Etiket: newroz

  • Sınırlar kıskacı ve Taliban gölgesinde Afganistan Kızılbaşları-VİDEO

    Sınırlar kıskacı ve Taliban gölgesinde Afganistan Kızılbaşları-VİDEO

    PİRHA- Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, ‘Horasan’ın devamı-bütünü’ olarak tanımladığı Afganistan’da Kızılbaşların tüm baskılara rağmen yolu sürdürmeye yönelik tarihsel hafızasının kendisini koruduğunu söyledi. Tek yaşam şansları olan ‘Kızılbaş olmama’ şartına karşı Afganistan’daki Kızılbaşların hala direndiğini kaydeden Harmancı, mevcut durumu Afganistan Kızılbaşlarının, “Bizim elimizde Kızılbaşlılara dair hiçbir şey kalmadı. Ancak büyüklerimizle bir araya gelme şansımız olmadığı ve çoğu da tutuklandığı için bir erkan yürütme konusunda da çok sınırlıyız. Gittikçe unutuyoruz” cümleleriyle aktardı.

    2017 yılından bu yana İran ve Irak’a giderek saha çalışmaları yapan, çeşitli diyaloglar geliştiren ve karşılaştırmalar yapan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı’nın son durağı ‘Horasan’ın devamı/bütünü’ olarak ifade ettiği Afganistan oldu.

    Konuya sosyolojik pencereden bakıldığında da özellikle aynı coğrafyada yaşayan ancak aralarına resmi devlet sınırları çekilen Alevilerin inanç ritüelleri arasında şaşırtıcı derecede birbirine yakın ‘benzerlikler’ ile ‘farklılıklar’ taşıdığını gördüğünü belirten Harmancı, Afganistan Kızılbaşlarının Taliban baskılarına rağmen yolu sürdürmekte ısrar kıldığını kaydetti.

    Yine bununla birlikte Aleviler için tarihsel toplumsal ve inançsal yönden güçlü yaşam alanlarına resmi ideolojinin yeni kimlik kazandırma ve dönüştürme girişimlerinin bir gömleğini de Afganistan’daki Kızılbaşlara giydirme çabasına (Afganistan’da sadece Türkmen Kızılbaşlar olduğu ve onların da Şia kökenli olduğu tezi) da bir cevap olan Hasan Harmancı bölgede özellikle Özbek ve Kürt Kızılbaşların varlığına işaret etti.

    Afganistan’daki Kızılbaşların cemlerini yaptıklarını, adaklarını adadığı, lokmalarını paylaştığı, özel günlerinin öncesinde gittikleri ziyaretlerinin Talibam kuşatması altında olduğunu kaydeden Harmancı, Kızılbaşların buna rağmen ziyaretlerini terk etmediğini söyledi.

    Afganistan Kızılbaşlarının Çarşamba günü ibadet ettiğine işaret eden Hasan Harmancı, “Öyleyse Aleviler bugün dışında ibadet olmaz diye dayatmamalılar. Ya da bununla ilgili bir şey sunduğumuzda,” Böyle bir şey yok Alevilikte’ gibi kesin retler olmamalı. Peki biz hangisiyiz?” sorusunu yöneltti.

    Afganistan Kızılbaşları için en önemli günün Newroz olduğu bilgisini paylaşan Harmancı, bu günün ise Hızır’ı karşılama olarak anlam bulduğunu elirterek,, “Bizler nasıl ki Hızır döneminde belli bir ritüel, belli bir ilişki yürütüyor ve hepimiz Hızır günlerinde aktif oluyorsak onların da ise en aktif oldukları, neredeyse toplumun bütünüyle bir araya geldikleri dönem Newroz” ifadelerini kullandı.

    Saha araştırmalarını daha öncede, “Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim” sözleriyle tarif eden Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Afganistan’da bulunan Kızılbaşlara (Özbek ve Kürtler) dair temaslarını, izlenimlerini PİRHA’yla paylaştı, sorularımızı yanıtladı.

    “AFGANİSTAN, HORASAN’IN BİR BÜTÜNÜ GİBİ”

    Türkiye İran sınırına yakın Yaresanları, sonrasında ise Özbekistan, Türkistan ve Afganistan sınırlarında olan Horasan’da alan çalışmaları yaptınız. Afganistan saha çalışması için Horasan’ın devamı yada bütünü diyebilir miyiz?

    Evet aslında Horasan’ın bir bütünü tabi ki. İran’dan sonra Afganistan önemli bir bölümdü parçaydı. Biraz zorlansam da Afganistan kısmını da bir kısmını tamamlayabildim. Çünkü Afganistan birbirini takip eden şehirlerden çok birbirini takip eden dağlar var. O dağların arkasına geçmek, doğal koşullara üzerinden atlamak ve aynı zamanda bir de toplum çok dağınık. Bu nedenle biraz zor oldu tamamına ulaşmak ama zaten tamamına ulaşmadım.

    Özellikle bu bölgede de Horasan’da Kürt Kızılbaşlarla çalışmaları yürüttüm. Burada da izini sürdüğümde rehberlerimle ancak Özbek olan Kızılbaşlara ulaşmış oldum. Ama Kürt Kızılbaşlar da var bölgede. Gelenekleri hemen hemen birbirine de yakın. Bölgede Özbek Kızılbaşları çalıştığını söyleyebilirim bu seferde.

    “SAVAŞ SÜRECİNDE İNANÇLARINI, SOSYAL YAPILARINI DÜŞÜNECEK DURUMDA DEĞİLLER”

    45 yıllık bir işgal ve Taliban sonrası Alevilerin durumu nedir? Ülke potansiyelinin kaçına sahipler? Kendilerini nasıl tarif ediyorlar?

    Kendilerini Kızılbaş ifadesi kullanıyorlar. Kızılbaş olmaktan büyük bir onur duyuyorlar. Kendilerini saklamayı hiç istemiyorlar. Onların cumhuriyet dönemi dedikleri bir dönem var. Yani Taliban öncesi. Cumhuriyet döneminde birazcık daha özgürlüklere sahipler. Tabii 45 yıllık bir savaşın içinden geçiyorlar. Bu savaş sürecinde inançlarını, sosyal yapılarını düşünecek durumda değiller.

    Sürekli olarak dış güçlerle mücadele etmek ve aynı zamanda içeride de yine farklı kesimler, gruplarla bir çatışma ve iç savaş toplamı var. Bu nedenle Kızılbaşlar da orada kiminle yakın olacaklar, ne yapacaklar? Bu konu hep karıştı. Fakat cumhuriyet dönemini kendileri için parlak bir dönem olarak görüyorlar.

    Geri bir dönem olmakla beraber Taliban’ın yönetimi 3-4 kez işgal etmesi ve geri durması söz konusu. Bu süreçte Taliban şimdi ülkenin neredeyse bütünü ele geçirmiş ve Kızılbaşlara kesin ve net yasaklarla gitmiş durumda. Bölgede Kızılbaşlar doğal olarak şimdi çok büyük sorunlar yaşıyorlar. Çünkü Taliban geldiğinde öncelikle dergâhlarına, cemhanelerine, tekkelerine saldırdı. İbadet yerlerine saldırdığı gibi ibadet günlerinde ev toplantılarına dahil olmak üzere haber aldığı an ki takip etti, izledi. Ona bile izin vermedi.

    “CEMLERİ BASILARAK TUTUKLANIYORLAR, TEK KOŞUL CEME KATILMAMAK!”

    Ve görüştüklerimin bazıları cem sırasında gözaltına alındıklarında tutuklandıklarını ve hiçbir gerekçe olmadan bir yıl, iki yıl, üç yıl gibi cezaevlerinde kaldıklarını, sonra da bir daha ceme katılmamak koşuluyla serbest bırakıldıklarını söylediler. Ama buna rağmen Kızılbaş topluluk bütün baskılarına, farklı irade koymalara ve sindirme çabasına rağmen geleneklerini yürütmeye, inançlarını devam ettirmeye çalışıyorlar.

    Aleviler günümüz Türkiye gibi demokrasiden, laiklikten dem vuran ülkelerde baskı altında iken Irak’ta Ezidiler daha yeni yaşam haklarına yaşam hakkına kavuşmuşken, Suriye’de yaşam hakkı mücadelesi verilirken İran’da da keza durum öyle. Hala tam bir tanınma yok.

    Ve Yaresan kesimi özellikle çok büyük çatışmalar ve her an soğuk savaş pozisyonundaymış gibi yaşıyorlar. Horasan bölgesi de öyle. Şiilik adı altında kendini gösteriyor. Ama öbür türlü Alevi gelenekleriyle ibadetlerini yapmaları mümkün değil ve Türkiye’de gerçekte öyle. Türkiye devlet olarak bunu yapıyorum gibi gösterdiği yerde bu sefer biz Avrupa’daki demokrasi anlayışıyla ve Avrupa’daki Alevilerle karşılaştırmak durumunda kalırız.

    Ve bu durumda Türkiye’nin de büyük eksiklerinin olduğunu görmüş oluruz ama Afganistan ve günümüzde de Suriye ölçü kabul etmeyecek kadar baskı altında bir toplumsal yaşam sürdürüyor.

    “KIZILBAŞ İSMİNİ KULLANMAK YASAK”

    Peki nasıl karşılandınız orada?

    Burada yaşadığım yerde Afgan olan insanlar vardı. Kendi alanımdan yola çıkarak bunlarla onların sosyal sorunları, mülteci olmaktan sorunları, kimliksiz olmaktan kaynaklı sorunları üzerine aslında çalışıyordum.

    Fakat bir yandan da benim asıl çalışma alanım olan Kızılbaşlarla ilgili. Afganistan’da Kızılbaşlara ulaşır mıyım diye bir yandan tabii onlarla bu görüşmeleri yapıyorum. Biraz cesaret oldu. Onlara yani güven vermekle ilgili. Oradaki Kızılbaşları da tanıdıklarını falan söylediler. Sonradan hakikaten çok sevdiğim, değer verdiğim insanlarla tanışmamı ve bana rehberlik etmelerini sağladılar.

    Onlarla biraz yolculuk yaptık. Benden önce de onlar hazırlık yaptılar. Hakikaten baskı altındalar. Gerçek anlamda baskı altındalar. Kızılbaş ismini kullanmak mümkün değil. Kızılbaşların bir araya geldiği düşüncesi olursa işler yine karışıyor. Bu kadar baskı altında. Rehberlerim önceden görüşme yaptıkları için onlarla böyle küçük küçük bir araya gelmeleri nasıl yapacağız diye konuştuk ve onlar da cesurlar.

    Benim de Kızılbaş, Alevi olduğumu tabii bilmiş olmaları, duymuş olmaları onların ilgilerini çekti. Türkiye’den gidiyor olmak başka bir ilgilerini çekti, Çünkü Türkiye onlar için mülteci olarak geldikleri göç verdikleri bir ülke konumunda. Yani bizim Almanya’mız gibi, Almanya nasıl biz göç ediyoruz, oraya nasıl özeniyoruz ve merak ediyoruz ve gidebilir miyiz diye koşullarımızı zorluyoruz yani. Onlar da buraya Türkiye’ye böyle bakıyorlar.

    Tabii onların da çok soruları oldu. Benim de çok sorularım oldu. Karşılıklı konuşmuş olduk. Onların da öğrenmek istedikleri, sormak istedikleri Türkiye’deki Alevilerle, Kızılbaşlarla ilgili hem de kendileri ile bilgileri karşılıklı böyle bir araya getirmiş olduk. Öyle bir yapı.

    KIZILBAŞ VE ZERDÜŞTİ MEZARLAR

    Sanal medya hesabınızdan Kızılbaşlara ait olduğu söylenen bir mezarlık görüntüsü paylaştınız? Bir yanında da bir mescit tarzında bir yapı vardı. Gerçekten böyle miydi? Bu mezarlıklarda Alevilere ait olduğunu düşündüğünüz simgeler vs. bulabildiniz mi?

    Ben bir alan çalışan biriyim. Kestirmeden gidemem. Toplumların da kendilerine ait gibi gösterdiği şeyin ana kaynağına doğru yolculuk yapmam lazım. Biri bu bize ait dediğinde tamam kabul diyerek bir yere koymam mümkün değil. Bu mezarlık bizim gezi yolumuz üzerindeydi, yani bizim ana yol üzerindeydi. Tamamen tesadüf oldu. Öncesinden gideriz, görürüz ve bakar İlgileniriz diye bir durum yoktu. Alevi ya da Kızılbaş mezarlığı diye söylemedikleri için benim rehberlerim de bunu bilmiyorlardı.

    Meraktan indik. Toprak evler vesaire var. Mezarlık kısmı ilgimi çekince ve üzerinde alemler var. Yani bizim bayrak dediğimiz, filama dediğimiz şeyler. Onları görünce o tarafa doğru gittik. Sonra tesadüfen biriyle karşılaştık. Ona çeşitli sorular sorduk. O da, “Burası Kızılbaşların mezarlığı aslında. Burası da Kızılbaş yerleşimi” dedi. Eski bir Alevi yerleşimi. Tabii daha fazla sormalar yapıyoruz. “Emin misiniz?” dedim. “Ben buraya 30-40 yıldır geldim. Bizden önce burada Kızılbaşlar vardı, Aleviler vardı. Benim büyüklerim de böyle söylüyorlar” cevabını verdi. Ben de evlerde simgeler arıyorum doğal olarak. “İleride bir tane cami var, yanında minaresi var” o kişi de  “Mescide mi diyorsun? Çok eski değil. Ama Kızılbaş ibadet yeri duruyor, fakat şimdi biz kullanıyoruz” cevabını verdi.

    Önce orayı ziyaret ettik. Gezip simge arıyorum bakıyorum falan. Tabii Taliban dönemi olduğu için yasağın da yasağı var. Örneğin Taliban döneminde müzik yasak, müzik aleti yasak. Bu durumda herhangi bir topluma ait bir işaret daha da yasak. Gittiler Budist tapınaklara ve Buda’nın ellerine saldırdılar biliyorsunuz.

    Bunun kapatılabileceği şeylerine bakıyorum. Hakikaten küçük böyle şeyler kalmış ama o da Alevilere ya da Kızılbaşlara doğrudan ait simgeler olarak karşılaşmadım. Sonra daha fazla konuştu da ben mezarlık sordum. Ben mezarlığı gördüğümde daha çok hani yerel bir mezarlık ve Zerdüşt bir mezarlık olarak baştan koymuştum. Çünkü tarz biraz uyuşuyor aslında.

    Zerdüştler de açıklanan bir mezarı yok ama yakın dönemlerde Zerdüştler yaklaşık 100 yıldır yerel topluluklara, İrani topluluklara uyarak mezar taşı koymaya ve mezar yapmaya başladılar. Normalde orada yakarlar, emikleri götürürler ve sırlarlar. Bu kadar. Böyle bakarlardı. Fakat modern dünyaya uyumla beraber bunu yapmışlar. Öyle düşündüm.

    MEZAR TAŞINDA ANA FATMA’NIN ELLERİ 

    Doğal olarak kullandıkları toprak yapısı da bölgeye uygun toprak yapısı olunca gidip baktığımda ve Kızılbaş mezarlığı deyince “Emin misiniz?” diye soruyorum. “Evet, evet. Bunlar Kızılbaş mezarlığı.” Ve üzerinde simgeler arıyorum. Tabii bir âlem gördüm. Âlem başlıkları gördüm. Ve yanında da Fatma Ana’nın eli olarak beşli iki tane eller görmeye başladım. Sonra mezarların üzerine kadınlar olmak üzere özellikle bileziklerini atmışlar.

    Onları görmeye başladım. Kimi bez bağlamış, onları görmeye başladım. Farklı bir benzer bir yapı var. Bu kadarla kaldım aslında. Tabii bütününe baktım. Bazı mezartaşlarını okumaya çalıştık. Farsça olanlar, Afganca olanlar var. Bunların üzerine konuştuk. Biraz birkaç şey daha soralım dedik. Daha fazla soramadık ama yerel kaynağımız bizim buranın Kızılbaş mezarlığı olarak ifade edince bu böyle de kaldı.

    Çünkü önceden bir çalışma yapmam olmadı. Sonrasında bu mezar tipini başka yerlerde de gördüm. Belh şehri Kızılbaşlıların yerleşim alanına yakın ve aynı zamanda Hızır makamının olduğu bir yer. Mevlana’nın da makamının orada da olduğu bir yer. Ali olarak yani Hazreti Ali demiyorlar.

    Mevlam Ali olarak ifade ettikleri Mezar-ı Şerif bölgesinin eski adını belki. Bu da orada olunca buna kani oldum. Kızılbaşların da böyle bir şehirde bu tarz mezarları kullanabileceğine dair. Yedi basamak sistemi Zerdüştlükte çok önemlidir öbür dünyaya gidiş için. O mezarların tarzında dörtlü, yedili diye görünce yani ortak bir kullanım. Çünkü bölge halkı hem Zerdüşt hem Kızılbaş.

    “ALEVİLİKTEKİ ORTAK SİMGELER VE UYGULAMALARI GÖRDÜM”

    Ve bu ikisini de birinden ayırıyoruz ama yerel halk açısından bunu ayıramayız. Hani Ezidilerle, Zerdüştler, Ezidilerle, Kızılbaşlar, Ezidilerle işte Müslümanlar ondan sonra Hristiyanlar nasıl bir arada yaşıyorsa orada da yaşama olasılığı olduğu için bu mezarların orada da yaygın olduğunu gördüm.

    Ve yakın döneme kadar da ziyaret edildiğini, adaklar adandığını, çocuk olması için çeşitli ip bağlamalar, bez bağlamalar olduğunu gördüm. Aynı zamanda bir araya gelip işte gülbanglar ya da onların deyimiyle dualar okumak ve mezarları sulamalar gerçekleştiğini ve aynı zamanda Alevi geleneğinde mezar ziyareti ya da ziyaretgâhın biçimiyle ortak simgeleri ve uygulamaları görünce bunun da Kızılbaşlara yakın bir uygulama olduğuna kanaat getirdim. Çünkü orada Müslümanlar bunu yapmıyorlar ve bu tür şeylerin tamamen karşısında davranış sergiliyorlar.

    Ve doğal olarak yerel etnik topluluklar, inançsal topluluklara ait mezarlar olduğu belli oluyordu.

    “TALİBAN, ELLERİNDEKİ BÜTÜN VERİLERİ YAKARAK YOK ETMİŞ”

    Alevi olduklarına veya ritüellerine dair ellerinde herhangi bir veri, kaynak var mı? Horasan’daki genel durum Afganistan’da da kendisini gösteriyor mu?

    Nasıl Türkiye’de 12 Eylül’de evlerde kitap arayıp herhangi bir broşür varsa onu alıp, kaset varsa onlara dahi el koyuluyorsa aynı durumu Taliban onu orada gerçekleştirmiş. Evlere girmiş, tek tek evleri taramış.

    Zaten bölge halkı birbirlerine karşı düşmanlaştırıldığı için Kızılbaş Alevi aşiretler olarak geçen ya da farklı etnik aşiretler geçen her yere doğrudan Taliban saldırıyor ve defalarca bunu yapıyor. Onların elindeki her şeyi ele geçirmiş yakmış, yok etmiş, paramparça etmiş, dağıtmış. Bu nedenle yaklaşık bir 10-15 yıldır ellerinde hiçbir veri yok. Bir araya gelip de erken yürütmek, cem yapmakta zorlandıkları için kendilerine ait verileri bulmakta bile zorlanıyorlar.

    KİMLİKLERİNDE KIZILBAŞ OLDUKLARI YAZIYOR

    Ancak ezberledikleri şiir, nefeslerin birkaç yerde kayıtlı olduklarını söylüyorlar. Dedelerin elinde bunların zor bela da olsa kayıtlarının olduğunu söylediklerini biliyorum. Ama istediğimde ise bunları bana veremediler. Fakat çok ilginçtir. Afganistan Cumhuriyet döneminden kaldığı halde sonrasında da devam eden bir şey var. Kimliklerde Kızılbaş yazıyor. Bu onların yeterince Kızılbaş olduklarına dair deliller.

    Ama kendilerine ait olan mekanlarda Kızılbaşlığa dair hiçbir şey bırakmamışlar. Ellerinde bir belge olmadığı için, benim Fransızcaya çevrilmiş ‘99 soruda Alevilik’ çalışmamı onlara teklifi yaptım. Farsça olacak şekilde. İsterseniz size de böyle bir çeviri yaparız dedim. Bundan çok mutlu oldular. “Bizim elimizde Kızılbaşlılara dair hiçbir şey kalmadı. Ancak büyüklerimiz de bir araya gelme şansımız olmadığı ve çoğu da tutuklandığı, gözaltına alındığı için bir erkan yürütme konusunda da çok sınırlıyız, bunu gerçekleştiremiyoruz. Gittikçe unutuyoruz. Bizim buna ihtiyacımız var” diye belirttiler. Ancak sorularla Aleviliği nasıl yaşadıklarını ya da bilgilerinin düzeyini görünce bu beni mutlu etti.

    “GENÇLERİN YOLA İLGİSİ SEVİNDİRİCİ”

    Peki gençlerin yola ilgisi ne durumda? Yolla ilgili neler biliyorlar?

    14-15 yaşındaki gençler dahil ikrar almaya, yola girmeye çaba harcıyorlar. İkrar alanlar da var ve yolu biraz olsun biliyorlar. Dedelerinden, pirlerinden; onlar pir diyorlar. Pirlerinden öğrenmişler. Bu çok ilginçti. Gençle konuştuğumda ön bilgiler, ön nüveler alabilmek için sorular sordum. Bana o genç anlatmaya başladı. “Bizde müsahiplik var ve ben müsahip de olmadım ama bekliyorum ve ben ben ikrarlıyım” dedi. Onlar erkanlarını çarşamba yapıyorlarmış bazen de perşembe.

    ‘Pirimiz bize orada yolla ilgili şeyler anlatıyor ve biz bir araya geliyoruz’ diyor. Bütün bunları anlatınca genç birisi bu şaşırtıcı ve güzel bir şey. Yani bir kişi bir kişidir çoğu zaman. Hani hiç yok duygusundansa bir kişi bile çok şey ifade edebiliyor bir toplumda. O genç yaşta olmuş olması da beni çok mutlu etti.

    Genç yaşta toplumuna ait bilgileri edinme çabasında. Hani yaşlılarla bu bilgi gitmeyecek ya da büyüklerle bilgi gitmeyecek duygusunu edinmek güzel. Çünkü gençler ilgileniyorlar. Yani bu baskı bazen ilgiyi daha da arttırıyor. Hani bizim toplumumuzda, Avrupa toplumunda gençlerin ilgisi düşük değil aslında ama ana beklediğimizden daha düşük. Fakat orada da düşük gibi görünmesine rağmen müthiş bir ilgi var ve çocuklar gizli biçimde ikrarlarını devam ettiriyorlar.

    Ve onlardan alıyorum. Hani yol sürüyor. Öyleyse yol Alevilikte sözlü gelenektir zaten. O nedenle sürüyor demek ki. Beklediğimden daha farklı bir toplumsal yapıyla karşılaştım. Önce bunu söylemeliyim.

    “EN ÖNEMLİ GÜNLERİ NEWROZ; HIZIR’I KARŞILAMA RİTÜELİ”

    Belli özel günleri var mı? Varsa nasıl karşılıyorlar?

    Horasan’da giderken Horasan’la ilgili çalışmalar yapılmıştı. Horasan’da aşiretler Kürt aşiretleriydi. Örneğin Selim Temo, Faik Bulut gibi alan araştırması yaparak güçlü veriler bize taşıyan araştırmacı arkadaşlarımız çalışma yapmışlardı. Başka çalışmalar da vardı. Ha Horasan’dan bizzat oranın yerellerinden de bilgiye ulaşmak mümkündü. Ama Afganistan’a dair bir çalışmak mümkün olmuyordu. Bu nedenle Afganistan benim için kapalı bir kutuydu. Giderken çeşitli hazırlıklar, çalışmalar yaptım. Ama gerçeğin ne olduğu konusu karışıktı.

    Afganistan’da rehberlerim Özbek’ti. Bu nedenle daha çok Özbek toplumuyla haşır neşir oldum. Oradaki Kızılbaşlarla ilgili çalışmaya haşır neşir oldum. Özbekistan’daki topluluğun en önemli günü Newroz. Newroz’a dair çalışmalar, ritüeller ve Newroz’a dair ortak hareket etme var.

    Bizler nasıl ki Hızır döneminde belli bir ritüel, belli bir ilişki yürütüyor ve hepimiz Hızır günlerinde aktif oluyorsak onların da ise en aktif oldukları, neredeyse toplumun bütünüyle bir araya geldikleri dönem Newroz.

    Ancak Newroz onlar için yeni yıl kutlamalarından daha çok Hızır’a gidiş, Hızır’la hazırlık ve ritüellerini yapmak, cemlerini, erkanlarını yapmak olarak gerçekleşiyor. Üç gün oruç tutuyorlar. Sonra Hızır’ın makamı, Mezarı Şerif bölgesine gidip ziyaret ediyorlar. Orada erkanlarını yürütüyorlar. Cemlerini kurup her pir kendi talipleri bir araya gelip erkanlar yürütülüyor.

    MEZAR-I ŞERİF’E GİDİP ERKANLARINI GERÇEKLEŞTİRİYORLAR

    Yani Hacı Bektaş Veli’ye gitmek gibi düşünelim. Ya da Munzur’a gitmek gibi düşünelim. Gidiyorlar ve erkanlarını gerçekleştiriyorlar. Bu erkanlarını gerçekleştirirken bir kısmı ikrarını oradan alıyor ya da müsahiplik erkanları yapıyorlar. Cem yürütüyorlar.

    Cemleri ve semahları ve bizim sazander yada zakir dediğimiz kişiler de orada bizzat bağlamaları, curalar elinde erkan yürütüyorlar. Ve bu hizmetleri onlar gerçekleştiriyorlar. Onlar için ritüel günü tamamen Hızır’ın makamının olduğu bölgeye gitmek. Ama Hızır makamı yakınında başka büyüklerin makamları da var. Bu da ilginç orada. Hızır dışında başka pirlerin de makamları var. Örneğin Mevlana’yı da kendi pirlerinden biri olarak görüyor. Ama orada bir karışıklık oldu. Onu söylemeliyim. Oradaki Mevlevilerle Kızılbaşlar sanki birbirlerine biraz karışmışlar. İç içe geçmişler gibi. Bu 45 yıllık sürecin 20 yılında baskıların artmasıyla beraber de bu olgunlaşmış olabilir. Böyle de bir yanları var.

    “TALİBAN BASKISI ÇOK YOĞUN; ZİYARETLERİNE PİKNİĞE GİDER GİBİ GİDİYORLAR”

    Güncelde bu ritüeller uygulanabiliyor mu bu mekanlarda?

    Maalesef. Ancak şöyle bir şey söylediler. Bu çok acı. Oraya piknik yapmak için zaten eskiden de biz giderdik günlerce kal alırdık. Doğal olarak yeme içmemizi orada gerçekleştirirdik. Ama şimdi kurban orada adakları oluyor ve kurban tığlıyorlar. Şimdi belli zamanlarda orada hafta sonları tatile gider gibi, piknik yapar gibi gidiyorlar.

    Yani ritüel gerçekleştirmeden sadece muhabbet olarak bir araya giriyor. Çünkü ellerinde silahı olan bizzat Taliban mensupları dolaşıyor. Öyle tahmin ettiği bir grubu orada bırakabileceğini, barındırabileceğini düşünmüyorum. Ama o bölge yerel halkın çok yüksek oranda gidip piknik yaptığı da bir bölge. Onlar da Hızır’a denk gelen dönemde gidiyorlar.

    Ancak Taliban’ın baskısını hissettiklerinde o gün değil de sonraki günlerde gitmek biçiminde yine de ibadetlerini, yine de ritüellerini, yine de ziyaretlerini ikrarı tamamlamak için, niyaz etmek için gidiyorlar.

    “EN ZOR BASKI ANLARINDA DAHİ YOLU SÜRDÜRÜYORLAR”

    Afganistan göründüğünden daha keskin bir inançsal forma sahip. Örneğin pirlerinin geldiğini söylüyorlar. Şu anda pirleri başka şehirden geliyor pirleri. Bunu Taliban anladığında sorun çıkarıyor. Baskı uyguluyor, yasaklıyor ve bir araya gelmelerini engelliyor. Ama geçmiş dönemlerde yani cumhuriyet döneminden bahsediyorlar. Taliban öncesi dönem.

    Yaklaşık 20-25 yıl önce kadınlarla beraber kadın erkek bir arada erken yürüttüklerini söylüyorlar. Ve çok daha eski olmamak üzere kadın pirlerinin olduğunu da söylüyorlar.  Bakın Afganistan gibi zorlu bir yerde kadın ve erkek bir arada yine erkanı yürütmek için mücadele ediyorlar. Böyle bir toplumsal yapı. Hafızamız var. Bu hafıza en zor baskı anlarında dahi sürdürülebiliyor ve sürdürülüyor. Hakikaten ben çalışmayı genişlettikçe şaşırıyorum gittikçe. Afganistan bu şaşırtmanın daha da çapraşık bir hale gitmesine neden oldu.

    “NEWROZ’DA 3, MUHARREM’DE 6 GÜN ORUÇ TUTUYORLAR”

    Belli oruçları var mıdır?

    Afganistan’da oruç günlerini sorduğumda Newroz’da 3 gün oruç tutuyorlar. Hızır bizim Türkiye’de Anadolu’da ya da genel olarak Mezopotamya’da Hızır Orucu biçiminde tuttuğumuz oruca benzer bir orucu Newroz’da tutuyorlar. 3 günlük bir oruç bu bir kere. Ve orucu Hızır makamı üzerinden tutuyorlar.

    Hızır orucu olarak tutuyorlar ve o makamın olduğu yere gidip niyaz ediyorlar. Erkanlarını, cemlerini gerçekleştiriyorlar. İkinci bir oruçta bizim Muharrem dediğimiz onların da aşure dediğimiz dedikleri bir oruç. Muharrem orucunu 6 gün tutuyorlar. Böyle gerçekleştiriyorlar. Bu Muharrem orucunun aşure kısmında ise yedi çeşit yiyecek katıyorlar. Ve buna da heşte olarak söylüyorlar. Çorbanın adını öyle veriyorlar.

    “12 İMAM ORUCU DİYE BİR ORUÇLARI YOK”

    Onların söylediği ifade yani aşurenin dahi 10 olmayacağını farklı bir yiyecek adıyla ifade ediyorlar. Aşura diyerek 10 adını kullanıyoruz ama 12’ye çevirmişiz. Yakında belki ona başka bir isim takmak zorundayız. Çünkü aşura adıyla 12 ürün uymuyor, oraya katılan katık olarak. Burada Muharrem’de 6 gün oruç tuttuklarını öğrenmek şaşırtıcıydı. Çünkü 12 imamlar adına tutulduğunu söyleyen bir toplumsal yapı ile karşılaşıyoruz, özellikle de Türkiye’de. Ama Afganistan’da 12 imam oruçları diye bir oruç adı yok.

    Orada 6 imam olarak da geçmiyor. Başka bir şey olarak da geçmiyor ve orucun adı orada 6 gün olarak geçiyor. 6 günlük bir oruç. Böyleyse Alevi toplumunun sıkı sıkı işte ‘bu 12 imamlara atfedilen bir oruçtur. Muharrem’e ait bir oruçtur’ demeleri biraz işi karıştırıyor. Bu toplumsal durumu biraz sorgulamamız gerekiyor. Her toplumumuz farklı bölgelerde birbirine başka şeyler taşıyabilir.

    SEMAHA RAKS DİYORLAR

    Alevi toplumunun kendini bu anlamda bulmasında Afgan toplumunun bu 6 günlük orucu ve 7 ürün kullanması tartışmalı ve önüne daha fazla seçenek olarak koymalı. Neden 7? Bizde neden 10, neden 12 diye bunu sorgulamalıyız. Raksa semah diyorlar bunlar mesela. Biz sadece semah diyoruz. ‘Semah dansı demeyin buna’ denir ya bizde. Bu mesela bir tartışmalı. Raksa semah diyorlar. Farsça raks, raks-ı semah.

    Ve pirlerin huzurunda ateş başında dönüyorlar. Hani ateşin etrafında semah dönmek olarak yani. Bu Newroz’da gerçekleşen dansın semah olarak gerçekleşmesi oluyor. Örneğin eskiden düğünlerinde de semah dönüyorlarmış. Fakat sonra bunu durdurmuşlar. Sanırım hani bu Taliban’ın gelmesiyle ilgili daha çok.

    Kadın erkek katılımları ayrı onlarda şimdi. Belki bu da engel olmuş olabilir. Kadın erkek sabah dönmüyorsak o zaman semah dönülmemeli diye bakıyorlar. Çünkü onlar semahnın bir bütün olduğunu düşünüyorlar.

    BİLİNEN KIZILBAŞ PİRLERİNİN İSİMLERİ

    Bilinen pirlerinin isimleri nelerdir? 

    Pirleri ise Pir Seyit Cafer Nadiri, Pir Seyit Mensur Nadiri, Pir Seyit Giylan Nadiri, Piri Piran Seyidi Keyhan.Pir Seyit Nasir, Pir Seyda Nazar, Pir Hacı Abdullah ve bu pirlerin Hepsi Seyit Keyhan’a bağlı. Bizim Hacı Bektaş kimse Seyit Keyhan da aynı kimlik. Motifler aynı, isimler ve sıfatlar değişiyor. Burada dikkatimi çeken şey şu. Başlarında yine seyit var ama biz seyit değiliz diyorlar. Hiç öyle bir şeyimiz yok.

    Kendilerini Özbek olarak görüyorlar. Ve Nadir Şah’a da çok atıfta bulunuyor. Nadir Şah onlara o bölgede yer verdiği, desteklediği, güvenli alanlara taşıdığı için Kızılbaşlığın başladığını da ifade ediyorlar. Ve örneğin Mensur yani Mansur adını kullanmaları güzel. Seyit Giylan bu Geylani’den geliyor. Geylani’nin Kızılbaşlarla ilgisi yok ama Kürtlükle ilgisi var. Fakat Özbeklerle ne ilgisi var? Bunu merak ediyorum. Ben bu isimlerin olması tartışmanın derinlerini bize gösteriyor. Piri Piran kavramını kullanmaları çok önemli. Yani bölgede farklı olması gerekiyor. Yine Seyda Nazar, Seyit Nazar pazar yani bunu kullanıyor. Seyit olarak kullanıyor. Fakat böyle şeyleri var.

    “İBADETLERİ ÇARŞAMBA GÜNÜ; PEKİ NEDEN BİZLER PERŞEMBE DAYATMASINDA BULUNUYORUZ”

    Erkanlarını Çarşamba günleri gerçekleştirdiklerini söylediniz. Çarşamba gününün özelliği nedir?

    Kadınlar dışarı çıktıkları çarşamba günleri gidip kendi ziyaret yerlerini, tekkelerinin etrafında bulunan niyaz veya makamlara ediyorlar. Çarşamba günleri gidiyorlar. Öyleyse Alevilerde perşembe gidilir. Başka bir gün gidilmez. Bizim ibadet günümüz perşembedir diye, ya da cuma akşamıdır diye. İşte bunlar hepsi tartışmalı şeyler. Bölge bölge, topluluk topluluk ya da birbirlerine sınırlar ayrıldıkça bu karışıyor. Acaba işin aslında hangi gündü? Biz Müslümanlara uyup Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece mi ibadet etmeye başladık?

    Ezidiler gibi onlar da Çarşamba günü ibadet ediyor. Birbirinden binlerce kilometre uzakta ve bağlantıları dil açısından neredeyse ulaşılamaz durumda olan Ezidiler ve Afganistan’daki Özbek Kızılbaş birinin birbirlerini anlamaları düşük olasılık. Biri Özbekçe konuşuyor, birisi Kürtçe konuşuyor. İki topluluk Çarşamba günleri ibadet yapmayı tercih ediyor. Biz hangisiyiz? Aleviler bütün bunu kendi çeperinde bunu tartışmalılar. Bugün dışında ibadet olmaz diye dayatmamalılar. Ya da bununla ilgili bir şey sunduğumuzda ‘bu ibadette yok, kadimde bu yok. Bunu nasıl yapabiliriz? Böyle bir şey yok Alevilikte’ gibi kesin retler olmamalı.

    “NEWROZ ASLINDA BİR HIZIR KUTLAMASI”

    Newroz’da özel bir oruçları olduğunu ifade ettiniz? Neye atfediliyor bu oruç?

    Alevilik toplumsal yapısı buna farklı farklı boyutlar katıyor. Bu nedenle Alevilikte bu bizim için hakikaten birbirimizi, farklı toplumsal yapımızı anlamak açısından çok önemli. Bir motif farklılık ve ritüel değişimi yaratacaktır. Mesela Newroz ateşi orucunu kadimden beri tuttuklarını söylüyorlar ve 15 gün önceden başlıyorlar oruç tutmaya. 3 gün tutuluyor bu oruç. Ondan dolayı Newroz günü tutmuyorlar bunu mesela. Tutan da var ama Newroz’dan önce başlıyorlar. Ve Newroz’da toplamda 6 gün oruç tutanlar da var.

    Hani 3 öncesinde, 3 sonrasında böyle tamamlıyor. 6 gün yine tutuyor. Ve aynı zamanda Muharrem’de de 6 gün ayrı bir oruç tutuyor. Yani bu daha çok pirlerin uyguladığı bir şey. Muhtemelen böyle bir yol var ve yeni yıl başladığında bütün Alevi Kızılbaş topluluklarında olduğu gibi yine kutlama yapıyorlar ama bu Hızır kutlaması. Newroz kutlaması değil. Bu işin farklı bir boyutu.

    Ve bu kutlamada kadın erkek bir arada olmaya çok özen gösteriyorlar. Şimdi ‘biz kadınlar bir tarafa gidelim, erkekler bir tarafa gidelim. Yada kadın pir olmaz, erkek pir olmaz, o olmaz, bu olmaz ya da oluru böyleyi’ çok fazla tartışıyorlar. Ve cemde mesela onlar zakirlik yapana dumbaracı diyorlar. Dumbara diye bir alet var. O da dumbaracı oluyor. Bizim curaya yakın bağlama ile cura arası aleti çalan kişiye dumbaracı ismini vermişler.

    KIZILBAŞLARIN İBADET GİYSİLERİ

    Afganistan deyince Arap geleneğine uyan giysiler giyen bir toplumdan bahsediyoruz. Bu ama epeydir böyle. Fakat Kızılbaşların farklı bir takke tarzları var. Onu takıyorlar. Ve aynı zamanda giysileri de erkâna giderken farklı olabildiğince. Bir kızılbaş giysi kültürü var orada. Ancak onu görme şansım olmadı. İstedim de, sonraki bir zamanda bunu gerçekleştiririz diyorlar. Çünkü o elbiseleri saklı giyiyorlar. Saklıyorlar aynı zamanda. Bu onlar için bir farklı bir boyut.

    “2 EVLİLİK YAPANLAR HALA CEME ALINMIYOR”

    Örneğin bir kişiyle konuştum. Dedim ki ‘erkanları yürütüyor musun, ceme giriyor musun’ diye. İki kişi yan yana. Biri giriyor, erkan yürütüyor, cemi yürütüyor. Ve ikrarlı ikisi de aslında. Birisi, ‘cemlere girmiyorum artık’ dedi. Ben de birincisine sorularımı tamamladıktan sonra ona sordum. ‘Neden girmiyorsun?’ dedim. ‘Çünkü ben ikinci bir eş aldım kendime. O nedenle beni ceme sokmuyorlar. Ben de ceme giremiyorum’ dedi. Peki neden? Düşünün toplumsal hafıza tek eşliliği sürdürmek üzerine büyük bir direnç gösteriyor. Afganistan’da bu artık geleneksel çok kolay bir durum. Kaç eş aldığına kimse bakmıyor. Ama Alevi geleneği buna izin vermiyor. İkrar aldıktan sonra bu gerçekleşmiyor daha.

    AŞUREYE 7 ÇEŞİT MEYVE KOYUYORLAR”

    Biz ne diyoruz? Aşura. 10. günden kaynaklı. Acaba bu bize aşure dediğimiz bu çorbayı, bu ritüel yiyeceğini tartışmaya gerek getiriyor mu getirmiyor mu? Bunu sorgulamak lazım. Yani yedi ‘hefte’ meyve diyor ve meyve olarak koyuyor bunu. Yedili meyve ve bunları da hatta söylüyorlar. Bir kere badem kullanıyorlar, bölgede yaygın. Antep fıstığı koyuyorlar. Zerdali ya da kayısı dediğimiz şeyi koyuyorlar. Sincit dedikleri bir meyve çeşidi var, onu koyuyorlar. Kişmiş ya da üzüm dedikleri bir şey koyuyorlar. Bir de glas vealu. Alu bu alıç olabilir bilmiyorum. Böyle koyuyorlar ve bunlarla yapıyorlar. Bir de puder dedikleri bir şey var. Yani çok daha fazla bir arada kalamadığımız için bazı soruları daha fazla derinleştiremedim kavramları da. Ama bir sonraki süreçte olur ve bir araya gelebiliriz.

    “TEBERİK GELENEĞİ ÇOK YAYGIN”

    Örneğin onlarda teberek (ziyaretten alınan toprak, taş) geleneği çok yaygın. Niyaz ettikleri mezarlarına gidip oradan veya o mezarlık alanlarında toprak alıyorlar. Ve o toprak evlerine götürüyorlar. Çaylarına koyuyorlar. Belli dönemlerde hastalık zamanında da onu kullanıyorlar. Çocuklarına yediriyorlar. Ve çocuğu olmayan kadınlar da onun bereketi, onun gücü, niyaz gücüyle onu kullanıyorlar örneğin.

    Örneğin bazı bölgelerde, korularda bazı ağaçlardan hiçbir şekilde dal koparılmaz yada meyve. Orada da bir ağaç gördüm. Fıstık ağacıydı. Ondan hiçbir şekilde meyvesini yemiyorlar. Dalına hiçbir şekilde dokunmuyorlar. Sadece pirleri o o daldan meyve alıyor. Ve toplu o ağacın dallarına da dokunan pir. Yani bu hem bize yakın hem de sorgulanması gereken konular arasında bizim için. Bunlar hakikaten tartışmalı bölümler ve Aleviliğin de bunun üzerine kendini yeniden sorgulaması gerekiyor. Alevilik sadece bu deyip geçemeyiz.

    “ALEVİLİK SADECE BUDUR DİYEMEYİZ”

    Alevilik sadece bunun üzerine kurulur demek yerine bu toplumsal farklılıkları ‘sürek bir yol bin bir’ görüşümüzü daha geniş, daha anlaşılır biçimde bunu ortaya koymamız gerek. Örneğin Hakk’a yürüme erkanlarını damburayla yaptıklarını söylediler. Fakat bizde Hakk’a yürüme erkanını bazı insanlar tartışıyorlar. Şu anda çok değişti bu. Toplum bunu bilinç, hafıza olarak tekrarlıyor ve diyor ki niye bu doğru bir şey diyor. Ve damburayı kullanıyorlar erkanlarında ve mezarlıklarında. Örneğin Tahtacılar gider ve erkanların orada gerçekleştir cem yürütürler ya öyle. Onlar da bazı perşembeler gidip erkanlarını dambura olmak üzere, pirlerle bir araya gelip mezarlarında yapıyorlar. Çünkü onların mezarları, ataları onlar için önemli ve saygı duyulan kimlikler ve atalarla beraber o erkanları yürütüyorlar. Ataları, ruhları orada diye bakıyorlar. O canlılık, o bir toprakla bütünleşmişlik orada gerçekleşiyor onlarla. Böyle bir yanları var.

    “MUSAHİPE ‘TAAHHÜT’ DİYORLAR”

    Peki Kızılbaşlarda şehirleşme var mı? Varsa bunun genel yansımaları nedir? Kendilerini saklıyorlar mı?

    Bu Özbek topluluktan bahsediyorum. Pirler özellikle Bedehşan şehrindeler. Oradan kışın olmak üzere geliyorlar. Bunlar hep tanıdık değil mi? Kışın pirleri geliyor, evleri ya dolaşıyor ya da bazı evlerde ortak erkanlar, cemler yürütüyorlar. Bu tarzda bir araya geliyor ve yine bu dönemde oruç tuttukları da olabiliyor.

    Onlar musahipe ‘taahhüt’ diyorlar. Anlaşma diyoruz ya öyle.  Anlaştığım, anlaşma yaptığım kişi olarak ikrar aldığım anlamda müsahibe taahhüt oluyor. Onlarla bir araya geliyorlar. Ve şimdi gittikçe bu azalıyor doğal olarak.

    Çünkü Taliban dönemi onlar için zor ve Kızılbaşların önemli bir kısmı Mezar-ı Şerif ve diğer büyük şehirlere taşınmış durumdalar. Maalesef bu döneminde Kızılbaş köylere de baskı çok yüksek olduğu için Kızılbaşlar şehre taşınmayı tercih ediyorlar ve Kızılbaş görüntü vermeme çabasında davranıyorlar. Ancak bazılarının kimliğinde artık ortadalar.

    Kimliklerinde Kızılbaş yazdığı için de, buda ibadet yapmamak koşuluyla bir sorun değil. Kızılbaş ibadeti yapmayacaksın, camiye gideceksin, namaz kılacaksın. Hakikaten de bunu gerçekleştiriyor, çünkü yüksek oranda kontroller var. Birbirlerini şikayet var. Halk sanki bu doğal bir şeymiş gibi namaz kılmaya devam ediyor. Böyle bir toplumsal yapıyla karşı karşıyayız.

    Ersin ÖZGÜL/MUĞLA

  • Ankara’da Newroz coşkusu: Hep birlikte özgürlüğe yürüyoruz -VİDEO

    Ankara’da Newroz coşkusu: Hep birlikte özgürlüğe yürüyoruz -VİDEO

    PİRHA- Ankara’da “Özgürlük için Demokratik Toplum” şiarıyla düzenlenen Newroz için Anıttepe Parkı’nda bir araya gelen yüzlerce kişi Newroz’u kutladı.

    Ankara’da Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla “Özgürlük için Demokratik Toplum” şiarıyla düzenlenen Newroz, coşkuyla kutlandı.

    Anıttepe Park’ta yapılan kutlama için yurttaşlar, iki ayrı polis arama noktasından geçtikten sonra alana ulaşabildi.

    Polisler tarafından alana alınmayan pankart ve dövizlerin alana alınmasının ardından kutlama saygı duruşu ile başladı. Edip Gözeger şarkıları ile ulusal kıyafetleriyle alanı dolduran yurttaşlar, halaylar ile Newroz coşkusuna ortak oldu.

    Ortak açıklamayı kurumlar adına Anka Dil Kültür Sanat Derneği (ANKA-DER)’den Lokman Doğan Kürtçesini okurken, İnsan Hakları Derneği İHD Ankara Şube Eş Başkanı Ömer Faruk Yazmacı ise metnin Türkçesini okudu.

    “İKTİDAR KÜRDE, ‘OYUNU BANA VERMİYORSA, BATIDAKİ SEÇİMLERİ DE BELİRLEYEMEZSİN’ DİYOR”

    Ömer Faruk Yazmacı, “İstanbul büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte ilçe belediye başkanları, belediye üst düzey bürokratlarının da aralarında olduğu yüzü aşkın kişinin ev baskınları, ev ve makam aramalarıyla gözaltına alınmalarının neden olduğu kaotik ortamla da karşı karşıyayız” diyerek şunları ekledi:

    “İmamoğlu’na yöneltilen esas suçlamanın kent uzlaşısı adı altında Kürtlerin yasal parti ve temsilcileriyle yapılan seçim işbirliği olduğunun da farkındayız.  Öte yandan kayyım politikalarıyla seçme ve seçilme hakkını askıya aldığı Kürde, ‘oyunu bana vermiyorsan, Batıdaki seçimleri de belirleyemezsin’ diyor. Bilinsin ki demokrasinin son kırıntılarını da ayak altına alan bu hamlelere karnımız tok. Yapılanları kabul etmiyor ve boyun eğmiyoruz.

    Özgürlük, barış, emek ve demokrasi mücadelemizin darbeci, kayyımcı hamlelerle geriletilmesine izin vermeyeceğimizi, barışın konuşulduğu bir ortamda yaratılan bu hukuk dışı kaotik ortamı aşmanın ve gelişmeleri kendi lehimize dönüştürmenin güçlü ve birleşik bir mücadele odağının yaratılmasıyla mümkün olacağının altını bir kez daha çiziyor, Newroz ateşi ve coşkusuyla hep birlikte özgürlüğe yürüyoruz.”

    “MUHALİFLERE YÖNELİK SUİKASTLAR HIZ KESMEDEN DEVAM EDİYOR”

    Newroz’un bu topraklarda kitlesel bir mücadele günü olarak kabul edildiğini belirten Yazmancı, şunları söyledi:

    “Türkiye ve Kürdistan’daki durum, küresel ve bölgesel çapta yaşanan savaşlar, İsrail’in Gazze soykırımı, ateşkese rağmen Filistinli sivillere dönük katliamların devam etmesi, özellikle Suriye’deki rejim değişikliğinden sonra Alevilere, Nusayrilere, Ezidilere, farklı etnik ve inançlara dönük soykırıma dönüştüğüne tanık olduğumuz katliamlar; SDG yönetiminin bu katliamları durdurma şartlı ve öncelikli anlaşmanın ardından Kobani’de Türkiye’den kalkan sihalarla yapılan barış sürecini sabote etme amacı taşıyan katliam; çoklu krizler, din adına kafa kesen ve köle pazarı kurup kadın pazarlayan selefi cihadist barbarlara açılan alanlar, budanan haklar, basın, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne dönük kısıtlamalar, yaygın gözaltı ve tutuklamalar, yer yer gazeteci ve muhaliflere yönelik suikastler hız kesmeden devam ediyor.

    Bu konuda Türkiye’nin mevcut iktidarı çok daha ağır bir karneye sahip. Kürdistan halkının iradesine yönelik kayyum gasplarıyla, Kürtçeye ve Kürt kültürüne, farklı inanç ve mezheplere, farklı yaşam biçimlerine, farklı cinsel kimliklere, LGBTİ+ bireylere tahammülsüzlük ve nefretle bezenen, ve İstanbul Sözleşmesinin feshiyle daha da artan kadın cinayetleriyle, cezaevlerindeki sıradanlaşan hak ihlalleriyle, hayvan katliamının önünü açan torba yasalarla; denetimsizlik, cezasızlık, rant ve imar yasalarıyla birer katliama dönüşen doğal afetlerle, doğanın ölçüsüz talanıyla dolu bir icraat..

    İtiraza yeltenen hemen herkesin yargı sopasıyla susturulmaya kalkışıldığı, terörist ilan edildiği; dünyanın gözü önünde açıklanan seçim ittifaklarının terör suçu olarak lanse edilip dava ve tutuklama gerekçesi yapıldığına da tanıklık ediyoruz.”

    “BU MÜCADELEYİ OMUZ OMUZA VERECEĞİMİDEN KİMSENİN ŞÜPHESİ OLMASIN”

    Ortak mücadele vurgusu yapan Ömer Faruk Yazmacı, “Kürt meselesinin 27 Şubat İmralı çağrısıyla barışçıl demokratik çözüm ihtimalinin büyümüş olması, tüm emek ve demokrasi güçleri olarak barış, özgürlük, emek ve demokrasi mücadelesini daha da yükseltmemiz için hepimizin önüne büyük fırsatlar ve kesintisiz bir mücadele zemini sunmaktadır. Bu mücadeleyi omuz omuza vereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın” dedi.

    “ÖCALAN’IN ÇAĞRI YAPTIĞI BİR NEWROZU KARŞILIYORUZ”

    DEM Parti Haklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Newroz direniştir, özgürlüktür. Bu yılın ayrı bir anlamı var. Sayın Öcalan’ın çağrı yaptığı bir Newrozu karşılıyoruz. Bu çağrının bize söyledikleri var. Tekciliğe karşı çoğulculuğu savunuyor. Bu çağrı tüm kesimlere yönelik bir çağrıdır. Alevi katliamını ile karşı karşıyayız. Alevi katliamını kınıyoruz. Bu bir insanlık suçudur. Hala Öcalan’ın çağrısına bir yanıt gelmedi. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını kınıyoruz. Kayyımcı zihniyet ile yol alamazsınız.”

    “GÜN BİRBİRİMİZİ GÜÇLENDİRME GÜNÜDÜR”

    Birleşik Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren şunları söyledi:

    “Newroz özgürlüktür, direniştir. Demirci Kawa’nın yaktığı ateşi harlamak görevi bizdedir. Bir taraftan barış denilirken bütün kesimler için baskılar devam ediyor. Gün birbirimizi güçlendirme günüdür. Biz Taybed ananın direniş ruhuyla Mahirlerden aldığımız güçle mücadelemizi büyüteceğiz.”

    “BU NEWROZ’DA BÜYÜK BİR DÖNÜŞÜM YAŞIYORUZ”

    DEM Parti Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklamasını kınıyarak şunları ekledi:

    “Newroz baharı müjdeleyen gün. Newroz direnişin tarihi oldu. 40 yıldır mücadele ettik. Bu Newroz’da aynı zamanda büyük Bir dönüşüm yaşıyoruz. 27 Şubat’ta asrın mesajı yayınladı. Kürt siyaseti silahların bırakılması ve lav edilmesi kararı alıyor, hükümet 3 maymunu oynuyor. Böyle Kürt sorununu çözmesiniz, Kürt sorunu ancak demokrasi ve barış ile çözülür. Hükümeti ve MHP’nin adım atmalarını bekliyoruz, kayyım zihniyetini bırakmalarını beliyoruz. Türkiye’nin en büyük şehrine kayyım atamak için hazırlık yapıyorlar. Türkiye bununla kazanmaz, Türkiye böyle kaybeder.”

    Konuşmaların ardından Newroz ateşi barış için yakıldı. Kutlama, sanatçı Şerzat’ın şarkılarını söylemesinin ardından büyük bir coşkuyla sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Özgürlük İçin Demokratik Toplum Newroz’u İstanbul’da kutlanıyor!-VİDEO

    ‘Özgürlük İçin Demokratik Toplum Newroz’u İstanbul’da kutlanıyor!-VİDEO

    PİRHA – ‘Özgürlük İçin Demokratik Toplum’ Newroz’u İstanbul’da kutlanmaya başlandı!

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Tevgera Jinan Azad (TJA) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) öncülüğünde “Özgürlük İçin Demokratik Toplum” çağrısıyla düzenlenen İstanbul Newrozu için yüzbinler biraraya geliyor. Yenikapı Meydanı’nda yapılan kutlama için yurttaşlar, iki ayrı polis arama noktasından geçtikten sonra alana ulaşabildi.

    Kutlamanın yapıldığı alana kurulan sahneye “Demokratik Toplum, Önderliğe Özgürlük. Jin, Jîyan, Azadî” yazılı pankartlar asıldı. Protokol bölümünde ise “Barışta ve demokratik toplumda ısrar ediyoruz” mesajının verildiği pankart asıldı. Sabah erken saatlerinde ulusal kıyafetleriyle alanı dolduran yüzbinler, PKK Lideri Abdullah Öcalan lehinde sloganlar attı. Sarı, kırmızı, yeşil renklerinin hakim olduğu alanda Kürdistan bayraklarının yanı sıra tutuklu siyasetçilerin fotoğrafları da taşındı.

    Özgürlük İçin Demokratik Toplum Newrozunda PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesajın okunması bekleniyor. Newroz programı, onbinlerce yurttaşın  sahneden çalınan ezgiler eşliğinde halay çekmesiyle devam ediyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İzmir Newroz’unda ‘barış ve ortak mücadele’ mesajı-VİDEO

    İzmir Newroz’unda ‘barış ve ortak mücadele’ mesajı-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de yapılan Newroz kutlamasında konuşan HDK Eş Genel Sözcüsü Meral Danış Beştaş, iktidarın Kürt halkı ile Türkiye halklarının ortak mücadelesini bölmeye çalıştığını ifade ederek, “İktidar bir yandan barış görüşmelerini yapıyor, bir yandan da demokratik hak ve özgürlüklerin kırıntılarına bile tahammül edemiyor” dedi. Beştaş, ‘Kent Uzlaşısı’nın hedef alınmasına da tepki göstererek, “Böyle yaparak Kürt halkı ile Türkiye halklarının yan yana gelmesini engellemek istiyorlar. Birlikte mücadele suçmuş gibi gösteriyorlar” diyerek gözaltılara tepki gösterdi.

    Bu yılki İzmir Newrozu, “Rêbertiya Azad Civaka Demokratîk” ve “Özgürlük İçin Demokratik Toplum” şiarıyla, Gündoğdu Meydanı’nda kutlandı.

    Kutlama başlama saatinden önce giriş kapılarında birikmeye başlayan yurttaşlar, sabahın erken saatlerinde halaylara başladı. “Güvenimiz Dehaklara değil güneşimizin kudretinedir”, “Adil ve demokratik bir barış için yaşasın Newroz” pankartları açılan kutlamada sık sık barış çağrısı yapıldı.

    Newroza gençler ve kadınların yoğun katılımı gözlemlenirken, çalınan şarkılar eşliğinde halaylar çekildi.

    Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşu ile başlayan kutlamada açılış konuşmasını DEM Parti İzmir İl Eş Başkanları Fulya Erdoğan ve Selçuk Odabaşı yaptı. Eş başkanlar hakların eşit, özgür ve barış içinde yaşaması, savaşın değil barışın, baskıya karşı mücadelenin kazanacağı bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyerek, halkların Newrozunu kutladı.

    NEWROZ ATEŞİNİ BARIŞ ANNELERİ YAKTI

    Sahneye çıkan Barış Anneleri adına yapılan konuşmanın ardından Newroz ateşi yakıldı. Ardından ise sanatçı Şemsettin Çetinkaya sahne aldı.

    MERTTÜRK: FAŞİZME KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEK

    Çetinkaya’nın ardından konuşan Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk, irade gaspını protesto edenlere yönelik sert müdahaleleri eleştirerek, “Fırat’ın doğusu da batısı da mücadelede. Bize yoksulluktan, faşizmden başka çare bırakmayanların karşısına halkın iradesiyle çıkıyoruz. Halkın iradesi gasp edilerek gözaltılar yapılıyor. Halkın barış, eşitlik ve özgürlük talebini görmezden gelmelerine izin vermeyeceğiz. Bizi baskıyla yıldırmaya çalışıyorlar. Bugün sadece İzmir’de 150 kişi gözaltına alındı. Bizi teslim almak isteyenlerin karşısında eşitliği de barışı da kendi ellerimizde kuracağız. Halkın iradesi İzmir’de, İstanbul’da sokaklarda. Bu memlekete barışı, eşitliği, özgürlüğü bizlerin örgütlü mücadelesi getirecek. Bugün yaktığımızı newroz ateşi mücadelemizi, direncimizi, örgütlülüğümüzü harlasın. Kurtuluş ancak kendi ellerimizde, faşizme karşı mücadelemiz sürecek” diye belirtti.

    BEŞTAŞ: İSTANBUL BAROSU’NUN YANINDAYIZ

    Kutlamada son olarak konuşan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Genel Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Newroz haftasında ülkenin dört bir yanında milyonların barış, özgürlük diyerek, büyük bir direniş ortaya koyduklarını vurguladı. İstanbul Barosu’na yönelik görevden alma kararına tepki gösteren Beştaş, “Ancak iktidar bu coşkuya karşı darbe pratiklerine devam ediyor. İstanbul barosu yönetimini dün görevden aldılar. Hukuksuzluğun geldiği en önemli noktalardan birisi. İstanbul Barosu yönetimi Rojava’da katledilen Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için soruşturma açılmasını istediği için bu durum yaşandı. Mahkemeler avukatların iradesine kayyım atayamaz. Savunmayı susturacaklarını sananlar büyük yanılıyor. Savunma susmadı, susmayacak. İstanbul Baraso’nun yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

    “KENT UZLAŞISI SUÇ DEĞİLDİR”

    31 Mart 2023 yerel seçimlerinden bugüne 13 belediyeye kayyım atandığını anımsatan Meral Danış Beştaş, son olarak İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının da siyasi bir müdahale olduğunu vurguladı.

    İktidarın seçim sonuçlarını tanımamak için yargıyı silah olarak kullandığını belirten Beştaş, şunları ifade etti:

    “Nasıl Hakkari’nin kayyımını tanımıyor ve mücadele ediyorsak, İBB ve ilçe başkanlarına kayyım hazırlığını da kabul etmiyoruz. Milyonlarca İstanbullunun seçtiği iradeye el konulmasının hiçbir izahı yoktur. İmamoğlu kent uzlaşısı ile ilgili sorgulanıyormuş. Kent uzlaşısı bir il ya da ilçede partilerin kendi aralarında anlaşması, halkın, kent bileşenlerinin istedikleri adaya oy vermesidir. Kürtlerin söz hakkı yok mu? İmamoğlu’nun dosyasında şunu yazmışlar; kent uzlaşısı Kürtlerin belediye meclis üyelikleri ve belediye başkanlıklarında yer almak için yaptığı uzlaşısı. Kürtler bu ülkenin vatandaşı değil mi? Kürtlerin belediye meclis üyesi ve başkanı seçme hakkının olmadığını söylüyorlar. İmamoğlu’na yöneltilen en büyük suçlama bu. Böyle yaparak Kürt halkı ile Türkiye halklarının yan yana gelmesini engellemek istiyorlar. Birlikte mücadele suçmuş gibi gösteriyorlar. Bunların hiç birisi ne savcıların ne de suçun konusudur. Onlar bölücülük yapmaya devam etsin. Biz halkların kardeşliğini, ortak mücadeleyi büyüteceğiz. Ekrem İmamoğlu da Abdullah Zeydan da Ahmet Türk ve diğer belediye başkanları da görevinin başına dönmesini istiyoruz ve bunun için mücadeleye devam edeceğiz.”

    “BARIŞI İNANCIMIZLA GETİRECEĞİZ”

    27 Şubat’ta açıklanan deklarasyon ile yeni bir dönemin başladığını kaydeden Meral Danış Beştaş, halkta bir umut oluşmasına rağmen iktidara inanıp inanmamakta bir tereddüt yaşandığını belirtti. İktidarın bir yandan barış görüşmelerini yaptığını bir yandan da demokratik hak ve özgürlüklerin kırıntılarına bile tahammül edemediğini kaydeden Beştaş, “Türkiye’nin dört bir yanında protestolar var ve bu protestolara çok sert müdahaleler var. Barış ve demokrasiyi nasıl ayıracaksınız? Barışa giden yol demokratik toplumdan, hukuk ve siyaset zemininden geçer. Hak ve özgürlükler ayaklar altına alınınca nasıl barış olacak? Biz demokrasi ve barış mücadelesini yükselteceğiz. Barışı bu topraklara inancımızla, direncimizle ve umudumuzla getireceğiz. Karşımızda ki güçler kağıttan kaplan misali eser gürler ama son sözü halklar söyler. İmralı’da tutulan Sayın Öcalan 1993’ten bu yana inatla, barışı, kardeşliği, eşitliği ve demokratik bir toplumun inşasını savunuyor. Tecridin kırıldığını, özgür çalışma koşullarının olduğunu söyleyemiyoruz. Ama Sayın Öcalan çok kararlı. Burada bulunan sizlerin yakınları ya yaşamıyor ya da  cezaevinde. Bu acılara son vermenin zamanı geldi de geçti. Siyasi tutsakların özgür olması gerekiyor. Bizler Türkiye halkları ile birlikte mücadelenin içinde varız, var olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    Kutlama sanatçılar Şilan Dora ve Ali Tekbaş’ın sahne alması ile sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Erzincan’da 8 yıl aradan sonra Newroz kutlandı-VİDEO

    Erzincan’da 8 yıl aradan sonra Newroz kutlandı-VİDEO

    PİRHA-Erzincan’da 2017 yılının ardından ilk kez Newroz kutlandı. Abdullah Öcalan’ın demokratik siyaset çağrısına rağmen devletin halen somut adımlar atmamasını eleştiren DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Sürece dair ‘samimiyiz’ açıklamalarının yeterli değil, halk somut adım istiyor” dedi.  

    Erzincan’da 2017 yılından bu yana kutlanmayan Newroz, bu sene “Rêbertiya Azad Civaka Demokratîk” şiarıyla Ulalar Mahallesi’nde kutlandı. Newroz’a Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun yanı sıra çevre kentlerden de çok sayıda sivil toplum ve siyasi parti temsilcisi ile yüzlerce yurttaş katıldı.

    “BİR AY GEÇMESİNE RAĞMEN DEVLET YETKİLİLERİNDEN ATILMIŞ BİR ADIM YOK”

    Mezopotamya halklarının barış ve demokrasi için büyük bir mücadele verdiğini belirten Ezilenler Sosyalist Partisi (ESP) MYK Üyesi Orhan Çelebi, “Bu mücadele 50 yıldır Mezopotamya coğrafyasında özellikle Kürtler tarafından, sosyalistler, yurtseverler tarafından büyük bedellerle ödeniyor. İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan’ın barışın inşa edilmesi, bu topraklara adil demokratik ve onurlu bir barışın gelmesi için başlattığı bir görüşme süreci var. Yıllardır süren bu savaşın son bulması, barışla sonuçlanması için bir adım attı ama görüşmenin üzerinden yaklaşık bir ay geçmesine rağmen devlet yetkililerinden atılmış bir adım yok” dedi.

    “BARIŞ İÇİN HER BİRİMİZE GÖREV VE SORUMLULUK DÜŞÜYOR”

    Newroz’un halkların özgürlük ateşini yaktığı gün olduğunu vurgulayan Emek Partisi (EMEP) MYK Üyesi Orhan Kurul, “Kürtler çok uzun süredir barışa taraf olduklarını belli ediyorlar. Kürtler barışın adı geçtiği anda elini uzatıyor. Uzatılan eller bir kez daha geri çevrilmesin. Bu sürecin Kürt halkların eşit hakları temelince bir çözümü için her birimize sorumluluk ve görev düşüyor. Biz bunun için elimizden gelen sorumluluğu yerine getireceğiz” diye belirtti.

     “DEMOKRATİK TOPLUMU MUHAKKAK İNŞA EDECEĞİZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Sayın Öcalan’ın barış çağrısıyla demokratik toplumu muhakkak inşa edeceğiz. Barışı isteyen bütün halktan, kimlikten insanlarla eşit bir yaşamı o barış çağrısı etrafında kenetlenerek, demokratik toplumu hep birlikte inşa edeceğiz.”

     “DEMOKRATİK SİYASET ÇAĞRISI BÜTÜN TÜRKİYE’YE”

    Türkiye’nin en derin probleminin Kürt sorunu olduğunu söyleyen DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Çağrı var, demokratik siyaset var. Nedir bu? Savaşın, yolsuzluğun, yalanın, talanın olmadığı bir siyasettir. Demokratik siyaset çağrısı bütün Türkiye’ye. Bu çağrı tüm halkların kendi kimliğiyle, diliyle mücadelesiyle yaşayabilmesi içindir. Kim karşı çıkıyor buna? Toplumsal kesimlerden hiç kimse ama iktidarlar bunu istemiyor, istemeyecek. O yüzden gelen çağrı en çok halka, kadınlara, gençlere, demokrasi mücadelesi yürütenlere. Bu çağrı yeni yüzyılın bir inkar, zulüm yüzyılı değil, toplumun kurucusu olduğu demokratik eşit yaşamı tarif ediyor. Bu yüzden çağrı çok kıymetli” dedi.

    “HALK ARTIK SOMUT ADIM İSTİYOR”

    Gelen çağrıya karşılık devlet kanadından hala ses çıkmadığına dikkat çeken Uçar, “Herkes ‘samimiyiz’ diyor, bekliyor. Böyle olmaz. Somut adım istiyor halk. Bu somut adımı isteyeler; zulüm politikalarına karşı özne olduğumuz bir dönemdeyiz. Onlar ne kadar belirsizliğe ve güvensizliğe vuracaksa biz o kadar çok sahip çıkmalıyız” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından Newroz ateşi yakıldı. Sık sık ‘Newroz piroz be’ sloganlarının atıldığı Newroz, Kovancılar Berçem Müzik Grubu’nun seslendirdiği şarkılar eşliğinde çekilen halaylarla son buldu.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Mersin’de Newroz ateşi barış için yakıldı- VİDEO

    Mersin’de Newroz ateşi barış için yakıldı- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de binlerce yurttaş newrozu kutlamak için bir araya geldi. Burada demokratik toplumu birlikte inşa etme vurgusu yapılarak, Newroz ateşi barış talebiyle yakıldı.

    Mersin’in Akdeniz ilçesinde “Özgürlük için demokratik toplum” şiarıyla düzenlenen Newroz, binlerce yurttaşın katılımıyla kutlandı.

    Program ilk olarak saygı duruşu ile başladı. Mersin Tertip Komitesi Başkanı Hasan Cide, kitleyi selamlayarak Newrozu kutladı. Ardından DEM Parti Mersin İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, halkın Newrozunu kutlayarak, barış ve özgürlük talebinde bulundu. Barış Anneleri, DEM Partililer, Newroz ateşini alkış, zılgıt ve sloganlar eşliğinde barışa vesile olma dileğiyle yaktı. Newroz ateşinin yakılması sonrası kitlenin coşkusu bir kat daha arttı.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELEYİ YÜKSELTMELİYİZ”

    KESK MYK üyesi Erdal Karakuş, halkın Newrozunu kutlayarak, bu ülkeye barış gelmesi için mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundu. DEM Parti Milletvekilleri Perihan Koca ve Ali Bozan halkı selamlayarak, Newrozlarını kutladı. Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi Pelin Kahiloğulları, Kürt halkı olmadan Ortadoğu’da bir geleceğin inşa edilemeyeceğini vurguladı. Suriye’de yaşanan Alevi Katliamlarına da değinen Pelin Kahiloğulları, halkların geleceklerini için mücadele ederek, direnişin olmazsa olmaz olduğunu belirtip “Biz kazanacağız” dedi.

    “BARIŞ KADINLARLA GELECEK”

    TJA aktivisti Ayşe Çelikbilek, Newroz’un Kürt halkı için önemine vurgu yaptı. Abdullah Öcalan’ın “Asrın Çağrısı”nın arkasında olduklarımı belirten Ayşe Çelikbilek, ülkede barışın tesis edilmesinde kadınların önemli bir rol oynadığına vurgu yaptı. Mersin Milletvekili Ali Bozan ise tutsakların gönderdiği Newroz mesajını okudu.

    Son olarak DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, çağrıya herkesin büyük bir inançla sahip çıkması gerektiğini belirtti. Doğan, “Kürt halkı yıllardır demokratik bir toplum, yaşam istiyorlardı, bütün halklar, dinler ve inançlar için özgürlük istiyorlardı. Kimse demesin güçlü bir sahiplenme olmadı bu çağrıya diye. Bu eleştiriyi kendinize getirmeyin. Hep olduğu gibi, her zaman yolumuza devam edeceğiz, yolumuz daha var elbet ama sizler öncü olursanız o yol daha açık olacaktı” diye konuştu.

    “BARIŞI BİRLİKTE İNŞA EDECEĞİZ”

    Newrozun önemine dikkat çeken Ayşegül Doğan, “Newroz evet bir bahar bayramı evet bir bayram ama yalnızca baharı karşıladığımız bir bayram değil. Newroz bir diriliş günü aynı zamanda. Newroz bir mücadele günü. Newroz bizim için umudun tazelendiği gün. Newroz bizim için haksızlığa eşitsizliğe, adaletsizliğe karşı ortak mücadele tarihimizi güçlendirdiği gün” diye kaydetti.

    Abdullah Öcalan’ın “Asrın Çağrısı”na değine Ayşegül Doğan, barışı inşa etmenin kolay olmadığını vurgulayarak, barışı da demokratik toplumu da birlikte inşa edeceklerini belirti.

    Konuşmaların ardından Barış Anneleri, barış için güvercin uçurttu. Newroz, sanatçılar Hivron ve Nurcan Değirmenci ‘nin söylediği şarkılarla son buldu.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’de Newroz coşkusu başladı!-VİDEO

    Mersin’de Newroz coşkusu başladı!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de “Özgürlük için demokratik toplum” şiarıyla düzenlenen Newroz coşkusu sabahın erken saatlerinde başladı.

    Mersin’de, Newroz Bayramı “Özgürlük İçin Demokratik Toplum” şiarlarıyla Tırmıl Miting Alanı’nda kutlanacak. “Özgürlük için demokratik toplum” şiarıyla düzenlenen Newroz etkinliği sabahın erken saatlerinde başladı. Akdeniz ilçesinde bulunan Tırmıl Miting alanına akan yurttaşlar Newroz coşkusunu halay çekerek kutladı.

    PROGRAM

    Newroz programının bir süre sonra başlaması bekleniyor. Saygı duruşu ve Newroz ateşinin yakılması başlayacak olan kutlamalarda; Newroz Tertip Komisyonu adına Hasan Cide, DEM Parti Mersin İl Eş Başkanı Bedriye Kuş ve DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan konuşma yapacak. Sanatçılar Nurcan Değirmenci ve Hivron sahne alacak.

    PİRHA/ MERSİN

  • AAGB ve AABF: Newroz Bayramınız kutlu olsun!

    AAGB ve AABF: Newroz Bayramınız kutlu olsun!

    PİRHA-AAGB ve AABF Newroz Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak halkların ve inanç topluluklarının Newroz Bayramı’nı kutladı.

    21 Mart’ta Newroz Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Avrupa Alevi Gençler Birliği (AAGB), Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) yazılı bir mesaj yayınlayarak Newroz’u kutladı.

    AAGB, Newroz’un tarihsel kökenine, anlamına, halkların ve inanç topluluklarının Newroz’a yaklaşımlarına ilişkin anlatımlara da yer verilen açıklamada, şu ifadelerde bulundu.

    “HIZIR CEMLERİNİ YAPARLARDI.”

    “Cemre henüz toprağa düşmemişti Pîr köye ilk adımını attığında. Talipleri, Mart’ın başında sedirleri ektikten sonra Hızır Cem’lerini yaparlardı. Hem ekilene bir dua olurdu Pîr’in nefesi hem de çeşitli tüyolar alınırdı yaza dair. Eskiler, doğa olaylarını iyi gözlemler, yorumlar ve çıkarımlarda bulunurdu. Kışı çok karlıysa yazın kaynak suları iyi, ayazı çoksa yaz kurak geçecekti. Baharda mahsüle don düşer mi düşmez mi bilirdi o kuşak. Sanki kulaklarına kış rüzgarı, gelecek filme dair spoiler fısıldamış gibi. Aslında doğa inancı olan Alevilikin, tabiatla olan kuvvetli bağının bir göstergesiydi bu kuşak. Köylüye bazı bilgiler de taliplerini gezen ve bilgi toplayan Pîr’den gelirdi. Kerametini sorgulamıyoruz elbette ama onlarda bizden öğrenirlerdi bir şeyleri. Nasıl ki Ağuiçen ocağından olan ve sadece Zazaca bilen Pîr Apê Azîz, talipleriyle anlaşabilmek için gayret edip Kurmanci öğrenmişse de eminiz bundan fazlasını da yapmıştır. O güzel insan, taliblerini ev ev gezip mihman olurdu. O günlerde, hâlâ tenimizi ısırırdı o ince bahar soğuğu. Sabahları, öğlene doğru suratımızı yalardı güneşin ışınları. Doğa ana ikilemdedir o ayda. Yeni yeni aydınlık maçı önde götürmektedir ama geceleri hakemler karşı tarafı tutmaktadır. Vesselam.

    “GECE VE GÜNDÜZ EŞİTLENMİŞTİR ARTIK; BİZ GİBİ!”

    Gece ve gündüz eşitlenmiştir artık. Biz gibi! Aksisine noksanlık diyordu Hunkar. Hangi enlem ve boylamda olduğunuz, hangi iklimde yaşadığınız, hangi dili konuştuğunuz veya hangi yükseltide olursanız olun bu mevsimsel döngüyü değiştiremezdiniz. Xer hatî(hoşgeldin) ile başlayan ve sobanın ateşinin odaya yansıttığı hareketli gölgeleri izleme eşliğinde dinlediğimiz muhabbetler yavaş yavaş yerini dışarıda ateş başlarına bırakmıştı o aylarda. Artık güneyden esen ılık meltem esintisi saçlarımızı savuruyordu ateş başlarında. Gün gelmişti.

    “HOŞGELDİN BAHAR, HOŞGELDİN AYDINLIK, HOŞGELDİN HÜRRİYET…”

    Takip eden gün sadece bizde değil; Vartinik’ten Mercan’lara, Sarıkamış’tan Kirmanşah’a, Kürecik’ten Toroslar’a, Ulubaba’dan Nurhak’lara, Almus’tan Şengal’e tutuşurdu bir kıvılcım. Kaynardı kazanlar, paylaşılırdı lokmalar. Eski gün yakılırdı, yeni güne merhaba denilirdi. Karanlık geride bırakılırdı, aydınlığa merhaba denilirdi halay eşliğinde. Hoş geldin bahar, hoş geldin aydınlık, hoş geldin hürriyet…

    Halayında el ele tutuştuğunuz çok, ateşinize su dökeniniz hiç olmasın! (Suyun da canı var) Karanlıkta ışığınız YOL’unuz, ışıkta ateşiniz yoldaşınız, yoldaşlıkta Hızır hep sizinle olsun.”

    “BARIŞIN, HUZURUN, İSTİKRARIN MÜJDECİSİ OLMASINI DİLİYORUZ”

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ise yayınladığı mesajda şu ifadelerde bulundu

    “Vakitlerimiz hayrola, gönüllerimiz şad ola…Nevruz; sevinç ile üzüntünün, coşku ile kaygının, umut ile karamsarlığın harmanlandığı gündür. Bugün, Şah-ı Merdan Ali’mizin dünyaya gelişinin, Veysel’imizindi Hakk’a yürüdüğü gün bugün. Bugün yeni bir gün, doğanın uyanışının başlangıcı, bugün Nevruz! İlk önce, hepimizin Nevruz Günü’nü, Nevruz Bayramını kutluyoruz.

    Nevruz’un tüm dünya için güzel yeniliklerin, barışın, huzurun, istikrarın ve refahın müjdecisi olmasını diliyoruz. Nevruz, toprağın canlanışının, baharın gelişinin, uyuyanların uykularından uyanışının, habercisidir! Nevruz, kardeşliğin, dostluğun ve dayanışmanın kesintisiz ve ilelebet olması ve kalmasını sembolize eden gündür! Nevruz, yeniden canlanan doğanın insanlara sunduğu nimetleri, bereket ve bolluk içeresinde ama eşit paylaşmayı aynı zamanda da insan ilişkilerinde sevgiyi önceleyen, simgeleyen bir bayramdır! Nevruz, “yeni gün / gün ışığı” anlamındadır!

    Nevruz, yaşamın şeffaf, açık, net olmasını, her türlü haksızlığın, adaletsizliğin, insan huzurunu bozan tüm kirli işlerin görünür hale gelip bertaraf edilmesini sağlayan gündür! Nevruz, her şeye rağmen ümidin tükenmediğinin ve asla tükenmemesi gerektiğinin sembolüdür! Nevruz, ‘Gönül Kabe’sine’ girebilmek için bir fırsat, karanlıktan aydınlığa giden bir yoldur!

    Nevruz, haklının hakkını dillendirdiği, haksızın ise tir tir titrediği gündür! Nevruz, eksiklerin tespit edilip giderildiği, yanlışlara tövbe edildiği gündür! Nevruz, cesaretin ve vicdanın devreye girdiği gündür! Nevruz, kişinin aslına, köküne-kökenine yöneldiği gündür! Nevruz Bayramı, geniş bir coğrafyada kutlanan önemli bayramlardan birisidir. Nevruzu, her halk, her toplum ve her inanç kendi geleneğine göre çok coşkulu ve farklı şekilde kutlamaktadır. Bunun böyle olması da kaçınılmazdır ve de alabildiğine güzel!”

    “SURİYE ALEVİ SOYKIRIM YAPANLARI, DESTEKLEYENLERİ KINIYORUZ”

    Suriye’de soykırıma uğrayan Alevilerden dolayı buruk geçeceğini belirten AABF, yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti.

    “Değerli Canlar, bu yılda geçen yıllarda olduğu gibi Nevruzumuz Suriye’deki Alevi soykırımı sebebi ile buruk geçecek. Tekrar üzüntümüzü belirtir Suriye’de yitirdiğimiz tüm canlarımızın bedenleri yattığı yerde incinmeye, devirleri daim ola, mekanları gönüller ola, yakınlarına sabırlar dileriz. Bu soykırımı yapan, yaptıran ve destekleyenleri kınıyoruz.

    Cümle canlara aşkı niyazımız ile.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Garip Dede Dergahı’nda Newroz ateşi yakıldı!-VİDEO

    Garip Dede Dergahı’nda Newroz ateşi yakıldı!-VİDEO

    PİRHA – Garip Dede Dergahı’nda Newroz ateşimizi yakıldı, semahlar dönüldü. GADEV Başkanı Celal Fırat, “Yeryüzünün her yerinde sevgi egemen olsun, Newroz gibi herkesin yüreğinde sevgi ateşi barındırılsın, her halkın bayramı kutlu olsun” diye konuştu.

    Newroz ateşinin harlandığı yerlerden birisi de İstanbul’un Küçükçekmece İlçesindeki Garip Dede Dergahı oldu. 20 Mart akşamı dergah bahçesinde bir araya gelen yurttaşlar, Newroz ateşinin etrafında cem oldu.

    Garip Dede Vakfı Başkanı Celal Fırat, Newroz ateşini yakması ardından kısa bir konuşma yaptı. Suriye’deki Alevi katliamının gölgesinde Newroz’un karşılandığını belirten Fırat, şunları söyledi:

    “Newroz, güzelliklere vesile olsun. Umut ediyoruz ki bu topraklarda sevgi egemen olsun, hiç kimse inancından, kimliğinden dolayı ötekileştirilmesin. Ülkemiz çok zorlu bir süreçten geçiyor. İki gündür gözaltılar yapılıyor. Bu kentin belediye başkanı olsun, 100’ün üzerinde arkadaşımız şu anda gözaltında. Umuyoruz ki toplulukların, siyasetçilerin kardeşçe; tıpkı Newroz gibi herkesin yüreğinde sevgi ateşi barındırılsın.

    Şu an Suriye’de bir Alevi katliamı da var. Yoğun bir şekilde dillendiriyoruz, bugün de Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun adliyeye Suriye’de yapılan katliamı şikayet etmek için gidip dilekçe verdi ve savcılık tarafından gözaltına alınıp tutuklandı. Bu zalimliği, bu zulmü kınıyoruz. Suriye’de Alevileri katleden HTŞ, katildir. Bugün de söylüyoruz yarın da söyleyeceğiz.

    Yeryüzünün her yerinde sevgi egemen olsun, bu ateş gibi herkesin birbirine karşı yüreği yansın, her halkın bayramı kutlu olsun.”

    Programın devamında deyişler seslendirildi, Newroz ateşinin etrafında semah dönüldü.

    Pir Hüseyin Doğan’ın verdiği gülbeng ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Diyarbakır’da Newroz Kutlanıyor: Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na 85 milyon olarak sahip çıkalım-VİDEO

    Diyarbakır’da Newroz Kutlanıyor: Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na 85 milyon olarak sahip çıkalım-VİDEO

    PİRHA- Diyarbakır’da “Özgürlük İçin Demokratik Toplum” şiarıyla Newroz kutlaması yapılıyor. Kutlamada konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Biz süreçle ilgili ısrarla bardağın dolu tarafına bakıyoruz. İktidar ve devleti de bardağın boş tarafını doldurmaya davet ediyoruz. Barış bir yenme-yenilme değildir. Barış herkesin kazandığı en güzel bahardır. Newroz meydanındaki gibi, gelin bu baharın bir daha kışa dönmesine izin vermeyelim. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na 85 milyon olarak sahip çıkalım” dedi.

    Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde bulunan Newroz Parkı’nda “Özgürlük İçin Demokratik Toplum” şiarlarıyla gerçekleştirilen kutlamalar devam ediyor. Yüzbinlerin bir araya geldiği coşkulu kutlamada Newroz ateşi yakıldı. Coşkunun doruğa ulaştığı anlarda bazı yurttaşlar da elbiseleriyle ateşi harladı.

    İlk konuşmacılardan biri olan Kürdistanî İttifak’tan Mehmet Kamaç, Kürtler arası birliğe de değinerek, “Biz biriz. Binlerce yıldır bizim dilimiz ve kimliğimiz üzerindeki yasak sürüyor. Ancak sizler de bugün direniş alanında görüyorsunuz; Kürtler asla ve asla taleplerinden vazgeçmeyecek” dedi. Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yüzyıllık bir çağrı yaptığına dikkati çeken Kamaç, şunları belirtti: “Sayın Öcalan bu çağrısında barışın inşasından söz etti. Biz de bu yüzyıllık tarihi mesajı yerde bırakmayalım. Bu çağrı barış ve eşitlik umududur. Bir an önce Sayın Öcalan’ın çağrısına karşı adım atın. Herkes dili ve kültürüyle özgür yaşasın.”

    Arhat’ın sahne almasının ardından Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel konuştu.

    “KÜRTLER VE ALEVİLER OLARAK EŞİT YURTTAŞ OLMAK İSTİYORUZ”

    Tuncel, konuşmasının satır başları şöyle:

    “Buradan hep birlikte İmralı’ya ‘Newroz pîroz be’ diyelim mi? Sayın Abdullah Öcalan, Kürt halkına, Ortadoğu halklarına mesaj verdi. Devlete dedi ki; ‘Kürt sorununu savaş zemininden çıkartıp, hukuki zemine çekebilirim.’ Toplumda da bir çağrı yaptı: ‘Her şey devletten beklenmez. Demokratik toplumu biz inşa edeceğiz.’ O günden bu yana dünyanın her yerinde Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için bir umut belirdi. İnsanlar bu umudu beslerken, devlet üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmedi. Tecrit halen devam ediyor. Sayın Öcalan’ın özgürlük koşulları hazırlanmış değil. Barışın yolunu nasıl açacaksınız? Barışın yolunu açmak devletin; demokratik toplumun inşası ise bizim sorumluluğumuzdadır” ifadelerini kullandı.

    İktidar demokratik siyaset alanı daraltıyor. İmamoğlu’nu gözaltına aldılar. Kim barış ve özgürlükten bahsediyor, tutuklama ve şiddetle tehdit ediyorlar. Nasıl barışacağız? İktidarı uyarıyoruz. Demokratik siyasetin önünü açınız. Kürt halkının özgürlüğü Sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür. İşimiz kolay değil, zor. Ama biz zor işleri başaran insanlarız. Bugüne kadar ne yarattıysak direnerek yarattık. Direnenlere bir kez daha selam olsun.

    Kadınların özgürlük mücadelesi Kürt halkının özgürlük mücadelesidir. Ancak erkek egemen sisteme karşı da mücadele ediyoruz. Kadınlar özgür olmadan toplum özgür olmaz. O yüzden dünyanın her yerinde ‘jin, jiyan, azadî’ sesleri yükseliyor. Bu slogan özgürlük felsefedir. Özgürlük mücadelesinde yol yürüdüğümüz kadın yoldaşlarımızı selamlıyoruz. Kadınlar, Sayın Öcalan’ın özgürlük ve barış yolunu açmak için direnecektir.

    Kürtler olarak eşit yurttaş olmak istiyoruz. Aleviler olarak eşit yurttaş olmak istiyoruz. Ortadoğu halklarıyla eşit ve özgür yaşamak istiyoruz. Hepinizi mücadeleye, direnişe davet edyoruz.”

    “BU BAHARIN BARIŞA, KARDEŞLİĞE VE DEMOKRASİYE VESİLE OLMASINI DİLİYORUM”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Diyarbakır Newrozu’na mesaj gönderdi. Özel’in mesajı şöyle:

    “Sevgili Diyarbakırlılar, değerli kardeşlerim; Bir yandan zalim Dehaklara mücadele ederken, bir yandan da baharın müjdecisi Newroz’u kutluyoruz. Bu topraklar, farklı kültürlerin, dillerin ve inançların bir arada kardeşçe yaşadığı, dayanışmanın ve umudun yeşerdiği kadim topraklardır. Hiçbir zalim, hiçbir Dehak kardeşliğimizi bozmadı, bozamayacak.

    Bizler, farklılıkların harmanlanmasıyla düşmüş, zenginliğin farkında olarak, kimsenin kendini dışlanmış hissetmediği, herkesin eşit haklara, barış içinde yaşadığı bir ülke için mücadelemizi kararlılıklar sürdürüyoruz. Demokrasiye, adalete ve özgürlüğe olan inancımızla, herkesin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşadığı bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Newroz’un sıcaklığı, tıpkı bugün yakılan ateş gibi, yüreklerimizi aydınlatsın ve geleceğe dair umutlarımızı büyütsün. Bu duygu ve düşüncelerle, tüm Diyarbakırlı kardeşlerimizin Newrozu’nu kutluyor, bu baharın barışa, kardeşliğe ve demokrasiye vesile olmasını diliyorum. Newroz pîroz be.”

    KDP Politbüro üyesi Serbest Lezgin, KDP Genel Başkanı Mesud Barzani’nin mesajını Diyarbakır Newroz’unda okudu.

    Mesajda, “Abdullah Öcalan’ın kısa bir zaman içinde serbest bırakılmasını umut ediyorum. Türkiye’deki barış ve çözüm sürecini destekliyoruz. Sorunların çözülmesi için barış yegâne yoldur. Suriye’deki Kürtlerin acılarının bir an önce sona ermesini diliyorum” denildi.

    Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Diyarbakır Newrozu’na mesaj gönderdi. Barzani, tüm Kürdistanlıların Newroz’unu kutladı.

    Newroz’un yeniden dirilişi ve umut olduğunu vurgulayan Barzani, “Bu Newroz’un güzellikler ve başarının Newrozu olmasını diliyorum” diye kaydetti. Barzani, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısına değindi. Barzani, sürece destek veren tüm aktörlere, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ve Abdullah Öcalan’a teşekkür etti.

    Barzani, herkesin barış için canla başla çalışması gerektiğini vurgulayarak, “Barış için bizden ne istenirse, üzerimize ne düşerse hazırız” diye kaydetti.

    Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) Başkanı Bafil Celal Talabani Diyarbakır Newrozu’na kutlama mesajı gönderdi.

    Talanbani mesajı şöyle:

    “Kürdistan’ın Kudüs’ü Kerkük’teki direnişle aynı zamana denk gelen Kürt Newrozu ve Kürt yeni yılı vesilesiyle, sevgili Kürdistanlılara en içten tebriklerimi sunuyor, herkese barış, huzur ve mutluluk diliyorum. Newroz, Kürtlerin özgürlük ve bağımsızlığı için yenilenmenin, birliğin, ortaklığın, kardeşliğin mesajıdır. Bu Newroz’un her yerde barışın, örgütlenmenin ve Kürt davasına desteğin vesilesi olmasını diliyorum. Kürt halkı onurlu bir yaşama sahip bir halktır, kalıcı bir barışın sağlanması için el ele verelim, Kürdistan’ın zaferi için çalışalım. Newroz’unuz kutlu, mutlu ve onurlu olsun.”

    “BİZ MİLYONLAR OLARAK BARIŞ İSTİYORUZ, EŞİTLİK İSTİYORUZ, DEMOKRATİK BİR TOPLUM İSTİYORUZ”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Diyarbakır Newroz’unda yüzbinlere seslendi.

    Bakırhan, şunları söyledi:

    “Ortadoğu’nun nabzı bugün Amed Newrozu’nda atıyor. Bugün sadece Ortadoğu değil, dünyanın her tarafında gözler Amed meydanındadır, Newroz meydanındadır. Çünkü Amed Newroz’dur, Newroz Amed’dir. Siz Newroz’sunuz. Kürt halkını Newroz halkı haline getiren Sayın Öcalan’ın Newroz bayramını kutluyoruz. Newroz’un kutlu olsun Sayın Öcalan.

    Bu çağrı Mezopotamya ve Anadolu’da düğümleri çözüp, tarihi yeniden başlatma çağrısıdır. Sayın Öcalan 1993’te başladığı demokratik çözüm yürüyüşünde en tarihi adımı 27 Şubat’ta asrın çağrısıyla attı. Bu çağrı yüzyıllardır direnen, on yıllardır demokratik çözüm mücadelesi veren bir halk gerçekliğinin dile gelişidir. Bu çağrı Mezopotamya ve Anadolu’da düğümleri çözüp, tarihi yeniden başlatma çağrısıdır. Mezopotamya ve Anadolu halklarının birlikte yaşam manifestosudur. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın özü demokratik uzlaşmadır. Bu çağrı bir milattır ve bu çağrının sahibi siz Amed meydanındaki onurlu halkımızdır.

    Sizler nice büyük bedeller ödeyerek muhteşem bir zaferin eşiğine getirdiniz bizleri. Tarihsel bir sorundan, tarihsel bir barışa ve çözüme doğru yol alıyoruz. Tarih boyunca Türkler ve Kürtler, birlikte yaşamın kapılarını birbirine açtı, kaderlerini ortak kıldı. Ancak son yüzyılda bu kardeşlik duvarlarla, ayrımcılıkla sınanmaya çalışıldı. Bin yıl önce Anadolu kapılarını açan bir halk, yüzyıldır kapının berisine konuldu. Artık bu ayrıştırıcı tarihe son verme zamanı geldi.

    Çözümü Türklerle Kürtlerin ortak geçmişinde ve geleceği birlikte inşa etme kararlılığında arıyoruz.

    Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı, bu topraklarda hiçbir halkın dışlanmadığı, herkesin eşit ve özgür olduğu bir Türkiye çağrısıdır. Barışı gerçekleştirmek için elini uzatana elimizi, omzunu yaslayana omzumuzu verdik, vermeye devam edeceğiz. Türk-Kürt ilişkilerinin tarihsel birikimi ve ortak aklı, hepimize daha demokratik geleceğin yolunu gösterebilir. Çözümü dışarıda değil, Türklerle Kürtlerin ortak geçmişinde ve geleceği birlikte inşa etme kararlılığında arıyoruz. Geçmişin yaralarını birlikte sararak, geleceği el birliğiyle inşa edebiliriz. Gelin, bu yolu birlikte yürüyelim.

    Bizim kararımız, tutumumuz, tavrımız nettir. Biz milyonlar olarak barış istiyoruz, eşitlik istiyoruz, demokratik bir toplum istiyoruz. Bakın, Amed Newroz meydanında milyonlar barışı ve demokratik çözümü istiyor. Herkes Newroz meydanlarının mesajını iyi okusun. İşte Newroz meydanları, yüzyılın barış mutabakatına davettir. Türkiye sınırları dışında yaşayan Kürtlerle hasımlık değil, hısımlık yapmalıdır.

    Değerli Türkiye halkları, milyonların huzurunda ifade ediyorum ki, Türkiye’nin sınırları dışındaki Kürtler, Araplar ve Türkmenler, sadece komşularımız değil, soydaşlarımızdır, akrabalarımızdır. Bu halklarla kuracağımız sağlam ilişkiler, sadece Türkiye’nin barışı için değil, tüm Ortadoğu’nun huzuru için de hayati öneme sahiptir. Hatırlatmak isterim ki, Türkiye sınırları dışında yaşayan Kürtlerle hasımlık değil, hısımlık yapmalıdır. Karşıtlık Türkiye’ye kazandırmaz. Ancak, kardeşlik ve diyalog Türkiye için büyük kazanımlar sağlar. Özellikle Suriye’deki siyasal denklemin yeniden şekilleneceği bir dönemde, Kürtlerle diyalog kurmak, Türkiye’ye uzun vadede büyük faydalar sağlar.

    Unutmayalım, Türkiye’nin sınırları dışındaki Kürtler bir tehdit değil, bir barış fırsatıdır. Bu fırsatı doğru değerlendirmek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sorumluluğudur.

    Değerli Türkiye halkları, demokrasi, hukuk ve barış bir şart değildir. Birlikte yaşamanın zorunlu çıkış yoludur. Nefes almak ne anlama geliyorsa, siyasi ve hukuki zeminin oluşması da bu süreç için hayati önemdedir. Adımlar karşılıklı atılırsa toplum sürece güven duyar. Güven birlikte yaşamanın mayasıdır. Bu sürecin başarısı, Kürt-Türk ilişkilerinin yüz yıl sonra bu defa eşitlikçi ve demokratik temelde güncellenmesiyle olacaktır.

    Biz süreçle ilgili ısrarla bardağın dolu tarafına bakıyoruz. İktidar ve devleti de bardağın boş tarafını doldurmaya davet ediyoruz. Barış bir yenme-yenilme değildir. Barış herkesin kazandığı en güzel bahardır. Newroz meydanındaki gibi, gelin bu baharın bir daha kışa dönmesine izin vermeyelim. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na 85 milyon olarak sahip çıkalım.

    Değerli halkımız, Ortadoğu sert bir türbülansa girdi, fırtına herkesi etkiliyor. Bizim derdimiz, bu türbülanstan nasıl sağ salim çıkacağımızdır. Ama iktidar, hepimizin içinde olduğu uçağı kayyumlarla, baskılarla, muhalefeti susturarak, daha şiddetli türbülanslara sürüklüyor. 27 Şubat rotasından çıkaracak adımlar atılıyor. Bu yanlıştan iktidarı vazgeçmeye çağırıyoruz. Barış ve demokratik toplum halkları ayrıştırarak olmaz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanını gözaltına alarak, Kent Uzlaşısını kriminalize ederek, kayyım atayarak, Rojava’ya saldırarak barış ve demokratik toplumu oluşturamayız.

    Değerli Türkiye halkları, Kürt sorununda inkar, tekçi ve anti-demokratik yaklaşım Türkiye’nin yüzyılına mal oldu. Türkiye halklarına yoksulluk ve açlık getirdi. Ama Asrın Çağrısıyla birlikte biz artık yüzümüzü geleceğe, saatlerimizi barışa kurmak istiyoruz. Barışın kapısını açacak kilit, artık Kürt sorununda çözümdür, demokratik bir Türkiye’dir. Kürt sorununda çözümün rotası da ruhu da 27 Şubat’taki Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu Asrın Çağrısı’ndadır. Bu sorunun çözümü artık ertelenemez, kulak ardı edilemez, entübe olmasına izin verilemez.

    Çünkü bölgede bir kıyamet senaryosunun içerisindeyiz. Bu kıyametten kurtulmanın yolu tarihi Kürt-Türk ittifakını, demokratik ve eşitlikçi temelde kurmaktan geçer. Bundan ötürü altını çizerek ifade ediyoruz: Suyun akışına karşı yüzülmez, yanlış siyaset doğru yere götürmez. Bizim yolumuzun rotası demokratik cumhuriyete çıkar. Değerli arkadaşlar, yoldaşlar; bakın, nereye gideceğini bilene bütün yollar açıktır. Biz yolumuzu biliyoruz. Bizim yolumuzu değerlerimiz ve barış sevdamız belirledi. Bizim yolumuzun rotası Demokratik Cumhuriyete çıkar. Bizim yolumuzun özü de biçimi de 27 Şubat Çağrısıyla kendisini ifade etti. Biz siyasette ne onun ne bunun yanındayız. Demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük değerlerinin yanındayız. Bizim yolumuz yanlış rotalara değil, demokratik, eşit, özgür bir yaşama çıkan 3. Yol’dur. 3. Yol’da yürümeye devam edeceğiz. Newroz’un ruhuyla, Kawa’nın inancı, Mazlumun cesaretiyle yürüyeceğiz. Bu yolun sonu barıştır, bu yolun sonu demokrasi ve özgürlüktür. Yüzyıldır bu topraklar, barışa hasret kaldı. Şimdi, o barışın sesini duymanın, daha güçlü duyurmanın tam zamanıdır. Ufukta beliren barışı, bu topraklara indirme zamanıdır.”

    “HİÇ KİMSE YANLIŞ HESAPLARA GİRMESİN”

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, konuşmasına Kürtçenin Kirmançkî lehçesinde başlayan Çiğdem Kılıçgün Uçar, şunları dile getirdi:

    “Demokratik toplumu hep birlikte inşa edeceğiz. 27 Şubat’tan bu yana Ortadoğu’da yeni bir denklem var. Sayın Öcalan bu ülkede yaşanan şiddeti bir kader olmaktan, ulus devletin bir tercih olmaktan çıkarıp, yeni bir yol açıyor. Bu yeni yolda demokratik siyaset ve demokratik toplum var. Hiç vazgeçmediğimiz mücadelemiz var. Bu kadar tarihi bir çağrıda herkes birbirini beklerken, Sayın Öcalan adım atarak tıkanan yolları ve çözümsüzlüğün kilidini açtı. Türkiye’deki bütün halklara yaptığıyla çağrıyla ‘gelin bu işin öznesi olun, şiddet ve inkar karşısında susmayan Kürt halkıyla birlikte olun. Yeni bir dönemi birlikte kuralım’ dedi. Bakın 1 aydır dünyada ve Türkiye’de en çok konuşulan başlık Sayın Öcalan’ın çağrısı. En çok konuşulan kişi Sayın Öcalan. Ama konuşmayanlar da var. İktidarın bu konuyla ilgili ne düşündüğünü bilmiyoruz. Bahçeli ‘kararlıyız, geri adım atmayacağız’ diyor. İleri adım da atmıyorsunuz. 27 Şubat çağrısına cevap da vermiyorsunuz. Bu kadar tarihi bir meseleyi sadece kürsülerde konuşarak çözemez ve yol alamazsınız.

    Şimdi zaman Sayın Öcalan’ın çağrısını, özgürlük yolunu büyütme zamanıdır. Kürt halkı burada. Öcalan’ın çağrısı her birimizin yüreğinde. Bu buluşma tarihi bir buluşma. Bu buluşma ulus-devlet kaderini değiştirme buluşması. Sayın Öcalan’ın çağrısının ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir.

    Kürt halkı olarak yüzümüzü döndüğümüz yer Sayın Öcalan’ın çağrısıdır. Bu çağrıyı hep birlikte koruyacağız. Devlet ve iktidar, Sayın Öcalan’ı tarihi aktör olarak kabul etmişken; heba edilecek bir süreçte değiliz. Hiç kimse yanlış hesaplara girmesin. Kürt halkı mesajını veriyor. Kürt halkı Newroz ateşi gibi dimdik olacak. Newroz’un özgürlük ruhunu hep beraber taşıyacağız. Hiç kimse Türkiye’de halklara yetmeyen, bizim içinde olmadığımız hukuku getirmesin. Yeni mevzuata ihtiyaç var. Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne ihtiyaç var. Sayın Öcalan özgür olmadan cesaretli adım atmanın koşulları yok. Bir ayda yazılmış çağrı değil. On yılların emeğiyle açığa çıkan çağrıyı hep birlikte savunacağız.”

    Ayrıntılar gelecek…

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Kemal Kurkut katledildiği yerde karanfillerle anıldı-VİDEO

    Kemal Kurkut katledildiği yerde karanfillerle anıldı-VİDEO

    PİRHA- Diyarbakır’da 2017 yılındaki Newroz kutlaması sırasında polis tarafından vurularak katledilen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut, vurulduğu yerde anıldı. Kurkut’un katledildiği yere karanfiller bırakıldı. 

    Diyarbakır’da 2017 yılındaki Newroz kutlaması sırasında polis tarafından canlı bomba olduğu iddiasıyla katledilen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut, vurulduğu Evrim Alataş Caddesi’nde karanfillerle anıldı.

    Anmaya, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP)  Eş Genel Başkanları Keskin Bayındır, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları ve Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Avrupa ve Federe Kürdistan Bölgesinden gelen heyetler katıldı.

    “2025 NEWROZUNU KURKUT’A HEDİYE EDİYORUZ”

    Anmada konuşan DBP Eş Genel Başkanı Keksin Bayındır, bu Newroz’un barış ve özgürlük Newroz’u olduğunu belirterek, “Bugün, 2017 yılında, halkın yanında, Kürt bir genç Newroz günü katledildi. 2025’te diyoruz ki hiçbir zaman Kürt gençleri katledilmesin. Bugün her yerde Newroz’u nasıl barış için kutluyorsak, artık barış ve özgürlük Newroz’u olsun. Kemal Kurkut burada katledildi. Kürtlerin üzerinde zulüm var. Bugün milyonlarla Amed Newrozunu kutlayacağız. Bugün burada, Kemal Kurkut’u saygı ile anıyoruz. 2025 Newrozunu Kemal Kurkut’a hediye ediyoruz. Demokratik çözüm ve barışı onlara armağan ediyoruz. Halkımızın, Kemal Kurkut’un, herkesin Newrozu kutlu olsun” dedi.

    Ardından Kurkut’un katledildiği yere karanfil bırakıldı.

    PİRHA/DİYARBAKIR

    İLGİLİ HABERLER

    >Kemal Kurkut’un ağabeyi Ercan Kurkut: Barışın en temel taşı adalettir, adaletin gelmesi gerekiyor!- VİDEO

  • DAD’dan Newroz mesajı: Barışa ve özgürlüğe vesile olsun!

    DAD’dan Newroz mesajı: Barışa ve özgürlüğe vesile olsun!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Newroz Bayramı’nı kutlayarak, “Barış dilinin kurulması ve karşılıklı adımların atılması barışa ulaşabilmemiz için bir zorunluluktur. Bu Newrozun özgürlük ve barış Newrozu inancıyla; Newroz Pîroz be! Newroz Bimbarek bo! Newroz Kutlu Olsun!” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi Newroz Bayramı’nı kutladı.

    “YOLUMUZUN İNANÇ TAKVİMİNDE BU SÜREÇ AYNI ZAMANDA HEWTEMAL-HEFTEMAL OLARAK TANIMLANIR”

    “Bilindiği üzere Newroz, binlerce yıldan bu yana halklarımızın bilinci ve anlam dünyasında bir diriliş bayramı olarak yer etmiştir” denilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Kendini bilme ve tanıma süreçlerinde, kendini doğanın bir hal ve formu olarak bilince çıkaran, yaşamını doğal döngülerin bütünselliği içinde görüp anlamlandıran insan, mevsimsel döngüleri, bu döngüler sürecinde ki doğa gerçekleşimlerini gözlemiş, işlevlerini çözmeye çalışmış, hayatta kalabilmek için sıkı sıkıya bağlı olduğu tüm bu oluşları kutsal süreçler biçiminde kavramıştır.

    Raa/Rêya Heq-Alevi Yolunun bilme ve inanç biçimine göre, âlemlerin tecellisiyle cana gelmeye varan süreçler bütünü doğuşlar silsilesidir ve doğuş kutsalın kendini gerçekleştirme biçimidir. Kış ile uykuya yatan Anasırlar, Baharda rıza ve ikrar ile tekrar buluşmakta, doğa uyanmakta, doğuşlar silsilesi yinelenmekte, cümlesinin simbiyotik birliğiyle de kışın darda zorda kalan canlılar da kurtuluşa ermektedir. Yolumuzun inanç takviminde bu süreç aynı zamanda hewtemal-heftemal olarak tanımlanır, çeşitli ritüellerle karşılanır. ”

    “BARIŞ DİLİNİN KURULMASI ZORUNLULUKTUR”

    Barış dilinin kurulması ve karşılıklı adımların atılmasının barışa ulaşılabilinmesi için bir zorunluluk olduğunu altını çizen DAD açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Rızasız yolun Dehaklarla somutlaşan karanlığı insanlığın üstüne çöktüğünde bu diriliş bayramı bir direniş bayramı olarakta mana bulmuş, halklar her defasında ikrarlaşarak serhıldana kalkmış, zulüm saraylarını yerle bir etmiş, yaşamı bir kez daha yeşertmişlerdir.  Dehaklar, Nemrutlar, Firavunlar her çağda daimi ve kurulu olan Kerbela meydanlarında zalimi ve zulümü temsil ederken, İmam Hüseyin’in duruşu ve kemaleti ise mazlumlar cenahında yükselen direnişlerle temsil edilmiştir.

    Zulümatın insanlık üzerine daha bir derin çöktüğü çağımızda ve günümüzde, Kürt halkının özgürlük ve eşitlik talebi üzerinden yükseltilen mücadelesi Newroz ateşiyle harlanarak yükselmiş, haklarımızın rızalı-ikrarlı birliği üzerine inşa edilebilecek olan demokratik cumhuriyete ulaşma olanakları daha bir imkân dâhiline girmiştir.
    Barış, tahakküm temelli ilişkilenme biçimlerini değil, bir rıza halini, rızalı-ikrarlı birlik üzerinden simbiyotik bir ilişkilenme biçimini ifade etmektedir. Barış dilinin kurulması ve karşılıklı adımların atılması barışa ulaşabilmemiz için bir zorunluluktur. Bu Newrozun özgürlük ve barış Newrozu inancıyla;
    Newroz Pîroz be! Newroz Bimbarek bo! Newroz Kutlu Olsun!”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de Newroz Cemi yürütüldü: Suriye’deki Alevilerin sesi olmaya devam edeceğiz-VİDEO

    Dersim’de Newroz Cemi yürütüldü: Suriye’deki Alevilerin sesi olmaya devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Dersim Şubesi, Tunceli Cemevi’nde Newroz Cemi düzenledi. Newroz’un kötülüklerin bitip iyiliklerin başladığı bir gün olduğunu belirten Kureyşan Ocağı evladı Kadir Bulut, “Alevi inancı geçmişten bugüne kadar hep barıştan, sevgiden ve kardeşlikten yana oldu. Suriye’de katledilen bütün canları rahmetle anıyoruz” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi, Tunceli Cemevi’nde Newroz Cemi düzenledi. Cem erkânını Kureyşan Ocağı evlatları Kadir Bulut, Hasan Öztürk ve Uğurcan Özkara, Baba Mansur Ocağı evladı Mehmet Halis yürütürken zakirliğini ise Aydın Aktaş yaptı.

    “ALEVİ İNANCI, HEP BARIŞTAN YANA OLDU”

    Newroz’un kötülüklerin bitip iyiliklerin başladığı bir gün olduğunu belirten Kureyşan Ocağı evladı Kadir Bulut, “Newroz yeniden bir canlanmanın olduğu, mücadelelerin yeşerdiği bir gündür. Coğrafyamızda savaş, katliam ve zulümden olmasın. Alevi inancı geçmişten bugüne kadar hep barıştan, sevgiden ve kardeşlikten yana oldu. O yüzden biz herkesin barış içerisinde yaşamasını istiyoruz. Suriye’de katledilen bütün canları rahmetle anıyoruz. Katliamı yapan zulümkârları ise Allah’a havale ediyoruz. Var gücümüzle de Suriye’deki Alevilerin sesi olmaya devam edeceğiz” diye konuştu. 

    Cem erkânı, 12 hizmetin yürütülüp, semah dönülmesinin ardından lokmaların pay edilmesiyle sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de Newroz coşkuyla kutlandı-VİDEO

    Dersim’de Newroz coşkuyla kutlandı-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de Newroz coşkuyla kutlandı. Yapılan konuşmalarda, gözaltı, tutuklama ve baskı politikalarına karşı “ortak mücadele” vurgusu yapıldı.

    Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda Newroz kutlaması yapıldı. Sanat Sokağı’nda bir araya gelen kitle, Newroz’un kutlanacağı alana kadar yürüdü. Ulusal kıyafetin polislerce engellenmek istenmesi tepkilere neden oldu. Ulusal kıyafetli gençler, polis gösterilen tepki sonrası alana giriş yaptı.

    Coşkulu Newroz’da konuşan DEM Parti Dersim İl Eşbaşkanı Hümeyra Yeğin, iktidarın politikalarını eleştirerek, Newroz’u kutladı. Yerine kayyım atanan Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan, kayyım atamalarına tepki göstererek, “Halkın iradesiyiz. Seçilmişleriyiz, buradayız” diye kaydetti. Belediye Eşbaşkanı Cevdet Konak, kayyımlara tepki göstererek, ortak mücadele çağrısı yaptı.

    İMAMOĞLU’NUN GÖZALTINA ALINMASINA TEPKİ

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem imamoğlu’nun gözaltına alınmasına tepki göstererek, “Kayyım atamanın hazırlıklarını yapıyorlar” dedi. Aslan, “Bu zalim, tek adam iktidarına karşı birlikte savaşıp kazanacağız. Vesayetten bahsedenler,  22 yılda kendi vesayetlerini oluşturdular. Yargı ellerinde, bürokrasi ellerinde… Halen ülkede vesayet var diyorlar. Mazlumu oynamaya çalışıyorlar. Bugün bütün yargı sistemi siyasallaşmıştır. AKP’nin yargısı haline gelmiştir” dedi.

    ‘MÜCADELE’ VURGUSU

    Sosyalist Meclisler Federasyonu Dönem Sözcüsü Mahir Gürz de, “özgürlük mücadelelerini” büyüteceklerini vurgularken, ESP MYK üyesi Orhan Çelebi ise, “İktidarın kendisine muhalif olan tüm güçlere karşı topyekûn bir saldırı dalgası var. Bu saldırı dalgasında Kürt halkı büyük bedeller ödedi. Kürt halkının kazanımlarını korumak, büyütmek, adil bir barışı yaratmak için bugün mücadeleye daha çok sarılmamız gerekiyor” diye belirtti.

    “BU NEWROZ BARIŞIN NEWROZU OLSUN”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, bu yılki Newroz’un “Barış, demokratik toplum ve özgürlük Newrozu. Çerağlarımızı barış için yaktık. Bu Newroz barışın Newrozu olsun. Barış gelsin, özgürlük gelsin” diye belirtti.

    “BİRLEŞİK MÜCADELEMİZİN ESERİ”

    DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, “Dersim, işçi sınıfının, kadınların, halkların barış mücadelesinin simgesi. Bugün barış konuşuluyorsa mücadelemizin eseri. Bugün barış konuşuluyorsa, birleşik mücadelemizin eseri” şeklinde ifade etti.

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, “Bizler Seyit Rıza’nın yoldaşlarının torunlarıyız. Değerlerimizi korumaya mutlaka devam edeceğiz. Dersim halkı her zaman barıştan, özgürlükten, adaletten oldu. Bundan sonra da o tutumunu sürdürmeye devam edecek” diye konuştu.

    Newroz ateşinin yakılmasının ardından sanatçı Quartet, Kadir Çat ve Cevdet Bağca sahne aldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de Newroz kutlaması yürüyüşle başladı-CANLI

    Dersim’de Newroz kutlaması yürüyüşle başladı-CANLI

    Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda Newroz kutlanıyor.

    Dersim’de Newroz kutlaması için yüzlerce yurttaş yürüyüşle Seyit Rıza Meydanı’na yürüyor. Yürüyüş gençlerin giydiği kıyafetle içeri girilmesine polisler tarafından engellenmek istendi.

    Gerginlik devam ediyor. Polisle yapılan görüşmelerin ardından alana doğru yürüyüş devam etti.

    Ayrıntılar gelecek…

    PİRHA/DERSİM

  • Bakırhan: Aleviler demokratik toplumun garantisidir, Alevilerin olmadığı anayasa olur mu?-VİDEO

    Bakırhan: Aleviler demokratik toplumun garantisidir, Alevilerin olmadığı anayasa olur mu?-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “umut hakkı”na dair açıklamalarına, “Umut hakkı vardır, bir haktır” yanıtı verdi. Bakırhan, ayrıca Suriye’deki geçici anayasa taslağını kabul etmediklerini belirterek, “Suriye’den Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya Aleviler demokratik toplumun garantisidir. Alevinin olmadığı bir geçici geçici anayasa mı olur? Onayını almayan bir anayasa mı olur? Tam da Sayın Öcalan’ın Demokratik Toplum dediği çağrı; aslında Alevilerin de haklarını yaşamlarını garanti altına alan bir çağrıdır. Onun için demokratik toplum diyoruz” ifadelerini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Grup toplantısı sonrasında ayrıca gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakırhan

    Bakırhan, konuşmasına Newroz’u kutlayarak başladı. Newroz’un “barış ve özgürlük” getirmesi temennisinde bulunan Bakırhan, “Önümüzdeki günlerde de Van’dan Amed’e, İzmir’den İstanbul’a kadar her yerde yine özgürlük Newroz’unu büyük bir coşku ve şevkle kutlamaya devam edeceğiz. Çünkü bu Newroz, milyonlarca Kürdün aslında dünya âleme ‘Em li vir in’ deme Newrozu’dur. Milyonlarca Kürt, barış ve demokratik toplum çağrısının yapıldığı bu süreçte nasıl durduğunu sadece Türkiye kamuoyuna değil, dünya kamuoyuna da göstereceği bir Newroz’dur” dedi.

    MEŞALE ÇAĞRI OLACAK

    Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yolumuzu aydınlatacak olan meşale, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır. Önümüzdeki dönem demokratik toplum çağrısı Newroz’un aydınlığı gibi, Newroz’un ateşi gibi aydınlatmaya devam edecektir. Günlerdir siz de takip ediyorsunuz. Mahabat’tan Kirmanşah’a kadar, Süleymaniye’den Hewlêr’e kadar, Kobanê’den Kürt coğrafyasının dört bir yanına kadar Asrın Çağrısı destekleniyor. O alanları dolduran milyonlar, Asrın Çağrısı’nı arkasında durduklarını ifade ediyorlar. İrademizdir, bizi temsil ediyor diyorlar. Dolayısıyla biz de önümüz dönem yapacağımız çalışmalarda bu asrın çağrısını ne kadar destek verdiğimizi, sözümüz, eylemimiz, etkinliklerimizle ortaya koyacağız.”

    ANKARA İYİ OKUMALIDIR!

    ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın milyonlar tarafından sahiplenmesini anlattım ama bence bunu Ankara’da doğru okumalıdır, iyi okumalıdır, bu çağrıya verilen destekleri de iyi anlamalıdır. Bu çağrıya milyonların verdiği destek, aynı zamanda bu ülkenin demokratikleşmesini de inşallah bu Ramazan ayında beraberinde getirecektir. Bu Newroz, Kürt-Türk ilişkilerinde bir dönüm noktası olacaktır. Bu Newroz, 85 milyon için umut ışığı olacaktır. Sadece 85 milyon için değil, eğer bu süreci başarıya ulaştırabilirsek, doğmamış çocukların geleceği için de bir umut ışığı olmaya devam edecektir.

    TÜM BÖLGEYİ YAKINDAN İGİLENDİRİYOR

    Ortadoğu bir kez daha çok tarihi bir dönemeçten geçiyor. Suriye’de yaşanan gelişmeler, sadece Suriye halklarını değil, Türkiye ve tüm bölgeyi yakından ilgilendiriyor. Suriye’de özerk yönetimi ile geçici Şam hükümeti arasında imzalanan anlaşma ile birlikte, Suriye’de önemli gelişmelerin kapısı aralandı. Halkların statülerinin tanındığı, demokratik, eşit, adil bir Suriye için büyük bir fırsat ortaya çıktı. Suriye’deki anlaşmaya ve Türkiye’deki barış sürecine, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı damgasını vurmuştur.

    GEÇİŞ ANAYASASI UMUDU ZEDELEYEN BİR YAKLAŞIM

    Sayın Erdoğan da QSD ile geçici Şam hükümeti arasında yapılan bu anlaşmaya pozitif bir şekilde yaklaştığını belirtmişti. Fakat bu mutabakata atılan imza henüz kurumadan, halkların ve inançları görmezden gelen bir geçiş anayasası yürürlüğe girdi. 13 Şubat’ta siz de takip ettiniz, Suriye geçici anayasası açıklandı. Bu, Suriye’yi yeni bir karanlığa sürükleme potansiyeline sahip bir girişimdir. Bu geçiş anayasası, bölgesel barış umudunu zedeleyen bir yaklaşıma sahiptir. 15 gün önce, geçici hükümet o geçici kelimesi hala duruyor çünkü kalıcı olmak için demokratik, kapsayıcı, adil olmak gerekiyor. Eşitlikçi, hakkaniyetli bir politika yürütmek gerekiyor, katletmemek gerekiyor. Göçertmemek gerekiyor. Onun için geçici diyoruz, bu rejimin demokratik karakteri ortaya çıkana kadar halklar nezdinde geçici olmaya devam edecek. Bu geçici Şam hükümeti, 15 günde geçici bir anayasa hazırlık komisyonu kurmuş. Maşallah, nasıl çalışıyorlar. Biz bu ülkede 10 yıldır demokratik bir anayasa yapım aşamasına dahi geçemedik. 15 günde kurduğu geçici komisyon bir taslak hazırladı ve kamuoyuna açıkladılar. Hangi dinamiklerle görüştüler, ne zaman görüştüler, kimsenin haberi olmadı.

    KÜRTLER KENDİNİ NEREDE GÖRECEK?

    Kürtlerle, Alevilerle, Süryanilerle, Dürzilerle görüşülmemiş. Kadın devrimi dediğimiz Rojava’daki kadınlarla görüşülmemiş ama Suriye geçici anayasa taslağı diye kamuoyuna açıklandı. Böyle bir anayasa olabilir mi, bu anayasa kapsayıcı olabilir mi? Bu Suriye’nin anayasasıdır; bütün demokratik şekliyle, bütün farklılıkları kapsıyor diyebilir miyiz? Ülkenin adını da koymuşlar, 15 günlük çalışma içerisinde. Suriye Arap Cumhuriyeti diye mezhepçi, tekçi, yüzyıldır oranın sorun yaşamasına sebebiyet veren o tekçi bir mantıkla Suriye Arap Cumhuriyeti demişler. Şimdi en başta Suriye Arap Cumhuriyeti dersen, Kürtler kendisini nerede görecek?

    BU ANAYASAYI TANIMIYORUZ

    Soruyu sormaya devam edeceğiz. Bunun yerine yüz yıldır o coğrafyanın çatışma ve savaş içerisinde yaşamasına sebebiyet veren o tekçiliği kullanmaması gerekiyordu. Sanki yangından mal kaçırırcasına beş yıllık geçiş süreci anayasası diye anlattılar ve bununla birlikte yeni istikrarsızlıklara, yeni gerginliklere, yeni provakasyonlara da maalesef zemin açtılar. Biz bu anayasayı tanımıyoruz. Kimse unutmasın ki halkları ve inançları yok sayan anlayış artık miadını doldurmuştur. Yok, sayanlar kaybediyor. Suriye’den Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya Aleviler demokratik toplumun garantisidir. Alevinin olmadığı bir geçici geçici anayasa mı olur? Onayını almayan bir anayasa mı olur? Tam da Sayın Öcalan’ın Demokratik Toplum dediği çağrı; aslında Alevilerin de haklarını yaşamlarını garanti altına alan bir çağrıdır. Onun için demokratik toplum diyoruz.

    ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR SURİYE’DEN BAŞKA BİR SEÇENEK YOK!

    Aleviler, Hristiyanlar, Kürtler, Dürziler yani Suriye’de yaşayan bütün halklar ve inançların kendi iradelerine sahip olduğu demokratik laik özgürlükçü bir Suriye’den başka seçenek de yok yol da yok. Demokratik, laik, özgürlükçü bir anayasanın dışında orayı kapsayacak bir yol da yok, seçenek de yok. Onun için erkenden bu antidemokratik, yok sayan, geçici olan hükümet gibi adının geçici olduğu bu anayasanın demokratik bir öze ve kapsayıcı bir ruha kavuşması için Suriye yetkililerine de çağrımı yapmak istiyorum.

    BARIŞA KURULMUŞ BİR SABOTAJDIR

    Suriye’de geçici Şam yönetimi ile Özerk Yönetim arasında görüşmeler devam ederken, siz de hakkını vereceksiniz, evet eleştirilecek birçok yanımız var ama özellikle bu tartışma süreci başladıktan sonra 7/24, kadın meclisimizle, bütün parti kurum ve kurullarımızla birlikte barışı örgütlemeye çalışıyoruz. Barış umudunu büyütmeye çalışıyoruz. Biz bunları yapmaya çalışırken, henüz meclis koridorlarında ziyaret programımızı uygulamaya çalışırken, Kobanî’de 7’si çocuk 9 kişilik bir aile katledildi, acımasızca. Hem de Ramazan ayında ve sahura insanlar kalkmışken. Bu katliamı kınıyoruz, bu katliamı kabul etmiyoruz. Barış umudunu büyütelim derken birileri katliamlarına devam ediyor. Bu katliam kabul edilir gibi değil. Bu katliam barışa, bu sürece kurulmuş bir provokasyon ve sabotajdır.

    ABDULLAH ÖCALAN UYARMIŞTI

    Sayın Öcalan’la yaptığımız görüşmelerde Sayın Öcalan da provokasyonlara dikkat çekmişti. Ve İmralı Adası’nda kendisiyle görüşen bütün heyetlere devlete sürekli yaptığı en önemli çağrılardan biri: ‘Aman ha, provokasyonlar, sabotajlar olmasın.’ Provokasyon ve sabotaj derken, uzaydan, gökten, dışarıdan gelip bir şeyler yapabilecekleri sadece kastetmemişti. Bizim sözümüzden eylemimize kadar, iktidarın pratiğine, sözüne, eylemine kadar aslında büyük çerçeve çizmiştik. Bu işin lamı cimi yok! Bu katliamı yapan akıl, barış umutlarını katletmiştir. Barış umuduna sabotajda bulunmuştur. Bu saldırı asla sıradan bir saldırı değil, öyle değerlendirmiyoruz. Barış çabalarını ortadan kaldırmaya dönük bir mesajdır. Sayın Erdoğan daha kaç gün önce bu süreçte gelebilecek her türlü provokasyona karşı en üst seviyede dikkat sergileyecek, gereken bütün tedbirleri alacağız demişti. Bunu yürütmenin başı söylüyor, Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor. Şimdi buradan Sayın Erdoğan’a soruyoruz: Kobanî’de 7’si çocuk 9 kişilik bir ailenin öldürülmesi sabotaj değil de nedir? Provokasyon değil de nedir? Bahsettiğiniz en üst seviyede tedbirleri ne zaman alacaksınız? Yoksa bu değerlendirmeyi yaparken “Kürtler hariç, Kobanî’dekiler hariç” mi dediniz? Dolayısıyla verdiğiniz söze uygun bir pratik ortaya çıkmalıdır. Bir kez daha bu saldırıyı en sert şekilde kınıyoruz, lanetliyoruz. Bu saldırıyı yapanların peşini bırakmayacağız. Açığa çıkıncaya kadar, bu saldırıyı yapanlar yargılanıncaya kadar hep birlikte mücadele edeceğiz.

    MESAJI 50 BİN KİŞİYE AYRINTILI ANLATTIK 

    Değerli arkadaşlar, barış yolunu örmek için siyasi parti, sivil toplum, inanç örgütleri başta olmak üzere toplumun birçok çevresiyle görüşmeler yaptık. Buluşmalar gerçekleştirdik. Demokratik çözüm gündemiyle bütün kurullarımız, kadın arkadaşlarımız başta olmak üzere büyük bir çaba içerisinde. Parti olarak barış ve demokratik çözüm çağrısını büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında halklarımızla, emekçilerle buluşuyor, demokratik siyasetin gereğini yerine getirmeye çalışıyoruz. 139 ayrı merkezde halk toplantıları gerçekleştirdik. Bu toplantılara 50 bin arkadaşımız, yoldaşımız katıldı. Sayın Öcalan’la mesajını bu 50 bin kişiye ayrıntılı şekilde anlattık, birlikte tartıştık. Dünyada 50 bin kişi ile barışı topluma anlatacak başka bir örnek yok. Hep model oluyoruz, hep öncülüğünü yapıyoruz, 50 bin kişi ile barışı anlatacağız topluma. Bakın haritadan da göreceksiniz, bu mor renginde olan bütün kentlerde toplantılar yaptık. Neredeyse Türkiye haritasının 4’te 3’ünü gezdik. Kalanını da hep birlikte yine tamamlayarak demokratik toplumu ve barışı anlatmaya çalışacağız.

    SIRA KİMDE? 

    Evet, bütün ziyaret ve toplantılarda gördüğümüz netti. Halkımız barış, adalet, özgürlük istiyor. Zemin hazır, irade hazır,  umut var. O halde neden yol almayalım sorusunu bir kez daha soralım. Biz de hazırız. Yol açık, 27 Şubat asrın çağrısı, aynı zamanda demokrasinin pusulasıdır. Bu süreci, barışla taçlandırmak için, pedal çevirmeye devam etmeliyiz. İlk pedalı Sayın Öcalan büyük bir cesaretle, büyük bir sorumlulukla yerine getirdi.  Şimdi pedal çevirme sırası iktidarda, devlettedir. Hadi buyurun çeviren pedalı devam ettirin. Bu ülkeyi barışa, huzura kavuşturalım diyoruz. Sayın Öcalan’ın çağrısının üzerinden 24 saat bile geçmeden, PKK kendini fesih etme kararı aldı. Fesih kongresinin yapılması da sürecin en kritik eşiğinin aşılması için ne lazım. Güvenli bir ortam lazım. Güvenli bir ortam lazım. buyurun güvenli ortamı sağlayın. Madem çok istiyorsunuz, kongre toplansın, Sayın Öcalan’ın çağrısını yerine getirsin. Sayın Öcalan ile kendi partisini kuracağı kongreyi yöneteceği, mekanizmayı bir zahmet oluşturun.

    85 MİLYON SAHİPLENMELİ 

    Bu da pedalı çevirmenin en önemli aşamalarından birisidir. Türkiye’de çözüm ve barış sadece Kürtlere değil, bütün Türkiye’ye kazandıracaktır. 85 milyon kazanacaktır. Demokrasi gelecek. Rantın, sermayenin zenginleştiği, emeklinin, emekçinin perişan olduğu bu zemin ortadan kalkacak. Eşit olacağız, kardeş olacağız, kavga bitecek. O yüzden bu çağrıyı 85 milyonun sahiplenmesi gerekiyor. Türkiye’de çözüm herkese kazandıracaktır. Ortadoğu’da olduğu kadar, yenidünyada da Türkiye’yi büyük bir güç haline getirecektir. İşte son günlerde hep birlikte takip ediyoruz. Dün AKP sözcüsü de açıkladı, iktidar AB sürecini ilerletme

    BAKAN TUNÇ’A YANIT 

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’ın “Umut hakkı bizim mevzuatımızda, kanunlarımızda olan bir konu değil” açıklaması sorulan Bakırhan, “Bu konuda uluslararası mahkemelerin vermiş olduğu kararlar var, AİHM kararı var. Sanırım bu mesele Sayın Adalet Bakanı’nı aşan bir meseledir. Uluslararası evrensel kuralları uygulayacaksa, ‘umut hakkı’ diye bir şey de var. Bu bizim icat ettiğimiz, ürettiğimiz bir mesele değil. Çözüm olacaksa, barış olacaksa, yeni ve demokratik bir zemin oluşturulacaksa da ‘umut hakkı’, cezaevlerindeki bu kumpas davaları da gözden geçirilmelidir” dedi.

    Bakırhan, şöyle devam etti:

    “Adalet Bakanı bu sürecin neresindedir, bu cevap bu sürece ne katkı sunuyor? Tecrit yokmuş! Biz inandık mı buna. Dört yıldır Sayın Öcalan avukatlarıyla, ailesiyle mi görüştü? Ayıptır. Kimin nerede durduğunu bir zahmet biraz netleştirmesi gerekiyor. Bizim cephemizden derli toplu net somut bu sürece nasıl yaklaştığımızı siz değerli basın emekçileri çok iyi biliyorsunuz. Sade ve net bir şekilde saklamadan her şeye yanıt olmaya çalışıyoruz. Bizim muhatabımız kim? Her gün bir AK Partili yetkili bakana cevap vermek durumunda kalmayalım. ‘Umut hakkı’ da vardır, ‘umut hakkı’ bir haktır. ‘Umut hakkı’, evrensel hukukun karar verdiği, AİHM’in karar verdiği uluslararası, evrensel bir haktır. Bu süreç yürüyecekse, çözüm olacaksa umut da olmalı, ‘umut hakkı’ da olmalıdır. İnsanlar sonsuza kadar cezaevinde mi kalacaklar?”

    Bakırhan, Adalet Bakanı Tunç’un “yazılı mesaj olabileceğine” dair sözlerine dair ise, “Barışa dönük verilecek her olumlu mesaj biçimi, şekli ne olursa olsun takip ediyoruz. Dolayısıyla oradan gelecek mesajın içeriğini çok önemsiyoruz, Newroz öncesi böyle bir mesajın gelmesinin değerli ve kıymetli olduğunu belirtiyoruz” dedi.

    Bakırhan, “21 Mart’ta heyet İmralı’ya gidebilir mi?” sorusuna dair, “Gidebilir, Adalet Bakanı her şeye cevap veriyor, bence bunu da sorsanız söyler” yanıtı verdi.

    Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın Newroz’da çağrı yapıp yapmayacağına ilişkin soruyu şöyle yanıtladı: “Dün  Ak Parti gurubu ile görüşürken de dile getirdik. Heyetimizin tekrar İmralı’ya gidilmesinin yararlı olacağını düşünüyoruz. Çağrı sonrası Sayın Öcalan’ın meseleye dönük ne diyeceğini, nasıl mesajlar vereceğini de toplum merak ediyor. Newroz öncesi olursa oradan halka bu çağrıyı perçinleyecek, güçlendirecek bir çağrı gelirse memnun oluruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Karakoçan’da Newroz coşkuyla kutlandı!-VİDEO

    Karakoçan’da Newroz coşkuyla kutlandı!-VİDEO

    PİRHA- Karakoçan’daki Newroz kutlamasında konuşan Gültan Kışanak, Erdoğan’ın bir sorumluluk alması gerektiğinin altını çizerek, “Eğer bir Kürt-Türk ittifakına, tarihsel barışa doğru yol alacaksak, işte bu dönem cesaretle sorumluluk alma dönemidir” dedi.

    Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde Newroz yüzlerce yurttaşın katılımıyla coşkuyla kutlandı. Siyasetçi Gültan Kışanak’ın yanı sıra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Ayten Kordu ile Ömer Faruk Hülakü ve ilçe belediye eşbaşkanları da kutlamaya katıldı.

    Kutlamada, Karakoçan Belediye Eşbaşkanları Songül Düzgün ve Cafer Oğur ile DEM Parti İlçe Eşbaşkanı Bekir Polat da kısa birer konuşma yaptı.

    Mazlum Doğan’ın ablası Arife Yıldırım, mücadelenin barışa vesile olsmasını dilerken, Suriye’deki Alevi katliamını kınadı.

    “NEWROZ KUTLU OLSUN”

    DEM Parti milletvekilleri, Kürt siyasetçi Gültan Kışanak ve parti temsilcileri “Bijî Newroz” sloganlarıyla Newroz ateşini yakarken, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu yaptığı konuşmada, “Özgürlük, eşitlik ateşinin her yeri sardığı tarihi çağrıyla, Newroz ateşi her yerde daha fazla yükselecek. Demokrasi mücadelemiz her yeri saracak. Genciyle, kadınıyla, Kürdüyle, Türküyle bu ülkede demokrasi, eşitliği, özürlüğü hep beraber inşa edeceğiz. Newroz bu demokrasiye, adalet dolu yaşama vesile olsun” dedi.

    DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü de, Kürt halkının dirayetinin yön verdiği yeni bir döneme girildiğini belirtti. Hülakü, “Mazlum’un 3 kibrit çöpüyle yaktığı Newroz ateşi büyüdü, biz bu günlere kadar geldik. O ateş Kürt halkını yok sayan, dilini, kimliğini yok sayan, Newroz’u yok sayan zihniyete cehennem oldu. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın tarihi çağrısıyla birlikte demokrasi için ilk ateşi bu Newroz’da yakacağız. Halkların özgür ve birlikte yaşamının olabileceği çağrıdır. Bu Newroz’u anlamlı hale getiren Sayın Öcalan’ın Newroz’unu kutluyorum” diye konuştu.

    “YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPIYORUZ”

    Siyasetçi Gültan Kışanak, Newroz’un önemine vurgu yaparak şunları ifade etti:

    “Tarihsel bir miras olarak bize kazanmayı, mücadeleyi, başarmayı emrediyor. Her şey bir hayal kurmakla başlar. Daha güzel yarınların hayalini kurduk. Daha demokratik bir geleceğin hayalini kurduk. Kimliğimizle kültürümüzle, tarihimizle, dilimizle özgür yaşamın hayalini kurduk. O hayali gerçekleştirmeye çok yakınız.

    Tarihi süreçlerde öncelikle kendimize güveneceğiz, moralimizi, motivasyonumuzu yüksek tutacağız, bir birimize kenetleneceğiz. Bu yolu hep beraber yürüyeceğiz. Tarihi seyredenler, bekleyenler, şikayet edenler, sızlananlar değil; tarihi emek verenler, sorumluluk üstlenenler, direnenler yazar. Şimdi bizler yeni yaşama, barışa, demokratik topluma dair tarih yazmak üzere yeni bir başlangıç yapıyoruz. Tarihimizden aldığımız güçle, dirençle bu yolu da başarıyla yürüyeceğiz ve hayalini kurduğumuz barışa ve özgürlüğe hep birlikte kavuşacağız.”

    “KRİTİK EŞİK AŞILDI, ERDOĞAN SORUMLULUK ALMALIDIR”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Kritik bir eşik aşıldı, İnşallah sükûnetle sonuna kadar bu işi tamamlayacağız. Parlamentoya bu konuda görev düşüyor. Herkes bu sürece katkı sunsun” sözlerine dair konışan Gültan Kışanak, şunları dile getirdi:

    “Doğrudur kritik eşik aşıldı. Sayın Öcalan İmralı’da dayatılan tecride rağmen çağrısını büyük bir cesaretle yaptı, sorumluluk aldı. Şimdi bizim halk olarak bu sorumluluğu paylaşmak, bu yükü omuzlarımıza alma zamanıdır. Önümüzde daha aşılması gereken nice kritik eşikler var. Sayın Öcalan bu sorumluluğu aldı, bu tarihsel çağrıyı yaptı. Şimdi en önemli kritik eşik Sayın Öcalan’ın özgür koşullarda bu sürece dahil olmasının imkanlarını yaratmaktır.

    İşte bu eşiği aşma konusunda da Sayın Erdoğan’ın bir sorumluluk alması lazım. Eğer bir Kürt-Türk ittifakına, tarihsel barışa doğru yol alacaksak, işte bu dönem cesaretle sorumluluk alma dönemidir. Binlerce insanımızın yaşadığı acılar, hasretler var. Onun için ikinci kritik eşikte demokratik siyasete tam katılımın önünü açacak bir yasal düzenleme yapmaktır. Bu yasal düzenleme yapılırsa demokratik siyaset bu sorumluluğu büyük bir cesaretle alacaktır.

    Cezaevlerinin kapısı açılacak, yoldaşlarımız burada bizimle olacaktır. Bu süreç seyredebileceğimiz bir süreç değil. Cesaretle sorumluluk alacağımız bir süreçtir. İşte Mazlum Doğan 12 Eylül’de Amed zindanında vahşeti durdurmak için büyük bir cesaretle yaşamını ortaya koydu. Bizler de bugün seyretmeyeceğiz, beklemeyeceğiz ama yaşamları kazanmak için bir tek canımız daha toprağa düşmemesi için biz sorumluluk alacağız, daha çok çalışacağız, örgütleneceğiz, bir birimize daha çok kenetleneceğiz ve başaracağız. Yolumuz açık olsun.”

    Newroz kutlaması sanatçı Ciwan Adar’ın seslendirdiği şarkılarla sona erdi.

    PİRHA/KARAKOÇAN

  • Sanatçı Pınar Aydınlar hakkında yeni bir soruşturma

    Sanatçı Pınar Aydınlar hakkında yeni bir soruşturma

    PİRHA- Toronto Newroz etkinliğinde yaptığı konuşmalardan dolayı Sanatçı Pınar Aydınlar hakkında soruşturma açıldı. PİRHA’ya konuşan Aydınlar, “Kürt halkının ve değerlerinin yanında olmak suç sayılamaz. İfade hürriyeti çerçevesinde değerlendirilmelidir” dedi. 

    Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle Sanatçı Pınar Aydınlar hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma dosyası ise İstanbul’a gönderildi. Soruşturmaya gerekçe ise Aydınlar’ın 2023 yılında Toronto Newroz etkinliğinde yaptığı konuşmalar gösterildi.

    Aydınlar, başlatılan soruşturma nedeniyle avukatı Murat Arksak ile adliyeye giderek bugün ifade verdi.

    AYDINLAR: KÜRT HALKININ VE DEĞERLERİNİN YANINDA OLMAK SUÇ SAYILAMAZ

    Pınar Aydınlar, sosyal medyada yazdığı mesajında “Kürt halkının, değerlerinin yanında olmak suç değildir” dedi.

    PİRHA’ya konuşan Pınar Aydınlar, şu bilgileri verdi:

    “2023 Toronto Newrozu’ndaki konuşmalarım ‘Kürt halkı önderi Sayın Abdullah Öcalan’a özgürlük’ cümlem ve sahnedeki şarkılar propaganda olarak sayıldı. Suç ve suçluyu övmekten Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı açtı dosyayı, İstabul’a gönderdiler. Youtube’a atılan videodan kesit alarak bir suç dosyası oluşturulmuş hakkımda. Ve sahneye asılan afişler ve pankartlarla ilgili bir soruşturmaya tabii tutuldum.

    Ben bir sanatçıyım Kürt halkının bayramı olan Newroz’u sahiplenen bir sanatçıyım. Kürt halkının ve değerlerinin yanında olmak suç sayılamaz. İfade hürriyeti çerçevesinde değerlendirilmelidir. Başka insanların binlerce buna benzer dosyası var ve beraatle dönüyor. Bir sanatçının sahnede okuduğu esere müdahale edilmemelidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mersin’de Mart aylarındaki katliamlarda yaşamını yitirenler anıldı- VİDEO

    Mersin’de Mart aylarındaki katliamlarda yaşamını yitirenler anıldı- VİDEO

    PİRHA- İHD, ÖHD ve ÇHD Mersin Şubeleri, Mart aylarındaki katliamlarda yaşamını yitirenler anılarak, katliamların unutturulmayacağı vurgulandı. Anmada konuşan İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, “Mart aylarında katledilen Kürtler, Aleviler, devrimci öğrenciler, çocuklar, kadınlar bu coğrafyanın birer unsuruydular. Ne katledilenleri ne de katliamları unutturmayacağız” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubeleri, Mart aylarındaki katliamları anmak için Özgür Çocuk Parkında bir araya geldi. Anmada Gazi Mahallesi, Halepçe, Newroz, Gezi ve Kızıldere katliamlarında yaşamını yitirenler anıldı.

    “Mart ayı katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız” pankartının açıldığı anmada ortak basın açıklamasını İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci okudu.

    “MART AYI KATLİAMLAR TARİHİ”

    Gazi İnci, 16 Mart’ta Saddam Hüseyin rejiminin Irak Kürdistanı’nda başta Halepçe olmak üzere Kürt şehirlerinde gerçekleştirdiği soykırımda yüz binden fazla Kürdün katledildiğini hatırlattı.

    1995’te İstanbul’da Alevi vatandaşların çoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi’ndeki dört kahvehaneye yapılan silahlı saldırıya değinen İnci, “Olayların ardından çok sayıda Alevi vatandaş, Gazi Mahallesi’nde toplandı, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna yürüdü. Polis halkın üzerine ateş açtı. Yaşanan tüm olaylar sonunda 22 kişi yaşamını yitirdi ve yargılanan polislerin hepsi de ya ceza almadılar ya da düşük cezalar aldılar ve cezaları ertelendi. Bu olaylar sebebi ile gözaltına alınan Hasan Ocak’ın daha sonradan cesedi bulunduktan sonra diğer tüm kayıp yakınlarının Cumartesi Anneleri eylemlerini başlattığını da bir kez daha hatırlatalım” dedi.

    “KATLİAMLARDA ÖNLEM ALINMADI”

    16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde bombalı ve silahlı saldırıda 7 öğrencinin yaşamını yitirdiği, 41 öğrencinin yaralandığı bombalı ve silahlı saldırıda olayla ilgili daha öncesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bilgi verilmesine rağmen herhangi bir önlem alınmadığına dikkat çeken İnci, “Yargılamalar sırasındaki itiraflarda bombayı Abdullah Çatlı’nın temin ettiği yer aldı. Hem Abdullah Çatlı hem de ihmal sebebi ile yargılana polisler, cezasızlık politikasının sonucu olarak beraat etti” diye aktardı.

    21 Mart 1992’de Şırnak’ın Cizre ilçesinde Newroz bayramını kutlayanların katledildiğine de değinen İnci, “Katliamda onlarca insan öldü, yüzlercesi yaralandı. Beyaz bayrak taşıyan gazetecilerin üzerine bile ateş açıldı, bir gazeteci öldürüldü” diyerek diğer katliamlara ilişkin şunları söyledi:

    “30 Mart 1972’de Türkiye devrimci gençlik hareketinin liderlerinden Mahir Çayan ve arkadaşları Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna ve Saffet Alp bundan tam 52 yıl önce Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını engellemek için çıktıkları yolda Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere Köyü’nde devletin güvenlik güçlerince katledildiler.

    BERKİN ELVAN

    11 Mart 2014’te Gezi Parkı protestoları sırasında kafasına gaz kapsülü gelmesi sebebi ile uzun süre yoğun bakımda kalan 13 yaşındaki Berkin Elvan yaşamını yitirdi. Bu dosyada yargılanan polis ise her türlü ceza indirimden faydalanarak cezasızlık zırhı ile korundu. Maalesef bu coğrafyada çocuklar devlet koruması altında değil, devlet tehlikesi altında.

    KEMAL KURKUT

    21 Mart 2017’da Diyarbakır Newroz kutlamalarında polis tarafından üzerine ateş açılan Kemal Kurkut yaşamını yitirdi. Emniyetin Kemal hakkındaki ilk açıklamasında canlı bomba olduğu ile ilgili yalan bir algı yaratılmıştı. Daha sonra Dicle Haber Ajansı muhabiri Abdurrahman Gök’ün çektiği fotoğrafları paylaşmasıyla olayın gerçek yüzü ortaya çıktı, Kemal hiçbir neden yokken katledilmişti. Fail polis memuru cezasılıkla korundu. Bu görüntüleri paylaşan muhabir Abdurrahman Gök hakkında ise örgüt üyeliği ve propaganda suçlarından kovuşturma başlatıldı, propaganda suçundan ceza verildi.”

    Tekçi ideolojinin azınlık gruplara katliam olarak geri döndüğünü ifade eden İnci, toplumsal barış için coğrafyadaki tüm değerleri benimseyen toplum sözleşmesi inşa edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Antalya’da on binlerin katılımıyla Newroz kutlandı!-VİDEO

    Antalya’da on binlerin katılımıyla Newroz kutlandı!-VİDEO

    PİRHA –Antalya’da binlerce yurttaş, Newroz ateşi etrafında bir araya geldi. Yapılan konuşmalarda kayyım politikaları eleştirilirken cezaevlerinde süren açlık grevlerine de dikkat çekildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi (DEM) Antalya İl Örgütü tarafından düzenlenen Newroz kutlaması, Turgut Özal Spor Salonu önünde yapıldı.

    Kutlamalar sabahın erken saatlerinde başladı. Vatandaşlar, yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı alana üzerleri arandıktan sonra girebildi.

    Alana yöresel kıyafetlerini giyinerek gelen yurttaşlar, Kürtçe müzikler eşliğinde halaylar çekti.

    Saat 13.00’te başlayan kutlamada demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu. Ardından DEM Parti Antalya İl Eş Başkanları Hülya Hasbay ile Mustafa Vakit, alanda bulunanları selamladı. İl eş başkanları, cezaevinde tutulan siyasilere de selam gönderdi.

    “AKP’NİN BELEDİYECİLİK ANLAYIŞI ORTADA”

    Newroz programında Antalya Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Nesibe Bahadır da konuşma yaptı. Halka Kürtçe seslenen Bahadır, cezaevlerinde süren açlık grevlerini anımsatarak, siyasi tutukluların Newroz bayramını kutladı.

    Nesibe Bahadır’ın ardından Kemal Bülbül söz aldı. Bülbül, AKP’li adayın billboardlarda asılı olan “kira desteği” vaadini işaret ederek “7.500 lira yardım verecekmiş! Önce pahalılığı, hırsızlığı yapıyor, arkasından destek vereceğini söylüyor. AKP devletin uçağını, devletin arabasını, devletin benzinini kullanıyor. AKP’nin 15 yıllık Belediye Başkanı Hakan Tütüncü’nün, Kepez ilçesindeki belediyecilik anlayışı ortada. Hakan Tütüncü diyor ki ‘Antalya’yı altın çağında yaşatacağız’. 15 yıldır Kepez’e bataklık, çamur, sel ve yağmur çağını yaşatan Hakan Tütüncü, 22 alt geçit yapacakmış. Bir alt geçit yapamayan, alt geçidin içinde arabasında boğulan insan ortada” diye konuştu.

    Kemal Bülbül, “DEM’e oy vermek tecritte karşı olmaktır. Gülten Kışanak, Selahattin Demirtaş, Leyla Güven’e, Selçuk Mızraklı’ya verilen bir selamdır. Antalya’da verilen her oy, İmralı’daki tecride karşı bir tavır, kayyımlara tepki, ‘Antalya’da varız, var olacağız’ demektir. Buradan vekili aldık, bundan sonra belediyeyi de alacağız” diyerek konuşmasını tamamladı.

    Programın devamında Aryen Çocuk Grubu ve birçok sanatçı, Kürtçe ezgiler seslendirdi. Önceki yıllara oranla bir hayli yoğun katılımın görüldüğü Antalya Newroz’u, yakılan ateşin etrafında çekilen halaylarla son buldu

    PİRHA/ANTALYA