Etiket: milli eğitim bakanlığı

  • Aladağ yangını sonrası çifte terfi

    Aladağ yangını sonrası çifte terfi

    Aladağ yangınının ardından aileleri azarlayan Akpınar Ankara İl Milli Eğitim Müdürü oldu. Yargılanan Aktaş ise okul müdürü yapıldı.

    Aladağ’daki tarikat yurdunda 11’i çoçuk 12 kişinin ölümüne sebep olan yangın çifte terfi getirdi. Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne görevden alınan Vefa Bardakçı’nın yerine, Adana Aladağ’daki yurt yangınında 11’i çok 12 çocuğun yaşamını yitirdiği dönemde Adana İl Milli Eğitim Müdürü olan Turan Akpınar getirildi.

    Öte yandan aynı dönemde Aladağ İlçe Milli Eğitim Müdürü olan ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca görevinden alınıp sosyal bilgiler öğretmenliğine getirilen Mehmet Aktaş okul müdürlüğüyle ödüllendirildi.

    Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişlerinin hazırladığı raporda, yurtta yangın söndürme tatbikatının yapılmadığı gibi tespitlere karşın müdürlüğün, eksikliklerin giderilip giderilmediğinin takibini yapmadığını ve ardından yangın faciasının gerçekleştiğini söyleyen eğitimciler Bardakçı’nın Ankara Milli Eğitim Müdürü olarak “mükafatlandırılmasına” tepki gösterdi.

    YANGININ ÜSTÜNÜ ÖRTMEKLE SUÇLANIYORDU

    Aladağ’daki facianın üstünü örtmekle suçlanan Akpınar’ın, yangında çocuklarını kaybeden aileleri azarladığı iddia edildi. Akpınar’ın çocuklarının zorla tarikat yurduna yönlendirildiğini anlatan acılı ailelere, “Çocuklarınızı isteyerek bu yurda verdiniz, sizin söylediklerinize inanmıyorum, ne derseniz deyin inanmam” dediği ileri sürüldü. Olayın ardından Akpınar hakkında herhangi bir soruşturma açılmazken Akpınar, terfi ettirildi. Önce Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar yardımcısı yapılan Akpınar, Müsteşarlık makamının kaldırılmasıyla Milli Eğitim Müşavirliği görevine getirildi. Akpınar’ın yeni görevi ise “Ankara Milli Eğitim Müdürü” oldu.

    İsimler eski

    Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarında dönüşüm amacıyla gerçekleştirdiği çalışmalarda Ankara Milli Eğitim Müdürü Vefa Bardakçı geçen hafta görevden alındı. Bakanlık’tan edinilen bilgiye göre, Bardakçı’nın görevinden alınmasında liselere geçişte sınavla öğrenci alacak okulların belirlenmesi sürecindeki plansızlık rol oynadı. Bardakçı’nın yerine göreve, Aladağ’daki yurt yangını sırasında Adana Milli Eğitim Müdürü olan Turan Akpınar getirilmesi şaibeli isimlerle yola devam edileceğini gösterdi.

    (BirGün)

  • Eğitim-Sen’li öğretmen Bilgisel: Valiliğin ısrarı ile görevimden men edildim-VİDEO

    Eğitim-Sen’li öğretmen Bilgisel: Valiliğin ısrarı ile görevimden men edildim-VİDEO

    PİRHA – 17 yıllık öğretmen Müjgan Bilgisel, sendikal çalışmaları gerekçesiyle meslekten men edildi. Bilgisel, ikinci kez Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmesine ve kurulun devlet memurluğundan çıkartılmaya herhangi bir gerekçe oluşturulmadığına dair vermiş oluğu karara ve dosyanın kapanmış olmasına rağmen Ankara Valiliği’nin ısrarı ile öğretmenlikten men edildi. Bilgisel, meslekten men edilme sürecini PİRHA’ya anlattı.

    17 yıllık öğretmen Müjgan Bilgisel, görevinden men edilmesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Eğitim-Sen üyesi aynı zamanda Eğitim-Sen Sincan 4 No’lu Şube’de yönetimde olan Bilgisel, 22 Mart 2018 tarihi itibariyle Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla görevden men edildi. Bilgisel, bu sürecin buraya kadar gelmesinde çok ciddi anlamda hukuksuzluklar ve yönetmeliğe aykırı durumlar söz konusu olduğunu belirterek şunları aktardı:

    “2013 yılında Cemal Yüksel İlkokulu’nda göreve başladım. Daha sonra 2013’den 2016 1. Dönemine kadar okulda hem idare hem öğretmen arkadaşlar hem de alt birimde çalışan arkadaşlar tarafından mesleğimle ilgili olarak örnek öğretmen olarak gösteriliyordum. Aynı zamanda görev yaptığım okulda sendika temsilcisiydim. Gerek sendikal örgütlülük gerekse de eylem ve etkinliklerin çalışmalarını yapardım.

    2016’nın 2. yarısında nedense birden bire okul idaresi tarafından sendika çalışmalarım gerekçe gösterilerek hedef haline getirildim. 2. dönem zümre toplantısında yönetmelik ortada durduğu halde yönetmeliğe aykırı bir şekilde sendikal faaliyetlerimden dolayı hedef gösterildim, saldırıya maruz kaldım. Daha sonra sendika panosunun boşaltılması söz konusu oldu. Bunun üzerinden sendika yöneticileri idareyle görüşmek için okulumuza geldiler.”

    “DİSİPLİN KURULU, VALİLİĞİN ISRARI İLE GÖREVİMDEN MEN ETTİ”

    Bilgisel, sonrasında yaşanan gelişmeleri şöyle anlattı:

    “Sonrasında ise okul müdürümüz okuldaki bütün öğretmenleri öğretmenler odasına toplayarak beni hedef gösterdi. Sendikal çalışmalarımı başka bir şeyle ilişkilendirdi. Elinde hiçbir somut veri ve delil olmadığı halde kendi düşünceleri üzerinden böyle bir uygulamaya maruz kaldım.

    2016 Şubat ayında İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şikayet edildim. Bu soruşturma kapsamında yaklaşık 36 kişiden bakanlık müfettişlerince ifadeleri alındı, 11 arkadaşım aleyhime 25 arkadaşım da lehime ifade verdiler. O dönem bilgi edinme yasası gereği mevcut dosya elimizde. Dosya müfettişlerce zorlama bir şekilde Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edildi. MEB Yüksek Disiplin Kurulu’nda görüşüldü ve görüşülme sonucunda devlet memurluğundan çıkartılmaya herhangi bir gerekçe oluşturulmadığından dolayı lehime karar verdi.

    “CEZA VERİLMEDİ”

    Dosya, disiplin kurulundan gelir ve orada alt cezalar verilir. Ama herhangi bir ceza verilmedi. Ne uyarı ne kınama, ne aylıktan kesme, ne de kademe terfi durdurma  hiçbiri verilmedi. Bu dosyanın üzerinden yaklaşık 6 ay gibi bir zaman geçtikten sonra yeniden bana tebliğ edildi. Yeniden YDK’ye sevk edildiğine dair. Kim tarafından? Valilik tarafından. Dosyanın yeniden görülmesi istendi. Görüşülme sonucunda tekrar lehime karar verildi. Dosya tekrar kapanmış oldu.

    Ve sürpriz bir şekilde yeniden 5 buçuk ay gibi zamandan sonra herhangi bir soruşturma, herhangi yeni bir delil, yokken 3. defa valiliğin ısrarı ile aynı dosya tekrar YDK’ye sevk edildi. Bu defa lehime değil aleyhime karar verilerek valiliğin ısrarı ile devlet memurluğundan men edildim.”

    “HUKUKSUZLUK NET OLMASINA RAĞMEN YDK ONAYLIYOR”

    Öğretmen Bilgisel, “Bu dosyanın ayrıca şöyle bir özelliği de var: 2016 Şubat ayından başlatılan bir soruşturma ve bu karar 2018 Mart ayında veriliyor. Zaten doğallığında zaman aşımına uğrayan bir dosya olmasına rağmen böyle bir karara imza attılar. Hukuksuzluk somut ve net olmasına rağmen YDK tarafından onaylanıyor” dedi ve şöyle devam etti:

    “Bu süreçte KHK’larla bir çok arkadaşımız haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edildi. Ve bir komisyona havale edildi. Komisyonun bu dosyaları ne zaman görüşeceği belli değil, arkadaşlarımız o dosyalarda neler var nelerle suçlanıyorlar hiçbir bilgileri hiçbir fikirleri yok. Ama benim dosyam gözler önünde. Hepimizin ulaşabildiği ve okuyabildiği, gördüğü net, somut bir şekilde hukuksuz bir şekilde karara imza atmış oldular.”

    “HUKUK MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Sendikal çalışmalarının bütün bunlara neden olduğunu ifade eden Bilgisel, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sendikal çalışmaların hepsi yasal etkinlikler, valiliğin ısrarı ile oluyor. Ama katıldığımız ve yaptığımız eylem ve etkinlikler valiliğin iznine tabi olan eylemler. Hem izin vermiş olduğu eylemlerden dolayı diyor ki suç işlemişsiniz, devlet memuru olamazsınız. Ve bu karara imza atıyorlar.

    Hukuk yollarına başvuracağız. Umuyoruz ve diliyoruz ki hukukla işleyen bir süreçte bu somut durumu hukuksuzluğu görüp lehimize karar çıksın. Böyle bir beklentimiz var. Bu anlamda hukuk mücadelemiz, eylem ve etkinliklerimiz devam edecek çünkü hepsi yasal eylem ve etkinliklerdir. Ben bunu akıl tutulması olarak değerlendiriyorum. Kendilerince insanları bu şekilde mağdur etmek, hayatın dışına itmeye çalışmak bu da ayrı bir sorundur. Bir an önce bu haksızlığın ve hukuksuzluğun sona ermesi, OHAL’in vermiş olduğu bu yetkileri kötüye kullanmak doğru bir şey değil. Bu anlamda mücadelemiz demokratik ve meşru boyutu ile devam edecek bütün arkadaşlarımız geri dönecek ve kazanan biz olacağız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Seçmeli olan din dersleri zorunlu kılındı

    Seçmeli olan din dersleri zorunlu kılındı

    Eğitim Sen İstanbul Şubeleri, milli eğitim müdürlüklerinin okul müdürlerine seçmeli dersler arasından bulunan din dersinin zorunlu seçilmesi için baskı kurduğunu açıkladı. 

    Eğitim Sen İstanbul Şubeleri, ilçe milli eğitim müdürlüklerinin okullarda seçmeli din derslerinin zorunlu olarak seçimi için okul idarelerine baskı yaptığını açıkladı. Eğitim Sen 3 Nolu Şube binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Eğitim Sen İstanbul 4 Nolu Şube Başkanı İzzet İldeş, din dersinin zorunlu kılındığını kaydetti.

    “ÇOCUK HAKLARINI YOK SAYIYOR”

    Hükümetin eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin haklarını, tercihlerini yok saydığını dile getiren İldeş, “Uygulanan gerici eğitim uygulamaları çocuklarımızı olumsuz etkilemeye devam etmektedir. MEB’in resmi verilerinde ‘toplum temelli kurumlar’ adını verdiği ve aslında 4-6 yaş arasındaki çocuklara ‘Kur’an Kursu’ olarak hizmet sunan bin 552 sübyan mektebi bulunmaktadır. Burada 51 bin 327 çocuğa kurs verilmektedir. Belirtmek isteriz ki; soyut kavramları idrak etme yeteneği gelişmemiş bu çocuklara MEB ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında yapılan protokolle verilen bu kurslar, çocuk haklarını yok saymakta ve çocukları AKP’nin ideolojik seferberliğinin nesnesi haline getirmektedir” dedi.

    “KARMA EĞİTİME MÜDAHALE EDİLİYOR”

    Farklı ilçelerde baskıcı uygulamanın ağırlaştırarak devam ettiğine dikkat çeken İldeş “Öyle ki İlçe Milli Eğitim müdürleri, okul müdürleriyle özel toplantılar düzenleyerek özellikle seçmeli derslerde ve hatta daha ileri giderek karma eğitime müdahale eder pozisyonlara girmişlerdir” diye ifade etti.

     “OKUL MÜDÜRLERİ TEHDİT EDİLİYOR”

    Sultangazi İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün okul müdürleriyle düzenlediği toplantıda seçmeli dersler arasında din ağırlıklı derslerin seçilmesi noktasında baskı uyguladığını vurgulayan İldeş, özellikle Gazi Mahallesi’nde bulunan okul müdürlerinin “Kız ve erkek öğrencilerin ilköğretimde dahi yan yana oturtulmasını kabul etmiyorum ya okullarda seçmeli din dersleri ile ilgili gerekli çalışmaları yaparsınız ya da koltuğunuzdan olursunuz” diye tehditlerde bulunulduğunu söyledi.

    Alevilerin yoğun oturduğu bölgelerde bu uygulamaların yoğunlaştığını dile getiren İldeş, “Merkezi ders seçim sisteminde öğrencilerin ders seçimlerini iptal ederek, din ağırlıklı derslerin seçimini açık bırakıp geri kalanını kapatarak ‘velileri bu derslere ikna edin’ şeklinde uygulamalar geliştirmiştir” diye konuştu.

  • Elazığ’da Milli Eğitim ve İl Müftülüğü öğrencileri camilere taşıyor

    Elazığ’da Milli Eğitim ve İl Müftülüğü öğrencileri camilere taşıyor

    Elazığ’da ‘Okul Cami Buluşması’ projesi adı altında ortaokul ve lise öğrencileri camilere götürülüyor.

    Elazığ İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü ortaklığında yapılan organizasyonlarda reşit olmayan öğrenciler de bulunmaya zorlanıyor.

    Haftanın belirli günlerinde camilere götürülen öğrenciler dün ise Mescidi Rahman Camisi’ne götürüldü.

    ‘Okul Cami Buluşması’ projesinin sadece dini konularla ilgili olmadığını belirten İl Müftüsü Yusuf Sarıkaya, “Sosyal alanda da hedef, sağlıklı gençlik yetiştirmektir. Diğer bir taraftan imam hatip okullarımız var. Buraları camilerimizi kullansın istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    2016-2017 eğitim öğretim yılında başlatılan ‘Okul Cami Buluşması’ projesi 2017-2018 öğretim yılının sonuna kadar devam edecek.

    (Kaynak-SiyasiHaber)

  • Veli Ağbaba: Kamu kurumları Alevilere yönelik hakarette yarışıyor

    Veli Ağbaba: Kamu kurumları Alevilere yönelik hakarette yarışıyor

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın dağıttığı kitaplarda ‘Alevilik perdesi altında ateistlik yapıldığı’ ifadelerinin yer alması, Türk Dil Kurumu’nun ‘vazalak’ kelimesinin anlamını hem ‘aptal’ ve ‘serseri’ hem de ‘Alevi’ olarak açıklamasına tepki gösteren CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba “Kurumlar Alevilere yönelik hakarette yarışıyor. Hükümet 20 milyonu aşkın Alevi’ye yönelik kolektif saldırının ortağıdır” dedi.

    Aynı gün içinde hem Milli Eğitim Bakanlığının hem de Türk Dil Kurumunun Alevilerle ilgili skandallara imza attığının anlaşılması kamuoyunda tepkiyle karşılandı. MEB’in 11-14 yaş arası çocuklara yönelik olarak dağıttığı kitapta şeriat propagandası, Cumhuriyet ve Alevilik düşmanlığının yapıldığı ortaya çıkarken, Türk Dil Kurumu (TDK) Büyük Sözlüğü’nde “vazalak” kelimesi için yapılan iki tanımdan biri “geveze, sözünü bilmez, aptal, serseri” anlamları sıralanırken, ikinci tanımda ise “Alevi, Müslüman olmayıp öyle görünen ve oruç yiyen” ifadelerine yer verildi.

    “NEREYE BAKSANIZ ALEVİLERE YÖNELİK HAKARET VAR”

    Hem MEB’in hem de TDK’nın Alevilere yönelik çirkin yaklaşımına sert tepki gösteren CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Türkiye’nin gerici, ayrıştırıcı, ötekileştirici anlayışla yönetiminin yansımalarını kurumlarda görmeye devam ediyoruz.Geçmişte Alevi kişiyle evlenmenin caiz olup olmadığıyla ilgili soruya ‘Müslüman olmayanla evlenilmez’ şeklinde skandal bir cevap veren Diyanet İşleri Başkanlığından sonra şimdi de Türk Dil Kurumunun çirkin tanımlamasında, Alevilere açık bir şekilde hakaret cümlelerini görüyoruz.Milli Eğitim Bakanlığı’nın henüz 11 yaşındaki çocuklara dağıttığı kitaplarda Alevileri karalayan ifadelere yer verildiğini görüyoruz.Nereye baksanız bir nefret suçu nereye baksanız Alevilere yönelik hakaretler var “dedi.

    “20 MİLYON ALEVİ’YE YAPILAN KOLEKTİF SALDIRININ ORTAKLARI”

    Tüm kurumları, sözde mülakat adı altında liyakattan uzak yandaşları ile dolduran hükümetin bu söylemlerin dolaylı değil doğrudan ortağı olduğunu kaydeden Ağbaba, “Alevilere yönelik ‘Namaz yok, oruç yok, rezillik! Kimsiniz ulan siz!’ diyen, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığıyla bilinen AKP’lilerin akıl hocası Kadir Mısıroğlu’nu saray sofralarında konuk edenler de, Aleviliği devletin resmi dil kurumunda ‘Geveze, Aptal, Sözünü bilmez’ anlamına gelen bir söz ile tanımlamasına göz yumanlar da, MEB’in ,Diyanet İşleri Başkanlığının skandallarına ses çıkarmayanlar da 20 milyon Alevi’ye yapılan kolektif saldırının ortaklarıdır” dedi.

  • Mersin Eğitim-Sen Başkanı Muşlu: Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli

    Mersin Eğitim-Sen Başkanı Muşlu: Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanlığı sitesinde yer alan ve 9 ve 11 yaşındaki kız ve erkek çocukların evlenebileceğine dönük açıklamasına tepki gösteren Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, Diyanet’in kapatılıp, bütçesinin eğitime ve sağlığa ayrılması  gerektiğini  belirtti.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi web sitesinde yer alan çocuk istismarını teşvik eden ve çocuk yaşta evlendirilmelerini meşrulaştıran tanımlara tepki gösteren Eğitim- Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, Diyanet’in açıklamasının AKP’nin politikalarının dışa vurumu olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Eğitim alanındaki uygulamalar genelleşmiş durumda. Özellikle camilere ziyaretler, imamlarla sohbetler, başörtüsü partisi altında kız çocuklarının başlarının örtülmesi, anaokullarında yapılan faaliyetlerde kız çocuklarına erkek çocuklarının ayaklarının yıkatılması gibi benzeri görüntüler giderek yaygınlaşıyor. Diyanet işleri başkanlığının açıklamaları da dahil, yapılan açıklamalar ve uygulamaların tümü AKP iktidarının politikalarından bağımsız düşünülemez. Esas sorgulanması gereken AKP iktidarının hedefleridir. AKP bir parti olarak ilk ortaya çıktığında muhafazakar, demokrat bir kitle partisi olarak tanıtmış olmasına rağmen, özellikle otoritesini genişletmeye başlamakla birlikte nasıl dar ideolojik bir parti olduğunu daha rahat ortaya koymaya başlamıştır. Hedefleri dinci bir nesil yetiştirmek ve ümmetçi bir toplum oluşturmaktır. Bu hedefi gerçekleştirmedeki en önemli alan Milli Eğitim’dir. Eğitim alanının bu kadar yap-boz tahtasına çevrilmesinin nedeni de çocuklar ve gençler üzerinde etki alanı yaratılmak istenmesidir.”

    “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesine ve kadro sayısına bakıldığı zaman bile AKP’nin nasıl bir politika izlediğini gösteriyor” diyen Muşlu, “Diyanet’in yaptığı açıklamalara fetva isminin verilmesi ve İslam hukukuna göre açıklamalar yapmak zorundadır denilmesi bir iktidarın hedefini net olarak ortaya koymaktadır” dedi.

    “DİYANET KARANLIK BİR DÜŞÜNCE YAPISINA SAHİP”

    İslam hukukunda da kız çocuklarının 9, erkek çocuklarının 12 yaşında evlenebileceğinin yeri olmadığını belirten Muşlu, şunları kaydetti:

    “Bu kadar gerici, karanlık bir düşünce yapısına sahip Diyanet İşleri Başkanlığı’nın artık Türkiye toplumunun sırtında yük olmanın da ötesinde,  tehlike arz etmeye başlamıştır. Bu ve benzeri açıklamalar çocukların tacizine, tecavüzüne yol vermektir. Diyanet’in bir an önce lağvedilip, başkanlıkta bulunan kamu emekçileri de farklı kurumlara aktarılmalıdır. Sendikalardan, siyasi partilere ve halkın bütün kesimlerine seslerini yükseltme, birlikte hareket etme sorumluluğu yüklemektedir. Ancak böylesi bir bilinçle hareket edilirse karanlığı uzaklaştırırız.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • İmam hatip kontenjanlarının yüzde 69’u boş kaldı

    İmam hatip kontenjanlarının yüzde 69’u boş kaldı

    PİRHA- Meclis’te 2018 yılı bütçesinden imam hatiplere ayrılan pay yüzde 68 artırılırken, İmam hatip kontenjanlarının yüzde 69’u boş kaldı.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Meclis Eğitim Komisyonu üyesi CHP Bursa milletvekili Ceyhun İrgil’in soru önergesini yanıtladı.

    2017 TEOG kapsamında okul türlerine göre yerleştirilen öğrenci sayılarını açıklayan bakanlık, Fen liselerinin tamamı dolduğu açıklanırken, Anadolu liselerinin kontenjanında yüzde 1.7, mesleki ve teknik anadolu liselerinin kontenjanında yüzde 45, anadolu imam hatip liselerinin kontenjanında ise yüzde 69’u boş kaldı.

    MEB’in yanıtında TEOG’da toplamda 1 milyon 125 bin 60 öğrencinin 84 bin 326’sının Açıköğretim kurumlarına yerleştiği ifade edilirken, diğer programlara yerleşen öğrenci sayıları ise şöyle:

    İmam Hatip Lisesi: 98 bin 629

    Yabancı uyruklular için Anadolu İmam Hatip Lisesi: 854

    Özel Okullara yapılan kayıt: 69 bin 270

    Çok Programlı Anadolu Lisesi: 39 bin 981

    Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi: bin 505

    Mesleki Eğitim Merkezi: 17 bin 525

    Sosyal Bilimler Lisesi: 9 bin 083

    Endüstri Meslek Lisesi: 102

    Çok Programlı Lise: 37

    (HABER MERKEZİ)

  • MEB müfettişlerinden öğretmene ‘mezhep’ sorusu AYM’ye taşındı

    MEB müfettişlerinden öğretmene ‘mezhep’ sorusu AYM’ye taşındı

    Felsefe öğretmeni Suat Özcan, görev yaptığı devlet okulunda yürütülen bir soruşturmada öğretmenlere mezheplerinin sorulmasını Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından Ankara’da bir devlet okulunda yürütülen soruşturmada, müfettişlerin öğretmenlere mezhepleriyle ilgili sorular sorması üzerine Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan şikayet karara bağlandı. Felsefe öğretmeni Suat Özcan’ın, “Mesleki nedenlerle yürütülen bir soruşturmada dini görüşün ve mezhebin araştırılması ‘özel hayata saygı’ ilkesine aykırıdır” gerekçesiyle yaptığı şikayeti değerlendiren AYM, oyçokluğuyla “Anayasa’nın 20’nci maddesinin ihlal edildiğine ilişkin iddia açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez” kararını verdi.

    Olayın aydınlığa kavuşturulması amacıyla ilgililere mezhebine ilişkin sorular sorulmasının “makul karşılanabileceği” değerlendirmesinde bulunulan kararda, “Somut olayda başka soruların yanında başvurucuya ve diğer soruşturulanlara olayın aydınlığa kavuşturulması için mezheplerine ilişkin sorular sorulmuştur” denildi.

    “DİNİ İNANCIN VE MEZHEBİN İFŞASI”

    BirGün’de yer alan habere göre; Felsefe öğretmeni Suat Özcan, bireysel başvurusunda 2012 yılında, öğrencileri kendisine karşı kışkırttığı gerekçesiyle şikayet ettiği okul müdür yardımcısının da kendisini, okul müdürünü ve il eğitim denetçisini MEB’e şikayet ettiğini belirtti. Müdür yardımcısının şikayeti üzerine MEB tarafından başlatılan soruşturmada, soruşturmayı yürüten denetçilerin tanıklara dini görüşlerini ve mezhepsel kimliklerini sorduğu ortaya çıktı. Mezhebinin araştırılmasının kendisini üzdüğünü ve rencide ettiğini bildiren Özcan’ın başvurusu AYM tarafından oyçokluğu ile “Kabul edilemez” bulundu. Soruşturmanın amacının başvurucunun dini görüşlerini sorgulamak olmadığının altını çizen AYM üyeleri Engin Yıldırım ve Osman Alifeyyaz Paksüt ise bu karara katılmadı. Yıldırım ve Paksüt karşı oylarının gerekçesini açıklarken bu tür bilgilerin soruşturma raporunda yer almasının dini inancın ve mezhebin ifşası sonucunu doğurduğunun altını çizdi.

    “DİN VE VİCDAN ÖZÜRLÜĞÜNE AYKIRI”

    Karşı oy yazısında, mezhep aidiyeti hakkında resmi kayıtlara geçen beyanlarda bulunulmasının kamu gücünün, Özcan’ın, Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması, özel hayatın gizliliği ve korunması, din ve vicdan hürriyeti” başlıklı maddeler ile belirlenen haklarını ihlal ettiği kararı verilmesi gerektiği vurgulandı. “Açıkça dayanaktan yoksun olduğu için başvuru kabul edilemez” sonucuna katılmadıklarını karşı oy gerekçesinde ifade eden üyeler AİHM’in şu kararını hatırlattı:

    “AİHM’e göre bir kişinin din ya da mezhebini açığa vurmama, açıklamama, böylesi bir inanca sahip olup, olmadığını belli edecek davranışlarda bulunmak zorunda kalmama hakkı vardır. Gerek kamu kurum ve görevlilerinin gerekse üçüncü kişilerin din ve inancını açıklamaya zorlayacak uygulamaları, din ve vicdan özgürlüğü hakkına aykırı olacaktır.”

  • ‘Bakan, aklımızla alay ediyor; zorunlu din dersi Alevi inancına bir saldırıdır’-VİDEO

    ‘Bakan, aklımızla alay ediyor; zorunlu din dersi Alevi inancına bir saldırıdır’-VİDEO

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın “Aleviler din derslerinin kaldırılmasını istemiyor” sözlerine tepki gösteren HBVAKV Başkanı Tuncer Baş, Alevilerin kesinlikle zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istediklerini söyledi. Baş, “Zorunlu din dersleri Alevilerin direk varoluşuna, inancına, yoluna ve erkanına yapılmış bir saldırıdır ve ciddi bir asimilasyon politikasıdır. Trajikomik bir şekilde insanların aklıyla alay edecek ifadeler kullanıyorlar” dedi.  

    Haberin Videosu


    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın “Alevilerin zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istemiyor” sözlerine HBVAKV Başkanı Dr. Tuncer Baş tepki gösterdi.

    “MISIR’DA SAĞIR SULTAN DUYDU, HÜKÜMETLER DUYMADI”    

    Baş, “Alevilerin yıllardır meydanlarda, sokaklarda zorunlu din dersi istemiyoruz sözleri hala yankılanıyor” diye konuştu. Baş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Mısır’da sağır sultan duydu. Bizdeki hükümetler bunu duymadılar. Duymazdan geliyorlar, lafı çeviriyorlar. Trajikomik bir şekilde insanların aklıyla alay edecek ifadeler kullanıyorlar. Bunu 15 Temmuz’dan önce FETÖ’nün yarattığı paralel Alevi örgütleriyle, çakma Alevi örgütleriyle dillendirmeye çalıştılar. Olmadı FETÖ ellerinde patladı. Şimdi yine çakma Alevi örgütleri kurarak saçma sapan bir iki kişinin bunu ifade edeceğini biliyorum. ‘Biz zorunlu din dersleri kaldırılmasını istemiyoruz’ diyebilirler. Bunlar yeni dönemin çakma Alevi örgütleri, devletin kendi Alevileri bunu söyleyebilir; henüz söylemediler onu söyleyecek cesarete ve özgüvene sahip değiller. Çünkü milyonlarca Alevinin meydanlarda, sokaklarda haykırdığı her yerde söylediği sözler hala sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Herhalde onun yankısı bitsin diye bekleyecekler. Ama bu komik ve gündeme alınmayacak bir ifadedir.”

    “ZORUNLU DİN DERSİ CİDDİ ASİMİLASYON POLİTİKASIDIR”

    Tuncer Baş, Alevilerin kesinlikle zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istediklerini belirterek, “Zorunlu din dersleri Alevilerin direk varoluşuna, inancına, yoluna ve erkanına yapılmış bir saldırıdır ve ciddi bir asimilasyon politikasıdır. Devlet, AİHM’in, devlet iç mahkemelerinin verdiği kararları uygulaması gerekir. Bizimle bir spekülasyon yarıştırmasına gerek yok. Aleviler bunu asla ve asla istemiyor çünkü bu bir asimilasyon politikasıdır” dedi.   (HABER MERKEZİ)

  • Milli Eğitim Bakanlığı, okuma yazmadan önce Kur’an öğretecek

    Milli Eğitim Bakanlığı, okuma yazmadan önce Kur’an öğretecek

    Okuma yazma bile bilmeyen okul öncesi çocuklara Kur’an öğretilecek. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Genel Müdürlüğü’nün okul öncesi ve ilkokul öğrencilerine yönelik hazırladığı “Özel Öğretim Kurumları Kuran-ı Kerim Dersi Öğretim Programı” Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın onayından geçti.

    Okul öncesinde eğitim alan ve ilkokul 1, 2, 3 ve 4. sınıflardaki öğrencilere yönelik hazırlanan programla, okuma yazma bilmeyen çocuklara bile Kuran öğretilecek.

    Kur sisteminin uygulanacağı Kur’an eğitiminde C1, C2, C3, K1 ve K2 olmak üzere beş öğrenme kuru belirlendi. C1, C2 ve C3 cüz aşamalarını, K1 ve K2 Kuran okuma aşamalarını içeriyor. İsteyen özel anaokulu ve ilkokullar bu programı uygulayabilecek.

    Programın amaçları arasında, “Öğrencilerin Kuran-ı Kerim okumanın öneminin farkına varmalarını, namazda okunan dua ve sureleri usulüne uygun okumalarını, dini duygu ve düşüncelerini güçlendirmelerini, namazda okunan dua ve kısa surelerin anlamlarını bilmelerini, milli, manevi ve ahlaki değerlere önem vermelerini sağlamak” yer alıyor.   (HABER MERKEZİ)

  • 150 bin öğrencinin dersliği ve öğretmeni yok; dört sınıf birarada

    150 bin öğrencinin dersliği ve öğretmeni yok; dört sınıf birarada

    150 bin öğrenci, derslik yetersizliği nedeniyle iki, üç, hatta dört sınıf bir arada eğitim görüyor.

    2019’da tam gün eğitime geçileceğini söyleyen Milli Eğitim Bakanlığı’nın binlerce okulunda derslik yetersizliği nedeniyle farklı sınıf düzeyindeki çocukların birlikte okumak zorunda kaldığı ortaya çıktı.

    Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre, Türkiye genelinde yaklaşık 150 bin öğrenci iki, üç, hatta dört sınıf bir arada eğitimlerine devam etmeye çalışıyor. Bakanlığın verilerine göre 6 binin üzerinde öğretmen de birden fazla sınıf düzeyine aynı anda eğitim vermeye uğraşıyor.

    MEB’in CHP Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın soru önergesine verdiği yanıt, Başbakan Yıldırım ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın tam gün eğitim projesinin hayale yakın olduğunu gösterdi.

    MEB Strateji Geliştirme Başkanlığı, 150 bine yakın öğrencinin hâlâ birleştirilmiş sınıflarda eğitim almak zorunda olduğunu açıkladı.

    Dönem başında bazı okullarda velilerin “Verilen eğitimden nasıl kalite beklersiniz? Çocuklarımızı okula göndermeyeceğiz” diyerek tepki gösterdiği birleştirilmiş sınıflarda, bakanlığın verilerine göre 2016-2017 öğretim döneminde Türkiye genelinde iki sınıf bir arada okuyan öğrenci sayısı 98 bin 732 olarak yer aldı. Üç sınıf bir arada okuyan öğrenci sayısı 4 bin 423, dört sınıf bir arada okumak zorunda kalan öğrenci sayısı ise 31 bin 165 olarak açıklandı.

    İKİ SINIF BİRARADA OKUTAN ÖĞRETMEN SAYISI 4 BİN 423

    MEB’in yanıtında, iki sınıf bir arada okutan öğretmen sayısı 4 bin 423 olarak yer aldı. Üç sınıfı birden okutan öğretmen sayısı 449, dört sınıfta aynı anda öğretime devam etmeye çalışan öğretmen sayısının da 1731 olduğu belirtildi.

    Bakanlık, CHP’li Yalçınkaya’nın birleştirilmiş sınıflara ilişkin çözümler ve çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin sorularına ise yanıt vermedi. (HABER MERKEZİ)

  • Bilimsel ve Laik Eğitim Hareketi’nden, gerici eğitim sistemine ”İtirazımız var dilekçesi

    Bilimsel ve Laik Eğitim Hareketi’nden, gerici eğitim sistemine ”İtirazımız var dilekçesi

    Bilimsel ve Laik Eğitim Hareketi, Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’na giderek sürekli değiştirilen ve gericileştirilen eğitim müfredatına ve sistemine karşı”İtirazımız var” diyerek dilekçe verdi.

    Bilimsel ve Laik Eğitim Hareketi gönüllüleri dün Milli Eğitim Bakanlığı’na, sürekli değiştirilen ve gericileştirilen eğitim sistemine karşı “İtirazımız var” diyerek dilekçe verdi.

    Gönüllüler ayrıca “sınav sistemini kaldıracağız” diyerek kaldırmayan ve eşitsizliği daha da arttıran Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’a takdir belgesini de verdikleri dilekçeye ekledi.

    Eğitim Hareketi twetterdan, “Çocuklarımızın geleceğinden endişe ediyoruz, bu yüzden de eğitimin gidişatına itiraz ediyoruz” diyerek itiraz dilekçelerimiz MEB’e ulaştırıldı, duyurusunu yaptı.

  • Eğitim-Sen 10 soruda AKP’nin yeni eğitim sisteminin hedeflerini açıkladı

    Eğitim-Sen 10 soruda AKP’nin yeni eğitim sisteminin hedeflerini açıkladı

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın TEOG’un yerine açıkladığı yeni sınav sistemine tepki gösteren Eğitim-Sen Genel Merkezi, “TEOG neden kaldırıldı? 10 soruda yeni sistemin hedeflerini açıklıyoruz” bildirisi yayınladı.  

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, TEOG’un yerine “Eğitim Bölgesi ve Sınavsız Mahalli Yerleştirme Sistemi” kafa karışıklığına yol açarken, Eğitim-Sen 10 soruda yeni sistemin nelere yol açacağını ve çözümün ne olduğunu “TEOG Neden Kaldırıldı? 10 Soruda Yeni Sistemin Hedeflerini Açıklıyoruz” bildirisi ile açıkladı.

    Yayınlanan bildiriden satır başları şöyle:

    “TEOG neden kaldırıldı? Amaçlanan nedir?

    TEOG’un kaldırılmasının ardında, AKP’nin bir gerçeği gizleme çabası yatmaktadır. Bilindiği üzere, AKP 4+4+4 sistemiyle birlikte bir taraftan özel okulların diğer taraftan da imam hatiplerin sayısını hızla arttırdı. Kamu kaynakları devlet okullarına değil, imam hatiplere ve özel okullara aktarıldı. Açıklanan yeni sistemin en önemli amacı imam hatip okullarının akademik başarısını artırmak için %10’luk dilimden öğrenci almasını sağlamaktır.

    Eğitim-Sen’in söyledikleriyle yeni sistem arasında nasıl bir bağlantı var?

    Çok sayıda imam hatip lisesi proje okulu yapıldı. Sınavda başarılı olan öğrencilerin büyük bir bölümü kontenjan ve sınıf açma serbestliği nedeniyle bazı imam hatip liselerine gitmeye teşvik edilecek, yönlendirilecek, kimi imam hatip liseleri cazip kılınacaktır.

    600 OKUL İMAM HATİP LİSESİ OLACAK

    Yeni sistemde sınavla öğrenci alacak okullar içinde imam hatip liselerinin ağırlığı fazla mı olacak?

    Bakan İsmet Yılmaz merkezi sınavla öğrenci alacak 600 okulun, “fen lisesi, sosyal bilimler lisesi ve proje okulları” olacağını belirtti. Yeni getirilen sistemle bu 600 okulun büyük bir bölümünün imam hatip lisesi olacağını söyleyebiliriz. Böylece imam hatip liselerinin akademik başarı oranının yükseltilmesi ve bugün “düşman” ilan edilen “altın nesillerin” yerini alacak yeni nesiller inşasına bu sistemin katkı sunmasıdır.

    Merkezi sınavla öğrenci alacak okulların listesi açıklandı mı?

    Hayır açıklanmadı. Bakan Yılmaz, bu okulların Mayıs ayında açıklanacağını belirtti ve hangi kriterlere göre bu okulların seçileceğine dair hiçbir şey ifade etmedi.

    EKONOMİK KOŞULLARI OLMAYAN NİTELİKLİ OKULLARA GİDEMEYECEK

    Her ilde merkezi sınavla öğrenci alan bir okul olacak mı?

    Mevcut durum göz önünde bulundurulduğunda merkezi sınavla öğrenci alacak okulların büyük bir kısmının büyükşehirlerde toplanacağı ortadadır. Diğer illerde ise merkezi sınavla öğrenci alacak bir ya da iki okul olabileceği gibi kimi illerde hiç okul olmama ihtimali de mevcuttur. Dolayısıyla merkezi sınavla öğrenci kabul eden ve Bakan’ın “nitelikli” olarak tarif ettiği bu okullarda okuyabilmek için il değiştirmek zorunda kalacak ya da ekonomik koşulları el vermediği için bu okullara gidemeyecek öğrenciler sorunu karşımıza çıkacaktır.

    Peki sınavda %10’luk dilime giren bir öğrenciyi nasıl bir süreç bekliyor? Bu öğrenci imam hatip lisesine gitmek istemezse ne olacak?

    Bu öğrenci söz konusu 600 okula yerleşemedi, tercihini imam hatip lisesinden yana kullanmak istemedi diyelim. Bu durumda akademik başarısı oldukça yüksek bir öğrenci, adresine en yakın liseye ya da özel okullara gitmek zorunda kalacak.

    %10’luk dilimde yer almayan öğrenciler ne yapacak?

    Yeni sistemde özetle öğrencilerin %90 ‘ı adresine en yakın olan 5 okulu tercih edecek ve bunlardan birine yerleşecektir. Eğitim bölgelerinde öğrencilerin tüm gereksinim ve isteklerini karşılayacak okul türü ve sayısının olmadığı gerçeği gözönüne alındığında bu durum “Her Öğrenci İstediği Okula Gidecek” belirlemesinin gerçeği yansıtmadığını ortaya koymaktadır.

    YOKSULLARA ‘OTUR OTURDUĞUN YERDE’

    Bu durumun ne tür sakıncaları var?

    Adrese dayalı bir sistemin öncelikle öğrencilerin seçme hakkını kısıtlamakta, öğrencileri sadece oturduğu mahalle ya da eğitim bölgesine hapsetmektedir. Yani AKP ve MEB alt sınıfların, yoksulların çocuklarına “otur oturduğun yerde” demektedir.

    Bakan’ın yeni sistemi açıklarken “TEOG öğrencileri ve velileri okul dışı kaynaklara (etüt merkezi, kurs, özel ders) yöneltiyordu” sözlerini nasıl değerlendirebiliriz?

    Açıklananın aksine temel eğitimden ortaöğretime geçişte sınav kalkmamıştır. Öğrencilerin önemli bir bölümü Haziran ayında yapılacak olan sınava katılacaktır. Unutulmamalıdır ki 1 milyon 200 bin öğrenciden sadece 120 bini sınavla öğrenci alacak okullara yerleşebilecektir. Bu durum da sınavın belirleyiciliğini kat be kat artırmak anlamına gelmektedir.

    SINAV MERKEZLİ EĞİTİM TERK EDİLMELİ

    Sizce ne yapılmalıdır?

    Öncelikle belirtmek gerekir ki her öğrencinin istediği okula gitmesi en doğal hakkı olmalıdır. Sınavsız ve her öğrencinin istediği okulda eğitim alması savunulması gereken en temel yaklaşım olmalıdır.

    Bakan Yılmaz’ın yeni sistemi açıklarken ‘nitelikli okul’, ‘niteliksiz okul’ ayrımı yapması büyük bir skandaldır ve kabul edilmesi mümkün değildir. İlk kez bir Milli Eğitim Bakanı, bütün okulların niteliğinden sorumlu olduğunu bile bile devlet okullarına yönelik olarak böylesine tepki çeken bir açıklama yapmıştır.

    Sınavlara endekslenmiş bir eğitim sisteminin nitelikli olması nasıl mümkün değildir. Bunun için öncelikli olarak yapılması gereken, öğrencilerimizi sınav cenderesinden kurtarmak olmalıdır.

    Eğitimin hiçbir kademesinde öğrencilere ve dolayısıyla ailelerine dayatmada bulunmamalı, eğitim sisteminin öncelikli sorunu olan “sınav merkezli eğitim” anlayışı derhal terk edilmelidir.

    (HABER MERKEZİ)

  • MEB’e verilen ödenek, 15 yılda yüzde 50’ye yakın düştü

    MEB’e verilen ödenek, 15 yılda yüzde 50’ye yakın düştü

    Türkiye’deki eğitim harcamalarının yüzde 51.2’sini en zengin yüzde 10’luk kesimi yapıyor. Okul giderleri yoksul ailelerin gücünü aşıyor. 

    CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 2018’de öngörülen bütçesini, bakanlığın AKP iktidara geldiğinden bu yana her yılki bütçesiyle kıyaslayarak raporlaştırdı. Rapora göre 2002’de devlet bütçesinden MEB’e yatırım yapması için verilen ödenek payı yüzde 22.34 iken, 2018’de bu oran yüzde 11.24’e düşürülüyor.

    Raporda, Türkiye’deki eğitim harcamalarının yüzde 51.2’sini en zengin yüzde 10’luk kesimin yaptığının altı çiziliyorken en yoksul yüzde 10’luk kesimin yaptığı eğitim harcaması ise yüzde 0.8’de kalıyor.

     Cumhuriyet’te yer alan haberde şunlar belirtildi:

    CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, MEB raporunu ilk kez Cumhuriyet’e verdi. CHP Grup Başkan vekili Engin Altay, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2018’de öngörülen bütçesini, bakanlığın AKP iktidara geldiğinden bu yana her yılki bütçesiyle kıyaslayarak raporlaştırdı. Kamuoyuna açıklanmadan önce gazetemizle paylaşılan raporda; birbirinden çarpıcı rakamlar ve tespitler var. İşte onlardan bazıları: 4 MEB’in 2018 yılında bütçesi 92 milyar 528 milyon lira olarak öngörüldü. Bu rakama göre; eğitim bütçesi geçen yıla kıyasla Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içerisinde yüzde 9.95, devlet bütçesi içerisinde de yüzde 7.27 azaldı.

    AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 17.18 iken 2018 yılı itibarıyla bu oranın yüzde 8.36’ya geriletilmesi öngörülüyor. Bu düşüşün her yıl kademeli olarak gerçekleştiğine dair çarpıcı bir tablonun yer aldığı raporda, bu yatırımsızlık politikasının yarattığı sonuçlar hatırlatıyor:

    DEVLETİN SAĞLAMAK ZORUNDA OLDUĞU EĞİTİM HİZMETİ PARALI HALE GELDİ

    Bu düşüşün her yıl kademeli olarak gerçekleştiğine dair çarpıcı bir tablonun yer aldığı raporda, bu yatırımsızlık politikasının yarattığı sonuçlar hatırlatılıyor.

    Devletin her yurttaşa sağlamak zorunda olduğu eğitim hizmeti giderek göreceli ve paralı hale geldi.
    Bu yatırımsızlıkla devlet okulları kendi sorunları ile baş başa bırakıldı.

    Durmadan devlet teşviği verilen özel okullar, kısa sürede çoğaldı, yaygınlaştı. Aralarında gerici vakıfların, tarikat okullarının da bulunduğu özel eğitim kurumlarına dair en çarpıcı rakamlar şöyle: 4+4+4 eğitim modeline geçilmesi ile özel okulöncesi eğitim kurumlarında yüzde 34.8, özel ilkokullarda yüzde 40, özel ortaokullarda yüzde 72, özel liselerde ise yüzde 182.9 oranında artış yaşandı. 4+4+4 eğitim modeli ile özel öğretim kurumlarında devam eden öğrencilerde ise yüzde 119.1 oranında bir artış gerçekleşti.

    AKP MEB’İN EĞİTİM YATIRIMI YAPMASINI İSTEMİYOR

    2002’de devlet bütçesinden MEB’e yatırım yapması için verdiği ödenek payı yüzde 22.34 iken, bu oranın 2018 için yüzde 11.24’e geriletilmesi öngörülüyor. Yüzde 49.68’lik bu azalma, AKP’nin de MEB’den eğitim yatırımı yapmasını beklemediğini ortaya koyuyor. Bu devasa düşüşün yine 2002’den bu yana kademeli olarak bu noktaya taşındığının vurgulandığı raporda, bu rakamların hayattaki karşılıkları şöyle özetleniyor:

    Devlet, yeterli kapasitede okul ve yurt açmadığı, yoksullara gözünü kapattığı için, parası olanlara özel okul, özellikle taşradaki yoksullar için de tarikat yurtları/okullarından başka seçenek kalmıyor. Cemaatler, MEB’in bu dolaylı öğrenci yönlendirme politikası sayesinde eğitim üzerinden palazlanmaya, kendilerine nefer yetiştirmeye imkân bulurken, Aladağ’daki yurt yangını gibi birçok hadise maalesef yaşanmaya devam ediyor.

    Raporda Türkiye’deki eğitim harcamalarının yüzde 51.2’sini en zengin yüzde 10’luk kesimin yaptığının altı çiziliyor. En yoksul yüzde 10’luk kesimin yaptığı eğitim harcaması ise yüzde 0.8’de kalıyor. En zengin 2 milyon 230 bin aile, eğitim için 2016 yılında 10 milyar 555 milyon lira harcarken en yoksul yüzde 10’luk dilimde yer alan 2 milyon 230 bin aile ise sadece 165 milyon liralık eğitim harcaması yapabildi. Eğitim için yapılan harcamada iki kesim arasında 64 katlık bir uçurum oluşuyor.

    MEB’in 2018 yılı bütçe kullanma planına göre; bakanlık bütçesinin yüzde 69’u personel giderlerine, yüzde 11’i de sosyal güvenlik devlet primi giderlerine ayrılıyor. Yani gelirin yüzde 80’i doğrudan doğruya personel harcamaları için kullanılıyor. Bütçede geri kalan ufak pasta dilimi ise zaten ülkenin çocuklarına eşit eğitim imkânı sağlamak için çok küçük kalıyor.

    OKUL GİDERLERİ YOKSULLARIN GÜCÜNÜ AŞIYOR

    Rapora göre; okula başlangıç giderleri bile yoksul ailelerin gücünü aşıyor. Birçok doğrulanan araştırmanın birleştirilmesiyle oluşturulan rakamlar şöyle:

    2017-2018 eğitim öğretim yılında;

    Okulöncesi eğitime başlayan bir öğrencinin başlangıç gideri 775.20 lira.

    İlkokula başlayan bir öğrencinin başlangıç gideri 1.277.46 lira.

    Ortaokula başlayan öğrencinin başlangıç gideri 1.236.63 lira. Liseye başlayan öğrencinin ise 1.499.61 lira.

    Raporda çocukları ilkokul, ortaokul ve üniversitede okuyan bir ailenin aylık eğitim harcamaları da sıralanıyor:

    İlkokul: yemek: 195.5 lira, servis 218 lira, kırtasiye 39.73 lira, okula bağış 11.1 lira, gezi, temizlik, fotokopi 25 lira, harçlık 44 lira TOPLAM minimum 533.33 lira.

    Ortaokul: yemek 195.5 lira, servis 218 lira, kırtasiye 49.14, okula bağış 11.1 lia, gezi, temizlik, fotokopi 30 lira, harçlık 110 lira, TOPLAM minimum 613.74 lira.

    Üniversite: yurt 226.60 lira, yemek 360 lira, ulaşım 77 lira, harçlık 440 lira, kırtasiye, kitap, fotokopi 210.2 lira TOPLAM minimum 1313.8 lira. İlkokul+Ortaokul+Üniversi te=2.460,87 lira.

    REFERANDUM İÇİN HARCANAN PARAYLA YURTLAR YAPILABİLİRDİ

    Raporda eğitimde yoksul çocukları cemaat yurtlarının kucağına iten yurt sorununa dair de çarpıcı rakamlar verildi:

    Referandum için yaklaşık 15 milyar lira kamu kaynağı kullanıldı. Sadece referandum için harcanan para ile 331.579 kişilik yurt yapılabilirdi.

    Osman Gazi Köprüsü’nden geçmeyen araçlar için yılda hazinenin ödediği para yaklaşık 1.75 milyar TL’dir. Bu para ile yılda 38.794 kişilik yurt yapılabilirdi.

    Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçmeyen araçlar için yılda hazinenin ödediği para yaklaşık 421 milyon liradır.1 Bu para ile yılda 9.309 kişilik yurt yapılabilirdi.

    Avrasya Tüneli’nden geçmeyen araçlar için yılda Hazine’nin ödediği para yaklaşık 186 milyon liradır. Bu para ile yılda 4.133 kişilik yurt yapılabilirdi. 4 2016 yılında Merkezi Yönetim Bütçesinden Temsil gideri için 403.764.000 lira harcama yapılmıştır. Bu bütçe ile 8.925 kişilik yurt yapılabilirdi.

    2016 yılında taşıt kiralama için 549.986.000 lira kaynak harcaması yapılmıştır. Bu bütçe ile 12.158 kişilik yurt yapılabilirdi.

    2016 yılında Hizmet Binası Kiralama gideri olarak Merkezi Yönetim Bütçesinden 728.431.000 lira kaynak harcaması yapılmıştır. Bu bütçe ile 16.102 kişilik yurt yapılabilirdi.

    Tüm bu harcamalar ile toplam 421.000 kapasiteli yurtlar yapılabilirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Okuldan medreseye: Okul bahçelerine cami

    Okuldan medreseye: Okul bahçelerine cami

    Milli Eğitim Bakanlığı, (MEB) Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 2017 “vizyon belgesi”ne göre, fiziki durumu uygun olan imam hatip okullarının bahçelerine cami yaptırılacak. İçinde özel Kuran okuma odaları da bulunacak okullar, gece gündüz açık olacak

    Cumhuriyet gazetesinin bugün (14 Ekim) manşetine taşıdığı haberine göre, fiziki durumu uygun olan imam hatip okullarının bahçelerine cami yaptırılacak. İçinde özel Kuran okuma odaları da bulunacak okullar, gece gündüz açık olacak.

    AKP, talep olmamasına rağmen sayısı giderek artırılan, mezunlarına devlet kadrolarında iş vaadi olmak üzere birçok teşvike rağmen cazibe kazandırılamayan imam hatipler için makyaja gidiyor. Milli Eğitim Bakanlığı, (MEB) Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan imam hatip ortaokulları hedeflerini ve planlamalarının yer aldığı 2017 “vizyon belgesi” açıklandı.

    Belgenin sunuşunda devletin milyonlarca lira yatırım yaptığı ancak eğitim kaliteleri ile tartışılmaya devam eden imam hatip okulları için Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın “Yaklaşık bir asırdır ‘İmam Hatip Mektebi/Okulu/Lisesi’ adıyla eğitim sistemimizde yerini alan bu okullarda verilen eğitimin içeriği, halkımız tarafından büyük ilgi görmüş ve markalaşarak günümüze kadar gelmiştir” değerlendirmesi dikkat çekti. Vizyon belgesinde yapılan planlamada imam hatip okullarının medreselere dönüşümünün ilk adımı da atıldı.

    Belgeye göre imam hatiplerin yapım ve onarımında geleneksel Türk mimarisinden izler yansıtılması, yeni teknoloji ve enerji tasarrufu sağlayacak tasarımlar yapılması ve binaların boyamalarında sıcak ve canlı renkler kullanılması planlandı. Ayrıca Milli Eğitim müdürlüklerine okul ve pansiyonların “tefekküre sevk eden ve mefkure oluşturan” mısra, hat, ebru, minyatür, tezhip, ayet ve hadislerle donatılması talimatı verildi.

    OKUL BAHÇELERİNE CAMİ

    Belgenin “Eğitim İçeriğine ve Okul Kültürüne Uygun Eğitim Ortamları” başlığı altında okuldan medreselere dönüşüm planları yer aldı. Bu kapsamda bakanlık il müdürlerine, fiziki mekânı uygun olan okulların bahçelerine cami yapılması talimatı verdi. Ayrıca ‘öğrencilerin aidiyet kültürü kazanması için’ okul arşivlerindeki belge ve görsellerin okul müzesinde sergilenmesi, okul pansiyonlarının da öğrencilerin sosyal, sportif, kültürel ve akademik çalışmalarına imkân tanıyıp “aile yuvasının sıcaklığını” hissedebilecekleri şekilde düzenlenmesi istendi.

    Bakanlığın vizyonunda desteklere karşın talep görmeyen imam hatipler için ilkokul öğrencilerine propaganda da yer aldı. MEB, Anadolu imam hatip liseleri ve imam hatip ortaokullarının Türk eğitim sistemindeki yeri, eğitim müfredatı ve örnek çalışmaları hakkında ilkokullarda, mayıs ve haziran aylarında tanıtım çalışmaları yapma kararı aldı. Belgede imam hatip okullarının “milli birlik ve bütünlüğü tehdit eden unsurlara” karşı öğrencilerin bilinçlendirilmesi, okul içi ve dışı olumsuz etkenlere yönelik tedbir alınması ve mezunların hangi alanlarda istihdam edildiği, yükseköğretime geçiş ve kendi işini kurma durumu takip edilmesi istendi.

    DERS DIŞINDA EĞİTİM

    Okulların fiziki mekanlarının ders saatleri dışında da eğitim öğretime imkân verecek şekilde planlanmasını isteyen MEB, bu kapsamda imkânı olan okullarda her bir ders için ayrı sınıf oluşturulmasını, her okulda ses sistemiyle beraber U düzenine uygun Kuran okuma odaları ve duvarlarda Kuran kıraati ile ilgili hat ve levhalar bulundurulmasını istedi.

    (Kaynak: sendika.org)

  • İzmir Narlıdere Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yeni eğitim müfredatı protesto edildi

    İzmir Narlıdere Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yeni eğitim müfredatı protesto edildi

     PİRHA -Yeni eğitim öğretim yılı bugün başlarken birçok il ve ilçede Eğitim – Sen öncülüğünde birçok Alevi kurumu ve sivil toplum örgütü yeni gerici eğitim müfredatını protesto etmek için Milli Eğitim Bakanlıkları önünde basın açıklaması yaptı.

    Yeni eğitim müfredatında yaşanan gericiliğe karşı laik, bilimsel ve anadilde parasız bir eğitim talebi için yeni eğitim öğretim yılının ilk gününde Eğitim – Sen öncülüğünde birçok Alevi kurum, sivil toplum örgütü ve vatandaşlar tarafından Milli Eğitim Bakanlıkları önünde protesto eylemleri ve basın açıklamaları yapıldı.

    İzmir Eğitim -Sen 6 Nolu şube ve Narlıdere Cemevi öncülüğünde Narlıdere Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yeni eğitim müfredatını protesto etmek için birçok yurttaşın katılımı ile basın açıklaması yapıldı. . Kitle adına basın açıklamasını eğitim sen 6 Nolu şube başkanı İsmet Sözer yaptı.

    İzmir İl Milli Eğitim önünde basın açıklaması yapılmadı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yarın tüm şubeleri ile yeni eğitim müfredatını protesto etmek için basın açıklaması yapmayı düşünüyor. (HABER MERKEZİ)

  • Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklamasına izin verilmedi-VİDEO

    Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklamasına izin verilmedi-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurum başkanlarının ve Eğitim-Sen yöneticilerinin ve yurttaşların Milli Eğitim Bakanlığı önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis izin vermedi. 

    Haberin Videosu

    AKP hükümetinin hazırladığı müfredat programını, gerici eğitim sistemini protesto etmek için Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak isteyen Alevi kurumları ve Eğitim-Sen yöneticilerine polis izin vermedi.

    Basın açıklamasının başka bir yerde yapılması önerisini de kabul etmeyen polis ile yöneticiler arasında gerginlik yaşandı.

    Milli Eğitim Bakanlığı önünde yapılmak istenen basın açıklamasının tam metni şöyle:

    Eğitim bir ülkenin can damarıdır. Ülkenin geleceği, eğitim ile inşa edilir. Herkes çocuklarının iyi bir eğitim alması ve iyi bir geleceği kazanmasını ister. Ancak yeni bir müfredat hazırlandı, bu müfredat, baştan aşağı bir değişimi getiriyor.

    Öncelikle çocuklarımızı gönderecek iyi okullar bulamıyoruz. Devlet tarafından karşılanması gereken herkese eşit ve nitelikli eğitimi bulmak mümkün değil. Artık ya özel okullar var ya da İmam Hatip okulları.

    Neden sadece imam hatip açmakla övünüyorlar? Bu yıl her 5 İmam Hatip mezunundan yalnızca l’i üniversiteye yerleşebildi.

    Bu ülkenin mühendisleri, doktorları ya da sanatçıları, halkın çocuklarının istediği mesleği yapabilme hakkı yok mu? Mezun olsalar bile, sonucunu kimin belirlediğini bilemediğimiz defalarca sınava yeniden yeniden neden mahkum bırakılıyoruz?

    Kendi çocuklarına gelince neden yurt dışına gönderip, özel okulları tercih ediyorlar?

    Şimdi bir de TEOG Sınavı’nı kaldırmayı konuşuyorlar. Sınav sisteminin iyiliği kötülüğü bir yana çocuklarımızın bu okullara girerken tabii ki bir ölçme birimi olmalı. TEOG’u da ortadan kaldırmanın sadece imam hatiplerin önünü açacağını ve mevcut okulların niteliğini düşüreceğini görmek o kadar da zor değil. Ayrıca inisiyatifi okullara bırakmak, çocuklarımızı kimin, hangi kriterlere göre seçeceği belli olmayan niteliksiz bir eğitime mecbur bırakmak değil midir?

    Bu halka şunu demektir; paran yoksa,  eğitim de nitelik de yok, gelecek de… Laik eğitim hepimiz için…

    Laik eğitim birilerinin anlattığı gibi toplumu ayrıştırmaz. Aksine herkesin inançlarını özgürce yaşamasını da ancak laik eğitim ile inşa edebiliriz. Bu ülkede görüşü ne olursa olsun herkes iyi bir eğitim görmek ister. Bugün iyi eğitim alamamamızın sebebi laiklik kavramının tartışmalı hale getirilmesidir. Bilimin önünün açılması için, eğitimin dine göre şekillendirilmesinin önüne geçmek gerekir. Eğitimin cemaatlere teslim edilmesini durdurmak gerekir. Bu yüzden dünya görüşü ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun; laik eğitim herkesin ihtiyacıdır.

    Bu eğitim sistemiyle tabii ki mucit çıkmaz!

    Bilim; inançların eğitim üzerinde baskısının kalkmasıyla başlar. Eğitim içeriği bilimsel tezlerden uzaklaştırılıp, dini değerlere dayandırılıyor. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir inanç, bilime ikame edilemez. Bilim toplumun ilerleyişinin temel taşıdır ancak bilimin gelişmesinin önünü açan en temel kavram olan laiklik tartışmalı hale getirildi. Bilimden uzaklaşmanın, hurafelere yaklaşmanın onlarca uygulamasının hayata geçtiğini görüyoruz.

    Bu ülkenin bakanları bile, “bizden mucit çıkmaz” dedi. Bu eğitim sistemiyle çıkmaz ama gerçek şudur ki; her ülkeden mucitler çıkabilir, ama bu ancak eğitim sisteminin bilime ve laikliğe dayanmasıyla mümkün olabilir.

    Tüm araştırmalarda Türkiye eğitimde sıfır alırken, iktidar neler yaptı?

    • Eğitim müfredatından evrimi çıkardı, “cihat”ı ekledi.
    • 13 yılda 1,5 milyon öğrenciyi İmam Hatip’e gitmeye mecbur bıraktı.
    • Müfredattan Atatürk’ü çıkardı
    • ismi çocuk istismarı ile anılan Ensar Vakfı ile 5 yıllık protokol imzaladı.
    • Kız ve Erkek öğrencilerin birlikte eğitim görmesini tartışmaya açtı.
    • Kantinleri bile haremlik selamlık hale getirdi.
    • Her ile bir üniversite açtı ama mezunları işsiz bıraktı.
    • Ortada nitelikli devlet okulu bırakmadı. Parası olan özel okula gitti ama olmayan İmam Hatip’e mahkum edildi. Eğitimde eşitlik yok edildi.
    • Eğitime ayrılan bütçe kısılırken, sürekli savaşa ve diyanet bütçeleri arttırıldı.

    Sorun ne nasipte, ne kısmette, Eğitim sisteminin niteliğinde

    1. yüzyılda dünyanın düz olduğunu iddia edeni de görüyoruz, bilim yerine hoşafı tercih edenleri de. fLaiklik yoksa, eğitimde bilimsellik yok demektir. Bilimsellik yoksa; eğitim alamıyoruz demektir. PISA eğitim sıralamasında Türkiye son sırada yerini aldı. Dünyadaki en iyi üniversiteler sıralamasında ise Türkiye’deki üniversitelerden hiçbiri ilk400’e giremedi. Bir ülkeye, eğitime zarar vermekten daha büyük bir zarar verilemez.

    Eğitim sisteminin gidişatından rahatsız olan milyonlarca insanın olduğunu biliyoruz. Ancak harekete geçmeliyiz. Çözümü birlikte aramalıyız. Eğitim sistemine yönelik saldırıları tek tek geri püskürtmek için herkesin fikrine ihtiyacımız var.

    Bu yüzden laik eğitime sahip çıkmak, çocuklarının aldığı eğitimden kaygı duyan velilerin, bulunduğu okullarda istediği eğitimi veremeyen baskı altındaki öğretmenlerin, geleceğinin peşine düşen gençlerin, liselilerin, ve hepimiz için laik eğitim isteyen hepimizin ortak mücadelesidir.

    Cebrail ARSLAN /ANKARA