Etiket: milli eğitim bakanlığı

  • ‘Okullara imam atanması eğitimin tarikatlara teslim edilmesidir, karşı koymalıyız’-VİDEO

    ‘Okullara imam atanması eğitimin tarikatlara teslim edilmesidir, karşı koymalıyız’-VİDEO

    PİRHA- Okullara imam atanmasıyla eğitimin tarikatlara teslim edilmek istendiğini söyleyen Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Velilerin, sendikaların, kamuoyunun itirazını güçlü bir şekilde dillendirmek gerekir, çok geç olabilir” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösterirken, birçok kentte eylemler yapılıyor.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, çocukların ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirildiğini ifade ederek, bu süreçte güçlü bir itirazın örgütlenmesi çağrısında bulundu.

    “BİLİMSEL EĞİTİMDEN ESER KALMADI”

    Protokolün AKP’nin uzun zamandır eğitime yaptığı müdahalenin resmiyet kazanmış hali olduğunu dile getiren Bozkurt, “AKP’nin 21 yıllık iktidarında bilimsel eğitimden eser kalmadı. Din dersi, zorunlu ders kapsamına alındı. Şimdi de manevi danışmanlık atandı. Başarılı öğrencinin zorunlu din dersi zayıf ise bu onun başarısını etkiliyor ve engelliyor. Başarılı olmak için zorunlu din dersi ret edilemiyor. Çocukları bu psikolojiye sokmak, bunu onlara dayatmak bir etki bırakıyor. Bu bilimsel eğitimin önüne geçiyor. Bu dindar ve kindar dedikleri nesli yetiştirmenin bir uygulamasıdır. Bunu engellemek bir tek Alevilerin görevi değil, geleceğini önemseyen herkesin görevi olmalı” diye konuştu.

    “KARŞI KOYUŞU, TEPKİYİ YÜKSELTMEK GEREKİR”

    Bozkurt, ilk etapta İzmir ve Eskişehir’in seçilmesini bu şehirlerin demokrat yapısından kaynaklandığını ifade etti. AKP’nin kendi siyasal  ideolojisini kalıcılaştırmak istediğini dile getiren Bozkurt, “İktidar halkları bastırarak, sokak eylemlerini yasaklayarak bu tür örgütlemenin önüne geçti. Nitekim başarılı oldu. Bu tür dayatmayla çocuklarımızın geleceği elinden alınmış oldu. Mutlaka hiç gecikmeden alanlara çıkarak bu karşı koyuşu ve tepkiyi yükseltmek lazım. İzmir, Eskişehir ve Tekirdağ’ın pilot bölge olarak seçilmesi manidardır. Demokrasinin az da olsa yerleştiği bu bölgelerin dokusu bozulmak isteniyor. Bu gidişata dur demenin bir yolunu bulmalıyız” dedi.

    “ÇOK GEÇ OLABİLİR, ÖRGÜTLÜ TEPKİYİ YÜKSELTMELİYİZ”

    Eğitim sendikaları, Alevi örgütleri, demokratik kitle örgütleri ile bu hamlelere karşı örgütlü karşı koyuşun hayati önem taşıdığını söyleyen Bozkurt şöyle devam etti:

    Sosyal devletlerde eğitim bakanlıkları çocukları anaokulundan meslek edinene kadar sahipleniyor. Yatkın olduğu yöne yönlendirerek hayata kazandırıyor, işini teslim ediyor. Cemevleri bu konuda görev üstelenebilir. Gençlerden, çocuklardan kindar nesil yetiştirilmesine müsaade etmeyeceğiz. Cemaatlerin bu tuzakları ile bazı şeyler için çok geç olabilir. Bir an önce bir araya gelerek bu protokole karşı koymalıyız.”

    PİRHA/İZMİR

  • Eğitimcilerden Milli Eğitim Bakanlığı’na karne: Milli Eğitim sınıfta kaldı! – VİDEO

    Eğitimcilerden Milli Eğitim Bakanlığı’na karne: Milli Eğitim sınıfta kaldı! – VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Mersin Şubesi ile Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası 2022-2023 eğitim yılını değerlendirip, Milli Eğitim Bakanlığı’na karne verdi. Bakanlığın karnesi laiklik, cinsiyet eşitliği, bilimsellik, parasız eğitim gibi alanlarda sıfırlarla dolu.

    2022-2023 eğitim ve öğretim yılının sona ermesiyle birlikte, Eğitim Sen Mersin Şubesi ile Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Şubesi Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) karne hazırladı. Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan açıklamada eğitimciler öğrenim yılını da değerlendirdiler.

    Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, bu eğitim ve öğretim yılında da MEB’in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmediğini ifade etti.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Temsilcisi Nebil Birtek ise, sözleşmeli çalışan öğretmenlerin kötü koşullarına değinerek, “MEB bu çalışma koşullarını denetlemeyen, görmezden gelen, şikayetlere kulak tıkayan yaklaşımıyla bu şartların oluşumunda ve devamında suç ortağıdır” dedi.

    “DAYATMACI POLİTİKALAR ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERİ MUTSUZ EDİYOR”

    Türkiye’de eğitim sisteminin uzun süredir ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakıldığını belirten Mahmut Sümbül, “Eğitimin temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikaları 2022/’23 eğitim öğretim yılında devam etmiştir.Eğitim alanında yaşanan sorunların çözümü için gerekli adımların atılmadığı, eğitime erişimde yaşanan sorunlar başta olmak üzere eğitimde dayatmacı politikaların sürmesi nedeniyle öğrencilerin ve öğretmenlerin mutsuz olduğu, öğretmenlerin esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın devam ettiği, eğitim sürecinde farklı dil, kimlik ve inançların dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin başarılı olması mümkün değildir” şeklinde konuştu.

    Eğitim sisteminde yaşanan sorunların ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız olmadığını söyleyen Sümbül, şöyle devam etti:

    “Eğitim Sen, her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin ve laikliğin değil, milliyetçiliğin, ayrımcılığın ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini sürdürmeye kararlıdır.”

    “İMAMA DEĞİL ÖĞRETMENLERE İHTİYAÇ VAR”

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Temsilcisi Nebil Birtek de, okullara imam atanmasıyla ilgili, “Arkadaşlarımız KPSS yüzünden intihar ederken, ataması yapılmayan arkadaşlarımız inşaatlarda çalışıp iş cinayetine kurban giderken, Yeni Bakan Yusuf tekin ise göreve gelir gelmez kutuplaştırmayı arttıracak ve teklik dayatması anlamına gelecek olan öğretmen yerine bazı okullara ÇEDES Programı ve manevi danışmanlık adı altında imam ataması yapmıştır. Çocuklarımızın imama değil pedagoji eğitimi almış, alanında uzman öğretmenlere ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

    Özel sektör öğretmenlerinin güvencesizliği en yoğun şekliyle yaşadığını vurgulayan Birtek, “Sözleşmeli öğretmenler on aylık sözleşmelerle, asgari ücretin altında ya da asgari ücret düzeyinde maaşlarla, eksik yatırılan sigorta primleriyle, –birçoğu- sigortasız ve yoğun mobbinge maruz kalarak çalıştırılmaktadır. Bu acımasız şartların tasarısı patronlara aittir fakat MEB bu çalışma koşullarını denetlemeyen, görmezden gelen, şikayetlere kulak tıkayan yaklaşımıyla bu şartların oluşumunda ve devamında suç ortağıdır” dedi.

    Birtek, Milli Eğitim Bakanlığı’na seslenerek öğretmenlerin gerçek taleplerini içeren bir meslek kanunu ve 5580 Sayılı Kanun’daki taban maaş hakkını geri istediklerini ifade etti.

    MERSİN/ PİRHA

  • Narlıdere’de laik ve bilimsel eğitim talebiyle ÇEDES protokolü protesto edildi-VİDEO

    Narlıdere’de laik ve bilimsel eğitim talebiyle ÇEDES protokolü protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- İktidarın “siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası” olarak tanımladıkları ÇEDES uygulamasının bir önce kaldırılmasını isteyen Narlıdere’deki eğitimciler ve veliler, uygulamanın hem çocukların sağlıklı gelişimine hem de bilimsel eğitime engel olacağını vurguladı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Narlıdere Şubesi, veli dernekleri ve Narlıdere Cemevi ve Narlıdere Demokrasi Platformu; Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Protokolü (ÇEDES) kapsamında okullara imam, vaiz gibi din görevlilerinin atanmasına yönelik Narlıdere İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması düzenledi. “Laikliği ve laik eğitimi hedef alan politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir” pankartı açılan açıklamada “Protokolü iptal edip PDR ilkelerini uygulayın”, “Okulumuzda imam istemiyoruz”, “Laik, bilimsel eğitim kırmızı çizgimizdir” ve “ÇEDES protokolü iptal edilsin” dövizleri taşındı.

    Açıklamayı Narlıdere Demokrasi Platformu adına Eğitim Sen 6 Nolu Şube Başkanı Bülent Karakaş okudu.

    Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Karakaş, ancak bakanlığın, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ettiğini söyledi. ÇEDES’in iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ile biçimlendirmek istemesinin son örneği olduğunu belirten Karakaş, projenin hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırılıklar içeren bir düzenleme olduğunu söyledi.

    “EĞİTİM BİLİMLERİNE VE LAİKLİĞE AYKIRI”

    ÇEDES projesinin etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlandığını söyleyen Karakaş, “ÇEDES Projesinin amacı “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklı selim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olarak ifade edilmektedir. Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES Projesi, etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlanmış ve uygulanmaya başlamıştır. Bu proje kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı hem programa katkı sağlayan hem de “temsilci öğretmen” kanalıyla öğrencileri bulan ve kamu mekânlarını kullandıran kurumlar olarak işlev görmektedir” dedi.

    “EĞİTİM, DİNİ REFERANSLA SİYASALLAŞTIRILIYOR”

    Karakaş, bu projeyle dini referanslı eğitim anlayışı ile siyasallaştırılmak istendiğine işaret ederek, “1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 56. Maddesine göre “Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur.” ÇEDES Projesi, 1739 sayılı kanuna aykırı olarak eğitim hizmetinin yürütülmesini, gözetilmesini ve denetlenmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile paylaşarak gözetim, yürütme ve denetim görevini ihlal etmektedir. MEB, böylece okulların çocuğun üstün yararı ve kamu yararına işlev görme niteliğini sekteye uğratmaktadır. Yine ÇEDES Projesi, öğrencilerin hem okulda hem de okul dışı ve yaz tatillerindeki geçirdiği zamanları ele geçirerek okulu ve öğrencileri dini referanslı eğitim anlayışı ile siyasallaştırmaktadır. Sorumlu kurumlarca yeterince denetlenmeyen, kamusal alana açık olmayan bu alanlarda çocuğa yönelik yaşam hakkı ihlali, fiziksel şiddet, ekonomik şiddet ve çocuk ihmali ve istismarı olaylarını kamuoyu yakından gözlemlemiştir” ifadelerini kullandı.

    MÜCADELE ÇAĞRISI

    Bu uygulamanın hem çocukların sağlıklı gelişimine hem de eğitim sistemindeki eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesine engel olduğunu kaydeden Karakaş, iktidar eliyle hayata geçirilen ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmesi çağrısında bulunarak şöyle devam etti:

    “Türkiye’de eğitim politikalarının merkezinde yer alan “tek din, tek mezhep” anlayışının, farklı kimlik ve inançlara karşı önyargıları diri tutan ve milliyetçilik temelinde yükselen resmî ideolojiyi besleyen ‘manevi değerler eğitimi’ uygulamasının okullardan başlayarak ülkede yaratılan kutuplaştırmayı derinleştirmesi kaçınılmazdır. Böylesi bir uygulama hem çocukların sağlıklıgelişiminin hem de eğitim sisteminde eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesinin önünde önemli bir engeldir. Milli Eğitim bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmelidir. Çocuklarımız, ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemez! Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tavır almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Veli-Der Denizli: Mesleki eğitim merkezleri ile sermayenin ucuz iş gücü karşılanıyor!

    Veli-Der Denizli: Mesleki eğitim merkezleri ile sermayenin ucuz iş gücü karşılanıyor!

    PİRHA- Veli-Der Denizli Şube Başkanı Elif Bekçi, Mesleki Eğitim Merkezleri ile sınıfsal olarak yoksul ailelerin çocuklarının okuduğu meslek liselerindeki öğrencilerin ucuz iş gücü olarak görüldüğünü ve çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasının önünün açıldığını ifade ederek,  “Çocuklarımız yoksulluktan kaynaklı okullarını kitleler halinde terk etmek zorunda bırakılmaktadır” diye konuştu.

    MEB’in bir market zinciri ile imzaladığı protokolle gündeme gelen Mesleki Eğitim Merkezleri, lise öğrencilerini eğitimden kopardığı ve ucuz iş gücüne dönüştürdüğü için eleştirilerin hedefinde.

    “ÇOCUK İŞÇİLERİ YAYGINLAŞTIRILDI”

    Bekçi, eğitim ile piyasa arasında kurulan ilişki ile çocukların eğitim hakkının ihlal edildiğini söyleyerek, “Şura sonuçları eğitim ile piyasa arasında kurulan ilişki, Organize Sanayi Bölgelerine yeni mesleki okulların açılacağının müjde olarak duyurulması, çocuklarımızın eğitim hakkının nasıl ihlal edildiğini ve eğitim edileceğini bize göstermişti. Şura ile Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinin (MTAL) okul özelliğinin kaldırılarak Mesleki Eğitim Merkezlerine (MESEM) dönüştürülmesi, sınıfsal olarak yoksul ailelerin çocuklarının okuduğu meslek liselerindeki öğrencilerin ucuz iş gücü olarak görülmesi ve çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasının önü açılmıştır” dedi.

    “ÖĞRENCİLER KİMLERİN İHTİYAÇLARINI KARŞILIYOR?”

    Mesleki Eğitim Merkezleri’nde haftasonları dahil çalıştırılan çırak öğrenci sayısının 1 milyon 300 bine ulaştığını bilgisini paylaşan Bekçi, “Mesleki Eğitim Merkezlerinde haftada bir gün okula gelen, kağıt üzerinde dört gün işyerinde bulunan gerçekte ise Cumartesi bazen de Pazar günü de çalıştırılan çırak öğrenci sayısı 2020-21’de 159 bin 773 iken 2023 Ocak ayı itibariyle 1 milyon 300 bine ulaştı. MESEM uygulaması ne amaçla, kimin kimlerin hangi ihtiyacını karşılamak için neden yaygınlaştırılıyor? Mesleki ve Teknik Eğitim maliyetli bir eğitimdir. Mesleki ve Teknik Eğitimin olmazsa olmazı laboratuvar, atölyeler ve buralarda eğitim için gerekli makine, donanım; eğitim sırasında tüketilecek elektrik ve malzemeler, eğitim personeli MEB bütçesi için ciddi bir yekûn teşkil etmektedir. MEB yetkilileri bu eğitimi bir mali külfet olarak görmektedirler” şeklinde konuştu.

    “SERMAYENİN UCUZ İŞGÜCÜ KARŞILANIYOR”

    Öğrencilerin sermayenin ucuz iş gücünü karşıladığını kaydeden Bekçi, “MESEM’e kayıtlı öğrenciler sadece haftanın bir günü teorik meslek ve kültür dersleri için okula gelecektir. Öğrencinin maaşının işsizlik sigorta fonundan karşılanması, sigorta primi gibi giderler teknik eğitime yapılan harcamayla kıyaslandığında çok cüz’i bir rakama karşılık gelecektir. Diğer bir yandan Mesleki Eğitim Merkezlerinde kayıtlı öğrencilerin iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası devlet tarafından, işveren devlet katkısı amacı dışında kullanılan işsizlik sigorta fonundan karşılanmaktadır. Milli Eğitim Bakanı Sayın Özer’in ifade ettiği gibi; “İşveren üzerindeki maddi yükün kaldırılarak çok cazip bir mekanizma” oluşturulmuştur. Böylelikle sermayenin ucuz işgücü talebi karşılanmıştır” diye belirtti.

    “MESEM’LE MTAL AYNI ŞEY DEĞİL”

    Bekçi, “MESEM’lerde uygulanmaya başlanan “Meslek Lisesi Telafi Programı” ile, MESEM’den de Meslek Lisesi diplomasının alınabilmesinin önü açıldı. MESEM’lerden Lise diplomasına sahip olmayla, MTAL’den diploma sahibi olmak aynı şey değildir. MESEM’lerde uygulanan Lise telafi programı ile MTAL’lerde uygulanan program karşılaştırıldığında; MESEM’lerde uygulanan meslek lisesi telafi programının ders yükü, MTAL’lerin ders yükünden çok daha azdır. Aralarında eşitliğin olmadığı programlardan alınan diplomalar da eşit olmamalıdır. MESEM’lere kayıtlı öğrenciler 9-10-11. sınıflarda asgari ücretin en az yüzde 30’u,12. Sınıfta asgari ücretin en az yüzde 50’si ücret almaktadır. Ustalık Telafi Programından biran önce vazgeçilmelidir” diyerek taleplerini sıraladı.

    TALEPLER

    “1- MTAL’lerdeki MESEM uygulamasına, MESEM’lerde uygulanan Meslek Lisesi Diploma Telafi Programı ve Ustalık Telafi Programına son verilmelidir,

    2- Mesleki ve teknik eğitim; beceri, yetenek ve asgari düzeyde ilköğretimde alınması gereken temel bilgilere sahip olmayı gerektirir. Mesleki ve teknik eğitime alınacak öğrencilerde mutlaka bu kriterler aranmalıdır,

    3- İşsizlik sigorta fonunun kuruluş amacı dışına çıkılarak, bu fondan sermayeye para aktarımından vaz geçilmelidir.

    4- Stajyer öğrencilerin; sadece iş kazası ve meslek hastalıklarını kapsayan sigortası, staja başladıkları gün esas alınarak emeklilik sigortası olarak da genişletilmelidir.

    5- İşletmelerin, “Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümlerine uyulup uyulmadığı titizlikle denetlenmeli, bu konuda müsamaha gösterilmemeli, yönetmelik hükümlerine uymayanlar hakkında gerekli cezai yaptırımlar kesinlikle uygulanmalıdır.

    6- Öğrencilerin MTAL ve ÇPAL’lere geri dönüşü, örgün eğitim içerisinde nitelikli mesleki eğitim alabilmeleri sağlanmalıdır.

    7- Özel meslek liselerine verilen “teşvik” uygulaması sonlandırılmalı, özel meslek liselerine ayrılan kaynaklar yoksulluk/açlık sınırı altında yaşayan ebeveynlerin çocuklarına eğitim desteği/bursu olarak verilmeli, çocukların okullarına geri dönüşü sağlanmalıdır.

    8- Devlet kaynakları çocuklarımızın kamusal eğitim hakkından yana kullanılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AKP, 10 yılda imam hatip lisesi inşaatları için 128 milyon TL harcadı

    AKP, 10 yılda imam hatip lisesi inşaatları için 128 milyon TL harcadı

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın, dini eğitim ağırlıklı okullaşma politikası artarak sürüyor. Bakanlık, 2012-2022 yılları arasında imam hatip lisesi inşaatları için 128 milyon TL harcadı. Anadolu ve fen lisesi inşaatları ise geride kaldı.

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Orta Vadeli Program ve 2023 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre hazırlanan 2023 Yılı Yatırım Programı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullaşma politikasının velilerin ve öğrencilerin talepleri yok sayılarak şekillendirildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Programın okul inşaatlarına yönelik yatırımları içeren bölümünde, dini eğitimin ağırlığı dikkati çekti.

    Programa göre, Anadolu lisesi inşaatları kapsamında 2012-2025 dönemi için 7 milyar 13 milyon 800 bin TL’lik harcama öngörüldü. Aynı dönemde imam hatip lisesi ve uygulama atölyesi inşaatları için öngörülen harcama ise 3 milyar 598 milyon 50 bin TL oldu. Bakanlık, 2016-2025 dönemine yönelik fen lisesi inşaatları için ise 826 milyon 200 bin TL kaynak ayırdı.

    İMAM HATİPLER LİSTE BAŞINDA

    Programda, okul inşaatlarına yönelik 2022 yılı sonu itibarıyla gerçekleşen kümülatif harcamalara da yer verildi. Harcamalar, MEB’in okullaşma politikasının velilere ve öğrencilere rağmen hazırlandığını ortaya koydu. Buna göre, imam hatip liseleri için yapılan harcama, öğrencilerin ve velilerin daha çok tercih ettiği Anadolu liseleri ile fen liseleri için yapılan harcamayı ikiye katladı.

    2014 yılında Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne getirilen, 2023 yılı itibarıyla ise MEB’de Bakan Yardımcısı olan Nazif Yılmaz ile birlikte dini eğitime yönelik harcamalarda dikkati çeken artış yaşandı. 2014 yılında 2,7 milyar TL harcayan Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün 2020 yılında yaptığı harcamaların toplamı 9,9 milyar TL’ye ulaştı. Müdürlüğün 2020 yılı harcamasında 2014 yılına göre yaşanan artış kayıtlara, yüzde 262 olarak geçti. Yılmaz’ın göreve getirildiği 2014 yılında 52 bin personelin bağlı olduğu genel müdürlüğün kadrosu 2021 itibarıyla 102 bin 155’e fırladı. İmam hatip liselerinin sayısı 2014’ten 2022’nin sonuna kadar 854’ten bin 673’e yükseldi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın anadolu, fen ve imam hatip liseleri için 2022 yılı sonu itibarıyla yaptığı toplam harcama şöyle:

    imam-hatip-lisesi-insaatlari-tam-gaz-1114547-1.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der Başkanı Yılmaz: Okullarda çocuklar aç, su bile alamayıp tuvaletlerden içiyorlar

    Veli-Der Başkanı Yılmaz: Okullarda çocuklar aç, su bile alamayıp tuvaletlerden içiyorlar

    PİRHA- Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte Eylül ayında başlayan yeni eğitim yılında, beslenme sorunu yakıcılığını daha da hissettirdi. 2 yıldır okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek kampanyası yürüten Veli-Der’in Başkanı Ömer Yılmaz, “Özellikle kamuda okuyan çocukların ailelerinin % 50’si asgari ücret düzeyinde maaş alıyor. Okullarda çocuklar su bile alamıyor. Devletin ayrım yapmaksızın her öğrenciye bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek vermesi var olan eşitsizliği bir nebze azaltacaktır” dedi.

    Türkiye’de yaşanan derin ekonomik kriz en çok çocukları vurdu. Gıda maddelerine gelen büyük zamların ardından Türkiye’de 1 milyondan fazla çocuk okula aç gidiyor. Yetersiz ve sağlıksız gıdaya erişim derin yoksulluk içindeki çocukların bedensel, zihinsel ve duygusal gelişiminde büyük eksikliklere neden oluyor.

    TÜM GIDA ÜRÜNLERİNE EN AZ YÜZDE 85 ZAM GELDİ

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Burhanettin Bulut, ‘Bu ülkede beslenme çantası hazırlamak bile lüks oldu’ diyerek beslenme çantasına koyulan gıda maddelerinin fiyatlarında yaşanan değişime yönelik yaptığı çalışmayı açıklamıştı.

    Çalışmaya göre Kasım 2021-Kasım 2022 döneminde zeytinin kilosu 52 TL’den 89 TL’ye, peynirin ise 81 TL’den 205 TL’ye, 200 ml’lik süt ise 2,25 TL’den 6,95 TL’ye çıktı. Aynı dönemde, okul kantinlerinde satılan ürünlerin fiyatlarına da fahiş artış geldi. Kantinde ortalama gözleme fiyatı 12 liradan 20 liraya, yarım ekmek tost ise 9 liradan 15 liraya çıktı. 500 ml’lik su ise yüzde 100’lük artışla ile 3 TL’ye ulaştı.

    ‘BİR ÖĞÜN SAĞLIKLI ÜCRETSİZ YEMEK’ TALEBİ AKP-MHP OYLARIYLA REDDEDİLDİ

    Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte Eylül ayında başlayan yeni eğitim yılında, beslenme sorunu yakıcılığını daha da hissettirdi. Açlıktan bayılan, yetersiz beslendiği için rahatsızlanan ve derslerine gidemeyen, su alacak dahi parası olmadığı için günü susuz geçiren çocukların haberleri basına sıkça yansıdı.

    Veli-Der’in 2 yıl önce başlattığı, okullarda bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek kampanyası geniş kesimlerce sahiplenildi. Ülke çapında pek çok kadın derneği, veli derneği, mahalle inisiyatifleri ile birlikte imza stantları açıldı, kampanya karşılık buldu ve konu Meclis gündemine de taşındı.

    Ekim ayında CHP, HDP, İyi Parti ve TİP’in konuyla ilgili Meclis Genel Kuruluna verdiği kanun teklifleri de AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Talep, bütçe görüşmeleri sırasında pek çok ilde düzenlenen eylemlerle de gündeme getirildi.

    Konuya ilişkin oluşan kamuoyu baskısının ardından Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, 2022-2023 Eğitim Öğretim Yılı’nın ikinci döneminin başladığı 6 Şubat 2023’ten itibaren Türkiye’deki tüm okullarda, okul öncesi eğitimdeki çocuklara ücretsiz yemek verileceğini açıkladı. Ayrıca taşımalı eğitimin yapıldığı okullarda ve pansiyonlu okullarda da tüm öğrencilere ücretsiz yemek verileceğini dile getirdi.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Başkanı Ömer Yılmaz, yaşanan durumu değerlendirdi.

    “YETERLİ BESLENEMEYEN ÇOCUKLAR OKULU BIRAKMAK ZORUNDA KALIYOR”

    Pandemi ve yaşanan ekonomik krizle birlikte çocukların yeterli ve sağlıklı beslenememesinin artış gösterdiğini belirten Yılmaz, ‘Özellikle kamuda okuyan çocukların ailelerinin % 50’si asgari ücret düzeyinde maaş alıyor. Bu da açlık sınırına tekabül ediyor. Eğitim masrafları bu ücretin üçte birine denk geliyor. Dolayısıyla çocuklar okula aç gidiyor. Özellikle 15 – 17 yaş arasındaki çocuklar yiyeceklerini okuldan alıyorlar. Bugün alamaz durumdalar. Bunun sonucunda da çocuklar okulu bırakıyor, bırakmak zorunda kalıyor. Şu an 18 milyona yakın çocuk örgün eğitim içerisinde yer alıyor. Bunun 5 milyonu okul öncesi ve taşımalı eğitim gören öğrenciler. Milli Eğitim Bakanlığı taşımalı eğitim gören bir buçuk milyon öğrenciye ücretsiz yemek veriyor. Ancak nitelikli ve sağlıklı yemek verilmiyor. Geri kalan okul öncesi çocuklara yemek veriliyor ama ücret karşılığında veriliyor. Milli Eğitim Bakanlığı bunun ücretsiz verileceğini söylüyor” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUKLAR SU BİLE ALAMIYOR, OKUL TUVALETLERİNDEN İÇMEK ZORUNDA KALIYOR”

    Çocuklara ücretsiz yemeğin yanı sıra aynı zamanda içilebilir su imkanı da sağlanması gerektiğini dile getiren Yılmaz, “Kantin fiyatları % 100’ü aşan oranda zamlandı. Su fiyatları 5 lira 6 liraları buldu. Çocuklar şu anda okullarda sulukları ile su getirdilerse içiyorlar. Bittiğinde parası yoksa alamıyor, tuvaletlerden içmek durumunda kalıyor. Okul içlerine çeşme veya sebil konulmalı. Çocuklara sağlıklı su içebilme imkânı tanınmalı. Bizim bu taleplerimizi muhalif belediyeler sahiplendi. Birkaç ilde hayata geçirilecek. Milli Eğitim Bakanlığı 18 milyon öğrenciden 5 milyon öğrenciye ücretsiz yemek verileceğini söylüyor. Geriye kalan 13 milyon öğrenci ne yapacak? Bu öğrencilerin yarısının ailesi asgari ücret düzeyinde maaş alıyor. Dolayısıyla ücretsiz, nitelikli ve sağlıklı yemek verilmesi konusu tüm öğrencileri kapsamalı. Çocuklar artık kantinlerden alışveriş yapamıyor, kantinlerdeki satışlar yarı yarıya düşmüş durumda” şeklinde konuştu.

    “AÇLIK SINIRINDA MAAŞ ALAN BİR VELİ BESLENME ÇANTASI HAZIRLAYAMAZ”

    Okullarda bir beslenme listesi de verildiğini anımsatan Yılmaz, birçok ailenin bu talebi karşılayamadığını söyledi.

    Türkiye’de ailelerin gelir durumunun eşit olmadığını ifade eden Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:

    “Herkes eşit koşullara, eşit imkanlara sahip değil. Dolayısıyla aileler istenen beslenme çantasını hazırlayamıyor. Böyle bir ortamda listelerin hazırlanıp, şu yemekleri getirin demek doğru bir şey değil. Bu talebi devlet karşılamalı. Açlık sınırında maaş alan bir velinin, beslenme çantası hazırlaması çok zor. Önceden ilkokuldaki öğrencilere sınıf anneleri yönetiminde yemekler veriliyordu. Ancak şu an öyle bir şey de mümkün değil. Ortaokul ve lisedeki öğrenciler okula beslenme bile götürmüyor. Sabah 8.00’den akşam 16.00’ya kadar çoğu çocuk okulda aç duruyor. Bunun yanında susuz da kalıyor. İçebilen tuvalet musluğundan içiyor, içemeyen susuz geçiriyor o günü.”

    “DEVLET ÇOCUKLARA BİR ÖĞÜN YEMEK VERDİĞİNDE EŞİTSİZLİK BİR NEBZE GİDERİLECEK”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm bu koşulları göz önüne alması, değerlendirmesi ve buna uygun bir politika geliştirmesi gerektiğini kaydeden Yılmaz, “Yeterli ve sağlıklı beslenememe çocuklarda bodurluk, kansızlık yaratıyor. Akademik gelişimini engelliyor. Sosyal ve psikolojik yönden de çocuklar olumsuz etkileniyor. Dünyanın birçok yerinde bu sorun aşılmış. Devlet çocuklara bir öğün sağlıklı ve nitelikli yemek verdiğinde eşitsizlik bir nebze engellenecek. Bu talebi sadece derneğin ya da muhalefet partilerinin dile getirmesi yetmez. Tüm velilerin bu talebi dile getirip, arkasında durması gerekiyor. Bu çocukların en doğal hakkıdır. Bir çocuğu kuruma alıp eğitim veriyorsak, o çocuğun kurum içerisindeki beslenmesinden, okula gelip, okuldan gidişine kadar her şeyde devletin sorumluluğu vardır. Ücretsiz, sağlıklı, nitelikli yemek çocukların hakkıdır. Bu hakkı en çok veliler dile getirmeli” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

  • Mevlüt Akbal: İktidar Alevilere yönelik nefret söylemlerinin üzerini örtüyor-VİDEO

    Mevlüt Akbal: İktidar Alevilere yönelik nefret söylemlerinin üzerini örtüyor-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Marmara Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in, Aleviler hakkındaki nefret söylemini hatırlatarak “Devlet erkinin kullandıkları dil aslında bu ortamı hazırlıyor” dedi. Akbal, “Bu soruşturmanın, bu nefret suçunun sonrasında ne tür şeyler yapılacağının takipçisi olacağız. Her anını da kamuoyuyla paylaşacağız” dedi. 

    Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Alevilere yönelik nefret söylemlerine tepkiler sürüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) MYK üyesi ve Marmara Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede konunun takipçisi olduklarını vurguladı.

    “İKTİDAR, NEFRET SÖYLEMLERİNİN ÜZERİNİ ÖRTÜYOR”

    Mevlüt Akbal, Alevilere yönelik nefret suçlarının temeli olarak siyasal iktidarın söylemlerini işaret ederek, “Öncelikle geçtiğimiz süreçte Bursa’da bir Alevi canımızın sınıf içerisinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni tarafından nasıl rencide edildiğine şahit olduk. Ama biz Alevi canlar bunu ilk kez yaşamıyoruz. Yıllardır okullarda, kurumlarda sosyal ortamlarda bu türden nefret söylemleri ile karşı karşıya kalıyoruz” dedi.

    Biz Alevi kurumları olarak bu nefret suçuna karşı hem PSAKD ve Bursa Eğitim-Sen aracılığıyla basın açıklamalarımızı yaptık ve suç duyurusunda bulunduk” diyen Akbal şöyle devam etti:

    “Ancak suç duyurusu sonrasında yapılan işleme baktığımızda Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından, bu nefret söylemini kullanan, nefret suçunu işleyen öğretmen, sadece okul değişikliği ile bir soruşturmaya tabi tutuldu. Herhangi bir cezai işlem veya hukuki bir sürecin başlayıp başlamadığı bilgisi ise henüz elimize ulaşmadı. Ama biz geçmişten de biliyoruz ki okulunu değiştirecekler, belki başka bir okula da idareci yapılacak. Bu da bize şunu gösteriyor; mevcut iktidar ya da bu ülkeyi yönetenler, bu söylemlerin önüne geçmek yerine bu söylemlerin üzerini örtüyor, hatta teşvik ediyor. Bunların önüne geçebilmek sadece soruşturmayla ya da cezalandırmayla da olmuyor. Devlet erkinin kullandıkları dil aslında bu ortamı hazırlıyor. Öğretmenler ya da nefret suçunu kullananlar, bu dili kendileri üretmiyor. Bir yerlerden alarak veya bir yerlerden edinerek, öğrenerek gündeme getiriyorlar.”

    “GEREKLİ OLAN TAKİBİ YAPACAĞIZ”

    Alevilerin eşit yurttaşlık istediğini belirten Mevlüt Akbal, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsuruyuz. Diğer vatandaşlar hangi haklara sahipse biz de o haklara sahibiz. Çocuklarımız okullarında Alevi oldukları için ya da dillerinden, dinlerinden, ırklarından dolayı herhangi bir ayrımla, kötü sözle, nefret suçuyla karşı karşıya gelmesinler. Bunun temel çözümü de hukukta karşılığını bulması, bunu yapanların yanına kar kalmaması ile olur. O anlamda biz gerekli olan takibi yapacağız. Bu soruşturmanın, bu nefret suçunun sonrasında ne tür şeyler yapılacağının takipçisi olacağız. Her anını da kamuoyuyla paylaşacağız” diye belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz, ders esnasında öğrencilere “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Aleviler, Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyuyorlar. Çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunuyor. Bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşması da zina” dedi. Öğretmenin bu sözleri üzerine Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Bir ailenin okula giderek duruma tepki göstermesi ve suç duyurusunda bulunmasının ardından Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü olayla ilgili soruşturma başlattı.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Eğitim Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili olarak Meclis’i ve yargıyı göreve çağırdı

    Eğitim Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili olarak Meclis’i ve yargıyı göreve çağırdı

    PİRHA – Eğitim Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili açıklamasında Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın kararlarının beklenmesi gerektiğini belirterek, “Siyasi iktidar eğer bir meslek kanunu yapmakta samimi ise yapması gereken tek şey öğretmenlik mesleği açısından uluslararası düzeyde kabul gören ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’na uygun bir düzenleme yapmaktır” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili olarak TBMM’ye ve yargıya çağrı yapmak için, MYK üyelerinin katılımıyla genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili olarak “Yasama ve yargıyı göreve çağırıyoruz” diyerek, 14 Şubat 2022’de yürürlüğe giren kanunun öğretmenleri daha fazla ayrıştırdığını ifade etti.

    “ÖĞRETMENLERİ AYRIŞTIRAN UYGULAMAYA DERHAL SON VERİLSİN”

    Nejla Kurul, söz konusu kanun ve yönetmelik ile öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılıp, öğretmenlerin ekonomik sorunlarının derinleşeceğine vurgu yaptı. Prof. Dr. Kurul, Millî Eğitim Bakanlığı’nın eleştirilere kulak tıkadığını belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Gerçek bir meslek kanunu olmaktan çok uzak olan ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ düzenlemesi, yasalaşmasının hemen ardından ana muhalefet partisi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşınmış ve AYM konuyu ‘esastan görüşmek’ üzere gündemine almıştır. Benzer bir şekilde ‘Aday Öğretmenlik ve Öğretmenlik Kariyer Basamakları Yönetmeliği’nin de ilgili yasalara ve Anayasa’ya aykırı düzenlemeler içermesi nedeniyle sendikamız tarafından Danıştay’a dava açılmıştır. Ancak Anayasa’ya aykırı düzenlemeler içeren kanun ve yönetmeliğe karşı açılan davalara rağmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın sınav takvimini anlaşılmaz bir aceleyle işletmeye çalışması anlaşılır değildir.

    Tam da bu noktada hem Anayasa Mahkemesi’ne hem de Danıştay’a çağrımız, yapılan başvurulara öncelik tanıyarak bu konuyu ivedilikle gündemlerine almaları ve karara bağlamalarıdır.

    TOPLANAN İMZALAR 1 EKİM’DE TBMM’YE SUNULACAK

    Öğretmenlerin ihtiyaç ve talepleri gözetilmeden hazırlanan 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun tüm hükümleriyle birlikte yürürlükten kaldırılması talebiyle sendikamız tarafından Türkiye çapında bir imza kampanyası başlatılmıştır. Toplanacak imzalar 1 Ekim 2022 Cumartesi günü TBMM Başkanlığı’na sunulacaktır.

    Öğretmenlerin temel talebi Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda yer alan ekonomik iyileştirmelerin bütün eğitim ve bilim emekçilerine ayrımsız ve eşit bir şekilde uygulanması, öğretmenleri ayrıştıran ve ‘eşit işe eşit ücret’ ilkesiyle çelişen her türlü uygulamaya derhal son verilmesidir.

    Siyasi iktidar eğer bir meslek kanunu yapmakta samimi ise yapması gereken tek şey öğretmenlik mesleği açısından uluslararası düzeyde kabul gören en önemli belge olan ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’na uygun bir düzenleme yapmaktır. Tavsiye Kararı, öğretmenlerin sadece okul içinde değil, toplum içinde de yerine getirdikleri görevin taşıdığı önemi, uluslararası düzeyde belgeleyen, öğretmenlerin tüm sorunlarını ele alan ve durumlarını tüm ayrıntıları ile düzenleyen bir metindir. Yeni bir meslek kanunu süreci, bu metin temel alınarak, tüm eğitim sendikalarının ve eğitim emekçilerinin görüşlerine başvurularak işletilmelidir.

    Sendikamız yıllardır sadece öğretmenlerin değil, eğitim kurumlarında çalışan tüm eğitim ve bilim emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Nitelikli eğitim için, eğitimde öğretmenler kadar emeği olan idari ve teknik personel, yardımcı hizmetliler sınıfı ve 4-B statüsünde çalışan eğitim emekçilerinin hakları ve talepleri de dikkate alınmalıdır. Öğretmenler için düşünülen iyileştirmeler, tüm eğitim ve bilim emekçisi arkadaşlarımızın çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi ile birlikte ele alındığında anlamlı olacaktır.

    Siyasi iktidardan talebimiz öncelikle kariyer basamakları sınavının yapılmaması, Öğretmenlik Meslek Kanunu ve yönetmelik ile ilgili Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın kararlarının beklenmesidir. Gündeme geldiği andan itibaren eleştiri ve itirazlarımızı kamuoyu ile paylaştığımız Öğretmenlik Meslek Kanunu ve yönetmeliğine karşı mücadelemiz gerek hukuksal gerekse örgütsel boyutuyla sonuç alıncaya kadar sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Engellilerin eğitimi için nitelikli, anadilinde, erişilebilir eğitim imkanları sağlanmalıdır’

    ‘Engellilerin eğitimi için nitelikli, anadilinde, erişilebilir eğitim imkanları sağlanmalıdır’

    PİRHA – Engelliler Konfederasyonu, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde yaptığı eylemle engellilerin eğitimde yaşadığı sorunların çözülmesini istedi. Yapılan açıklamada “Tüm engellilerin eğitimi için nitelikli, ana dilinde, erişilebilir, yaşadıkları çevre ile bütünleştirici eğitim imkanları sağlanmalıdır” talebi dile getirildi.

    Engelliler Konfederasyonu, engelli bireylerin eğitim hakkına ulaşamadıkları gerekçesiyle Ankara’da MEB önünde eylem yaptı. Eğitimde yaşadıkları sorunların çözülmesini isteyen engelli yurttaşlar, “Temel bir insan hakkının sistematik şekilde ihlal edilmesi insanlığa karşı suç işlemektir” dedi.

    OKULLARIN FİZİKİ YAPILARI ENGELLİLER İÇİN UYGUN DEĞİL!

    Konfederasyon Başkanı Mustafa Özsaygı yaptığı basın açıklamasında “Engellilerin eğitim hakkına ulaşamadığı bir eğitim öğretim dönemi daha başladı” diyerek sorunların gün geçtikçe daha da derinleştiğini belirtti. Özsaygı, Türkiye’nin % 60 oranı ile Avrupa ülkeleri içinde ilkokuldan sonra engellilerin okulu bırakma oranının en yüksek olduğu ülke olduğunun altını çizdi. “Bu durumun sebebi bugün de yaşamaya devam ettiğimiz sorunlardır” diyen Mustafa Özsaygı şunları söyledi:

    “Türkiye’nin de taraf olduğu ‘Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 24. maddesinde ve Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde güvence altına alınan ‘eğitim hakkı’ ülkemizde bütün öğrenciler için ve özellikle de engelli öğrenciler için kâğıt üzerinde kalmaktadır. Zihinsel, işitme, görme, ortopedik ve öğrenme güçlüğü çeken diğer nöro-tipik engellilerin eğitim hakları sistematik bir şekilde ihlal edilmektedir. Temel bir insan hakkının sistematik şekilde ihlal edilmesi insanlığa karşı suç işlemektir. İlgili kurumlar engellilerin eğitim hakkını tanıma ve evrensel kurallar çerçevesinde yaşama geçirme konusunda sorumluluklarını yerine getirmemektedir.

    Türkiye nüfusunun yüzde 10’nu oluşturan engelli yurttaşlara sunulan kamu hizmetleri için bütçeden ayrılan pay sadece %1,6’dır. Engellilerin eğitimiyle görevli Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bütçesi Bakanlık bütçesinin %1’i düzeyindedir.

    Millî Eğitim Bakanlığı ve bağlı okulların bütçesi içerisinde engellilerin eğitimi için yeterli düzeyde bir bütçe, kadro, müfredat düzenlemesi yapılmamıştır. Bu durum diğer ilgili kamu kurumlarında da farklı değildir.

    Millî Eğitim Bakanlığının bir milyonu aşkın öğretmeni içerisinde özel eğitim öğretmenleri toplam öğretmenlerin sadece % 1,4’ünü oluşturmaktadır. Ayrıca özel eğitim öğretmenleri çoğunlukla yeterli ‘engelli hakları farkındalığı’ ve ‘hak temelli bir yaklaşım’ algısından uzaktırlar.

    Okulların sadece % 2,4’ü ‘özel eğitim kurumu’ olup, dersliklerde ise bu oran % 1,4 düzeyindedir. Okulların büyük çoğunluğunun servisleri, sıraları, merdivenleri, lavaboları, sınıfları, tahtaları, asansörleri, kantinleri, bahçeleri, spor alanları ve tüm fiziki yapıları engelliler için erişilebilir olmaktan uzaktır.

    Özellikle erişilebilir olmayan toplu taşım araçlarının evrensel normlara getirilmesi zorunluluğu defalarca ertelendikten sonra geçtiğimiz dönemde 4 yıl daha ertelenmiştir. Hükümetin bu politikası engellileri eve hapsetmenin yanı sıra engelli çocukları da okul hayatından uzaklaştırmaktadır.”

    “ÖNYARGILARIN KALDIRILMASI İÇİN HER KESİME BİLGİLENDİRME YAPILMALI”

    Yapılan açıklamada “Özel gereksinimli bireylerin kişisel gelişimleri ve bağımsız yaşam sürdürebilmeleri için zorunlu olan özel eğitim uygulaması iktidar tarafından akla ve bilime meydan okunarak uygulanmamaktadır” denildi. Engelliler Konfederasyonu acil taleplerini şu şekilde sıraladı:

    Başta engelli öğrenciler olmak üzere tüm öğrencilere tüm eğitim hizmetleri devlet tarafından parasız verilmelidir.

    Pandemi sürecinin neden olduğu engelli öğrencilerin akranlarına göre daha fazla geride kaldığı gerçeği göz önünde bulundurularak sorunu çözecek önlemler alınmalıdır.

    Tüm engellilerin eğitimi için nitelikli, anadilinde, erişilebilir, yaşadıkları çevre ile bütünleştirici eğitim imkanları sağlanmalıdır.

    Engellilerin eğitim hizmetine erişimi için bütçe, kadro ve müfredat gelişimi sağlanmalıdır. Merkezi bütçeden engelliler en az nüfusa oranları seviyesinde bütçe ayrılmalıdır.

    Eğitim alanlarının “Evrensel Tasarım İlkesi” esas alınarak “makul bir düzenlemeden” geçirilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

    Eğitim materyalleri her engel grubunun gereksinimleri gözetilerek erişilebilir özelliklerde hazırlanmalıdır.

    Braille alfabesi, işaret dili, beden dili ve alternatif iletişim biçimleri geliştirilerek engellilerin eğitimleri kolaylaştırılmalıdır.

    Alt yapısı tamamlanmış, tüm eğitim kesimlerince kabul görmüş bir kapsayıcı eğitimi sistemi yaşama geçirilmelidir.

    Ailelerinden uzak, adeta tecrit durumundaki körler ve sağırlar okulları kapsayıcı eğitim sisteminin içine alınmalıdırlar.

    Engellilerin eğitiminin önündeki toplumsal önyargıların ortadan kaldırılması için ilgili her kesime yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.

    Bireysel Eğitim programları yaygınlaştırılmalıdır.

    Kapsayıcı Eğitim uygulanan okul ve sınıf sayıları artırılmalı, bütün yerelliklerde yaygınlaştırılmalıdır.

    Otizm Spektrum durumu olan bireyler için devlet tarafından karşılanan ders saati ayda 40 saate çıkarılmalıdır.

    Engelli öğretmenlerin erişilebilir okul, sınıf, laboratuvar vb. ortamlarda ve branşlarında çalışmaları sağlanmalıdır. Engelli eğitimcilere yönelik mobbing uygulamalarına son verilmediler.

    Bu çalışmalara başta engelli dernekleri olmak üzere, üniversiteler, ilgili meslek odaları ve eğitimci sendikaları dahil edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • LGS sonuç raporu: Yaklaşık 200 bin öğrenci sıfır çekti

    LGS sonuç raporu: Yaklaşık 200 bin öğrenci sıfır çekti

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan LGS sonuç raporu, eğitim sistemindeki olumsuz tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Sınavda sıfır çekenlerin sayısı 200 bine yaklaştı. 20 soruluk matematik testindeki doğru cevap sayısı ortalaması 4,74’te kaldı.

    Liselere Geçiş Sistemi kapsamında 5 Haziran 2022’de gerçekleştirilen merkezi sınav sonuçları açıklandı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) sınava ilişkin yaptığı analiz raporu ise eğitim sisteminin durumunu ortaya koydu. Buna göre sınav başvurusu otomatik olarak gerçekleştirilen 1 milyon 236 bin 308 öğrenciden 1 milyon 31 bin 799’u sınava katıldı. Öğrencilerin yalnızca yüzde 14’ünün sınavla öğrenci alacak liselere girmesine olanak sağlayacak sınava katılım oranı yüzde 83 oldu.

    Merkezi sınav raporuna göre, 20 soruluk matematik testindeki doğru cevap sayısı ortalaması 4,74’te kaldı. Toplam 20 soruluk fen bilimleri testindeki doğru cevap sayısı ortalaması ise 9,50 olurken fen bilimleri, öğrencilerin doğru cevap sayısı ortalamasının en yüksek olduğu alt test olarak kayıtlara geçti. Raporda, öğrencilerin sözel bölümdeki testlere verdiği doğru cevap sayısı ortalaması da paylaşıldı. Buna göre, doğru cevap sayısı ortalaması 20 soruluk Türkçe testinde 9,22, 10 soruluk inkılap tarihi ve Atatürkçülük testinde 5,54, 10 soruluk din kültürü ve ahlak bilgisi testinde 6,45, 10 soruluk yabancı dil testinde ise 4,59 olarak gerçekleşti.

    LGS’DE SIFIR ÇEKENLERİN SAYISI 200 BİNE YAKLAŞTI

    Tüm soruları doğru yanıtlayan öğrencilerin 500 tam puan aldığı sınavda, puan aralıklarına göre öğrencilerin yüzdesi de hesaplandı. Buna göre, öğrencilerin yüzde 7,70’i 100-199 aralığında, yüzde 56’sı 200-299 aralığında, yüzde 26’sı 300-399 aralığında, yüzde 9,93’ü ise 400-500 aralığında puan aldı. Rapora göre LGS’de sıfır çekenlerin sayısı toplam 200 bine yaklaştı. Rapora göre fen bilimlerinde 5 bin 881, matematikte 84 bin 711, yabancı dilde 83 bin 163, din kültüründe 10 bin 937, inkılap tarihinde 12 bin 485 ve Türkçede 2 bin 786 kişi sıfır çekti. Sıfır çekenlerin toplamı 199 bin 963 oldu.

    MEB ayrıca sınavla girilecek liseleri de paylaştı. Buna göre geçen yıla göre bütün lise türlerinde artış yaşandı. En çok artış ise meslek liselerinde oldu. Onu imam hatip takip etti. Fen, sosyal bilimler ve Anadolu liselerinin toplamı meslek liselerinin yanına yaklaşamadı. Fen ve Anadolu liselerinin toplamı ise imam hatipleri sadece 78 sayıyla geçti.

    (HABER MERKEZİ

  • Kaya: Eğitimi tarikat ve cemaatlere teslim etmeye devam ettiler-VİDEO

    Kaya: Eğitimi tarikat ve cemaatlere teslim etmeye devam ettiler-VİDEO

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile Ensar Vakfı arasında 2017 yılında yapılan protokol kapsamında başlatılan “Sana Emanet” isimli programa tepki gösteren CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “Karaman’da Ensar yurdunda 8-10 yaşlarında 45 erkek öğrenci cinsel istismara uğradı, Milli Eğitim Bakanlığı üstünü örtmeye çalıştı. Eğitimi tarikat ve cemaatler teslim etmeye devam etti” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017 yılında Ensar Vakfı ile imzaladığı “Değerler Eğitimi Kapsamında Sosyal ve Kültürel Faaliyetler Yapılması” protokolü kapsamında başlattığı “Sana Emanet” isimli programa ilişkin açıklamalarda bulundu. Kaya açıklamasında “Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimi tarikat ve cemaatler teslim etmeye devam etti” ifadelerini kullandı.

    “EĞİTİMİ, TARİKAT VE CEMAATLERE TESLİM ETMEYE DEVAM ETTİLER”

    Ensar Vakfı’nın öğrenci yurtlarında geçmiş dönemde yaşananları hatırlatan Kaya, şöyle konuştu:

    “Karaman’da Ensar yurdunda 8-10 yaşlarında 45 erkek öğrenci cinsel istismara uğradı, Milli eğitim Bakanlığı üstünü örtmeye çalıştı. Adana Aladağ’da 11 kız öğrenci tarikat yurdunda yanarak can verdi. Milli Eğitim Bakanlığı seyretti. Erzurum’da bir Kur’an kursunda 10-11 yaşlarında 7 çocuk cinsel istismara uğradı, Milli Eğitim Bakanlığı sustu. Milli Eğitim Bakanlığı çocuklarımızın haklarını aramadı. Tarikat ve cemaatlilerin kurduğu vakıflarla protokoller imzalamaya devam etti. Eğitimi tarikat ve cemaatler teslim etmeye devam etti.

    Yapılan protokollerin iptal edilmesi gerekirken, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile Ensar Vakfı arasında 16 Mart 2017 tarihinde imzalanan ve detayları bugüne kadar kamuoyu ile paylaşılmayan, “Değerler Eğitimi Kapsamında Sosyal ve Kültürel Faaliyetler Yapılması” protokolü kapsamında “Sana Emanet” isimli yeni bir program başlattı.”

    PİRHA/ANKARA

  • MEB ilk raporu yayınladı: 128 karardan 57’si uygulanıyor; ‘Anasınıfına din dersi’ yer almadı

    MEB ilk raporu yayınladı: 128 karardan 57’si uygulanıyor; ‘Anasınıfına din dersi’ yer almadı

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 1-3 Aralık 2021’de yapılan 20’nci Milli Eğitim Şûra kararlarının uygulanmasına yönelik ilk raporu yayınladı. MEB 128 karardan 57’sinin uygulamaya geçtiğini belirtti. Başta Aleviler olmak üzere kamuoyunun büyük tepki gösterdiği ana sınıfına din dersi önerisiyle ilgili bir bilgi raporda yer almadı. Başta Aleviler olmak üzere demokrasi güçleri ana sınıfında din dersine karşı bir kampanya yürütüyor. 

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 1-3 Aralık 2021’de yapılan 20’nci Milli Eğitim Şûra kararlarının uygulanmasına yönelik ilk raporu yayınladı.

    MEB’den yapılan yazılı açıklamaya göre, raporun ilk kısmında atılan adımlar ve maddeler anlatılırken, son kısmında özet diyagramlar sunuldu.

    Raporun sonuçlarına göre; son 6 ayda yapılan çalışmalar sonucunda şûrada alınan 128 tavsiye kararından, 57 farklı tavsiye kararına dair bakanlığın en az bir somut adım attığı görüldü. Bakanlığın politikaları ile ilişkilendirilen 57 kararın 34’ünün temel eğitimde fırsat eşitliği, 14’ünün öğretmenlerin mesleki gelişimi, 9’unun ise mesleki eğitimin güçlendirilmesi ile ilişkili olduğu belirtildi.

    Rapora göre, bakanlığın en büyük önem atfettiği proje, Türkiye’de okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması.

    “93 YENİ ANAOKULU, 7 BİN 252 YENİ ANA SINIFI AÇILDI”

    Raporda şu bilgiler verildi:

    “Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması için atılan ilk adım Türkiye’nin farklı illerinde okul öncesi eğitim kurumlarının sayısını artırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, mevcut anaokulları ve ana sınıflarının bölgesel analizleri gerçekleştirilmiş, öğrenci sayısına bağlı olarak en fazla kurum ihtiyacı olan bölgeler belirlenmiştir. 2022 yılında toplam 3.000 yeni anaokulu ve 40.000 yeni ana sınıfı açılması hedefi doğrultusunda ocak ayı sonu itibarıyla 23’ü özel eğitim anaokulu olmak üzere 93 yeni anaokulu ve 7.252 yeni ana sınıfı açılmıştır. Ayrıca 214 yeni anaokulunun ihalesi yapılmış, 1.095 yeni anaokulu yatırım planına dâhil edilmiştir. 1.632 yeni anaokulu için ise arsa çalışmaları devam etmektedir.”

    İSTANBUL’DA 1000 ANAOKULU YAPILMASI PLANLANIYOR

    İstanbul’da okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılmasının planlandığı belirtilirken, 2022 yılında başlatılan “İstanbul’a 100 Anaokulu” projesinde İstanbul’un farklı bölgelerinde her biri en az 12 derslikli 100 anaokulunun kurulması için sürecin başlatıldığı, bu adımın, İstanbul’a yapılması planlanan 1.000 anaokulunun bir parçası olduğu kaydedildi.

    Bu arada, 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din eğitimi eklenmesi kabul edilmişti. Ancak raporda, hükümete yakınlığıyla bilinen Eğitim Bir-Sen’in, ana sınıflarına da din dersi getirilmesi önerisinin, uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin bir bilgi yer almadı.

    Eğitim Sen, ana sınıfına din dersi önerisine sert tepki göstermişti. Sendika yaptığı açıklamada, şu tepkiyi göstermişti:

    “Pedagoji bilimine aykırı olan bu kararın uygulanmaması için tüm gücümüzle mücadele edeceğiz. Henüz oyun çağında olan, soyut düşünce yetileri yeterince gelişmemiş olan 4-6 yaş grubu okul öncesi eğitim çağındaki öğrencilere, hangi neden ya da gerekçeyle olursa olsun, dini eğitim verilmesinin Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesi ile temelden çelişiyor. Laik bir ülkede devletin, zorunlu din dersi uygulamasıyla bireylerin kişisel inanç alanına girmesi doğru değildir. Bu noktada en hassas yaş grubu gelişim çağının başında olan okul öncesi eğitim çağındaki çocuklardır. MEB’in görevi iktidarın dindar nesil yetiştirme hedefini gerçekleştirmek için çalışmak değildir. Çocuk ve gençleri insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, çocukların üstün yararını gözeten, çocuk ve gençlerin kendini gerçekleştirebilmesi ve eleştirel düşünce becerisini kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak olmalıdır. Eğitim Sen olarak, çocukların sağlıklı gelişimini olumsuz etkileyen her türlü adım karşısında olduğu gibi bu karara karşı da tüm gücümüzle mücadele edeceğimizin bilinmesini istiyoruz.”

    ‘ANASINIFINA DİN DERSİNE HAYIR’ İMZA KAMPANYASI

    Öte yandan, anasınıfına din dersi getirilmemesi ve zorunlu din derslerinin kaldırılması için Demokrasi Konferansı bileşenlerinden Aleviler öncülüğünde bir kampanya yürütülüyor.

    Başta Alevi örgütleri olmak üzere Eğitim-Sen, KESK, Öğrenci Veli Derneği, çok sayıda yazar, gazeteci, aydın, sanatçı, demokratik kitle örgütü, sendikalar, yüzlerce yurttaş kesinlikle ana okuluna din dersinin getirilmesi önerisinin kabul edilemeyeceğini, bunun hem pedagoji bilimine, hem laik-bilimsel eğitime hem de çocuk haklarına aykırı olduğunu vurgulamışlardı.

    ALEVİLER ZORUNLU DİN DERSİNİN KALDIRILMASINI İSTİYOR

    Alevilerin öncülüğünde, 12 Eylül Askeri Darbesi ile zorunlu hale getirilen din dersinin kaldırılması için mücadele sürüyor. Aleviler zorunlu din dersinden Alevi öğrencilerin muaf tutulmasına yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmasını istiyor. Alevilerin bu konuda başlattığı kampanya devam ediyor.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

     

  • ‘Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kuran Başmüfettiş görevden alınacak mıdır?’

    ‘Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kuran Başmüfettiş görevden alınacak mıdır?’

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı teftiş kurulu başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya‘nın kumpas kurarak İstanbul Kadıköy’de bir okulda görev yapan okul müdürü Metin Bila‘yı Alevi olduğu için görevden almasını Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e “Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kurarak açıkça kin ve nefret suçu işleyen MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya görevden alınacak mıdır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) teftiş kurulu başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya‘nın kumpas kurarak İstanbul Kadıköy’deki Neriman İrfan Akça Mesleki Eğitim Merkezi’nde görev yapan okul müdürü Metin Bila‘yı Alevi olduğu için görevden almasını Meclis gündemine taşıdı.

    MEB teftiş kurulu başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya’nın Metin Bila’nın görevden alınması için yazdığı resmi mailde, “Zaten, kendisi Aleviymiş bunu da gizleme gereği duymamış. Camiamıza uygun olmadığı aşikâr…” ifadelerini kullandığını belirten Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde “Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kurarak açıkça kin ve nefret suçu işleyen MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya görevden alınacak mıdır?” diye sordu.

    “OKUL MÜDÜRÜNÜN ALEVİ OLMASINA DAHİ TAHAMMÜL GÖSTERİLMEDİĞİNE TANIKLIK EDİYORUZ”

    Kenanoğlu, soru önergesinin gerekçesinde şunları kaydetti:

    “Millî Eğitim Bakanlığı Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya, İstanbul Kadıköy Neriman İrfan Akça Mesleki Eğitim Merkezinde Okul Müdürü olarak görev yapan Metin Bila’nın “Alevi” olduğu için sicilini kasıtlı olarak bozduğu ortaya çıkmıştır.

    MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya’nın, “Alevi” okul müdürünün görevden alınması için yaptığı yazışma, yanlışlıkla 20 kişilik müfettiş grubuna göndermesi üzerine ortaya çıkmıştır. MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya’nın İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü Maarif Müfettişleri Koordinatörü Ayşegül Ekizceli’ye iletilmek üzere Maarif Müfettişi Semra Erdem’e yazdığı ‘meb’ uzantılı resmi e-posta iletisinde; “Metin Bila Bey’in idareciliğinin sonlandırılması için elimizden geleni yaptık. Zaten, kendisi Aleviymiş bunu da gizleme gereği duymamış. Camiamıza uygun olmadığı aşikâr…” denildiği görülmektedir.

    Bu ülke nüfusunun önemli bir bölümünün Alevi inancına sahip vatandaşlarımızdan oluşmasına rağmen, özellikle AKP iktidarı döneminde kamuda kaç üst düzey yönetici bulunduğuna dair sorduğumuz sorular cevapsız bırakıldığı gibi bir okul müdürünün Alevi olmasına dahi tahammül gösterilmediğine ne yazık ki tanıklık ediyoruz.

    Siyasi iktidar ve kamu kurumlarının, Alevileri “eşit yurttaş” olarak görmediği son yaşanan örnekten de bariz olarak anlaşılmaktadır. AKP iktidarı döneminde kamu kurumlarında yaşanan ayrımcı, dışlayıcı, aşağılayıcı ve nefret dolu yaklaşımlar da artış görüldüğü bütün kamuoyu tarafından bilinmektedir. Kamu kurumlarında Alevilere yönelik yaşatılan bu ayrımcı ve nefret söylemiyle üretilen ötekileştirme ve kutuplaştırmaya karşı olduğumuzu bir kez daha ifade etmek gerekiyor. Ülkemizde yaşayan bütün inanç ve kimliklerin eşit haklara sahip barış içinde bir arada yaşaması için laik ve demokratik bir ülkenin savunucusu olmaya devam edeceğiz.”

    Milletvekili Kenanoğlu bu bağlamda, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e şu soruları yöneltti:

    *Alevi okul müdürünü görevden almak için kumpas kurarak açıkça kin ve nefret suçu işleyen MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya görevden alınacak mıdır?

    *Alevi okul müdürünü görevden almak için kasıtlı olarak sicil bozan MEB Başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya’nın maili gönderdiği tüm ilgili kişiler hakkında da soruşturma açılacak mıdır?

    *Alevi olduğu için kasti olarak sicili bozulan Okul Müdürü Metin Bila görevden alınmış ise tekrar göreve iade edilecek midir?

    PİRHA/ ANLARA

  • Bülbül: Bu gidişle kundaktaki bebeğe, ana rahmindeki cenine din dersi verilecek-VİDEO

    Bülbül: Bu gidişle kundaktaki bebeğe, ana rahmindeki cenine din dersi verilecek-VİDEO

    PİRHA-20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocuklara din dersi verilmesi kararına tepki gösteren HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Bu aslında çocuklara karşı işlenmiş bir hak ihlali ve suçtur. Bu gidişle 21. Şûrada kundaktaki bebeğe, 22. şûrada da ana rahmindeki cenine din dersi verilecek herhalde” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 20. Milli Eğitim Şûrası’na ilişkin konuştu.

    Bülbül, 4-6 yaş grubundaki çocuklara din dersi verilme kararına tepki gösterdi.Bülbül, “20. Milli Eğitim Şûrası’nın 128 tavsiye kararının en dikkat çekici maddesi anasınıfına din dersi tavsiyesiydi. Bu aslında çocuklara karşı işlenmiş bir hak ihlali ve suçtur. Bu gidişle 21. şûrada kundaktaki bebeğe, 22. şûrada da ana rahmindeki cenine din dersi verilecek herhalde” diye konuştu.

    Bülbül ayrıca “Antalya’ya neden demir yolu hizmeti getirilmiyor?” diye sorarak şöyle devam etti:

    “Gazipaşa’dan Kaş’a kadar 500 km’lik mesafe aslında kara yolu dikkate alındığında demir yolu doğa tahribatı daha az ve dolaşımı hızlı olan bir yöntem olmasına rağmen Antalya’da demir yolu hizmeti neredeyse sıfır durumunda. Turistik bölge olan, dünyanın dikkatini çeken böylesi bir ile demir yolu hizmeti neden yapılmamaktadır?”

    PİRHA/ ANKARA

  • Okul öncesi öğretim programında din, ahlak ve değerler eğitimi yer alacak

    Okul öncesi öğretim programında din, ahlak ve değerler eğitimi yer alacak

    PİRHA- 20. Milli Eğitim Şurası’nda, “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” tavsiye kararı çıktı.

    7 yıl aranın ardından toplanan 20. Milli Eğitim Şurası’nda kurulan “Temel Eğitimde Fırsat Eşitliği”, “Mesleki Eğitimin İyileştirilmesi” ve “Öğretmenlerin Mesleki Gelişimi” özel ihtisas komisyonları üyeleri, görüş ve önerilerden oluşan taslak maddeler üzerinde dünkü çalışmalarını tamamladı. 20. Milli Eğitim Şurası’nda 128 maddede tavsiye kararı alınırken, şurada alınan kararlar arasında, başta Aleviler olmak üzere toplumun tepki gösterdiği “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” gösterildi.

    T24’te yer alan habere göre; Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, gazetecilere yaptığı açıklamada, kararların ‘tavsiye’ niteliğinde olduğunu dile getirerek, gerekli çalışmaların yapılacağını belirtti.

    Özer, “Okul öncesi eğitimde din eğitimi verilmesine yönelik maddenin okul öncesi eğitim komisyonlarında kabul edilmediği belirtiliyor, bu madde hakkında değerlendirmeniz ne olur?” sorusuna ise, şu cevabı verdi:

    “Buradaki önerinin doğruluğunu ve yanlışlığını Milli Eğitim Bakanı olarak tartışamam. Bildiğiniz gibi Şura kararları, tavsiye niteliğindeki kararlardır. Uygulanma, yaptırım zorunluluğu yoktur. Milli Eğitim Bakanlığı’nın en yüksek danışma kurulu olarak şuranın aktif olarak bizim belirlediğimiz önceliklerde çalışmasını istedik. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı olarak şurada gerek oy birliği gerekse oy çokluğuyla kabul edilen tüm kararları yeniden değerlendireceğiz, belirlemiş olduğumuz eğitimde fırsat eşitliği çerçevesinde alt başlıklarda gerekli yerlere dercedip ona göre yol haritamızı çıkaracağız. Yani burada alınan her kararı, Milli Eğitim Bakanlığı benimsediğimiz, reddettiğimiz veya kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP’li Bülbül’den, Hatay’da saldırıya uğrayan Alevi öğretmen için soru önergesi

    HDP’li Bülbül’den, Hatay’da saldırıya uğrayan Alevi öğretmen için soru önergesi

    PİRHA-Hatay’ın Altınözü ilçesinde öğretmenlik yapan S.G’nin saldırıya uğraması ve saldırganın “Alevi olması sebebiyle onu istemiyorum” sözlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanı’nın cevaplaması istemiyle HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül soru önergesi verdi. Bülbül, Milli Eğitim Bakanı Özer’e “Bakanlığınız saldırıdan haberdar mı? Eğer haberdar ise konu ile ilgili herhangi bir soruşturma açılmış mıdır?” diye sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Hatay’ın Altınözü ilçesinde öğretmenlik yapan S.G’nin, mahallelerinde oturan C.A tarafından okulda saldırıya uğramasıyla ilgili olarak Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in yanıtlaması isteğiyle soru önergesi verdi. C.A’nın babası N.G., saldırganın evlerine kadar gelerek, “Alevi olması sebebiyle onu istemiyorum” dediğini aktarmıştı.

    “İNANCINDAN DOLAYI ÖĞRETMENE SALDIRANLAR HAKKINDA BİR ŞEY YAPILACAK MI?”

    Bülbül, soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Cumhuriyet Gazetesi’nin 16 Ekim 2021 tarihli web sayfasında Hatay’ın Altınözü ilçesi Yolağzı İmam – Hatip Ortaokulu’nda öğretmenlik yapan S.G.’nin müdür yardımcısı odasında otururken mahallelerindeki C.A. tarafından demir sandalyeyle saldırıya uğradığına dair habere yer verilmiştir.

    Öğretmenin babası N.G., olayın geçmişinin üç yıl önceye dayandığını dile getirerek üç yıl önce okulda eski okul müdürü hakkında açılan bir soruşturma sonucunda oğlunun okul müdürü lehine ifade vermeye zorlandığını, yalan ifade vermeyi reddeden oğlunun, okul müdürü ve C.A. adlı şahıs tarafından çeşitli şekillerde taciz edilmeye başlandığını ifade etmektedir. Okul müdürünün okuldaki seçmeli ders saatlerinde değişiklikler yaparak oğlunun okuldaki ders saatlerini azalttığını ve onu görevlendirmeyle başka bir okula gönderdiğini, gittiği okulda üçüncü günü tamamlamadan yumruklu saldırıya uğradığını belirtmektedir. Oğlunun bu olay sonucunda başka bir okula görevlendirildiği, ancak okul müdürünün köyde ikamet eden arkadaşı C.A. adlı şahıs aracılığıyla oğlunu tacize devam ettiğini ileri sürmektedir.

    C.A’nın kendi evlerine kadar gelerek “Alevi olması sebebiyle onu istemiyorum” dediğini dile getiren babanın bunlarla yetinmeyen şahsın oğlunu çeşitli bahaneler göstererek CİMER ya da Milli Eğitim’e şikâyet ettiğini, üç müfettişin öğretmenler, veliler hatta öğrenci ifadeleri alındıktan sonra yürüttüğü tahkikat neticesinde oğlunun suçsuz bulunduğunu söylemektedir. Okul müdürü ile oğlunun çalışma odası olan müdür yardımcısı odasında bilgisayar başında okul iş ve işlemlerini yürüttükleri sırada küfür ve hakaret ederek içeriye giren şahsın direkt sandalyeyi oğlunun kafasına defalarca vurduğunu, oğlunun kanlar içinde ambulansla hastaneye kaldırıldığını ve tıbbi müdahale yapıldığını, olayla ilgili karakolda ifade verdiklerini söylemektedir.

    Ehli Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı Genel Başkanı, öğretmenin çok başarılı, öğrenciler, öğretmen arkadaşları, veliler, mahalle halkı, muhtar, İlçe Milli Eğitim Müdürü ve Kaymakamın büyük sevgi ve takdirini topladığını ifade etmektedir. Mahalle halkının okuluna büyük hizmetler yaptığı, öğrencilerin her derdiyle ilgilendiği, velileriyle yakın ilişkiler kurduğu, mahallenin bayram, cenaze, düğün, sünnet ve hasta ziyareti gibi tüm sosyal aktivitelerine büyük önem verdiği öğretmenin Alevi olması nedeniyle değişik zamanlarda psikolojik baskıya, sözlü taciz ve fiziki darba uğradığı iddia edilmektedir.”

    Kemal Bülbül, bu bağlamda, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu?

    1- Bakanlığınız Hatay’ın Altınözü ilçesi Yolağzı İmam – Hatip Ortaokulu’nda öğretmenlik yapan S.G.’nin müdür yardımcısı odasında otururken mahallelerindeki C.A. tarafından demir sandalyeyle saldırıya uğradığına dair süreçten haberdar mıdır? Eğer haberdar ise konu ile ilgili herhangi bir soruşturma açılmış mıdır? Eğer soruşturma açıldı ise inancından dolayı ayrımcılığa uğrayan öğretmene yönelik saldırıyı gerçekleştirenler ve bu olayda sorumluluğu bulunan okul müdürü hakkında herhangi bir girişimde bulunulacak mıdır?”

    PİRHA/ ANKARA

    İLGİLİ HABERİN LİNKİ

    *Hatay’da Alevi öğretmene saldırı

  • Alevileri hedef alan din dersi öğretmeni görevden uzaklaştırıldı

    Alevileri hedef alan din dersi öğretmeni görevden uzaklaştırıldı

    PİRHA-Ankara’nın Mamak ilçesindeki Şehit Ali İhsan Okatan Ortaokulu’nda M.K. adlı din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin, Alevi öğrencilere yönelik sözleri tartışmalara sebep olmuştu. Ankara Valiliği yaptığı açıklamada, Alevilere hakaret eden din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin görevden uzaklaştırıldığını duyurdu.

    Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre, Ankara’nın Mamak ilçesindeki Şehit Ali İhsan Okatan Ortaokulu’nda M.K. adlı din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin, Alevi öğrencilere yönelik sözleri tartışmalara sebep oldu.

    M.K adlı öğretmenin, 20 Eylül’deki ders sırasında 8. sınıf öğrencilerine “Alevi olanlar parmak kaldırsın” dedikten sonra parmak kaldıran öğrencilere “Aleviler neden abdest alıp namaz kılmıyor? Oruç neden tutulmuyor?” sorularını yönelttiği aktarıldı. Öğretmenin ayrıca “Biz Hazreti Ali’yi sevmeyiz. Hazreti Ali, peygamber efendimizin eşine küfür etmiş” ifadelerini kullandığı da iddia edildi.

    SORUŞTURMA AÇILDI

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Ankara’nın bir ilçesinde bir din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni ile bazı öğrenciler arasında geçtiği iddia edilen olayla ilgili Bakanlığımız tarafından inceleme/soruşturma başlatılmıştır. Süreç yakından takip edilmektedir” ifadelerine yer verildi.

    GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILDI

    Ankara Valiliği, Alevilere hakaret eden din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin görevden uzaklaştırıldığını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK’li öğretmen Karataş hakkında OHAL Komisyonu ve MEB’den farklı karar

    KHK’li öğretmen Karataş hakkında OHAL Komisyonu ve MEB’den farklı karar

    PİRHA- Muğla’nın Bodrum ilçesinde sınıf öğretmeniyken KHK ile 29 Ekim 2016’da ihraç edilen Engin Karataş’ın işine dönme mücadelesinde OHAL Komisyonu ile Milli Eğitim Bakanlığı ters düştü. OHAL Komisyonu, işine geri dönme mücadelesi nedeniyle Karataş’ın örgütle irtibatlı olduğunu öne sürerken, Milli Eğitim Bakanlığı, ‘Herhangi bir inceleme, soruşturma raporu, tutanak ve belge bulunmamaktadır” dedi. 

    Muğla’nın Bodrum ilçesinde sınıf öğretmeniyken KHK ile 29 Ekim 2016’da ihraç edilen Engin Karataş’ın OHAL Komisyonu başvurusu, 3 yıldır “İşimi istiyorum” eylemleri gerekçe gösterilerek reddedilmişti. Komisyonun red kararına itiraz eden Karataş, Eğitim-Sen’in avukatları aracılığıyla Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine Şubat ayında Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açtı.

    Engin Karataş öğretmen, “İşimi istiyorum” eylemleri yaparken defalarca polis tarafından gözaltına alındı ve hakkında davalar açıldı. Öğretmen Karataş, ihraç edildiği işine geri dönmek için yaptığı eylem nedeniyle hakkında Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davadan beraat etmişti.

    MEB: HERHANGİ BİR BELGE BULUNMAMAKTADIR

    Bugün yeni bir gelişme oldu. OHAL Komisyonu red gerekçesinde özlük dosyasında “DHKPC ile irtibatlı” olduğunu belirten belge var” demişti ancak Milli Eğitim Bakanlığı “bir belge yok” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği yazıda, “Davacı Engin Karataş hakkında Bakanlığımızda bulunan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kararı ve ekleri yazımız eklerinde sunulmuş olup, Bakanlığımızda komisyon kararı ve ekleri dışında herhangi bir inceleme, soruşturma raporu, tutanak ve belge bulunmamaktadır” denildi.

    “20 YILDIR SÜRDÜRDÜĞÜM ÖĞRETMENLİK MESLEĞİM GASP EDİLDİ”

    Engin Karataş öğretmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararını Facebook hesabından duyurdu. 

    Karataş, 20 yıldır sürdürdüğü mesleğinin gasp edildiğini belirterek şunları ifade etti:

    “2016 yılında 20 yıldır sürdürdüğüm öğretmenlik mesleğim gasp edildi. Gasp diyorum. Çünkü adli ve idari soruşturma açılmadan, savunmam alınmadan, gerekçe belirtilmeden bir gecede Kanun Hükmünde Kararname ile mesleğim elimden alındı. Sebebini resmi dilekçeyle sordum. Bilgi veremeyiz, dediler. Yaklaşık üç yıl okulumun önündeki meydanda türlü yöntemlerle işimi geri istedim. Bu sebeple hakımda Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalafet, Kabahatler Kanunu’na muhalefet, örgüt propagandası ve hükümeti küçük düşürmek suçlarından onlarca soruşturma ve dava açıldı. Örneğin “Nuriye Semih işe geri alınsın” yazınca DHKPC’ye, “Yüz bin emekçiyi hukuksuzca işten attılar” yazınca FETÖ’ye, “Sevgili Öğrencilerim Halkımızı Sevin Hükümete benzemeyin” yazınca Türklüğü aşağılamaktan açılan davaların çoğundan beraat kararı verildi. Bazıları hala sürüyor.

    Bu arada ben de Mili Eğitim Bakanlığı’na sendikamız aracılığıyla dava açtım. Hükümet KHK ile işini gasp ettiği 135 bin emekçinin davalarını OHAL Komisyonu’na sevk eti. Komisyon mahkeme gibi çalışıp kısa sürede davaları sonuçlandıracağını duyurdu. Ancak hala sonuç bekleyen kişiler var.

    “TARİHE GEÇECEK KOMEDİ”

    Komisyon benim davamı reddetti. İki gerekçe sundu. Birincisi işimi geri istediğim için hakkımda iktidar tarafından açılan davalara dayanıp örgütle irtibatlı kabul etti.
    İkincisi Bakanlığın benim için tuttuğu özlük dosyasında DHKPC ile irtibatlı olduğum belirtilmiş.
    Birinci gerekçe tarihe geçecek bir komedi oluşturuyor.
    Şöyleki;
    Komisyona “işten atılmamı neden onaylıyorsunuz?” diye sorunca cevaben “İşini geri istediğin için işten atılman uygundur” cevabını veriyor.
    Özlük dosyamda örgütle irtibatlı olduğumu kim yazmış olabilir diye düşünürken. Beş yıl boyunca okuldaki, ilçedeki ve ildeki idarecileri düşünüp durdum. Bu kötülüğü yapanı bulursam onunla hukuki olarak mücadele etmeyi istiyordum.


    “OHAL KOMİSYONU ‘ÖRGÜTLE İRTİBATLI BELGE VAR’ DEDİ, BAKANLIK ‘YOK’ DEDİ”

    Komisyonun kararına itiraz ettik tabi ki. Ankara 22. İdare Mahkemesi Bakanlıktan DHKPC ile irtibatlı olduğumu belirten bilgi ve belgeleri istedi. Bakanlık belge ve soruşturma olmadığını belirtmiş.
    Yani komisyon ‘belge var’ diyerek reddediyor. Bakanlık ‘yok’ diyor.
    Belge yoksa komisyon niye “var” diyor. Belge varsa Bakanlık niye “yok” diyor.
    Bakanlık soruşturma ve belge olmayınca herhalde “mahkemeye bir cevap vermemek olmaz” düşüncesiyle komisyondaki dosyanın tamamını taratıp araya da üçer sayfa boş koyarak tam 433 sayfalık bir cevap yollamış.
    E komisyon kararına karşı açılmış davada dosya zaten hakimlerin elinde. İsraf değil mi.

    Büyük iş yapıyormuş görüntüsü veren komisyon üyeleri sadece UYAP’a bakıp karar yazıyor. Büyük iş yapıyormuş gibi görünen Bakanlık mahkemenin dosyasını mahkemeye gönderiyor. İktidarın yönettiği tüm kurumlar böyle en alttakiler iyi kötü işi yapıyor, üsttekiler görüntü veriyor.

    ÖĞRETMEN KARATAŞ’TAN GENÇLERE ÖNERİ: HAYAT ONURLU YAŞAYINCA GÜZELDİR”

    Sabahattin Ali “Kürk Mantolu Madonna” kitabında, kahramanının tercüme konusunda ülkenin en başarılı tercümanı olmasına rağmen görüntüsüyle en başarısız algısını yarattığını belirtiyor.
    AKP iktidarında ise en az iş yapıp en çok iş yapmış görüntüsü verenler en yukarılara tırmanıyor.
    İşe girmek isteyen gençlere önerim, ‘Mesleğinizin önemi yok. Hatta hiç anlamadığız bi işe de başvurabilirsiniz. İktidara muhalif olmadığızı ispatlayıp kendinize, kıyafetinize ve konuşmanıza öyle bir eda verin ki sizi görenler “Ooo bu işin erbabı budur” diye düşünsünler. Böylelikle her işi kapabilirsiniz. Yükselmek istiyorsanız uzun konuşun. Örneğin üç dakikada bitecek bir konuşmayı aralara gereksiz sözcükler koyarak on dakika sürdürün. Mesela “Dün eve gelmedim.” cümlesini “Ben dün eve gelmemiş değilim ki” şeklinde.
    Tabiki böyle yapmayınız. İşinizin ustası olunuz. Fakat gerektiğinde onurunuz için dik durun. Hayat mal mülk mevki makam peşinde koşarak değil onurla yaşayınca güzeldir.

    Fotoğraflarda Komisyonun “Belge var yazısı” ve Bakanlığın “belge yok yazısını” paylaştım.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Oğulveren Cemevi Dernek Başkanı: Cemevimizin tapusunun verilmesini istiyoruz-VİDEO

    Oğulveren Cemevi Dernek Başkanı: Cemevimizin tapusunun verilmesini istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- 4 yıl önce dayanışmayla yapılan Oğulveren Cemevinin tapu sorunu başta olmak üzere hala birçok eksiği mevcut. Oğulveren Cemevi Dernek Başkanı Mustafa Akpınar, “Buranın tapusu Milli Eğitim’e aitmiş. Biz bunu bilmiyorduk, geldik burada cemevimizi kurduk. Bir yıldır tapusunu almak için uğraşıyoruz. Cemevimizde hala eksiklerimiz çok. Durumu olan herkesten yardım bekliyoruz” dedi.

    Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Oğulveren köyünde bulunan cemevi, Alevi yurttaşların bir araya gelerek topladıkları yardımlarla kuruldu. 4 yıl önce dayanışmayla kurulan cemevinin tapu sorunu başta olmak üzere hala birçok eksiği var.

    Oğulveren Cemevi Dernek Başkanı Mustafa Akpınar, Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) ait olan cemevinin inşa edildiği arsanın tapusunun kendilerine verilmesini istediklerini belirtti. Akpınar ayrıca cemevinin eksiklerinin tamamlanması için de imkanı olan yurttaşlara seslenerek yardım etmeleri için çağrıda bulundu.

    “CEMEVİMİZİ DAYANIŞMAYLA BUGÜNKÜ HALİNE GETİRDİK AMA HALA EKSİKLERİ VAR”

    Akpınar, Oğulveren Cemevini 4 yıl önce Alevi yurttaşların yardımları ve dayanışmasıyla birlikte inşa ettiklerini ancak hala çok fazla eksiklerinin olduğunu ifade ederek şunları aktardı:

    “Cemevimizde morgumuz yok, ibadethanemiz yok, bahçe düzenlememiz yok, bahçemizi telle çevirmek istiyoruz bunu yapamadık. Birçok eksiğimiz var. Hala istediğimiz düzeye getiremedik cemevimizi. 4 sene önce yaptık bu cemevini. Kendi çabalarımızla bugünkü haline getirebildik. Vatandaşlarımızın, hayırsever insanların katkısıyla hep birlikte yaptık. Ayrıca valilik de yardım etti. 40.000 TL verdi ama yetersiz tabii. Hala eksiklerimiz çok. Durumu olan herkesten yardım bekliyoruz. Biz birçok resmi kuruma da başvurduk ama hiçbir cevap alamadık. Camilere nasıl yardım ediliyorsa, nasıl destek veriliyorsa bize de aynısı verilsin istiyoruz.”

    “CEMEVLERİ YASAL STATÜYE KAVUŞMALI”

    Mustafa Akpınar, “Bizim Aleviler olarak taleplerimiz belli zaten. Bunların başında da cemevlerimizin yasal statüye kavuşturulması var. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını da istiyoruz. Eşit yurttaşlık hakkı da istiyoruz. Biz Aleviler olarak kendi kültürümüzü, kendi inancımızı yaşamak istiyoruz, yaşatmak istiyoruz” diye konuştu.

    “CEMEVİMİZİN TAPUSUNU ALMAK İÇİN BİR YILDIR UĞRAŞIYORUZ”

    Oğulveren Cemevinin inşa edildiği alanın aslında MEB’e ait olduğunu ve tapusunu almak için uğraş verdiklerini anlatan Akpınar sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Buranın tapusu Milli Eğitim’e aitmiş. Biz bunu bilmiyorduk, geldik burada cemevimizi kurduk. Sonra Milli Eğitim geldi ve burayı terk edin dedi bize. Biz valilikle, kaymakamlıkla görüşmeler yaptık. Bize 500 metre yer verdiler sadece burada. Tapu Kadastro’dan geldiler tapumuzu vermek için ama 1000 metrenin altında olan yerlere tapu verilmeyeceğini söylediler. Biz de şimdi 1000 metrenin üzerinde yer istiyoruz ki buranın tapusunu alabilelim. Yoksa tapu alamayacağız. Bu konu ile ilgili valilik ve kaymakamlık ile görüşmeler yaptık. Ama hala bekliyoruz. Milli Eğitim verecek 1000 metre verilebilir kararını. Biz geçen seneden bu yana uğraşıyoruz ama hala bir cevap alamadık. Hala sonuç alamadık. Biz cemevi olarak başvurumuzu yaptık. Resmi olarak burası cemevidir.”

    PİRHA/ERZİNCAN

     

  • Silahlı din öğretmeni Meclis gündeminde

    Silahlı din öğretmeni Meclis gündeminde

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Muğla Fethiye’de Din Kültürü öğretmeni olarak görev yapan Yunus Taşkıran‘ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun mesajını silahlı fotoğrafıyla birlikte sosyal medyada paylaşmasını Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu verdiği soru önergesinde Yunus Taşkıran hakkında daha önce açılan bir soruşturma bulunup bulunmadığını ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olduğu öğrenilen Yunus Taşkıran’ın görevden alınıp alınmayacağını sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘ya destek açıklamasının ardından Muğla Fethiye’de Din Kültürü öğretmeni olarak görev yapan Yunus Taşkıran‘ın silahlı fotoğrafını sosyal medyada paylaşmasını Meclis gündemine taşıdı.

    Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı‘na verdiği soru önergesinde konuya ilişkin soruşturma açılıp açılmadığını, olayda adı geçen Yunus Taşkıran hakkında daha önce açılan bir soruşturma bulunup bulunmadığını ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olduğu öğrenilen Yunus Taşkıran’ın görevden alınıp alınmayacağını sordu.

    ‘FAZLA YAKLAŞANI VURURUZ!’ MESAJI

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 26 Mayıs 2021’de gerçekleştirdiği grup toplantısında İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i kastederek, ‘Gelin Hanım dua et ki, Rize’de çok ileriye gitmeden ders verdiler. Bunlar iyi günler, daha neler olacak neler…’ demişti.

    Bu açıklamanın ardından Muğla Fethiye’de bulunan Melsa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olduğu öğrenilen Yunus Taşkıran Süleyman Soylu’nun Erdoğan’a teşekkür mesajına atıfta bulunarak, silahla çekilmiş fotoğrafını paylaştı. Yaptığı silahlı paylaşımın üzerine, ‘Biz de senin emrindeyiz Ağa. 600 Metreden nokta atışı, 800 metre kola bacağa, yani 800 metreden fazla yaklaşma’ şeklinde not yazmıştı.

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Yunus Taşkıran’ın sosyal medya hesaplarında, sık sık Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun fotoğraflarını paylaştığı da görüldü.

    “GÖREVDEN ALACAK MISINIZ?”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanaoğlu yaşanan bu olay üzerine Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) yanıtlaması için soru önergesi verdi. Kenanoğlu bu bağlamda şu soruları yöneltti:

    -Fethiye’de görev yaptığı anlaşılan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Yunus Taşkıran’ın elinde silahla sosyal medya hesaplarından tehditkâr paylaşımlar yapması nedeniyle hakkında soruşturma açılacak mıdır?

    -Devlet memurlarının siyaset yapma yasağı bulunmasına rağmen sosyal medya hesaplarında sık sık paylaşımlar yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Yunus Taşkıran hakkında daha önce başlatılmış bir soruşturma bulunmakta mıdır?

    -Öğrencilere ahlak dersi vermesi gereken ancak silahla paylaşım yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Yunus Taşkıran görevden alınacak mıdır?

    (HABER MERKEZİ)