Etiket: mustafa sazcı

  • Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na bağlı Aleviler, Bali Baba Türbesinde cem yürüttüler-VİDEO

    Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na bağlı Aleviler, Bali Baba Türbesinde cem yürüttüler-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na bağlı Aleviler, Antalya Serik’e bağlı Abdurrahmanlar Köyü’nde bulunan Bali Baba Türbesinde/Dergahında cem yürütüp lokmalarını paylaştılar. Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bali Baba Dergahı klasik anlamda Alevi Bektaşi mimarisini andıran bir mimariye sahip. İçerisinde hiçbir şekilde İslami sembol bulunmuyor” dedi. 

    Antalya’da Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na bağlı Aleviler, Bali Baba Türbesini ziyaret ederek niyaz ettiler.

    Ziyarete ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulunan Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Biz bugün Bali Baba Dergahına geldik. Bali Baba Dergâhı klasik anlamda Alevi Bektaşi mimarisini andıran bir mimariye sahip. İçerisinde hiçbir şekilde İslami sembol bulunmuyor. Bali Baba’nın, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin halifelerinden olduğuna ilişkin rivayetler var. Ayrıca Bali Baba Türbesinin bir makam olduğu da bilinmekte. Çünkü yan tarafta bulunan incir ve türbenin altından gelen su daha önce de Alevi Bektaşilerce kutsal atfedilen makamlardan, nişangahlardan birisi” dedi.

    “HİZMETLERİMİZİ BU OCAKLARDA DA YÜRÜTELİM”

    Sazcı, Bali Baba Türbesinin öneminin farkına vararak hizmet yürütülmesi gerektiğini belirterek şu çağrıda bulundu:

    “Buradan da cümle ocaklara, cümle rehber, pir, mürşit, ocaklarına çağrıda bulunuyoruz. Ocaklarımızın hizmetlerini yalnızca kurumlarımızın binalarına sıkıştırmayalım. Taliplerimizle, mürşitlerimizle birlikte bu ocaklarda da, bu dergahlarda da hizmetlerimizi yürütelim.”

    Konuşmaların ardından gülbekt okunup, deyişler söylenip, semahlar dönüldü. Lokma gülbegi verilerek lokmalar pay edildi.

    KIZILDELİ SEYYİT ALİ SULTAN OCAĞI

    Malatya Yazıhan ilçesi Yukarı Tenci köyünde mezra merkezli olan Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’nın Antalya’da 100’e yakın mensubu, Malatya, Antep, Hatay, İstanbul, Çorum ve Sivas’ta evlatları, İstanbul, Adana, Sivas, Antep Malatya, Amasya, Konya, Tokat’ta ve Bekaa’da 20 hanesi bulunan ocağın aynı zamanda İran’ın Tahran, Şiraz, Kirmanşah, İsfahan, Desbul, Ahvaz’ta 300’e yakın talipleri, Suriye’nin Halep, Şam ve Ürdün’de yaklaşık 300 hanesi bulunuyor.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Yol yürütücüsü Sazcı: Kurumlarımız tarihsel belleğimize sahip çıkmalı, bütçe ayırmalı-VİDEO

    Yol yürütücüsü Sazcı: Kurumlarımız tarihsel belleğimize sahip çıkmalı, bütçe ayırmalı-VİDEO

    PİRHA-Manavgat ilçesinde bulunan İshak Seydi Dede Sultan Türbesi ile ilgili konuşan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Anadolu’nun birçok bölgesinde, nerede ne gibi değerlerimiz var, hangi nişangahlar, hangi makamlar, hangi türbeler, ziyaretgahlar var bunları kayda geçirmeliyiz. Bunun için kurumlarımızın ek bir bütçe ayırması da lazım. Kaldı ki bizim kurumlarımızın, derneklerimizin kuruluş amacı da Alevi Bektaşi tarihsel belleğine sahip çıkmaktır” dedi.   

    Antalya’nın Manavgat ilçesinde bulunan İshak Seydi Dede Sultan Türbesi ile ilgili Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, PİRHA’ya bilgiler verdi.

    İshak Seydi Dede Sultan Türbesi, Karavca Köyü’ndeki dağın yamacında bulunuyor. Türbelerle ilgili araştırmalar yapan ve yakından ilgilenen Mustafa Sazcı, “İshak Dede Sultan halkın anlatılarıyla yola çıkarsak, 13. yüzyılda buraya irşat faaliyetlerini yürütmek üzere gelmiş erenlerden evliyalardan birisidir” dedi.

    “İSHAK SEYDİ DEDE, ANADOLU’YA GELEN HOROSAN ERENLERİNDENDİR”

    Sazcı şöyle devam etti:

    “İshak Seydi ile birlikte aynı yüzyıllar içerisinde buraya gelenlerden birisi de Güvenç Abdal ve  Emir Dede. Burada irşat faaliyetleri boyunca gösterdiği kerametler nedeniyle halk tarafından yücelere hak ettiği inancıyla birlikte dağın yamacında medfun olaup  sırlanmıştır. Türbesi de burada onarılmış bir şekilde durmaktadır. 13. yüzyılda Horasan’dan Anadolu’ya başlayan Huruç hareketi  ile birlikte Horasan erenleri Anadolu’ya gelmiştir. İshak Seydi Dede de bunlardan birisi. İshak Seydi aslında Anadolu’daki Alevi tarihinin nasıl kaybedildiğini, Alevi hafızasının nasıl yok edildiğinin en büyük örneklerinden birisi. Alevi Bektaşi Kızılbaş inancının ulularından birisi. Çevre illerden Antalya’da bulunan Türkmen Kızılbaşların, Bektaşilerin hatta Tahtacıların burayı ziyaret ettiği de bilinmekte. Aslında burada eskiden bulunan çırahana şu an yok edilmiş durumda.”

    “ALEVİ TARİHİNİN YAZIMINDA GELENEKSEL HAFIZAYA GÜVENMELİYİZ”

    “İshak Seydi Sultan’ı tarihte Babailerle bağlamak gerekir” diyen Sazcı, “Alevi tarihinin tekrar yazılışında geleneksel hafızaya güvenmek gerektiğini düşünüyorum. Ama resmi tarih yazıcıları ifadesiyle söylemek gerekirse, bu erenler buraya gelip gönülleri fethederken Türk İslam sentezinin buyurduğu gibi buraları İslamlaştırma gayesi gütmüştür diye rivayet ediliyor. Bu erenlerin hiçbir şekilde İslamlaştırma Türkleştirme gibi gayesinin olmadığını en azından Alevi Bektaşi inancının özünü bilen insanların inanmayacağına bu konuda eminiz. Çünkü hiçbir Alevi Bektaşi ulusunun İslamlaştırmak ve Türkleştirmek bir gibi bir niyeti olamaz. Hünkarın, ’72 millete bir nazarda bakmayan halka müderris olsa da hakikatte asidir’ sözünde buyurduğu gibi bu yol erkanına uygun olmayacağını bilir” ifadelerini kullandı.

    “TÜRBE ULAŞILMASI ZOR BİR YERDE, YOLLARI BOZUK”

    Mustafa Sazcı devamında şunları kaydetti:

    “İshak Dede Sultan aslında, Beşkonak tarafında bulunan Seydi Emre veya Seyit Emre diye makamı bulunan türbede oğlunun medfun olduğu söylenir. Onun dışında burada bulunanların çoğunun Alevi Bektaşi inancına mensup Kızılbaş Türkmenler olduğunu biliyoruz. Osmanlı Devleti’nin daha sonra ise Cumhuriyet tarihi içeresinde bu coğrafyada bulunan insanların kendi inancını, kendi yol erkanının unutturulduğunu görüyoruz.

    Şu an içerisinde bulunduğumuz İshak Seydi Dede Sultan Türbesini fiziki koşullarında anlatmak gerekiyor. Türbe fiziki ve tarihsel anlamdan bizim ziyaretlerimizi andırıyor. Kayalarla, çimentoyla örülmüş. Üçgen çatılı bir türbe, ziyaret. Bu türbeye çıkış yolları tıpkı diğer Alevi Bektaşi makamları, niyazgâhları ve türbelerinde olduğu gibi yine çok meşakkatli ve zorlu. Bu zorluğun yanı sıra tıpkı daha önceki Alevi Bektaşi türbelerinde gördüğümüz gibi yollar aşırı derecede bozuk. Bu doğrudan belediyenin baş edebileceği bir durum değil, devletin yapmakla yükümlü olduğu bir durum. Burada da en büyük iş kurumlarımıza düşüyor. Kurumlarımızın  burayı tanıması, bilmesi, burayı yaşatmak adına da faaliyetlerde bulunması gerekiyor. Özellikle Antalya’da 3 türbe var. Biri Finike’de Yuvalı Köyü’nde bulunan Kafi Baba Türbesi, diğeri Elmalı Tekke Köyü’nde bulunan Abdal Musa Türbesi, üçüncüsü de Isparta Senirkent’te bulunan Veli Baba Türbesi. Bu türbeler dışında Alevi Bektaşi hafızası Antalya’da maalesef bitik.

    “KURUMLARIMIZ MAKAMLARIMIZA SAHİP ÇIKMALI, BUNUN İÇİN BÜTÇE AYIRMALI” 

    Yerellerde Serik Abdallarıyla, Manavgat’taki Tahtacılarla görüşünce aslında birçok Alevi Bektaşi türbesinin burada olduğunu öğreniyoruz. O nedenle bizim bence bir bütçe ayırarak Anadolu’nun birçok bölgesinde, nerede ne gibi değerlerimiz var, hangi nişangahlar, hangi makamlar, hangi türbeler, ziyaretgahlar var bunları kayda geçirmeliyiz. Bunun için kurumlarımızın ek bir bütçe ayırması da lazım. Kaldı ki bizim kurumlarımızın, derneklerimizin kuruluş amacı da Alevi Bektaşi tarihsel belleğine sahip çıkmaktır. Ancak son süreçte maalesef ki Alevi kurumları bu vasfını yitirdi. Bu vasfı yitirmekle birlikte ziyaretlerimiz, makamlarımızda sahipsiz kaldı. Sahipsiz kalan ziyaretlerimizde maalesef ki türbenin girişinde de gördüğümüz gibi 3 ihlasla bir elhamla ziyaret edilmesine salık verildi. O nedenle inanç yerlerimizin, makamlarımızın, niyazgahlarımızın, türbelerimizin tekrardan bizim olması gerekir. Tekrardan buraların yaşatılması, bu değerlere sahip çıkılması için derneklerimizin kurumlarımızın ciddi bir şekilde çalışmalarına devam etmesi gerekiyor.”

    “TARİHSEL BELLEĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM” 

    Sazcı son olarak, “Biz Pir haber ajansıyla (PİRHA) birlikte aslında bunu kendimize bir görev olarak gördük. Antalya’da bulunan tüm türbe, tekke ve nişangahlara gücümüz yettiği oranda gitmeye çalışıyoruz. Ancak bu birkaç kişinin emeği ile kalmamalı, derneklerimiz bunları yaygınlaştırmalı. Tarihsel belleğimize sahip çıkarsak ancak gelecekte Alevi Bektaşi inancının yaşatılmasına bir nebze de olsa katkıda bulunmuş olacağız” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi: Talipler de ocakların sahibidir -VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi: Talipler de ocakların sahibidir -VİDEO

    PİRHA- Antalya’da Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yapıldı. Cemde, musahip olunması için önce Yola ikrar verilmesi gerektiği belirtilirken, Alevi inancına ocak evlatlarının yanı sıra taliplerin de ocakların sahibi olduğu vurgulandı. 

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi gerçekleştirildi. Ceme, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit başkanı Gülçin Akça, Abdal Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Ocağı evlatlarından Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Zakir Hayri Aslanboğa, Zakir Barış Karabatak ve Mehmet Gündoğdu katıldı.

    Yol yürütücüsü Zakir olan Süleyman Demir, “Süpürgeyi çaldık toprağı kutsadık, suyla elimizle döndürdük suyu kutsadık, Hakk nuru denilen bilgiyi temsil eden çerağı uyandırdık, ateşi kutsadık. Alevilikte bir Yol süreği vardır, bu Yol süreği içeresinde 4 Kapı 40 Makam aşaması dediğimiz. Kişi, reşit yaşa gelince ikrar verip Yola girdikten sonra Alevilik Yolu başlar. Alevilik Yolu ikrarla başlar, sonra musahip olur, musahiple sürer. Musahiplik zor bir görev olduğu için Yol sekteye uğramasın diye Yolun mürşitlerinden Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Hamdullah Veli Çelebi efendimiz, ‘kişi önce ikrar versin sonra musahip olsun’ diye güncellemiştir. Musahip olan canların önce yıllık görgü ve sorgusu yapılır. Cem meydanına gelir, bir yıl içerisinde alacaklı verecekli, küskünü, dargını, bir suç işlediyse bu meydanda sorulur. Musahip, ikrar, dar cemleri ile birlikte normal cemler de yapılır. Bu cemler hiçbir zaman öbür dünya için yapılanı cemler değildir. Cennete cehenneme gideceğiz, huri kılman alacağız diye değil, asıl gerçek olan bu dünyadaki insanların gönlünü almak, gönlünü kazanmak için yapılan cemlerdir. Bana kul hakkıyla gelme diyorsa, bizdeki karşılığı ‘o kişi düşkün sayılır ceme alınmaz’ dedi.

     “BİZİM YOLUMUZ 4 KAPI 40 MAKAMDAN GEÇİYOR”

    Yol Talibi Mehmet Gündoğdu ise yaptığı konuşmasında ateş, su, toprak ve havanın varlığı, yaratan ve varlığın birliğini meydana getiren elementler olduğuna değinerek, “Bizim yolumuz 4 Kapı 40 Makamdan geçiyor. 4 Kapı 40 Makam dediğimiz bizim Şeriat Kapısı, Tarikat Kapısı, Marifet Kapısı, Sırrı Hakikat Kapısı’dır. Burada hizmetler görüldüğü gibi yeri süpürdüler, toprağı kutsadık, çerağ uyandırdık. Ateşi kutsadık, su ile elimizi yıkadık, suyu kutsadık, nefesler, deyişler söyledik havaya kutsadık” şeklinde konuştu.

    Yola girmek isteyene, “Gelme, gelirsen dönme, gelenin malı dönenin canı burada” denildiğini aktaran Gündoğdu, şöyle devam etti:

    “Marifet Kapısı da su gibi arıdır. Sırrı Hakikat Kapısı da topraktır. Çünkü ne deriz; biz toprağa turab olduk, toprakla bir olduk. Toprak bize her şeyi verendir. Bizim büyümemiz, gelişmemiz hep topraktandır, gıdamızı da topraktan alıyoruz. Hepsi bu topraktan geldiği için içimize işledi, biz de geliştik insan olduk. Ama bir gün gelecek bu toprağın bize verdiklerini biz geri toprağa vereceğiz.”

    Kızıldeli Ocağı’na bağlı Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı ise, “4 Kapı 40 Makam bizim ocakta anlatışı yapılırken şöyle söylenirdi: Şeriat bir gemidir, talip şeriat gemisine biner tarikat denizinde yüzer, tarikat denizinde açıldıktan sonra dalgıç olur o da marifettir. Arifliğin sembolüdür. Hakikat Bahri’ne dalar, o Bahri’n içerisindeki incinin içerisindeki mercana ulaşmasına Sırrı Hakikat denir. Makamlar var, kapılar var, ancak bu kapıları nasıl yürüteceğiz, nasıl yaşatacağız, nasıl icra edebileceğiz. Bu konuda da biraz samimiyet gerekiyor. Bu hizmeti yürüten rehberlerin de pirlerin de, mürşitlerin de samimiyetinin tamamen eksik olduğunu, Yolu, erkanı net bir şekilde anlayamadığınızı düşünüyorum. Bu son süreçte özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Dergahını ziyareti, daha sonra Şahkulu Dergahında yaptığı konuşmalar, sonrasında açıkladıkları torba yasa ile gündeme gelen ve bugün bizi temsil ettiğini iddia eden dedelerin de ocakların da Aleviliği ne kadar anladıklarının göstergesi haline geldi” dedi.

    “ALEVİ İNANCINI OCAK EVLATLARINA BIRAKMAMALIYIZ, TALİPLER DE OCAKLARIN SAHİBİDİR”

    “Hakikat kapısı diyoruz. Bu ocakların hizmetini yürütebilmek dört kapının ilmine vakıf olan kişilerin harcıdır” diyen Sazcı şunları kaydetti:

    “Torba yasanın açıklanmasıyla birlikte Antalya’da cemevlerinde bulunan dedelerin ‘devlet bana da maaş versin, ben de Ocak evladıyım’ diye sıraya girdiğini görüyoruz. Bunlara karşı bizim toplumumuzun da Yola sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Şuna bırakmamak gerekiyor. Alevi inancını dedelere, Ocak evlatlarına bırakmamalıyız. Talipler de ocakların sahibidir, Yolun sahibidir. Ocağına sahip çıkarsan o zaman talip olabilirsin.

    “CEMEVLERİNDE BU MUHABBETİ BULAMIYORUZ”

    Daha önceleri bazı cemevlerinde  cemlere katılıyordum bir cami imamı gelir minberine oturur vaaz verir gibi. Bizim dedelerimiz de ona döndü aslında yol bunu buyurmuyor. Yol, ‘dede sen postuna otur talibe vaaz ver, talip konuşmasın, sadece dinlesin, seni sorgulamasın seni eleştirmesin’ demiyor. Yol muhabbeti buyuruyor, biz bu muhabbet ortamlarını cemevlerinde maalesef bulamıyoruz. Bu nedenle Abdal Musa derneğinde yapılan bu muhabbet cemi, erkanları önemli.

    Kaldı ki Hüdayi baba diyor ya ‘Hüdayi’yim Hüdamız var/ dost elinden bademiz var/muhabbetten gıdamız var/ ölüm ölür biz ölmeyiz. Muhabbetten gıda alan bir toplumdan bahsediyoruz. Bu toplumun en büyük anlamda inancını yaşadığı cem muhabbet cem hizmeti. Oradan bu muhabbeti çekersek, yolu kendi ellerimizle katletmiş oluruz.

    “BİZ GENÇLER YOLA SAHİP ÇIKIYORUZ”

    Özellikle yaşlı canlarımız tarafından son süreçte ‘gençler ibadetten koptu, gençler Yola sahip çıkmıyor’ deniliyor. Ben bunun tam tersini düşünüyorum. Gençler olarak biz büyüklerimizden daha çok sahip çıktığımızı düşünüyorum son süreçte. Üniversitelerde farklı bölümlerde genç akademisyen adayları öğrenciler, bunun yanı sıra geleneksel Alevi müziğine sahip çıkarak yaşatan birçok gencimiz var. O nedenle canlardan benim tek ricam, deneyimlerinizi, ocaklarda eski sürdürdüğünüz Yol erkan hizmetlerinde duyduklarınızı bizlere aktarın.

    “ZEYTİNKÖY’DEKİ ABDALLARA SAHİP ÇIKALIM”

    Ben bir ocak evladıyım bir pirin hanesinde büyüdüm. Geleneksel anlamda da ocağımızda Yol hizmetler yürüyordu ancak bu imkana sahip olmayan bir çok canımız var. Antalya Zeytinköy uyuşturucuyla, fuhuşla bilinen mahallelerden birisi. Bu mahalle bir Alevi mahallesi %100 Alevi bir mahalle. Yaklaşık 50 yıldır Yol erkan hizmetleri yürütülmüyor. Yürütülmemesinin yanı sıra gençlerin çoğu uyuşturucu kullanıyor. Bunun yanı sıra uyuşturucu satıcılığı, fuhuş gibi hiçbir topluma hiçbir insanlığa yakışmayan faaliyetler içeresindeler. Bu bizim ayıbımız. Ben kendi üzerime alıyorum. 21 yaşında bir genç olarak ben bunda kendimi sorumlu hissediyorum. Belki benim de yapabileceğim işler vardı orada, yapamadım. Genelde Abdalları gördüğüm zaman, ‘onlar çingene onlara bulaşmayalım’ gibi bir durumumuz var. Onlar bizim canlarımız. Nefeste de diyor: Abdallığın binasını sorarsan Allah bir Muhammed, Ali Abdaldır/ Hakikat ilminin  aslın sorarsan cümle ululardan ulu Abdaldır. Abdallık makamı bizim için kutsal bir makamdır. Abdallık kültürü de Abdalar da bizler için koparmayacağımız parçalarımızdan birisidir. Bu nedenle oradaki Abdallara sahip çıkması gerektiği taraftarıyım.

    “KURUMLARIMIZ ABDALLARA SAHİP ÇIKMALI”

    Derneklerimiz uzun süredir Abdalları hiçe sayıyor.  7 Alevi kurumu ortak açıklama yaptılar, bir tane Abdal derneği yok, bir tane Abdalların kurumu yok. Abdallar adına, kurumlar adına açıklama yapacak kişi sayısı olukça az. Abdalların sorunu dile getirebilecek kimse yok. Biz neyiz? Alevi kurumları olarak kendi canlarımıza sahip çıkamıyorsak burada oturmamızın ne faydası var, diye düşünüyorum. O nedenle sorumluluk duymamız gerektiğini düşünüyoruz. Orada gencecik çocuklar uyuşturucuya fuhuşa bulaşıyor. Bunların hepsi bizlerin  boynunun  vebali.Bu sorunu çözebilmek için de o canları tanımak gerekiyor. Gidelim, uyuşturucuyu bu işi bitirelim diyemeyiz. Hepimizin yapabileceği şeyler sınırlı, kısıtlı. Kaldı ki bu bir sistem politikası. Bu sistem politikası devam ettiği için zor ancak şunu yapabiliriz. O canlara tanış olmak onlarla muhabbete geçebilmek en azından kendi düşüncelerimizi onlara aktararak farklı düşünmelerini sağlayabilmek en iyi yol olacaktır. Onları artık görmemiz, tanımamız çözüme ilişkin en büyük ilerleme olacak diye düşünüyorum.”

    Cem’de gülbenglerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Sazcı: Dik durduğumuz noktada eşit yurttaşlık hakkımızı alabiliriz -VİDEO

    Sazcı: Dik durduğumuz noktada eşit yurttaşlık hakkımızı alabiliriz -VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı yol yürütücüsü  Mustafa Sazcı, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şah Kulu Dergahını ziyaretine ve cemevlerine dair Meclis’e getirilen yasa tasarısına ilişkin konuşarak, “Her zaman dönemin Emevileri, Yezitleri, Osmanlıları karşısında dik durmalıyız. Eğer ki bugünlerde bu dik duruşu sergileyebilirsek önümüzdeki dönemlerde de eşit yurttaşlık mücadelesi veren halklarla, inançlarla birlikte bizlerde temel hak ve özgürlüklerimize kavuşuruz” dedi.

    Kızıldeli Ocağı yol yürütücüsü  Mustafa Sazcı, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şah Kulu Dergahını ziyaretine ve cemevlerine dair Meclis’e getirilen yasa tasarısına ilişkin konuştu.

    Hükümetin açıkladığı adımların Alevileri bölmek amacı taşıdığını söyleyen Sazcı, her dönem Alevilerin birlik içinde eşit yurttaşlık hakkı için mücadele vermesi gerektiğini belirtti.

    “DEVLET, MAKUL VE MAKBUL ALEVİLİĞİN YÜRÜTÜCÜLERİNİ SEÇİYOR”

    Erdoğan’ın dergah ziyaretini samimi bulmadığını vurgulayarak sözlerine başlayan Sazcı, “Yapılan çalışmaların şu an mevcut olan Alevi birliğini, bütünlüğünü bozmaya yönelik olduğunu düşünüyoruz. Şah Kulu, Sultan Osmanlı döneminde, o dönemin devrimci güçleri dediğimiz işçilerle, köylülerle, ezilenlerle birlikte Osmanlı’nın tebaa olarak gördüğü halkla birlikte devlete karşı bir direnişi sergilemiş inanç önderlerimizden birisidir. Bugün yaşanan  soykırım insanları soykırıma uğratmak değil, en büyük soykırım inanç üzerinden yaratılan inanç kırımıdır” dedi.

    Sazcı, devletin kendine makul ve makbul Aleviliğin yürütücülerini seçtiğini ifade ederek, “AKP hükümeti kendi isteği dışındaki Alevileri muhalif odak haline getirmeye çalışıyor” diye konuştu.

    “HİÇBİR DEVLET YÖNETİCİSİ ALEVİLİĞİ TANIMLAMA HAKKINA SAHİP DEĞİLDİR”

    “Hiçbir devlet yöneticisi Aleviliği tanımlama hakkına sahip değildir” diyen Sazcı, “Alevilik kendine menkul, kendi yol erkanı olan, kendi sistematiği olan bir inançtır. Bunu tanımlamak hiçbir yöneticinin haddine değildir. Aynı zamanda bu inancın yürütüldüğü yerlerinde hangi statüde belirlenmesi gerektiğine de karar verecek olan iktidar ve yöneticileri değildir” ifadelerini kullandı.

     “DEVLET HALA CEMEVLERİNİ TİCARETHANE OLARAK GÖRÜYOR”

    Sazcı, son olarak şunları aktardı:

    “Her elektrik faturaları gündeme geldiğinde cemevleri ticarethane statüsünde değerlendirilmiş ve iş yeri gözüyle nitelendirilmişti. Devlet hala cemevlerini ticarethane olarak görüyor. Burada hizmet yürüten kişi benim işçim, diyor. Maaşını ben vereceğim, diyor. Dedelerde çıkıp imamlar gibi vaazlar mı verecek? Devlet eline bir şey verecek onları mı dile getirecek? Dedeler eğer o birime bağlanırsa onlarda imamlar gibi aynı şeyleri yapacak. Bunlara karşı Alevi kurumlarımızın yaptığı çalışmalar var. Eksikleri, yanlışları olabilir  ancak bu eksiklerin olursa da cümlemizindir bunun belirtilmesi gerekiyor.. Biz her koşulda mücadelemize devam etmeliyiz. Seçimlere gidildikçe Alevilerin siyasi iktidarı belirlemede önemli bir rol oynayacaklarını düşünüyorum.

    “DİK DURDUDUĞUMUZ NOKTADA EŞİT YURTTAŞLIK HAKKIMIZI ALABİLİRİZ”

    Ancak bizler bugün tıpkı  caddemiz olan Pir Sultanların, Şeyh Bedrettinlerin, Börtlüce Mustafaların Torlak Kemallerin Şahkulların  dönemin Emevileri, Yezitleri dönemin Osmanlıları karşısında dik durduysa  biz de bugün AKP iktidarı karşısında dik durabilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Eğer ki bugünlerde bu dik duruşu sergileyebilirsek önümüzdeki dönemlerde de Eşit yurttaşlık mücadelesi veren haklarla inançlarla birlikte bizlerde temel hak ve özgürlüklerimize kavuşacağımızı düşünüyorum.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Devletin veya sarayın dedesi olduğu zaman artık Alevi toplumunun dedesi değildir’-VİDEO

    ‘Devletin veya sarayın dedesi olduğu zaman artık Alevi toplumunun dedesi değildir’-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Seyit Ali Sultan Ocağı  Mensupları Muhabbet Cemi yürüttü. Cemde yapılan konuşmalarda, Alevilerin inancına ve değerlerine sahip çıkılması çağrısında bulunuldu. Cemde ayrıca dedelere maaş verilmesinin de kabul edilmeyeceği belirtilerek, “Devletin veya sarayın dedesi olduğu zaman artık toplumun dedesi değildir” denildi.

    Kızıldeli Seyit Ali Sultan Ocağı  Mensupları Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde  Muhabbet Cemi yürüttü. Muhabbet Cemi, Hacı Bektaş Veli Ocağı Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, Gülçin Akça, Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı ve Muhammet Sazcı tarafından yürütüldü.

    Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir cem meydanında bulunmanın anlam ve içeriğine ilişkin yaptığı konuşmasında, “Cem meydanına galipte bu meydanda özümüzü dara koyup bir mürşit huzurundan geçip eğer aklanıp paklanıyorsak, cennetimiz budur” dedi.

    “Aleviler hiçbir zaman Osmanlı’nın kadısına, müftüsüne gitmemiş, şikâyette bulunmamış” diyen Demir, “Jandarması yok, polisi yok, cezaevi yok, hâkimi yok, savcısı yok, hiçbir şey yok. Bir düşkünlük makamı var, bu düşkünlük makamında da kişi yoldan düşerse onunla konuşmamak, ilişki kurmamak; bir nevi cezalandırma var” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLER BAKANLIĞA BAĞLANIRSA YA HINZIR PAŞA OLACAK YA DA PİR SULTAN GİBİ”

    Dedelere maaş verilmek istenmesine de tepki gösteren Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Son dönemlerde Alevilerin Kültür Bakanlığına bağlı bir daireye bağlanmasına ilişkin çalışmalar var. Alevilerin inançlarını, ritüellerini tanımıyor. Aleviler yapsa yapsa kültürel faaliyet yapar şeklinde yaklaşım var.  Oradan bir alan açarak dedelere maaş verecek, elektriğimizi, suyumuzu verecek, kapımızın penceremizin boyasını yapacak hepsi bu onun dışında hiçbir şey yok. Ama oradan dedeye verdiği maaş ile buraya hutbe gönderecek perşembelikte “şunu okuyun, bu cemlerde bunu söyleyin” diyecek. Devletin dedesi veya sarayın dedesi olduğu zaman artık toplumun dedesi değildir. Aleviler Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir daireye bağlanırsa ya Hınzır Paşa olacak ya da Pir Sultan gibi özünden kopmayıp saraya karşı duracak.”

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı da, “Bizlerin eskiden olduğu gibi ocaklarımıza, rehberlerimize, pirlerimize, mürşitlerimize sahip çıkarak ocaklarımızda yürüttüğümüz geleneksel yol erkan hizmetlerini yürütebilmemiz gerekiyor” diye konuştu.

    “Biz ne kadar Aleviyiz ne kadar Aleviliği biliyoruz?” diye soran Sazcı, şunları aktardı:

    “Bugün hepimiz imam Hüseyin’i, Şeyh Bedrettin’i, Börtlüce Mustafa’yı, Torlak Kemal’i, Abdal Musa’yı, Kızıldeli Seyit Ali Sultan’ı anıyoruz. Anmak güzel ama anlamaya çalıştık mı bir kere olsun. Bu insanların hiç işleri yok muydu? Yol erkan hizmeti yürütmüşler, kellelerinin gideceğini bile bile bu sisteme karşı mücadele etmişler, yolu, erkanı sürmüşler. Bizim ocağımızda da söylerler İmam Cafer buyruğunda da yazıyor” Rıza şehri mücadelesi” yani herkesin bir olduğu, birlikte üretip, birlikte tükettikleri mücadeleyi vermişler bu topraklarda.”

    12 hizmet tamamlandıktan sonra Yol Hizmetkarı Zakir Süleyman Demir ve Mustafa Sazcı’nın söylediği deyişler ve nefeslerin ardından lokma gülbengi ve lokmaların pay edilmesi ile cem tamamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Sazcı: Dergahlarımız ancak can olanlara açık olmalı; iktidarın yaptığı Alevilere hakarettir -VİDEO

    Sazcı: Dergahlarımız ancak can olanlara açık olmalı; iktidarın yaptığı Alevilere hakarettir -VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, AKP’nin Alevi politikasının yanlış olduğunu belirterek, “Suni gündemlerle Alevilerin asıl meselesi gözlerden kaçırılıyor” dedi. Sazcı, “Cemevlerine ‘cümbüş evi’ diyenlerin, cemevinin bahçesinde Uğur Kurt’u katledenleri aklayanları can olarak kabul etmek, hiçbir şekilde akla, mantığa, Yola ve mekâna uygun değil” diye belirtti. 

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, AKP hükümetinin Alevilere yönelik izlediği politikaları PİRHA‘ya yorumladı.

    “DERGAHLARIMIZ ‘CAN’ OLABİLENLER AÇIKTIR”

    Erdoğan’ın, öncelikle, Hüseyin Gazi Cemevi’ne gitmesini eleştiren Sazcı, “İktidarın ve cumhurbaşkanının geçtiğimiz aylarda yapmış olduğu Hüseyin Gazi Vakfı’nı ziyaretini, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatları olarak doğru veya olumlu olarak görmüyoruz. Son süreçte yapılan açıklamaları incelediğimizde gördüğümüz şey şu. Gerek yol erkan yürütücüleri gerekse de dernek yöneticilerinin vermiş olduğu tepkiler, “Aman ağzımızın tadı bozulmasın” minvalinde. Bunu düsturu olarak benimsediklerini düşünüyoruz. Son süreçte vermiş olduğumuz cevaplar şu olmalı: Biz bütün canlara dergahlarımızın, ibadet yerlerimizin açık olduğunu söylüyoruz ancak can olabilenlere. Hacı Bektaş Veli Dergahının kapısında “Bu kapı aşık erenlerinin kapısıdır. Eksik gelen tamam olur” diye bir kitabe vardı, o kitabe kaldırıldı. O dergâha giren kişilerin aşk erenleri olacağını, insanlarla aşk, muhabbet besleyen kişiler olacağını yani can olacaklarını söylüyoruz” dedi.

    “‘AZĞIMIZIN TADI BOZULMASIN’ DÜSTURUNU KENARA BIRAKMAK GEREK”

    Sazcı, AKP’nin Alevi politikalarını hatırlatırken, şunları ifade etti:

    “Binlerce insanın ahını almış, binlerce insanın katledilmesine sebep olmuş, cemevlerine “cümbüş evi” diyen, cemevlerini terör yuvası olarak tanımlayan, cemevinin bahçesinde Uğur Kurt’u katledenleri, Oğuzhan Erkul ve Barış Kerem’i katleden kişileri aklayanların can olarak kabul edilmesini ben hiçbir şekilde akla, mantığa, yola ve mekâna uygun olduğunu düşünmüyorum. Aynı zamanda o dergâha kabul edilen kişi 1993 yılında Sivas Katliamı’nda başrol oyuncularından birisi olan, katliamın müsebbiplerinden birisi olan, o katliamda elinde benzin bidonu ile oraya saldıran Ahmet Turan Kılıç’ı serbest bırakan bir iktidardan bahsediyoruz. Bu nedenle normal bir iktidar olarak görmeyip asıl meseleye özüyle bakmak lazım. Son süreçte belirlediğimiz şu “Aman ağzımızın tadı bozulmasın” düsturunu bir kenara bırakmak gerektiğini düşünüyorum.”

    “ZİYARETİN BİRÇOK PROBLEMLİ YÖNÜ VAR”  

    Erdoğan’ın cemevlerine gitmesinin birçok problemli yönü olduğunu belirten Sazcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cumhurbaşkanının Hüseyin Gazi Dergâhı Vakfı’na kabul edilmesinin hiçbir şekilde Yola, erkana uygun olduğunu düşünmüyorum. Devlet erkanı bir derneği ziyaret edebilir. Bu ziyaretin de doğrudan derneğin binasında ya da derneğin yönetim odasında yapması daha sağlıklı olurdu.

    Ancak derneğin binasında değil derneğin meydan evi dediğimiz, dergâha bağlı olan meydan evinde, cemhanede yapılması ve tıpkı bir yol erkan hizmetlisiymiş gibi postta oturtulması aynı zamanda helal mi, haram mı, rızalığı alınmış mı, alınmamış mı bilinmeden iktidar tarafından getirilen lokmaların orada dualanarak pay edilmesi ne yola ne de vicdana uygundur.

    Aslında o ziyaretin birçok problemli yönü var. Biz önce iktidar penceresinden bakalım. Yol erkan yürüttüğü iddiasında olan oradaki dedeler ve babalar üzerinden de bakmak gerekir. Çünkü sadece iktidara yönelik eleştiri sunmak kendi içerimizdeki iktidarla, iktidar yanlısı kişileri görmezden gelme, hakikati gizlemekten, hakikati perdelemekten başka bir şey değildir. İktidarın yapmış olduğu ziyarete baktığımızda orada çok fazla yanlışın olduğunu görürüz. Birincisi, iktidar oraya ziyarete giderken gerek dernek yöneticisi gerek oranın dedesi tarafından iktidarın orayı dizayn etmesine elverişli bir ortamın oluşturulduğunu görüyoruz.”

    “İKTİDARIN YAPTIĞI ALEVİ TOPLUMSALLIĞINA HAKARETTİR”

    Sazcı, Erdoğan’ın ziyareti öncesi cemevindeki değişikliklere de değinirken, şunları kaydetti:

    “Son süreçte vakfın yöneticisinin yapmış olduğu, vakfın dedesi ile vakfın yöneticisinin çatışan, bir yorumun bir yorumu tutmayan ifadeleri üzerinden baktığımızda o cemevinin ne su aldığı için ne tahrip olduğu için dizayn edildiğini, aksine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın orayı ziyareti nedeniyle içerisinin dizayn edildiğini görüyoruz.

    Hünkâr Hacı Bektaş’ı Veli, Atatürk’ün ve Hz. Ali’nin fotoğraflarını bulunduğu yerden kaldırılması aslında burada iktidarın Osmanlı döneminde resme, heykele düşman olan anlayışının oraya da dikte ettiğini görmüş oluyoruz. Bu sadece o resmin kaldırılması ile de değil hat sanatı dediğimiz o sanatı ile resmedilmiş Arapça ifadelerin oraya tablo olarak konulması vakıf yöneticisi olarak nasıl kabul edildiği konusunda hala hayret içerisindeyiz. İktidarın böyle bir şey yapması da başlı başına Alevi toplumsallığına hakarettir diye düşünüyoruz.

    İktidarın o konuda çok tezatlığı var. Aleviliği tanımlarken “Ali’yi sevmek Alevilikse ben dört dörtlük Aleviyim” diyen iktidarın Ali’nin fotoğrafından bile son süreçte rahatsız olduğunu görüyoruz. Bu durum da başlı başına bir tezat. Bu meselede aslında birazda kendimizi eleştirmek gerekiyor. Alevilik dediğimiz bir Yolu, erkanı kadimden bugüne gelen hakikat yolunu bir aileyi sevmeye, bir kişiyi sevmeye indirgersek bizler de bir aile evladı tarafgirliğine indirgersek, doğal olarak iktidarın da bu gibi söylemlere girmesi kendilerince haklılık sebebiyeti verir.”

    “SUNİ GÜNDEMLERİ BİR KENARA BIRAKMALIYIZ”

    Alevilerin asıl meselesinin gözden kaçırıldığını söyleyen Sazcı, “Bu nedenle bizlerin de aslında iktidara Aleviliği tanımlama fırsatı vermeden artık Alevinin ne olduğunu bir nevi adını koymamız gerektiğini düşünüyorum. Ucu açık bir soruymuş gibi Alevilik tanımlaması, eli kalem tutan herkesin yapmaması gerektiğini düşünüyoruz. Yol, erkan yürütücüleri de bu konuda net tavırlar belirlemesi gerekir. İktidarın Hüseyin Gazi Dergâhını ziyareti sadece o dergâhı dizayn etmek veya yöneticilerini komuta etmek amacıyla olmadığını düşünüyoruz. Son süreçte, Alisiz Alevilik, Alili Alevilik, dedelere maaş verilmesi gibi suni gündemlerle Alevilerin temel sorunu göz önünden kaçırılıyor, temel sorun perdelenmeye çalışılıyor. Bizlerin bu suni gündemleri bir kenara bırakarak, Aleviliğin tanımlarına ilişkin tartışmaları bir kenara bırakarak asıl meselemiz olan Alevi sorununun çözümüne ilişkin çaba harcamayan, aslında bu sorunu yaratan sistemin bu iktidarın bu düzenin kendisidir. Alevilerin de aslında temel sorunu yine bu düzenin, bu sistemin kendisidir” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA  

  • Mustafa Sazcı: İktidarın saldırılarına karşı değerlerimizi koruma altına almalıyız-VİDEO

    Mustafa Sazcı: İktidarın saldırılarına karşı değerlerimizi koruma altına almalıyız-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da bulunan Hüseyin Gazi Dergahı’nın bahçesindeki dilek ağacının IŞİD’liler tarafından yakılmasına ilişkin konuşan Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı, “İktidar bu ağaçtan keramet mi beklenir, bu ağacı söküp atalım gibi bir zihniyete sahip. Bizlerin buna karşı o merkezlerimizi, dilek ağaçlarımızı, su gözelerimizi, kayaları, nişangah dediğimiz o lokasyonları koruma altına almamız gerekir” dedi. 

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretiyle birlikte gündeme gelen Hüseyin Gazi Dergahı’nın bahçesindeki dilek ağacı IŞİD’liler tarafından 8 Eylül’de yakıldı. Saldırıyla ilgili gözaltına alınan Sedat Ö. (41) ve Haydar A. (28) isimli iki kişi ‘terör örgütü IŞİD üyeliği’ suçundan tutuklandı.

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı, Hüseyin Gazi Dergahı’nın bahçesindeki dilek ağacının IŞİD’liler tarafından yakılmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “İKTİDAR AĞAÇTAN KERAMET BEKLENMEZ GİBİ BİR ZİHNİYETE SAHİP”

    Son süreçte Alevi kurumlarına yönelik yaşanan saldırıları anımsatarak sözlerine başlayan Mustafa Sazcı, “İktidar, bu ağaçtan keramet mi beklenir, bu ağacı söküp atalım gibi bir zihniyete sahip. Ancak buna karşı Alevi kurumlarından da hiçbir şekilde çalışma ve tepki gelmiyor. Açık ve net söylemek gerekirse bu yapılan IŞİD aklıdır. Kaldı ki saldırganların da zaten IŞİD’li teröristler olduğunu söyleyebiliriz. Yargılama sürecinde bu gerçeklik göz önünde bulundurulmadan yargılama tamamlandı. Bu akıl son süreçte Anadolu coğrafyasında bizler için tehlike olan selefi, vahabi tehlikesini de göz önünde bulundurmamız gerekliğine işaret ediyor” dedi.

    “BU ZİHNİYET DERGAHTAKİ RESİMLERİ DE KALDIRDI”

    Bu zihniyetin Hüseyin Gazi Türbesi’nde bulunan resimleri de kaldırdığını söyleyen Sazcı, “Orada yakılan dilek ağacı da yine bu zihniyetin bir yansıması olarak önümüze düşüyor. Bizlerin buna karşı o merkezlerimizi, dilek ağaçlarımızı, su gözelerimizi, kayaları, nişangah dediğimiz o lokasyonları koruma altına almamız gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Mustafa Sazcı: Aleviler, iktidara karşı demokrasi güçleriyle birlikte hareket etmelidir -VİDEO

    Mustafa Sazcı: Aleviler, iktidara karşı demokrasi güçleriyle birlikte hareket etmelidir -VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, AKP iktidarının son süreçte Alevilere yönelik izlediği politikalara tepki göstererek, “Alevi hareketleri olarak, 2023‘teki seçimler yaklaşırken kısır tartışmaları bir kenara bırakmamız gerekiyor. AKP iktidarının yıkılışında bir tuğlayı da Aleviler çekmelidir. Yoksa gelecek iktidarda söz sahibi olamayacaklardır. Bugünkü yaşadığımız hak ihlalleri sürecektir” dedi. 

    AKP hükümetine yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi, ‘Cemevleriyle ilgili düzenlemeler ne getiriyor’ başlıklı yazısında, AKP’nin Aleviler ile ilgili atacağı olası adımları belirtmişti.

    Yapılacak düzenlemelerle, cemevlerine ibadethane statüsünün verilmeyeceğini belirten Selvi, cemevlerinin maddi giderlerinin devlet tarafından karşılanacağı ve dedelere maaş bağlanacağı iddiasında bulunmuştu.

    Alevi gençlerinden Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, AKP iktidarının son süreçte Alevilere yönelik izlediği politikalara tepki gösterdi. AKP’nin seçim kazanmak için Alevi toplumuna yakınlaşmaya çalıştığını belirten Sazcı, Alevilerin iktidara karşı tüm demokrasi güçleriyle birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

    “SEÇİMLER YAKLAŞIRKEN KISIR TARTIŞMALARI BİR KENARA BIRAKMAMIZ LAZIM”

    Kendi bilincinde politikleşmeyi sağlayamamış belli bir Alevi kesimi olduğunu ifade eden Sazcı, AKP iktidarının daha çok bu kesimin bulunduğu cemevlerini ziyaret ettiğini dile getirdi.

    Alevi toplumu içerisinde milliyetçi duyarlılığı olan kesimlerin olduğunu belirten Sazcı, “Batıda bulunan ve özellikle Antalya’da gerek Bektaşi gerekse Tahtacı grupların milliyetçi bir duyarlılıkları var. İktidar bunu kullanmak için çeşitli cemevlerine ziyaretlerini sürdürüyor. AKP iktidarı, 2023’te gerçekleşecek olan olağan seçimde aslında Alevileri yok saymıyoruz demek istiyor. Zenci Kürtler, beyaz Kürtler mevzusunda olduğu gibi zenci Aleviler, beyaz Aleviler yaratarak, iktidara karşı tepkisini ortaya koyan Alevi kurumlarını ötekileştirerek, kendi Alevilerini yaratmaya çalışıyor. Bunun çok başarılı olabileceğini düşünmüyorum. Alevi hareketleri olarak, 2023‘teki seçimler yaklaşırken kısır tartışmaları bir kenara bırakmamız gerekiyor. Gerek devlet tarafından yaratılan gerek inancımız dışında diğer odaklar tarafından yaratılan Ali’li Alevilik, Ali’siz Alevilik, İslam içi Alevilik, İslam dışı Alevilik gibi tartışmalar artık bitirilmeli” diye konuştu.

    “MÜCADELE AZMİYLE İKTİDARIN KARŞISINDA OLMALIYIZ”

    Saray rejiminin, bugün Anadolu coğrafyasında bulunan ve hak ihlaline uğrayan tüm kesimlere karşı savaş açmış durumda olduğunu vurgulayan Mustafa Sazcı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Buna karşı Alevi hareketi de diğer demokrasi güçleri ile birlikte ortak bir paydada buluşmalıdır. En kısa sürede saray rejiminin yıkılması gerektiği bilinciyle faaliyet yürütmelidir. Bugün bizim ceddimiz diye bahsettiğimiz Pir Sultanlar, Baba Mansurlar, Baba İlyaslar, Baba İshaklar, Şah Kalenderler, Börklüce Mustafalar, Torlak Kemaller iktidara karşı mücadeleleri ile pir olabildiler, mürşit olabildiler, kendi kabuklarına çekildikleri için değil. Bu bilinçle ve tarihin bize verdiği bu mücadele azmiyle, mücadele birikimimizle iktidarın karşısında olmalıyız. AKP iktidarının yıkılışında bir tuğlayı da Aleviler çekmelidir. Yoksa gelecek iktidarda söz sahibi olamayacaklardır. O zaman bugünkü yaşadığımız hak ihlalleri sürecektir. Alevi hareketinin söz sahibi olamadığı yerde Alevi toplumunun haklarını kazanması mümkün değildir.”

    “ALEVİLER DEMOKRASİ GÜÇLERİYLE BİRLİKTE HAREKET ETMELİ”

    Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, son olarak, “Olağan seçime kadar olan süreçte her türlü hak ihlaline karşı gerek Alevi toplumu gerekse de diğer demokrasi güçlerinin söz söylemesi, eylemsellikler gerçekleştirmesi gerekiyor. İktidarı geriletmek, bir adım geri adım attırmak adına her türlü faaliyete girilmeli” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Mustafa Sazcı: Kerbela’ya davet edilen dedeler kendilerini dara çekmeli -VİDEO

    Mustafa Sazcı: Kerbela’ya davet edilen dedeler kendilerini dara çekmeli -VİDEO

    PİRHA- AKP hükümeti tarafından organize edilen program kapsamında belirlenecek 300 dedenin Kerbela’ya götürülmek istenmesine ilişkin konuşan Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, “İktidar bugün bu teklifi bana yapabiliyorsa demek ki ben onların karşısında doğru bir tavır takınmamışımdır. Onlar beni bir tehlike olarak görmüyorlardır ve bu yüzden bana bu teklifle geliyorlardır” dedi. Dedelerin kendilerini dara çekmesi gerektiğini belirtti. 

    Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, AKP hükümeti tarafından organize edilen İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finanse edeceği program kapsamında belirlenecek 300 dedenin Kerbela’ya götürülmek istenmesine ilişkin konuştu.

    Sazcı, devletin bir taraftan dedeleri Kerbela’ya götürmeye çalıştığını diğer yandan da Dersim’de ve Elazığ’da hizmet yürüten Ağuçan Ocağı mürşitlerinden Pir Aziz Güler’e talipleriyle birlikte yol, erkan hizmetleri yürüttüğü için soruşturma açıldığını anımsattı. Hükümet tarafından teklif alan dedelerin kendilerini dara çekmesi gerektiğini de belirten Sazcı, bu dedelerin hesap vermedikleri sürece posta oturtulmaması gerektiğini söyledi.

    “DEDELERİMİZ KENDİLERİNİ DAR-I MANSUR’A ÇEKMELİ”

    Alevi dedelerinin bakanlıklar ve Diyanet tarafından organize edilen bir programla Kerbela’ya götürülmek istenmesinin Alevi toplumunun yüzleşmesi gereken bir konuyu da ortaya çıkardığını ifade eden Sazcı, şunları dile getirdi:

    “Kerbela için davet alan dedelerin açıklamalarını duyuyoruz. ‘Biz gitmek istemiyoruz, gitmiyoruz’ gibi açıklamalarda bulunuyorlar. Açıkça ben bunu duyunca bir ocak evladı olarak, bir yol hizmetkarı olarak utanç duydum. Dedelerimizin artık kendini Dar-ı Mansur dediğimiz Mansur darına çekip, özünde biraz yoklamaları gerekiyor. İktidar bugün bu teklifi bana yapabiliyorsa demek ki ben onların karşısında doğru bir tavır takınmamışımdır. Onlar beni bir tehlike olarak görmüyorlardır ve bu yüzden bana bu teklifle geliyorlardır. Bunu düşünmemiz ve tartışmamız gerekiyor. Bugün açıklama yapan dedelerimizin toplum karşısına çıkmadan önce kendilerini dara çekmeleri gerektiğini düşünüyorum.”

    “GERÇEK ANLAMDA ALEVİLİK İNANCINI YAŞAYAN PİRLERİMİZE SORUŞTURMA AÇILIYOR”

    Dersim’de ve Elazığ’da hizmet yürüten Ağuçan Ocağı mürşitlerinden Pir Aziz Güler’e talipleriyle birlikte yol, erkan hizmetleri yürüttüğü için soruşturma açıldığını da söyleyen Sazcı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Diğer taraftan da bakıyoruz devletin eliyle, devletin bütçesiyle dedeler Kerbela’ya götürülmeye çalışılıyor. Burada böyle bir tezatlık var. Devlet gerçek anlamda yaşanan Aleviliği kabul etmiyor. Kendi yarattığı Aleviliği savunanları yani Ehli-Beyte ağlayıp sızlayan, onun dışında hiçbir yol, erkan tarif etmeyen, klasik anlamda cem yapan, semah dönen Caferiler, Şii’ler gibi olanları kabul ediyor. Aleviliği buna indirgeyen dedelerle, devletin arasının iyi olduğunu düşünüyorum. Devletin bu dedelerle bir sorunu olmadığını düşünüyorum. Buna Aziz Güler büyük bir örnektir.”

    “TEKLİF ALAN DEDELER HESAP VERMEDİĞİ SÜRECE POSTA OTURTULMAMALI”

    Mustafa Sazcı son olarak, “Bu yüzden tekrar etmek gerekirse, bu teklifi alan dedelerin özlerini dara çekmeleri, toplumun karşısında hesap vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu dedelerin hesap vermeden de hiçbir ceme ve postta oturtulmaması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Yol Hizmetkarı Sazcı: Bizlerin boş bıraktığı alanı Diyanet doldurmaya çalışıyor-VİDEO

    Yol Hizmetkarı Sazcı: Bizlerin boş bıraktığı alanı Diyanet doldurmaya çalışıyor-VİDEO

    PİRHA-AKP’nin organize ettiği Hacıbektaş Gençlik Kampı’na ilişkin konuşan Kızıldeli Ocağı yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, “Alevi gençliği üzerinde şu an bizim kurumlarımızın gençleri cemevlerine çekmek adına hiçbir etkinliği, çabası yok. Bugün bizim dolduramadığımız boşluğu iktidar kendi eliyle bütün imkânlarını kullanarak Alevi gençliği üzerinde uygulamaya çalışıyor. Yine çuvaldızı kendimize batırmak gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    AKP hükümeti tarafından 400 genç için 19-23 Ağustos tarihlerinde Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenleneceği duyurulan Hacıbektaş Gençlik Kampı’na ilişkin tepkiler gelmeye devam ediyor. Kızıldeli Ocağı yol hizmetkârı Mustafa Sazcı da konuya dair PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Dersim’de sürdürülen asimilasyon çalışmalarına da değinen Sazcı, şunları söyledi:

    “EHLİBEYT SİMGELERİ ÜZERİNDEN YAPILAN PROJELER ALEVİ İNANCINI YOK ETMEYE YÖNELİK”

    “Bugün gerek Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın gerek Cumhurbaşkanı başdanışmanı gerekse de Tunceli Valisinin katılımıyla açılan Hz. Ali Gençlik Merkezi, Hz. Fatma Gençlik Merkezi, Hz. Hüseyin cami gibi Ehlibeyt simgeleri üzerinden yapılan bu tür projelerin Dersim’de 1938’de yapılan soykırımın devamı olarak aslında Kızılbaş Alevi inancını yok etmeye yönelik bir inanç kırımı olduğunu düşünüyorum. Burada da aslında planlanan şeyin Dersim’in hiçbir zaman biat etmeyen, erke karşı mücadelesini sürdüren ve kadimden bugüne sürdürdüğü Hakk yolu inancının Kızılbaş süreğinin bütün mürşit ocaklarının merkezi olması hasebiyle inancı ve yaşamı ile birlikte yürüttüğü mevzusu aslında. Bunu ortadan kaldırmak için yapıldığını düşünmekteyim.

    Dersim mayasının sağlam olduğunu bu projenin orada tutmayacağını düşünenlerden birisiyim. Ancak geçen süreçte Ocakzadeler Meclisi gibi iktidar eliyle yaratılan oluşumların Dersim’de de yapılması muhtemel. Kaldı ki bugün Tunceli Cemevi yine aynı zihniyet tarafından yönetilmekte.”

    “DOLDURAMADIĞIMIZ BOŞLUĞU İKTİDAR KENDİ İMKANLARI İLE DOLDURMAYA ÇALIŞIYOR”

    Sazcı, Hacıbektaş Gençlik Kampı ile ilgili olarak da şu ifadeleri kullandı:

    “Aslında bununda bilincinde olarak şu tartışmayı açmak gerekiyor. Bizlerin boş bıraktığı alanı doğrudan Diyanet doldurmaya çalışıyor. Özellikle Alevi gençliği üzerinde şu an bizim kurumlarımızın gençleri cemevlerine çekmek adına hiçbir etkinliği, çabası yok. Bugün bizim dolduramadığımız boşluğu iktidar kendi eliyle bütün imkânlarını kullanarak Alevi gençliği üzerinde uygulamaya çalışıyor. Yine çuvaldızı kendimize batırmak gerektiğini düşünüyorum. Kurumlarımız gerçekten ciddi bir şekilde bu alanı çok fazla boş bıraktı.

    Bugün mesela iktidarın şu anki politikası Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı ziyaret veya Dersim’de açtıkları gençlik merkezleri dışında yine gerek İran destekli gerek Diyanet destekli gerek İstanbul’da gerekse de Anadolu’nun birçok yerinde Alevi gençlerini kendi alanlarına çekmek adına Hz. Zeynep gibi Ehlibeyt simgeleri üzerinde bu tür çalışmalar yürütülüyor. Bugün kozu onlara vermemek gerekiyor. Biz hala niçin Şii inancının sembolleri üzerinden asimilasyona uğruyoruz? “İktidara bu boşluğu niye bırakıyoruz?” Aslında bunun düşünülmesi gerekiyor.

    Bizler hala Aleviliği semavi dinler içerisinde değerlendirdiğimiz sürece Aleviliği bir ailenin ve efradının tarafgirliği üzerinden değerlendirdiğimiz sürece bu tür asimilasyon politikaları pençesi altında olacağımızı düşünüyorum. Bugün aslında bizlerin kesin bir şekilde Alevi inancının hiçbir semavi dinin içerisine sığamayacağını, Sünnilikten, Şiilikten ve İslam’dan bağımsız bir inanç olduğunu vurguladığımız sürece bu tür asimilasyon politikalarıyla da karşılaşmayacağımızı düşünüyorum. Bunu vurgulaması gerekenler de aslında kurumlarımız. Gençleri de yine Şii odakların, Diyanetin pençesinden kurtarabilecek olanlar yine kurumlardır diye düşünüyorum. Bu alanı boş bıraktık. Umarım bundan sonra çeşitli faaliyetlerle bu alanı doldurmaya devam ederiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Sazcı: Dedeler, takım elbise giyip cemevlerinde oturmamalı, taliplerine gitmeli-VİDEO

    Sazcı: Dedeler, takım elbise giyip cemevlerinde oturmamalı, taliplerine gitmeli-VİDEO

    PİRHA-AKP hükümeti tarafından 400 Alevi genci için gençlik kampı düzenlenmesine tepki gösteren Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, “Cemevlerinde cem yürütmek dışında hiçbir faaliyetleri olmayan dedelerin, ben 21. yüzyılda Alevi toplumsallığına önderlik edecek dedeler olduklarını düşünmüyorum. Yol hizmetkarları cemevlerinde oturup sadece cem yürütmemeli, taliplerine gitmeli, hayatın içerisinde yer almalı” dedi.

    İçişleri, Gençlik ve Spor ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 400 Alevi genci için 19-23 Ağustos tarihlerinde yapılması planlanan ‘Hacıbektaş Gençlik Kampı’ ile 300 dedenin Aralık ayında İçişleri Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından organize edilen programa Kerbela’ya götürülmesine yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor. AKP hükümeti tarafından planlanan 18-25 yaş arası gençlere ‘Hacıbektaş Gençlik kampı’ düzenlenmesine ilişkin  Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı PİRHA‘ya konuştu. “TAKIM ELBİSE GİYİP CEMEVLERİNDE OTURMAMALIYIZ, TALİPLERİMİZE GİTMELİYİZ” Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Gençlik Vakfı eliyle Alevi gençlere yönelik izlediği politikaların sonuç vermeyeceğini ifade eden Sazcı, bunun karşısında ocak ve yol hizmetkarlarının yapması gerekenler olduğunu söyledi. Sazcı sözlerine şöyle devam etti: “Geçmişte olduğu gibi taliplerine gitmesi, taliplerini görmesi, taleplerinin çocuklarını yol erkanın bilinciyle eğitmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak son süreçte bu ocak evlatları, dedeler, pirler, mürşitler bu kısmı çok atladılar. Cemevlerinde kravatımızı takıp, takım elbisemizi giydik ve postta oturduk. Talip gelsin diye bekledik. Bu algıyı yıkmadığımız sürece, yani talip ailelerle bağı dedeler kurmadığı sürece bu tür oyunlardan zarar göreceğiz diye düşünüyorum. Neticede bir canımız da onların cenderesine düşse, bu bizim için büyük bir kayıptır. Asıl bu kaybı vermememiz için ocak evlatlarının, yol evlatlarının yol erkan hizmetlerini yine talipleriyle birlikte evlerde, mahallelerde, köylerde sürdürmesi gerekiyor. Eskiden bize dedelerimiz şunu söylerlerdi, ‘Bugün talibin sorgusu dedesinden sorulur. Bir talip topluluğunu tanımak istiyorsanız pir’ine bakacaksınız. Pir’i nasılsa talibi de öyledir. Çünkü pirdir onu eğiten, pirdir ona hayatı öğreten.’” “DEDELER, CEMEVLERİNDE CEM YÜRÜTMENİN DIŞINDA DA FAALİYETLERE KATILMALIDIR” Talipleri yola, erkana hazırlaması gereken pirlerin, mürşidlerin, rehberlerin hayatın olağan akışı içerisinde kendilerine yer edinemediğini söyleyen Sazcı, “Cemevlerinde cem yürütmek dışında hiçbir faaliyetleri olmayan dedelerin ben 21. yüzyılda Alevi toplumsallığına önderlik edecek dedeler olduklarını düşünmüyorum” dedi. Kendisinin çok küçük yaşlardan itibaren sosyalist hareketlerle tanışan bir Alevi genci olduğunu belirten Mustafa Sazcı, “Gerek Alevi mücadelesi içerisinde bulunduğum süreçte gerekse de sosyalist hareket içerisinde bulunduğum süreçte, çocukluğumdan beri basın açıklamaları ve türlü eylemselliklere dahil oluyorum. Hiçbir Alevi dedesini maalesef hiçbir basın açıklamasında, hiçbir hak ihlaline karşı ses çıkartma da görmedim. Bu kanayan yaramızdır. Benim pirim, benim mürşidim bir haksızlığın karşısında niçin kendini geri çekiyor, gözlerini ve kulaklarını kapatıyor?” ifadelerini kullandı. Dedelerin bu toplumun önünde sorguya, dara çekilmesi gerektiğini de kaydeden Sazcı, ancak o dardan kurtulan, yüzü ak, gönlü pak çıkan dedelerin yol, erkan hizmeti yürütmesi gerektiğini aktardı. Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Antalya’da cem tutuldu: Hızır, darda kaldığında elinden tutan her canlıdır-VİDEO

    Antalya’da cem tutuldu: Hızır, darda kaldığında elinden tutan her canlıdır-VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi’nde yapılan cemde Hızır ile ilgili bilgiler verildi.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi’nde Muhabbet Cemi yapıldı. Ceme, Hacı Bektaş Veli Ocağı Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, Gülçin Akça, Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir, Hayri Aslanboğa ve Kader Bahadır da katıldı.

    Hızır anlatısının evrenselliğini ve her toplumda aslında farklı içeriğe sahip olduğunu belirten Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, “Hızır kelimesinin kökü Arapça. Aktar ya da Hızır kökünden geliyor. Yeşil giyimli adam. Yeşillik anlamında. Dönemin felsefe dili Arapça, sanat dili Farsça. O nedenle aslında Arapça ile yolun felsefesi biraz bağdaşıyor. Ancak Hızır kelimesi Arapça olmasına karşın hiçbir semavi dinde Hızır ifadesi geçmez” dedi.

    Sazcı, Hızır’ın Alevi inancının temelini oluşturduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Son süreçte Hızır, Kuran’ın bir suresinde geçen, çeşitli eğilimlere sahip bir kul diye adlandırılıyor. Biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. Hızır anlatısı evrensel bir anlatı. Her toplumda aslında farklı içeriğe sahip. Alevi toplumunda inancın temel taşlarından birisidir Hızır. Bu Hızır anlatısının diğer inançlara nazaran içeriği, dili de çok farklı. Çünkü bu Hızır anlatısında Hızır bir kul olmaktan daha fazlası aslında. Hakk’ın kendisini temsil etmekte. Nefeslerin birinde ifade edildiği gibi bin bir ismi vardır, bir ismi Hızır. Her nerede çağırsan orada hazır.

    “HIZIR, DARDA KALDIĞINDA ELİNDEN TUTAN HER TÜRLÜ CANLIDIR”

    Geçmişte geleneksel Alevi Bektaşi kültürü içerisinde yapılan cemlerde şu ifadeyi herkes hatırlayacaktır: Bin bir donda baş gösteren Mürteza. Bu ifade herhalde her Kızılbaşın  her Alevinin kulağına bir kez olsun ilişmiştir. Onun dışında bin bir ismi vardır, bir ismi Allah her nerede çağırsan hazırdır billah. Derviş Ali’nin nefesinde geçiyor. Hızır, Ali ve Hakk ya da Allah kavramlarını bütünleşmiş olarak görüyoruz. Hızır darda kaldığımda elinden tutan kadın, erkek, yaşlı, genç, insan hayvan, her türlü canlıdır.”

    Mustafa Sazcı, 23 Eylül 2021’de Hakk’a yürüyen Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin ile bir talibi arasında geçen diyalogu şöyle aktardı:

    “Geçmiş dönemlerde bir muhabbetteyken Ali Büyükşahin dedeye bir talibi diyor ki; ‘dede onlar Hızır’ı gördüm, Ali’yi gördüm Veli’yi gördüm, diyor. Ben neden göremiyorum? Ali Büyükşahin dedenin verdiği cevap aslında hepimize ders niteliğinde. Ali Büyükşahin dede ‘Oğul, Hızır Ali’dir, Âli de aslının özündedir. Eğer sen Hızır, Ali, Hakk dediğin kavramı kendi özünde bulamazsan dışarıda aramaya çıkarsın, dedi. Bu söylediği söz aslında bugün Vahdet-i vücut ve Vahdet-i mevcut kavramlarının delil oluşturabilecek nitelikte sözlerdir.”

    Cemde, 12 hizmet tamamlandıktan sonra Zakir Süleyman Demir, Mustafa Sazcı, Hayri Aslandoğan ve Kader Bahadır  deyişler seslendirdi. Deyişlerin ardından gülbeng verilerek, lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Antalya’da Alevilerden, Abdal Musa Türbesi’ne ziyaret sonrası muhabbet- VİDEO

    Antalya’da Alevilerden, Abdal Musa Türbesi’ne ziyaret sonrası muhabbet- VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği, Elmalı Tekke Köyü’nde bulunan Abdal Musa Türbesi’ne ziyaret gerçekleştirdi. Ardından yapılan muhabbette söz alan Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği YK Üyesi Kemal Çiçek, “Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği üzerinden yapılan söylemleri kabul etmiyoruz. Yıllardır farklı partilere oy veriyoruz ama hiçbir zaman hiçbir partiyi inancından dolayı sorgulamadık” dedi.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği, Elmalı Tekke Köyü’nde bulunan Abdal Musa Türbesi’ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret sırasında Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Zakir Mustafa Sazcı deyişler söyleyerek, gülbeng okundu.

    Daha sonra Budala Sultan Türbesi’ne geçildi ve bu ziyaretin ardından Abdal Musa Kültür Tanıtma ve Yaşatma Derneği konferans salonunda bir araya gelindi.

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, Naciye Çokbilir, Zakir Hayri Aslanboğa ve Kader Bahadır katılımcıların rızalıklarını alarak muhabbet erkanı oluşturdu.

    “KILIÇDAROĞLU’NUN ALEVİLİĞİ ÜZERİNDEN SÖYLENEN SÖZLERİ KABUL ETMİYORUZ”

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği YK Üyesi Kemal Çiçek, bir konuşma yaptı.

    Çiçek, “Özellikle son yıllarda kültürümüzün, inancımızın asimile edilmesine ilişkin bir çalışma var. Her gün kamuoyunda görüyoruz ve yaşıyoruz. Bizimle ilgili söylenen sözlerden de rahatsızız. Özellikle bu süreçte Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğinden dolayı yapılan söylemleri kabul etmiyoruz. Yıllardır farklı farklı partilere oy veriyoruz ama hiçbir zaman hiçbir partiyi inancından dolayı sorgulamadık, sorgulamayız da. Sorgulamak bizim kültürümüzde, felsefemizde, anlayışımızda yoktur. Diyanet İşleri Başkanı’nın özellikle Tunceli Cemevini ziyaret etmesi, bu yolu sürdürenlere karşı bir asimilasyon ve yok etme politikasıdır. Bugün huzurunda olduğumuz Abdal Musa’yı, Hacı Bektaşi Veli’yi yetiştiren kadındır. Bu anlamıyla bu salonda yoğunluklu olarak kadın canlarımız var. Bu yolun sürdürülmesine gönül vermiş, ikrar vermiş bizler bu yolu yaşamalı ve yaşatmalıyız.”

    Çiçek’in yaptığı konuşmadan sonra zakirler deyişler söyledi. Ardından da pişirilen lokmalar gelen canlara pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • ‘Aşık Doğan Dede Türbesi’nin üzerindeki kavuk asimilasyondur, kurumlar ilgilenmeli’-VİDEO

    ‘Aşık Doğan Dede Türbesi’nin üzerindeki kavuk asimilasyondur, kurumlar ilgilenmeli’-VİDEO

    PİRHA – Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya Kaleiçi’nde yer alan Aşık Doğan Dede Türbesi’nin özünden koparıldığına işaret ederek “Türbenin,  üzerinde kavuk var. Alevi Bektaşi inancında bu tarz bir kavuğun olmadığını herkes biliyor. Bu asimilasyonun önünün alınması için de Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşları tarafından bu alanlarda türbelerin tekrar restore edilmesi gerekir” dedi. 

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, Antalya Kaleiçi ve çevresindeki türbe, niyazgah ve yatırlarla ilgili değerlendirme yaptı. Sazcı, Antalya’da Alevi toplumuna ait bir inanç mekanının da Muratpaşa ilçesindeki Andızlı Mezarlığı’nın karşısındaki parkın içerisinde yer alan Aşık Doğan Dede Türbesi olduğunu açıkladı.

    Aşık Doğan Dedenin 17. yüzyıldan önce yaşamış olduğunu belirten Mustafa Sazcı, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde yer alan bilgiye göre Kaleiçi ve civarını gezerken Aşık Doğan Dedenin mezarından bahsedildiğine işaret etti.

    “TÜRBE’NİN ÜZERİNDE KAVUK VAR, İNANCIMIZA UYGUN DEĞİL”

    Mustafa Sazcı, Aşık Doğan Dede Türbesi’nin yakın zamana kadar Alevi toplumu tarafından ziyaret edildiğine işaret ederek, mekan hakkında şu bilgileri paylaştı:

    “İsminden de anlaşıldığı üzere Alevi Bektaşi geleneği içerisinde bulunan Hakk aşıklığı ya da hakikat aşıklığı veya zakirlik hizmetini yürüttüğünü söyleyebiliriz. Diğer türbelerde ve dergahlarda olduğu gibi bundan 5-10 yıl öncesine kadar Alevi Bektaşiler tarafından bu alanlar ziyaret edilir, deliller uyandırılır, lokmalar pay edilirdi. Bu tarz Alevi ritüellerin gerçekleştirildiği gibi her perşembe akşamı özellikle Serik Abdalları, Türkmen Alevileri ve Bektaşilerin bu alanda toplandığı biliniyor. Ancak buraları sahiplenen insanların iyi niyetli yapmak istedikleri çalışmalar asimilasyona da sebep oluyor. Bunlardan birisi de şu an türbenin, mezarın üzerinde bulanan kavuk. Alevi Bektaşi inancında bu tarz bir kavuğun olmadığını herkes biliyor. Bu asimilasyonun önünün alınması için de Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşları tarafından bu alanlarda türbelerin tekrar restore edilmesi gerekir. Hizmet yürütülmesi noktasında gerek mimarisi, gerekse yapımı aşamasında Alevi inanç insanlarına, yol insanlarına sorularak bu alanların tekrar restore edilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Sazcı: Kadın dervişlerin dergahları ziyaretlere kapalı tutuluyor -VİDEO

    Sazcı: Kadın dervişlerin dergahları ziyaretlere kapalı tutuluyor -VİDEO

    PİRHA- Ahi Evran’ın oğlu olduğu rivayet edilen Ahi Yusuf’a ve kızı Ahi Kızı’na ait olan türbeler hakkında bilgi veren  Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, “Ahiliğin, Alevi Bektaşi inancından farklı bir inanç sistemi olduğunu iddia ediyorlar. Biz Alevi Bektaşilerde, Ahiliğin Alevilik şemsiyesi altında olduğunu bilmiyoruz maalesef” dedi.

    Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya bölgesinde bulunan Alevi-Bektaşi inancı bünyesinde irşat edilen türbe, tekke ve nişangahları anlatmaya devam ediyor.

    Ahi Evran’ın oğlu olduğu rivayet edilen Ahi Yusuf’a ve kızı Ahi Kızı’na ait olan türbeler hakkında bilgi veren Sazcı, Ahilik inancının Aleviliğin bir kolu olduğunu belirterek, bu tür inanç yerlerinin tüm Aleviler tarafından sahiplenilmesi gerektiğini vurguladı.

    Sazcı, erkek dervişlerin türbe ve ziyaretgahlarının sürekli açık olmasına rağmen, kadın dervişlerin dergahlarının ziyaretlere kapalı tutulmasına da dikkat çekerek bu konunun gündeme getirilmesini istedi.

    “AHİLİK 16 VE 17. YÜZYILDA ALEVİLİK ŞEMSİYESİ ALTINA GİRİYOR”

    Ahilik hakkında bilgi vererek sözlerine başlayan Sazcı, “Şu an içerisinde bulunduğumuz Türbe yine Ahi Evran’ın oğlu olduğu rivayet edilen Ahi Yusuf’a ait olan bir kabir. 13. yüzyılda Hünkâr Hacıbektaş Veli etrafında toplanan Alevici Batini gruplar daha sonra 16. ve 17. yüzyılda Alevi şemsiyesi altında toplanıyor. Ahilerde bu şemsiyesinin altına girenlerden. Ahi Evran’ın oluşturduğu Ahi Teşkilatı, Anadolu’nun birçok bölgesine yayılıyor. Daha sonra Mevlana’nın müridi tarafından katlediliyor. Ahi Evran, rivayet odur ki Antalya’nın Kaleiçi bölgesinde bir yerde meftun oldu. Bugün içerisinde bulunduğunuz türbe, meftun olan Ahi Yusuf’a ait. Ahi Yusuf’un, Ahi Evran’ın oğullarından birisi olduğu iddia ediliyor” dedi.

    “ALEVİLERE AİT BU TÜRBENİN YANINA CAMİ YAPILDI”

    Ahiliğin, Alevi Bektaşi inancının içerisinde olan bir teşkilatlanma olduğunu ifade eden Sazcı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bugün burada bulunan türbe yine bizlere ait olan bir türbedir. Daha sonrasında bu türbenin bulunduğu yerin yanına bir cami inşa edildi. Bu camiinin inşaatı bizim pirlerimizin bulunduğu dergahların yanına yapılan inşaatların tarihi ile aynı tarihte gerçekleşiyor. Aynı zamanda Ahi Yusuf’un bir de kızı var. O da yine Ahi Teşkilatı içerisinde önemli rol almış olmalı ki onunda türbesi Ahi Yusuf’un türbesinin yaklaşık 100-200 metre ilerisinde. Bulunduğumuz yer ise Ahi Yusuf Baba Dergahı’nın meydanı. Dışarıdan gördüğümüz kadarıyla Alevi Bektaşi inancına ait olduğu bellidir. Çünkü dergâhın giriş kısmı, avlusu, türbenin yapı ve mimarisi Alevi Bektaşilere ait olduğunu belli ediyor. Ahiliğin, Alevi Bektaşi inancından farklı bir inanç sistemi olduğunu iddia ediyorlar. Biz Alevi Bektaşilerde, Ahiliğin Alevilik şemsiyesi altında olduğunu bilmiyoruz maalesef.”

    “KADIN DERVİŞLERİN DERGAHLARI ZİYARETLERE KAPALI TUTULUYOR”

    Ahi Yusuf’un kızının türbesi ‘Ahi Kızı’ hakkında da bilgi veren Sazcı, son olarak şunları aktardı:

    “Şu an önünde bulunduğumuz türbe Ahi Yusuf’un kızı olan Ahi Kızı’na ait. Alevi Bektaşi erenleri arasında kadın dervişlerinde oranı fazla. Ancak son süreçte doğal olarak bunlar unutuldu. Ancak biz bunun unutulmaması adına bugün Ahi Kızı türbesini de ziyaret ettik. Ancak tüm erkek dervişlere ait olan türbelerin bilinmesi ve açık olması söz konusu iken kadın dervişlerin dergâhı -Kadıncık Ana içinde geçerli- sürekli kilitli ve kapalı tutuluyor. Bugün bu sorun Ahi Kızı içinde geçerli. Ahi Kızı’nın Türbesi de sürekli ziyaretçilere kapalı bir şekilde tutuluyor. Ahilik yine Alevi Bektaşilik inancı içerisinde bir Lütfü Kalenderilik, Bayram Melamilik, Bektaşilik gibi bir kol. Ahilere ait dergahların, türbelerin, makamların, ziyaretgahların da yine Alevi kurumlarınca sahiplenmesi ve korunması gerektiğini düşünüyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • ‘Antalya’da Ambarlı Dede Ziyaretgahı sahiplenilmeli, burada inancımızı yaşayalım’-5-VİDEO

    ‘Antalya’da Ambarlı Dede Ziyaretgahı sahiplenilmeli, burada inancımızı yaşayalım’-5-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya Kaleiçi’nde bulunan ve klasik mezar yeri rolünü alan Ambarlı Dede Ziyaretgahı’nın sahiplenilmesi çağrısında bulundu. Sazcı, “Bizlere dayatılan o modern cemevlerinden bir an olsun çıkalım. Bizim asıl inançlarımızı yaşatmak ve yaşamamız gereken yerler olan dergahlara, türbelere, makamlara, niyazgahlara gidip inancımızı orada yaşayalım” dedi.

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, Antalya bölgesinde bulunan Alevi-Bektaşi inancı bünyesinde inşa edilen türbe, tekke ve nişangahlarla ilgili bilgi verdi. Sazcı, söz konusu yapıların, Alevi toplumu tarafından korunması gerektiğine vurgu yaparak, Kaleiçi’nde bulunan Ambarlı Dede Ziyaretgahı‘nın özünden koparılarak klasik mezar rolüne büründürüldüğü eleştirisinde bulundu.

    “ALEVİ BEKTAŞİ DERGAHI OLDUĞU BİLİNİYOR”

    Sazcı, yerelden aldığı bir bilgi üzerinden Alevi Bektaşilere ait olan Ambarlı Dede Ziyaretgahı’nın varlığını keşfettiğini söyleyerek, “Antalya’da bilinen en eski sahafcılarından ve Antalya’nın yerli ailelerinden birisi ile konuşurken Kaleiçi’nin doğu hendek kapısının olduğu bölgede bir Bektaşi dergahının olduğunu söylemişlerdi. Bunun üzerine elimizdeki tek kaynağımız olan Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinin içerisine baktım. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde şöyle bahsediyor: Güllerin, turunçların, limonların içerisinde Koyun Baba Dergahı’nın o dönemki postnişinin, Boşnak asıllı Zülfikar Dede’nin gelen her cana lokmasını pay ettiğini söylüyor. Büyük bağlarının, turunç bahçelerinin olduğu, büyükbaş ve küçük baş hayvanların beslendiği küçük bir pasaj var. Koyun Baba Dergahı’nın dervişlerinden birisi de şu an yanında bulunduğum Ambarlı Dede” diye konuştu.

    “KOYUN BABA’NIN DERVİŞLERİNDEN BİRİSİ”

    Ambarlı Dede’nin, Koyun Baba Dergahı’nın ambar işleriyle sorumlu derviş olduğunu ve ismini de buradan aldığı bilgisini paylaşan Sazcı şöyle konuştu:

    “Yine Ambarlı Dede’nin birçok kerameti hala Antalya’da bulunan Alevi Bektaşilerce anlatılır. Bugün Gülşen Dede’de olduğu gibi bundan 5-6 yıl öncesine kadar yine burası da Alevi Bektaşilerce ziyaret edilip, deliller, çerağlar uyandırılıp lokmalar pay edilirdi. Yine bez bağlama her Alevi Bektaşi türbesinde gördüğümüz gelenektir aslında. Göbeklitepe’de de gördüğümüz aynı, odur. Çünkü Göbeklitepe’nin üzerinde bulunan ağaç da o dönem dilek aracı olarak kullanılmış. Anadolu’nun bir geleneği haline dönüşmüştür bez ve çaput bağlanma meselesi. Hala burada da bakidir. Alevi Bektaşi dergahları kısmında Koyun Baba Dergâhı’nın şu an Kaleiçi’nin hendek kapısında olduğu rivayet ediliyor.

    Koyun Baba Dergâhı da bu konuda çok önemli dergahlardan birisi. Çünkü Alevi Bektaşi erenleri içerisinde 15. yüzyılda yaşamış en büyük erenlerden biri Koyun Baba hakkında birçok menakıplar (hayat hikayeleri) var. O menakıplardan anladığımız üzere gezgin dervişlerden birisi. Yine Kalenderi dervişlerinden birisi olduğunu biliyoruz. Ambarlı Dede’nin de onun dervişlerinden birisi olduğunu biliyoruz.”

    “KLASİK MEZAR YERİNDEN ÇIKARILARAK SAHİPLENİLMESİ GEREKİYOR”

    Sazcı, Alevi dergahları olmaktan çıkarılarak klasik mezar rolüne büründürülen bu dergahlara Alevilerin sahip çıkması ve hizmetlerini  buralarda yürütmesi çağrısında bulunarak, “Bu dergahların sadece bir mezardan öteye götürülerek oranın bizim yaşamımızın içerisinde bir yer edinmesi gerektiği düşünüyorum. Çünkü bizim dergahlarımız klasik mezarların olduğu mekanlar değil. Bizim dergahlarımız kişilerin ham ervahken pişip insanı kamiller olduğu merkezlerdir. Bu dergahlarımızın bu makamlarımızın bulunduğu merkezlerde toplayabildiğimiz kadar kişiyle gidip orada telli kuran dediğimiz bağlamalarla birlikte nefeslerimizi dile getirerek mektebi irfanları kurmamız gerekiyor. Yani muhabbet ortamlarında birbirimizi eğitmemiz ham ervahlıktan insanı kamil etmemiz gerekiyor. Bizlere dayatılan o modern cemevlerinden bir an olsun çıkalım. Bizim asıl merkezlerimiz olan asıl inançlarımızı yaşatmak ve yaşamamız gereken yerler olan dergahlara, türbelere, makamlara, niyazgahlara gidip inancımızı orada yaşayalım” diye konuştu.

    “UNUTTURMA POLİTİKASI ALEVİ KURUMLARI İÇERİSİNDE DE VAR”

    Ambarlı Dede’yi ziyaret etmeye gelen lise öğrencisi Nehir Aydoğdu ise duygularını şöyle ifade etti:

    “Aslında bu türbeyle alakalı bildiğim çok net bilgiler yok. Ama burada bir dede mezarı olduğunu biliyordum. Bu dergahların yaşatılması ve tanıtılması konusunda birçok Alevi kurumunun devlet teşviki beklediğini düşünüyorum. Bunun da çok yanlış bir şey olduğunu eklemek istiyorum. Bu doğrultuda aslında gözümüzün önünde olan türbeleri kendimiz unutturuyoruz. Devletin unutturma politikalarının Alevi kurumları içerisinde de olduğunu düşünüyorum. Bu doğrultuda gençlikle beraber dede mezarlarını, dergahlarının tanıtımı ile alakalı cemevlerine çok büyük bir pay düşüyor. Başta benim gibi Alevi gençlere kendi özlerini tanıtmak için cemevlerinin dergahlara ve mezarlara sahip çıkmaları, bu doğrultuda da devletten hiçbir teşvik beklenmeden cemevlerinin kendi olanaklarını kullanarak birçok şey yapabileceklerini düşünüyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Alevilerin ziyaret ettiği Şengül, Çıtlık ve Gülşen Dede türbeleri yok olmuş durumda’-VİDEO

    ‘Alevilerin ziyaret ettiği Şengül, Çıtlık ve Gülşen Dede türbeleri yok olmuş durumda’-VİDEO

    PİRHA-Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya’nın Kaleiçi ilçesinde bulunan Şengül Dede, Çıtlık Dede ve Gülşen Dede olarak bilinen türbeye ilişkin bilgiler vererek, “Bundan yaklaşık 5-10 yıl öncesine kadar Alevi Bektaşilerce ziyaret edilen, çerağ uyarılan ve lokmaların pay edildiği merkezlerden birisiydi. Şu an bu durum tamamen yok olmuş durumda” dedi. Sazcı, ilgilenmeleri için Alevi kurumlarına çağrı yaptı.

    Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya’nın Kaleiçi ilçesinde bulunan Şengül Dede, Çıtlık Dede ve Gülşen Dede olarak bilinen türbeye ilişkin bilgiler vererek, bu tür yerlerin Alevi kurumlar öncülüğünde Alevi toplumuna yeniden kazandırılması gerektiğini söyledi.

    Alevi yurttaşlara da çağrı yapan Sazcı, etraflarında bulunan türbelere, dergahlara daha fazla gitmelerini ve inancın ritüellerini buralarda hayata geçirmelerini istedi.

    “BİRKAÇ YIL ÖNCESİNE KADAR ZİYARETLERİN YAPILDIĞI BU YER ŞU AN YOK OLMUŞ DURUMDA”

    Antalya’nın en bilinen ve turistik merkezlerinden birisi olan Kaleiçi’nin, 14. ve 15. yüzyılda yaşamış olan Alevi Bektaşi erenlerine ait izler barındırdığını aktararak sözlerine başlayan Sazcı, “Bugün 21. yüzyılda bizler hala bu izlere ulaşabiliyoruz. Ancak bu izlerin tekrar koruma altına alınması ve erenlerin hayatlarının tekrar anlatılması, inancın sürekliliği açısından büyük önem arz ediyor. Yanımızda bulunan Şengül Dede, Çıtlık Dede veya Gülşen Dede olarak bilinen yatır, bundan yaklaşık 5-10 yıl öncesine kadar Alevi Bektaşilerce ziyaret edilen, delil uyarılan, çerağ uyarılan ve lokmaların pay edildiği merkezlerden biriydi. Şu an bu durum tamamen yok olmuş durumda” şeklinde konuştu.

    “BU DERGAH VE TÜRBELERİN YENİDEN ALEVİLERE KAZANDIRILMASI GEREKİYOR”

    Şengül Dedeyi, Çıtlık Dedeyi hatırlayan Alevi yurttaşların neredeyse kalmadığını söyleyen Sazcı, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Sadece bu Şengül Dede, Çıtlık Dedeyle de kısıtlı bir durum değil. Diğer Alevi Bektaşi erenlerine ait mezarlarda, türbelerde ve dergahlarda da aynı sorun yaşanmaktadır. Bugün Şengül Dede etrafına baktığımızda gördüğümüz durumu aktarmak istiyorum. Antalya Kaleiçi’nin en izbe köşelerinden birinde çevresi çöple dolu bu alanların temizlenmesi, korunması gerekir. Bunun için bir tabelayla burada Şengül Dede’nin, Çıtlık Dede’nin yatırının, makamının bulunduğunun bildirilmesi gerekir. Bu dergahın, türbenin tanıtılması gerekiyor. Aynı zamanda şu anki bulunduğu yerin yan tarafında daha önceleri de Bayraktar Baba Dergahı’nın olduğunun topluma anlatılması ve oradan çıkarılan bizlere ait olan eserlerin tekrar Alevi Bektaşi toplumuna kazandırılması gerekiyor.”

    “EN BAŞTA ALEVİ KURUMLARI TÜRBELERE, DERGAHLARA SAHİP ÇIKMALI”

    Bu tür yerlerde bulunan dergah, türbe ve ziyaretgahların korunması ve Alevi toplumuna kazandırılması için Alevi kurumlarına büyük görev düştüğünü kaydeden Sazcı, “Çünkü bugüne kadar üç bölümdür yaptığımız çağrılara henüz kulak verilebilmiş değil. Ancak biz şunu iddia ediyoruz ve diyoruz ki, Alevi kurumlarının kuruluş amacı neydi? Alevi Bektaşi değerlerine sahip çıkarak, Alevi kamuoyunun kendi geçmiş dönemlerde var olan haklarının tekrar hayat bulmasını sağlamaktı. ‘Bugün dergahlar bizimdir’ diye çağrılar yapıyoruz. Dergahlarımızı korumak için eylemler düzenliyoruz. Ancak kendi lokallerimizde bulunan, kapımızın önünde olan dergahlara, türbelere, yatırlara, makamlara ne kadar sahip çıkıyoruz? O yüzden bugün Kaleiçi’nde bulunan Şengül Dede, Çıtlık Dede gibi bu türbelerin yaşatılması mevzusunda yine bizlere iş düşüyor. Kurumlara baskı yapmak yine bizlerin boynunun borcu meselesi haline gelmiş durumda” dedi.

    “BU TÜRBELERİN, DERGAHLARIN YENİDEN ALEVİ TOPLUMUNA KAZANDIRILMASI LAZIM”

    Tüm canları buralara sahip çıkmaya, buralara gelip lokmalarını pay etmeye, çerağlarını uyandırmaya çağıran Sazcı, son olarak şunları dile getirdi:

    “Buradan kurumlara tekrar çağrı yapmak istiyorum. Bugün Alevi kurumlarının ve bizlerin burayı yeniden kurması gerektiğini düşünüyoruz. Antalya’da bulunan yaklaşık 53 tane dergâha, türbeye, yatıra, makama Alevi kurumları sahip çıkmak zorunda. Bu bir lütuf değil. O koltuklarda oturan kişilerin, o derneklerin, o vakıfların asli görevi bu. Biz bunun için baskı ve çağrı yapmayı sürdüreceğiz. Aşk ile…”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Sazcı: Mesele Alevilik olduğunda, Aleviler dışında herkes sessizliğe bürünüyor -VİDEO

    Sazcı: Mesele Alevilik olduğunda, Aleviler dışında herkes sessizliğe bürünüyor -VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı Alevi toplumunun maruz kaldığı hak ihlallerine ilişkin konuşarak, “Bugün iktidarıyla, muhalefetiyle hiçbir kesim Alevi hak mücadelesinin kazanım elde etmesi için yeterince çaba göstermiyor. Bu sorunu çözebilmek için ciddi bir şekilde tartışmak, hesaplaşmak gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, Alevi toplumunun maruz kaldığı hak ihlallerine ilişkin konuşarak, sol, sosyalist birçok partinin bile tüzüğünde, programında Alevilerin sorunlarına ilişkin çözüm önerilerinin yer almadığını belirtti.

    Alevilerin yüz yıllardır ezildiğini, sömürüldüğünü ve her dönem üvey evlat muamelesi gördüğünü anımsatan Sazcı, Alevilik sorununun çözülmesi için ciddi bir hesaplaşmaya gidilmesi gerektiğini kaydetti.

    “ALEVİLER BU ÜLKEDE ÜVEY EVLAT MUAMELESİ GÖRÜYOR”

    Herhangi bir konuda Alevilik gündeme geldiğinde ülkede Aleviler dışında herkesin sessizliğe büründüğünü ifade eden Sazcı, “Geçenlerde canlarla birlikte gittiğimiz Pıngıldık Şenliği’nde bir ağabeyimiz güzel bir söz söyledi. Aleviler gerçekten bu ülkenin üvey evlatları muamelesi görüyor. Bugün iktidarıyla, muhalefetiyle, siyasi partileriyle baktığımızda Alevi hak mücadelesinin kazanım elde etmesi için çaba gösterdiklerini düşünmüyorum. Abbas Karakaya canımızın bir çalışması olmuştu. Siyasi partilerin tüzük ve programlarını incelemiş, buralarda zorunlu din derslerine karşı ne söylüyorlar diye bakmış. Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Emek Partisi (EMEP) dışında tüzüğünde zorunlu din derslerine karşı çıkan hiçbir parti yok. İYİ Parti’nin, Saadet Partisi’nin çizgisi zaten belli. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bu konuya kesinlikle hiç dokunmuyor. SOL Parti ise zorunlu din derslerinin kaldırılmasını değil de seçmeli hale getirilmesine ilişkin madde koymuş programına” diye konuştu.

    “ALEVİ SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ İÇİN CİDDİ BİR HESAPLAŞMA GEREKİR”

    Dersim’de bir kaymakamın Aleviler için kutsal olan cemevinin önüne silahlı bir grupla birlikte giderek tehditvari söylemlerde bulunduğu olayı anımsatan Sazcı sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ve muhalefetiyle, iktidarıyla birlikte tüm devlet yetkilileri sessizliğe büründü. Alevi kurumlarının sadece birkaçı bu duruma ses çıkardı. Alevilik meselesi hala bu ülkede çözülmüş değil. Ali Kenanoğlu‘nun bir sözü var, Kürt sorunu bu ülkede çözülür ama Alevi sorununun çözülmesi için ciddi bir hesaplaşma gerekiyor, diyor. Alevilik Selçuklu döneminden bugüne sistematik bir şekilde tüm devletler tarafından ötekilenen, ezilen, baskılanan bir toplum olmuş. O yüzden bu sorunu çözebilmek için ciddi bir şekilde tartışmak, hesaplaşmak gerektiğini düşünüyorum. Hesaplaşmadan kastedilen kişilerin birbirleriyle kavgavari şeyler yapması değil. Oturup bugüne kadar bize verilmeyen hakların telafi edilmesi, tüm haklarımızın tekrardan bizlere iade edilmesi gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • Antalya bölgesindeki Alevi-Bektaşi Türbe, Tekke ve Nişangahlar-3-VİDEO

    Antalya bölgesindeki Alevi-Bektaşi Türbe, Tekke ve Nişangahlar-3-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya bölgesinde Alevilere ait olan Musa Dede Türbesi’ne Diyanet İşleri Başkanlığı’nca tabela asılarak özünden koparıldığını vurguladı. Sazcı, Alevi kurumlarının dergahların tekrardan canlanması için işgal edilen Alevi ziyaretgahlarına sahip çıkma çağrısında bulundu.

    Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya bölgesinde bulunan Alevi-Bektaşi inancı bünyesinde irşat edilen türbe, tekke ve nişangahlarla ilgili bilgi verdi. Sazcı, Alevi toplumuna ait olan bu ziyaretlerin işgal edilerek özünden koparıldığını belirtti. Antalya’nın Alanya ilçesine bağlı Sugözü Mahallesi’nde bulunan Musa Dede Türbesi’ne Diyanet İşleri Başkanlığı’nca tabela asıldığını kaydeden Sazcı, Alevi kurumlarının bu dergahlara, ziyaretlere sahip çıkması çağrısında bulundu.

    HORASAN’DAN GELEN 7 ERENİN EN BÜYÜĞÜ

    Sazcı, Alanya bölgesinde bulunan ve Horasan’dan gelen yedi erenin en büyüğü olduğu düşünülen Musa Dede ile ilgili bilgi vererek, “Alanya’da bulunan pirlerimizin, rehberlerini, müşterimizin, erenlerin, türbelerini gezerken bugün Horasan’dan gelen 7 erenlerin en büyüğü olan Musa Dedenin diğer bir ifadeyle Pelit evliyasının türbesine de geldik. Bu türbe de aslında Alevi Bektaşi kimliğini gitgide yitirmeye başlayan türbelerimizden birisi. Rivayet odur ki Horasan’dan gelen 7 erenin en büyük abileri olan erenimiz Musa Dede (Pelit Eviliyası) Sugözü mahallesine geliyor ve  burada irşat faaliyetlerine başlıyor. Bu irşat faaliyetleri sonucunda Sitti Zeynep Ana Sultan onun dışında Pirci Alaeddin Sultan, Akbaba Sultan vb. birçok erenle birlikte burada irşat faaliyetleri devam ettiriyorlar” dedi.

    “PELİT EVLİYASI DENMESİNİN ASIL NEDENİ TÜRBENİN YANINDA BULUNAN PELİT AĞACIDIR”

    Musa Dede’nin Pelit Evliyası olarak anılmasının asıl nedeninin türbenin yan tarafında bulunan pelit ağacının olması olarak açıklayan Sazcı, “Kaldı ki Alevi Bektaşi inancında ve geleneğinde ağaç, dağ, tepe, su gözü gibi kutsamalar söz konusudur. Buralar hakkın nişangahı olarak addedildiği için aslında yatır olarak, niyazgah makam olarak kullanılmıştır. Bu nedenle Musa Dede buraya gelmeden önce Pelit Evliyası’nın ya da pelit ağacının burada olduğunu ve Alevi Bektaşiler tarafından kutsandığını düşünüyorum. Musa Dedenin buraya gelmesiyle birlikte de zaten irşat faaliyetleri burada devam ederek Alevi Bektaşi yolu inancı topluma anlatılıyor” ifadelerini kullandı.

    “DİYANET TABELA ASMIŞ DURUMDA, ALEVİ KURUMLARINA BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR”

    Sazcı, Alevi Bektaşilere ait olan dergah, türbe, makamların kapılarına Diyanet İşleri Başkanlığı’nca tabelalar asıldığının altını çizdi. Alevi kurumlarının dergahların tekrardan canlanması için işgal edilen Alevi ziyaretlerine sahip çıkma çağrısında bulunan Sazcı şöyle konuştu:

    Bu tabelada Alevi Bektaşilerin inançların esasları olan, inanç akideleri maddeler halinde İslam dinince hurafe olarak kabul edildiği için engellenmeye çalışılıyor. Bugün işte Musa Dede türbesinde de yazılı olan tabela aynı şekilde Sitti, Zeynep Ana Sultan, Çoban Dede, Dur Hasan Dede ve Abdal Musa dergahında da asılı. Bu tabelanın Alevi Bektaşilerin inancını engellemek dışında hiçbir faaliyeti yok. Aslında bunların  inancımızla doğrudan hiçbir alakası olmadığını biliyoruz.

    Bizim inancımızın yaşaması burada bu kurallar çerçevesinde engelleniyor. Ben bugün Musa Dede dergahında telli Kur’an olarak bahsettiğim ayet olarak nitelendirdiğim nefesleri dinlendirmek için bağlamayı bu dergahlara bu türbelere sokamıyorum. Alevi kurumlarına düşen görev bu dergahlardan bu tabelaların sökülmesi ile birlikte yaşamın döngüsü içerisinde bu dergahlarımızın tekrardan canlanmasıdır. Kurumlarımızın bu dergahları toplumumuza tanıtması açısından bir görev düştüğünü düşünüyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ALANYA

    İLGİLİ HABERLER

    1- Kızıldeli Ocağı’ndan Sazcı: Dergahlarımıza sahip çıkalım

    2-Antalya Bölgesindeki Alevi-Bektaşi Türbe, Tekke ve Nişangahlar-2

     

     

  • Aleviler Finike’de Kâfi Baba Türbesi’ni ziyaret etti: Diyanet türbelerimizden elini çekmeli-VİDEO

    Aleviler Finike’de Kâfi Baba Türbesi’ni ziyaret etti: Diyanet türbelerimizden elini çekmeli-VİDEO

    PİRHA-Antalya’nın Finike ilçesinde bulunan Kâfi Baba Türbesi’ne ziyaret gerçekleştiren Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği üyeleri, nefesler seslendirerek, semah döndüler. Türbede yapılan konuşmalarda Diyanet’in Alevi türbelerinden elini çekmesi istendi. 

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği yöneticileri ve üyeleri, Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Turunçova, Yuvalılar Köyü’nde bulunan Kâfi Baba Türbesi‘ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette Kızıldeli Ocağı evlatlarından yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, türbe içerisinde nefesler, deyişler dillendirdi. Verilen gülbengin ardından türbe önünde semah dönüldü.

    “KADINCIK ANA İKİ KİŞİYE HACI BEKTAŞ’IN EMANETLERİNİ VERİYOR”

    Kâfi Baba Türbesi ile ilgili olarak bilgiler veren Araştırmacı-Yazar Ali Aksüt, Alevi-Bektaşi kültürü için önemli bir mekanda olduklarını kaydetti.

    Aksüt, “Burası 1326 yılında Bursa fethedildiği zaman; Kadıncık Ana Hacı Bektaş Veli’nin dergahında iken iki kişiye Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin emanetlerini veriyor. O iki kişiden biri Abdal Musa, biri de Seyitali Sultan Kızıl Deli. Abdal Musa 1326 yılında Bursa’nın fethinden sonra dervişler ile hükümetin arası bozulunca, “Senin başkentin, sarayın sana kalsın” dercesine Ege üzerinden Aydınoğulları’nın içerisine geliyor. Aydınoğulları’nın içerisinde kaldıktan sonra Denizli yatağında Yatağan Baba’dan tekrar el alıyor oradan da ‘Dağbağ’ dediğimiz dağlardan, denizlerden aşarak bu bölgeye geliyor. Bu bölgeye gelişinde tarihi bir önem olsa gerek. Abdal Musa rastgele bir şahsiyet değil. O insan bu bölgeye geliyor. Bu bölgede ifşaata başlıyor ve Abdal Musa bizim tarihimizde ‘Piri Sani’ diye adlandırılıyor. Birinci Pir Hacı Bektaş Veli’dir. Piri Sani 2. pir demektir. Yani “Hünkâr Hacı Bektaş Veli Hakk’a yürüdü. Bundan sonra bu yolu yürütecek ikinci insan sensin” demektir. Kadıncık Ana eliyle ona bu görev veriliyor. İşte o güzel insan geliyor, burada dergahını kuruyor. Belli bir süre sonra da Elmalı Tekke köyüne gidiyor ve orada tekrar dergahını kuruyor. Orada da Hakk’a yürüyor” ifadelerini kullandı.

    “KUTSAL OLAN BİR MEKAN ALEVİ DERGAHINA ÇEVRİLİYOR” 

    Aksüt, dergaha ilişkin sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Peki Abdal Musa’nın yanında kimler var? Alevi Bektaşi edebiyatının piri saydığımız Kaygusuz Abdal, Alanya beyi Hüsamettin Mahmut’un oğlu ve Karamanoğullarından. Hüsamettin Mahmut orada bir bey olacakken beyliği terk edip efsaneye göre “bir geyiğin ardına düştü de geliyor” deniyor ya bir geyiğin aslında ardına düştüğü falan yok. O bir sembolik sevgi anlatımı. Yani atalarının inancı olan bir tekkeye geliyor. İşte o sırada Kaygusuz Abdal ile birlikte buraya bir derviş daha geliyor. Buranın adı Saklı Su (Zengerder) ve sanırım eskiden Hristiyan dünyasından kalma bir mabet, sunak yeri olsa gerek. Yani burası yine bir kutsal mekân. O kutsal mekânı bir Alevi Bektaşi dergahına çeviriyorlar ve burada dergahını açıyor.”

    “TÜRBELERİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkan Yardımcısı Emire Ulutaş ise Alevilere ait dergah ve türbelere sahip çıkılması gerektiğini söyledi. “Burası Alevi kurumlarına ait yerlerdir” diyen Ulutaş, şöyle konuştu:

    “Bizim isteğimiz Diyanet’in derhal elini türbelerimizden, ziyaretgahlarımızdan çekmeleridir. Ayrıca bu türbelere sahip çıkılmalı. Bunun gibi bir çok türbe var. Hala bakımsız halde olan örneğin Bali Baba Türbesi. Bizim değerlerimiz olan inançlarımızı besleyen büyük ulularımızın türbelerine sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.”

    “DİYANET’İN İKİ GÖREVLİSİ HİZMETLERİMİZİ ENGELLİYORDU”

    Kızıldeli Ocağı evladı yol yürütücüsü, Mustafa Sazcı da gerçekleştirilen ziyarete ilişkin şu ifadeleri kullandı:

    “Diyanet tarafından asılan tabela ile birlikte Alevilerin burada inanç esaslarına uygun bir şekilde yolunu erkanını sürmeleri yasaklanıyordu. Lokma dağıtmak, delili uyarmak telli Kur’an dediğimiz bağlamayla nefesleri dinlendirmek burada yasaklanmış ve iki Diyanet görevlisi tarafından engelleniyordu. Geçen yıl buraya geldiğimizde ciddi şekilde mücadele sonucu burada yolumuzu, erkanımızı yaşatabileceğimiz bir ortam yarattık.

    Bugün görüyoruz ki mücadelemiz sonuçlarını vermiş durumda. Kâfi Baba Türbe kapısına Diyanet tarafından asılmış olan İslamcı bir hurafe sayılan ancak Alevi Bektaşilerin inanç esaslarını yok sayan tabela bugün buradan kaldırılmış oldu. Onun dışında dergâh içerisinde bizler canlarla birlikte nefeslerimizi dillendirdik, semahlarımızı döndük, gülbengimizi verdik ve dergâh önünde tekrar semahlarımızı döndük. Bugün burada verilmesi gereken mücadelemizin başarıya ulaşması diğer dergahlarda da bunu yapabileceğimizin bir göstergesi haline geldi.

    “DİYANET’İN EL KOYDUĞU DERGAHLAR ALEVİLERE İADE EDİLMELİ”

    Antalya’da bulunan 46 dergahın korunması için mücadele edilmesi gerektiğini belirten Sazcı, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Bugün Antalya’da bulunan 46 dergâhın korunması, Diyanet tarafından el konulan dergahların tekrar Alevi kurumlarınca sahiplenilerek, Alevilere iade edilmesi konusunda büyük bir mücadele vermesi gerektiğini bizler düşünüyoruz. Bugün buraya gelen canların ayaklarına sağlık. Hakk erenler her ne dilekle her ne muratla geldilerse dileklerini, gönülden muratlarını versin aşk ile.”

    Cebrail ARSLAN/Finike-ANTALYA