PİRHA- Eğitim Sen İzmir 4 No’lu Şube, İzmir’de ÇEDES protokolü kapsamında okullara 99 imam atanmasına tepki göstererek, eğitim sisteminin belli bir dinin ve belli bir mezhebin kurallarına göre biçimlendirilerek çocukların istismar edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) İzmir 4 No’lu Şube, İzmir’de 99 okula ÇEDES Protokolü kapsamında atanan imamları protesto etmek amacıyla Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamada “Laik, bilimsel eğitim düşmanı Çedes protokolü iptal edilsin” pankartı açılırken “Parasız bilimsel laik eğitim için ÇeEDES’e hayır”, “Tarikat cemaat müfredatı istemiyoruz”, “Okullarda imam değil öğretmen istiyoruz” dövizleri taşındı. Açıklamada sık sık “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Tarikata değil eğitime bütçe”, “Tarikatın bakanı Yusuf Tekin istifa” sloganları atıldı.
Açıklamaya birçok siyasi parti temsilcisi ve sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı. Basın metnini Eğitim Sen İzmir 4 No’lu Şube sekreteri Burhan Çiçek okudu.
“EĞİTİMİN TARİKATLARA TESLİM EDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”
ÇEDES protokolü ile eğitimin dinci, ırkçı bir müfredat yapısıyla şekillendirilmeye çalışıldığını söyleyen Çiçek, “Buradan Milli Eğitim Bakanlığına sesleniyoruz. Okullardaki laik ve bilimsel eğitime aykırı ÇEDES uygulamasını iptal et. Anayasa, yasa ve yönetmeliklerle sana verilen görevini yap. Eğitimi, Diyanet İşleri Başkanlığını devretmeyi amaçlayan, karma eğitime, laik yaşama aykırı, ÇEDES Projesine son ver. İlçemiz okullarında ısınma, temizlik, güvenlik, kalabalık sınıflar, öğretmen atanması noktalarında birçok sorun varken; okulların kaloriferleri yanmazken, temizlik görevlisi olmadığı için çocukların sınıflarının temizlenmediği görüntüler ortada duruyorken, onca öğretmen ihtiyacı varken; Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün bütün bu sorunları çözmek yerine ilçedeki okulların tamamına yakınına imam hatip, vaiz ve kuran öğreticisi görevlendirerek eğitimi diyanete, tarikatlara teslim etmesi kabul edilebilir değildir” diye konuştu.
“ÇOCUK İSTİSMARI”
Çiçek, öğrencilerin iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda okul içinde ve dışındaki bu tür uygulamalara katılmasına izin verilmesinin çocuğun üstün yararı ilkesine aykırı olduğuna işaret ederek, “Okul içinde ve dışında yapılan dini içerikli, toplu namaz etkinlikleri ve öğrencilere mezarlık temizletilmesi gibi etkinlikler çocukların zihinsel gelişimi açısından sakıncalıdır. Sınıflarda dini içerikli etkinlikler (sınıflarda Kâbe ve mezar maketleriyle yapılan etkinlikler) laik eğitime ve eğitim-öğretimin amaçlarına temelden aykırıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre doğrudan çocuk istismarı anlamına gelmektedir. Eğitim sisteminin belli bir dinin ve belli bir mezhebin kurallarına göre biçimlendirilmek istenmesi, çocuklarımızın dini etkinlikler üzerinden istismar edilmesi kabul edilemez bir durumdur” diye belirtti.
ÇEDES PROTOKOLÜNÜN İPTAL EDİLMESİ İSTENDİ
Laik, bilimsel, anadilde eğitimin önemine vurgu yapan Çiçek, “Eğitim Sen olarak öğrencilerimizin iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda okul içinde ve dışında gerçekleştirilen etkinliklere katılım üzerinden istismar edilmesine sessiz ve tepkisiz kalmayacağımız, velilerimizle birlikte öğrencilerimize yönelik bu tür adımları yakından takip etmeyi sürdüreceğimiz bilinmelidir” dedi.
PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi’nin, okullarda uygulanan ÇEDES projesinin sonlandırılması için başlattığı imza kampanyası devam ediyor. Kampanyanın 10 bin imzaya yaklaştığı bilgisini veren ABF Kadından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleşo, toplumun tüm kesimlerini bu kampanyaya katılmaya ve imza vermeye davet etti.
Toplumun tepkiyle karşıladığı Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesine yönelik Alevi toplumunun itirazı sürüyor. ÇEDES uygulamanın iptali için Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi de harekete geçmiş ve imza kampanyası başlatmıştı.
“ÇEDES projesi iptal edilsin!” başlığı ile change.orgüzerinden 22 Haziran tarihinde imza kampanyası başlatan Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi’nin çağrısı ile imza verenlerin sayısı 10 bine yaklaştı.
“BU PROJEYE KARŞI ÇIKMAK ADINA ATILAN ÖNEMLİ BİR ADIM”
Alevi Bektaşi Federasyonu Kadından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleşo, ÇEDES Projesi’nin iptal edilmesi amacıyla başlattıkları geniş kapsamlı imza kampanyasının devam ettiğini belirterek, “ÇEDES Projesi’nin, toplum üzerinde olumsuz etkiler yaratacağına inanan Kadın Meclisimiz, bu girişimiyle kamuoyunun dikkatini çekmeyi hedefliyor. ÇEDES Projesi’nin uygulanması durumunda Alevi toplumunun inançsal değerlerinin zarar göreceği endişesi taşımaktayız. Bu projeye karşı çıkmak, geleceğimizi korumak adına atılması gereken önemli bir adımdır” dedi.
“TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNİ BU KAMPANYAYA KATILMAYA DAVET EDİYORUZ”
Keleşo, daha fazla imza toplanması için kamuoyunun desteğine ihtiyaç olduğunu ifade ederek, “Kampanyaya destek hızla büyüyor, ancak daha fazla imza toplanması için kamuoyunun desteğine ihtiyaç duyuluyor. Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi olarak toplumun tüm kesimlerini bu kampanyaya katılmaya ve imza vermeye davet ediyoruz. İmzanızla siz de bu haklı mücadeleye destek olun ve geleceğimize sahip çıkın” çağrısında bulundu.
İMZA KAMPANYASININ LİNKİ
Kampanyaya destek vermek için change.org adresini ziyaret edebilirsiniz.
PİRHA-ÇEDES projesi (okullara imam atanması) bilgilendirmede toplantısında konuşan Eğitim-Sen 4 Nolu Şube üyesi Şuayip Vayiç, 1980 askeri darbesi sonrasındaki Türk-İslam sentezi ile ÇEDES’in taşlarının örüldüğünü söyleyerek, “ÇEDES projesi sadece Alevilerin, eğitim sendikalarının yada sekuler yaşamı benimsemiş ailelerin sorunu olmaktan çıkmadığı sürece kazanamayız” diye belirtti.
Tüm Bel-Sen İzmir 1 Nolu Şubesi, Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesi ile okullara imam atanmasına ilişkin bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdi.
Konak ilçesinde bulunan Kültürpark İzmir Sanat salonunda gerçekleşen toplantıda ‘ÇEDES’e Neden Hayır Diyoruz, Laik ve Bilimsel Eğitimi Nasıl Yok Ediyor?, Nasıl Mücadele Edilmeli?’ konu başlıkları hakkında bilgilendirme yapıldı.
Eğitim-Sen İzmir Şubeleri, öğrenci velilerinin katıldığı toplantı salonuna, ‘ÇEDES Protokolü İptal Edilsin’ pankartı asıldı.
“1980 DARBESİ İLE ÇEDES’İN TAŞLARI ÖRÜLDÜ”
Bilgilendirme toplantısında konuşan Eğitim-Sen İzmir 4 Nolu Şube üyesi Şuayip Vayiç, 1980 askeri darbesiyle birlikte oluşturulan Türk-İslam sentezi ile eğitimin dinselleştirilerek farklı inançların asimile edilmesinin adımının atıldığını söyledi. Vayiç, “1980 darbesi ile oluşturulan Türk İslam sentezi ile birlikte ÇEDES’ in taşları örüldü. Tek tip inanç ve mezhep topluma dayatıldı. ÇEDES aslında bir final ve bu hiç bitmeyecek. AKP ilk geldiğinde tüm kamu alanında kadrolaşma başlamıştı. Kadrolaşmaya karşı Eğitim-Sen’i sendeletmek istediler. ÇEDES’ in mevzuat açısından ilk temeli dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik döneminde atıldı. Talim terbiye kurulu müdahale edilerek dağıtıldı ve ilk likayatsız kadrolar o dönemde dolduruldu. İlk müfredat değişikliği yine Hüseyin Çelik döneminde yapıldı” diye konuştu.
Vayiç, mahkeme kararları ile iptal edilebilen protokollerin artık tarikat ve cemaatler eliyle merkezi hale getirilerek hiçbir izne tabi tutulmadığına işaret ederek şöyle devam metti:
“ÇEDES protokolü 2021 yılında çıkan bir protokoldü ve 2023 yılında bu daha da geliştirildi. Buna karşı tüm hareketliliğimiz eksik kaldı ve bir yerde toplanamadı. 4+4+4’ler öğrencilerin imam hatiplere yönlendirilmesi projesiydi. Tüm yatırımlarına rağmen bu proje başarılı olamadı. Mahkeme kararları iptal edilen projeler artık tarikatlar ile merkezi hale getirilerek okullara getirildi. Hiçbir izine gerek kalmadan herhangi bir tarikat, cemaat istediği çalışmaları okullarda yürütebilecek. Bunun bir süresi de yok. Vazgeçme süresi ise tarikatların inisiyatifine bırakılmış durumda. Bu işin yürütücü Diyanet İşleri Başkanlığı ve istediği kişiyi yönlendirip okullara atabiliyor. Asıl amaç dindar ve kindar nesil yetiştirmedir. Aslında bu bizlere açık bir tehdittir. Bütün devlet okullarını imam hatiplere çevirmekle bizleri tehdit ediyorlar.”
“TOPLUMUN HER KESİMİ PAYINI ALIYOR, MÜCADELE ETMELİYİZ”
Var olan tepkilerin yeterli olmadığı eleştirisinde bulunan Vayiç, ÇEDES projesinin toplumun tüm kesimlerinin sorunu olamadığı müddetçe sonuç alınamayacağını ifade ederek, “ÇEDES projesi laik yaşam alanlarımıza müdahale edilmesidir. ÇEDES projesi ile çocuklarımıza biat kültürü okullarda verilmek isteniyor. Bugüne yönelik değil, geleceği yönelik plandır. Bütün illerde ve ilçelerde ÇEDES’e dair çalışmalar yürütülüyor. Proje kapsamında Diyanet TV izleme, program hazırlama, sabah namazına kalkma, kız çocuklarını örtünmesinin sağlanması, cami temizliği gibi uygulamalar devreye koyuldu. Bizler ancak birleşebilir isek kazanabiliriz. Var olan mücadeleyi yeterli görüp merkezi çalışmalar örgütleyemedik. ÇEDES sadece Alevilerin, eğitim sendikalarının yada sekuler yaşamı benimsemiş ailelerin sorunu olmaktan çıkmadığı sürece kazanamayız. Bu mesele toplumunun tümünü kapsıyor ve bundan herkes payını alıyor. Birleşerek kazanmaktan başka yolumuz yok” şeklinde konuştu.
PİRHA- Laik Eğitim Demokratik Yaşam Platformu, İzmir Bayraklı’da bulunan Zihni Üstün Ortaokulu önünde ÇEDES projesine karşı bildiri dağıtarak, aileleri bilgilendirdi.
AKP hükümetinin ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)’ kapsamında okullara imam görevlendirdiği ilk kentlerden olan İzmir’de, son dönemde dayatılan dinselleştirme, tek tipleştirme, gericileştirme politikalarına karşı “Laik Eğitim, Demokratik Yaşam Platformu” kurulmuştu.
Laik Eğitim, Demokratik Yaşam Platformu, Bayraklı’da bulunan Zihni Üstün Ortaokulu önünde ÇEDES projesinin iptal edilmesi için bildiri dağıttı, projeye dair aileleri bilgilendirdi.
Bilgilendirmede, ÇEDES projesi adı altında okullarda imam, vaiz ve din görevlilerinin ‘manevi danışman’ ve ‘öğretici’ adında etkinliklere katıldığı, öğrencilerin camilere götürüldüğü belirtildi. MEB, Diyanet, dini vakıf ve derneklerin iş birliği ile okul içinde ve dışında öğrencilere yönelik olarak hayata geçirilen dini faaliyetler, eğitim sisteminin adeta belli bir inanç ve mezhebin kuralları ve uygulamaları ile kuşatılması anlamına geldiğine dikkat çekilerek, eğitim sisteminin en temel bilimsel ilkelerden ve laiklik anlayışından hızla uzaklaştığı ifade edildi.
Laik Eğitim Demokratik Yaşam Platformu’nun çocukların, siyasi iktidarın kendi siyasal-ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirdiği dini içerikli projelerin parçası haline getirilmesine karşı çıktığına vurgu yapılan bilgilendirmede, okulların dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olması için bütün eğitim ve bilim emekçileri, öğrenci ve veliler birlikte mücadeleye davet edildi.
PİRHA-Hükümetin okullara imam atamasına tepki gösteren Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü İsmail Akbaba, “Çocuklarımız okulda Sünni inancını öğrenmek zorunda değil” dedi. Akbaba, “Her toplumun kendine göre bir inancı var. Öğrenmek isteyen gitsin inancını, ibadetini kendi mecrasından öğrensin” ifadesini kullandı.
Türkiye’de eğitim sistemi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın dinci çevrelerle yaptığı anlaşmalar nedeniyle yıldan yıla geriye gidiyor. Özel okullar ve dini eğitim odaklı okullar teşvik ediliyor.
14 Ekim’de yapılan duyuru ile Millî Eğitim Bakanlığı, Okul Öncesi Eğitim Yönetmeliği’nde bir değişiklik yaparak ‘Katkı payı’ alınmasını zorunlu hale getirdi. ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesini hayata geçiren MEB, şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mesciti zorunlu kıldı. Uzmanlar, devlete ait olan 60 bin 734 okulda bu uygulamaların hayata geçirilmesinin yeni krizlere de sebep olacağına vurgu yapıyor.
AKP hükümeti tarafından okullara imam atanmasına ilişkin Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü İsmail Akbaba, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“HER TOPLUMUN KENDİ İNANCI VAR”
Okullara danışmanlık adı altında din görevlilerinin atanmasını doğru bulmadıklarını belirten Akbaba, “Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde okumuş, bu işin ilmini yapan öğretmenlerimiz var. Öğretmenlerimiz bize yeter. Her toplumun kendine göre inancı var. Öğrenciler gitsin ibadetini inancını kendi mecrasından öğrensinler” dedi.
“EN BÜYÜK İBADET ÇALIŞMAKTIR”
Aleviler olarak inançlarını cemevlerinde öğrendiklerini belirten Akbaba, “Sünni kardeşlerimiz camide, Hristiyanlar ise kilisede. Kim nerede, nasıl inanmak istiyorsa gök kubbenin altı mescit. En büyük ibadetin çalışmak olduğunu söylüyor Allah. Çalışmadan geçinenler bizden değildir, diyor Hünkâr Hacı Bektaşi Veli. Çalışmazsan üretmezsen olmuyor” diye konuştu.
“İNANCIMIZI YAŞAYAMAZSAK ALEVİ OLMA ŞANSIMIZ YOK”
Akbaba, “Biz niye Aleviyiz? Kendi inançlarımızdan kendi değerlerimizden dolayı. Bizim köklerimiz var. Bunu yaşamazsan Alevi olma şansım yok” diyerek şöyle devam etti:
“Aleviler olarak biz bütün toplumlara saygılıyız. Aynı sevgi ve saygıyı onlardan da bekliyoruz. Bir öğrenci Alevi ise okulda Sünniliği öğrenmek zorunda değil. Biz bunun mücadelesini çok verdik. Aleviler var bu ülkede. Haklarımızı verin, ibadethanemizi kabul edin. Ama başımızdakiler kabul etmiyor. Biz turist miyiz ki bizi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağladılar. Her şeyden önce Alevilik bir inançtır ve inanç olarak kabul etmen lazım. Bu ülkede askerliğini yapıyorsun, vergini veriyorsun ama hakka geldiği zaman ondan mahrumsun. Peki niye? Alevisin. Böyle bir şey olamaz. Her toplum kendine göre bir inancı var. Bizim inancımız da Alevilik. Bizim inancımızı da bu ülke tanımak zorunda.”
PİRHA-Hükümetin okullara imam atamasının ardından mescit zorunluluğunu da getirmesine tepki gösteren Arzuman Ocağı evlatlarından Şehriban Mutluer, “Çocukların beyni yıkanmak istiyor” dedi. Mutluer, “Ne yaparlarsa yapsınlar özünde insanlık olan, özgür, demokrat bir topluma hiç bir şey yapamazlar” ifadesini kullandı.
Türkiye’de eğitim sistemi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın dinci çevrelerle yaptığı anlaşmalar nedeniyle yıldan yıla geriye gidiyor. Özel öğretim ve dini eğitim odaklı okullar teşvik ediliyor.
14 Ekim’de yapılan duyuru ile Millî Eğitim Bakanlığı, Okul Öncesi Eğitim Yönetmeliği’nde bir değişiklik yaparak ‘Katkı payı’ alınmasını zorunlu hale getirdi. ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesini hayata geçiren MEB, şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mesciti zorunlu kıldı.
Uzmanlar, devlete ait olan 60 bin 734 okulda bu uygulamaların hayata geçirilmesinin yeni krizlere de sebep olacağına vurgu yapıyor.
AKP hükümeti tarafından okullara imam atanması ve ardından anaokullarına mescit açılmasının zorunlu hale getirilmesine ilişkin Arzuman Ocağı’ndan Ana Şehriban Mutluer, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Küçük çocukları camilere götürmenin doğru olmadığını belirten Şehriban Mutluer, “Bunun tek sebebi beyinleri yıkamak. Amaç toplumu sosyal haklardan uzak tutmak” dedi.
Eğitim-öğretimin dine bağlanması yaklaşımının doğru olmadığını belirten Mutluer, “Ne yaparsa yapsın Kerbela’dan bugüne Aleviliği bitiremediyse, bizim çocuklarımıza imam da gelse, müftü de gelse çocukları camiden çıkarmasalar da özünde insanlık olan, demokrat, özgür yaşayan bir topluma bir şey yapamazlar” diye ifade etti.
“ÇOCUKLARIMIZIN KÜÇÜK YAŞTA BEYİNLERİ YIKANMAYA ÇALIŞILIYOR”
Mutluer, “Bu ülkede belki bir gün onlar da, çocukları da bundan rahatsız olacak. ‘Bize bunu niye öğrettiniz, bizi kör koydunuz’ diyecekler. İlkokulda benim çocuğum nereden bilsin inancını. Büyüdüğü zaman öğrenir zaten. Amaç çocukların beynini yıkamak. Bizler hiçbir zaman o zulme boyun eğmeyeceğiz. Biz çocuklarımıza inancımızı evimizde öğretiriz. Hangi Alevi çocuğu camiye gidiyor namaz kılıyor da sen cami hocasını okula gönderiyorsun” diyerek hükümete tepki gösterdi.
Mutluer, adliyede şeriat gelecek diye bağıranlara bir şey yapılmadığını ama açlıktan baklava çalanların cezaevine gönderildiğini belirten Mutluer, şöyle devam etti:
“Bu zulüm devam etmez bir söz vardır zulüm yaşamaz.
Fare dişleriyle kesti fidanı,
Duymadı fidandan çıkan figanı,
Fidanın dibinden fırlayan yılan,
Zavallı fareye vermedi amanı!
Düşünebiliyor musunuz? Bu bir atasözü gibidir. Sana da fırsat verilmeyecek ama bu böyle gitmeyecek.”
“BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR, BİRLİK OLMA ZAMANI”
Birlik olunması gerektiğini ve birlikten kuvvet doğduğunun altını çizen Mutluer,
“Yıksan da ocağımızı,
Etsen de pare, pare
Kessen de başımızı,
Atsan da ıssız çöle.
Biz vazgeçmeyiz. Hem haklı davamızdan, hem Yolumuzdan, hem de demokrasimizden” şeklinde ifade etti.
“EN İYİ HESAP SANDIKTA VERİLİR”
En iyi dersin seçim vakti sandıkta verileceğini belirten Mutluer, “Hiçbir zaman akıl yolumuzu değiştirmeyeceğiz” dedi.
“ALEVİLER OLARAK HER ZAMAN MAZLUMDAN YANA OLDUK”
Her zaman haklıdan yana, haksızlıkların karşısında olduklarını vurgulayan Mutluer, “Biz her zaman haklıdan yana, haksızlığın karşısında durduk. Ne zaman ki bir mazlum yere düştü onu tuttuk ayağa kaldırdık. Artık haksıza da bunu neden yapıyorsun dememizin zamanı geldi” dedi.
Eskiden komşularıyla dostluklarının çok güzel olduğunu belirten Şehriban Mutluer, şöyle devam etti:
“Ne güzeldi. Bizim eşimiz, dostumuz, komşumuz Sünni, Hristiyan, Rus ne olursa olsun biz onlara hiçbir zaman kötü davranmadık. Ama benim üniversitede okuyan bir öğrencime namaz kılmıyorsun diye hakaret ettiler. O zaman kendileriyle bir hesaplaşsınlar” dedi.
PİRHA – Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, AKP’nin eğitim politikalarını değerlendirdi. Dinci eğitim yolunda ÇEDES uygulamasının son halka olmayacağını belirten Irmak, “Aslında amaçları o yoksul halk çocuklarını gerçekten dindar yapmak değil. Çünkü bunlar dindar da değil. Asıl amaçlanan, gençleri eleştirel dünyadan uzak tutup, biatçı bir toplum yaratıp, kendilerinin o şatafatlı hayatlarını da örtme çabasıdır” dedi.
Eğitim alanındaki dinci yükseliş hızla sürüyor. Okullardaki zorunlu din dersinin yanı sıra zorunlu seçmeli din dersleri ve ÇEDES projesi, seküler kesimin itirazındaki son evre oldu. Karma eğitimin sık sık gündeme gelmesi ve dinci örgütler ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan protokoller, toplumdaki tedirginliği ve tepkiyi daha da büyütüyor.
“ÜSTTEKİLERE HAN HAMAM, ALTTAKİLERE DİN İMAN”
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) 12. Dönem Genel Başkanı Kemal Irmak ile AKP’nin eğitim politikalarını konuştuk. Eğitim Sen’deki görevine başlamadan önce Erzincan’da sınıf öğretmenliği yapan Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, göreve gelmesinin ardından üst üste “ataklar” yaptığını belirtti. Kemal Irmak, siyasal iktidarın biatçı bir toplum yaratmak istediğini söyleyerek şöyle devam etti:
“ÇEDES uygulaması aslında eğitimi dinselleştirme politikalarının en son halkası gibi görünüyor ama bizim öngörümüz, bu uygulama son halkası da olmayacak. Recep Tayyip Erdoğan, sanıyorum 2 yıl önce ‘iktidar olmak başka bir şey, muktedir olmak başka bir şey. Biz iktidardık ama muktedir olamadık, hedeflerimize ulaşamadık’ demişti. Bunlardan birisi eğitim, diğeri ise kültür alanıydı. Kültür alanında da murat ettikleri şey, tüm sanat alanlarını kapatmak. Çünkü sanata karşı da bir düşmanlıkları var. Her iktidar kendi politikasını eğitim politikaları üzerinden pekiştirir. Eğitim alanında dinselleştirme politikaları hep vardı, fakat bunu adım adım yaptılar. Cumhurbaşkanının o açıklamalarını geniş kesimler, ‘bu başarısız olduklarının itirafıdır’ şeklinde yorumladı. Aslında gerçek öyle değildi; tam başaramadıkları, yapmak istedikleri hedefe tam ulaşamadıklarının bir ifadesiydi bu.
“AKP, İNSANLARIN İNANÇLARINI KENDİ SİYASET VE TİCARİ HAYATLARINA ARAÇ HALİNE GETİRDİ”
Bunlar, daha çok insanların inançlarını kendi siyaset ve ticari hayatlarına araç haline getirdiler. Kapitalist küresel dünyanın gereği doğrultusunda bunu yapıyorlar. Bunu yaparken aslında o yoksul halk çocuklarını gerçekten dindar yapmak değil, onların biraz daha eleştirel dünyadan uzak, daha biatçı bir toplum yaratıp kendilerinin o şatafatlı hayatlarını da biraz örtme çabası bu. Tabiri caizse ‘üsttekilere han hamam, alttakilere din iman’ ile bu işi götürme meselesiydi. Şimdi eksik bıraktıkları yeri son bakan Yusuf Tekin ile beraber tamamlamaya çalışıyorlar. Yusuf Tekin, geldiğinden beri üst üste ataklar yapıyor. Hepimiz tanık olduk, bütçe görüşmelerindeki konuşmalarında tarikat ve cemaatleri ‘sivil toplum kuruluşu’ olarak ifade etti.”
“ÜLKEDE HER ŞEY TEPE TAKLAK”
Kemal Irmak, AKP’nin projelerini tamamlama peşinde olduğunu belirterek “Tabii ki bu durum Türkiye’deki seküler kesimi, Alevileri, farklı inanç kesimlerini rahatsız ediyor. Buna karşı tepki de var ancak sorun, bu tepkileri ortaklaştıramamakta. Hakikaten ülkede her şey tepe taklak ama eğitimle ilgili her gün yapmak istedikleri projeler biraz daha tepe taklak hale getiriyor. Bir iktidar normalde ne yapar? Sorun gördüğü alanlarda tamir yapar. Yani her yeni yıl bir önceki yılın yaşanan problemlerini aşmaya dönüktür ama kendi iktidarlarını perçinlemenin bir yolu da bu geniş yoksul halk kitlelerine din üzerinden, onları iktidarlarının uzayacak bir yolu yöntemi olarak görüyorlar. Ne zaman ki buna karşı ciddi bir mücadele oluşturulur ki bunun özneleri daha çok velilerdir, çünkü onların çocuklarına bir anlamda bu kötülük yapılıyor. Sadece Seküler yaşamdan, Alevi olanların sorunu değil bu aslında” diye konuştu.
“BUNLARIN GERÇEKTEN CUMHURİYETLE SORUNLARI VAR”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, iktidarın eğitim alanına yönelik dinci politikalarına karşı “Ne yapmalı?” sorusuna da yanıt verdi.
“Sorunun karşılığını her şeyi kaybettiğimiz yerde aramalı” diyen Irmak, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Bunlar iktidara gelirken bir takım liberal açılımlar yaptılar ve toplumun geniş kesimlerini aslında kandırdılar. Solun ve sol liberallerin de desteğine aldılar. Türkiye’de geçmişte var olan statükoya karşı daha demokrat, askeri vesayetlere karşı daha özgürlükçü olduğu sanısını uyandırdılar. İnsanlar bir süre buna kandı. 2010 yılından sonra dozlarını arttırdılar. Gezi direnişinin öncesinde toplumda bir umutsuzluk oluşmuştu ama hiç kimse bu yaşam tarzının değiştirilmesine göz yummak istemiyordu. Sonrasında bir tık geri adım atıldı ama tekrar iktidar, projelerini uygulamaya devam etti. Bütün toplum kesimleri olarak oralarda bazı şeyleri kaçırdık. Bunların gerçekten cumhuriyetle sorunları var. Dinlerini yaşamadıklarını ve İslam’a saldırı olarak bunu sağa sola yayıyorlar. O yüzden bu ülkede cumhuriyetçi, seküler, sol, sosyal demokrat, laik yaşam tarzını önemseyen bütün kesimlerin buna karşı ortak bir cephede mücadele geliştirilmesi gerekiyor. Laiklik ile ilgili geçmişte belki hatalar yapıldı, onun üzerinden toplumu bir anlamda kendi düşüncelerine doğru biraz motive ediyorlar. Gerçek anlamda laiklik; her inanç kesiminin, inanç özgürlüğünü yaşayabilmesidir. Ama bugün Türkiye’de var olmak istenen şey bir kesimin inancını, diğer kesimlerin üzerine gölge olarak düşürmek ve onları yok etmek şeklinde. Özellikle de bu inançları yok sayılan, inanç merkezleri kabul görmeyenler gibi birçok halkada insanlar, toplum kesimleri var. Bu kesimlerin itirazlarını yan yana ve çok sesli hale getirmeleri gerekiyor. Başka da bir yol yok.”
LAİK VE ANADİLDE EĞİTİM MÜCADELESİ!
Kemal Irmak, Eğitim Sen olarak yeni dönem mücadele alanlarına da değindi. “Kamu alanlarını çok ciddi anlamda kaybettik. Her şeyi alınıp satılır hale getirdiler” diyen Irmak, şunları söyledi:
“Her şeyi kapitalist küresel dünyanın ekonomik yapılanmasına göre domine ediyorlar. Bu yüzden çocukların eğitim, barınma haklarını erteliyorlar. Çocukların eğitim, barınma haklarını erteleyip bu işleri gene kendilerinin desteklediği farklı kesimlere devrediyorlar. Özellikle cemaat ve tarikatlara ait yurtların varoluşu, orada yoksul halk çocuklarının daha ucuz barınabilme yol ve yönteminin açılmış olması gibi sebeplerden dolayı buralara yöneliyorlar. Eğitim kamusal bir haktır. Yani okul çağındaki her çocuğun okula gitme, barınma, açlık sorunu varsa beslenme gibi ihtiyaçların doğrudan devletin karşılaması gerekiyor. Eğitim, hiçbir pedagojik formasyonu, eğitimle alakası olmayan kesimlere asla devredilemez. O yüzden kamusal bir eğitim mücadelesi bizim bu dönem önemli mücadele başlıklarımızdan birisi. Diğer bir başlık, laikliği yeniden kazanmak… Bu ülkedeki tüm insanların laik, demokratik, seküler, bir arada yaşama projesi doğrultusunda bir mücadele başlığımızın olduğunu ifade edebilirim. Diğer taraftan bu ülkede farklı halklar var. Bunların hepsi belli merkezi, tekçi bir eğitim anlayışına tabi tutuluyor. O yüzden anadilde eğitim hakkı konusunda bir mücadele başlığımız var. Her şeyden önce aslında eğitimde çok ciddi bir nitelik kaybı var. En son Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı sonuçlarında Türkçe’yi mükemmel derecede anlayıp yorumlayabilen öğrenci sayısı %0 olarak gösteriliyor. Bu aslında her şeyi açıklayan bir durum. O yüzden bizim nitelikli, ulaşılabilir, parasız eğitim mücadelesi gene önemli mücadele başlıklarımızdan bir tanesi. Bu başlıkları belli bir takvim dahilinde farklı toplum kesimleri ile sürdürebilirsek bizi bir yere vardıracaktır diye düşünüyoruz.”
PİRHA- Hükümetin okullara imam atamasına tepki gösteren öğrenci velileri, “İmam caminin görevlisi, okulun görevlisi değil. Bir sürü atanması beklenen öğretmen varken neden çocuklarımız sadece din eğitimi almış kişilere teslim edilmek isteniyor? Tarikat ve cemaatler neden çocuklarımızdan bu kadar kıymetli?” diye konuştular.
AKP iktidarında eğitim politikaları büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihleri görmezden gelinirken, dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
Son olarak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bütçe görüşmeleri sırasında MEB’in cemaat ve tarikatlarla protokol yaptığı eleştirilerine karşın, “Sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır” dedi.
Bakan Tekin’in tarikat ve cemaatlerle imzalanan protokollerin devam edeceği yönündeki ifadelerini kabul etmediklerini belirten veliler, suç işlendiğini vurgulayarak PİRHA‘ya konuştu.
“OKULLARIMIZ ARTIK GÜVENLİ ALANLAR DEĞİL”
“Çocuklarımızı tarikat karanlığına teslim etmek istemiyoruz” diye ÇEDES protokolüne tepki gösteren Aysun Eren, bakanlığın iktidarı da yanlarına alarak adım adım ilerlediklerini söyledi. Eren, şöyle devam etti:
“Artık okulların içindeler ve okullarımız güvenli alan değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ÇEDES projesi adı altında Diyanet İşleri Başkanlığı ile ortak bir protokolü süresiz olarak imzalaması suç aslında. Yusuf Tekin’in tarikatlarla devam edeceğiz diye yaptığı açıklama da çok üzdü bizi. Açık açık söylüyorlar ve gümbür gümbür geliyorlar. Gelmemeleri için bizim karşı duruş sergilememiz lazım.”
“ÇOCUKLARIMIZ DERSLERE BİLE GİRMEK İSTEMİYOR”
İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmuş öğretmenlere güvenmemenin çok büyük bir ayıp olduğunu ifade eden Kadriye Akkılıç, “Benim çocuğum Edebiyat dersine bile imamların girdiğini söylüyor. ÇEDES projesi kapsamında imamlar okullarda öğretmenlerin yerine derslere giriyorlar. O zaman bu ülkede hiç öğretmen yetişmesin. Biz çocuklarımızı eğitim için okula gönderiyoruz. Tarikatların içerisinde olmak zorunda mıyız? Çocuklar derse bile girmek istemiyor. Zaten eğitim sistemi, sınav sistemi çok kötüydü artık bir de ÇEDES var” diye konuştu.
“ÇOCUKLARIMIZA MEZARLARI TEMİZLETİYORLAR”
Okullarda ÇEDES projesi kapsamında öğrencilerin mezarlıklara götürülmesine tepki gösteren Seval Keleş ise “Neye göre değerler eğitimi belli değil. Çocuklar en son mezarlığa götürülmüş. Ölüm, bir çocuğun psikolojik olarak, pedagojik olarak gelişiminde çok ağır bir travmadır. Yakını ölen bir çocuk aylarca kendine gelemiyor. Orada tanımadığı insanların mezarlarının temizletilmesi çocuğa ne gibi bir yarar sağlayacak ben merak ediyorum? Mezarlıklarda görevli mi yok da çocuklara mezarlar temizletiliyor? Bütün değerleri geçtim mezarlığa götürülen çocukların orada ne için bulundurulduğunu öğrenmek istiyorum” diye konuştu.
Keleş, dinin okullarda empoze edilmesini doğru bulmadığını da söyleyerek şunları kaydetti:
“Bu ülkede inanan inanmayan, farklı inançlarda olan insanlar var. Bunlara da saygı duyulmasını talep ediyorum. Orada çocukların başına bir şey geldiğinde Milli Eğitim Bakanı bunu üstlenecek mi? İmam caminin görevlisi, okulun görevlisi değil. Birçok atanması beklenen öğretmen varken neden çocuklarımız sadece din eğitimi almış kişilere teslim edilmek isteniyor? Tarikat ve cemaatler neden çocuklarımızdan bu kadar kıymetli?”
PİRHA- ÇEDES kapsamında İzmir ve Eskişehir’deki okullara imam atanmasının ardından, projenin Kırklareli’nde de hayata geçirildiği öğrenildi. En çok müftülük personeli ya da imamın görevlendirildiği ilçe Lüleburgaz oldu.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mesciti zorunlu hale getirdi.
LÜLEBURGAZ’DA 56 OKULA İMAM ATANDI
İzmir ve Eskişehir’deki okullara imam atanmasının ardından Kırklareli’nde de okullara imam atandığı öğrenildi.
BirGün‘den Mustafa Kömüş’ün haberine göre; okullara gönderilen listeye göre en çok müftülük personeli ya da imamın görevlendirildiği ilçe Lüleburgaz oldu. Lüleburgaz’daki tam 56 okula imam atanırken onu 45 okulla da Kırklareli Merkez ilçe takip etti. Onun dışında Babaeski’ye 20, Vize’ye 15, Demirköy’e 4, Kofçaz’a 2, Pehlivanköy’e 3 ve Pınarhisar’a 13 imam görevlendirildi.
Gönderilen yazıdaki listede yer alan isimlerin birçoğunun imam olduğu öğrenildi. Onun dışında müezzin, vaiz ve müftülük personeli de okullarda görevlendirildi.
PİRHA- ÇEDES proje adı altında okullara imam atanmasına tepkiler yükseliyor. Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği Başkanı Abidin Özkan, “Bütün bunlar ne yazık ki Alevi toplumunu, Aleviliği yok etme projesidir. Buna şiddetle karşıyız” dedi.
Eğitimi dinselleştirme amacıyla yürürlüğe konulan ÇEDES projesi dahilinde Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında protokoller imzalandı.
Yapılan anlaşmaların sonucunda pedagojik eğitimi bulunmayan imamlar, İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere çeşitli illerdeki okullarda görevlendirildi.
Laik eğitim anlayışına temelden aykırılıklar içeren ÇEDES projesi, Alevi toplumunca da tepkiyle karşılandı.
Kepez Alevi Bektaşi Kültür Derneği Başkanı Abidin Özkan, ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)’ projesi kapsamında okullara imam atanmasını PİRHA’ya değerlendirdi.
Abidin Özkan, yıllardır Alevilerin asimilasyon politikasıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Özellikle Aleviler üzerinde bir asimilasyon politikası uygulanıyor. Özellikle 20 yıldır da bu artarak geldi ve çeşitli yöntemler denendi. 4+4+4 sistem getirildi. Din dersleri kaldırılsın diye taleplerimiz varken tam tersine daha da alt sınıflara indirildi. Bu yetmezmiş gibi son zamanlarda okullara mescit yapılması kararı alındı” dedi.
“ÇEDES, “ALEVİLİĞİ YOK ETME PROJESİ”
ÇEDES projesi adı altında imamlar okullara danışman olarak atandıklarını vurgulayan Özkan, “Öğretmenlik sistemi bellidir ülkemizde. Öğretmen, okulunu bitirir, pedagojik formasyon derslerini alır, bu yeterliliğe sahip olduktan sonra uygun görülürse ataması yapılır. Şu anda danışmanlık adı altında okullara imam atıyorsunuz, pedagojik formasyonu var mı? Hangi eğitimi almış? Yetkisi bilgisi nedir? Bütün bunlar ne yazık ki Alevi toplumunu, Aleviliği yok etme projesidir. Buna şiddetle karşıyız” diye belirtti.
“SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMAMIZA RAĞMEN HİÇBİR SAVCI İŞLEME DAHİ KOYMADI”
İmamların atanması için pilot bölge olarak en çok Alevi aydın ve demokrat insanların yaşadığı bölgelerin seçildiğinin altını çizen Özkan, şöyle devam etti:
“İzmir’deki mitingde bunu haykırarak bağırdık ama ne yazık ki hukuk sistemi ülkemizde belli. Savcılıklara suç duyurusunda bulunulmasına rağmen savcılar bunu işleme dahi koymadılar. Valiliklere ve milli eğitim müdürlükleri hakkında suç duyurusunda bulunuldu ancak ne yazık ki dikkate alınmadı, alınacağını da sanmıyorum. Sağcısı, solcusu, bütün insanlar bir araya gelip ‘yeter artık’ demek zorundayız ki bu düzelsin. Aksi halde bir kişinin keyfiyetiyle daha çok imamlar görürüz. Zaten içi boşaltılmış bir eğitim sistemi varken, gelecekte nasıl bir gençlik, nasıl bir insan profili olacağını düşünebiliyor musunuz?”
PİRHA – Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can, ÇEDES projesi adı altında okullara imam atanması projesine tepki göstererek, “İmamların yeri okullar değil camilerdir. İmamlar, laik eğitimi ortadan kaldırmak, eğitimi tam anlamıyla dinselleştirmek ve dolayısıyla edilgen eğitimi egemen kılmak için okullarımıza gidiyorlar” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.
“Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesine tepki gösteren Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can, PİRHA’ya konuştu.
“PEDAGOJİ FORMASYONUNDAN GEÇMEMİŞ BİRİ 5-6 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA NE ANLATACAK?”
Mustafa Can, laik eğitimin önemine dikkat çekerek, “ÇEDES, laik eğitimin ortadan kaldırılması noktasında tabuta çakılan son çivilerden birisidir. Bugün ben de bir eğitimci olarak şunu ifade edebilirim ki artık okullar tamamen dinselleştirilmiş. Milli Eğitim Bakanı hiç çekinmeden ve toplumun gözünün içine bakarak diyebiliyor ki karma eğitim zorunlu değil. Halbuki biz şunu biliyoruz, laik eğitimin olmazsa olmazı kızların ve erkeklerin eğitim almasıdır ” edi.
Pedagojik bir formasyondan geçmeyen kişilerin okullarda çocuklara bir şey veremeyeceğini de söyleyen Can, “Türkiye’de bütün okullarımızda şu an dinsel bir eğitim tam anlamıyla uygulanmakta. Düşünün pedagojik bir formasyondan geçmemiş birisinin okulda çocuklara ne anlatacağını gerçekten ben en azından bir eğitimci olarak öğrenmek istiyorum. Pedagoji formasyonundan geçmemiş bir insanın 5 ve 6 yaşındaki çocuklara ne anlatacağını gerçekten çok merak ediyorum” diye konuştu.
İmamların okullarda öğrencilere soyut kavramları anlattıklarında 5-6 yaşındaki çocukların anlayamayacağını kaydeden Can, bilimsel eğitimin önemine vurgu yaptı. Can, şöyle devam etti:
“Bilimsel eğitim diyor ki, 5 ve 6 yaşındaki çocuklara yani ilköğretim öncesi çocuklara siz soyut kavramları anlatırsanız o çocukların ruh yapısını bozarsınız. Yani 4-5-6 yaşındaki çocuklar soyut kavramları anlayamazlar. Onlar masa, sandalye, kitap, defter, okul, öğretmen bunu bilebilirler. Yani elle dokunup, gözle göremeyeceği şeyleri tanımayabilirler. Melek, cin, peri gibi soyut kavramları o çocuklara anlatamazsınız. Şimdi imamlar soyut kavramları anlatmak için mi gidiyorlar? Bence tek bunun için değil, laik eğitimi ortadan kaldırmak, eğitimi tam anlamıyla dinselleştirmek ve dolayısıyla edilgen eğitimi egemen kılmak için okullarımıza gidiyorlar.”
“İMAMLARIN YERİ OKULLAR DEĞİL CAMİLERDİR”
İmamların yerinin okullar değil camiler olduğuna dikkat çeken Can, “İmamların yeri okullar değil camilerdir. Biz eğitimciler olarak camiye gitsek imamlar veya Diyanet bizi kabul eder mi? İmamların yeri, asli görevi olan camilere dönmek ve orada ibadetin görevlerini yerine getirmektir. Onun dışındaki okullarda alacağı görevler kendilerini de zor duruma düşürecektir” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, ÇEDES projesi kapsamında okullara imam atanmasına ve okullara mescit açılmasına tepki gösterdi. Yılmaz, “Bu proje sadece Alevilerin sorunu değil bu ülkede yaşayan bütün toplumun sorunudur” dedi. Yılmaz, ÇEDES projesinin iptali için üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getireceklerini kaydetti.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ÇEDES PROJESİ TEKÇİ VE DAYATMACI BİR ZİHNİYETİN ÜRÜNÜ”
ÇEDES projesi toplumun her kesimini ilgilendirdiğini belirten Seher Şengüllü Yılmaz, “Bu proje sadece Alevilerin sorunu değil bu ülkede yaşayan bütün toplumların sorunu. Manevi danışmanlık adı altında tekçi, dayatmacı bir zihniyetin artık ilkokul seviyesine kadar inmesidir” dedi.
“ÇEDES’in açılımına bakıldığında ‘değerlerime saygılıyım, çevreme duyarlıyım, kültürüme sahip çıkıyorum.’ Kelime anlamıyla güzel, özüne bakıldığında gerçeklikten uzak” diyen Yılmaz, “Kelime anlamıyla çok güzel ama özüne baktığımızda tekli bir anlayış. Hiç kimsenin inancına, hiç kimsenin dinine, diline, rengine saygısı olmayan, herkesi tek kulvarda gören bir anlayışı kabul etmemiz asla mümkün değil” diye konuştu.
“ÇEDES PROJESİNİN ÖNÜNÜ KESMEK İÇİN MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ”
ÇEDES projesinin iptali için üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getireceklerini vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Özellikle bu ÇEDES ayağını bitirmek adına hukuki girişimleri ve bu anlamda da bir mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Bunların önünü kapatmak adına mücadele etmek zorundayız ki beklediğimiz adaleti bulabilelim. Bu konuda sesimizi çok yüksek sesle haykırmak zorundayız. Sokak mücadelesi dediğimiz de bu oluyor. Gerekirse daha fazla mitingler yapacağız, gerekirse daha fazla direnç göstereceğiz ve bu bize dayatılan ÇEDES projesi gibi projelerin önüne geçeceğiz.”
“YAŞAMIŞ OLDUĞUMUZ ADALETSİZLİĞİ KARŞI TÜM DÜNYAYA DUYURACAĞIZ”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “Bunun 5 ile, 10 ile çıkmasını engellemek için mücadeleyi daha yüksek sesle, toplumun her kesimiyle birlikte yapmamız lazım. Yaşamış olduğumuz adaletsizliği yüksek sesle haykırarak, tüm dünyaya duyurarak, kamuyu oluşturarak, bir şekilde elde etmeye çalışacağız” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Menemen’de bulunan demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ile velilerin düzenlediği ÇEDES projesi (okullara imam atanması) bilgilendirme toplantısı, Asarlık Karayazılılar Derneği’nde devam etti. Toplantıdada, ÇEDES’in ödül gibi sunulduğu, ailelerin yanıltıldığı belirtilerek, küçük yaştaki çocukları korkutmanın veya soyut kavramları anlatmanın ileride ağır psikolojik sorunlara yol açtığı kaydedildi.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı. çocukların ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemeyeceğini dile getirerek, bu süreçte güçlü bir karşı koyuşla bundan geri adım attırılması çağrısında bulundu.
İlki Uğur Mumcu Pir Sultan Abdal Kültür ve Dayanışma Derneği ve Cemevi’nde yapılan toplantının ikincisine İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi avukatlarından Zerrin Şenyıl Kale ve Cemile Gidici, Psikiyatrist Gülperi Putgöl Kuyubaşı ve Eğitim-Sen 4’nolu Şube Başkanı Şuayip Vayiç katıldı.
Panel, Menemen Dersimliler Derneği Başkanı Gamze Yentür’ün kısa bir açılış konuşması ile başladı. Yentür, veliler ve çocukların bilgilendirilip ihtiyaç duyduklarında ilgili uzman kişilere ulaşmaları için bu toplantıları yaptıklarını ifade etti.
“ÇOCUK HAKLARINA AYRIMCILIK SÖZ KONUSU”
İlk olarak söz alan Avukat Zerrin Şenyıl Kale, çocuk hakları sözleşmesinde ayrımcılık yasağının mevcut olduğunu vurgulayarak, “Eğitim ulusal ve uluslararası sözleşmeler ile yasal bir güvenceye tabii bir haktır. Türkiye aynı zamanda uluslararası sözleşmelerin tarafıdır. Bu anlamda çocuk hakları sözleşmesi önemli bir sözleşmedir. Sözleşmede ayrımcılık yasağı mevcuttur. Eğitimde birlik anayasal güvenceye kavuşturulmuştur bu proje bu anlamda birliğe aykırıdır. Bilhassa Gençlik ve Spor Bakanlığı bu projelere her türlü desteği vermektedir. Proje kapsamında öğrenciler mescit buluşmalarına, hatim okumaya, teravih buluşmalarına gönderilmektedir. Değerler adı altında aslında değer yargıları öğretilmektedir. Değerler evrenseldir ancak değer yargıları evrensel değildir. Çocuklara sorumluluk, iyilik, dürüstlük öğretilmelidir. Bunlara ilişkin değer yargıları öğretilmemelidir. Gönüllü rehberlik adı altında ablalar, abiler denilen kurumlar meşrulaştırılmaktadır” dedi.
“ÇEDES PROJESİ AİLELERE ÖDÜL GİBİ SUNULUYOR”
Daha sonra sözü Avukat Cemile Gidici aldı. Gidici, çocukların ÇEDES projesine katılmasının ailelere bir ödül gibi sunulduğuna dikkat çekerek, “Projeye katılım zorunlu değil ancak sanki zorunluymuş veya bu projeye katılmak bir ödülmüş gibi sunulmaktadır. Bize başvuran velilerden biri bize çocuğunun başarılı olduğu için bu projeye katılmaya hak kazandığını söyledi” dedi.
Gidici, velinin ve öğrencinin projeden bihaber olduğunu, onlara farklı şekilde sunulduğunu ifade etti. Gidici aynı zamanda projeye karşı açılan davalardan söz edip hukuken destek isteyen herkesin yanında olduklarını vurguladı.
“ÇOCUKLARDA AĞIR PSİKOLOJİK SONUÇLARA YOL AÇABİLİYOR”
4+4+4 sistemi, imam hatiplerin açılması gibi birçok adım ile birlikte eğitimin dinselleştirildiğini söyleyen Psikiyatrist Gülperi Putgöl Kuyubaşı, küçük yaştaki çocukları korkutmanın veya soyut kavramları anlatmanın ileride ağır psikolojik sorunlara yol açtığını belirterek, şunları ifade etti:
“Eğitimde dinselleştirilme yeni başlamadı, bu sadece bu dinselleştirilmenin bir parçası. 4+4+4 sistemi, imam hatiplerin açılması gibi birçok adım ile birlikte gelinen noktada hepsi birbirini etkilemektedir. Değerler ilk olarak ailede verilir. Sonra okul ile devam eder. Bugün yapılan bir değer eğitimi değildir. Eğitimi öğretmenler ve pedagojik eğitimi olanlar vermelidir. Bugün eğitimi verecek manevi danışmanların kimler oldukları belli değildir. Diyanetin altında insanları istihdam ediyorlar ancak bu insanların eğitimi, düzeyi nedir? Bu insanlar tarikatlardan devşirilenler mi? Çocukları istismar eden Ensar Vakfı, TÜGVA 2015 yılında yaptıkları çalıştay ile din eğitimini 2 yaşına çekmek gerektiğini ifade etti. Çocukların bırakalım 2 yaşını zaten 12 yaşına kadar soyut dünyası gelişmez. Çocuk her şeyi gerçek ve somut algılar. Bu yaşlarda çocukları korkutmak veya soyut kavramları anlatmak ileride ağır psikolojik sorunlara yol açıyor keza biz yetişkinlerde bunlara sıkça rastlıyoruz.”
“İKTİDAR İDELOJİK OLARAK EĞİTİME VE KÜLTÜRE MÜDAHALE EDİYOR”
Panelde son olarak söz alan Eğitim-Sen 4 Nolu Şube Başkanı Şuayip Vayiç de, iktidarın siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası olarak eğitim ve kültür alanına müdahale ettiğinin altını çizdi.
Vayiç, “Eğitim meselesi politikalardan bağımsız değildir. 1950’lere kadar zorunlu din dersi müfredatta yok seçmeli ders olarak okutuluyor. Demokrat Parti dönemi ile zorunlu hale getiriliyor. Din ve ahlak dersi ayrı verilirken ’80 darbesi ile birlikte din ve ahlak bilgisi dersi şeklinde verildi. 80 sonrası Türk-İslamcı sentezli iktidar yaratıldı. Mevcut iktidarda iktidarını vermemek için bilhassa eğitim ve kültür alanına müdahale ediyor. ÇEDES bunun sadece bir parçası. ÇEDES ile bakanlıklar düzeyinde protokol yapıp denetlemeyi elden alarak tarikatlara kolayca yer açtılar. Tarikatların bu proje ile önünde hukuki bir engel kalmamıştır. ÇEDES veya başka bir proje fark etmiyor. Asıl olan örgütlenmek, karşı durmak. Örgütlenmeden bunların karşısında duramayız” ifadelerini kullandı.
Toplantıda konuşmaların ardından sorulara cevaplar verildi. Oldukça verimli tartışmalar yürütülürken, panel “laik, bilimsel, anadilde eğitim istiyoruz” denilerek bitirildi.
PİRHA- ÇEDES projesine ilişkin konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, “Anaokullarında ve tüm okullarda mescitlerin zorunlu hale getirilmesine baktığımızda da artık ülkemizin bir İslam cumhuriyetine doğru koşar adımlarla gittiğini görüyoruz” dedi ve bunun sadece Alevilerin sorunu olmadığını ekledi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD)Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
Son dönemlerde okullara yönelik uygulamaya konan ÇEDES projesinin ismine bakıldığında çok da itici gelmediğini ama asıl önemli olanın altındaki gerçeklere bakmak olduğunu belirten Atlı, okullara fahri imam atanmasıyla ilgili olarak, “Bizim bildiğimiz rehberlik çalışmalarına rehberlik öğretmenleri katılır. Şimdi artık bunları da ekarte edip çocuklarımızı direk imamlara teslim ediyorlar. Pedagojik eğitim almamış kişilerin bu tür rehberlik çalışmaları yapmaları, tabii ki çocuklarımızın ilerideki öğrenim hayatları açısından çok sakıncalı” dedi.
“ÇEDES’E SADECE ALEVİLER DEĞİL TÜM TOPLUM KARŞI ÇIKMALI”
Buradaki amacın sorgulanması gerektiğini ifade eden Atlı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında buradaki amaç bütün okulları imam hatipleştirmek, bütün dersleri zorunlu din dersine yöneltmek. Son dönemlerde anaokullarına zaten zorunlu din dersleri getirilmişti. Anaokullarında ve tüm okullarda mescitlerin zorunlu hale getirilmesine baktığımızda da artık ülkemizin bir İslam cumhuriyetine doğru koşar adımlarla gittiğini görüyoruz. Buna sadece Alevilerin karşı çıkması gerekmiyor. Bu bütün toplumun, Türkiye toplumunun bir sorunudur. Buna acilen karşı çıkılmadığı müddetçe ileride çok büyük sorunlarla karşılaşacağız.
Tüm toplum olarak, demokratik sivil toplum kuruluşları ve bütün siyasi partiler olarak buna karşı çıkmak gerekiyor. Sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. ÇEDES projesinin iptal edilmesi için bir an önce insanların sahaya inip seslerini yükseltmesi gerekiyor.”
PİRHA- Urfa’da 12 yaşındaki çocuğa istismarda bulunduğu ortaya çıkan Akçakale Müftüsü Halil Bilik’in, okullara imam ve din görevlisi atanması projesinde yer aldığı ortaya çıktı. Müftünün çocuğu okulun mescidinde istismar ettiği belirtildi.
12 Ekim’de Urfa’nın Akçakale ilçesinde bir okulda 12 yaşındaki çocuk, Akçakale İlçe Müftüsü Halil Bilik’in cinsel istismarına maruz kaldı. İ.U’nun yaşadıklarını bir öğretmenine anlatması üzerine müftü Halil Bilik tutuklandı. Bilik’in Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasından imzalanan protokolle ÇEDES projesiyle sözde ‘manevi danışman’ olarak okulda göreve getirildiği ortaya çıktı.
12 yaşındaki çocuğu sistematik olarak taciz eden müftü Bilik’in ‘Peygamberimizin Hayatı’ dersini vermek için okulda bulunduğu belirtildi. Rehber öğretmenine Bilik’in, okulun mescidinde kendisini istismar ettiğini anlatan İ.U’nun ailesi müftüden şikayetçi oldu.
2021 yılında sadece ortaokullar ve imam hatip okullarını kapsayan okullara imam, vaiz, müftülerin atanmasını amaçlayan Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesinin 2023 yılında imzalanan ek protokolle anaokulu ve ilkokulları da kapsayacak şekilde kapması genişletildi.
PİRHA-AKP hükümetinin okullara imam atamasına dair değerlendirmede bulunan Yazar Ali Balkız, “İmamlar, anayasasında laik yazan bir ülkenin okullarına giriyor ve ders anlatıyor. Bir nesil mahvediliyor. Anlaşılıyor ki sınıfları boşaltmadıkça bunun üstesinden gelinemeyecek” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle, dini eğitimin ağırlığı katlanarak arttı.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.
Eski Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı/Yazar Ali Balkız, okullara imam atanmasına dair PİRHA‘ya konuştu.
“BU İKTİDAR ÇEVREYE İLİŞKİN LAF EDEBİLECEK SON İKTİDAR”
Balkız, AKP iktidarının kireçli bir suyun çevresindeki taşları, kayaları kaplayarak kendine benzettiği gibi, AKP’nin de Türkiye’yi kendi hükümet anlayışına adım adım benzettiğine vurgu yaptı.
Balkız, ” Eğitim alanında 12 Eylül’den bu yana, 12 Eylül anayasasıyla zorunlu hale getirilmiş olan din dersinin bugün geldiği nokta imamların, müezzinlerin, Kur’an hocalarının çocuklarımızın sınıflarına girecek konuma kadar gelmiştir. ÇEDES, yani ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ Hangi çevre? Yani çevreye ilişkin laf edebilecek en son hükümet bu hükümettir. Hangi değerler? Kimin değerleri? İnsanlığa dair değerleri mi, ahlaka dair değerler mi? Evrenselliğe dair değerler mi? Büyüklere saygı mıdır? Emeğe saygı mıdır? Emeğin savunulmasına saygı mıdır? Hürriyet midir, yaşam mıdır? Hangi saygıdan bahsediyoruz?” dedi.
Zorunlu din derslerine karşı açılmış Eylem Zengin davasını hatırlatan Balkız, iktidarın AİHM kararlarını birçok davada olduğu gibi uygulamadığının altını çizdi. Balkız, “Alevi örgütlerinin müracaatıyla Eylem Zengin davası, zorunlu din derslerine karşı açılmış olan davadır. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği takipçisi oldu. Benim başkanlığım zamanında da, sonrasında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve bu inanç özgürlüğüne aykırıdır kararı çıkmış olmasına karşın AKP bu kararı uygulamadı. AİHM’in kararlarını birçok örneğinde olduğu gibi burada da boş geçti ve uygulamadı. Şimdi yetinmedi o zorlu din derslerinin yanına, seçmeli ders adı altında iki üç tane ders eklediler. Onlar da yetmedi.
İmam okullarında fizik öğretilmiyor, matematik öğretilmiyor, felsefe öğretilmiyor, mantık öğretilmiyor. Tarih, coğrafya öğretilmiyor orada dine ilişkin, din temelli yan kollar eğitiliyor, öğretiliyor. Oradan mezun olanların da mesleki olarak yapabilecekleri şey camiye imam olmaktır. Ama öyle olmuyor, onun için veliler çocuklarını diğer fen eğitimli, bilim eğitimli okullara okullara yönlendirmeye çalışıyorlar. Ama bu keşke madem ki siz benim okullarıma gelmiyorsunuz, ben öğretmenlerimi, eğitimcilerimi size göndereceğim deyip çocuklarımızın sınıflarına bu kafada insanları gönderiyorlar” diye ekledi.
Okullarda verilen bu zorunlu din eğitimlerinin, çocukların hayatlarında nasıl sonuçlar doğuracağına değinen Balkız şunları söyledi:
“Türkiye’nin bütün çocukları bu okullara geliyorlar. Hangi evden çıkarak geliyorlar? Her çocuğun büyüdüğü bir ev var. O evde bir inanç var, bir kültür var, bir yaşam var, bir algı var, bir anlayış var, bir geçmiş var. Her ailenin bir tarihi var. Bugünkü hali var ve yarına dair düşleri var her ailenin. Bunların içerisinde Aleviler var, Sünniler var, Hristiyanlar var, Yahudiler var, Laik olanlar var, devrimci olanlar var, sosyalist olanlar var, komünist olanlar var, ateist olanlar var. Herkesin çocuğunu alıyorsunuz, oturtuyorsunuz ve ona kendi anlayışınıza göre bu dünyayı, öbür dünyayı anlatıyorsunuz. Dini anlatıyorsunuz. Kendi anladıkları dini kendi inandıklarını ya da inanıyor gözüktükleri dini anlatıyor ve aktarıyorlar.
“ÇOCUK HANGİSİNE İNANACAK?”
Ne yapacak çocuk? Okulda öğrendiğini, imamın öğrettiği o din dersine gelen öğretmenin öğrettiklerini götürüp evde annesine, babasına, ablasına, abisine anlatıyor, aktarıyor. Çıkışıyor çocuk ablasına, annesine niye kısa kollu giydiniz diye. Şimdi okul öncesi çocuklar ya da on sekiz yaşına kadar gelmemiş olan genç insanlar, bu tür şeyleri bilimin yoluyla laik eğitimden öğrenirler. Çocuğun okulda öğrendiği ayrı, evde yaşadığı ayrı. Ne yapacak bu çocuk? Hangisine inanacak? Annesinin babasının anlattığına mı inanacak? Sınıfta din dersi öğretmeninin anlattığına mı inanacak? Camiden gelmiş imam efendi, vaiz efendi, Kur’an öğreticisi, müftü yardımcısı laik olduğunu sandığımız, anayasasında laik yazan ülkenin okullarına giriyor ve ders anlatıyor. Kendi dünyasını anlatıyor. Ama o dünya o çocuğun dünyası değil. Bu çocuk hangisine inanacak. Şöyle yapıyorlar hem ona inanıyorlar hem ona inanıyorlar. Okulda imamın anlattıklarına inanıyorlar, evde babasının anlattıklarına inanıyorlar. Yani var ya iki cami arasında kalmış beynamaz sözü, aynen buna kalıyorlar.”
“SINIFLARI BOŞALTMADIKÇA BUNUN ÜSTESİNDEN GELİNEMEYECEK”
Eğitimin dinselleşmesi önünde önlemler alınması gerektiğinin altını çizen Balkız, toplu şekilde bu projelere karşı çıkılması gerektiğini belirtti. Balkız, “Bunlar pedagoji bilmez, sosyoloji bilmez, çocuk dünyasını bilmez, ölçme değerlendirmeyi bilmez, yeteneğini, yeterliliğini bilmez. Çocuklar zor durumda kalıyor. Bir nesil mahvediliyor. Sadece Alevi çocukları değil herkesin çocuğunu bu akıl, bu kafa annesinden, babasından, evinden almaya çalışıyor. Başarabilirler mi? Başaramazlar. Ama başaramazlar diye buna nasıl olsa olmaz bu diye de kayıtsız kalamayız, kalmamalıyız. Alevi örgütleri, eğitim kurumları ve veliler buna itiraz ettiler, etmekteler. Mitingler yapıyorlar, yürüyüşler yapıyorlar, dilekçeler veriyorlar, davalar açıyorlar. Yetmez. Türkiye çapında bütün laik çevre, bilimci çevre toptan bir boykota gitmedikçe, sınıfları boşaltmadıkça anlaşılıyor ki bunun üstesinden gelinemeyecek. Geldiğimiz noktada yapılması gereken bu” diye konuştu.
PİRHA- AKP hükümetinin okullara imam atamasına tepki gösteren Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, “ÇEDES projesi laikliğe, bugünün uygarlığına, 21 yüzyıl insanlığına yakışmayan, düşünce sistemine uymayan insana göre bir proje değildir” dedi.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanıyor.
Okullara imam atanmasının ardından, anaokullarına da mescit açılmasını zorunlu kılan AKP hükümetine tepkiler yükseliyor.
Araştırmacı-Yazar Ali Aksüt, hükümetin din odaklı politikalarını eleştirdi.
“ÇEDES PROJESİ SADECE ALDATMACA, ”
Algı olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan hiçbir farkının olmadığını ve cemaatlerin katkısıyla ÇEDES denilen bir projenin hayata geçirilmeye çalışıldığını belirten Aksüt, “Çevreme duyarlıyım, değerlerime saygılıyım (ÇEDES) çevremizin neresine duyarlıyız? Anadolu’da bir uçağa binip bir havaalanından diğer bir havaalanına giderken tepesi delinmemiş bir dağ, yağma edilmemiş bir orman görebiliyor musunuz? Kirlenmemiş bir ırmak görebiliyor musunuz? Erzincan’dan Kaz Dağlarına kadar olan bölgede siyanür depolarının toplumun içme sularına karıştığını, Kızılırmak’ın kızıl kan gibi aktığını görmüyor musunuz? Bu çevreye duyarlılık mıdır? Çevreyi bile bile belli insanlara yok ettirmek midir? Bu bir ayıbı sloganlaştırıp da bir güzellik gibi sunmaktır” diye konuştu.
“ÇEDES SAHNEYE ÇIKMIŞ CANBAZIN SÖZLERİ GİBİ KANDIRMACA”
Okullara imam atanması projesinin ‘değerler’ adı altında bir kandırmaca olduğunu söyleyen Aksüt, “İnsani değerlerin hangisine saygılıyız ki biz değerlerimize saygılı olalım. Önce insanın kendisi bir değer. Kendisi bir değer olan insana saygı duymadan değerlerime saygılıyım sloganıyla ortaya çıkıyorsanız. Bu gerçekten toplumsal, paylaşımcı, kucaklayıcı bir slogan değil. Bir sahneye çıkmış cambazın sözleri gibi kandırmacadır ve doğru değildir” ifadelerini kullandı.
Aksüt, “Dünya’da 57 tane İslam ülkesi var. 57 tane benzetmek istedikleri İslam ülkelerindeki insanlar nereye kaçıp gidiyorlar? Kendi rönesansını yapmış başka ülkelere ”dedi.
“HİÇBİR ALEVİ ÇEDES PROJESİNİN YANINDA YER ALAMAZ”
Aksüt, Alevilerin bu projede yer almayacağını sözlerine ekleyerek şöyle devam etti:
“Aleviliği Kalender Çelebi’nin etrafındakiler Nurhak’ta nasıl sattılar ise, Hallacı Mansur’un, Nesimi’nin etrafındakiler nasıl sattılar ise bugün satanlardan biri olarak da kime hizmet ederler? Ya kendi egolarına ya da kendilerini yönlendirenlere. Hiçbir Alevi dedesi, hiçbir Bektaşi babası, hiçbir inanç önderi ÇEDES adı verilen projenin yanında yer almaz. Bu projenin yanında yer alan Alevi gibi görünen kesimler Alevi ahlakına Alevi yaklaşımına ters düşmektedir. Dünyayı zindana çeviren siyasal İslam’ın bütün projeleri Alevilere öğretilerek Aleviler bir yere taşınamaz.”
“TARİHİN EN AYIP EN YANLIŞ İŞİNİ YAPIYORLAR”
Siyasal İslam anlayışının inançları bir araç olarak kullandığı eleştirisinde bulunan Aksüt, “Bu inancı alıp siyasal İslam’ın elinde bir oyuncak, bir malzeme haline getirmek isteyenler, tarihin en ayıp işini yapıyorlar. Bunların bu ayıptan dönmeleri, özlerine dönmeleri kendilerine iyilik, torunlarına da temiz bir miras bırakmak olacaktır. ÇEDES projesi çağdaş bir proje değildir” dedi.
“BEN KİMSENİN İNANCINA KARIŞMIYORSAM, BAŞKASI DA BENİM İNANCIMA KARIŞAMAZ”
Alevi inancı ve diğer farklı inançlara diretilen zorunlu din derslerini hatırlatan Aksüt, “Ben bu kötülüklerin karşısına çıkıyorum, ben inancımı savunuyorum. Ben başka bir inanca müdahale etmiyorum kimse de bana müdahale etmesin. Bu ülke laikse ben kendi inancımı yaşamak istiyorum. Okullarımızda geçmişten beri zorunlu din dersi var. Bir çocuk 6 yaşına kadar belli bir kişilik buluyor. Bir aile çağdaş, laik çağa yaraşır bir şekilde yetiştirilirse, o aile hem yurtsever, hem paylaşımcı, hem kucaklayıcı hem de başka inançlara saygılı ve ahlaklı olur. O ailenin yetiştirdiği çocuk da aynı olur, farklı bir inanç mensubuna din dersi veremezler” diye konuştu.
“ÇEDES 21. YÜZYIL İNSANLIĞINA YAKIŞMAYAN BİR PROJEDİR”
Yazar Ali Aksüt, ÇEDES projesinin laiklik kavramıyla örtüşmediğini belirterek, “Okullarda din ve ahlak bilgisi dersi ister Alevi olmayan din adamları tarafından verilsin ister Alevi inancı içinden gelmiş Alevi görünümlü, Alevi kılıklı olanlar versin bu bir ayıptır. Her halükarda ÇEDES projesi laikliğe yakışmayan, bugünün uygarlığına yakışmayan, 21. yüzyıl insanlarına yakışmayan, düşünce sistemine uymayan bir projedir. İnsana göre bir proje değildir” şeklinde konuştu.
PİRHA- Menemen Cemevi’nde yapılan panelde, okullara imam atanması projesinin (ÇEDES) eğitim ihlali olduğu belirtildi. Panelde, iktidarın siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası olarak tanımlanan okullara imam atanması uygulamasına güçlü bir şekilde karşı konulması için çağrı yapıldı.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ üzerine oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı. çocukların ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemeyeceğini dile getirerek, bu süreçte güçlü bir karşı koyuşla bundan geri adım attırılması çağrısında bulundu.
Menemen Cemevi’nde gerçekleşen ve birçok kurumun ve öğrenci velilerinin katıldığı panele İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi avukatların Avukat Cemile Gemici ve Avukat Zerrin Şenyıl Kale,Psikiyatrist Dr. Gülperi Putgül Köybaşı ve Veli Naim Demir panelist olarak katıldı. Panelde ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemeyeceği belirtilerek, bu süreçte güçlü bir karşı koyuşla bundan geri adım attırılması çağrısında bulunuldu.
ÇALIŞMANIN ÖZNESİ VELİLER OLMALI
Panelde ilk söz alan Menemen Dersimliler Derneği Başkanı Gamze Yentür, ÇEDES projesi ile ilgili Menemen’de ortak bir çalışma yürütüleceğini, başlangıç olarak Uğur Mumcu Mahallesi’nin seçildiğini ifade etti. Çalışmayı Menemen’in birçok mahallesine taşıyacaklarını belirten Yentür, çalışmanın öznesinin veliler olması gerektiğini söyledi. Yentür, velilerin yanında olduklarını vurgulayıp, projeye dair değerlendirme yaptı.
ÇEDES PROJESİ MEVZUATA AYKIRI
Panelistlerden ilk olarak söz Avukat Zerrin Şenyıl Kale, proje ile ilgili hukuki alt yapıyı anlatarak, projenin eğitim hakkı ihlali olduğunu belirtti. Uluslararası sözleşmelerden anayasaya kadar projenin mevzuatlara aykırı olduğunu, belirsiz ve muğlak ifadelerle yasal mevzuatın oluşturulduğunu ifade eden Şenyıl Kale, değerlerin evrensel olduğunu; değer yargılarının kültürel olduğunu ve değer eğitiminin din eğitimi üzerinden verilmesinin doğru olmadığını dile getirdi.
VELİNİN İZNİNE TABİ OLMALI
Avukat Cemile Gemici ise projenin yasal olarak öğrenci velisinin iznine tabii olduğunun altını çizerek, zorunluluk dayatıldığında hukuken itiraz edilebileceğini söyledi.
Psikiyatrist Dr. Gülperi Putgül Köybaşı da, çocukların 12 yaşına kadar soyut düşünemediklerini, bu sebeple cennet, cehennem gibi kavramları anlamlandıramayacaklarını ifade ederek, o yaş grubuna dini eğitimin verilmesinin çocuk gelişimi açısından uygun olmadığını ifade etti. Köybaşı, çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiğini ve psikolojik olarak destek olmanın yollarını anlatarak eğitimde laikliği vurguladı.
Öğrenci velisi Naim Demir ise veliler olarak kaygılı olduklarını, Alevi bir aile oldukları için farklı bir inanç üzerinden eğitim verilmesini doğru bulmadıklarını söyledi ve projeye karşı olduklarını ifade etti. Çocuklarının akademik kaygısı olduğunu, arkadaşları arasında yalnız kalmak istemediğini ekledi.
Soru cevap bölümünde ise bundan sonra yapılacaklar için somut adımlar tartışıldı.
PİRHA – Ankara Varto-Der Başkanı Özgür Yetiş Aslan, hükümetin dini dayatan politikalarını eleştirdi. Baskının okul çağında başladığını belirten Aslan, “ÇEDES pozitif anlama geliyor gibi ama bu ismin altında çok tehlikeli bir süreç var. AKP hükümeti, asimilasyon, ötekileştirme noktasında tavrına devam ediyor.”
Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanmasına yönelik tepkiler yükseliyor.
AKP-MHP hükümetinin dinci ve baskıcı politikaları sebebiyle toplumdaki itirazlar da günden güne artıyor. Okul çağının ilk aşamasında başlayan dini dayatma hemen hemen yaşamın tüm alanlarına da yayılmış görünüyor.
Baskıcı ve asimilasyoncu yönetime karşı demokratik kitle örgütlerinin de mücadelesi sürüyor. Ankara Varto Kültür ve Dayanışma Derneği (Ankara Varto-Der) Başkanı Özgür Yetiş Aslan, hükümetin din odaklı politikalarını eleştirdi.
“ÇOK TEHLİKELİ BİR SÜREÇ VAR”
Özgür Yetiş Aslan, özelde Alevi toplumuna yönelik baskı politikalarını değerlendirdi. Aslan, öncelikle öğrencilerin maruz kaldığı dinci eğitime dair eleştirilerini paylaştı. Okullara imam atanmasının hak ihlali olduğu vurgusunu yapan Aslan, şunları söyledi:
“16 Eylül’de İzmir’de bir miting yapıldı. O mitingin bileşenlerinden biri olarak biz de ÇEDES projesine karşı olduğumuzu ifade ettik. Başka platformlarda da ÇEDES’in asimilasyona dönük bir proje olduğunu ifade ediyoruz. ‘Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ ismi çok pozitif anlama geliyor gibi ama bu ismin altında çok tehlikeli bir süreç var. Her şeyden önce bir asimilasyon politikası öteden beri devam ediyor. Bu uygulamalara tümden karşıyız. Alevilerin çocuklarına din dersi verilmemesi konusunda talepler öteden beri vardı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu konuda karar vermişti ancak uyulmadı. Bütün itirazlara rağmen daha baskıcı bir sürece doğru gidiliyor. AKP hükümeti, asimilasyon, ötekileştirme noktasında tavrına devam ediyor.”
“ÇEDES, SİNEYE ÇEKİLECEK BİR MESELE DEĞİL”
Özgür Yetiş Aslan, AKP hükümetinin, Müslüman olmayan bütün toplumları yok saydığının da altını çizdi. ÇEDES protokolüne karşı derneğin faaliyetlerini anlatan Aslan, şöyle devam etti:
“Müslüman olmayan birçok inanca karşı bir saldırı, dayatma var. Buna karşılık birçok kurum gibi biz de çocuklarımızın okullarda zorunlu din dersine tabi olmaması ve bu zorunlu anlayışı kabul etmeyeceğimize dair bir dilekçeyle üyelerimizi bilgilendiriyoruz. İlerleyen dönemde diğer bileşenlerle beraber farklı eylem ve tepkiler mutlaka olacaktır. Bu sineye çekilecek, oluruna bırakılacak bir mesele değil. Her tür yaşam tarzına müdahale edildiği bu dönemde inancımıza da, kültürel değerlerimize de saldırı görüyoruz. Buna dönük her türlü ortak hareket noktasında biz de mutlaka varız.”
“DOĞRUYU SAVUNDUĞUNUZDA BU SİSTEMDE ETKİN OLAMIYORSUNUZ”
Özgür Yetiş Aslan, Varto’daki okuryazarlık oranının ülke ortalamasının üzerinde olduğuna dikkat çekti. Bölge insanının ayrımcılığa maruz kaldığını söyleyen Aslan “Vartolular, torpil olayında çok başarılı olamaz, kendi olanaklarıyla bir yerlere gelir. Vartoluların, doğru bildiğini sonuna kadar savunan bir yapısı vardır. Dolayısıyla doğru bilineni savunduğu sürece maalesef bu sistemde çok etkin olamıyorsunuz. Aslında bu ülkenin yönetilme noktasında birçok Vartolunun en üst düzeyde olmasını görmemiz gerekiyor. Ama maalesef ki siyasal tercih yapılıyor ve malum mülakatlarla eleniyor. Tabii bu sadece Vartolulara özgü bir şey değil ama Vartoluların dışında birçok kriminalize edilmiş, kara listeye alınmış ilçe ve illerimiz de var” eleştirisini yaptı.
PİRHA-AKP iktidarının okullara imam atama uygulamasına tepki gösteren Dersimli yurttaşlar, “Okullarda imamların olmasını istemiyoruz. Okullara imam atanması kesinlikle kabul edilemez ve bir an önce bu uygulamanın iptal edilmesi lazım” dedi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES) kapsamında okullara ‘manevi danışmanlık’ hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı atanıyor.
İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.
Okullara imam atanmasını doğru bulmadığını söyleyen Ali Tekin, “İmam, öğrenciye nasıl bir eğitim verebilir. Bu duruma tepki göstermek için öğrenci velilerinin sokağa çıkması lazım” dedi.
Bu uygulamayı yanlış buluyoruz diyen Ali Yolaşan, “Bizim kültürümüz ayrıdır, o yüzden biz bu uygulamayı kabul etmiyoruz” diye belirtti.
“OKULLARDA İMAM İSTEMİYORUZ”
Kararı uygun bulmadığını belirten Gülseren Yolaşan, ”Okullarda imamların olmasını istemiyorum. Çocuklar asimile olur, herkes kendi inancını nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşasın, kimseyi bir inanca mecbur kılmasınlar. Şimdiye kadar kimse tepki vermedi, sanki halkın üzerine ölü toprağı dökülmüş durumda” dedi.
Okullara imam atayacaklarına çocuklara yabancı dil öğretsinler diyerek uygulamaya tepki gösteren Mehmet Yıldız, “Herkesin bir araya gelip okullara imam atanmasına tepki göstermesi lazım” dedi.
Herkesin inancının kendisine olduğunu söyleyen ismini vermek istemeyen bir yurttaş, “Laik, demokratik bir eğitim sistemi olmalı. İnsanların inancı kişi ile inandığı arasındadır. Bu ülkede farklı inanca mensup insanlar var o yüzden bu uygulamayı kabul etmiyorum” dedi.
“ÖĞRENCİLERİN BEYİNLERİNİ ERKEN YAŞTA YIKAMAK İSTİYORLAR”
Hasan Erk, ise şunları söyledi, “Madem ki okullara imam atanıyorsa bizim okullara da dede atansın. Biz Alevi toplumuyuz o yüzden biz de dede istiyoruz.”
Okullara imam atanmasının AKP iktidarının ülkedeki gericilik adına attığı adımlardan birisi olduğunu vurgulayan Doğan Halis, “Okullara imam atanması kesinlikle kabul edilemez ve bir an önce bu uygulamanın iptal edilmesi lazım. Öğrencilerin erken yaşta beyinlerini yıkamak istiyorlar. İmamın okulda ne işi var. Toplum olarak daha duyarlı olmamız lazım” diye konuştu.