Etiket: milli eğitim bakanlığı

  • MEB’den skandal karar: Bağcılar ve Ataşehir’deki okullara yılbaşı kutlama yasağı

    MEB’den skandal karar: Bağcılar ve Ataşehir’deki okullara yılbaşı kutlama yasağı

    PİRHA- AKP hükümetinin laiklik karşıtı faliyetleri yükseliyor. İstanbul’daki Milli Eğitim Müdürlükleri’nin yılbaşı için okullara gönderdikleri yazılar tepki çekti. Yazıda, okullarda yılbaşı etkinlikleri yasaklanıyor. 

    İstanbul Bağcılar ve Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara tartışmalı bir yazı gönderdi. Okullara gönderilen yazıda, yılbaşı etkinlikleriyle ilgili bir dizi ‘yasak’ talimatı verildi.

    Okullara gönderilen yazıda, yılbaşı etkinlikleri, “kültürümüz, geleneklerimiz ve inancımıza uymayan etkinlikler” olarak tanımlandı. Söz konusu yazıda, öğrencilerin “milli manevi kültür değerlerine uygun etkinliklere” yönlendirilmesi gerektiği savunuldu.

    Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Altay’ın imzasını taşıyan yazıda, “Okullarımızda yılbaşı etkinlikleri adı altında kültürümüz, geleneklerimiz ve inancımıza uymayan etkinliklerin ve okul – sınıf süslemelerinin yapılmaması hususunda gereken hassasiyetin gösterilmesini, ayrıca, eğitim-öğretim sürecinde öğrencilerimizin milli manevi kültür değerlerine uygun etkinliklerin tercih edilmesi önem arz etmektedir” denildi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü de okullarda yılbaşı kutlamalarının yapılmamasına ilişkin yazı yayınladı.

    İlçe milli eğitim müdürlüğü tarafından okullara gönderilen yazıda ‘kültürel değerlere aykırı’ yılbaşı ve noel gibi kutlama faaliyetlerinin yapılmaması istendi.

    Bakanlığın talimatı üzerine 16 Aralık’ta Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürü İsmail Yıldırım imzasıyla ilçedeki okullara gönderilen yazı şöyle:

    “Belirli gün ve haftalarda yer almayan, milli ve kültürel değerlere aykırı yılbaşı, noel, cadılar bayramı vb. adı altında düzenlenen her türlü çekiliş, kutlama ve bunlara yönelik her türlü dijital, yazılı, görsel içerik paylaşımlar gibi faaliyetlerin Müdürlüğümüze bağlı okullarımızda ve kurumlarımızda yapılmaması hususunda; Gereğini rica ederim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de öğretmenlerden mülakat sonuçlarına tepki-VİDEO

    Mersin’de öğretmenlerden mülakat sonuçlarına tepki-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de bir grup öğretmen, sözleşmeli öğretmen mülakat sonuçlarına tepki gösterdi.  Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunan öğretmenler, adil bir yaklaşımla mağduriyetlerin giderilmesini talep etti.

    Öğretmen atamalarındaki mülakatların adaletsizliğine tepki göstermek için İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelen  bir grup öğretmen,basın açıklaması yaparak yaşananlara tepki gösterdi.

    Açıklamayı okuyan okul öncesi öğretmeni Fatma Şeker, “Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen öğretmen atama sürecinde, farklı illerde yapılan sözlü mülakatlarda adil olmayan puanlama uygulamaları sebebiyle mağduriyet yaşıyoruz” dedi.

    Şeker, şu ifadelere yer verdi:

    “Biz, Mersin’de sözlü mülakata giren öğretmen adayları olarak, diğer şehirlerde yapılan mülakatlarda adaylara daha yüksek puanlar verilerek sıralamamızda değişmeler olmuştur, bu da adil bir değerlendirme sürecinin zedelenmesine sebebiyet vermiştir. Aynı sınav sürecine giren adaylar arasında, iller arasında farklılık gösteren puanlama kriterleri ile eğitim camiasının ve geleceğimizin teminatı olan öğretmenlerin kariyer ve emekleri göz ardı edilmiştir.

    Adaletin sağlanması adına, tüm öğretmen adaylarının eşit şartlarda değerlendirilmesi gerekliliğini vurguluyoruz. Yaşanan bu mağduriyetin giderilmesi ve puanlama kriterlerinin şeffaflıkla gözden geçirilmesi adına Milli Eğitim Bakanlığı’ndan adil ve çözüm odaklı bir yaklaşım bekliyoruz. Öğretmen adaylarının bu süreçte harcadıkları emeklerin karşılıksız kalmaması için sürece dair taleplerimizin ciddiyetle ele alınmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din dersine tabi bir eğitim yılı başlıyor!

    Ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din dersine tabi bir eğitim yılı başlıyor!

    PİRHA- 9 Eylül’de açılması planlanan okullar, ‘zorunlu din dersi’ ve ‘ana dilde eğitim’ tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Milyonlarca öğrenci ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din derslerin tabi bir şekilde yeni eğitim ve öğretim yılını karşılıyor.

    Yeni eğitim ve öğretim yılı 9 Eylül’de başlayacak. Farklı halklardan milyonlarca çocuk, bu yıl da yeni eğitim ve öğretim yılını ana dilde eğitim alamadan karşılıyor. Yine sayısı arttırılan ve haftada 16 saate çıkarılan zorunlu din dersleri çocuklar için zulüm aracı olurken, 22 yıllık AKP iktidarı döneminde eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olan ÇEDES projesi ile  toplumun siyasal İslam ideolojisi doğrultusunda dönüştürülmesi hamlesinin bu eğitim yılında da hız kesmeden devam edeceği belirtiliyor.

    Türkiye’deki eğitim ve öğretimin niteliği AKP ve MHP iktidarı bloğunun iz düşümü olarak varlığını koruyor. Siyasi, idari ve toplumsal anlamda çürümüşlüğün belki de kendisini en fazla hissettirdiği alanların başında Türkiye’deki eğitim politikaları geliyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kendisini tekçi, mezhepçi ve cinsiyetçi kodlarla inşa eden ancak evrensel değerlerle büyümeye ve yoluna devam etmesi gereken eğitim politikaları AKP ve MHP iktidarı döneminde daha fazla gericileşmiş, bilimsellikten uzak, demokratik temayüllerden uzak ve daha fazla eril bir tarzda bütün toplumsal sorunların merkezini oluşturuyor.

    EĞİTİM SİSTEMİNİN KENDİSİ BİR ASİMİLASYON SİSTEMİ

    Cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkedeki eğitim sistemi Türk/Müslüman olmayan bütün halkların asimilasyonu ve o halkların çocuklarının kendilerine dönük yabancılaşma sürecinin bir sonucu olarak geldi. Eğitim sistemini güçlendirmek için hazırlanan müfredatlar ya da AKP döneminde uygulanan 4+4+4 sistemi gibi bütün uygulamalar asimilasyon, Türklük/Müslümanlık dışında kalmış bütün halkların asimile edildiği yabancılaştığı bir sürece hizmet eden kurumsallaşmalar olarak bugüne kadar kendisini getirdi. Bireyin ve çocuğun kendi özüyle ilgili bütün hakikat olgusunun dışında yabancılaşmasını dayatan bu tekçi ve asimilasyoncu süreç toplumun bütününü mağdur eden bir süreç olarak varlığını koruyor.

    ZORUNLU DİN DERSLERİ

    Türkiye’de din dersi, 1928’den 1940’ların sonuna kadar müfredata dahil edilmemiş, sonrasında ise seçmeli bir ders olarak öğrencilere sunulmuştu. Ancak 12 Eylül Darbesi’nden sonra zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’ne, 2012’den itibaren “Kur’an-ı Kerim”, “Hz. Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” seçmeli dersleri de ilave edildi.

    Din derslerinin içeriğinin Sünni İslam ağırlıklı olması sonucu uzun yıllar boyunca toplumun farklı kesimlerinden itirazlar yükseldi. Söz konusu ders içerikleri yerel ve uluslararası mahkemelerce de yasalara aykırı bulundu. Fakat Millî Eğitim Bakanlığı, din derslerinin tek bir dine yönelen ders olmadığını savunsa da veliler, bir bütün olarak din derslerinin müfredattan kaldırılması yönündeki talebini sürdürüyor.

    DİN DERSLERİNDE İKTİDARIN AİLE MODELİ ÖĞRETİLİYOR!

    Okullardaki din eğitimi için hazırlanan kitaplar ise tartışmaların önemli bir kısmını oluşturuyor. Diğer inançları öteleyen, kadını aşağılayan anlatım ve görsellerin yer aldığı kitaplardaki aile yapısı da AKP’nin istediği ‘aile modeli’ olarak yorumlanıyor.

    ZORUNLU DİN DERSLERİNE DÖNÜK MAHKEME KARARLARI!

    Aileler, çocuklarının din dersinden muaf tutulması ya da söz konusu derslerin tümden kaldırılması yönünde defalarca kez mahkemeye başvurdu. Zorunlu din dayatmasının hukuksuz olduğu yönünde mücadele veren eğitim sendikaları da birçok kez adliyelerin kapısını çaldı. Nihai karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 2014 yılında çıktı.

    AİHM, Türkiye hükûmetinden “Zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini” belirterek zorunlu din dersine karşı olmamakla birlikte, din dersinin içeriğini göz önünde bulundurarak zorunlu bir biçimde verilemeyeceğine hükmetti. Ancak mahkeme kararları tanınmadı, din eğitimi daha da yoğun bir şekilde öğrencilere dayatıldı.

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret dili ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütün olarak dinselleştiğini belirten eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    ANA DİLDE EĞİTİM TALEBİ

    Özelikle Kürtçe ana dilde eğitim önündeki engeller ülkedeki milyonlarca Kürt’ün temel meselesi. Kürtçe’nin lehçeleri “Yaşayan Dil ve Lehçeler” adı altında ortaokullarda seçmeli ders olarak okutulsa da bu konuda öğrencilere sınırlamalar getiriliyor ya da derslerin verilmesi engelleniyor.

    Ana dilde eğitim-öğretimden yoksun bırakılan halklar, bugüne kadar bu taleplerinden hiç vazgeçmedi. Ulus devletlerin “resmi” dil dayatması ile dünyada 6 bine yakın dilin yok olduğu belirtiliyor. Türkiye’de bu dayatmayla 3 dil yok oldu; 15 dilin de yok olmayla yüz yüze kaldığı biliniyor. Ana dilde eğitim talebini en güçlü Kürtler dile getiriyor; bununla birlikte farklı etnik gruplar da ana dilde eğitim istiyor. Ancak devlet yasak kararında ısrarlı.

    ÇEDES PROJESİ YENİ EĞİTİM YILINDA DA İLK GÜNDEM

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında birçok kentte, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.

    Türkiye’nin dört bir yanında ilkokul ve ortaokul öğrencileri bir yandan ÇEDES kapsamında sabah namazına camilere götürülürken, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar ve pansiyonlarda öğrencilere yönelik dini programlar düzenlenmesi için devletin bütün kurumları elindeki bütün olanakları seferber ettiği kamuoyuna yansıdı.

    ÇEDES projesi adı altında okullarda imam, vaiz ve din görevlileri ‘manevi danışman’ ve ‘öğretici’ adı altında etkinliklere katılırken, öğrenciler camilere götürülmeye, imamlar okullarda ‘konferans’ vermeye devam etmektedir. Çocukları ve toplumu ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ‘tek tip’ hale getirmeye çalışma girişimlerinin bu 2024-2025 eğitim öğretim yılında da katmerleşerek artacağı öngörülüyor.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

  • Eğitim Sen MEB önünden seslendi: Çocukların geleceğini karartıyorsunuz, istifa edin! -VİDEO

    Eğitim Sen MEB önünden seslendi: Çocukların geleceğini karartıyorsunuz, istifa edin! -VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen, giderek artan okul masrafları hakkında Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ” Bir ülke eğitimde neyse, gelecekte gideceği nokta da odur. Eğitimde gerekli bütçe ayrılsın” denildi.

    Eğitim Sen, giderek artan okul masrafları hakkında Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya; Müfredatı Geri Çekin Platformu bileşenleri, demokratik kitle örgütleri, eğitim kurumları katıldı. Açıklamayı, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    DERİN YOKSULLUK ÖĞRENCİLERİMİZİ VURUYOR

    Kemal Irmak, artan pahalıkla okul için ihtiyaç duyulan malzemelerini almanın zorluklarından bahsederek, “Son açıklanan enflasyon rakamlarına göre en yüksek enflasyon yüzde 121 ile eğitim alanındaki harcamalarda. Bu ülkenin yüzde 70’i asgari ücretle 17 bin liraya çalışıyor. Normalde bir öğrencinin ortalama aylık gideri 4-5 bin lira, bu farklı yerlerde 25 bin liraya ulaşıyor. Özel okullarda en düşüğü 300 bin liradan 1 milyona kadar yükseliyor. Yoksul halk çocukları kendi çaresizliklerine bırakılmışlar. Bir anne baba düşünün çocuğunun eğitim ihtiyacını karşılayamadığı için utanıyor bu ülkede, herkes biliyor, biz de biliyoruz. Eğitim zorunludur ve parasızdır. Eğitimi parasız kıldığınız anayasadan bugün getirdiğiniz noktaya bakın. Her noktada anayasayı tanımadığınız gibi bu ülkenin yoksul çocuklarının eğitim hakkını çalıyorsunuz. Bir sınıfa çalışıyorsunuz. Askere giden kim, vergi verem kim? Yoksullar. Daha maaşını almadan vergisini veren emekçiler. Çiftçiler ürünlerini tarlalara döküyor. Her gün, her yerde yoksullukla ilgili isyan var. Bugün de ülkenin ormanları bir avuç çeteye peşkeş çekiliyor. Buna karşı çıkan köylüler öldürülüyor. Yani deniliyor ki bizim gibi bir avuç sınıfa hizmet edin” dedi.

    “ÇOCUKLAR BİRÇOK HASTALIKLA KARŞI KARŞIYA OLACAK”

    “Açıklanan genelge ile temizlik hizmeti 32 saatten 22 saate düşürülüyor” diyen Kemal Irmak, “Haftada en fazla üç kez temizlik yapılacak. Çocuklar bu koşullarda birçok hastalıkla karşı karşıya kalacaklar ciddi bir halk sağlığı sorunu olacak. Taşımalı sistemi kaldırdılar bununla yetindiler mi? Hayır! İkili öğretim yapan okullarda öğlen yemeği verilen çocukların, öğlen yemeği hakları ellerinden alındı. Mesele bununla bitmiyor. İktidar ve bakanlık,  MESEM’ler ile çocuk sömürüsü meşru hale getirildiği çocuk işçiliğinin yaşını 7-8’inci sınıflara çekiyorlar” diye ekledi.

    ÇOCUKLARIN GELECEĞİNİ KARARTIYORSUNUZ

    Müfredatta evrimin olmadığına dikkat çeken Irmak şunları ifade etti:

    “Anne, baba sabah çocuklarını okula gönderirken bir su, bir meyve bile koyamıyorlar. Ulaşım velilerin üstüne yıkıldı. Her gün akaryakıta gelen zamla bunlar karşılanamıyor.
    Bütün bunlar karşısında bu iktidarı ve Yusuf Tekin’i ülkenin eğitimle ilgili sorununu çözmeye davet ediyoruz. Çözemiyorsanız, istifa edin. Bu ülkede yetişmiş onlarca bilim insanı var, onlar eğitimin başına gelirler. Yeniden demokratik, laik eğitimi bu çocukların gündemine koyarlar. Bunda ısrar ettikçe çocukların geleceğini karartıyorsunuz.

    “SON ÜÇ YILDA 900 BİN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ ÜNİVERSİTEYİ TERK ETMİŞ”

    Son üç yılda, 900 bin üniversite öğrencisi üniversiteyi terk etmiş. Yüzde 90’ı ekonomik sebeplerden dolayı okullarına devam edemiyorlar. Bir ülke eğitimde neyse, gelecekte gideceği nokta da odur. O yüzden eğitimde gerekli bütçe ayrılsın. Okullara ödenek gönderin. Çetelerin vergilerinden kısarak değil, onların vergileri alınarak çocukların eğitim hakkı gerçek anlamda sağlansın. Eğitim haktır, herkes için haktır.

    PİRHA/ANKARA

  • Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan açıklama: Bize Söz değil yasa lazım-VİDEO

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan açıklama: Bize Söz değil yasa lazım-VİDEO

    PİRHA-Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, taban maaş ve güvenceli çalışma talebi ile başlatmış olduğu Eğitim Nöbeti’nin 33. gününde, “Söz değil yasa lazım” diyerek sürece ilişkin basın açıklaması yaptı. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Umut Erkurt, “Yüz binlerce öğretmene verilen söz tutulmadı” dedi. 

    TBMM Çankaya girişindeki Milli Egemenlik Parkı’nda sürdürülen Eğitim Nöbeti ve Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri ile yapılan görüşme ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirildi.
    Mülkiyeliler Birliği binasında yapılan açıklamada basın metnini Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Umut Erkurt okudu.

    “HAKLI Bİ DAVA YÜRÜTÜYORUZ”

    Taban maaş talebinin özel öğretim kurumlarında çalışan yüz binlerce öğretmeni ilgilendirdiğini belirten Erkurt, “Bu anlamı ile talebimiz sendikanın ayağa diktiği, görünür kıldığı haysiyet mücadelesinin özlü ifadesidir. Sendikamız, bu talebi kendi sınırlarında görmüyor. Taban maaş talebi başta tüm öğretmenler olmak üzere, toplumun geniş kesimleri, eğitim sendikaları, meslek odaları ve emekçiler tarafından desteklenmektedir. Bu doğal sonuca canhıraş bir mücadele sonucu ulaştık. Haklıyız! Haklı bir dava yürütüyoruz. Öğretmenler asgari ücret düzenine mahkum edilemez ediyoruz. Mesleğin itibarını ve emeğin onurunu gözeten bu yaklaşım bir hakikat olarak söze ve eyleme dönüşmüştür. Arkamıza, geldiğimiz şehirlere ve çalıştığımız iş yerlerine baktığımızda burada olmanın gururunu ve onurunu yaşıyoruz. En başta bunu belirtmek isteriz” dedi.

    “SENDİKAMIZ SORUMLULUK DUYGUSU YÜKSEK BİR SENDİKADIR”

    Sendikanın genç bir öğretmen sendikası olduğunu belirten Umut Erkurt, “Sendikamız üyeleri itibari ile de gençtir. Sendikamız bu gençliğin güzel ve yürekli yanlarını taşımaktadır. Sendikamız aynı zamanda olgun bir sendikadır. Faaliyet yürüttüğü alanla ilgili tespite varan görüşleri vardır ve bu görüşler gün geçtikçe doğrulanmaktadır. Sendikamız sorumluluk duygusu yüksek bir sendikadır. Ne kadar özel de olsa bu eğitim alanının kamusal bir alan olduğunu bilmekte ve eğitimin tüm paydaşlarının eğitim odaklı çıkarlarını öne çıkarmaktadır. Sendikamız sadece eylem yapmayan, taleplerini kampanyalar ve bir dizi bilgilendirme çalışmaları ile ilgili herkese götüren bir sendikadır. Sendikamız gerek özlük hakları konusunda patronlar, kurum idarecileri, bakanlık yetkilileri ile gerek iş kolu sorunu konusunda Çalışma Bakanlığı ve iş kolundaki sendikalar ile muhataplık geliştirmek isteyen, karşılık bulduğu zamanlarda ise görüşmeler gerçekleştirmiş bir sendikadır. Bu hatırlatmaları yapmayı zorunlu buluyoruz. Sendikamızı kısa sürede tüm zorluklara rağmen 13 bin üye ile buluşturan onun düzenli ve bir plana dayanan çalışmasıdır.” diye ekledi.

    “YÜZ BİNLERCE ÖĞRETMENE VERİLEN SÖZ TUTULMADI”

    Umut Erkurt, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile görüşmelerine ve başlattıkları eğitim nöbetine ilişkin detayları şu maddeler ile sıraladı:

    1. 29 Ocak tarihinde Meclis önünde yaptığımız eylem sonucunda taban maaş talebimiz ile ilgili Sayın Yusuf Tekin ile bir görüşme gerçekleştirdik. Başta Sayın Yusuf Tekin olmak üzere bakanlığın yetkili ağızları bizlere, taban ücret uygulaması ile ilgili bir çalışmanın içinde olduklarını ifade etti. Söz konusu çalışma ÖMK ile ilgili yapılacak değişikliğin içinde yer alacak ve öğretmenlik özel ve kamu fark etmeksizin bir statüde eşitlenecek denildi. Tarih olarak ise Nisan ayı işaret edildi. Bu düzenleme Maliye Bakanlığının kabul etmesi gereken formüllere dayanıyordu.
    2. Bu düzenleme hayata geçmedi. Yüz binlerce öğretmene verilen söz tutulmadı.
    3. Bunun üzerine 26 Mayıs’ta Ankara’ya gelindi. Eğitim nöbeti başladı ve bazı demokratik eylemlerimize polis müdahalesi gerçekleşti.
    4. Devamında patron derneklerinin temsilcileri ile uzun bir süredir olması için çaba gösterdiğimiz görüşmeler gerçekleşti.
    5. Bu görüşmelerde patron dernekleri taban ücret uygulamasına karşı olmadıklarını fakat kamu ile özel arasındaki brüt farkının fazla olduğunu, kendilerinin de maliyette eşitlik istediğini ifade ettiler. Kendilerinden çözüm noktasında önerilerini istedik.
    6. Çözüm odaklı davrandığımızı, talebimizin hayata geçmesi noktasında bazı eşikleri atlaması gerektiğini düşünerek ve dönemin de bazı gerçeklerini hesaba katarak talepte esnedik. Asgari ücretle öğretmen çalıştırmanın önüne geçecek bir yasal düzenlemenin şart olduğunu ifade ettik.

    “TABAN MAAŞ UYGULAMASININ OLMAMASI KÖLELİK İLİŞKİSİ YARATIYOR”

    7. Bakanlık yetkilileri ve milli eğitim komisyonu üyesi milletvekilleri yaptığımız görüşmelerde taban ücret uygulamasının hukuki sınırlar açısından ÖMK’ye dahil edilemeyeceğini ama 5580 sayılı özel öğretim kurumları kanununa dahil edilebileceğini ifade ettiler. Sorunun çözümü noktasında yasal bir düzenlemeyi işaret ettiği için buna da olur yanıtını verdik.
    8. Çağrılmadığımız yerlerde olma isteğimiz ve görüşme çabamız sorunlarımızın çözümü için ne kadar istekli, samimi olduğumuzun karşılığıdır.
    9. Neden taban maaş önemli? Çünkü mayıs ya da haziran aylarında bir sonraki dönem için bize sunulan teklif üzerinde herhangi bir pazarlık ve itiraz hakkımız bulunmuyor. Dayatılan ücreti kabul etmediğimizde bu istifa etmemiz anlamına geliyor. İstifa ettiğimizde geriye dönük biriken haklarımızı kaybediyoruz. Taban maaş uygulamasının olmaması tam anlamı ile kölelik ilişkisi yaratıyor.
    Mayıs ya da haziran aylarında kabul edilmek zorunda olunan aylık ücret yeni eğitim-öğretim döneminin başında, Ekim ayında öğretmenin hesabına yatıyor. Bu, mevcut enflasyon koşullarında anlaşılan ücretin daha da geriye gitmesi, erimesi demek. Asgari ücret üzerinde yıl içinde yapılan değişiklikleri de düşündüğümüzde öğretmenin aldığı maaşın asgari seviyesine ya da onun altına indiğini görüyoruz. Bu bir döngü. Bu duruma son verecek olan yine taban maaş uygulamasıdır.
    10. Çarşamba günü Sayın Kemal Şamlıoğlu ile yaptığımız görüşmede kendisi sendikamıza özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin sorunlarını Bakanlığın çözülmesi gereken temel sorunlardan biri olarak gördüğünü açıklamıştır. Fakat taban maaşa dair bir düzenlemenin ne şekilde yapılacağı ve ne zaman yapılacağı konusunda herhangi bir bilgi vermemiştir. Maalesef görüşme iki gün önce Sayın Tekin ile yaptığımız görüşmedeki ilerlemenin gerisi düşmüştür. Çözüm odaklı, gerçekçi ve koşulları gözeten taleplerimizin yeninden bir muğlaklığa mahkum edilmesi bizler için kabul edilebilir değildir.
    11. Özel öğretim kurumlarında çalışan yüz binlerce emekçi Milli Eğitim Bakanlığından öğretmenliğin itibarı ve güvenceli koşullar için bir hamle beklemektedir. Bu hamle asla biz süreci takip ediyoruz, patronları uyardık şeklinde belirsiz, gözlemi zor, yaptırımı olmayan adımlar değildir. Öğretmenlerin koşullarını değiştirecek, öğretmenleri güvende hissettirecek şey apaçık ortadadır. Asgari ücret düzenini bitmesi ve insanca çalışma koşulları için bize Söz değil yasa lazım!

    Basın açıklamasının ardından sendika üyeleri basın mensuplarının sorularını cevapladı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Veli-Der ve ÇYDD’den açıklama: Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitimden elinizi çekin-VİDEO

    Veli-Der ve ÇYDD’den açıklama: Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitimden elinizi çekin-VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği (Veli-der) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)’nin Kartal Meydanı’nda yaptığı ortak açıklamada, laik eğitim hakkı için mücadeleye devam edileceği vurgulandı. Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz hükümete seslenerek, “Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitim haklarından, hayallerinden, umutlarından elinizi çekin” dedi. 

    Öğrenci Veli Derneği(Veli-der) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD) “Çocuklarımız için bilimsel, laik, kamusal ve parasız eğitim istiyoruz!” diyerek Kartal Meydanı’nda ortak basın açıklaması yaptı.

    BENGÜ BOZKURT: NE OLURSA OLSUN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ

    Açıklama öncesi İsmail Terman Ortaokulu velilerinden Bengü Bozkurt Doğan söz alarak, “8 yıl önce bizim okulumuzu bir gecede kendi aldıkları kararla İmam Hatip’e çevirdiler. 8 yıldır davalar açtık bu okulun normal ortaokula dönüştürülmesi için. 4 tane mahkeme kararımız var. Fakat hala okulumuz İmam Hatip olarak eğitime devam ediyor. Biz 8 yıldır veliler olarak okulumuzun önünde her türlü mücadelemize devam ediyoruz. Aslında bütun eğitimi ‘İmam Hatipleştiriyoruz’ diyorlar. Bundan kendileri de çok pişman olacaklar. Şuan ki İmam Hatiplerin başarı durumu vb. Hepsi ortada. Bunu tepeden gelme bir kararla inatla yapıyorlar. Biz ne olursa olsun mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü eğitimle alakalı her sorun bütün Türkiye’nin sorunudur” diye konuştu.

    Ortak basın metnini Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz okudu.

    Her eğitim öğretim yılında sorunlarının katlanarak arttığını, müfredat değişikliklerinden sınav sistemlerinde yapılan değişikliğe, eğitimin kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılıp metaya dönüştürülmesine, yasa yönetmelik değişikliklerinden protokollere, işbirliklerine eşit, laik, parasız, kamusal eğitimin kalan son kırıntılarının da yok edildiğini vurgulayan Yılmaz, “Bizim ülkemiz biz velilerin çocuklarının eğitim hakkı için mücadele etmek zorunda bırakılan veliler ülkesi haline getirildi” diye belirtti.

    “EĞİTİM YERİNE MAARİF KELİMESİNİN KULLANILMASI İDEOLOJİK BİR TERCİH”

    Müfredatta eğitim yerine maarif kelimesinin kullanılmasının siyasi, ideolojik bir tercih olduğuna değinen Yılmaz, açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Tüm derslerin bir değerle o değerlerin de dini kavramlarla eşleştirildiği fizikten matematiğe bütün derslerin din derslerine dönüştürüldüğü bir öğretim programı gerçeği ile karşı karşıyayız.

    Maarif kelimesinde olduğu gibi müfredatın isminde Türkiye Yüzyılı kelimelerinin kullanılması da siyasi bir tercihtir. Bir partinin sloganı müfredata isim olarak verilmiştir. Hem içerik hem müfredatın ismiyle bu program çocukların üstün yararını esas alan bir öğretim programı değil bir partinin yararını, çıkarını esas alan bir parti programıdır.

    “SORUŞTURMA SÜRECİNİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Mezuniyet törenleri yıl sonu etkinlikleri çocuklarımızın yaşamı boyunca unutamayacakları en özel günleri iken okul idaresi nedeniyle kıyafetleri gerekçe gösterilerek Gebze’de Alaettin Kurt Anadolu Lisesi’nde öğrenciler okula, mezuniyet törenlerine alınmadı.

    Valilik tarafından sorumlular hakkında soruşturma başlatıldığı açıklandı. Bugüne kadar karma eğitim karşıtı uygulamalar başta olmak üzere kamuoyunun tepkisi sonucu soruşturma başlatmak zorunda kalanlar bu soruşturmaların sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmadı. Hatta soruşturma geçiren kişiler sonrasında ödüllendirildi. Soruşturma sürecinin takipçisi olacağız.

    Çocuklarımızdan, laik, kamusal eğitim haklarından, hayallerinden, umutlarından elinizi çekin.”

    “MESEMLER KAPATILMALIDIR”

    Halkın vergileri, emeği, alın teri ile emekçilerin çocuklarının sermaye için bedava iş gücü haline getirildiğine dikkat çeken Yılmaz, MESEM’lerin kapatılması gerektiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “MESEM’lerde 9.10.11 sınıfta çocuklara verilen ve patronlardan değil kamu kaynaklarınca, vergilerimizden karşılanan asgari ücretin üçte biri, 12. Sınıfta asgari ücretin yarısı olarak verilen ücret öğrencilere burs olarak verilmeli, çocukların okullara dönüşü sağlanmalı, MESEM’ler kapatılmalıdır.”

    “ÇEDES BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM PROTOKOL VE İŞBİRLİKLERE SON VERİLMELİ”

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Öğrenci Veli Derneği olarak herkesi Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’na ses vermeye çağırdıklarını da ifade eden Yılmaz, devamında şunları dile getirdi:

    “Tek bir çocuğumuzun dahi okula aç gitmek zorunda kalmadığı bir ülke için ücretsiz okul yemeği uygulaması okul öncesinden itibaren tüm çocuklar için hayata geçirilmelidir.

    MEB’in sermaye gruplarına ne isterseniz vereceğiz diyerek açıkladığı kaynak aktarımları ve protokollerle de çocuklarımız ucuz hatta bedava iş gücü haline getirilmekte, okullarla bağı koparılmakta bu durum da okul terkine neden olmakta, çocuklarımızın kamusal eğitim hakkı ihlal edilmektedir.

    ÇEDES başta olmak üzere tüm protokol ve iş birliklerine son verilmelidir.

    Bu yıl da bize veliler için çocuklarımızın eğitim hakkı mücadelesi ile geçen bir yıl oldu. Çığ gibi büyüyen sorunlarımıza rağmen tüm çocuklarımızın hayalleri, umutları gerçek olsun diye çocuklarımızın laik, kamusal eğitim hakkı için mücadeleye devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Polat: Bilimsel, demokratik, laik olmayan bu eğitim sistemini kabul etmiyoruz-VİDEO

    Polat: Bilimsel, demokratik, laik olmayan bu eğitim sistemini kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ne Eğitim Sen Adıyaman Şube Başkanı Zeynel Polat, “Eğitim sistemi daha çok ideolojik. İstedikleri bir insan modeli yetiştirme üzerine kurulmuş gibi” dedi. Polat, yeni eğitim modelinin tek mezhebe, tek dile dayandığını ifade ederek, “Bilimsel olmayan, demokratik, laik olmayan bu eğitim sistemini kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı. 

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, tepki çeken “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatını onayladı. Eğitim sendikaları ‘dinselleştirmenin’ önünü açacağı ve laik, bilimsel eğitime karşı olduğu için müfredata karşı çıkmıştı.

    Adıyaman Eğitim Sen Şube Başkanı Zeynel Polat, yeni eğitim modelinin tek mezhebe, tek dile dayandığını ifade ederek, “Bilimsel olmayan, demokratik, laik olmayan bu eğitim sistemini kabul etmiyoruz” dedi.

    “10 YILDIR HAZIRLIK YAPILDIĞI SÖYLENİYOR AMA EĞİTİMCİLERİN HABERİ YOK”

    AKP iktidarının ilk olarak 2004 yılında müfredat değişikliği yaptığını, 2018’de de bir eğitim müfredatı değişimine gittiğini söyleyen Polat, “Bu son Türkiye Eğitim Yüzyılı müfredatı ciddi bir köklü değişikliği içeriyor. Bir defa bu hazırlanan müfredat hiçbir yönüyle demokratik değil. Hükümet kendince 10 yıldır hazırlığını yaptığını söylüyor. 10 yıldır hazırlık yapıyorsunuz ama eğitimcilerin, bilim insanlarının, eğitim emekçilerinin görüşlerini almıyorsunuz” diyerek tepki gösterdi.

    “MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI KENDİSİNE YAKIN KURUMLARDAN GÖRÜŞ ALMIŞ”

    Polat, Milli eğitim Bakanlığı’nın kendisine yakın gördüğü sivil toplum kuruluşlarıyla, derneklerle, tarikatlarla ve cemaatlerle işbirliği yaptığını belirterek şöyle devam etti:

    “Eğitimcilerin görüşünü aldık, diyor. Hiçbir eğitim sendikasının bu müfredat hakkında bilgisi yoktu. 1 ay önce tanıtım yapıldı ve çok kısa süre zarfında öğretmenlerden görüş alınması talep edildi. Biz şunun farkındayız: Müfredat uzun soluklu bir çalışma. Müfredat bir bütün olarak tüm ülkede eğitim kademelerinde okutulacak derslerin içeriğini, derslerin amacını belirleyen bir taslak. Bu ülke aslında çok dilli, çok kültürlü, çok kimlikli ve çok renkli bir ülke. Onun için yeni müfredatın da buna göre hazırlanması lazımdı. Yeni eğitim modeli daha çok tek mezhep, tek dil, tek din üzerinden yürüyor. Buna karşı biz Eğitim Sen olarak diyoruz ki ana dilinde çok dilli eğitim. Bu yeni müfredatta farklı inançlara dair hiçbir şey yok.
    Bu bahsedilen eğitim sisteminin örtük tarafına bakmak lazım. Gizli tarafı dediğimiz kısmı görmemiz lazım. Burada amaçlanan Türk-İslam sentezine yakın bir kişilik modeli ortaya çıkarmak. Bu eğitim modelinde liyakat yok, sadakat var.”

    İdeolojik bir müfredat olduğuna dikkat çeken Polat, “Bu onaylanan eğitim modeli daha çok özel okul sahibi sermayedarların işine geldi. ÇEDES projeleriyle ilgili yaşanan sorunlar hala devam ediyor. Buna dair herhangi bir açıklama yok. Bilimsel olmayan, laik olmayan, demokratik olmayan bu eğitim modelini kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • Mersin’de öğretmenler taban maaş hakkı için nöbete başladı- VİDEO

    Mersin’de öğretmenler taban maaş hakkı için nöbete başladı- VİDEO

    PİRHA- Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, taban maaş hakkını geri almak için Mersin’de İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde nöbet eylemi başlattı. Öğretmenler, hakları alınana kadar mücadeleden vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin İl Temsilciliği, taban maaş hakları için İl Milli Eğitim Müdürlü önünde nöbet eylemine başladı. Eyleme Eğitim-Sen, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubeleri ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Emek Partisi İl Örgütleri destek verdi.

    Eylemde ‘Eğitim için nöbetteyiz. Ekmek, gelecek ve memleket için emekten yana bir ÖMK istiyoruz. Taban maaşı geri alacağız’ yazılı pankartın açıldığı eylemde “Mücadele dersini öğretmenler verecek”, “Patronlara değil, öğretmene güvence”, “Öğretmenler birlikte güçlü” sloganları atıldı.

    MEB BAKANI YUSUF TEKİN’E İSTİFA ÇAĞRISI

    Nöbet eylemde yapılan basın açıklamasında konuşan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin İl Temsilcisi Nebil Birtek, 2014 yılına kadar var olan taban maaş yasasını geri getirmeye yetkisi olmadığını söyleyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesi gerektiğini dile getirdi. Birtek, Bakan Tekin’e şu soruları yönlendirdi:

    Taban maaş uygulamasının geri gelmesinde engel nedir?

    Kamuda kaç bin öğretmene ihtiyaç vardır?

    Bütçe budur diyerek atama yapmak öğretmeni çaresiz bırakarak özel sektöre yönlendirmek öğretmeni ucuz iş gücüne dönüştürme planının parçası mıdır?

    Ücretli öğretmenliğin varlığı sizi rahatsız etmiyor mu?

    Sadece eğitim baronlarını mutlu eden bir Bakan olmak nasıl bir duygu?

    Yüz binlerce öğretmenin ve toplumun gözünde yalancı olmak sizi rahatsız etmiyor mu?”

    MÜCADELE VURGUSU

    MEB’in hazırladığı ve yakın zamanda Meclis’e gitmesi öngörülen Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda özel sektör öğretmenlerinin sorunlarına değinilmediğine dikkat çeken Birtek, “Bizler MEB’in personeliyiz, bizler kamusal bir alanın emektarlarıyız. MEB bizim sorunlarımızı çözmek zorundadır” dedi.

    Birtek, bütün öğretmenleri nöbet eylemine davet ederek mücadele çağrısında bulundu.

    Açıklamanın ardından nöbet, söylenen türkülerin eşliğinde çekilen halaylarla devam etti.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Mersin Cemevi, ‘ÇEDES Kime ve Neye Hizmet Ediyor’ başlıklı konferansa hazırlanıyor

    Mersin Cemevi, ‘ÇEDES Kime ve Neye Hizmet Ediyor’ başlıklı konferansa hazırlanıyor

    PİRHA- Mersin Cemevi, ÇEDES hakkında kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla 26 Mayıs Pazar günü ‘Değerler Eğitimi, ÇEDES Kime ve Neye Hizmet Ediyor’ başlıklı konferans düzenliyor. İki oturumda gerçekleşecek olan konferansta yurtiçi ve yurtdışından toplam 8 bilim insanı konuşmacı olarak yer alacak.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesi kapsamında “manevi danışman” olarak görevlendirilen imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu hocalarının görevlendirilmesine karşı kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla Mersin Cemevi 26 Mayıs Pazar günü konferans düzenleyecek.

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, “ÇEDES programının içeriğini birçok veli ve hatta eğitimciler dahi bilmiyor. ÇEDES ile eğitimin daha da dinselleştirildiğini belirten Aleviler olarak bu projeye şiddetle karşı çıkıyor. Küçücük çocuklara tek bir dinin anlayışı dayatılıyor. Bu ülkede yalnızca Hanefi mezhebindekiler yaşamıyor ki. Bu ülkede 20 milyona yakın Alevi yaşıyor. Öte yandan başka inanç ve mezhepten milyonlarca insan varken tek bir inancın ibadet ve değerlerinin dayatılması kabul edilemez” dedi.

    “ÇOCUKLARA DEĞERLER AİLELERİ TARAFINDAN VERİLİR”

    Kılavuz şöyle devam etti:

    “Çocuklara değerlerİ aileleri tarafından öğrenir. Ailenin vereceği değerler eğitimininin, öğretmenlikten uzak insanlar tarafından verilmesi eğitimdeki en büyük tehlikedir. Bu topraklarda sadece bir inanç yoktur. Tek inanca dayalı taraflı ve yanlı eğitimin verilmesi diğer inançlara büyük saygısızlıktır. Anadolu toprakları dinsel açıdan mozaik yapıya sahiptir. Birbirimizi anlayıp inançlara saygı göstermeliyiz. Bilimsel, laik eğitim için ÇEDES’e karşı çıkıyoruz.”

    İki oturumda gerçekleşecek olan konferansta yurtiçi ve yurtdışından toplam 8 bilim insanı konuşmacı olarak yer alacak.

    PİRHA/ MERSİN

  • Kenanoğlu: Yeni müfredat cemaat-tarikat yapılanmasında araç, Aleviler karşı çıkmalı- VİDEO

    Kenanoğlu: Yeni müfredat cemaat-tarikat yapılanmasında araç, Aleviler karşı çıkmalı- VİDEO

    PİRHA- 25. ve 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, MEB tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına tepki göstererek, “Bu müfredat, devletin bütün olarak bir cemaat-tarikat yapılanmasına dönüşmesinde bir araç olarak çıkıyor karşımıza. Bilimden yoksun bu müfredata Alevi toplumu tümüyle itiraz etmelidir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağını bir hafta boyunca kamuoyunun görüşüne açtı. Bilimsel birçok konunun kaldırıldığı yeni müfredatta sıkça ‘ahlak’ ve ‘değer’ kelimeleri kullanılıyor.

    Bunun yanı sıra Alevilik inancı bir kültür ve tasavvufi yorum olarak ele alınıyor.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun kurucularından, 25. ve 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Derslerini ve içerisinde yer alacak olan Alevilik konularını değerlendirdi.

    “ALEVİLİK TASAVVUFİ OLARAK ELE ALINIYOR”

    Yeni müfredatı AKP iktidarının kindar ve dindar bir nesil yetiştirme hayalinin bir ürünü olarak değerlendiren Ali Kenanoğlu, bu müfredatın devletin makbul vatandaşını yetiştirmede, tekçi anlayışını oturtmada önemli bir yer kapladığına işaret etti. Kenanoğlu, makbul vatandaş kimliğinin birincil olarak Sünni Müslümanlık, ikincil olarak Türklük üzerinden belirlendiğini ve bu konsepte uygun bir dizayn planlanarak, bir devlet dini oluşturmak istendiğinin altını çizdi.

    Yeni müfredatta Aleviliğin tasavvufi bir yorum altında ele alındığına dikkat çeken Kenanoğlu, “Kültürümüzde etkin olan yorumlardan Yesevilik, Kadirilik, Nakşibendlik, Rifailik, Mevlevilik, Alevi ve Bektaşilik konuları işleniyor. Alevileri diğerleri ile aynı kefeye koyup, bir tasavvufi yorum olarak değerlendiriyor” dedi.

    Aleviliğin İslamın bir alt yorumu olarak görüldüğünü belirten Kenanoğlu, sözlerini “Dolayısıyla ‘ibadethaneleri camidir, ibadetleri namazdır, cem ibadethaneleri de bir zikirdir, ibadethaneleri de bir tarikat mekanıdır’ diye bakarak Aleviliği hiçbir zaman inançsal yapı olarak görmediler” diyerek sürdürdü.

    “İKTİDAR ALEVİLİĞİ BİR KÜLTÜR BİÇİMİ OLARAK GÖRÜYOR”

    İktidarın Aleviliğe her zaman için kültür biçimi olarak baktığını söyleyen Kenanoğlu, “Müfredattaki konularda da bu zihniyet devam ediyor. Aleviliğin önemli inançsal meseleleri bir kültürel aktivite ve gelenek gibi sunulmaya devam ediliyor. Bazı konularda ise İslam’a atıf devam ediyor. Örneğin musahipliğin kökeni Muhacir Ensar kardeşliği olarak yansıtılıyor oysa ki Alevilikteki musahipliğin bununla ilgisi yok” diye konuştu.

    Eğitimdeki laiklik vurgusunun zaten zayıf olduğunu, bu müfredatla birlikte tümüyle ortadan kaldırıldığını kaydeden Kenanoğlu, şu ifadeleri kullandı:

    “Bu müfredat, devletin bütün olarak bir cemaat-tarikat yapılanmasına dönüşmesinde bir araç olarak çıkıyor karşımıza. Bilimden yoksun bu müfredata Alevi toplumu tümüyle itiraz etmektedir. AKP iktidarının tekçi, inkarcı ve asimilasyoncu yaklaşımını bu müfredatta görüyoruz. Tabi ki Alevilerin bu müfredata karşı itirazları ve mücadeleleri sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Biyoloji dersi müfredat değişikliğine tepki: Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır -VİDEO

    Biyoloji dersi müfredat değişikliğine tepki: Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır -VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı, Biyoloji ders müfredatında, evrim teorisinin yerine ‘yaratılış teorisi’ne yer verdi, evrim teorisi için ‘doğruluğu ispatlanmamış teoriler’ ifadesi kullanıldı. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, bu çok nettir. Bilimin ışığında, eğitim müfredatını ve programını yapmayan tüm ülkeler emperyalistlerin sömürgesi ve uşağı olmak durumundadır. Çünkü yoğun bir din sömürüsü vardır” dedi.

    2017-2018 eğitim öğretim yılında müfredattan ‘Hayatın Başlangıcı ve Evrim’ ünitesini kaldırıp evrim teorisini ile ilgili bilgileri ders kitaplarından çıkaran iktidar 2024-2025 eğitim öğretim yılı biyoloji dersi müfredatında ‘yaratılış teorisi’ne yer verdi.

    ÇEDES projesiyle imamların derslere girmesi, seçmeli din derslerinin zorunlu hale getirilmesi gibi politikalar ile eğitimin dincileştirilmesi konusunda tartışmalar sürerken eğitimde gerici bir adım daha atıldı.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “DİNİ SÖMÜRÜ ÜZERİNDEN BİATÇI BİR TOPLUM YARATMAK İSTİYORLAR”

    İktidarın, dini sömürü ile biatçı bir toplum yaratmak istediğinin altını çizen Kemal Irmak, biyoloji müfredatına ‘yaratılış teorisi’ eklenmesine ilişkin şu ifadeleri kullandı:

    “Uzun zamandan beri Milli Eğitim Bakanlığı üst üste ataklarda bulunuyor. Buna aslında daha önce 4+4+4 süreciyle başladılar. 2012 deki bu müfredat ve zorunlu eğitim süresinin uzatılmasıyla birlikte süreç başladı. O dönem İmam Hatiplerin ortaokul bölümü yoktu, İmam Hatiplerin ortaokul bölümü açıldı. Daha sonra sürekli ufak ufak kenarından köşesine müfredat sürekli dinselleşme yolunda genişletildi. 2017 2018 eğitim öğretim yılında ise evrimle ilgili bölüm müfredattan çıkarıldı ya da çok daraltıldı. Hatta evrimi anlatan öğretmenlerle ilgili de zaman zaman soruşturmalar açıldı. Biliyorsunuz Biyoloji ya da müfredattaki yapılan değişikliklere gelmeden önce de ÇEDES gibi bir program yapıldı. Bunu değerler eğitimi kapsamında okullarda kulüpleştirdiler. Ailelere hile yoluyla belgeler imzalatarak, çocukları camiye, namaza, farklı uygulamalara götürdüler. Ama Biyoloji dersinde en son yapılan, komisyonun da bilgisi dışında, çünkü müfredatları komisyonlar yazar. Tarih ve terbiye kuruluna geçer. Ondan sonra da o haliyle yayınlanır, paylaşılır. Pilot bölgelerde uygulanır.

    Bunlar bütün bu aşamalardan sonra yani komisyon ve talim terbiye kurulundan sonra oraya yaradılışla ilgili bir bölüm sokuyorlar. Bu anladığımız kadarıyla akıllı tasarım diye bilinen, Amerika’da Evangelistler tarafından dünyaya da yayılmaya çalışılan, bir dönem bizde Adnan Oktar olarak bilinen ismi Harun Yahya olan vatandaş; okulların önünde, üniversitelerin kapısında yaratılış atlası diye bunu yapıyordu. Çeşitli sebeplerden dolayı Adnan Oktar’ı içeriye attılar. Şimdi Milli Eğitim Bakanlığı bu görevi üstlenmiş görünüyor. Ama daha kötüsü bunu yaparken bir hile yoluna başvuruyorlar. Yani komisyondan kaçırarak, talim ve terbiye kurumundan kaçırarak böyle bir yola başvurmuş olması da ayrıca çok büyük kötülük ve ironik. Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, bu çok nettir. Bugüne kadar bilinen; bilimle, bilimin ışığında eğitim müfredatını ve programını yapmayan tüm ülkeler emperyalistlerin sömürü ve uşağı olmak durumundadır. Çünkü yoğun bir din sömürüsü vardır. Bunların da aslında hem cumhuriyetle hesaplaşmak hem de bir taraftan dini sömürü üzerinden biatçı bir toplum yaratmak istiyorlar”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Eğitim-Sen Mersin’de seslendi: Laik eğitim istiyoruz, ÇEDES’e hayır- VİDEO

    Eğitim-Sen Mersin’de seslendi: Laik eğitim istiyoruz, ÇEDES’e hayır- VİDEO

     PİRHA- Eğitim-Sen Mersin Şubesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde eylem yaparak, eğitim/öğretimdeki sorunları dile getirdi. Eğitimde dinselleşmeyi eleştiren eğitimciler, ÇEDES’e tepki göstererek, “MEB sorunlara kalıcı çözümler üretmek yerine bütün enerjisini eğitimi dinselleştirmeye ve piyasalaştırmaya harcamaktadır” dedi.

    2023-2024 eğitim ve öğretim yılının ilk yarısının sona ermesiyle birlikte Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Mersin Şubesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde eylem yaptı. Eylemde eğitimde dinselleşme, ana dilde eğitim, yaz saati uygulaması, eğitime ayrılan bütçe gibi konular ele alındı. Eğitimciler, Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) karne şeklinde hazırlanan pankartın taşındığı eylemde “Laik, bilimsel, ana dilde eğitim”, “Laik eğitim, ÇEDES’e hayır” ve “Karanlığa teslim olmayacağız” sloganları atıldı.

    MEB’İN EĞİTİMİ DİNSELLEŞTİRMESİ ELEŞTİRİLDİ

    Eylemde yapılan basın açıklamasını okuyan Eğitim-Sen Mersin Şube Örgütlenme Sekreteri Özgür Saçkesen, eğitim alanındaki sorunlara dikkat çekerek MEB’i eleştirdi. MEB’in eğitimde yaşanan sorunlara kalıcı çözümler üretmek yerine bütün enerjisini eğitimi dinselleştirmeye ve piyasalaştırmaya harcadığına işaret etti.

    ÇEDES adı altında okullara imam ve din görevlilerinin atandığını hatırlatan Saçkesen, “Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar, okul öncesi eğitimden başlayarak eğitimin bütün kademelerinde Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ÇEDES benzeri proje ve protokoller, başta öğrencilerimiz olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkilemeyi sürdürmektedir” dedi.

    ÇEDES KAPSAMINDA YAPILAN EĞİTİM DIŞI FAALİYETLERE DİKKAT ÇEKİLDİ

    Özgür Saçkesen, ÇEDES protokolü kapsamında okullarda bilim ve eğitim dışı faaliyetlerin yapıldığını aktararak şunları söyledi:

    “- Muğla’nın Menteşe ilçesinde, ÇEDES projesi kapsamında öğrenciler Menteşe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından mezarlık temizliğine götürülmüş ve ilçe milli eğitim müdürlüğü sosyal medya hesabından öğrencilerin mezarlıkları temizlerken çekilmiş fotoğraflarını paylaşmıştır.

    -ÇEDES projesi kapsamında İzmir, Eskişehir, Aydın (Söke), Adıyaman (Tut), Batman (Gercüş), Bursa (Orhaneli), Tekirdağ (Şarköy), Muğla (Dalaman), Niğde, Mardin, Muş, Sakarya, Elâzığ ve pek çok farklı ilde öğrencilerle cami ziyaretleri gerçekleştirilmiş ve toplu namaz etkinlikleri yapılmıştır.

    -Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde henüz örgün eğitim çağına dahi gelmemiş, soyutlama yeteneği gelişmemiş okul öncesi eğitimdeki çocuklara cami imamı “yardımseverlik ve merhamet” sunumu yapmıştır. Oyun çağındaki çocuklara cami imamının seslenmesi veliler tarafından büyük tepkiyle karşılanmıştır.

    -Bursa’nın Gürsu ilçesindeki okullarda Gürsu İlçe Müftülüğü tarafından okullarla ortak yürütülen ÇEDES projesi kapsamında Hacı Huriye Tinç Ortaokulu öğrencilerine müftülük tarafından program düzenlenmiştir.

    -Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde Nene Hatun Anaokulu öğrencileri, kandil dolayısıyla Dilovası Merkez Camisi’ni ziyaret etmiş, ÇEDES kapsamında ilçede bulunan ortaokuldan 35 öğrenci Gebze Çoban Mustafa Paşa Camisi’ni öğretmenleri eşliğinde ziyaret etmiştir.”

    MÜCADELE VURGUSU

    Eğitim sisteminde yaşanan sorunların ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız olmadığını dile getiren Özgür Saçkesen, “Eğitim Sen, her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin ve laikliğin değil, milliyetçiliğin, ayrımcılığın ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini kesintisiz sürdürmeye kararlıdır” diye konuştu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Nakşilere bağlı dinci vakfın yarışması için okullarda kitap dağıtıldı

    Nakşilere bağlı dinci vakfın yarışması için okullarda kitap dağıtıldı

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’nın laiklik karşıtı uygulamaları devam ediyor. Bu kez, Nakşibendi tarikatına yakın dinci Server Yaşam Vakfı’nın düzenlediği bilgi yarışmasının kitapları ve broşürleri okullarda dağıtıldı. 

    Nakşibendi Tarikatı’na yakınlığıyla bilinen Server Yaşam Vakfı ile Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) arasında imzalanan protokol kapsamında düzenlenecek bilgi yarışmasıyla ilgili okullara yarışmanın kitapları ve broşürlerinin dağıtıldığı ortaya çıktı.

    BirGün’den Berkay Sağol’un haberine göre, İzmir’in Menderes ilçesindeki Menderes Anadolu Lisesi’nde öğrencilere yarışma hakkında bilgilerin yer aldığı broşürün ve yarışmada sorumlu tutulacak olan “1’e 1000! Yok mu İsteyen?” isimli kitabın dağıtıldığı öğrenildi.

    Yarışmanın ilk sınavı 24 ve 25 Mart’ta, ikinci sınav ise 28 Nisan tarihinde yapılacak. İlkokul, ortaokul ve lise öğrencileriyle beraber yetişkinlere yönelik dört farklı kategoride düzenlenecek yarışmanın teması ise “Ramazan” olarak açıklandı. İlkokul kategorisi için “Eyvah! Ramazan Kayıp”, ortaokul kategorisi için “Bir Başka Zaman, Ramazan”, lise kategorisi için “1’e 1000!

    Yok mu İsteyen?” ve yetişkin kategorisi için ise “Manevi Bahar Mevsimi Ramazan” adlı kitaptan sorumlu olunduğu açıklandı.

    Şartnamede yarışmanın Server Yaşam Vakfı tarafından, koordinatörü olduğu Server Platformu ile birlikte organize edildiği belirtilirken, 1000 TL’den 8 bin TL’ye kadar çeşitli para ödüllerinin verileceği duyuruldu. Yarışmanın amacı ise “Doğru inancı ve doğru düşünceyi öğreten güvenilir eserlerin okunmasını sağlamak, sağduyulu yaşam bakış açısıyla okuyan, düşünen ve okuduklarıyla hayatına yön veren bireylerin yetişmesine katkı sağlamak” olarak ifade edildi.

    “MEB GÖREVLERİNİ TARİKATLARA DEVREMEZ”

    MEB’in yapması gereken eğitim faaliyetlerini tarikat ve cemaatlere devretmesine tepki gösteren Eğitim Sen İzmir 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Candemir, “MEB kendi görevlerini tarikat ve cemaatlere devredemez” dedi.

    Candemir şunları kaydetti:

    “Server Yaşam Vakfı bu yarışmayla öğrencilerin tamamına ulaşmaya çalıştığı yetmezmiş gibi artık protokol kapsamında öğrenci olmayan yurttaşlarla ilgili de çalışma yürütüyor. Bu tür bilgi yarışmaları MEB tarafından yürütülmeli. Laik ve bilimsel eğitimi savunduğumuz bu dönemde dinci vakıflar ve tarikatlarla bu şekilde yapılan protokoller çerçevesinde çocuklarımızın tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi olan vakıflara teslim edilmesini doğru bulmuyoruz. Öğrencilere kitap dağıtılıyor ve yarışmaya yönlendirilerek ödüller verileceği söyleniyor. Bunların her zaman karşısında olacağız ve mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    EĞİTİM-SEN, DİNCİ VAKFIN OKULALRDA FAALİYETLERİNİN DURDURULMASI İÇİN DAVA AÇMIŞTI

    Eğitim-Sen, Server Yaşam Vakfı’nın, okullarda faaliyet göstermesinin durdurulması ve vakıf tarafından düzenlenen bilgi yarışmasının iptali için 2021 yılında Danıştay’a dava açmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • EĞİT-DER’den ÇEDES projesini imzalayan bakanlıklara suç duyurusu

    EĞİT-DER’den ÇEDES projesini imzalayan bakanlıklara suç duyurusu

    PİRHA- EĞİT-DER, ÇEDES projesini imzalayan MEB, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu.

    “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Kamuoyunda büyük tepki çeken projeye kurumlardan, siyasi partilerden ve velilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Eğitimciler de bu projeye karşı tepkilerini gösteriyor.

    Eğitimciler Derneği (EĞİT – DER) “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi ile protokol imzalayan Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu.

    “YUSUF TEKİN HEDEFİNİ GÖSTERDİ”

    Suç duyurusu öncesi Ankara Adliyesi önünde açıklama yapan EĞİT – DER Genel Başkanı Tahsin Doğan, Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Meclis’teki bütçe görüşmelerinde, bakanlığının 2 bin 709 protokolünün bulunduğunu ve bunların 10’unun tarikat-cemaatlerle imzaladığı yönündeki ifadesini hatırlatarak, “Yusuf Tekin, ‘Buna alışacaksınız, Türkiye değişti’ gibi söylemlerle bundan sonraki hedefini gösterdi” dedi.

    “SUÇ DUYURUSUNDA, TARİKATLERDE YÜZLERCE ÇOCUĞA TECAVÜZ EDİLDİĞİNİN BELGELERİ MEVCUT”

    Siyasi iktidarların, neredeyse 100 yıldır tarikatları ve cemaatleri destekleyerek bugüne kadar geldiklerini belirten EĞİT-DER avukatı Ömer Öneren ise, şunları ekledi:

    “Şu andaki siyasi iktidar da onların bir uzantısı olarak; Türkiye halklarının istemlerini erteleyebilmek, işçilerin, emekçilerin hak istemelerine engel olabilmek için camileri, medreseleri, tarikatları, kuran kurslarını kullanıyor. Bulunduğumuz suç duyurusunun ekinde, tarikatlarda, cemaatlerde ve kuran kurslarında yüzlerce çocuğa tecavüz edildiğinin belgeleri mevcut”

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim-Sen: MEB’in öğretmenlere din dersi dayatmasını kabul etmiyoruz

    Eğitim-Sen: MEB’in öğretmenlere din dersi dayatmasını kabul etmiyoruz

    PİRHA- Eğitim-Sen, MEB’in bütün öğretmenlerin katılımını zorunlu tuttuğu din dersi eğitimindeki ısrarına tepki göstererek, Bugün seminer üzerinden başlatılan böyle bir dayatma, önümüzdeki süreçte müfredat değişiklikleri olarak önümüze çıkacaktır. Bu dayatmayı kabul etmiyoruz” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 13-17 Kasım tarihleri arasındaki ara tatilde öğretmenlerin eğitim seminerlerine din eğitimi dersini eklemesi ve bunu zorunlu tutması büyük tepkilere neden oldu.

    Yüz yüze yapılması planlanan eğitim seminerleri, gelen tepkiler üzerine çevrimiçi olarak değiştirildi. MEB’in, seminer ders videolarının bileştirilmesi ve tamamına katılım olmaması halinde mesleki çalışma yapılmamış sayılacağına ilişkin bir yazı yayınladı.

    ZORUNLU DİN DERSİNİ SESSİZE ALMA PROTESTOSU

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) yaptığı yazılı açıklamada bu tutumun antidemokratik olduğunu belirterek, tüm eğitimcileri bu dayatmaya karşı tavır almaya çağırdı.

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bugüne kadar başka hiçbir branş için böyle bir eğitim planlanmayıp, din eğitiminin ilk ve orta tüm kademe tüm öğretmenlerine seminer dersi olarak verilmesinin fiili bir dayatma olduğu açıktır. Bu nedenle sendikamız önceden ilan edilen seminer takvimine göre, bu derse katılmama kararı almıştır. Ancak MEB, söz konusu dersi bütün öğretmenlere dayatma ısrarını sürdürmekte, seminer ders videolarının bileştirilmesi ve tamamına katılım olmaması halinde mesleki çalışma yapılmamış sayılacağına ilişkin bir yazı yayınlamıştır.

    MEB’in söz konusu dayatmacı tutumunda ısrarcı olması, antidemokratik bir tutumdur ve bu tutum kabul edilemez. Eğitim- Sen olarak üyelerimiz başta olmak üzere, seminere katılacak bütün eğitim emekçilerini bu dayatmacı tutum karşısında tavır almaya ve seminer videosunda ilgili bölümü sessize alarak izlemeye davet ediyoruz. Bugün seminer üzerinden başlatılan böyle bir dayatmanın, önümüzdeki süreçte gündeme gelecek olan müfredat değişiklikleri ile daha da yaygınlaştırılması tehlikesine karşı, bütün eğitim ve bilim emekçilerini, laik eğitim anlayışına yönelik her türlü dayatmaya karşı birlikte tutum almaya ve ortak hareket etmeye davet ediyoruz”

    ANKARA/ PİRHA

    İLGİLİ HABER:

    1- Eğitim-Sen’li Ayıcı MEB’i uyardı: Tek tipçi zihniyetten vazgeçin

  • Eğitim-Sen’li Ayıcı MEB’i uyardı: Tek tipçi zihniyetten vazgeçin- VİDEO

    Eğitim-Sen’li Ayıcı MEB’i uyardı: Tek tipçi zihniyetten vazgeçin- VİDEO

    PİRHA- MEB’in kararıyla bütün öğretmenlerin katılımının zorunlu tutulduğu din dersi eğitimi verilmesiyle ilgili konuşan Eğitim-Sen Mersin Şube yöneticisi Saffet Ayıcı, “100 yıllık cumhuriyet tarihinde bir ilk. Bu laiklik ilkesine ve insan haklarına aykırıdır. MEB bu karardan derhal vazgeçmelidir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bu yılın ilk ara tatili olan 11-17 Kasım’da yeni bir düzenlemeyi hayata geçirecek. Türkiye tarihinde ilk kez hangi branştan olursa olsun tüm öğretmenlere din eğitimi verilecek.

    81 ildeki bütün öğretmenlerin katılımının zorunlu tutulduğu ve ara tatilde yapılması planlanan eğitimin içeriği “Temel Eğitim ve Ortaöğretim Kurumlarında Din Dersi ve Öğretimi” olarak açıklandı.

    “CUMHURİYET TARİHİNDE BİR İLK”

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Mersin Şube yöneticisi Saffet Ayıcı, branş dışı tüm öğretmenlere din eğitiminin verilmesini içeren uygulamanın 100 yıllık cumhuriyet tarihinde bir ilk olduğuna dikkatleri çekerek, “Bununla cumhuriyetin ikinci yüzyılına dinsel bir yönelimle girilmek istendiğinin, dini eğitimin öncelendiğinin, dindar ve kindar nesil yetiştirmek istendiğinin altı çizilmek isteniyor. Bu ilk, başka ilklere de kapı açacaktır” dedi.

    BAKANLIĞA UYARI: TEKÇİ ZİHNİYETTEN VAZGEÇİN

    Eğitimin dinselleşme hızının gün geçtikçe arttığını belirten Ayıcı, “Okullarda cemaat ve tarikat eliyle ya da onların yönetimindeki başka yapılarla okul içlerine birtakım projelerle dinsel eğitim yerleştirilmeye çalışıldı ki bunun son örneği ÇEDES projesidir. Bundan bir verim elde edemeyeceklerini düşünen MEB bu kez topluca öğretmenlere seminer döneminin son günlerinde din eğitimi vermek istemekte. Bu laiklik ilkesine ve insan haklarına aykırıdır. Yasal değildir. Biz Eğitim-Sen olarak bu programa katılmama kararı aldık” diye konuştu.

    Yapılan uygulamanın toplumun dinamikleriyle, barışıklığıyla çatışacağını söyleyen Ayıcı, MEB’i uyararak “Bakanlık, tek tipçi anlayış ve tek din dayatmasından vazgeçilmelidir” ifadelerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

     

  • Fırat’tan MEB’e çağrı: Anaokullarına mescit açılması kararını geri çekin-VİDEO

    Fırat’tan MEB’e çağrı: Anaokullarına mescit açılması kararını geri çekin-VİDEO

    PİRHA- HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, hükümetin anaokullarına mescit açılmasını zorunlu hale getirmesine Meclis Genel Kurulu’nda tepki gösterdi. Fırat, “Her geçen gün daha da dinselleştirilen eğitim kurumlarına mescit yapmanın sebebi nedir? Bizler Aleviyiz. Çocuklarımıza farklı bir inancın dayatılmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz” diyerek kararın geri çekilmesi için MEB’e çağrı yaptı.  

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak, okullara imam atanmasının ardından anaokullarına mescit açılmasının zorunlu hale getirilmesine tepki gösterdi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na seslenen Fırat, “Her geçen gün daha da dinselleştirilen eğitim kurumlarına mescit yapmanın sebebi nedir? Küçücük yavrularımızın gittiği bir eğitim kurumunda mescite neden ihtiyaç duyulmakta bunu merak etmekteyiz” dedi.

    “Bizim her türlü inanca saygımız var” diyen Fırat, “Bizler Aleviyiz. Çocuklarımıza farklı bir inancın dayatılmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz” ifadesini kullandı.

    “EĞİTİM ACİLEN BİLİMSEL, PARASIZ, EŞİT, ANADİLİNDE OLMALI”

    Fırat konuşmasında şunları belirtti:

    “ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı, şimdi de anaokullarında mescidi zorunlu hale getirdi. Her geçen gün daha da dinselleştirilen eğitim kurumlarına mescit yapmanın sebebi nedir? Küçücük yavrularımızın gittiği bir eğitim kurumunda mescite neden ihtiyaç duyulmakta bunu merak etmekteyiz. Ülkede yaşayan onlarca farklı inanç ve kültür varken, bu tek tipleştirme gayreti demokratik bir ülken yaratmanın önünde büyük bir engeldir.
    Bu ülkede yaşayan ve öteki olan insanların çocuklarına bu zulmü reva görenleri kınıyorum. Milli Eğitim Bakanlığını acilen bu düzenlemeyi geri çekmeye çağırıyorum. Eğitimin bilimselleşmesi için bu çatı altında çalışma yapmamız gerektiğine inanıyorum. Eğitim acilen bilimsel, parasız, eşit ve anadilinde olmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Anaokuluna mescit zorunluluğu getirildi

    Anaokuluna mescit zorunluluğu getirildi

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Okul öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde “mescit” düzenlemesi yapıldı.

    ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi. Yeni yönetmelik yayımlayan bakanlık, kayıt parasını da “katkı payı” adı altında resmileştirdi. “Katkı payı” miktarını ise komisyonun belirleyeceği öğrenildi.

    MESCİT AÇILMASI ZORUNLU HALE GETİRİLDİ

    Cumhuriyet’te yer alan haberde, “Yatılı bölge ortaokullarının pansiyon kısımlarında ibadethane açılır. Okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarında talep edilmesi halinde ibadet ihtiyaçlarını karşılayacak uygun mekân ayrılabilir” maddesi “Okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumları ile yatılı bölge ortaokullarının pansiyon kısımlarında ibadet ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla doğal aydınlatmalı uygun mekânda mescit açılır” şeklinde değiştirildi. Anaokulu ve ilköğretim kurumlarında mescit açılması zorunlu hale getirildi.

    OKULA DEVAM EDEMEYEN ÇOCUKLARIN SORUMLULUĞU VELİ YÜKÜMLÜLÜĞÜNDE

    Mevsimlik tarım işçileri ile göçer ve yarı göçer ailelerin çocuklarının okula devam edememesi nedeniyle eğitim sendikaları tepki gösteriyordu. Bu konuya da yer verilen değişiklikte, okula devam edemeyen çocuklar için sorumluluk da bakanlığın üzerinden atıldı ve bu çocukların okula gitmesinin“veli yükümlülüğünde olduğu”belirtildi.
    Okul öncesi eğitimde sıkça karşılaşılan ve kayıt parası olarak nitelendirilen durum, yönetmeliğe eklenerek resmi kılıfa sokuldu. Çocukların okulda geçirdikleri süredeki temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek amacıyla “katkı payı”alınacak.

    ÖĞRENCİLERDEN BEKLENEN DAVRANIŞLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILDI

    Öğrencilerden beklenen davranışlarda da değişiklik yapıldı. Bu davranışların arasına“ülkenin birliğini bozan bölücü, yıkıcı, siyasi amaçlı etkinliklere katılmamaları, siyasi amaçlı sembol kullanmamaları, amblem, afiş, rozet ve benzerlerini taşımamaları, dağıtmamaları, siyasi amaçlı davranışlarla huzur bozmamaları” eklendi. Sınıfta cep telefonu bulundurmanın disiplin cezasındaki karşılığı ise uyarıdan kınamaya yükseltildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sümbül: Öğretmenlerin önlük değil özlük hakları sorunu var- VİDEO

    Sümbül: Öğretmenlerin önlük değil özlük hakları sorunu var- VİDEO

    PİRHA- Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, okullarda öğretmenlere önlük giyilmesini şart koşan uygulamaya tepki gösterdi. Sümbül, “Bizim önlük sorunumuz yok. Bizim özlük hakları, insanca yaşayacak ücret, eğitime daha çok bütçe ayrılması ve geleceğin gençlerinin bilimle yetişmesi gibi ihtiyaçlarımız var. Milli Eğitim bütçesi buralara harcanmalı” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) öğretmenlerin okulda önlük giymesini şart koşan genelge yayımlamasına ilişkin tartışmalar gündemdeki yerini koruyorken, öğretmenlerden hediye önlük için beden ölçüsü istenmesi tepkilere neden oldu.

    Konuya dair okul müdürlüklerine gönderilen yazıda “Bakanımız Yusuf Tekin tarafından bakanlığımıza bağlı okul/ kurumlarda görev yapan öğretmenlerimize ‘öğretmen önlüğü’ hediye edilecektir. Bu nedenle beden ölçüsü bilgi formunun doldurulması gerekmektedir” ifadeleri yer aldı.

    Yıllardır okullarda ‘Özgür Kıyafet’ eylemini yürüten Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) bu karara karşı olduklarını duyurdu.

    “ÖNLÜK DAYATMASI MOBBİNG TEHLİKESİNİ BERABERİNDE GETİRİYOR”

    Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, önlük meselesinin tek tipleşmenin yanında işyerlerinde mobbinge evrilen bir uygulama haline geldiğini belirtti.

    Birçok kentte olduğu gibi Mersin’de de okul müdürlerinin listeler dolaştırarak öğretmenlerin bedenlerini not etmelerini, ya da formlar oluşturarak oradan beden tercihlerini yazmalarını isteyerek dayatma başlattığını söyleyen Sümbül, “Önlük giymek istemeyen arkadaşlarımızı bu şekilde zor durumda bırakan, hatta bazı okullarda istemeyenlere dilekçe ver neden istemiyorsun gibi öğretmenleri zorlayan, onları dilekçe vb. yöntemlerle yıldırmaya çalışan yöntemler var. Bunu doğru bulmuyoruz, kabul etmeyeceğiz. Bizler eğitim ve bilim emekçileri olarak okullara istediğimiz kıyafetlerle gideceğiz” dedi.

    “KADINLAR İÇİN ÖRTÜNMEYE DÖNÜŞECEK BİR UYGULAMA”

    Önlük dayatmasının kadın eğitimciler için örtünmeye dönüşeceğini vurgulayan Mahmut Sümbül, “Ana amaçlarından birisi bu, kadın arkadaşlarımızın kıyafetlerinin örtünmeye dönüşmesi. İkincisi zaten kılık kıyafet yönetmeliği diye AKP yandaşlarının kendi istedikleri kıyafet türlerini çıkardıktan sonra diğer eğitim emekçilerini düşünmek gibi bir şeyleri yok. Bunun yerine kendi dayatmaları üzerinden beyaz önlük, ak önlük adı altında öğretmenleri kalıba sokmaya çalışan bir uygulamaları var” diye konuştu.

    “ÖNLÜK EĞİTİMDEKİ SORUNLARIN ÜZERİNİ KAPATAMAZ”

    Eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin birçok sorun yaşadığına işaret eden Sümbül, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e bu sorunların çözümü için çağrıda bulundu:

    “Önlük; öğrencilerin açlığının, eğitim ve bilim emekçilerinin yoksulluk ücretiyle çalışmalarının, öğretmenlerin eşitsizlikler içerisinde çalışmalarının üzerini kapatamaz. Bizim önlük sorunumuz yok. Bizim özlük hakları, insanca yaşayacak ücret, eğitime daha çok bütçe ayrılması ve geleceğin gençlerinin bilimle yetişmesi gibi ihtiyaçlarımız var. Milli Eğitim bütçesi buralara harcanmalı”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • Tanhan’dan Milli Eğitim Bakanına: ÇEDES projesine son verecek misiniz?

    Tanhan’dan Milli Eğitim Bakanına: ÇEDES projesine son verecek misiniz?

    PİRHA – Yeşil Sol Parti Mardin Milletvekili Kamuran Tanhan, okullara imam atanması ile ilgili Meclis’e soru önergesi verdi. Tanhan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e, “Toplumun her kesiminden yükselen bu çoklu/haklı tepkiler karşısında ÇEDES Projesine son verecek misiniz?” sorusunu yöneltti.

    Yeşil Sol Parti Mardin Milletvekili Kamuran Tanhan, okullara ‘manevi danışman’ adı altında din görevlilerinin atanmasını içeren ÇEDES projesi ile ilgili Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlamasını isteyerek soru önergesi verdi.

    “ÇEDES PROJESİNE SON VERECEK MİSİNİZ?”

    Tanhan soru önergesinin gerekçesinde şunları belirterek, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sorular yöneltti:

    “Eğitim sisteminde ve yaşamın pek çok alanında iktidarın kendi düşünce dünyasına ve murat ettiği yaşam tarzına uygun bireyler yetiştirme çabalarının en son örneği olan ve okullara ‘manevi danışman’ adı altında din görevlilerinin atanmasını içeren ÇEDES projesi kapsamında, din görevlilerinin okullarda öğrencilere “değerler eğitimi” vermesi öngörülmektedir. Proje, Türkiye’nin dört bir yanından veliler, öğretmenler, akademisyenler ve öğretmen sendikaları tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Mezkûr projenin, Anayasa m. 2’de “Cumhuriyetin nitelikleri” madde kenar başlığı altında yer alan laikliğe ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırılık teşkil etmesi başta olmak üzere temel pedagojik esaslar ve eğitim bilimlerinin ilkeleri yok sayılarak çocukların dini baskı altında bırakıldığı ifade edilmektedir. Bu uygulamaya karşı veli dernekleri, eğitim sendikaları, STK’lar ve bazı siyasi partiler savcılıklara suç duyurusunda bulunmuşlardır.

    Bu bağlamda;
    1. ÇEDES projesi kapsamında okullarda verilen değerler eğitiminin içeriği, yöntemi, süresi, sıklığı ve değerlendirme kriterleri nelerdir? Bu proje kapsamında şimdiye kadar sırasıyla illere, okul tür ve düzeylerine göre kaç okula görevlendirme yapılmıştır?
    2. ÇEDES projesinin amacının “öğrencileri bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı; millî, ahlaki, insanî, manevi ve kültürel değerlere göre yetiştirmek olduğu” belirtilmektedir. Burada ifade edilen değerler hangileridir, bu değerler nasıl ve hangi kriterlere göre belirlenmiştir? Bu değerler listesi belirlenirken ülkedeki toplumun dinsel, etnik, kültürel ve inanç çeşitliliği dikkate alınmış mıdır?
    3. Yukarıda ifade edilen proje kapsamında “manevi danışman” adı altında okullarda ve/veya okul dışı etkinliklerde “değerler eğitimi” vermek üzere görevlendirilen din görevlilerinin sayısı, niteliği, seçilme kriterleri ve (varsa) eğitim süreçleri nelerdir? Din görevlilerinin bu eğitimleri sunabilecek pedagojik formasyon yeterliliği mevcut mudur?
    4. Bu projenin pilot uygulaması yapılmış mıdır? Yapılmışsa hangi sonuçlara ulaşılmıştır?
    5. ÇEDES Projesi uygulanmaya geçilmeden önce bu temelde ilgili olan hangi bileşenlerin görüşlerine başvurulmuştur? Bu bağlamda görüşüne başvurulan öğrenci, veli, öğretmen, akademisyen ve eğitim sendikası var mıdır, varsa sayıları nedir, bu görüşler nasıl, hangi yöntemle değerlendirilmiştir? Yoksa ilgili bileşenlerin görüşlerine neden başvurulmamıştır?
    6. Toplumun her kesiminden yükselen bu çoklu/haklı tepkiler karşısında ÇEDES projesine son verecek misiniz?”

    PİRHA/ANKARA