. Fakat çıkarttıkları yasa şöyle işliyor; sadece ibadetin yapıldığı alanın, salonun faturasını ödüyorlar. ‘Cem yapılan salon haricindeki yerlerin saatini ayırın’ diyorlar. Burada da iki yüzlülükleri ortaya çıkıyor.”

    “ÇAKMA FEDERASYONLAR OLUŞTURUYORLAR”

    ABF Genel Sekreteri Kaplan, yapmayı planladıkları bölge toplantıları ile halkı bilinçlendirmeyi amaçladıklarını da söyleyerek, “Geniş çevreleri, örgütümüzün çatısına daha çok dahil edebilmek fikriyatı var. Çünkü AKP, çok bel altı çalışma yürütüyor; rüşvet dağıtıyorlar. Ayrıca çakma federasyonlar oluşturuyorlar. Alevilik’te ‘bal var demekle ağız tatlanmaz’ diye bir söz vardır. 2 tane çanta derneğini bir araya getirip de ‘ben federasyonum’ diye ortaya çıkıyorlar” diye belirtti.

    “İSTANBUL MİTİNGİ AYNI İSİMLE OLMAYACAK, DAHA GENİŞ ÇAĞRIYLA YAPILACAK”

    Özgür Kaplan, Aralık’ta İstanbul’da yapılacak mitinge Alevi kurumlarının öncülük edeceğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ankara ya da Diyarbakır’da da sonrasında mitingler olabilir. Hacıbektaş’ta daha somut radikal eylem tarzları da konuşuldu. Fakat biz kendi örgütsel çeperini bilen insanlarız. Bizler aşağıdan yukarıya doğru örgütlenen bir kurumuz. Eğer bir eylem tarzı için olgunlaşma sağlanmışsa tabii ki farklı eylemler de yaparız. Bir eylem yapıp başarısızlığa uğramanın da alemi yok. Ama bu mitingler, bölge toplantıları başka eylemlerin hazırlığı olarak da algılanabilir. İzmir mitingi ÇEDES merkezli, ‘Laik yaşam, laik eğitim, eşit yurttaşlık’ söylemi üzerinden yapıldı ancak İstanbul’daki mitingin adı aynı olmayacak. Daha genişletilen bir çağrı ile yapılacak. Tabii ki başka eylem tarzlarına da ihtiyaç var ama o halkın pişmesi ile ilgili bir şey.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Eğitim-Sen: Devlet kurumları inanç alanını istismar etmekten vazgeçsin

    Eğitim-Sen: Devlet kurumları inanç alanını istismar etmekten vazgeçsin

    PİRHA- Eğitim-Sen, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün “Kur’an tilaveti ve 100 hatim duası” etkinliğine tepki göstererek, toplumsal yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi, eğitim sisteminde de ‘tek din, tek mezhep’ anlayışına dayalı siyasal-ideolojik kuşatma yaşandığına dikkat çekti.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), tüm okullarda hatim ve mevlit programı düzenleme genelgesi yayınladı. Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü de “Kur’an tilaveti ve 100 hatim duası” etkinliği yapacak.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM-SEN) konuya dair yazılı açıklama yaptı. Eğitim-Sen tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’de eğitim sisteminin en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşıldığına vurgu yapılarak, toplumsal yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi, eğitim sisteminde de ‘tek din, tek mezhep’ anlayışına dayalı siyasal-ideolojik kuşatma yaşandığı dile getirildi.

    Toplumsal yaşamı ve eğitim sistemini tamamen dini söylemler üzerinden biçimlendirme uygulamalarına her geçen gün yenileri eklendiğine işaret edilen açıklamanın devamında şunları ifade edildi:

    “Bu durumun son örneği Cumhuriyetin 100. Yılı kutlamaları ile ilgili olarak gündeme gelmiştir. Ankara Valiliği ve Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet’in 100. Yılı kutlamaları bir kutlama programı olmaktan çok, laiklik ilkesine aykırı olarak, resmî kurumlar tarafından düzenlenen bir “dini etkinlik” olarak planlamıştır.

    Ankara Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından ortaöğretim kurumlarına gönderilen programın başlığı “Cumhuriyetin 100. Yılı Anma Programı” olarak belirlenmiş, programın içeriği imam hatip öğrencileri tarafından hazırlanmıştır. 23 Ekim günü Talim ve Terbiye Kurulu Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek olan “Cumhuriyetin 100. Yılı Anma Programı” çerçevesinde ‘Kur’an-ı Kerim Tilaveti’, ‘Cumhuriyetimizin 100. Yılında 100 Hatim Duası’ gibi başlıkların yer alması dikkat çekicidir. Resmi devlet kurumlarının hemen her konuda olduğu gibi, Cumhuriyetin 100. Yılı kutlamalarını da dini etkinlik haline getirmek istemesi, laiklik ilkesine temelden aykırıdır ve kabul edilemez bir durumdur.

    Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, iş yerinde, üniversitede, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayrım yapılmamasına bağlıdır.

    Devletin bütün inanç, kimlik ve dünya görüşleri karşısında eşit mesafede ve tarafsız olması gerekirken, sadece belli bir inanç sisteminin kurallarını ve değerler sistemini her fırsatta gündeme getirerek tüm topluma dayatması kabul edilemez. Eğitim sisteminin ve toplumsal yaşamın bütün alanlarının, iktidarın siyasal-ideolojik çizgisine göre biçimlendirilmek istenmesi ve kamu kurumlarının bu amacı gerçekleştirmek için seferber edilmesi doğru değildir. Devlet kurumları inanç alanını iktidarın siyasal çıkarları için istismar etmekten vazgeçmelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Okullarda mescit düşmanlık yaratır; öğretmenlere din dersi zorunluluğu zorbalıktır’-VİDEO

    ‘Okullarda mescit düşmanlık yaratır; öğretmenlere din dersi zorunluluğu zorbalıktır’-VİDEO

    PİRHA – Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim kurumlarını dini mekanlara dönüştürmesini eleştirdi. Kurul, okullarda mescit zorunluluğuna işaret ederek, “Sınıflar çok kalabalık, bir sınıfı mescite dönüştürme çabası 30-40 öğrenciyi derslerinden alıkoymak demek. Öğrencileri nitelikli eğitimden uzaklaştırmak demek” dedi. Kurul, eğitimciler için de zorunlu din dayatmasının da zorbalık olduğunu vurguladı. 

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2022-2023 örgün eğitim istatistikleri de gösteriyor ki kamusal eğitim yıldan yıla geriye gidiyor. Buna yerine özel öğretim ve dini eğitim odaklı okullar teşvik ediliyor. Eğitim alanındaki ticarileşme ve dinselleştirme politikaları ise yeni yüzü ile günden güne kamuoyuna açıklanıyor.

    14 Ekim’de yapılan duyuru ile Millî Eğitim Bakanlığı, Okul Öncesi Eğitim Yönetmeliğinde bir değişiklik yaparak ‘Katkı payı’ alınmasını zorunlu hale getirdi. Bununla birlikte ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesine olanak sağlayan MEB, şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mesciti de zorunlu kıldı.

    Uzmanlar, devlete ait olan 60 bin 734 okulda bu uygulamaların hayata geçirilmesinin yeni krizlere de sebep olacağına vurgu yapıyor.

    “EĞİTİM SİSTEMİ, ÇOCUĞUN AÇLIĞINI, SUSUZLUĞUNU GÖRMÜYOR”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul da Türkiye’deki eğitim sisteminin, çocuğun üstün yararını gözetmekten hızla uzaklaştığına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Kurul, mevcut idarenin, öğrencilerin ana dilini ve ailelerin sahip olduğu inançlarını görmezden geldiğinin altını çizdi.

    Kurul, şunları söyledi:

    “Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin içeriği ile egemen inanç dayatılıyor. Diğer yandan eğitim sistemi çocuğun açlığını, susuzluğunu dahi görmüyor. Birinci gereksinim çocukların karınlarının tok olması ve temiz içme suyuna ulaşır olmasıdır. Siyasal iktidar, tüm okullarda bir öğün ücretsiz öğle yemeği konusunda seçim öncesinde bir söylem kurmuştu, anaokullarında ise kısmi bir uygulamaya geçildi ama seçimlerden sonra bir de baktık ki anaokullarında başlamak üzere ücretsiz öğlen yemeği hakkı ortadan kaldırıldı. Bu durumda velilere ‘ellerinizi ceplerinize atın’ denildi. Birkaç gün önce çıkarılan Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde de bunu fiili bir biçimde resmileştirdiler. Tabii bir şeyin yasal olması onun meşru olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü çocuğun üstün yararını gözetmek demek, okulun içinde anne ve babasının verdiği vergilerin toplandığı bir havuzdan çocuğun eğitimi ve beslenmesi için kaynak ayrılması gerekliliği var. İktidar da bunun meşru olduğunu fark ettiği için dillendirdi ama sahte bir söylem olduğunu görüyoruz.”

    YASAL DÜZENLEMEDEKİ ÇELİŞKİLER!

    Prof. Dr. Nejla Kurul, okul öncesi eğitim kurumlarında katkı payının alınması konusunda yapılan yasal düzenlemenin çelişki barındırdığını belirterek “ ‘Öğrencilerin çeşitli gereksinimlerini karşılamak üzere bir katkı payı alınır’ maddesi konulmuş durumda ama yasal düzenleme çok çelişkili. Çünkü ilk cümle ‘okul öncesi eğitim çocuklara ücretsiz olarak verilir’ deniliyor. Arkasından ‘katkı payı alınır’ deniliyor. Üniversiteler de dahil eğitim bir haktır. O yüzden kamusal, bilimsel, laik ve parasız eğitim ilkesi son derece önemlidir ve burada da ilk kaynak aktarılacak yerlerden birisi tüm çocuklar için ücretsiz bir öğün yemek ve günde 1 litre ücretsiz su olmalıdır” dedi.

    DERSLİK OLMAYAN OKULLARA MESCİT ZORUNLULUĞU!

    Nejla Kurul, Mayıs 2023 seçimleri ardından Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile eğitimin dinselleştirilmesine dönük ciddi adımların atıldığını söyleyerek eleştirilerine şu sözlerle devam etti:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm bakanlıklar üzerinde güçlü bir etkisi var; protokolde bakanlıklardan daha üstte yer alıyor. Buradan gelen etkilerle ibadet kurumları ile eğitim kurumları fikri birbirine karıştırılıyor. Camiler, mescitler ya da birçok yerde dini vecibeleri yerine getirecekleri kurumsal yapılar zaten var ama Milli Eğitim Bakanlığı buralara daha çok öğrencinin gelişini sağlamak üzere bu kurumlara okullar içerisinde yer kaplamaya çalışıyor. Hem düşünsel olarak yer kaplama hem fiziki olarak yer kaplamadan bahsedebiliriz. Son yönetmelikte mescit açma zorunluluğu getirilmiş oldu. Okul yöneticileri bu talimatı hemen yerine getirmek üzere çalışmalara başlayacağını biliyoruz. Ama biz şunu da biliyoruz; sınıflar çok kalabalık, bir sınıfı mescite dönüştürme çabası 30-40 öğrenciyi derslerinden alıkoymak demek. Öğrencileri nitelikli eğitimden uzaklaştırmak demek. Kalabalık sınıflara mahkum etmek demek. O yüzden okulların fiziki mekan ihtiyaçları çok büyük. Kaynak ayrılacaksa buralara ayrılması gerektiğini ifade etmemiz lazım ama MEB, dini istismar ederek, dini duyguları kullanarak seçmenleri, velilerimizi bölmeyi ve aralarında düşmanlık yaratacak ilişkiler kurmayı okulun içinde de tercih etmiş durumda. Oysa okullar eğitim yerleridir. Ama okul ortamlarına böyle ayrıştırıcı mekansal düzenlemeler veya eğitim programlarında kimi değişiklikler yaparak bu doğrultuda düzenlemeler yapmak gerçekten kabul edilebilir bir şey değil.

    BAKANIN KAPISI EĞİTİM EMEKÇİLERİNE KAPALI!

    Tabii bu konuları söyleyeceğimiz bir zemini de Milli Eğitim Bakanlığı yaratmış değil. Aylardır kendisiyle görüşmek için randevu almaya çalışıyoruz ama konuşamıyoruz. Okulun içindeki barışı Öğretmenlik Meslek Kanunu ile bozdunuz şimdi de öğrenciler arasında barışı ‘mescite gidenler-gitmeyenler, ÇEDES protokolüne dahil olanlar-olmayanlar’ biçiminde çocuklarımızın yaşamını risk altına alabilecek kimi oluşumlara izin vermemeleri gerekirken laiklik ilkesine aykırı biçimde Milli Eğitim Bakanlığı ısrarcı olmaya devam ediyor.”

    “ZORUNLU DİN DERSİ SEMİNERİ ZORBALIKTIR”

    Prof. Dr. Nejla Kurul, kasım ayı içerisindeki yarı tatilde yapılacak seminerlerde öğretmenlerin de dini baskıya maruz kalacaklarını ifade etti. Kurul, eğitimciler için de zorunlu din dayatmasının yürürlüğe konulduğunu işaret ederek şunları söyledi:

    “Dikkati çeken konu, din eğitimi ve öğretimi dersinin hangi branştan olursa olsun tüm öğretmenler için zorunlu bir seminer dersi haline getirilmiş olması… Bu kez de öğretmenler arasında inançları, dini yorumları birbirinden farklı olan öğretmenleri Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan getirilmiş Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile hazırlanmış bir programa mahkum etmek gerçekten vicdanları bir yandan yaralarken, etik olmayan bir tavırken ikincisi ise bir zorbalık olarak değerlendirilebilir. Buna da karşı çıktığımızı ifade etmemiz gerekiyor. Aşırı merkeziyetçi yapı, saray, Diyanet İşleri Başkanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı üzerinden ÇEDES protokolünde cisimlenerek adeta eğitim alanını tamamen otoriter bir biçimde yönetme anlayışı daha da egemen olmuş durumda. Buna ‘dur’ diyecek yaklaşım kuşkusuz okulları kendi kendini yönetir, geliştirir, yetişir, konuşur, kamusal tartışmaları okul içinde yapar hale getirecek demokratik bir eğitim ikliminin oluşturulmasında yatıyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA 

  • Fırat’tan MEB’e çağrı: Anaokullarına mescit açılması kararını geri çekin-VİDEO

    Fırat’tan MEB’e çağrı: Anaokullarına mescit açılması kararını geri çekin-VİDEO

    PİRHA- HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, hükümetin anaokullarına mescit açılmasını zorunlu hale getirmesine Meclis Genel Kurulu’nda tepki gösterdi. Fırat, “Her geçen gün daha da dinselleştirilen eğitim kurumlarına mescit yapmanın sebebi nedir? Bizler Aleviyiz. Çocuklarımıza farklı bir inancın dayatılmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz” diyerek kararın geri çekilmesi için MEB’e çağrı yaptı.  

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak, okullara imam atanmasının ardından anaokullarına mescit açılmasının zorunlu hale getirilmesine tepki gösterdi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na seslenen Fırat, “Her geçen gün daha da dinselleştirilen eğitim kurumlarına mescit yapmanın sebebi nedir? Küçücük yavrularımızın gittiği bir eğitim kurumunda mescite neden ihtiyaç duyulmakta bunu merak etmekteyiz” dedi.

    “Bizim her türlü inanca saygımız var” diyen Fırat, “Bizler Aleviyiz. Çocuklarımıza farklı bir inancın dayatılmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz” ifadesini kullandı.

    “EĞİTİM ACİLEN BİLİMSEL, PARASIZ, EŞİT, ANADİLİNDE OLMALI”

    Fırat konuşmasında şunları belirtti:

    “ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı, şimdi de anaokullarında mescidi zorunlu hale getirdi. Her geçen gün daha da dinselleştirilen eğitim kurumlarına mescit yapmanın sebebi nedir? Küçücük yavrularımızın gittiği bir eğitim kurumunda mescite neden ihtiyaç duyulmakta bunu merak etmekteyiz. Ülkede yaşayan onlarca farklı inanç ve kültür varken, bu tek tipleştirme gayreti demokratik bir ülken yaratmanın önünde büyük bir engeldir.
    Bu ülkede yaşayan ve öteki olan insanların çocuklarına bu zulmü reva görenleri kınıyorum. Milli Eğitim Bakanlığını acilen bu düzenlemeyi geri çekmeye çağırıyorum. Eğitimin bilimselleşmesi için bu çatı altında çalışma yapmamız gerektiğine inanıyorum. Eğitim acilen bilimsel, parasız, eşit ve anadilinde olmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Mamak’ta ÇEDES’e karşı bildiri dağıtan “Laik, Bilimsel Eğitim Platformu” üyeleri gözaltına alındı

    Mamak’ta ÇEDES’e karşı bildiri dağıtan “Laik, Bilimsel Eğitim Platformu” üyeleri gözaltına alındı

    PİRHA-Ankara Mamak’ta okullara imam atanmasını sağlayan ÇEDES projesine karşı bildiri dağıtan Laik, Bilimsel Eğitim Platformu üyeleri gözaltına alındı. Tuzluçayır Karakolu’na götürülen Bahtiyar Atakay, Sibel Korkmaz Sarı, Nurgül Salman ve Aslıhan Han işlem yapılmadan serbest bırakıldı.

    Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanmasına yönelik tepkiler yükseliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi’nin çağrısıyla, “ÇEDES’e Hayır” demek için, Mamak’ta faaliyet yürüten köy dernekleri, STK’ler, Veli-Der, Emekli Sendikaları ve siyasi partilerin de içerisinde yer aldığı Laik Bilimsel Eğitim Platformu kuruldu.

    Laik Bilimsel Eğitim Platformu tarafından okul önlerinde bildiri dağıtılıp, dilekçeler velilere veriliyor.

    Bugün de Mehmet Çekiç İlköğretim Okulu’nun önünde bildiri dağıtımı yapan ve velilere itiraz dilekçelerini imzalatan yöneticiler gözlatına alındı.

    Tuzluçayır Karakolu’na götürülen Bahtiyar Atakay, Sibel Korkmaz Sarı, Nurgül Salman ve Aslıhan Han işlem yapılmadan serbest bırakıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Sümbül: Öğretmenlerin önlük değil özlük hakları sorunu var- VİDEO

    Sümbül: Öğretmenlerin önlük değil özlük hakları sorunu var- VİDEO

    PİRHA- Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, okullarda öğretmenlere önlük giyilmesini şart koşan uygulamaya tepki gösterdi. Sümbül, “Bizim önlük sorunumuz yok. Bizim özlük hakları, insanca yaşayacak ücret, eğitime daha çok bütçe ayrılması ve geleceğin gençlerinin bilimle yetişmesi gibi ihtiyaçlarımız var. Milli Eğitim bütçesi buralara harcanmalı” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) öğretmenlerin okulda önlük giymesini şart koşan genelge yayımlamasına ilişkin tartışmalar gündemdeki yerini koruyorken, öğretmenlerden hediye önlük için beden ölçüsü istenmesi tepkilere neden oldu.

    Konuya dair okul müdürlüklerine gönderilen yazıda “Bakanımız Yusuf Tekin tarafından bakanlığımıza bağlı okul/ kurumlarda görev yapan öğretmenlerimize ‘öğretmen önlüğü’ hediye edilecektir. Bu nedenle beden ölçüsü bilgi formunun doldurulması gerekmektedir” ifadeleri yer aldı.

    Yıllardır okullarda ‘Özgür Kıyafet’ eylemini yürüten Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) bu karara karşı olduklarını duyurdu.

    “ÖNLÜK DAYATMASI MOBBİNG TEHLİKESİNİ BERABERİNDE GETİRİYOR”

    Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, önlük meselesinin tek tipleşmenin yanında işyerlerinde mobbinge evrilen bir uygulama haline geldiğini belirtti.

    Birçok kentte olduğu gibi Mersin’de de okul müdürlerinin listeler dolaştırarak öğretmenlerin bedenlerini not etmelerini, ya da formlar oluşturarak oradan beden tercihlerini yazmalarını isteyerek dayatma başlattığını söyleyen Sümbül, “Önlük giymek istemeyen arkadaşlarımızı bu şekilde zor durumda bırakan, hatta bazı okullarda istemeyenlere dilekçe ver neden istemiyorsun gibi öğretmenleri zorlayan, onları dilekçe vb. yöntemlerle yıldırmaya çalışan yöntemler var. Bunu doğru bulmuyoruz, kabul etmeyeceğiz. Bizler eğitim ve bilim emekçileri olarak okullara istediğimiz kıyafetlerle gideceğiz” dedi.

    “KADINLAR İÇİN ÖRTÜNMEYE DÖNÜŞECEK BİR UYGULAMA”

    Önlük dayatmasının kadın eğitimciler için örtünmeye dönüşeceğini vurgulayan Mahmut Sümbül, “Ana amaçlarından birisi bu, kadın arkadaşlarımızın kıyafetlerinin örtünmeye dönüşmesi. İkincisi zaten kılık kıyafet yönetmeliği diye AKP yandaşlarının kendi istedikleri kıyafet türlerini çıkardıktan sonra diğer eğitim emekçilerini düşünmek gibi bir şeyleri yok. Bunun yerine kendi dayatmaları üzerinden beyaz önlük, ak önlük adı altında öğretmenleri kalıba sokmaya çalışan bir uygulamaları var” diye konuştu.

    “ÖNLÜK EĞİTİMDEKİ SORUNLARIN ÜZERİNİ KAPATAMAZ”

    Eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin birçok sorun yaşadığına işaret eden Sümbül, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e bu sorunların çözümü için çağrıda bulundu:

    “Önlük; öğrencilerin açlığının, eğitim ve bilim emekçilerinin yoksulluk ücretiyle çalışmalarının, öğretmenlerin eşitsizlikler içerisinde çalışmalarının üzerini kapatamaz. Bizim önlük sorunumuz yok. Bizim özlük hakları, insanca yaşayacak ücret, eğitime daha çok bütçe ayrılması ve geleceğin gençlerinin bilimle yetişmesi gibi ihtiyaçlarımız var. Milli Eğitim bütçesi buralara harcanmalı”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • Kaymakamın konforu için okulu boşaltıp 820 öğrenciyi uzak liselere gönderdiler!-VİDEO

    Kaymakamın konforu için okulu boşaltıp 820 öğrenciyi uzak liselere gönderdiler!-VİDEO

    PİRHA – Mamak Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, okulun depreme karşı güçlendirilmesi gerekçesiyle Mamak Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne nakil edildi. MEB, riskli görülen okul binasını Mamak Kaymakamlığı’na tahsis ederken eğitimciler, “Kaymakam için başka bina yok muydu?” diye sordu.

    İktidarların, eğitim alanına dönük baskıcı ve keyfi kararlarının ardı arkası kesilmiyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, yargı kararlarını tanımadan Beşevler’deki okul arazisine cami planı ardından Mamak’taki bir lisenin kaymakam için boşaltılması tepkiye sebep oldu.

    Mamak Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin 820 öğrencisi, Ekim 2022’de Mamak Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne nakledildi. Gerekçe olarak okul binasının depreme karşı dayanıksız olduğu ifade edildi.

    Öğrencilerin nakli sonrası yaklaşık 1 yıl boyunca okul binasında güçlendirme işlemi yapıldı. Tüm bina yenilendikten sonra projenin arka planı da gün yüzüne çıktı. Öğrenciler, 2023-2024 eğitim öğretim yılını yeni okul binalarında görmeyi umarken Milli Eğitim Bakanlığı, yenilenen liseyi Mamak Kaymakamlığının hizmetine sundu.

    Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, keyfi uygulamaya karşı eylemler yaparak seslerinin duyulmasını istedi ancak bir sonuç alınamadı. Öğrenciler, Mamak Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde zorlu bir eğitim süreci gördüklerini, 21.45’te son ders zilinin çalması sebebiyle de tedirginlik içerisinde olduklarını yetkililere iletti.

    “KAYMAKAMLIK İLLE DE BU OKUL OLSUN DİYE ISRARCI OLDU”

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Ankara 1 Nolu Şube Başkanı Sacit Ünalmış, tadilatı biten Yunus Emre Mesleki Teknik Anadolu Lisesi binasının önünden yetkililere seslendi. Nakil işlemi yapılan öğrencilerin, diğer okullarda zorluk yaşadığını belirten Ünalmış, “Öğrenciler, sabahçı ve öğrenci olarak değil de normal eğitime geçmeyi beklerlerken kaymakamlığın kendine idari bina olarak burayı seçmesi nedeniyle öğrencilerimiz mağdur oldu” dedi. Veli ve öğretmen sendikalarının itirazlarına kulak verilmediğini belirten Sacit Ünalmış, şunları söyledi:

    “Kaymakamlığın olanakları geniş. Mamak Belediyesi’nin bir sürü binası var. Bunun yanı sıra başka okulların hemen yanı başında yenilenmiş binalar da var. Bu yenilenen binalar sonucu eskileri atıl durumda. Müfettişlerin de yaptığı incelemeler ve verdiği raporlarda atıl binaların kullanılabileceği ifade edilirken Mamak Kaymakamlığı ille de bu okulda ısrarcı oldu.

    Öğrenci ve veliler, okul tercih ederken evlerine yakın ve ulaşımın kolay olmasını öncelik görür. Öğrenciler burada bir arkadaşlık kurmuşlardı, kendilerine uygun bölümlere alışmışlardı, bu okulun teknik donanımı vardı. Şimdi öğrenciler başka okullara nakil edildiğinde atölyeden yoksun kalabilirler. Ayrıca öğrenciler, kendilerini misafir görüp eğitim ortamına ısınamayabilir.”

    “MEB, BİNALARINI BİLEŞENLERİNE TAHSİS ETMELİ”

    Sacit Ünalmış, yaşananlara karşın yapılan itirazlara ise herhangi bir cevap alamadıklarını da belirtti. Eğitimci Ünalmış, okulların açıldığı ilk hafta Ankara İl Milli Eğitim Müdürü ile görüştüklerini söyleyerek “Bize ‘çözüm bulduk’ denildi ancak bulunan çözüm okulun değiştirilmesi imiş! Şimdi çocuklar, uzak bir okula taşındı. Milli Eğitim Bakanlığı’nda Teknik Eğitim Genel Müdürlüğüne başvurduk ancak henüz bir yanıt alamadık. Yaptığımız basın açıklamalarında sorunun çözülmesi yönünde çağrılar yaptık ama yanıt alamadık. Milli Eğitim Bakanlığı’nın önceliği, öğretmen ve öğrenciler olmalı. Bakanlığa ait olan binaların kendi bileşenlerine tahsis etmesi gerekir. Sayın Milli Eğitim Bakanı, Eğitim Sen olarak bu soruna çözüm bulmanızı ivedilikle istiyoruz” dedi.

    BAKANIN AÇIKLADIĞI GENELGEYE İŞARET ETTİ!

    Eğitim Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Ramazan Gürbüz ise Yunus Emre Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nin 1997 yılında faaliyete başladığının altını çizerek şu hususlara işaret etti:

    “Burası bir kamu okulu. 2 yıl önce depreme dayanıksız olması nedeniyle boşaltılarak onarımdan geçiriliyor. Tabii ki tüm okullar için talebimiz ivedilikle depreme dayanıklı olup olmadığının tespitleri ve gerekli onarımların ivedi olarak yapılmasıdır. Çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği açısından bu son derece önemlidir. Fakat burada şu hususa dikkat çekmek istiyorum; 1997 yılında eğitim öğretime başlayan bir kamu binasının 23 yıllık süre içerisinde nasıl depreme dayanıksız olduğu ve bunun nasıl ihale edilip teslim alındığı, kamu kuruluşlarının hangi bilimsel verilerle yapılıp; yani yapı ruhsatlarının verilip verilmediğinin de masaya yatırılması gerekiyor. Bizim karşı çıktığımız nokta şu; sayın bakanın, eğitim öğretim yılı başlarken bir genelgesi var, bu genelgede diyor ki ‘tüm kamu okullarının öncelikle amacına uygun kullanılması, bunun dışında hiçbir şekilde idari hizmetler sınıfında kullanılmaması, kullanılacak ise de bakanlığın onayına tabi tutulması…’ diyor. Bu okul bir meslek lisesi olarak projelendirilmiş. Bu okul laboratuvarları olan bir meslek lisesi olarak yapılmış fakat lise boşaltılıyor ve burası herhangi bir kamu kurumunun idari binası olarak kullanılmaya çalışılıyor. Şu anda masa ve sıralar okuldan tahliye ediliyor; bu son derece üzücü ve kabul edilebilir bir durum değil. Kaldı ki bu bölgenin nüfusu yoğun. Çocuklarımızın başka okullara servislerle sabahın çok erken saatlerinde götürülüp akşamın geç saatlerinde gelmesi bu okulun kapanması sayesinde. Kabul edilebilir bir durum değil. Okulun tekrar okul olarak faaliyetlerine devam etmesi ve çocuklarımızın bir an önce okullarına dönmesini talep ediyoruz.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • ‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO

    ‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Av. Eren Keskin, din görevlilerinin okullara atanmasının son derece tehlikeli olduğunu belirtti. Keskin, uygulamanın insan haklarına aykırı olduğunu vurgulayarak “Bu proje devletin, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesidir” uyarısını yaptı.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevremi seviyorum, değerlerime sahip çıkıyorum’ (ÇEDES) projesinin yankıları sürüyor. Zorunlu din dersi sayısının arttırılması ile birlikte okullara imam atayacak protokolün de yürürlüğe girmesi toplumda tepkiye sebep oldu.

    Okullara imam atanmasını İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Eren Keskin, PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “DEVLETİN İSTEDİĞİ ÇOCUK TİPİNİ YARATMA PROJESİ”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, eğitim hakkı ihlallerinin arttığına vurgu yaparak ÇEDES projesinin hukuksuz bir uygulama olduğunu söyledi. Keskin, ÇEDES projesinin Sünni Müslümanlık temelinde geliştirildiğini vurgulayarak, şunları belirtti:

    “ÇEDES projesini konuşmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik bir devlet olup olmadığını konuşmak gerekiyor. Türkiye, hiçbir zaman gerçek anlamda bir laik devlet olmadı. Her zaman Sünni Müslümanlığın temel olduğu, Türk kimliğinin resmi ideolojinin temeli olarak kabul edildiği ve insanların da bu tek kimlik içerisine hapsedilmek için ideoloji oluşturulan bir coğrafya burası. Zaman içinde bu projenin daha da artan politikalarla büyüdüğünü gördük. ÇEDES projesi ile sadece Sünni Müslümanlığı temel alan devlet yapısının son politik aşaması olduğunu görüyoruz. Çünkü bu proje çocuklarla hiç ilgisi olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığını bir araya getiriyor. Aslında bu proje sadece devletin kendi istediği çocuk tipini yaratma projesidir. Türk ve Sünni Müslüman…”

    “ÇEDES’E YETERLİ BİR KARŞI ÇIKIŞ OLMADI”

    Avukat Eren Keskin, Türkiye’de birçok farklı inanç kesiminin yaşadığını belirterek, projenin diğer toplumları yok saydığını da söyledi. Keskin şöyle devam etti:

    “Oysa ki coğrafyamız çok zengin kimliklere sahip. Örneğin bu projeyle Alevi çocuklar yok sayılmıştır. Az da kalsalar hala Hristiyan ve Yahudi ailelerin çocukları da var. Ateist ailelerin çocukları da var. Çocuklarına hiçbir dini eğitim aldırmak istemeyen ki bence de doğru olan budur; bir çocuk ancak 18 yaşından sonra bu konuda kararını kendi vermelidir. Ama bütün bunları yok sayan bir proje ÇEDES. O nedenle aslında herkesin, demokratik laisizme inanan, yani bir takım çevrelerin ‘laiklik laiklik’ diye direktifleri değil, gerçek anlamda laisizme inanan, yani din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olduğu, inancın sadece kişi ile inandığı güç arasında kalan bir durum olduğunu kabul eden insanlar buna karşı çıkarlar. Maalesef bizim coğrafyamızda yeterli bir karşı çıkış olmadı bu projeye. Çünkü Türkiye’de iktidar ve muhalefet aynı anlayıştan besleniyor. Resmi ideoloji aslında iktidarı ve muhalefeti çok biçimlemiş. Yani Türklük ve Sünni Müslümanlık temelinde bütün politikalar yapılıyor. Zaten ‘muhalefetiz’ diyen diğer partilerin de etkin bir başka politikaları yok. O nedenle de ÇEDES projesi tartışılmadan devreye girdi.”

    “İNSANIN VARLIĞINA AYKIRI BİR PROJE”

    Okullara imam atanmasının tehlikeli ve insan haklarına aykırı olduğunun altını çizen Eren Keskin, “Mesela ben bu proje çerçevesinde gelen bir başvuruyu gördüm. Çocukları yeterli not alamayıp başarı gösteremeyen tüm aileler çocuklarını imam hatiplere gönderiyor. Oysaki aileler çocukların burada okumasını istemiyor. Kaldı ki bir çocuk bir sene başarı gösteremez ama bir sonraki sene başarı gösterebilir. Yani burada son derece etkin, dindar ve kindar nesil yetiştirme projesinin temeli oluşturuluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ile çocuk eğitiminin ne ilgisi var? Bu akıl almaz bir şey. Böyle bir dayatma olamaz. Bunun son derece tehlikeli, insan haklarına aykırı, insanın varlığına aykırı bir proje olduğunu düşünüyorum” diye de ekledi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO

    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO

    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO

  • Adıyaman’daki okullarda 3’lü eğitim veriliyor-VİDEO

    Adıyaman’daki okullarda 3’lü eğitim veriliyor-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’da depremin üzerinden 7 ay geçmesine karşın sorunların artarak devam ettiğini belirten Eğitim-Sen Adıyaman Şube Başkanı Abdullah Demir, öğrencilerin farklı ve birleştirilmiş okullarda üçlü eğitime başladığının altını çizdi.

    6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği kentlerin başında gelen Adıyaman’da yaşam yeniden kurulmaya çalışılırken, iktidarın 8 aylık pratiği tepki topluyor.

    Ağır hasarlı binaların kaldırılma işlemleri toz bulutlarına yol açarken, halkın sağlığını da olumsuz etkliyor. Barınma, eğitim, sağlık alanında sorunlar büyürken, kışın yaklaşması yurttaşlardaki endişeyi arttırıyor.

    Eylül ayı itibariyle ders zili tüm Türkiye’de çalarken, depremin vurduğu kentlerde eğitimde yaşanan sıkıntılar daha da büyüyor.

    Eğitim-Sen Adıyaman Şube Başkanı Abdullah Demir, Adıyaman’da depremin üzerinden 7 ay geçmesine karşın sorunların artarak devam ettiğini belirterek, eğitimde yaşanan sorunlara dair değerlendirme bulundu.

    “EĞİTİMDE CİDDİ SIKINTI YAŞANIYOR”

    Deprem’de 180’e yakın öğretmen, 2000’e yakında öğrenciyi kaybettiklerini ifade eden Demir, okulların yarısından fazlasının yıkıldığını yada hasar aldığını ve bundan kaynaklı da eğitim-öğretimin ciddi manada aksadığını dile getirdi.

    Yeni eğitim-öğretimin başlamasıyla birlikte 22 okulun kendi yerlerinde eğitim yapamadığını tespit ettiklerini aktaran Demir, öğrencilerin farklı ve birleştirilmiş okullarda üçlü eğitime başladığının altını çizdi. Öğrencilerin ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kladıklarını söyleyen Demir, bunların başında ekonomik krizin geldiğini vurguladı.

    “UMUTSUZLUK GİDEREK YÜKSELİYOR”

    Okulların öenmli bir kısmının gerekli tedbirlerin alınmadan açıldığına dikkat çeken Demir, “Aynı zamanda öğrenciler ve öğretmenler psikolojik olarak sürece hazırlıklı değil. İktidar ‘kervan yolda dizilir’ mantığıyla hareket ediyor. Herhangibir hazırlık yapmadan yol alıyor. Bu da ciddi sorunları beraberinde getiriyor. Veliler tedirgin bir şekilde çocukları okullara gönderiyor. Bu tür afet durumlarında devletin ne kadar hazırlıksız olduğunu gördük. 3 ay öncesinde insanlar daha umutluydu ama şimdi umutsuzluk giderek yükseliyor” dedi.

    “ADIYAMAN’DA KİRALANACAK EV YOK

    Eğitim emekçilerinin deprem bölgesinde barınma sorunu sürdüğüne işaret eden Demir, “Çünkü Adıyaman’da kiralanacak ev yok. Kalıcı prefabrik konutlarının yapılması gerekiyor. Yapılması planların konutların ihtiyacı karşılayacak düzeyde. Kurumlarda muhattap bulamıyoruz” diye konuştu.

    Geride kalan 7 aya rağmen sorunların devam ettiğini dile getiren Demir, dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulundu.

    Kamil Murat DEMİR-Cebrail ARSLAN/ADIYAMAN

     

  • ‘Kız çocuklarının okula gidememe nedeni ‘karma eğitim’ değil var olan yoksulluk’

    ‘Kız çocuklarının okula gidememe nedeni ‘karma eğitim’ değil var olan yoksulluk’

    PİRHA – Yeşil Sol Parti Milletvekili Ayşegül Doğan, kız çocuklarının okullaşma oranındaki azalmaya dikkat çekti. Doğan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e “Kız çocukların eğitim hakkından yoksun bırakılmasının temel nedeni karma eğitim midir?” sorusunu yöneltti.

    Yeşil Sol Parti Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan, okullardaki kız öğrenci oranındaki azalmaya işaret etti. Doğan, kız çocuklarının okullaşma oranındaki azalmanın tek nedeninin karma eğitime dayandırılmasını eleştirerek konuyu meclis gündemine taşıdı.

    Ayşegül Doğan, velilerin çocuklarına beslenme çantası hazırlayamadıklarını belirterek en temel sorunlardan birisinin sağlıklı beslenme olduğunu vurguladı. Hayat pahalılığına vurgu yapan Doğan, velilerin özellikle kırtasiye ve okul malzemelerini almakta zorlandıklarını ifade etti.

    Ayşegül Doğan, ekonomik krizin çocukların okullaşmasında ciddi aksamalara yol açtığını, özellikle de kız çocukların eğitim hakkından mahrum kalmasına neden olduğunu vurguladı.

    Doğan, Milli Eğitim Bakanının okullaşma oranındaki azalmanın gerçekçi nedenlerini ortaya koymayıp, kız çocukların okula gitmeme nedenini “karma eğitim” olarak ifade etmesini de şu sözlerle eleştirdi:

    “TÜİK’in açıkladığı verilerde dahi, yılda 13 binden fazla ‘kız çocuğu’ aile baskısı nedeniyle evlendirilmektedir. Çocuk işçiliği ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle ‘çocuk evliliklerinin’ sayısı ise her geçen gün artmaktadır. Son 10 yılda evlendirilen kız çocuğu sayısı 300 bini aşkındır. Kız çocuklarının okula gitmeme nedeni, eğitimde fırsatların eşit sunulmaması, eğitim sisteminin sürekli yap poz şeklinde değiştirilmesi ile ailelerin yaşadığı ekonomik zorluklardır. Kız çocukların okula gidememe nedeni ‘karma eğitim’ değil var olan yoksulluk!

    Milli Eğitim Bakanlığı kız çocukları başta olmak üzere çocukların okullaşma oranını artırmak hedefinde ise velilerin sırtındaki ekonomik yükü ortadan kaldıracak planlama yapmalıdır. Okullarda bir öğün ücretsiz yemek, kırtasiye ve okul masraflarını karşılayacak planlar hayata geçirmelidir.

    Karma eğitim, erkek ve kızların her türlü eğitim çalışmasını birlikte yürütmeleri için uygun öğrenme ortamlarının oluşturulduğu, pedagojik açıdan çok yönlü özellikler içeren bir uygulamadır. O nedenle karma eğitimin kaldırılmasını tartışmaya açmak kabul edilemez. Umarım ki Bakanlık 2024 bütçesinde eğitimde fırsat eşitliğini artıracak çalışmalara yönelik harcama yapacaktır.”

    “TEK CİNSİYETE DAYALI BİR EĞİTİM SİSTEMİNİ SAVUNMAK YERİNE…”

    Ayşegül Doğan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yanıtlaması istemi ile şu soruları yöneltti:

    “Kız çocukların eğitim hakkından yoksun bırakılmasının temel nedeni karma eğitim midir?

    Artan yoksullaşma ve ekonomik kriz nedeniyle çocuklarını, özellikle kız çocuklarını okula gönderemeyen aile sayısı kaçtır? Bakanlık tarafından bunun tespiti için herhangi bir çalışma yapılmış mıdır?

    Bakanlığın, kız çocuklarının okullaşma oranını artırmak için herhangi bir çalışması var mı?

    2019-2023 yılları arasında ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kademelerinde eğitimine ara veren, okulu bırakan kız/erkek öğrenci sayısı kaçtır? Öğrenciler, hangi nedenler ile eğitime ara vermiş, okulu bırakmıştır?

    Eğitimde yaşanan eşitsizliğin önlenmesi için Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma mevcut mudur?

    Kız çocukların okullaşma oranı ile karma eğitim arasında bağ kurmak yerine, bu oranı artırmak için Bakanlık başka hangi projeler üzerinde çalışmaktadır?

    Yoksul aile çocuklarının okul ve beslenme giderlerinin, Bakanlığınız tarafından karşılanması ile ilgili bir çalışmanız var mı?

    Bakanlık tek cinsiyete dayalı bir eğitim sistemini savunmak yerine, sistemdeki sorunların çözümü için konunun tarafları ile bir araya gelerek projeler üretmeyi değerlendirecek mi?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Fırat’tan hükümete: Okullarda manevi danışmanlara neden ihtiyaç duyulmaktadır?

    Fırat’tan hükümete: Okullarda manevi danışmanlara neden ihtiyaç duyulmaktadır?

    PİRHA – Yeşil Sol Parti İstanbul milletvekili Celal Fırat, okullara imam atanmasını Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sordu. Fırat, “Binlerce atamayan rehberlik öğretmenleri varken ÇEDES projesi kapsamında manevi danışmanlara neden ihtiyaç duyulmaktadır?” diye sordu.

    Milli Eğitim Bakanlığı 2023-2024 eğitim ve öğretim yılının 11 eylülde başlayacağını açıkladı. Bunun üzerine Yeşil Sol Parti İstanbul milletvekili Celal Fırat, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevaplaması istemiyle Meclis’te soru önergesi verdi.

    Fırat, meclise sunduğu soru önergesinde 2023-2024 eğitim ve öğretim yılının ekonomik sıkıntıların yanında, zorunlu din dersleri, seçmeli din dersi sayısının artırılması, ÇEDES projesi ve sözde parasız eğitimin bağışlarla ikame edilmesi gibi eğitimi piyasalaştıran ve dinselleştiren devasa sorunlarla veliler ve öğrencilerin niteliksiz eğitim sisteminin kıskacında çaresizliğe itilmeye çalışıldığını belirtti.

    “ÇEDES GİBİ PROTOKOLLERLE EĞİTİM SİSTEMİ ÖĞRENCİLERİN GELECEĞİNİ BELİRSİZLİĞE SÜRÜKLEMEKTEDİR”

    Fırat, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e şu soruları yöneltti:

    “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesi Anayasaya, 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’na ve bakanlık mevzuatına aykırı olarak, laik ve bilimsel eğitime zarar verecek şekilde sözde manevi danışmanlar ile mevcut sorunları daha da derinleştirecek tehlike içermektedir. Türkiye’de ataması yapılmayan binlerce rehber öğretmen, yüz binlerce yetişmiş öğretmen varken ÇEDES gibi protokollerle eğitim sistemi öğrencilerin geleceğini belirsizliğe sürüklemektedir.

    Tüm bunlara göre;
    1- Anayasa Mahkemesi’nin “zorunlu din derslerinin inanç özgürlüğünün ihlali” yönünde verdiği karara rağmen zorunlu din dersleri uygulamasına devam edilecek midir?
    2- Seçmeli dersleri, çocukların ilgi ve yeteneklerine göre seçme özgürlüğüne okul idarecilerince neden müdahale edilmektedir?
    3- Adı üzerinde olan seçmeli dersin, okul idarelerince zorunlu dini içerikli derslere yönlendirilmesine bakanlık olarak neden sessiz kalınmaktadır?
    4- Bakanlığınızın, okul idarelerince seçmeli derslerde dini içerikli derslerin seçilmesi yönünde ailelere baskı yapıldığı yönündeki haberlerden bilgisi var mıdır?
    5- Öğrencilerin/velilerin seçme özgürlüğünü ortadan kaldıran idareciler hakkında bir işlem yapılacak mıdır?
    6- Okulların zorunlu giderlerinin yüzde kaçı milli eğitim bütçesinden yüzde kaçı kayıt zamanında alınan bağışlarla karşılanmaktadır?
    7- Binlerce atamayan rehberlik öğretmenleri varken ÇEDES projesi kapsamında manevi danışmanlara neden ihtiyaç duyulmaktadır?
    8- ÇEDES projesi kapsamında görevlendirilen manevi danışmanlar hangi eğitimi almış, hangi pedagojik formasyona sahiptir? Bu danışmalara hangi ölçme ve değerlendirme sınavı yapılmaktadır?
    9- ÇEDES projesi kapsamında görevlendirilen manevi danışmanların, idareye karşı sorumlulukları nelerdir? Manevi danışmanların sayısı kaçtır, hangi illerde görevlendirileceklerdir? Bir okula kaç manevi danışman verilecektir? Ücret skalası neye göre belirlenecektir?
    10- Okullardaki rehber öğretmen sayısı kaçtır? Rehber öğretmen açığı varsa neden atama yapılmamaktadır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Hükümet, seçmeli din derslerini de zorunlu tutuyor; Eğitim-Sen’den sert tepki

    Hükümet, seçmeli din derslerini de zorunlu tutuyor; Eğitim-Sen’den sert tepki

    PİRHA – Eğitim Sen, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik, seçmeli din derslerinin zorunlu tutulduğunu açıkladı. Konuya ilişkin yazılı açıklamada “Bu düzenlemeye imza atanlar ve bu uygulamayı yaşama geçirenler anayasal bir suç işlemektedir” denildi.

    Eğitim alanındaki mevcut dinci anlayış, günden güne yeni projeler ile öğrencileri adeta bilimsel eğitimden uzaklaştırıyor.

    “Manevi danışmanlık” adı altında okullara atanan imamlara yönelik tepkiler henüz çok sıcakken, şimdi ise seçmeli din derslerinin zorunlu hale getirilmesi konusu gündeme geldi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), siyasi iktidarın seçimlerin hemen ardından valilikler eliyle keyfi yasaklara imza attığına vurgu yaptı. Eğitim Sen’in açıklamasında eğitim alanında gerçekleştirilen düzenlemelerle “toplum mühendisliğine hız verdiğine tanık oluyoruz” denildi.

    ZORUNLU SEÇMELİ DİN DERSİ DAYATMASI!

    Eğitim Sen tarafından yazılı yapılan açıklamada, son olarak ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim öğrencilerine seçmeli din derslerini seçmelerinin zorunlu tutulduğu belirtilirken şöyle devam edildi:

    “Zorunlu seçmeli din dersi dayatmasına karşı laik ve bilimsel eğitim mücadelemiz devam edecek!

    Siyasi iktidarın seçimlerin hemen ardından valilikler eliyle yayınladığı keyfi yasaklarla ve eğitimde gerçekleştirdiği düzenlemelerle toplum mühendisliğine hız verdiğine tanık oluyoruz. Son olarak ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim öğrencilerine seçmeli din derslerini seçmelerinin zorunlu tutulması bu durumun açık örneğini oluşturdu.

    Ağustos 2023’te yayınlanan Milli Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi’nde öğrencilerin ilkokul, ortaokul ve ortaöğretimin 9. ve 10. sınıf seviyelerinde “insan toplum ve bilim”, “din, ahlak ve değer” ile “kültür, sanat ve spor” seçmeli ders gruplarından her bir gruptan en az birer ders, 11. ve 12. sınıf seviyelerinde ise “insan, toplum ve bilim”, “din, ahlak ve değer” ile “kültür, sanat ve spor” seçmeli ders gruplarının en az ikisinden birer ders seçmeleri zorunludur denilerek ilkokul, ortaokul ve ortaöğretimin 9. ve 10. sınıf seviyelerindeki öğrencilerin din derslerini seçmeli ders olarak alması zorunlu hale getirilmiştir.

    Belirtmek isteriz ki bu düzenlemeye imza atanlar ve bu uygulamayı yaşama geçirenler anayasal bir suç işlemektedir. Çocuk haklarını yok sayan, pedagojiyi görmezden gelen ve seçmeli dersi zorunlu tutacak kadar mantık sınırlarını zorlayanların tek tip toplum inşa etme arzularının karşısında yılmadan, sinmeden mücadele edecek ve bilimsel, laik eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

    ÇEDES’e, karma eğitimi kaldırmaya yönelik adımlara, seçmeli din derslerinin zorunlu tutulmasına ve nihayet toplum mühendisliğine soyunarak eğitimi dinselleştirmeye yönelik uygulamalara hız veren siyasi iktidara karşı, toplumun tüm kesimlerini eşit yurttaşlık ve bilimsel eğitim mücadelemize güç vermeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitim Sen’den Bakan Tekin’e tepki: Harem selamlık politikalara boyun eğmeyeceğiz!

    Eğitim Sen’den Bakan Tekin’e tepki: Harem selamlık politikalara boyun eğmeyeceğiz!

    PİRHA-Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreterliğinden, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in karma eğitimi hedef alan sözlerine sert tepki geldi. Yapılan açıklamada “Çok iyi biliyoruz ki AKP-MHP merkezli ittifak, her türlü sömürüyü, yoksullaştırmayı, ayrımcılığı ve baskıyı dinselleştirme politikalarıyla harmanlamaktadır” denildi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 10 Temmuz’da bir televizyon kanalında kimi ailelerin, kız çocuklarını okula göndermek istemediklerini iddia ederek “Ben çocuğumu erkeklerle aynı okula göndermek istemiyorum deniliyor. Şimdi benim Milli Eğitim olarak birincil hedefim ne? Kız çocuklarının okullaşması sağlamaktı. O zaman veliyi ikna etmek için biz, gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz, veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli, isterse erkeklerin gittiği okullara gönderebilmeli” ifadelerini kullanmıştı.

    “TALİBANVARİ GERİCİ ZİHNİYET”

    Bakan Tekin’e bir tepki de Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Merkez Kadın Sekreterliği’nden geldi. Yapılan yazılı açıklamada “Karma eğitimi hedef alan harem selamlık politikalara boyun eğmeyeceğiz!” denildi.

    “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, karma eğitimi hedef alması, siyasi iktidarın Talibanvari gerici zihniyetinin bir yansımasıdır. Siyasi iktidarın seçimden önce kurduğu gerici ittifaklarla toplumu siyasal İslam temelinde yeniden inşa etme politikası, seçimden hemen sonra Milli Eğitim Bakanı tarafından uygulanmaya konmak istenmektedir. Milli Eğitim Bakanı, cumhuriyet değerlerini, laikliği ve demokrasiyi hedef alırken Anayasayı ve uygulamakla yükümlü olduğu mevzuatı yok saymakta, eşitlik ilkesini çiğnemektedir.

    “YAŞAMIN HER ALANI DİNSELLEŞTİRME POLİTİKLARININ HEDEFİNDE”

    Eğitim Sen açıklamasının devamında dinselleştirme politikalarının günden güne arttığına vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Siyasi iktidar ve Milli Eğitim Bakanı, harem selamlık bir eğitim sistemini topluma dayatarak tek tip toplum yaratma arzusunu yaşama geçirmeye çalışmaktadır. Belirtmek isteriz ki bu açıkça anayasal bir suçtur! Siyasi iktidar ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin belli ki güç sarhoşluğu içerisindedir. Ebeveyn haklarını kendi amaçları için kutsarken çocuk haklarını bir kenara itebilme cüretini kendilerinde görebilenlerin karma eğitim düşmanlığı yeni değildir. Yandaş sendikalarıyla, ittifak içerisinde oldukları dini tarikat ve cemaatlerle önce çocuklarımız, sonrasında da toplumsal yaşamın her alanı dinselleştirme politikalarının hedefindedir. Üstelik bu açıklama, kimilerinin söylediği gibi bir gündem değiştirme açıklaması değil, aksine bir gündem açıklamasıdır! Artık çok iyi biliyoruz ki AKP-MHP merkezli ittifak, her türlü sömürüyü, yoksullaştırmayı, zulmü, eşitsizliği, ayrımcılığı ve baskıyı dinselleştirme politikalarıyla harmanlamaktadır.

    “HUKUKU VE PEDAGOJİ BİZ ÖĞRETECEĞİZ”

    Bulunduğumuz her alanda direneceğimizi belirtmek istiyoruz. Karma eğitimi kaldırmak isteyenlerin cüretini örgütlü mücadelemizle alaşağı edeceğiz! Laik ve bilimsel eğitimi yok sayanlara haklarımızı, hukuku ve pedagojiyi biz öğreteceğiz! Kısacası sinmeyecek, yılmayacak ve çocuklarımıza, haklarımıza, yarınlarımıza sahip çıkmak için elimizden geleni sonuna kadar yapacağız! Encümen-i Muallimin’den TÖS’e, TÖB-DER’e ve Eğitim Sen’e uzanan ve bu topraklarda yüzyılı aşan bir mücadele geleneği olan bir eğitim örgütü olarak, Türkiye’de iktidar ve ortaklarının ataerkil bir zihniyetle kadınların yaşam ve eğitim haklarına yaptığı bu saldırılara boyun eğmeyeceğiz! Cinsiyet eşitliğinin eğitimin her kademesinde sağlanması için mücadelemiz sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA