PİRHA-Kürt sorununun çözümü adına, yürütülen süreci değerlendiren DAD eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecinde Alevilerin bir bütün olarak bu sürece katılması gerektiğini vurgulayarak, ” Aleviler, sürece katkı sunarlarsa ileride büyük kazanımlar elde edebilirler” dedi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin kongresini toplayarak silah bırakma ve kendini feshetme kararı alması, Türkiye’de yıllardır süregelen çatışma ortamının sona erebileceğine dair güçlü bir umut yarattı. Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu gelişme, yeni bir barış sürecinin kapılarını aralarken, sürecin nasıl şekilleneceğine dair tartışmalar da hız kazandı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Kürt sorununun çözümü adına, yürütülen süreci PİRHA’ya değerlendirdi.
“KÜRT SORUNU, HELALLEŞMEYLE ÇÖZÜLÜR”
Kürt sorununun bin yıllık bir sorun olduğunu belirten Musa Kulu, “Özellikle 1924 Anayasası’ndan sonra Türkiye ve Orta Doğu’da sürekli inkâr, ihmal ve asimilasyonla süren bir süreç oldu. Kürt sorunu demokrasi, barış ve helalleşme ile çözülür. Çünkü bu süreçte o kadar çok insan hayatını yitirdi ki helalleşme ancak birbirini inkâr etmeden, tanıyarak, yasal hukuki kabul ile mümkün. Bunun dışındaki bir çözüm asla çözüm olmayacaktır. Onun için ülkede yaşayan bütün halkların, inançların, vicdani, ahlaki ve politik olarak bu soruna yaklaşmalı. Bu ülkede yaşamını sürdüren en büyük etnik ve inançsal kimliğe sahip olan Kürtlerin ve Alevilerin anayasal haklarının verilerek yaşamını, kültürünü, inancını, tarihsel hafızasını sürdürebilmesi gerekiyor. Bunun dışındaki hiçbir çözüm asla çözüm olmayacaktır. Bu ülkede süren kaosla, sıkıntıyla devam edip gidecektir” dedi.
“DEVLETİN DEMOKRATİK BİR SİSTEMATİĞE KAVUŞMASI GEREKİYOR”
Çözümün devletin bir bütün olarak değişimi ile mümkün olduğunu söyleyen Musa Kulu, “Devlet, bu ülkede yaşayan bütün halkların ve inançların kabulüyle başlayacak bu işe. Şimdiye kadar toplumun özgürlüğünü, inancını, kimliğini asimilasyonla ve yıkmakla yok etmiş bir devlet sisteminin kendisini lağvedip yeniden demokratik bir sistematiğe kavuşması gerekir. Bunun dışındaki bir çözüm olmayacaktır. Ama devlet anayasayı ve zihniyetini değiştirmeden bu işin bir sonuca varması mümkün değil” diye belirtti.
“ALEVİLERİN, SÜRECE DAİR CESARETİ VE GAYRETİ YOK”
Alevilerin bu ülkenin sahibi olduğunu daha fazla hatırlatması gerektiğini ifade eden Kulu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Bu ülkede bizim hakkımız, hukukumuz var. İnancımızla, dilimizle, kültürümüzle ve hakikatimizle var olmak zorundayız. İnancımla bu ülkede özgür ve eşit yaşamak istiyorum. Ülkenin demokratikleşmesi, halkların ve inançlarının kendisini var etme imkân ve olanağın yaratılması için bir kapı aralandı. Bu konuda Aleviler olarak acaba biz hangi tarafta durmalıyız ve nerede söz kurmalıyız? Maalesef böyle bir gayretimiz yok.
Bu anlamıyla bütün Alevi bireylerin de haneden başlayarak bütün kurumlarıyla, ocaklarıyla, piriyle, rehberiyle bir vicdan muhasebesi yaparak ben nerede durmalıyım? Barış benim için ne anlama gelir? Bu ülkede barış ve demokrasi geldiği zaman ben hangi hak ve talebin sahibi olmalıyım konusunda kendisini bir örgütlü bir bütünlüğe kavuşturması lazım. Bunun dışındaki hiçbir duruş bu işin çözümünde olmayacaktır.”
“TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ SÜRECİNDE ALEVİLERE BÜYÜK SORUMLULUKLAR DÜŞÜYOR”
Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecinde Alevilerin bir bütün olarak bu sürece katılması gerektiğini vurgulayan Kulu, “Barışa ve demokrasiye en çok Alevilerin ihtiyacı var. Aleviler bu ülkede hem inançsal hem de etnik kimlik açısından inkâra uğruyor. Bu yüzden Alevilerin ülkenin demokratikleşmesi için iki kat gayret ile bu sürece destek vermesi gerekiyor. Ancak Alevilerin, bu sürece katkı sunabilmesi için öncelikle akıl, fikir ve yol haritasına sahip olması gerekiyor. Bunu üretmediği sürece cılız ve korkakça çıkan hiçbir sözün bu sürece katkısı olmayacağı gibi bu süreçten kazanımı da olmayacak. Aleviler, sürece katkı sunarlarsa ileride büyük kazanımlar elde edebilirler ancak bu sürecin dışında kalırlarsa hala istek ve talepleri yerine gelmemiş mağdur durumunda kalır o nedenle büyük bir sorumluluk bizi bekliyor” değerlendirmesinde bulundu.
PİRHA- DAD eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Alevilere yönelik soykırıma karşı hem dünyada hem de Türkiye’deki tepkilerin yetersiz olduğunu belirterek, “Daha ciddi, kararlı ve üst düzeyde eylem sahibi olarak katliamın önüne geçilmesi gerekiyordu” diye konuştu. Öcalan’ın ‘Barış ce Demokratik Çözüm Çağrısı’nın yansımalarına dair de konuşan Kulu, “Aleviler hiç tereddütsüz bu sürecin tarafı değil bizzat örgütleyicisi olmakla karşı karşıyadır” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu ile Abdullah Öcalan’ın demokratik toplum çağrısı, Suriye’deki Alevi katliamı ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin konuştuk.
“ALEVİLER SÜRECİN BİZZAT ÖRGÜTLEYİCİSİ OLMALIDIR”
PİRHA: Demokratik toplum çağrının toplumsal karşılığı nedir, Aleviler kendini bu çağrının neresinde görmeliler?
Musa Kulu: 100 yıllık Kürt sorununun çözümü, Ortadoğu’daki halkların barış ve kardeşlik içerisinde yaşaması için yapılan en büyük demokratik ve toplumsal çözüm deklarasyonu olarak okunabilmeli. Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan yaptığı çağrı Türkiye’nin içine girdiği girdabın ekonomik, siyasi, sosyal ve uluslararası çöküş noktasında hem toplumsal dinamiklerin bir çıkış yolu bulması hem de demokrasinin önünün açılması, demokratik bir cumhuriyet için bir girişi manifestosu olarak okunmalı. Çoğu çevrelerin yaptığı kuşkulu yaklaşım aslında doğru bir şey değil. ‘Ne verdiler ne aldılar’ ya da ‘Gizli pazarlık nedir’ demek bu kadar maddi ve manevi yıkıma yol açan bir sorun için rasyonel, insancıl ve demokratik vicdan sahibi insanların düşüncesinin bu tür kuşkulu sorular değil bu çıkışla yeniden bir şeyin inşa etmenin mümkün olabileceğini hem düşünmeleri hem de inanmaları gerekiyor.
Herkes şunu bilmeli ki Türk-İslam sentezi üzerine inşa edilen halklar ve inançlar hapishanesine dönüşen bu ülkede tek çıkış İmralı’nın ortaya koyduğu demokratik çözüm fikriyatıdır. Türkiye’nin demokratikleşmesi, radikal demokrasinin bütün halkların ve inançların yeni bir rıza anayasası etrafında birleşerek bu sorun çözülebilir. Burada Alevilerin, Kürtlerin ve diğer halklar ile inançların barış içerisinde yaşamasının anahtarı da budur.
Yüzyıllık inkâr ve asimilasyona uğrayan Alevilerin bu radikal dönüşüm içerisinde sorumluluk ve Alevi hakikatiyle sahip çıkmaları ve kendini var etmeleri, yaşatma ve kültürlerini, tarihsel hafızasını, yaşamını idame ettirmek için bu yolda zorunlu olarak yer alması gerekiyor. Demokratik çözüm çabasının yanında durarak kendilerini var etme imkân, olanak ve örgütlenmesini sağlayacaklardır. O yüzden Aleviler hiç tereddütsüz bu sürecin tarafı değil bizzat örgütleyicisi olmakla karşı karşıyadır.
“ALEVİ KURUMLARININ BU KADAR CILIZ TEPKİLER VERMESİ KABUL EDİLEMEZ”
-Suriye’de Alevi katliamı sürüyor. Bunu durdurmaya yönelik çabaları nasıl görüyorsunuz?
Suriye maalesef çağ dışı HTŞ ve onun bileşenlerine teslim edildi. Suriye’de en örgütsüz ve güçsüz yapı Alevi toplumuydu. O yüzden HTŞ ilk olarak Alevileri bertaraf etmek için saldırı gerçekleştirdi. Ne yazık ki Alevilerin örgütsüzlüğü hem can, hem mal hem de gelecekte büyük kayıplar yaşayacakları gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu çağda insanlık dışı soykırımın yapılmasına da hem dünyada hem de Türkiye’deki Alevilerin çok cılız bir sahiplenmesi oldu. Suriye’deki Alevi katliamına Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının bu kadar cılız tepkiler vermesi kabul edilemez. Daha ciddi, kararlı ve üst düzeyde eylem sahibi olarak katliamın önüne geçilmesi gerekiyordu.
“DEVLETİN ADIMLAR ATMASI GEREKİYOR”
-Türkiye’de barış meselesi konuşulurken İmamoğlu ve ekibi tutuklandı, Şişli’ye kayyım atandı. Bunu nasıl okumak gerekiyor? Bunu sürece dair bir mesaj olarak okuyabilir miyiz?
İmralı’dan çıkan demokratik çözüm deklarasyonu insanlarda bir umut oldu ancak Türkiye henüz devlet olarak söz kurmuş değil. Türkiye demokratikleştiği, bütün halkların ve inançların yasal ve anayasal güvencesi sağlandıktan sonra ülkedeki bütün sorunlar çözülür. Devletin HDK, CHP ve diğer muhaliflere yaptığı operasyonlar sürece dair samimiyetsiz bir duruşunun olduğunu ortaya koyar. Devletin ülkenin demokratikleşmesi değil de tek adam rejiminin ceberrut bir diktatörlüğe dönüşme çabası olduğunu söylemek mümkün. Yapılan sürecin demokrasiye, barışa ve kardeşliğe evrilmesi için devletin adımlar atması gerekiyor.
PİRHA- Yüzyıllık Cumhuriyet tarihinde Alevilerin yaşadığı inkâr ve asimilasyon politikasının sürdüğünü söyleyen DAD eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “ÇEDES’e, kuran kursuna karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür. Sadece karşı çıkmak değil, bu konuda bir fikrinizin, programınızın, hedefinizin olması lazım. Türkiye’de ve Avrupa’daki bütün Alevi kurumları kendi hakikatiyle yeniden buluşmalı. Sadece anmalarda bulunup söz kurarak bu inanca ve topluma çok fazla şey katmadığını görmemiz lazım” dedi.
Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.
Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.
9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.
Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.
Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli sorularını Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu‘ya sorduk.
“DEVLET KENDİ ALEVİLİĞİNİ TOPLUMA ENJEKTE ETMEYE ÇALIŞIYOR”
AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
Yüzyıldır Türkiye’de Alevilerin yaşadığı inkâr ve asimilasyon politikası sürüyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran mantığa göre Türk ve Müslüman olmayan hiçbir halkın, dilin, inancın ve etnik kimliğin önemi yok. Herkes Türk ve Müslüman olmak zorundadır. Yüzyıldır asimile edilen, katledilen Alevilere karşı durup dururken AKP ve MHP faşist iktidarı neden böyle bir başkanlığa ihtiyaç duydu. Türkiye’de ve dünyada Alevilerin kendini keşfetmesi ve kendi inancıyla buluşması muazzam bir ivme kazandı. Eksik de olsa, hatalı da olsa böyle bir süreç yaşandı. Bu süreçte Aleviler diğer ötekilerle ortak paydada yol alma imkânı buldu. İşte tam da bu noktada devlet bu duruma müdahale etme gereğini duydu. Devlet eğer Aleviler bir şey söyleyecekse bunu ancak devletin istediği ölçülerde yapabilir dedi. AKP-MHP iktidarı tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da buna hizmet eden bir yapı. Devlet, Alevileri hiç dinlemeden kendi ölçülerini koyduğu bir Aleviliği topluma enjekte etmeye çalışıyor.
“ALEVİ KURUMLARININ KARŞI DURUŞU OLDU ANCAK TOPLUMSAL BİR TEPKİYE ÇEVİREMEDİK”
MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
MHP ırkçı bir parti ve AKP ile bir anlaşma yapmış. Sen herkesi Müslüman yapmak için çalış bende Alevilerle ilgileneceğim demiş. AKP-MHP iktidarının ülkü ocaklarında yetişmiş birisini Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın başına geçirmesi çok da şaşırılacak bir şey değil. Makam ve mevki düşkün olan herhangi bir Alevinin bu görevi kabul edeceğini düşünüyorum. Devlet bu hamleyi yaparken Alevi kurumlarının karşı duruşu oldu ancak bunu toplumsal bir tepkiye çeviremedik. Bu da bizim eksikliğimizdir bunu kabul etmemiz gerekiyor. Bugün Türkiye’de ve Avrupa’da örgütlü sekiz tane Alevi federasyonu var ama halen yan yana gelmekten aciz durumdalar ya da bu gerçeklikten kaçıyorlar. Bunun iki nedeni var ya kurdukları iktidarı kaybetmek istememeleri ya da korkuları.
“DEVLET, ALEVİLERİN SORGULAMA HAKİKATİNİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYOR”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?
Sistem önüne Türkiye’deki Alevileri asimile edip Türk ve Müslüman potası içerisinde eritme hedefi koymuş. Onun için bütün akademisyenleri de kullanır, ansiklopedi de hazırlar. Bugün araştırma yapan bütün akademisyenler devlet arşivine gider. Sistem, bütün imkân ve olanaklarını kullanarak Alevi hakikati üzerine oynayarak toplumu tamamen teslim alma çabası içerisinde. Çünkü Alevi olan insanlar biatı kabul etmez, sorgulamadan her şeyi kabul etmez. Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması ve ansiklopedi hazırlanmasının tek bir amacı var o da sorgulama hakikatini ortadan kaldırarak biat eden bir toplum yaratmak.
“ALEVİLER, BÜTÜN ÖTEKİLERE SAHİP ÇIKMAK ZORUNDA”
Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gerici eşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?
Türkiye’deki hiçbir üniversitede bilimsel bir eğitim verilmiyor. Ancak siyasi partiler, demokratlar, devrimciler ve Aleviler bu konuda birkaç söylemek ve açıklama yapmanın ötesinde toplumun gücünü ortaya çıkaracak ne bir projeleri ne de bir çabaları var. Biz ne kadar söz kurarsak kuralım yaptıklarımız hiç kimseye bir fayda sağlamayacak. Aslında sisteme kızıyorum ama hiçbir iş yapmıyorum, karşı çıkıyorum ama bir şey üretmiyorum. Bu hiçbir şey yapamamaktır, yani durumu kurtarmak, zamanda o kendi konumunu kurtarmak için zayıf, cılız bir serzenişten öteye geçmiyor. Sistemin bütün topluma enjekte ettiği karanlık ve çağ dışı olarak enjekte edilen projenin anaokuluna kadar inmesine engel olamadık. Eğer Aleviler bu ülkede gerçekten bir şey yapmak istiyorsa bütün ötekilerin diline, kültürüne ve inancına sahip çıkmak zorundadır. Siyasi partilerin, inanç kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin bu konuda söz söyleme zorunluluğu ve görevi vardır. Bu yapılmadığı sürece siz sadece bir simge olarak kalırsınız ve kendi kurduğunuz iktidarla birlikte kendinizi tatmin edersiniz. Siyasi partilerin ya da inanç kurumlarının bu konuda söz söyleme zorunluluğu ve görevi vardır. Bunu yapmadığınız sürece sadece siz simgesiniz. ÇEDES’e, kuran kursuna karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür. Sadece karşı çıkmak değil, bu konuda bir fikrinizin, programınızın, hedefinizin olması lazım. Bunu yapmadığınız sürece siz sadece konuşmuş olursunuz.
Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?
Eğer Türkiye’nin üçte birini oluşturan bir inanca karşı devlet size hiç sormadan ve dinlemeden sizi bir kalıba sokmaya çalışırsa, önce ahlaklı Müslüman’ın, Hristiyan’ın karşı çıkması lazım ondan sonra diğer sorumluluk da Alevilerindir. Kim hangi ırkta ve inançta olursa olsun zulme karşı çıkması lazım. Bunu yapmadığımız ve bu konuda ortak program ve projeler üretmediğiniz sürece sadece iktidarın en küçük ve en berbat hali olursunuz bir şey üretemezsiniz. Çünkü sizin toplumla buluşma şansınız yok diğerleri sizden daha planlı bir şekilde çalışıyor. Artık herkesin şapkasını önüne koyup her Alevinin kendini gözden geçirmesi gerekiyor. Bütün Alevi kurumlarına soruyorum İstanbul’da 120 tane cemevi var kaç tanesi sizinle beraber çalışıyor. Her türlü asimilasyonun üretildiği 94 tane cemevinin sizinle bir bağı yok, siz şimdi iş mi yapmış oluyorsunuz. Bu kadar basit bir yaklaşım Alevi hakikatini bilmemektir.
Bir kurdun açlığını, bir yılanın çıplaklığını kendine dert eden bir inanç sizin kişisel beklentileriniz için sınırladığınız ve kurduğunuz derneklerle açıklanamaz. Hacı Bektaş’ın bir olalım, iri olalım, diri olalım sözünü söylersiniz ama bunun için bir çabanız yok siz şimdi Alevi misiniz? Zulmün olduğu yerde mazlumun yanında olmak bir haktır, Hüseyin’i bir duruştur dersiniz ama size yakın olmayanın uğradığı zulmü görmemezlikten gelirsiniz. O zaman siz Alevi değilsiniz, Aleviliği anlamamışsınız demektir. Türkiye’de ve Avrupa’daki Alevi kurumları kendi hakikatiyle yeniden buluşmalı. Şu andaki duruşuyla, bu topluma çok şey vermediklerini görmeleri lazım. Sadece anmalarda bulunmak ve bağırarak söylediğiniz söz bu inanca ve topluma çok fazla şey katmadığını görmemiz lazım. Bu körlükten de çıkmamız gerekiyor.
PİRHA- PİRHA Mersin Muhabirimiz Diren Keser’in tutuklanmasına tepki gösteren DAD Mersin Şubesi Eş Başkanı Hüseyin Aral ve DAD’ın eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Diren Alevilerin sesi aynı zamanda da bu kentin hafızasıdır. Diren’in yoldaşları olarak bu adaletsizlikle mücadele edeceğiz” dediler.
Pir Haber Ajansı(PİRHA) Mersin Muhabiri ve CAN TV programcısı Diren Keser hakkında, 2015 yılında sosyal medyada haber paylaşımları gerekçe gösterilerek, 2017 yılında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla Mersin 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dava açılmıştı. Aynı yıl görülen davada Keser’e mahkeme heyeti 2 yıl 4 ay 3 gün hapis cezası vermişti. 4 aylık tutukluluğunun ardından Keser, serbest bırakılmıştı.
Diren Keser, kesinleşen hapis cezasının onanmasının ardından 27 Şubat’ta evinden ters kelepçeyle gözaltına alınıp tutuklanarak Tarsus Cezaevi’ne gönderildi.
Gazeteci Keser’in haber paylaşması sebebiyle tutuklanmasına Alevi camiası başta olmak üzere birçok kesimden tepkiler yükselmeye devam ediyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi Eş Başkanı Hüseyin Aral ve DAD’ın eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu, verilen hapis cezaya tepki göstererek, adalet taleplerini dile getirdiler.
“DİREN KESER, KENTİN HAFIZASIDIR”
Diren Keser’in Alevilerin sesi olduğunu söyleyen Hüseyin Aral, “Diren bu kentin hafızasıdır. Aynı zamanda da ekolojiyi, kadın özgürlükçülüğünü savunan biri ve bu tür haberleri yapan bir canımız. Diren Keser’e verilen cezanın haksız olduğunu belirtmek istiyorum. Bir an önce Diren’in özgürlüğüne kavuşup tekrar Alevilerle buluşmasını diliyorum. Bu konuda mücadele edeceğiz. Diren büyük bir boşluk bıraktı, o boşluğu doldurmak için mücadele edeceğiz. Aleviler her daim Diren’in yanında olacaklardır” diye konuştu.
MUSA KULU: DİREN İÇİN ADALET TALEBİMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ
DAD’ın eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu da Keser’in muhalif kimliğinden dolayı hedef alındığını belirtti. Keser’in toplumun sesi olduğunu kaydeden Kulu, şunları söyledi:
“Diren hem bir Kürt hem bir Alevi. Aynı zamanda toplumun sesi, görüntüsü olan bütün haksızlıkları gören, yazan, bunu kamuoyu ile paylaşan bir kalem, bir yürek. Dolayısıyla sistem bu tür insanlardan oldukça rahatsız. Verilen ceza dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir uygulama. Tek yaptığı haber paylaşmak. Türkiye’de bu rejimi sürdürmek için bütün ötekilerin sesi kısılmaya çalışılıyor. Bu insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Kendisi dışındakine yaşam şansı vermeyen bir zihniyetin sonucudur bu verilen ceza. Biz Diren’in yoldaşları olarak ona sahip çıkacağız ve haksızlığa karşı demokrasiyi ve adaleti savunmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- Son zamanlarda tartışma konusu edilmeye çalışılan Seyit Rıza’nın Dersim için ne ifade ettiğini Demokratik Alevi Dernekleri eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu’ya sorduk. Kulu, “Seyit Rıza’yı tartışmaya açmak, itibarsızlaştırmak, onu bir halk önderi olmaktan çıkarmak kimin işine gelir? Seyit Rıza ile ilgili itibarsızlaştırmada bulunan, onu işbirlikçi, hain yahut da düşman göstermeye çalışanlar 1937-38’den önce devletle iş tutanlardır” dedi.
Seyit Rıza, 1863’te Ovacık’a bağlı Lertik/Ağdat (Dumantepe) köyünde doğdu. Batı Dersim Şıx Hesenan (Şeyh Hasan) aşiretinin Yukarı Abasan kolundan olan Seyit İbrahim’in altı oğlundan biridir.
Seyit Rıza, Dersim Katliamı’ın yaşandığı 1937’nin yazında daha fazla kan dökülmemesi adına barış görüşmeleri yapmak üzere Erzincan’a doğru yola çıktı. Tarihler 10 Eylül 1937’yi gösterdiğinde Seyit Rıza ve yanında bulunanlar tutuklandı ve Elazığ’a sevki yapıldı.
Adalet Bakanlığı’ndan gelen talimat üzerine, düzmece bir mahkemeyle, 1937 yılında 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yarısı 5 yol arkadaşı ve oğlu ile birlikte Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. İdam edilebilmeleri için 74 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı 54’e indirilirken, oğlu 17 yaşındaki Resik Hüseyin’in yaşı ise 21’e yükseltildi.
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilişinin üzerinden tam 86 yıl geçerken, mezar yerleri dahi henüz bilinmiyor. Dersimliler ise 86 yıldır seyitlerinin ve yakınlarının mezar yerlerini arıyor.
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamı sonrasında Dersim’in coğrafyası, kültürü, dili ve inancına yönelik topyekûn bir harekata girişilmiş, resmi rakamlara göre 12-16 bin, bağımsız araştırmacı ve tarihçilere göre ise 50-60 bin civarında Dersimli çocuk, yaşlı, kadın yaşamını yitirdi.
Dersimliler ve dostları her 15 Kasım’da ve Dersim Katliamı’nın kararının verildiği tarih olan 5 Mayıs’ta ‘hiçbir şeyi unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik’ diyorlar. Her yıl sadece Dersim’de ve Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde anmalar yapılarak bellek taze tutuluyor.
Son zamanlarda tartışma konusu edilen, geçmişte de dönem dönem pozisyonu tartışma konusu edilmeye çalışılan Seyit Rıza’nın Dersim için ne ifade ettiğini, dosyamızın bu ilk bölümünde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu’ya sorduk.
“SEYİT RIZA İŞBİRLİĞİNİ REDDETİĞİ İÇİN İDAM EDİLDİ”
Seyit Rıza’yı tartışmaya açmak, itibarsızlaştırmak, onu bir halk önderi olmaktan çıkarmak kimin işine gelir? diye soran Kulu, “Bununla ne elde etmek istediklerini, amaçlarını iyi irdelemek gerekiyor. Seyit Rıza Hakk ve hakikatini kendi coğrafyasında, kendi kimliği ve inancıyla yaşamak isteyen biridir. Devlet bir şey yaptı. Dersim Katliamı’nı hayata geçirmek için, önce toplumun ‘ri sıpi’ (beyaz yüzlü) dediğimiz önderlik yapan, adalet ve vicdan sahibi, topluma karşı sorumluluk taşıyan insanları itibarsızlaştırarak yahut da düşürerek, işbirlikçi yaparak işe başlamak istedi. İşte Seyit Rıza bunu reddeden bir yerde durur” dedi.
“SEYİT RIZA, BU TOPLUMDA VİCDANINA, ADALETİNE, AHLAKINA GÜVEN DUYULAN KİŞİDİR”
Devletin, toplumda diz çökmeyen, sisteme, zulme, boyun eğmeyen Seyit Rıza ve arkadaşlarını, onun gibi toplumda vicdani, ahlaki, politik, kendi inancına ve kimliğine sahip çıkaran insanları asarak, bir toplumun hafızasını, inancını, kültürünü, direncini kırmak istediğine dikkat çeken Kulu, “Seyit Rıza ile ilgili itibarsızlaştırmada bulunan, onu işbirlikçi, hain yahut da düşman göstermeye çalışanlar 1937-38’den önce devletle iş tutanlardır. Bugün Seyit Rıza’nın itibarsızlaştırması üzerine söz kuran her birinin geçmişi çok kirlidir. Seyit Rıza, bu toplumda vicdanına, adaletine, ahlakına güven duyulan kişidir” değerlendirmesinde bulundu.
“SEYİT RIZA İNANCIN VE KİMLİĞİN SEMBOLÜDÜR”
Gerek Alişer, Zarife, Hasan Hayri gerek Nuri Dersimi veyahut da her bir rehberimiz için itibarsızlaştırma politikası güdenlerin vicdan ve ahlakının sorgulanması gerektiğini vurgulayan Kulu, şunları ifade etti:
“Eğer birileri, bir kelam yazıyorsa kime ve neye hizmet ettiğine bakacaksınız. Onlar Kürt ve Alevi hakikatini ortadan kaldıran sistemin sadece işbirlikçileridir.
Seyit Rıza Dersim için bir öncü. Barışı, kardeşliği, beraber yaşama ve birbirine saygıyı sembolize eder. Biz de biliyoruz, dünya da biliyor. Atatürk Seyit Rıza’yla görüştü. O biat istedi. Seyit Rıza biz günahsız, Osmanlı’yla da barış içinde yaşamaya çalıştık. Özerklik ve kendi kimliğimizle, inancımızla yaşamak istiyoruz, dedi. Mustafa Kemal ‘Hayır. Siz Türk ve Müslüman olacaksınız’ dedi. O da ‘ben sizin önünüzde boyun eğmem’ dedi.
Seyit Rıza bir sembol. Hikmetinden değil duruşuyla, vicdanıyla, ahlakıyla, kendi inancı ve kimliğine bağlılığıyla bizim için semboldür, rehberdir.”
PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi katılım çağrısı yaptı. Kulu “Adaletin nüvesinin kalmadığı bir ülkede Alevilerin, yurtseverlerin, Türkiye devrimcilerinin ve barışı ve demokrasi isteyen herkesin 10 Aralık’ta Kadıköy Meydanı’nda, karanlığa değil aydınlığa ışık tutmalarını istiyoruz” dedi.
AKP hükümetinin eğitim başta olmak üzere her alanı tamamen dinselleştirme girişimlerine karşı Alevi örgütleri öncülüğünde 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de saat 14.00’te “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, 10 Aralık mitingine ilişkin çağrıda bulundu.
Ülkenin karanlığa gittiğine işaret eden Kulu, “Her gün şeriatın ayak seslerinin geldiği bir ülkede yaşıyoruz. Adaletin, hukukun tamamen bittiği bir dönemdeyiz. Demokratik cumhuriyeti, özgür ve eşit yurttaşlığı savunmak için 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy Meydanı’nda olalım” dedi.
Kulu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türk Tabipler Birliği’ne kayyum atayan, 81 yaşındaki bir kadını cezaevine gönderen bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Artık adaletin nüvesinin kalmadığı bir ülkede Alevilere, yurtseverlere, Türkiye devrimcilerine ve gerçekten bu ülkede barışı ve demokrasi isteyen herkesin 10 Aralık’ta Kadıköy Meydanı’nda, karanlığa değil aydınlığa ışık tutmalarını istiyoruz. Bir bütün olarak yeni bir ‘Rıza Anayasası’yla eşit yurttaşlığı haykırmak için Kadıköy’deyiz.
Eğitimin tamamen tarikatların, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uhdesine verildiği, şeriatı anaokuldan başlatan bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuz için demokratik bir cumhuriyetin inşası adına herkes üstüne düşeni yapmak durumundadır. İstanbul’da sesimizi, gücümüzü, birleştirerek demokrasiyi, barışı, eşitliği ve kardeşliği savunmak için 10 Aralık’ta Kadıköy’deyiz.”
PİRHA- DAD Adana Şubesi’nin düzenlediği etkinlikte konuşan DAD Eş Genel Başkan Musa Kulu, Alevilere seslenerek, “Bugün yaşadığımız dünya tam bir tecrit ve zulüm altında. Biraz daha emek ve gayretle bu zulme ve tecride karşı söz söylemek zorundayız” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi, DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu’nun katılımıyla Selman-ı Pak Cemevinde, üye ve demokratik kitle örgütleri, Adana Alevi Platformu üyelerinin katılımı ile kahvaltı düzenledi.
Etkinlik, Şeyh Çoban Ocağı’ndan Pir İbrahim Kete’nin meydan gulbangı ve lokma gulbangı ile başladı.
“İNANCIMIZIN KEMALETİ İLE ÖRÜLÜ BİR YAŞAM İÇİN İKRARLAŞMALIYIZ”
DAD Adana Şubesi Eş başkan Sevgi Avcı ve Hüseyin İncesu’un katılımcıları selamlarken, Sevgi Avcı, “Bu zor günlerde sorumluluk almak tarihe iz bırakmaktır. Alevi sürekleri bir bütün olarak meydan kurup birlik içinde cem olmalılar. Günümüzde birlik en önemli varlıktır. Süreklerimiz farklı olabilir ama hakikat birdir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Alevilerin sorumlulukları var. İnancımızın kemaleti ile örülü bir yaşam için ikrarlaşmalıyız” dedi.
“ZULME VE TECRİDE KARŞI SÖZ SÖYLEMELİYİZ”
DAD Eş Genel Başkan Musa Kulu da, Alevilerin geçmişten günümüze ötekileştirmeyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, “Bizi tarihlere sığdıramazlar. İnsanlığın ilk ayağa kalktığı, kendi hikmetini pak ettiği andan itibaren bu inanç vardır. Hakikati yaşamak ve yaşatmak bizim düsturumuzudur. Bugün yaşadığımız dünya tam bir tecrit ve zulüm altında. Biraz daha emek ve gayretle bu zulme ve tecride karşı söz söylemek zorundayız” şeklinde konuştu.
PİRHA- DAD Mersin Şubesi dayanışma kahvaltısı düzenledi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi’nin düzenlediği dayanışma kahvaltısına DAD Genel Başkanı Musa Kulu, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, AKD Genel Merkez yöneticileri, demokratik kitle örgütleri temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.
Mersin cemevi inan kurulu başkanı Erdoğan Sevin’in gülbengi ile başlayan etkinlikte DAD Mersin Şube Eş
Başkanı Hüsniye Çelik katılımcıları selamladı.
Etkinlik sanatçı Diyap Ağa’nın deyiş ve şarkılarıyla son buldu.
PİRHA-İdam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Ağıtların yakıldığı, çerağların uyandırıldığı anmada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.
Bundan tam 86 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
Seyid Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Anmada çerağlar uyandırılıp, ağıtlar söylendi.
Anmaya Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri, Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı (DAD) Musa Kulu, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“86 YIL ÖNCE İDAM EDİLEN SEYİTLERİMİZ İÇİN BİR ARADAYIZ”
86 yıl önce idam edilen seyitler için bir arada olduklarını söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Dünyada ve ülkemizde barışın olması için çerağ uyandıracağız” dedi.
Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başlayan Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan da, “Seyit Rıza ve yoldaşları şahsında Dersim’de katledilen on binlerce masum için çerağlarımızı uyandırıyorum. Bize bu katliamı yapanlar bizden özür dilesinler biz de onları affedelim” diye konuştu.
Dersimli müzisyenler Raber Diler ve Erdoğan Emir ağıt okuduktan sonra çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi.
PİRHA- Orta Doğu’daki savaşlara karşı herkesin ses çıkarması gerektiğinin altını çizen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bizim inancımızda cana kıyan ve insanlık adına bir utanç olan ölümü haklı kılmak asla Alevi hakikatine denk düşmez. Hepimizin savaşa karşı ses çıkarması gerekiyor” dedi.
Filistin ve İsrail arasındaki savaşta ölümler günden güne artıyor. Öte yandan Türkiye ordusunun Kuzey ve Doğu Suriye’ye yaptığı saldırılarda birçok sivil yaşamını yitirdi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, İsrail- Filistin arasındaki çatışmaları ve Kuzey Doğu Suriye’ye yapılan saldırılara ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Dünyadaki hiçbir savaşın haklı gerekçesinin olmadığına vurgu yapan Kulu, herkesin savaş karşısında barışı savunması ve söz kurması gerektiğinin altını çizdi.
“SAVAŞIN İNANCIMIZDA YERİ YOK, HERKES KARŞI ÇIKMALI”
Tırmanan savaş ortamına ilişkin konuşan Musa Kulu, “Bugün Orta Doğu’da mazlum iki halk var. Filistinliler ve Kürtler. Kendi inancı ve hakikatini, yaşamını sürdüren halklar bu savaşlarda katlediliyorlar. Dünyada hiçbir savaş haklı değil. Hem dünya hem de insanlık hiçbir kazanım elde etmez. Tek kazanan sermaye ve iktidarlar olur” dedi.
Kulu, Aleviliğin bir barış inancı olduğunu belirterek, “Bizim inancımızda cana kıyan ve insanlık adına bir utanç olan ölümü haklı kılmak asla Alevi hakikatine denk düşmez. Hepimizin savaşa karşı ses çıkarması gerekiyor” sözlerini kullandı.
“FİLİSTİN’E SES ÇIKARAN ROJAVA’NIN DA YANINDA OLMALI”
İsrail ve Filistin’deki savaşa karşı olanların Kuzey ve Doğu Suriye’deki yıkıma da karşı çıkmak zorunda olduğuna işaret eden Musa Kulu, bunun bir insanlık borcu olduğunu ifade etti.
Orta Doğu’da, Ukrayna’da veya dünyanın herhangi bir yerinde savaşta masum insanların öldüğünü ve buna karşı bir direnişin gerekliliğini vurgulayan Kulu, şunları söyledi:
“Bugün Orta Doğu’nun yeniden şekillenmesi için yeniden başlatılan İsrail, İngiliz ve Avrupa ortaklığında başlatılan bu savaşa hayır demek bizim insanlık borcumuz ve inancımızın gereğidir. Öte yandan İsrail ve Filistin’deki savaşa karşı olanların Rojava’daki yıkıma da karşı çıkmaları gerekiyor. Bunu yapmadığımız zaman eksik kalacağımızı, insanlıktan çıkacağımızı, başımıza geldiğinde ise yanımızda kimsenin olmayacağını bilmemiz gerekiyor.”
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Kulu, “Öncelikle Kadriye Doğan bir kadın, bir anne ve bir Alevi aktivist. Kendi inançsal, toplumsal ve yaşam tarzını en üst perdeden dile getiren kadındır. İşte onun için hedeftir” dedi.
İstanbul ve Kırklareli’de ev baskınları yapıldı. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, HDP Ataşehir İlçe Örgütü yöneticisi aynı zamanda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şube/Cemevi başkanı Halil Aksu, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile sivil toplum örgütü yöneticilerinin de olduğu en az 20 kişi polis operasyonuyla gözaltına alındı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, gözaltılara dair yaptığı açıklamada 26 farklı adrese operasyon yapıldığını açıklamıştı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, konuya dair PİRHA’ya konuştu.
“BUNA EYVALLAH DEMEMİZİ KİMSE BEKLEMESİN”
Kulu, gözaltına alınan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın öncelikle bir kadın, bir anne ve bir Alevi aktivist olduğunu belirterek, “Kendi inançsal, toplumsal ve yaşam tarzını en üst perdeden dile getiren kadındır. İşte onun için hedeftir” dedi.
Kulu, gözaltına alınan HDK ve HDP yöneticilerinin gözaltına alınmasını da kınayarak, şunları söyledi:
“Bu ülkede demokrasi, barış, kardeşlik, ortak vatanda beraber yaşama arzusunu dile getiren HDK’li, HDP’li, sol, demokrat, aydın kim varsa sistem bunları kendi hedefine koymuş. Devlet; susturulmuş, sinmiş bir toplum yaratarak, kendi hukukunu Türkiye’de esas kılarak, bütün herkesi kimliğinden, inancından, hakikatinden kopararak biat toplumu yaratmak istiyor. Bu operasyonun esas nedeni bu zihniyetin dışa vurumudur. Bu baskılara rağmen buna ‘eyvallah’ dememizi kimse beklemesin.”
“KRİMİNALİZE EDEREK TOPLUMA BAŞKA BİR MESAJ VERMEYE ÇALIŞIYOR”
Musa Kulu, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın sosyal medya paylaşımında, gözaltına alınan siyasetçi ve sivil toplum örgütü temsilcilerini “örgüte yardım etmek” iddiasıyla hedef göstermesine ise,“Bir Alevi kurumunun genel başkanlığını yapan, devlet anayasasına göre siyaset yapan, adresi, her şeyi belli olan, bütün bilgilerinin devlette olduğu birinin gizli örgüt üyesi olması, bu şekilde lanse edilmesi sadece bir korkunun dışa vurumudur. Kriminalize ederek topluma başka bir mesaj vermeye çalışıyor. Bu ne ahlakidir, ne vicdanidir ne de adaletlidir. Bu yaklaşım bir bakanın ya da bir devlet adamının söyleyeceği bir söz olmamalıdır.”
“SESİMİZİ ÇIKARMALIYIZ”
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, bütün ötekilere, bütün ezilenlere, bütün aydınlara, demokratlara, vicdan ve ahlak sahibi olan bütün insanlara açık çağrı yaptıklarını dile getirerek şunları kaydetti:
“Çok karanlık günler bizi, ülkeyi bekliyor. Bütün toplum ve ötekiler bir güç haline dönüşmezse bu zihniyet, bu ülkeyi daha büyük bir karanlığa götürecek. Nerede olursak olalım bu zulüm ve baskı sistemine bu ceberrut yapının topluma giydirmek istediği bu deli gömleğini asla kabul etmemeli, sesimizi çıkarmalıyız. Yoksa çok geç kalacağız.”
Kulu, olayın takipçisi olacaklarını belirterek, “Eş Genel Başkanımız nezdinde Türkiye’ye getirilmek istenen bu zulüm sistemini asla ve asla kabul etmeyeceğimizi bütün dünyanın ve Türkiye halklarının bilmesi lazım. Ve sistemi elinde tutanların da bilmesi lazım” dedi.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi 4. Olağan Genel Kongresi’ni Gazi Cemevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirdi. Kongrede konuşma yapan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Başkanlık ile ÇEDES birer devlet projesidir. Bunlara Aleviliğin tabutuna çakılmış son çivi olarak bakmak gerekiyor” dedi.
DAD İstanbul Şubesi 4. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Gazi Cemevi Konferans Salonu’nda gerçekleşen kongreye Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanları Musa Kulu, Kadriye Doğan, AKD Sultangazi Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, Ağu içen piri Halil İbrahim Erdoğan, 25. ve 27. Dönem Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, HDK İstanbul Eşsözcüsü Esengül Demir, HDP Sultangazi, Bağcılar, Avcılar İlçe örgütleri, EMEP Sultangazi Yöneticisi Erdal Oflaz, CHP Sultangazi İlçe yönetiminin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Deyişlerle başlayan kongre divan üyelerinin seçilmesi, saygı duruşu, DAD Eş Genel Başkanları Musa Kulu ve Kadriye Doğan ile İstanbul Eş Başkanları Dilber Aslan ve Ali Şeker’in konuşmasıyla devam etti. Ardından HDK Eşsözcüsü Esengül Demir, Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek ve kurum başkanları söz aldı.
“BUNLAR ALEVİLİĞİN TABUTUNA ÇAKILMIŞ SON ÇİVİDİR”
DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kastederek, “Başkanlık ile ÇEDES birer devlet projesidir. Bunlara Aleviliğin tabutuna çakılmış son çivi olarak bakmak gerekiyor” dedi. Kulu, şeriat devletinin ilanının çok yakın bir tarih olacağını herkesin bilmesi gerektiğini de söyledi.
“TÜM TOPLUMSAL KESİMLERLE ORTAKLANMAMIZ GEREKİYOR”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Aleviliğin korunması ve gelişmesinde kadınların rolünün önemine değindi. Doğan, “Eğer bir ülkede kadın özgürse toplum özgürdür ve o ülkede özgür eş yaşam kurulmuşsa toplum demokrasiyi yaşıyordur. Çünkü kadın demokrasi demektir. DAD olarak demokrasiyi inşa ederken, kadının yaşamda yer almasını ve hayatın her alanında kendisini var etmesinin esas olduğunu biliyoruz” dedi.
Doğan, Çağlayan Adliyesi önünde Alevi kurum başkanlarının ters kelepçeyle gözaltına alınmasını devletin korkutma çabası olarak yorumlayarak şunları ekledi:
“Yeter artık katledildik. Öldük. Ama artık birlik olup ve biraz önce bahsettiğim kesimlerle ortaklanıp bu ülkeye demokrasinin özgürlüğünün getirilmesinin yollarını Alevi örgütleriyle birlikte diğer tüm toplumsal kesimlerle ortaklanmamız gerekiyor.”
“YENİ DÖNEMİN SİYASETİ DİREKT DÜŞMAN GÖRÜYOR”
HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir de şunları belirti:
“Alevi toplumunun bütün bu geçmişten gelen inanç, kültür ve geleneklerini yok sayan ve bütün bu saldırıların ötesinde değiştiren, dönüştüren, asimile eden ve sisteme, devlete bağlı bir inanç yöneliminin içinde olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Yeni dönemin siyaseti direkt düşman gören, karşıdan saldıran politikanın ötesinde Alevi toplumunu inançlarını aslında sisteme bağlı bir şekilde sistemin güdümü altında kontrol altına almaya dönük olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.”
“ALEVİLİK SINIFSALDIR”
Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek ise, Aleviliğin yalnızca bir inanç olarak sınırlandırılmaması gerektiğini söyleyerek, Aleviliğin ayrıca sınıfsal bir özelliğinin olduğunu kaydetti. Çiçek, “Alevi hareketi, ideolojik netliğini sağlamak zorunda ve bu anlamda kapitalist modernitenin köleleştirici ve yoksullaştırıcı bütün argümanlarının karşısında olmalı” ifadelerini kullandı. Çiçek, HDK olarak Alevilerin sorunlarına dair üzerlerine düşen her şeyi yapmaya hazır olduklarını belirtti.
YENİ YÖNETİMLER BELİRLENDİ
Konukların konuşması ardından faaliyet ve mali raporlar okundu. Yeni yönetimlerin belirlendiği seçimde Ali Kılıçgedik ve Emine Söylemez yeni eş başkanlar seçildi.
PİRHA-DAD, yaptığı açıklamada, “Alevilere karşı gerçekleştirilen kırım katliamlar hukuk eliyle aklanmak isteniyor. O nedenledir ki otuz yıldır katiller hala adil olarak yargılanmadı. Başta Madımak Katliamı olmak üzere tüm Alevi katliamlarıyla yüzleşme sağlanmadı” derken, Alevi örgütlerinin de bu dava ile ilgili çuvaldızı kendine batırması ve kendisiyle yüzleşmesi gerektiğine dikkat çekti.
33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamına ilişkin firari üç sanık hakkında süren davanın duruşmasında savcı, zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine hükmetti.
Madımak Katliamının firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması zamanaşımı gündemiyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürdü ve üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.
Savcının mütalaasının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine hükmetmişti.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılmasına ilişkin Dersim Seyit Rıza Meydanı’nda bir açıklama yaptı. Açıklamayı DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu okudu.
“KATLİAM SİYASETİ DEVAM EDİYOR”
Yapılan açıklamada şunlara yer verildi:
“1993, 2 Temmuz’unda da Pir Sultan Abdal’ın, Alişer’in, Ana Zarife’nin mekânında, dünyanın gözü önünde, canlı yayında bir katliam gerçekleştirildi; Kayıtlara Madımak katliamı olarak geçti. Doksanlı dönemlerden Kürt halkının demokratik mücadelesi gelişmeye başlayınca, Reya Heq Alevi sürekleri de bu hak arama mücadelesine ikrar vermişti. Özellikle Alevi – Kürt topluluklarının yoğun olarak yaşadıkları yerlerde katliam planları olduğu bilinmektedir.
Koçgiri ve Dersim katliamlarıyla beraber Fırat havzası katliama uğrarken, o günden bu güne kadar Alevi katliamlarının yayılım alanı Kızılbaş-Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları İç Toroslar bölgesi olması tesadüf değildir. Aryenik damarın kültürel direniş hattı bu mekânlarda canlı olduğu Nahak zihniyet tarafından bilinmektedir. Koçgiri katliamının, Dersim Soykırımının devamı niteliğinde olan Sivas Madımak Katliamı; kültürel direniş damarının tasfiye edilmesi amacıyla planlanmıştır.
2 Temmuz’da, aydınların şahsında Alevi toplumuna karşı bir katliam gerçekleştirildi. Bu katliamı salt bir grubun kalkışması olarak ele almak işin özünü maskelemektir. Biz başta Alevi halkları olmak üzere bu topraklarda yaşayan tüm ötekileştirilmiş halkların devletin ve onun çeteleri tarafından nasıl bir soykırıma uğratıldığını yaşadığımız süreçte tanığı mağduruyuz.
Sivas Katliamı da planlı, amaçlı, masa başı çalışması yapılmış “makbul olmayan” vatandaşlara yönelik bir katliam olduğunu biliyoruz. Öte yandan tekçi zihniyetin varoluşundan günümüze değin Alevi toplumu üzerinde uyguladığı soykırımların tarihini de hafızamız da her an taptaze yaşıyoruz. Cumhuriyetin birinci yüzyılının Alevi süreklerine, farklı kimliklere yönelik bir katliamlar tarihi olduğunu biliyoruz.
Tekçi, ırkçı ve katliamcı ulus devlet siyaseti bu ülkenin kadim halklarına inançlarına karşı acımasızca yürütüldü. Halklar ve inançlar bahçesi olan coğrafyamız halklar, inançlar mezarlığına dönüştürüldü.
Dün katlederek fiziki soykırım politikaları uygulayan devlet bugün tüm araçları devreye koyarak inceltilmiş politikalarıyla katliam siyasetine devam etmektedir.
Günümüzde Alevilere karşı gerçekleştirilen kırım katliamlar hukuk eliyle aklanmak isteniyor. O nedenledir ki otuz yıldır katiller hala adil olarak yargılanmadı. Başta Madımak Katliamı olmak üzere tüm Alevi katliamlarıyla yüzleşme sağlanmadı.
Oysa katliamların üzerindeki örtü açılmadan hakikatler açığa çıkmadan, yüzleşme olmadan, sağaltıcı bir barış sağlanmadan yaralarımız hep kanayacak toplum bu travma ile yaşayacaktır. Travmayı aşmanın tek yolu, hakikatlerle yüzleşme adil, eşit, özgür bir barış ve demokratikleşmedir.
CEZASIZLIK POLİTİKALARIYLA TOPLUMUN TÜM ÖTEKİLERİNE GÖZDAĞI VERİLMEK İSTENDİ
Günümüzde devlet bırakın yüzleşmeyi, Madımak Katliamı davasını otuz yıldır devletin tozlu raflarında sürüncemeye bıraktı. Katliamı planlayanları, uygulayanları bağımsız adil bir yargı önünde çıkarmadı ve otuz yıldır devlet halka hesap vermeden davayı zaman aşımına uğratarak kapattı.
Alevilere karşı işlenen nefret suçları yine cezasızlık politikalarıyla olağanlaştırıldı. Madımak Katliamı, davanın ilk gününden beri zamana yayılarak cezasızlığın önü açıldı. Cezasızlık politikalarıyla toplumun tüm ötekilerine gözdağı verilmek istendi.
Sivas Madımak Katliamının sanığının cezaevinde Cumhurbaşkanının affıyla salıverilmesi devletin Alevilere yönelik bakış açısını göstermektedir.
Öte yandan otuz yıldır Alevi örgütlerinin dava süreciyle ilgili ailelere ve Alevi toplumuna karşı eksiklikleri için dara durmaları, özeleştirilerini vermeleri gerekmektedir. 2012 yılında ana davanın kapatmasından sonra uluslararası mahkemeye neden taşınmadığı açıklamaya muhtaç bir konudur.
Alevi örgütlenmesi bu dava ile ilgili çuvaldızı kendine batırmalı ve kendisiyle yüzleşmelidir. Alevi örgütleri devleti tanımamış kirli siyasetini göz ardı etmişlerdir. Madımak Katliamı anmaları yapılırken, Rea Hak Alevi coğrafyasında yaşanan diğer Alevi katliamları ile yüzleşme konusunda (Koçgiri, Dersim) vb örgütsel olarak uzak durmuş adeta diğer katliamlar göz ardı edilmiştir.
Duruşmalar toplumun gündeminden uzak kaderine terkedilmiştir. Toplumda her yıl 2 Temmuz’da mitingler yapılarak sonuç alınacağı beklentisi yaratılmıştır.
Alevi kurumları / federasyonları bu davada ve diğer Alevi katliamı davalarında yurt içi yurt dışında etkin bir diploması yürütememiş dönemsel olarak altı boş popülist söylemlerle siyasal iktidarın işini kolaylaştırmışlardır.”
PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikasını hızlandırma projesi olduğunu vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir. İnanıyorum ki sistemin memurlarının gezdiği hiçbir cemevi ve ocak evladı bunu kabul etmez. Bugün Cemevi Başkanlığı’na hizmet edenler Pir Sultan’ı asan Hızır Paşa’nın rolünü oynuyor” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdi.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“DEVŞİRME DEDELERİN ALEVİLERE VERECEĞİ HİÇBİR ŞEY YOKTUR”
Devletin toplumların dilini, kültürünü ve inancını asimile etmek için sürekli proje ürettiğini söyleyen Musa Kulu, “Alevilerin eşit yurttaşlık talebi var, devşirme dedelerin Alevilere vereceği hiçbir şey yok. Tarih boyunca semavi dinlerin devleşen inancı, sürekli başka inançları asimile etmek ya da fiziksel olarak ortadan kaldırmak istemiştir. Bugün yaşanan beyaz ölümü farklı inançlara ve kimliklere yaşatma projesidir. Alevilerin talepleri bellidir, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı asimilasyon politikasını daha hızlandırma projesidir. Alevi olan herkesin devletin bu projesine karşı çıkması gerekiyor” dedi.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NA HİZMET EDENLER HIZIR PAŞA’NIN ROLÜNÜ OYNUYOR”
Bugüne kadar Alevi pirlerinin hiçbir yerden maaş almadan kendi hakikatiyle yaşadığını ifade eden Kulu, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir. İnanıyorum ki sistemin memurlarının gezdiği hiçbir cemevi ve ocak evladı bunu kabul etmez. Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na hizmet edenler Pir Sultan’ı asan Hızır Paşa’nın rolünü oynuyor. Kendi hakikatinin yok edilmesi için idam fermanının bir parçası oluyor. Bir ocak evladı kendi pirinden ve talibinden rızalık almadan hiçbir yerde sorumluluk alamaz, Alevilerin bunu bilmesi lazım” ifadelerini kullandı.
“ALEVİ KURUMLARI HENÜZ YÖNÜNÜ TAM OLARAK BELİRLEMEDİ”
Alevi kurumlarının henüz yönünü tam olarak belirlemediğini vurgulayan Musa Kulu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Acaba biz Müslümanlığın içinde miyiz, dışında mıyız? Biz Şia’ya mı yakınız Hanefi mezhebine mi? Bence Alevi kurumları artık bir karar vermeli. Alevi inancı kendine özgün, insanlık tarihi kadar eski bir inançtır. Her inanç Alevilikten mutlaka beslenmiştir. Alevi inancı ikrar ve rıza üzerine kurulmuştur. O yüzden ikrarsız ve rızasız bir Alevi yaşamı söz konusu olamaz. Bence Alevi kurumları, pirler ve mürşitler şu hakikati asla unutmamalı. Ya kimsenin sizi tanımlamasına izin vermeden kendi hakikatinizle yaşarsınız ya da birilerini kölesi olursunuz. Devlet seni yok etmek için tabi ki çalışacaktır ama her Alevi kendi hakikatini yaşamak ve yaşatmak zorundadır. Bunun dışında ki herhangi bir davranış yola ihanettir.”
PİRHA-Ankara’da cemevlerine saldırı davasında saldırganların tahliye ve beraat ettirilmesine tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Saldırı planlı ve programlı bir saldırıydı. Saldırıyı bireysel bir refleks diye adlandırmak aslında işin ciddiyetini görmemektir. Bir sene önce yapılan bu saldırıda yeniden Muharrem ayına geldiğimizde şimdi de cezasızlık politikasının uygulanması aslında bu toplumun refleksini ölçmektir” dedi.
Ankara’da 4 Alevi kurumuna/Cemevlerine yönelik saldırı davasının karar duruşması 7 Temmuz’da görüldü. Mahkeme, tutuklu saldırgan Ahmet Ozan Karaca’nın tahliyesine, iki tutuksuz sanık Baver Gül ile Çağdaş Can Bardakçı’nın ise beraatine karar verdi. Mahkemenin kararı tepki çekti.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, mahkemenin kararına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
“EN KUTSAL AYINIZDA BİLE HEDEFSİNİZ MESAJI VERİLDİ”
Cemevlerine yapılan saldırının sistematik bir saldırı olduğunu vurgulayan Musa Kulu, “Saldırıyı bireysel bir refleks diye adlandırmak aslında işin ciddiyetini görmemektir. Bir sene önce yapılan bu saldırıda yeniden Muharrem ayına geldiğimizde şimdi de cezasızlık politikası uygulanması aslında bu toplumun refleksini ölçmektir. Yapılan saldırının Muharrem ayına denk getirilmesiyle bize siz en kutsal ayınızda bile hedefsiniz mesajı verildi. 7 Temmuz’da alınan kararla cezasızlık politikası uygulandı. Bu karar bu tür saldırıları yapanlara cesaret vermektir, siz ne yaparsanız yapın ceza almazsınız demektir. Cezasızlık politikasından dolayı önümüzdeki dönemlerde de bu saldırılar devam edecektir” dedi.
“BU SUÇU ASLINDA DEVLET İŞLEMİŞTİR”
‘Alevilerin bu tür olaylara sessiz kalması gelecekteki zulmü de kabul etmesi anlamına gelir’ diyen Kulu, şöyle devam etti:
“İstediğimiz tek şey inancımıza, itikatımıza, ibadetimize ve düşüncemize saygılı olmalarıdır. Devletin bir görevi de tek bir birey de olsa farklı olanın hakkını, hukukunu ve inancını korumaktır, çünkü bu anayasada var. Anayasasında var olan bu hakkı gerçekleştirmemek devletin suçlu olduğunu gösterir. Bu suçu aslında devlet işlemiştir, bireylere indirgenerek bu iş hafifletilemez. Bu kararı asla kabul etmediğimizi ve hukuki olarak da bu işin takipçisi olacağımızı bütün kamuoyuna duyurmak istiyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Okullara imam atanmasının, Türk ve Müslüman olmayanların yaşam haklarını ortadan kaldırma projesi olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “İnsanlık dışı bu uygulamanın hayat bulması Türkiye’nin nasıl bir karanlığa götürüleceğinin işaretidir” dedi.
Milli eğitim müdürlükleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı il müftülükleri arasında imzalanan projeye tepkiler yükseliyor.
Öğrencilere ‘milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin’ benimsetileceği söylemi ile okullara ‘manevi danışman’ adı altında okullara imam atanması birçok tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Pedagojik eğitimden yoksun imamların, okullarda ders veremeyeceğini belirten bilim insanları, eğitim alanının günden güne nitelik kaybettiğinin ise altını çiziyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, okullara imam atanması projesini PİRHA’ya değerlendirdi.
“‘YA TÜRK VE MÜSLÜMAN OLACAKSINIZ YA DA YOK OLACAKSINIZ’ DENİLİYOR”
Türk ve Müslüman olmayanların yaşam haklarını ortadan kaldırma projesi olduğunu belirten Musa Kulu, “Eskişehir ve İzmir’i pilot bölge seçerek okullara imam atanması diğer inançların ve halkları bir bütün olarak yok ederek herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir” dedi.
İktidarın, demokrasi yerine tek tip insan yaratma projesini hayata geçirmeye çalıştığını ifade eden Kulu, “Eskişehir ve İzmir’in seçilmesi özel bir seçimdir. Çünkü biraz muhalif ve seküler bir topluluk olduğu için seçilmiştir. Bu proje ile toplumun gözünden kaçırılan bir nokta var. Türkiye’de tarikatlar hayatın her alanında toplumun bütün hücrelerine yerleşmek için muazzam bir devlet imkânı ve teşvikiyle bu işi yapıyor. Artık öyle bir noktaya geldik ki açık bir şekilde ya Türk-Müslüman olacaksınız ya da yok olacaksınız deniliyor” diye konuştu.
“DİĞER İNANÇLARA SAYGININ OLMADIĞI BİR ÜLKEDE SADECE ZULÜM ÜRETİLİR”
Bu ülkede yaşayan her bireyin zulüm sistemine karşı vicdani bir davranış göstermesi gerektiğini vurgulayan Kulu, şöyle devam etti:
“İnsanlık dışı bu uygulamanın hayat bulması Türkiye’nin nasıl bir karanlığa götürüleceğinin işaretidir. Geçmişte şu anda iktidarı elinde tutanlar ‘Kindar ve dindar bir nesil yaratacağız’ diye bir sözü vardı. Dil, kültür ve inanç bakımından farklı olanlara tahammülleri olmayan bu sözün artık devlet gücüyle hayat bulma sürecinin başladığı anlamına gelir. Bu ülkede yaşayan diğer inançlara saygının olmadığı bir ülkede sadece zulüm üretilir, bunun dışında farklı bir beklentiye girmek çok akıllıca değil. Bu ülkede yaşayan vicdan sahibi devrimci, demokrat, yurtsever, dindar, Müslüman, Hristiyan kim varsa insanlık dışı ve evrimin döngüsüne aykırı bu yaklaşımı asla kabul etmemeli.”
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Musa Kulu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Zafer Partisi ile protokol imzalaması üzerine bazı kesimlerin seçimi boykot söylemlerine ilişkin “Boykot kararı yüzde 5 farkla önde olan tek adama kazandırmak ve geleceğimizin ateşe atılması demektir” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, HÜDA PAR’ın meclise girmesi, ittifakların seçim sürecindeki eksiklikleri, Alevilerin talepleri, 14 Mayıs seçim sonucu, Cumhurbaşkanlığı seçimi konularında PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
“BOYKOT ERDOĞAN’A SEÇİM KAZANDIRIR”
Zafer Parti’sinin seçimde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini açıklaması üzerine, CHP ile Zafer Partisi yedi maddelik bir protokol imzaladı. Bu durum bazı çevrelerce tepkiyle karşılandı ve boykot söylemleri dile getirilmeye başlandı.
Boykotun Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermekten farksız olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu dönem o dönem değildir. Boykot kararı yüzde 5 farkla önde olan tek adamı onaylamak, ona kazandırmak demektir. Umutlarımızın, geleceğimizin ateşe atılması anlamına geliyor. Herkesin bir tek oyun dahi heba olmaması için ortaya gayret koyması gerekiyor” diye konuştu.
“HİZBULLAH ZİHNİYETİNE KARŞI KOYMAK HAYATİ”
90’lı yıllarda Hizbullah’ın yaptığı katliamları hatırlatan Kulu, iktidarın HÜDA PAR ile ittifak yapması ve meclise milletvekili göndermesini var olan karanlığın daha da büyümesi anlamına geldiğini ifade etti:
“Devletin beslediği, büyüttüğü, palazlandırdığı, Kürtlere ve diğer halklara karşı kullandığı Hizbullah artık resmi ve aleni bir şekilde devletin ortağı oldu. Bugün Hizbullah’ı da kendisine katarak en gerici şekilde tek adam rejimini sürdürmek bu ülkenin biraz daha karanlığa gömülmesi demektir. Kadının, Alevinin, Kürt’ün, demokratın yaşam hakkının ortadan kalkması demektir. Kendini yurtsever olarak adlandıran, ülkesine karşı sorumluluk hisseden herkesin bu duruma karşı duruş sergilemesi gerekir.”
İTTİFAKLARA ELEŞTİRİ
14 Mayıs seçim sonuçlarının sandık hileleriyle geçiştirilmesinin doğru bir yaklaşım olmayacağını belirten Musa Kulu, ittifakları herkese ulaşamama noktasında eleştirdi. Kulu, “Öğrenilmiş çaresizlik Türkiye için geçerli bir kavram. Evinde ekmeği olmayanın bu sisteme hala biat etmesi anlaşılır bir şey değildir. Belki de Millet İttifakı ile Emek ve Özgürlük İttifakı diye adlandırılan bu ülkenin aydınlığı için gayret edenlerin çabası da yeterli olmadığı gibi aynı zamanda hedef kitlesinin dışında yaratıcılık göstermediğini de 14 Mayıs seçimi bize gösterdi. Topluma ve halka gelecekle ilgili kurduğu her cümlenin toplumda karşılığı olmadığını gördük. Sadece sandıklardaki hilelerle bu gerçeği geçiştirmek doğru değildir” dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nu da Sinan Oğan ve Zafer Partisi ile görüşmelerinden dolayı eleştiren Kulu, “Kılıçdaroğlu’nun denize düşen yılana sarılır gibi bu toplumun hiçbir kimliğini kabul etmeyen kişilere yanaşma biçimi toplumda umutsuzluğa yol açtı. Ne Sinan Oğan’ın ne de Zafer Partisi’nin bu ülkeye demokrasi ve barış getirme gibi bir iddiası yok. Tek adam rejiminin bir parçası olan bu kişiler sadece sizleri sistemin devamına mecbur bırakan ve kendi taleplerini dikte eden bir noktadadırlar” diye konuştu.
“MUAVİYE ZİHNİYETİ ALEVİLERE, KÜRTLERE YAŞAM HAKKI TANIMAYACAKTIR”
Alevilerin ötekileştirilmeden özgür bir şekilde inançlarını, kimliklerini yaşatmak istediklerini ve seçimden yana beklentilerinin de bu yönde olduğunu söyleyen Kulu, “Kürtler ve Aleviler şunu bilmelidir ki şu an iktidarı elinde bulunduran Muaviye zihniyeti size yaşam hakkı tanımayacaktır. Bugün İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de veya ülkenin çeşitli yerlerinde seküler ve kendi yaşam tarzı olan insanlar gelecekte çarşafa bürünme tehlikesiyle karşı karşıyalar. Daha anaokulundayken Kuran kursuna mecbur edilen çocuklarımız olacak” ifadelerini kullandı.
“BU SEÇİM AYDINLIK İLE KARANLIĞIN SAVAŞI”
28 Mayıs’ta yapılacak olan seçimin Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasındaki bir tercihten çok daha fazlası olduğunu dile getiren Musa Kulu, bunu aydınlık ile karanlığın arasındaki savaş olarak adlandırdı. Halkın diktatörlükle demokrasi kavgasında bir tercih yapacağını belirten Musa Kulu sözlerini şöyle sürdürdü.
“Bu seçim aslında haklı ile haksızın kavgasıdır. Çünkü Emevi zihniyeti Arap olmayana yaşam hakkı tanımayan bir zihniyetti, bugün bu ülkeyi elinde tutanlar da Türk ve Müslüman olmayan hiçbir kimliğe, kişiliğe yaşam hakkı tanımayan bir noktadadır. Ülkenin nasıl bir karanlığa götürüldüğünü görmediğimiz zaman geleceğimizi kaybedeceğiz. Bugün bu ceberrut sisteme evet diyenler de kaybedecek. Çünkü ülke bir kaos ortamına, İran ve Suudi Arabistan gibi olmaya sürükleniyor. Ya bu ülkede demokrasi, kardeşlik diyeceğiz ya da bütün ötekilerin ölüm fermanını yazacağız.”
PİRHA- Depremin ardından bölgeye giden Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “İnsanların bir kıymeti yok. Varsa yoksa sistem ve bu sistemi ayakta tutma mantığı var. Tek adam rejimi çaresiz, ne yaptığını bilmeyecek duruma geldi. Hala her enkaza ulaşılamadı. Yüzbinleri aşan bir ölüm sayısıyla karşı karşıyayız. Bu sistemle bu yıkımı düzeltmek mümkün değil” dedi.
Maraş merkezli yaşanan depremlerin üzerinden 8 gün geçti. Depremler 10 ilde etkili olurken bazılarında büyük yıkım gerçekleştirdi.
Depremlerin ardından bölgeye yardım için giden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu izlenimlerini aktardı.
“BU SİSTEMDE İNSANLARIN BİR KIYMETİ YOK”
Yaşananların çok büyük acı olduğunu söyleyen Kulu şunları dile getirdi:
“1 hafta geçti hala devlet ortada yok, organize olamadılar. Ancak bir taraftan da devlet yardımları kontrol etmeye çalışıyor. Asrın felaketi tanımı aslında doğru. Büyük bir fay hattı kırıldı. 15 milyona yakın insan etkilendi. Ankara’da tek merkezden idare edildiği için sistem insanlara ulaşmak, müdahalelerde bulunmak zor. İnsanların bir kıymeti yok. Varsa yoksa sistem ve bu sistemi ayakta tutma mantığı var. Tek adam rejimi çaresiz, ne yaptığını bilmeyecek duruma geldi. Hala her enkaza ulaşılamadı. Yüzbinleri aşan bir ölüm sayısıyla karşı karşıyayız. Bu sistemle bu yıkımı düzeltmek mümkün değil.
“YARDIMLAR KADEMELİ YAPILMALI, DAHA ZOR GÜNLER BİZİ BEKLİYOR”
Bölgede bulunan tüm cemevleri kapılarını açtı. Avrupa’dan ve ülkenin birçok yerinden gelen yardımlar çok kıymetli. Yapılacak yardımlar kademeli olmalı. Çünkü bu yıkım bir iki ayda düzelmeyecek. Yıllara varabilir. O yüzden peyderpey yardımlar gönderilmeli. Buradan giden insanlar canlarını kurtarıp çevre illere gitti. Gittikleri yerlerde de yardımlara ihtiyaçları olacak. Bunlar iyi organize edilmeli. Devlet bu süreci de iyi yönetemeyecektir. Daha zor günler bizi bekliyor. Yıkılan illeri yeniden ayağa kaldırmak ayrı bir külfet olacak. Bunun içinde ayrıca bir planlama yapılmalı.”
PİRHA-7 Alevi çatı örgütünün düzenlediği ‘Büyük Alevi Kurultayı’ binlerce kişinin katılımıyla İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde başladı. Aleviler, AKP’nin asimilasyon düzenlemelerini bugün bir kez daha İstanbul’dan protesto edecek.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) “Laik ve demokratik Türkiye için” sloganıyla düzenledikleri ‘Büyük Alevi Kurultayı’ İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde başladı.
Kurultaya ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, AABK Eşit Başkanları Nevin Kamilağaoğlu ve Hüseyin Mat, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, AKD Genel Başkanı İsmet Kurt, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ile Musa Kulu‘nun yanı sıra siyasi parti temsilcileri, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, Türkiye’nin farklı illerinden gelen Aleviler katıldı.
AKP’nin Alevilere yönelik son yıllardaki adımlarını samimi bulmadıklarını belirten Alevi kurumları, torba yasa içerisinde TBMM’den geçirilen cemevlerine ilişkin düzenlemeler ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yayımladığı kararname ile kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na tepkilerini her yerde gösteriyor.
Ülke genelinde gerçekleştirilen basın açıklamalarının ardından Alevi kurumları 8 Kasım günü Ankara’da TBMM’ye yürümüş, ‘asimilasyon’ olarak nitelendirdikleri düzenlemeleri protesto etmişti.
BÜYÜK ALEVİ KURULTAYI YENİKAPI’DA BAŞLADI
7 Alevi çatı örgütünün çağrısıyla bugün İstanbul Yenikapı’da ‘Büyük Alevi Kurultayı’ gerçekleştiriliyor.
PİRHA-Koçgiri Kültür Derneği, geleneksel Gağan etkinliği gerçekleştirdi. Etkinliğe DAD Eş Başkanları ile sanatçı Cihan Çelik de katıldı.
İstanbul Ümraniye’de bulunan Koçgiri Kültür Derneği, ‘Geleneksel Gağan gecesi’ düzenledi. Yeni yılı karşılama anlamına gelen Gağan etkinliğine Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Kahraman, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları Kadriye Doğan ile Musa Kulu, Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan, sanatçı Cihan Çelik’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
İbrahim Erdoğan dedenin çerağ uyandırması ve gülbengiyle başlayan etkinlikte Gağan’a ilişkin bilgiler verildi. Etkinlikte lokmalar pay edilirken, sanatçı Cihan Çelik kılamlarını söyledi.
GAĞAN NEDİR?
Özellikle Dersim coğrafyası tarafından kutlanan Gağan yeni yılın gelmesini müjdeliyor. Eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşılarken bolluk, bereket için lokmalar pişirilip dağıtılıyor. Köylerde yaşarken kapı kapı tüm evlerin dolaşıldığı bu gelenek şehirlere göçle birlikte şehirlerde yaşatılmaya çalışılıyor. Ancak köylerdeki gibi kapı kapı dolaşmak mümkün değil. Bunun için Alevi kültüründe önemli bir yer tutan Gağan’da dernek binalarında sürdürülmeye çalışılıyor.