Etiket: milli eğitim bakanlığı

  • Eğitim Sen 2 No’lu Şube’den Recep Kerman Spor Lisesi’nin kapatılmasına tepki: Karar geri çekilmeli!

    Eğitim Sen 2 No’lu Şube’den Recep Kerman Spor Lisesi’nin kapatılmasına tepki: Karar geri çekilmeli!

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı,  İzmir’in Foça ilçesinde 179 öğrencinin eğitim gördüğü Recep Kerman Spor Lisesi’nin kapanmasına ilişkin yazı gönderdi. Kapatma kararının geri çekilmesini isteyen, Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube, “Başarılarıyla örnek olmuş bir spor lisesinin kapatılması; eğitimde sürdürülebilirlik, fırsat eşitliği ve kamusal eğitim anlayışıyla bağdaşmamaktadır” dedi. 

    Milli Eğitim Bakanlığı, İzmir’in Foça ilçesinde 179 öğrencinin eğitim gördüğü Recep Kerman Spor Lisesi’nin kapanmasına ilişkin yazı gönderdi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir 2 No’lu Şube, yazılı açıklama yaparak kapatma kararına tepki gösterdi. Okulda öğrenim gören 179 öğrencinin Karşıyaka Mustafa Kaya Spor Lisesi’ne nakledildiği belirtilen açıklamada, mevcut okul ve pansiyon binalarının ise Foça Halim Foçalı Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ ne tahsis edileceği belirtildi.

    Alınan kararın öğrencilerin sportif gelişimleri, akademik devamlılıkları, aile yaşamları ve öğretmenlerin çalışma koşulları açısından ciddi mağduriyetlere yol açacağı belirtilen açıklamada,  eğitimin planlı ve süreklilik gerektiren bir süreç olduğu ve gerekli görüşler alınmadan yapıldığı için moral ve motivasyon kaybına yol açacağına dikkat çekildi.

    “ÖĞRENCİLERİN EMEĞİ SEKTEYE UĞRATILACAK”

    Başarıya imza atmış spor lisesinin kapatılmasının eğitimde sürdürülebilirlik, fırsat eşitliği ve kamusal eğitim anlayışıyla bağdaşmadığı kaydedilen açıklamada, yaşanan mağduriyetlere ilişkin şunlar ifade edildi:

    “Pansiyonda kalan 47 öğrencinin nakil sürecinde genel anlamda bir sorun yaşanmayacağı ifade edilse de bazı öğrencilerin mevcut eğitim ortamlarından ayrılması çeşitli nedenlerle mümkün görünmemektedir. Bu öğrencilerin bir kısmının turizm ve otelcilik alanına yönlendirilmesinin planlandığı belirtilmektedir. Oysa özellikle 12. sınıfta öğrenim gören bir öğrencinin üç yıl boyunca spor lisesi müfredatıyla eğitim aldıktan sonra son yılında farklı bir okul türüne geçmek zorunda bırakılması, öğrencinin ilgi, yetenek ve gelişimine uygun eğitim alma hakkıyla açıkça çelişmektedir. Böyle bir uygulama hem akademik hem sportif gelişimi sekteye uğratacak, yılların emeğini boşa çıkaracaktır.”

    Açıkmada ayrıca öğretmenlerin de hak kayıpları ve mağduriyetler yaşayacağına dikkat çekildi.

    “KAPATMA KARARI GERİ ÇEKİLMELİ”

    Mevcut okul ve pansiyon binasına Foça Halim Foçalı Turizm Mesleki Teknik ve Anadolu Lisesi’nin taşınmasının planlandığı ancak binaların turizm eğitiminin gerektirdiği uygulama alanları ve atölye altyapısı açısından yeterli donanıma sahip olmadığı belirtilen açıklamada, eğitim planlaması yapılırken öğrencilerin nitelikli eğitim hakkı yerine idari tasarrufların öncelendiği ileri sürüldü.

    Foça Recep Kerman Spor Lisesi’nin kapatılması kararının geri çekilmesi istenen açıklamada, eğitimcilerin, öğrencilerin ve velilerin değerlendirmelerinin göz önüne alınması gerektiği kaydedildi.

    PİRHA-İZMİR

     

  • PSAKD’li Karadağ: Ramazan etkinlikleri ile çocuklarımız fişleniyor!-VİDEO

    PSAKD’li Karadağ: Ramazan etkinlikleri ile çocuklarımız fişleniyor!-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Ramazan ayına ilişkin okullara gönderdiği etkinlik genelgesine tepkiler sürüyor. PSAKD Altınova Şubesi Başkan Yardımcısı Abdurrahman Karadağ, herkesin kendi bildiği ve inandığı şekilde yaşaması gerektiğini vurgulayarak, “Bu asimilasyon politikalarınız nereye kadar devam edecek?” diye sordu.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat’ta 81 il valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı talimatta; okul öncesinden ortaöğretime kadar öğrencilerin öğretmenleri eşliğinde okul dışında düzenlenecek iftar ve sahur programlarına katılımının öngörüldüğü belirtildi.

    Söz konusu genelgeye yönelik eleştiriler devam ederken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şubesi Başkan Yardımcısı Abdurrahman Karadağ, çocukların cehalete maruz bırakılmak istendiğini belirtti.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu genelge ile tek tip bir nesil yetiştirilmenin amaçlandığına dikkat çeken Karadağ, “Neymiş? Ramazan’ı çocuklara tanıtacak, sevdirecek. Maalesef çok üzücü. Nereden icap etti bu” diyerek tepki gösterdi.

    “ÜLKEDE SADECE BİR İNANÇ VARMIŞ GİBİ YAKLAŞILMASI KABUL EDİLEMEZ”

    Ülkede sadece tek inancın toplumu varmış gibi hareket edildiğini belirten Karadağ, “Diğer inançları özellikle Alevi inancını yok sayarak bizim çocuklarımızın üzerinde bu şekilde bir çalışma yürütmelerini şiddetle kınıyor doğru bulmuyoruz” dedi.

    Gerekli yerlere uygulamanın iptali için dilekçeler verdiklerini aktaran Karadağ, “Bu yanlıştan dönülmesini istiyoruz. Fakat ısrarla bunun devam ettirileceğini görüyoruz. Bırakın insanlar yoluna, erkanına hizmetini yapıp yolunu sürsün. Bu asimile politikalarınız nereye kadar devam edecek? Bundan dolayı bütün toplumumuzdan ricam bu konuda duyarlı olsunlar. Tepkilerini göstersin okullara dilekçelerini versinler” diye belirtti.

    RAMAZAN ETKİNLİKLERİYLE ÇOCUKLARIMIZ FİŞLENİYOR”

    Ramazan etkinliklerinde çocukların fişlendiğini vurgulayan Karadağ, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Bırakın şu insanlar rahat yaşasın, rahat nefes alsın. İnsanların yaşam biçimini, düşüncesini, felsefesini bırakın nasıl istiyorsa öyle yaşasın. Bu zorlamalar, bu diretmeler nereye kadar devam edecek?

    Asimilasyonla bu insanları bitiremez yok edemezsiniz. İnsanları ayrıştırıyor çocuklar kendi içlerinde kendi akranlarıyla çatışmaya giriyor. İşte yok oruç tutuyorsun, yok tutmuyorsun, yok sen bu Ramazan’da şu etkinliği yapıyorsun, sen yapmıyorsun diye bu kutuplaşmadır. Bu kutuplaşmayı okullara kadar indirdiler. Bundan üzüntü duyuyor, bundan bir an önce vazgeçilmesini istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Dede Özer: Camiye ibadet dayatması, Cemevine sembolik ziyaret!-VİDEO

    Dede Özer: Camiye ibadet dayatması, Cemevine sembolik ziyaret!-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Ramazan ayına ilişkin okullara gönderdiği etkinlik genelgesine tepkiler sürüyor. Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Ercan Kazım Özer, düzenlemenin yeni olmadığını belirterek, “Okullarda özellikle çocuklara Ramazan’ın özendirilmesi amaçlanıyor” dedi. Özer, uygulamaların yalnızca Alevilerin değil, tüm toplumsal kesimlerin sorunu olduğunu vurguladı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat’ta 81 il valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı talimatta; okul öncesinden ortaöğretime kadar öğrencilerin öğretmenleri eşliğinde okul dışında düzenlenecek iftar ve sahur programlarına katılımının öngörüldüğü belirtildi.

    Söz konusu genelgeye yönelik eleştiriler devam ederken, Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Ercan Kazım Özer uygulamaların eğitim alanının dinselleştirilmesinin bir parçası olduğunu ifade etti.

    “RAMAZAN DİĞER İNANÇLARDAN FARKLI GÖSTERİLİYOR”

    Ramazan etkinliklerinin teşvik edici bir içerikle kurgulandığını belirten Özer, evlere Ramazan paketleri gönderilmesi ve bu süreçlerin fotoğraf ve videolarla paylaşılmasının “özendirme” amacı taşıdığını söyledi. Özer, “Bu uygulamalar Ramazan’ı diğer inançlardan farklı ve üstün gösterme girişimidir” dedi.

    Okullarda öğrencilerin camilere götürüldüğünü, abdest aldırılıp namaz kıldırıldığını dile getiren Özer, cemevlerinin ise yalnızca “gezdirilen” mekânlar olarak gösterildiğini savundu.

    “Cemevinin önünden geçerken ‘Burası da cemevidir’ deniliyor ama camiye girerken çocuklara abdest aldırılıp namaz kıldırılıyor. Cemevinde deyiş nedir, semah nedir, mersiye nedir, duaz nedir bunlar anlatılıyor mu? Çocuklara bunlarla ilgili bir uygulama yaptırılıyor mu? Hayır” ifadelerini kullandı.

    “BU SADECE ALEVİLERİN SORUNU DEĞİL”

    Özer, benzer tartışmaların daha önce ÇEDES projesi kapsamında da yaşandığını hatırlatarak, İzmir’de iki yıl önce farklı illerden katılımla merkezi bir miting düzenlendiğini söyledi.

    “ÇEDES sadece Alevilerin problemi değildi. Bu mesele eğitimcilerin, sosyal demokratların, Hristiyanların, Yahudilerin, Ermenilerin de problemidir. Bu okullarda sadece Alevi çocukları okumuyor” diyen Özer, geniş toplumsal kesimlerin sessizliğini eleştirdi.

    “ASLOLAN KENDİ SORUMLULUĞUMUZ”

    Yaşananları “kurt ve kuzu” benzetmesiyle değerlendiren Özer, karşı tarafı suçlamak yerine hak ve özgürlükler için örgütlü mücadele yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

    “Birilerini sürekli düşman ilan ederek çözüm üretemeyiz. Asıl mesele kendi haklarımızı koruyacak mekanizmaları kurmak ve mücadeleyi yükseltmektir” diyen Özer, toplumsal kesimlere ortak duruş çağrısında bulundu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Sazcı: İktidar Sünni, Vahabi, Selefi-İslam’ı tüm topluma empoze etmeye çalışıyor!-VİDEO

    Sazcı: İktidar Sünni, Vahabi, Selefi-İslam’ı tüm topluma empoze etmeye çalışıyor!-VİDEO

    PİRHA- ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’ ve eğitim alanında yaşanan gerici müfredat politikalarına karşı sadece Eğitim Sen veya KESK’in vermiş olduğu mücadele ile sonuç alınamayacağını vurgulayan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bugün eğitim alanında yaşanan olumsuzlukları yalnızca, Aleviler, Kürtler ve solcular yaşamıyor, toplumun her kesimi yaşıyor. Daha çok kendisini seküler olarak gören her kesimin doğrudan müdahil olmasıyla sonuç alınabilir” diye belirtti.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı uygulamasına toplumun çeşitli kesimlerinden tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, AKP’nin iktidara geldiği ilk günden itibaren eğitim alanında değişikliğe gittiğini belirterek, “İktidar çeşitli politikalarda olduğu gibi eğitimde evrim teorisinin çıkartılması, fen bilimleri derslerinin ders saatleri azaltılarak daha geri noktaya getirilmesi, din merkezli seçmeli derslerin zorunlu seçmeli dersler haline getirilerek müfredata dahil edilmesi ile nasıl bir neslin yetiştirilmek istendiği açıkça görülmektedir” dedi.

    “İKTİDAR KİNDAR VE DİNAR NESİL YETİŞTİEMEK İÇİN HER YÖNTEMİ DENİYOR”

    Manevi danışmanlık adı altında Diyanet’te görevli personelin okullarda görevlendirildiklerini hatırlatan Sazcı, “Bu atanan kişilerin öğrencilerle, yurtlarda, okullarda ilişki kurması ciddi anlamda iktidarın dindar nesilleri yetiştireceğiz politikasının açık bir uygulamasıydı. Bizim dikkate almamız gereken bu alanlar şu anda iktidar tarafından dolduruluyor. Demek ki biz özellikle eğitim alanında laik, bilimsel, demokratik eğitim alanında ciddi anlamda bir boşluk bıraktık. Yıllarca ana dilinde, laik, demokratik, bilimsel bir eğitim için başta Eğitim Sen’in önderliğinde yapılan etkinliklerde Alevi Bektaşi kurumları elinden geldiğince destek olmuştu. Fakat süreç o kadar kötüye gitti ki Eğitim Sen ve KESK’in yalnızca kendisi ile birlikte örgütlemiş olduğu bu mücadele, maalesef ki başarıyla sonuçlanmadı” diye belirtti.

    “İKTİDAR BİZİM BOŞ BIRAKTIĞIMIZ BÜTÜN ALANLARI DOLDURUYOR”

    4 yaşından lise dönemine kadar geçen süreç içerisinde bulundukları her alanda çocukların Sünni, Müteşerrîk, Vahabi, Selefi-İslam’ın empoze edilmeye çalışıldığına dikkat çeken Sazcı, “Alevi-Bektaşi toplumunun gençleri de çocukları da yine farklı inanca mensup veya inançsız toplulukların çocukları da maalesef doğrudan doğruya iktidarın politikalarından en çok etkilenen hale geldiler” şeklinde ifade etti.

    “İKTİDAR FAKİR YOKSUL AİLE ÇOCUKLARI ÜZERİNDEN EĞİTİM POLİTİKASINI YÜRÜTÜYOR”

    İktidar özel eğitim kurumlarında eğitim alan çocuklara değil, maddi imkanları olmayan çocuklara yönelik eğitim politikası uyguladığını belirten Sazcı, “Alt grup dediğimiz fakir, yoksul, geçinemeyen toplulukların çocukları iktidara biat edebilecek. Tabi olabilecekleri, sindirebilecekleri bir karakteristik düşünce yapısıyla yetiştirmeye yönelik bir politikası söz konusu. Geçmişte gördüğümüz öğrenci hareketini bugünlerde göremiyoruz. Geçmişteki gençliğin dinamikliğini bu dönemde maalesef görmek mümkün olmuyor. Durum böyle olunca da dolayısıyla iktidar bu politikalarını ciddi anlamda başarılı bir şekilde ilerletiliyor” diye konuştu.

    “ORTAK MÜCADELE EDİLMESİ ŞART”

    Bu noktada ne yapmalıyız sorusunun çok önemli olduğunu vurgulayan Sazcı, şunları ifade etti:

    “Bu durumdan kaygılanan ülkenin anayasa da olan ama yaşamda olmayan laikliği yeniden tesis edilmesi için müdahale etmek isteyen ya da mücadele ettiğini deklare eden kendini solda konumlandıran tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, yanı sıra bugün “atam izindeyiz” diyen özellikle Eğitim İş Sendikası gibi sendikaların da bu işe müdahil olması gerekiyor.

    Sadece Eğitim Sen’in veya KESK’in kendi vermiş olduğu mücadele ile sonuçlanacak bir mücadele değil. Bugün kendini daha çok Kemalist, ulusalcı, seküler kesim içerisinde gören kitlelerin de doğrudan müdahil olmasıyla gerçekleştirecek. Yani burada yaşanan olumsuzlukları yalnızca solcular, Kürtler, Aleviler yaşamıyor toplumun her kesimi Sünni toplumda da yaşıyor. Kısacası iİktidar gibi düşünmeyen, iktidar gibi inanmayan herkesin buna karşı mücadele yürütmesi gerekiyor. Bir olmadığımız müddetçe iktidara hiçbir şekilde geri adım attıramayacağız.”

    Velilere çağrıda bulunan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bu durumdan kaygılanan velilerin, ebeveynlerin yapması gereken ya bir avukata, ya da Barolar Birliği’nden bir avukata danışabilirler. Yine Eğitim Sen, KESK gibi kurumlara danışarak bir dilekçeyle Millî Eğitim Bakanlığı’na başvurup çocuklarının ÇEDES, ‘Ramazan Etkinlikleri’ gibi şeylerden muaf tutulmasını sağlayabilirler. Yalnızca bireysel başvurular değil, kitlesel başvurular gerçekleşirse en azından iktidar geri adım atabilir. Bunu yaratmak gerekiyor” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak: Eğitimin adresi sanayi ve camilere taşındı!-VİDEO

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak: Eğitimin adresi sanayi ve camilere taşındı!-VİDEO

    PİRHA – -Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, MEB kararıyla okullarda yapılacak Ramazan ayı etkinliklerini eleştirdi. Irmak, söz konusu uygulamaların, yasalara aykırı olduğunu belirterek “eğitimin adresi sanayi ve camilere taşındı. Milli Eğitim Bakanlığı, bu uygulamalarıyla sömürüyü meşru hâle getiriyor” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla okullara gönderilen talimatla birlikte, Ramazan ayı boyunca öğrencilere dini içerikli programlar dayatılacak.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası da (Eğitim-Sen) söz konusu uygulamalara karşı tepkisini sürdürüyor. Sendika başkanı Kemal Irmak, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, Ramazan etkinliklerinin Anayasa’nın laiklik ve 1739 sayılı Milli Eğitim Kanunu’nun temel ilkelerine aykırı olduğunun altını çizdi. Milli Eğitim Bakanı Tekin’in, toplumu kutuplaştıran bir tutum izlediğini söyleyen Kemal Irmak, “Yapılanların farkında mıdır bilmiyorum ama ona bu uyarıyı muhakkak yapmak gerekiyor” sözlerini kullandı.

    “MAHALLE BASKISI”

    Kemal Irmak, yapılacak etkinliklerin başta Alevi çocukları olmak üzere, başka inançlara sahip olanlara karşı da bir baskı hali oluşturduğunu söyledi.

    ““Buna karşı söz söyleyenlere yönelik olarak, troller aracılığıyla toplumu bir biçimde ayrıştıran, kutuplaştıran ve sanki toplum onların inancına ya da bu uygulamaya karşı çıkan insanların inançlarına düşmanmış gibi bir algı sürekli üretiliyor. Birlikte hareket ettikleri Eğitim Bir Sen’le beraber topluma bir kutuplaşma hali dayatılıyor. Bizler, bu ülkede yaşayan herkesin inancına saygılıyız. Ancak devletin, özellikle de Milli Eğitim Bakanı eliyle, kamu kurumlarında bir inancın ritüellerini etkinlik haline getirmesi, bunu raporlaştırması ve raporların ilgili müdürler aracılığıyla İl Milli Eğitim Müdürlüklerine gönderilmesi doğrudan doğruya bir mahalle baskısıdır.”

    “ÇOCUKLAR YA SANAYİDE YA DA CAMİDE SÖMÜRÜLÜYOR!”

    “Ramazan ayı etkinlikleri çocukların ufkunu nasıl açacak?” sorusunu gündeme getiren Irmak, eğitimin adresinin sanayi ve camiler olmadığının altını çizdi.

    “Yapılanlar için ‘Ramazan ayı şenlikleri’ deniyor. Siz Hristiyan mısınız? Noel mi yapıyorsunuz ki ‘şenlik’ düzenliyorsunuz? Ramazan’da ne zamandan beri şenlikler düzenleniyor? Gelinen aşamada eğitimin adresi özellikle bu bakanın uygulamalarıyla birlikte ya sanayide çocukların sömürülmesine sebep olan ya da camilere taşınan ikili bir sömürü aracına dönüşmüş durumda. Milli Eğitim Bakanlığı, bu uygulamalarıyla bir taraftan inanç sömürüsü, bir taraftan emek sömürüsü ile doğrudan meşru hâle getiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı, bir inancın ritüellerini resmi bir şekilde uygulama haline dönüştürebilir mi? Bu bir ayrımcılık, kutuplaştırma değil mi? Bu durum, laiklik ilkesine aykırı bir yaklaşım değil mi? Bütün bunları hesap etmeyen, aslında hesap ederek bilinçli bir şekilde toplumu ayrıştıran, ‘Bendensin ve benden değilsin’ gibi yaklaşımı önüne koymuş bir milli eğitim politikası ile karşı karşıyayız.”

    “BİR ARADA YAŞAMI DA TEHDİT EDECEKTİR”

    Kemal Irmak, Ramazan ayı etkinliklerine karşı hukuki girişimlerde bulunup itirazlarının süreceğini de belirtti. Irmak, uygulamanın hayata geçirilmesi için öğretmenlere de baskıda bulunulduğunu söyledi.

    “Devletin okullarında herhangi bir inancın, Aleviliğin, Sünniliğin, Hristiyanlığın ritüelleri uygulanamaz. Bu diğerlerine karşı bir baskı sebebidir. Buradan bir kez daha Milli Eğitim Bakanlığına ve onun arkasında dizilen, toplumu ayrıştıran sendikalara da sözümüz şu olsun: Toplumsal sorumluluğunuz olsun. Sorumluluğunuz sadece bir inancın, bir mezhebin ritüellerini birilerine dayatmak olmasın. Bu durum, demokratik barışı da bir arada yaşamı da tehdit edecektir. Devlet, inançlara eşit mesafede durmak zorundadır. Devlet, hiçbir inancın ritüellerini okullarda dayatamaz. Bizler, insanların inançlarıyla ilgilenmiyoruz. Altını özellikle çiziyorum, Milli Eğitim Bakanlığı güya gönüllülük esasına dayandırıyor ama komisyonda yer alan öğretmene ‘Alınan kararları yapmak zorundasın’ diye bir dayatmada bulunuyor. Bunları kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Mücadelemizi de sürdüreceğiz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Alevi kurumlarından Milli Eğitim Bakanlığı’na “Ramazan Ayı Genelgesi” tepkisi!

    Alevi kurumlarından Milli Eğitim Bakanlığı’na “Ramazan Ayı Genelgesi” tepkisi!

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul, ortaokul öğrencilerinin katılması istendiği “Ramazan Ayı Genelgesi”ne tepki gösteren Alevi kurumları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laikliğin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha gösterdiğini vurgulayarak, “Laik, bilimsel, kamusal ve eşit yurttaşlık temelli eğitim hakkımızdan, asla vazgeçmeyeceğiz, susmayacağız, kabul etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul, ortaokul öğrencilerinin katılması istendiği “Ramazan Ayı Genelgesi”ne tepki gösterdi.

    Gönderilen genelgenin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laiklikliğin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha gösterdiği vurgulanan açıklamada, “Çünkü genelge açık bir biçimde, laikliğe aykırıdır ve aynı zamanda da mevcut yazılı ve evrensel hukuka göre de, Anayasa suçudur” denildi.

    “DEVLETİN GÖREVİ, TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNE EŞİT MESAFEDE DURMAK”

    Genelgenin, pedagojik bir düzenleme değil; kamusal eğitimi siyasal iktidarın dini-ideolojik anlayışı doğrultusunda biçimlendirmeyi amaçlayan bilinçli ve planlı bir müdahale olduğunu dile getiren Alevi kurumları, açıklamanın devamında şunları belirtti:

    “Bu uygulama, başta Alevi çocukları olmak üzere; farklı inanç gruplarını, inançsızları ve tüm çoğul toplumsal yapıyı yok sayan, tekçi ve Sünni-İslam merkezli bir anlayışın devlet eliyle dayatılmasıdır. Bu bir eğitim politikası değil; açık bir asimilasyon ve kimlik silme girişimidir.

    “Okullarda Ramazan şenlikleri, iftar programları, ortak iftar sofraları, davul çalma, topluca camilere gitme, okulları Ramazan ayına uygun bir biçimde süsleme” gibi faaliyetleri içeren bu genelge, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı müfredata dayandırılmaktadır. Bu da, bizim bu müfredata niçin karşı çıktığımızı daha anlaşılır kılmaktadır.

    Devletin görevi, toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durmak, hiçbir inancı ya da mezhebi diğerine üstün kılmamaktır. Oysa; bu genelge ile; okullar, yani kamusal ve tarafsız olması gereken alanlar, dini referanslarla yeniden düzenlenmekte, çocukların zihinleri belirli bir inanç kalıbına göre şekillendirilmeye çalışılmaktadır.”

    “BU, BİR İNANÇ MESELESİ DEĞİL; HAK, HUKUK VE ÖZGÜRLÜK MESELESİDİR”

    Alevi toplumunun yüzyıllardır inkâr, dışlanma ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığının altını çizen Alevi kurumları, “Zorunlu din dersleriyle, tekçi müfredatla, Cemevlerinin yok sayılmasıyla ve şimdi de bu tür genelgelerle, çocuklarımız sistematik biçimde kimliklerinden koparılmak istenmektedir. Bugün yapılan şey, geçmişte uygulanan politikaların daha kurumsal ve daha pervasızca devamıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesi, sadece Alevileri değil, bu ülkede laik ve demokratik bir yaşamı savunan herkesi hedef almaktadır. Bu, bir inanç meselesi değil; hak, hukuk ve özgürlük meselesidir” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZI SİYASAL-DİNİ PROJELERE TESLİM ETMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Kamusal eğitim alanı olmadığına dikkat çekilen açıklamanın devamında, “Dini propaganda alanı değildir. Siyasal iktidarın ideolojik arka bahçesi değildir. Tek bir inancın topluma dayatılacağı bir alan hiç değildir. Biz Alevi kurumları olarak; bu dayatmayı tanımıyoruz, kabul etmiyoruz ve meşru görmüyoruz. Bu genelgenin de, bu genelgeye zemin hazırlayan, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı ile yayınlanan müfredatın da derhal iptal edilmesini istiyoruz. Bu alanda hukuki, toplumsal ve demokratik tüm mücadele yollarını sonuna kadar kullanacağımızı, buradan ilan ediyoruz. Unutulmasın ki; laiklik, bir lütuf değil, toplumsal mücadelelerle kazanılmış bir haktır. Kimsenin bu hakkı gasp etmesine, çocuklarımızı siyasal-dini projelere teslim etmesine izin vermeyeceğiz” denildi.

    “İNANÇ TEMELİNDE AYRIM YAPILMASINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Alevi kurumlarının ortak açıklamasında, şunlara işaret edildi:

    “* Eğitim politikaları, çoğulcu, eşitlikçi ve bilimsel bir temelde yeniden düzenlenmelidir.

    * Hiçbir çocuk, inancı ya da kimliği nedeniyle baskı altına alınmamalı, dışlanmamalı ve asimile edilmemelidir.

    * Laik, demokratik, bilimsel, eşit, parasız ve anadilinde eğitim, her çocuğun hakkıdır.

    Bu hak, siyasilerin ve hükümetlerin ideolojik emellerine kurban edilemez. Bu ülkenin çocukları arasında, inanç temelinde ayrım yapılmasına asla izin vermeyeceğiz. Laik, bilimsel, kamusal ve eşit yurttaşlık temelli eğitim hakkımızdan, asla vazgeçmeyeceğiz. Susmayacağız ! Kabul etmeyeceğiz ! Boyun eğmeyeceğiz !

    Okullar; bilim yuvası, sanat ve kültür yuvası olmaktan hızla uzaklaşmakta, cemaat ve tarikatların kontrolüne terk edilmektedir. Buna izin vermeyeceğiz ! Karanlığa teslim olmayacağız !”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Perihan Koca: MESEM güzellemesi yapanların hiçbirinin çocuğu MESEM’de değil!VİDEO

    Perihan Koca: MESEM güzellemesi yapanların hiçbirinin çocuğu MESEM’de değil!VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, TBMM’de Milli Eğitim Bakanlığı bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmasında, “MESEM’ler çocuklar için bir ölüm makinesine dönüşmüşken birileri kalkıp MESEM güzellemeleri yapıyor. Ama bakıyoruz; MESEM övgüleri yağdırmaya doyamayan hiçbir patronun, bakanın, milletvekilinin çocuğu MESEM’lerde değil” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, TBMM’de 2026 yılı Milli Eğitim Bakanlığı bütçe görüşmelerinde konuşma yaptı.

    “MESEM’LER ÇOCUKLAR İÇİN ÖLÜM MAKİNESİNE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA”

    Perihan Koca, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “MESEM’ler çocuklar için bir ölüm makinesine dönüşmüşken birileri kalkıp MESEM güzellemeleri yapıyor. Ama bakıyoruz; MESEM övgüleri yağdırmaya doyamayan hiçbir patronun, bakanın, milletvekilinin çocuğu MESEM’lerde değil. Yoksulların 10 yaşındaki çocukları MESEM’lerde ölümle burun buruna çalışsın, bakanın çocuğu özel okullarda okusun, yok öyle yağma.”

    PİRHA/ANKARA

  • ÇEDES projesinin yıllık programı açıklandı, tepkiler gecikmedi!

    ÇEDES projesinin yıllık programı açıklandı, tepkiler gecikmedi!

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yaptığı protokolle uygulanan ÇEDES projesinin yıllık programı açıklandı. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, açıklanan programa tepki göstererek, “ÇEDES ve benzeri projeler eğitimin dinselleşmesine, dindar ve kindar nesil yaratma çabasının yanında laiklikten tamamen uzaklaşmak ve seküler yaşamı sonlandırmak üzere kurgulanmış projelerdir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yaptığı protokolle uygulanan Çevreme Duyarlıyım ve Değerlerime Saygılıyım (ÇEDES) projesinin yıllık programı açıklandı. Yeni yılda Diyanet’e yeni yetkiler verilirken aile vurgusu öne çıktı. Programa göre yapılacak tüm etkinlikler Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın mekânlarında gerçekleşecek.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde uygulanan ÇEDES’in 2025-2026 yıllık programına göre ilk etkinlikler 29 Ekim’de başlayacak. Son etkinlik ise 22 Mayıs tarihinde gerçekleşecek. Etkinlikler içinde ise “Aile” vurgusu bu yılki programda özellikle öne çıktı. Neredeyse her ayın bir haftasında “Aile” temalı etkinlikler yapılacak.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ÇEDES, EĞİTİMİN DİNSELLEŞMESİNE VE LAİKLİKTEN UZAKLAŞMAK ÜZERİNE KURGULANAN PROJELERDİR”

    ÇEDES’in yıllık programına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “ÇEDES ve benzeri projeler eğitimin dinselleşmesine, dindar ve kindar nesil yaratma çabasının yanında laiklikten tamamen uzaklaşmak ve seküler yaşamı sonlandırmak üzere kurgulanmış projelerdir. 35 yıldır laik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olamayacağını bu kurumun kapatılması gerektiğini ve zorunlu din derslerinin kaldırılması talebimizi haykırıyoruz ama muhalefet AKP projelerine  evet veya çekimser kalarak kapatılmasa bile küçültülmesi gereken yapıyı daha da büyüterek Diyanet Akademisi yasasını onaylamıştır. Şimdi adım adım yaptıkları program ile çocuklarımızı bilimden uzaklaştırıp ilim dışı yerlere kaydırarak kendine biat edecek sorgulamayan nesiller yaratma çabalarını arttırmaktalar. Sadece biz Alevileri asimile ettiği için değil laik, bilimsel eğitimden yana olan herkes için itirazlarımızı ve buna karşı eylemlerimizi arttırmanın zamanıdır. Ucube ve gerici eğitim sistemi bu ülkede aydınlıktan yana olan herkesin sorunudur” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • MEB’den ‘Yeşil Vatanı Korumak’ projesi: Sorunların üstünü örten ‘yeşil bir boyama’!-VİDEO

    MEB’den ‘Yeşil Vatanı Korumak’ projesi: Sorunların üstünü örten ‘yeşil bir boyama’!-VİDEO

    PİRHA- Okullarda bu yıl ilk ders ‘Orman Yangınlarına Karşı Yeşil Vatanı Korumak’ temasıyla işlenmeye başladı. Ekolojist ve Avukat İpek Sarıca, bu projeyi asıl sorunların üstünü örten ‘yeşil bir boyama’ olarak değerlendirirken, Eğitimci Bülent Karakaş ise orman yangınlarına yetersiz müdahaleleri hatırlatarak Diyanet’e ayrılan bütçe ile 100 yangın uçağının alınabileceği gerçekliğine işaret etti. 

    Okullarda bu yıl ilk ders “Orman Yangınlarına Karşı Yeşil Vatanı Korumak” temasıyla işlenmeye başladı. 2025-2026 eğitim öğretim yılı boyunca çevre çalışmalarına rehberlik etmek için “Yeşil Vatan Tematik Takvimi Uygulama ve Yönetim Rehberi” hazırlandı.

    İçerikte okullarda doğa sevgisinin pekiştirilmesi,  orman yangınlarına karşı farkındalık, fidan dikimi ve orman temizliği gibi çalışmaların sürdürülmesinin heflendiği “Yeşil Vatan Korunması” projesi birçok okulda uygulamaya konuldu.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla yayımlanan “2025-2026 eğitim ve öğretim yılına ilişkin iş ve işlemler” konulu genelge tüm illere gönderildi.

    Orman alanlarının sermayeye peşkeş çekilerek imara açılması, orman yangınlarına yönelik müdahalenin eksikliği ve yetersiz ekipmanın bulunması, ülkenin tamamının maden arama sahasına çevrilmesi gün yüzünde iken yeni eğitim-öğretim yılında böyle bir projenin gündeme getirilmesi birçok çevreden ‘Bu nasıl bir çelişki’ tepkilerine yol açtı.

    “MADENLERİN ORTAYA ÇIKARDIĞI SUSUZLUK FATURASI YURTTAŞLARA KESİLİYOR”

    Ege Çevre ve Kültür Platformu Yürütme Kurulu Üyesi  ve aynı zamanda da İkizköy avukatlarından olan İpek Sarıca, İzmir’de bir süredir devam eden susuzluğun faturasının yurttaşlara çıkarılmak istendiğine vurgu yaparak, “Evet bu olması gereken bir çalışma, ama böyle olmaması gereken bir çalışma. Bu sene İzmir Büyükşehir Belediyesi yurttaşlara ‘az su kullanın’ diye çağrılarda bulundu ve geçtiğimiz haftaya kadar devam eden su kesintileriyle başa çıkmamızı talep etti. Bunun yanında da su kaynaklarını tüketen Efem Çukuru, Bergama’daki maden ocaklarının ortaya çıkardığı susuzluğun faturasını biz yurttaşlara lanse edilmeye çalışıldı. Ben bunun da biraz benzer olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

    “SORUNUN ÜSTÜNÜ ÖRTEN ‘YEŞİL BİR BOYAMA’

    İpek Sarıca, İkizköy’de maden ocakların tahrip etitği alanlara öğrencilerin fidan dikmeye götürüldüğünü belirterek, “Örneğin fidan dikimi. Rehabilite edilmeye çalışılan bir maden arazisine gidip fidan mı dikecekler? Aklıma gelen bu ve bunu Muğla’da her sene uyguluyorlar. İkizköy’de bulunan maden ocaklarının yeşertilmesi için çocukları fidan dikimine götürüyorlar. Asıl sorunu çözmek yerine onların üstünü örtecek ‘yeşil bir boyama’. Bunu yapılarını aslında  ‘yeşil bir boyama’ şeklinde tanımlayabiliriz” dedi.

    “DOĞANIN KORUNMASI DAHİ ULUS-DEVLET KAVRAMINA SIĞDIRILMIŞ”

    İpek Sarıca şöyle devam etti:

    “Bir kavramda çok dikkatimi çekti; ‘Yeşil Vatanın Korunması’. Doğanın korunması bile ulus-devlet kavramının içerisine sağdırılmış. Hatırlayalım Akbelen’de de şu şekilde bir şarkı vardı; ‘Komutan savunduğun o vatanın içinde bu ağaçlarda dahil’. Kaz Dağları’nda bulunan altın madenleri bir tek Türkiye’deki yeraltı sularını kullanmıyor, bu yeraltı suları Yunanistan Midilli Adası’na kadar varıyor. Hatta Muğlalıların ‘Kaz Dağlarında kuyuya düşen bir koyun Midilli’deki Dimitri amcanın kuyusundan çıkmıştır’ anlatısı vardır. Evet bu yapılması gereken bir şey ama bu yöntemlerle de olamaz. Çocuklara daha çok çevre eğitimi konusunda eğitimler verilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

    “KULAĞA HOŞ GELİYOR, AMA GELİP GEÇİÇİ”

    Eğitim-Sen İzmir 6 Nolu Şube Başkanı Bülent Karakaş da son maden yasasını hatırlarak, bunun tamamiyle sermayenin ranta ulaşmasına giden yol bir yasa olarak gördüğünü ifade etti. Karakaş, “Orman yangınlarına karşı ‘Yeşil Vatanı Korumak’ cümlesi kulağa hoş geliyor açıkçası. Ancak bunlar gelip geçici olmamalı. Eğitim müfredatı içerisinde bunların  tamamı ile yerleştirilmesi gerekiyor. Bakıyoruz; yeni maden yasasında ÇED raporunun gerekli olmadığına dair cümleler geçiyor. ÇED raporuna karşı olumlu veya olumsuz bir cevap iletilmemiş ise bu olumlu sayılarak maden aramalara devam ediliyor. Bu yasada sermayeder madencilerin her alanda ranta ulaşması sağlanıyor. Biz Eğitim-Sen olarak bunun doğru olmadığını savunuyoruz. Madem ki böyle bir duyarlılık var, yangın söndürme uçaklarının alınması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “DİYANET’E AYRILAN BÜTÇEYLE 100 SÖNDÜRME UÇAĞI ALINABİLİYOR”

    Ülkede genelindeki son orman yangınlarında yetersiz müdahale gerekçesiyle yanan binlerce hektarlık alanlara işaret eden eden Bülent Karakaş, Diyanet’e ayrılan bütçeyle 100 söndürme uçağının alınabildiğini dile getirdi. Karakaş, “Öyle ki 2023 yılında Diyanet bütçesine ayrılan 102 milyar TL ile 100 tane yangın söndürme uçağı alınabiliyor. Gerçekten ekolojik sistemi, yeşili, doğayı savunuyorsak  ve bunu da çocuklarımıza aşılamak istiyorsak Diyanet’e aktarılan bütçenin yarısı bile yangın söndürmeye dair ekipmanlara aktarılırsa günlerce yanan ormanların olmadığını görecektik. Yangınlar daha önce söndürülecek ve binlerce hektar ormanlar yanmayacaktı. Dolayısıyla bu çelişkili durumlardan kurtulup halklara, insanlara, doğaya önem vermek gerektiğini düşünüyorum. Bizler ekolojik bir çevreden, doğayı da insanlığı bir parçası olarak düşünüyoruz. Bunu Milli Eğitim Bakanlığı’na ve iktidara hatırlatmaya devam edeceğiz” diye belirtti.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Mülakat mağduru öğretmenler: Çalınmış atanma haklarımız iade edilmeli-VİDEO

    Mülakat mağduru öğretmenler: Çalınmış atanma haklarımız iade edilmeli-VİDEO

    PİRHA- Mülakat mağduru öğretmenler taleplerini duyurmak için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde bir araya geldi. Öğretmen atamalarında mülakat uygulamasına derhal son verilmesi çağrısına bulunan öğretmenler, ” Siz bizim niteliğimizi 10 dakikalık mülakatlarda ölçemezsiniz. Hak yemeyi şiar haline getirmiş bakan Yusuf Tekin’i acilen istifaya davet ediyoruz” dedi.

    Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu, mülakat sistemine karşı başlattıkları eylemlerinin 282’nci gününde Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki ve DEM Parti Ankara il yöneticilerinin yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri ve onlarca kişi katıldı.

     

    Atanamayan öğretmenler, mülakat mağduru oldukları gerekçesiyle Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde toplandı. Öğretmenler, 2023 KPSS puanlı mülakatların geneline yansıyan usülsüzlükten dolayı mağdur olan tüm öğretmenlerin atanma haklarının iade edilmesini istedi.

    Öğretmenler, binlerce öğretmenin emeğinin ve geleceğe dair beklentilerinin karşılık bulamadığı vurgulayarak mülakat eleştirisinde bulun. Öğretmenler, “Biz kendimize güvenip Temmuz ve Ağustos aylarında mülakatlarımıza girdik. Komisyonlar yüzlerimize atanacağımızı söyledi. Eylül ayında sonuçları sözde yanlışlıkla açıkladınız. Ekim ayına geldiğimizde puanlarımızı görünce şoka uğradık. İtiraz sürecinde bazı arkadaşlarımız elenmeyeceğini düşünüp itiraz etmedi. İtirazlarimızın sonucunda sıralamalarımızı gördüğümüzde dünyamız başımıza yıkıldı” diye belirtti.

    “MÜLAKAT ADALETSİZLİKLERİ ÖĞRETMEN ATAMALARINDA KENDİNİ GÖSTERMEKTEDİR”

    Açıklamayı yapan atanamayan öğretmenlerden Özgür Karataş, 282 gündür hak mücadelesi yürüttüklerini belirterek, “Öğretmenlik, bir meslekten öte, bir ülkenin geleceğini inşa eden en kutsal görevlerden biridir. Bu göreve layıkıyla talip olan öğretmen adayları, yıllarca süren zorlu üniversite eğitimlerinden sonra KPSS gibi kapsamlı ve zorlu bir sınava girmektedir. Bu sınavda yüksek puanlar alarak başarılarını ispatlayan adayların, maalesef ki, birkaç dakikalık ve çoğu zaman neye göre değerlendirildiği belli olmayan mülakatlarla elenmesi, vicdanları yaralamaktadır. Kamuya personel alım süreçlerinde yaşanan mülakat adaletsizlikleri, en çok da Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen atamalarında kendisini göstermektedir. Yıllardır süren bu sorun, on binlerce genç ve nitelikli öğretmen adayının hayallerini yıkmakta, emeklerini hiçe saymaktadır. Mülakat sadece bireysel mağduriyetlere yol açmakla kalmamaktadır. Eğitim sistemimizin temelini sarsmakta, liyakat ve adalet ilkelerine olan güveni zedelemektedir. Mülakatlar, bilgi, birikim ve pedagojik yetkinlik yerine, sübjektif ve dışsal kriterlerin ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Liyakat yerine torpilin, adalet yerine keyfiliğin geçtiği bir sistemde, kaliteli bir eğitimden bahsetmek mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

    ‘MÜLAKAT GİBİ MÜLAKAT’ DAYATMASI

    Özgür Karataş, kaldırılan mülakatın yerine kendilerine ‘mülakat gibi mülakat’ dayatıldığını dile getirerek, “Ülkemizin ekonomik durumu belli, devlete atanıp özel sektörün insanlık dışı şartlarını yaşamamak çıkış yolu aradık. 2023 KPSS’ye girip derece yaptık. Aylarca bekletildik. 1 yıl sonra lutufmuş gibi sunulan 20 bin kontenjana girebildik. Maalesef önceki bakanın söz verdiği mülakat kalkmadı üstüne tarihi itiraf olan “mülakat gibi mülakat” bize dayatıldı. Biz kendimize güvenip Temmuz ve Ağustos aylarında mülakatlarımıza girdik. Komisyonlar yüzlerimize atanacağımızı söyledi. Eylül ayında sonuçları sözde yanlışlıkla açıkladınız. Ekim ayına geldiğimizde puanlarımızı görünce şoka uğradık. Biz iller arası anormal farkı o zaman görmüştük. Bilerek sıralamalarımız o zaman açıklanmadı. İtiraz sürecinde bazı arkadaşlarımız elenmeyeceğini düşünüp itiraz etmedi. İtirazlarimızın sonucunda sıralamalarımızı gördüğümüzde dünyamız başımıza yıkıldı” diye belirttiler.

    “SİZ, BİZİM NİTELİĞİMİZİ 10 DAKİKADA ÖLÇEMEZSİNİZ”

    Yaklaşık 10 aydır haklılıklarını meclis önünden haykırdıklarına vurgu yapan Özgür Karataş, “Siz ahlakı öğretmen arıyorum diyorsunuz Yusuf Tekin ama insanlara bağıran, gerizekalı diyen, megolaman diyen bakan nerede görülmüş. Öğrencilerin karşısına bazı elenen öğretmenleri çıkaramacağınızı söylüyordunuz Bülent Çiftçi, Yusuf Tekin’in bakan olarak halkın karşısına bu şekilde çıkması doğru mudur? Sizinle yaptığımız toplantıda bakanımız ve ben kimseyi terörist ilan etmedik demiştiniz. Çocukların gözü önünde bunu bakanınız yapmadı mı? İçimizdeki insanları emsal karar kesin gelecek diye mücadeleden çektiniz şimdi de emsal karar yok diyorsunuz işte bu kadar ikiyüzlüsünüz. Nazif Yılmaz’a gelince ‘mülakatın içinden nasıl çıkacağız bilmiyoruz’ demiştiniz. Üniversitelere gidip öğrencilere eğitim fakültesi bitirince öğretmen mi olduğunuzu sanıyorsunuz demiştiniz. Bizler eğitim fakültesi bitirince öğretmen olduğumuzu sanmıyoruz diplomamızla zaten öğretmeniz. Siz bizim niteliğimizi 10 dakikalık mülakatlarda ölçemezsiniz” dedi.

    TALEPLER

    Özgür Karataş, atanamayan öğretmenlerin taleplerini şöyle sıraladı:

    1- Mülakatlar Kaldırılsın: Öğretmen atamalarında mülakat uygulamasına derhal son verilmeli, atamalar sadece KPSS puan üstünlüğüne göre yapılmalıdır.

    2- Şeffaflık ve Gerekçeli Karar: Mülakatın istisnai olarak zorunlu olduğu durumlarda ise tüm süreçler şeffaflaştırılmalı, adayların mülakat puanları ve elenme gerekçeleri kendilerine ayrıntılı bir şekilde açıklanmalıdır.

    3- Etkin Hukuki Denetim: Mülakat sonuçlarına itiraz süreçleri güçlendirilmeli ve hukuki denetim mekanizmaları etkin hale getirilmelidir.

    4- Mağdurların Atanması: 2023 KPSS puanlı mülakatların geneline yansıyan usülsüzlükten dolayı mağdur olan tüm öğretmenlerin çalınmış atanma hakları iade edilmelidir.

    “BAKAN YUSUF TEKİN’İ İSTİFAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Milli Eğitim Bakanı usuf Tekin’i istifaya çağıran Özgür Karataş, “Konuşmamızın sonunda açıkça söylüyoruz ki hakkını yediğiniz öğretmenler gittiğiniz her yerde karşınıza çıkacak. bizlerin haklılığını duymaktan asla kurtulamayacaksınız. Eğitimin üzerine kara bulut gibi çöken Yusuf Tekin ve onun temsil ettiği zihniyetten kurtulmamız tek çaredir. 2024 KPSS puanıyla bizden de düşük 15 bin atama ile AKP iktidarının en düşük ilk atamasını yapmayı başaran, branşlara görülmemiş şekilde kıyım yapan ek atamayı vermemek için ücretli köleliği devam ettiren onda da asgari ücret altında insan çalıştıran birisiniz. Mülakatı kaldırıp akademiyi getirdiniz çünkü torpile rağmen istediğiniz yandaş öğretmenleri alamıyorsunuz. Okullara alt tarafı sabun dahi koyamayıp sadece muhalefete saldıran bir bakansınız. Hak yemeyi şiar haline getirmiş bakan Yusuf Tekin’i acilen istifaya davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitim-Sen ve Veli-Der’den MEB’e kırık karne: Dini protokollerle çocuklar hedef alınıyor

    Eğitim-Sen ve Veli-Der’den MEB’e kırık karne: Dini protokollerle çocuklar hedef alınıyor

    PİRHA- Eğitim-Sen ve Veli-Der Mersin Şubeleri, karne gününde MEB’e kırık not verdi. Yapısal sorunlar, eşitsizlikler, çocuk emeği ve dini protokollerin hedef alındığı açıklamada, “Parasız, laik ve bilimsel eğitim tüm çocukların hakkıdır” denildi.

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi ve Veli-Der, Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelerek Millî Eğitim Bakanlığı’na (MEB) “karne” verdi. Eylemde basın açıklamasını Eğitim-Sen Örgütlenme Sekreteri Özgür Saçkesen okudu. Açıklamada, Türkiye’deki eğitim sisteminin derinleşen yapısal sorunlarına dikkat çekilerek, MEB’in politikaları eleştirildi.

    EĞİTİMDEKİ EKSİKLİKLER DİLE GETİRİLDİ

    Saçkesen yaptığı açıklamada, okul öncesinden yükseköğretime kadar tüm kademelerde yaşanan fiziki altyapı yetersizlikleri, taşımalı eğitimdeki sorunlar, artan eşitsizlikler ve bilimsel, laik, demokratik, kamusal eğitimin tasfiye edilmesini temel sorunlar olarak sıraladı. Eğitim sisteminin birçok kesim için erişilemez hale geldiğini belirten Saçkesen, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan çocuklar, kız öğrenciler, engelliler, mülteci çocuklar ve anadili farklı olan öğrencilerin büyük ölçüde dışlandığını ifade etti.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasını eleştiren Saçkesen, bu sistemin çocuk işçiliğini meşrulaştıran bir sömürü düzenine dönüştüğü vurguladı. Dini vakıf ve cemaatlerle yapılan protokollerin ise çocukların güvenliğini tehdit ettiğini dile getirdi.

    Proje okullara yapılan atamaların öğretmenlerin mesleki özerkliklerini zedelediğini de belirten Saçkesen, eğitimde ideolojik yönelimin her geçen gün daha da belirgin hale geldiğini söyledi. Deprem bölgelerinde ise eğitime dair yapılması gerekenlerin ciddi ölçüde yetersiz kaldığına dikkat çekti.

    KAMUSAL, LAİK VE EŞİTLİKÇİ EĞİTİM TALEPLERİ

    Eylemde şu talepler öne çıktı:

    “- Gerici ve piyasacı anlayış terk edilmeli, kamusal ve nitelikli eğitim sağlanmalı,
    – Tarikat ve cemaatlerle yapılan protokoller iptal edilmeli,
    – Eğitim bütçesi artırılmalı,
    – Her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek verilmeli,
    – Anadilde eğitim anayasal bir hak olarak tanınmalı,
    – MESEM’ler kapatılmalı, çocuk emeği sömürüsüne son verilmeli,
    – Kız çocuklarının eğitime katılımı için özel destek programları uygulanmalı,
    – Mülteci ve engelli çocuklar için kapsayıcı politikalar hayata geçirilmeli.”

    Özgür Saçkesen, “Eğitim hakkı devredilemez bir kamu hakkıdır. Tüm çocuklar için eşit, adil, parasız, nitelikli, laik, bilimsel, anadilinde ve cinsiyet eşitlikçi bir eğitim sistemi istiyoruz” diyerek açıklamayı sonlandırdı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Eğitim Sen’den Yusuf Tekin’e karne: Eğitimde sorunlar artarak devam ediyor-VİDEO

    Eğitim Sen’den Yusuf Tekin’e karne: Eğitimde sorunlar artarak devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen, 2024-2025 eğitim öğretim döneminin son ermesi dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaptığı açıklamada Bakan Yusuf Tekin’e “karne” verdi. Açıklamada eğitimde yaşanan sorunların artmaya devam ettiği vurgulandı.

    video eklenecek…

    2024-2025 eğitim-öğretim yılı sona erdi. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası da (Eğitim Sen) Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaptığı açıklama ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın karnesini verdi.

    Yapılan basın açıklamasında eğitimde yaşanan yapısal sorunların artarak devam etmekte olduğuna dikkat çekildi. Basın metnini Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    EĞİTİM SİSTEMİ VE ÇOK KATMANLI BİR KRİZLE KARŞI KARŞIYADIR.

    2024- 2025 Eğitim Öğretim yılında çocukların; bilim dışı anlayışla, açlığa, çocuk işçiliğine, cemaat ve tarikat düzenine mahkum edildiğini belirten Kemal Irmak, şunları kaydetti:

    “ Türkiye’de eğitim sistemi, yıllardır sürdürülen piyasacı, rekabete dayalı ve sınav odaklı politikalar nedeniyle uzun süredir derin ve çok katmanlı bir krizle karşı karşıyadır. 2024/’25 eğitim öğretim yılında okul öncesinden yükseköğretime kadar eğitimin tüm kademelerinde yaşanan sorunlar, sistemin temel işlevlerini yerine getiremez hale geldiğini bir kez daha göstermiştir. Bu yapısal tıkanıklık, eğitimin niteliğinde ciddi bir gerilemeyi beraberinde getirmiştir.
    Okulların fiziki altyapı eksiklikleri, donanımsızlık, kalabalık sınıflar ve ikili öğretim uygulamaları gibi temel problemler bu eğitim yılında da çözüme kavuşturulamamıştır. Özellikle kırsal bölgelerde sürdürülen taşımalı eğitim modeli, eğitime erişimi kolaylaştırmaktan çok çocukların sosyal, fiziksel ve pedagojik gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.”

    “MESLEKİ SAYGINLIĞI ZEDELEMİŞ VE EĞİTİMDE NİTELİĞİ OLUMSUZ ETKİLEMİŞTİR”

    Öğretmen açığı sorunun bu yıl da giderilemediğine dikkat çeken Irmak, “Nitelikli, güvenceli öğretmen istihdamı yerine, sözleşmeli, ücretli ve mülakata dayalı atama uygulamaları devam etmiştir. Bu politikalar, öğretmenler arasında adaletsizliği derinleştirmiş, mesleki saygınlığı zedelemiş ve eğitimde niteliği olumsuz etkilemiştir” dedi.

    “ÇOCUKLARIN HAKLARI VE GELECEKLERİ TEHDİT ALTINDADIR”

    Irmak, çocukların haklarının ve geleceklerinin tehdit altında olduğunu vurgulayarak şunları ekledi:

    “MEB’in açıkladığı ve 2024-2025 itibarıyla kademeli olarak uygulamaya koyduğu yeni müfredat, bilimsel içerikten uzaklaşmış, eleştirel düşünceyi baskılayan, dini referanslı bir yapıdadır. Laiklik, eleştirel düşünce, bilimsel yöntem gibi temel ilkeler müfredatta giderek daha az yer bulmakta; yerini dogmatik, tekçi ve ideolojik ögelere bırakmaktadır.

    Çocuk yaşta evliliklerin önüne geçecek, çocuk istismarını önleyecek politikaların hayata geçirilmemesi, toplumsal eşitsizliklerin eğitim yoluyla yeniden üretildiğini açıkça göstermektedir. Özellikle emekçi ailelerin çocukları, kız çocukları ve kırsal bölgelerde yaşayan öğrenciler açısından eğitime erişim, bu yıl da ciddi sorun alanlarından biri olmuştur. Çocukların hakları ve gelecekleri tehdit altındadır.”

    “EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDE FARKLI ETNİK, DİLSEL VE KÜLTÜREL KİMLİKLERE YÖNELİK DIŞLAYICI UYGULAMALAR SÜRMEKTEDİR”

    Kemal Irmak, eğitim sistemi içinde farklı etnik, dilsel ve kültürel kimliklere yönelik dışlayıcı uygulamaların sürdüğünü belirterek, “2024-2025 eğitim öğretim yılı, Türkiye’de eğitim sisteminin eşitlikçi, kapsayıcı ve kamusal karakterinden uzaklaştığı bir dönemi daha gözler önüne sermiştir. Bölgesel, sınıfsal, etnik, cinsiyet temelli ve fiziksel engellilik gibi toplumsal farklılıkların eğitim sisteminde yarattığı eşitsizlikler derinleşerek devam etmektedir.
    Eğitim sistemi içinde farklı etnik, dilsel ve kültürel kimliklere yönelik dışlayıcı uygulamalar sürmektedir. Anadilinde eğitim hakkı tanınmadığı için çok sayıda çocuk sistematik bir eğitim dışına itilme riskiyle karşı karşıyadır. Engelli çocuklar için okullarda yeterli fiziki altyapı, uzman öğretmen ve özel destek hizmetleri sağlanmamaktadır. Kamusal eğitim hakkı linç ediliyor. MEB proje okullarında büyük bir tasfiyenin peşindedir . Milli Eğitim Akademisi mesleki özerkliğe yönelik siyasal bir müdahale olmuştur. Taşımalı eğitimin kısmen kaldırılması eğitim hakkının gaspı demektir” dedi.

    “EĞİTİM HAKKINA ERİŞİMİN ÖNÜNDEKİ TÜM ENGELLER KALDIRILMALIDIR”

    “2024-2025 eğitim öğretim yılı, eğitim hakkına erişim konusunda yaşanan çok yönlü engellerin derinleştiği bir dönem olmuştur” diyen Kemal Irmak, “Eşit, parasız ve nitelikli eğitimin temel koşulları sağlanmalıdır. Her öğrenciye ücretsiz bir öğün yemek sağlanmalıdır. Eğitim bütçesi acilen artırılmalıdır. Kamusal eğitim güçlendirilmeli, piyasalaşmaya son verilmelidir. Eğitim hakkının önündeki fiziksel ve yasal engeller kaldırılmalıdır. Her çocuğun eşit, parasız, nitelikli, laik, bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitime erişimi güvence altına alınmalıdır. Müfredat kapsayıcı, çoğulcu ve cinsiyet eşitliğini gözeten bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. Kamusal eğitim anayasal güvence altına alınmalı, özel okul teşvikleri kaldırılmalıdır.
    Tüm öğrenciler için eşit, parasız, nitelikli eğitim olanakları sağlamak devletin ve özelde Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğundadır” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti’li Perihan Koca taciz iddialarını Meclis’e taşıdı

    DEM Parti’li Perihan Koca taciz iddialarını Meclis’e taşıdı

    PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Mersin Üniversitesi’nde görevli bir akademisyenin öğrencileri taciz ettiği iddialarını Meclis’e taşıdı. Koca, “Taciz iddiaları görmezden gelinemez, kamuoyu bu konuda bilgilendirilmeli ve gerekli adımlar atılmalıdır” dedi.

    İddialara göre, Mersin Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. M.G.’nin uzun süredir derslerine girdiği çok sayıda kadın öğrenci tarafından tacizle suçlandığı belirtildi. Aynı zamanda, söz konusu akademisyenin defalarca üniversite yönetimine şikayet edildiği, ancak bu şikayetlerin sonuçsuz kaldığı ifade edildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, konuya ilişkin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin‘in cevaplaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Önergede şu sorular yer aldı:

    “1. Bakanlığınız Mersin Üniversitesi’ndeki taciz iddialarından haberdar mıdır?

    2. Mersin Üniversitesi’ndeki taciz iddialarıyla ilgili adı geçen akademisyenle ilgili bugüne dek herhangi bir soruşturma yürütülmüş müdür? Bu soruşturmalar sonucunda bahsi geçen akademisyene yönelik herhangi bir yaptırım kararı alınmış mıdır?

    3. Hakkında birçok taciz iddiası bulunan bir kişinin Meslek Yüksekokulu’na müdür olarak atanmasının gerekçesi nedir? İsmi geçen kişi hangi kriterler kapsamında müdür olarak atanmıştır?

    “TACİZ SUÇLARINDA KURUMSAL SESSİZLİK KABUL EDİLEMEZ”

    DEM Parti’li Koca, yaptığı yazılı açıklamada, “Kadın öğrencilerin güvenliği ve eğitim hakları tehdit altındayken üniversite yönetimlerinin ve ilgili kurumların sessiz kalması kabul edilemez. Taciz iddiaları görmezden gelinemez, kamuoyu bu konuda bilgilendirilmeli ve gerekli adımlar atılmalıdır” dedi.

    Koca ayrıca, üniversitelerdeki benzer vakaların üzerinin sıklıkla örtülmeye çalışıldığını ve bu durumun sistematik bir soruna işaret ettiğini vurgulayarak, akademik kurumlarda şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin işletilmesi gerektiğini belirtti.

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Lise öğrencileri sürgün edilen öğretmenleri için ayakta- VİDEO

    Lise öğrencileri sürgün edilen öğretmenleri için ayakta- VİDEO

    PİRHA- MEB tarafından ‘proje okulu’ olarak tanımlanan liselerde çok sayıda öğretmenin sürgün edilmesine karşı ülkenin dört bir yanındaki liselerde öğrenciler eylem yaptı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı 2025 Yılı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumlarına Öğretmen Atama ve Yönetici Görevlendirme sonuçları 8 Nisan’da açıklandı. Bu sonuçlara göre ‘Proje okulu’ olarak tanımlanan okullarda 20 binden fazla öğretmen kadro dışı bırakıldı.

    Eğitimciler söz konusu uygulamanın ‘siyasi kadrolaşma’ olduğunu ifade ederek duruma tepki gösterdi. Türkiye’nin dört bir yanında lise öğrencileri de derslere girmeyerek okulda protesto yaptı. Eylemlerde “Öğretmenime dokunma”, “Boyun eğme okuluna sahip çık”, “Eğitimde partinin ne işi var” ve “Hak, hukuk, adalet” sloganları atıldı.

    OKUL İDARESİNDEN EYLEM UYARISI!

    Eylemler sürerken bazı okullarda protestolar okul yönetimi tarafından engellenmeye çalışıldı. Bursa’nın Nilüfer ilçesinde bulunan Ahmet Erdem Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı M.A., eylemlere ilişkin öğrenci velilerine mesaj gönderdi. Mesajda “Sayın Veli, 14.04.2025 Pazartesi günü okulumuzda bir grup öğrencinin protesto amacıyla oturma eylemi, slogan atma, pankart açma vb. eylem hazırlığı içerisinde olduğu bilgisi idaremize ulaşmıştır. Söz konusu hareketlilik kesinlikle idaremizin izni dahilinde olmayıp buna katılan, katılmaya teşvik eden, destek veren öğrenciler hakkında Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin Disiplin Maddeleri gereğince işlem yapılabilmektedir. Hiçbir öğrencimizin disiplin cezası almasını istemeyiz. Geleceğimizin teminatı olan öğrencilerimizin bu tarz izinsiz etkinliklerden zarar görmemesi adına uzak durmaları için desteğinizi bekler öğrencinin uyarılması hususunda gereğini rica eder iyi günler dileriz. Okul İdaresi” ifadeleri yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Karadağ: Çocuklarımızın ırkçı ve kafatasçı yetişmesine meydan vermeyeceğiz-VİDEO

    Karadağ: Çocuklarımızın ırkçı ve kafatasçı yetişmesine meydan vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Altınova Şube yöneticisi Abdurrahman Karadağ, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında yapılan protokolün çok tehlikeli olduğunu belirterek, “Çocuklarımızın milliyetçi kafatasçı bir düşünce ile yetiştirilmelerine asla meydan vermeyeceğiz” dedi.

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    PSAKD Altınova Şube YK üyesi Abdurrahman Karadağ, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ülkü Ocakları ile yaptığı protokolün çok tehlikeli olduğunu söyleyen PSAKD Altınova Şube Yönetim Kurulu Üyesi Abdurrahman Karadağ,” Bunun hem ülkenin hem de çocukların geleceği için çok büyük bir tehlike, kesinlikle bunu doğru bulmuyoruz” dedi.

    “EĞİTİMİ SİYASALLAŞTIRMA GİRİŞİMİDİR”

    Geçmişte bunun acılarını çok yaşadıklarını belirten Karadağ, “Günümüzde de aynı acıları yaşamak istemiyoruz. Milli eğitim ve Ülkü Ocakları arasında yapılan protokol eğitimi siyasileştirmektedir. Eğitimin temeli ilkeleri son derece sakıncalı olan bu durum çocuklarımızın özgün eğitim düşünce yetisini eğitiminde tarafsız ilkesinin tehlikeye atmaktadır” diye belirtti

    Eğitimin siyasi ve ideolojik kurumlardan uzak tutulması gerektiğini belirten Karadağ, “Geçmişe Milli Eğitim Bakanı Yusuf Ziya Öner cemaatler ve tarikatlarla protokol yaptık ve yapmaya devam edeceğiz dedi. Şu anda aynı şekilde ülke ocakları ile yapılan bir protokol var ve bu çok büyük tehlikedir” dedi.

    Özellikle kurs yerlerinde çocuklarının ülkü ocaklarından gelenler kişiler tarafından eğitilmelerini istemediklerini belirten Karadağ, “Bu siyasi yapıdır ve ülkücü milliyetçi yapılanmanın çocuklarımızın gelecekleri üzerinde çok ağır tahribatlara yol açacağından eminiz. Resmi bir kurum olan eğitim sistemi içerisinde görev üstlenmelerini asla kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    Bilimsel, laik, evrensel bir eğitimden vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Karadağ, “Biz 72 millete bir nazarla bakan bir toplumuz. Hiçbir zaman kafatasçılığa kesinlikle meyil vermedik, vermeyeceğiz” diye belirtti.

    “ANTALYA’DA MİLLİ EĞİTİMLE ENSAR VAKFI ARASINDA YAPILAN PROTOKOLÜ MAHLKEME YOLUYLA İPTAL ETTİRMİŞTİK”

    Geçmişte Antalya’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Ensar Vakfı ile yaptığı protokolle ilgili bilgi de veren Abdurrahman Karadağ konuşmasının devamında şunları kaydetti.

    “Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yaptığı protokolü yargıya taşıdık ve bunun iptali gerçekleşmişti. Tarikatların, cemaatlerin şimdi de Ülkü Ocakları ile yapılan bu protokol dayatmalarını doğru bulmuyoruz. Asla bunu meydan vermeyecek, alanları boş bırakmayacağız. Bütün Alevi kurumları ve eğitim kurumlarıyla birlikte tüm gücümüzle karşısında olacağız.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Binali Efe:  Ülkü Ocakları’nın Maraş ve Çorum Katliamındaki rolünü unutmadık!-VİDEO

    Binali Efe:  Ülkü Ocakları’nın Maraş ve Çorum Katliamındaki rolünü unutmadık!-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Döşemealtı Şube Başkanı Binali Efe, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasının çok büyük bir hata olduğunu belirterek, “Maraş, Çorum ve birçok katliamda adı geçen Ülkü Ocakları ile protokol yapılması asla kabul edilecek bir durum değildir” dedi.

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    HBVAKV Döşemealtı Şube Başkanı Binali Efe, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK YANLIŞLIĞINI YAPIYORLAR”

    Alevileri Selçuklu döneminden başlayan ve cumhuriyet dönemi de dahil olmak üzere yok sayma anlayışın devam ettiğini belirten Binali Efe, “Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevileri asimilasyona tabii tutmak için en büyük tuzaklardan biri olmakla birlikte hala Alevileri yok saymaya, asimilasyona dayalı anlayış devam ediyor” dedi.

    Ülkü ocaklarıyla protokolleri yapanların çok büyük yanlışın içinde olduğunu vurgulayan Efe, cumhuriyet tarihinde Maraş, Çorum ve birçok katliamda Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Ülkü Ocaklarının adı geçtiğine dikkat çekti.

    “MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TÜM PROTOKOLLERİ ALEVİLERİN BAŞINA ÇORAP ÖRME GİRİŞİMİDİR”

    Binali Efe, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın devletin tüm olanaklarını arkasına alarak ve ülkücülerle iş birliği yaparak Alevilere karşı harekete geçtiğini ifade ederek, “Özellikle Alevi çocuklarını asimilasyona tabi tutmak için Millî Eğitim Bakanlığı tarafından okullara öğretmen atamak yerine cami hocaları görevlendirerek, Alevi çocuklarını camiye götürerek, kuran okutup namaz kıldırıyorlar” diye konuştu.

    Tüm olumsuz gelişmelere rağmen Alevi örgütlerinin bunun karşısında bir duruş gösterdiğini belirten Efe, “Alevi kurumları oynanan bu oyunları bozmak için çok çalıyor ancak güçlü bir basın yayını organına sahip olamadıkları için maalesef istedikleri gibi seslerini kamuoyununa duyuramıyorlar” diye belirtti.

    “ALEVİLER OLARAK HERKES İÇİN EŞİTLİK, HERKES İÇİN DEMOKRASİ HERKES İÇİN ÖZGÜRÜLÜK İSTİYORUZ”

    Bu ülkenin gerçek sahiplerinden biri olan Aleviler olmasına rağmen eşit yurttaşlık hakları verilmediğinin altını çizen Efe, “Aleviler olarak çok fazla bir şey istemediğimiz halde taleplerimiz karşılanmıyor. Eşit yurttaşlık haklarımızı almak için demokrasi ve özgürlük mücadelemiz devam edecek” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • Uçarcan: Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı protokoller uzun vadede tutmayacak-VİDEO

    Uçarcan: Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı protokoller uzun vadede tutmayacak-VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına tepki göstererek, “Bu protokole tarikatlar üzerinden etkili olamadığı kesimleri ülkücülerin süzgecinden geçirelim oradan bir şeyler tutturabilir miyiz arayışıdır. Ama bu hesaplar uzun vadede tutmayacaktır” dedi. 

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “BU ÜLKEDE ÜLKÜCÜLERİN TARİHİ KİRLİ VE KANLI”

    Ülkücü hareketle eğitimin yan yana gelemeyecek bir olgu olduğunu belirten Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, “Çünkü ülkücüler tarihi kirli bir tarih bu hepimiz tarafından biliniyor. Hazır iktidar ortağıyken kendilerince kendilerini aklama paklama yöntemi olarak böyle bir şeye başvuruyorlar” diye belirtti.

    “ÇEDES PROJESİNE TARİKATLAR YETMEDİ ÜLKÜCÜLERİ DAHİL ETTİLER”

    Uçarcan, “Bu protokole tarikatlar üzerinden etkili olamadığı kesimleri ülkücülerin süzgecinden geçirelim oradan bir şeyler tutturabilir miyiz anlayışı ile hareket ediyorlar. Orada bir şey tutturabilir miyiz hesapları içerisindeler. Bu yapılanlar en başta cumhuriyetin içselleştirdiği laik, bilimsel eğitime yönelik geliştirilen bir tutumdur” şeklinde kkonuştu.

    “BİR TAŞLA BİRKAÇ KUŞ VURMAK İSTİYORLAR”

    Bu tür girişimlerin bir taşla birkaç kuş vurma anlamına geldiğini belirten Uçarcan, “Hazır yetkimiz varken, hazır imkânımız varken bir taşla birkaç kuşu nasıl vurabiliriz hesabı içerisindeler. Uzun vadede bu hesaplar tutmayacak, tutmayacağını düşünenlerdenim” dedi.

    “ÇEDES PROJESİNİN ANLAMI UYGULAMALARIYLA ÇELİŞİYOR”

    ÇEDES projesinin kendi içeriği ile çeliştiğinin altını çizen Uçarcan, “Bu program çevreme duyarlıyım değerlerime saygılıyım çevre ile örtüşmeyen bir durum.  AK Parti iktidarı döneminde çevrenin talan edilmesi dönük en fazla maden işletmeciliği ve barajlar için en fazla ruhsat alınan dönem olduğu aşikâr ortadayken çıkmış birileri çevreme duyarlıyım değerlerini seviyorum diyor. Bu suçlunun suçlu olmanın verdiği bir psikolojiyle üstünü örtebilir miyim hesabı içerisindeler” diye konuştu.

    Bu tür girişimlerin toplumsal kesimlerden gelecek tepkiyi bir biçimde örtmenin arayışı olduğuna dikkat çeken Uçarcan, “Bu tepki karşıdan gelmeden biz bunun üstünü nasıl örteriz derdindeler. Bunlar bitmiş tükenmiş durumdalar. Kirliliklerini nasıl örtbas edebileceklerini derdine düşmüşler” dedi.

    “ÇEDES’TEN TÜM KESİMLER MÜZDARİP”

    AKD Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, protokollere karşı nasıl bir duruş sergilenmesi gerektiğine ilişkin olarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    ” Tabii ki başta Aleviler muzdarip ama öteki toplumsal kesimlerin tümü de bu anlamda muzdarip. Birinci derecede Eğitim-Sen’in üzerinden diğer sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin Eğitim-Sen’in önderliğinde en geniş kesimleri bu projeleri teşhir edip, geri püskürtmek için alanlara çıkmasıyla orantılı olduğunu düşünüyorum.

    ÇEDES ve benzeri projelere karşı mücadele sadece Aleviler ve öğretmenler üzerinden değil, aynı zamanda öğretmenlerin okuttuğu öğrencilerin aileleriyle de ilişkilenerek velileri nasıl daha çok duyarlı hale getirebilir, kitleleri alanlara nasıl taşıyabilir ve oralardan doğru sorunlarımızı dillendirebilir, meydanlarda alanlarda taleplerimizi haykırabiliriz.

    Bunların çalışması içerisinde olacağız. Gerek Alevi kurumları olarak gerek demokratik kitle örgütlerinin en geniş katılımıyla hayata geçirebilirsek protokolleri geri püskürtebileceğimize inanıyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

     

  • Mehmet Turan Dede’den protokol tepkisi: Aleviler olarak kabul etmiyoruz-VİDEO

    Mehmet Turan Dede’den protokol tepkisi: Aleviler olarak kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mehmet Turan, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin tepki göstererek, “Yapılan protokolle Ülkü Ocakları gençlerimize çocuklarımıza ders verecekler. Neyin dersini  verecekler? Milliyetçiliğin. Hangi milliyetçiği?  MHP’nin milliyetçiliğini. Bunu kabul etmemiz mümkün değil” diyerek tepki gösterdi.

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mehmet Turan, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “ÇEDES PROJESİ İLE GENEL TOPLUMUN DEĞİL, SADECE KENDİ DEĞERLERİNE KENDİ İNANÇLARINA BAĞLI GENÇLER YETİŞTİRMEK İSTİYORLAR”

    Aleviler üzerinde çok ciddi oyunlar oynandığını belirten Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mehmet Turan, “Bu oyunlardan bir tanesinin de ülke içerisindeki oyunlar. Hepinizin bildiği ülkede Millî Eğitim Bakanlığına bağlı pek çok okullarda ÇEDES diye bir program gündeme getirdiler. ÇEDES neymiş? Çevreme duyarlıyım değerlerime bağlıyım. Kendime de sahip çıkıyoruz. Çevreme kendime sahip çıkıyorum derken esas sahip çıktıkları nedir. Biliyor musunuz? Kendi inançlarına sahip çıkıyorlar güya, kendi anlayışlarına sahip çıkıyorlar güya” şeklinde ifade etti.

    “İKTİDAR KENDİ İNANCINI ÇOCUKLARDAN BAŞLAYARAK İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    İktidarın kendi düşüncelerini topluma kabul ettirmeye çalıştığını belirten Turan, “Ülkemizdeki pek çok okulda o küçücük evlatlarımıza sanki Aleviler suç işliyormuş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu yaşananların tamamından muzdarip olduğumuzu ve bunların kesinlikle karşısında duracağımızı da buradan beyan ediyorum” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZA OKULLARDA MHP  MİLLİYETÇİLİĞİNİ EMPOZE ETMEYE ÇALIŞACAKLAR”

    Son dönemlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın değişik biçimlerde insanları bir yerlere kanalize etmeye çalıştığını vurgulayan Turan, “Ne diyorlar? Okullarda bu ÇEDES projesi bize yetmedi ne yapacağız? Birde Ülkü Ocakları bizim okullarımızda gelecekler gençlerimize çocuklarımıza ders verecekler. Neyi verecekler? Güya milliyetçiliği, hangi milliyetçiği? MHP milliyetçiliğini bizim çocuklarımıza öğretmeye kalkacaklar” diyerek, protokole tepki gösterdi.

    Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mehmet Turan, “Hiçbir şekilde bizim okullarımızdaki küçücük yaştaki öğrencilerimizin bir tek inanca bir tek inancın bir tek mezhebine lanse edilmesi ve buraya kanalize edilmesine baştan karşıyız, istemiyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Aksünger: ÇEDES’e karşı Alevi kurumları olarak ne yapıyoruz?-VİDEO

    Aksünger: ÇEDES’e karşı Alevi kurumları olarak ne yapıyoruz?-VİDEO

    PİRHA- Zakir Fahrettin Aksünger, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin tepki gösterdi. Çağdaş demokratik toplumlarda insanların bilimi öncelediğini belirten Aksünger “Bugün cemaat ve tarikatlar üzerinden bu tür protokolleri yapanlar aslında dün vardı, bugün de var, yarın da olacak. Önemli olan bizim buna karşı ne yapıyoruz? Aslolan budur” diye belirtti.

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    Zakir, semah eğitmeni Fahrettin Aksünger, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “MİLLİ EĞİTİMİN TARİKATLARLA YAPTIĞI PROTOKOLLERİN ALTI BOŞ ÇIKACAKTIR”

    Çağdaş ve demokratik toplumlarda gerici ve ırkçı gruplarla anlaşmanın söz konusu dahi olmayacağının altını çizen Aksünger, “Çağdaş demokratik bir düzende bir toplumda insanlar bilimi önceller. Bilimi öncelemeyen toplumlarda ise bu tür çabaların günü kurtarmaya yönelik çalışmalar olduğunu düşünüyorum. Bugün cemaat ve tarikatlar üzerinden bu tür protokolleri yapanlar aslında dün de vardı bugün de var yarın da olacak” dedi.

    “ÇEDES VE BENZERİ PROTOLOLLERİN BÜTÜN TAPLUMSAL KESİMLERE AKTARILMASI GEREKİYOR”

    ÇEDES ve benzeri protokollerin herkese anlatılması gerektiğini belirten Aksünger, “Eğer kendi yanımızdaki dostlarrımıza, üyemize anlatırsak ÇEDES ve benzeri anlaşmaların altının boşaltırız. Çağdaş demokratik laik dünyaya inanan insanlar olarak biz kendi yani başımızdaki kapı komşumuza çoluğumuza çocuğumuza kendi kitlemize olması gereken doğruyu söylersek onlar da kendi çevresindekilerine anlattıklarında biz doğruyu yapmış olacağız” diye konuştu.

    Kendisine göre yapılan protokollerin tamamen dinsel amaçlı olmadığını belirten Aksünger, ekonomik gücü elinde tutmak ve zenginleşmenin de bu tür çalışmaların nedenlerinden olduğunu dile getirdi.

    “DİNDAR VE KİNDAR NESLİ OLUŞTIRAMADIKLARINI KENDİLERİ İTİRAF ETTİLER”

    Siyasal İktidarın yıllardır kindar ve dindar bir gençlik yaratamadığını belirten Aksünger, “Kindar ve dindar bir nesil yetişmek  isteyenler sonunda itiraf ederek biz kültürel kimlik oluşturamadık” dediler. Çünkü oluşturmak istedikleri kimliğin altının tamamen boş. Bugün 3-6 yaş grubu altına inen ÇEDES ve okulda hiçbir formasyon eğitimi olmayan bir kişi çocuklara bir şeyler anlatıyor. O çocuk kapıdan çıkar çıkmaz annesinin elindeki telefonu alıyor ve internet üzerinden teknoloji çağına gidiyor. Yaptıkları beyhude bir çabadan başka birşey değil. Sadece bu ülkenin zamanına, bu ülkenin çocuklarına, bu ülkenin gençlerine yazık ediyorlar” diye belirtti.

    “GELİŞEN TEKNOLOJİ VE BİLGİ ÇAĞI BU PROJELERİN YAŞAM BULMASINA MUSADE ETMEZ”

    Gelinen noktada erkin ve gücün siyasal iktidarın elinde olduğunu belirten Aksünger, “Ama her halükarda çağdaş demokratik laik dünyayı daha genişletebiliriz” diyerek, şunları kaydetti:

    “Türkiye’nin bu iktidar tarafından yıllardan beri ülkeyi yönetilmesine rağmen tırnak içinde söylüyorum insanlar her şeye rağmen hala çağdaş demokratik laik bir dünyanın içerisinde özgürce yaşamak istiyorlarsa, buna inandığını söyleyen insanların gerçekten demokratik sivil bir örgüte ve bu bilince sahip olması lazım.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • MEB, HÜDA-PAR’lıların yönettiği vakfı okula soktu

    MEB, HÜDA-PAR’lıların yönettiği vakfı okula soktu

    PİRHA- Türkiye toplumunun tepkilerine rağmen AKP hükümeti laiklik karşıtı uygulamalarını sürdürüyor. Milli Eğitim Bakanlığı, HÜDA-PAR’lıların yönettiği Peygamber Sevdalıları Vakfı ile eğitimde işbirliği protokolü imzaladı. Buna göre vakıf, “Okullarda peygamberin ve sahabelerin hayatını anlatıp” yarışmalar düzenleyecek.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, gerici/dinci vakıflarla protokol imzalamaya devam ediyor.

    BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre, HÜDA-PAR ile bağlantılı olduğu bilinen Peygamber Sevdalıları Vakfı ile yeni bir protokol imzalandığı ortaya çıktı.

    YARIŞMALAR DÜZENLENECEK

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile merkezi Diyarbakır’da bulunan Peygamber Sevdalıları Vakfı arasında 26 Kasım 2024 tarihinde eğitimde işbirliği protokolü imzalandı. Protokolün “MEB’e bağlı resmi temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilere yönelik, gönüllülük esasına göre yürütülecek İslam Peygamberinin, sahabelerin örnek hayatlarını öğretmek” amacıyla imzalandığı belirtildi.

    Protokolde, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde madde ve mana, dünya ve ahiret dengesini gözeten; ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren; içinde yaşadığı topluma ve insanlığa karşı sorumluluk bilinciyle hareket eden erdemli ve ahlaklı bireyler yetiştirmek amacıyla yarışmalar düzenleneceği de” ifade edildi.

    VAKFIN BELİRLEDİĞİ KİŞİLER OKULLARA SOKULACAK

    Protokol kapsamında, vakıf tarafından hazırlanan duyuru ve afişlerin MEB’e bağlı okulların panolarına asılacağı, vakfın okul binalarında yarışma düzenlemesine izin verileceği belirtildi. Okul müdürlüklerinin yarışmalar için konferans salonlarını ve derslikleri hazır bulunduracağı da vurgulanırken, vakfın belirlediği “öğretim üyesi, araştırmacı, panelist, uzmanları” okullara sokmasına da onay verildi.

    VAKIF, HÜDA-PAR İLE BAĞLANTILI

    Milli Eğitim Bakanlığı, Ortaöğretim Genel Müdürü Halil İbrahim Topçu ile Peygamber Sevdalıları Vakfı Başkanı Mehmet Beşir Şimşek’in imzalarının yer aldığı protokolün geçerlilik süresinin ise bir yıl olduğu belirtildi.

    Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın Genel Başkanı Mehmet Beşir Şimşek, eski bir HÜDA-PAR yöneticisi. Aynı zamanda gerici faaliyetleriyle dikkat çeken Alimler ve Medreseler Birliği’nin (İttihadul Ulema) Genel Başkan Yardımcısı olarak da görev yapıyor. Alimler ve Medreseler Birliği’nin Genel Başkanlığını ise Hizbullah’ın eski İran sorumlusu olduğu belirtilen Enver Kılıçarslan yapıyor.

    (HABER MERKEZİ)