Etiket: mülteci

  • Erdoğan, Ege Denizi’ni mültecilere kapattı

    Erdoğan, Ege Denizi’ni mültecilere kapattı

    Sahil Güvenlik Komutanlığı, mültecilerin Ege Denizi’nden geçişlerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla artık izin verilmey

    Türkiye’nin sınırları açacağız açıklamasının ardından mülteciler Yunanistan’a geçme umuduyla Edirne sınırı ve Ege sahillerine gitmişti. Sahil Güvenlik Komutanlığı Ege sahillerinden botlarla Yunan adalarına geçmeye çalışan mültecilere hayati tehlike riski nedeniyle artık izin verilmeyeceğini duyurdu. Sahil Güvenlik Komutanlığı, engelleme talimatının Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldiğini açıkladı.eceğini açıkladı. Kararın hayati risk nedeniyle alındığı belirtildi.

    “DENİZ GEÇİŞLERİ ENGELLENECEK”

    Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın yaptığı açıklama şöyle:

    “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ve Sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun takibiyle, kaçak göçmenlerin deniz geçişlerinin tehlikeli olması nedeniyle Ege Denizi’nden geçişlerine izin verilmiyor. Tüm Türkiye’de ayrılmak isteyen kaçak göçmenlere müdahale etmeme prensibi uygulanırken bu yaklaşım hayati tehlike taşıması nedeniyle deniz geçişlerini kapsamıyor.

    Sahil Güvenlik birimleri denizden geçişleri, Jandarma ve Emniyet birimleri ise karadan denize çıkışları engellemek için olağan zamandan çok daha fazla gayret sarf ediyor. Kaçak göçmenler, Yunan Karasularına girdikleri anda Yunan Sahil Güvenlik unsurları tarafından Türk Karasularına doğru geri itilerek, motorları bozularak ve botları patlatılarak denizin ortasında çaresiz durumda bırakılıyor.

    Yunanistan, Ege Denizi’nden geçmeye çalışan göçmenlere karşı sergilediği tutumla insan haklarını ve uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmeye devam ediyor. Denizlerde alınan tüm önlemlere rağmen 05 Mart 2020 tarihinde Yunanistan tarafından botları patlatılan ve yarı batık halde denizin ortasında bırakılan 3 lastik bot içerisindeki toplam 97 kaçak göçmen Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince kurtarıldı. Türk Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından, aralıksız şekilde sürdürülen kaçak göçle mücadele faaliyetleri kapsamında 2019 yılında 146 olayda toplam 3425 kaçak göçmen, 2020 yılının başından bugüne kadar 49 olayda toplam 1707 göçmenin hayatı kurtarılmıştır.”

  • TİHV: Ülkemizde ve sınırlarımızda yaşananlara sessiz kalmayalım!

    TİHV: Ülkemizde ve sınırlarımızda yaşananlara sessiz kalmayalım!

    PİRHA- TİHV, İblid’deki asker ölümleri ve mültecilerle ilgili yayınladığı basın metninde “Vicdanlarımızın sesini dinleyelim, ülkemizde ve sınırlarımızda yeni bir insanlık suçu işlenmesine sessiz kalmayalım” denildi.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) tarafından İblid’deki asker ölümleri ve mültecilerle ilgili basın metni yayınladı.

    “GERÇEKTEN İDLİB VE LİBYA’DA NE İŞİMİZ VAR?”

    “İnsan hakları savunucuları başta yaşam hakkı, işkence yasağı ve kişi güvenliği olmak üzere pek çok hak ve özgürlüğün ihlaline yol açtığı için ilkesel olarak savaşa karşıdır” denilen açıklamada, şunlara yer verildi:

    “Tüm savaşlar hak ve özgürlükleri ihlal eder, toplumun fiziksel ve ruhsal olarak sağlığını bozar. Bu nedenle savaşın haklısı ya da haksızı yoktur. Şimdi bir kez daha çok açık biçimde soruyoruz: “Gerçekten İdlib ve Libya’da ne işimiz var?” Bir süreden beri sınır ötesinden, Türkiye’nin oralarda ne işinin olduğunu anlamakta çok zorlandığımız Suriye ve Libya’dan asker ölümlerine dair haberler gelmekteydi. Diğer yandan İdlib’de savaşın şiddetlenmesi ile birlikte Suriye’de yaşanan insani kriz daha da derinleşmiştir. Milliyetçi ve militarist duyguları kışkırtarak ülkeyi savaşa sürüklemekle, temel hak ve özgürlükleri sınırlamakla, baskıları arttırmakla yaşanmakta olan ağır ekonomik, siyasal ve sosyal krizden kurtulmak mümkün değildir. Aksine savaş ve insan haklarına saygıdan uzaklaşmak, bu krizi kaçınılmaz olarak daha da derinleştirecek, içinden çıkılmaz hale getirecektir.”

    “Uluslararası hegemonya ve çıkar çatışmaları sonucu yaşanan Suriye’deki savaşa şu veya bu biçimde müdahil olan, rol alan istisnasız tüm devletler “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” işlemektedirler” denilen açıklamada “Vicdanlarımızın sesini dinleyelim, ülkemizde ve sınırlarımızda yeni bir insanlık suçu işlenmesine sessiz kalmayalım!” vurgusu yapıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

  • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği: AKP derhal savaş politikalarından vazgeçmeli

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği: AKP derhal savaş politikalarından vazgeçmeli

    PİRHA –  Suriye’nin İdlip kentinde yaşanan gelişmelere ilişkin yazılı açıklama yayımlayan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, AKP’ye derhal savaş politikasından vazgeçmesi çağrısında bulunarak, Suriyeli mültecilerin batı ülkelerine pazarlık kozu olarak kullanmasının vicdani ve ahlaki bir yaklaşım olmadığını belirtti. 

    Suriye’nin İdlip kentinde yaşanan gelişmeler sonrasında yazılı açıklama yayımlayan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) AKP’ye savaş politikalarından vazgeçmesi çağrısında bulundu. Öte yandan Suriyeli mültecilerin pazarlık kozu olarak kullanılmasına da tepki gösterilen açıklamada “ Suriye’nin geleceğine Suriyeliler karar vermelidir” denildi. 

    ‘Savaşa Hayır’ başlığıyla yapılan açıklamada AKP hükümetinin gerçeklikten kopuk Suriye politikası nedeniyle insanların ölmeye devam ettiği belirtildi.

    “MÜLTECİLERİN PAZARLIK KOZU OLMASI AHLAKİ DEĞİLDİR”

    Yürütülen yanlış politika nedeniyle Suriye halklarının da büyük acılar çektiğine dikkat çekilen açıklama şöyle:

    “Suriye’de çeşitli bölgesel ve emperyalist güç odaklarının yönlendirmesiyle hareket eden dünyanın birçok bölgesinden getirilen cihatçı katillerin Suriye’yi yıllardır teröre boğması nedeniyle Suriye’de milyonlarca insan yerinden yurdundan olmuş, canlarını kurtarmak için başka ülkelere sığınmak zorunda kalmışlardır.

    Suriyelilerin bu şekilde sığındıkları ülkelerin başında da Türkiye gelmektedir. Türkiye’de yaklaşık 4-5 milyon arası Suriyeli sığınmacının olduğu bilinmektedir.

    Kendi yanlış politikalarının yol açtığı ölümler ve acılar yetmezmiş gibi bir de sığınmacılar ve mülteciler Batı ülkeleriyle pazarlık konusu yapılmaktadır. Bir hukuk devletine yakışmayacak şekilde sığınmacıların ve mültecilerin sınırlara doğru gitmeleri teşvik edilmektedir. Sınırlara yığılan bu sığınmacıların ve mültecilerin görüntüleri insanlığa sığmamaktadır. Hem bir ülkeyi yıkıma uğratacak politikalar güdüp hem de bu politikaların yol açtığı savaşlardan dolayı ülkenize sığınan mültecileri pazarlık kozu olarak kullanmak vicdani ve ahlaki bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşımdan derhal vazgeçilmelidir. Gencecik insanlarımızın gerçeklikte hiçbir karşılığı olmayan siyasal İslamcı hayaller uğruna yok yere ölüme gönderilmelerini kabul etmiyoruz.

    “AKP DERHAL SURİYE’DEN ÇEKİLMELİDİR”

    “Suriye dışındaki birtakım emperyalist ve bölgesel güç odaklarının yıllardır kendi çıkarları doğrultusunda Suriye halklarını acıya ve ölüme boğmalarını kabul etmiyoruz. Suriye’nin geleceğine Suriyeliler karar vermelidir. Suriye dışındaki bütün ülkeler Suriye’den ellerini çekmelidirler. Bu anlamda da AKP derhal savaş politikalarından vazgeçmeli ve Suriye’den çekilmelidir. Türkiye, Suriye ve bütün bölge ülkeleri ve halkları için en doğrusu budur.” PİRHA/İSTANBUL

  • Mersin Tabip Odası Başkanı: 15 Mart’ta mitingte buluşalım, barışı savunalım-VİDEO

    Mersin Tabip Odası Başkanı: 15 Mart’ta mitingte buluşalım, barışı savunalım-VİDEO

    PİRHA-Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, sağlık alanında yaşanan şiddete ve sağlık çalışanlarının sorunlarına dikkat çekmek için 15 Mart’ta Ankara’da “Büyük Beyaz Miting” düzenleyeceklerini söyledi. Antmen, “Sağlık ortamında ne varsa Türkiye ortamında da o var. Yani savaş politikasından bir an önce vazgeçmek ve bir an önce barışı hakim kılmamız gerekiyor” dedi.

    Sağlık alanında yaşanan şiddete ve sağlık çalışanlarının sorunlarına dikkat çekmek için sağlık meslek örgütleri 15 Mart’ta Ankara’da “Büyük Beyaz Miting” düzenleyecek.

    17 NİSAN’DA DA İŞ BIRAKMA EYLEMİ

    Mitinge dair PİRHA’ya konuşan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Antmen, 14 Mart’ın Tıp Bayramı olduğunu ancak yaklaşık 10 yıldır mücadele gününe dönüştüğüne dikkat çekerek, “Ne yazık ki ülkenin içinde bulunduğu durum hem sağlık açısından hem de sosyal ve siyasal açıdan bir kaos ortamına dönüşmüş durumda. Çok ciddi şiddet vakaları söz konusu. Bu anlamda bir yandan sağlıkta şiddet yasasının çıkarılmasını ve çalışma yaşamının düzenlenmesi istiyoruz. Bunun için 15 Mart’ta Ankara’da büyük bir beyaz miting yapacağız. 17 Nisan’da da iş bırakma eylemi gerçekleştireceğiz” dedi.

    “SAVAŞ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR”

    “Sağlık ortamında ne varsa Türkiye ortamında da o var” diyen Dr. Antmen, şunları ifade etti:

    “34 askerin yaşamını yitirmesinden dolayı üzgünüz. TTB olarak ailelere başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyoruz. Bizim acilen Suriye’den çekilmemiz ve kendi sınırlarımızda kendimizi korumamız gerekiyor. Yani savaş politikasından bir an önce vazgeçmek gerekiyor. Yurtta sulh cihanda sulh, diye bir ilkemiz olması gerektiğine inanıyoruz. Bu açıdan da biz bu tüm bu yanlış politikalara karşı 15 Mart’ta Ankara’da olacağız. Savaş ortamı ne yazık ki bütün sorunları beraberinde getiriyor. Bunun en belirgin göstergelerinden bir tanesi de mülteci sorunudur. Bugün Türkiye’de 4 milyona yaklaşan bir mülteci nüfusu olduğu söyleniyor. Hem Avrupa ülkeleri hem de Türkiye mülteci sorununu çok yanlış şekilde değerlendiriyor ve kullanıyor. Türkiye’nin “Sınırlarımızın dışına atarız” şeklindeki ifadeleri ne kadar yanlışsa, Avrupa’nın da mültecileri siyasi bir koz olarak kullanması bir o kadar yanlıştır. Buradan bakarsak savaş gerçekten bir halk sağlığı sorunudur. Dün olduğu gibi bugün de savaşın karşısında olmaya devam edeceğiz.”

    Bütün kamu işçi ve emekçilerini ve yurttaşları 15 Mart’taki mitinge destek vermeye çağıran Dr. Mehmet Antmen,  “17 Nisan’da yapacağımız iş bırakma eylemi var. Halkımızın sağlık birimlerine şimdiden gelmemek konusunda kendilerini ayarlamalarını ve randevularını o güne almamalarını istiyoruz” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Sınır bölgesinde haber takibi yapan muhabirler gözaltına alındı

    Sınır bölgesinde haber takibi yapan muhabirler gözaltına alındı

    Mezopotamya Ajansı muhabirleri İdris Sayılgan ve Naci Kaya haber takibi için gittikleri Edirne’de gözaltına alındı.

    Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri İdris Sayılgan ve Naci Kaya mültecilerin sınırı geçişlerini takip etmek için gittikleri Edirne’de gözaltına alındı.

    Edirne’ye bağlı Pazarkule ilçesinde çekim yaptıkları sırada gözaltına alınan Sayılgan ve Kaya, Edirne Merkez Jandarma Komutanlığı’na götürüldü.

    Saat 15.00’dan beri gözaltında tutulan Sayılgan ve Kaya’nın gözaltı gerekçesi ise “Yasaklı bölgede çekim yapmak” olduğu ifade edildi.

    Sayılgan ve Kaya’nın dışında başka gazetecilerin de gözaltında olduğu belirtildi.

  • Binlerce göçmen Türkiye-Yunanistan sınırında: ‘Açız, su yok; bize yardım edin!’-VİDEO

    Binlerce göçmen Türkiye-Yunanistan sınırında: ‘Açız, su yok; bize yardım edin!’-VİDEO

    Türkiye – Yunanistan sınırında binlerce göçmenin bekleyişi sürüyor. Göçmenler, “Açız, yemek ve su yok, küçük çocuklar var, hasta. Sürekli gaz atıyorlar, lütfen bize yardım edin” diyerek yetkililere çağrı yaptılar. 

    Türkiye’nin sınır kapıları denetimini kaldırdığını duyurması üzerine göçmenler akın akın sınıra gidiyor.

    Suriye’nin kuzeyinde yaşanan son gelişmelerin ardından uluslararası haber ajansları ve Türkiye’deki medya organlarının sınır kapılarının açılacağını duyurmasıyla birlikte yüzlerce göçmen Türkiye ile Yunanistan arasındaki Pazarkule Sınır Kapısı’na geldi.

    BEKLEYİŞ SÜRÜYOR

    Sınırın açık olan Türkiye tarafını geçen göçmenler Kastanyes Sınır Kapısı’nın önündeki tampon bölgede bekleyişini sürdürüyor.

    Dün Pazarkule’ye giden ve geceyi dışarıda geçiren göçmenler çevreden topladıkları dalları yakarak ısındı.

    SES VE GAZ BOMBASI KULLANILIYOR

    Göçmenlerin sınıra yığılmasının ardından sınır kapısını kapatan Yunanistan bir otobüsle göçmenlere karşı bariyer oluşturdu.

    Yunan görevliler göçmenleri dağıtmak için zaman zaman ses ve gaz bombaları kullandı.

    Yunanistan Başbakanı ise, “Ülkeye yasa dışı girişlere izin verilmeyecek, sınır güvenliğimizi artırıyoruz” açıklaması yaptı.

    YARDIM ÇAĞRISI 

    Karşı Mahalle’den Sakine Yıldıran’ın haberine göre yemek, tuvalet, sağlık ve güvenlik tedbirleri bulunmayan alanda,  göçmenler geceyi soğuk havaya rağmen dışarıda geçiriyor.

    Göçmenler, “Açız, yemek ve su yok, küçük çocuklar var, hasta, sürekli gaz atıyorlar, lütfen bize yardım edin” diyerek yetkililere çağrı yaptılar.

    Öte yandan İçişleri Bakanlığı, akşam saatlerinde 36 bin 776 göçmenin sınır dışına çıktığını bildirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İdlib’deki trajediden mülteciler değil iktidar sorumludur’

    ‘İdlib’deki trajediden mülteciler değil iktidar sorumludur’

    PİRHA – HDP Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, hükümetin göçmen ve mültecilere sınır kapılarını açmasına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “AB’ye yönelik şantaj ve tehdit aracı haline getirilen mültecilerin bu tehlikeli yolculuğunda meydana gelecek olası ölümlerden ve trajedilerden bu iktidar sorumlu olacaktır” denildi. 

    Halkların Demokratik Partisi Göçmen ve Mülteciler Komisyonu adına Gülsüm Ağaoğlu, hükümetin göçmen ve mültecilere sınır kapılarını açması kararına ilişkin açıklama yaptı.

    “AKP, MÜLTECİLERİ POLİTİK ARAÇ HALİNE DÖNÜŞTÜRDÜĞÜNÜ BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ”

    Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

    “27 Şubat akşamı İdlib’de yaşanan kayıplar sonrasında iktidar yine mülteci kozuna sarıldı. Sıkıştığı her durumda pazarlık konusu yaptığı mültecileri, yaşanan bu ağır yıkım sonrası artık sınırları içinde tutamayacağını ve sınır kapılarını açacağını söyleyen AKP, mültecileri politik bir araç haline dönüştürdüğünü ve bir silah gibi kullandığını bir kez daha göstermiş oldu.

    AKP’nin bu tutumu sonucunda İstanbul’un çeşitli bölgelerinde özellikle karayolu ile mülteciler sınır kapılarına taşındı ve insan ticareti yapan aracılar devreye girdi. Mülteciler gerek kara gerekse deniz yolu ile son derece sağlıksız ve tehlikeli koşullarda Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına yönelmeye başladı.

    “ÖLÜMLERDEN VE TRAJEDİLERDEN İKTİDAR SORUMLU OLACAKTIR”

    Yunanistan ve Bulgaristan’ın da sınırlarda yoğunlaştırdığı önlemler nedeniyle çoğu Suriyeli ve Afganistanlı olan mülteciler kış koşullarında sınırlar arasına hapsedilmiş, bir kısım mülteci de şişme botlarla tehlikeli olmasına rağmen deniz yolunu kullanmaya yönlendirilmiştir.

    AKP kendi günahlarının neticesinde İdlib’de yaşanmış olan trajedinin hıncını mültecilerden çıkarmaya kalkmakta ve bu anlamıyla da yeni bir suç işlemektedir. AKP mültecilere karşı uyguladığı bu suçtan vazgeçmeli, Ege’de olabilecek mülteci ölümlerine karşı önlem almalı ve siyasi sorumluluğunu yerine getirmelidir.

    AB’ye yönelik şantaj ve tehdit aracı haline getirilen mültecilerin bu tehlikeli yolculuğunda meydana gelecek olası ölümlerden ve trajedilerden bu iktidar sorumlu olacaktır. AKP iktidarını, mültecilere karşı siyasi ve insani sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Uluslararası Af Örgütü: Sığınmacılara kapıları açın

    Uluslararası Af Örgütü: Sığınmacılara kapıları açın

    PİRHA- Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Araştırma Direktör Yardımcısı Massimo Moratti, Yunanistan ve Bulgaristan’a, topraklarına girmeye çalışan sığınmacılara kapılarını açmaları çağrısı yaparken, AB üyesi ülkelerin de sığınmacılar konusunda adil bir şekilde sorumluluk paylarını üstlenmelerini istedi.

    Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Araştırma Direktör Yardımcısı Massimo Moratti imzalı, açıklama yayımladı. Yapılan açıklamada “AB üyesi ülkeler Türkiye’ye varan sığınmacıların yükünü paylaşmak için daha fazla şey yapmalı” denilerek şunlara yer verildi:

    “Yunanistan ve Bulgaristan, koruma arayan insanların topraklarına girmesini temin etmeli ve sınır muhafızları da sınırda toplanan insanlara karşı aşırı güç kullanmaktan geri durmalı. Geçerli belgeleri olsun ya da olmasın sığınmacılara resmi sınır geçişlerinden giriş izni verilmeli. AB’nin dış sınırlarına sahip ülkeleri yeterli sayıda, uygun konumda ve güvenli sınır geçiş noktasını sığınmacılara açık tutmalı.”

    Moratti, AB Komisyonuna da sığınmacıların uygun şekilde karşılanması ve sığınma prosedürleri konusunda Bulgaristan ve Yunanistan’a gerekebilecek her türlü desteği koordine etme çağrısı yaparken, AB üyesi ülkelerin de sığınmacılar konusunda adil bir şekilde sorumluluk paylarını üstlenmelerini istedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mülteciler sınır köylerine gitmeye başladı

    Mülteciler sınır köylerine gitmeye başladı

    Türkiye’nin Avrupa’ya gitmek isteyen mültecileri artık engellemeyeceğini söylemesinin ardından mülteciler sınır köylerine gidiyor. Sabaha karşı başlayan hareketlilik günün ilk ışıklarında da devam etti.

    Suriye’deki saldırıların mülteci hareketliliğini artırdığını söyleyen AKP Sözcüsü Çelik’in “Artık mültecileri tutabilecek durumda değiliz” sözleri üzerine mülteciler başta Edirne sınırı  olamak üzere İzmir’de de toplanmaya başladı.

    Avrupa’ya gitmek isteyen mülteciler Çanakkale’deki Yeşil Liman, Babakale ve Kadırga Koyu gibi noktalara geliyor. Kadın ve çocukların da olduğu mültecilerin hareketliliği sabah saatlerinde daha da arttı.

    AYDIN’DA BULUNAN MÜLTECİLER GÖÇ İDARESİNDEN AYRILDI

    Sınır kapılarının açılacağı iddiasının ardından Aydın’da bulunan mülteciler Avrupa’ya geçmek için Göç İdaresi’nden ayrıldı. Aydın Göç İdaresi’nde kalan göçmenler gece yarısı gelen otobüslere binerek sınırdan geçmek üzere Aydın’dan ayrıldı. Konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmazken, göçmenlerin otobüslerle bölgeden ayrılması kameralara yansıdı.

  • Van’da 13 mülteci donarak yaşamını yitirdi

    Van’da 13 mülteci donarak yaşamını yitirdi

    İran sınırından Türkiye’ye geçen 13 mülteci, Van’ın Çaldıran İlçesinde tipiye yakalandıkları dağda donarak yaşamlarını yitirdi.

    Donarak hayatını kaybeden 13 kişinin Türkiye-İran sınırındaki Çaldıran Sarıçimen Mahallesi mevkisinde bulundukları belirtiliyor.

    Yaşamımı yitiren kişilerden 10’unun Afganistan uyruklu 3’nün de kobaneli olduğu belirtiliyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Van şubesine başvuran mültecilerin aileleri, bir önce cenazelerin kendilerine teslim edilmesini beklediklerini, Jandarmanın da tipiden dolatı bölgeye gidemediğini belirtti.

    TÜM KAMUOYUNU DUYARLILIĞA DAVET EDİYORUM”İnsan Hakları Derneği Van Şube Başkanı Murat Melet, “Sınırlarda maalesef her yıl onlarca insan yaşamını yitiriyor. Umutlarını kayıp ediyor. Tüm kamuoyunu duyarlılığa davet ediyorum. Bir an önce herkes sorumluluğunu yerine getirmelidir. Bu insanların canlı ya da cansız bedenlerine ulaşılmalıdır” dedi.

  • 5 AB ülkesi göçmenlerin dağıtımı konusunda anlaşmaya vardı

    5 AB ülkesi göçmenlerin dağıtımı konusunda anlaşmaya vardı

    Akdeniz’i aşarak Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenlerin kabulü ve dağıtımıyla ilgili 5 Avrupa Birliği (AB) ülkesi bir ön anlaşmaya vardı.

    İtalya, Malta, Fransa ve Almanya İçişleri Bakanları’nın AB dönem başkanı Finlandiya ve Avrupa Komisyonu’nun göçten sorumlu üyesi Dimitris Avramopoulos ile birlikte Malta’da yaptığı zirveden, göçmenlerin dağıtımıyla ilgili bir uzlaşma çıktı.

    Zirvenin ardından yapılan açıklamalara göre, Akdeniz’de sivil toplum kuruluşlarına ait yardım gemileri ya da devletlere ait teknelerle kurtarılan göçmenlerin hangi limana çıkarılacağı konusunda “gönüllülük esasına dayalı dönüşümlü bir sistem” oluşturulacak. Bu göçmenlerin AB ülkeleri arasında dağıtımı ise zorunluluk esasına dayalı olarak, belli kotalara göre tespit edilecek.

    Anlaşmaya İtalya ve Malta gibi göçmenlerin Avrupa’daki ilk duraklarından olan ülkelerin özellikle istediği bir madde de girdi. Yalnızca mülteci statüsünü elde etmiş olanlar değil iltica başvurusunda bulunan bütün göçmenler bu sisteme dahil edilecek.

    Malta’da varılan anlaşma, Ekim başında yapılacak AB zirvesinde diğer üye ülkelerin de onayına sunulacak.

  • 3 milyon 400 bin mülteci çocuk okula gidemiyor

    3 milyon 400 bin mülteci çocuk okula gidemiyor

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin hazırladığı rapora göre, dünya genelindeki 7 milyon 100 bin mülteci çocuğun yalnızca 3 milyon 700 bini eğitim alabiliyor.

    Dünyadaki mülteci çocuklardan yarısından fazlası okula gidemiyor. BM raporunda, Türkiye gibi çok sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülkelere mülteci çocukların eğitimi için mali desteğin artırılması çağrısında bulunuldu.

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) “Mültecilerin Eğitim Krizi” başlıklı raporunu kamuoyuna açıkladı. Raporda, dünya genelindeki 7 milyon 100 bin mülteci çocuğun ancak 3 milyon 700 bininin eğitim alabildiğine dikkat çekildi.

    DW’nin haberine göre BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, rapora ilişkin Cenevre’de yaptığı açıklamada, çocukların eğitimi için yatırım yapılmaması durumunda gelecekte bedelinin ödeneceğini söyledi. Grandi, “Gelecek hayatlarında ayakları üstünde duramayacak, iş bulamayacak ve yaşadıkları toplumu zenginleştiremeyecek bir nesil olur” diye konuştu.

    Raporda, dünya genelinde ilkokul çağındaki çocukların yüzde 91’inin okula gittiği ancak bu oranın mülteci çocuklar arasında sadece yüzde 63 olduğu belirtildi.

    Çocuk mültecilerin eğitimine yönelik durum, ilkokul sonrası daha da kötüleşiyor. Dünya genelinde ilkokul sonrası eğitimlerine devam eden çocukların oranı yüzde 84 iken mülteci çocuklar arasında bu oran yüzde 24’te kalıyor. Yine yüksek okul ya da üniversite öğreniminde de dünya genelinde oran yüzde 37 iken, mülteci çocukların ancak yüzde üçü bu düzeyde eğitim görebiliyor.

    TÜRKİYE’DE BİR MİLYON OKUL ÇAĞINDA MÜLTECİ

    BM raporunda, okula gitme sıkıntısı olan mültecilerin Uganda, Sudan, Türkiye, Pakistan ve Lübnan’da yaşadıklarına yer verildi. Ancak raporda bu konuda olumlu aşamalar da kaydedildiğine ve Uganda, Çad, Kenya, Etiyopya, Pakistan, İran ve Meksika’da mülteci çocukların okul sistemine entegre edilmelerine yönelik yoğun çabaların olduğuna dikkat çekildi. Yaklaşık 3 milyon 700 bin mülteci içinde bir milyon okul çağındaki çocuğun bulunduğu Türkiye’de, Türkçe dil programı başlatıldığı, bu kapsamda eğitim araçlarının hazırlandığı ve ek öğretmenlerin göreve alındığı bilgisine yer verildi.

    BM, eğitim raporunda sunduğu veriler ışığında çocuk mültecilerin bulundukları ülkelerin eğitim sistemine dahil edilmeleri ve okul diplomalarının tanınması konusunda çağrı yapıyor.

    MİDİLLİ ADASI’NA BİR GÜNDE 500’DEN FAZLA MÜLTECİ

    Öte yandan mültecilerin Avrupa’ya ilerleyişi sürüyor. Yunanistan’ın Midilli Adası’nın Skala Sikaminias bölgesine, bir günde 13 sandalla 500’den fazla mültecinin geldiği bildirildi.

    Yunanistan yerel medyasında yer alan haberlerde, gelen 550’ye yakın mültecinin, son yıllarda Türkiye’den Midilli’ye gelen en kalabalık mülteci grubu olduğu ve mültecilerin, Moria Mülteci Kampı’na yerleştirildiği belirtildi. Ayrıca içinde barındırdığı 10 bin mülteciyle kapasitesinin üstünde hizmet vermeye çalışan Moria Kampı çalışanları, tıbbi muayenelerin yapılamadığını, tercümanların yetersizliğinden dolayı mültecilerle iletişimin olanaksız olduğunu vurguladılar ve bu duruma bir çözüm bulunmadığı takdirde protesto için greve girmeyi düşündüklerini açıkladılar. 

  • Fas’lı göçmen karısını dövdü ve eve hapsetti

    Fas’lı göçmen karısını dövdü ve eve hapsetti

    PİRHA – İstanbul’da Fas’lı bir Mülteci, karısını on gün eve bağladığı ve her gün dövdüğü ortaya çıktı. Polis ve itfaiye yardımıyla kurtulan kadının kollarında morlukların olduğu görüldü. 

    İstanbul Beyoğlu Hacıahmet Mahallesi Dev Süleyman Sokakta bulunan bir apartmanın çatı katında kocası tarafından dövülerek eve hapsedilmiş Fas uyruklu bir kadın polis ve itfaiye yardımıyla kurtarıldı.

    Sabah erken saatlerde çevreden yardım istemek için imdat çığlıkları atan Fas Uyruklu kadına mahalle sakinleri el uzattı. Apartman kapısından kurtarılamayan göçmen kadın, itfaiye yardımıyla binanın dışından vinçle indirildi. 3 yaşında bir çocuk annesi kadın kocası tarafından dövülmüş halde 10 gün önce eve kilitlendiği ortaya çıktı. Fas uyruklu kadının omuz ve kollarında dövülmenin etkisiyle morluklar ve sıyrıklar bariz bir biçimde görüldü.

    Fas Uyruklu kadının kırık bir Türkçe ile anlattığına göre, binaya 2 ay önce taşındıklarını, kocası olarak tanıttığı kişinin kendisini her gün dövdüğünü, iki hafta önce de döverek kapıya attığını ancak sonrasında yeniden içeri aldığını ifade etti. Mağdur kadın, eşinin alkol ve diskotek düşkünü olduğunu ifade ederek, gece sabaha kadar eve gelmediğini, bazen hiç gelmediğini, geldiği zaman da kendisini şiddetli şekilde dövdüğünü ifade etti.

    3 yaşında bir çocuk annesi olan Fas’lı mülteci kadın Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Ekiplerinin yardımıyla kocası tarafından hapsedildiği evin çatı katından kurtarıldı. İstanbul’da yaşayan ve sayıları her geçen gün hızla artan, çeşitli ülkelerin uyruklarına mensup göçmenler denetlenemez hale geldi.

    EMLAKÇILAR FAZLA PARA İÇİN MAHALLENİN YAPISINI BOZDU

    Fas Uyruklu şiddet saçan kocasının oturduğu apartmanda 6 dairenin 4’ü Irak, Suriye, Pakistan ve Fas Uyruklu mültecilerden, 2 aile de Sivas ve Tokat Nüfusuna kayıtlı aileden oluşuyor.

    Ailelerin anlatımlarına göre, yabancı uyruklu göçmenler daireyi, fahiş kira üzerinden emlakçıya ekstradan komisyon vererek tutmuş. Mahallede yaşayan ailelerin anlatımlarına göre, ev sahipleri ve emlakçılar, mültecilerden normal şartların bir kaç kat üzerinde kira ve komisyon alarak onları tercih ediyorlar. Başta Hacıahmet ve Eskişehir Mahalleleri ile Dolapdere semtlerinde, mültecilerden fahiş kiralar ve komisyonlar alan mal sahipleri ve emlakçılar Anadolu kökenli ailelere kiralık ev vermezken mülteci ve göçmenleri ediyor.

    Kocası tarafından dövülerek eve hapsedilen Fas’lı göçmen kadın ile aynı binada oturan Sivas ve Tokat Nüfusuna kayıtlı aileler, binada TTNET altyapısı olmadığı için evlerine aylarca internet bağlatamazken, emlakçılar ve ev sahipleri aynı binaya mültecilere kiraladıkları dairelere başka binalar üzerinden kaçak hat çekerek internet bağlamışlar.

    Mahalle sakinlerinden alınan bilgilere göre, her sokakta, hemen hemen her apartmanda başta uyuşturucu olmak üzere kadın ticareti yapıldığı önemli iddialar arasında. Mahalle sakinleri bu durumu emniyete bildirdiklerini, ancak netice alamadıklarını ifade ettiler. Aynı binanın giriş ve bodrum katlarında yaşayan mültecilerin kullandıkları daireyi randevuevi gibi kullandıkları, girenin çıkanın belli olmadığı söylendi. Haber: Divriği Gazetesi

  • Frankfurt’ta bir kişi tarafından tren raylarına itilen anne yaralı, çocuk öldü

    Frankfurt’ta bir kişi tarafından tren raylarına itilen anne yaralı, çocuk öldü

    Frankfurt’ta hızlı trenin önüne itilen 8 yaşındaki bir çocuk öldü. İten kişinin Eritreli olması göçmen karşıtı tartışmaları alevlendirdi, Federal İçişleri Bakanı Seehofer tatilini yarıda kesme kararı aldı.

    Frankfurt ana tren garında, Eritre vatandaşı olduğu açıklanan bir kişi tarafından hızlı trenin önüne itilen 8 yaşındaki bir çocuğun hayatını kaybetmesi üzerine Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer tatilini yarıda kesti.

    Annesiyle birlikte hızlı trenin önüne itilen 8 yaşındaki çocuğun öldüğü saldırıyı, “en sert şekilde kınadığını” söyleyen Seehofer, “saldırganın yargıya hesap vermesi, hak ettiği cezayı alması için hukuk devleti çerçevesinde tüm imkanları kullanacakları” sözünü verdi.

    Bakan aynı zamanda Frankfurt saldırısı ile ilgili soruşturmanın devam ettiğine dikkat çekti, bu sonuçlanmadan kesin yargılara varmanın yanlış olacağına işaret etti.

    İçişleri Bakanlığı, tatilini yarıda kesen Bakan Seehofer’in son günlerde işlenen ağır suçlar, şiddet olayları nedeniyle güvenlik kurumlarının üst düzey yetkilileriyle toplantı düzenleyeceğini duyurdu. Bakan Seehofer’in, Frankfurt’taki saldırıyla ilgili soruşturmanın ilk sonuçları hakkında da Salı günü basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

    SOSYAL MEDYADA NEFRET SÖYLEMLERİ

    Frankfurt ana tren garında anne ve oğlunu hızlı trenin önüne iten, 8 yaşındaki çocuğun ölümüne yol açan kişinin Eritre vatandaşı olduğunun açıklanması üzerine sosyal medyada aşırı sağcı çevreler ve sağcı popülist Almanya için Alternatif Partisi (AfD) tarafından yapılan göçmen karşıtı paylaşımlar tartışmalara yol açtı.

    AfD Federal Meclis Grup Başkanı Alice Weidel, Frankfurt’taki olayın soruşturması henüz devam ederken Twitter’de yaptığı açıklamada, zanlının Afrikalı olduğuna vurgu yaptı, göçmenlere, mültecilere sıcak, hoşgörülü yaklaşıma son verilmesi gerektiğini savunarak, “Daha ne olmalı? Kendi ülkemizin vatandaşlarını koruyun” ifadelerine yer verdi.

    FRANKFURT’TA NELER YAŞANDI

    Almanya’nın Frankfurt kentinin ana tren garında sabah saatlerinde bir anne ile oğlu, 40 yaşındaki bir erkek tarafından hızlı trenin önüne itildi.

    Polisten yapılan açıklamaya göre, Münih’ten Düsseldorf’a gitmekte olan hızlı trenin gara girişi öncesinde, yedinci perondan raylara itilen anne son anda kendini rayların dışına atarak sağ kurtulabildi.

    Ancak 8 yaşındaki erkek çocuk, hızlı trenin ani fren yapmasına karşın, olay yerinde hayatını kaybetti.

    Frankfurt polisi, zanlının bir kadını daha raylara itmeye çalıştığını ancak bu kişinin buna karşı koyarak adamdan uzaklaşabildiğini açıkladı.

    Polis, olay mahallinden kaçan zanlının, tren garının dışında, çevredekilerin yardımıyla durdurulduğunu, sonrasında da polis tarafından gözaltına alındığını belirtti.

    Zanlının Eritre vatandaşı olduğu bilgisini paylayan Frankfurt polisi, kasten adam öldürme ve cinayete teşebbüs suçlarından soruşturma yürütüldüğünü duyurdu.

    9 GÜN ÖNCE  BENZER CİNAYET

    20 Temmuz’da Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin Voerde kentinde, 28 yaşındaki bir erkek tarafından trenin önüne itilen 34 yaşında bir kadın hayatını kaybetmişti. Gözaltına alınan zanlının halen neden kadını rayların üzerine ittiğine dair konuşmadığı belirtildi. Soruşturmayı yürüten yetkililere göre zanlı ile kurban birbirlerini tanımıyordu.(DW TÜRKÇE)

  • Akdeniz’de 100’ü aşkın mülteci kayboldu, BM’den çağrı

    Akdeniz’de 100’ü aşkın mülteci kayboldu, BM’den çağrı

    Libya açıklarında mültecileri taşıyan teknenin batması sonucu 100’ü aşkın insanın hayatını kaybetmiş olmasından endişe ediliyor. Birleşmiş Milletler, Akdeniz’de kurtarma faaliyetlerinin yeniden başlatılması çağrısı yaptı.

    Libya’nın Khoms kenti açıklarında, 25 Temmuz Perşembe günü mültecileri taşıyan bir tekne battı.

    Bunun sonucunda 100’ü aşkın mülteci Akdeniz sularında kayboldu. Libya sahil güvenlik yetkililerine göre kaybolan mülteci sayısı 115.

    Tekneden kurtarılan 87 mültecinin tekrar Libya kıyılarına getirildiği, 84 kişinin ise Tacura’daki mülteci kampına götürüldüğü belirtiliyor.

    Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ise 150 civarındaki insanın hayatını kaybetmesinden endişe edildiğini açıkladı.

    IOM, yaklaşık 300 kişiyi taşıdığı tahmin edilen teknenin batmasını Akdeniz’de bu yıl yaşanan ‘en ağır mülteci faciası’ olarak tanımladı.

    BM’DEN ÇAĞRI

    Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), yaşanan bu son durumun ardından Akdeniz’de mülteci kurtarma çalışmalarının yeniden başlatılması çağrısında bulundu.

    Her iki kurum ayrıca, mültecilerin Libya’daki kamplarda gözaltına alınmamasını talep etti.

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de Twitter üzerinden yaptığı açıklamada ‘dehşete uğradığını’ belirterek, “Göçmenler ve mülteciler için güvenli yasal güzergahlara ihtiyacımız var. İyi bir hayat arayan tüm göçmenler güvenliği ve haysiyeti hak ediyor” dedi.

    Akdeniz’de şu anda özel kurtarma gemileri bulunmamakta. Ancak 100’ü aşkın mültecinin kaybolmasının ardından yardım örgütü Sea Eye, “Alan Kurdi” adlı kurtarma gemisinin Libya kıyılarına doğru gideceğini açıkladı. Geminin 30 Temmuz Salı günü bölgeye ulaşması bekleniyor.

    AKDENİZ’DEKİ SON DURUM

    Akdeniz, Avrupa’ya ulaşmak isteyen mülteciler için en tehlikeli güzergahlardan biri.

    Uluslararası Göç Örgütü’nün verilerine göre sadece 2019 yılının ilk 7 ayında 680’den fazla insan Akdeniz’de hayatını kaybetti.

    Binlerce mülteci için geçiş ülkesi olan Libya’da halen 3 bin 700’den fazla insan mülteci kamplarında tutuluyor.

    2018 yılında ise yaklaşık 117 bin mülteci Akdeniz’i geçmek için botla tehlikeli bir yolculuk yapmak zorunda kalmıştı.

    Birleşmiş Milletler’in verilerine göre 2018 yılında Akdeniz üzerinden Avrupa’ya geçmek isteyen en az 2 bin 262 mülteci hayatını kaybetmişti.

  • Harmandalı’nı içeriden dinledik: Darp, intihar girişimi, hastalık, ölüm

    Harmandalı’nı içeriden dinledik: Darp, intihar girişimi, hastalık, ölüm

    Kötü muamele ile gündeme gelen İzmir’deki Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde bir mülteci kadının sıcaklıklardan dolayı öldüğü, kayda ise bu ölümün ‘Doğal’ olarak geçtiği ileri sürüldü.

    Harmandalı Geri Gönderme Merkezi kötü muamele ve hak ihlalleri ile anılıyor.

    Artıgerçek’ten Fırat Yeşilçınar’ın haberine göre; Güvenlik görevlisinin anlattıkları, geri gönderme merkezinde yaşanan tabloyu gözler önüne seriyor. AIDS olan hamile kadının nasıl tecrit edilip ölüme terk edildiğinden, sıcaklıklardan dolayı başını çarparak ölen kadının ‘Doğal ölümüne’ kadar. Güvenlik görevlisinin anlattıkları bunlarla da sınırlı değil tabi.

    AIDS OLAN KADIN YERDE YATIRILDI

    Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan bir kadın doğum yapmak üzere hastaneye kaldırıldığında AIDS olduğu ortaya çıkmıştı. İzmir’de avukatların akıbetini sorduğu kadın ile ilgili bilgileri özel güvenlik görevlisi paylaştı. ”AIDS olan yüksek güvenlik katında kalıyordu” diyen özel güvenlik görevlisi sözlerini şöyle sürdürdü: “Kimse yemeğini vermek istemiyordu. Herkes ‘hasta olacağım’ korkusu yaşıyordu. Kadın da bu yüzden ayrı tutuluyordu. Ayrı kalıyordu. Yemeği de bir süre verilemedi. Kimse görüşmeyince de bir mülteci kadın tarafından yemeği verildi. Kadın yerde yatırılıyordu. Kimse ile de görüştürülmüyordu. Sonra ne olduğunu bilmiyorum”

    SICAKTAN BAYILIP ÖLEN KADININ ÖLÜMÜ ‘DOĞAL’ SAYILDI

    Görevlinin anlattığı bir başka olay avukatların mutlaka geri gönderme merkezini ziyaret etmesini gerektiriyor. Afrikalı mülteci bir kadının sıcaktan dolayı bayıldığını belirten görevli, kadının ölümün resmi tutanaklara “doğal ölüm” olarak geçtiğini söylüyor.

    2 KİŞİ TUTUKLANDI

    Özel güvenlik görevlisi merkezde sık sık yoğun işkence ve darbın da olduğunu anlattı. Bu darpların da kamera olmayan alanda olduğuna dikkat çekti. Kamera önünde yaşanan bir darptan dolayı da 2 kişinin tutuklandığını söyledi. Görevli, kötü muamele yapan bir kadın gardiyanın da şef olduğunu ileri sürdü.

    Geri gönderme merkezi ile ilgili bir başka iddia ise zorla geri gönderilme. Güvenlik görevlisi, zorla geri gönderilmek istemeyenlerin bir alana alındığını şu sözlerle anlattı: “Burası deport alanı olduğu için kapılar sabah açılmıyordu. 10 metrekarelik alanda 6 kişinin kalması gerekiyordu. Bu alanda deport olmak istemeyenler 6 ay hapis olarak kalıyordu. Mülteciler birbirinin dilini bilmediği için psikolojisi bozuluyordu. Hemen deport edilmek istiyordu. Sonrasında da zorla geri götürülüyordu. Bir gün geri gönderilmek istemeyen bir mülteci kendini doğradı. Camları da kırdı. Şu an binanın camları kırık.”

    “ÇALIŞANLAR DA FAZLA ÇALIŞIYOR”

    Geri gönderme merkezinde vardiya sistemi ile her gün 25-26 özel güvenlik görevlisinin çalıştığına dikkat çeken güvenlik görevlisi, ”Gardiyanların da çalışma saatleri çok kötü. Çok fazla çalıştıkları için onların da psikolojisi bozuluyordu. Onlar da kötü muamele yapıyordu” dedi.

    “İNSANLAR MERMERLERİN ÜZERİNDE YATIRILIYOR”

    Mültecilerin kötü koşullarda kaldığını belirten görevli, 750 kişilik olan kapasitenin aşılarak bin 500’e kadar çıktığını şu sözlerle aktardı: ”Havalar çok sıcak gündüzleri kapılar açılıyor ama önceden kapılar açılmıyordu. Bir katta 16 oda var. Bin 800 metrekare diyelim altı kişinin kalması lazım ama çok fazla sayıda kişi kalıyor. Verilen sütler kapasiteye göre geliyor. Bin 500 kişi var. İnsanlar mermerlerin üzerinde atıyor. Denetleme gelince her şey düzeliyor. Denetleme olmadan önce de bize haber geliyor. Ama sonrasında aynen devam ediyor.”

    Bu haber Bianet’te de Evrim Kepenek imzası ile ortak yayınlandı.

  • İzmir’de Uluslararası Mülteci Film Festivali bugün başlıyor

    İzmir’de Uluslararası Mülteci Film Festivali bugün başlıyor

    PİRHA -İzmir’deki Halkların Köprüsü Derneği, artan nefret söylemine karşı dayanışmayı büyütmek düzenlediği İzmir Uluslararası Mülteci Film Festivali bugün başlıyor. 

    İzmir’de mülteciler alanında çalışmalar yürüten Halkların Köprüsü Derneği’nin düzenlediği İzmir Uluslararası Mülteci Film Festivali bugün başlıyor.

    Giderek artan nefret söylemine karşı dayanışmayı büyütmek için planlanan festival bugün başlayacak ce 20 Nisan’da sona erecek.

    Önceki gün dernek binasında yapılan basın açıklamasında konuşan festival direktörü Nuray Pehlivan, mülteci meselesinin can yakıcı noktalarından birinin de, mülteci düşmanlığı olduğunu söyledi.

    “NEFRET NORMALLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Nefretin normalleştirilmeye çalışıldığına dikkat çeken Pehlivan, şunları söyledi:

    “Nefret etmenin normalleştirilmeye çalışıldığı ülkemizde de kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Tam da bu nedenle, her türlü nefret söylemi ve eylemiyle mücadele eden, Halkların Köprüsü Derneği gönüllüleri olarak bizler, temas edebildiğimiz her bir mültecinin hukuksal ve yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamaya ve onların sorunlarına çözüm üretmeye çalıştık.”

    Mültecilerin hukuksal ve yaşamsal sorunlarını gidermeye çalıştıklarını söyleyen Pehlivan, bunun yanı sıra kültürel ve sanatsal faaliyetleri de dayanışmaya dahil ettiklerini kaydetti.

    “Çünkü mültecilere karşı, toplumda bilinçli bir şekilde inşa edilmeye çalışılan olumsuz önyargıları gidermenin en etkili yollarından birinin, kültürel ve sanatsal faaliyetler olduğunu düşünüyoruz.”

    Pehlivan, resmi rakamlara göre İzmir’de 250 bini aşkın mültecinin yaşadığını ancak yerel halk ile mülteciler arasındaki ilişkilerde empati kurulamadığını ifade etti.

    BAZI YÖNETMENLERDE SEYİRCİYLE BULUŞACAK

    Nuray Pehlivan, Türkiye’de ve dünyada yaşayan mültecilerin yaşamlarına, bu kez de sinema aracılığıyla dikkat çekmek istediklerini söyledi.

    Göç ve iltica temalarını farklı biçimlerde işleyen kısa ve uzun metrajlı filmlerin yer alacağını belirten Pehlivan savaş, iklim değişikliği, ekonomik yetersizlikler gibi nedenlerle göç ve iltica eden insanların yaşamlarına değinen filmlerin de yer alacağını dile getirdi.

    Çeşitli coğrafyalardan, çeşitli sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel sınıflardan mülteci hikayelerinin seyirciyle buluşacağını kaydeden Pehlivan, ayrıca festival boyunca gösterilecek bazı filmlerin yönetmenlerini de seyirciyle bir araya getirecekleri bilgisini paylaştı.

    Pehlivan, festivalde görme engelliler için kısa ve uzun metrajlı filmlerden oluşan 11 filmin, derneğin gönüllü üyeleri tarafından sesli olarak betimlendiğini ifade etti.

    Festivalin programı ise şöyle:

     

  • Mersin SES’ten açıklama: Sosyal hizmet herkese ücretsiz, eşit, anadilde ve nitelikli olmalı

    Mersin SES’ten açıklama: Sosyal hizmet herkese ücretsiz, eşit, anadilde ve nitelikli olmalı

    PİRHA –ünya Sosyal Hizmetler Günü nedeniyle Mersin SES Eş Başkanı Yılmaz Bozkurt  sendika binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamada, sosyal hizmetlerin ihtiyaç duyan herkese eşit, nitelikli ve anadilde ulaşabilmesi için politikaların üretilmesi gerektiği belirtildi.

    Dünya Sosyal Hizmet Günü’nde SES Mersin Şubesi açıklama yaparak taleplerini ifade etti. SES Mersin Şubesinde yapılan açıklamayı Şube Eş Başkanı Yılmaz Bozkurt okudu.

    Sosyal hizmetler alanında sorunların hem hizmet alanlar hemde emekçiler tarafından derinleştiği bir süreçten geçildiğinin belirtildiği açıklamada, “İzlenen ekonomik sosyal politikalar, buna eklenen ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz, krizin sonuçları ve tüm politikalara yansıması sonucunda başta kadınların, çocukların, engellilerin, yaşlıların, yoksulların, mültecilerin, LGBTİ’lerin haklarının her zamankinden fazla korunmasına ihtiyaç duyulduğu bir zamandayız. Ne var ki mevcut politikalar bu korumayı sağlayabilmekten çok uzak durumdadır” denildi.

    “KAMUSAL HİZMET HERKESE EŞİT VERİLMELİ”

    Kamusal hizmetin kamu tarafından verilmesi gerekirken sosyal hizmetler özelleştirilip, özel kurumlara devredilmekte; bir yandan ise imzalanan protokollerle kamu bünyesindeki hizmetler de denetimsiz ve sınırsız bir şekilde kamu dışında birtakım dernek ve cemaatlere terk edildiği vurgulanan açıklamada, sosyal hizmetlerin ihtiyaç duyan herkese eşit, nitelikli ve anadilde ulaşabilmesi için politikaların üretilmesi gerektiği belirtildi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi;

    “Çocukların başta şiddet olmak üzere her türlü korunması önemli bir sorun olarak devam etmektedir. Oysa bugün çocuklar açısından karşı karşıya olduğumuz tablo, ihtiyaç duyulan koruma ortamını sağlamaktan çok uzakta olduğumuz bir tablodur. Çocukların korunmasından birinci derecede sorumlu olan AÇSHB’nin “çocuk algısı”nı, muhafazakârlığa, dine, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı ve ailenin çocuğun ihtiyaçlarından önemli olduğu düşüncesine yönelik faktörler belirlemekte, çocuğun gelişimsel ihtiyaç ve gereksinimleriyle bir “birey” olduğu göz ardı edilmektedir.

    Bu nedenle 18 yaş altı tüm bireylerin çocuk olduğu evrensel ilkesinin hatırlanılarak, tüm politikaları “çocuğun insan hakları” doğrultusunda geliştirilmelidir.

    “KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ SAĞLANMALI”

    Yine kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik alanda karşılaştıkları ayrımcılığı gidermek, kadına yönelik şiddetin önlenmesinden ve şiddete maruz kalan kadınların her düzeyde korunması sosyal hizmetlerin önemli alanlarından biridir. Ancak iktidarın ve Bakanlığın politikalarının toplamı kadını “birey” olmakta çıkarıp aile içine hapsedilmesine hizmet etmektedir. Bakanlık tarafından: kadının sadece aileyle değerli olduğu bakış açısından vazgeçilmeli; kadın birey olarak kabul edilmeli; cinsiyet eşitliği temel alınmalı; engelli, yaşlı ve çocuk bakımı konusunda devlet kendi sorumluluğunu yerine getirmeli, temel olarak kadını bakım ve hizmet “görevlerinden” kurtaran, kadını güçlendirecek politikalar oluşturulmalı; 6284 sayılı yasanın uygulamadaki sorunlar çözülmelidir.

    “SOSYAL HİZMET HAK OLMAKTAN ÇIKARTILMIŞ ‘LÜTUF’ HALİNE GETİRİLMİŞ”

    Sosyal yardımlar ülkemizde sosyal hizmetlerde önemli bir yer tutmaktadır. Sosyal hizmetlerin neredeyse yardımlara indirgendiği bir ortamda sosyal yardımlar yoksulluğun siyasal destek sağlamak amacıyla kullanıldığı, yardım alanları bağımlı hale getiren bir uygulamaya dönüşmüş durumdadır. Sosyal hizmet, bir hak olmaktan çıkartılmış, “yardım” ve “lütuf” haline getirilmiştir. Ekonomik krizle birlikte sosyal yardımlar ayrı bir sorun alanı olarak durmakta, sosyal yardımlar çeşitli gerekçelerle kesilmek istenmektedir. “sosyal yardım-istihdam ilişkisi” sağlanacağı iddiası ile ve reklamı ile hazırlanan yönetmelik ise yeni bir emek sömürüsü alanı açacak, sosyal yardımlara muhtaç durumda bırakılanların en ucuz, en güvencesiz iş gücü olarak çalıştırılmaya mahkum bırakılacağı bir uygulamaya zemin oluşturmaktadır.

    “MÜLTECİLERE İLİŞKİN POLİTİKALAR SORUNLU”

    Mülteciler ve göçmenlere ilişkin politikalar da oldukça sorunludur. Suriye’den gelen göçmenlere yönelik verilen hizmetlerde ırkçı, dinsel, ideolojik yaklaşımlar bulunmakta, bu hizmetler ayrıca iç ve dış siyasete malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu anlayış halk içerisinde çatışmalar yaratmakta ve Suriyelilere sunulan hizmetlerle ilgili yanlış bilgilerin yarattığı etkiler sonucunda ötekileştirme ve ayrımcılık yaygınlaşmaktadır. Bakanlık, Suriye’den göç eden çocukların ihtiyaçlarını karşılamak yerine bu görevini protokollerle İHH başta olmak üzere birçok sivil yapılara ve sınırsız olarak devretmiştir.”

    Son olarak açıklamada, “Biz Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak Sosyal Hizmet Günü vesilesi ile sosyal hizmetler alanının ve çalışanların sorunlarının çözülmesini talep ediyor; sosyal hizmete ihtiyaç duyanlar için ayrımsız, kamusal, eşit, anadilinde hizmet sunulması için; sosyal hizmet emekçilerinin güvenceli, insanca yaşayacak bir ücrete ve insana yakışır çalışma koşullarına ve haklara ulaşması için mücadele etmeye devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz” denildi. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Mülteci yasalarında tecavüze uğrayan kadına şans verilmeli’-VİDEO

    ‘Mülteci yasalarında tecavüze uğrayan kadına şans verilmeli’-VİDEO

    PİRHA- Sol Parti Hamburg Belediyesi Meclis Üyesi Kadriye Bakşi kadınların savaşlarda daha çok zarar gördüğünü belirterek, “Savaş bölgelerinden Avrupa’ya ulaşabilen mültecilerin çoğunluğunun erkek olduğunu görüyoruz. O kadar uzaklara gitmek için para, ilişki gibi imkanlara sadece erkekler sahip. Kadınlar komşu ülkelere kadar ancak gidebiliyor” dedi.  

    Sol Parti Hamburg Belediyesi Meclis Üyesi Kadriye Bakşi Almanya’da mülteci kadınların yaşadıkları zorlukları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “Almanya mülteci akımının ortaya çıkmasında bizzat rol oynayan bir ülke” diyen Bakşi, “Örneğin silah satarak oynuyor, silah gelirleri elde ediyor. Bir takım ülkelerin doğal kaynaklarını yağmalayarak, oradaki pazarı ele geçiriyor ve insanların yoksullaşmasına neden oluyor” ifadelerini kullandı.

    “KADINLAR SAVAŞ GANİMETİ OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    “Almanya Balkan savaşından bu yana nerede savaş varsa oraya asker göndermiş bir ülke” hatırlatmasını yapan Bakşi, “Dolayısıyla hem ekonomik, hem de savaş politikaları nedeniyle mülteci akımına neden olmuş oluyor. Burada iş gücüne ihtiyaç var. Hem bu şekilde kullanmak istiyor, hem de ülkesindeki yaşam standartını da düşürmek istemiyor. Yabancı düşmanlığını da kullanarak kontrol altında tutmaya çalışıyor” dedi.

    Kadınlar ve çocukların savaştan en çok etkilenen ülke olduğuna da vurgu yapan Bakşi, kadınların aynı zamanda savaş ganimeti olarak görüldüğüne dikkat çekti.

    “MÜLTECİ KADINLAR YAŞAM KOŞULLARINDAN DOLAYI TACİZE UĞRUYORLAR”

    Bakşi mülteci yolculuğunda kadınların çektiği zorlukları ise şöyle anlattı:

    “Savaş bölgelerinden Avrupa’ya ulaşabilen mültecilerin çoğunluğunun erkek olduğunu görüyoruz.
    O kadar uzaklara gitmek için para, ilişki gibi imkanlara sadece erkekler sahip. Kadınlar komşu ülkelere kadar ancak gidebiliyor. Almanya’ya mesela mülteci eşleri olarak gelebiliyorlardı. Yeni bir yasa çıktı. Şimdi artık ailelerini aldırmak da zorlaştı. Mülteci kamplarındaki yaşamlarını biliyorum. Kadınlar erkeklerle birlikte büyük salonlarda erkeklerle birlikte yatmak zorunda kalıyorlar. Soyunmak, giyinmek için aralara bezler asıyorlar. Geceyarısı çocuğunu tuvalete götürmek için erkeklerin içinden geçiyorlar. Taciz tecavüz vakaları da çok oldu.”

    “ÜLKESİNDE TECAVÜZE UĞRAYAN KADINA OTURUM VERİLMİYOR”

    Alman devletinin, yaşadığı ülkede taciz ve tecavüze uğrayan kadınlara mülteci hakkı vermediğini de belirten Bakşi, “Bu aslında çok büyük bir haksızlık. Tacize, tecavüze, takibe uğramış ve yerini bu nedenle terk etmek zorunda kalmış kadınlar var. Mülteci yasalarında buna şans vermeleri gerekiyor” diye konuştu.

    Kamplarda taciz ve tecavüz vakalarının dışarıya ırkı bir şekilde yansıdığını ifade eden Bakşi, “Bir erkek, bir kadına tecavüz etti diye değil. Suriyeli mülteciler kampta kadınlara tecavüz ediyor şeklinde yansıyor. O nedenle kadınlar her şeyi söyleyemiyor. Bunların kendisine geri dönüşümü farklı oluyor çünkü” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Taliban’dan kaçan Afgan sığınmacılar, Erzincan’da yaşam mücadelesi veriyor-VİDEO

    Taliban’dan kaçan Afgan sığınmacılar, Erzincan’da yaşam mücadelesi veriyor-VİDEO

    PİRHA – Afganistan’da Taliban rejiminden kaçarak Türkiye’ye gelen ve yaklaşık 5 yıldır Erzincan’ın Geçit Beldesi’nde yaşayan 180 Afganlı, konteynerlerde kötü koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. 

    Taliban zulmünden kaçan Afganlar, Erzincan’ın Geçit Beldesi’nde konteynırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Yaklaşık 5 yıldır Erzincan’da ikamet eden Afgan sığınmacılar, kampta yaşadığı zorlukları ve mücadelelerini PİRHA’ya anlattı.

    Kış şartlarında konteynerlerde hayat mücadelesi veren çok sayıda Afganlı kadının kocası Taliban militanları tarafından öldürülmüş. Savaşın izlerini üzerinden atamayan ailelerin birçok ferdi ağır psikolojik sorunlar yaşıyor. Erzincan Valiliği’nin, mültecilerin sağlık ve barınma sorunlara yönelik yardımları ise yetersiz kalıyor.

    SAĞLIK SORUNLARI

    Kış mevsiminde büyük sorunlar yaşadıklarını belirten sığınmacılar, konteynerlerin çok soğuk olduğunu, elektrik faturalarını ödeyemediklerini söylüyor. Sığınmacılar, yetkililerin kendilerine daha sağlıklı barınma yerleri temin etmelerini istiyor.

    Bazı aileler kalabalık, bazıları ise tek başına yaşam mücadelesi veriyor. Yaşlı kadınlarda ve çocuklarda bir çok hastalık var. Ancak tedavileri henüz yapılmış değil. Sorunlarını anlatmakta güçlük çeken mülteciler, çare istiyorlar, yetkililere sesleniyorlar.

    “TALİBAN, 9 AYLIK ÇOCUĞUMUN KOLUNU KESTİ”

    Konteyner kentte eşi ve çocuğuyla yaşam mücadelesi veren Nazlı Yakubi ise Afganistan’da yaşadığı korkunç olayı şöyle anlatıyor:

    “Taliban militanları evimize gelip kocamın kendilerine şoförlük yapmasını istediler. Kocam çok tehlikeli olduğu için onların isteklerini reddetti. İki gün sonra evime gelip 9 aylık çocuğumu aldılar ve elini kestikten sonra tekrar oğlumu bana teslim ettiler. Taliban militanları bir daha isteklerini yerine getirmemeleri halinde bizi öldüreceklerini söylediler. Biz de bu yüzden Türkiye’ye kaçtık.”

    İŞ HAYATINDA ZORLUKLAR

    Erzincan Geçit Beldesinde yaşayan mülteciler iş hayatında da zorluklar yaşıyor. Gündelik işlerde çalışan sığınmacılar, zaman zaman paralarını alamadıklarını söylüyor.

    BELEDİYE İMKANLARI

    Geçitli Belediye Başkanı Metin Bal, Geçit Beldesi’nde konteynerlerde yaşayan 180 Afganlı sığınmacıya gıda yardımında bulunarak, ihtiyaçlarına cevap vermeye çalıştıklarını aktardı.

    Belediye Başkanı Bal, “Bu insanlar göçebe halinde yaşadıkları için ilk geldiklerinde 3-5 aile gelmişlerdi daha sonra 37 aileye kadar çıktı. Sürekli gidip geldikleri için sayıları net değil. Zaman zaman nüfusları 185’e çıktı. Bu insanlar için Erzincan Valiliği ile iştişarelerimiz devam ediyor. Kendilerinden su ücreti ve belediye hizmetlerinden herhangi bir ücret talep etmiyoruz. İyi günlerinde kötü günlerinde yanlarında olmaya çalışıyoruz ”dedi.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/ERZİNCAN