PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 17 Mayıs’tan itibaren 8 ve 12’nci sınıfların destekleme ve yetiştirme kurslarında yüz yüze eğitime geçileceğini, diğer kademelerdeki tüm eğitim ve öğretim kurumlarında 1 Haziran Salı gününe kadar uzaktan eğitime devam edileceğini açıkladı.
İçişleri Bakanlığı’nın kademeli normalleşme takvimini açıklamasıyla birlikte, Milli Eğitim Bakanlığı da uzaktan eğitime ilişkin açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “17 Mayıs’tan itibaren 8 ve 12’nci sınıfların destekleme ve yetiştirme kurslarında yüz yüze eğitime geçileceğini, diğer kademelerdeki tüm eğitim ve öğretim kurumlarında 1 Haziran Salı gününe kadar uzaktan eğitime devam edileceği belirtildi.
MEB’den yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
Ülkemiz genelinde Covid-19 salgın tedbirleri çerçevesindeki kademeli normalleşme kapsamında 17 Mayıs Pazartesi gününden itibaren okul öncesi eğitim kurumları, özel gereksinimli öğrencilerimizin özel eğitim okul ve sınıfları, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile 8 ve 12’nci sınıfların destekleme ve yetiştirme kursları/takviye kurslarında yüz yüze eğitime geçilecektir. Diğer kademelerdeki resmî ve özel, örgün ve yaygın tüm eğitim ve öğretim kurumlarında 1 Haziran Salı gününe kadar uzaktan eğitime devam edilecektir. Resmî ve özel tüm okul öncesi eğitim kurumları, özel gereksinimli öğrencilerimizin özel eğitim okul ve sınıfları, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile 8 ve 12’nci sınıf öğrencilerinin destekleme ve yetiştirme kursları/takviye kurslarında 17 Mayıs Pazartesi gününden itibaren ‘Eğitim Kurumlarında Hijyen Şartlarının Geliştirilmesi ve Enfeksiyonu Önleme Kontrol Kılavuzu’ndaki koşullara uyulması şartıyla yüz yüze eğitime başlanabilecektir. Bu kapsamdaki öğrenci, öğretmen ve eğitim çalışanlarımızın salgın kısıtlamalarından etkilenmemesi için gerekli kolaylık, Valiliklerimiz tarafından sağlanacaktır. 1 Haziran Salı gününden itibaren yüz yüze eğitimin devamıyla ilgili karar, bu tarih öncesinde yapılacak durum değerlendirmesinin ardından kamuoyu ile paylaşılacaktır.”
PİRHA-Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “Salgın bitse de uzaktan eğitim artık kalıcı olacak” sözlerini eleştirdi. Yapılan açıklamada “Türkiye’de mevcut koşullarda yüz yüze eğitimde bile onca sorun varken, uzaktan eğitim uygulamalarını kalıcı hale getirmeye çalışmak öğrencisiz ve öğretmensiz okullar ve üniversiteler istendiğini göstermektedir” denildi.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Covid-19 salgını nedeniyle zorunlu olarak geçilen uzaktan eğitim sistemine yönelik “Salgın bitse de uzaktan eğitim artık kalıcı olacak. EBA altyapımızı güçlendirdik” sözlerine, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’ndan (Eğitim Sen) tepki geldi.
Eğitim Sen, yazılı yaptığı açıklamada, eğitimin amaçları ve hedeflerinin gerçekleştirilebilmesi açısından eğitimin yüz yüze yapılmasının esas olduğunun altı çizildi. Açıklamada ayrıca, uzaktan eğitimin ancak yüz yüze eğitimi desteklemek amacıyla yapılabileceğine de vurgu yapıldı.
“OKULLAR AYNI ZAMANDA BİR YAŞAM ALANIDIR”
Eğitim Sen açıklamasında, “Yüz yüze eğitimin çocuklarımız ve gençlerimiz açısından ne kadar önemli ve hayati bir konu olduğunu son bir yıl içinde yaşananlar fazlasıyla göstermiştir” ifadesine yer verilerek şu bilgiler paylaşıldı:
“Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un iddiasının aksine uzaktan eğitimin kalıcı hale getirilmesi doğru değildir. Çünkü okullar aynı zamanda bir yaşam alanı, başka çocuklarla, farklı öğretmenlerle karşılaşma alanıdır. İnsani güç ve yetilerin açığa çıktığı, hep birlikte gelişme, güçlenme ve özgürleşme alanıdır. Uzaktan eğitim uygulamalarıyla bu temel kazanımları sağlamak mümkün değildir. Üstelik uzaktan yapılan eğitim değil, sadece öğretimdir. Sayın Bakan’ın da çok iyi bildiği gibi, eğitim ve öğretim amaçlar ve hedefler açısından farklıdır.
Okullar, çocuk ve gençlerin her bakımdan sosyalleşmesini sağlayan en önemli kurumların başında gelmektedir. Çocuk, okulda yaşıtlarıyla birlikte yaşayarak onlarla yaşamı ve çalışmayı öğrenir. Diğer sosyalleşme araçlarına nazaran okul, daha örgütlü ve resmi bir kurumdur. Yüz yüze eğitimle sadece bilgi ve beceri kazanılmaz, aynı zamanda toplu yaşamanın kuralları ve sorumlulukları da öğrenilir. En iyi okul en yakın olan, en iyi öğretmen yüz yüze gelinen, en yakın öğretmendir.
Okuldaki eğitim ile sosyalleşmenin kalıpları genişler ve daha karmaşık toplumsal sorunlarla mücadele etme yeteneği kazanılır. Yüz yüze eğitimi başarı ile uygulayan toplumlarda kendisiyle barışık, topluma ve kendisine faydalı, kendini geliştiren, araştıran ve sorgulayan sağlıklı bireylerle karşılaşılır. Türkiye’de mevcut koşullarda yüz yüze eğitimde bile onca sorun varken, uzaktan eğitim uygulamalarını kalıcı hale getirmeye çalışmak öğrencisiz ve öğretmensiz okullar ve üniversiteler istendiğini göstermektedir.
Uzaktan eğitimi kalıcılaştırmak, özellikle küçük çocuğu olan çalışan kadınlar açısından son derece olumsuz sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Esnek çalışma uygulamalarının hedef kitlesinin kadın emekçiler olduğu dikkate alındığında, uzaktan eğitim uygulamalarının sadece öğrenciler açısından değil, çalışan ebeveynler açısından da olumsuz sonuçlarının ortaya çıkması kaçınılmazdır.”
“UZAKTAN EĞİTİME ERİŞEMEYEN BİR MİLYON ÖĞRENCİ VAR”
Türkiye’de, ne yüz yüze eğitimle ne de uzaktan eğitimle eşitlik ve adaletin sağlanamadığına değinilen açıklama şu şekilde devam etti:
“Uzaktan eğitim uygulamalarının bir diğer boyutu ise eğitim emekçileri açısından uzaktan çalışma ya da evden çalışma uygulamasının kalıcı hale getirilmesidir. En yaygın esnek çalışma biçimlerinden birisi haline gelen uzaktan çalışma uygulamaları ile eğitim emekçilerinin ekonomik, sosyal, mesleki ve özlük hak kayıplarının gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır.
MEB’in resmi açıklamalarına göre, aradan bir yıl geçmesine rağmen hala uzaktan eğitime erişemeyen bir milyonun üzerinde öğrenci bulunmaktadır. Milli Eğitim Bakanı’na tavsiyemiz, uzaktan eğitim uygulamalarını kalıcı hale getirmek yerine, eğitime erişim başta olmak üzere yıllardır eğitimin çözüm bekleyen temel sorunlarına, eşitsizliklere ve adaletsizliklere yoğunlaşması, kalıcı çözümler üretmek için çalışmasıdır.”
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a gerici vakıflar ile yapılan protokolleri gündeme getirdi. Ersoy, “Milli Eğitim Bakanlığı neden hep aynı vakıflarla protokol imzalamaktadır? Bakanlığınız laik bilimsel eğitimi esas almış dernekler ile neden protokol imzalamamaktadır?” diye sordu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Ensar Vakfı ve Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) gibi vakıflar ile yapılan protokolleri, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi verdi.
Ersoy, Millî Eğitim Bakanlığı başta değerler eğitimi olmak üzere gerici vakıflar ile protokoller yaparak okullarda eğitim verilmesi amacı ile aralarında çocukların istismara uğradığı Ensar Vakfı ve Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) gibi gerici vakıflar ile protokolleri yenilediğini hatırlatarak, “Bu vakıfların okullarda eğitim vermesi yargı tarafından iptal edilse de Millî Eğitim Bakanlığı yargı kararını tanımayarak protokollerini iptal etmemiştir” dedi.
Başta Eğitim-Sen ve yurttaşlar bu protokollerin iptal edilmesi için yargıya başvuru yapıldığını ve Ensar Vakfı ile yapılan protokole Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı verdiğinin ifade edildiği önergede, şunlara dikkat çekildi:
“Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ensar Vakfı arasında protokol imzalanmıştır. Bu protokolü Eğitim-Sen Antalya Şubesi yargıya taşımıştır ve Antalya 4. İdare Mahkemesi bu protokolün Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve 1739 sayılı Milli Eğitim temel yasasına aykırı olduğuna karar vermiştir.
TÜGVA ile ilgili kararda ise “MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkisi dikkate alındığında dava konusu işlemlerin MEB’e bağlı resmi ve özel bütün temel eğitim ve ortaöğretim okulları/kurumları ve ortaokullarına yönelik kısmının yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu” şeklindedir.
Milli Eğitim Bakanlığının dinci gerici vakıf ve dernekler ile yapmış olduğu bu protokoller yargı tarafından iptal edilse de bakanlık buna uymayarak bu vakıfların okullarda eğitim vermesini sağlamakta ve devam ettirmek için de yargı kararlarını tanımamaktadır.”
“LAİK BİLİMSEL EĞİTİMİ ESAS ALMIŞ DERNEKLER İLE NEDEN PROTOKOL İMZALAMAMAKTADIR?”
Ersoy, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:
“*Bakanlığınız ile Ensar Vakfı arasında imzalanan eğitim protokolüne ilişkin Danıştay’ın vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararı neden uygulanmamaktadır? Bakanlığınız Ensar Vakfı ile neden hala okullarda eğitim faaliyetini sürdürmektedir?
*Bakanlığınız, son 10 yılda vakıf ve dernek adı altında 13 gerici cemaat ve tarikatla protokole imza atmıştır hem yurttaşlardan gelen tepkiler hem de yargı kararları dikkate alındığında bu protokolleri iptal edecek misiniz?
*Milli Eğitim Bakanlığı neden hep aynı vakıflarla protokol imzalamaktadır? Bakanlığınız laik bilimsel eğitimi esas almış dernekler ile neden protokol imzalamamaktadır?
*İstanbul Ataşehir’de Ensar Vakfı tarafından basılan “İkra-3 el’Vera, Tanı Kendini” isimli kitap okullara dağıtılmış ve Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürünün giriş yazısı da kitapta yer almıştır. Millî Eğitim Bakanlığı olarak, okullarda laik ve bilimsel eğitim karşıtı olan dinci gerici vakıf ve cemaatlerin faaliyette bulunması, yargı tarafından iptal ediliyor olmasına rağmen neden hala faaliyetlerine izin veriyorsunuz?
*Milli Eğitim Bakanlığı neden tüm protokollerini Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA), Ensar Vakfı, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’yla (TÜRGEV), Nur Cemaati’ne yakın Hizmet Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, İnsan Hak ve Hürriyetleri ve İnsani Yardım Vakfı(İHH), Türkiye Diyanet Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, Türkiye Maarif Vakfı, Koru-Der, Hayrat Vakfı, İnsan Eğitimi Kültür Yardımlaşma Vakfı, İyilik Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (İYİLİKDER), Yoksullara Yardım ve Eğitim Vakfı gibi dinci vakıflar ile yapmıştır?
*Milli Eğitim Bakanlığı okullarda öğrencilerin akademik başarılarının yanında “bilim”, “sanat”, “kültür”, “spor” ve “toplum hizmeti” gibi faaliyetleri kendisi üstlenmeyip bu faaliyetleri dinci vakıf ve cemaatlerden yapmasını istemektedir?”
MEB, “Eğitim öğretime geçişi planlanan resmî ve özel tüm okullarımızda yüz yüze eğitime ve sınavlara, 2 Mart 2021 Salı günü illerin salgın koşullarına göre başlanılması kararlaştırılmıştır” açıklamasında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), yüz yüze eğitim ve sınavlara 2 Mart Salı günü başlanacağını açıkladı
1 Şubat 2021 Pazartesi günü gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nda, resmi ve özel tüm ana sınıflarında, ilkokullarda, 8 ve 12. sınıflar ile özel eğitim okul ve sınıflarında 1 Mart 2021 Pazartesi günü itibariyle yüz yüze eğitime başlanılacağı; ayrıca illerin salgın koşullarındaki durumlarına bağlı olarak il bazlı kararların da alınabileceği kamuoyuna açıklanmıştı.
MEB’den yapılan açıklamada, “Bu doğrultuda, Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan “İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritası”nın güncellenme takvimi ve Koronavirüs Bilim Kurulunca belirlenen kriterlerin Kabine Toplantısı’nda değerlendirilecek olması nedeniyle 1 Mart 2021 Pazartesi günü eğitim öğretime geçişi planlanan resmî ve özel tüm okullarımızda yüz yüze eğitime ve sınavlara, 2 Mart 2021 Salı günü illerin salgın koşullarına göre başlanılması kararlaştırılmıştır” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada şu sözlerle sona erdi:
“1 Mart 2021 Pazartesi günü Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nda yapılacak değerlendirmeler neticesinde valilik il hıfzıssıhha kurullarınca ‘yerinde karar’ uygulamasına bağlı olarak eğitim öğretim faaliyetlerine devam edilecektir.”
İmam hatip liselerindeki akademik başarıyı artırmak için üç yılda 16 milyon TL harcama öngören MEB, 2021 yılında bu kapsamda yapılacak AR-GE çalışmalarına 6 milyon TL ayırdı.
İmam hatip liselerinden (İHL) mezun olan öğrencilerin merkezi sınavlarda başarısının düşük olması üzerine harekete geçen Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ‘öğrenci başarısının artırılması’ için 16 milyon TL kaynak ayırdı.
Başarının artırılmasına yönelik AR-GE çalışmalarının 2020 yılında başladığı ve 2023 yılında tamamlanacağı bildirildi. Ayrıca imam hatiplerdeki öğrenci başarısının artırılmasına yönelik AR-GE çalışmaları yapılacağı belirtildi. Etüt, proje ve makine, teçhizat alımını kapsayacak çalışmalar için 2021 yılında imam hatiplerin bütçesine 6 milyon TL ödenek kondu.
2020-2023 yılları arasında gerçekleştirilmesi planlanan projeler için 2020 yılı sonu itibarıyla yapılan harcama 2 milyon TL oldu. 2021’de harcanması öngörülen 6 milyon TL ile birlikte iki yılda toplam 8 milyon TL harcanacak projeden geriye kalan paranın 2022 ve 2023 yıllarına bölüştürüleceği öğrenildi.
Buna göre imam hatip okullarındaki öğrenci başarısının artırılmasına yönelik çalışmalar için 2022 ve 2023 yıllarında 4’er milyon TL harcanacak.
PİRHA- FEDA, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrencilerin seçmeli dersleri seçmediği durumda okul yönetimlerinin onların yerine seçmesi kararına tepki gösterdi. Açıklamada, “AKP-MHP iktidarı 20 milyon Alevi başta olmak üzere, farklı din ve inançtan insanlarımıza AİHM kararına rağmen zorunlu din derslerini dayatmakta, zulüm yaşatmaktadır” denildi.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), AKP iktidarı döneminde eğitimin dinselleştirilmesi yönündeki politikalarına hız verdiğini belirterek, eğitim politikalarının gerçek ihtiyaç üzerinden değil siyasi iktidarın tercihleri doğrultusunda belirlendiğine dikkat çekti.
Okullara gönderilen yazıda öğrencilerin seçmeli ders seçmediği hallerde ders seçimini okul yönetiminin yapmasının hak ihlali olduğu kaydeden FEDA, bakanlığın suç işlediğini belirtti.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, öğrencilerin seçmeli dersleri seçmediği durumda okul yönetimlerinin onların yerine seçmesini istediği yönünde okullara yazılar gönderdiğinin hatırlatıldığı açıklamada, iktidarın seçmeli ders adı altında farklı inançlardaki öğrencilere zorunlu din dersi dayattığının altı çizildi.
“FARKLI İNANÇLARA ZORUNLU DİN DERSİ ZULMÜ DAYATILMAKTADIR”
Açıklamada şunlar kaydedildi:
İnkar ve asimilasyonu esas alan devlet, siyasal ve toplumsal istikrardan yoksun olduğundan, eğitime bilimsel ve akademik düzeyde yaklaşmaz. İktidarı ele geçirenlerin öncelikleri ile eğitime yaklaşıldığından sorunu; yönetsel idari bir süreç olarak görmekte ve yaklaşmaktadır. 20 yılı bulan AKP iktidarıda kendi öncelikleri ve ideolojik gereksinimlerine göre eğitime yaklaşmış, yaz boz tahtasına dönüştürmüştür. 4+4+4 değişikliğinden sonra seçmeli ders seçimini öğrencinin veya velisinin özgür seçimi dışına çıkarmış, seçmeli din dersini de fiili olarak zorunlu din derslerine dönüştürmüştür. Son yıllarda okul yöneticilerinin öğrenci ve velilerine bilgi vermeden, onlar adına ders seçimi yapmaları, din derslerini fiili olarak bildirmeleri yönlü gelişmelerle birlikte, bakanın yaptığı açıklamalar bu anlayışın sürekli hale getirildiğini, devletin ve iktidarın zihniyetinin bu yönde devam edeceğini göstermektedir. Seçmeli ders seçimi, öğrencinin ve velisinin en temel ve doğal hakkıdır. Bakanın kendisi ve talimat verdiği yöneticiler öğrencinin hakkını gasp ederek, suç işlemektedirler. 12 Eylül askeri diktatörlük Anayasası bile “kişiye inancından ve düşüncesinden dolayı baskı yapılamaz, başka bir inanca zorlanamaz” demekteyken, AKP-MHP iktidarı 20 milyon Alevi başta olmak üzere, farklı din ve inançtan insanlarımıza AİHM kararına rağmen zorunlu din derslerini dayatmakta, zulüm yaşatmaktadır.
“İKTİDAR BU UYGULAMALARINDAN VAZGEÇMEYECEK”
Anadilde, parasız ve bilimsel eğitime karşı olan zihniyetin gideceği yerin burası olacağını birçok çevre önceden uyarmış, iktidarı yanlışından geri dönmeye çağırmıştı. Ancak iktidarın bilerek ve isteyerek yaptığı bu uygulamadan vaz geçmeyeceğini, herkesten önce en çok zulüm gören, katliamlara uğrayan biz Alevilerin biliyor olması gerekir. O nedenle Türk, Kürt, Çepni, Türkmen ve Arap etnik kimliğimizi esas almadan çağdaş, devrimci ve demokratik sıfatlarımıza bakmadan bir ve birlikte olmak durumundayız. Farklılıklarımızı ve özgürlüklerimizi zenginlik görüp “Yol Bir Sürek Bin Bir” düsturu gereğince yan yana gelmeli, birlikte zalimlere ve nahak zihniyete karşı yolumuzu ve değerlerini sahiplenip korumalıyız.”
PİRHA-MEB,”Resmi, özel, örgün ve yaygın tüm eğitim öğretim faaliyetleri, 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzaktan eğitim yoluyla devam edecektir” açıklamasında bulundu.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), resmi, özel, örgün ve yaygın tüm eğitim öğretim faaliyetlerinin, 31 Aralık 2020’ye kadar uzaktan eğitim yoluyla devam edeceğini bildirdi.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ara tatilde olan okullardaki eğitim öğretim faaliyetlerinin yıl sonuna kadar online olarak sürdürüleceğini açıklamasının ardından Milli Eğitim Bakanlığından konuya ilişkin açıklama yapıldı.
Açıklamada, “Resmi, özel, örgün ve yaygın tüm eğitim öğretim faaliyetleri, 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzaktan eğitim yoluyla devam edecektir. Uzaktan eğitim sürecine ilişkin detaylı bilgilendirme ayrıca yapılacaktır” denildi.
PİRHA- CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’a açık mektup yazarak, “TBMM toplansın, Milli Eğitim Bakanlığı’na ek bütçe verilsin” talebinde bulundu. Kaya, 54 bin teknoloji öğretmeninin ivedilikle göreve başlatılması çağrısında da bulundu.
CHP Ankara Milletvekili/TBMM Milli Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Komisyonu Grup Sözcüsü/Eğitim Sen’in Kurucusu ve İlk Genel Başkanı Yıldırım Kaya, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’a açık mektup yazarak, “TBMM toplansın, Milli Eğitim Bakanlığı’na en az 15 milyar liralık bir ek bütçe verilsin” talebinde bulundu.
Milletvekili Yıldırım Kaya’nın mektubu şöyle:
“TBMM Başkanı Sayın Mustafa Şentop;
Tüm dünyada ve Türkiye’de pandemi koşullarının en fazla etkilediği alanlardan biri de eğitim sistemi oldu. Yüz yüze yapılan eğitim, bir anda uzaktan eğitim koşullarına göre yapılmaya başlandı. Uyum sürecine, ekonomik koşulların yeterli olmaması da eklenenince büyük sorunlar yaşandı.
Türkiye’de örgün eğitim alan okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde toplam 18 milyon 108 bin 860 öğrenci bulunuyor. Bu öğrencilerin büyük bir bölümüne ekonomik nedenlerle uzaktan eğitim verilememiştir.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, öğrencilerin yaklaşık yüzde 20’sinin evinde internet bağlantısı bulunmadığını açıklamıştır. Yani öğrencilerin 3 milyon 621 bini uzaktan eğitime internet üzerinden ulaşamamıştır. Evinde bilgisayarı ve televizyon olmayan öğrencilerin sayısı ise bilinmemektedir.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, EBA TV üzerinden uzaktan eğitime erişen öğrenci sayısını 6 milyon 90 bin 383 kişi olduğunu açıklayarak, öğrencilerin yüzde 66’sının uzaktan eğitime erişemediklerini de kamuoyuyla paylaşmıştır.
“EĞİTİM UZAKTAN DA YAKINDAN DA OLSA EK BÜTÇEYE İHTİYAÇ VAR”
Covid-19 salgınının daha da yaygınlaştığı şu günlerde eğitimin nasıl yapılacağı tartışılıyor. Şu bir gerçek ki eğitim uzaktan da olsa, yüz yüze de olsa Milli Eğitim Bakanlığının ek bütçeye ihtiyacı var!
Eğitimin uzaktan yapılması halinde, internet bağlantısı bulunmayan 3 milyon 621 bin öğrencinin evine internet bağlantısı sağlanmalıdır. Uzaktan eğitime bilgisayar ve televizyonu olmadığı için erişemeyen 12 milyon öğrencinin bilgisayar ve televizyon ihtiyacı karşılanmalıdır.
“54 BİN TEKNOLOJİ ÖĞRETMENİ İVEDİLİKLE GÖREVE BAŞLATILMALI”
Uzaktan eğitimin sağlıklı yapılabilmesi için her okula en az bir teknoloji öğretmeni, alınması büyük bir ihtiyaç olarak ortada durmaktadır. Bu durumda 54 bin teknoloji öğretmeninin ivedilikle göreve başlatılması gerekir. Ücretli öğretmenlerin de bu olağanüstü koşullarda mağdur olmaları için kadroya alınmaları sağlanmalıdır.
“EN AZ 250 BİN ÖĞRETMEN ATAMASININ ACİLEN YAPILMASI GEREKİR”
Diğer yandan tüm tedbirler alınır ve yüz yüze eğitim başlarsa maliyetler katlanarak artacaktır. Bu durumda en az 250 bin derslik ve en az 250 bin öğretmen atamasının acilen yapılması gerekir. Çocukların temiz ortamlarda eğitim görmeleri için 130 bin bir temizlik personeli alınmalıdır. Her okulda bulunması koşuluyla en az 54 bin sağlık görevlisi ve 54 bin de pandemi sürecini yönetecek öğretmen alınmalıdır.
“17 BİN KÖY OKULU AÇILARAK 20 BİN ÖĞRETMEN ATAMASI YAPILMALI”
17 bin köy okulu açılarak en az 20 bin öğretmen ataması daha yapılmalıdır. Güvenlik tedbirleri için dezenfektan, maske…vb. malzemelerin de karşılanması gerekir.
Tüm bu ihtiyaçları alt alta koyup topladığımızda Milli Eğitim Bakanlığına en az 15 milyar liralık bir ek bütçenin verilmesi gerekir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Mustafa Şentop;
TBMM’yi acilen toplantıya çağırarak, Milli Eğitim Bakanlığı için ek bütçe hazırlamasını sağlamalısınız. Eğitim için hepimizin elini taşın altına koyma zamanı çoktan geçti…”
PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı’nın koronavirüs süreci boyunca evlerinde ders alacak öğrenciler için uyarladığı EBA uygulaması üzerinden sürdürdüğü derslerin kayıt altına alınması Eğitim-Sen tarafından tepkiyle karşılandı. Eğitim-Sen 7 Nolu Şube’den yapılan açıklamasında “Kişisel veriler izinsiz kaydedilemez” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un kendi projem dediği ve içerik konusunda kefil olduğu EBA uygulamasında skandallar ardı ardına geliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın dersler ile birlikte konuşmalarında kayıt altına alınmasının ortaya çıkmasından sonra Eğitim-Sen 7 Nolu Şube tarafından gerçekleştirilen açıklamada Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu uygulamasına tepki gösterildi.
“İZİNSİZ KAYDEDİLEMEZ”
Eğitim-Sen 7 Nolu Şube tarafından gerçekleştirilen açıklamada şöyle denildi:
“EBA dersleri, önceden haber verilmeksizin, öğretmenlerin ve öğrencilerin bilgi dışında MEB tarafından otomatik olarak başından sonuna kadar kaydedilmektedir. Bu durum öğretmenin akademik özerkliğine ve pedagojik esaslara aykırı olduğu gibi, anayasaya ve diğer kanunlara da aykırılık oluşturmaktadır. Kim tarafından ve hangi amaçla yapılırsa yapılsın kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi yasal bir uygulama değildir. On binlerce öğretmeni ve yüz binlerce öğrenciyi ilgilendiren bu durum, ileride telafisi mümkün olmayan sakıncaları da beraberinde getirecektir.”
PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı tarafından tatil edilen okullarda eğitimin aksamaması adına hayata geçirilen uzaktan eğitim programı kapsamında bugün ilk ders evlerinde öğrencilere gösterildi. Öğrencilere koronavirüs ile mücadele kapsamında eğitim verilmesi beklenirken, Adnan Menderes’in idamı öğrencilere ilahiler eşliğinde izletildi.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okulların kapalı olmasından dolayı hayata geçirilen uzaktan eğitim programı için bugün öğrenciler ilk ders için bilgisayarların başına oturdular. Program başlangıcında Türkiye’nin şu anki koronavirüs tehlikesi ile karşı karşıya olma durumu hakkında öğrencilere bilgi verilmezken, 27 Mayıs 1960 Askeri darbesinde cunta yönetimi tarafından idam edilen Adnan Menderes’in idam sahnesi ile başlangıç yapıldı. Eğitim-Sen Kurucu Genel Başkanı, CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, yaptığı açıklama ile Ziya Selçuk’u göreve davet etti. Kaya Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a “Sarayın Eğitim Bakanı olma bu ülkenin bakanı ol” dedi.
CHP’nin Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, “Çocuklarımıza Adnan Menderes’in idamı izletilip ilahiler dinletildi. Çocuklarımıza idam sahnesinin animasyonla ayrıntılı olarak izletilmesi hangi ruh halinin ve zihniyetinin ürünüdür” dedi. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un uzun bir süredir program hakkında sürekli kamuoyuna açıklamalar yapmasına da değinen Kaya “Bakan Bey sürekli konuşuyordu hepimiz merak ettik şimdi ne olduğunu anladık” dedi.
“BU ANLAYIŞ KORONAVİRÜSTEN DAHA TEHLİKELİDİR”
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “Uzaktan eğitim sistemini tam anlamıyla kuramayan, çocuklarımıza bu programdan faydalanmasını sağlamayanlar çocuklarımızı kendi siyasetlerinde kullanmaya kalkıyorlar. Çocuklarımıza korku salan yüreklerine kin ve nefret tohumu ekmeye çalışan bu anlayış koronavirüsten daha tehlikelidir” dedi.
“ART NİYETLİSİNİZ”
CHP’li Yıldırım Kaya, “İlk derste siz öğrencilere önümüzdeki süreci anlatmıyor da 60’lı yıllarda ki Adnan Mendereslerin idam sahnesini anlatıyorsanız bunda bir art niyet vardır. Müfredatta olmayan, hurafelerin anlatıldığı, ilahilerle bir dersin olamayacağını ilkokul birinci sınıftaki öğrenci bilir. Sizin gözünüzü beyninizi kindarlık bürümüş hala hiçbir şeyin farkında değilsiniz, hala siz ayrımcılık yapıyor, eğitimde siyasi bir davranışı hayata geçiriyorsunuz. Ziya Selçuk’un yapması gereken bu çocuklara sahip çıkmaktır” dedi.
PİRHA- Bodrum’da bir okulda sınıf öğretmeniyken KHK ile 2016’da ihraç edilen Engin Karataş, OHAL Komisyonu’nun işe dönme başvurusunu reddetmesi üzerine Milli Eğitim Bakanlığı hakkında Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açtı.
Muğla’nın Bodrum ilçesinde sınıf öğretmeniyken KHK ile 29 Ekim 2016’da ihraç edilen Engin Karataş’ın OHAL Komisyonu başvurusu, son iki yıldaki “İşimi istiyorum” eylemleri gerekçe gösterilerek reddedilmişti. Komisyonun red kararına itiraz eden Karataş, Eğitim-Sen’in avukatları aracılığıyla Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açtı.
BAKANLIK AVUKATLARINDAN ÇELİŞKİLİ SAVUNMA
Bakanlık avukatları ilk savunmasını yaptı. Öğretmen Karataş, Bakanlık avukatlarının çelişkili savunma verdiğini belirterek şunları kaydetti:
“Benim gibi 10 binlerce kişinin davası olduğu için savunma avukatları da hep aynı türden savunma yapıyorlar. Kes/kopyala/yapıştır şeklinde. Savunmanın alt tarafını değiştirmişler ve ‘Yukarıda açıklanan nedenlerle şahsın “FETÖ-PYD ile iltisaklı olduğu anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesini talep ediyorum’ şeklinde istemişler. Oysa yukarıda ‘bu davalardan dolayı kişinin “DHKP-C ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu görülmektedir’ diye yazıyor.”
Öğretmen Engin Karataş da önümüzdeki süreçte savunmasını yapacak.
ÖĞRETMEN KARATAŞ İHRAÇ EDİLMEDEN ÖNCE HİÇ GÖZALTINA BİLE ALINMAMIŞ
Öğretmen Karataş, “İşten atılmadan önce hakkımda hiç dava açılmamış, ömrümde hiç gözaltına bile alınmamıştım” dedi.
Engin Karataş, Muğla’nın Bodrum ilçesinde 13 yıl boyunca görev yaptığı ilkokuldan 29 Ekim 2016’da Resmi Gazete’de yayınlanan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilmişti. O günden beri de Bodrum meydanında “İşimi istiyorum” eylemi yapıyor.
YÜZLERCE KEZ POLİS TARAFINDAN DARP EDİLDİ
Öğretmen Engin Karataş, eylem yaptığı yaklaşık 4 yıl içinde yüzlerce kez gözaltına alındı, polis tarafından darp edildi.
İşine dönmek için Engin Karataş’ın OHAL Komisyonu başvurusu uzun bir aradan sonra sonuçlandırıldı. Başvuruyu reddeden komisyon, öğretmen Engin Karataş’ın işine iade edilmemesine gerekçe olarak, ihraç edildikten sonraki ‘işimi geri istiyorum’ diyerek başlattığı eylemleri gerekçe gösterdi. Gerekçede işten atılmadan önce, mesleğine devam ettiği sürece dair herhangi bir suçlamanın bulunmaması dikkat çekiyor.
PİRHA- Demokrat Parti döneminin gerici ve laiklik karşıtı gerçekleştirdiği “Ahlak Terbiyesi Kongresi’nin” bir benzeri AKP döneminde de vücut buluyor. Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu “Dinsel Dönüşüm Kongresi” için kolları sıvadı.
BirGün’ün haberine göre, 70 Yıl önce Demokrat Parti tarafından gerçekleştirilen Ahlak Terbiyesi Kongresi’nde karma eğitim karşıtlığı ile üniversitelerin özerkliklerinin kaldırılmaları konuları tartışılmış dönemin politikacıları bu konuların kendilerinin kırmızı çizgileri olduğunu belirterek desteklediklerini beyan etmişlerdi. 1960 Darbesi ile hayata geçirilemeyen bu durum aradan geçen onlarca yıl sonra yeniden gündeme geliyor. Milli Eğitim Bakanlığı Dinsel Dönüşüm Kongresi ile buna benzer konuların tartışılmasını gündeme getirecek.
70 YIL SONRA DEMOKRAT PARTİ ÇİZGİSİNE DÖNÜLDÜ
Demokrat Parti döneminde gerçekleştirilmek istenilen bu değişiklikler o dönem oldukça tartışılmış ve seküler çevreler tarafından DP yönetimi çok sert eleştirilmişti. Dönemin Milli Eğitim Bakanlığı yöneticileri de bu eleştirilere kulak tıkamış ve çalışmalara tam hız devam etmişti. Bugün aradan geçen 70 yıl sonra AKP’li Milli Eğitim Bakanlığı yöneticileri aynı tartışmayı konunun adını değiştirerek yeniden gündeme getiriyor. Bakanlıktan bütün il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine, üniversiteler ve eğitim alanında faaliyet gösteren tüm kurum kuruluşlara gönderilen yazıda eğitimde başarının tek ölçüsünün sınav sonuçları olmadığı vurgulandı. Kongre için de “Eğitim sistemi milli ve manevi değerlerimize uygun bir ahlak anlayışı ile taçlandırılmalıdır” hedefi belirlendi.
ÖĞRENCİLERİN AHLAK’I SORGULANACAK
Milli Eğitim Bakanlığı kongreyi, “Bütün paydaşlara açık felsefe, ilahiyat, psikoloji, sosyoloji ve eğitim bilimleri vb. disiplinlerin de işe koşulduğu, geniş katılımlı bir eğitim ve ahlak kongresi yapılacaktır” ifadeleri ile duyurdu.
Resmi yazıda “Okul odaklı, okulun bileşenlerinde hareketle yönetici, öğretmen, veli ve öğrenci ahlakının sorgulandığı”, “ahlak anlayışının eğitim sisteminde nasıl tesis edilebileceği, yeniden nasıl yeşertilebileceği çerçevesinde tartışmalar yapılacaktı” denildi. 2-3 Nisan tarihlerinde Ankara’dan 100 katılımcı, İstanbul’dan da 200 katılımcı ile Antalya’da düzenlenmesi planlanan kongrede, “Öğrenci Ahlakı”, “Öğretmen Ahlakı”, “Yönetici Ahlakı” ve “Veli Ahlakı” başlıklarının tartışılması kararlaştırıldı.
PİRHA- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, oy çokluğu ile ortaokul ve liselerde türban serbestisi getiren yönetmeliğin iptal istemini reddetti.
Emekli Yargıç Ömer Faruk Eminağaoğlu, düzenlemenin iptal istemiyle açtığı dava sonuca bağlandı. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, oy çokluğu ile ortaokul ve liselerde türban serbestisi getiren yönetmeliğin iptali istemini reddeden dairenin kararını onayarak, türbanın serbestisini kesinleştirdi. Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağı’ın haberine göre, kararda, “Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir” denildi. Danıştay üyeleri Gürsel Mekik, Ziya Özcan, Turgay Tuncay Varlı ve Mühsin Yıldız karara muhalefet ederek, karşı oy yazdı.
Kararın gerekçesinde, ortaokul ve liselerde açıkça başörtüsünü yasaklayan herhangi bir anayasal ya da yasal hüküm bulunmadığı belirtilirken, dava konusu yönetmelikle ise bir sınırlama değil, din ve vicdan hürriyeti kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülük gereği serbestlik getirildiği savunulmuştu.
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullardaki öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine dair yönetmelik 2014 yılında değiştirilerek lise ve ortaokul öğrencilerine türban serbestisinin önü açılmıştı.
PİRHA- HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Arapça’nın yabancı dil olarak seçmeli ders kapsamına alınmasını Meclis gündemine taşıdı. Hatimoğulları, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a “Arapça dili neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir?” diye sordu.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen yazı dikkatleri çekti. Bu yazıya göre müfredatta ‘Yabancı Dil’ kapsamında seçmeli ders olarak yer alan Arapça’nın okul müdürlüklerinin imkan ve şartları kapsamında, kendileri tarafından hazırlanıp Bakanlıkça onaylanacak öğretim programları doğrultusunda okutulabileceği belirtiliyor.
Ortaokul 5, 6, 7 ve 8. sınıfların müfredatında ‘Yaşayan Diller, Lehçeler’ ve ‘Yabancı Dil’ olarak seçmeli dersler yer alıyor. Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından “2020-2021 Eğitim Öğretim Yılında Okutulacak Seçmeli Dersler” başlığı altında Bakan Yardımcısı Mustafa Safran imzası ile 18 Aralık 2019 tarihinde gönderilen yazıda ifade edildiği şekliyle; ülkemizde var olan yaşayan diller ve lehçeleri gelecek kuşaklara aktarabilmek ve bu alanda toplumun da ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla 2012-2013 eğitim öğretim yılından seçmeli olarak uygulanmaya başlanan…” olarak anlatılmaktadır. ‘
Yabancı Dil’ kapsamında yer alan Arapça dersinin; okul müdürlüklerinin imkan ve şartlarında , kendileri tarafından hazırlanıp Bakanlıkça onaylanacak öğretim programları doğrultusunda okutulabileceği belirtiliyor.
Konuyu “18 Aralık Dünya Arapça Günü” vesilesi ile; HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a ilettiği soru önergesi ile Meclise taşıdı.
Hatimoğulları, Bakan Selçuk’a şu soruları yöneltti:
1. Arapça dili neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir? Türkiyeli ve anadili Arapça olan
yurttaşlar ‘yabancı’ olarak mı görülmektedir?
2. Tam da Dünya Arapça Günü’nde okullara, 2020-2021 eğitim öğretim yılı için gönderilen
yazıda Arapça’nın ‘yabancı dil’ statüsü ile müfredatta yer bulması kötü bir tesadüftür.
Yıllardır müfredatta yabancı dil seçmeli dersi olarak sunulan Arapça dilinin ülkemizde
yaşayan diller olarak görülmesi için Bakanlığınız tarafından çalışmalar yapılacak mıdır?
3. “Yabancı Dil’ kapsamında yer alan Arapça dersinin; okul müdürlüklerinin imkan ve şartları
kapsamında, kendileri tarafından hazırlanıp Bakanlıkça onaylanacak öğretim programları
doğrultusunda okutulabilecek olması”, bahsedilen “imkan ve şartlar” olmadığı takdirde
çocuklar tarafından dersin seçilemeyeceği anlamına gelmektedir. Bu da müfredatın
müdürlükler nezdinde uygulanırlığının keyfiliğine neden olabilir. Buna engel olacak
çalışmalarınız var mıdır?
4. Türkiye’de yaşayan halkların anadilinde eğitim alabilmeleri için Bakanlığınız tarafından çalışmalar yapılacak mıdır?
MEB, yolsuzluklarla bilinen Deniz Feneri’yle 2017’de yaptığı protokolü yeniledi. Protokol, derneğe okulda “mescit yaptırma” gibi gerekçelerle öğrencilerden para toplanmasının da yolunu açıyor.
Yandaş vakıf ve derneklerle protokoller imzalayarak okulların kapısını gericilik ve ranta sonuna kadar açan MEB, adı bir dönem yolsuzluklarla anılan Deniz Feneri Derneği’yle ‘İyilik Okulu’ projesinin protokolünü yeniledi.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Deniz Feneri Derneği ve İmam Hatipliler Derneği (ÖNDER) ile 2017 yılında yaptığı ‘İyilik Okulu’ adı altındaki projenin protokolünü yeniledi. 30 sayfadan oluşan protokolde, dernek gönüllülerinin okullarda dernek adına yardım toplama faaliyeti yapabilmesine imkan veriliyor.
PROTOKOL 2017’DE İMZALANMIŞTI
Daha önce TÜGVA, TÜRGEV, Ensar Vakfı gibi vakıflarla protokol imzalayan MEB, 2017’de daha önce yolsuzluk davasıyla gündeme gelen Deniz Feneri Derneği’yle protokol imzalamıştı.
O dönem protokol haberini duyuran Deniz Feneri’nden yapılan açıklamada, MEB Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın katılımıyla yapılan protokolün tanıtılacağı bildirilmişti.
Yapılan açıklamada şöyle denilmişti:
“MEB Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın teşrifleriyle Ortaokul ve Lise seviyesindeki öğrencilere yönelik gerçekleştirilen İyilik Okulu projesi için Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, Önder ve Deniz Feneri Derneği arasında imzalanan işbirliği protokolü kapsamında, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma gibi iyilik kavramlarımız genç yüreklere anlatılacak.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Okullarda ‘değerler eğitimi’ dersini verecek öğretmenleri müftülüklerin belirleyecek olması ve devamsızlık yapan öğrencilerin ailelerine para cezası kararına eğitimcilerden tepki geldi. Öğretmenlerin kaygıları ‘Türkçü ve İslamcı’ ideolojinin öğrencilere dayatılacağı noktası oldu. Eğitimciler ayrıca, “Öğrenciler neden okuldan uzaklaşıyor? Sebepleri araştırılmalı” diye de sordu.
Haberin videosu
Milli Eğitim Bakanlığı, vakıf ve derneklerle imzalanan protokollere bir yenisini daha ekleyerek ‘değerler eğitimi’ adı altında verilecek dersler için müftülükleri yetkili kıldı.
Geçtiğimiz günlerde kimi okul öncesi kurumlara ve ilkokullara valilikler aracılığı ile gönderilen yazıda, “İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasındaki işbirliği ile okul öncesi ve ilkokullarda kayıtlı öğrencilere değerler eğitimi verilerek milli, manevi, kültür ve ahlaki gelişmelerinin sağlanması amaçlanıyor” denildi.
ÇOCUKLARA ZİHİNSEL BASKI
Yaşananlara eğitimcilerden cevap gecikmedi. Eğitimci ve aynı zamanda Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu Eş Genel Başkanı olan Mehmet Bozgeyik, cumhuriyetin kurulmasından bu yana eğitim sistemine daima ideolojik anlamda müdahale edildiğini söyledi. Bozgeyik ayrıca uzun bir süredir Türk-İslam sentezi politikalarla çocuklara zihinsel baskı politikaları uygulandığını da ifade ederek şöyle devam etti:
“Ülkemizi farklı inançtan insanların yer aldığı bir ülke olarak tarif ediyoruz ancak hem anadilde eğitimle ilgili hem de inanç özgürlüğü ile ilgili hala çok yoğun baskılar var. ‘Çocukları nasıl daha iyi yetiştiririz’ konusu en temel gündemimiz olması gerekiyor ancak bunu kiminle, nasıl ve hangi araçlarla yapacağımız sorusu ortada. Özellikle AKP, 17 yıllık iktidarı boyunca hem eğitimin içerik boyutuyla birçok müfredat değişikliği yaptı hem de Müslümanlık sözleşmesi üzerinden eğitim sistemini daha fazla gericileştirdi. Türkiye’deki değerler eğitimine baktığımızda hem özgürlük hem barış hem de demokrasi kavramlarının çıkartıldığını görüyoruz. Çocuklarda bir zihinsel dönüşüm ve asimilasyona hizmet edecek düşünceleri olan Türk İslamcılık sosu ile donatılmış bir durum söz konusu. Pedagogların söylediği gibi soyut kavramlar oyun çağındaki çocuklara öğretilemez.
“MEB, SORUMLULUKLARINI DİYANETE DEVRETTİ”
“AKP, ‘cemaati tasfiye ettik’ açıklamasına rağmen bugün Milli Eğitim’de birçok sosyal proje adı altında başta Ensar Vakfı ve Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere çocukların zihinsel anlamda asimilasyonunu amaçlayan programları bizzat uyguluyor. Milli Eğitim kendi görev ve sorumluluklarını tarikatlara cemaatlere devretmiştir. Bir an önce bu protokollerin iptal edilmesi gerekir.”
Bozgeyik, okullarda devamsızlık yapan öğrenci ailelerine kesilecek para cezasını da eleştirerek AKP döneminde eğitimin piyasalaştırılıp, özelleştirildiğine işaret etti. Bozgeyik sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Çocuklar okula neden gitmiyor, önce bunun araştırılması gerekir. Çocuklar eğer okullarına devam edemiyorsa bunun hem ekonomik hem de psikolojik nedenleri vardır. Ekonomik sebeplerden dolayı birçok öğrenci, işçi olarak çalışmakta. Dünyada en fazla çocuk işçisinin çalıştığı ülkelerden birisi de Türkiye’dir. O sebeple cezalandırma yöntemi ile değil, ailelerin ekonomik sorunlarını çözerek, eğitim giderlerinin velilerin üzerlerinden alıp devletin bizzat anayasada da yazdığı gibi zorunlu ve parasız ilkesinden hareketle uygulaması gerekir. Aynı zamanda okullar çekim merkezi haline getirilip, insanlara kendi kültürü dışında zoraki bir şeyler yüklemeye çalışılmamalıdır. Bu sebeple ne kadar cezai işlem yapsanız eğitimdeki devamlılığı ortadan kaldıramazsınız.”
“ÇAĞDAŞ EĞİTİM SİSTEMİ DIŞINDA BİR YAPILANMA SÖZ KONUSU”
MEB kararlarına bir tepki de Eğitim Sen Özlük ve Hukuk Sekreteri Filiz Savaşkan’dan geldi. Yapılmak istenenlere karşılık YÖK’ün müfredattan kaldırdığı ‘Toplumsal cinsiyet eşitliği’ projesini hatırlatan Savaşkan, “Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili bir takım çalışmalar olacaktı ama okullara hiç girmeden kalkmış oldu. Onun yerine ‘değerler eğitimi’ yani; iktidarın bakış açısına uygun dini değerler öne sürüldü” dedi.
“ÖĞRENCİYE OKULU SEVDİRECEK DEMOKRATİK ORTAM YARATILMALI”
Savaşkan, ‘Değerler eğitimi’nde insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin yer almadığını belirterek “Tamamen dini motifler… Muhafazakar, milliyetçi değerlerle çağdaş eğitim sisteminin tamamen dışında bir yapılanma oluşuyor” dedi.
Savaşkan, ayrıca okula gitmeyen öğrencilerin ailesine verilecek olan para cezası kararını da eleştirerek şunları söyledi:
“Bunu çok çirkin ve yanlış buluyoruz. Öğrencilerin çoğunun anne-babası işsiz. Böyle bir ortamda devamsızlığa para cezası kesilmesini çok çirkin buluyorum. Uygulanabileceğini de zannetmiyorum. Onun yerine öğrenciye okulu sevdirecek, demokratik bir ortam yaratılması gerekiyor. Öğrenci ve öğretmenlerin okullarda, sosyal etkinliklerde konuşma özgürlükleri yok. Hukuk, felsefe ve sosyoloji dersine giren öğretmen arkadaşlar bunlardan şikayetçi. Öğrencinin sorduğu soruların çoğu geçiştiriliyor. Çocukların geleceğe yönelik umutlarının artırılması gerekiyor. Ülkemizde okumuş, aydın insanların sıklıkla cezaevine girdiği, yargılandığı ve baskı altında tutulduğu bir ortamda gençlerimizin okumaya özenmediğini görüyoruz.”
“ÇOCUKLARI ‘DİN’LE VE ÖBÜR DÜNYA İLE KORKUTUYORLAR”
Eğitim-Sen Ankara 2 No’lu Şube Başkanı Nusret Sulkalar da ‘değerler eğitimi’ doğrultusunda alınan kararları eleştirerek şunları söyledi:
“Değerler eğitimi, AKP’nin son 5-6 yıldır uyguladığı bir durum. 4 + 4 + 4 sonrasında değerler eğitimi adı altında zorunlu din derslerinin yanında bir de Hazreti Muhammed’in hayatı gibi seçmeli dersler yarattı. Şimdi de okullara hiç bir öğretmen kimliği olmayanları getiriyorlar. Hatta belki de camilerde imamlık yapan, hiç eğitimi dahi olmayan insanları da getirebilirler. ‘Değerler eğitimi’ adı altında çocuklarımıza gerici, biat, ümmet kültürünü dayatacaklar. Çocukları dinle, öbür dünya, cennet ve cehennem ile korkutuyorlar.”
Eğitimci Sulkalar, devamsızlığın önünü kesmek için para cezası uygulamasına da eleştiri getirerek şunları aktardı:
“Para cezası diye bir ceza olamaz. Veli, zaten bir şekilde eğitim öğretim ortamına çocuğunu gönderiyor. Veli, okulu isteyerek mi, yoksa istemeyerek mi seçiyor esas mesele o. Okulda demokratik ve laik ve çağdaş eğitim olması gerekir. Ayrıca öğretmenlerin de hoşgörülü olması şart. Okulun sevdirmesi gerek. ‘Yönetmelikleri biz yapar, tartıştırmayız. Yönetmelik çıkartalım bunu engelleriz’ hesabı doğru bir yaklaşım değil.
Öğrenci okula gelmiyor. ‘Eğitim ortamından çıkarsam açık liseye rahatlıkla kayıt yaptırıp lise diplomasını öyle veya böyle alırım’ diyor. Ama asıl mesele tabii ki öğrencilerimizin karma eğitim, yani bir arada öğrenim yapması gerekiyor.”
PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Karşıyaka Şube Başkanı Turgut Aydın, mevcut eğitim sisteminin tamamen çöpe atılarak, yeni bir eğitim sisteminin oluşturulması gerektiğini söyledi. Aydın, “AKP iktidarı kendi ideolojisi doğrultusunda bir toplum yaratmak için eğitimi araç olarak kullanıyor” dedi.
Haberin videosu
17 yıl boyunca birbiri ardına yapılan değişikliklerle yapboz tahtasına dönen eğitim sistemine dair konuşan Veli-Der İzmir Karşıyaka Şube Başkanı Turgut Aydın, mevcut iktidar döneminde gözle görülür biçimde eğitimin dinselleştirilerek gericileştiği ve ticarileştirildiği eleştirisinde bulundu.
İktidarın kendi ideolojisi doğrultusunda yaratmak istediği toplum modeline göre eğitimi bir araç olarak kullandığının altını çizen Aydın, bu kapsamda eğitimin cemaat ve tarikatlara devredildiğine dikkat çekti.
“EĞİTİM GERİLEŞTİRİLİYOR, TİCARİLEŞTİRİLİYOR”
“AKP’nin iktidar olmasından bu yana gözle görülür biçimde laiklikten uzaklaşılarak çağdışı bir eğitim sistemine geçiliyor” diyen Aydın, 4+4’e geçiş sonrası giderek müfredatın değiştirilmesi, sınav sisteminde yapılan değişiklikler ve yoksul aile çocuklarının imam hatiplere zorlanması ile son aşamaya gelindiğine vurgu yaptı.
“SİYASAL İSLAMLA NEOLİBERALİZM İTTİFAK HALİNDE”
Aydın, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bunu sadece eğitimin dinselleştirilmesi olarak ele almamak gerekiyor. Eğitimin ticarileştirilmesi boyutu var. Bu ikisi birbiriyle paralel olarak gidiyor. Eğitimin ticarileştirilmesi için din bir araç olarak kullanılıyor. AKP iktidarı, kendi ideolojisi doğrultusunda bir toplum yaratmak için eğitimi araç olarak kullanıyor. Bir toplum mühendisliği uyguluyor. Dolayısıyla siyasal islam ile neoliberalizmin ittifakı söz konusu. Olayı ekonomik-politik yönü ile ele alırsak doğru tespitler yapabiliriz. Doğru tespit yaparsak buna karşı doğru mücadele yöntemleri geliştirebiliriz.”
“AKP TABANINDA BİLE RAHATSIZLIĞA NEDEN OLUYOR”
Devletin, asli görevi olan eğitimi tarikat ve cemaatlare devrettiğini söyleyen Aydın, bu tarikatlar ile yapılan protokollerin gün geçtikçe arttığını ifade etti. Alanlarda yürüttükleri çalışmalardaki gözlemlerinde eğitimin dinselleştirilmesinin sadece Aleviler değil toplumun diğer kesimleri ve hatta AKP’nin kendi tabanında da rahatsızlığa neden olduğunu dile getiren Aydın, sözlerine şöyle devam etti:
“Eğitim aslında 60 milyonu ilgilendiren bir konu. Hedef kitlemiz bu olmalı. Eğitimin diğer bileşenleri olan eğitim emekçileri, demokratik kitle örgütleri ile birlikte ortak mücadele hattı oluşturmak gerekiyor. Biz Veli-Der olarak özellikle cemaatlerin ve tarikatların yuvalandığı bölgelerde çalışma yürütüyoruz. Özellikle yoksul bölgelerdeki okullarda sorunlar daha fazla görünüyor.
“MÜFREDATLAR HURAFELERLE DOLU”
Devlet, zaten okullarını gözden çıkarıp, başkalarına devretmiş durumda. Bunun en açık örneği de cemaat ve tarikatlarla yapılan protokoller. Milli Eğitim’in asli görevi eğitim öğretim faaliyetlerini yürütmek. Bu görevini devredemez. 2002 yılında Milli Eğitim’e genel bütçeden yüzde 17-18 pay ayrılırken bugün ise yüzde 5 ayrılıyor. Yığınla sorun var. Müfredatların içeriği boşaltıldı, hurafeler ile dolduruldu. İktidar bunu bir araç olarak kullanıyor ve her şeyi yapıyor. Eğitimin dinselleştirilmesi sadece Alevileri değil toplumun diğer kesimlerini de AKP’nin kendi tabanını dahi rahatsız ediyor. Alanda çalıştığımız için buna birebir şahit oluyoruz. İmam hatiplerin üniversite sınavındaki başarısı yüzde 17 idi, bu sene yüzde 15’lere düştü. Temel bilimsel bilgiler verilmiyor. Gericileştirilmiş bir müfredatla eğitim var.”
“VAR OLAN EĞİTİM SİSTEMİ RAFLARA KALDIRILMALI”
Alevi çocuklarının imam hatibe kayıt ettirilmeye çalışılmasını bir asimilasyon politikası olarak değerlendiren Aydın, tüm farklı inançların bundan payını aldığını ifade etti. Sorunun çözümünün ise eğitim sisteminin tümden rafa kaldırılıp, yeni baştan eğitimin bileşenleri olan veliler, öğretmenler ve eğitim bilimcilerle ile birlikte laik, bilimsel, parasız ve ulaşılabilir bir eğitim sisteminin oluşturulması ile çözüleceği tespitinde bulunan Aydın, son olarak şunlara dikkat çekti:
“Tabi ki Aleviler bu sorunu daha fazlası ile yaşıyor. Farklı inandığı için buna tepki gösteriyor. Onur Mahallesi’nde bir ortaokulun imam hatibe dönüştürülmesi için bir yürütülen bir çalışma var. Veliler tepkili. Tepki gösteren aileler içerisinde dindar aileler bile var. Bu kadar da kararlılar. AKP’nin tabanından dahi böyle tepki var. Ama elbette Alevi çocuklarını daha fazla vuruyor. 35 yıl öğretmenlik yaptım. Öğretmenlik yaşamımdan bu yana eğitimin sorunları hep vardı. O dönem ki eğitime de laik eğitim denilemezdi. 12 Eylül 1980 darbesi ile anayasa içerisine din dersinin zorunlu olarak yerleştirilmesi bunu tamamen bitirmişti. Ama AKP iktidarı döneminde toplumsal dönüşümü sağlamak için eğitim kullanılıyor. Müfredatın içi boşaltılarak, kırıntısı olan bilimsellik kaldırılarak eğitim tamamen gericileştirilmeye ve piyasalaştırılmaya çalışılıyor. Buna karşı yapılacak tek bir şey var. Eğitim sistemini komple çöpe atıp yeni baştan laik, bilimsel, parasız ve ulaşılabilir kamusal eğitim sistemini oluşturmamız gerekiyor. Çünkü bu eğitim sisteminin neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Eğitimin planlamasından uygulamaya konmasına kadar eğitimin tüm bileşenleri veliler, öğretmenler, demokratik kitle örgütleri ve eğitim bilimcilerle birlikte çağdaş bir eğitim sistemi oluşturulabilir.”
Milli Eğitim Bakanlığı Nur cemaatinin Yazıcılar koluna ait Hayrat Vakfı ile yeni bir protokol yaptı. Bakanlığın yaptığı protokole göre, Hayrat Vakfı öğrenci ve öğretmenlere Osmanlı Türkçesi ve Kuranı Kerim dersleri verecek.
Dinci yapılanmalara ait vakıf ve derneklerle yaptığı protokoller nedeniyle büyük tepki çeken MEB’in, Hayrat Vakfı ile yaptığı protokole öğretmenler de dahil edilerek Osmanlı Türkçesi ve Kuran kursları almaları sağlanacak.
Mektepli Gazete‘de yer alan protokole göre, Bakanlığa bağlı tüm Hayat Boyu Öğrenme ve örgün eğitim kurumları kapsam içerisine alındı. Hayrat Vakfı, bu protokol ile yurt içi ve yurt dışındaki tüm okullarda bulunan öğrenci ve öğretmenlere Osmanlı Türkçesi ve Kuran Kursu verilebilecek.
MEB’DE ‘HAYRAT’ AÇTILAR
MEB, geçen sene de söz konusu vakfa değerler eğitimi adı altında okulların kapılarını açmış ve tepki toplamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllar önce bir konuşmasında “İsteseler de istemeseler de Osmanlıca öğrenilecek” sözlerini fırsat bilen Nurcu Hayrat Vakfı MEB’e başvurmuş ve başarılı olmuştu.
Bugüne dek ‘Osmanlıca kursu’ adı altında dini eğitim veren bu vakfı, eski Milli Eğitim Bakanları Nabi Avcı ve İsmet Yılmaz da ziyaret etmişti.
Protokol 27 Ağustos tarihinde Bakan Yardımcısı Reha Denemeç tarafından imzalanmış bulunuyor.
ERDOĞAN’A ‘ADAMIMIZI BIRAKIN’ MEKTUBU YAZMIŞLARDI
Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu kaleme aldıkları “Metastaz”da Hayrat Vakfı’nın temsilcisi Sait Yavuz’un, ‘FETÖ’den gözaltına alınan Emniyet Müdürü Cihangir Ulusoy için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir mektup yazdığına değinilmişti.
Mektupta, “Adı geçen şahıs yaklaşık yirmi yıldır yakînen tanıdığımız bir arkadaşımızdır. Ne ahlâki zaafları ne de meslekî ihmalkârlığı olmadığına yakînen şahit olduğumuz ‘yerli’ ve ‘milli’ bir kardeşimizdir” diye belirtmişti. Erdoğan’a “takdir her daim zat-ı alilerinindir” diye seslenilen mektupta “hüsn-ü şehadetimizi bu dünyada arz ettiğimiz gibi mahkeme-i kübrâ olan ahirette Huzur-u îlahîde de arz etmeye hazırız.” ifadeleri kullanılmıştı.
Hayrat Vakfı’nın temsilcisinin yazdığı mektup sonrası ise Cihangir Ulusoy tahliye edilmişti.
MEB’in okul ve kurumlarında müfettişler tarafından yapılan incelemelerde, ihmaller nedeniyle öğretmen ve çocuklar için tehlikelerin devam ettiği tespit edildi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) eğitim-öğretim yılının başlamasına 2 hafta kala yaptığı incelemelerde okullarda, öğrenci ve öğretmenlerin güvenliğine ilişkin talimatların yerine getirilmemesi nedeniyle ciddi tehditlerin oluştuğu ortaya çıktı. Bakanlık ihmallerden meydana gelebilecek her türlü can ve mal kaybından dolayı açılacak soruşturmalarda ve kesilecek cezalardan okul yönetimlerinin sorumlu olacağı konusunda uyardı.
MEB’in okullarında 9 Eylül’de başlayacak 2019-2020 eğitim öğretim yılı öncesinde yeni bir skandal ortaya çıktı. Bakanlık okul ve kurumlarında müfettişler tarafından yapılan incelemelerde, ihmaller nedeniyle öğretmen ve çocuklar için tehlikelerin devam ettiğini tespit etti. MEB’in yeni yılın ilk ders ziline 2 hafta kala okullara gönderdiği talimatlara ulaşıldı.
“OKUL YÖNETİMİ GEREKLİ MEVZUATI UYGULAMIYOR”
Bakanlık, tüm birimlere gönderilen resmi yazıda, “Okul ve kurumlarımızda yapılan inlemelerde ilgi yazılarımızda belirtilen çalışmanın yapılmadığı, öğrenci, öğretmen diğer eğitim paydaşlarının maruz kalabileceği tehlikeli durumların devam ettiği ve bu konuda çaba sarf edilmediği tespit edilmiştir” denilerek okul yönetimlerinin gerekli mevzuatı uygulamadığını itiraf etti.
“OKUL/KURUM YÖNETİMİ SORUMLU TUTULACAK”
Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre, bakanlık yazısında ihmallerin sonuçlarına da dikkat çekerek, “Herhangi bir ihmalden dolayı meydana gelebilecek olan her türlü can ve mal kaybından dolayı açılacak soruşturmalarda ve kesilecek cezalardan okul/kurum yönetimlerinin sorumlu olacağı bilinmelidir” diyerek, topu okul yöneticilerine attı. Resmi yazıda, okul yönetimlerinden acilen çalışmaya başlanması, tehlikeli durumların ortadan kaldırılarak sağlıklı ve güvenli okulların yaratılması talimatı verdi.
Yazıda, “öğrenci, öğretmen ve eğitim paydaşlarının maruz kaldığı ağır yaralanmalı ve ölümlü kazalar, ihata duvarı üzerine çıkan öğrencilerin sivri uçlu demir parmaklık ve tellerden yaralanması, kazan dairelerinde bakımsızlık ve tedbirsizlikten meydana gelen patlamalar” örnek gösterilerek tedbir alınmadığı vurgulandı.
BİRÇOK UYARI SIRALANDI
Okul bahçesinde öğrenciler için tehlike oluşturan trafo, yüksek gerilim hatları gibi ciddi ve yakın tehlike kaynaklarının acilen kaldırılması talep edildi. Okullar, ilk yardım dolabı veya ilk yardım çantası ile bunlara ait araç ve malzemelerin bulundurulması, okul kantin, yemekhane ve dersliklerin hijyen koşullarının sağlanması ve bu alanların ısı, ışık ve havalandırmalarının sağlık şartlarına uygun olmasına ilişkin önlemlerin alınması konularında uyarıldı. Pencerelerin düşmeyi önleyecek şekilde standartlara uygun hale getirilmesi, lavabo ve tuvaletlerinde, lavabo taşlarının öğrencilerin boylarına uygun şekilde sabitlenmesi, aynaların düşmeyecek şekilde monte edilmesi, çıplak kablolara öğrencilerin erişiminin engellenmesine gibi uyarılarda bulundu. (HABER MERKEZİ)
MEB’in KHK ile kapatılan ‘FETÖ’ okullarına teşvik verdiği ortaya çıktı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Kanun Hükmünde Kararname’lerle (KHK) kapatılan ‘FETÖ’ okullarına teşvik verdiği ortaya çıktı.
Konuyu açığa çıkaran CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, “Halktan alınan vergiler ‘FETÖ’ye parsel parsel aktarılmış” dedi.
Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre, MEB’in ‘FETÖ’ ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan 33 okula teşvik ödediği ortaya çıktı. CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, Milli Eğitim Bakanlığı’nca teşvik verilen okullar listesi ile darbe girişimi sonrası kapatılan okulların listesini karşılaştırdı ve Ankara’daki 33 ‘FETÖ’ okulunun da MEB teşviğinden yararlandığını açıkladı.
Antmen, 17-25 Aralık 2013 sonrasında da bu teşviğin devam ettiğini belirtti ve “Bu okullar darbe girişimi sonrasında çıkarılan KHK’ler ile kapatıldı. Ama bu nasıl milat ki, ‘FETÖ’ ile aynı menzile 17-25 Aralık sonrasında da yürümeye devam edilmiş. Halktan alınan vergiler ‘FETÖ’ye parsel parsel aktarılmış” dedi.