Etiket: mücadele

  • İkitelli’de uyuşturucu karşıtı afiş ve yazılamaları ‘polis tahrip etti’ iddiası

    İkitelli’de uyuşturucu karşıtı afiş ve yazılamaları ‘polis tahrip etti’ iddiası

    PİRHA- İstanbul’da İkitelli semtinde gençler arasında uyuşturucu kullanımına karşı duvarlara yapılan yazılama ve afişlerin polis tarafından tahrip edildiği iddia edildi. 

    İstanbul Küçükçekmece İkitelli semtinde gençler arasında uyuşturucu kullanımına karşı mücadele yürütülüyor.

    Uyuşturucunun zararlarına ilişkin bilgilendirme faaliyetleri sürdüren İkitelli Halkevi üyeleri, geçen günlerde mahallelerde uyuşturucu karşıtı afiş ve yazılamalar yapmıştı.

    Bugün bölgede görülen akrep adıyla bilinen polis araçları tarafından söz konusu afişlerin ve yazılamaların tahrip edildiği mahalle sakinleri tarafından bildirildi.

    İKİTELLİ HALKEVİ’NDEN BİRLİKTE MÜCADELE ÇAĞRISI

    Bir açıklama yapan İkitelli Halkevi şu çağrıyı yaptı:

    “Son günlerde mahallemizde artan uyuşturucu sorunuyla ilgili şikayet alan Halkevci gençlik, uyuşturucuya karşı mücadele başlattı. Polisin hiçbir şekilde karışmaması torbacıları rahat ettirdi. Şimdi biz devletin desteğiyle değil halkımızın desteğiyle sokaklardayız! Sizleri de bu mücadelede yanımızda olmaya davet ediyoruz!”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

     

     

  • Mat: Sadece yönetilen değil, yönetmeye de talip olan bir toplum olmak istiyoruz

    Mat: Sadece yönetilen değil, yönetmeye de talip olan bir toplum olmak istiyoruz

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Anayasal olarak tanınmak istiyorsanız, bunun adı siyasettir. Çünkü bu bir siyasi taleptir” dedi. Alevilerin artık sadece yönetilen değil, yönetmeye de talip olan bir toplum olmak istediklerini belirten Mat, 0tuz yıllık mücadelede çok büyük kazanımlar elde ettiklerini kaydetti. Mat, “Büyük emeklerle elde ettiğimiz kazanımlarımıza, başarılarımıza ve birliğimize zarar verecek tek bir adım bile atamayız” ifadesini kullandı. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, sosyal medyadan paylaştığı “Aleviler, Güçbirliği, Demokrasi Platformu ve Siyaset Üzerine” başlıklı yazısında, “Anayasal olarak tanınmak istiyorsanız, bunun adı siyasettir. Çünkü bu bir siyasi taleptir. Siyasi kararlar ise parlamentoların onayı ile alınır” dedi.

    Mat, bunu şöyle açıkladı:

    “Siz; hak, hukuk, adalet mücadelesi veriyorsanız, talepleriniz varsa, doğal olarak muhatabınız anayasada belirtilen kurallar ve kuralları uygulamakla yükümlü olan karar vericilerdir. Yani anayasaya göre; devletin kurumlarını yönetmek amacıyla seçilen siyasetçiler ve atanan bürokratlardır. Bu da sizin bağımsızlık çizginize zarar vermeden, ilkelerinizle bağdaşan ve kendi siyasetinizi yapmak koşuluyla; hem hukuksal, hem de siyasal bir mücadele vermeniz anlamına geliyor. Aynen Pir Sultan Abdal, Hace Bektaş Veli, Baba İshak, Baba İlyas, Şeyh Bedrettin, Seyit Rıza’nın kendi dönemlerinde devleti yönetenlerden siyasi talepleri olduğu gibi.”

    “Avrupa’da taleplerimizi devleti yöneten siyasi muhataplarımıza ve yetkili kurumlara doğal olarak iletiyoruz. Parlementoların verdikleri kararlarla haklarımızı elde ediyoruz.” diyen Mat, “Bu amaçla etkinliklerimize bakanları, milletvekillerini, belediye başkanlarını, parti meclis üyelerini davet ediyoruz. Sonuç itibariyle, ‘siyaset sonuç alma sanatıdır.’ Bize siyasete sırtını dönmüş, hiç ilişkisi olmamış bir inanç toplumu ya da sivil toplum kuruluşu gösterebilir misiniz? Avrupa siyasetinde en etkili olan sivil toplum kuruluşlarının başında kiliseler gelir. Varolan bu gerçekliğe sırtını dönmek hem kendini, hem de geçmişini inkâr etmek ve hep başkaları tarafından yönetilmeyi kabul etmektir. Kaderinizi, geleceğinizi başkalarının inisiyatifine terk etmektir. Bu kabul edilebilecek bir bakış açısı asla alamaz” ifadelerini kullandı.

    “ARTIK SADECE YÖNETİLEN DEĞİL, YÖNETMEYE DE TALİP OLAN BİR TOPLUM OLMAK İSTİYORUZ”

    Mat, “Oysa biz kaderimizi de, geleceğimizi de, tarihimizi de kendimiz yazmak istiyor ve hedefliyoruz. Geçmişte yaşadığımız katliamlar, acılar, hakaretler, dışlanmalar bizim kaderimiz, alın yazımız asla olamaz. Artık sadece yönetilen bir toplum değil, yönetmeye de eşit koşullarda talip olan bir toplum olmak istiyoruz” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu gerçekler ortada dururken Alevi kurumları siyaset yapamaz yaklaşımı kabul edilir bir gerçeklik olamaz. Sürecin ve gerçekliğin doğasına da aykırıdır. Tabii ki siyaset yapacağız. Ama kendi siyasetimizi. Bağımsız çizgimizden asla taviz vermeden siyaset yapacağız. Hiç bir siyasi partinin, toplumun, kişinin gölgesinde, arka bahçesinde, etkisinde kalmadan, hiçbir fraksiyonel iç çatışmalara malzeme olmadan siyaset yapacağız. Hak ve hakikat aşkına, hak, hukuk, adalet aşkına, insan, doğa ve çevre aşkına, Yol rehberlerimiz olan; ulularımızın, pirlerimizin, erenlerimizin, âşıklarımızın, ozanlarımızın yürüdüğü yolda, bizler de ikrar vererek yürümeye devam edeceğiz.”

    “AVRUPA’DA DA YAŞAM HAKKIMIZ TEHDİT VE TEHLİKE ALTINDA”

    “Diasporada yaşayan Aleviler olarak, yaşadığımız ülkelerde de birçok sorun yaşıyoruz” diyen Mat şunları ifade etti.

    “Son dönemlerde göçmen olmaktan kaynaklı uyum politikaları ve siyasete malzeme edilmesi, mülteci sorunları, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, yabancıların meslek ve iş sorunu gibi can alıcı sorunlar her geçen gün daha da artıyor ve karşımıza çıkıyor. Bu olumsuz gelişmeler tehlikeli bir hal almaya başladı. Ayrıca, Avrupa’da sağ partilerin yükselişte olması ve güçlü bir şekilde parlamentolarda yer almaları oldukça düşündürücü ve kaygı verici bir duruma geldi.

    Bizim Avrupa ülkelerinde sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelmek ve bu sorunlar karşısında ortak tutum sergilemek gibi son derece önemli görevlerimiz ve sorumluluklarımız var. Daha bu yıl Hanau şehrinde yabancılara yönelik yapılan katliam ortada. Birçok masum insan katledildi. Avrupa’nın ortasında yaşanan bu katliam ilk olmadığı gibi son da olmayacak. Avrupa’da da yaşam hakkımız tehdit ve tehlike altında. Artık bu gerçeği görmek zorundayız.

    “TÜRKİYE’Yİ KURTARALIM DERKEN AVRUPA’DAKİ MEVZİLERİ KAYBEDEBİLİRİZ”

    Bu can alıcı gerçeklikten yola çıkarak ittifak, güçbirliği ya da demokrasi platformu denildiğinde sadece akla Türkiye gelmemeli. Türkiye endeksli ve yönünü cemalini sadece Türkiye’ye çeviren bir bakış açısı eksik kalmakla birlikte, kendi içinde de ciddi sorunlara neden oluyor. Türkiye’yi kurtaralım derken, Avrupa’da elde ettiğimiz mevzileri kaybedebiliriz. Böyle bir sonucun yaşanması tarihimize ve son otuz yıllık mücadelemize yapılacak en büyük haksızlık olur. Bu nedenle Avrupa koşullarına, gerçekliğine ve ihtiyacına uygun, demokrasi paydasında sivil toplum kuruluşlarını, sendikaları, siyasi partileri, kiliseleri ve diğer toplumsal kurumların bir araya gelmesi, daha geniş tabanlı ve yelpazenin daha kapsayıcı bir güçbirliğine, demokrasi platformuna daha çok ihtiyaç duyulduğunu söyleyebiliriz. Bu perspektifle oluşturulacak güçbirliği, demokrasi platformu hem Avrupa’da, hem de Türkiye’de yaşanan haksızlıklar karşısında daha güçlü bir yapı oluşturacaktır. Bu yönde girişimlerimizi önümüzdeki dönemlerde daha da yoğunlaştırmamız gerekiyor.

    “AVRUPA’DA OTUZ YILLIK MÜCADELEDE ÇOK BÜYÜK KAZANIMLARA VE BAŞARILARA İMZA ATTIK”

    Ayrıca, güçbirliği, demokrasi platformu gibi çalışmalar yürütülürken, bizim açımızdan şunun da açıkça bilinmesi gerekiyor. Avrupa’da otuz yıllık hak temelli mücadelemizde çok büyük kazanımlara ve başarılara imza artık. Cemevlerimiz çok büyük emek ve fedakârlıklarla satın alındı. Aleviliğin tanınması, Alevilik Dersleri, Hak Eşitliği Anlaşmaları, Üniversitelerde kürsüler gibi tarihimizde hiç bir dönem, dünyanın hiç bir ülkesinde elde edemediğimiz kazanımlarımızı elde etmeyi başardık. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar düzeyinde organize edilen tüm zirvelerde temsil ediliyoruz. Avrupa’da prestiji yüksek, saygınlığı ve imajıyla en önemli sivil toplum kuruluşları arasında gösteriliyoruz. Birinci görevimiz ve sorumluluğumuz elde ettiğimiz kurumsal resmi statümüzü korumak ve buna paralel olarak değerlerimize, ilkelerimize ve de kazanımlarımıza dört elle sarılmak, göz bebeğimiz gibi bakmak, korumak ve geleceğimiz olan yeni kuşaklara aktarmaktır.

    “KAZANIMLARIMIZA, BAŞARILARIMIZA, BİRLİĞİMİZE ZARAR VERECEK TEK BİR ADIM BİLE ATAMAYIZ”

    Otuz yıllık haklı ve onurlu mücadelemiz sonucunda büyük emeklerle elde ettiğimiz kazanımlarımıza, başarılarımıza ve birliğimize zarar verecek tek bir adım bile atamayız. Kurumumuzu bilinmez maceralara sürüklemeyiz. Birileri istiyor, mutlu olacak diye, birileri meclise gidecek diye hareket edemeyiz. “Kendisine faydası olmayanın, başka birine de faydası olamaz” gerçekliğinden yola çıkarak, önceliğimiz ayakta kalmak, gücümüzü, birliğimizi ve beraberliğimizi her koşulda korumak ve yaşatmak olacaktır. Bu tarafsız olacağımız anlamına gelmiyor.
    Uçan bir kuşun kanadı kırılsa yere düşse kendimize dert edinir, bir tutum ortaya koyarız. Hızır misali el uzatırız. Özellikle AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte artan haksızlığın, hukuksuzluğun, faşizmin karşısında tarafımızı, tavırımızı ve tutumumuzu her koşulda ve her yerde çok net bir şekilde ortaya koyduk.
    Bundan böyle de tarihimizin her döneminde, pirlerimiz ve taliplerimiz nasıl haksızlığa uğrayan mazlumların yanında, haksızlık yapan zalimlere karşı mücadele ettiyse, biz de bu tarihin mirasçıları olarak tarihsel duruşumuza ve mücadelemize sahip çıkılarak yolumuza devam edeceğiz. Bozatlı Hızır hak ve yaşam mücadelesi veren tüm mazlum halkların yanında olsun.
    Hak ve hakikat yolu bizi doğruluktan ve vicdanlı davranmaktan alıkoymasın.”

    PİRHA/ İSTANBUL
  • Kenanoğlu, JES’e direnen köylülere kesilen para cezasını Meclis gündemine taşıdı

    Kenanoğlu, JES’e direnen köylülere kesilen para cezasını Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Aydın’ın Köşk ilçesinde Beyköy ve Kuyucular köylerinde Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) karşı direnen köylülerden 35’ne “Sosyal mesafe kurallarına uymama” gerekçesi ile 3 bin 150’şer lira para cezası kesilmesini Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, yanıtlaması istemiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e soru önergesi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Aydın’ın Köşk ilçesinde Beyköy ve Kuyucular köylerinde jeotermal enerji santraline (JES) karşı direnen 35 köylüye “Sosyal mesafe kurallarına uymama” gerekçesi ile kesilen 3 bin 150’şer lira para cezasını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e sordu. Kenanoğlu, köylülerin bu cezanın virüsle ilgisi olmadığını, JES’e karşı direnişlerini sindirme amacını taşıdığını söylediğini belirtti.

    Karadeniz Elektrik Üretim A.Ş (KARKEY) tarafından açılmak istenen Jeotermal Santrali’ne (JES) karşı bölge halkının mücadeleye devam ettiğini kaydeden Kenanoğlu, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci tamamlanmadan, yapılan tüm çalışmalar bölge halkı ve Efeler Belediyesi tarafından tepki gösterilerek engellendiğini belirtti.

    “JES’İN TARIM ALANINI ZEHİRLEME TEHLİKESİ VAR”

    17 Nisan tarihinde JES’lere karşı direnen yaklaşık 35 köylüye ‘sosyal mesafe kurallarına uymama’ gerekçesi ile 3 bin 150’şer lira para cezası kesildiğine belirten Kenanoğlu, cezanın tebliğ tarihinin 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde yapılmasına dikkat çekti.

    JES kurulması istenilen ovanın birinci sınıf tarım arazisi olduğunu söyleyen Kenanoğlu, “Her taraf tarla ve zeytinlik, incir bahçeleri ile doludur. Buraya kurulmak istenen JES bütün tarımsal alanı zehirleme tehlikesi taşımaktadır. Maske, sosyal mesafe kurallarının hepsine dikkat eden köylüler, kesilen bu cezanın, kurallara uyulmaması nedeniyle değil, direnişlerinin kırılması için kesildiğini ifade etmektedirler. Cezanın kesildiği tarihte orada olmayan köylüler dahi vardır. Haklarını korumaya çalışan köylülere şirket elemanları şiddet uygulamaktan bile geri durmamışlardır” dedi.

    Koronavirüs vakası çıkana kadar köylülerin mücadelesini sürdürdüğünü, salgın nedeniyle evlerinden çıkamadıkları günlerde, bunu fırsat bilen şirket, sondaj kulesini faaliyete geçirmeye çalıştığına dikkat çeken Kenanoğlu, Bakan Dönmez’e şu soruları yöneltti:

    • Bu alanda ÇED süreci tamamlanmadan çalışma yapılmasına kim izin vermektedir?
    • Köylülerin açtıkları dava sürerken şirketin kuyu kazması yasal mıdır?
    • Cezanın kesildiği tarihte orada olmayan köylülere hangi gerekçe ile para cezası uygulanmıştır?
    • Sosyal mesafe kuralı sadece köylüler için mi geçerlidir? Onlara müdahale eden güvenlik güçleri için geçerli değil midir?
    • Bu para cezaları iptal edilecek midir?
  • Demokratik Alevi Federasyonu’ndan Adalet çağrısı

    Demokratik Alevi Federasyonu’ndan Adalet çağrısı

    PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu, Türkiye’de yaşanan sürece ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, gerek Avrupa’da gerekse Türkiye ‘de başlatılan sürece ses olmak, zülmü hep birlikte durdurmak için Adalet çağrısı yapıldı. 

    Demokratik Alevi Federasyonu, Türkiye’de yaşanan sürece ilişkin yazılı açıklama yaptı. Adaletin önemine vurgu yapılan açıklamada, adaletin herkes için yaşamsal bir öneminin olduğu belirtildi.

    Koronavirüs sürecinin etkileri yaşamın her alanında etkisini gösterdiğini ve bu süreçle birlikte yeni bir sistem tartışmalarının türütüldüğüne dikkat çekilen açıklamada, AKP hükümetinin Kolonyal Müdahalenin yıkımını kendisine biat etmeyen tüm kesimlere yaşattığına vurgu yapıldı.

    “AKP YENİ BİR REHİN ALMA DALGASI BAŞLATMIŞTIR”

    AKP hükümetinin yaşamı ölüm üzerinden dizayn etme politikası yürüterek zulmünü arttırdığı kaydedilen açıklamada, “Türkiye genelinde siyasi soykırımı hız kesmeden sürdüren muktedirler Leyla Güven, Musa Farisoğulları  ve Enis Berberoğlu’nun milletvekilliklerini düşürerek yeni bir rehin alma dalgası başlatmıştır. Bu dalga çerçevesinde Musaip kurumumuz Demokratik Alevi Federasyonu Adıyaman temsilcisi Celal Demir’in tutuklanması siyasi soykırım dalgasının Alevi Toplumunu / Kurumlarını es geçmediğinin göstergesidir. Uygulanan baskılara, rehin almalara karşın bizler biliyoruz ki; yasaları kendi çıkarları için kullanarak yorumlayanlar zülumkârlardır, kendilerini de toplumu da berbat ederler. İçerisinden geçtiğimiz kaos böylesi bir dönemdir ve haktan, adâletten yana olanların mücadelesi ile rızalık şehri düsturlarının can bulacağı yarınlara evrilecektir!” denildi.

    “ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI”

    Herkesi bu sürece karşı ortak mücadele hattında yer almaya çağrıda bulunulan açıklamada, “Zilân’da, Koçgiri’de, Dersim, Maraş,  Çorum, Gazi,Sivas,  Suruç, Ankara için nasıl adalet diyerek haykırdıysak cenazesi  günlerce sokakta bekletilen Taybet Ana için, Sur’da, Nusaybin’de , Cizre’de katledilen masum û paklar için de adalet diyoruz. Binlerce yıllık Halfeti yok edilirken nasıl adalet istiyorsak Kaz Dağları, Laradeniz Ormanları, Munzur Vadisi ve Gözeler, Elbistan ve Pazarcık Ovası için de adalet istiyoruz.  Zindanlarda rehin alınan binlerce hakikat yolcusu için adalet talep ederken oğlunun cenazesi posta ile yollanan anne, cenazesi cemxaneden kaçırılan oğul için de adalet istiyoruz !!!” denilerek adalet çağrısı yapıldı.

    Açıklamada son olarak, gerek Avrupa’da gerekse Türkiye ‘de başlatılan sürece ses olmak, zülmü hep birlikte durdurmak için herkes için adalet çağrısı yapıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avrupa Alevi Kadınlar Birliği: Kadınlar kendi politikalarını oluşturmak istiyor

    Avrupa Alevi Kadınlar Birliği: Kadınlar kendi politikalarını oluşturmak istiyor

    PİRHA – Avrupa Alevi Kadınlar Birliği ( AAKB) 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin  yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada kadınlara uygulanan  her türlü şiddet ve cinsel istismarların son bulması çağrısında bulunularak, “Bugünkü sistem erkek yanlısı politikalarla kadının hayatını cehenneme çeviriyor” denildi. 

    Avrupa Alevi Kadınlar Birliği ( AAKB) 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    “Kadınlar, 8 Mart’ta yine alanlarda yine barış, özgürlük ve eşitlik sloganları ile omuz omuza halaylar çekecekler” diyen Alevi kadınlar, çoğalarak büyüyen sorunlarının çözümüne yönelik kendi politikalarını oluşturup, mücadele vereceklerini belirttiler.

    Avrupa Alevi Kadınlar Birliği açıklamasında şunları kaydetti:

    “Kadınların hayatın içinde ve alanlarda yan yana durması, taleplerini birlikte haykırması bugün her zamankinden  çok daha önemli. Biz kadınlar dünyanın hangi ülkesinde yaşarsak yaşayalım kadın olmaktan kaynaklı çok yönlü baskı ve sorunla karşı karşıyayız. Bu baskı ve çok yönlü sorunlar evde, işte, sokakta, okulda, yolda, otobüste nefes aldığımız her yerde yaşamımızı etkiliyor.

    Kadınlar öldürülüyor, cinsel istismarlara uğruyor ve ekonomik olarak iliklerine kadar sömürülüyor. Bugün sistem erkek yanlısı politikalarla kadının hayatını cehenneme çeviriyor. Kadınların ortak talepleri, ekonomik sosyal ve siyasi alanlarda  karşılaştıkları ayrımcılığın son bulması, kendi bedenleri üzerinde kendilerinin karar vermesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayata geçmesi, güvencesi olmayan iş yerlerinde çalışmaya karşı çıkmak ve sendika hakkından vazgeçmemek.

    Kadınlar, erkek egemen sistemin, uyguladığı her türlü şiddet ve cinsel istismarların hem kendilerine hem de çocuklara karşı son bulmasını istiyor. Kadınlar, çoğalarak büyüyen sorunlarının çözümüne yönelik artık kendileri politika oluşturup taleplerinin mücadelesini vermek istiyor. Kadınlar eşit işe eşit ücret istiyor.

    “KADIN DAYANIŞMASINI HAYATIN HER ALANINDA ÖRECEĞİZ”

    Öğretimizin, inancımızın yüzlerce yıl önce söylediği (“erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde”) insanlığın kutup yıldızı diyebileceğimiz düşüncemiz egemen cinsiyetçi sistemlerin ve onların hizmetinde olan dini merkezlerin ağır saldırılarına  maruz kalmıştır. Bundan dolayıdır ki hem kendi bünyemiz de hem de bulunduğumuz tüm alanlarda kadınlar olarak mücadelemizin bilinçle, özgüvenle, dayanışmayla gelecek nesillere taşımayı zorunlu bir görev olarak görüyoruz. Biz kadınlar, kadınsız bir dünyanın yaşanılır bir dünya olmayacağı bilinciyle dünyayı güzelleştirmeye, kadın dayanışmasını hayatın her alanında örmeye devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Anadilde eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz’

    ‘Anadilde eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz’

    İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin, 21 Şubat Dünya Anadil Günü nedeniyle yaptığı açıklamada konuşan KESK Dönem Sözcüsü Hasan Ali Kılıç, “Türkiye’de birçok kadim dil için anadilde eğitim yasak. Bu yaşadığımızı hukuksuz ve adaletsiz düzenin önemli bir göstergesi. Anadilde eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde bir araya geldi. “Anadilde eğitim mücadelemiz engellenemez” yazılı pankart açan kitle, Kürtçe, Türkçe, Arapça, İngilizce ve İspanyolca “Dilsiz yaşam olmaz” yazılı dövizler taşıdı.

    Kitle adına açıklamayı Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Hasan Ali Kılıç okudu.

    “ANADİLDE EĞİTİM TALEP EDENLER CEZALANDIRILDI”

    2015 yılında bilimsel, laik, anadilde eğitim talebiyle İzmir’de yapmak istenilen basın açıklamasının polis tarafından engellendiğini ve yargılanan 90 kişiye geçtiğimiz günlerde 5 ay hapis cezası verildiğini hatırlatan Kılıç, “İktidar yargısına verdikleri bu karar ile iktidarın eski ortağı FETÖ üyelerinin bir icraatını daha onaylamış olduklarını, “istediklerini vermeye” devam ettiklerini hatırlatmak isteriz. O gün sokağa çıkanlar bilimsel, laik, anadilde eğitim talep ettikleri için  cezalandırıldı” dedi.

    “TÜRKİYE’DE 18 DİL YOK OLDU”

    Türkiye’nin çok dilli, çok kültürlü ve çok dinli bir yapıya sahip olduğunu belirten Kılıç, “Cumhuriyet tarihi boyunca izlenen tekçi politikalar yüzünden farklılıklarımız her geçen gün yok edilmektedir. Bu coğrafyada yaşayan farklı diller, yasaklar ve asimilasyonun kıskacına alınarak yok edilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’de konuşulan bazı diller yok olmuş, bazıları ise yok olma tehdidi ile karşı karşıyadır. UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre, Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır” dedi.

    Türkiye’de birçok kadim dil için anadilde eğitimin yasak olduğuna dikkat çeken Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Halklarımız tarafından kullanılan diller başta TBMM olmak üzere birçok resmi kurum tarafından “bilinmeyen dil” olarak tanımlanmaktadır. Bu yaşadığımızı hukuksuz ve adaletsiz düzenin bir başka yüzüdür. Ama bizler hiçbir zaman insanca yaşam, demokratik, özgür Türkiye, bilimsel, laik anadilinde eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Demokrasi düşmanlarının, despotlara maşa olanların hesap verecekleri o günün bir an önce gelmesi için aralıksız mücadele etmeye davet ediyoruz.”

  • Emekçiler Gündoğdu’dan seslendi: Saraya değil emekçiye bütçe – VİDEO

    Emekçiler Gündoğdu’dan seslendi: Saraya değil emekçiye bütçe – VİDEO

    PİRHA- KESK’in “İnsanca Yaşam, Demokratik bir ülke istiyoruz” talebiyle birçok ilde düzenlediği mitinglerin finali İzmir’de binlerce emekçinin katılımıyla gerçekleşti. Gündoğdu Meydanı’ndan seslenen emekçiler, saray değil emekçiye bütçe istedi. 

    Cumhuriyet Meydanı’na toplanan emekçiler, ‘Halk için bütçe’, ‘Savaşa değil emekçiye bütçe’ ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi’ sloganları ile Gündoğdu Meydanı’na doğru yürüdü. Katılım gösteren kurumlar arasında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Kütahya, Aydın, Manisa, Balıkesir ve Denizli Ege bölge şubeleri, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Maden İş, Emekli Sen, Haber Sen, Tarım Orkam Sen, Yapı Yol Sen gibi pek çok sendika üyesi katıldı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü ve Eş başkanları, İzmir Milletvekili Serpil Kemal, Emek Partisi (EMEP) İzmir İl Örgütü, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) İzmir İl Örgütü, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sol Parti ve Toplumsal Özgürlük Partisi İzmir İl Örgütü gibi pek çok siyasi parti de miting alanında yer aldı.

    Sendikaların pankartlarına ‘Halk için Bütçe’, ‘Saraya Değil Emekçiye Bütçe’, ‘Vergide Adalet İstiyoruz’, ‘Krizi Biz Çıkarmadık, bedelini biz ödemeyeceğiz’ gibi talepler yansırken, kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen emekçiler de ‘Geri Döneceğiz’ talepleriyle alanda yer aldı.

    Mitingin açılış konuşmasını Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç yaptı. Kılıç, konuşmasında, “Kuyucaklı Yusuf’un, Börklüce Mustafa’nın, Torlak Kemal’in yoldaşları, zalime, zulme karşı efe, işgale karşı eşkıya, gericiliğe karşı bilimin ışığı olanlar, demokrasi beşiği bu topraklarda direniş mayası ile yoğrulanlar, ülkemin güzel insanları hoş geldiniz, sefa Getirdiniz” diyerek emekçilerin insanca yaşam talebiyle bir araya geldiğini belirtti.

    “DÖNEMİN YEZİTLERİ KÖLE GÖRÜYOR BİZİ”

    “Bu dönemin Yezitleri, Dehakları kendilerini devletin sahibi, bizleri de köle olarak görüyor” diyen Kılıç, iktidarın hak hukuk dinlemeden pek çok alanda keyfi uygulamalar yaşattığını belirtti. Anayasanın tamamen ortadan kaldırıldığını vurgulan Kılıç, “Aşiret devletine döndük. Askeri vesayet diyorlardı, şimdi en alasından kendi vesayetlerini kurdular. Kendilerinden olmayana bir tas suyu, bir lokma ekmeği dahi çok görüyorlar” dedi.

    “TALEPLERİMİZ ONLARIN İNSAFINA KALMAZ”

    Kılıç, emekçilerin kimseden hakkı olmayan bir şeyi talep etmediğini vurgu yaparak , “Taleplerimiz de ne onların insafına kalmış ne de mülkiyetlerinde olan şeylerdir. Vergimizi veriyor muyuz? Veriyoruz! Dolaylı vergilerde dünyada rekor düzeyde anında ödüyor muyuz? Ödüyoruz! Dünyanın en pahalı benzinini biz alıyor muyuz? Alıyoruz! Askerlik vakti gelince marş marş deyip alıp götürüyor musun? Götürüyorsun! Geçmediğimiz yolun, tünelin, köprünün parasını bile alıyor musun? Alıyorsun!” diye konuştu.

    “KHK’LAR BİTENE KADAR ALANLARDA OLACAĞIZ”

    Binlerce emekçinin işinden edilmesine neden olan KHK’lere de değinen Kılıç, “15-20 sene okuyup türlü türlü sınavlardan, güvenlik soruşturmalarından, arşiv araştırmalarından, bin bir badireden sonra girdiğimiz işten bir satırlık yazıyla ihraç edildik. Sonra da dalga geçercesine üyelerini kendilerinin atadıkları komisyondan adalet beklememizi istediler. Ne sizden merhamet bekliyoruz, ne de talimatınızla işleyen organlardan bir beklentimiz, bir talebimiz var. Bizler “hak verilmez alınır” diyen bir geleneğin içinden gelenleriz. Bizler, “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.” diyen Nazım Hikmet’in yoldaşlarıyız. Bizler, İkram Mihyazların, Necati Aydınların, Zübeyr Akkoçların, Aziz Yuralların hevalleriyiz. 130 haftadır alanlardayız. Tek bir KESK’li dahi dışarıda kalmayıncaya kadar gerekirse bir 130 hafta, bir 130 hafta daha alanlarda oluruz” ifadelerini kullandı.

    Kılıç, konuşmasını “Haksızlığa, zulme, adaletsizliğe, yolsuzluğa ve yoksulluğa, krize, güvencesizliğe, zamlara, keyfiliğe, kadın kırımına, çocuklara yönelik istismara, gericiliğe, emeklileri devlete yük gören köhnemiş yalaka zihniyete isyanımız her gün biraz daha büyüyor. Büyüyor içimizdeki yangın. Büyüyor direnişimiz. Gelin bu direniş ateşini hep birlikte harlandıralım. Gelin kendilerini vazgeçilmez, zulümlerini bitimsiz zannedenlere hep birlikte bir dur diyelim” sözleriyle sonlandırdı.

    “GELECEĞE UMUTLARIMIZI KARARTMAK İSTİYORLAR”

    Kılıç’ın ardından söz alan KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, Türkiye’nin adım adım ekonomik, siyasal, toplumsal bunalıma içine itildiğine dikkat çekti.

    “Bir avuç mutlu azınlığın dışında kalan herkesin, hepimizin geleceğe ilişkin umutları karartılmak isteniyor” diyen Gezen, AKP ekonomi politik tercihlerinin ülkeyi her gün biraz daha fazla uçuruma sürüklediğini ifade etti. Gezen, “Yeni yıla yine rekor kıran işsizlik oranlarıyla, yüksek enflasyonla, hayat pahalılığıyla girdik. Ülkemizi uluslararası mali sermayenin yağmasına açanlar, ucuz iş gücü cenneti yaratanlar emekçiler için ise cehennemin taşlarını döşediler” diye belirtti.

    “ÇARŞI PAZAR EL YAKIYOR”

    Gezen, KHK’larla on binlerce kamu emekçisinin işinden, ekmeğinden edildiğini hatırlatarak, “Ağaç kökü yesinler dedikleri KHK’lilerin seyahat, eğitim hakkını gasp ettiler, banka hesabı açmayı dahi yasakladılar. Seçme ve seçilme hakları gasp edildi, halkın iradesini yok sayarak atadıkları kayyumlar eliyle emekçiler işlerinden edildi” dedi.

    Borçlanmaya, dış finansmana, ranta, spekülasyona, betonlaşmaya dayalı ekonomik modelin çöktüğünü vurgulayan Gezen, krizin faturasını emekçilerin ve halkların sırtına yıkılmak istendiğini belirtti. Gezen sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Son bir yıl içinde elektriğe yüzde 45, doğalgaza yüzde 44, peynir, süt, yoğurt gibi süt ürünlerine yüzde 35, çaya yüzde 32, köprü geçiş ücretlerine yüzde 47, toplu taşıma ve ulaşıma, tütün ürünlerine ve bebek mamasına yüzde 40, bebek bezine yüzde 35, akaryakıta yüzde 22 zam yapıldı. Son iki yıl içinde ise elektriğe yapılan zam oranı yüzde 75’i, doğalgaza yapılan zam oranı ise yüzde 65’i geçti. Yılın daha ilk haftasında Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprülerinin geçiş ücretlerine yüzde 14 zam yapıldı. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere büyük şehirlerde ekmeğin fiyatı son sekiz ayda yüzde 50 zamlandı. Çarşı, pazar el yakıyor.”

    Emekçilerin ücretlerinden kesilen vergilerle oluşturulan bütçeden iktidarın 2020 vergi adaletsizliğini derinleştirmeye devam ettiğini belirten Gezen, “Bizim yarattığımız kaynakları, ihtiyaçlarımızı ve taleplerimizi karşılamak yerine vergi afları, alınmaktan vazgeçilen vergi tutarları ve teşviklerle sermayedarlara peşkeş çekiyor. Güvenlik ve savunma sanayi harcamaları adı altında silahlanmaya, savaş politikalarına aktarıyor. Yatırım yok, üretim yok, istihdam, iş güvencesi yok, insanca yaşanacak bir ücret yok. Toplumsal cinsiyet eşitliği körü bu bütçede bir tek bu bütçeyi oluşturanlara pay yok” dedi.

    “AKP TALEPLERİMİZİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İÇİN SAVAŞA SARILIYOR”

    AKP artık ülkeyi yönetemediğinin altını çizen Gezen, ekonomik, toplumsal, siyasal krizini aşmak için ise baskı, şiddet ve savaş politikalarına başvurmaktan çekinmediğini vurguladı. AKP’nin Yeni Osmanlıcılık hayalleriyle girdiği Ortadoğu’da paylaşım savaşlarından pay kapmak, içeride ise kendi ömrünü uzatıp emekçilerin asıl gündemini perdelemek için Libya tezkeresine sarıldığını ifade eden Gezen, “Milliyetçi, gerici, şoven politikalarla bizleri birbirimizin düşmanı haline getirerek bu ülkenin asıl gündemini, işsizliği, yoksulluğu, güvencesizliği, geçim derdini, hayat pahalılığını, KHKleri, hukuksuzlukları konuşulamaz hale getirmeye çalışıyor” şeklinde konuştu.

    Emekçilerden alınan kaynaklarla yandaşa sermayeye, savaşa aktarılmasına dayalı, istihdam ve üretim yaratmayan, toplumsal cinsiyet körü bu bütçeyi kabul etmeyeceklerini vurgulayan Gezen, taleplerini şu şekilde sıraladı;

    • Kriz bahanesi ile yaşanan işten çıkarmalara, ücretsiz izinlere
    • İş güvencemizi ortadan kaldırmayı hedefleyen her türlü güvencesiz istihdam uygulamasına son verilmesini istiyoruz.
    • Kadınların sürekli ve güvenceli işlerde istihdam edilmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını,
    • Kamuya alımlarda eşitsizliği artıran, torpilin, kayırmanın, kadrolaşmanın önünü açan mülakat, sözlü sınav, güvenlik araştırması ve arşiv kaydı uygulamasına son verilmesini istiyoruz.
    • Elektrik, doğalgaz, su, akaryakıt, ekmek, toplu taşıma gibi temel ihtiyaçlara yapılan zamlar geri alınmalı.
    • Tüm emekçilerin ücretlerinin insanca yaşanacak bir seviyeye çekilmesi için ek zam yapılmalı.
    • Hem kamu emekçilerinin hem işçilerin TÜİK’in resmi hedeflenen enflasyon rakamlarını temel alan toplu sözleşmeleri hükmünü çoktan hükmünü yitirmiştir. Bu toplu sözleşmeler derhal yenilenmeli, maaşlarımızda-ücretlerimizde yaşanan gerçek enflasyon oranında, satın alma gücümüzdeki azalma ve ekonomik büyüme oranları dikkate alınarak artış yapılmalıdır.
    • Demokrasiyi yok eden tüm uygulamalara, hukuksuzluklara, kayyumlara son verilmeli, halkın iradesi tanınmalı.
    • KHK ile ihraç edilenler tüm haklarıyla iade edilmelidir.
    • Kar, faiz ve servet gelirlerine tanınan ayrıcalıklar kaldırılmalı.
    • Asgari ücret vergi dışı bırakılmalı.
    • Temel tüketim maddelerinden alınan KDV sıfırlanmalı, birinci vergi dilimi %15 ten % 10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşlar-ücretler birinci vergi diliminde sabitlenmelidir.
    • Kamu kaynaklarının kimlerden toplanacağına, hangi ihtiyaçlar için harcanacağına halkın, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla karar verilmeli; süreç açık, şeffaf yürütülmeli ve denetlenebilir olmalı.
    • Toplumsal cinsiyet eşitliği hayatın her alanında olduğu gibi yarattığımız kaynakların harcanmasında esas alınmalı.
    • Özelleştirme soygununa, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, yağma ve talana son verilmeli, temel kamusal hizmetlerin herkes tarafından eşit, ulaşılabilir, nitelikli bir şekilde sunulmasına öncelik verilmeli, savunma ve güvenliğin daha fazla silahlanmaktan değil, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işletilmesinden, adaletin tesisinden geçtiği gerçeğinden hareketle kaynaklarımız barış ve demokrasi için kullanılmalıdır. PİRHA/İZMİR
  • İmam hatip dayatmasına direnen velilerin talebi karşılık buldu

    İmam hatip dayatmasına direnen velilerin talebi karşılık buldu

    Bolu’da çocukları herhangi bir liseye yerleşemeyen velilerin talepleri karşılık buldu. İmam hatip dayatmasına karşı direnen velilerin mücadelesi sonucunda şehre yeni bir Anadolu lisesi kazandırıldı.

    Bolu’da Liseye Geçiş Sınavı (LGS) sonrası herhangi bir liseye yerleşemeyen öğrencilerin velileri kazandı. Çocuklarını Anadolu lisesine yerleştirmek isteyen ilde kontenjan bulunmaması sebebiyle uzun bir mücadele yürüttü. Velilerin mücadelesi sonucunda Akşemseddin Hafız İmam Hatip Ortaokulu binasına yeni bir Anadolu lisesi açıldı. 2019-2020 eğitim öğretim yılında okul içinde 5 şube açılacak. Turgut Özal Anadolu Lisesi adı verilen okulla ilgili yapılan mücadeleyi ve kararı Bolu Eğitim Sen Şube Başkanı Zehra Kulalı Gezici ile velilerden İsmet Erdem değerlendirdi.

    BirGün’den Mustafa Kömüş’ün haberine göre; Gezici şunları söyledi:

    “Bizim LGS’nin ilk yerleştirmelerinde 407 çocuğumuz açıkta kaldı. Bu çocukların tamamı Anadolu lisesine yerleşmek istiyordu. Anadolu lisesi kontenjanları birinci yerleştirmede doldu, meslek liselerinin ve imam hatip liselerinin kontenjanları boş kaldı. Dolayısıyla ikinci ve üçüncü tercih döneminde öğrenciler kontenjanı olmamasına rağmen tercihlerini değiştirmediler. Anadolu lisesi tercih etmeye devam ettiler. Bu süreçte açıkta kalan öğrencilerin velileriyle birlikte yöntem belirledik. Üçüncü yerleşme 300 öğrencimiz açıkta kaldı.”

    DAYANIŞMA İLE ELDE ETTİK

    Üçüncü yerleştirme sonucunda velilerin il tercih komisyonuna 29 dilekçe verdiğini aktaran Gezici şu ifadeleri kullandı: “Dilekçelerimizi verdik bütün veliler de cumaya kadar bunun sonucunu bildirmek zorundasınız diyerek milli eğitime gittiler. Milli eğitim müdürümüz de dilekçeyi onayladığını belirtti. Akşemsettin Hafızlık İlkokulu’nu Anadolu lisesine dönüştüreceklerini söyledi. Bugün (dün) sabah itibariyle bu karara bakanlık onayının geldiğini öğrendik. 2 yıldır bu sınav sistemi uygulanıyor her yıl 450-500 çocuk aynı mağduriyeti yaşadı. Önümüzdeki yıl için yeni bir Anadolu lisesi kazandırmış olduk. 16 derslik bir okulmuş burası bu sene 5 şubesini dolduracağız. Bu kazanım önümüzdeki yılın da ciddi bir kazanımıdır. Çocuklarımızın geleceğine eğitim hakkına sahip çıkan bütün velilerimizi yürekten kutluyorum. Mücadele ve dayanışma ile bu kazanımı elde ettik.”

    Velilerden İsmet Erdem ise karardan sevinç duyduklarını ifade etti. Erdem “Tabii ki sevinçliyiz. Çok mutluyuz hem çocuklarımız için hem de kendimiz için” diye konuştu.

  • Hacıbektaşlı kadınlar: Toprağımızı kirletmelerine izin vermeyeceğiz-VİDEO

    Hacıbektaşlı kadınlar: Toprağımızı kirletmelerine izin vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Salihli Hacıbektaşlı Mahallesi’nde yaşayan kadınlar, köylerine yapılan JES projesine tepki gösterdi. Projenin amacının halkı yerinden ederek başka yerlere taşınmalarını sağlamak olduğuna dikkat çeken kadınlar, tarım alanlarının yok olduğunu, insan sağlığına zarar verecek JES projesini istemediklerini belirttiler. 

    Haberin videosu

    Manisa’nın Salihli İlçesine bağlı Hacıbektaşlı Mahallesi’nde yapılamak istenen JES projesinden en çok etkilenen süphesiz orada yaşayan halk. Halkın hiçbir çıkarı gözetmeksizin yapılan JES projesi çalışmasına iki gün önce başlandı.

    SANKO firasının yaptığı JES projesine direnen kadınlar polis ve jandarma tarafından darp edilerek gözaltına alınmış, kiminin vücudunda darp izleri oluşmuştu. Proje alanına en yakın evleri bulunan kadınlar PİRHA‘ya yaptıkları açıklamalarda kesinlikle bu projeyi istemediklerini söylediler.

    Salihli Çevre Derneğinden Hülya Taşar‘ı direniş alanında yapılan çalışmaları izlerken görüntüledik. SANKO firmasının sabah çalışmaya başlamasını göz yaşları içinde izlediğini söyleyen Taşar, kuyu açılan yerin belediye imar planında yeşil alan olduğuna dikkat çekti.

    “YEŞİL ALAN VE TARIM ALANLARINI YOK EDECEK”

    Salihli’nin kuzeyinde de başka bir santralin olduğunu, bunun kurulması halinde Salih’linin ortada kalacağını havasının suyunun ve toprağının kirleneceğini belirten Taşar, JES’in, okullarda okuyan öğrencilerin sağlığına zarar vereceğini, tarım alanlarına ve yeşil alana da zararlarının büyük olacağını söyledi.

    Devletin SANKO şirketinin yanında olduğunu üzülerek söyleyen Hülya Taşar, devletin korumasıyla iş makinalarının alana girdiğini hatırlatarak, hukuki ve filli olarak direndiklerini ve direnmeye devam edeceklerinin altını çizdi.

    Geçtiğimiz günlerde gözaltına alındıklarını hatırlatan Taşar, halkın tedirgin olduğunu, makinaların alanda çalıştığını görünce ağladığını söyledi.

    “HAVAMIZ TEMİZ KALSIN ÇÜNKÜ GİDECEK YERİMİZ YOK”

    “Ben sonuna kadar bu işte direneceğim” diyen Hülya Taşar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çünkü halkın çıkarı yok, şehire fayda sağlayacağı hiçbir şey yok. Sadece şirket enerjisini üretecek devlete peşin para satacak ve cebini doldurup gidecek. Halka faydalı hiçbir yanı yok. Herkese bize destek olması çağrısında bulunuyoruz. Yetkililerden hiç umudum yok şirketin yanındalar halkın yanında değiller. Karınları halkın vergileriyle doyuyor ama şirketin yanında yer alıyorlar. Havamız, suyumuz, toprağımız temiz kalsın, gidecek bir yerimiz yok insanlardan destek bekliyoruz. Bu santrali buraya yaptırmayalım çocuğumuzun, geleceğine sahip çıkalım.”

    “YENİ EV YAPTIK HUZUR İÇİNDE OTURMAK İSTİYORUZ”

    30 yıldır Hacıbektaşlı Mahallesi’nde oturan ve üç yıl önce otuz yıllık emekleriyle yaptıkları evlerinde huzurla oturmak isteyen Cemile Ağdeven de JES projesinin hayatlarını olumsuz etkilediğini düşünüyor. Ağdelen, bu projenin doğaya zarar vereceğini belirterek, “Bu proje doğamıza zarar veriyor, ağaçlarımızı kestiler. Durduğumuz yer tarım yeriydi, bozdular hepsini ne hale getirdiler” dedi.

    Geçtiğimiz günlerde oğlunun gözaltına alındığını ve onu korumak için engel olmaya çalıştığını ancak polislerin darp ettiğini söyleyen Ağdeven, vücudunda çürüklerin olduğunu söyledi.

    5 YAŞINDAKİ KIZ: ANNE BİZ NİYE KANSER OLUYORUZ?

    “Devletimiz ne yazık ki onların arksında duruyor bizim arkamızda durmuyor. Biz köyümüzü koruyoruz kötü bir şey yapmıyoruz.” diyen Ağdeven, devlet yetkililerine çağrıda bulunarak destek istedi.

    Hacıbektaşlı Mahallesi’nden kesinlikle taşınmayacaklarını söyleyen Cemile Ağdeven, direnişte kararlı olduklarını ve destek beklediklerini söyledi.

    Yaptığı yeni evinde huzurlu oturmak istediğini vurgulayan Ağdeven, çocuklarının yaşamı için tedirgin olduğunu ekledi. 5 yaşındaki kızının ona ‘Anne biz niye kanser oluyoruz’ dediğini üzülerek söyleyen  Cemile Ağdeven, ” 5 yaşındaki kızıma ne cevap vereyim. Çalışmalar başladı devletimiz arkalarında duruyor. Biz de böyle bekliyoruz” diye konuştu.

    “ZOR BİR YAŞAM BİZİ BEKLİYOR”

    “Gürültü, toz, duman…Balkonumuzda oturup bir çay içemez hale geldik” diyen Emine Ağdeven de JES projesinin doğada yarattığı tahribata tepki gösterdi.

    Projenin başlamasına karşı gösterdikleri direniş sonrası darp edilerek gözaltına alındıklarını kaydeden Ağdeven, şu anda her tarafın mahvolduğunu söyledi. Ağdeven, eskiden projenin yapıldığı alanlarda tarım alanı olduğunu belirterek projenin insan sağlığını ciddi etkileyeceğini söyledi.

    Zor bir yaşam sürecinin kendilerini beklediğini belirten Ağdeven, projenin amacının insanların evlerini bıraktırıp göç etmelerini sağlamak olduğunu kaydetti.

    Emine Ağdeven, herkese destek olma çağrısında bulunarak mücadele edeceklerini söyledi.

    PİRHA/İZMİR

  • HDP Kadın Meclisi: Yaşamak yaşatmak için 8 Mart’ta alanlardayız

    HDP Kadın Meclisi: Yaşamak yaşatmak için 8 Mart’ta alanlardayız

    HDP Kadın Meclisi, “Yaşamak, yaşatmak, haklarımız ve hayatlarımız için 8 Mart’ta alanlardayız” sloganıyla 8 Mart’a hazırlanıyor. Meclis’in, eylem ve etkinliklerinde açlık grevlerine dikkat çekilecek. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, bu yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, “Yaşamak, yaşatmak, haklarımız ve hayatlarımız için 8 Mart’ta alanlardayız” şiarıyla karşılıyor. Türkiye ve bölge kentlerinde eş zamanlı olarak 1 Mart tarihinde başlayacak 8 Mart eylem ve etkinlikleri, 1- 8 Mart tarihleri arası olmak üzere bir hafta boyunca devam edecek.

    KADIN TUTUKLULARA KART GÖNDERİLECEK  

    Kadın Meclisi, Türkiye ve bölge kentlerinde 8 Mart eylem ve etkinlikleri kapsamında, miting, paneller, gece yürüyüşleri, mahalle ziyaretleri, kadın buluşmaları ve cezaevindeki kadın tutuklulara kart gönderme gibi bir dizi etkinlik gerçekleştirecek.

    AÇLIK GREVLERİ DAMGASINI VURACAK

    Etkinliklerine, tecridin kaldırılması talebiyle 111 gündür açlık grevinde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in eylemiyle aynı taleplerle cezaevlerinde devam eden açlık grevleri damgasını vuracak. HDP Kadın Meclisi, Güven’in ve açlık grevindeki eylemcilerin talebini, 8 Mart’ta alanlara taşırmak, talebin toplumsallaşmasını sağlamak ve kadınlar açısından görünür kılınması hedefleniyor.
    “MÜCADELEYİ YÜKSELTECEĞİZ”
    HDP Kadın Meclisi Sözcüsü ve Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir, bu dönem 8 Mart’ı ‘tarihsel bir dönemde’ karşılayacaklarını söyledi. Hem açlık grevleri eylemlerinin hem de yerel seçimlere gidilen bir süreçte 8 Mart’ı karşıladıklarını dile getiren Taşdemir, “8 Mart’ı bu yıl farklı olarak bir kadın direnişi de olan açlık grevi direnişini ve onun taleplerinin mücadelesini yükseltme, kadınların emeğine, bedenine toplumsal kazanımlarına yönelik gelişen devlet ve erkek şiddeti karşısında bir kez daha alanda olma ve yerelden sesi yükseltme günü olarak algılıyoruz. Bütün etkinlik ve eylemlerimizi bu perspektifle yükselteceğiz” diye konuştu.

    “AKP İKTİDARI BEKA SORUNUDUR”

    Taşdemir, kadına yönelik şiddetin, cinayetin, kadın yoksulluğunun her geçen gün arttığı bu dönemde en fazla bedeli kadınların ödediği ve en fazla sorumluluk üstlenenin de kadınlar olduğunun altını çizdi. Taşdemir, şöyle devam etti: “Bizim açımızdan açlık grevinin kendisi aynı zamanda bir demokrasi, barış, toplumsal sorunların çözüm talebidir.  Kadınlar cephesinden de bu mücadelenin yükseltilmesi, tecridin kırılması, Leyla Güven şahsında somutlaşan direnişin kendisine de ses olmanın bu açıdan tarihsel bir buluşma olarak da düşünüyoruz 8 Mart’ı. Bu iktidarın uygulamaları kadınların geleceği alanlar açısından tehlike oluşturuyor. Kadınlar açısından bir beka sorunudur AKP iktidarı. Kadınlar bu motivasyonla sokağa çıkıyorlar.”

    KADINLARA ÇAĞRI

    Taşdemir, kadınlara da 8 Mart’ta eylemlere katılma çağrısında bulunarak, “Kadınlara sokağa çıkmasını, eylem ve etkinliklere katılmasını, hem kendini hem toplumunu hem de yerelini savunması gerektiği çağrısında bulunuyoruz” dedi.  (HABER MERKEZİ)

  • Rençber, ‘Yol Arkadaşları’nı anlattı: O kuşaklar unutulmasın diye yazdım-VİDEO

    Rençber, ‘Yol Arkadaşları’nı anlattı: O kuşaklar unutulmasın diye yazdım-VİDEO

    PİRHA – Yazar Rıza Rençber, 1968 kuşağını anlattığı ‘Düş Arkadaşları’ kitabının ardından 1978 gençliğini de kaleme aldı. ‘Yol Arkadaşları’ adını verdiği romanı ile dönemin devrimci mücadelesini anlattığını söyleyen Rençber, “O kuşakların unutulmaması için bu romanları yazdım” dedi.  

    Yazar Rıza Rençber’in Dorlion Yayınevi’nden çıkan ‘Yol Arkadaşları’ adlı ikinci kitabı okuyucuya ulaştı. Roman türünde yazılan kitap, 1978 yıllarındaki devrimci mücadele sürecine ışık tutuyor.

    Yazar Rıza Rençber, ‘Düş Arkadaşları’ ve ‘Yol Arkadaşları’ kitaplarının bir bütünü oluşturduğuna dikkat çekerek şunları aktardı:

    “Türkiye’de devrimci mücadele veren iki kuşak vardı. İlk kitabım 1968 kuşağında mücadeleyi başlatan arkadaşların; Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya’ların mücadelesinin başını çektiği dönemi anlatıyor. Bu kişiler daha çok anti-emperyalist mücadele içinde yer aldılar. Antiemperyalist boyuttaki mücadeleyi, devrimci mücadeleye doğru evirmişlerdir. Yani 1968 yılında özellikle üniversitedeki demokratik eğitim talepleriyle başlayan mücadele daha sonra 1968, 1969 ve 1970 yıllarında siyasi boyuta dönüştü. Sonucunu hepimiz biliyoruz.”

    “O KUŞAĞIN MÜCADELESİNİN UNUTULMAMASI İÇİN YAZDIM”

     Rençber’in yakın zamanda kaleme aldığı ikinci kitabı “Yol Arkadaşları” ise 1978 kuşağını anlatıyor. Rençber, kitaplarının aynı zamanda yarı belgesel roman türü özelliği de taşıdığını belirterek şöyle devam etti:

    “1978 Kuşağı ise 1974 yılından başlayıp 1980 darbesine kadar yaşanan bir süreçti. 1968 Kuşağı daha çok anti-emperyalist mücadele verirken 1978 yıllarında ağırlıklı olarak anti-faşist mücadele yürütülmüş. Çünkü karşılarında örgütlü bir faşist yapı olduğu için bu yönlü mücadele vermek zorunda kalmışlar. Bu da maalesef 1980 darbesi ile sonuçlanmıştır.”

     Rençber, ilk kitabındaki kahramanın bir kız çocuğu iken ikinci kitapta genç bir kadına evrilmesine de dikkat çekerek şunları söyledi:

    “1968 romanımdaki kız çocuğu, beraberinde olanları düş arkadaşı olarak görüyor. Yani her ne kadar mücadeleye katılmasa da haberlerde görüp, radyoda dinlediği haberlerde onların eylemlerinden etkilenerek, onları kendisine düş arkadaşı olarak seçiyor. ‘Düş arkadaşları’ kitabı dememin nedeni buradan kaynaklanıyor. 1978 yılına geldiğimizde bu kız çocuğu büyüyor. Aradan on yıl geçiyor. Artık mücadelenin içinde yer alıp onlarla beraber yol arkadaşı oluyor.”

    “YAŞANMIŞLIKLAR ÜZERİNDEN KURGU YAPTIM”

    Rençber, her iki kitabında aynı kahramanların bulunduğunu da söyleyerek, aradan geçen 10 yıl sebebi ile farklı isimlerin ikinci romana dahil olduklarını da belirtti. Romanlarının yarı kurgusal niteliği olduğunu da ifade eden Rençber, “Yazdıklarım gerçekte yaşanmış olaylardır. Bu yaşanmışlıklar üzerinden kurgu yaptım” dedi.

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Direnen 3. havalimanı işçilerinin eylemine destek: Mücadeleyi büyütmek için Kadıköy’deyiz

    Direnen 3. havalimanı işçilerinin eylemine destek: Mücadeleyi büyütmek için Kadıköy’deyiz

    PİRHA- Kötü çalışma şartları ve işten atılanların geri alınması amacıyla dün eylem başlatan ve yüzlercesi gece yarısı düzenlenen operasyonla gözaltına alınan 3. Havalimanı işçileriyle dayanışma çağrısı yapıldı.

    Hemen her gün yaşanan iş cinayetleri ve kazaları, uzayıp giden yemek kuyrukları, yağmur altında binlerce işçinin saatlerce servis beklemesi, servis araçlarının yetersiz oluşu, koğuşlarda tahtakurularının varlığı, yemeklerin az verilmeye başlanması, taşeron firmaların ücretlerinin ödenmemesi vb. gibi birçok temel insani konularda yaşanan sorundan kaynaklı 3. Havaalanında çalışan işçilerin başlatmış oldukları mücadeleyi sahiplenmek ve büyütmek için bugün İstanbul Kadıköy’de eylem yapılacak.

    Dev Yapı İş ile İnşaat-İş Sendikası’nın çağrısıyla düzenlenen eylemin duyuru metninde, “Cinayet işleyen patronların yanında değil, emekçinin yanında olun. Havaalanı işçileri yalnız değildir” ifadelerine yer verildi.

    HDP, HDK ve KESK’de yaptıkları yazılı açıklamalarda 3. Havalimanı inşaatında çalışan yüzlerce işçinin 14 Eylül’de başlattıkları mücadeleyi sahiplenmek ve büyütmek için İstanbul Kadıköy’de yapılacak eyleme katılma çağrısı yaptı.

    HDK: CUMARTESİ ANNELERİ GİBİ İŞÇİLERİ DE YOK EDEMEYECEKLER

    HDK Emek meclisi yaptığı çağrıda şunları kaydetti:

    “Daha öncede çeşitli zamanlarda benzer sorunlardan kaynaklı irili ufaklı birçok eylem ve etkinliğe sahne olan 3. Havaalanı baskıcı OHAL rejiminin fiili durumuna karşı ülkede farklı sektörlerde de farklı sorunları yaşayan işçilerin ortak sesini dile getiriyor aslında. 3. Havaalanı işçilerinin gösterdiği bu tepki AKP iktidarının önemli bir propaganda odaklı imaj projesi olarak görülen bu alanda gösterilmesi bakımından önemli bir yerde duruyor.

    İşçilerin en temel insani haklarını alma tavrı karşısında gazla copla saldıran gece saatlerinde bile yüzlerce polis Jandarma ile işçileri şantiyeden çıkarmamaya çalıştı.  Onlarca akrep, onlarca toma, yüzlerce çevik kuvveti şantiyeye adeta düşmana savaş cephesi gibi konumlandıran bu baskı politikası sınıfın mücadele anlayışını nasıl ki daha dün cumartesi annelerinde yok edemediyse, bugün de 3. Havaalanı işçileri nezdinde yok edemeyecektir.

    HDP: TALEPLER KARŞILANMALI, GÖZALTINDAKİLER BIRAKILMALI

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) ise yaptığı yazılı açıklamada, “AKP’nin ortaya çıkardığı taşeron sisteminin bütün haksızlıkları için bir tür uygulama alanı olan bu inşaatta, işçilerin insan onuruna yakışır iş ve istihdam koşulları reddedilmektedir. Bu talepler karşılanmak zorundadır” denildi.

    HDP olarak işçilerinin taleplerinin takipçisi olacaklarının belirtildiği açıklamada, “Gözaltıların derhal serbest bırakılmasını ve işçilerin zaten yasa gereği yerine getirilmesi zorunlu olan taleplerinin karşılanmasının takipçisi olacağız. Başta emek ve demokratik kitle örgütleri olmak üzere tüm yurttaşları, bu kölelik koşullarına ve sömürü dayatmasına karşı işçilerin yanına çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    KESK: İNŞAATLAR TOPLAMA KAMPI HALİNE DÖNÜŞTÜ

    Kamu Emekçiler Sendikası Konfederasyonu (KESK) ise yaptığı çağrıda şunları kaydetti:

    “Hükümet işçilerin taleplerini dinlemek ve çözmek yerine bir kez daha güvenlik güçleri eliyle saldırmayı, gözaltına almayı tercih etti ve işçilerin dış dünya ile bağını kesmeye çalıştı. Şu ana kadar yaklaşık 600 işçinin gözaltına alındığı haberleri ilan edilmemiş bir sıkıyönetim uygulamasının uygulandığını düşündürüyor. İş cinayeti sonucu onlarca işçinin cenazesinin memleketine gönderildiği, yüzlercesinin yaralandığı bir işyerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınmasını istemekten daha doğal ne olabilir!

    İşçilerin barınma, beslenme ve ulaşım gibi en temel insani taleplerinin karşılanması yerine işyerlerine tomaların, yüzlerce güvenlik gücünün yığılması, yüzlerce işçinin gözaltına alınması AKP’nin sınıfsal karakterini ve gayri insani yüzünü en yalın haliyle gözler önüne sermiştir.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Sosyalist Emekçiler Partisi Başkanı: İktidarın olağan yöntemlerle yönetme şansı yok-VİDEO

    Sosyalist Emekçiler Partisi Başkanı: İktidarın olağan yöntemlerle yönetme şansı yok-VİDEO

    PİRHA- Döviz kurlarında ve altındaki yükseliş, ekonomik anlamda ülkede yaşanan sıkıntılar nedeni ile AKP iktidarına tepkiler büyüyor. “Eğer biz geleceğimiz konusunda söz sahibi olmak istiyorsak mücadele etmekten başka çıkışımız yok” diyenSosyalist Emekçiler Partisi Genel Başkanı Güneş Gümüş, “Biz eğer yılgınlığa, karamsarlığa, bundan sonra bir çıkış yok öldük, bittik ruh haline kapılırsak kendi kaderimizi tam anlamıyla AKP’ye, Erdoğan’ın ellerine teslim etmiş olacağız” ifadelerini kullandı. 

    KHK ile üniversitedeki görevinden ihraç edilen akademisyen, Sosyalist Emekçiler Partisi Genel Başkanı Güneş Gümüş, Türkiye’de döviz kurlarının yükselişini ve ülkede ekonomideki kötü gidişatı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “Aslında karşımızda kendisi de olağanüstü değişmiş bir rejim var. Bu aslında adım adım gerçekleşen bir süreç oldu. Bir dizi dönüşüm yaşadı Türkiye” diyen Gümüş, “15 Temmuz da bunun tuz biberi oldu. Dolayısıyla bir olağanüstü rejimin olağan yöntemlerle yönetmesini beklemek çok mantıklı değil. Yani OHAL kalksa da aynı tarz uygulamaların bir şekilde devam edeceği biliniyordu. Bunu bir yasal kılıfa yerleştirdiler. Çeşitli yetkilendirmelerle birlikte” dedi.

    “İKTİDARIN OLAĞAN YÖNTEMLERLE YÖNETME ŞANSI YOK”

    Adım adım yaklaşan bir ekonomik krizin olduğunu belirten Gümüş, “Dolar almış başını gitmiş durumda. Türkiye’de şirketler ciddi oranda döviz cinsinden borçlu durumdalar. Alında şirket iflaslarının, artık hayat pahalığını aşan bir durgunluğun kapıda olduğu biliniyor ve bunun yaratacağı bir toplumsal patlama tehlikesine karşıda bir bir önlem alınmış oluyor. Aslında sokağa çıkanın kafasını kırarım. Dolayısıyla bütün sesleri engelleyen bir bakış açısı var. Yeter ki biz bu kriz ihtimallerini seçim sonuna kadar erteleyelim. En azından vatandaşın tepkilerini seçim sonuna kadar ertelersek, sonrasında aldığımız yetkilerle istediğimiz şekilde yönetmeye devam edebiliriz diye düşünülüyor. Dolayısıyla olağan yöntemlerle yönetme şansı yok iktidarın” diye konuştu.

    “MÜCADELE ETMEKTEN BAŞKA ÇIKIŞIMIZ YOK”

    Seçim sürecine yönelik beklentilerin yüksek olduğunu, en azından 2. tura kalır şeklinde bir beklenti olduğunu hatırlatan Güneş Gümüş, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hatta daha iyimser beklenti de Tayip Erdoğan’ın belki seçilememesi yönündeydi. 1. turda bu seçim sonuçlanınca bir demoralizasyon oluğunu görüyoruz çevremizde. En azından çevremizde bir karamsarlık hali, siyasetten uzaklaşma hali ve çabasını görüyoruz. Bir kere şöyle söylemek gerekiyor. Hiç bir ülkenin kaderi 5 dakikalık seçimlerle belirlenmedi bugüne kadar. Bundan sonrada da belirlenmeyecek.
    Eğer biz geleceğimiz konusunda söz sahibi olmak istiyorsak mücadele etmekten başka çıkışımız yok. Yani biz eğer yılgınlığa, karamsarlığa, bundan sonra bir çıkış yok, öldük, bittik ruh haline kapılırsak, kendi kaderimizi tam anlamıyla AKP’ye Erdoğan’ın ellerine teslim etmiş olacağız. Bu kendi sonumuz olacak. Mücadele ettiğimiz sürece iktidarın attığı adımları geri püskürtmek, durdurmak, zayıflatmak şansına sahibiz.”

    “MÜCADELE AKP’YE OY VEREN YOKSUL EMEKÇİLERİ KAPSAMALI”

    “Mücadele sadece kendi mahallemizde değil, AKP’ye oy veren yoksul emekçileri de kapsayacak bir şekilde mücadele olması lazım” diyen Gümüş, buna şöyle açıklık getirdi:

    “Mesela hala devam eden Flormar direnişi var. Çoğu kadın emekçi mücadele ediyor. Muhafazakâr emekçiler. Ama ekmek kavgası bambaşka bir kavga. Asıl kavganın orijinini zenginle yoksul, sermaye ile emek arasında bir kavgaya dönüştürebilirsek aslında fay hatlarına Türkiye’de etnik yaşam tarzları üzerinden yaratılmaya çalışılan kutuplaşmanın fay hatlarını kırmak ve AKP’yi zayıflatmak mümkün olacak. Asıl bunu inşa etmek bunun için mücadele etmek, bu kitleleri kazanacak bir söylemle sol bir söylemle siyaset yürütmek gerekiyor. Umudu kesmemek, söz ve mücadeleden geri durmamak gerekiyor.”

    “EMEK, ÖZVERİ OLMADAN HİÇ BİR HALK ÖZGÜRLÜK KAZANMADI”

    AKP iktidarının yılların çabası ile bu noktaya geldiğini ifade eden Sosyalist Emekçiler Partisi Genel Başkanı Güneş Gümüş, “Dolayısıyla biz de 5 dakika oy kullanalım, bir günde oyumuzu kullanıp koruyalım, ondan sonra dünya güllük gülistanlık olsun beklentisi bir gerçekçiliğe sahip değil. Emek olmadan, özveri olmadan dünyada hiçbir halk özgürlük kazanmadı biz de kazanamayacağız. O emek ve özveriyi verecek inancında ve azminde olmamız gerekiyor. Bu bizi ileriye taşıyacak bu bizim önümüzü açacak ve aslında Türkiye’yi de toptan değiştirecek gücü sağlayacaktır” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • 145 kadın örgütünden ortak bildiri: Haklarımızı korumaktan vazgeçmeyeceğiz

    145 kadın örgütünden ortak bildiri: Haklarımızı korumaktan vazgeçmeyeceğiz

    145 kadın örgütünden oluşan Türkiye Kadın Hareketi Bileşenleri bugüne kadar mücadele sonucu sağlanan haklarından ve bu hakları korumaktan vazgeçmeyeceklerini açıkladı.

    Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddeti artarak devam ediyor. Erkekler 2018’in ilk altı ayında en az 120 kadın ve yedi çocuk öldürdü, 32 kadına tecavüz etti, 102 kadını taciz etti, 325 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı, 189 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, 212 kadını yaraladı.

    Giderek artan kadına yönelik şiddete karşı 145 kadın örgütü ortak bir bildiri yayımladı. Türkiye Kadın Hareketi Bileşenleri imzasıyla yayımlanan bildiride kadınlar, “Mücadelelerle kazandığımız haklarımızdan, eşitlik ve özgürlük talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz ve cinsiyet ayrımcılığını pekiştiren her türlü söylem, siyasi pratik ve uygulamanın karşısında duracak ve sorumluları teşhir edeceğiz” dedi.

    Bileşenler Türkiye’nin bütün siyasetçilerini, siyasi partilerini ve sivil toplum bileşenlerini siyasal ve toplumsal sorumluluk almaya çağırdı. Bildiride, kadınları eşit yurttaşlar olmaktan çıkarmak, emeğini sömürmek, güçsüzleştirmek isteyen bütün söylem ve politikalara karşı, tüm kadın örgütlerine “dayanışma” çağrısı yapıldı. Kadınların kendi hayatları hakkında karar verme yetkisine sahip olan özgür ve eşit bireyler olarak, kadın emeği, bedeni ve kimliği üzerinde kurulmak istenen tüm tahakküm biçimlerine karşı çıkmaya devam edeceği bildirildi.

    145 kadın örgütünün imzasını taşıyan bildiride özetle şunlar kaydedildi:

    “Her kesimden kadının, etnisite, sınıf, dini inanç, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, dil, engellilik, yaşlılık, sığınmacı/mülteci gibi farklı kimliklerini kapsayan hukuki ve fiili eşitliğin sağlanmasının, toplumsal bir sorumluluk ve devletin yükümlülüğü olarak kabul edilmesi yolunda önemli mesafeler aldık. Devletin, ulusal ve yerel eylem planları oluşturmasını sağladık.

    Bugün, ulusal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış en temel yasal haklar ve kurumlar ciddi bir tehdit altındadır. Bunun en son örneği, kadınlarla ilgili tek bakanlığın adının önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak değiştirilerek işlevsizleştirilmesi ve ardından da Çalışma Bakanlığı’na bağlanmasıdır.

    Yasalarda kadınlar lehine olabilecek her ne varsa bunları budama girişimleri bugün hızla yasaların tamamen kaldırılması taleplerine dönüşmüştür.“Aile reisliği geri getirilsin”, “çocukların velayeti babaya verilsin”, “ev içi emek nedeniyle evlilik içinde edinilen malların eşit paylaşımından vazgeçilsin”, “kadına karşı şiddetle ilgili 6284 sayılı yasa tamamen kaldırılsın”, “Avrupa Konseyi’nin şiddetle ilgili sözleşmesinden Türkiye imzasını çeksin” gibi talepler yaygınlaştırılmaya başlandı. Daha da ötesi, bu taleplerin gerçekleştirilmesinin önünde engel olarak görülen kadın örgütleri de açıkça hedef olarak gösterilmektedir.”

     

  • KHK ile ihraç edilen Uygun: Diz çökmeyeceğiz, biat etmeyeceğiz-VİDEO

    KHK ile ihraç edilen Uygun: Diz çökmeyeceğiz, biat etmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – 22 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan KHK ile ihraç  edilen Tekin Uygun, “İhraç edildiğimiz tarihten bugüne kadar çok sıkıntılar yaşadık. İhraç nedenimizin ne olduğunu gerçek anlamda bilmiyoruz. Sadece KESK’in yapmış olduğu eylem ve etkinliklere katıldığımız için, emek, barış ve demokrasi mücadelesi yürüttüğümüzden dolayı bizi ihraç ettiler” dedi. 

    22 Kasım 2016’da Muş Malazgirt Belediyesi Mali Hizmetler Müdürlüğü görevinden ihraç edilen Tekin Uygun, PİRHA’ya konuştu.

    Uygun, “Malazgirt Belediyesi Mali Hizmetler Müdürlüğü yaparken aynı zamanda KESK’e bağlı Tüm Bel-Sen Muş Şube Başkanı idim. 22 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan KHK ile ihraç edildik. İhraç edildiğimiz tarihten bugüne kadar çok sıkıntılar yaşadık. İhraç nedenimizin ne olduğunun gerçek anlamda bilmiyoruz. Sadece KESK’in yapmış olduğu eylem ve etkinliklere katıldığımızdan dolayı bizi ihraç ettiler. Emek barış ve demokrasi yürüttüğümüzden dolayı bizi ihraç ettiler” dedi.

    “ÇOCUKLARIMLA İNŞAATTA ÇALIŞMAYA BAŞLADIK”

    “İhraç edildiğimiz tarihten bugüne kadar aile yaşantımız adeta yok denecek düzeye geldi. Çünkü hayatımızı sürdürebilmek için kazanmamız ve mücadele etmemiz lazımdı. Evimin bir kısmı Muş Malazgirt’e kalır iken, çocuklarımla İstanbul’da inşaatlarda çalışmaya başladık. Fakat iş sezonunun bitmesi, inşaat sektörünün bu seçimlerde krizi nedeniyle, sekteye uğraması nedeniyle 5-6 aylık süre boş kaldık. Memlekete döndüm 3 -4 ay kaldıktan sonra sonuçta ne olursa olsun hayat mücadelemizi devam ettirmek için tekrar İstanbul’a geldik. Çocuklarımın bir kısmı Malazgirt’te, bir kısmı İstanbul’da ben de İzmit’te bulunan bir şantiyede çalışmaktayım” diye konuşan Uygun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yaşamımızı idame etmek zorundayız. Bundan sonraki dönemde de yine buraya sendikamızın meclis toplantısına Muş Şubemizi temsilen geldik. Emek barış ve demokrasi mücadelemizi her alanda yüceltmek için elimizden gelen bütün gayreti yapacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Bizi açlıkla terbiye edenlere şunu söyleyebilirim ki; siz bizi açlıkla terbiye etmeye kalkışsanız da biz mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Ülkemiz için halkların kardeşliği için, hakların bir arada kardeşçe yaşamaları için mücadelemizi her alanda sürdürmeye kararlıyız. Diz çökmeyeceğiz, biat etmeyeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Elazığ KESK: Barış ve huzur içinde gelecek için mücadele veriyoruz-VİDEO

    Elazığ KESK: Barış ve huzur içinde gelecek için mücadele veriyoruz-VİDEO

    PİRHA – KESK Elazığ Şubeler Platformu OHAL ve KHK’lere karşı oturma eylemine devam ediyor. Eylemde konuşan Yapı Yol -Sen Elazığ Şube Başkanı Kenan Korkmaz, “Sendikalarımızda yalnızca kendi ekonomik taleplerimiz değil, demokrasi talebimiz de var. Barış ve huzur içinde bir gelecek istiyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz” ifadelerini kullandı.

    OHAL ve KHK’lere karşı KESK Elazığ Şubeler Platformu’nun her cumartesi yaptığı oturma eylemi devam ediyor. Kamu emekçileri, OHAL kalkana kadar mücadelelerine devam edeceklerini belirttiler.

    Oturma eyleminde konuşan Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Kenan Korkmaz, “Bilindiği gibi 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası bizi yönetenlerin Allah’ın lütfu olarak değerlendirdikleri bir süreç başlamıştı. Bu süreçten sonra özellikle kamu çalışanlarına dönük farklı bir saldırı vardı. İş güvenceleri ortadan kalktı. Önce açığa alma, sonra ihraçlar oldu. Bu süreçlerde birçok alanda mücadele verildi. Büyük şehirlerde oturma eylemler yapılıyor. Biz de burada oturma eylemimize devam ediyoruz OHAL’e karşı” diye konuştu.

    “İHRAÇLARIN KAYNAĞI OHAL’İN KALKMASI İÇİN OTURMA EYLEMİNDEYİZ”

    Korkmaz, “Yüz binlerce kamu emekçisi işinden edildi. Biz kamu emekçilerinin iş güvencesine yönelik saldırı olarak değerlendirdik. Onun kaynağı da OHAL’dir. Biz tek tek ihraç edilenler geri dönsün diye değil bunun kaynağının ortadan kaldırılması için, OHAL’in kalkması için oturma eylemi yapıyoruz” diye konuştu.

    Korkmaz, şöyle devam etti:

    “Alanlara çıkmayı bize yasakladılar. Dünya Kadınlar Günü’nde dünynanın her yerinde kutlanıyor. İlimizde yaptığımız başvuru gerekçe neyse bilmiyoruz, izin verilmedi. Sendikalarımızda oturmaya devam ediyoruz. Bugün 8 Mart etkinliği vardı, Yapı-Yol Sen de önümüzdeki süreçle ilgili çalışma vardı. Bugün oturma eylemimiz farklı bir boyut aldı. Ama her cumartesi oturma eylemimiz devam ediyor fark yok.”

    “BARIŞ VE HUZUR İÇİNDE BİR GELECEK İSTİYORUZ”

    Korkmaz, “Ülkemizde akıl almaz bir gidişat vardır. Çevremizde, içeride ve dışarıda şu dayatılmış: Savaş ve şiddet dışında yol kalmamıştır. Baskıyla dayatılmaya çalışılıyor. Her gün asker cenazelerinin gelmesi birçok annenin gözyaşına sebep olmakta. Geçmişte söylenen bir şey vardı; biz çocuklarımızın cenazesini değil, çocuklarımızın bizim cenazesini kaldırmalarını beklerken artık biz çocuklarımızın cenazelerini kaldırır duruma geldik” diyerek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Biz şunu hep söyledik; “Katliamlardan, vahşetlerden, ölümlerden yana olmayız. Sendikalar olarak yaşamı savunuyoruz. Kamu emekçilerinin insanca yaşama mücadelesi vardır. Sendikalarımızda yalnızca kendi ekonomik taleplerimiz değil, demokrasi talebimiz vardır. Barış ve huzur içinde bir gelecek istiyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Kamu emekçileri: İşimizi geri alıncaya kadar bir yere gitmeyeceğiz-VİDEO

    Kamu emekçileri: İşimizi geri alıncaya kadar bir yere gitmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri kutsal Hızır ayında lokmalarını 20 Şubat 2017’den bu yana 52 haftadır İstanbul’un Bakırköy, Kadıköy ve Kartal meydanlarında ekmek ve onur mücadelesi veren ihraç edilen eğitimciler ile pay etti.

    Haftanın 4 günü işe gider gibi İstanbul Bakırköy, Kadıköy ve Kartal meydanında yerlerini alan KESK’li kamu emekçileri konfederasyonun eylemlerinin birinci yılında destek veren Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Hızır lokması payladı.

    Direnişin birinci yılında İstanbul Kadıköy Boğa’da Aleviler Hızır lokması dağıttı. Ayrıca “Direnişimiz 1 yaşında” temalı fotoğraf sergisi yapıldı.

    Basın açıklamasını ihraç edilen eğitimci ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir okudu.

    Buraya ilk geldiklerinde “İşimizi geri alana kadar bir yere gitmeyeceğiz, direneceğiz” dediklerini hatırlatan Tunçdemir, “Ve aradan tam 1 yıl geçti. 4 mevsim, 52 hafta, her haftanın 4 günü, her günün 3 saati burada haklılığımızı haykırmakla geçti.  Gün geldi soğuklarda üşüdük, gün geldi sıcaklarda kavrulduk, gün geldi baskılara uğradık… Ama tüm zorluklara rağmen direnmekten asla vazgeçmedik. Haklı olmanın gururuyla hiçbir zaman yılgınlığa düşmedik ve umutsuzluğa umut olmaya devam ettik” dedi.

    Tunçdemir, darbe ve darbecilerle mücadele adı altında çıkarılan OHAL’in bir buçuk yıldır gerçek anlamda mücadele eden muhaliflere karşı oluşturulduğunu vurguladı.

    “KARANLIĞA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Tunçdemir sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Herkes biliyor ki bizler tacizci, tecavüzcü, hırsız, katil ya da darbeci değiliz. Ekmeğini onuruyla kazanan, işini alın teriyle, bilgi birikimiyle elde eden; hiç kimseye biat etmeyen, KESK te örgütlü devrimci, demokrat, yurtsever emekçileriz. Bilimsel, demokratik, laik eğitim istedik, güvenceli iş dedik, kadın cinayetlerine karşı çıktık, doğayı kutsayıp koruduk, çocuklarımız için yaşanılası bir dünyanın özlemini çektik, bunlar için mücadele verdik. Hayatımız boyunca savaşa karşı barışı, karanlığa karşı aydınlığı savunduk. Bu yüzdendir ki bizi işimizden ihraç ettiler. Çünkü bizi yönetenler biliyorlar ki karanlığın panzehiri aydınlıktır… Bizleri toplum olarak ortaçağ karanlığına gömmek isteyenler aydınlığı yok etmek istiyorlar. Ama şunu bilmiyorlar ki karanlığın en koyu olduğu an,  ışığa en yakın olan andır. Bizler o ışığı görüyoruz, hissediyoruz. Bu yüzdendir karanlığa teslim olmuyoruz, olmayacağız.”

    “KAZANANLAR HER ZAMAN MÜCADELE EDENLER OLMUŞTUR”

    Tunçdemir işlerini alana kadar da mücadele etmeye devam edeceklerini yineledi:

    “İşimizin zor olduğunu biliyoruz. Hakların kolay alınamayacağını da biliyoruz. Ve karşımızda her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu yapmaktan çekinmeyen bir iktidarın olduğunu da biliyoruz. Bütün bunların yanında çok daha iyi bildiğimiz bir şey var ki ‘mücadele edenler her zaman kazanamaya bilirler ama kazananlar her zaman mücadele edenler olmuştur.

    Bu nedenledir ki 1 yıldır direniyoruz.  Yaşama olan tutkumuz için, onurumuzu kaybetmemek için direniyoruz. Tüm baskılara, göz altılara, tutuklamalara rağmen direniyoruz. Ülkemizin her yanında işini geri almak için direnenler var. Başta bizlerle eş zamanlı direnen Bakırköy deki arkadaşlarımız ve bedenlerini 324 gün açlığa yatıran Nuriye ve Semih olmak üzere tüm direnenleri selamlıyoruz.”

    “DİRENMEYE DEVAM”

    Tunçdemir, ihraç edilen emekçiler olarak iktidara uyardı. OHAL ve KHK rejimine son verilmesini isteyen Tunçdemir, “Bizler, yüzyıllardır süren mücadele ile kazandığımız hak ve özgürlüklerimizi OHAL ve AKP nin tek adam rejimine terk etmeyeceğiz. İşimizi geri almanın yanında demokrasinin, barışın, laik bir düzenin kurulması için omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Bizler, işimiz iade edilinceye kadar bir yere gitmiyoruz, alanlardayız, direniyoruz, direnmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Açıklamanın ardından eylemciler sloganlar ile Khalkedon’a doğru yürüdü. (HABER MERKEZİ)

  • Üreten ve direnen bir kadının hikayesi: Velat Çelebi

    Üreten ve direnen bir kadının hikayesi: Velat Çelebi

    PİRHA- Yaşamın tüm zorluklarına ve çıkmazlarına rağmen sürekli arayışı olan ve kendi özgücü ile üretip mücadele ederek kurduğu yaşam alanında üretime katılan Velat Çelebi hikayesini PİRHA’ya anlattı.

    Velat Çelebi İzmir Çiğli’de neredeyse nadir kadın esnaflardan biri. Bir Alevi kurum ziyaretinden çıkarken çay içme niyeti ile kendisini tanıma fırsatı bulduk. Küçük ama emek dolu bu küçük dükkanında ürettiklerini sunuyordu. Göze çarpan ilk şey bu kadar yoğunluk arasında özellikle bütün işe kendi başına koşturması ve bu koşuşturma arasında hiç eksilmeyen gülüşüydü. Aslında bu hiç eksilmeyen gülüşün altından büyük bir emek ve özgücü ile ayakta durma hikayesinin çıkacağı aşikardı.

    Sabah erken saatte başlayan koşuşturması gece geç saatlere kadar devam edebiliyor. Bütün zamanını bu işyerine harcayan Velat Çelebi, burada yeni dostluklar yaratabilmiş. Çevresindeki kadınlar destekçisi olmuş, hatta diğer hemcinslerine örnek teşkil etmiş.

    Evet, bir kadın ayakları üzerinde durmayı başarmışsa, etrafındaki zorluklara karşı ayaktaysa, geçmişi sorgulayıp mantığıyla çözümler bulmuşşa; artık kendi özgücü ile yaşamayı başarmış demektir.

    Bu zorluklar ve çıkmazlıklar için de özgücü ile üretip var olan Velat’ın hikayesini kendi ağzından dinleyelim.

    “NE KENDİMİ NE DE HAYATI TANIMA ŞANSI VERİLDİ BANA”

    Sağlık sorunlarından dolayı köyünden çıkıp kentlerle tanışan Velat Çelebi ekonomik sıkıntılardan dolayı tekstilde çalıştığını belirterek şöyle başlıyor:

    “1978 yılında Bingöl Karlıova’da dünyaya geldim. Sağlık sorunlarımdan dolayı İzmir’de yaşayan dayımın yanına gönderildim ve 6 yıl onlarla kaldım. Böylelikle okuma şansımı kaybettim. Ailemden uzak, çocukluğum yaşam alanlarımdan kopuk ve ergenlik sürecimde annemden, babamdan uzak büyüdüm. Ne kendimi ne de hayatı tanıma şansı tanındı bana. 6 yıl sonra ailem  İzmir’e geldi ama ben ekonomik çıkmazın içinde bir tekstilde işbaşı yapmak zorunda kaldım. 4 yıl tekstil işçisi olarak çalıştım. 17 yaşında görücü usulü ile nişanladım ve 18 yaşında evlenerek Bursa’ya yerleştim. 14 yıl boyunca farklı iş kollarında çalıştım ve iki kız çocuğum oldu. Küçük kızım 7 yaşındayken İzmir’e gelip yerleştik. Burada da 2 yıl tekstilde çalıştıktan sonra muhasebe, kasiyerlik kurslarına katılıp sertifikalar aldım. Amacım tekstil dışında farklı bir iş kolu yaratmaktı. Birçok işyerine başvurduğum halde iş bulamadım.”

    “KENDİ ÜRETTİKLERİMİ SATTIKÇA ÖZ GÜVENİM ARTTI”

    Arayışları sürer Velat Çelebi’nin. Ürettiği börek ve poğaçaları satmaya başlar. Belkide bütün yaşamını değiştirecek olan o dükkanın başka bir iş arayışıyla karşısına çıktığını dile getiren Velat şöyle devam ediyor:

    “Ekonomik olarak eve katkıda bulunmak, ayaklarımın üzerinde durup çocuklarıma daha iyi bir gelecek sağlamak için evde börek  ve poğaça yaparak sokaklarda satmaya başladım. Kendi ürettiğimi sattıkça hem kendime olan özgüvenim artmıştı hem de hiç beklemediğim yerlerden ürettiklerime talep olmuştu. Ama arayışlarım devam ediyordu. Amacım kendime bir işyeri açıp, ürettiklerimi o işyerinde sunmaktı. Bütün bunları düşünürken Kosgeb’e başvurmak üzere belediyeye eğitim almak için giderken şu anda işletmek istediğim dükkanın devredilmek üzere olduğunu gördüm. Devir almak üzere görüşmeye gittim ve kardeşim Soykan’ın maddi ve manevi desteği ile işletmenin devrini üzerime aldım.”

    “TÜM KAYGILARIMA RAĞMEN DENİZ CAFE’DE YENİ BİR YAŞAM ALANI YARATTIM”

    Velat Çelebi, başarısız olma kaygılarına rağmen kendi dükkanında yeni bir yaşam alanı gerçekleştirdiğini söylüyor.

    “Bu işe başlarken kendime ait bir üretim alanım vardı ama yine de çocuklarıma zaman ayıramama ve başarısız olma kaygısını taşımadım diyemem. İş saatlerinden, yoğunluğundan çocuklarıma zaman ayıramamak, sabah kahvaltısı veya  akşam yemeğini bile paylaşamamanın üzüntüsünü çok yaşadım. Sosyal hayatımdan tamamen uzaklaşıp kendime bile zaman ayıramadan Deniz Cafe’de yeni bir yaşam alanı yarattım. Bunlar yaşantımdaki eksiklerdi ama aynı zamanda yeni insanlarla tanışıp yeni dostluklar kurdum. Ekonomik anlamda kendi ayaklarımın üzerinde sağlam bir şekilde durmanın hazzını hiçbir şeye değişmem.”

    “ÜRETEN VE DİRENEN KADININ ÖNÜNDE HİÇBİR ŞEY DURAMAZ”

    Bütün kadınların üretimin içinde olup söz sahibi olmaları çağrısı yapan Velat son olarak şunları dile getiriyor:

    “Bir kadın olarak vermiş olduğum emeği gören kadın, erkek fark etmeksizin olumlu ve motive eden taktirler kendime olan güvenimi arttırdığı gibi, birçok  kadın arkadaşıma da örnek teşkil ettim. Üreten ve direnen bir kadının önünde hiçbir şey engel olamaz. Yeter ki kadın kendi gücünün bilincinde olsun. İstedikten sonra başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Hayatın her alanında üretimin içinde olup, söz sahibi olmak adına toplumsal yaşamda kendini en iyi şekilde güçlü olarak ifade etmesidir. Bütün kadınların bu bakışla hayata tutunmaları ve mücadele etmeleri gerekiyor.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

     

  • Real market işçileri gasp dilen hakları için suç duyurusunda bulundu

    Real market işçileri gasp dilen hakları için suç duyurusunda bulundu

    PİRHA-Suç duyurusunda bulunmak için Ankara Adliyesi önünde toplanan Real Market işçileri basın açıklaması yaptı. İşçiler adına açıklamayı yapan Tekbile Yükrük, haklarından hem Beğendik Grubu, hem de Metro AG’nin sorumlu olduğunu kaydetti.

    2014 yılında kıdem, ihbar, izin ve fazla mesaisi ödenmeyerek işten çıkarılan Real Market işçileri  suç duyurusunda bulunmak için Ankara Adliyesi önünde toplandı. Burada işçiler adına konuşan Tekbile Yükrük, İstanbul, Ankara ve Konya’da eylemlerinin sürdüğünü, Kayseri’ye giderek Beğendik Mağazası Genel Müdürlüğü önünde basın açıklaması ve oturma eylemi yaptıklarını belirtti.

    Beğendik Mağazası yöneticileri hakkında hileli iflasla ilgili Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunduklarını söyleyen Yükrük, “Üyesi olduğumuz ancak ne bu süreçte ne de çalıştığımız dönemde yanımızda olmayan Türk- İş’e bağlı Tez-Koop-İş Sendikasını protesto için İstanbul 1 No’lu Şubenin önünde basın açıklaması yaparak şube kapısına siyah çelenk bıraktık” dedi.

    REAL HİPERMARKETLER ZİNCİRİ A.Ş’DE NELER YAŞANDI?

    Yükrük, Real Hipermarketler Zinciri’nde yaşananları şu şekilde ifade etti:

    1998 yılında Alman Metro AG’nin bir kuruluşu olarak Türkiye’de faaliyetine başlayan Real Hipermarketler Zinciri A.Ş. 2014 Haziran ayında, çalışanlarının tüm kıdem haklarıyla birlikte, Beğendik Marketler grubunun da sahibi olan Hacı Duran Beğendik’e devredildi. Beğendik devrin birinci yılı sonunda Real’in 20 milyon TL kar ettiğini açıklasa da, özel denetim firması KPMG, finansal verilere göre şirketin varlığını sürdüremeyeceği ve iflas edeceği raporunu vermişti.

    2015 ortasından 2016’nın ilk aylarına kadar, Real’e mal tedariği yapan firmalarla, ‘ortak satın alma’
    anlaşmaları imzalanarak, Real üzerinden Beğendik’e mal sevkiyatları yapıldı. Yaklaşık 70 milyon TL’lik bu sevkiyatların bedeli Real’e ödenmediği gibi, Real’den Beğendik’e gayri resmi yollardan para aktarımları da yapıldı.

    2016 Nisan ayında Beğendik Grubu tarafından. Beğendik’in kendi kuruluşları ile birlikte Real
    Hipermarketleri için de iflas erteleme karar; aldırıldı (!) ve şirkete denetim kayyumu atandı. Karar
    alındığında Real’in 714 bin, Beğendik’in 140 milyon TL borcu vardı.

    Bu süreçte Real Hipermarketler Zinciri A.Ş.’yi devir alan Hacı Duran Beğendik, hisselerini babası Mehmet Beğendik’e devretti. Yine bu süreç boyunca tedarikçi firmalarla özel anlaşmalar yapılarak mai alimi sürdürüldü. 13 Real mağazasının 9’u kapatıldı. Kapatılan mağazaların demirbaşları kanunsuz bir şekilde satılarak, geliri Real yerine Beğendik’e gönderildi. Kayyum denetimine rağmen, Beğendik’e gayri resmi para aktarımları sürdürüldü. Kısacası zor durumda olan Beğendik’i kurtarmak için Real’in içi yavaş yavaş boşaltıldı.

    “METRO VE BEĞENDİK’İN ORTAK SENARYOSU”

    Bütün bunlar gözden geçirildiğinde Real Hipermarketleri’nin Metro tarafından Hacı Duran Beğendik’e devrinden, iflas edişine kadar olan sürecin, en başından Metro ve Beğendik ile ortaklaşa yazılmış bir senaryo olduğu şüphesi doğduğunu kaydeden Yükrük, “Zira Metro tarafından devredildiği dönemde de, denetleme firması KPMG’nin hazırladığı raporlarda, Real’in iflasın eşiğinde olduğu belirtilmekteydi” dedi.

    “BİLKENT MAĞAZASININ KAPISINA KİLİT VURULDU”

    Bu hileli iflas ile 714 bin TL borcu olan Real Hipermarketier Zinciri A.Ş. iflas ettirildiği, 140 milyon TL’nin üzerinde borcu olan Beğendik Grubu, Real Hipermarketler Zinciri A.Ş. üzerinden ürün alımı ve para transferleri yapılarak kurtarılmaya çalışıldığını ifade eden Yükrük, çalışanların kıdem, ihbar, ücretli izin ve fazla mesai gibi hakları ödenmeden kapı önüne konulduğunu, faaliyetteki tek şube olan Bilkent mağazasının kapısına da geçtiğimiz Salı günü icra yoluyla kilit vurulduğunu belirtti.

    “HAKLARIMIZDAN HEM BEĞENDİK GRUBU HEM DE METRO AG SORUMLU”

    Real ile aynı yönetim kurulu tarafından yönetilen Beğendik Grubu’nun işçilerin haklarından kendilerinin sorumlu olmadıklarını, haklarını İstanbul Anadolu 3. İflas Müdürlüğü’nden talep etmeleri gerektiğini söylediğini vurgulayan Yükrük, kendilerinin öyle düşünmediklerini haklarından hem Beğendik Grubu, hem de Metro AG sorumlu olduğunu kaydetti. Hileli iflas yoluyla gasp edilen haklarını alana kadar Real Marketin bağlantılı olduğu Beğendik ve Metro mağazaları önünde eylemlerine devam edeceklerini belirten Yükrük, 2006’dan beri örgütlü oldukları, adlarına sözleşmeler yapan sendikaları olduğunu düşündükleri Türk-İş’e bağlı Tez-Koop-İş sendikasının yanlarında yer almadığını bugüne kadar tek bir eylemlerine bile katılmadığını vurguladı.

    “TEZ-KOOP-İŞ MÜCADELEMİZİ BÖLMEYE ÇALIŞIYOR”

    Yanlarında yer almayan Tez-Koop-İş’in eylemlere katılan işçileri iş bulamamakla tehdit ettiğini söyleyen Yükrük, kimi zaman da eylemlere katılan işçilere iş vaadinde bulunarak mücadelelerini bölmeye çalıştığını kaydetti. Tez-Koop-İş sendikasının zaman zaman basın açıklaması yaparak “Real Market işçilerine sahip çıkıyoruz” dediğini ifade eden Yükrük şunları belirtti: “Şimdiye kadar neden biz görmedik? Yaptıkları basın açıklamasına bizleri neden çağırmadılar? Çünkü yapılan basın açıklamasında bizlere sahip çıkmak yoktur ve içeriği de ortadadır.”

    “DİSK NAKLİYAT-İŞ YANIMIZDA”

    Sokağa çıktıklarında yanlarında DİSK’e bağlı Nakliyat-İş sendikasının olduğunu belirten Yükrük, “Real Hipermarketleri İşçileri olarak gasp edilen tüm haklarımızı kazanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Torunu için son nefesine kadar mücadele etti: Acılarımız büyük, onurlarımız daha büyük demişti

    Torunu için son nefesine kadar mücadele etti: Acılarımız büyük, onurlarımız daha büyük demişti

    PİRHA- İstanbul Gülsuyu Mahallesi’nde uyuşturucuya karşı mücadele verirken, uyuşturucu satan çeteler tarafından öldürülen Hasan Ferit Gedik’in dedesi Mustafa Meray hayatını kaybetti. 

    Solunum yetmezliği nedeniyle yaşamını yitiren 80 yaşındaki Meray için yarın (23 Eylül Cumartesi) Küçük Armutlu Cemevi’nde Hakka uğurlama erkanı yapılacak. Meray’ın cenazesinin daha sonra Gazi Mezarlığı’nda toprağa verileceği öğrenildi.

    Nisan ayında Berkin Elvan duruşmasını izlemek için Çağlayan Adliyesi’ne gelen Mustafa Meray, PİRHA mikrofonuna gözleri nemli bir şekilde “Acılarımız çok büyük, onurlarımız daha da büyük” demişti.

    Hasan Ferit Gedik’in dedesi 80 yaşındaki Mustafa Meray, “Benim için Hasan Ferit de aynı, Berkin Elvan da aynı. Tüm Gezi Şehitleri aynıdır bizim için. Çünkü onlar teslim olmadılar, onlar ölmediler öldürüldüler. Onun için onlar onurlu yiğitlerimiz” ifadelerini kullanmıştı.

    Meray, başı dik, kararlı bir şekilde “Onlar ölmedi öldürüldüler. Onurlu yiğitlerimizin davasının peşini bırakmayacağız” diye konuşmuştu.

    (HABER MERKEZİ)