Etiket: musa kulu

  • ‘Temmuz sıcağında canlarımızı yaktılar, katliamlarla yüzleşmeliler’-VİDEO

    ‘Temmuz sıcağında canlarımızı yaktılar, katliamlarla yüzleşmeliler’-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı Davası bir kez daha müşteki taleplerinin reddedilmesiyle sonuçlandı. 24. Duruşmaya katılan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanları, “Bu dava Sümen altı yapılıp zamanaşımına uğratılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla bizler davanın takipçisi olmak zorundayız. Bu bizim vicdani borcumuz” diyerek davaya ilişkin izlenimlerini paylaştılar.

    Ankara 1. ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Sivas Katliamı Davasının 24. oturumunda da mağdur tarafın talepleri kabul edilmeyerek duruşma 9 Haziran’a ertelendi.

    Dava sürecini en başından buyana takip eden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları, ‘Hukuk skandalı yaşanıyor’ diyerek izlenimlerini paylaştı.

    DAD Eş Başkanı Musa Kulu, Sivas Katliamı’nın dünya genelinde bir benzeri olmadığını söyleyerek,Maalesef geldiğimiz bu demde mahkeme, sanki bitmiş bir davaymış gibi ‘siz neden karışıyorsunuz? Neden böylesine bu davanın peşine düşüyorsunuz’ tavrındaydı” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET, SUÇLARIYLA YÜZLEŞİRSE DEMOKRASİYE GEÇECEĞİZ”

    Mahkeme heyetinin davayı bir anlamda sonlandırdığını söyleyen Musa Kulu, Hollanda Büyükelçiliği’nden temsilci heyetin mahkemeye katılmasını ise değerli bulduğunu söyledi.

    Kulu, Türkiye’nin katliamların aydınlatılması için girişimde bulunması gerektiğini vurgulayarak, “Devletin tüm bu suçlarla yüzleşmesiyle demokrasiye geçeceğiz ama bugün demokrasinin zerresi kalmadığı gibi var olan nüveleri yok etmek için var olan bir iktidar var. Maalesef bu gidiş, hiç kimsenin yararına olmayacak ve bu hepimizin kaybı olacaktır. Eğer bugün biraz vicdan, biraz demokrasi ve özgürlük adına söz kuran ya da bu konuda emek üreten insanlar varsa hepsinin, birlikte demokrasiyi elde etmek için bir sorumluluğu var” yorumunu yaptı.

    “MADIMAK, KOÇGİRİ’NİN DEVAMI…”

    DAD Eş Genel Başkanı Saime Topçu da davanın zaman aşımına götürülmek istendiğini vurgulayarak, “Bu dava da diğer katliamlarda olduğu gibi Koçgiri’nin devamı… Bugüne kadar yapılanlar gibi Sivas Katliamı davası da tozlu raflara kaldırılıp adaletin sonuç vermeyeceğini gösteriyor” dedi.

    Saime Topçu, ‘terör’ suçundan aranan 3 sanığın halen İçişleri Bakanlığı terör listesinde olmadığına işaret ederek, ‘Evet, ‘Kırmızı Bülten’ ile aranıyorlar ama sözde bir kırmızı bülten… Çünkü bu devlet yaptığı katliamları bir şekilde örtüyor, örtmek zorunda kalıyor. Eğer bu katliamlarda devletin eli yoksa bugüne kadar birkaç dava sonuçlanmış olurdu. Katilleri nerede oldukları net bir şekilde ortadayken bugüne kadar iade edilmemeleri de manidardır” diyerek Hollanda Büyükelçiliği’nin davaya heyet göndermiş olmasının da önemli olduğunu söyledi.

    “DAVAYI SAHİPLENME KONUSUNDA AVRUPADAKİLER DE YETERLİ DEĞİL”

    Saime Topçu, “Almaya bir taraftan Alevilere tüzel kişilik sağlarken diğer taraftan ise katliamda yer alan firari sanıklara oturum veriyor. Almanya’daki Alevi örgütleri, sanıkların iade edilmesi konusunda Alman hükümetine yeterince baskı uyguluyor mu?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Ama bu yalnız başına olmamalı. Burada ciddi bir kamuoyu oluşturmadık. Bu da bizim özeleştirimiz olsun. İyi bir kamuoyu oluşturabilirdik fakat bunda eksik kaldığımızı düşünüyorum. Fakat bu davanın peşini bırakmayacağız ve bu davanın takipçisi olacağız. Tabii ki bu olayın Avrupa ayağı çok önemli. Orada bir kamuoyu yaratılırsa, bir takım diplomasi yürütülür. İnanç boyutu ile bir kampanya yürütülür ve buradaki davaya dikkat çekilerek sanıkların iade edilmesi noktasında eylemlikler ve birçok şey yapılabilir. Yani bu konuda Alevilerin Avrupa’daki ayağını çok yeterli bulmuyorum.”

    “TEMMUZ SICAĞINDA CANLARIMIZI YAKTILAR”

    DAD Eş Başkanı Saime Topçu, “Bu dava sümen altı yapılmaya çalışılıyor” diyerek Temel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek’in sanık olarak dinlenmesi konusuna ise şu sözlerle dikkat çekti:

    “Mahkeme, iki ismin ifadeye çağrılması talebini reddetti. Çünkü Karamollaoğlu konuşursa, tanıklık ederse birçok şey ortaya çıkacak. Aynı zamanda Doğu Perinçek’in de ifade vermesini kabul etmedi. Dolayısıyla bizler davanın takipçisi olmak zorundayız. Bu bizim vicdani borcumuz. Orada canlarımız yandı. Temmuz’un ortasında 8 saat süren bir katliamda aydınlarımız, sanatçılarımız Temmuz sıcağında yakıldı. Bu sadece Alevilerin sorunu değil, tüm insanlığın sorunudur. Sivas’ta yaşanan bir insanlık suçudur. Bunu görmezden gelmek olmaz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Alevi başkanlardan Sivas Katliamı davası çağrısı: Zalimlere birlikte tepki verelim!

    Alevi başkanlardan Sivas Katliamı davası çağrısı: Zalimlere birlikte tepki verelim!

    PİRHA- Alevi kurum yöneticileri Celal Fırat, Ercan Geçmez ve Musa Kulu, Sivas Katliamı davasının 20 Ocak’ta görülecek duruşmasına çağrı yaptılar. İktidarın, davanın seyrinde taraflı kararlar aldığına vurgu yapan başkanlar, “Katliamlarda zamanaşımı olamaz. Zalimlere hep beraber tepki vermemiz lazım” dedi.

    28 Yıldır süren Sivas Katliamı davasında firari üç sanık Eren Ceylan, Murat Sonkur ve Murat Karataş’ın yargılandığı 23. duruşmaya 20 Ocak’ta, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek.

    Avukatlar, 35 kişinin yaşamını yitirdiği katliam dosyası dahilinde kimi yeni isimlerin de ‘sorumlu kişi’ sıfatı ile dinlenmesini talep edecek. Ayrıca Hollanda Büyükelçiliği, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Hollandalı Carina Cuanna nedeniyle 20 Ocak’taki duruşmaya gözlemci olarak katılacak.

    “FAİLLERİN İADESİ İSTENSİN”

    Alevi kurum yöneticileri ise davanın tüm toplum tarafından sahiplenilmesi gerektiğine bir kez daha vurgu yaptı.

    Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Başkanı Celal Fırat, Sivas Katliamı davasının 2012 yılında zaman aşımına uğratılmasına işaret ederek, “Bir katliamın zaman aşımı nasıl mümkün olur?” diye sorarak şunları söyledi:

    “Bu topraklarda Pir Sultan’ın düşüncesine, gelenek ve göreneklerine karşı maalesef kindar ve dindar bir nesil var. Pir Sultan dizelerini veyahut onlar gibi nice ozanlarımızın söylemi, Şah Hüseyin’den bahsetmemiz sebebiyle hep katliamlara maruz kaldık. Davanın zaman aşımına uğraması ardından ülkenin şu anki başkanı ‘Hayırlı olsun’ demişti.
    Bu çok acı bir durum. Katliamın failleri olan yurtdışındaki o zalimlerin iadeleri devlet tarafından istenilmeli. Bizim en çok yüreğimizi yakan bu meseleler. Bize ‘üvey evlat’ muamelesi yapmaktalar. Zalimlere hep beraber tepki vermemiz lazım.

    Celal Fırat, Alevi örgütlerinin Sivas Katliamı davasını sahiplenmek konusundaki duruşunu da değerlendirerek şöyle devam etti:

    “Alevilerin her anlamda bu davayı yeterince sahiplendiklerine inanıyorum. Bazıları yeteri kadar görmeyebilir ama her dönem bizler vardık. Birçok kurumumuz, hepimizi temsilen her davada oradaydılar. Daha önceden Ankara’ya gittiğimizde, yoğun katılım sağladığımız dönemlerde de zalimce bir mantıkla karşılaştık. Bizleri coplayıp, gazladılar ama oradaki insanlara o oteli ateşe verenlere aynı zalimliği yapmadılar. Herhangi bir girişimde de bulunmadılar. Alevilerin artık bu zihniyeti iyi tanınması gerekiyor. Maraş’ta, Çorum’da, Dersim’de onlarca katliamlar yaşatıldı ve halen de yaşatılıyor.”

    “DAVAYA SAHİP ÇIKMAZSAK BAŞKA KATLİAMLAR YAPABİLİRLER”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez de davaya katılım çağrısı yapan bir diğer isim oldu. Geçmez, Sivas Katliamı’nın, ülkenin en büyük utançlarından biri olduğunu söyleyerek şunları aktardı:

    “Madımak Katliamı davası yıllardır devam ediyor. Süreci deyim yerindeyse katilleri affetmek noktasına getirdiler. Bu davaya sahip çıkamazsak bu katliamı yapanlar, kendilerini başka katliamlara hazırlayabilirler. Onun için 20 Ocak’ta Ankara’daki davaya bütün canları davet ediyorum.

    Türkiye, uluslararası sözleşmelere aykırı hareket ediyor. Adalet Bakanlığı zaman aşımını ısrarla istiyor. Çünkü bu dava devam ettiği sürece daha sonrasında milletvekili, bakan, belediye başkanı olanlar bu davaya dahil olmak zorunda kaldılar. Onun için davanın zaman aşımına uğramasını isteyip, Almanya hükümetine iadeler ile ilgili herhangi bir başvuruda bulunmuyorlar.”

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ NE YAZIK Kİ DAVAYI UNUTTU”

    Ercan Geçmez, ‘Alevi kurumları yeteri oranda davanın arkasında durabildi mi?’ sorumuza ise “Ne yazık ki unuttular” cevabını vererek şunları söyledi:

    “Bu dava yıllar geçtikçe ilk zamanki gibi ne yazık ki Ankara’daki Alevi örgütlerine bırakıldı. Belli başlı dernekler haricinde geride kalan Alevi örgütleri ne yazık ki davayı unuttular. Bu da aslında düşündürücü bir durum.”

    “YETERLİ TEPKİYİ GÖSTEREMEDİĞİMİZ BİR GERÇEKTİR”

    Sivas Katliamı davasına günler öncesinden katılım çağrısı yapan DAD Eş Başkanı Musa Kulu ise “Bizler sadece Sivas Katliamı değil; Roboski, Suruç ve diğer katliamlarla da yüzleşilsin istiyoruz” diyerek 20 Ocak’ta görülecek mahkemede olacaklarını söyledi.

    Musa Kulu, “Devlet bu katliamlarla yüzleşmediği sürece ülkede barış, demokrasi ve bir arada yaşama imkanı olmayacak” diyerek Alevi örgütlerinin sorumluluklarına şu sözlerle dikkat çekti:

    “Tabii ki sahiplenme anlamında eksiklikler var. Bir bütün olarak her birimizin eksiklikleri vardır. Davanın takibi konusunda yeterli tepkiyi gösteremediğimiz bir gerçektir. O nedenle Ankara’da görülecek davaya ilişkin çağrımızda ‘bir bütün olarak toplumun, bu tür davalara sahip çıkmasının ülkedeki demokratik mücadeleye katkısı olacağını düşünüyoruz’ dedik.

    “MİLLETVEKİLLERİ YETERLİ ÇABA SARFETMEDİLER”

    Milletvekillerinin de bu konuda günahkar olduklarını kabul etmeleri lazım. Gerçekten toplum adına Mecliste toplumu temsil ettiğini söyleyenler, kendileri ile yüzleşmesi lazım. Bu konuda çok da fazla çaba sarf ettiklerini düşünmüyorum.

    PİRHA/ ANKARA

  • DAD Eş Genel Başkanı Kulu: On binler Dersim ismi için dava açmalıdır-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: On binler Dersim ismi için dava açmalıdır-VİDEO

    PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, tarikat yapılanmalarının temelinin cumhuriyetin kuruluşuna kadar dayandığını ve Dersim’de örgütlenme çabalarının tesadüf olmadığını belirtti. Kulu, Dersim isminin mahkeme tarafından reddedilmesine ilişkin de “Her Dersimli kendisini tanımayan bu mahkemenin karşısında bir dava açmalıdır. Binlerce, on binlerce kişi başvuru yapmalıdır” çağrısında bulundu.

    Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) tarikat örgütlenmesine dair saha çalışmasının ardından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, tarikat yapılanmalarının temelinin cumhuriyetin kuruluşuna kadar dayandığının altını çizerek, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlerin her seferinde ‘bu ülkenin %99.5 Müslümandır’ lafı bile başlı başına inkarın kendisidir” dedi.

    “Bugün yaşadığımız şey sadece yeni bir çalışma yahut da yeni bir gelişme değil” diyen Kulu, “90’lı yıllarda Fethullah Dersim’e girdiğinde önce kurbanları gönderdi, sonra okullarını açtı. Maalesef bu coğrafyada yaşayan insanlarımız da biraz maddi imkanı olanlar da bunları bildikleri halde gönderdiler. Bu durum kendisinden vazgeçme halidir. Siz kendinizden vazgeçtiğinizde ortada kalırsınız, ortada kaldığınız zaman da ne bir inanç ne de bir kimlik kalır” ifadelerine yer verdi.

    “TARİKATLARIN DERSİM’DE YAYILMASI TESADÜF DEĞİLDİR”

    Müslümanlıkla ilişkisi olmayan farklı inançlar ve halkların çocuklarına zorunlu din dersi getirerek, çocukları kendi kimliklerinden ve inançlarından koparmak projesi devam ettiğine dikkat çeken Kulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çocukların ve ailelerin zihin dünyasına, inanç dünyasına müdahale ederek onları Türk ve İslam dünyasına çekmek için kendi kimliklerden vazgeçirme halidir. Bütün bunları yan yana koyduğumuzda yapılmak istenen şey gayet net ve açık. ‘Alevi, Kızılbaş ve Kürt olan Dersim’i soykırımla bitiremedik içeriden çökertelim’ planının çabasıdır. Resmen Alevi Kızılbaş ve Kürt olan Dersim’in ortadan kaldırılması için her yol mubahtır denilip, devletin aklıyla, idaresiyle sevk ve desteğiyle yapılan bir şeydir. Hedeflenen inancımız, kültürümüz, kimliğimiz ve hafızamız silinerek bizi biz olmaktan çıkaran bir çabanın olduğunu biliyoruz. Bugün Türkiye’de cinsel tacizle gündeme düşen bir Ensar Vakfı’nın kendine yer bulmasının, Menzil tarikatının orada yayılmasının hiçbiri tesadüf değildir. Eğer devlet destekli olmazsa bu tür kurumların orada yaşam şansının olmayacağını herkes bilir. Eğer bizler direncimizi daha üst noktalara taşımayıp insani ve yaşamsal aidiyetimiz olan inancımıza, dilimize, kültürümüze, tarihimize sahip çıkmazsak maalesef yok olma ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğini artık kabul etmemiz gerekiyor”

    “DERSİM İSMİNİN VARLIĞINI BİR MAHKEME BELİRLEYEMEZ”

    Dersim Tarih Kültür Vakfı’nın kuruluşu için yapılan başvuru “Dersim” gerekçe gösterilerek Tunceli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından reddedilmesine ilişkin de konuşan Kulu, alınan kararın tek başına bir mahkeme tarafından verilemeyeceğini belirterek, “Sivas katliamının faillerinin birisi Cumhurbaşkanı tarafından affediyor, küçük ortak da ‘benim dava arkadaşım Çakıcı var, affedeceksin’ deyip affediyorlar. Şimdi bu iki örnekte de görüleceği üzere adaletin a’sının olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Şunun altını da çizmek gerekiyor; Dersim isminin varlığını bir mahkeme belirleyemez. Bu karar bizim hafızamıza, inancımıza, direncimize bir darbe vurarak bir korku, panik yaratıp bir vazgeçme durumuna getirmeye çalışıyorlar” dedi.

    “BÜTÜN DERSİMLİLER BEN DERSİMLİYİM DİYEREK KARŞI DAVALAR AÇMALIDIR”

    Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün rapor ve belgelerinde Dersim olarak kayda geçirildiğine dikkat çeken Kulu, şunları ifade etti:

    “Tek adam rejiminin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Öyle bir dönemdeyiz ki eğer toplumsal örgütlülüğümüze, kimliğimize ve inancımıza en üst perdeden sahip çıkıp dile getiremezsek geleceğimiz kaybetmişiz demektir.  Onun için dünyanın bir yerinde gözü kulağı kendi toprağında ise hala onunla ilgili bir sevgisi, özlemi varsa, hala kendi inancı kimliği ile ilgili bir bağ olup, kendisinde böyle bir aidiyet hisseden kim varsa ses çıkarmalıdır. Uluslararası arenada da anayasal ve yasal anlamda da ama en önemlisi meşru olan hakkımızı en üst perdeden istememiz, talep etmeliyiz.

    Dilimizi, inancımızı, şehirde, sokakta, evde konuşmalıyız ve yaşamalıyız. Her Dersimli kendisini tanımayan bu mahkemenin karşısında bir dava açmalıdır. Binlerce, on binlerce kişi başvuru yapmalıdır; ‘ben bu ismi istiyorum’ diye.  Uluslararası mahkemelere de taşıması lazım. Bütün bunların yanında sokakta kendi dilini konuşarak ben Dersimliyim demelidir. Bu çaba gerçekten insanlara bir cesaret taşıyacaktır.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Kulu: Munzur Gözeleri’nde peyzaj projesi, hafıza silme operasyonudur-VİDEO

    Kulu: Munzur Gözeleri’nde peyzaj projesi, hafıza silme operasyonudur-VİDEO

    PİRHA- Munzur Gözeleri’nde yapılmak istenen peyzaj projesi hakkında PİRHA’ ya konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu topraklardaki inancımızı, kültürümüzü, tarihimizi ve bütün hafızamızı silmek istiyorlar. Munzur Gözeleri’nde yapılmak istenen peyzaj projesi de bir hafıza silme operasyonudur” dedi.

    Alevi inancının en önemli merkezlerinde biri olan Munzur Gözeleri’nde tepkilere rağmen peyzaj projesi çalışmaları devam ediyor.

    Peyzaj çalışmasına dair Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, PİRHA’ya konuştu.

    “MUNZURUNUZ, DÜZGÜN BABANIZ, ZİYARETGAHINIZ DARDAYSA HEPİNİZ DARDASINIZDIR”

    “Dersim’den bütün dünyaya söylenmesi gereken bir söz var aslında inancımızda şöyle denir: Eğer Munzurunuz, Düzgün Babanız, ziyaretgahınız dardaysa hepiniz dardasınızdır” hatırlatmasında bulunan Kulu, şunları söyledi:

    “Munzur Gözeleri’nde yapılmak istenen peyzaj projesi de bir hafıza silme operasyonudur. Önce Dersim’in ismini değiştirerek başladılar, sonra köylerimizin ismini değiştirdiler, şimdi de bütün kutsallarımızı inancımızın ötesinde bir ticari ve turizm merkezi yaparak ranta bağlamak istiyorlar. Onun için başından beri söylediğimiz şey şu; siz bu ülkeyi yönetebilirsiniz ama bizim inancımıza bizim kültürümüze, ziyaretgahlarımıza, kutsallarımıza karışamazsınız. Böyle bir hakkı insanlık da size vermez, adalet de size vermez, vicdan da size vermez, bunu bilmeniz gerekiyor.

    “DEVLETİ DEVLET YAPAN HALKLARDIR”

    Devleti devlet yapan halklardır, orada yaşayan insanlardır. Onların inancını, kültürünü, tarihini silmeye çalıştığınız zaman aslında bu ülkenin geleceğini de siliyorsunuz. Çünkü bu ülkede yaşayan her insanımız dili, dini ve mezhebi ne olursa olsun kendisi gibi olmalıdır kendi inancı dili kültürü ile yaşamalıdır. Onu yok sayan, asimile etmeye çalışan her davranış insanlığa karşı işlenmiş bir suçtan başka bir şey değildir. Bu şekilde bu ülkede huzurun ve barışın sağlanması mümkün değildir.”

    “BU BİR ASİMİLASYON POLİTİKASIDIR”

    Kulu, aslında bunun bir asimilasyon politikası olduğunu ve insanlığın asla kabul etmemesi gerektiğini belirterek, Her şeyimizi elimizden almaya bütün inancımızı, kültürümüzü, dilimizi ve tarihimizi silmeye çalışan bu anlayış tamamen insanlık dışı bir anlayıştır” dedi. Kulu konuşmasına şöyle devam etti:

    “En büyük savaş insanların diliyle, kültürüyle, tarihiyle, inancıyla ve kutsallarıyla oynamaktır. Bunları insanların elinden aldığınız zaman onu öldürmenize gerek yok çünkü zaten toptan ölmüş demektir. Bu soykırım projesidir böyle değerlendirmek gerekiyor şimdi fiziki olarak yok etmek çok basit bir yöntemdir ama tarihsel olarak, dil olarak kültür olarak yaşam olarak onun kutsallarını ortadan kaldırdığınızda toplumu toptan öldürmüş olursunuz.”

    DERSİM/PİRHA

     

  • DAD yöneticileri yalın ayak önce Munzur’a sonra Düzgün Baba’ya yürüdü-VİDEO

    DAD yöneticileri yalın ayak önce Munzur’a sonra Düzgün Baba’ya yürüdü-VİDEO

    PİRHA – DAD Yöneticileri, önce Munzur Gözeleri’ne daha sonra Düzgün Baba’ya yalın ayak yürüdü. DAD Genel Eş Başkanı Musa Kulu, Munzur Gözeleri’ndeki peyzaj çalışmasıyla tarihin, kültürün, hafızanın yok edilmek istendiğini söyledi. Kulu, Düzgün Baba Cemevi bahçesinden kaldırılan Hasret Gültekin heykeli konusunda da çözüm bulunması için çağrı yaptı. 

    Haberin videosu;

    Dersim’in Ovacık İlçesinde bulunan Munzur Gözeleri’ne yapılmak istenen peyzaj projesinin yapımı tepkilere rağmen yapımına devam ediliyor. Demokratik Alevi Derneği Genel Merkez yöneticileri dün önce yalın ayak Munzur Baba’yı daha sonra ise Düzgün Baba Mekanı’nı ziyaret etti.

    Ziyaret sırasında kısa bir konuşma yapan DAD Genel Eş Başkanı Musa Kulu, Munzur Gözeleri’nde kutsallara yönelik bir saldırı olduğunu belirterek, “Buna dikkat çekmek için kutsalımıza atamız, dedemiz nasıl gelmiş, niyaz olmuşsa biz de onun için geldik” dedi.

    Düzgün Baba’nın mekanında dara durduklarını söyleyen Kulu, Munzur’da yok edilmek istenen Alevi toplumunun hafızası olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Buradan da insanlığa seslendik. Zorda olan coğrafyamız, ziyaretgahlarımız, ocaklarımızdır, inancımızdır. Tarihimiz, kültürümüz, yok edilmek istenen hafızamızdır. Onun için bütün Alevi canların, bütün ocakların, bütün kurumların bu konuda duyarlı olma, kutsalı için söz söyleme ve meydan açma sorumluluğu var.”

    “HERKESİ HAK MEYDANINA ÇAĞIRIYORUZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Düzgün Baba Cemevinden Hasret Gültekin heykelinin kaldırılması sonrası yaşanan sorunun çözümü için şu çağrıyı yaptı:

    “Düzgün Baba’da Alevi camiasında tartışma yaratan sevgili Hasret Gültekin’in heykeli burada sorun oldu. Bu derneklerin yahut da kişilerin çözeceği bir sorun değil. Bütün ocaklara çağrı yapıyoruz, bütün Alevi kurumlarına, gelip meydan kuralım bu müşkülü bitirelim.

    Bizim üzerimizdeki sorumluluğa biz hazırız. Ama bu konuda daha önce müşkülü pirler gelmiş, pirler, mürşitlerimiz gelmiş hak meydanı kurmuş, orada çözmüştür. Bunun için bütün ocak pirlerimizin, Alevi kurumlarımızın hak meydanı kurup, Hasret Gültekin canın hem eşi, hem bu heykeli getiren, hem de buna bir şekilde taraf olanlar, başka şekilde düşünenlerin, Hak meydanında bu sorunu çözmesi gerekiyor. Bu heykelin yerde kalması hepimiz için bir eksikliktir. Hepimiz için bir sorundur. Bunun için bunun çözülmesi gerekiyor. Onun için bir çağrı yaptık. Bu sorunu Alevi camiası tartışmasından çıkarmamız gerekiyor. Hak meydanında Hasret’in eşi de, heykeli yapan da, taraf olan herkes burada çıkan kararla bu sorunu çözmesi gerekiyor. Böyle bir sorumluluğumuz var. Sizi sorumluluğa davet ediyoruz, diyerek bir çağrı yaptık.”

    “TABİATIMIZ TAHRİP EDİLİYOR”

    Musa Kulu, Dersim’de açılmak istenen maden sahalarına ve Munzur Gözeleri’ndeki tahribata tepki göstererek, “Bütün tabiatımız tahrip ediliyor. Onun için bütün Alevi canlarımızın ziyaretgâhlarımızın, kutsallarımızın olduğu bu coğrafyaya karşı duyarlılık göstermesi gerekir” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Eş Başkanı Musu Kulu: Ocakzadeler Meclisi beyhude bir çabadır – VİDEO

    DAD Eş Başkanı Musu Kulu: Ocakzadeler Meclisi beyhude bir çabadır – VİDEO

    PİRHA – Alevi toplumunda bir karşılığı olmayan şahıslar tarafından kurulan Ocakzadeler Meclisi başta olmak üzere güncele dair PİRHA’ya aktarımlarda bulunan Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, “Bir sistemin parçası veyahut da bir pasaportla bir maaşla insanları cephelendiren, tartıştıran bir şey Hak ve hakikate asla hizmet etmez. Yapacağın şey sisteminin bir payandası haline gelir” ifadelerini kullandı.

    Haberin Videosu

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, başta tartışmalara neden olan Ocakzadeler Meclisi ile Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarına dair PİRHA’ya aktarımlarda bulundu.

    Selçuklu ile başlayan Osmanlı ile süren ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 1924 Anayasası’ndan sonra da tekke ve zaviyelerin kapatılmasından tamamen özünden koparılmış yeni kurulmuş Türk İslam temeller üzerine kurulmuş cumhuriyetin payandası yapmak üzere bütün geçmişi tarihi ruhu inancı kültürü silinmek istenen bir Alevi gerçeği olduğuna dikkat çeken Kulu, “Gün geçtikçe de bu daha da katmerleşerek devam ediyor. Çünkü şöyle bir gerçeklik var burada gerekse de ülke içinde Aleviler kendi özüne dönmeye başladı. Kendi inancıyla tarihi ile kültürü ile geçmişi ile bütünleşmek ve kendi gerçeği ile yaşama arzusu biraz daha yükselerek devam ediyor. Elbette çok farklı söylemi olan kurumlar dernekler ya da federasyonlar var Avrupa ve diğer ülkelerdeki dahil ama bir bütün olarak Bu yeniden kendini var etme yaşatma kendi gerçeği ile buluşma sistemi tamamen zorlayan sistemin dışında bir inanç olduğu için sistemi reddettiği için bu devletin işine gelmiyor” ifadelerini kullandı.

    “TÜRK İSLAM SENTEZİ

    Devletin kendi kurgusunu Türk İslam sentezini özellikle AKP-MHP sistemini Cumhur ittifakı ile başkanlık sistemini getirdiği andan itibaren ki geçmiş gelenekten gelen köklerine baktığımız zaman biri İslam’a biat eden tamamen biat toplumu bir de Türk milliyetçiliği üzerine oturtulmuş şekli olarak onun dışında hiçbir toplumsal farklılığı kabul etmeyen hem dilsel hem inançsal hem kültürel hem tarihsel anlamda kabul etmeyen herkese Türk ve İslam yapmaya çalışan bir zihniyetle beraber yaptığını belirten Kulu, şöyle devam etti:

    “Tabi ki bu kadar Alevi çalışmasının veyahut da yol ve erkânına yeni tanışan gerçekten onu anlamaya çalışıp gelecek kuşaklara bırakma gayretinin biraz yükseldiği bir dönemde kendi kartını aldı. Ne yaptı. Cumhuriyetin kuruluşundan beri sistem şu akılla çalışıyor. Diyorlar ki eğer bu ülkeye bir sistem gelecekse bu söyleme meşhur bir söylemdir. Eğer bu ülkeye komünizm lazımsa biz getiririz. Yani işte ne lazımsa biz getiririz başkasının gayrısına gerek yok.”

    Takriben 20 milyon civarında olan Alevi kitlesini kontrol altına almak için birçok yol denendiğini söyleyen Kulu, “Şimdi ilginç olan şey şu bunu sendikalarda yapıyorlar memur ve işçi sendikalarının da yapıyorlar esnaf odalarında yapıyorlar yani kendisine yakın ki son günlerde Türkiye’nin en büyük tartışmalarından biri de baroları yeniden tasarımlamak yani bir hukuk ve adalet kurumu olan şeyi de sisteme entegre etmek veyahut da siz istemiyor ben veyahut ta Türk İslam sentezi dışında bir anlatımı olmayan bir söyleme olmayan o kabuğun dışına çıkmayan yapılar oluşturmaktır. Şimdi hal böyle olunca diyelim ki DİSK’in karşısında Hak-iş oluşturmak. KESK’in karşısında Memur-Sen’i oluşturmak. Onun dışında baroları da bölecekler. Ama elde bir şey daha var. Alevilik üzerine olan şeyi de tamamen Türkmen Bektaşi Aleviliği” dedi.

    “SÜNNİ BİR OLUŞUM”

    Türkmen ve Bektaşi Alevilerinin ocaklarının yayınladıkları deklarasyona değinen Kulu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Şimdi büyük bir kısmını tanıyoruz yaşamını içerisinden. Çoğu emekli asker ve polis. Tam da sistemin içinden kopup gelen bir anlamıyla da sanki görev verilmiş, görünen bir gerçeklik ama bunun dışında da rızasız olarak hiç duymadığımız yeni yeni ocaklar icat ederek ki Alevilik tarihi boyunca nerenin Ocak olduğunu hangisinin Pir hangisinin mürşit olduğu belli ama bunun dışında yeni isimler altında yüzlere varan 1 Ocak icat ederek Sünni tamamen gerçeğin dışında Aleviliğin en az haliyle bile tanımlamadan uzak Sünni bir oluşum.

    Bu da sisteme entegre olmak anlamındadır. Tabii bu murat ettikleri şeyin hayatta karşılığını göreceğiz. Bunu yaparken de kullandığı argümanlar çok ilginçtir. Aleviliği İslam’ın içindeki dışındaki bir tartışmaya da götürerek böyle politik bir duruşun içinde. Herkes şu gerçeği bilmeli. Alevi inancı, Reya Hak inancı yaradılışı reddeden doğumu esas alandır. Çünkü kubbeye rahmandan ana kadının nuruyla çar anasırın oluşumu ve sonra evrenin oluşumu ile giderek evrimleşerek yaşamın hayat bulmasıdır. Bütün canlı cansız dediğimiz her şey bu 4 Ana elementten o çar anasının doğum yoluyla oluşumundan geliyor. Onun için bizim inancımızda dokunduğunuz hissettiğiniz tasavvur ettiğiniz ne kadar canlı cansız olarak da tanımlanan her şey hak olarak görürüz. İnsanda bunun en güzel tezahürü olarak görülür. Onun için Reya hak Alevi inancında İslam’ın içinde veya dışında bir tartışma asla yoktur. Bu sünni bir tartışmadır. Alili veya Alisiz bir Alevilik de tartışılmıyor. Alevilik Ali ile de başlayan bir şey değildir. Yani biz kalu bela dediğimiz şey işte o ilk Nur’un hakkın kendisinin bilme isteğinden oluşan o çar anasının oluşumundan bugüne o nurdan aldığımız için Biz hak yolun doğum yoluyla geldiğini biliriz. Bütün varlığın ne kadar varsa tasavvur ettiğimiz hayal ettiğimiz her şey hakkın tezahürü olduğu için doğum yoluyla gelmiştir. Onun için biz semitik yaklaşımın veyahut cennet cehennem üzerine bir kurgunun olduğu hiçbir inancın içinde ve dışındaki bir tartışmayı kabul etmiyoruz. Çünkü biz de ölüm diye bir kavram yoktur. Haktan gelip hakka gidiyoruz. Onun bir parçası olarak gelirsiniz bu evrendeki bir süreci yaşarsınız tekrar ona dönersiniz ki bu gerçeklik o kadar bariz ki bunu söyleyenler bir daha toprağa tekrar teslim ediliyor. Yapılan bütün ritüellerin hepsi de o toprağa tekrar o canın geldiği yere tekrar dönmesi olarak algılanır. Şimdi hal böyle olunca bir sünni tartışma yaratılarak bir bölünme isteği ne kadarını sistemin yanında ya da ne kadarını Türk İslam sentezine monte ederiz gibi bir anlayışın ürünü olan bu Türkmen ve Bektaşi ocakları dedikleri şey tamamen Türk’ün ve o geçmişte yeniçerinin veyahut da Osmanlı hilafeti gelmeden halifelik gelmeden önceki halini de reddeden, kendi tarihini de bir anlamda reddeden bir yapıdır çünkü II. Mahmud’a kadar yeniçeri Ocağı’nın bütün erenleri veyahut da serdarlarının hepsi Bektaşi’dir. Bütün bu şeye neden yaparlar. İnsanların hafızasındaki tarihi silmek yeniden bir tarih yazmak ama hiçbir halkın hiçbir inancın hiçbir kültürün olmadığı yeni bir şey yaratmaktır. Şimdi toplumların hafızasını silmek onları kendisi gibi yapmak ama hiçbir zaman da onların hakkını teslim etmeden halen köle olarak görmek Bu sistemin ana gayesidir. Hiç bundan vazgeçmemiştir. Bugün de öyledir. Alevilik dünyaya bir bahçe olarak her dilin her kültürün her inancın her tarihsel yaşanmışlığın 1 hanesi olarak görür ve hepsine bir hak olarak bakar. Eğer siz bu toplumların inancını dilini kültürünü tarihini yoksa yazınız o mağazam güzellikte olan bahçenin bir renginin bir kokusunun yok olması demektir. Bu da hakka yapacağımız en büyük hakarettir çünkü hakkın yarattığı hakkın kültürünü dininin inancıyla yaşamlı coğrafyasını verdiği onları hayat Hakkı tanıdığı yerden onları silip atmak aslında onu yok etmektir. Bu yok edişin önüne geçmek için de Hakkı hakikati şartlar ne olursa olsun ama onun yanında olmak onu savunmak mazlumun ve mağdurum bu evrende hak olarak kendi inancı ile kültürü ile dili ile geçmişiyle yaşamını sağlamaktır. Hak olan budur. Yoksa bir sistemin parçası veyahut da bir pasaportla bir maaşla insanları cephelendiren tartıştıran bir şey Hak ve hakikate asla hizmet etmez. Yapacağın şey sisteminin bir payandası haline gelir.”

    “BU ÇALIŞMA BEYHUDE ÇABADIR”

    Alevilikte esas olan yolun kendisi olduğunu belirten Kulu, “Ulularımız pirlerimiz mürşitlerimiz bu tanımlamayı yapmıştır. Demişlerdir ki hak olan yoldur. Talip de yola taliptir mürşit de yola tarihtir ama aynı zamanda hak da yola tarihtir” dedi.

    “Bu Sünni gündemlerle zorla birbirinin yanına yapıştırılan ismini nasıl koyarsanız koyun pirler ocaklar meclisi koyun hiç olmayan ocakları oluşturan bu beyhude bir çabadır” diyen Kulu, “Hiç onlara faydası olmayacak aksine bu toplumda kendi inancı ile dini ile kültürü ile tarihi ile geçmişiyle ve bunu bilerek kendi geleceğini kurgulayanları daha fazla kamçıla malı kendi gerçeğini öğrenmesi için kendi gerçeğine sahip çıkması için onu hem yaşamak hem de gelecek nesillere bırakmak gibi bir sorumluluğumuzun olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu açıdan bu beyhude çabaların bir zorlama olduğunu sisteme bir payanda olduğunu ve buna alet olanlar bir daha düşünmeli. Bu beyhude bir çabanın ötesine gitmeyecek” ifadelerini kullandı.

    “OCAKZADELER MECLİSİ’NİN KURULMASININ PANDEMİYE DENK GELMESİ TESADÜF DEĞİLDİR”

    Dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgınında değinen Musa Kulu, “Bugün yaşadığımız bu pandemi sürecinde insanoğlunun veyahut da kapitalist modernitenin insanlığı nereye taşıdığı nasıl bir zulümle nasıl bir gelecek ile karşı karşıya bıraktığı gerçekliği vardır.

    Bu evrende hiç yoktan kendiliğinden oluşmaz. Siz bu evrende var olan coronayı yani gribi sardı laboratuvarda da olsa yoktan getirilmiş bir şey değildir. Tabiatın içinde ol olsa bu bir gerçeklik. Siz evrenin canını acıtırsanız tabiatın canını acıtırsanız denizlerin kirletirseniz ormanı yok ederseniz siyanürlü altın ararsanız yani ne kadar menfaat veya kar amaçlı şey yaparsanız dünyayı mahvedeceksiniz. Dünyada refleksini gösterecek. Bugün yaşadığımız pandemi de bu refleksin sonucudur. Biz her gün tabiatın canını acıtıyoruz, biz her gün hakkın canına kıyıyoruz. Hak da o refleksini gösterecek. Bu süreçlerde bütün iktidarlar da dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de iktidar bu pandemi sürecinde bu zor süreci de özgürlükleri daraltarak daha sıkı yeni yeni tedbirlerle geleceğini kurtarma çabası içerisindedir. Bunun da unutulmaması gereken bir nokta olarak da kenara koymak gerekiyor. Üzerine tartıştığımız Türkmen Bektaşi Dedeleri Ocakzadeleri’nin bu ilanını bu pandemiye getirmesi tesadüf değildir. Hepsi planlı programlı ama sistemin kendisini yeniden entegre ederek kendi dışındakileri de terbiye ederek Türk tipi başkanlık sistemini tamamen oturtmak istiyor ama bu toplumun ruhuna da fikriyatına da Anadolu Mezopotamya coğrafyasının da buradaki halkların inançların met toprağım suyunda kabul etmeyeceği bir şeydir. Çünkü hayır insanlar halklar kendi dili ile rengi ile inancıyla yaşarsa Dünya cennettir, yoksa yaşadığınız bir cehennemden başka bir şey değil” ifadelerini kullandı.

     

  • DAD Eş Genel Başkanı Kulu’dan tutuklamalara tepki: Devlet geleneği haline getirildi-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kulu’dan tutuklamalara tepki: Devlet geleneği haline getirildi-VİDEO

    PİRHA – DAD Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, HDP’li milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülerek tutuklanmasına tepki gösterdi. Kulu, tutuklama, gözaltı ve baskıların devlet geleneği haline geldiğini belirterek “Eğer siz siyaset yapma hakkını ellerinden alırsanız kendi sonunuzu hazırlarsınız” diyerek iktidarı eleştirdi. 

    DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları ile CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun haklarındaki kesinleşmiş yargı kararlarının okunmasının ardından vekilliklerinin düşürülmesi ve gözaltına alınıp tutuklanmalarının ardından tepkiler sürüyor.

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, “Barışa, demokrasiye, Türkiye halklarının geleceğine, umuduna darbe vurmanın ötesinde bir şey değildir. Biz evrendeki bütün nesnelerin hak ve hakikat olduğunu, insanın da en güzel parçası olduğuna inanarak bu tür şeylere kayıtsız kalamayız” dedi.

    “TUTUKLAMA, PARTİ KAPATMA DEVLET GELENEĞİ HALİNE GETİRİLDİ”

    Toplumun bütün dengeleriyle oynayıp, iktidarını sürdürmek isteyen zulüm sistemi ile karşı karşıya olduklarını söyleyen Kulu, yaşananların arka planının da olduğunu belirtti. Kulu, tüm inançların, halkların, dillerin yasaklandığı, tek tip insan yaratma noktasında sistemin söz hakkı ve yaşam hakkı tanımadığını dile getirdi. HEP’in kuruluşundan bu yana parti kapatıldığını, yöneticilerin, üyelerin tutuklandığını ifade eden Kulu, “Devlet geleneği haline getirilmiş gibi bir gerçeklikle karşı karşıyayız. AKP-MHP ortaklığından daha farklı hukuki bir beklenti, hayalin ötesine geçmeyecektir. Demokrasi adına söz söylediğini, siyaset yaptığını söyleyenlerin kayıtsızlığı da bu işin tuzu biberidir” dedi.

    “KENDİ SONUNUZU HAZIRLARSINIZ”

    Geçmişte parlamentoya dokunulmazlığın kaldırılmasını getirenlerin bu işin mağduru durumuna geldiğini belirten Kulu, “Hatta bu süreç öyle bir noktaya gelecek ki; her birey kendisinin ne zaman gözaltına alınacağı, tutuklanacağı endişesi yaşayacak. Muhalif olanlarının sesini kesmek için milletvekillerinin dokunulmazlığını zaten kaldırmış. Bir emirle milletvekilleri tutuklandı. Eğer siz toplumun değişik kesimlerinin, inançlarını, kültürlerini, onların siyaset yapma ve yaşama dair söz söyleme hakkını ellerinden alırsanız kendi sonunuzu hazırlarsınız” şeklinde konuştu.

    “KAYITSIZ KALMAMALIYIZ”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, Leyla Güven şahsında demokrasi ve özgürlük için açlık grevine giren bir vekile bunun reva görülmemesi gerektiğini vurguladı.

    Temsiliyet gücü olan insanların bertaraf edilerek susturulmaya çalışıldığını söyleyen Kulu, “Bu barışa, demokrasiye, Türkiye halklarının geleceğine, umuduna darbe vurmanın ötesinde bir şey değildir. Demokrasi, adalet dediğimiz şey, herkesin bir arada yaşayabilmesidir. Evrenin yaşamın döngüsüne aykırı olanı hiçbir insan kabul etmemeli. Bütün iktidarlar toplumu kendilerinin vazgeçilmez olduğuna inandırmaya çalışır. İnsanlıktan çıkmamıza sebep olacak hiçbir uygulamayı kabul etmediğimiz zaman biz insan oluruz. Ses çıkarmamız gerekiyor. Biz evrendeki bütün nesnelerin hak ve hakikat olduğunu, insanın da en güzel parçası olduğuna inanarak bu tür şeylere kayıtsız kalamayız” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Dersim Katliamı’yla yüzleşilmesi için çabalıyoruz

    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Dersim Katliamı’yla yüzleşilmesi için çabalıyoruz

    Dersim Tertelesi’nin üzerinden 83 yıl geçti. DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Dersim Katliamı’nda devreye sokulan politikaların halen sürdüğünü belirterek, gerçek bir yüzleşmeyle katliama uğrayan halkın bütün kutsallarının kabul edilmesi gerektiğini kaydetti.

    Kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı’nın üzerinden 83 yıl geçti. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekatı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise, aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi.

    Dersim halkının “tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    Halen birçok yönü gizli tutulan katliamda yaşananların bir kısmı ise, o dönemde görevli olan kimi yetkililer tarafından uzun yıllar sonra açıklandı. Katliam döneminde eski Dışişleri Bakanı olan İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında anlattığı, “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu. Dersim davası da bitti, hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi, böyle bitti. Bugün Dersim’e rahatça girebiliyoruz” sözleri o dönemde yaşanları özetliyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu ile katliamın yıldönümüne ilişkin Mezopotamya Ajansı‘na konuştu.

    Devletin 1937’de “özel” bir kanunla Dersim’e yöneldiğine dikkati çeken Kulu, dünyanın hiçbir yerinde bir bölgeye ilişkin böylesi bir kanunun devreye sokulmadığını dile getirdi. Katliamın temel nedeninin kentin Kürt ve Alevi kimliğinden kaynaklandığını belirten Kulu, “Zararlı görülen bu durumun tamamen ortadan kaldırılması için yemin edilmiştir. 1938’den sonra soykırım asla durmamıştır. Soykırım sadece fiziki olarak yok etme değildir. Diliniz, kimliğiniz, kültürünüz, ziyaretiniz, dergahınız, ocağınız söndürülmüşse ve siz kendi tarihinizden bihaber başka bir tarihle yaşayan ve övünen hale getirilmişseniz, esas en büyük soykırım budur. Bunu başka şekilde izah etmek mümkün değildir” diye konuştu.

    “KAYBOLAN ÇOCUKLARIN AKIBETLERİ HALA BİLİNMİYOR”

    Halen mezarlarını ve kaybolan çocuklarının akıbetini bilmediklerini söyleyen Kulu, “Bunu anlatmak çok zor. Kelimeler kifayetsiz kalıyor. O günden bugüne baktığımızda coğrafyada bir fiziki soykırım yaşandı ama geride kalanların hiçbiri inancıyla, diliyle, kültürüyle yaşama imkanı bulmadı. Hem kendi içindeki otoasimilasyon hem de devletin asimilasyon sistemi sonucu geriye çok bir şey kalmadı artık. Tarih sayfalarında kalmış gibi bir durumdayız. Belki bizden birkaç jenerasyon sonra tarih kitaplarında sadece bir not olarak kalacağız. Böyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız” dedi.

    Katliama karşı mücadelede etnik, inançsal ve kimliksel değerler konusunda yeterli farkındalık yaratamadıkları için özeleştiride bulunan Kulu, “Eğer kendi aidiyetiniz ile ilgili bir çabanız yoksa, bu sadece bir serzeniş veya anmanın ötesine gitmiyorsa bir nevi değerlerinizden vazgeçmiş oluyorsunuz. Bu oldukça zor ve telafisi mümkün olmayan bir durum” ifadelerini kullandı.

    EŞİNE AZ RASTLANIR BİR KATLİAM

    Dersim Katliamı’nın yakın tarihte çok az örneği bulunduğunu kaydeden Kulu, o dönemde yaşananlara işaret ederek, “Çünkü insanlar mağaralarda zehirli gazlarla öldürüldüler. Artta kalanlar köle anlamında Türk subay ve askerlerine hizmetçi olarak verildiler. Bir coğrafyanın baştan başa bir yıkımla karşı karşıya kaldığını gördük. Ardından üst yapı kurumlarıyla girilen yerde, yatılı bölge okullarıyla tamamen kendi kimliğinden, inancından, yaşamından, toprağından kopmuş başka bir kişilikle var edilen bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık. Halen kendi kimliğinden utanan ve hatta kendisini en hakiki Türk ve hakiki Müslüman sanma noktasına gelenler var. Bu içler acısı bir durum” şeklinde konuştu.

    “DEVLETİN ÖZÜR DİLEMESİNİ BEKLİYORUZ”

    Devletin yüzleşmek bir yana katliam politikalarını farklı metotlarla devam ettirdiğini belirten Musa Kulu, yüzleşmek için öncelikle “soykırım zihniyetinden” kurtulmanın gerekliliğini vurguladı. Katliam ile yüzleşmeyi sağlayabilmek için çalışmalarına devam ettiklerini paylaşan Kulu, “O dönemde idam edilenler ve kaybedilen çocukların, kızların bütün bilgilerinin ailelerine verilmesi ve bunlara ulaşma imkanının sağlanmasını istiyoruz. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması ve bir bütün olarak bu soykırımdan dolayı devletin özür dilemesini bekliyoruz” şeklinde kimi beklentilerini paylaştı.

    HALKIN KUTSALLARI KABUL EDİLMELİ

    Kulu, yüzleşmenin de katliama uğrayan halkın kimliğini ve değerlerini, bir bütün olarak kutsallarını kabul etmesiyle olacağını ifade ederek, “Söz konusu hakların da yasal güvenceye alınarak, uluslararası kamuoyuna açıklanması gerektiğine işaret etti. Bu hakların tartışılacak ya da lütuf gibi sunulacak haklar olmadığını söyleyen Kulu, “Onun için bir korkuya, endişeye kapılmadan; eğer bedelse de bunu ödeyerek tarihini, kültürünü yaşamak ve gelecek nesillere bırakmak gibi bir sorumluluğu var herkesin. Bizi insan yapacak olan şey de budur” dedi.

    AKP, CHP ve MHP’de siyaset yapan Kürtlerin ve Alevilerin durdukları yeri “içler acısı” olarak yorumlayan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, bu siyasetçilerin kendilerine ait talepleri olmadığını, söz konusu partilerin güdümünde, onların sözünü ve siyasetini savunan bir pozisyonda olduklarını ve bunun bile gerçeklikten kopmak anlamına geldiğini söyledi.

    PANDEMİ SÜRECİNDE MEZARLARA SALDIRMAK

    Tüm dünyanın koronavirüs (Covid-19) salgınıyla uğraştığa dikkati çeken Kulu, şunları belirtti:

    “Mezarlarımızın yıkıldığı, kutsallarımızın, ziyaretlerimizin bombalandığı bu sürecin bitmesini, insanlık adına bu utancın son bulmasını istiyoruz. Ölmüş insanların mabetlerini kırmak, dökmek insanlık adına utanç vericidir. Düşünün dünya pandemiyle uğraştığı bir süreçte halen dağların, taşların, mezarlıkların bombalanması, tahrip edilmesi, sokaklarda infazların gerçekleşmesi insanlık adına utanç verici bir şeydir. Bunu reddediyoruz.”   (MA)

  • DAD Eş Başkanı Kulu: Savaşa dur demeliyiz ve sesimizi yükseltmeliyiz-VİDEO

    DAD Eş Başkanı Kulu: Savaşa dur demeliyiz ve sesimizi yükseltmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- Suriye savaşına dair konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, mültecilerin bir savaş kartı olarak kullanılmasının kabul edilemez olduğunu belirterek, “Bu savaşa ve yıkıma karşı bir ses olmalı ve Amerika, Rusya veya Türkiye niye orada?’ diye sorulmalı” dedi.

    Suriye’de savaşın geldiği noktayı değerlendiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Alevi inancında öldürme yoktur diyerek katillerin cemlere alınmadığına işaret etti. Kulu, “Bugün Ortadoğu’da doruğa ulaşan savaştı ve kimin tarafından yapılıyorsa yapılsın insana kıyan hiçbir savaşı asla kabul etmeyiz” dedi.

    “AMERİKA, RUSYA, TÜRKİYE NEDEN SURİYE’DE?”

    “Ortadoğu’da yaşanan kaos, uzun zamandır hazırlanan ve Büyük Ortadoğu Projesi ile günümüze kadar devam eden bir sürecin devamı, Amerika’nın Ortadoğu’yu dizayn etme planıdır” diyen Kulu sözlerine şöyle devam etti:

    “‘Suriye’de kimler var? Amerika, Rusya veya Türkiye niye orada?’ diye sormak gerekiyor. Bugün emperyalist paylaşım savaşında yeni bir boyut yaşanıyor. Bundan kendi ülkesindeki hiçbir soruna çözüm üretmeyen tek adam rejimi ve Cumhur İttifakı sorumludur. Kendi iktidarını biraz daha yaşatma çabasından başka bir şey değildir. Bu nedenle bu halka ve ülkeye karşı sorumlu olan her bir bireyin savaşa karşı durması gerekiyor. Bu bir sorumluluk ve aynı zamanda bir insanı görevdir de. Savaş dünyanın neresinde olursa olsun insanları, kültürleri, inançları ve dilleri tehdit ediyorsa bizim ona karşı bir duruşumuzun olması gerekir. Suriye toprakları içerisinde bugün savaşı sürdüren Türkiye’nin haksız bir konumda olduğu hem uluslararası alanda hem de ülkede yaşayan insanlar tarafından ifade edilir noktaya gelindi.”

    “ÖLÜMÜ DEĞİL YAŞAMI KORUMAK İÇİN SÖZ SÖYLENMELİ”

    “Buradaki en kötü durum, iktidara alternatif ciddi bir muhalefetin olmayışı” diyen Kulu, şunları kaydetti:

    “Suriye ile ilgili tezkere geçerken buna evet diyen muhalefet partileri bu işin sorumlusudur. Bu savaş sürecinde Ortadoğu halkları kaybetmektedir ama en acıklı olan şey, iktidarın tehdit, savaş ve mülteci kartını kullanmasına insanların seyirci kalmasıdır. Bugün insanlık adına en çok utanç verici olan şey, Suriye’de savaştan bir şekilde kaçıp Türkiye’ye sığınan insanların, Avrupa’ya gitme yolunu açılarak  hem denizde hem karada silah olarak kullanılmasıdır. İnsanlık adına utanç vericidir. Ne yazık ki bu ülkedeki siyasi partiler bu politikalara karşı ciddi bir ses olamamışlardır. Herkes bulunduğu yerden bu savaşa ve yıkıma karşı bir ses olmalı ve en yüksek perdeden ifade etmelidir. Savaşın bu ülkedeki yıkımının önüne geçmek için güçlü bir şekilde kendisini ortaya koymak zorundadır. Bizi savaş ve yıkımdan kurtaracak olan, ölümü değil yaşamı korumak için söz söylemek ve bunu da eyleme dönüştürmemiz gerekiyor.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • Dersim’de Xızır cemi bağlandı ve lokmalar paylaştırıldı -VİDEO

    Dersim’de Xızır cemi bağlandı ve lokmalar paylaştırıldı -VİDEO

    PİRHA – Dersim’de bulunan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’nde Xızır Cemi bağlandı, Xızır lokmaları paylaştırıldı.

    Haberin videosu

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’nde Pir Baki Aydın’ın verdiği gülbeng ile Xızır oruçları açıldı.

    Kadınlar, Xızır ayında yapılan qavut lokmaları ve niyazlarını getirerek pirlerden lokma gülbengi aldılar.

    Şıx Çoban Ocağı’ndan Pir Zeynel Kete, Celal Abbas Ocağı’ndan Pir Zeynel Batar, Baba Mansur Ocağı’ndan Baki Aydın ve Ana Fidan Demir’in yürüttüğü cemde, Xızır muhabbeti gerçekleşti, semahlar dönüldü.

    “XIZIR EVRENİN DİLİDİR, EVREN DİLİ KADINA AİTTİR”

    Pir Zeynel Kete, Xızır muhabbetinde “Yolun başı anadır. Xızır’ın bütün özellikleri rıza toplumundaki bütün kadının özellikleridir. Ben inanıyorum ki Xızır’a sonradan sakal takılıp ata bindirilmiştir. Evrenin dili kadına aittir. Xızır, evrenin dilidir. Xızır, kainatı var eden kudret demektir. Xızır’ın aklında iktidar yoktur. İktidar güzelliklerle anılır, anlatılır.

    Pir Zeynel Batar‘ın Kırmancki deyişleriyle semahlar dönülen cemden sonra qavut lokmaları ve niyazlar paylaştırıldı.

    “YOLUMUZU KAYBEDERSEK HİÇBİR ŞEYİMİZ KALMAZ”

    Xızır Cemine ilişkin konuşma yapan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Biz canları meyman ettik, meyman Ali’dir, hepiniz bizim için Ali’siniz. Biz inancımızın, dilimizin, kültürümüzün bitmemesi için bir çaba içindeyiz. İstiyoruz ki evrenin yaradılışından bu yana devam eden inancımız bitmesin. Yolumuz, kültürümüz, hakikatimiz devam etsin. Biz yolumuzu kaybedersek geriye hiçbir şey kalmaz. Biz inancımızı, kültürümüzü yaşatmazsak yok olup gider” diyerek topluma çağrıda bulundu.

    PİRHA/DERSİM

  • 50 yıl aradan sonra ilk kez Düzgün Baba’da Xızır cemi tutuldu – VİDEO

    50 yıl aradan sonra ilk kez Düzgün Baba’da Xızır cemi tutuldu – VİDEO

    PİRHA – Dersim’de 50 yıl aradan sonra Düzgün Baba Cemevi’nde Xızır cemi tutuldu. Bundan sonra her Xızır ayında Düzgün Baba’da cem tutmak istediklerini belirten Aleviler, inançlarını, yollarını gençlere, çocuklara aktarmak için gereken çabayı göstereceklerini kaydettiler. 

    Haberin videosu

    Dersim’in Nazımiye ilçesinde bulunan Düzgün Baba Ziyaretgahı’nda 1970’lerden sonra Xızır cemi tutulmamış.

    Kış şartlarında 50 yılı aşkın bir süre sonra ilk kez Düzgün Baba Cemevi’nde Xızır cemi tutuldu.

    Dersim merkez, Nazımiye ve çevre köylerden yurttaşların yoğun olarak katıldığı Xızır ceminden önce Celal Abbas Ocağı’ndan Zeynel Batar’ın verdiği gülbeng ile çıralar yakıldı.

    Cemevinde yüzlerce yurttaş, Alevi kurum temsilcisi ve ocak evlatlarının katıldığı cem erkanını, Pir Zeynel Batar, Kureyşan Ocağı’ndan Mehmet Ali Akbayır, Selvi Açıkgöz ve Baba Mansur Ocağı’ndan İmam Baki Aydın yürüttü.

    Kırmancki yapılan cemde deyişler okundu, semahlar dönüldü. Xızır muhabbetinin gerçekleştiği cem erkanından sonra pirlerin verdiği gülbeng ile qavut lokmaları ve niyazlar paylaştırıldı.

    POLİS ENGELİ 

    Bu arada saat 13.00’de Xızır cemine gelmek için Nazımiye merkezden yola çıkan yurttaşların önü polis panzerleriyle kesildi. Zırhlı araçlarla yolu kapatan polisin, kitlenin yoğun olmasını gerekçe göstererek “provokasyon olabilir izin veremeyiz” dediği öğrenildi.

    Uzun uğraşlar sonucu yolu açtıran Düzgün Baba Cemevi yönetimi ve yurttaşlar, lokmalarıyla cemevine ulaştı. Yurttaşlar, duruma tepki gösterdiler.

    PİRHA‘ya konuşan yurttaşlar ve kurum temsilcileri, 50 yıl aradan sonra Düzgün Baba’da Xızır ceminin tutulmasının çok değerli olduğunu belirttiler. Bundan sonra her Xızır ayında Düzgün Baba’da cem tutmak istediklerini belirten Aleviler, inançlarını, yollarını gençlere, çocuklara aktarmak için gereken çabayı göstereceklerini ifade ettiler.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Asimilasyon politikası en büyük depremdir-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Asimilasyon politikası en büyük depremdir-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Türkiye’de inkar politikasının en büyük deprem, en büyük darbe olduğunu söyledi. Kulu, “Bu ülkede iktidarı elinde tutanlar, ‘Türk ve İslam değilseniz, yaşama hakkınız yoktur’ diyor. İnsanların malını da, canını da, ganimet olarak gören bir zihniyet asla demokrasiyi getirmez, insan haklarını savunmaz” dedi. 

    Haberin videosu

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Eş Başkanı Musa Kulu, Türkiye’de asimilasyona, kimlikleri yok saymaya ve inkar politikalarına dair Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Musa Kulu, “Türkiye’de sadece yerin altındaki bir deprem gerçeğinden, yerin üstüne yaptığı zarardan değil, bugün Türkiye gerçeği başka bir şekilde devam ediyor. Her gün Türk İslam sentezi dışında kalan, iktidara biat edenlerin dışında kalan bütün halkların, inançların, kimliklerin hepsi her gün bir deprem yaşıyor” dedi.

    “İNKAR POLİTİKASI, EN BÜYÜK DEPREMDİR”

    Yıllardır Alevilere uygulanan asimilasyon ve inkar politikasının en büyük deprem olduğunu belirten Kulu, “Çünkü insanların ruhunu, bedenini, bütün gerçekliğini ortadan kaldırıyorsunuz, geleceğini ortadan kaldırıyorsunuz, esas deprem bu” diye konuştu.

    Kulu sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu ülkede iktidarı elinde tutanlar, ‘Türk ve İslam değilseniz, yaşama hakkınız yoktur.’ İnsanların malını da, canını da, ganimet olarak gören bir zihniyet insan haklarının olduğu bir ülke durumuna gelmemize engeldir. İşte bütün insanların kendi vicdanlarına dokunarak, esas insanın ruhunu, bedenini, kimliğini, inancını param parça eden, yok sayan, bu zulüm ne hakk zihniyete karşı sözünü söylemesi gerekiyor. Doğru olan duruş bu. İnsan olmanın gereği de budur.”

    ’HERKES KENDİ DİLİYLE, İNANCIYLA GÜZELDİR’’

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Eş Başkanı Musa Kulu, cemevlerinin ibadethane statüsüne de değinerek, “Dünyanın her yerinde herkes kendi diliyle, inancıyla güzeldir. Düşünün bu ülkenin Diyanet İşleri Başkanı veyahut bir siyasi partinin başkanı, ‘Cemevleri ibadet evi değildir, İslam’da böyle bir şey yoktur’ diyebiliyor. Bizim inancımızı da, yaşamamızı da, ibadetimizi de tarif etmeye kalkanlar aslında Tanrı’ya,  Allah’a kendi inançlarından dolayı söylüyorum şirk koşuyorlar. Siz Hakkı çağıran dili, Hakk tarafından bahşedilen bir inancı, bir kültürü, bir ibadeti onun dilini yasaklarsanız siz Hakkı yok etmiş olursunuz, hakkaniyeti yok etmiş olursunuz, hakikati öldürmüş olursunuz. Bundan daha büyük deprem yoktur, esas deprem budur aslında. İnsanların beynini, ruhunu, kimliğini, parçalamaktır, onu yok saymaktır” ifadelerini kullandı.

    ‘’ALEVİLERİN ELİNE KURAN VERMEK, İNANCIMIZA YAPILAN EN BÜYÜK DARBEDİR’’

    Diyanet İşleri Başkanı’nın Alevi olduğunu söyleyenlerin eline Kuran’ı vermesinin aslında Alevi inancına, kültürüne yapılan en büyük darbe ve büyük deprem olduğunu belirterek, “Bu şekilde en büyük darbeyi, depremi yaşıyoruz biz” diye ekledi.

    Kulu, Diyanet’in yaptığı bu davranışın sömürgeci zihniyet olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:

    “Hani o meşhur bir söz var. Afrikalının biri diyor ki, ‘beyazlar bizim ülkemize gelmeden önce bizim toprağımız, suyumuz, dilimiz, kültürümüz her şeyimiz vardı. Beyazlar İncil’i elimize verdiler, bizim olan her şeyi aldılar. Bu bir sömürgeci zihniyetidir, bu diğer halkları ve toplumları yok etme zihniyetidir, bu misyoner zihniyetidir, asla insana, hakkaniyete, hakka uygun bir şey değildir. Bunu da kabul etmemiz asla mümkün değil, bunun da böyle bilinmesini istiyoruz. Bizler bu toplumun bir parçası olarak, bu yolun Hakk yol Aleviliğin birer bireyi olarak en son nefesimize kadar, kendi hakikatimizden, kendi inancımızdan, kültürümüzden, dilimizden, kimliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü biz, ‘Hakkın emir rızasıyla bu yaşamı sürdürüyoruz herkesi Hakk olarak biliyoruz bu evreni de dokunduğumuz, tasavvur ettiğimiz, hayal ettiğimiz her şey Hakkın ifadesidir. Ve insan bunun en güzel ifadesidir, en güzel cemalidir. Onun için eğer bu cemale Hakk’a layık olmak istiyorsak hakikatimizle, kendimize ait olan inancımızdan, kültürümüzden,  dilimizden ve kimliğimizden asla vazgeçmememiz gerekiyor.”

    ’HAKİKATİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ’’

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Eş Başkanı Musa Kulu, “Şartlar ne olursa, olsun sözümüzü söylemekten asla imtina etmeden, hakikatin yanında, hakikatin sözcüsü olmaya devam edeceğiz. Bizim sorumluluğumuz, görevimiz hem bu evrene, hem de Hakka karşı bir sorumluluktur, bunun böyle bilinmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Dad Eş Genel Başkanı Kulu: Diyanet her gün haram lokma yiyor-VİDEO

    Dad Eş Genel Başkanı Kulu: Diyanet her gün haram lokma yiyor-VİDEO

    PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu katıldığı etkinlikte yaptığı konuşmada,”Hiçbir insan, mevki ve makam, bir başkasının inancını dilini, kültürünü tarif etme hakkına sahip değildir. Hak ve hakikatin savunucuları hakkını en üst seviyede savunmalıdır” dedi.

    Haberin videosu;

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesinde, Kete ve İncesu ailesinin lokmaları paylandı.

    Şeyh Çoban Ocağı evladı İbrahim Kete’nin  gulbang okumasıyla başlayan etkinliğe, HDP Adana milletvekili Tülay Hatimoğulları, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sıra yurttaşlar yoğun katılım gösterdi.

    DAD Adana Şube Eş başkanı Şeyh Çoban Ocağı evladı Zeynel Kete’nin kısa konuşmasının ardından, DAD Eş Genel Başkan Musa Kulu, sürece dair değerlendirmeler yaptı.

    “DİYANET HER GÜN HARAM LOKMA YİYOR”

    Kulu, “Zulüm Aleviler ve mazlumlar için devam ediyor. Bu coğrafyada kim yaşıyorsa iktidar onu tarif etmeye çalışıyor” diyerek şunları söyledi;

    “Hiçbir insan, mevki ve makam, bir başkasının inancını, dilini, kültürünü tarif etme hakkına sahip değildir. Ama yaşadığımız ülkede cumhurbaşkanından diyanet işleri başkanlığına kadar inancımızı ve ibadet yerimize karar vermeye çalışıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Hakkın böyle bir rızası da yoktur. Cemevi bizim ibadethanemizdir. Birisi bunu böyle değildir deyip camiyi, kiliseyi yada sinagogu tarif etmesini asla kabul etmiyoruz. Ayrıca bizim bu topraklarda yaşadığımızı onlarda, tarih de insanlıkta biliyor. Biz bu ülkede vergi veriyoruz; imam hatip liselerine, ilahiyat fakültelerine, caminin elektriğine, suyuna, diyanetin 140 bin personeline gidiyor. Biz hakkımızı asla onlara helal etmiyoruz. Onlar gün haram lokma yiyor.”

    Elazığ’da yaşanan depreme de değinen Kulu, “Depremi siyasi rant haline getirenler ve televizyonlarda tartışanlar ama hiçbir önlem almayanlar da yardım dağıtırken ayrım yapan zihniyete de hakkımızı helal etmiyoruz” diyerek,  “hak ve hakikatin savunucuları hakkını en üst seviyede savunmalıdır” dedi.

    “DEMOKRASİ, EŞİTLİK HERKESE OLMALI”

    Kulu, Madımak Katliamı hükümlüsünün affedilmesinin kabul edilemez olduğunu ve bu kararı vererek birilerine mesaj verildiğini belirterek “Biz biliyoruz ki siyasi düşüncelerinden dolayı ölümle yüz yüze olan binlerce insan var. Eğer haksa demokrasiyse, eşitlikse, adaletse, bunların hepsi için olması gerekiyor” dedi.

    Kulu’nun konuşmasının ardından Mehmet Seyidalioğlu Xızır ayına ve orucuna ilişkin bilgilendirme yaptıktan sonra etkinlik sona erdi.

    Diren KESER/ADANA

  • Musa Kulu: İktidar depremle yüzleşip, vatandaşlara eşit yaklaşmalı-VİDEO

    Musa Kulu: İktidar depremle yüzleşip, vatandaşlara eşit yaklaşmalı-VİDEO

    PİRHA – DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, bu ülkenin deprem gerçekliği ile yüzleşmesi ve inancı, mezhebi, kimliği ne olursa olsun bütün vatandaşlara eşit yaklaşması gerektiğini söyledi. Kulu, “Depremden zarar gören herkesin yanındayız” dedi. 

    Haberin videosu

    Elazığ’da yaşanan 6.8 büyüklüğündeki depremin ardından onlarca insan hayatını kaybederken binlerce insan yaralandı ve çok sayıda ev yıkılıp, hasar gördü.

    Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı Musa Kulu, depremden sonra yaşananları PİRHA’ya değerlendirdi. Türkiye’nin bir deprem gerçeğinin olduğunun altını çizen Kulu, devletin eskiden olduğu gibi yurttaşın hiçbir derdine derman olmadığını depremde de aynı acizliği yaşadığını söyledi.

    ‘Her şeyi devletten beklemeyin’ diyen yöneticilerin sözlerini hatırlatan Kulu, Anayasal olarak devletin yurttaşlara karşı sorumluluğu olduğunu vurguladı. Kulu, “Bunlardan biri de afet de zorda yanımızda olmasıdır. Ama görünen o ki Elazığ Sivrice’de olan Malatya’yı da kapsayan ciddi anlamda yıkıma yol açan depremde karşılaştığımız manzara şu. Herkes bu yıkımdan, depremde yaşanan acıdan siyaset devşirmeye başladı” dedi.

    Devletin bu yıkımın önüne geçmek için herhangi bir tedbir almadığını belirten Musa Kulu, DAD olarak Alevi heyetiyle birlikte deprem bölgesinde ziyaretlerde bulunduklarını, gerekli acil ihtiyaçların giderilmesi için yardım kampanyalarının başlatıldığını söyledi.

    “ÜLKENİN DEPREM GERÇEĞİ ORTADA”

    Kulu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bununla ilgili elimizden gelen en üst noktada yardımlarımızı sürdüreceğiz. Bu ülkeyi yönetenler, yıllardır on yıllardır hatta cumhuriyetin kuruluşundan beri sadece bir deprem, bir felaket olduğu zaman suçu bir başkasının üstüne atıyorlar. Oysa bu ülkede ve bütün dünyada olması gereken şey şu: İnsanların, insan olmaktan kaynaklı hakları var. Barınma, sağlık ve afetlerden en üst noktada desteklenmesi, tedbirlerin önceden alınması gerekiyor. Gördüğümüz ve yaşadığımız şey bu değil. Felaket geldiği zaman bir ziyaret yapılıyor. Sonra herkes acılarıyla müteahhitlerin insafına bırakılıyor. Oysa hakikat başka şekilde akıyor. Siz eğer toprağın, ağacın canını acıtırsanız, bu toprağın, bu taşın sahibi gibi görürseniz kendinizi oradan size yaşam hakkı tanımaz. Aslında bu hakikati görmemiz gerekir, bu hakikatle yüzleşmemiz gerekir. Ülkenin bir deprem gerçeği ortada.”

    “ZARAR GÖREN HERKESİN YANINDAYIZ”

    Japonya’da her gün aynı derecede depremlerin yaşandığını hatırlatan Kulu, “Orada insanların parmağı da kanamıyor, hiç can kaybı da olmuyor. Bizim gibi ülkelerde, geri bırakılmış ve biat toplumu haline getirilmiş, adına kader denmiş, kendi saltanatını sürdüren iktidarların yaşadığı ülkelerde bu felaketler yaşanıyor. Yani Afganistan’da, Türkiye’de, İran veya Afrika gibi ülkelerde yaşanıyor. Bu felaketlerin başka bir ülkede yaşandığını görmedik” dedi.

    Kulu, bu ülkenin kendi deprem gerçekliği ile yüzleşmesi ve bütün vatandaşlara eşit yaklaşması gerektiğini belirterek, Elazığ ve Malatya’da yaşanan depremde zarar gören herkesin yanlarında olacaklarını belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Demokratik Alevi Derneği’nin yeni eş başkanları seçildi – VİDEO

    Demokratik Alevi Derneği’nin yeni eş başkanları seçildi – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Genel Merkezi 3. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Yapılan kurulda eş başkanlığa Musa Kulu ve Saime Topçu seçildi.

    Haberin Videosu

    Demokratik Alevi Derneği Genel Merkezi(DAD) 3. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Dersim’de yapılan genel kurula Alevi Pirleri ve Anaları, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, siyasi parti ve kurum temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Çerağ uyandırılması ve gülbeng verilmesiyle başlayan genel kurul, yapılan dar duruşundan sonra divan oluşturularak faaliyet raporları okundu.

    Genel kurulda, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, İHD Dersim Şubesi’den Gürbüz Solmaz, Ana Menşure Doğan kısa birer konuşma yaptı.

    Yapılan konuşmalarda devlet baskısına, asimilasyon politikalarına ve tacizlerin sistematik oluşu ile günlerdir kayıp olan Gülistan Doku’nun bulunamamasına değinildi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Alevi inanç yerlerine sahip çıkacaklarını, hak ve hakikat yolunun saptırılmaına müsade etmeyeceklerini vurguladı.

    Özen, Alevilerinin tek başlarına kurtuluşlarının olmayacağını belirterek musahip kurumlarla birlikte mücadele edilmesi gerektiğini kaydetti.

    İHD Dersim Şubesi’den Gürbüz Solmaz da son zamanlarda yaşanan tacizlere değindi. Bu konuda toplumsal tepkinin verilmesi gerektiğine vurgu yapan Solmaz, cemevleri ve kutsal mekanlar üzerinde bir çeteleşmenin yaşandığını söyledi.

    “İNANCIMIZIN YAŞAMASI ANALARIMIZIN HAKİKAT İLE BULUŞMASIYLA MÜMKÜN”

    Eş Başkan seçilen Saime Topçu, yaptığı konuşmada, kadın hareketinin önemine vurgu yaparak yeniden ayağa kalkması gerektiğini söyledi. Topçu, ‘İnancımız, kültürümüzün, dilimizin yaşaması için analarımızın tekrar hakikati ile buluşmasıyla mümkündür”ifadelerini kullandı.

    Diğer eş başkan Musa Kulu da yolun esas olduğunu söyledi. Yol kaybedildiğinde herşeyimizi kaybedeceğimizi söyleyen Kulu, “Aleviliği İslam’ın içinde yada dışında tartışmak yada Hristiyanlığın yada Museviliğin bir yapısı gibi tartışmak Aleviliği bilmemektir. Kalo beladan beri sesi söze çevirdiği günden itibaren doğal inançı evrenle olan ikrarı üzerine gelmiştir” dedi.

    Alevilikte rızalığın önemli olduğunu söyleyen Kulu, Alevilerin doğada olan herşeye ikrar verdiğini, eskiden annelerin sabah doğan güneşle birlikte yaptığı duayı hatırlattı.

    Kulu, birlikte mücadeleye vurgu yaparak konuşmasını bitirdi.

    Konuşmaların ardından yapılan genel kurulda DAD’ın yeni eş başkanları Musa Kulu ve Saime Topçu oldu. PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Dersim, Maraş, Roboski’de ve her yerde acılarımızı ortaklaştırmalıyız’-VİDEO

    ‘Dersim, Maraş, Roboski’de ve her yerde acılarımızı ortaklaştırmalıyız’-VİDEO

    PİRHA – Halklara yönelik katliamlara ilişkin PİRHA’ya konuşan DAD Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, “Sivas, Çorum, Maraş, Roboski, Dersim ve bütün katliamlarda acılarımızı ortaklaştırmalıyız” ifadelerini kullandı.

    Haberin Videosu

    Halklara yönelik katliamlara ilişkin PİRHA’ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, “Öncelikle hak ve hakikatin ölümle karşı karşıya geldiği bir topraktayız bundan 41 yıl önce bir hakikat bir halk öldürüldü inancından, kültüründen dilinden dolayı insanlar katledildi. Anne karnındaki çocuklar öldürüldü. 80 li yaşlara geçmiş kadınlar katledildiği bir yer elbette iktidarların zulüm yağdırdığı bir yerde mazlum ve kendisinden olmayan hiçbirini yaşam hakkı tanımamış sistem böyle çalışıyor” diyerek egemen güçlerin toplumlar üzerinde yarattığı politikalardan söz etti.

    Alevilere, Kürtlere ve bir bütün ötekileştirilenlere yapılan imha ve inkar politikalarına dikkat çeken Kulu, “Geçmişte Ortaca’da yaşanan Bir zulümdür Sivas’ta, Malatya’da, Maraş’ta, Çorum’da yaşanan katliamdır, zulümdür. Roboski’de çocukların katledilmesi ve Dersim’de yaşanan katliamdır, zulümdür. Biz acılarımızı da sevinçlerimiz de ortaklaştıramıyoruz. Dar dünya kurmuşuz onun dışına çıkamıyoruz. Her birimizin bu katliamlara, zulme karşı tek ses olabilmek için vicdanlarına dokunmamız lazım. Bu ülkeyi yönetenlerin de bu soruyu sorması lazım kendine” diye konuştu.

    “ACILAR, TÜM İNSANLIĞIN ACISIDIR”

    İnsanlığı barış içerisinde yaşamasının önünde engelin iktidar duygusu olduğunu belirten Kulu, şöyle devam etti:

    “Katlederek, yakarak, bombalayarak yok edemezsiniz. Böyle bir dünya mümkün olmadı olmayacak. Herkes kendini gözden geçirmeli. Herkesin kendi dili, inancı, kültürüyle yaşamaları mümkündür. Bunu zulme dönüştüren neydi. Zulme dönüştürenler ne umdu ne buldu. Böyle bir yüzleşme gerekli. Sadece zulmü yaşayanlar değil, acılar tüm insanlığın acısıdır. Tarih boyunca insanlık mutlu olamadı. Bu evrenin tüm canlılara ait olduğunu kabul edersek savaşları, zulümleri yaşamayacağız.

    Savaşı yaşatan iktidar duygusudur, benliktir. Yenilmesi gereken şey budur.”

    “HAK VE HAKİKAT ARAYIŞINDAN VAZGEÇMEMEK GEREKİYOR”

    Her sene Maraş’ta anma yapmak tekrarın ötesine geçmez. Katliamın gerçekleştiği mahallede katliamı yaşayan insanlar, perdesini dahi açıp bakamıyorsa bizim kendimizi sorgulamamız lazım. Bu toplum bu durumu nasıl kabullendi. Sorgulamamız gereken en önemli konulardan biri bu.

    Hüseyin’in Yezide karşı duruşu, Hallacı Mansur’un Bağdat’taki duruşu, Pir Sultan’ın duruşu vardı. Bu topraklarda Hak ve hakikat arayışı içinde olan devrimci demokrat aydın insanların bir duruşu vardı.

    Yeniden kendimizi sorgulayarak bu Hak ve hakikat arayışından vazgeçmemek ve sözü gereken yerde söylemek gerekiyor. Söylediklerimizi masa başında söylememizin hiçbir önemi yoktur.

    Cebrail ARSLAN-Hüseyin YAŞAR / MARAŞ

  • Temelli: Muharrem yası vicdanlara adalet çağrısıdır – VİDEO

    Temelli: Muharrem yası vicdanlara adalet çağrısıdır – VİDEO

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi (HDP) “Kayyım, Demokratik Anayasa, Yargı Paketi ve Demokrasi İttifakı” başlıkları dahilinde Demokratik Alevi Derneği’ni ziyaret etti.

    Haberin videosu

    HDP, belediyelere atanan kayyımlar başta olmak üzere “Yargı Paketi, Demokrasi İttifakı ve Demokratik Anayasa” kapsamında başlattığı görüşmelere devam ediyor.

    HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli başkanlığındaki heyet Demokratik Alevi Derneği’ni (DAD) ziyaret etti.

    HDP heyetini DAD Eş Başkanı Musa Kulu ile dernek yöneticileri karşıladı. Kulu, ziyaretten ötürü memnuniyetlerini dile getirerek, “Anayasa çabası olan her siyasi yapı bizim için değerlidir” dedi.

    “DARBE ANAYASALARINDAN KURTULMALIYIZ”

    Musa Kulu ayrıca, “Sonsuza kadar süren bir baskı rejiminin hayat bulamayacağı kesindir” diyerek şunları ekledi:

    “Tam da insanların bir çıkış aradığı dönemde, halkların bir arada, kardeşçe yaşadığı, herkesin kendi inancı ve kimliği ile eşit yurttaşlık temelinde ve yeni bir anayasa ile nefes alabileceği dönemi yaşıyoruz. O sebeple ziyaretinizi anlamlı buluyoruz. Ülkenin aydınları, sivil toplum örgütleri, demokratları bu ülkenin kaderi ile ilgili bir şey söyleyecekler ise o gün bugündür. 72 millete aynı nazardan bakan bir inancın sahibiyiz. Bizim toplumsal yasamız ‘Rızalık Yasası’dır. Bu ülkede halkların kardeşçe yaşayabileceği bir gelecek istiyorsak eğer mutlaka darbe anayasalarından ve tekçi zihniyetten kurtulmalıyız.”

    “KAYYIMLAR YÖNETEMEME ANLAYIŞININ TEZAHÜRÜDÜR”

    HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ise “Demokrasi zemininde ortaklaşmayı amaçlayan bir program yürütüyoruz” diyerek şunları söyledi:

    “Demokrasi ittifakı diyerek yola çıktık. Bütün yapılara bütün kurum kuruluşlara çağrıda bulunuyoruz. Bu Türkiye’nin sorunlarına acil üretim sağlayabilecek bir demokrasi zemini var etme meselesidir. Anayasa da bu çalışmaların en büyük odağını oluşturmaktadır. Çünkü birçok toplumsal kesim kendisini anayasada bulamamaktadır. Aslında Türkiye 12 Eylül’den bugüne dek aynı ızdırabı yaşamaktadır. Bu mirasa sahip çıkanlar bugün tekçi anlayışlarını Türkiye’ye dayatmaya devam ediyorlar. İşte buna karşı tüm toplumsal kesimler yan yana gelerek çoğulcu demokratik bir ülke için bir anayasa sürecinde buluşmaları gerekiyor. Bir anayasa strateji dosyamız var. Bu metnimiz üzerinde herkesi düşünmeye ve inisiyatif almaya, katkı sunmaya davet ediyoruz. Tüm bunlarla birlikte çok ciddi anlamda büyük mağduriyetlerin açığa çıktığı bir iklimi yaşamaktayız. Kaldı ki iktidar bu konuda yargı reformunu önümüze getirdi ve sonra adeta bunu unutmaya çalışmaktadır.

    Bir tür siyasi, sivil darbe ile karşı karşıya kaldık. Kayyumların atanması bu ülkede yönetememe tekçi zihniyetin tezahüründen başka bir şey değildir. Yerel demokrasiye katlanamaz hale gelmişlerdir. Kürt halkının iradesini yok saymaya devam ediyorlar. Siyaset dışı her türlü yönteme başvurmaya devam ediyorlar. Kürt düşmanlığını derinleştirmeye kararlı görünüyorlar. Türkler Kürtsüz, Kürtler ise Türksüz olamaz. Kürtlerle barışmadan bu ülkeye huzur demokrasi gelmez.

    “HALEN İHA, SİHA ALMA PEŞİNDELER”

    Savaş politikaları ve düşmanlık söylemleri ile siyasetin var edilemeyeceğini biliyoruz. Aslında iktidar bugün siyasetsiz kalmıştır. O yüzden de halklara zülüm ve şiddetten başka bir şey veremez hale gelmiştir. Toplumun tüm kaynaklarını savaşa aktaran bu iktidar hala oradan buradan uçak alma, İHA-SİHA üretme peşindedir. Bu kayyım aklından ülkeyi bir an önce kurtarmak zorundayız. Kayyım demek tüm bu söylediklerimizin, yolsuzluğun teşhiridir.”

    “MUHARREM YASI VİCDANLARA ÇAĞRIDIR”

    Özellikle Alevi toplumunun talepleri demokrasi mücadelesinde buluşmaktan geçiyor. Eşit yurttaşlık temelinde bir anayasa bu açıdan çok önemli bir başlığı ifade etmektedir. Ülkede yaşayan Aleviler, ortaya koymuş oldukları fikirleri ile Türkiye toplumunu bir arada tutan anlayıştır. O yüzden de Alevi toplumunun talepleri aslında hepimiz için çok önemli bir çağrıyı ifade etmektedir.

    Cumartesi günü Muharrem yası başlıyor. Muharrem yası tüm vicdanlara her sene yeniden büyük bir çağrıdır. Bu Muharrem yasında da çağrımızı yenileyeceğimize inanıyorum. Bu vicdan çağrısı ayrıca bir adalet çağrısıdır. Barış içinde yaşama davettir.”

    Ziyaret sonrasında DAD Eş Başkanı Musa Kulu, hazırladıkları “Yasa, Yaşam ve Anayasa üzerine” adlı çalışma metnini Sezai Temelli’ye sundu.

    PİRHA / ANKARA

     

  • ‘Cebrail Arslan’a yapılan sindirme politikasını kabul etmiyoruz’-VİDEO

    ‘Cebrail Arslan’a yapılan sindirme politikasını kabul etmiyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Ajansımız muhabirlerinden Cebrail Arslan’ın gözaltına alınmasına DAD Genel Merkezi’nden tepki geldi. İlgili açıklamada, “Yapılan baskı; ülkenin kaderi haline getirilmeye çalışılıyor. Üyemiz ve basın emekçimiz Arslan’a yapılan sindirme politikasını kabul etmiyoruz” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, ajansımız muhabiri aynı zamanda DAD Mamak Şube ve Ana Fatma Cemevi yöneticilerinden olan Cebrail Arslan’ın gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Kulu, “Her gün ülkemizde yeni bir şey yaşanıyor. Bugün Ankara’da yapılan operasyonda Ankara Ana Fatma Cemevi ve Derneği’nin yöneticisi Cebrail Arslan gözaltına alındı. Yaşanan, aslında ülkenin kaderi haline getirilmeye çalışılıyor. Yaşamının içerisinde kendisine söz söylenme imkanı verilmiyor. Bu durumu kabul etmediğimizi, takipçisi olacağımızı belirtiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ARSLAN DERHAL SERBEST BIRAKILSIN”

    “Üyemiz ve yöneticimiz, aynı zamanda Alevi basın emekçisi Cebrail Arslan’a sindirme politikasını kabul etmiyoruz. Arslan derhal serbest bırakılsın” çağrısında bulunan Kulu, şöyle devam etti:

    “Tek adam rejimi, herkesin suçlu olduğunu ve susturulması gerektiğini noktasına geldi. Bu ülkede demokrasinin donma noktasına geldiği ve tüm muhaliflerin bu duruma getirileceği belli ediliyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • Kulu: Umarım taraflar yan yana gelir ve haklar teslim edilir-VİDEO

    Kulu: Umarım taraflar yan yana gelir ve haklar teslim edilir-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Musa Kulu, son bulan açlık grevlerine dair PİRHA’ya konuştu. Kulu, “Hak ve hakikat arayışları dünyanın neresinde olursa olsun bizim için özeldir. Umarım taraflar yan yana gelir, farklı kimliklerin hakkı, hukuku teslim edilip demokrasi ve özgürlüğe kavuşulur” dedi.

    Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı Leyla Güven ile cezaevlerinde mahpusların sürdürdüğü açlık grevleri 200. günde son buldu. “Süreç oldukça sancılı ve sıkıntılı geçti” diyen DAD Eş Başkanı Musa Kulu, ülkede ‘tek adam rejiminin’ hakim olduğunu ve her gün biraz daha erimeye gidildiğini ifade etti.

    Kulu, “İktidarı elinde tutanların yaklaşımı ve kurguları bu kadim topraklarda yaşayan halkların, inanışların ve farklılıkların inkârı üzerinedir” diyerek şunları söyledi:

    “Üzülerek söylemek gerekirse bu süreçte sekiz canın kaybedilmesi oldukça yaralayıcı bir durum oldu. Tekçilik, ötekilere yaşam hakkı tanımayan bir yaklaşımdır. Ve bu tekçilik anlayışı halkların inançsal etnik, kimliksel var olma nedenlerini ortadan kaldıramayacaktır. Onun için eşit yurttaşlık hakkından kendi yasalarını bile bir kenara koyup, anayasalarını dahi yok sayarak İmralı’da Sayın Öcalan’a yapılan tecrit, insani anlamda bir bütün olarak hem anayasa hem de uluslararası sözleşmelerde asla kabul görmeyen bir durumdur.”

    “TECRİD BÜYÜK ÖLÇÜDE KIRILDI”

    “Açlık grevlerinin bitmesi, tecridin büyük ölçüde kırılması anlamına gelmektedir. Hak ve hakikat arayışları dünyanın neresinde; rengi, mezhebi, ırkı ne olursa olsun bizim için özeldir. Kabemiz insandır. İnsan olmak bizim için esas olandır. Kime karşı yapılırsa yapılsın, tecrit politikası ve onun canına, kimliğine kasteden bir yaklaşım asla kabul edilemez. Umarım bu kadar cana, emeğe mal olup kısmi de olsa tecridin son bulması gelecek günlerde barışa, çözüme ve ortak vatanda eşit yurttaşlık haklarının teslim edildiği, herkesin kendi inancıyla, kimliği ile diliyle, kültürüyle yaşadığı ülke özlemine dönüşür. Umarım farklı kimliklerden insanların her biri, kendisi gibi yaşama imkanı bulur. Ve bu kadim topraklar insanlığın ayağa kalktığı, her rengin, her dilin, her sözün söylenebildiği bir çiçek bahçesine dönüşür.”

    “CANINI ÖLÜME YATIRAN CANLARI SAYGIYLA ANIYORUZ”

    Kulu, açlık grevlerinin sonlanması ardından tarafların yan yana gelmesini umduğunu belirterek, “Geçici söylenmiş sözlerle veyahut günü kurtarmak için yapılmış bir çalışma, geleceği kurmaya yetmeyecektir” dedi ve şunları ekledi:

    “Esas olan şey şudur; tekrar bu tür sorun ve hukuksuzlukların yaşanmaması için herkesin ortak vatanda, sevgiyle, aşkla yan yana yaşayacağı günleri yakalamak için bir çabanın içinde olmak gerekir. Yoksa geçici söylenmiş sözlerle veyahut günü kurtarmak için yapılmış bir çalışma, geleceği kurmaya yetmeyecektir. Belki bunlar çıkartılacak en büyük derstir. Eğer toplum kenetlenirse, hakkı ve hakikati ararsa, bunun için direncini, gücünü seferber ederse ve bu ülkede yaşayan bütün halklar da bunu bir sevgi bağı içerisinde herkesin hakkını teslim etme cesaret ve ferasetini gösterirse bir arada yaşama özlemi bitecek diye düşünüyorum. Barışın, kardeşliğin, özgürlüğün ve huzurun olabilmesi için devletin, hakikati gerçeğe dönüştürmek gibi bir sorumluluğu var. Umarım taraflar yan yana gelir, tartışarak bu ülkede Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, Sünnilerin, Arapların ve farklı olanların hakkını hukukunu teslim ederek demokrasi ve özgürlüğün yaşandığı, herkesin kol kola kendi türküleriyle halaya durduğu bir ülke olur inancını taşıyoruz. Bu konuda emek veren, canını ölüme yatıran canları saygıyla anıyoruz. Ve açlık grevi sürecinde bedenini ortaya koyan ve şimdi sağlıklarının büyük bir kısmını belki kaybedecek olan canlarımıza da şifalar diliyorum. Umarım tekrar sağlıklarına kavuşur, biz de onlarla halklar mücadelesinde yan yana yürüme imkânı buluruz.”

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN/ANKARA

  • Dersim’de Ana Fatma Vali Tuncay Sonel Köprüsü’ne tepki-VİDEO

    Dersim’de Ana Fatma Vali Tuncay Sonel Köprüsü’ne tepki-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri(DAD), Ana Fatma Ziyaretgahı mevkiine yapılan Ana Fatma Vali Tuncay Sonel Köprüsü’ne ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, köprüye verilen ismin Alevi inancında bir yeri olmadığı belirtilerek köprünün isminin değiştirilmesi talep edildi.

    DAD, Ana Fatma Ziyaretgahı’nda Babaocağı Köyü’ne bağlanan Ana Fatma Vali Tuncay Sonel Köprüsü’ne ilişkin ziyaretgahta basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya HDP, SMF, Partizan, EMEP ve HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir katılım gösterdi. Ana Fatma Ziyaretgahı’nda niyazlaşıp çılalar yakıldıktan sonra köprüye geçilerek açıklama yapıldı.

    “İNANCIMIZ BU DURUMU KABUL ETMEZ”

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu, “En kutsalımız kubbe-i rahmanda mürşidi kamil olarak kabul ettiğimiz ziyaretimizin önündeyiz. Elbette bu şehirde yapılacak imar işi olabilir. Ama biliyoruz ki bu köprüye Ana Fatma ismini veren yada bu düşüncede olan Tuncay Sonel ismindeki vali, Ana Fatma’nın bu toprakların kutsalı olduğunu bilir. bir kutsalımız ayakların basıldığı yerde bir isim olarak verilmesini inancımız kabul etmez. Kızılbaş inancının mürşid-i kamili olan, doğum kapısı olan bir kutsalımızın bir köprüye isim olarak kabul etmediğimiz için buradayız. Burayı yapanlar valiyse vali kendi ismini verebilirdi, köyün ismini de verebilirdi. Hatta bizim topraklarımızla hiç ilgisi olmayan bir isim de verebilirdi” ifadelerini kullandı.

    “Harde Dewreş denilen bu topraklarda birçok ziyaretgahımız ve nişangahımız var. İnancımızın var olma sebebi ve nişangaesi olan hiçbir kutsalımızın bir sanayi üretimi olan herhangi bir şeye verilmesini kabul etmediğimizi duyurmak için buradayız” diyerek tepkisini dile getiren Kulu, şöyle devam etti:

    “Çılalarımızı yaktık; çılalarımız aydınlık anlamını taşır. Biz hak olarak bildiğimiz kutsallarımızın bir köprüye yada bir binaya verilmesini asla kabul etmiyoruz. Bu işi yapanların duymasını anlamasını istiyoruz. Talebimiz çok net; Ana Fatma isminin bu köprüden kaldırılmasıdır.

    Kulu, önümüzdeki süreçte konuya ilişkin bir gelişme olmadığı takdirde yasal yollara başvurulacağını belirterek sözlerini tamamladı.

    “BU YANLIŞTAN DÖNÜLMESİ GEREKİYOR”

    Ana Fatma Ziyaretgahı’nın önemine değinen HDP üyesi Nurşat Yeşil, “Ana Fatma, Dersim’de kadın ziyaretgahlarımızdandır. Bizim için önemli bir yeri vardır. İnsanların dileklerini diledikleri, niyazlarını pay ettikleri bir yer. Bir köprüye isminin verilmiş olması da yaklaşık bir aydır olan bir durum. Bizim Dersimliler olarak fark edememiş yada önemsememiş olması çok acı bir şey. Bundan sonra mücadelemiz devam edecek. Öncelikle bu ismi verenlerden Ana Fatma isminin oradan kaldırılmasını talep ediyoruz. Diğer ismin biraz daha kabul görmesi için yapılmış bir şey olarak düşünüyorum; doğru bir şey değil. Umarım bu yanlıştan dönerler en kısa zamanda. Kutsallarımızın yerleri bellidir” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM