Etiket: mülteci

  • Akın Olgun’un yeni kitabı ‘Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi’ çıktı!

    Akın Olgun’un yeni kitabı ‘Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi’ çıktı!

    PİRHA- Yıllardır İngiltere’de bir mülteci olarak yaşayan gazeteci-yazar Akın Olgun’un yeni kitabı “Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi” raflardaki yerini aldı.

    Akın Olgun’un altıncı, Tekin Yayınevi’nden çıkan üçüncü kitabı olan “Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi” yıllardır yaşadığı İngiltere’den tatil için geldiği Rodos’ta kendini bir anda karanlık suların ortasında ve cezaevinin gri duvarları arasında bulmasıyla başlıyor.

    Bu durum yalnızca bir gazetecinin tutuklanma hikâyesi değil; aynı zamanda Ege’nin iki yakası arasında sıkışıp kalmış “ötekilerin” sesini duymamızı sağlayan bir tanıklığa dönüşüyor. Yazar, 1990’larda Türkiye cezaevlerinde yaşadığı travmaların bu kez bambaşka bir trajediyle yeniden canlanışına şahitlik ederken; aynı zamanda Yunanistan’da birer “nefret öznesi” hâline getirilen, onlarca yıl hapis cezasıyla yargılanan ve “Kaptanlar” olarak anılan göçmen kaçakçılığı sanıklarının hikâyelerine de sürüklüyor bizi.

    “Dümeni tutanlar ile kalemi tutanların kaderi bazen aynı hücrede kesişir…”

    Akın Olgun kimdir?

    Akın Olgun, 1975 yılında Ankara’da doğdu. 1990’larda siyasi faaliyetleri nedeniyle 7 yıl cezaevinde kaldı. 19 Aralık 2000 tarihinde 10.000 askerin açlık grevi ve “ölüm oruçları”na son vermek için 48 cezaevine yaptığı, adına “Hayata Dönüş” denilen kanlı operasyona maruz kalan tutuklulardan biri oldu. 2002 yılındaki tahliyesinin ardından İngiltere’ye yerleşti ve o zamandan beri İngiltere’de yaşamaktadır. 2009-2015 yılları arasında BirGün gazetesinde düzenli olarak siyaset, insan hak ve özgürlükleri konularında yazılar kaleme aldı. Akın Olgun çeşitli haber portallarında ve sitelerinde köşe yazarı olarak okurlarıyla buluşmaya devam ediyor. Cezaevi ve ölüm oruçları sürecini anlattığı ilk kitabı Adları Saklıdır dışında Ecel Öyküleri, Karanfil Mevsimi, Kül Sesleri ve El Âlem isimli dört kitabı daha bulunmaktadır. Olgun’un kitapları dışında İngiliz Film Enstitüsü’nün desteğiyle Kül Sesleri ve Elalem kitaplarından uyarlanan Beyaz ve Elveda isimli kısa filmleri yayınlandı. Ardından senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği kısa filmi Fısıltılar, Feel The Reel International Film Festivali’nden ödülle döndü.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki: İçişleri Bakanlığı acil harekete geçsin!

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki: İçişleri Bakanlığı acil harekete geçsin!

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, konuya dair İçişleri Bakanlığına, Göç İdaresi Başkanlığına acil çağrıda bulunarak, ciddi insan hakları ihlali riskine karşı derhal harekete geçmeye, geri gönderme yasağı ilkesine ve uluslararası yükümlülüklere uygun davranmaya davet etti.

    HTŞ’li çetelerce Suriye’de yapılan Alevi katliamı devam ediyor. Binlerce insanın öldürüldüğü Suriye’de aynı zamanda demografik bir dönüşüm de amaçlanıyor.

    Suriye’deki katliam sebebiyle ülkelerini terk etmek durumunda kalan Alevilerin sığındıkları ülkeler içerisinde Türkiye de bulunuyor. Ancak AKP-MHP hükümetinin, uluslararası sözleşmelere rağmen sığınmacıları, ülkelerine gönderme hazırlığında olduğu ifade ediliyor.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, konuya dair İçişleri Bakanlığına, Göç İdaresi Başkanlığına acil çağrıda bulunarak, ciddi insan hakları ihlali riskine karşı derhal harekete geçmeye, geri gönderme yasağı ilkesine ve uluslararası yükümlülüklere uygun davranmaya davet etti.

    “İŞKENCE VEYA İNSANLIK DIŞI MUAMELE RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, şunları dile getirdi:

    “Muğla ili Ula Geri Gönderme Merkezi’nde, aralarında çok sayıda çocuğun bulunduğu, Alevi inancına mensup Suriye uyruklu 22 kişinin tutulduğu bilgisi tarafımıza ulaşmıştır. Bu kişiler hakkında sınır dışı işlemlerinin başlatılması yaşam hakkı ve insan onuru bakımından ciddi endişe yaratmaktadır. Suriye’de Alevi topluluğuna yönelik süregelen güvenlik tehditleri, ayrımcılık ve hak ihlalleri göz önünde bulundurulduğunda, bu kişilerin geri gönderilmeleri halinde ölüm, işkence veya insanlık dışı muamele riskiyle karşı karşıya kalabilecekleri açıktır.

    Bu durum, Türkiye’nin hem iç hukukuna hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır. Tarafımıza ulaşan bilgiler, Ula Geri Gönderme Merkezi’nde avukat erişimi, bağımsız tercüman desteği, sağlık hizmeti ve özellikle çocukların üstün yararının gözetilmesi konularında ciddi eksiklikler bulunduğunu göstermektedir. Türkiye, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 4’üncü maddesi uyarınca geri gönderme yasağı (non-refoulement) ilkesine tabidir. Ayrıca, Anayasa’nın 17’nci maddesi, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 33’üncü maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi uyarınca hiçbir kişi, işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele riski bulunan bir ülkeye gönderilemez. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gereğince ise her işlemde çocuğun üstün yararı esas alınmak zorundadır.

    Bu çerçevede, Ula Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan kişilerin hukuki durumlarının acilen incelenmesi, avukat, tercüman ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin derhal sağlanması, çocukların üstün yararı ilkesine uygun olarak ayrı ve güvenli biçimde değerlendirilmesi, Hiçbir şekilde geri gönderme işleminin başlatılmaması ve sınır dışı kararlarının derhal durdurulması, Konuya ilişkin bağımsız denetim mekanizmalarının devreye sokulması acil ve hayati önemdedir. İçişleri Bakanlığını ve Göç İdaresi Başkanlığını, bu ciddi insan hakları ihlali riskine karşı derhal harekete geçmeye, geri gönderme yasağı ilkesine ve uluslararası yükümlülüklere uygun davranmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Tarsus’ta 3 mülteci çocuk öldü!

    Tarsus’ta 3 mülteci çocuk öldü!

    PİRHA- Mersin’in Tarsus ilçesinde buharlaşan fare zehrini soluyan 3 mülteci çocuk yaşamını yitirdi. 5 kardeşten İlaf Elyusuf ve Selam Duho’nun ise tedavileri devam ediyor.

    Mersin’in Tarsus ilçesi Yeşilevler Mahallesi’nde yaşayan Suriyeli Memun Elyusuf (34) ve Hazal Duho (29), Rana Elyusuf (2), Ömer Elyusuf (4), Ahid Elyusuf (9), Selem Elyusuf (5), İlaf Elyusuf (7) ve Selam Duho (1) dün zehirlenme şüphesiyle kentteki çeşitli hastanelere sevk edildi.

    Buharlaşan fare zehrini soluyan kardeşlerden Rana Elyusuf ve Ömer Elyusuf kaldırıldığı Tarsus Devlet Hastanesi’nde müdahaleye rağmen kurtarılamadı.

    Mide bulantısı, kusma ve ishal şikayetleriyle başvurdukları Tarsus Devlet Hastanesi’ndeki tedavilerinin ardından Ankara’ya sevk edilen çocuklardan Selem Elyusuf da tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • CHP’li Murat Bakan, Adresinde olmayan 731 bin 146 Suriyelinin akıbetini sordu

    CHP’li Murat Bakan, Adresinde olmayan 731 bin 146 Suriyelinin akıbetini sordu

    PİRHA – Milletvekili Murat Bakan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın bir televizyon programında göçle ilgili yaptığı açıklamalara yönelik konuştu. Murat Bakan, “Tüm bu başarısızlıktan bir başarı hikayesi yazma gayretleri, göçmen sorununu çözemeyeceklerini net olarak gösteriyor” dedi.

    CHP İçişleri Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın, göçle ilgili yaptığı açıklamaları üzerine konuştu. Murat Bakan, “Yerlikaya, her geçen gün daha da derinleşen göçmen krizini anlatırken, sanki kabine değişikliği değil de hükümet değişikliği olmuş gibi bir havada… Ayrıca program boyunca Cumhurbaşkanına düzenli aralıklarla dizdiği methiyelerle de yine kendi dönemini aklama gayreti içinde…” dedi. Murat Bakan ayrıca Yerlikaya’nın bazı açıklamaları için “kara mizah gibi” yorumunu yaptı.

    “KAPALI NÜFUS SAYIMI NE ZAMAN YAPILACAK”

    CHP’li Murat Bakan, “Adres bilgisini güncelleyen Suriyelilerin adresleri, daha önce kayıtlı oldukları ilde ve mahallede mi yoksa farklı bir il ya da mahallede mi?” sorusunu da gündeme getirerek şu ifadelere yer verdi:

    “Bu çok önemli. Çünkü il değişikliği, yol izin belgesi olmadan yapılamaz. Eğer adres değişikliği il bazında olduysa bu kaçak hareket edildi demek. Yani sorun, adresinde olmayan Suriyelilerin adres güncellemesiyle çözülmüyor. Bunun tüm detaylarıyla araştırılıp irdelenmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekiyor.

    Farklı rakamlarla yaptığı farklı açıklamalar nedeniyle bizzat bakanın kendisi karışıklık yaratıyor. Biz sayın Bakan’dan uzun uzun prosedür anlatmak yerine bir an önce kapalı nüfus sayımının ne zaman yapılacağını açıklamasını istiyoruz. Bu veriler ülkemizin içinde bulunduğu göçmen krizinin ne aşamada olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koyacak. Kapalı nüfus sayımını ertelemek göçmen sorununu çözmekten uzaklaşmak demek.

    Sayın Ali Yerlikaya’nın adreslerinde bulamadıkları Suriyeli sayısını açıklamasının ardından, göç krizinin nasıl kontrolden çıktığı bir kez daha tescillenmiş oldu. Kamuoyunun ciddi tepkisinden sonra, durumu kurtarmak için bir televizyona kanalına çıktı ancak yine göçün beraberinde getirdiği hem milli güvenlik tehditlerini hem de sosyo-ekonomik ve demografik tehditleri görmezden geldiği ve tam olarak PR tadında bir yayınla itibarını kurtarmaya çalıştı. Açıklamaları kendi Bakanlık dönemine o kadar odaklı ki, ülkemizin içinde bulunduğu ve her geçen gün daha da derinleşen göçmen krizini anlatırken, sanki kabine değişikliği değil de hükümet değişikliği olmuş gibi bir havada… Ayrıca program boyunca Cumhurbaşkanına düzenli aralıklarla dizdiği methiyelerle de yine kendi dönemini aklama gayreti içinde…

    “SORUN, ADRES GÜNCELLEMESİYLE ÇÖZÜLMÜYOR”

    Tüm dünyada bulunan Suriyeli sayısının yarısının ülkemizde bulunmasının normal karşılanması, ‘daha ekonomik’ oluyor diye charter uçuşlarla kaçakları geliş ülkelerine göndermenin öve öve anlatılması, sınır güvenliğinde hiçbir sorun olmadığının iddia edilmesi, göçmen kaçakçılarının araçlarına el konulurken 2 bin 150 göçmen kaçakçısına adli kontrol uygulanması kara mizah gibi. Madem her şey bu kadar yolunda, yaşanan bunca sorunun kaynağı nedir, Sayın Yerlikaya bunu açıklamalı.

    Adresinde olmayan 731 bin 146 Suriyeliye uyarı mesajı atılarak 90 gün içinde Göç İdaresi Başkanlığına bildirim yapmaları istendi. Uyarının ardından 203 bin 978 Suriyeli bilgilerini güncelledi, 130 bin 430 Suriyeli de adres bilgisi güncellemek üzere Göç İdaresi’nden randevu aldı. Adres bilgisini güncelleyen Suriyelilerin adresleri, daha önce kayıtlı oldukları ilde ve mahallede mi yoksa farklı bir il ya da mahallede mi? Bunun bilgisi henüz paylaşılmadı. Yani sorun, adresinde olmayan Suriyelilerin adres güncellemesiyle çözülmüyor. Bunun tüm detaylarıyla araştırılıp irdelenmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekiyor.

    Göçmen krizinde tam olarak iç ve dış politikanın birbirine bağlı halini görmezden gelmeleri nedeniyle dünyada en çok ülkemiz etkilendi. Düzensiz göçe karşı dünyadaki paradigma değişimini de takip etmediklerini görüyoruz. AB’nin yeni Sığınma ve Göç Paktın içeriği ve amaçları ile yeni anlayışın ülkemizin göç ve sınır politikalarına etkisine dair hala pasif ve edilgen bir tutum içindeler. Altın Pasaport ve Altın Vize Uygulamasının ülkemize verdiği zarara ilişkin tek bir cümle duyamıyoruz. Ülke vatandaşlarımız bırakın vize almayı, vize randevusu dahi alamaz hale geldi, pasaportumuzun gücü de itibarı da her geçen gün azalıyor, bundan da sorumluluk hissetmiyorlar. Tüm bu başarısızlıktan bir başarı hikayesi yazma gayretleri, göçmen sorununu çözemeyeceklerini net olarak gösteriyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Celal Fırat: Suriyeli mültecileri darp eden, öldüren şahıslara yönelik kaç tutuklama yapılmıştır?

    Celal Fırat: Suriyeli mültecileri darp eden, öldüren şahıslara yönelik kaç tutuklama yapılmıştır?

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, 17 yaşındaki Suriyeli Ahmed Handan El Naif’in, 3 kişi tarafından öldürülmesine ilişkin TBMM’ye soru önergesi iletti. Fırat, konuyla ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “Suriyeli mültecilerin hanelerine girip onları darp eden, öldüren, ev ve işyerlerini yakıp yıkan şahıslara yönelik bugüne kadar kaç tutuklama yapılmıştır?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, 2 Temmuz 2024’te, Antalya’nın Serik ilçesinde 17 yaşındaki Suriyeli Ahmed Handan El Naif’in öldürülmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına soru önergesi sundu.

    “OLAYLARA GÖZ YUMULDUĞU HİSSİ UYANDIRMAKTA”

    Milletvekili Fırat, Suriyeli El Naif’in ırkçı saiklerle sokak ortasında 3 kişi tarafından bıçaklanarak katledilmesine ilişkin şu açıklamayı paylaştı:

    “Yerel kaynaklardan aktarılan bilgilere göre öldürülmeden birkaç gün önce Suriye’de bulunan ailesi tarafından iç savaşa kurban gitmesin diye daha güvenli diye düşündükleri Türkiye’ye gönderilen Ahmed, 8 kişi ile aynı evde kalarak mevsimlik işçi veya otellerde çalışmak için gelmişti.

    Kayseri yaşanan mültecilere yönelik pogrom girişimi ile beraber Suriye’nin kuzeyinde Türk kontrol noktalarına yönelik saldırılarla eş zamanlı başlayan şiddet sarmalı başka illerle birlikte Antalya’da da yaşanmıştır.

    Ahmed’in 8 arkadaşı ile birlikte kaldıkları eve öğlen saatlerinde yönelen yaklaşık 40 kişilik grup ‘Suriyelileri istemiyoruz’ diye sloganlar atarak eve zorla girerek evdekileri darp etmeye başlamış, o esnada fırsatını bulup saldırgan grubun elinden kurtularak evden kaçan Ahmed koşarak uzaklaşmış, ancak saldırganlar motosikletle peşine düşerek yakalayıp darp etmeye başlamış ve sonrasında bıçaklayarak öldürmüştür.

    Cinayetin ardından faillerden üçü yakalanıp gözaltına alınmıştır. Cenazesi morga kaldırılan Ahmed’in Suriye’de yaşayan ailesinin Türkiye’ye gelme olanakları olmadığı için naaşın kimsesizler mezarlığına defnedileceği iddia edilmektedir.

    Cinayetin ardından özellikle Serik’te yaşayan mülteciler tedirginlik yaşamaktadır. Aynı günün gecesinde benzer saldırılar Antalya’nın Kepez, Aksu ve Gazipaşa ilçelerinde de evler taşlanarak, bazı dükkânlar yakılmış ve araçlar kundaklanmıştır.

    Günlerdir açık bir şekilde sürdürülen şiddet olaylarının önüne geçilmemesi, etkin müdahalede bulunulmaması ve güvenlik tedbirlerinin alınmaması olaylara göz yumulduğu hissi uyandırmaktadır.

    Toplumun en alt tabakasına itilen, hor görülüp aşağılanan, sömürülen mültecilere ve işçileştirilen mülteci çocuklara yapılan saldırıların -iktidar yetkililerince- önüne geçilmezse telafisi imkânsız daha vahim sonuçlarla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.

    İktidarın Suriye’ye dönük son zamanlardaki söylemleri ve politikalarının da bu yaşananlardan bağımsız olmayacağı görülmelidir. Tüm bunlara karşı her türlü nefret dilinden ve şiddet çağrılarından uzak durulmalı, birlikte yaşamı savunmalıyız.”

    “2 TEMMUZ’DAN İTİBAREN KAÇ SALDIRI YAŞANDI?”

    Milletvekili Celal Fırat, Ahmed Handan El Naif cinayetine ilişkin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Mülteci olmak zorunda kaldığı Türkiye’de öldürülen 17 yaşındaki Ahmed Handan El Naif’in naaşının kimsesizler mezarlığına defnedileceği iddiaları doğru mudur?

    Irkçı saiklerle Antalya’da katledilen Suriyeli 17 yaşındaki Ahmed Handan El Naif’in naaşı neden ailesine verilmemektedir?

    Olayların başladığı 2 Temmuz gününden itibaren hangi illerde mültecilere yönelik kaç saldırı olayı yaşanmıştır? Ölü, yaralı sayısı ve maddi hasar miktarı belli midir?

    Suriyeli mültecilerin hanelerine girip onları darp eden, öldüren, ev ve işyerlerini yakıp yıkan şahıslara yönelik bugüne kadar kaç tutuklama yapılmıştır?

    Mültecilere yönelik bu saldırıları yapanlardan yakalananların yaşları, eğitimleri, işleri, memleketleri veya siyasi parti aidiyetlerine ilişkin bilgiler elde edilmiş midir? Varsa kamuoyuyla paylaşılacak mıdır? Çünkü, örneğin Kayseri’de yaşanan saldırılarda, saldırganların bir kısmının Kayserili olmadığı yönünde kamuoyuna iddialar yansımıştır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Serik’te 17 yaşındaki Suriyeli katledildi

    Serik’te 17 yaşındaki Suriyeli katledildi

    PİRHA – Antalya’nın Serik ilçesinde bir grup, Suriyeli 17 yaşındaki Ahmet Handan El Naif’i katletti.

    Suriyeli mültecilere yönelik saldırılarda Antalya’nın Serik ilçesinde Suriyeli bir çocuğun öldürüldüğü öğrenildi. Suriyeli 17 yaşındaki Ahmet Handan El Naif, motosikletli 3 kişi tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

    Graffitihaber’in haberine göre; olay önceki gün Kökez Mahallesi’nde yaşandı. Naif’in ölümüne dair R.Ö., Y.Y. ve İ.Ö. gözaltına alındı.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    PİRHA – DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü sebebiyle açıklama yaptı. “Mülteciliğe neden olan politikalara ve savaşa yatırım yapmaya derhal son verin” denilen açıklamada Türkiye’nin politikaları da eleştirildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Dünya Mülteciler Günü’nde yazılı açıklama yaparak AKP Hükümetinin mülteci politikalarını eleştirdi.

    “İLTİCA HAKTIR”

    “Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalı” önerisini gündeme getiren DEM Parti, Türkiye’deki sığınmacılara dönük uygulamaları da kınadı. Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının yürürlüğe konulmasının zorunlu olduğuna vurgu yapan DEM Parti, şu açıklamayı paylaştı:

    “20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nü ne yazık ki bu sene de açlığın, yoksulluğun ve savaşların yarattığı kitlesel göçlerin dramatik görüntüleri ile karşılıyoruz. Rusya’nın Ukrayna, İsrail’in Filistin işgali devam ederken; Türkiye de Suriye ve Irak’taki Kürt bölgelerine yönelik saldırılarını ve savaş tehditlerini sürdürüyor, seçimlere engel olacak politikalarıyla Ortadoğu’da savaşı derinleştiriyor.

    Bugüne kadar Libya’dan Ukrayna’ya kadar nerede bir savaş patlak vermişse Türkiye o savaşa yatırım yapmış, sonuçlardan nemalanmaya çalışmıştır. Bunu yaparken IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle olan işbirliğini geliştirmiş ve istikrarsızlığın derinleşmesine, yaşam alanlarının daralmasına neden olmuştur. Afganistan’ın “yeniden inşası” sürecinde rol alma bahanesiyle Taliban ile de tam bir işbirliğine giren AKP iktidarı, bütün aksi söylemlerine rağmen İsrail ile olan ticaretini sürdürmektedir. AKP iktidarı, yaşanan tüm çatışmaların içerisine kendisini dahil etmeye ve her meselede ikili oynamaya çalışarak bölgede istikrarsızlık için elinden geleni yapmaktadır.

    “SAVAŞLAR YIKIMIN, ÖLÜMÜN VE GÖÇMENLİĞİN TEMEL NEDENİ”

    Bütün bu savaşlar yıkımın, ölümün ve nihayetinde kitlesel göçmenliğin temel nedeni haline gelmiştir. Devletlerin yarattığı bu kitlesel göçler sağcı, popülist, faşist yönetimlerin güçlenmesine ve yabancı düşmanlığının artmasına vesile yapılmıştır. Ölümden kaçan mülteciler gittikleri yerlerde barınamaz hale getirilmiş, göçmen işçiler insanca yaşamın çok altında ücret ve koşullarla çalışmak zorunda bırakılmıştır. Sağlığa erişimin engellendiği Geri Gönderme Merkezleri, adeta işkence ve kötü muamele için özel inşa edilmiş mekanlardır. Avrupa Birliği ile süren Geri Kabul Anlaşması kendi başına suç teşkil etmektedir. Türkiye’den hukuksuz yargılama ve infaz sonucu sürgün edilen çoğunluğu Kürt olmak üzere siyasetçilerin ve tümüyle göçmenlerin hakları ve hayatları uluslararası pazarlık konusu haline getirilemez.

    AB’de yükselmekte olan sağ partilerin kadın, LGBTİ+, işçi, emekçi, göçmen ve mülteci düşmanı politikalarının Ortadoğu’daki IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle ortaklaştığını teşhir ediyoruz! IŞİD karanlığından dünyayı kurtaran halklara yönelik bu suçlar kabul edilemez. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak, “Sınırsız, Sınıfsız, Sömürüsüz Dünya” sözünden geri adım atmadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

    “İLTİCA HAKKI ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle de bir kez daha taleplerimizi yineliyoruz: Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının acilen hayata geçirilmesi zorunludur. İltica haktır. Bu hakkın gaspı eğitim, sağlık, barınma, çalışma, örgütlenme gibi temel haklara erişimi de engellemektedir. Bu yüzden şerh kaldırılmalı, iç hukuk buna göre düzenlenmeli ve uluslararası hukukta yer alan haklar tanınmalıdır. Geri Gönderme Merkezleri kapatılmalı göçmen ve mültecilerin tüm süreçlerinin şeffaf bir şekilde yürütüldüğü ve haklarının güvence altına alındığı Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalıdır. Türkiye, Rojava ve Irak Kürdistanı’ndaki işgal girişimlerine derhal son vermeli, Ortadoğu’da savaşı derinleştiren IŞİD artığı çetelerle ilişkisini bitirmelidir. Türkiye, Filistin halkıyla dayanışma içinde olmalı ve bu dayanışmaya Filistin’in ‘katliamcı İsrail’e ambargo’ çağrısıyla başlamalıdır. Avrupa Birliği, mültecileri Avrupa’dan uzak tutma siyasetine son vermeli, Türkiye ile fidye ilişkisini bitirmeli, bot batırma ve geri itme gibi sınırlarda işlediği suçlara son vermelidir. Türkiye sınırlarında uluslararası hukuk uygulanmalı, mültecilerin güvenliği sağlanmalıdır. Türkiye’de entegrasyon adı altında yürütülen asimilasyona son verilerek birlikte yaşam ve toplumsal dayanışma mekanizmaları kurulmalıdır. Bu mekanizmaları hayata geçirmek için de yerel yönetimlere Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gereğince yetki verilmeli, kayyım siyasetine derhal son verilmelidir. Mülteci kadınların ve LGBTİ+’ların erkek devlet şiddetine karşı yasal dayanağı olan İstanbul Sözleşmesi’ne acilen dönülmeli ve 6284 Sayılı Kanunun eşit ve etkin şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Göçmen ve mültecilerin emek sömürüsü düzenine son verilmeli, eşit işe eşit ücret hakkıyla güvenceli iş koşullarında sendikalaşmalarının önü açılmalı ve çocuk işçiliği mutlaka engellenmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Bir yılda Alevilere dönük en az 13 saldırı yapıldı

    Bir yılda Alevilere dönük en az 13 saldırı yapıldı

    PİRHA- Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, 2023 yılı içerisinde basın taraması sonucu elde ettiği verilere göre; Alevilere, Kürtlere ve mültecilere dönük en az 208 ırkçı ve ötekileştirci saldırının yaşandığını açıkladı.

    Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, 2023 yılında “Kürtler, Aleviler ve mültecilere yönelik ırkçı saldırılara dair” basın taraması üzerinden hazırladığı raporu açıkladı. Raporda, yıl içerisinde en az 208 ırkçı/ötekileştirici/yok sayan haberin basında yer aldığı aktarıldı.

    Siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin söylemleri üzerinden birçok saldırının yaşandığının vurgulandığı raporda, deprem bölgesinde kalan Alevi köylerine yönelik ayrımcı yaklaşımlar yaşandığı aktarıldı.

    Raporda, Kürtlere yönelik spor sahalarından cezaevlerine, anadile yönelik ayrıştırıcı ifadelerden metropollerde ırkçı saiklerle maruz bırakıldıkları şiddet eylemlerine kadar birçok ırkçı/ötekileştirici/yok sayan haberin basına yansıdığı ifade edildi.

    Raporda, “Yıllar boyu Alevi olduklarını, Kürt olduklarını gizlemek zorunda kalan aileler gibi bugün de göçmen aileler çocuklarını bu şekilde tembihlemekte ve kamusal alanda kendi dillerini konuşmama konusunda uyarmaktadırlar. Başta Amedspor olmak üzere diğer birçok bölge takımı çıktıkları birçok deplasmanda ırkçı söylemlere ve hatta saha içerisinde dışarısında şiddete maruz bırakılmaktadırlar. Bununla birlikte halen TBMM’de Kürtçe ‘Bilinmeyen-X dili’ olarak tanımlanmakta olup, bölge kentlerine ait otobüs firmalarından tutun da siyasi parti binalarına yönelik ırkçı saldırılar gündelik yaşamın rutinine dönüşmüş durumda” diye kaydedildi.

    1 yıllık taramada Alevilere yönelik bahsedilen saiklerle basında en az 13 saldırı haberinin yer aldığı bilgileri paylaşıldı.

    Raporun tamamı için: Raporun tümüne erişmek için tıklayınız…

  • 79 mültecinin öldüğü tekne faciasına dair 9 kişi gözaltına alındı

    79 mültecinin öldüğü tekne faciasına dair 9 kişi gözaltına alındı

    Yunanistan açıklarında en az 79 kişinin yaşamını yitirdiği ve yüzlerce kişinin halen kayıp olduğu tekne faciasına dair 9 kişi gözaltına alındı.

    Yunanistan’ın Mora Yarımadası açıklarında batan ve en az 79 kişinin yaşamını yitirdiği tekne faciasına dair 9 Mısırlı gözaltına alındı. Yunan güvenlik kaynakları, halen yüzlerce kişinin kayıp olduğu faciaya dair, “insan taciri” olduklarından şüphe edilen Mısır vatandaşı 9 kişinin Yunanistan’da gözaltına alındığını bildirdi.

    Gözaltına alınanlar arasında batan geminin kaptanının da olduğu bilgisi verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mülteci teknesi battı, 17 kişi öldü

    Mülteci teknesi battı, 17 kişi öldü

    Yunanistan’ın Mora Yarımadası’nda batan tekneden 104 kişi kurtarıldı, en az 17 kişi hayatını kaybetti.

    Yunanistan’ın Mora Yarımadası’nda mültecileri taşıyan balıkçı teknesi battı. İlk belirlemelere göre, teknedeki 17 kişi hayatını kaybetti. Yaşamını yitirenlerin sayısının artabileceği belirtilirken, tekneden 104 kişi ise kurtarıldı. Kurtarılan kişiler, Yunanistan’ın Kalamata kasabasına sevk edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yoleri: Bizim sorumluluğumuz mülteciliği yaratan koşulları engellemek olmalı-VİDEO

    Yoleri: Bizim sorumluluğumuz mülteciliği yaratan koşulları engellemek olmalı-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, seçim sürecinde kampanya konusu haline getirilen göçmenlerin yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı. Göçmenlerin Türkiye’den gönderilmesinin anayasaya ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirten Yoleri, “Seçim öncesi ve sonrasında iktidar ile muhalefet ırkçılık, ayrımcılık ve insan haklarının ihlalini vadettiler” dedi. 

    Genel seçimler ve Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde göçmenlerin hedef haline getirilmesi gündemdeki yerini koruyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD)İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, seçim sürecinde kampanya konusu haline getirilen göçmenlerin yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    Gülseren Yoleri ,Türkiye’de göçmen düşmanlığının yükseldiğini belirterek, “Aslında göçmen düşmanlığı diye karşımıza çıkan düşüncenin seçimlerden önce de mevcut olduğunu biliyoruz. Özellikle mültecilere yönelik saldıraların olduğu belli mahallelerde onlara yaşam imkanı vermeyen bu saldıralar sırasında yaşam hakkı ihlalleri gerçekleştiği ya da tekil olaylarda bu yaşam hakkının ihlal edildiği pek çok olayla karşı karşıyayız. Mültecilere karşı işlenmiş bir suçun cezalandırılması istisna bir durum olarak çıkıyor karşımıza. Hem maruz kalanın hem avukatlar hem de bu alanda çalışan sivil örgütlerinin mücadelesi ile gerçekleşebiliyor eğer olay karşısında adalet sağlandıysa” dedi.

     “MUHALEFET BUNU BİR SEÇİM ARACI OLARAK SAVUNDU”

    Genel olarak var olan mülteci karşıtlığının özellikle seçim döneminde seçim malzemesi olarak kullanıldığını söyleyen Yoleri, “İktidar daha örtülü bir politika izledi ama onun politikasının da özellikle yabancı karşıtlığı boyutunu sahada çalışan sivil örgütler tespit edebildi. Muhalefet bize seçim sürecinde bütün mültecileri göndereceğiz dedi. Kendi vatanında yaşamadığı için gelmiş insanları savaş bölgelerine gönderebilmeniz için hukuku ihlal ediyor olmanız gerekiyor. Hem uluslararası hukuk hem Türkiye’nin iç hukuğundaki düzenlemeler diyor ki bu ülkede hiçkimse zulüm göreceği malum bir yere geri gönderilemez. Bütün bunları bilen iktidar geri gönderme yasağını ihlal ederek yüz binlerce mülteciyi ülkelerine geri gönderdi. Yüz binlerce mülteciyi iltica hakkını ihlal ederek sınırından geri itti. Muhalefet bunu bir seçim aracı olarak savundu” diye konuştu.

    “BU İNSANLAR NEDEN BU YOLCULUĞA ÇIKMAK ZORUNDA KALDI” 

    Gülseren Yoleri “Kimse yurdunu keyfi olarak terk etmiyor. Savaş bölgelerinde, derin yoksulluğun yaşandığı yerlerde bunların sebepleri kimler diye bir sorgulamayı yapmak zorundayız” ifadeleriyle mülteciliği yaratan koşulların sorgulanması gerektiğini vurguladı.

    Yoleri, şöyle devam etti:

    “Mülteciler ile karşı karşıya geldiğimizde mutlaka neden geldiğini sorgulayalım. Gerekiyorsa araştıralım. Gerçekten benim işimi elimden mi alıyor yoksa onları benim yerime daha fazla sömüreceğinden emin sermaye, benim yerime onu mu tercih ediyor. Bu soruların sorulması önemli gerçekten. Burada en kritik noktalardan birisi şu; diyorlar ya Türkiye cennet, devlet bütün Suriyelileri, Afganistanlıları ülkeye doldurdu onlara imkanları verdi. Peki sınırlarda kim ölüyor? ‘Umut yolculuğu’ diyorlar, deniz ya da kara yolu ile Avrupa’ya geçmeye çalışan mültecilerin kadın, çocuk, yaşlı, engelli pek çok insanın buralarda öldüğünü biliyoruz. Aylan bebeği hepimiz hatırlıyoruzdur sanırım. Arkasından binlerce insan gözyaşı döktü ama kimse şunu sormadı: Bu insanlar neden bu yolcuğa çıkmak zorunda kaldı? Bu tür soruların cevaplanması empoze edilmeye çalışan ayrımcı ırkçı politikalara ilişkin çok daha sağlıklı bir tutum geliştirmemize imkan verir.

    “BUGÜN MÜLTECİNİN HAKLARI, DAHA SONRA SİZİN HAKLARINIZ DA İHLAL EDİLECEK”

    Bizim ülkemizin onu buraya getiren politikalar yönünden rolü neydi? Mesela sınır ötesi operasyonlara yetki verilerken, sınırlarımız namustur derken, oradaki okullarda Türkçe okutulurken, gidip başkasının ülkesinde kendi dilimizde eğitimi zorlarken, bunları sorgulamamız gerekiyor. Bizim sorumluluğumuz esas itibariyle mülteciliği yaratan koşulların engellenmesi. Gerek seçim öncesi ve sonrasında iktidar ile muhalefet ırkçılık, ayrımcılık ve insan haklarının ihlalini vadettiler. Bu vaatlerle parlementoya gelmiş ve bu ülkeyi yönetecek insanlardan söz ediyoruz. Buradan hak ve özgürlük çıkmasını beklemek imkansız. Oradan iyi bir şey çıkmasını bekleyemezsin ama oradan iyi bir şey çıkması için zorlayabilirsiniz. Bunu doğru bir mücadele hattı oluşturarak, toplumsal gücün ülkeyi yönetenler üstünde etkili olabilecekleri bir tabloyu çıkararak yapabilirsiniz. Onlar bizi düşmanlaştırmaya çalışırken biz haklarımızla özgür vatandaşlar olarak bir arada yaşamak istiyoruz diyebiliyor olmamız, elimizden gelen dayanışmayı gösterebiliyor olmamız lazım. Devleti yönetenlerin yarattığı güvensiz ortamı toplumsal muhalefetin daha güvenli bir alanla çevrelemeye ihtiyacı var. Bugün mültecinin hakkı ihlal ediliyorsa eğer daha sonra sizin haklarınız ihlal edilecek.”       

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL 

  • Hurustan: Mücadele kaçınılmaz, herkes oy kullanmalı

    Hurustan: Mücadele kaçınılmaz, herkes oy kullanmalı

    PİRHA – 28 Mayıs’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmanın önemine değinen DAD İzmir Şubesi Eşbaşkanı Nebahat Hurustan, sonuç ne olursa olsun mücadelenin kaçınılmaz olduğunu belirtti.

    14 Mayıs’ta gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı ve 28’inci Dönem Milletvekilliği Genel seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı. Bu süreçte adaylar destek için siyasi partilerle ve siyasetçilerle görüştü. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın ikinci turda Kemel Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini açıklaması üzerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun sık sık mültecilerin geri gönderilmesi konusundaki söylemleri ve reklam afişleri birçok kesim tarafından tepki aldı.

    Mülteci karşıtlığıyla siyaset yürütüldüğünü söyleyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Eşbaşkanı Nebahat Hurustan, bu ayrıştırıcı dilin kullanılmaması gerektiğinin mesajını verdi.

    “HERKES OY KULLANMALI”

    İkinci turda herkesin oy kullanması gerektiğini belirten Hurustan, ikinci turda her iki adayın vadettiği sistemin çok farklı olmadığına dikkat çekerek üçüncü yolun varlığına işaret etti. Hurustan, hegemonyayı bir nebze de olsa yıkmak için Kemal Kılıçdaroğlu’na destek verileceğini ifade ederek, “Fakat ‘biz destek verdik, demokrasi gelecek, evlerimizde oturalım’ böyle bir şeyin de olmayacağını biliyoruz. Bizim için çok güllük gülistanlık olmayacağının bilincindeyiz. Baktığımızda AKP ile beraber HÜDA-PAR ve Yeniden Refah Partisi’nin gelmesi, kadınlara bakış açıları, HÜDA-PAR’ın kadınları sahiplendireceğiz söylemleri kadınlar açısından bakıldığında aşağılık bir söylemdir. Kabul edilir bir yanı yok. Mevcut sisteme baktığımızda zaten hepsi erkek, sistem gittikçe erkleşiyor. Bu kadınlar açısından çok vahim bir şeydir. Bu yüzden özellikle kadınların bu süreçte hem oy kullanma konusunda hem de mücadele konusunda daha çaba gösterip sarılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “MÜLTECİ KARŞITLIĞIYLA SİYASET YAPILMAZ”

    Mülteci karşıtlığıyla siyaset yürüttüğü bilinen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklamasıyla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun mülteciler hakkındaki söylemlerinin artmasıyla ilgili de konuşan Hurustan, mülteciler üzerinden siyaset yapmanın kabul edilemez olduğunu belirterek, “Biz Aleviler olarak 72 millete aynı nazarda bakıyorsak mültecilere de aynı gözle bakmamız gerekiyor. Mevcut sisteme karşı yanına almış olabilir ama yanlarına aldıkları kişinin de diğerlerinden bir farkı yok. Onlar da mülteciler üzerinden siyaset yapıyor, kayyım politikalarını destekliyor. O yüzden Aleviler açsından da ötekiler açısından da bunları kabul etmiyoruz. Çünkü mevcut iktidarın bu söylemleri yüzünden bir an önce gitsin diyerek destek vermeye çalışıyoruz ama aynı söylemlerde bulunulduğu zaman ister istemez biz de farklı şeyler düşünüyoruz. O zaman ‘biz oy verirsek değişen bir şey olmayacak mı’ diye düşünüyoruz. Bu yüzden dilin biraz daha yumuşatılması gerekiyor” dedi.

    “GÖNDERMEMİZ LAZIM”

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci tura kalan seçimler sonrası dilinin değiştiğine dikkat çeken Hurustan, “Bu bizim açımızdan da tehlikelidir. Kadınlar, Aleviler, ötekiler açısından da tehlikelidir. Bir insan olarak bunu kabul etmek doğru değildir. Mültecilerin nasıl koşullarda yaşadıklarını biliyoruz, ne koşullarda geldiklerini biliyoruz ama onların üzerinden de kirli siyaset yapmak doğru değil. Biz oyumuzu kullanacağız ama bunun sadece oyla bitmemesi lazım. İlerisi için ne yapabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Özellikle kadınlar açısından düzen yıkılmazsa korkunç şeyler olacak. Onları göndermemiz lazım. Seçim sonuçları nasıl olur bilmiyorum ama bizim mücadelemiz devam edecek. Bu söylemlerden kurtulmak gerekiyor çünkü bu bir Alevi dili değil, bir insan dili değil” diye ifade etti.

    “KADIN MÜCADELESİ BÜYÜYOR”

    Sonuç ne olursa olsun kadınlar ve Aleviler için değişen bir şey olmayacağını kaydeden Hurustan, mücadelenin kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak “Ötekiler, Aleviler, kadınlar için de mücadele kaçınılmazdır. Bizim mücadelemiz devam edecek. Özellikle kadın mücadelesi son yıllarda daha da yükseldi. Kadınlar yan yana, omuz omuza geldi bundan sonra da mücadele etmeye devam edecekler. Mevcut iktidar ne kadar katılaşırsa ve faşistleşirse kadınların mücadelesi o denli büyük olur” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DİSK Gıda İş: Göçmenlere karşı yürütülen ırkçı politikalara karşı durmaya çağırıyoruz

    DİSK Gıda İş: Göçmenlere karşı yürütülen ırkçı politikalara karşı durmaya çağırıyoruz

    PİRHA-DİSK Gıda İş sendikası, deprem bölgesindeki işkence ve ırkçı uygulamalara dair “Mültecilerin üzerinden elinizi çekin” başlıklı yazılı bir açıklama yayınladı. Sendika, “Tüm işçi, emekçi halkımızı, göçmenlere karşı yürütülen politikalara karşı durmaya, barış ve kardeşliği savunmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Mültecilerin üzerinden elinizi çekin” başlıklı yazılı bir açıklama yayımlayan DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan, deprem bölgesindeki işkence ve ırkçılık uygulamalarına tepki gösterdi. Aslan, açıklamasında “Tüm işçi, emekçi halkımızı, göçmenlere karşı yürütülen politikalara karşı durmaya, barış ve kardeşliği savunmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ACIMIZ DA BÜYÜK ÖFKEMİZ DE”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Maraş ve Antep merkezli yaşanan yıkıcı depremde başta yurttaşlarımız, göçmenler olmak üzere ülkemizde yaşayan on binlerce insan hayatını kaybetti, yüz bini aşkın yaralı var. Türkiye halkının başsağlığı, yaralılarımıza acil şifa diliyoruz. Acımız da büyük, öfkemiz de.

    Daha ulaşılamayan, hiç dokunulmayan enkazlar var. On binlerce canımız enkaz altında kurtarılmayı bekliyor. Ülkeyi yönetenler yıllardır geliyorum diyen deprem karşısında önlem almadıkları gibi, deprem enkazlarına müdahale etmede, yardımların ulaşmasında ne yazık ki gerekenler yapılmıyor. Yaşanan ölümler, yıkımlar karşısında görevlerine yapamayan iktidar ve kimi burjuva partileri ve siyasetçileri göçmenleri hedef göstermeye başladılar. Göçmenlerin yağma yaptıkları, ölülerin üzerinden ziynet eşyası çaldıkları, dükkânları yağmaladıkları, sınırları geçerek Türkiye’ye yığınak yaptıklarına dair haberler yayıyorlar. Irkçı, şoven ve milliyetçi duyguları kışkırtarak göçmenleri hedef göstererek linç girişimleri provaları yapıyorlar. Bu anlayış ve yaklaşımlar, ülkemizdeki göçmenlerin yaşamını güvensiz hale getiriyor.

    “IRKÇI KIŞKIRTMALARA PRİM VERMEYELİM”

    Göçmenlerin ziynet eşyası çaldıkları, evleri ve dükkânları soydukları yalandır. Deprem bölgesinde yapmış olduğumuz gözlemler ve gelen bilgiler göçmenlerin yurttaşlarımızın yaşadığı sorunların aynısını yaşadıkları gerçeğidir. Ve göçmenler aynı zamanda arama kurtarma çalışmalarına katılarak ayrım yapmadan bir canlıyı kurtarmak için canla başla çalıştıklarıdır. Yaşanan bunca acılar içinde göçmenleri hedef göstererek, ırkçı ve şoven söylemlerle provokasyon yaratmak isteyenlere geçit vermeyeceğiz.

    Tüm işçi, emekçi halkımızı, göçmenlere karşı yürütülen politikalara karşı durmaya, barış ve kardeşliği savunmaya çağırıyoruz. Ayrıca iktidara sesleniyoruz, ırkçı ve şoven politikalara karşısında bir an önce önlem almaya çağırıyoruz. Irkçı ve milliyetçi kışkırtmalar karşısında gerekli soruşturmaların yapılarak yaşanabilecek tehlikeli tırmanışların önlenmesi konusunda daha hızlı davranmaya çağırıyoruz. Şimdi yapılacak iş farklı milliyetlerden ve ülkelerden işçi ve emekçiler olarak dayanışmaya, yardımlaşmaya ve yaralarımızı sarmaya ihtiyaç var. Irkçı ve şoven kışkırtmalara prim vermeden, bir arada birlikte yaşamı ve geleceğimiz kurmaya ihtiyacımız var. Bir kez daha tüm halkımızı bu tür provokasyonlara karşı uyanık olmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mültecileri taşıyan tekne battı, onlarca kişi yaşamını yitirdi

    Mültecileri taşıyan tekne battı, onlarca kişi yaşamını yitirdi

    Lübnan’dan Avrupa’ya ulaşmak isteyen mültecileri taşıyan teknenin batması sonucu 34 mülteci öldü, onlarca kişi ise kayıp.  

    Akdeniz mültecilerin mezarı olmaya devam ediyor. Her yıl savaştan, yoksulluktan, baskıdan kaçan yüzlerce mültecinin yaşamını yitirdiği Akdeniz’de yine onlarca mülteci yaşamını yitirdi.

    Lübnan’dan Avrupa’ya geçmeye çalışan mültecileri taşıyan tekne, Suriye’nin batısındaki Tartus ili karşısında bulunan Ervad Adası yakınında battı. Sham FM haber sitesinin bir yetkilinin açıklamasına dayandırdığı haberine göre, ilk belirlemelerde teknede bulunan 34 kişinin cansız bedenine ulaşıldığı açıklandı. 20 kişi kurtarılırken, onlarca kişiden haber alınamıyor. Teknede en az 150 mültecinin bulunduğu belirtiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mülteci çocuklardan sıcağa ortak çözüm: Süs havuzu-VİDEO

    Mülteci çocuklardan sıcağa ortak çözüm: Süs havuzu-VİDEO

    PİRHA-Savaştan, açlıktan, yoksulluktan kaçıp dünyanın bir çok ülkesine olduğu gibi Türkiye’ye de göç eden Suriyeli ve Ukraynalı çocuklar Mersin’in sıcaklığına ortak çözüm bulmuş görünüyorlar. Çocuklar süs havuzunda serinlemeye çalışıyor. 

    Mülteciler üzerinden ayrımcı ve nefret dili yaşamın her alanında ortaya çıkıyor. Savaştan, açlıktan, yoksulluktan kaçıp dünyanın bir çok ülkesine olduğu gibi Türkiye’ye göç eden çocuklar yazın sıcaklığında aynı karede buluştu.

    Ukraynalı ve Suriyeli çocuklar boş ve dolu süs havuzunda savaşa inat çocukluğunu yaşamaya çalışıyor.

    Diren KESER/MERSİN

  • 4 yaşındaki çocuk yaşamını yitirdi, Valilik ‘Seken kurşun’ dedi

    4 yaşındaki çocuk yaşamını yitirdi, Valilik ‘Seken kurşun’ dedi

    Van’ın Saray ilçesine bağlı Karahisar Mahallesi’nde dün Afgan mültecileri taşıyan minibüs askerler tarafından tarandı. 4 yaşındaki bir çocuk yaşamını yitirdi, 12 mülteci de yaralandı.

    Olaydan sonra açıklama yapan valilik, askerlerin “dur ihtarına uymayan” minibüsün lastiklerine ateş açtığını ve 4 yaşındaki çocuğun ise “seken kurşunlardan” kaynaklı yaşamını yitirdiği iddia etti.

    Ancak olaya dair sosyal medya hesaplarından paylaşılan görüntülerde farklı kişilerin de “seken kurşunlardan” yaralandığını gösteriyor. Yaşananları “üzücü” olarak nitelendiren valilik, ayrıca ilgililer hakkında adli ve idari soruşturma başlatıldığını açıkladı.

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    PİRHA-Emek Partisi’ni (EMEP) ziyaret eden Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. Buluşmada konuşan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten yaklaşımları kınıyoruz, reddediyoruz” dedi.

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında Emek Partisi’ne (EMEP) bir ziyaret gerçekleştirirken, göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz‘in de yer aldığı ziyarette katılımcılar söz alarak konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Ziyarete Sığınmacı Hakları Platformu’ndan Taha Elgazi, gazeteci ve Suriye Sol Demokrat Partisi üyesi Zeki Drobi, feminist aktivist Nejat Mürşid, Suriyeli Kadınlar Derneği üyesi Sofi Arif, Suriye-Türk Dostluk Derneği üyesi Hüseyin Elali ile Afrin eski belediye başkanı Zuheyr Hayder katıldı.

    Söz alan katılımcılar göç etmelerine neden olan sorunları ve süreci kısaca anlatırken, mülteci ve yabancı düşmanlığının artmasından duydukları endişeleri kaydettiler. Sorunun mültecilerden değil, insanların mülteci olmasına yol açan politikalardan kaynaklandığını belirten katılımcılar bir arada yaşamın önemine değindi. “Suriye savaşı ve beraberinde yaşanan zorunlu göçün üzerinden 11 yıl geçti. Bu 11 yıllık süreçte izlenen egemen göç politikaları ve AKP iktidarı sayesinde hem Suriyeli mülteciler büyük mağduriyet yaşadı hem de yoksul emekçi halklar” diyerek sözlerine başlayan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ise ülkelerin göç politikalarını eleştirdi.

    “SORUNLARIN SEBEBİ MÜLTECİLER DEĞİL EMPERYALİSTLERİN GÖÇ POLİTİKALARIDIR”

    Akdeniz şöyle konuştu:

    “Tam da bu yüzden diyoruz ki; yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Düzen muhalefetinin söyleyemediği şey tam da budur. Göçmenlerin hedefe konmasına son verilmelidir.

    Göç çok katmanlı bir sorundur ve çözümü çok anahtarlıdır. Her kim ki sihirli bir anahtarla bu sorunun çözüleceğini söylerse halkı aldatır. Nitekim son günlerde gündeme getirilen “geri gönderme” vaatleri de gerçekçi değildir çözümden uzaktır. Göç ve göçmenlerin yaşadıkları sorunlar ekonomik, siyasi, psikolojik, sosyolojik alt yapı sağlanmadan bir anda çözüme kavuşamaz. Alt yapı oluşmadan yapılacak zorlamalar hem toplumsal beklenti ve karşılıklı nefreti büyütür hem de zorla geri göndermek temel insan haklarına aykırıdır, kabul edilemez.

    Bugüne kadar ne zaman göç konuşulsa, ne zaman mültecilere ya da göçmenlere dair bir tartışma yapılsa ne yazık ki konunun öznesi olan sığınmacılar ya da mülteciler hep mikrofonlardan uzak tutuldu. Bugün burada, Emek Partisi olarak açtığımız kürsü tam da bu yaman çelişkiyi ortadan kaldırmak içindir. Çünkü EMEP yerli ve göçmen emekçilerin birliğini, ortak hak mücadelesini savunan enternasyonalist bir işçi partidir. Göçmenler, mülteciler bizim kardeşimizdir. Bizim derdimiz mültecilerle değil patronlar sınıfıyla, sermaye düzeniyle ve hepimizi birlikte sömüren kapitalist düzenledir.”

    “BEYİNLERE DE MAYIN DÖŞEMEYİ AKLINA KOYMUŞLAR İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘ın “Suriye sınırına mayın yerleştireceğiz” söylemine de değinen Akdeniz, “Umarız bu ziyaret vesilesiyle Suriyeli mülteci kardeşlerimizin mesajları topluma dolaysız bir şekilde ulaşma şansı bulur. Çünkü sadece sınırlara değil beyinlere mayın döşemeyi aklına koymuş şoven söylemlerle karşı karşıyayız. Elbette toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten bu yaklaşımları kınıyor, reddediyoruz. Suriyeli Dernekler Federasyonu bileşenlerine bir kez daha hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu mesajların sadece EMEP kürsüsünden değil tüm demokratik, ilerici, sosyalist parti ve örgütlerin kürsülerinden de dile getirilmesi için dost kurumlara çağrıda bulunuyoruz. Özel olarak da emek ve meslek örgütlerine, sendikalara mültecilerle birlikte ortak çözüm ve ortak hak mücadelesi için kürsüler açılması çağrısını dile getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

    “MÜLTECİLER HAKLARI OLMAYAN VE AKP’NİN TEBAASI OLAN BİR TOPLUM DEĞİLDİR”

    Akdeniz konuşmasını partisinin göç alanına ilişkin acil çözüm ve önerilerini sıralayarak noktalarken; şunları kaydetti:

    “1- Suriye savaşında dahli bulunan bütün emperyalistler ve Türkiye dahil dış güçler bölgeden çekilmelidir. Barış ve demokratik yaşam koşulu sağlanarak mülteciler için güvenli geçiş yolu açılmalıdır.

    2- AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmelidir. İsteyen mülteciler üçüncü bir ülkeye geçme hakkını kullanabilmelidir. Mülteciler hakları olmayan ve AKP’nin tebaası olan bir toplum değildir. Bu nedenle BMMYK Göç ve İltica ofisleri yeniden Türkiye’de açılmalı ve uluslararası devletler göçmen alımını paylaşmalıdır. BM üzerinde baskı sağlanmalıdır.

    3- Türkiye’de kalmayı düşünen, özellikle Türkiye’de doğan sığınmacı ya da mülteciler için karşılıklı entegrasyon ve bir arada yaşam koşulları sağlanmalıdır. Eşit yurttaşlık koşulları hazırlanmalıdır.

    4- Mülteci ve göçmen işçileri ucuz ve güvencesiz, kölece çalıştıran uygulamalara son verilmelidir. Yerli işçilerle göçmen işçileri rekabete sokan anlayışa karşı ortak mücadele örgütlenmelidir. Çalışma izin başvurusu patronların inisiyatifinden alınıp doğrudan mülteci işçilere verilmelidir. Göçmen işçilere sendikalaşma hakkı tanınmalıdır.

    5- Kadın mülteciler üzerindeki her türden emek sömürüsü ve istismar son bulmalı, mülteci kadınların da güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi yeniden tanınmalıdır.

    6- Eğitimde anadilde eğitimi de güvence altına alacak düzenleme yapılmalıdır.

    7- Göç ve mülteciler üzerine yapılan harcamalar, uygulanan fonlar hükümet tarafından şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

    8- Sınırda görev alan kamu görevlileri ve aileleri için, rüşvet mekanizmasına son vermek üzere, hem göreve başlarken hem de görev bitiminde mal bildirimi zorunluluğu getirilmelidir. İnsan tacirlerine şemsiye olan cezasızlık politikasına son verilmelidir. Göçmenler için güvenli geçiş yolları sağlanmalı, ölümcül rotaları kışkırtan politikalara son verilmelidir.

    9- Sağlığa, eğitime, hukuka erişimde mülteci toplulukların dezavantajlı durumu ortadan kaldırılmalıdır.

    10- Geri gönderme merkezleri kaldırılmalı yerine iltica ve kabul ofisleri açılmalıdır. Suça karışmış kişiler BM kanalıyla uluslararası yargıya teslim edilmelidir. Geri gönderme bir ceza politikası olarak uygulanamaz.

    Son olarak dün Amerika’da bir tır içinde sıcaktan ve nefessiz kalarak can veren mültecileri saygıyla anıyor, emperyalist göç politikalarını bir kez daha kınıyoruz. Ayrıca Fas-İspanya hattında yaşanan toplu mülteci katliamını da lanetliyoruz. Bu vahşi kıyımlar yayılarak laboratuvar olarak kullanılmamalı ve suça karışanlar derhal yargı önüne çıkarılmalıdır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Bu çöküşü durduracağız-VİDEO

    HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Bu çöküşü durduracağız-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, bunun bölgeyi savaş düzeni içinde tutma arayışı olduğunu söyleyerek, “Bunu durduracak gücümüz var. Türkiye halklarının geleceği, birbirini besleyen mevcut düzene dokunmayan savaş politikalarına karşı çıkmayan zihniyetlerde değil, tam da mücadelesini yürüttüğümüz üçüncü yol politikasındadır” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında konuştu.

    Grup konuşmasında Suruç Katliamı’na işaret eden Sancar, “Sizlerin onurlu adalet mücadelesinin önünde ve kaybettiğimiz 33 canımızın hatırası önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. Bu ülke tarihinin en vahşi katliamlarından biri olan Suruç için adalet arayışı 20 Nisan’da tam 81 ayını dolduracak. Tam 81 aydır, yoldaşlarımızın aileleri, arkadaşları, yoldaşları tüm baskılara rağmen adalet arayışlarını sürdürüyorlar. Katilleri, onlara göz yumanları, onları teşvik edenleri, onların önünü açanları yargılaması gereken mahkemeler, hayatını kaybeden yoldaşlarımızın ailelerine yöneliyorlar. Onlara soruşturmalar açıyorlar, gözaltına alıyor, tutukluyorlar. Biz yoldaşlarımızın düşlerini de ve bu adalet mücadelesini de sonuna kadar omuzlamaya kararlıyız. Düş yolcularımızın hayallerini ve anılarını yaşatacağız. Suruç’u unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    Sancar‘ın konuşmasından satırbaşları şöyle:
    “Cezaevleri bir ülke yönetiminin aynasıdır. Türkiye’de duvarlar sürekli yükseliyor ve çoğalıyor. Bu duvarların bize gösterdiği tablo şu, hepten zindan rejimine dönmüş bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ölümle sonuçlanan işkence ve hak ihlalleri, hukuksuzluklar, infaz yakmalar, hasta mahpusları ölüme terk etme ve tecrit cezaevinden başlayarak bütün topluma kuşatma altına alma siyaseti şeklinde karşımıza çıkıyor. Eğer gerçekten demokrasi istiyorsak, hukuk ve adalet istiyorsak önce buradan başlamak gerekiyor. En önce ve acil olarak cezaevlerindeki bu zulüm düzenine karşı yüksek sesle itirazımızı dile getirmemiz gerekiyor.

    BU DÜZENİ MUTLAKA DEĞİŞTİRECEĞİZ

    En başta Kürt halkı olmak üzere, bütün muhalif güçlere, demokratik kurumlara, kadınlara, hak arayanlara karşı şiddet ve saldırı politikaları her geçen gün daha da yoğunlaştırılıyor. Bu iktidar çürümüştür ve çöküş içindedir. Korkusu da buradan gelmektedir. Saldırganlığı da bu korkunun ürünüdür. Korkuyorlar, direnenlerden korkuyorlar topluma gelecek umudu veren mücadele güçlerinden korkuyorlar, bizlerden korkuyorlar, büyümekte olan demokratik mücadelenin sonuç alacağını görüyorlar. O nedenle korkuyorlar. Ama korkunun ecele faydası olmayacaktır. Biz kararlılıkla mücadelemizi bu çizgi de bu çerçevede devam ettirirsek inanın bu iktidarı da göndereceğiz, bu düzeni de mutlaka değiştireceğiz.
    BU OYUNA GELMEYİN
    Bu iktidar daimi savaş politikalarıyla ayakta duruyor, varlığını savaş politikalarına bağlamış deyip duruyoruz. Bunun da her gün yeni örnekleri çıkıyor karşımıza. İşte şimdi Federe Kürdistan Bölgesine yine bir sınır ötesi operasyon başlatıldı. Bunun adı sınır ötesi operasyon değil, bunun adı apaçık savaş politikalarıdır. Bu politikaların hangi amaçlara hizmet ettiğini ve hangi sonuçları ürettiğinin iyi bilinmesi gerekiyor. Her sınır ötesi operasyondan sonra iktidarın arkasına dizilme alışkanlığının bu ülkede bu düzeni kalıcı hale getirmekten başka bir sonuç yaratmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz. Bu oyuna gelmeyin. Savaş politikaları ve çözümsüzlükle gidilecek yol sefalettir, yoksullaşmadır ve faşizmin daha da kurumsallaşmasıdır. Savaş politikalarına karşı çözümün tek yolunun diyalog, müzakere ve demokratik siyaset olduğunu söyleme devam edeceğiz.
    Faturanın bu ülkenin insanlarına çıktığını her gün görmek ve göstermek zorundayız. Ekonomik krizin halkın yoksullaşması ve açlığa mahkum olması olduğunu hepimizin çok iyi görmesi gerekiyor. Bunun en önemli nedenlerin birincisi Kürt sorununda çözümsüzlüğü ve savaş politikalarıdır. Savaş politikaları devam ettikçe yoksullaşma da artacaktır. Savaşa ayrılan her kaynak bir avuç çevreyi daha da zengin etmekte, bu iktidarın kendini sürdürme hevesini güçlendirmekte. Bu ülkeyi ve toplumu acılara, yoksullara sürüklemektedir. O nedenleri savaş politikalarına dur demeliyiz. Dur da diyeceğiz bu politikaları da durduracağız. Çözümün adresi, yolu, yöntemi bellidir. Neyin çözüm olmadığıysa çok açık ortadadır. Çözüm olmayan şey 40 yıldır devam ede bu politikalardır. Çözüm ise diyalogdur, müzakeredir demokratik siyasettir.

    TEMEL ÖNERİMİZ SAVAŞ KARŞITLIĞIDIR 

    Görüyorsunuz savaş politikalarının pek çok alanda yıkıcı sonuçları var. Şimdi bir tanesi de gündemin başına oturtulmuş görünüyor. Sığınmacılar meselesi. Suriye’de Kürtler hak kazanmasın, bir hak elde etmesin diye iç savaşı harlayan, körükleyen güçler bugün de o savaşın sonucu olarak bu topraklara gelenlere, nefret kuruyorlar. Onlar saldırılar düzenliyorlar. Şimdi de pogrom planlarını devreye sokuyorlar. Eğer gerçekten bu sorunun çözümünü istiyorsak, tabi ki öncelikli ilkemiz insan onuruna saygıdır. Kim olursa olsun nereden gelirse gelsin, hangi şartlar altında burada yaşamını sürdürüyor olursa olsun, temel ilkemiz insan onuruna saygıdır. Çözüm için temel önerimiz de savaş karşıtlığıdır. Savaş politikalarına karşı çıkacaksınız.

    BÖLGESEL BARIŞ SORUNLARIMIZIN TÜMÜNÜN EN ÖNEMLİ ÇÖZÜM YOLUDUR

    Şimdi Federe Kürdistan Bölgesine yönelik operasyonların nedeni de bu anlayıştır, çözümsüzlük politikalarıdır, zulüm yoldur. Bundan vazgeçildiği anda, bu ülkede demokratik çözümün yolu açıldığı anda, bütün bölgede barışın yolu da açılacaktır. Bölgesel barış sorunlarımızın tümünün en önemli çözüm yolu, anahtarıdır. Bunu unutmayalım.

    Savaş politikalarının yarattığı yıkımın en ağır ve canlı yaşandığı alanlardan biri de ekonomidir. Evet, bu iktidarın savaşa ayırdığı bütçeyi her seferinde dile getiriyoruz. Savaşa politikaları, kaynakları yutuyor, elbette canları da alıyor. Canlar gittikçe bu ülkede acılar derinleşiyor. Yaralar daha da katmerleşiyor. O nedenle, hem canlarımızı hem de yoksulluktan kurtulmamızı sağlamak için bu iktidarın ekonomik politikalarında izlediği yolun temelini de görmemiz lazım.

    AÇLIK HAKİKATİN DE ÇIPLAK BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKMASINA YOL AÇAR

    Açlık hakikatin de çıplak bir şekilde ortaya çıkmasına yol açar. Bu insanlar bu açlar, yoksullar ordusu, sizin savaş ordularınıza karşı birlikte mücadele ettiğinde, nasıl bir sonuçla karşı karşıya kalacağınız biliyorsunuz. O yüzden baskı politikalarını sürekli arttırıyorsunuz. Bu sizin sonunuzu engellemeyecektir. Gideceksiniz. Bu ülkenin ezilenleri, emekçileri, emeklileri kadınları gençleri, bu düzeninize bu soygun sisteminize, bu rant ve savaş anlayışınıza itiraz edecek bu itirazı güçlü bir mücadele birlikteliğine dönüştürecek ve yeni bir başlangıcın yolunu da açacaktır. Biz buna demokrasi ittifakı diyoruz. Bunun öncülüğünü yapmaktan, bunun içinde yer almaktan gurur duyuyoruz. Çünkü halklarımıza bu topluma güzel bir gelecek demokratik bir düzen ve insanca bir yaşam vaad ediyoruz. Bunu gerçekleştirecek, gücümüz olduğunu da biliyoruz. Herkesin de buna inanması için elimizden gelen her türlü çabayı sarf edeceğiz.

    BU ÇÖKÜŞÜ DURDURACAĞIZ

    İşte bir günlük bir aylık, veya bir kaç aylık bir avantaj elde edeceğim kendime, bir rahat nefes alacak alan yaratacağım diye yürütülen politikalar bütün bir toplumu çökertti. Sri Lanka modelinden iyi ders alın. Sri Lanka modelinde o güvenlikçi savaşçı kıyımcı politikalarda ısrar, ülkenin bir bütün olarak iflas etmesine yol açtı. Evet biz buna izin vermeyeceğiz. Savaş politikalarına da bu şekilde karşı çıkacağız, sömürü kalan politikalarına da karşı çıkacağız ve bu ülkenin halklarının bu ülkedeki tüm toplum kesimlerinin ortak mücadelesiyle, bu çöküşü durduracağız.

    ÜLKENİN YÜZDE 90’INI YOKSULLUĞA VE AÇLIĞA SÜRÜKLÜYOR

    Geçtiğimiz hafta iktidarın yakından tanıdığı birlikte resimler verdiği, tesadüf değil artık nerede suç örgütü lideri varsa, başta İçişleri Bakanı olmak üzere çeşitli iktidar temsilcileriyle fotoğrafları çıkıyor. Bürokrasi, mafya, iktidar ve siyaset ilişkisinin bir resmi de işte burada karşımıza çıkıyor. Bu zatın İçişleri Bakanı dahil herkesle fotoğrafları var. Suç ekonomisi bir avuç uyuşturucu ve savaş baronunu, bir avuç yandaş sermayeyi semirtiyor, ülkenin yüzde 90’ını yoksulluğa ve açlığa sürüklüyor. Bir yandan hayat pahalılığı her gün gelen zamlar, fahiş kiralar, devasa akaryakıt fiyatları ve hayatını sürdürmeye mecali kalmamış milyonlar. Bu ülkenin büyük çoğunluğu. Öbür tarafta ise kirli karanlık işlerle haksız zenginleşme ile büyüyen suç ekonomisi ve suçlular ittifakı. Bunların temelinde de savaş politikaları var. Buradan vatan millet edebiyatı yapacaklar buradan milliyetçi duyguları yükseltip, diğer muhalefet partilerini hizaya sokacaklar hesap bu.

    DUR DİYORUZ VE DURDURACAĞIZ

    Dur diyoruz ve durduracağız. Başka çaremiz yok. Ne suç ekonomisine ne savaş zihniyetine mahkumuz. Bunu durduracak gücümüz var. Türkiye halklarının geleceği, birbirini besleyen mevcut düzene dokunmayan savaş politikalarına karşı çıkmayan zihniyetlerde değil, tam da mücadelesini yürüttüğümüz üçüncü yol politikasındadır.

    HDP’Yİ SONUNA KADAR SAVUNACAĞIZ

    Bugün kapatma davasına karşı esas hakkındaki savunmamızı sunuyoruz. Parti Meclisinden de MYK’mızdan da çıkan kararın bütün yansımalarını o titizlik, büyük özveriyle hazırlanan savunmamızda da herkes görecek. HDP’yi sonuna kadar savunacağız. HDP’yi yaşatacağız, büyüteceğiz, çözüm gücüne bu ülkenin ihtiyacı var o güç de biziz.  Ve önümüzde 1 Mayıs var. Bizler 8 Mart’ın, Newroz’un ve 1 Mayıs’ın kardeşliğini ve bütünleşmesini sağladığımız anda işte o çözüm adil bir gelecek demokratik bir düzen onurlu bir yaşam ve kalıcı barış o zaman gerçekleşecek. Şimdi 1 Mayıs’a hazırlanıyor. Ülkenin her tarafında 1 Mayıs’ı 8 Mart’ın ve Newroz’un ruhuyla kutlayacağız. Çözümün sesini 1 Mayıs’ın meydanlarında hep birlikte haykıracağız. Yolumuz açıktır, umutsuzluğa karamsarlığa yer yoktur kazanacağız, başaracağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri: Göçmenlerin yaşadığı trajediye son verilmeli

    Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri: Göçmenlerin yaşadığı trajediye son verilmeli

    PİRHA- Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri, Akdeniz’de hayatını kaybeden göçmenlerle ilgili yaptığı yazılı açıklamada, “Göçmen ve mülteciler için hayat gün geçtikçe zorlaşıyor. Bir an önce savaşlar son bulmalı, ABD, NATO ve öyle ülkeler yayılmacı politikasından vazgeçmelidir. Devletler mültecileri pazarlık gücü olarak kullanmayı bırakmalıdır” dedi. 

    Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri, son olarak Libya’dan günler önce ayrılan ve Akdeniz’i geçmeye çalışan aşırı kalabalık bir bottaki 90’dan fazla göçmenin hayatını kaybetmesi nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.

    “Göçmenlerin yaşadığı trajediye son verilmeli” denilen açıklamada, “İnsanları, ırkları, inançları ötekileştirmeyen biz Alevilerin yüreği göçmenlere yapılan kötü muamelelere isyan ediyor. Bir an önce savaşlar son bulmalı, ABD, NATO ve öyle ülkeler yayılmacı politikasından vazgeçmelidir” ifadeleri yer aldı.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Yıllardır ülkelerinde kendi hallerinde yaşayan milyonlarca insan, başta savaş olmak üzere çeşitli nedenlerle göçmen, mülteci olmak durumunda kalıyor.
    Yaklaşık 90 milyon insan göçmen olarak yerlerinden, yurtlarından koparıldı.

    Binlercesi avrupa ülkelerine geçmeye çalışırken, bindikleri botların alabora olması sonucu hayatlarını kaybettiler. Bunların çoğu çocuk ve kadınlar.
    Son gelen haberlere göre Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği, Libya’dan günler önce ayrılan ve Akdeniz’i geçmeye çalışan aşırı kalabalık bir bottaki 90’dan fazla düzensiz göçmenin hayatını kaybettiğini açıkladı.

    “İNSANLIK İÇİN YÜZKARASI”

    Peki milyonlarca insanın hayatlarının kararmasına sebep olanlar kimler?

    40 günden fazla süredir Rusya’nın Ukrayna işgali sürüyor. NATO ve ABD’nin yayılmacı politikaları ve Ukrayna’yı piyon olarak kullanmalarının sonucu Rusya Ukrayna’yı işgal etti. Çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 4 milyon Ukraynalı Avrupa ülkelerine göçmen olarak kabul edildiler. Ancak tüm göçmenler Ukraynalılar kadar şanslı olamıyor. Bu da Batı’nın ikiyüzlü olmasından kaynaklı. AB ülkelerinin kendilerinin yarattığı Suriye ile Libya’dan gelenlere ölümü reva görmesi ise insanlık için bir yüzkarasıdır.

    Suriye, Afganistan ve İran başta olmak üzere birçok ülkeden Türkiye’ye 5.5 milyona yakın insan geldi. 3 milyon 700 bini ise geçici koruma altında kayıtlı Suriyeli.

    “SORUMLU ABD VE DESTEK VEREN ÜLKELERDİR”

    Bu insanların topraklarını terkedip kaçarken ölmelerine neden Amerikan emperyalizmimin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) planı için Ortadoğu’da sahneye koyduğu politikalarıdır.
    Akdeniz’de insanların ölmesinin temel sorumluluğu başta BOP projesinin sahibi ABD ile ona destek veren ülkelerdir.

    Emperyalist devletler ve izledikleri politikalar dünyayı yaşanmaz hale getirmektedir. Göçmen sorunu işte bu saldırganlıkların sonucudur. Göçmen ve mülteciler için hayat gün geçtikçe zorlaşıyor.
    Başta kan ve gözyaşına sebep olan devletler mültecileri pazarlık gücü olarak kullanmayı, istismar etmeyi bırakmalıdır. Göçmen işçiler için çalışma ve oturma izni verilmeli, çalışma yaşamına katılımları yasal olarak düzenlenmelidir.
    Ayrıca, mülteci/göçmen ölümlerini durdurmak, hak ihlallerini engellemek için göçmen kaçakçılarına yönelik caydırıcı cezalar olmalıdır.

    İnsanları, ırkları, inançları ötekileştirmeyen biz Alevilerin yüreği, göçmenlere yapılan kötü muamelelere isyan ediyor. Bir an önce savaşlar son bulmalı, ABD, NATO ve öyle ülkeler yayılmacı politikasından vazgeçmelidir. Kan ve gözyaşı son bulmalıdır!

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • İHD’den mülteci ölümlerine ve Diyarbakır şube baskınına tepki!-VİDEO

    İHD’den mülteci ölümlerine ve Diyarbakır şube baskınına tepki!-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Benli, mültecilerin Edirne İpsala’da donarak yaşamını yitirmesine ve İHD Diyarbakır Şube’nin polislerce basılmasına ilişkin açıklama yaptı. Yargı mensuplarının, siyasal iktidarın yargı aracı olmaması çağrısında bulunan Benli, mültecilere yönelik ulusal ve uluslararası hukukun işletilmesini istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaparak İHD Diyarbakır Şubesi binasına 3 Şubat’ta yapılan polis baskını ile birlikte Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ferhat Berkpınar’ın gözaltına alınmasına ve Edirne’nin İpsala ilçesinde yaşanan mülteci ölümlerine tepki gösterdi.

    Açıklamada konuşan İHD Mersin Şube Eşbaşkanı Zeynep Benli, Edirne İpsala’da 19 mültecinin donarak yaşamını yitirmesinin devletlerin mültecilere uyguladığı politikaların sonucu olduğuna dikkat çekti. Benli ayrıca mültecilerin ölümünden tüm devletler ve siyasi partilerin sorumlu olduğunu belirterek, mültecilere yönelik ulusal ve uluslararası hukukun işletilmesini istedi.

    Zeynep Benli, mültecilerin dünyanın her yerinde insanca yaşama hakları olduğunu vurgulayarak İspala’da yaşananlara ilişkin “Yunanistan’ın ‘geri itme’ uygulaması önlensin, sınırlardaki mülteci ölümleri durdurulsun, Edirne’de donarak yaşamını yitiren mülteciler için ceza adaleti sağlansın” talebinde bulundu.

    İHD Diyarbakır Şubesi binasına yapılan baskına tepki gösteren Benli, “Ancak bütün bu işlemleri yapan kolluk birimleri ile yargı mensuplarına hatırlatmak isteriz ki, bu yöntemler bir dönem Türkiye’de sıkça uygulandı ve bunu uygulayanlar şimdi yargı önünde hesap vermektedirler. Özellikle yargı mensuplarının, siyasal iktidarın yargı yolu ile baskı politikalarına araç olmamalarını ve evrensel insan hakları norm ve ilkelerini hatırlamalarını tavsiye ederiz. Gözaltına alınan arkadaşımız Ferhat Berkpınar’ın bir an önce serbest bırakılmasını ve her türlü hukuki hakkının korunmasını talep ederiz” dedi.

    PİRHA/MERSİN