Etiket: meral danış beştaş

  • Hatimoğulları ve Beştaş: Madımak’la gerçek yüzleşme sağlanmadan adalet tesis edilemez-VİDEO

    Hatimoğulları ve Beştaş: Madımak’la gerçek yüzleşme sağlanmadan adalet tesis edilemez-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Madımak Katliamı’nın 33. yılında Sivas’ta yaptıkları açıklamada, Madımak’ın resmen “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi, TBMM’de Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurulması ve insanlığa karşı işlenen suçlarda cezasızlık politikasına son verilmesi çağrısında bulundu.

    Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Sivas’ta Madımak Oteli önünde yapılan anma programında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, katliamla yüzleşilmeden toplumsal barışın sağlanamayacağını vurguladı.

    “TBMM HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU KURMALI”

    Tülay Hatimoğulları, aradan 33 yıl geçmesine rağmen katliamın acısının ilk günkü gibi canlı olduğunu belirterek, davanın zaman aşımıyla kapatılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.

    Türkiye’nin Sivas başta olmak üzere Koçgiri, Dersim, Çorum ve Gazi gibi katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini ifade eden Hatimoğulları, TBMM’nin resmi bir Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurmasını istedi.

    Hatimoğulları, “Sivas Katliamı başta olmak üzere Alevilere ve insanlığa karşı işlenmiş bütün suçlarla yüzleşilmeli, devlet resmi özrünü dilemelidir” dedi.

    “MADIMAK HALKIN VİCDANINDA ZATEN BİR UTANÇ MÜZESİ”

    Madımak Oteli’nin yıllardır “Utanç Müzesi” yapılması talebinin karşılanmadığını belirten Hatimoğulları, Alevi kurumlarının anma günü otelin duvarına “Madımak Utanç Müzesi” tabelası asmasının önemli bir irade beyanı olduğunu söyledi.

    Hatimoğulları, “Olması gereken bunun devlet eliyle yapılmasıydı. Ancak Alevi toplumunun vicdanında burası zaten bir Utanç Müzesi’dir” ifadelerini kullandı.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, bu nedenle zaman aşımının uygulanamayacağını belirtti.

    Katliam hükümlülerinden bazılarının Cumhurbaşkanı affıyla tahliye edilmesini de eleştiren Hatimoğulları, bunun adalet duygusunu zedelediğini söyledi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILAR SÜRÜYOR”

    Konuşmasında Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinen Hatimoğulları, Lazkiye, Hama, Humus ve diğer bölgelerde Alevilerin hedef alınmaya devam ettiğini ifade etti.

    Alevi kadınların kaçırıldığı ve inanç değiştirmeye zorlandığı yönündeki iddialara dikkat çeken Hatimoğulları, uluslararası insan hakları örgütleri ile Alevi kurumlarına dayanışma çağrısı yaptı.

    Hatimoğulları, bu coğrafyada en ağır bedelleri ödeyen toplumsal kesimlerden ikisinin Kürtler ve Aleviler olduğunu belirterek, barış ve demokratik toplumun inşasında ortak mücadele çağrısında bulundu.

    Farklı halkların ve inançların eşit yurttaşlık temelinde yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet hedefini savunduklarını söyleyen Hatimoğulları, “33 canımızı unutmadık, unutturmayacağız” dedi.

    BEŞTAŞ: CEZASIZLIK YENİ KATLİAMLARIN ÖNÜNÜ AÇIYOR

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da Türkiye’de katliamlarla yüzleşilmediği sürece demokratik bir geleceğin kurulamayacağını söyledi.

    Madımak Katliamı’nın cezasız bırakılmasının yeni katliamların önünü açtığını belirten Beştaş, “Katilleri koruyan her karar, her cezasızlık politikası yeni katliamlara davetiye çıkarmaktadır” dedi.

    “MADIMAK HEPİMİZ İÇİN BİR UTANÇ SAYFASIDIR”

    Madımak’ın hala Utanç Müzesi yapılmamasını eleştiren Beştaş, “33 insan burada vahşice katledildi. Bunu unutturmamak hepimizin sorumluluğudur” diye konuştu.

    Alevilere yönelik ayrımcı politikaların sona ermesi gerektiğini belirten Beştaş, herkesin kendi inancını özgürce yaşayabilmesi gerektiğini ifade etti.

    Beştaş, Alevilere yönelik katliamların da Kürtlere yönelik katliamlar gibi Türkiye’nin yüzleşmesi gereken tarihsel gerçeklerinden biri olduğunu belirterek, bu mücadelede ortak dayanışmanın önemine dikkat çekti.

    PİRHA/SİVAS

  • Erikli Baba Dergâhı’nda Muharrem muhabbeti: Kerbela’nın çağrısı bugün de sürüyor- VİDEO

    Erikli Baba Dergâhı’nda Muharrem muhabbeti: Kerbela’nın çağrısı bugün de sürüyor- VİDEO

    PİRHA- Muharrem ayı dolayısıyla Erikli Baba Dergâhı Cemevi’nde düzenlenen muhabbet ceminde konuşan DEM Parti milletvekilleri Celal Fırat ve Meral Danış Beştaş, Kerbela’nın adalet, eşitlik ve zulme karşı direniş mesajının güncelliğini koruduğunu vurguladı. Cemde birlik, dayanışma ve toplumsal barış çağrıları öne çıktı.

    İstanbul’daki kadim Alevi-Bektaşi inanç merkezlerinden Erikli Baba Dergâhı Cemevi’nde Muharrem ayı dolayısıyla muhabbet cemi gerçekleştirildi. Alevi inancının yas, paylaşım ve dayanışma geleneğinin yaşatıldığı buluşmada canlar bir araya gelerek Muharrem lokmalarını paylaştı.

    Muhabbet programına DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ile DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş mihman olarak katıldı. Cemde zakirlik hizmetini Barış Kardeş yürütürken, Erikli Baba Cemevi Dedesi Binali Doğan da Muharrem ayının anlam ve önemine ilişkin konuşma yaptı.

    ADALET OLSAYDI KERBELA YAŞANMAZDI

    Muhabbet meclisinde konuşan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Kerbela’nın yalnızca tarihsel bir olay olarak görülmemesi gerektiğini belirterek adalet vurgusu yaptı.

    “Derler ki bir devletin dili, inancı ne olmalı? Adalet olmalı” diyen Fırat, “Maalesef biz bu coğrafyada adaleti hiçbir zaman görmedik. Eğer adalet olsaydı bu acılar yaşanmazdı. Adalet olsaydı Hazreti Hüseyin ve yarenleri Kerbela’da katledilmezdi” ifadelerini kullandı.

    Toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çeken Fırat, halkların birbirinin elini tutması gerektiğini belirterek, “Aleviler, Sünniler, Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkesler, inananlar ve inanmayanlar olarak birbirimizin Xızır’ı olabilseydik bugün bu acıları yaşamıyor olurduk” dedi.

    “KERBELA’NIN MESAJI HALA GÜNCEL”

    Semavi dinlerin temelinde zorlamanın olmadığını vurgulayan Fırat, iktidarların ve baskıcı yönetimlerin din ve inançları kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak halklara acılar yaşattığını söyledi.

    Kerbela’nın üzerinden yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen Hazreti Hüseyin’in adının hala halkların vicdanında yaşadığını belirten Fırat, “Nice devletler kuruldu, nice saltanatlar yıkıldı. Ancak Hüseyin’in adı bugün de yüreklerde yaşamaya devam ediyor. Hüseyin dediğimizde zulme karşı direnişi, onurlu yaşamı ve hakikat mücadelesini hatırlarız” diye konuştu.

    Alevi toplumunun tarih boyunca katliamlarla karşı karşıya kaldığını ifade eden Fırat, Kerbela’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi değil, insanlık tarihinin en büyük ahlaki sorgulamalarından biri olduğunu söyledi.

    “KERBELA İNSAN ONURUNUN SİMGESİDİR”

    DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş ise Kerbela’nın yalnızca tarihte yaşanmış bir olay olmadığını, günümüzde de eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelelerine ışık tuttuğunu belirtti.

    Kerbela’nın insan onurunun ve boyun eğmemenin en güçlü sembollerinden biri olduğunu ifade eden Beştaş, “Bu nedenle konuşmalarımızda sıklıkla Kerbela’ya atıfta bulunuyoruz. Çünkü Kerbela’nın sorduğu soru bugün de günceldir: Adaletin yanında mı olacağız, karşısında mı?” dedi.

    “MUHARREM ORUCU PAYLAŞMANIN VE DAYANIŞMANIN ADIDIR”

    Türkiye’de ve dünyada savaşların, yoksulluğun, ölümlerin ve eşitsizliklerin sürdüğüne dikkat çeken Beştaş, Muharrem ayının ve Kerbela’nın çağrısının vicdan sahibi herkese yönelik olduğunu söyledi.

    Muharrem orucunun yalnızca bir ibadet olmadığını vurgulayan Beştaş, “Muharrem orucu paylaşmanın, dayanışmanın ve eşitliğin adıdır. Aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. Farklı kimliklerde, inançlarda ve dillerde olsak da hepimizin eşit yaşayacağı bir dünya özlemi ortak paydamızdır. Kerbela’nın bize bıraktığı adalet mirasına sahip çıkmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Beştaş, Rojava saldırısı altında barış sürecinde gelinen aşamayı yorumladı!-VİDEO

    Beştaş, Rojava saldırısı altında barış sürecinde gelinen aşamayı yorumladı!-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş sözcüsü Meral Danış Beştaş, Halep’e dönük saldırıların ardından Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin geldiği aşamayı yorumladı. Beştaş, “Şu anda sıkıntılı bir dönem içindeyiz ama bunu aşmak için var gücümüzle çalışıyoruz” dedi.

    Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda hangi aşamaya gelindi, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş yorumladı.

    Meclis komisyonunun yaptığı çalışmalar ve akabinde her partinin sunduğu raporlar ardından süreçte hukuki bir adım atılması bekleniyor. Ancak HTŞ’ye bağlı grupların, Halep ve Kuzey Doğu Suriye’ye dönük saldırıları sebebiyle Kürt sorununun çözümünde yeni bir kırılma yaşattığı ifade ediliyor.

    “SÜRECE OLAN GÜVEN, BÜYÜK ANLAMDA SARSILDI”

    HTŞ’ye bağlı çetelerin, Suriye’de önce Alevi toplumuna, ardından da Kürtlere yönelik saldırıları devam ederken Türkiye’de barış adına hangi evreye gelindi Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Meclis komisyonu üyesi Meral Danış Beştaş’a sorduk. Komisyon çalışmalarının şu anda ortak yazım ekibi ile devam ettiğini belirten Beştaş, “Partilerin raporlarını sunduktan sonra ortaklaşılacak bir öneri seti hazırlanması için iki toplantı yapıldı. Yanılmıyorsam diğer toplantı da 19’unda olacak. Bizden de Cengiz Çiçek arkadaşımız orada yer alıyor” dedi.

    Meral Danış Beştaş, Suriye’deki son saldırılar sebebiyle toplumda büyük bir kırılma oluştuğunun altını çizerek şunları aktardı:

    “Suriye’de Alevi katliamı ile başlayan ve en son Şex Maksut ve Eşrefiye’ye yönelik saldırı, katliam, çok ciddi boyutlarda. Burada tabii ki bir dalgalanma yarattı. Çok büyük bir tepki var ve özellikle Türkiye iktidarının, bu konuda Şam hükümetinin yanında kendini konumlaması tabii ki eleştirileri, tepkileri beraberinde getirdi. Şimdi her zaman söylediğimiz bir şey vardı; sürece destek var ama güven zayıf. En son Halep’le devam eden katliam girişimi, bu güveni daha da büyük anlamda sarsmış vaziyette.”

    “AKP İKTİDARINDAN BİR TEPKİ GELMELİ”

    HDK Eş Sözcüsü Beştaş, Suriye’de yaşananlar sebebiyle barış sürecinde “sıkıntılı bir döneme” girildiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Tabii ki bizim bulunduğumuz pozisyon her halükarda barış ve demokratik çözümü zorlamaktır. Bu konuda iktidarın da adım atması gerektiğini hep söyleyerek geldik. Yani bu aşamada da güveni tesis etmesi gereken gerek söylemleriyle, gerek atacağı adımlarla, gerek yaklaşımlarıyla iktidardır diye düşünüyorum.

    Özellikle Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanının en üst düzeyde Kürt karşıtı söylemine bence AKP iktidarı ve MHP’den de en azından bir tepki gelmeli ya da bunlar düzeltilmeli. Yani şu anda biraz sıkıntılı bir dönem içindeyiz ama bunu aşmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • HDK’den Türkiye Alevi Federasyonu’na ziyaret!-VİDEO

    HDK’den Türkiye Alevi Federasyonu’na ziyaret!-VİDEO

    PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi (HDK) eş sözcüleri, Türkiye Alevi Federasyonu’nu ziyaret etti. Yapılan görüşmede Suriye, İran ve Türkiye’deki gelişmeler ele alındı.

    HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ile Ali Kenanoğlu, Türkiye Alevi Federasyonu’nu ziyaret etti.
    Garip Dede Dergahı’nda yapılan görüşmede, Türkiye Alevi Federasyonu’nun yanı sıra birçok cemevi yöneticisi de yer aldı.

    “ORTAK HAREKET ETMELİYİZ”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Türkiye Alevi Federasyonu’nun yakın zaman öncesinde yaptığı HDK ziyaretine karşılık verdiklerini belirtti. Kenanoğlu konuşmasında

    “Suriye’de yaşananların ardından toplumsal kesimlerin birlikte hareket etmeleri gerektiği artık çok açık. Bütün bu katliamlar karşısında birlikte nasıl yan yana durmamız gerektiğini, yaşadığımız coğrafyayı yaşanılır kılabilmeyi bunun için neler yapmamız gerektiği konusunda hem HDK cephesinden bilgilendirme hem de Alevi toplumunun temsilcileri olarak sizlerin bu konudaki düşünce ve önerilerini almak istiyoruz. Ortak hareket etmek adına bu ziyareti gerçekleştirdik” dedi.

    “HTŞ’Yİ DESTEKLEYENLERİ GÖRÜYORUZ”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da Suriye’de yapılan saldırıların “göz göre göre geldiğini” söyledi. Beştaş, şunları dile getirdi:

    “Bu dönem yan yana durmanın, birlikte mücadele etmenin dayanışmanın çok önemli aşamalarından birini yaşıyoruz. Dünyanın her tarafında kan donduran, akıl zorlayan gelişmeler var. Suriye’de de ciddi gelişmeler yaşanmakta. Hukukun, ahlakın, siyasetin, ilkelerin neredeyse askıya alındığı bir zaman dilimindeyiz. Suriye meselesinde ‘Benim mahallem, senin mahallen. Benim- senin tarafın’ diye bir şey olmamalı. Bu insanlık suçları, bu savaş hukukunu bile hiçe sayan yaklaşımlara hepimiz aslında nerede bulunursak bulunalım ses yükseltmemiz gerekiyor. Alevi katliamından sonra Dürzilere, farklı kimliklere yönelik saldırılar peşi sıra geldi. Aslında bu saldırılar göz göre göre geldi. En son Halep’teki saldırı, katliam, bunu aslında bir ileri aşamaya taşıdı. IŞİD kalıntılarına kravat takmakla zihniyetin değişmediğini aslında maalesef deneyimleyerek yaşıyoruz. Bu konuda ‘tek sorumlu Şam hükümetidir’ deme noktasında da değiliz. Destekleyenler, güç verenler, bu konuda arkasında duranların da farkındayız. ‘Türkiye saldırı altındadır’ gibi bir propaganda yapıldığını görüyoruz.”

    “TÜM DEMOKRATİK KESİMLER BİR ARADA OLMALI”

    Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç ise Suriye ve Türkiye’deki gelişmeler doğrultusunda birlikte yol yürümenin yeni yöntemlerini aramak gerektiğini söyledi. Koç, “Öyle bir döneme geldik ki bugün dünyada da çok farklı gelişmeler oluyor. ABD’nin yaptıkları ortada… O nedenle tüm demokratik kesimlerin bir arada olması gerekir” dedi.

    “HALEP’TE İRAN’DA BÜYÜK KATLİAMLAR VAR”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise

    “Halep’te İran’da büyük katliamlar var. Leyla Şahin Usta, ‘Aleviler öldürülünce bangır bangır bağırıyorsunuz’ diyor. Bunlarla nasıl barış olacak şaşırıyoruz. Bu süreçte daha çok birlikte olmalıyız. Oradaki cihadist grupların, insanları nasıl katlettiklerini görmeliyiz. Savaşçıları binadan atarken ‘Allahuekber’ diyorlar! Nasıl bir zamana denk geldik, gerçekten çok üzücü” sözleriyle düşüncelerini ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İktidar, ‘sürecin sonuna geldik diyerek’ aslında var olan soru işaretlerini büyütüyor’-VİDEO

    ‘İktidar, ‘sürecin sonuna geldik diyerek’ aslında var olan soru işaretlerini büyütüyor’-VİDEO

    PİRHA – Meclis komisyonu üyesi Meral Danış Beştaş, barış sürecine dair yorumunda “Hükümetin isteksiz, cimri ve zamana yayma halinden herkes muzdarip” eleştirisini yaptı. Beştaş, “Barışı, adımların atılmadığı bir zeminde yaşatmanın mümkün olamayacağını” ifadesini kullanırken “Bir kere demokratik entegrasyon, ilk başta kabul edilmesi gereken nokta” diye de ekledi.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından çok sayıda önemli adımlar atıldı. O adımlardan birisi de örgüt tarafından 26 Ekim’de yapılan “Türkiye’den çekilme” kararı oldu.

    Sürecin ikinci aşamasına geçildiği ifade edilirken, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da çalışmalarını sürdürüyor. 18 Kasım’da 17. toplantısını yapacak komisyonda, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın sunumları dinlenecek.

    “HER PARTİ RAPOR HAZIRLIĞINI YAPIYOR”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, gelinen süreçte PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Meclis komisyonunun, henüz rapor yazılımına başlamadığını belirten Danış Beştaş, şu bilgileri paylaştı:

    “Tabii ki her parti kendi hazırlığını yapıyordur. Gündemdeki en önemli meselelerden biri, komisyonun hazırlayacağı rapor içeriği. Hangi konularda ortaklaşılabilir; temaslar, diplomatik ilişkiler devam ediyor. Ayrıca meclis başkanı da zaten raporun açıklanacağını ifade etmişti. Ama şu anda gündem itibariyle henüz bunu konuşmadık. Yani nasıl bir yöntemle raporu sunacağımız konusunda bir ortaklaşma yok. Ama tabii ki gündemde ve herkes hazırlığını yapıyor.”

    “SAYIN ÖCALAN’IN KOMİSYON TARAFINDAN DİNLENMESİ GEREKİYOR”

    Meral Danış Beştaş, süreç içerisinde İmralı’ya gitmenin neden önemli olduğunu da açıkladı. Beştaş, Mecliste birçok kesimin dinlendiğinin altını çizerek “Bu sürecin temel aktörlerinin başında Sayın Öcalan geliyor. Kendisinin komisyonla görüşmesi gerektiğini ilk gün günden itibaren söyledik. Hatırlarsanız Bahçeli’nin ilk yaptığı çağrıda da Umut Hakkı’nın uygulanmasını, gelip mecliste konuşması yönünde bir beyanı vardı. Ondan sonra zaten görüşmeler, temaslar başladı. Şimdi neticede çok önemli bir problemi çözmeye çalışıyor Türkiye ve bu konuda komisyon, bir çalışma yürütüyor. PKK’nin kurucu lideri bu dönemde rol oynayan, çağrılarına karşılık bulan, şu anda çatışmasızlık zeminini sağlayan baş siyasi aktörün tabii ki komisyon tarafından dinlenmesi gerekiyor. Meclis başkanı, ‘komisyon gündemine resmi olarak gelmedi’ gibi geçmişte bir beyanda bulunmuştu. Neticede resmi dediğiniz gündeme yazılmamış olabilir ama hepimizin temel gündeminde her gün konuşulan bir mesele bu. Bu yönüyle daha fazla bu sürecin uzamaması gerektiğini sizler aracılığıyla da ifade etmek istiyorum” dedi.

    “İMRALI KAPISININ AÇILACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

    Abdullah Öcalan’ın önermelerinin, “çok aydınlatıcı, yol gösterici” olduğunu söyleyen Beştaş, gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de İmralı’ya gidebilmesi gerektiğini söyledi. Meral Danış Beştaş, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “27 Şubat çağrısıyla sonrasındaki beyanlarıyla da bu süreçte en pozitif rolü oynayanların başında Sayın Öcalan geliyor. Bu yönüyle evet komisyon Öcalan’ı dinlemeli.

    İmralı açılmalı. Yani sürecin ruhu bunu gerektiriyor. Neticede kendisinin de bu konuda beyanları, talepleri, önerileri var. Aslında esas itibariyle Sayın Öcalan’ın özgürlük koşullarında bu süreci yönetmesi gerekiyor. Özgürce çalışabilmesi gerekiyor. Var olan, görüşme taleplerini karşılayabiliyor olması gerekiyor. Tabii ki gazeteciler bu meselenin, en önemli noktalarından bir yerde duruyor. Her şeyden önce halkın haber alma hakkı var. Diğer yandan gazeteciler sorularını sormak isterler. Birinci ağızdan bu sürece dair görüşleri, açıklamaları dinlemek ve kamuoyuna ulaştırmak gibi bir görev ve sorumlulukları mevcut. Bununla birlikte bu meseleyi çalışan çok sayıda akademisyen var. Sivil toplum alanında farklı görüşlerde olsalar da bu temasın sağlanmasının kimseye bir zararı olmayacağı gibi çok büyük bir katkı yapacağını düşünüyoruz. Ben açıkçası kendi adıma söylüyorum. Önümüzdeki dönemde İmralı kapısının açılacağını düşünüyorum. Özellikle bize de ulaşan çok sayıda gazeteci, bilim insanı, siyaset insanı, çalışanlar, akademisyenler görüşme taleplerini iletiyorlar. Önümüzdeki dönemde de en önemli gündem maddelerinden biri de bu olacaktır tabii ki.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN DA TARİHİ BİR MÜCADELESİ SÖZ KONUSU”

    Meral Danış Beştaş, sürecin Alevilerin sorunlarının çözümüne nasıl yansıyacağına da cevap verdi. “Barış ve Demokratik Toplum Süreci, adından da anlaşılacağı üzere barışın ve demokrasinin birlikte ilerlemesi gerektiği temel tezinden ve düşüncesinden yola çıkılıyor” diyen Beştaş, görüşlerini şu cümlelerle paylaştı:

    “Barışı, adımların atılmadığı bir zeminde yaşatmak, kalıcı kılmak mümkün olmaz. Yani şu anda zaten bir negatif barış iklimini yaşıyoruz. Çok şükür ki uzun süredir yani işte bir yılı aştı, bir ölüm, bir çatışma haberi duymuyoruz. Aslında bu bile başlı başına çok önemli, çok değerli. Ama bunun kalıcı hale gelebilmesi için silaha sebep olan gelişmelerin, dayanakların da ortadan kalkması gerekiyor. Barış ikliminin kalıcı olabilmesi için bir eşitlik hukukuna ihtiyaç var. Bu eşitlik hukuku, eşit yurttaşlık meselesi, hukuki zeminin oluşturulması meselesi sadece Kürt halkı için değil. Tabii ki başta Kürt toplumu için. Çünkü Kürtler, tarihsel olarak büyük bir inkar politikasıyla karşı karşıyalar. Yani bu adaletsizlik ve haksızlığı ortadan kaldırmak için haklarının, dilinin, kimliğinin, kültürünün kabul edilmesi gerekiyor ve bu sadece sözlü bir kabulden geçmiyor tabii ki. Bunun hukuksal bir çerçeveye ulaşması gerekiyor. Benim çok kullandığım bir söz var; Kürtlerin hukuk kapısından içeri girmesi gerekiyor. Yani mevcut anayasanın yasaların Kürtleri de kapsaması gerekiyor. Ama tabii ki Türkiye’deki en büyük nüfuslardan bir tane tanesi de Aleviler. Alevi toplumu ve hani farklı etnik kimliklerde de olsalar inançlarını özgürce yaşama konusunda Alevi toplumunun da çok tarihi bir mücadelesi, direnişi söz konusu ve bu konuda taleplerinin karşılanması gerektiğini zaten bu süreçten önce de ifade ederek geldik. Bu konu da bizim temel mücadele alanlarımızdan biri ve bu demokratik toplum sürecinde Alevilerin de tabii ki başta cemevlerinin ibadethane statüsünün kabulü olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması yine çok mühim bir yerde duruyor. Diğer yandan ayrımcılık politikaları, ayrımcı söylemler de hala maalesef günümüzde devam ediyor. Yani bu demokratik toplum anlayışımızda ve bu süreci yürütmenin arka planında tabii ki toplumun ayrımcılığa, ötekileştirmeye maruz kalan, hakları kabul edilmeyen herkesin kapsanması gerekiyor ve ancak bu şekilde barış ve demokrasi birbirini tamamlayabilir. Yani birilerine demokrasi, başka birilerine antidemokratik uygulamalar zaten hani hayatın olağan akışına da uymaz. Biz herkes için adalet, herkes için eşitlik ve herkes için hukuk talep ediyoruz.”

    DEMOKRATİK ENTEGRASYON, BİR ASİMİLASYON DEĞİL!”

    Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” manifestosunda ifade ettiği “demokratik entegrasyon” başlığı da sürecin önemli aşamalarından birini oluşturuyor. Meral Danış Beştaş, demokratik entegrasyon yasalarında “eşit yurttaşlık” konusunun da tartışmaya açılacağını ifade ederek, hükümetin bu konudaki yaklaşımını şöyle değerlendirdi:

    “Tabii ki demokratik entegrasyonun kendisi aslında bizce daha çok tartışılmalı. Çünkü bunu çok farklı şekillerde nitelemek isteyenler, bunu manipüle edenler, farklı speküle araçları olarak kullananlar da yansıyor bizlere. Bir kere demokratik entegrasyon, ilk başta kabul edilmesi gereken nokta. Bir asimilasyon değil. Tam tersine herkesin kendisi olarak bu toplumda yaşamasının koşullarının oluşturulması gerekiyor. Tabii ki burada da hukuk devreye girer. Demokratik sistemlerde hukuk, en büyük güvence araçlarındandır. Şimdi demokratik entegrasyonda yani bir Alevi yurttaş, Alevi olarak o entegrasyonun içinde olacak ve entegre olacak. Bir Kürt, Kürt olarak entegre olacak ve hani o farklılıklarla beraber bir birliktelikten söz ediyoruz. Demokratik entegrasyon yasalarında tabii ki eşit yurttaşlık zaten ilk başta tartışılacak ve düzenlenmesi gereken meselelerin başında geliyor. Yani neden eşit yurttaşlık diyoruz? Çünkü Türkiye’de hala tek dil, tek kimlik, tek inanç, birçok şeyi meseleyi teklik adı altında niteleyen bir siyasi ve hukuki anlayış yürütülüyor. İktidarlar değişse de maalesef bu konuda politikalar değişmedi ve bugün de hala bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Yani demokratik entegrasyon yasaları içinde hani sesli düşünecek olursak mesela ana dil önündeki engellerin tabii ki kalkması gerekiyor. Kamusal alanda ana dilin kullanımının özgürleşmesi gerekiyor. Kültürün yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması konusunda yine çok önemli bir hukuksal çerçevenin oluşması gerekiyor. Toplumda var olan kutuplaştırmanın, ötekileştirmenin ve ayrımcılığın önlenmesi için de belirli tedbirlerin alınması gerekiyor. Yani şu anda bunu henüz konuşmaya başlamadık ama komisyon gündemi itibariyle söylüyorum, önümüzdeki orta vadede bence konuşmamız gereken en önemli başlıklardan bir tanesi de ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik yaklaşımını tam anlamıyla oturtmak.

    Yine bu entegrasyon yasaları arasında Türkiye’de farklı inançlara sahip yurttaşlar mevcut ve din ve vicdan özgürlüğü anayasada yazılı ama bu inanç özgürlüğü, farklı inançların eşit olduğunu hiç kimse bugün iddia edemez aslında. Örneğin kaç Alevi yurttaş bugün valilik koltuğunda? Koltuğu tabii metafor olarak ifade ediyorum. Bu çok basit bir örnek gibi görülebilir ama öyle değil. İşe alımlardan tutalım, üst düzey bürokrasideki görevlendirmelere kadar… Birçok alanda Aleviler yer alamıyor. Yer alıyorsa da kendi kimliğini inkar ederek olabiliyor. Ama bizim savunduğumuz demokratik entegrasyon meselesi, kendi kimliğiyle orada var olabilmesi, o temsil gücüne kavuşabilmesi anlamına geliyor. Yani demokratik entegrasyon çok geniş çerçevede düşünmemiz gereken bir olgu olarak önümüzde duruyor.”

    “HÜKÜMETİN İSTEKSİZ HALİNDEN HERKES MUZDARİP”

    Hükümet yetkililerin “Süreçte sona yaklaştık” sözlerini değerlendiren Beştaş, son olarak şunları söyledi:

    “Henüz sona yaklaşmadığımız belli. Neticede bu konuda adımlar atıldı. Şu anda PKK diye bir örgüt yok. Çünkü kendilerini feshettiler ve çalışmalarını sonlandırdılar. Ama onlar adına yapılan açıklamalarda henüz mesafe alınmadığını biliyoruz. Hala biz İmralı Adası’nda bir görüşme bile gerçekleştiremedik. Doğru, yani iklim olumsuzdur diyemeyiz. Ölümler yaşanmıyor. Bu konuda umut tohumları güçlü bir şekilde yeşeriyor. Ama diğer yandan da adımlar konusunda çok büyük bir isteksiz ya da cimrilik ya da zamana yayma halinden muzdarip herkes. Barış ve demokrasinin yeşermesi, büyümesi ve kalıcı hale gelebilmesi için vatandaşların da bu sürecin aktif özneleri olması gerekiyor. Aslında herkes bu meselenin sahibidir ve çözümünde de rol almalıdır. Ancak iktidar bu konuda adımları atmayarak, zamana yayarak, bir de ‘sürecin sonuna geldik diyerek’ aslında var olan soru işaretlerini büyütüyor. Tam tersine bu konuda hepimizin görmesi gereken, atılması gereken adımlar olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bu adımlar atılmadan sürecin sonlanması zaten hayatın olağan akışına ve çatışma çözüm deneyimlerine, dünya örneklerine aykırı bir tablo oluşturur. Süreç devam ediyor. İnişli çıkışlı da olsa iki haftadır mesela komisyon toplanamadı ve bu birçok kesimde rahatsızlığa sebep oldu. Komisyon toplantılarını işte düzenli yapmalı diye önerilerimiz her zaman vardı. Hatta biz dedik ki haftada bir gün, iki gün değil, her gün toplanabiliriz. Çünkü daha büyük bir meselemiz söz konusu değil. Ama bütün bunlara rağmen sürecin devam ediyor olması ikinci aşamaya geçmiş olmamız tabii ki değerli ve bizim buna tutunup bunu büyütmemiz gerekiyor. Yani olumsuzlukla, sadece eleştirilerle yol alamayacağımızı biliyoruz. Ama yapıcı eleştirilerle bu sürecin önündeki engebeleri, provokasyon ihtimallerini aşmak da mümkün. Açıkçası biz o iradeyle yola devam ediyoruz. Sürecin ilerlemesi için bütün gücümüzle çalışmamız, çabamız devam ediyor.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DBP ve HDK: Barış için eşit temsiliyet ve yüzleşme şart!

    DBP ve HDK: Barış için eşit temsiliyet ve yüzleşme şart!

    PİRHA- HDK ve DBP Eş Başkanları, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla yayımladıkları mesajlarda halkların eşit temsiliyeti, kimlik ve inançların özgürce yaşaması, toplumsal yüzleşme ve demokratik barış ihtiyacına dikkat çekti.

    1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla açıklama yapan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) eş başkanları, savaşın, şiddetin ve çatışmanın gölgesinde karşılanan bu günde, halkların kendi kimlikleriyle eşit ve özgür yaşama hakkına vurgu yaptı. Yapılan açıklamalarda, sadece silahların susması değil; toplumsal adaletin, yüzleşmenin ve hakikatin açığa çıkarıldığı onarıcı bir barış ihtiyacının altı çizildi.

    “BARIŞ HER YERDE İNŞA EDİLMELİ”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, barışın halkların eşitlik, inanç ve kimlik haklarıyla var olabileceği bir toplumsal düzenini yaratacağını söyleyerek, “Barış yalnızca çatışmasızlık değildir; barış, halkların eşit ve özgür bir biçimde, kimlikleriyle, inançlarıyla, kültürleriyle var olabilmesinin adıdır. Barış, toplumsal adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün ortak zeminde buluşmasıdır. Bu nedenle barışın inşası için yalnızca politika üretmek yetmez. Her mahallede, her sokakta, her evde halkın sesini duymak, talepleri örgütlemek ve yaşamın her alanında barışı savunmak gerekir” dedi.

    “BARIŞ ORTADOĞU HALKLARININ GELECEĞİDİR”

    DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Ortadoğu’da halklar ve inançların ortak geleceği açısından barış ve demokrasinin her geçen gün daha fazla önem kazandığını belirtti. Uçar, “Ortadoğu’da savaş, şiddet, çatışma ve katliamların hiç eksik olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Halklar ve inançların ortak geleceği açısından kalıcı bir barış ve demokrasinin inşası her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Barış ve demokrasi yürüyüşümüz Sayın Öcalan’ın 27 Şubat tarihli çağrısıyla birlikte büyümeye devam etmektedir. Yürüyüşümüz sürdükçe savaşların olmadığı, kadınların katledilmediği, çocuklar ve gençlerin ölmediği, kimsenin yurdundan göç etmek zorunda kalmadığı bir yaşama ulaşmak mümkün olacaktır. Kürt halkının şahsında tüm Ortadoğu halklarının verdiği barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi, savaştan nemalanan mihrakların hevesini boşa çıkaracaktır. Bu tarihi mücadelenin sonucunda mutlaka barış dolu bir dünya inşa edilecektir. 1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun” ifadelerini kullandı.

    “YÜZLEŞME OLMADAN BARIŞ KURULAMAZ”

    DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ise şu ifadeleri kullandı:

    “Ortadoğu’dan Afrika’ya, Latin Amerika’dan Asya’ya kadar halklar, hegemonik çıkarların, otoriter rejimlerin ve militarist siyasetlerin yıkıcı sonuçlarına maruz kalıyor. Savaş politikaları; sadece kentleri değil, insan onurunu, hafızamızı, doğayı ve geleceğimizi de yerle bir ediyor. Bu yıkıma karşı en büyük cevabımız; #barışın inşasıdır! Ancak bizler, barışı yalnızca silahların susması olarak değil, aynı zamanda adaletin, eşitliğin, özgürlüğün ve halkların kendi kaderini tayin hakkının güvence altına alındığı ‘demokratik bir toplum düzeni’ olarak tanımlıyoruz. Bugün her zamankinden daha fazla, halkların iradesini esas alan, çoğulculuğu benimseyen, hakikati açığa çıkaran ve yüzleşmeyi esas alan bir barışa ihtiyacımız var. Çünkü biliyoruz ki; ihtiyaç duyulan ‘toplumsal dönüşümü’ gerçekleştirecek olan barışın onarıcı gücüdür.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • DEM Parti komisyonda yer alacak isimleri açıkladı

    DEM Parti komisyonda yer alacak isimleri açıkladı

    PİRHA-Meclis’te kurulması planlanan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” komisyonu için DEM Parti, temsilcilerini belirledi. Komisyonda; Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Cengiz Çiçek yer alacak.

    TBMM’de kurulması planlanan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” komisyonu için siyasi partilere davet gönderildi. DEM Parti, komisyona katılacak isimleri belirleyerek Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a bildirdi. Komisyonda DEM Parti’yi; Erzurum Milletvekili ve HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, Antalya Milletvekili Saruhan Oluç ve İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek temsil edecek.

    TOPLANTI 18 TEMMUZ’DA

    Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, sürece ilişkin ilk toplantının 18 Temmuz Perşembe günü saat 10.00’da yapılacağını duyurdu. Toplantıya, Meclis’te grubu bulunan partilerin grup başkanvekilleri ile grubu bulunmayan partilerin temsilcileri davet edildi. Her partiden yalnızca bir temsilcinin katılması bekleniyor.

    KOMİSYONUN İŞLEYİŞİ GÖRÜŞÜLECEK

    Toplantıda komisyonun ismi, kuruluş yöntemi (yasa ile mi yoksa Meclis Başkanı inisiyatifiyle mi kurulacağı) gibi başlıklar masaya yatırılacak. Komisyonun kurulmasına karar verilmesi halinde, çalışma usul ve esaslarına dair yazılı bir metin hazırlanacak. Sürecin ardından Meclis Başkanı Kurtulmuş, komisyonun kuruluşunu kamuoyuna duyuracak.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş’tan Pınar Aydınlar çağrısı: Herkesi dayanışmaya bekliyoruz!

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş’tan Pınar Aydınlar çağrısı: Herkesi dayanışmaya bekliyoruz!

    PİRHA-HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, 13 Mayıs’ta duruşması yapılacak Sanatçı Pınar Aydınlar için dayanışma çağrısında bulundu.

    İstanbul merkezli 10 ilde 18 Şubat 2025’te yapılan operasyon kapsamında çok sayıda eve baskın düzenlenmiş, altmışa yakın yurttaşla birlikte Sanatçı Pınar Aydınlar da gözaltına alınmıştı.

    Şubat ayından bu yana tutuklu bulunan Pınar Aydınlar’ın HDK operasyonu kapsamında ilk duruşması 13 Mayıs’ta İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

    Halkların Demokraik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü, DEM Parti Erzurum Milletvekili Meraş Danış Beştaş, X hesabından yaptığı paylaşımında 13 Mayıs’ta duruşmaya çıkacak olan Sanatçı Pınar Aydınlar’a destek olmak amacıyla tüm duyarlı kesimleri dayanışmaya çağırdı.

    Meral Danış Beştaş, “Sevgili Pınar Aydınlar 18 Şubat’ta gözaltına alındı. 22 Şubat’tan bu yana haksız, hukuksuz ve mesnetsiz bir şekilde Cezaevinde tutuluyor.  13 Mayıs’ta ilk duruşması yapılacak. Herkesi dayanışmaya davet ediyoruz” diye ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş: Barışı hep birlikte inşa etmeliyiz- VİDEO

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş: Barışı hep birlikte inşa etmeliyiz- VİDEO

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Kürt meselesinin çözülmesi ve barışın tesis edilmesi için toplumun her kesimine önemli bir görev düştüğünü belirterek, “Kürt meselesinin çözümü iç siyasi kavgaların üzerindedir. Bu nedenle bu mücadelenin sonunda hepimiz kazanacağız. Barışı kazanmak ve demokratik toplumu inşa etmek zorundayız” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında Mersin’de buluşma gerçekleştirdi. MBB Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılan buluşmaya DEM Parti Mersin Milletvekilleri Perihan Koca ile Ali Bozan, DEVA Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Barış Anneleri ve çok sayıda demokratik kitle örgütleri katıldı.

    Buluşmada konuşmacı olarak yer alan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş; barış, yeni başlayan süreç ve demokratik toplumu inşa etme kanalları konularına değindi.

    “YENİ SÜREÇ BAHÇELİ’YLE BAŞLAMIŞ BİR MESELE DEĞİL”

    DEM Parti ve Kürt hareketinin uzun yıllardır barış talebi olduğunu ve bu uğurda yıllardır mücadele edildiğinin altını çizen Meral Danış Beştaş, “Kürtlerin demokrasi ve barış talebi hep vardı. Hiçbir zaman bu talep karşılanmadı, hala da karşılanmış değil. İçinde nüanslar farklı olsa da her zaman çözüm, barış odağı vardı. Anayasal ve demokratik bir dönüşümü hep savunageldik. Bu Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla olan bir şey değil. Bu konuda sayısız konuşmamız, talebimiz oldu” diye konuştu.

    “SİLAHLARIN BIRAKILMASINDA MUHATAP DEM PARTİ DEĞİLDİR”

    Kürt meselesin siyaset kanallarının açılmasıyla ve özgür ifadeyle çözülebileceğini ifade eden Beştaş, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına da değindi. Çok önemli bir eşikte olunduğunu dile getiren Beştaş, PKK’nin silah bırakması ve feshiyle ilgili meseleye dair de şunu söyledi:

    “Farklı bir siyasal ve tarihsel iklimdeyiz. Türkiye’nin hep farklı bir savunu içerisinde olan Bahçeli’nin çağrısıyla sayın Öcalan’la görüşmeler yaptık. Bu görüşmeler sonunda 27 Şubat’ta önemli bir çağrı yapıldı. HDK ve DEM Parti olarak silahların bırakılması ve örgütün feshi bizim dahil olduğumuz bir konu değil. Biz siyasal alanda bununla ilgili harekete geçme noktasındayız. Öte yandan silahların bırakılmasının yasal zemini ne, silah bırakanlara ne olacak, nereye gidecekler gibi önemli sorular var önümüzde. Operasyonlar şu an devam ediyor. Henüz net yanıt verilmese de umuyoruz ki bu kongre yapılacak.”

    “TECRİT KOŞULLARINDA SÜREÇ SAĞLIKLI YÜRÜMEZ”

    Beştaş, başlayan sürecin sağlıklı ilerlemesi için Abdullah Öcalan’ın özgür koşullarda bulunması gerektiğinin altını çizerek, “Bu süreci çözebilecek siyasi aktör tecrit altında. Bu durumda süreç sağlıklı yürüyemez. Özgür bir ortamda fikirlerini doğru bir şekilde aktarabilir. Her anlamda bir meselenin çözülmesi istenirken bu kadar dar bir bakış açısı kabul edilemez. En önemli nokta özgür çalışma koşullarıdır” dedi.

    Öcalan’ın çağrısında net olduğunu ve bu konuda çabasını sürdüreceğini ilettiğini söyleyen Beştaş, uygun koşulların yaratılması gerektiğini ve barış için herkesin çaba göstermesi gerektiğini ifade etti.

    Beştaş, görüşmelerin tamamının neden kamuoyu ile paylaşılmadığı sorusuna ise şu cevabı verdi:

    “Sürecin sıhhati açısından böyle olması gerektiğini düşünüyoruz. Maalesef en kötü olayların bir kısmı geçiş dönemlerinde oluyor. Bu nedenle her şeyin açıklanması değil, toplumun bilmesi gerekenler paylaşılıyor. Bu süreç iktidarla yürütülen bir süreç değil. Bunun muhatabı bütün siyasi partilerdir. Bu kapsamda da tüm siyasi partiler ziyaret edildi. Sadece siyasi partiler de değil, tüm demokratik güçlerin dahil olması gereken bir mesele.”

    “BU SÜREÇTE TOPLUMUN RIZASI ÖNEMLİ”

    Başlayan süreçte toplumun rızasının önemli olduğunu vurgulayan Beştaş, “Yıllardır öyle bir algı ve propaganda yapıldı ki ırkçı bir zihniyet yaratıldı. Ancak bizim duruşumuz belli; demokratik ulus perspektifi ile yaklaşıyoruz bu meseleye. Türkiye’nin dört bir yanında ortak yaşamı savunuyoruz. Bu mücadelenin sonunda hepimiz kazanacağız. Kürt meselenin çözümü iç siyasi kavgaların üzerindedir. Bizim gündemimizde bu çağrının büyük bir olanak ve hep birlikte bunun gereklerini savunarak barışı örgütleyelim. Barışı tesis etmek için hepimize çok büyük görevler düşüyor. Biz barışı kazanmak ve demokratik toplumu inşa etmek zorundayız” şeklinde konuştu.

    Buluşma, soru cevap bölümü ile sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘Suriye’deki Alevi katliamı son bulmalı, uluslararası güçler etkin müdahale etmeli’-VİDEO

    ‘Suriye’deki Alevi katliamı son bulmalı, uluslararası güçler etkin müdahale etmeli’-VİDEO

    PİRHA- Suriye’nin kıyı kentlerinde Alevilere dönük katliamın son bulması için çağrıda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Türkiye başta olmak üzere HTŞ ile görüşme sağlayan bütün devletlerin , herkesin etkin bir biçimde müdahale etmeliler” derken, siyasetçi Sebahat Tuncel ise, “Gerçekten çok korkunç görüntüler yansıyor. Bu ne insan hakları nede vicdan açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu konuda dünya halklarının buna güçlü ses çıkarması gerekiyor” diye konuştu.

    Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta Alevilerin hedef alındığı saldırıların son iki günde tırmanışa geçti. Çoğunluğu sivil olmak üzere 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlercesinin de HTŞ tarafından bilinmeyen merkezlerde alıkonulduğu belirtiliyor.

    İstanbul Kadıköy’de 8 Mart Kadın Platformu’nun öncülüğünde gerçekleştirilen ‘Büyük Kadın Buluşması’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, siyasetçi Sebahat Tuncel ve HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Türkiye’den Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya alana çıkan kadınların soykırımların son bulması ve halkların barış içerisinde yaşayabilmesi için mücadele ettiklerini ifade ettiler.

    HATİMOĞULLARI: YAŞAM HAKKIMIZI İSTİYORUZ

    8 Mart’ta tüm alanlarda kadınların ‘yaşam hakkımızı istiyoruz’ mesajı verdiğini söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “8 Mart kadınlar için önemli bir direniş alanı. 8 Mart’ta alandan verdiğimiz mesaj yaşam hakkımızı istiyoruz. Her gün kadın cinayetlerine kurban edilmek istemiyoruz. Katledilen kadınların failleri olan erkeklerin cezasızlık ile karşılaştığını görebiliyoruz. Yargının erkek akılla verdiği kararlarla katliamlara teşvik ediliyor. Bunu kabul etmiyoruz. Çok acil bir biçimde İstanbul Sözleşmesi’ne dönmemiz gerekiyor. 6284 sayılı kanunun kaldırılmasını kabul etmiyoruz. Tam tersi bu yasanın daha etkili bir biçimde uygulanmasını gerektiğini söylüyoruz” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMI SON BULMALI”

    Hatimoğulları, Suriye’de Alevilere yönelik katliamın sol bulmasına yönelik uluslararası güçlere etkin müdahale çağrısı yaparak, “Türkiye ve Suriye’de devam eden çatışmaların, şiddetin bir an önce son bulması istiyoruz. Bu anlamda Sayın Öcalan’ın yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı çok önemli bir yerde duruyor. Bu çağrının Ortadoğu, Türkiye ve Avrupa’daki 8 Mart alanlarında da sahiplenildiğini görüyoruz. Lazkiye ve çevresinde Arap Aleviler canice katledildi. 250 kişinin üzerinden insanın katledildiği belirtiliyor. HTŞ yönetimi ve ortaklar kendi dışında  herkesi kafir görerek bu katliamı gerçekleştiriyorlar. Bu katliamı şiddetle kınıyoruz, asla kabul etmiyoruz. Suriye’de devam eden Alevi soykırımı bir an önce son bulmalıdır. Biz kadınlar 8 Mart alanlarından Alevi yurttaşlarla bir kez daha dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtiyoruz. Türkiye başta olmak üzere HTŞ ile görüşme sağlayan bütün devletlerin herkesin etkin bir biçimde müdahale etmeliler. Tarihin bu kara sayfalarına yazılan bu dramı kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    TUNCEL: KADINLAR BARIŞIN İNŞASI İÇİN AKTİF ÇALIŞIYOR

    Siyasetçi Sebahat Tuncel ise, Alevilere yönelik katliama dair toplumsal dinamiklerin ses çıkarması gerektiğini belirterek, “Dünyanın her yerinde kadınlar 8 Mart’ı alanlarda kutluyor, ama kutlayamayanlar da var. Suriye’de yaşanan savaş ve çatışma nedeniyle Suriye’deki Aleviler 8 Mart’ı kutlayamıyor. Gerçekten çok korkunç görüntüler yansıyor. Bu ne insan hakları nede vicdan açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu konuda dünya halklarının buna güçlü ses çıkarması gerekiyor. Ortadoğu halklarının demokratik barışçıl bir süreç içerisinde yaşaması için herkese rol düşüyor. Bu insanlığa karşı işlenen suçlara dur demek gerekiyor. Bu saldırı Alevilerin bütününedir. Bir yanda kadınlar Ortadoğu halkalarının barış içerisinde yaşaması için mücadele ediyor. 27 Şubat’taki çağrı sadece Kürt-Türk barışı açısından değil Araplar ve Aleviler açısından da önemli. Biz kadınlar bu sorumluluğu üstlendik ve barışın inşası için aktif çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    BEŞTAŞ:KADINLAR YASAĞI TANIMADILAR, TAKSİM’İ DOLDURACAKLAR

    Taksim’de düzenlenen feminist gece yürüyüşünün yasaklanmasına eleştiren Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da, “Bugün büyük bir coşkuyla ve özgürlük tutkusuyla kutlanıyor. Aslında alanlardan görüleceği gibi barış talebinin ne kadar güçlü olduğunu alanlardan görmek mümkün. Bizim özgürlük tutkumuzu hiçbir güç bastıramaz. Türkiye’de kadınlara yönelik bir kırımın acımasızca devam ettiğini biliyoruz. Kadın bütün farklılıkların eridiği bir kimliktir. Kadın olmak en öncelikli kimliğimiz. Taksim’in kadınlara kapatılması kabul edilemez. Kadınların sesinden, soluğundan taleplerinden büyük bir korku var. Yasakçı zihniyet ile demokrasi ve barış bir arada olamaz. Kadınlar bu yasakları tanımadılar ve on binler o alanı dolduracak” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Meral Danış Beştaş, Sivas Katliamı’nın faillerinin tahliye edilmesini Meclis gündemine taşıdı

    Meral Danış Beştaş, Sivas Katliamı’nın faillerinin tahliye edilmesini Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, Sivas Katliamı’nın faillerinin tahliye edilmesini Meclis gündemine taşıyarak soru önergesi verdi. Beştaş, “Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde gerçekleşen ve 33 aydın ve otel görevlisinin yanarak yaşamlarını yitirdiği hadise organize bir saldırı değil midir?” diye sordu. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak ’ta gerçekleştirilen ve 33 sanatçı, aydın ve yazarın yakılarak katledildiği katliamda müebbet hüküm cezası alan 17 kişinin tahliye edilmesine tepki göstererek, 33 gün boyunca sürecek ‘Adalet Nöbeti’ kararı aldı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, Sivas Katliamı’nın faillerinin tahliye edilmesini Meclis gündemine taşıyarak Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “KARANLIK ZİHNİYETİN, IŞIĞIMIZI KESMESİNE ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Madımak’ta 33 insanın yanarak can vermesine sebep olmanın açıkça insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirten Meral Danış Beştaş, “Terör suçlusu sayılmayacağı kabulü ile 17 failin tahliye edilmesi hem hukuk dışıdır hem de kamu vicdanında yeri yoktur. Bu karanlık zihniyetin ışığımızı kesmesine asla izin vermeyeceğiz. Yaşamını yitirenlere ve ailelerine sözümüzdür; mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “SANIKLARIN TAHLİYE EDİLMESİ, TOPLUMDA ADALETE OLAN İNANCI KIRMAMIŞ MIDIR?”

    Meral Danış Beştaş, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    -Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde gerçekleşen ve 33 aydın ve otel görevlisinin yanarak yaşamlarını yitirdiği hadise organize bir saldırı değil midir?
    -Önce idam ardından müebbete çevrilen suçların kapsamında değerlendirilmemesinin gerekçesi nedir?
    -Sanıkların tahliye edilmesi toplumda adalete olan inancı kırmamış mıdır?
    -Ceza yasalarında suça öngörülen cezaların aynı zamanda ‘caydırıcı olma’ etkisi bu tahliyelerle egale edilmiş olmuyor mu?
    -Cezanın caydırıcı etkisinin ortadan kaldırılması suça teşvik olmuyor mu?
    -AYM tarafından örneğin Can Atalay hakkında verilen kararın uygulanmadığı nazara alındığında, AYM’nin toplumun bir kesimine dönük kararlarının uygulanması karşısında muhalefete yönelik kararlarının uygulanmıyor oluşu ikili hukuk sisteminin varlığına işaret değil midir? –Toplumda oluşan ikili hukuk sistemi algısının giderilmesi adına bir çalışma yürütülmesi gündeminizde olacak mıdır?
    -Madımak Katliamı davası sanıklarının tahliyelerinin yarattığı kaygının giderilmesi ve adalete olan inancın yeniden tesisi adına çalışma yürütülmesi gündeminizde olacak mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Beton binaları ele geçirebilirsiniz ama halkın iradesini asla teslim alamazsınız’-VİDEO

    ‘Beton binaları ele geçirebilirsiniz ama halkın iradesini asla teslim alamazsınız’-VİDEO

    PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstererek Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Kayyımı, halkın iradesine yönelik saldırı olarak görüyoruz. İktidar, seçimle alamadığı yerleri kayyım darbesiyle almak istiyor” denildi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstererek Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ‘Van Büyükşehir Belediyesi, Van halkının iradesidir’ , ‘Kayyım gasptır, kabul edilemez’ pankartı açıldı. Açıklamayı Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına ESP PM Üyesi Orhan Çelebi okudu. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KAYYIMA KARŞI MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Kayyımı, halkın iradesine yönelik saldırı olarak gördüklerini söyleyen Orhan Çelebi, “İktidar seçimle alamadığı yerleri kayyım darbesiyle almak istiyor. Belediyelerimizin mülkleri milyonlarca borç bırakılarak yandaşlara peşkeş çekiliyor. Kayyım atanan bir kent ve Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak kayyıma karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.

    “KAYYIM, HIRSIZLIKTIR”

    AKP’nin belediyelere baktığında rant gördüğünü belirten ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, ” Biz ise belediyelere baktığımızda halkın demokratik iradesini görüyoruz. Belediyelere yönelik geliştirilen kayyım gaspı hırsızlıktır. Bizler belediyelerde halkımızın siyasi iradesini temsil ediyoruz. AKP’nin kayyım politikası ise darbe siyasetini temsil ediyor. Beton binaları ele geçirebilirsiniz ama halkın iradesini asla teslim alamazsınız” dedi.

    “HALK SİZE BOYUN EĞMEZ, DİRENİR”

    AKP iktidarının suç işlediğini bildiği için Van Büyükşehir Belediyesi’ne gece yarısı baskın yapıldığını vurgulayan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Önce kayyım kararı alınıyor daha sonra yargı kararı veriyor. Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’ndan AKP’ye kayyım meselesini çözme çağrısında bulunuyoruz. Ülkeyi halka rağmen yönetmek istiyorsanız bu halk da size boyun eğmez ve direnir” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Figen Yüksekdağ’ın ‘Sınırsız Savunmalar’ kitabı için Dersim’de imza günü-VİDEO

    Figen Yüksekdağ’ın ‘Sınırsız Savunmalar’ kitabı için Dersim’de imza günü-VİDEO

    PİRHA-HDP tutuklu eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın “Sınırsız Savunmalar” kitabı için Dersim’de imza günü gerçekleştirildi.

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tutuklu eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın “Sınırsız Savunmalar” kitabı için Dersim’de imza günü gerçekleştirildi. Etkinliğe, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri çok sayıda yurttaş katıldı.

    İmza günü etkinliğinde Figen Yüksekdağ’ın “Sınırsız Savunmalar” kitabını Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Murat Çepni imzaladı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de ‘Kürt sorununda çözüm’ paneli: Birleşik mücadeleyi büyütmeliyiz-VİDEO

    Dersim’de ‘Kürt sorununda çözüm’ paneli: Birleşik mücadeleyi büyütmeliyiz-VİDEO

    PİRHA-“Dersim Kürt sorununda çözümü konuşuyor” konulu panel düzenlendi. İktidara güvenerek yola çıkmadıklarını ifade eden HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Biz sayın Abdullah Öcalan’a güveniyoruz. Onun çizeceği yol haritasında kesinlikle Kürt halkının hak ve özgürlükleri ve çözüm konusunda çabasının bitmeyeceğini çok iyi biliyoruz” derken, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ise, “AKP ve MHP partisine güvenilmez. Mücadele varsa onurlu barışta vardır. Adil, demokratik onurlu bir barış mücadelesi yürütmek gerekir. Barış mücadele meselesidir” diye konuştu. 

    Dersim’de Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin konuşmacı olarak katıldığı “Dersim Kürt sorununda çözümü konuşuyor” paneli düzenlendi. Panele DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan, Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KÜRT SORUNU İNKÂR POLİTİKALARIYLA ORTAYA ÇIKTI”

    Kürt sorununun, inkâr politikalarıyla ortaya çıktığını belirten HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Kürt, diliyle, kültürüyle, tarihiyle, doğasıyla her şeyiyle bir bütün olarak kabul edilmelidir. Cumhuriyet tarihinde Türkleştirme politikası, ulus devlet içinde bu kimliği yok etme politikası ola geldi. İktidarların, partilerin, liderlerin değiştiğini ama Kürtlerin varlığının, dilinin eğitim dili olarak kamusal alanda kullanma talebinin halen değişmedi. Şuan mevcut iktidar Türkiye’de ‘Kürt sorunu yoktur’ diyor. Kürt meselesinin varlığını kabul ederse Kürtlerin hak taleplerini, mücadelelerini kabul etmek zorunda kalacakları için böyle bir yaklaşımı ortaya koyuyorlar. Ekonomi deki en büyük harcamalar, savaş ve çatışmalara, inkara harcanan paradır. Bunu Türkiye halklarına anlatmamız lazım” diye konuştu.

    “BİZ ABDULLAH ÖCALAN’A GÜVENİYORUZ”

    Kürt sorunun diyalog ve müzakere ile çözülmesini savunduklarını vurgulayan Meral Danış Beştaş, “Kürt meselesinin çatışma, savaş zemininden çıkarılıp diyalog zemininde çözülmesine dair 90’lı yıllardan beri Kürt hareketinin ve özellikle sayın Abdullah Öcalan’ın görüşleri var. Sayın Öcalan ilk 1993’te barış ve çözüm çağrısını yapmıştır. Biz iktidara güvenerek yola çıkmıyoruz, onun pratiklerini biliyoruz. Biz sayın Abdullah Öcalan’a güveniyoruz. Onun çizeceği yol haritasında kesinlikle Kürt halkının hak ve özgürlükleri ve çözüm konusunda çabasının bitmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Çünkü büyük bir sabırla, büyük bir inançla o masayı tutmaya devam ediyor. Sayın Öcalan yakında bir çağrı yapacak. İçeriğinde mutlaka yol haritası da olacak.  Bu konuda önerileri de olacak. Bu konuda görüşmelere, çağrılara dair sözde kuracak. Bu çağrıyla birlikte bizim oturup bekleme, kendiliğinden barışın, adaletin tesis edilmesi gibi bir bekleyişe girme durumumuz olamaz. Bizlerin daha çok çalışması, bu talebi yükseltmek ve bu talep etrafında daha çok örgütlenmemiz lazım” dedi.

    “BARIŞIN TOPLUMSALLAŞTIRILMASI GEREKİR”

    Ortadoğu’daki gelişmeler ışığında Türkiye’nin Kürt sorununu çözme zorunluluğu oluştuğunu vurgulayan ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, “AKP ve MHP’ye güvenilmez, mücadele varsa onurlu barışta vardır. Adil, demokratik onurlu bir barış mücadelesi yürütmek gerekir. Barış mücadele meselesidir, HDK’nin başlattığı barışın toplumsallaştırılması gerekir. Kürt halkı büyük acılar yaşadı, yaşamaya devam ediyor. Kürt halkı açısından onurlu bir barışı yaşıyor, Alevilerde yaşıyor. Bizim bunu şovenizm ile zehirlenmiş, Türkiyeli halklarına anlatmamız lazım. Onları doğrudan bu sürecin bir parçası haline getiremediğimizde başarı şansımız yok. Bu süreç bir mücadele sürecidir, Kürt halkının mücadelesinin sonucudur. Sosyalistler olarak; işçi sınıfı ve barış mücadelesini yürütebiliriz. Aleviler ve barış, kadınlar ve barış başlıkları altında bunu tartışabiliriz” sözlerini kullandı.

    “BİRLEŞİK MÜCADELEYİ BÜYÜTMELİYİZ”

    Türkiye halkları açısından Kürt sorununun çözümünün zorunluluğunun kavranmasının kazanım olduğunu söyleyen Murat Çepni, şunları söyledi:

    “Demokratik ve sosyalist güçler açısından şovenizm ile zehirlenmiş işçi sınıfına Kürt sorununu çok daha rahat anlatma zeminine sahip bir durumdayız. Yeter ki biraz daha cesur ve derinlik bir tartışmaya girelim. Bekletme koridorunda çözüm iradesinin boğulma riski vardır. İçi boş bir çözüm rehavetinin oluşması büyük bir tehlikedir. Hepimiz bu sürecin doğrudan bir parçası olmalıyız. Onurlu barış mücadelesi sosyalizm mücadelesiyle bağlantılıdır. Kürt halkının demokratik her kazanımı, sosyalizm mücadelesinin doğrudan bir kazanımıdır. Sosyalizm mücadelesi, Kürt mücadelesi ayrı değildir. Kürt sorunun adil, demokratik, onurlu çözümüne dair mücadeleyi büyütmek ve faşizme, sömürgeciliğe karşı birleşik mücadeleyi inşa iradesini geliştirmek gerekiyor.”

    Panel soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • HDK’nin ‘Çözüm Barışta’ paneli başladı: Suriye halkları tedirginlik içerisinde-VİDEO

    HDK’nin ‘Çözüm Barışta’ paneli başladı: Suriye halkları tedirginlik içerisinde-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Kongresi’nin “Çözüm Barışta” panelinin ilk gününde “Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış, hakların gasp edilen haklarını geri alınmasıdır” vurgusu yapıldı. HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Suriye’de devam eden Alevi katliamına da işaret ederek “Suriye halkları tedirginlik içerisinde” diye konuştu.

    Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) “Halkların eşit ve özgür yaşamı yolunda çözüm barışta” isimli iki günlük panelinin açılışı yapıldı.

    İstanbul’da bir otelde yapılan toplantıya, çok sayıda siyasetçi, akademisyen ve dünya genelinde barış müzakereleri konusunda deneyim sahibi isimler katıldı. Programın açılış konuşmasını HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş yaptı.

    “KÜRT SORUNU, SADECE KÜRLERİN SORUNU DEĞİLDİR”

    Kürt sorununun çözümü konusunda tüm yurttaşlara sorumluluk düştüğünü söyleyen HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Yaşadığımız coğrafya direnişin ve umudun yeridir. Yıkım yaratan bir anlayışa karşı alternatifleri burada tartışacağız. Savaş yerine halkların onurlu bir barışı nasıl kuracağımızı tartışacağız. Barışa giden yolu burada iki gün boyunca sizlerle birlikte değerlendiriyor olacağız. Konferansımızın en kritik başlıklarından birisi eşitlik ve Türkiye’nin demokratikleşme başlığıdır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e isyanlardan, müzakere süreçlerine, baskıdan direnişe kadar süren uzun bir mücadele.

    Her dönemde farklı biçimlerde ama aynı kararlılıkla süren bir hakikat var. Kürt halkı tanınmadan Türkiye’de gerçek bir demokrasinin inşası mümkün değildir. Kürt sorunu sadece Kürtlerin sorunu değildir, bu Türkiye’nin demokrasi ve hukuk sorunudur. Bütün Türkiye yurttaşlarının sorunudur. Demokrasi, ülkedeki herkes için tehlike altında. Kayyum politikaları demokrasiye bir hançer saplıyor. Demokratik bir Türkiye istiyorsak Kürt halkının mücadelesine görmezden gelemeyiz. Kürt halkı, tarih boyunca her zulme karşı ayakta kaldı ve kalmaya da devam edecek. Kürt halkı özgür olmadan Türkiye özgür olamaz. Peki bu sorun neden çözülmüyor, çözülmek istenmiyor? Oysa bu sorun güvenlik politikalarıyla değil, barışla çözülebilir.”

    “ALEVİLERİN KATLEDİLMESİ SURİYE’DE ÇOK KÜLTÜRLÜ İNANCIN GELECEĞİNİ TEHDİT EDİYOR”

    Barışın kazananı ve öncüsü olma konusunda kararlı olduklarını ifade eden Beştaş, “Özellikle Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar, Kürtler ve seküler yönetim isteyen Sünniler için Suriye’de büyük bir endişe hakim. Şeriat temelli yönetim anlayışı girişimleri bu nedenin altında yatıyor. Özellikle Arap Alevilere yönelik saldırı ve katliamların artması yeni bir şiddet dalgasının hayata geçirilmek istendiğini gösteriyor. Alevi köyleri yağmalanıyor ve toplu göçler yaratılıyor. Sistematik olarak hedef alınıyorlar. Bu durum aynı zamanda Suriye’de çok kültürlü bir inancın geleceğini de tehdit ediyor. Az önce haberin aldık, Gazeteci Aziz Köylüoğlu SİHA ile katledildi çok üzgünüz. Rojava tüm Ortadoğu halklarının ortak bir demokrasi modeli olarak tüm dünya halklarına da umut oldu. İyi ki kadın mücadelesi var. Eğer barışı toplumsallaştırmak istiyorsak bunu kadının eşit görülmesiyle sağlayabiliriz. Bütün bu süreçler bize şunu gösteriyor; Ortadoğu’da kalıcı barışın inşası ancak halkların kendi eliyle kurduğu adalet temelinde yükselen demokratik modellerle mümkündür” diye belirtti.

    “BARIŞ BİR LÜTÜF DEĞİLDİR, HALKLARIN EN DOĞAL HAKKIDIR”

    Barışın yalnızca silahların susması olmadığını aynı zamanda halkların gasp edilen haklarının geri alınması olduğunu vurgulayan Beştaş, “Barış bir lütuf değildir, halkların en doğal hakkıdır. Bugün barışın İmkansız olduğu algısına yıkmak zorundayız. Emperyalist müdahalelere karşı ortak mücadele ile güçlü bir halk mücadelesi ile güçlüdür. Gerçek barış halkların örgütlülüğü ile gelir. Bu konferans sadece bildirgeler yayınlayacak bir toplantı olarak biler açısından kalmamalı, halklara güç veren bir adıma dönüşmelidir. Barış masa başında yazılan bir anlaşma değildir. Kürt halkı, Filistin halkı direniyor. Umut barıştadır. Sayın Abdullah Öcalan tarafından ortaya konulan paradigma salt Kürtler için değildir. Tüm halkların ortak iradesiyle demokratik, ortak bir yaşamda var olmasını sağlayacak bir modeldir. Tarih, halkların direnişini yazmaya devam ediyor. Barış talebimiz için mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “KÜRTLERİN VARLIĞI YOK SAYILDI”

    Halkların Demokratik Kongresi’nin “Çözüm Barışta” panelin birinci bölümünde moderatörlüğü siyasetçi Filiz Kerestecioğlu yürüttü. Kürtlerin varlığının yok sayıldığını belirterek paneli açan Kerestecioğlu, “Devletin hakikati daima Kürdün iradesini görmeyen bir yerdeydi” diye belirtti.

    Panelin devamında Tarihçi yazar Namık Kemal Dinç, ‘Kürt sorununun ortaya çıkışı ve geçmişten günümüze tarihsel karakteri: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e; dinamikler, süreklilikler ve dönüşümler’ konusunda sunum yaptı.

    GENÇ: KÜRTLER ARTIK TEHDİT EDİLMEMEK İSTİYORLAR

    Panelin konuşmacılarından Sosyopolitik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç ise  “Baskıyla süregiden süreç, Cumhuriyetle beraber inkarın çok fazla öne çıkmaya başladığı bir dönem oldu” sözleriyle başladı. Genç, ‘İsyan ve direnişlerin aynasından Kürtlerin ulusal demokratik talepleri ve haklarının evrimi: Nereden nereye gelindi?’ başlığına dair şunları söyledi:

    “İlginçtir ki Kürtler, bağımsız bir devlet kurma amacıyla isyan etmiş görünüyor. 25 isyanın temelinde bu yok. Ulusal bir devlet fikri yoğun değildi. Temel taleplerin özerklik olduğunu görüyoruz. ‘Ülkeyi bölüyorlar’ söylemi doğruyu hiç yansıtmıyor. Cumhuriyetin kuruluşuyla beraber Kürtler, tek devlet formuyla çok ciddi bir asimilasyona tabi oldular. Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmasından korkan devlet, uygulamalarıyla; iki hukuk, iki siyaset üreterek aslında ikinci devleti kendi kurmuş oldu.

    Yürütülen barış görüşmeleri içerisinde Kürtler, bir toplumsal kabul, özyönetim hakkı istiyor. Kürtler, aynı zamanda kültürel bir asimilasyon içerisindeler. Toplumun yarısı anadilini konuşamıyor. Anadile dair yasal güvence de isteniyor. Kürtler artık dört parça Kürdistan’da tehdit edilmemek istiyorlar.”

    KÖKER: SADECE SİLAHLARIN BIRAKILMASINA DÖNÜK BİR BEKLENTİ ÇÖZÜM GETİRMEZ

    İlk oturumun bir diğer konuşmacısı ise Prof. Dr. Levent Köker oldu. ‘Anayasal rejim ve statü sorunu: Cumhuriyet’in krizi ve resmi ideolojinin çıkmazı; Kürtlerin siyasal temsilini yapılandıracak yasal ve anayasal mekanizmaların gelişimi.’ başlığını değerlendiren Köker, şu konuşmayı yaptı:

    “Kürt sorununun anlamı, çözülmesi durumunda Ortadoğu halklarının birlikte, özgür yaşamı açısından bir model ortaya konulmuş olacak. Daha da ötesi Sayın Öcalan, eskiden beri yazdı, hem modernitenin totaliter yüzünü ortadan kaldıran,, demokratik moderniteye imkan tanıyan, dolayısıyla kapitalizmi de yerinden eden bir paradigmatik açılım söz konusu.

    Kürtler de Türk devletinin istisna halidir. Hukuk çalışıyor mu bilmiyoruz ama bir başka hukuk uygulanıyor. Hatta hukuksuzluk var. Hukuksuzluk, hukukun içerisine sokuldu, normalleştirildi. Bu durum, Kürt özgürlük hareketi için bir şanstır. Örneğin AİHM kararları uygulanmıyor. Demirtaş, Kavala, Atalay örnekleri var. Hukuksuzluğun, kanunların içine girdiğine görüyoruz. Anayasanın 42. Maddesi ‘Türkçeden başka hiçbir dil okullarda ana dili olarak okutulamaz’ deniliyor. Bu anayasayı Kenan Evren ve arkadaşları yaptı.

    Lozan Barış Anlaşmasında ‘Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyrukları’ deniliyor. Lozan’da söylenen şey; bütün Türkiye devleri vatandaşlarının ana dillerinin Türkçe olmadığıdır.

    1982 anayasasında konulan bu yasak, gerekçelendirilebilen bir yasak değildir. Demek ki saçmalamanın sınırı yok. Saçmalığı da hukuka koymaktalar. Kayyum uygulamaları da bu istisna halinin devamıdır. O zaman artık yeni paradigmaya ihtiyaç var. Paradigmayı ben, istisna edilmeye imkan vermeyen, kapsayıcı olma hali olarak görüyorum. Bunu bugün yapabilmemizin çok daha mümkün olduğunu biliyoruz. Sadece silahların bırakılmasına dönük bir beklenti çözüm getirmez. Özerkliğin öz yönetime evrilmesi gerekiyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş: El ele vereceğiz, yaralarımızı saracağız-VİDEO

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş: El ele vereceğiz, yaralarımızı saracağız-VİDEO

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Hatay’da yaptığı açıklamada, bugün on binlerce yurttaşın Hatay’da da, diğer merkezlerde de, konteynırlarda ve insanlık onuruna yakışmayan koşullarda yaşamlarını sürdürdüğünü belirterek,  “Devlet halka hizmet etmiyorsa bu kadar ölüm, onbinlerce kitlesel ölüm karşısında gereğini yapmıyorsa ne yapacak yani?” diye sordu.

    Maraş merkezli 11 ili etkileyen ve açıklanan resmi rakamlara göre 53 bin kişinin yaşamını yitirdiği 6 Şubat 2023 depreminin 2’nci yılında İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay Şubesi, dernek binası önünde açıklama yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, İHD Adana ve Mersin şubeleri ve DEM Parti yöneticileri katıldı.

    “KALICI ÇÖZÜMLER BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRİLMELİ

    Açıklamada konuşan İHD Hatay Şubesi Eşbaşkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, depremin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen hak ihlallerinin ve mağduriyetlerin sürdüğünü ifade ederek, milyonlarca insanın hâlâ temel ihtiyaçlarını karşılamakta, barınmakta güçlük çektiğini belirtti.

    Deprem soruşturma ve davalarında kamu görevlilerinin yargılanmadığını dile getiren Salmanoğlu, “Süren hak ihlallerinin son bulması ve cezasızlığın son bulup adaletin sağlanması için mücadelemizi sürdüreceğimizi  bir kez daha hatırlatıyoruz” dedi.

    Salmanoğlu, İHD olarak talep ve önerilerini şöyle sıraladı:

    “-İhmali bulunan kamu görevlileri, müteahhitler ve denetim sorumluları hakkında şeffaf, etkin ve bağımsız yargı süreçleri işletilmeli; adaletin sağlanması için cezai yaptırımlar gecikmeksizin uygulanmalı.

    -Karar alma, kaynakların dağıtımı ve yeniden inşa süreçleri halkın, sivil toplumun ve uzmanların katılımına ve denetimine açık hale getirilmeli.

    -Depremzedelerin güvenli, erişilebilir ve insan onuruna uygun barınma koşullarına erişimi sağlanmalı, geçici konutlar yerine kalıcı çözümler bir an önce hayata geçirilmeli.

    -Enkaz kaldırma çalışmalarında, başta asbest olmak üzere zararlı maddelerin çevreye ve halk sağlığına etkilerini önleyecek uluslararası standartlar uygulanmalıdır.

    -Yeniden inşa süreçlerinde tarım alanları, meralar ve ormanlar imara açılmamalı; doğayı koruyan, sürdürülebilir ve çevre dostu planlama esas alınmalıdır.

    -Afet eğitimi ve risk azaltma programları yaygınlaştırılmalı, özellikle yerel yönetimlerin kapasitesi güçlendirilmeli.

    -Yaşanan travmayla baş edebilmek adına ücretsiz ve erişilebilir psikososyal destek hizmetleri sağlanmalı.

    -Afet sonrası süreçlerde kadınlar, çocuklar, engelliler ve diğer kırılgan grupların özel ihtiyaçları gözetilmeli; toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan politikalar uygulanmalıdır.

    -İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için afet risk yönetimi politikaları geliştirilerek uzun vadeli çevresel planlar yapılmalı; afetlere dayanıklı kentleşme modelleri hayata geçirilmelidir.İnsan Hakları Derneği olarak, depremin ikinci yılında, benzer acıların yaşanmaması, bölgede artarak süren hak ihlallerinin son bulması ve cezasızlığın son bulup adaletin sağlanması için mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz.”

    “NE YAPTI İKTİDAR? İBAN VERDİ, KIZILAY ÇADIR SATTI”

    Salmanoğlu’nun ardından konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, depreminde üzerinden 2 yıl geçtiğini ve iktidarın sorunları gidermek yerine yeni sorunlar çıkardığını dile getirerek, şunları ifade etti:

    “Halkın yaşam hakkını, halkın barınma hakkını kesinlikle gözetmeyen, sadece kendi çıkarlarını önceleyen rant uğruna olan politikalarını depremde onbinlerce insanın yaşamını yitirdiği bir sonuçta da aynı yolu izlemeye devam etti” dedi. Depremde sürecinde İskenderun’da özel gereksinimi  aç olan çocuğu için Kızılay’a başvurduğuna değinen Meral Danış Beştaş, “Hakikaten çok şey dinledik ama bu kadarı da olmaz dediğimiz meselelerden. Bu kadın… Özel bir çocuğu var, yani birçok yandan ihtiyaçları var ve çocuk günlerce aç durumdaymış. Ne yapalım, ne edelim, bu özel çocuğu nasıl besleyelim diye Kızılay’a gitmişler. Kızılay’dan çocuk için, beslenme ihtiyaçları için yemek talebinde bulunmuşlar. Ve oradaki Kızılay yetkilileri; önce kan bağışı yapmanız gerekiyor demiş. Bunu dinleyince insanın dehşete düşmemesi hakikaten mümkün değil.Bu devlet kimin devleti? Devlet halka hizmet etmiyorsa bu kadar ölüm, onbinlerce kitlesel ölüm karşısında gereğini yapmıyorsa ne yapacak yani? Sonuçta devlet bizler için var. Yurttaşlar için var. Ve hizmet için var. İşte Kızılay’ın çadır sattığını duyduğumuzda ne kadar büyük bir tepki oluştuysa bu özgün olayda da rant meselesi bu iktidarın yönetimindeki en temel olgu olduğunu söylemeye gerek yok. Yıkım ekiplerini bile kendi yandaşlarını görevlendirdiler. Hatay’da, Adıyaman’da, Maraş’ta, 11 merkezde yıkım ekipleri ihalelerini yine yandaşlara verdiler. Yapım ekibi içinde, müteahhitler içinde yine onlara çıkar sağlamayı esas aldılar.

    Neresinden tutarsak tutalım, iktidarın işlediği en büyük suçlardan bir tanesi. Ve bugün hala binlerce, on binlerce yurttaş Hatay’da da, diğer merkezlerde de, konteynırlarda ve insanlık onuruna yakışmayan koşullarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Ne yaptı iktidar? İban verdi, Kızılay çadır sattı.

    Bizler kesinlikle bunların hepsinin farkında olan bir yerden depremin yaşandığı ilk saatlerden itibaren halkımızla, halklarımızla birlikte bu acıları birebir yaşadık, deneyimledik ve ne olursa olsun onlarla birlikte, halklarımızla birlikte,  bu sorunların çözümünde hep yanlarında olacağız. El ele vereceğiz. Ve bunun gereğinin yapılması için var olan gücümüzle çabalayacağız.

    Deprem döneminde de buralarda çalıştık. Şu anda aslında Hataylılar tamamen iyi bir müteahhit bina sağlamsa yaşıyor ama rant uğruna o binalar sağlıklı değilse yaşamıyor. Ya da enkaz altında kalıp AFAD ekiplerinin ya da kurtarma ekiplerinin gelmediği sebebiyle en az bu ölümlerin yarısı bu şekilde yaşandı. Ben Adıyaman’daydım. Üç gün ve bunları birebir gördüm. Tanıklık ettim. Ama bu iktidar hala utanmadan, yüzü kızarmadan bir öz eleştiri vermeden özür dilemeden gereğini yapmamakta ısrar ediyor.

    Bu ülkenin Çevre ve Şehircilik Bakanı dün bir demeç vermiş. İstanbul’da ne kadar ciddi bir tehlike olduğunu Murat Kurum açıkladı. Sanki bir muhalefet sözcüsü. Sanki bakan değil. Sanki bu sorumluluk ve yetki kendisinde değilmiş gibi büyük bir pişkinlikle bir de riskleri anlatıyor. Ama önlemleri tartışıyor. Çünkü İstanbul’da kentsel dönüşüm alanlarının önemli bir durumu kesinlikle depreme dayanıklı mı değil mi tespitinden ziyade neresi daha değerli, daha fazla rant nereden elde edilebilir diye kentsel dönüşüm alanlarını tespit ediyorlar. Ve İstanbullular şunu bilsin ki kentsel dönüşüm yapılmayan alanlar depremden en çok etkilenecek alanlar ve dönüşüm için tespit edilen yerler ise etkilenmeyeceklerden. Bu örneği şu sebeple verdim. Bu bir sosyal devlet değil, halkın yaşamını öncelemeyen bir devlet ve kesinlikle gerekli sorumluluğunu yerine getirmedi. Bu yönüyle sivil toplumun, demokrasi güçlerinin mücadelesi, değerlendirmeleri, toplamda dayanışması her şeyin üstünde.”

    “DAYANIŞMA ŞART”

    Son olarak konuşan İHD MYK Üyesi Hakkı Demir de, “Hem raporda çok net gerçekler ve yapılması gerekenler ortaya kondu. İki yıl sonra insanların acısının hale taze olduğunu gördük. Çok bir şey yapılmadığını gördük. Bunların aşmanın yolu dayanışma geçiyor. Bu dayanışmayı Türkiye’nin bütün sathına yaymak esastır” diye konuştu.

    PİRHA/HATAY

  • Esenyurt’ta miting: Devlet, Kürt sorununun çözümünde acilen adım atmalıdır-VİDEO

    Esenyurt’ta miting: Devlet, Kürt sorununun çözümünde acilen adım atmalıdır-VİDEO

    PİRHA- Esenyurt’ta gerçekleştirilen mitingde Kürt sorununun çözümüne dair somut adımların atılması gerektiğine vurgu yapılarak, barışa olan inancın ancak bu adımların atılmasıyla mümkün olacağına işaret edildi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), İstanbul’un Esenyurt ilçesinde bulunan Cumhuriyet Meydanı’na “Özgürlüğü örgütlüyoruz” şiarıyla “Özgürlük için ekmek, adalet ve barış” mitingi düzenledi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın katıldığı mitinge sabahın erken saatlerinde yurttaşlar akın etti. Mitinge çok sayıda siyasi parti, kurum, kuruluş, sendika, platform temsilcisi de katılım sağladı.

    “BARIŞIN ZAMANI GELDİ”

    Mitingde ilk olarak DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Gonca Yangöz, mitingi “barış talebiyle” gerçekleştireceklerini belirterek, mücadelelerine devam edeceklerinin mesajını verdi.

    Tarihi günlerden geçtiklerini belirten DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Murat Kalmaz, barış için üstlerine düşecek olan her göreve hazır olduklarını söyledi. Murat Kalmaz, mücadele çizgilerini güçlendireceklerini belirtti.

    Barış Anneleri adına Rewşan Güler de halkı selamlayarak, yıllardır savaşın devam ettiğini ve artık barışın zamanının geldiğini belirtti. Rewşan Güler, barışın herkese kazandıracağını söyledi.

    Ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, bugün barış için buluştuklarını söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Bugün adalet, barış, özgürlükleri talep etmek için geldik. Bugün biz toplanırken, toplanmamızı engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Barikatları görüyorsunuz. Bu barikatlar barışa karşı kurulmuştur. Bizler barış için tüm bedelleri verenler olarak bu barikatları çoktan yıkmışız. On yılardır mücadelemiz devam ediyor. Bu mücadelede şehit düşen bütün yoldaşlarımızı buradan bir kez daha minnetle anıyorum. Bu mücadele de gözaltına alınan, tutuklanan, siyasi rehine olarak tutulan bütün arkadaşlarımıza selamlarımızı gönderiyoruz. Mücadelemiz hapishanedeki demir parmakları kırmak, İmralı tecridini kırmak, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve adını sayamadığım binlerce arkadaşlarımızın içindir” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINI KABUL ETMİYORUZ”

    Orta Doğu ve dünyada yeni küresel bir sistemin dizayn edildiğini belirten Tülay Hatimoğulları, yaptıkları mitinglerin ölümleri durdurmak için olduğunu ifade etti. Hatimoğulları, “Bu mitingler Suriye’de Lübnan’da, Filistin’de, Irak’ta, Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da, Orta Doğu bölgesinde devam eden savaşı durmak içindir. Bugün Suriye ‘de rejim değişikliği olduktan sonra Kuzey ve Doğu Suriye’de Rojava’da bin bir mücadele ile oluşan özyönetimin bir statü kazanmasını engellemeye çalışıyorlar. Buradan bir kez daha diyoruz ki Rojava’dan elinizi çekin. Kuzey ve Doğu Suriye’den elinizi çekin. Bırakın Suriye halkları Kürt’üyle Türkmeniyle Arabıyla Dürzisiyle Alevisiyle Sujnisiyle özgürce kendi iradesini ortaya koyabilecek bir demokratik Suriye’yi inşa edebilsin. Elinizi çekin. Elinizi oradaki Kürt halkının üzerinden çekin, elinizi Alevilerin üzerinden çekin. Suriye ve Lazkiye’de gerçekleşen Hama’da Humus’ta gerçekleşen Alevi katliamını asla kabul etmiyoruz. Oluşturduğu özyönetim ile bütün Orta Doğu’ya model olan bir demokratik toplumsal yönetimi sağlamıştır. Rojava’da mevcut olan bütün farklı halklar ve inançlar orada kendilerini temsil etmektedir. Kadınlar Orta Doğu’nun karanlığında boğulmak istenen kadınlar Rojava’da eş başkanlık ve eşit temsiliyet ile siyasette kamusal alanda toplumsal alanda yaşamın her alanında kadınlar var” ifadelerini kullandı.

    İMRALI GÖRÜŞMELERİ VE MESAJLAR

    Ülkenin ağır ekonomik sorunlar yaşadığının altını çizen Tülay Hatimoğulları, iktidarın emekçilerin yan yana gelip örgütlenmesini engellediğini söyledi. Tülay Hatimoğulları, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

    “İmralı görüşmelerini bu meydanı dolduran siz değerli halklarımız çok merak ediyorsunuz. Bunu iyi biliyoruz. Ama şundan emin olun ki Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlarımız şuan İmralı’daki görüşmelerin nasıl geçtiğini ve nasıl sonuçlanacağını dört gözle izlemektedir, merak etmektedir. Öncelikle şunu söylemeliyim. Sayın Abdullah Öcalan’ın sağlık durumu oldukça iyi ve sizlere selamlarını getirdim. Selamlarını iletiyorum size. Sayın Öcalan’ın siz değerli halkımıza verdiği mesajı şudur: Türkiye’yi demokratikleştirdikçe Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülecektir demiştir. Barışın toplumsallaşması için sadece iktidar sadece DEM Parti değil, Türkiye’deki bütün siyasi partiler bütün muhalefet partileri, bütün kurumlar bütün toplumsal dinamikler mutlaka ve mutlaka bu sürecin bir parçası olmalıdır, yürütücüsü olmalıdır. Yürütücüsü olmalıdır ki kalıcı bir barışı hep beraber sağlayalım.

    “BİR YANDAN BARIŞ, BİR YANDAN KAYYIM”

    Kanın her yerde aktığı bir dönemde barışa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Türkiye oldukça karanlık bir dönemden geçiyor. Bakın kendi belediyeniz ve burada halkın ortak iradesiyle seçilmiş olan değerli Ahmet Özer şu an cezaevinde ve Esenyurt’a kayyım atandı. Bununla kalınmadı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) hakkında açmış oldukları davalarla onu mahkeme koridorlarına göndermeye çalıştılar. Bu irade bir gaspıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. HDP’nin belediyelerinde geçmiş dönemde iki kez şimdi de DEM Parti’nin belediyelerine kayyım atıyorlar. Bir yandan barış diyorlar öte yandan kayyım atıyorlar. Bunun kabul edebilir miyiz değerli halklarımız. Siirt’te yeni kayyım atandı. Biraz önce kayyım atanmış belediyeleri değerli yoldaşımı tek tek saydı. Bizler bir ellerinde sopa bir ellerine havuçla barışın olamayacağını haykırmak istiyoruz. Barış istiyorsanız, biz çok istiyoruz DEM Parti olarak, Kürt halkı barışı istiyor, Türkiye’nin bütün demokrasi güçleri barışı istiyor. Bir yandan barış diyeceksiniz sonra kayyım atayacaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz şu arkada gördüğünüz barikatları barışın mitinginin içinde kuracaksanız. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Biri yandan barış diyecekseniz gazetecileri tutuklayacaksınız bir yandan barış diyecekseniz öte yandan gazetecileri İHA ve SİHA’yla vuracaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz biryandan Rojava’ya bombalar yağdıracak, İHA ve SİHA’larla suikastler düzenleyeceksiniz. Değerli halkımıza sormak istiyorum böyle bir barış olur mu? Umuyorum ki saray bizi izliyor, iktidar bizi takip ediyor. Halkın duygu ve düşüncesini siyasini görüşünü, toplumsal duruşunu görüyordur.

    “BARIŞI KENDİ ELLERİMİZLE GETİRECEĞİZ”

    Bizler çok önemli bir görev düşüyor. Barışı biz kendi ellerimizle getireceğiz. Mücadele ederek onurlu bir barışı ve demokratik çözümü hep beraber kazanacağız. İşte biz burada yaptığımız miting gibi Mersin’de de Amed’de de mitinglerimizi gerçekleştireceğiz. Sadece bu mu hayır değil. Türkiye’de muhalefeti, herkesi, her kurumu tek tek dolaşacağız. İl il çalışma yapacağız barış için. Buradan bütün il ve ilçe örgütlerimize ve değerli halklarımıza elbette çok önemli görev ve sorumluluk düşmektedir. Bizler 10 Şubat’a kadar 42 merkezde halk toplantıları yapacağız. Bu halk toplantılarında barışın ve onurlu bir barışın nasıl tesis edilebileceğini hep birlikte konuşacağız. İmralı görüşmelerinin bilgisini siz değerli halkımızla paylaşacağız. İstanbul’da da 3 bölgede bu toplantılarımız gerçekleşecek. Bizim bu çalışmadaki en büyük amacımız evimizde oturarak barışın gelmeyeceğini bildiğimiz için barış mücadelemizi daha çok büyütmek için yollara koyulduk. Nasılsa barış olacak nasılsa çözüm var deyip sizden ricam hiç kimse evinde oturmasın. Barışa bu kadar yaklaştığımız bir dönemde barışı 4 elle tutabilmek için yapmamız gereken şey daha çok çalışmaktır. Alanlara mitinglere gelirken 3 kişi geliyorken 10 kişi gelmektir. Alanlara yüzbinleri doldurmaktır. Newroz için şimdiden büyük bir hazırlığın içine girmektir. Gençleri kadınları örgütlemektir. Ancak bizler bu şekilde barışa kavuşabiliriz.

    BEŞTAŞ: BUNA KİM İNANIR

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise kayyım atmalarına vurgu yaparak, “İktidar şiddet bitsin derken, şiddet uygulamaya devam ediyor. Geçenlerde 15 gazeteci tutuklandı, bileşen partimiz ESP operasyon yapıldı, Sêrt’e kayyım atandı. Orada havaya ateş açıldı. Halkın üzerine mermi sıkıldı. Birileri ‘onların sizin tarafınızdan getirilmediğini nereden bilelim’ diyorlar. Ama birbirlerinden haberi yok. Onların vekili bunu söylerken, başka bir vekil ‘saldırı vardı, o yüzden kolluk güçlerimiz havaya ateş açtı’ dedi. İşte bu kadar iki yüzlüler. Onlar binalarından çıkamayacaklar, binalara kayyım atıyorlar. İsimliğine Belediye Başkanvekili yazmış. Hadi ordan sen kayyımsın! Üç defa kayyım atayacaksın sonra şiddet bitsin diyeceksin, buna kim inanır. Bu halkın iradesine el koymaktan daha büyük bir şiddet var mı? Kürtler bu ülkenin yurttaşı değil mi? Buradaki tüm halklar ve farklılıklarla birlikte burası bizim ortak vatanımız. Biz buraya misafir olarak gelmedik. Biz birlikte burada yaşıyoruz. Bu yüzden Cumhuriyeti Demokrasi ile buluşturacağız. Biz barış mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz ama şiddeti de sinmeyeceğiz. Buna direneceğiz. Barış demek teslimiyet değildir” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞ İSTİYORUZ DİYE SALDIRILARA KARŞI SUSMAYACAĞIZ”

    Beştaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Kendini muhalefet olarak gösteren bazı kesimler sanki biz hiç baskı görmedik, sanki ittifak yapıyoruz gibi saçma sapan yorumlar yapıyorlar. Kürt halkı bugüne kadar dostlarıyla mücadele ettiği partilerle hep birlikte oldu ve asla arkasını dönmedi. Eğer bir masaya oturulacaksa herkesin sözünün olmasını istiyoruz. Biz evet kurtuluş yok tek başına dedik, birileri bunu yeni hatırlamış. Ama olsun birlikte mücadele etmek lazım. Mesela sadece silahların bitmesi değil, mesele konuşmak, adaleti getirmek, demokrasiyi sağlamaktır. Bu nedenle barış halkların buluşması, hakikatlerin ortaya çıkması, adil yargılamaların olmasıdır. Sürecin arkasında olduğunu söyleyenler saygısını koruyunuz. Bunun karşısında milyonlarca insan direndi. Barış istiyoruz diye saldırılara karşı susmadık, susmayacağız. Bu kayyım ve gasp yöntemleri son bulmalı.”

    Miting, konuşmaların ardından sona erdi.

     

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • Siirt Belediyesi’ne kayyım atanması protesto edildi: İrade gaspına karşı direnerek kazanacağız-VİDEO

    Siirt Belediyesi’ne kayyım atanması protesto edildi: İrade gaspına karşı direnerek kazanacağız-VİDEO

    PİRHA-Siirt Belediyesi’ne kayyım atanması protesto edildi. Halkın iradesinin gasp edildiğini söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Siirt halkını itiraz etmeye, iradenize sahip çıkmaya, bu kayyımcı anlayışı buradan gönderinceye kadar mücadele etmeye çağırıyorum. Aksi halde bu kayyımcı zihniyet çalmaya, çırpmaya devam edecek” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Siirt Belediyesi’ne kayyım atanması protesto edildi. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da kentteki irade gaspına karşı başlatılan protestoya katıldı.

    Demokrasi Park’ından polis ablukasında olan belediye binasına önüne kadar yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşte sık sık “Kayımlar gidecek halklar gelecek” ve “Bijî berxwedana Sêrtê” sloganları atıldı. Yürüyüş sonrası yapılan açıklamada “İrade gaspına karşı direnerek kazanacağız, kayyım değil demokrasi” pankartı ile “Susmayacağız” ve “İrade gaspına karşı direnerek kazanacağız” dövizleri taşındı.

    “HAVADAN SUDAN GEREKÇELERLE HALKIN İRADESİNİ GASP EDİYORLAR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hırsızlar bir türlü yorulmak bilmediler. Havadan sudan gerekçelerle bu halkın iradesini gasp ediyorlar, çarçur ediyorlar” diyerek sözlerine başlayarak şunları dile getirdi:

    “Kürtlerin, Arapların, diğer halkların verdiği oyları yok sayıyorlar. Siirt her seferinde sizi sandığa gömüyor, her seferinde daha güçlü bir şekilde kendi iradesini seçiyor, ancak her seferinde utanmadan kayyım atıyorlar. Badem bıyıklı beyefendiye bakar mısınız? Daha mesai açılmadan cebinden isimliği çıkarıyor. Badem bıyıklı hırsız utanmadan sanki bu halk ona oy vermiş gibi gülerek ve şeker dağıtarak o koltuğa oturuyor Biraz utanma, arlanma olur. Halkların verdiği oylara saygı olur. Biraz utan, neye gülümsüyorsun? Utanmadan mesaiyi bile beklemeden koltuğa oturup poz veriyor. Siirt sana oy vermedi, zulüm düzenine de oy vermedi. Sanki büyük bir zafer kazanmış gibi Türk bayrağını asıyor oraya. Yaptığınız hırsızlıkları, Türkiye’nin bütün bayraklarını da assanız saklayamazsınız.”

    “KÜRT HALKININ İRADESİNE KAYYIM ATAYARAK BARIŞ OLMAZ”

    Kürt halkının iradesine kayyım atayarak barışın olmayacağını ifade eden Tuncer Bakırhan, “Bir taraftan kayyım bir taraftan müzakere olmaz. Bir taraftan halkın iradesini gasp edip, bir taraftan ‘Bu sorunu çözelim, Türkiye barışını sağlayalım’ olmaz. Sayın Bahçeli’ye sesleniyorum. Türkiye barışını böyle mi sağlayacaksınız, bu zulüm düzeni ile gaspçı iktidar ile birlikte. Ayıptır, biraz vicdanlı olun. İnanıyorsanız, kendinize güveniyorsanız getirin sandığı koyun. Siirt’in Arapları, Kürtleri kimi seçmek istiyorsa ona saygı duyacaksınız. Siirt halkını itiraz etmeye, iradenize sahip çıkmaya, bu kayyımcı anlayışı buradan gönderinceye kadar mücadele etmeye çağırıyorum. Aksi halde bu kayyımcı zihniyet çalmaya, çırpmaya devam edecek” diye konuştu.

    “KÜRT HALKI SİZE TESLİM OLMAZ”

    Birlikte mücadele etmek dışında bir seçeneklerinin olmadığını vurgulayan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Kumpasla soruşturmalarla aç, sonra mahkemeye talimat ver, önceden basına açıklayacağın metni açıkla, sonra sabaha karşı atadığın kayyıma haber ver, kendine isimlik yapsın, kameralar karşısında sırıtsın ve desin ki; ‘Ceza aldığı için ben kayyım atadım.’ Hadi oradan! Kim inanır size? Siz darbecisiniz, kumpasçısınız, meşru değilsiniz. Hukukun kırıntısı kalmadı bu ülkede. Artık anayasa yürürlükte değil. Yargı bağımsız, tarafsız değil. Buna karşı direnmekten başka bir yol yok. Kürt halkının teslim olmayacağını, size oy vermeyeceğini anlamanız için kaç yüzyıl geçmesi lazım” diye belirtti.

    “DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Sustukça sıranın herkese geldiğini belirten Beştaş, “Birlikte mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz yok’ dedik ve bu mücadeleye buradan devam edeceğiz, asla bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Daha fazla direneceğiz. Türkiye’nin her tarafında halklara bu yaşananları anlatacağız. Biz direnmeye devam edeceğiz. Bu kararı alan, yöneten, inşa eden, bu kumpasları örgütleyen herkes suçludur ve suçlar ilelebet gizli kalmayacak. Zaten aleni, ama gün gelecek devran dönecek. Elbet herkes işlediği suçun bedelini ödeyecektir” diye ifade etti.

    “YAŞASIN ÖZGÜRLÜK”

    Kayyım atanan Sêrt Belediyesi önünde sürdürülen protesto eyleminde Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır da, belediyelere 3’üncü kez kayyım atandığını hatırlatarak, şunları ifade etti:

    “Bu işgalciler 3’üncü defadır Kürt halkının iradesine el koyuyor. Siz hiç kimseye bu devletin hukuk ülkesi olduğuna inandıramazsınız.  Siz sömürgeci bir devletsiniz. 3’üncü defadır halkın iradesini gasp etmeniz bunun göstergesidir. Kürt halkı kabul etmez, biz kabul etmeyiz. Canımız olduğu sürece bunu kabul etmiyoruz, etmedik de.

    Ankara’da ‘Barışacağız’ diyorlar, ama pratikleri düşmanlıktır, Kürt halkına düşmanlıktır. Bu da bu işgalcilerin ikiyüzlülüğünü, düşmanlığını gösteriyor. Biz iki yüzlülüğünüze karşı, düşmanlığınıza karşı tecrübeliyiz. Sayın Öcalan, ‘Bu süreç önemli bir süreçtir. Bu Türkiye için büyük bir fırsat’ diyordu. Ama bu işgalciler bu fırsatı düşmanlıkla harcıyor. Kendinize akıllı olun. Buradan uyarıyoruz: Bu çözüm fırsatını, kendi çıkarlarınıza göre harcamayın. 3 defadır belediyelerimize el koyuyorsunuz. Biliyoruz hiçbir amacınız yok. Tek bir amacınız var: Kürt halkının iradesini gasp etmek. Kürt halkının iradesinin gasp edilmesini kabul etmiyoruz. Bu belediyeleri hukuki yollarla, halkın iradesiyle aldık, ama siz zorla bu belediyeleri alıyorsunuz. Bu Kürt halkının iradesini gasp etmektir. İsmi bütün dünyada, hukukta işgaldir, işgaldir, işgaldir. Kabul etmiyoruz”

    Demokratik siyasetin davasındayız. Bu direnişimiz her gün büyüyor. Çünkü biz halklıyız. Bu haklarımızın, hukukumuz için başarıya kadar mücadeleye devam edelim. Gün ele ele tutma günü, gün örgütlülüğümüzü büyütme günüdür. Başını öne eğmesi gerekenler bizler değiliz, işgalci, gaspçı onlardır. Bizim direnişimizle, mücadelemizle gidecekler. Başarıya kadar direniş, mücadele edeceğiz. Halkımız direnişine inansın. Sonuna kadar direneceğiz. Yaşasın özgürlük, yaşasın mücadele.”

    Açıklama ardından kitlenin belediye önündeki bekleyişi sürüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadınlar bir araya geldi-VİDEO

    “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadınlar bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA-HDK Kadın Meclisi “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadın buluşması gerçekleştirdi. Özgür bir yaşam için kadınlar olarak mücadele edeceklerini vurgulayan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, barışın, kadın katliamlarının sona ermesi, kadın düşmanı politikaların terk edilmesi olduğunu ve kadınların barış için iradelerini ortaya koymaktan geri durmayacaklarının altını çizdi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, “Dünyada her kesimin üzerine düşen görev ve sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu buradan bakarak bilince çıkarmak ve ona göre adımlar atmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Kadın Meclisi, HDK’nin barışın toplumsallaşması amacıyla başlattığı “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadınlar bileşenleriyle bir araya geldi.  Kadın Meclisi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın katılımıyla, Beyoğlu’nda bulunan HDK Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

    “DÜNYANIN GİDİŞATINI BARIŞ ÜZERİNDEN ŞEKİLLENDİREBİLİRİZ”

    Özgür bir yaşam için kadınlar olarak mücadele edeceklerini vurgulayan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Barış, kadın özgürlükçü bir toplumdur. Barış, kadın katliamlarının sona ermesi, kadın düşmanı politikaların terk edilmesidir. Kadınlar barışı yalnızca istemekle kalmadılar, kalmayacaklar. Kadınlar adil, özgür ve çoğulcu bir toplumun inşası için mücadele eden en kıymetli öznelerdir. Kadınlar Türkiye’de barış için iradelerini ortaya koymaktan geri durmayacaklar. Kadın olmak bu ülkede başlı başına mücadele sebebiyken; bir de mülteci kadın olmak, işçi kadın olmak, Kürt kadın olmak, sosyalist bir kadın olmak, barış annesi olmak, hapishanede bir kadın olmak yani özcesi muhalif bir kadın olmak bizleri acı ve mücadele içinde pişirdi. Barış ve uzlaşma süreçlerine kadınların anlamlı katılımını teşvik etme ve toplumsal cinsiyet perspektifini müzakerelere dahil etme çabalarının çok şeyi değiştireceği şüphesizdir. Bizler yeni bir hikaye yazabilir ve dünyanın gidişatını barış üzerinden şekillendirebiliriz” dedi.

    “BARIŞ, KADINLARIN ELLERİNDE GELECEKTİR”

    Bütün dünyanın bir savaş eşiğinde olduğunu belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu coğrafyada ve dünyada barışa her zamankinden daha çok ihtiyaç olan bir dönemden geçiyoruz. Barış biz kadınların elleriyle gelecektir. Hakiki tarihsel bir yüzleşme sağlayabilenler barışabilir. Biz kadınlar barışa olan inancımızla gerçeklerle yüzleşmek, barışı bu coğrafyada tesis etmek için elimizden gelen her türlü çabayı ve çalışmayı sürdüreceğiz. Bu anlamıyla HDK’nin başlattığı imza kampanyası çok önemli ve değerlidir. Buradan bütün Türkiyeli kadınlara seslenmek istiyorum; sevgili kadınlar demokratik bir ülkede yaşayabilmek için, kanın akmasını engellemek için, barışa huzura ve adalete kapıların açılması için lütfen hiç üşenmeyin ve barış için sizler de bir imza atın” diye konuştu.

    “MÜCADELE DE ORTAKLAŞMAK ÇOK ÖNEMLİ”

    “Çok uzun süredir baskı politikalarının Türkiye’de işçilerin ve emekçilerin hayatını çok derinden etkilediğini belirten Emek Partisi’nden Hazal İlik ise, “Bütün bu politikalar Kürt halkının üzerindeki baskılara karşı çıkmak, savaşa karşı çıkmak halkların hayatlarından çaldıkları yaşamlarına karşı çıkmaktır. Türkiye’de bütçenin yarısı savaşa ayrılıyor. Savaş politikaları en çok kadınların yaşamlarından çalıyor. Baskıya, sömürüye karşı hep birlikte çıkmak ve mücadelenin bir parçası olmak, birleşik bir mücadele de ortaklaşmak bu yüzden çok önemli. Biz de burada Emek Partisi olarak bu mücadelenin sözünü veriyoruz” dedi.

    “SAVAŞIN KARŞISINDA, BARIŞIN YANINDAYIZ”

    Barış için bir arada olduklarını söyleyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Savaş ortamları en çok kadınları, çocukları LGBT’lileri etkiliyor. Tüm dünya halklarının eşit ve özgür bir şekilde yaşaması için barışın şart olduğunu söylemek istiyoruz. Hala halkın seçmiş olduğu belediye başkanları görevden alınıyor ve hala kayyım atanıyor. Bütün coğrafyalarda olduğu gibi bu gün daha çok ölüyorsak daha çok sömürülüyorsak bundan dolayı barış şart. Kadınlar olarak, hepimizin hayatını etkiliyor. Savaşın karşısında barışın yanındayız. Eşit yurttaşlık ve tam kardeşlik için birlikte güçlü bir mücadelede etmek için buradayız. Buradan da imza atarak bu mücadeleye ortak oluyoruz” diye ifade etti.

    “KADINLAR OLARAK BARIŞI GELİŞTİRECEK GÜCÜMÜZ VAR”

    Türkiye’nin iki basın emekçisini katlettiğini söyleyerek sözlerine başlayan siyasetçi Sebahat Tuncel ise şunları dile getirdi:

    “Onların cenazesi bile verilmedi ailelere. Bugün hala gözaltında tutulan özgür basın emekçileri var. Bu saldırılara karşı ses çıkarttıkları için bugün basın emekçileri gözaltında ve tutuklanarak cezaevine gönderiyorlar. Tişrîn Barajı’na karşı saldırılar devam ediyor. Oradaki halklar canlı kalkan oldular. İnsanlar direniyor. Buna karşı da direniyorlar. Bizler bu yaşam hakkına karşı yapılan saldırıları kabul edemeyiz. Böylesi bir durumda bir barıştan bahsedemeyiz. Türkiye halklarının barışa ihtiyacı var. Barışı toplumsallaştırmak bizim açımızdan da bir fırsat. Kadınlar olarak ta savaşı durduracak ve barışı geliştirecek gücümüz var.”

    “ONURLU BARIŞIN OLMASI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Kürt halkının kolektif haklarının tanınması sadece yapılacak mücadele ile mümkün olabileceğini ifade eden Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Sözcüsü Tanya Kara da, “AKP-MHP iktidarının saldırılarıyla karşı karşıyayız. Bizi seçeneksiz bırakmaya çalışıyorlar ama biz bunu biliyoruz başka bir çare var. Saldırılar karşısında mücadelemiz ve direnişimiz var. Biz kadınlar olarak adil onurlu bir mücadelenin öncüleri olarak onurlu bir barışın olması için mücadele edeceğiz” dedi.

    Buluşma atılan imzaların ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Barışı büyütmek için mücadele boynumuzun borcu’ – VİDEO

    ‘Barışı büyütmek için mücadele boynumuzun borcu’ – VİDEO

    PİRHA – HDK Halklar ve İnançlar Meclisi’nin Taksim Hill Otel’de “Birlikte, Farklı İnanç ve Halklarla Barışı Kucaklıyoruz” şiarıyla düzenlediği toplantıda, barışı büyütmek için mücadele vurgusu yapıldı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Meclisi, Beyoğlu’nda bulunan Taksim Hill Otel’de “Birlikte, Farklı İnanç ve Halklarla Barışı Kucaklıyoruz” şiarıyla toplantı yaptı.

    Toplantıya, HDK Eş Sözcüleri Ali Kenanoğlu, Meral Danış Beştaş, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, DEM Parti Milletvekilleri George Aslan, Mehmet Kamaç, Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, AGOS Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler, Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu’nun yanı sıra çok sayıda kişi katılım sağladı.

    Toplantının yapıldığı salona ‘Halklar ve inançlar barış için yan yana!’ yazılı pankart asıldı.

    HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu toplantının açılış konuşmasını yaptılar.

    “HEP BİRLİKTE BARIŞI SÖYLEMEK İÇİN BİRARADA DURMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Açılış konuşmasında ilk sözü alan HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Ortadoğu’da yaşanan savaşların önüne geçmek adına halkların, inançların bir tutum sergilemesi gerektiğine inandıklarını belirterek, şunları söyledi:

    “Bizim HDK olarak kuruluş amacımız zaten bu. Bu topraklarda yaşayanlarla ortak mücadele hattını oluşturarak varlığımızı korumak adına HDK Halklar ve İnançlar Meclisi ile bunu ilerletmeye çalışıyoruz. Çoklukta birliği savunuyoruz. Ortak mücadeleyi esas alıyoruz. Bütün dinler, inançlar iyi insanı, ahlaklı toplumu ve barış içinde yaşamayı tahayyül eder. Bizim bir araya gelişimiz iyiyi, güzeli bir araya çıkarmak içindir. Biz iyiler olarak yan yana gelmeye çalışıyoruz. Hep birlikte barışı söylemek için bir arada durmaya çalışıyoruz.”

    “İKTİDAR HUKUKSUZ VE ANTİDEMOKRATİK ADIMLAR ATIYOR”

    Meral Danış Beştaş ise HDK olarak Türkiye’de farklı kesimlere yönelik katliam, dışlayıcı, öteki politikalarının farkında olduklarını ifade etti. Azınlıkların özgürce örgütlenebildikleri demokratik zeminin mevcut olmadığını belirten Beştaş, “İktidar her fırsatta zenginlik, mozaik, güller bahçesi gibi nitelemeler yapsa da Diyanet İşleri Başkanlığıyla başka bir baskı, cemevlerine yönelik yasal düzenlemelerle bir başka baskı, Rumlara, Çerkeslere, Ermenilere, Süryanilere yönelik hukuksuz ve antidemokratik adımlar atıyor” dedi.

    “BU POLİTİKALARA KARŞI ÇARESİZ DEĞİLİZ”

    3. Dünya Savaşı’nın eşiğinde olunduğunu da ifadelerine ekleyen Beştaş, “Artık savaşlar canlı yayında magazin gibi sunuluyor, üzülerek izliyoruz. Suriye en yakıcı örneklerden biri. HTŞ şemsiyesi altında pratikleri geçmişten biliyoruz. Bu tehditler ciddi bir boyuta ulaşmış durumda. Tüm Arap Aleviler ülkemizde bile şuan tehdit altında hissediyor. Bu politikalara karşı elbette çaresiz değiliz. Farklılıklarımızla birarada eşit yaşamak ve barışı örmek bizim yan yana duruşumuza, mücadelemize bağlı. İğne ucu kadar barış ihtimali varsa bunu büyütmek için mücadele boynumuzun borcudur. Bu topraklarda daha fazla ölüm, kan, şiddet istemiyoruz. Barışı tesis etmek için bu yolda yürümeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “BARIŞ İÇİN SAVAŞMAK GEREKİYOR”

    Açılış konuşmasının ardından söz alan AGOS Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, şunları söyledi:

    “Barış çok zor bir şey çünkü şiddetli bir savaşı gerektiriyor. Barış için savaşmak gerekiyor. Dünyanın dengesinde egemenler ve mazlumlar arasında çok ciddi bir kırılma var. Dünyanın bütün mazlumları, birleşik bir cephe olarak dünyanın bütün egemenlerine karşı topyekün mücadele ederse başarıya ulaşır. Barışı hayal etmek, şarkılar söylemek güzeldir ama mücadele etmek gerekir. Sözünü ettiğim bölgesel değil evrensel bir barıştır. Barış çağrım kararlılık, bilinç, örgütlenme üzerinedir.”

    Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can da, “Salonlarda laf söylemenin ötesine çıkıp eşit yurttaşlığı sokak sokak anlatarak iktidara taşımalıyız. Bize biri barışı getirmemeli. Aşağıdan yukarıya inşa etmeliyiz ve her birimiz kilometre taşı olmalıyız” dedi.

    “BİZDE ÇOK NET BİR ŞEKİLDE ZALİMLER VE MAZLUMLAR AYRIMI VARDIR”

    Yalıncak Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu da şunları kaydetti:

    “Bize çok net bir şekilde zalimler ve mazlumlar ayrımı getirilmiştir. Burada barıştan bahsettiğimiz de mazlumlar ve zalimler arasındaki mücadeledir. Barış inşa edilecekse öncelikle zalimin zalimliğinden vazgeçmesi gerekir, aksi takdirde bir mücadeleden vazgeçmek mümkün değildir. Alevilerin hak mücadelesinde yalnızca gasp edilen hakların alınmasına yönelik bir mücadelemiz var. Eşit yurttaş oluşumuzdan kaynaklanan haklarımızın gasp edilmesi. Alevi erkanında hak mücadelesi vermiş biri olarak konuşmam gerekirse bizim için barış coğrafyamızda yaşayan cümle halkların, azınlıkların ve çoğunlukların kendini ifade edebildiği, ibadetini gizlemek zorunda kalmadığı bir dünya ancak barışın tam anlamıyla tesis edildiği bir dünyadır.

    “YEZİDİN KARŞISINDA DİMDİK DURAN ZEYNEP ANA OLMAKTAN VAZGEÇMEYİZ”

    Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılar üzerinden buradaki Alevilere de çok ciddi saldırılar yapılmaya başlandı. Sosyal medyada yoğun saldırılar yaşanıyor. Elbette siz Yavuz Sultan Selim olursunuz, biz de Pir Sultan oluruz, Kalender Çelebi oluruz. Siz zalimlikten vazgeçmediğiniz sürece biz de yezidin karşısında dimdik durmuş Zeynep Ana olmaktan vazgeçmeyiz.”

    “NEREDE ZULÜM VARSA BİZ ONA KARŞIYIZ”

    Son olarak konuşan Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler de şunları söyledi:

    “Bizler barış için geçmişten beri mücadele veriyoruz. Ezidi canlarımız 72 kez katliama uğradı. Doğduğumuzdan beri katliam içindeyiz. Bir sürü katliam sayılabilir. Maraş katliamı mağdurlarından biri de benim. Alevi toplumu olarak yolumuz sevgi barış ve kardeşliktir. Birlik ve beraberlik için her türlü mücadeleye varız. Nerede zulüm varsa biz ona karşıyız.”

    Toplantı, yapılan konuşmaların ardından basına kapalı bir şekilde devam etti.

    PİRHA/İSTANBUL