PİRHA- Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, CHP’deki “mutlak butlan” kararını değerlendirdi. Yaşananların iktidardan bağımsız okunamayacağını vurgulayan Sazcı, “Alevi nefretine sürükleyen bir sürecin adımları atıldı. Alevi kurumlarının yaşanabilecek herhangi bir tehlikeye veya olabilecek provokasyonların önüne geçmek için hazır olmalı” dedi.
CHP’de yaşanan ‘Mutlak Butlan’ krizi derinleşerek devam ediyor. 900’e yakın delege ‘Kurultay yapılsın’ imzası verirken, krizden çıkış için görüşmeler sürüyor.
‘Mutlak Butlan’ kararı sonrası CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu’na tepkiler yükselirken, Kılıçdaroğlu’nun etnik ve inançsal kimliği üzerinden nefret suçu işleniyor.
“ENDİŞE DUYUYORUZ”
Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, CHP’de yaşananlara ve nefret söylemine dair ajansımıza konuştu.
Yaşananların iktidardan bağımsız okunamayacağını vurgulayan Sazcı, “Alevi nefretine sürükleyen bir sürecin adımları atıldı. Bugün Twitter’a girdiğimiz andan itibaren dahi bize evimizin kapısına çarpı işareti atılmış gibi hissettiriyor. Aleviler olarak Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi’de yaşadığımız süreçleri sosyal medyadan hisseder hale geldik” dedi.
“İKTİDAR HEM MUHALEFETİN HEMDE KENDİ TOPLUMSAL TABANINI ALEVİ DÜŞMANLIĞI İLE BESLİYOR”
İktidarın hem karşıtı olan muhalefeti hem de kendi toplumsal tabanını Alevi düşmanlığı ile beslediğini belirten Sazcı, “Dolayısıyla gündemleri birbirinden bağımsız okumamak lazım ve bunun için nasıl bir mücadele örgütlemeli ya da nasıl bir eylem planı nasıl harekete geçme mevzusu çok önemli. Alevi kurumlarının yaşanabilecek herhangi bir tehlikeye veya olabilecek provokasyonların önüne geçmek için hazır olması bu gibi sorunların önüne geçmesi ve örgütlü gücünü göstermesi gerekiyor. Çünkü Alevi Bektaşilerin buna ihtiyacı var“diye belirtti.
PİRHA-Alevi toplumunda büyük tartışmalara neden olan ‘Dedeler Zirvesi’ne sert tepki gösteren Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, 4 Mayıs’ın Dersim Katliamı’nın başlangıç tarihi olduğunu hatırlatarak, bu tarihin seçilmesinin Alevi acılarıyla alay etmek anlamına geldiğini belirtti.
Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’, Alevi kurumları ve ocak mensupları tarafından tepkiyle karşılandı. Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, Dersim’de 130 dedenin katılımıyla gerçekleştirilen zirvenin, devletin inanç alanı üzerindeki baskı ve asimilasyon politikasının bir parçası olduğunu ifade etti.
“TARİHSEL BİR MESAJ VERME GİRİŞİMİ”
Dede Mustafa Sazcı, zirvenin Dersim’de ve özellikle 4 Mayıs’ta gerçekleştirilmesinin tesadüf olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Böyle bir günde ‘Dedeler Zirvesi’ni yapıyor olmaları, başlı başına Alevi-Bektaşi toplumunun acısıyla nasıl alay ettiklerinin ve devletin zorbalığını, baskısını, şiddetini inanç alanı üzerinden gösterdiklerinin açık bir örneğidir. Bu, tarihsel anlamda bir mesaj verme girişimidir.”
Sazcı, devlet kurumlarının dedeler ve ocaklar üzerinden yürüttüğü bu çalışmanın çok dikkat çekici olduğunu belirterek, “Batıdaki Türkmen tahtacılarından Kürt Kızılbaşlarına kadar birçok ocağın evladı olduğunu iddia eden kişileri bir araya getirmeleri ciddi bir çalışma içerisinde olduklarını gösteriyor” dedi. Muhtarlar, dernek yöneticileri ve asimilasyon yanlıları aracılığıyla gerçekleştirilen bu organizasyonda, dedelerin kendi isimlerini sosyal medyada ifşa etmeleri de eleştirildi.
“ALEVİ SORUNLARI DEĞİL, MAAŞ VE ELEKTRİK FATURASI KONUŞULDU”
Zirveye katılan bazı dedelerle görüştüğünü belirten Sazcı, toplantının içeriğine dair şu bilgileri paylaştı: “Sanki Alevi toplumunun tek talebi dedelere maaşmış, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin karşılanmasıymış gibi konular konuşuldu. Toplantı, siyasi iktidarın ve Recep Tayyip Erdoğan’ın güzellemesinin yapıldığı bir alana dönüştü. Orada Alevi toplumunun gerçek sorunlarına dair hiçbir şey konuşulmadı.”
Sazcı, yaşanan bu süreçte Alevi kurumlarının da eksikliği olduğunu kabul ederek şunları söyledi: “Şehirlerde, metropollerdeki cemevleri dışında farklı ocaklara, rehberlere, pirlere, mürşitlere ulaşmakta güçlük çektiğimiz ortaya çıktı. Kurumlarımızın işi sadece cem yapmak değil; dedelere, pirlere ve taliplere karşılaşılabilecek tehlikeleri anlatmak ve onları bu mücadeleye ortak etmektir.”
Dersim’deki 4 Mayıs anıtını ziyaret etmeyen ancak Munzur gözelerini gezen katılımcılara tepki gösteren Sazcı, “Dersimsiz bir Dersim” yaratılmaya çalışıldığını ifade etti. Sazcı, son olarak şu çağrıda bulundu: “Eğer Yezid’in sarayına gidip onun yağlı aşına kaşık sallıyorlarsa, Hüseyni duruştan uzaklaşıyorlarsa, ocak evlatlarına ve taliplerine düşen görev, bu kişileri düşkün ilan etmektir. Pir Sultan Abdal’ın Hızır Paşa’yı düşkün ilan ettiği gibi, bizler de kendi içimizdeki Hızır Paşaları ayıklamalıyız.”
PİRHA- Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, Mine Kırıkkanat’ın, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “kripto kılıç artığı” ifadesinin tarihsel arka planı olduğuna dikkat çekerek, “Alevi Bektaşi toplumuna yönelik kim nefret söyleminde bulunduysa Alevi Bektaşi kurumları olarak haddini de bildirmemiz gerekiyor” diye belirtti.
Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında “kripto kılıç artığı” ifadeleri tepkilere neden oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Mine Kırıkkanat hakkında sosyal medyada yaptığı paylaşım nedeniyle ‘Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama’ suçlamasıyla re’sen soruşturma başlatıldı.
Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, Mine Kırıkkanat’ın, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “kripto kılıç artığı” ifadesine tepki gösterdi.
“ALEVİLERE YÖNELİK NEFRET SÖYLEMİ CUMHURİYETİN KODLARIYLA ALAKALI BİR DURUM”
Alevi Bektaşi toplumuna yönelik olan nefretin bugünden başlamadığını belirten Sazcı, “Kemalist, Ulusalcı elitin aslında Alevi Bektaşi toplumuna yönelik olan nefreti bugünden başlamış değil. Cumhuriyetin ilk dönemlerinden beri var olan bir süreç. Alevi Bektaşi topluluğuna ilişkin gerici, fütursuzca, ‘mum söndü’ gibi iftiralarla birlikte, kılıç artığı gibi benzetmelerle birlikte cumhuriyet aydınının nefretini görebiliyor, gözlemleyebiliyoruz. Tabii bu yalnızca cumhuriyet aydınının kendi düşünce pratiğinde değil de aslında Cumhuriyet’in kuruluş kodlarıyla doğrudan alakalı bir durumdur” dedi.
Cumhuriyetin Türk, Sünni, Hanefi olarak inşa edildiği vurgulayan Sazcı, toplumun düşünce dünyalarındaki Alevi Bektaşi nefretini Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yansıttığını belirtti.
“ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMU CUMHURİYETİ BEKÇİSİDİR, TEMİATIDIR SÖYLEMİ TAMAMEN SAHTE”
Geçmişten bugüne Alevi Bektaşi toplumuna ‘Cumhuriyet’in bekçisi’, ‘devletin teminatı’ denilerek cefa çektirildiğini, sefasını da Kemalist ulusalcı elitin sürdüğü düzenin yaratıldığına dikkat çeken Sazcı, şunları dile getirdi:
“Bugünden sonra aslında bizim örgütlü mücadelemizin vermesi gerektiği husus bu. Bizler hiçbir alanda bugün Mine Kırıkanat da görüldüğü üzere Alevi Bektaşilere yönelik nefret söylemine varan ifadelere karşı sonuç alıcı bir süreç yürütmeliyiz. Gazeteciyse, milletvekili ise, akademisyense o alandan uzaklaştırılana, istifa edene kadar bu mücadeleyi sürdürmek gerekiyor. Hiç kimse Alev Bektaşi’ne toplumuna yönelik nefretini alenen topluma açık bir şekilde Twitter gibi bir mecrada söyleyebilecek cüreti haddi kendinde görmemeli. Biz bu alanı hiçbir şekilde boş bırakmamalıyız. Alevi Bektaşi toplumuna yönelik kim hangi kurum hangi kişi, hangi şahsiyet nefret söyleminde hadsiz bir açıklamada bulunduysa Alevi Bektaşi kurumları olarak haddini de bildirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu toplumun temsilcileri bu kurumlardır.”
PİRHA- 1 Mayıs’ın tüm toplumsal kesimlerin haklı taleplerini dile getirdiği bir gün olduğunu vurgulayan Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Sesimizi meydanlardan duyurmak için mücadeleyi büyüteceğiz”diye belirtti.
1 Mayıs’ta İşçiler, emekçiler ve hak arayan kesimler, artan hayat pahalılığına, güvencesizliğe ve derinleşen eşitsizliklere karşı seslerini yükseltmeye hazırlanıyor.
1 Mayıs’ın işçi sınıfının büyük bir kesimini oluşturan Kürtlerin, Alevilerin de bir mücadele günü haline geldiğini belirten Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Biz Alevi Bektaşi toplumu ve kurumları olarak 1 Mayıs’ta geçmişte olduğu gibi bugün de daha güçlü bir şekilde katılabilmek için bir mücadelenin içerisine girmiş durumdayız” diye belirtti.
“KIZILDELİ SEYİT ALİ SULTAN ALEVİ TOPLULUĞU OLARAK İLK 1 MAYIS’IMIZI KUTLAYACAĞIZ”
1 Mayıs’la ilgili hazırlıkları yapıldığını belirten Sazcı, “Kızıldeli Seyit Ali Sultan Kepez Alevi Kültür Derneği olarak 2026 1 Mayıs’ı bizim için farklı bir heyecan da içeriyor. Çünkü biz bir Abdal topluluğu ve aynı zamanda Abdal Alevi kurumuyuz. Kızıldeli Ocağına mensup talip kitlesinin bu ilk 1 Mayıs’ı olacak. Dolayısıyla bu bizim için ayrı bir heyecan, ayrı bir mutluluk haline geldi” diye belirtti.
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI KAPATILMALIDIR”
1 Mayıs’ta Alevi Bektaşi toplumu olarak talepleri olduğunu belirten Sazcı, “Daha önce de söylediğimiz gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı talebi gibi bir Alevi Diyaneti talebimiz yok. Bizim talebimiz bir statü. Bir diğeri tüm toplumun yarası haline gelmiş olan din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin kaldırılması, hiçbir inancı merkezine almayan tüm inançlara aynı mesafede yaklaşan bir anlayış, aynı zamanda Diyanet’in kaldırılması gibi teleplerimiz var” dedi.
Sazcı, Alevilerin rızalığı olmadan bir asimilasyon aracı haline gelmiş olan Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da kaldırılmasının talepleri arasında olduğunu belirtti.
Sazcı, bunun yanısıra eşit yurttaşlık talepleri olduğunun da altını çizerek, 1 Mayıs’ta sloganlarıyla, taşıyacakları afişleriyle eşit yurttaşlık taleplerini dile getireceklerini ifade etti.
Mustafa Sazcı, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“İnancımızdan, itikadımızdan dolayı devlet erki tarafından sistematik anlamda hem asimilasyona, hem de zulme maruz kalıyoruz. Bunu sadece iç politikada değil aynı zamanda dış politikada da yaşıyoruz. Bugün Suriye’ye iktidarın eliyle yapılan bu müdahaleye hem Alevi Bektaşi kurumları olarak hem de Kızıldeli Sultan Kepez Alevi Kültür Derneği olarak karşı çıkıyoruz.
Suriye’de yaşanacak her katliamda, her zulümde sistematik olarak yapılacak her girişimde AKP iktidarının elinde olduğunu bundan sonra da o elini Suriye topraklarından, kardeş topraklardan çekmesi için mücadelemizi büyüteceğiz”
PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yönetmelik değişikliğiyle cemevlerini “kültürel tesis” olarak tanımlamasına tepki gösterdi. Sazcı, “Cemevleri ibadethanemizdir, bu bir statü meselesidir” dedi.
22 Ocak’ta yayımlanan “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği” değişikliğiyle cemevlerinin imar mevzuatında “kültürel tesis alanı” olarak tanımlanmasına yönelik tepkiler sürüyor. Antalya’da konuşan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, söz konusu düzenlemenin Alevi Bektaşi inancını yok sayan bir yaklaşımın devamı olduğunu belirtti.
“ALEVİLİĞİ İNANÇ OLARAK GÖRMEYEN DEVLETÇİ ANLAYIŞ SÜRÜYOR”
Sazcı, siyasal iktidarın Alevi Bektaşi inancını tarihsel olarak tanımayan bir devlet geleneğini sürdürdüğünü ifade ederek, “Bu yaklaşım Aleviliği bir inanç olarak değil, kültürel bir unsur olarak gösterme çabasıdır. Geçmişten bugüne Alevi Bektaşiliği halk bilimi içinde eritmeye çalışan bir anlayış var” dedi.
Aleviliğin eğitim müfredatında da dar bir çerçevede ele alındığını belirten Sazcı, “Din derslerinde Alevilik, İslam’ın Anadolu’daki tasavvufi bir yorumu ve tarihte kalmış bir öğe gibi anlatılıyor” ifadelerini kullandı.
“CEMEVLERİ KÜLTÜREL DEĞİL, İNANÇ MERKEZİDİR”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yaptığı düzenlemeye tepki gösteren Sazcı, cemevlerinin “kültürel tesis” olarak tanımlanmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
“Cemevleri bizim ibadethanelerimizdir. Alevi Bektaşi inancı, devletin ya da yöneticilerin tanımlayacağı bir inanç değildir” diyen Sazcı, Alevi yolunun erkânının sahiplerinin rehberler, pirler, mürşitler ve Alevi toplumu olduğunu belirtti.
“DEVLETİN BU ALANI TANIMLAMA HAKKI YOK”
Sazcı, devletin inanç alanına müdahale etmemesi gerektiğini belirterek, “Devletin bu konuyu tartışmaya açma ne hakkı ne de haddi vardır” dedi. İktidarın süreci tepkileri minimize edecek şekilde yönettiğini savunan Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürütülen faaliyetlere de eleştiri getirdi.
Sazcı, söz konusu kurumun temsilcilerinin cemevlerinde görüşmeler yaparak tepkileri yumuşatmaya çalıştığını öne sürdü. Bu görüşmelerde, mevcut düzenlemenin ileride değişebileceği yönünde ifadeler kullanıldığını aktaran Sazcı, bunun kamuoyunu yatıştırmaya yönelik bir yaklaşım olduğunu söyledi.
“ASİMİLASYON SÜRECİNDE ARACILAR KULLANILIYOR
Devletin doğrudan müdahale yerine dolaylı yollarla süreci yürüttüğünü savunan Sazcı, “Kendi ifadeleriyle ‘uzmanlar’ aracılığıyla cemevlerinde faaliyet yürütülüyor. Bu da asimilasyon sürecini kolaylaştıran bir rol oynuyor” dedi.
Alevi toplumunun taleplerinin açık olduğunu vurgulayan Sazcı, “Bizim talebimiz elektrik, su ya da maddi destek değil. Bu bizim doğuştan gelen ve anayasal bir hakkımızdır. Cemevlerimizin ibadethane olarak tanınmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Alevi inancının bu topraklarda var olan bir gerçeklik olduğunu belirten Sazcı, “Cemevlerimiz ibadethanedir, kültürel tesis değildir. Bu tartışmaya açık bir konu değildir” dedi.
Sazcı, yalnızca Alevi kurumlarının değil, tüm sivil toplum örgütlerinin sürece dahil olması gerektiğini belirterek, düzenlemeyi “insan hakkı ihlali” olarak değerlendirdi.
“Bu süreçte güçlü bir mücadele yürütülmeli. Biz Alevi Bektaşiler olarak temel hakkımız olan statümüzü talep ediyoruz” diyen Sazcı, açıklamasını bu sözlerle tamamladı.
PİRHA- ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’ ve eğitim alanında yaşanan gerici müfredat politikalarına karşı sadece Eğitim Sen veya KESK’in vermiş olduğu mücadele ile sonuç alınamayacağını vurgulayan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bugün eğitim alanında yaşanan olumsuzlukları yalnızca, Aleviler, Kürtler ve solcular yaşamıyor, toplumun her kesimi yaşıyor. Daha çok kendisini seküler olarak gören her kesimin doğrudan müdahil olmasıyla sonuç alınabilir” diye belirtti.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı uygulamasına toplumun çeşitli kesimlerinden tepkiler yükselmeye devam ediyor.
Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, AKP’nin iktidara geldiği ilk günden itibaren eğitim alanında değişikliğe gittiğini belirterek, “İktidar çeşitli politikalarda olduğu gibi eğitimde evrim teorisinin çıkartılması, fen bilimleri derslerinin ders saatleri azaltılarak daha geri noktaya getirilmesi, din merkezli seçmeli derslerin zorunlu seçmeli dersler haline getirilerek müfredata dahil edilmesi ile nasıl bir neslin yetiştirilmek istendiği açıkça görülmektedir” dedi.
“İKTİDAR KİNDAR VE DİNAR NESİL YETİŞTİEMEK İÇİN HER YÖNTEMİ DENİYOR”
Manevi danışmanlık adı altında Diyanet’te görevli personelin okullarda görevlendirildiklerini hatırlatan Sazcı, “Bu atanan kişilerin öğrencilerle, yurtlarda, okullarda ilişki kurması ciddi anlamda iktidarın dindar nesilleri yetiştireceğiz politikasının açık bir uygulamasıydı. Bizim dikkate almamız gereken bu alanlar şu anda iktidar tarafından dolduruluyor. Demek ki biz özellikle eğitim alanında laik, bilimsel, demokratik eğitim alanında ciddi anlamda bir boşluk bıraktık. Yıllarca ana dilinde, laik, demokratik, bilimsel bir eğitim için başta Eğitim Sen’in önderliğinde yapılan etkinliklerde Alevi Bektaşi kurumları elinden geldiğince destek olmuştu. Fakat süreç o kadar kötüye gitti ki Eğitim Sen ve KESK’in yalnızca kendisi ile birlikte örgütlemiş olduğu bu mücadele, maalesef ki başarıyla sonuçlanmadı” diye belirtti.
“İKTİDAR BİZİM BOŞ BIRAKTIĞIMIZ BÜTÜN ALANLARI DOLDURUYOR”
4 yaşından lise dönemine kadar geçen süreç içerisinde bulundukları her alanda çocukların Sünni, Müteşerrîk, Vahabi, Selefi-İslam’ın empoze edilmeye çalışıldığına dikkat çeken Sazcı, “Alevi-Bektaşi toplumunun gençleri de çocukları da yine farklı inanca mensup veya inançsız toplulukların çocukları da maalesef doğrudan doğruya iktidarın politikalarından en çok etkilenen hale geldiler” şeklinde ifade etti.
İktidar özel eğitim kurumlarında eğitim alan çocuklara değil, maddi imkanları olmayan çocuklara yönelik eğitim politikası uyguladığını belirten Sazcı, “Alt grup dediğimiz fakir, yoksul, geçinemeyen toplulukların çocukları iktidara biat edebilecek. Tabi olabilecekleri, sindirebilecekleri bir karakteristik düşünce yapısıyla yetiştirmeye yönelik bir politikası söz konusu. Geçmişte gördüğümüz öğrenci hareketini bugünlerde göremiyoruz. Geçmişteki gençliğin dinamikliğini bu dönemde maalesef görmek mümkün olmuyor. Durum böyle olunca da dolayısıyla iktidar bu politikalarını ciddi anlamda başarılı bir şekilde ilerletiliyor” diye konuştu.
“ORTAK MÜCADELE EDİLMESİ ŞART”
Bu noktada ne yapmalıyız sorusunun çok önemli olduğunu vurgulayan Sazcı, şunları ifade etti:
“Bu durumdan kaygılanan ülkenin anayasa da olan ama yaşamda olmayan laikliği yeniden tesis edilmesi için müdahale etmek isteyen ya da mücadele ettiğini deklare eden kendini solda konumlandıran tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, yanı sıra bugün “atam izindeyiz” diyen özellikle Eğitim İş Sendikası gibi sendikaların da bu işe müdahil olması gerekiyor.
Sadece Eğitim Sen’in veya KESK’in kendi vermiş olduğu mücadele ile sonuçlanacak bir mücadele değil. Bugün kendini daha çok Kemalist, ulusalcı, seküler kesim içerisinde gören kitlelerin de doğrudan müdahil olmasıyla gerçekleştirecek. Yani burada yaşanan olumsuzlukları yalnızca solcular, Kürtler, Aleviler yaşamıyor toplumun her kesimi Sünni toplumda da yaşıyor. Kısacası iİktidar gibi düşünmeyen, iktidar gibi inanmayan herkesin buna karşı mücadele yürütmesi gerekiyor. Bir olmadığımız müddetçe iktidara hiçbir şekilde geri adım attıramayacağız.”
Velilere çağrıda bulunan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bu durumdan kaygılanan velilerin, ebeveynlerin yapması gereken ya bir avukata, ya da Barolar Birliği’nden bir avukata danışabilirler. Yine Eğitim Sen, KESK gibi kurumlara danışarak bir dilekçeyle Millî Eğitim Bakanlığı’na başvurup çocuklarının ÇEDES, ‘Ramazan Etkinlikleri’ gibi şeylerden muaf tutulmasını sağlayabilirler. Yalnızca bireysel başvurular değil, kitlesel başvurular gerçekleşirse en azından iktidar geri adım atabilir. Bunu yaratmak gerekiyor” dedi.
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Cemevi’nde yoğun katılımla gerçekleşen Hızır Cemi’nde, Hızır’dan yardım beklemek yerine önce kişinin kendisinin Hızır olması gerektiği vurgulandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü. Yoğun katılımın olduğu cem erkanını Hasan Dede Ocağı evlatlarından Hüseyin Doğan ile Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Dede Mustafa Sazcı yürüttü.
“HIZIR BİRLİĞİN BERABERLİĞİN DAYANIŞMANIN ADIDIR”
Sözlerine Alevi Bektaşi inancında Hızır’ın anlamına değinerek başlayan Hüseyin Doğan şunları söyledi:
“Alevi Bektaşi inancında Hızır, kelime anlamı olarak yeşil manasında telaffuz edilir. Farsçada yol gösterici ve kurtarıcı olarak bilinir. Hızır uyanışın, var oluşun, birliğin, beraberliğin, dayanışmanın, paylaşmanın, bolluğun bereketin, kolaylaştırıcılığın, iyiliğin, sevginin ve merhametin sembolüdür.”
Aleviler arasında güçlü bir birliğin yaratılması gerektiğine vurgu yapan Doğan, “Toplumsal dayanışma yaratabilirsek kimse bize karşı güç getiremez. Dayanışmayla, birlikte toplumsal barışı pekiştirirsek bizim sırtımızı kimse yere getiremez” dedi.
Dünyanın her bir yerinde ciddi gelişmelerin yaşandığına dikkat çeken Doğan, “Suriye’de kardeşlerimiz katledildi. Ama biz ne yapıyoruz? Sessiz kalıyoruz. Sokağa dökülün. Senin anayasal hakların var, bunu kullan. Bu bir hak, suç değil. Biz bunları yaparsak bir olursak, iri olursak, diri olursak ancak o zaman başarabiliriz” diye belirtti.
İnsanın önce kendisinin Hızır olması gerektiğini vurgulayan Doğan, “İnsanların bunu, kendine ilke edinmesi gerekir ki Hızır da ona yoldaş olsun. Eğer siz mazluma, yetime, açta, açıkta kalana, dostunuza, kardeşinize, arkadaşınıza, yakınlarınıza Hızır olmazsanız inanın Hızır da sizin yanınızda olmaz” dedi.
“ALEVİLERE KARŞI YOĞUN BİR ASİMİLASYON POLİTİKASI UYGULANIYOR”
Doğan’ın ardından söz alan PSAKD Altınova Şube Cemevi Başkanı Adnan Arslan ise yaptığı konuşmasında, Cemevinin sadece cem yapılan veya Hakk’a yürüme erkanlarının yapıldığı yer değil. Tabii ki bunları yapacağız bunlar bizim olmazsa olmazlarımızdır. Önemli olan dayanışmayı büyütmek çünkü üzerimizde baskı ve asimilasyon politikaları uygulanıyor. Bunlara karşı direnmemiz gerekiyor”
Suriye’de Alevilerin soykırımdan geçirildiğini belirten Arslan, “Bugün kardeşlerimiz katlediyorlar. 7 Mart 2025 yılında başlayan ve bir yıldır devam eden katliam hala tüm hızıyla devam ediyor. Bunu yapan da dinci gerici HTŞ örgütü. HTŞ’nin başındaki Colani’yi getirip Suriye’nin başına cumhurbaşkanı yaptılar ve Suriye’yi kan gölüne çevirdiler. Öfkeliyiz. Buna karşıda birlik ve beraberlik içinde olmamız lazım” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının cemevlerini kreş, futbol sahası ve yaşlı bakımeviyle aynı görmesine tepki gösteren Arslan, “Cemevlerini ibadethane olarak görmeyen, kültür merkezi şeklinde böyle bir uygulamayı hayata geçiriyorlar. Cemevlerinin ibadet yeri olup olmamasını bunlara mı soracağız?” dedi.
Alevileri Alevi inancının dışında hiç kimsenin tanımlama hakkının olmadığını belirten Arslan, “Biz diyoruz ki bizi tanımlamayın, bizi tanıyın. Aleviler bu ülkede vardır. Bundan dolayı da ciddi bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıyayız. Bu konuda gençlerimiz çok uyanık olmalıdır. İçimize sızmaya çalışıyorlar. Bunlara müsaade etmeyelim. Nasıl cemlerde birlik oluyorsak, cenazelerde birlik oluyorsak, bu konularda da birlik olalım.
Hızır ceminde gülbenglerin okunmasın ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA – Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Suriye’de Alevilere yönelik saldırı ve katliamlara ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Sazcı, yaşananların “sıradan bir şiddet dalgası değil, bilinçli ve sistematik bir soykırım” olduğunu belirterek, hem Alevi Bektaşi kurumlarına hem de Türkiye’deki demokratik kamuoyuna sorumluluk çağrısı yaptı.
Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların yalnızca bugünle sınırlı olmadığını, iç savaş sürecinde de İslamcı silahlı örgütlerin hedefinde olduklarını ifade eden Sazcı, “O dönemlerde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) varlığı sayesinde bu tehdit bir ölçüde bertaraf edilebiliyordu. Ancak son süreçte HTŞ’nin iktidarı ele almasıyla birlikte SDG’nin kontrolündeki alanlar çeşitli anlaşmalarla daraltıldı. Bu durum Alevileri fiilen sahipsiz bıraktı” dedi.
ABD’nin desteğiyle HTŞ’nin Suriye’de iktidara taşınmasının Alevi Bektaşi kamuoyunda büyük bir endişe yarattığını vurgulayan Sazcı, gelinen aşamada birçok bölgenin doğrudan HTŞ baskısı altında olduğunu söyledi. Şam başta olmak üzere pek çok kentte Alevi Bektaşi köylerinin yağmalandığını, yakılıp yıkıldığını dile getiren Sazcı, “O bölgelerde yaşayan aydınlar, gazeteciler, gençler, kadınlar ve çocuklar kaçırılıyor, katliama maruz bırakılıyor” ifadelerini kullandı.
“SURİYE’DE YAŞANANLAR SIRADAN BİR KATLİAM DEĞİL”
Sazcı, özellikle geçmişte Dımışk olarak bilinen Şam bölgesinde yoğun bir Alevi Bektaşi nüfusunun yaşadığını hatırlatarak, Arap Alevileri, Nusayriler ve Hasibilerin yanı sıra Kızılbaş Türkmen ve Kürt Alevilerin de bu coğrafyada bulunduğunu belirtti. Suriye’de yaşananların münferit saldırılar olarak ele alınamayacağını vurgulayan Sazcı, “Bu süreç, bilinçli ve sistemli bir biçimde yürütülen bir soykırımdır. Amaç, Alevi Bektaşi nüfusunu bu coğrafyadan tamamen silmektir. Bunun Suriye ile sınırlı kalacağını düşünmüyorum” diye konuştu.
Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin Ortadoğu’da İslamcı terör örgütlerini beslediğini savunan Sazcı, Türkiye açısından da ciddi bir tehdit oluştuğuna dikkat çekti. Ankara’da bir Alevi yurttaşın IŞİD’li bir saldırgan tarafından katledilmesini hatırlatan Sazcı, “Bu yaşananlar Türkiye için de açık bir uyarıdır” dedi.
“SORUNU TEŞHİS EDİYORUZ AMA MÜCADELEYİ ÖREMİYORUZ”
Alevi Bektaşi kurumlarının Suriye’de yaşananlara dair doğru bir teşhis koyduğunu ancak bu teşhisin mücadeleye dönüşmediğini ifade eden Sazcı, “Asıl mesele, bu sürece karşı nasıl bir yol izleyeceğimiz, nasıl bir mücadele hattı öreceğimizdir” dedi. Alevi kurumlarının halen ağırlıklı olarak anma etkinlikleri ve ritüellerle sınırlı bir pratik içinde olduğunu belirten Sazcı, “Yanı başımızda yaşanan bir Kerbela varken biz hâlâ yalnızca anma derdindeyiz” sözleriyle tepki gösterdi.
Maraş Katliamı’nı hatırlatan Sazcı, “Maraş yaşandı ve geçti, bugün müdahale etme şansımız yok. Ama bugün Suriye’de Maraş’ın katbekat fazlası, devletlerin eliyle yürütülen sistematik bir katliam var. Buna dur demek, bugün Alevi Bektaşilerin en temel sorumluluğudur” diye konuştu.
“SURİYE’DEKİ KATLİAM SADECE ALEVİLERİN SORUNU DEĞİL”
Suriye’de yaşananların yalnızca Alevi Bektaşi toplumunun değil, Türkiye’deki tüm demokratik kesimlerin meselesi olduğunu vurgulayan Sazcı, “Aydınları, demokratları, soldan yana olanları, insanlıktan, adaletten, barıştan yana olan herkesi ilgilendiren bir durumla karşı karşıyayız” dedi.
Change.org üzerinden yürütülen imza kampanyalarına da dikkat çeken Sazcı, Suriye’deki katliama dair kampanyaların yeterince sahiplenilmemesini eleştirdi. “Bir kampanyada yalnızca 22 imza var, diğerinde ise 11 bin. Bu tablo bizim için en acı göstergedir” ifadelerini kullandı.
Suriye’de yalnızca Nusayri ve Hasibi Alevilerin değil; Üryan Hızır, Kureyşan, Avuçan, Baba Mansur, Kızıldeli, Karayağmur ve birçok ocağın taliplerinin yaşadığını belirten Sazcı, Türkiye’deki Alevi Bektaşi inanç önderlerine ve ocak evlatlarına da çağrıda bulundu. “Suriye sınırına gidip dünya kamuoyuna bu katliamı anlatmamız gerekiyor. Bu yalnızca kurumların değil, inanç önderlerinin de görevidir” dedi.
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI SAMİMİYSE ADIM ATSIN”
Mustafa Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na da açık çağrıda bulundu. Başkanlığın samimiyetini kanıtlamak istiyorsa devlet nezdinde girişimde bulunması gerektiğini söyleyen Sazcı, “Devletle iltisaklı olanlar, Suriye’de akan Alevi kanını durdurmak için sorumluluk almalıdır. Suriye’deki Alevi katliamını devlet gündemine taşısınlar ve durdurulması için adım atsınlar. Biz bunu görmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis (Büyükyurt) köyünde İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılmak istenmesine tepkiler sürüyor. Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, söz konusu girişimin münferit olmadığını belirterek, Alevi inanç merkezlerine yönelik müdahalelerin devlet eliyle sistematik bir politikaya dönüştürüldüğünü söyledi.
Hakis’te planlanan cami yapımına ilişkin PİRHA’ya konuşan Sazcı, yalnızca Dersim’de değil, Hubyar Sultan Tekkesi’nde de benzer bir müdahalenin gündemde olduğuna dikkat çekti. Daha önce Ali Baba Dergâhı’na, Koyun Baba’ya ve Osmancık’ta bir dergâhın hemen yanına cami yapılmak istendiğini hatırlatan Sazcı, “Devlet bu girişimleri son yıllarda bilinçli ve süreklilik arz eden bir politika haline getirdi” dedi.
Karaca Ahmet’te yaşanan direnişi hatırlatan Sazcı, “Dozerlerin önüne yatan ana bacılar, dedeler nasıl mücadeleyi kazandıysa bugün Dersim’de de aynı kararlılıkla bir mücadele yürütülmeli” diye konuştu.
Toplumsal sorunların alanlarda ve sokaklarda çözülebileceğine dair güçlü bir inanç olduğunu vurgulayan Sazcı, bunun somut örneklerinin yaşandığını ifade etti. Antalya’da geri çekilen davaları ve kapatılmak istenen dosyaların yeniden görülmesini hatırlatan Sazcı, “Alanlara çıkan gençlik hareketinin kazanımları bu gerçeği açıkça gösteriyor” dedi.
“DEVLET DERGAHLARA MÜDAHALEYİ SİSTEMATİKLEŞTİRDİ”
Dersim’deki cami projesine karşı mücadelenin başarıya ulaşabilmesi için doğrudan toplumsal müdahalenin şart olduğunu belirten Sazcı, “Karaca Ahmet’teki direniş nasıl sonuç aldıysa, Dersim’de de mücadele ancak bu şekilde anlamlı ve kazanımlı olur” diye konuştu.
Sazcı, devletin Alevi inanç mekânlarına yönelik müdahalelerinin süreklilik kazandığını vurgulayarak, “Ali Baba Dergâhı’ndan Koyun Baba’ya, Hubyar Sultan Tekkesi’ne kadar bu müdahaleler aynı politikanın parçalarıdır” ifadelerini kullandı.
“BEYAZ ALEVİ YARATMA ÇABASI VAR”
Devletin bir yandan Alevi açılımı söylemini dillendirirken, diğer yandan ‘Beyaz Alevi’ yaratma arayışında olduğunu savunan Sazcı, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden Alevi değerlerini Sünni anlayışla eşitleyerek kendi bünyesine çekme hesabı yapılıyor” dedi.
Bu sürecin ancak güçlü bir kadro hareketiyle durdurulabileceğini vurgulayan Sazcı, Alevi kurumlarında ciddi bir kadro eksikliği yaşandığını ifade etti. “Aydınların, akademisyenlerin, hukukçuların, tarihçilerin ve sosyologların yönetim kademelerinde yer almaması bu zayıflığın temel nedenidir” dedi.
Tarih bilincinin önemine de dikkat çeken Sazcı, “Marksist teoride de belirtildiği gibi, somut koşulların somut tahlili yapılmadıkça yürütülen her faaliyet boşa düşer” ifadelerini kullandı.
“SOSYAL MEDYA AÇIKLAMALARI YETERSİZ”
Sazcı, yalnızca sosyal medya üzerinden yapılan basın açıklamalarının etkisiz kaldığını belirterek, “Devletin izin verdiği alanlarda yapılan açıklamalar ne hükümeti ne de saray iktidarını geri adım attırabilir” dedi.
Dersim özelinde toplumsal muhalefetin yetersiz kaldığını söyleyen Sazcı, ülke gündeminin sürekli değişmesinin bu durumu etkilediğini kabul etmekle birlikte, “Yaşam alanlarımıza doğrudan bir müdahale var ve buna topyekûn karşı duramıyoruz” diye konuştu.
Siyasal iktidarın camisiz, ezansız, namazsız alan bırakmadığını dile getiren Sazcı, çocukların zorunlu din derslerine ve fiilen zorunlu hale getirilen Kur’an kurslarına maruz kaldığını söyledi. Devletin yalnızca Alevilere değil, farklı inanç ve topluluklara da yaşam alanı bırakmadığını vurguladı.
Bu nedenle mücadele edilmesi gereken başlıklardan birinin de mevcut yasalar olduğunu ifade eden Sazcı, “Köy Kanunu değişmediği sürece bu sorunlarla yüzleşmeye devam edeceğiz. Hedeflerimizden biri mutlaka bu yasa olmalı” dedi.
“BARIŞ SÜRECİNDE ALEVİ SORUNU DA GÖRÜLMELİ”
Kürt sorununun çözümüne yönelik bir sürecin tartışıldığını hatırlatan Sazcı, bu coğrafyada yüzyıllardır süren bir Alevi sorununun da bulunduğunu belirtti. “Herkes kendi sorununu çözmek için mücadele ediyorsa, Alevi Bektaşi kurumları da bu sürecin aktif öznesi olmalı” dedi.
Sazcı, Alevi kurumlarının siyasi partilerle, sivil toplum örgütleriyle, barolarla ve insan hakları örgütleriyle daha güçlü ilişkiler kurması gerektiğini vurguladı. Geçmişte kapalı kapılar ardında verilen sözlerin hayata geçirilmediğini hatırlatan Sazcı, bu kez taleplerin kamuoyuyla açık biçimde paylaşılması gerektiğini ifade etti.
PİRHA- Sivas Madımak Katliamı faillerinin tahliye edilmesine karşı PSAKD Genel Merkezi’nin başlatmış olduğu ‘Adalet Nöbeti’ne ilişkin konuşan Kızıldeli Sultan Ocağı Evlatlarından Mustafa Sazcı, Sivas Katliamı faillerininim bırakılmasının sadece PSAKD’in sorunu olmadığını belirterek, “Bürolara sıkıştırImış eylemlerle değil, Alevi kurumlarının ortak çatı örgütü olan ABF öncülüğünde tüm toplumsal kesimlerle birlikte alanlara çıkarak tepki gösterilmesi gerekir” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak ’ta gerçekleştirilen ve 33 sanatçı, aydın ve yazarın yakılarak katledildiği katliamda müebbet hüküm cezası alan 17 kişinin tahliye edilmesine tepki göstererek, 33 gün boyunca sürecek ‘Adalet Nöbeti’ kararı almıştı.
1993’te Sivas Madımak ’ta gerçekleştirilen ve 33 sanatçı, aydın ve yazarın yakılarak katledildiği katliamda müebbet hüküm cezası alan 17 kişinin tahliye edilmesine ilişkin Kızıldeli Ocağı Evlatlarından Mustafa Sazcı PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Alevi katliamlarına ilişkin siyasal iktidar tutumunun var olduğu günden beri aynı şekilde devam ettiğin belirten Sazcı, “Daha öncesinde ‘Ahmet dede’ dedikleri Sivas katilini bırakmaları ile birlikte aslında bu süreci hazırlanmaya başlandı diyebiliriz. Toplumun nabzı tutuldu toplumdan doğru düzgün bir şekilde tepki gelmeyince siyasal iktidar da bugün 17 kişiyi bırakacak cesareti kendisinde buldu” dedi.
Bugün Sivas Madımak Katliamı faillerinin Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla çıkartıldığını aktaran Sazcı, “Sivas Madımak Katliamı‘nın zaman aşımına uğratılması ve katillerinin bırakılmasına karşı ofis içerisine sıkıştırılmış eylemler değil, alana dönük eylemlilikler yapılması gerekiyor. Eylemin binaların içerisinde sıkıştırılması sesimizin diğer kitlelere ulaştırılması açısından oldukça sıkıntılı ve yetersiz kalır” diye vurguladı.
“BU BİR İNSANLIK DAVASI”
Sivas Madımak Katliamı‘nın yalnızca PSAKD’yi bağlayan bir mevzu olmadığına dikkat çeken Sazcı, “Bu tüm Alevi toplumunu, Alevilik Bektaşi kurumlarını ve tüm sivil toplum örgütlerini bağlar. Çünkü Madımak’ta katledilenler sadece Aleviler canlarımız değil, aydınlar akademisyenler, yazarlar, sanatçılar, karikatüristler toplumun birçok kesiminin canı katledildi. Dolayısıyla bu bir insanlık davası” diye belirtti.
İktidarın çok rahat bir şekilde değerlerine saldırdığını belirten Sazcı, İktidar Ailevi Bektaşi katliamlarını zaman akşamına uğratıp katillerini serbest bırakırken Suriye’de bir dış politika güdüp Suriye’deki Alevilere yönelik katliamı destek çağrısı yapan fiziki olarak da lojistik olarak da destek sağlayan bir iktidar dururken Alevi Bektaşi toplumun bu kadar sessiz sakin bir şekilde hiçbir şey olmamış durması anlaşılır değildir” dedi.
“ABF ALEVİ TOPLUMUNUN İNANÇSAL VE POLİTİK TEMSİLCİSİDİR”
Alevi Bektaşi toplumunun inanç ve politik anlamda temsilcisinin Alevi Bektaşi federasyonu olduğunu belirten Sazcı, “Eylemsellikler yapmalı kurumların binaların içerisinde değil binaların dışına çıkarak iktidarın aslında bizi sıkıştırmak istediği alanların dışına çıkarak gerçekleştirebiliriz” diye konuştu.
“CEZAEVLERİNDEYÜZLERCE DÜŞÜNCESİNDEN DOLAYI YATAK HASTA TUTUKLU BIRAKILMAZKEN NEDEN KATİLLER SALIVERİLİYOR”
Siyasal iktidarın Sivas Katliamı’nı yapanları nefret suçu taciz ve tecavüz gibi suçları işleyenleri çeşitli mahkeme kararları ile serbest bıraktığını belirten Sazcı, “Oysaki mevcut hasta siyasi mahpusların hiçbir suçlar olmamasına ve düşünce suçluları olmalarına ve hasta olmalarına rağmen hala içeride tutuluyorlar” şeklinde ifade etti.
“YENİDEN BİRLİK VE BERABERLİK RUHU YARATILMALI”
Yeniden birlik ve beraberlik ruhunun yaratılması gerektiğine vurgu yapan Sazcı, “Bu süreçte bizim ne yapmamız gerekiyor? Birlik beraberlik ruhunu tekrardan nasıl ki din dersini kaldırmak için yapmış olduğumuz eylemsellikleri hatırlamak ve pratikleri tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor” dedi.
Yalnızca sosyal medyada yapılan basın açıklamalarının gelişen olumsuzluklara cevap olamayacağının altını çizen Sazcı, bütün Alevi kurum ve kuruluşlarının ABF çatısı altında bir araya gelmesi gerektiğini vurguladı.
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Derneği Cemevi’nde Hızır Cemini yürüten Sevim Yalıncakoğlu, Alevi Yol erkanında Hızır’ın, darda kalanın darına yetişen olduğunu vurgulayarak, “Suriye’deki Alevilerin sesi, çığlığı, Hızır’ı olalım” dedi.
Hızır ayı nedeniyle Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Derneği Cemevi’nde Hızır Cemi yapıldı. Hızır cemine Yalıncak Sultan Ocağı’ndan Sevim Yalıncakoğlu, Kızıldeli Ocağı Yol Evladı Mustafa Sazcı ve Zakir Yaprak Dengiz katıldı.
“ŞUBAT DEPREMİNDE BİR CANIMIZIN HIZIR’DAN MAHRUM KALDIK SÖZÜNÜ HİÇ UNUTMUYORUM”
Çok zor ve sıkıntılı zamanlardan geçtiklerini belirten Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, “Bunun nedeni gönlümüzün daraldığından değil gönlümüzde bu günlerde çok ağır ateşler yandığındandır. 6 Şubat depremlerinden sonra özellikle depremde yitirdiğimiz canlar için bir cümlesi şu an hala aklımda. Şubat depreminden hemen sonra Adıyaman’a Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin başkanı Zülfikar ve Rıza Tanrıverdi canımızın depremde Hakk’a yürüdükten sonra onların adına kurduğumuz çadır kentte cem hizmet yürütmeye gitmiştik. Cemde Dersim’li bir kadın canımız dedi ki hiç unutmuyorum her şey bir tarafa da Hızır’dan mahrum kaldık dedi. İnsanın gönlüne hüzün veren bir andı evlatlarını bulamamış daha evlatları göçük altın olan insanlar varken onların acısı yüreğimizdeyken biz Hızır’dan da mahrum kaldık sözünü hiç unutmuyorum. Depremde saatlerce yardım bekleyen bir anda Hakk’a göçen cümle canların anısı önünde huzurunuzda saygı ile eğiliyorum. Hepsinin devri daim olsun” diye belirtti.
“SURİYE’DE KATLİAMDAN GEÇİRİLEN ARAP ELEVİLERİNİN HIZIRI OLMA ZAMANI”
Hızır’ın bir manası bir anlamı olduğunu söyleyen Yalıncakoğlu, “Neden Anadolu topraklarında Hızır bu kadar önemlidir ve neden şubat ayının kara kışında en zalim olduğu zamandır ve Hızır çağırılır. Çünkü Hızır aynı zamanda en yokluk anında, en zorlu, en darlık anında cara yetişendir. Hızır aslında yüreğinizin en daraldığı anda en karar veremediğiniz anda çaresizlik hissettiğiniz anda sizin yanınıza gelip sizin elinizden tutup bir derdin var mı diyen, size gelip göz gönül katan kişidir” diye konuştu.
Yanıbaşımızda Suriye’de çok sıcak gelişmelerin yaşandığına da dikkat çeken Yalıncakoğlu, “Bize çok uzak değil, hemen yanı başımızda onlarca Alevi öldürülüyor. Sadece Alevi oldukları için sadece Ali dedikleri için öldürülüyor. Arap Alevileri şu an en dar zamanını yaşıyor. Bir Maraş’ı, bir Çorum yaşıyorlar hatta bir Sivas yaşıyorlar aslında. Hepimizin ve bütün dünyanın gözünün önünde seyrettiği bir katliam yaşanıyor” dedi.
“HTŞ ALEVİLERİN NESLİNİ TÜKETMEK İÇİN ÇOCUK YAŞTA GENÇLERİ KATLEDİYOR”
İlk zamanlarda HTŞ yanlılarının yaşanan katliama “böyle bir şey yok Esat gitti Aleviler böyle yapıyorlar” şeklinde yaklaşıldığını dile getirenYalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Ama gerçekler susturulamaz. Binlerce haber geliyor binlerce video geliyor. Gidip Alevi kadınlarına zorla Ali’ye Hüseyin’e kötü söz söyleyin diye baskı yapıyorlar. Söylemeyeni de direkt eziyet ederek öldürüyorlar.
Şimdi biz buradayız diye uzağız diye onların haliyle hallenlenmeyecek miyiz? Onların derdi ile dertleşmeyecek miyiz? Onların sesini buradan dünyaya duyurduğumuzda aslında hepimiz onlara Hızır olmuş oluruz.
Aklıma geldikçe yüreğim taşıyor, çünkü biz de yaşadık. Ben Sivaslıyım. 93’te liseye gidiyordum, Pir Sultan anma etkinliğini o kadar büyük bir mutlulukla Hasret’i, Muhlis Akarsu’ nun şehrimize gelişini bekliyordum ki, o gün orada yapılanlar bugün Suriye’de yapılıyor. Hızır dediğimiz şey o yüreğimizde en dar anımızda çağırdığımızdır. Hızır bugün lazım bize. Hızır biziz aslında. Çünkü bizim yüreğimizdeki Hızır aşkıyla yangın anında uzattığımız bir el, sesine ses olduğumuz bir çığlık olduğumuz andır aslında.”
Cemde gülbenglerin okunmasının ardından Kürtçe ve Türkçe söylenen deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar gelen canlara pay edildi.
PİRHA- Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara tepki göstererek, “Sadece günü kurtarmak ve bir şeyler yaptık diyebilmek için değil, Suriye’de yaşanan katliamı durdurabilecek eylemler yapılmalı” dedi. Sazcı ayrıca Suriye’de bir taliplerinin “Canımızı kurtarabilmek için artık Emevi camisinin fotoğrafını evlerimize asmaya başladık” dediğini kaydetti.
Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşıyor. Şam’ın düşmesinin ardından cihatçı çetelerden oluşan HTŞ’ liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını gasp etti, saldırılarını sürdürüyor.
Hüseyin bin Hamdan el Hasibi’nin türbesinin yakılıp, görevli beş Alevi öldürüldü. Arap Alevileri Humus, Hama, Tartus ve Lazkiye’de bu ölümlere karşı protesto eylemleri yaptı ancak HTŞ, yapılan protestolara da silahla karşılık verdi.
Suriye’de hem Alevilere hem inanç merkezlerine yönelik saldırılara tepkiler yükseliyor.
Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılarla ilgili PİRHA’ya konuştu.
İktidar tarafından sürekli Alevi Bektaşi kamuoyuna Esad suçlaması yapıldığını belirten MustafaSazcı, “Gerek Alevilere ‘Baas rejimini savunuyorsunuz’ suçlaması, gerekse Alevi kimliği ile bilinen Kemal Kılıçdaroğlu’na inancı üzerinden saldırmaları aslında bunun bir sonucuydu” diye belirtti.
“ALEVİ KURUMLARININ ZİYARETLERİ KATLİAMLARA SES ÇIKARMAK AÇISINDAN YETERSİZ”
Suriye’de HTŞ’nin farklı topluluklara ve Alevilere yönelik yapmış olduğu katliamlara karşı Alevi Bektaşi kurumlarının yapması gereken çok şey olduğunun altını çizen Sazcı, “Elbette ki Türkiye’de parlamentoda grubu olan siyasi partiler ile görüştüler. Daha geçen günlerde 3 Alevi inanç önderi Arap Alevinin katledildi. Bu kadar vahim bir durum söz konusu. Yalnızca mevcut siyasilerin içerisinde bir mücadele hattını oluşturmak Suriye’de Alevilere ve farklı inançlara yönelik yapılan katliamlara ses çıkarmak açısından yetersiz kalıyor” dedi.
“MÜCADELEYE YERELLERDEN BAŞLANMALI”
Suriye’de yaşanan katliamlara karşı yerellerden doğru bir çalışmanın başlatılması gerektiğini belirten Sazcı, “Bu tür çalışmalar yerelleşmediği müddetçe, yerellerdeki kamuoyunu konuşturmadığımız müddetçe, yalnızca genel merkezler düzeyinde yapılan herhangi bir çalışmanın bugün Suriye’de katledilen canlarımıza umut olabileceğine inanmıyorum. Uluslararası kamuoyunu göreve davet etmek, bunun yanı sıra sivil itaatsizlik eylemleri ile birlikte hem ülke içerisinde hem de yurt dışında çeşitli eylemlerle kamuoyu oluşturmak için çalışmak gerekiyor” diye konuştu.
Suriye’de yaşananların iktidar medyası tarafından manipüle edildiğini belirten Sazcı, iktidar medyasının Suriye’de yaşanan katliamları, saldırıları göstermediğini, Suriye’nin güllük gülistanlık olduğunu iddia ettiğini kaydetti.
“ALEVİLER SURİYE’DE EMEVİ CAMİSİNİN RESİMLERİNİ EVLERİNE ASMAK ZORUNDA KALIYORLAR”
Kızıldeli Sultan Ocağı Yol talipleri olarak Suriye’de yaşananların canlı tanıkları olduklarını belirten Sazcı, Biz Kızıldeli Sultan Ocağı evladıyız. Kızıldeli Sultan Ocağı’nın Suriye’de Şam’da talipleri var. Geçen gün Facebook’ta bir canımızın Emevi camisinin fotoğrafını sayfasına koyduğunu gördük. Sonrasında kendisine yazdım. ‘Ne oldu? İnancınız buraya kadar mı diye? O da ‘Canımızı kurtarabilmek için artık Emevi camisinin fotoğrafını evlerimize asmaya başladık’ diye cevap verdi. Emevi camisi İmam Hüseyin’in kesik başının sergilendiği mekandır ki Emevi camisi siyasal İslam’ın da aslında kalesi haline gelmiştir. Süreç buraya kadar evirildi. Talibimizin Seyit Nesimi Türbesini, Yağmur Dede Türbesini yakıp yıkmışlar, ateşe vermişler. Evlerinin duvarlarının delik değişik olduğunu söylüyor. Silahlarla tarıyorlarmış” diye belirtti.
“KATLİAMI DURDURACAK EYLEMLER YAPMAMIZ GEREKİYOR”
Tacim Sultan Kızıldeli Seyitali Sultan, Üryan Hızır gibi ocakların taliplerinin özellikle Antep bölgesinde ikamet ettiklerini çadırlarda kaldıklarını belirten Mustafa Sazcı, şunları kaydetti:
”Geçen bir videolarına denk geldim. Bir amca Alevi kamuoyundan kendilerine yardım edilmesini talep ediyor ve diyor ki ‘canlar Muhammed Ali’nin talipleri, hünkarın talipleri, bakın biz de Muhammet’in, Ali’nin talibeyiz. Lütfen bizi Suriye’ye göndermeyin. Ben gideyim beni öldürsünler ama benim çoluğum çocuğum var.’
Durum böyleyken bizim ciddi anlamda bu sorun bugün Türkiye’de yaşanıyormuş gibi düşünüp buna karşı ciddi bir mücadele içerisine girmemiz lazım. Yalnızca parlamentoda grubu olan partilerle konuşmak görüşmek bu meseleyi çözmeyecek. Ciddi anlamda ayağı yere basan eylemler yapılması gerekiyor. Suriye’de bizim canlarımız rahatsızsa bu ülke içerisinde var olan herkesin de rahatsız olması gerekiyor. Aksi takdirde bir çözümün mümkün olacağına inanmıyorum.”
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen cemde Pir Sultan Abdal’ın yaşamı, direnişi, duruşu anlatıldı. Cemde Pir Sultan’ın egemenlere ve haksızlıklara karşı yürütmüş olduğu mücadelenin Aleviler için bir başkaldırışın, bir direnişin simgesi olduğu belirtildi.
Antalya’da bulunan Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen cemde Pir Sultan Abdalın yaşamı, mücadelesi anlatıldı. Cem erkanına Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı/ Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Kureyşan Ocağı evlatlarından Güven Gürkan Kaya ve Taylan Doğan katıldı.
“PİR SULTAN ALEVİ TOPLUMUNUN BAŞ KALDIRIŞ VE DİRENİŞ SİMGESİDİR”
Cemde, Pir Sultan Abdal’ın haksızlığa baş kaldırışın, direnişin simgesi oluğunu belirten Kureyşan Ocağı evlatlarından Güven Gürkan Kaya,“Pir Sultan Abdal diğer adıyla Haydar Dede, Sivas’ın Banaz köyünde dünyaya geldi. Pir Sultan Alevi toplumunun başkaldırış, diremiş simgesidir. Yaşadığı dönemde Beyazıt, Selim ve Kanuni dönemine denk gelen bu dönemler Osmanlı’nın yükseliş dönemleri. En geniş topraklara sahip olduğu bir dönem. Bu dönemler Alevilere yönelik her türlü zulmün ve kıyımların yapıldığı bir dönem. Pir Sultan’ın yaşamının böyle bir döneme denk gelmesi bizim için Pir Sultan’ı daha değerli kılıyor. Çünkü o dönemde Osmanlı’ya baş kaldırmak, Osmanlı’ya direnmek, Osmanlı’ya parmak sallamak her baba yiğidin harcı değil. Pir Sultan Abdal o dönem boyunca bütün başkaldırılarda en ön saflarda yer alan bir pirimiz, bir önderimizdir” dedi.
“PİR SULTAN BİR İSYANIN ÖNCÜSÜ, AYNI ZAMANDA BİR YOL ERKAN YÜRÜTÜCÜSÜ BİR PİRDİR”
“Pir Sultan Abdal’ın bir isyanın öncüsü, Yol erkan yürütücüsü, Ocak kurucusu, bir pir olduğunu vurgulayan Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustasfa Sazcı ise şunları ifade etti:
“Pirlik, sultanlık, şahlık her önüne gelene dağıtılabilecek bir unvan değil. Çünkü bunlar taliplerin dedeye, dede evladına, ocak evladına verdiği misyonlardır. Tıpkı Şah Hüseyin’e verildiği gibi. Başkasına Şah denmez ama Hüseyin Kerbela’da başını verdiği için Şahlık verilmiştir. Bugün Anadolu’da aslında Pir Sultan denince aklımıza ilk gelmesi gereken İmam Hüseyin’in duruşu. İmam Hüseyin’in duruşunu sahiplenen Pir Sultan kendi döneminde Osmanlı Devleti ile hareket eden, iş birliği yapan dedelere “Bire dedem yağmadan mı gelirsin” diye bir nefes yapıyor.
Osmanlı Devleti Alevileri zaten yeterince sömürüyor. O dönemin hakkullahçı dedeleri var, Yol bilmez, erkan bilmez, edep bilmez. Bunu Mahmut Dede şöyle ifade ediyor:
Şu Mahmur elinden bıktım usandım,
Gerçeği yok, yalanları çok bir düzen var,
Edep kalktı, erkan kalktı, Yol kalktı,
Dedesinden talibinden bezen var, diyor.
O dönem de dedelerden beziliyor. Niçin? Osmanlı’nın hakkullahçı dedelerinin işi gücü talibinden akçe almak. Pir Sultan; ocakta pişmeyen, o ocakta narını yakmayan, özünü kemalete eriştirmemiş dedelerden bahsediyor ve sonrasında Pir Sultan o dedelere de karşı çıkıyor.
Sazcı, “Pir Sultanın bizim için önemi ne? Pir Sultan’ın nefesinde de belirttiği şey, AKP eliyle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı diye başkanlık kuruldu. Güya dedelere maaş verilecek, zakirlere maaş verecekler. O maaşlar doğrultusunda cemevlerini finanse ederek ‘maaşınızı, ekmeğinizi biz veriyoruz, artık bu saatten sonra bizim sözümüzü söyleyeceksiniz, bizim söylediğimiz duaları okuyacaksınız, bizim söylediğimiz zamanlarda cem yapacaksınız, bizim istediğimiz gibi erkan yürüteceksiniz’ diyor. Bunu kabul eden dedeler şu an Ankara’da sıralanmış Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapısının önünde. Ancak biz şuna eminiz ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapısına, Yezidi’n, Muaviye’nin sarayına gidip mevki için yağlı aşa kaşık sallayanlar, bizim için Yezide biat edenlerden, Muaviye’ye biat edenlerden, Hüseyin’i arkasından hançerleyenlerden bir farkı yok.
“TARİHTEN BİZE MİRAS KALAN ŞEY İMAM HÜSEYİN’İN, PİR SULTAN’IN ZEYNEP ANANIN DİRENCİDİR”
Pir Sultan da İmam Hüseyin gibi direndi, Şah İsmail Hatayi de İmam Hüseyin gibi direndi, Şah Kalender Çelebi de, Hamdullah Çelebi de İmam Hüseyin gibi direndi.
Dolayısıyla bize miras olarak kalan şey İmam Hüseyin direnci, Zeynep Ananın direnci, Celal Abbas’ın direnci. Biz o direnci kendi vücudumuzda kendi benliğimizde yaşatırsak İmam Hüseyin’i Pir Sultan’da yaşatmış olur, Pir Sultan’ın söylediği nefeslerde anlamış oluruz.”
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Süleyman Demir ise, “Pir Sultan ile Hızır Paşa arasında geçen olayı anlatmadan olmaz. Günümüzde Hızır paşalar o kadar çoğaldı ki Muaviye’nin yağlı pilavını görenler koşuyor. Bu bir hikâye de olsa gerçek ve yaşanmış ve hep anlatılagelmiş bir şeydir. Hınzır Pir Sultan Abdal’ın ocağında yetişmiş bir kişidir. Hınzır Paşa Pir Sultan’ın yanında belli bir seviyeye geldikten sonra der ki prim bana bir destur ver de İstanbul’a gideyim mektep medrese göreyim, orada öğretimlerimi alayım gelip ondan sonra burada canlarımıza daha fazla hizmet edeyim der. Pirimiz de dedi ki ‘Hızır gidersin mektep medrese görüp gelirsin, Sivas’a da vali olarak atanır sonra da beni asarsın der” diyerek sözlerini tamamladı.
Cemde gülbenglerin okunmasının ardından söylenen deyiş ve nefeslerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA- Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na bağlı Abdal Aleviler Antalya Serik’e bağlı Abdurrahmanlar köyünde bulunan Bali Baba Türbesinde/Dergahında lokmalarını paylaştılar. Ocağın evlatlarından Erol Çarkanat, “Mahmut Baba, yaşamı boyunca küsleri barıştıran, müşkülleri kaldıran, hastalara şifa veren, rızalığa dayalı bir toplum oluşturan bir erendir” dedi.
Antalya’da bulunan Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na mensup Abdal Aleviler, Bali Baba Türbesi’nde/Dergahı’nda lokmalarını paylaştılar.
“MAHMUT BABA KERAMET SAHİBİ BİR EVLİYADIR”
Antalya’da yaşayan Kızıldeli Deyyit Ali Sultan Ocağı’na mensup Abdal Aleviler, Serik Abdurrahmanlar köyünde bulunan Bali Baba Türbesi’nde bir araya geldiler. Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı evliyalarından olan Mahmut Baba’nın hayatı ile ilgili bilgi aktaran ocağın mensuplarından Erol Çarkanat, şunları kaydetti:
“Mahmut Baba 19. Yüzyılda yaşamış Kızıldeli Ocağı evlatlarından keramet ve mücizet sahibi bir evliyadır. Kızıldeli Ocağı’nın Rehber kapısı olan Mahmut Baba yaşamı boyunca küsleri barıştıran, müşkülleri kaldıran, hastalara şifa veren, rızalığa dayalı bir toplum oluşturan, batıni ilimlere hayiz bir erendir. Anadolu’da Malatya, Erzincan, Sivas, Erzurum, Kayseri, Adana, Osmaniye, Hatay, Suriye, İran ve Irak’ta hizmet yürütmüştür. Türbesi dayısı Ali Hoca Baba’nın da medfun olduğu Adana-Ceyhan Durhasan Dede köyündedir.”
Ardından Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı ve Fidan Önal deyişler söyledi. Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı gülbenk verdikten sonra ise lokmalar paylaştırıldı.
Lokmaların pay edilmesinden sonra ise Bali Baba Türbesi’ne ziyaret gerçekleştirildi.
KIZILDELİ SEYYİT ALİ SULTAN OCAĞI
Malatya Yazıhan ilçesi Yukarı Tenci köyünde mezra merkezli olan Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’nın Antalya’da 100’e yakın mensubu bulunuyor. Malatya, Antep, Hatay, İstanbul, Çorum ve Sivas’ta evlatları; İstanbul, Adana, Sivas, Antep Malatya, Amasya, Konya, Tokat’ta ve Lübnan’da Bekaa’da 20 hanesi bulunan ocağın aynı zamanda İran’ın Tahran, Şiraz, Kirmanşah, İsfahan, Desbul, Ahvaz’ta 300’e yakın talipleri, Suriye Halep, Şam ve Ürdün’de yaklaşık 300 hanesi bulunuyor.
PİRHA- Kızıldeli Ocağı Hizmetkarı Mustafa Sazcı, hükümetin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi Bektaşilere yönelik asimilasyon politikalarına karşı ortak mücadele hattı oluşturulması gerektiğini söyledi. Özellikle örgütsüz olan köyler ve derneklerin seçildiğine işaret eden Sazcı, “AKP, Alevi Bektaşi kurumların boş bıraktığı her alanı kendi düşüncelerini empoze edebilecek bir araç haline getirerek dolduruyor. Alevi kurumlarında esas yapılması gereken şey gençlik örgütlenmesinin örgütlenmesidir. Gençliğin bir meclis oluşturması ve o meclisin yönetimde doğrudan söz sahibi olması gerekir” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.
9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.
Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.
Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.
Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı‘ya sorduk.
“ALEVİLERİN MEVCUT BİRLİĞİNİN BOZULMASI HEDEFTE”
PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
MUSTAFA SAZCI: Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, daha önce de İçişleri Bakanlığı tarafından yönlendirilen kişiler tarafından yapılan ziyaretler Alevi Bektaşi toplumunun lehine olabilecek ziyaretler değil, Alevilerin aleyhine yapılan ziyaretlerdi. Her toplum için ana sütü gibi helal olan “Eşit Yurttaşlık” hakkı her toplum için haktır. Bunu örtebilmek için suni bir şekilde ihtiyaçlar silsilesi yaratılıyor ve o ihtiyaçların karşılanması yönünde sözde ihtiyaçlar karşılanıyor. Dolayısıyla bu yapmacık şeylere de hoşgörü algısı yaratılıyor.
Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerine baktığımızda Alevilerin kendi arasındaki mevcut olan birliğin bozulması için ellerinden geleni yapıyorlar. Son süreçlerde özellikle Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan açılış etkinliğinde bu biraz daha yukarı çıktı. Alevi Vakıflar Federasyonu Başkanı Haydar Baki Doğan’ın sosyal medyada yayınlamış olduğu yazı, Alevi Bektaşi kurumlarını alanda yalnız bırakmaları ve bir taraftan da tehdit edici açıklamaları ve şantaj girişmeleri açıkçası bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumu içerisinde ne gibi faaliyetlerde bulunacağının en büyük göstergesi haline geldi.
“ORTAK MÜCADELE HATTI CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NI BERTARAF EDEBİLİR”
Dolayısıyla bugün sorunlu olan nokta şu: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşundan itibaren aslında bizlerin de bir bütün tespiti bu gibi şeylerin olabileceği idi. Ancak gelişmeleri gözlemlediğimizde Alevi Bektaşi kurumlarının bu konuda biraz sınıfta kaldığını söylemek mümkün. Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlı olmayan derneklerle iletişime geçme konusunda ciddi güçlükler çekildi. Bunların en büyük örneği özellikle Ege bölgesi ve Akdeniz Bölgesi’nde var olan Tahtacı kurumları. Bunun sebebi de şu: Tahtacı toplumunun milliyetçi duyguları, Türklük ve Türkmenlik üzerinden Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bir faaliyet yürüttü. Bugün Hacı Bektaş Veli Anma etkinliklerini koordine ettiklerinde destekçi olarak o Tahtacı kurumlar var.
Dolayısıyla burada bizim eksiğimiz, noksanlığımız ortaya çıkıyor. Alevi Federasyonu, vakıflar çatısı altında birleşmeyen kurumlarla iletişime geçmemesi, geçilmemesidir. Dolayısıyla yapılması gereken Hünkarın söylediği gibi bir olmak, iri olmak, diri olmak. Ancak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı ortak bir mücadele hattı örülürse yol içerisinde yapılan asimilasyon bertaraf edilebilir.
“ALEVİ KURUMLARININ GİDEMEDİĞİ KÖYLERE, DERNEKLERE EL ATMIŞ DURUMDALAR”
-MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Alevi mücadele tarihinin ve Alevi Bektaşi toplumunun 100 yıla yakın süre içerisinde vermiş olduğu eşit yurttaşlık ve laik demokratik Türkiye mücadelesi bize şunu gösterdi: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı muhatap alıp almama durumunu çok fazla dikkate almamalıyız.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarını muhatap almamasını bir kenara bırakıyorum. Daha kötü olan ise bir devletin kendi yurttaşlarının kurmuş olduğu sivil toplum kuruluşlarını, dernekleri, vakıfları, federasyonları dikkate almamakla birlikte onlara karşı tabela dernekleri, federasyonu oluşturması açıkçası en utanç verici bir durum.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bizi muhatap alıp almasını beklemek doğru değil, biz onları muhatap almıyoruz. Biz onların yapmış olduğu faaliyetlerin farkındayız ve buna karşı bir mücadele aracını nasıl oluşturabiliriz. Bu mücadeleye baktığımızda ise maalesef görünen o ki mevcut derneklerin yapısıyla bu olacak şey değil. Dolayısıyla farklı bir mücadele nasıl oluşabilir? Bugün Alevi Bektaşi toplumuna yapılanları yalnızca Alevi Bektaşi kurumlarına değil, sivil toplum örgütlerine, hak mücadelesi veren tüm kesimlere kurumlarına bilgilendirmeli, anlatmalı ve bu kesimler bu mücadelenin içerisine dahil olmalılar diye düşünüyorum.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi kurumlarının gidemedikleri derneklere, köylere el atmış durumdalar. Örgütsüz olan örgütleri, toplumu kendi istedikleri kalıbın içerisine sıkıştırmak, kendi yanlarında bulundurmak için bir faaliyet içerisine girmişler.
“HAZIRLADIKLARI ANSİKLOPEDİYİ DEDELERE, OCAK EVLATLARINA GÖNDERECEKLER”
-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?
Özellikle bu ansiklopedi meselesinin daha öncesinde de bu tür faaliyetler yürütülüyordu. Bu faaliyet nasıl yürütülüyordu? Hükümetler ve devlet tarafından Türkiye Diyanet Vakfı tarafından Alevi Bektaşi Klasikleri adı altında bu süreç başlatıldı. Dolayısıyla Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı devletin Alevi Bektaşilere yönelik politikalarını daha da sistematikleştirdi ve adeta vücut buldu. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin başından beri bir politikasıydı. Bu, Alevi Bektaşi toplumunu nasıl asimile edebiliriz, nasıl dejenere edebiliriz anlayışıdır.
Alevi ansiklopedisinde Şii İslam’ın dışında herhangi bir şey olmayacak. Alevi Bektaşi kavramlarının, terimlerinin kendi bildikleri gibi olmasını isteyecekler. Hazırladıkları ansiklopedilerle eminim Alevi Bektaşi köylerinde hizmet yürüten dedeler, ocak evlatlarına, orada Hakk’a uğurlama erkanlarını yürüten kişilere, muhtarlara gönderecekleri açık.
“ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMUNUN GENETİĞİYLE OYNANIYOR”
Bu bir yayın, herhangi bir kitap çıkartayım meselesi değil. Bu büyütülen bir şey de değil. Bu çıkan ürün sonucunda Alevi Bektaşi toplumunun genetiği ile oynanılıyor. Alevi Bektaşi toplumunun yapmış olduğu Hakk’a uğurlama hizmetlerini etkileyecek., Alevi Bektaşilerin geleneksel olarak yol sürdürdüğü o süreklerin gelenekselliği ortadan kalkacak. Alevi asimilasyonunu daha sistemli bir hale getirildiğinin örneği olacaktır. Ali Rıza Özdemir’in şahsiyeti ve daha önce yayınlamış olduğu kitaplarında Alevi Bektaşi inancını nasıl değerlendirdiği de dikkate alındığında bugün ortaya çıkacak ansiklopedinin felsefesi genel olarak ortada olacaktır diye düşünüyorum.
-Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?
Tüm bu faaliyetlerin sonucu yeni nesillerin, genç beyinlerin, zihinlerin esir olmasını sağlamak. ÇEDES protokolüne karşı yapılması gereken birçok şey vardı ancak bu duruma biraz geç kalındı. Burada açıkçası yine toplumdan çok kurumların etkisi oldu. Çünkü bu kurumlarda bulunan kişiler halkına karşı sorumludur. Halk bu durumun bu tehlikenin farkına varmamış olabilir ancak buna karşı Türkiye Barolar Birliği bir faaliyet içerisinde girebilirdi maalesef girilmedi. Eğitim -Sen, Veli-Der vs. yapılan şeyler aslında örgütlü olan insanlara hitap edilecek faaliyetler şeklinde oldu. İzmir’de ve İstanbul’da yapılan mitingler ve onun dışında faaliyetlere de ihtiyaç vardı.
Bunun yanı sıra ‘aman çocuğum ifşa olmasın, arkadaşları tarafından deşifre edilmesin, hocaları çocuğuma karşı bir pozisyon almasın’ gibi kaygılarda söz konusuydu. Hukuk büroları çocukların ifşa olmayacaklarını biliyor. Bunu benim veya herhangi biri kişinin söylemesinden daha çok bir avukatın, hukukçunun söylemesi daha çok etkili olacaktı. Dediğim gibi bu işin örgütlenmesinde ciddi problemler yaşandı, kimse tepki vermedi. Antalya’da bir kişinin dilekçe verdiği söyleniyor; maalesef bu işi örgütleyenler de dahil dilekçe vermemiş, en vahim durum, en kötü tabloda bu.
“CEMAAT ÖRGÜTLENMESİ OLAN ABDAL MAHALLESİ’NDE ALEVİLİĞE HAKARET EDİYORLAR!”
-Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?
Alevi Bektaşi kurumları içerisinde Kur’an kursunun verilmesine karşı olmak bir yana genel anlamda bu gibi kursların tamamen kapatılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çoğu merdiven altında yapılıyor. Bunun en azından örneğini geçenlerde canlı bir şekilde gördük. Konya Doğanlar Mahallesi bir Abdal Mahallesi. Abdal Mahallesi’nde bir evin bir odası sabahları kadınlara, akşamları erkeklere ve çocuklara kuran kursu verildiği yer haline getirilmiş. Sonrasında oraya gelen giden cemaatler ciddi bir faaliyetin içerisine giriyorlar. O faaliyetler sonucu bugün orada yaşayan Aleviler Alevi ismini duyduğunda ağza alınmayacak hakaretler ediyorlar, konuşuyorlar. Aynı zamanda akraba oldukları kişilere karşı fütursuzca hakaretler edebiliyor. Dolayısıyla bu yaşanalar ciddi anlamda bir tehlike.
Mevcut olan bu tür cemaatler, faaliyetlerini halkı kin ve düşmanlığına sevk etmek için yapıyor açıkçası. Alevi Bektaşi toplumu içerisinde böyle bir faaliyetin yürütülüyor olması açıkçası utanç verici. Bundan kaygılanmamalı, dokunulmaz hale getirmemeliyiz.
Bu gibi faaliyetleri yapan cemaat, tarikatlar varken bir Alevi Bektaşi kurumunun tek vazifesi tek misyonu buymuş gibi buna canı pahasına sarılması sorunlu görüyorum. Dolayısıyla burada yine mesele kurumun yaptığı yanlışa karşı ancak toplumun tepki gösteriyor olmasıdır. Çünkü kurumlar hiçbir yöneticinin malı değil, Alevi Bektaşi toplumunun kurumlarıdır. Dolayısıyla biz o kurumlarda hatalı oldukları noktalarda yöneticileri eleştiriyor olmamız lazım.
“GENÇLİĞİN BİR MECLİS OLUŞTURARAK SÖZ SAHİBİ OLMASI GEREKİYOR”
-Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?
Çoğu bilim adamının söylediği gibi doğa boşluk tanımaz ifadesinde olduğu gibi bence AKP iktidarı da boşluk tanımıyor. Alevi Bektaşi kurumların boş bıraktığı her alanı kendi düşüncelerini empoze edebilecek bir araç haline getirerek dolduruyorlar. Bugün Alevi Bektaşi kurumlarının gerçekten hizmet yürütecek dedelerin, babaların, zakirlerin hayatlarını idame ettirebilecekleri bir konum oluşturulmasına ihtiyaç var. Bu Alevi kurumları ve toplumun gönlünden kopan rıza lokmaları ile birlikte yapılmalı.
Alevi Bektaşi kurumlarının Alevi köylerinde bulunan halkla iletişime geçmesi gerekiyordu, bu boşluğu da AKP doldurdu. Dolayısıyla burada asıl yapmamız gereken mesele her alanı doldurabilmek, boşluk bırakmamak ve her alanda faaliyet yürütmek gerekiyor. Alevi Bektaşi toplumunun aydınlanacağı, kendi yolunu, mekanını öğrenebileceği, gündeme hâkim olabileceği herhangi bir kanal yok. Yalnızca sosyal medya ve YouTube var. Maalesef bunlar yetmiyor.
Gerçekten gündem çok hızla akıp gidiyor. Burayı engellemek ancak en kötü ihtimalle yazılı belge dokümanlarla olur. Belge ve dokümanları bir kenara bırakalım e-dergiler artık popüler hale geldi. Alevi Bektaşi kurumlarının bu gibi faaliyetlerde girmesi gerekiyor.
“GENÇLİK ÖRGÜTLENMESİ YAPILMALI”
Bu alanlarda faaliyet yürütebilecek süreçleri hazırlamamız gerekiyor. Bugünden itibaren Alevi Bektaşi kurumlarında esas yapılması gereken şey gençlik örgütlenmesinin örgütlenmesidir. Mevcut yaşlı yöneticilerle geleceğe güzelleme yapmayla bu faaliyet yürütülmez. Gençliğe kurumlarda yer verilmeli, alan açılmalı, oda verilmeli, yönetimde söz sahibi olmalılar. Göstermelik olarak kurumlarda gençlik kolları değil, aslında o gençliğin bir meclis oluşturması ve o meclisin yönetimde doğrudan söz sahibi olması gerekir. Bu gibi alanlar açılırsa bu faaliyetler yürütülebilir.
Özellikle köyleri ve herhangi bir kuruma bağlı olmayan diğer Alevi derneklerini bir çatı örgütünün altına toplayan ve Alevi derneklerinin yanı sıra yöre dernekleriyle iletişime geçmeli, gerekiyorsa o çatı örgütünün içerisine alınarak üye yapılmalı diye düşünüyorum.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi Finike Gökbük Köyü’nde Hıdırellez Cemi gerçekleştirdi. Cemde, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere karşı kurulan ucube bir kurum olduğu, hizmet yürüten dedelere, zakirlere, analara, babalara yapılan para teklifiyle Alevileri bölmeye çalışan bir yapı olduğu vurgulandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi Finike Gökbük Köyü muhtarlığının katkılarıyla yapılan Hıdırellez Cemine Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Mustafa Sazcı katıldı.
Finike Gökbük Köyü’nde yapılan Hıdırellez Ceminde konuşan Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, “Alevilerde cem Hakk’a ulaşmak için yapılan bir ibadettir, bir ritüeldir. Biz Hakk âşıklarının nefeslerini dillendirerek telli kuranımızla (saz) çaldığımız havalandırdığımız nefesleri Hakk’a ulaştırırız. Okuduğumuz nefeslerin sonunda Hakk aşığının, Ulu ozanların deyişlerde isimleri geçtiğinde de sağ elimizin başparmağına niyaz eder gönlümüze koyarız. O sevgili canların bize anlatmak istediğini, bizi uyandırmak istediği o ışığı aldık kabul ettik demek içindir” dedi.
“ALEVİLER İÇİN CEMLER, HEM BİR İBADET HEM DE SORUNLARINI ÇÖZDÜĞÜ BİR MUHABBET YERİDİR”
Cem erkânlarının genelde cemal cemale yapıldığını belirten Yalıncakoğlu, “Herkesin birbirine şahit olabileceği birbirini görebileceği bir alanda yapılıyor. Bizim cem erkanlarımız aynı zamanda bir halk mahkemesidir. Aleviler ne Selçuklu’da ne Osmanlı’da kadının huzuruna gidip adalet dilememişlerdir. Alevilerin mahkemesi genelde birini kırdığınız zaman, kırılmış olan kişi genelde cemin başında meydana gelir burada razılık ister. İstekte olan canlarda gelir burada sıkıntısını dile getirirler. Aleviler kendi arasındaki sorunlarını kendi içinde çözerler” diyerek sözlerini tamamladı.
ALEVİLER YAPILAN ZÜLMÜN, KATLİAMIN NEDENİ EŞİTLİKÇİ BİR YAŞAMI SAVUNMALARINDADIR”
Yüz yıllardır Alevilere yapılan zulüm ve katliamların aslında sebebi Ehlibeyti, 12 imamları, İmam Hüseyin’i çok sevdiklerinden dolayı olmadığını vurgulayan Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, “Bizim tarlalarımız birlikte ekiliyor, hayvanlarımız birlikte otlatılıyor, birlikte yayılıyor. Toplanan bütün mahsuller eşit bir şekilde dağıtılıyor. Burada zengin fakir yok. Böyle bir yaşam, padişahın, Osmanlı’nın, Selçuklu’nun, Abbasilerin saltanatlarını sürmesine mani. Bu köyü düşünün. Bu köyün bütün arazisi birlikte ekilse, biçilse elde edilen ürün bütün halka dağıtılsa buradaki muhtara payı ayrılsa. Muhtar tarafından da gelen giden garibana fukaraya dağıtılsa herkes eşit bir şekilde yaşasa” dedi.
Alevi Bektaşiliğin eline, beline diline, eşine, aşına işine, özüne, sözüne sadık olmaktan geçtiğini belirten Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bizim muhabbet meydanlarında kendi özümüzü pişirerek, Hakk, Muhammet, Ali’nin katarına girerek, bu ele dile bele sahip olmak, benliği, kini, kibri bir kenara bırakıp, özümüzdeki Hakk ile darı didar olmanın mücadelesi olarak görmemiz gerekiyor” dedi.
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI UCUBE BİR SİSTEM”
MHP’nin desteğiyle AKP tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi ve Başkanlığı diye bir ucube kurum kurulduğunu belirten Sazcı, “Bu kurum şimdi Alevi Bektaşi köylerinde, ocaklarında hizmet yürüten dedelerle, zakirlerle, analarla, babalarla iletişime geçip, para teklif ederek kendi tarafına çekiyor” dedi.
Alevi Bektaşilerin süreklerinde olmayan uygulamalara tepki gösteren Sazcı, “Bunlardan biri Kadir-i Hun cemi gibi hizmetleri ekletmeye çalışıyorlar. Bizim buna karşı durmamız gereken çizgi belli. Kadimden beri süre gelen o Hüseyin’i duruş dediğimiz İmam Hüseyin’in duruşu” ifadesini kullandı.
“Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın sarayına gidip de onun yağlı aşına kaşık çalanlardan dede olmaz, rehber olmaz, pir olmaz, mürşit olmaz. Talip olmadıktan sonra rehber, dede, pir, mürşit bunların hiçbiri olamayacağını, bunları göz önünde bulundurup ona göre Yol erkan hizmetlerimizi yürütmemiz gerekiyor.”
Hıdır Ellez ceminde, gülbenglerin okunmasının, deyiş ve nefeslerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Türkiye’de Alevilere ve Kürtlere yönelik nefret dilinin siyasette yer bulmasını ve topluma yansımasını değerlendiren Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Cumhurbaşkanı seçim süreci de dahil yaratılan nefret dalgasının hala sürdüğünü belirtti. Sazcı, “Alevi Bektaşilere ve Kürtlere karşı düşmanlık artık saklanması gereken sözcük halinden çıktı. Bu anayasal bir suç teşkil ediyor” dedi.
Türkiye’de nefret dili siyaset başta olmak üzere yaşamın her alanına yansımış durumda. Aleviler başta olmak üzere azınlıklara, Kürtlere yönelik nefret söylemleri hız kesmiyor. Konuya ilişkin Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, PİRHA’ya konuştu.
“İKTİDAR VE MUHALEFET NEFRET SÖYLEMİNDE YARIŞIYOR”
İttihat ve Terakki dönemi dahil Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bugüne Alevi ve Kürt düşmanlığı üzerinden kendisini var etmiş bir gelenek olduğunu belirten Mustafa Sazcı, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan bugüne yaşanan katliamlar silsilesini göz önünde bulundurduğumuzda iktidar ve muhalefet bu hususlarda açıkçası Alevi ve Kürt düşmanlığında birbiriyle yarışır hale geldiler” dedi.
“ANAYASAL SUÇ”
Son dönemde Bolu Belediye Başkanı ve Afyon Büyükşehir Belediye Başkanı olan kişinin nefret söylemleri karşısında Kürtlerin yalnız bırakıldığını belirten Sazcı, tarihin hiçbir sürecinde ne Alevi Bektaşilerin ne de Kürt halkının bu kadar yalnızlaştırılmadığını söyledi. Sazcı, “Cumhurbaşkanı seçim süreci de dahil yaratılan o dalga hala sürüyor. Alevi Bektaşilere karşı düşmanlık artık saklanması gereken sözcük halinden çıktı. Nefret söyleminin ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmesi mümkün değil. Bu anayasal olarak bu bir suç teşkil ediyor” ifadelerini kullandı.
“ORTAK MÜCADELE HATTININ ÖRÜLMESİ GEREKİYOR”
Alevilere ve Kürtlere yönelik hakaretlere karşı ortak bir mücadele hattının örülmesi gerektiğine işaret eden Sazcı, şunları kaydetti:
“Bu mücadeleyi kimliklerimiz üzerinden değil de eşit yurttaşlık mücadelesi üzerinden vermemiz gerekiyor. Bireysel olarak elbette ki kendi kimliğimizi muhafaza etmek, o kimliğin varlığını devam ettirmek gibi bir sorumluluğumuz var hepimizin. Ancak bunun ötesinde bizlerin eşit yurttaşlık için bir ortak paydası var. Eşit yurttaşlık mücadelesini ortak bir şekilde vermek gerekiyor. Ötekileştirme ve nefret dili iktidarın devrilmesi ile son bulmayacak. İktidar değiştikten sonra da mücadele etmemiz gerekiyor. Çünkü iktidar gittikten sonra yerini dolduracağı gelenek de iktidarın düşüncesinden, fikrinden fikriyatından farklı değil. Geçmişte de tek din, tek dil, tek bayrak, tek vatan sloganı vardı, bugün de var. AKP hükümeti cumhuriyetin geleneğini hâlâ devam ettiriyor. Alevi Bektaşilere, Kürtlere yönelik yapılan bu nefret söylemlerinin de cezai yaptırıma uğrayabilmesi için anayasal güvence şart. Anayasal güvenceye alabilmek için de ciddi bir hukuki mücadele vermemiz gerekiyor.”
“KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ”
Geçmişte Cem Vakfı’nın AİHM kararları ile ilgili bir hukuk komisyonu oluşturduğunu ancak Alevi Bektaşi Federasyonu da dahil olmak üzere oluşturulan hukuk komisyonlarının söylemde kaldığını vurgulayan Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Herhangi bir icraatı olan hukuk komisyonu yok. Sivas Davası, Gazi Davası, Çorum, Maraş davaları dahil olmak üzere Sultangazi’de cemevine yapılan polis saldırısı sırasında katledilen 2 gencin ve Uğur Kurt’un davası başı boş bırakılan davalar. Bunun yanı sıra geçtiğimiz dönemlerde üniversitede (Koç Üniversitesi) bir Alevi gencine yapılan saldırıda cezasızlık politikası devam ediyor. Dolayısıyla tek kurtuluş reçetesi yıllardır sloganlarımızda söylediğimiz gibi Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bu sloganı artık hayata geçirme durumu söz konusu. Açıkçası bu artık hayati ve kendi varlığımızı devam ettirebilmek için zorunlu hale geldi. Ortak bir mücadele cephesi dışında herhangi bir kurtuluşumuz yok” diye konuştu.
PİRHA- 16 Ağustos tarihinde Hacı Bektaş Veli ve 24-26 Haziran tarihinde yapılacak Abdal Musa anma etkinlikleri ile ilgili Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın olumsuz etkisine dikkat çekti. Alevi kurumlarının dergahlarda yaptığı anmaların Cemevi Başkanlığı tarafından yapılmak istendiğini belirten Sazcı, “Gerekirse Aleviler tarafından protesto edilmeli” dedi.
MHP destekli AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Aleviler tarafından kabul görmedi.
Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir Alevi müessesesi olmadığı Alevi Bektaşi toplumunun açık ve net bir şekilde açıkladığını belirtti.
Sazcı, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda görev yapan kişiler cemevleri ile görüşmelerinde, ‘AİHM kararlarını uygulatmak için geliyoruz. İktidar bir kapı açtı, biz de bu kapıdan yararlanalım, iktidarla görüşmelerimizi sağlayalım, cemevleri ibadethane olarak kabul edilsin’ gibi yaklaşımla cemevlerindeki kişilerle, dedelerle, zakirlerle iletişime geçtiler” dedi.
Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın başında bulunanların, kendilerine bağlanmayı reddeden Alevi kurumlarını terörize ettiğini belirtti.
Doç. Dr. Ayfer Karakaya’nın Alevi Bektaşi dijital arşivi oluşturmak için çalışma başlattığını hatırlatan Sazcı, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı burada kendine bir pay çıkardı. Bir çalışma içerisine girdiler. İktidar her zaman Ali Bektaşi toplumunun lehine olabilecek çalışmaların karşısında yeni bir çalışmayı oluşturuyor. Maalesef bunda başarılı oluyor. En büyük örneği Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapmış oldukları program, Nevruz için ve daha önce de Alevi ozanları için yapmış oldukları program var” diye ifade etti.
“ALEVİ KURUMLARININ BOŞ BIRAKTIĞI ALANLAR CEMEVİ BAŞKANLIĞI TARAFINDAN DOLDURULUYOR”
Alevi Bektaşi kurumlarının bıraktığı boş alanların Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı tarafından doldurulduğunu belirten Sazcı, şöyle devam etti:
“Onların yapacağı Hacı Bektaş Veli anması Alevi- Bektaşi kurumlarının yapmış olduğu tarihte gerçekleşecek. Buna karşı şu an henüz Alevi kurumlarından herhangi bir açıklama olmamakla birlikte buna karşı doğru bir tepki de verilmiyor. Bu da açıkçası bizim eksik bıraktığımız bir alan ve iktidar bunu dolduruyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı çalışma sadece Hacı Bektaş Veli Dergahı ile de kalmayacak. Alevi Bektaşiler özlem ve hasretle bekledikleri Abdal Musa açılışı, İzmir Tire’de bulunan Ali Baba Dergahı açılışı, Hamza Baba’nın açılışı, Hüseyin Gazi Dergahı’nın açılışı gibi açılışları iktidarın kontrolündeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yapacak gibi duruyor. Saydığım dergahların mütevelli heyetinde olan kişiler doğrudan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı içinde yer alıyor.
Burada iktidarın görevlendirdiği bu kişileri hem kurumlardan hem dergahlarımızdan sürmek, buna karşı ciddi bir mücadele içerisine girmek gerekiyor.
“ALEVİLER TARAFINDAN PROTESTO EDİLMELİ”
Aynı gün yeni bir etkinlik gerekiyorsa gövde gösterisi yapılmalı. Dergahlarımızı geri istiyoruz yalın ayak yürüyoruz, diye Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapmış olduğumuz çalışmanın bir benzeri o gün orada yapılmalı. Gerekiyorsa yürüyüşle, eylemlerle o dergahların bize ait olduğu ortaya konulmalı, orada yapılan anmanın da bizler tarafından yapıldığı ve bizlerin rızası olmadan hiçbir devlet kurumunun böyle bir anmayı yapamayacağının belirtilmesi gerekiyor. Aksi takdirde biz geri adım atarsak iktidar bize 2-3 geri adım attırmayı deneyecektir. Yaşadığımız tarihsel süreç açıkçası bunu gösteriyor.”
PİRHA-AKP hükümeti tarafından kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamasına tepki gösteren Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, aslında bu çalışmayı Alevi kurumlarının yapması gerektiğini söyledi.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın duyurusuyla ve Prof. Dr. Ali Yaman’ın PİRHA’ya verdiği röportajla Alevi Bektaşi Ansiklopedisi’nin İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara hazırlatılmasının ortaya çıkması tepki çekti.
Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı önümüzdeki süreç içerisinde Alevi Bektaşi Ansiklopedisi oluşturmayı düşünüyor. Bu çalışmanın içerisindeyse Ali Rıza Özdemir’in sıkı bir İslamcı ve muhafazakar olan eşi de dahil olmak üzere, birçok İlahiyatçı doçent, doktor, profesör bulunmaktadır” dedi.
“ABDALLARI EKSİK MÜSLÜMANLAR OLARAK TARİF EDİYORLAR”
Sazcı, “Bu çalışmayı yapanlar Konya’nın Doğanlar ve Yeni Mahallesi’ndeki Abdalları, yarım yamalak Müslüman olarak, eksik Müslüman olarak tabir ediliyor. Eksik Müslümanların, tefsir, kelam öğrenerek öz Müslümanlığı yani onların tabiriyle Sünni İslam’ı öğrenmesi hususunda bir çalışma yapıyorlar” diye belirtti.
Sazcı, toplumun laik veya ılımlı Müslüman olarak gördüğü yazarlar İhsan Eliaçık, Mustafa Kurtulmuş gibi isimlerin, Alevi Bektaşilik konusunda yazan, çizen, araştıran araştırmacılar ve akademisyenler başta olmak üzere hiç kimseden ses çıkmamasını eleştirdi.
Yakın dönemde Kaygusuz Abdal, Virani ve Fuzili’nin kelamlarının Diyanet Vakfı tarafından yayınlandığına dikkat çeken Sazcı, “Alevi Bektaşi klasikleri olarak yayınlanan bir set vardı, Diyanet Vakfı tarafından yayınlanmıştı. Bugün Google’dan aradığında bu klasikler ya doğrudan ya da kısmen tahrip edilerek yayımlanmış klasikler” diye ekledi.
“ANSİKLOPEDİ BOŞLUĞU VARDI, ALEVİ BEKTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI BU BOŞLUĞU KULLANDI”
Birkaç yıl sonra Alevi Bektaşilik üzerine araştırma yapmak istendiğinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın hazırladığı kaynakların görüneceğini belirten Sazcı, “Buna karşı Alevi kurumların ciddi bir tedbir alması gerekir. Demek ki bir ansiklopedi boşluğu vardı ve iktidar bunu kullandı” dedi.
“BOŞ BIRAKTIĞIMIZ ALANLARI KENDİ İNANCIMIZ VE KENDİ ÖZGÜN KİMLİĞİMİZLE DOLDURMALIYIZ”
Alevi Bektaşi Aşık-ı Sadıkların kelamlarını anlayabilmek için ansiklopediye başvurmak zorunda olduğunu vurgulayan Sazcı, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Buna ilişkin Alevi Bektaşi kurumlarının çıkarmış oldukları herhangi bir kaynak yok. Dolayısıyla bu boşluğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı böyle doldurmaya yeltendi. Biz Alevi kurumlarının yapması gereken, onlardan bir adım önde giderek aslında onların doldurabilecekleri o alanları önceden kendi inancımız ve kendi özgün kimliğimizle doldurmamız, alternatif bir çalışmanın içerisine girmemiz gerekiyor.”
PİRHA-Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneği’nde yürütülen Newroz ceminde dört mevsimin can olduğu bütün renklerin yeniden var olduğu Newroz’un bütün bayramların sultanı olduğu vurgulandı.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneği’nde Newroz Cemi yürütüldü. Newroz cemine Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Kazım Açıktepe, Zakir Ali Sizer, Erhan Özdemir, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı katıldı.
“NEWROZ, DOĞADA BÜTÜN CANLILARA NEFES VERDİĞİ BİR GÜNDÜR”
Hünkarın “ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözüyle konuşmasına başlayan Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Kazım Açıktepe, “Işık nurdur, ışık aydınlıktır, ışık sevgidir. Tamda bugün Newrozu kutlarken güneşin bugün dik olarak gelip evleri ısıtıp doğada bütün canlılara nefes verdiği gündür. Bu ışık cümlemizin gönlünde ışısın gönüllerinde sevgi muhabbet olsun, geleceğiniz aydınlık olsun cümlenize aşk olsun. Kadimden bugüne dilden dile, telden tele, gönülden gönüle, el ele el hakka düsturu ile bu yolu bu erkânı nefesleriyle telli bağlamalarıyla getiren yol ulularımızın bu konuda emek veren, bedel ödeyen cümle canlılara aşk olsun aşkını niyazımız olsun” diye belirtti.
“BU YOLDA HİÇBİR OCAK DİĞERİNDEN ÜSTÜN DEĞİL”
Her canın bu yolun talibi olduğunu yol içerisinde birbirlerine ikrar verdiğini belirten Açıktepe, “Her birimiz bir hizmeti yerine getirmeye çalışıyoruz. Esas olan talibin kendisiyle her yıl mutlaka dar-ı didar olması gerekiyor. Eskiden yapılan erkânları şehirleşme ile birlikte kaybettik. Erkanları yapmak için çok az da olsa belki buluşan vardır ama çoğumuz birbirimizin izini kaybettik. Buradaki cemlerimiz Aslında geçmişte büyüklerimizin yaşadığı yaptığı cemlerle aynı değil, çok eksiğimiz var” dedi.
“NEWROZ ZALİMİN ZULMÜNE KARŞI BİR DURUŞTUR”
Newroz’un Aleviler için kıymetli olduğunu belirten Zakir Ali Sizer, “Newroz zalimin zulmüne karşı bir duruştur. Newroz bizler için önemlidir dört mevsim tamamına erer, yeniden kendi kendinde var eder onun için Newroz önemlidir. Newroz bütün bayramların sultanıdır Newroz. Dört mevsimin can olduğu bütün renklerin yeniden var olduğu yaylaların ovaların süslendiği bir demdir Newroz” diye ifade etti.
“İSMİMİZİ ÇOK DEĞİŞTİRDİLER AMA CİSMİMİZİ DEĞİŞTİREMEDİLER”
Her canın ayrı ayrı bir değer olduğunu cevheri oluşturanın ise pirler, sadıklar ve âşıklar olduğunu belirten Sizer, ”Bu yol zerreyi cevherle buluşturan bir yoldur. Onun için adımız çok değişti bizim. İsmimizi değiştirdiler ama cismimizi hep aynı kaldı. Yani toprak ana gibi hiç değişmedi” dedi.
Cemde gülbenglerin okunmasının ardından Kürtçe ve Türkçe söylenen deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.