PİRHA- Adalet Bakanlığı önündeki eylemde konuşan DEM Partili Öztürk Türkdoğan, sürecin ruhuna uygun olarak infaz rejimindeki ayrımcılığın mutlaka kaldırılması gerektiğini belirterek, “Bizler bu konuda hem müzakereyi hem de mücadeleyi büyüteceğiz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dair Adalet Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Açıklamada “İnfaz yakmalar dursun, cezaevi hak ihalleri son bulsun” pankartı açıldı.
DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü Öztürk Türkdoğan, cezaevlerinde yaşanan sorunlara dair Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve bakanlık yetkilileri ile görüştüklerini belirtti.
Öztürk Türkdoğan, cezaevlerinde kendilerine sürekli şikayetlerin geldiğini vurgulayarak, “Hapishanelerden sürekli komisyonumuza ve partimize şikayetler geliyor. Aileler sürekli olarak eleştirilerini daha yüksek sesle dile getiriyorlar. Geçen hafta Bolu Cezaevi önünde basın açıklaması yapıldı. Çünkü Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu diye bir kurul var; infaz yasasına göre, koşullu salıverilme süresi biten mahpuslarla ilgili sürekli ertelemeli karar veriyor” dedi.
“KİMSEYE AYRICALIK TALEP ETMEDİK”
İdare ve Gözlem Kurullarının tutsaklara “pişman mısınız” şeklinde sorular sorduğunu belirten Türkdoğan, “Siz 30 yıl hapis yatmış bir insanı “pişman mısınız?” sorusuyla infazını uzatarak 33 yıl içeride tutamazsınız. İnsanlar pişman olsalar zaten bu kadar hapis yatmazlardı. Başka başka keyfi uygulamalarla bu sorunlar çözülmüyor. Bugüne kadar kimseye ayrıcalık talep etmedik. Hakkı neyse onun yapılmasını istedik” diye konuştu.
“HEM MÜZAKEREYİ HEM DE MÜCADELEYİ BÜYÜTECEĞİZ”
DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü Öztürk Türkdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tespit ettiğimiz kadarıyla binlerce hasta mahpus cezaevlerinde bulunuyor. İçinde olduğumuz bu süreçte, infaz rejimindeki ayrımcılığın mutlaka kaldırılmasını istiyoruz. Mevcut infaz rejimi çok sayıda ayrımcı hüküm içeriyor. İnfaz koşulları giderek ağırlaştırılarak, iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor. İdare ve Gözlem Kurullarının kaldırılması gerekiyor. Bu uygulamaların sona erdirilmesi gerektiğini bir kez daha güçlü şekilde vurguluyorum. Son dönemlerde S, Y ve Yüksek Güvenlikli cezaevi ismiyle adlandırılan kuyu tipi hapishaneler yapıldı. Bu hapishanelerde mahpusların tutulduğu koşullarda havalandırma kapısı yok. Bir insan bu koşullarda ne kadar dayanabilir? Temiz havanın, temiz ışığın girmediği bir odada ne kadar yaşayabilirsiniz? Yaşayamazsınız. Böyle acımasız bir infaz rejimi olabilir mi? Bu tarz hapishanelerin kapatılması gerekir.
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun hapishaneler üzerinde daha etkili denetim yapması gerekir. Bakanlığın etkili denetimlerini artırması gerekiyor, keyfi uygulama yapan müdürlerin görevden alınması gerekiyor. İnsan haklarına aykırı infaz rejimi uygulayan yargı mensuplarının uyarılması gerekiyor. Bizler bu konuda hem müzakere hem de mücadeleyi büyüteceğiz.”
PİRHA- 5 Nisan Avukatlar Günü’nde Ankara’da yürüyüş yapan avukatlara DEM Parti ve CHP’li siyasetçiler de destek verdi. Aynı zamanda hukukçu kimlikleri olan milletvekilleri, “Savunmayı susturamazlar” vurgusunu yaptı.
Türkiye Barolar Birliği “Savunmanın bağımsızlığı, hukuka saygı” talebiyle Ankara’da yürüyüş yaptı. Cübbeleriyle Ankara Barosu’ndan Anıttepe’ye yürüyen avukatlara siyasetçiler de destek verdi.
“YARGI ORGANLARI, ADALET BAKANLIĞINA BAĞLI MÜDÜRLÜK GİBİ”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, avukatlar olarak 5 Nisan Avukatlar Günü’nün buruk kutladığını belirtti. Aynı zamanda avukat olan Tiryaki, şunları söyledi:
“Türkiye’de hukuksuzluk, haksızlık diz boyu. Artık Türkiye’de hukukun siyasallaşmasından bahsetmiyoruz, aslında Türkiye’de siyaset kurumunun tırnak içerisinde söylüyorum hukuk kurumları eliyle yürütülmesinden söz ediyoruz. Yani şu anda maalesef mahkemeler, yargı organları, Adalet Bakanlığına bağlı birer müdürlük gibi. Bağımsız yargı falan yok, talimatla iş yapan kurumlar haline dönmüş durumda.
Biz şu an Türkiye’de bir darbe rejimi var diyoruz. 15 Temmuz başarıya ulaşmamış olsa bile aslında o gün bugündür Türkiye kalıcı bir olağanüstü hal ile yönetiliyor ve Türkiye’de demokrasiden, hukuktan söz edilemez. Bugün binlerce avukatın burada olması çok önemli. Aslında avukatlar, hukuk kurumunun üç önemli sadece ayağından biri olan avukatlar da topluma bir mesaj veriyorlar; yaşananları kabul etmediklerini, bu hukuksuzluğa karşı direneceklerini söylüyorlar. Bunu çok kıymetli buluyorum.”
“YARGI BAĞIMSIZLIĞI İÇİN BURADAYIZ”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki de avukatların yürüyüşüne destek veren isimler arasındaydı. “Bugün Avukatlar Günü ama bundan daha geniş bir amaç için buradayız” diyen Saki, sözlerine şöyle devam etti:
“Yargı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte iktidarın bir silahı oldu. Hükümetin, bütün muhalefeti susturmak için yargı eliyle dizaynına karşı da bir yürüyüş aynı zamanda. Bütün demokratik kurumlarda yasama, yürütme, yargı birbirinden ayrı olmalı ancak faşist hükümetlerde bu üçü birleşir ve biz adım adım oraya doğru gidiyoruz. İşte bu, yargının isyanı aslında. Demokratikleşmede yargının bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu da söyleyerek diyoruz ki gerçekten demokratikleşme için yasama, yürütme, yargı ayrı güçler olarak demokrasinin inşasında sac ayaklarıdır. Bunun en temel ayaklarından yargı bağımsızlığı için buradayız.”
“YARGI TARAFSIZLIĞI BAKIMINDAN EN KÖTÜ DÖNEM”
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Av. Öztürk Türkdoğan ise tutuklu öğrenciler ve siyasetçiler için yürüdüklerini belirterek şöyle devam etti:
“Avukatların yürüyerek hak, hukuk, adalet sloganı attığı bir ülkede Avukatlar Günü kutlanamıyor. Bugün bir mücadele günü; hak, hukuk, adalet için mücadele ediyoruz. Türkiye, tarihinin yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı bakımından en kötü dönemini yaşıyor. 2017 yılında bize göre şaibeli olarak kabul edilen anayasa referandumuyla Türkiye, kuvvetler birliğine geçti. İşte o kuvvetler birliğinin sonuçlarını acı bir şekilde yaşıyoruz. Avukatlar, yargının gerçekten bağımsız tarafsız olması için mücadele ediyor. Bugün vesilesiyle düşünceleri nedeniyle mücadele edip hapiste olan başta öğrenciler olmak üzere siyasetçi arkadaşlarımızı, seçilmişleri, özgürlüğe kavuşturacağımız günleri de görmek istiyor, onlar için de mücadele ediyoruz.”
“DARBE YAPAN FAŞİSTLERİN DAHİ YAPMADIĞI AĞIR ORTAMLAR”
CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da avukatlara destek veren siyasetçiler arasındaydı. “Savunmayı susturamazlar” vurgusunu yapan Tanrıkulu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Binlerce avukatla beraber yürüyoruz ve maalesef avukatlar gününü kutlayamıyoruz. Türkiye’de ağır insan hakları ihlalleri var, adalet tükenmiş durumda. Yargı bağımsız ve tarafsızlığını yitirmiş iktidarın bir aparatı haline dönüşmüş. Avukatlar bireysel olarak büyük bir baskı altında. Barolar da kurumsal olarak baskı altında. Darbe dönemlerinde görülmeyen bir biçimde barolar her taraftan kuşatılmaya çalışılıyor. En son İstanbul Barosuna yaptıkları bir açıklamadan dolayı dava açıldı ve baro yönetim kurulunun görevden alınmasına karar verildi. Bu 12 Eylül’de darbe yapan faşistlerin dahi yapmadığı ağır ortamlar aynı zamanda. Türkiye’nin her yerinde avukatlar büyük baskı altında; ekonomik zorluk içerisinde ve Türkiye’nin bu halinden avukatların yaşadıkları da bağımsız değil. O nedenle bugün meslektaşlarımız tam da Avukatlar Gününde adalet ve toplumsal barış için yürüdü. Bu düzeni değiştireceğiz.”
PİRHA – DEM Parti ile MHP heyeti, Ramazan Bayramı vesilesiyle ilk kez bir araya geldi.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta gönderdiği mektup ardından siyasi partiler arasındaki temaslar da genişledi. MHP ve DEM Parti, bu yıl ilk kez bayramlaştı. MHP heyeti DEM Parti’yi, DEM Parti heyeti de MHP’ye ziyarette bulundu.
DEM Parti’ye yapılan ziyarette MHP heyetinde İsmet Büyükataman, Bahçeli’nin baş danışmanı MYK üyesi Esma Özdaşlı ve MYK üyesi Şahin Kartal yer aldı. DEM Parti heyetinde ise eş genel başkan yardımcıları Yüksel Mutlu ve Öztürk Türkdoğan, Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan bulundu.
Kameralar önünde yapılan sohbette Öztürk Türkdoğan, tutuklanan öğrencileri gündeme getirdi, MHP’li Büyükataman ise bu konuya dair şunları söyledi:
“Bugün bayram, dostluğun, kardeşliğin hakim olduğu bir gün. MHP olarak bu bayramda sayın genel başkanımızın takdir ve tasarruflarıyla yelpazeyi oldukça genişlettik. CHP, biliyorsunuz bayramlaşma programını iptal ettiğini söyleyerek İstanbul’da ayrı bir program icra ediyor. Onun dışında bütün siyasi partilerle kısmet olursa bir bayramlaşmayı arzu ediyoruz. O çerçevede DEM Parti’yi ziyaret ediyoruz.
Bayramı inşallah bayram tadında kutlayacağız. Dargınlıkların, küskünlüklerin giderildiği, dostluk kapılarının yeniden aralandığı, kardeşlik hukukun bir kez daha perçinleşmesine vesile olan günleri birlikte idrak edeceğiz. Kabulünüz için teşekkür ediyorum. Bu arada sayın genel başkanımızın da selamları ve bayram tebriklerini ifade etmek istiyorum.”
“İRADEYE SAYGI DUYULDUĞU GÜNLERİ DE GÖRMEK İSTERİZ”
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan ise şu konuşmayı yaptı:
“Bayramlaşma aynı zamanda kavuşmaktır. Ben birkaç dilekte bulunmak isterim. Öncelikle özgürlüklerinden yoksun olan arkadaşlarımızın, yurttaşlarımızın, dostlarımızın, seçilmiş siyasetçilerin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını dilerim. Hele hele bu son dönem öğrenci arkadaşlarımızın özgürlüğünden yoksun kalması adeta buruk bayram yaşamamıza sebep oluyor. Umarız bu son bulur. Hepimiz Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın gereği olarak yeni bir Türkiye’yi onurlu bir barışı inşa edebiliriz. Bu Türkiye’nin aynı zamanda demokratik bir Türkiye olmasını istiyoruz. Demokraside halkın iradesine saygı duyulduğu bir rejim olacaktır. Halkın iradesinin tecelli ettiği bir iradeye saygı duyulduğu günleri de görmek isteriz.”
“HEP BERABER ACI TECRÜBELER YAŞADIK”
Öztürk Türkdoğan’ın ardından yeniden söz alan İsmet Büyükataman, şöyle devam etti:
“İfade ettiğiniz iyi niyet temennilerine tabii ki iştirak ediyorum. Türkiye demokrasiyle idare edilen bir ülke. İnsanlarımızın yasalar ve anayasalar çerçevesinde demokratik tepkilerini ortaya koyabilmeleri en tabii hakları ama ölçüyü kaçırmamak lazım. Toplumun huzurunu hedef alabilecek evrilmiş olmasını doğru bulmuyoruz. Türkiye olarak hep beraber acı tecrübeler yaşadık. Mutlaka tepkimizi ortaya koyabilmeliyiz, sorumlu davranışla. CHP’nin vatandaşı sokaklara davet eden çağrısı karşısında partinizin yapmış olduğu çağrıyı da önemli ve anlamlı buluyorum. Bu ülkede yaşayan herkes gerektiğinde demokratik tepkisini de ortaya koyabilmeli. Yasalar ve anayasalar çerçevesinde.”
“SORUMLULUK SAHİBİ BİR PARTİYİZ”
Sohbet üzerine Öztürk Türkdoğan “Partimizin çok ciddi bir sol ve sosyalist geleneği var. Biz her zaman Türkiye’nin demokrasi güçleriyle birlikteyiz. Elbette ki öncelikle bu ülkenin barışa ihtiyacı var. Bu barışı temin etme noktasında da biz sorumluluk sahibi bir partiyiz. Her zaman halklarımızın yanındayız, demokrasi mücadelesi yürütenlerin de yanındayız” diye belirtti.
Bayramlaşma amacıyla DEM Parti heyeti de MHP Genel Merkezine giderek ziyarette bulundu.
PİRHA-DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türdoğan, Y ve S Tipi cezaevlerindeki uygulamaların ilk olarak İmralı Cezaevi’nde devreye sokulduğuna işaret ederek, tutukluların yaşamlarını riske atan söz konusu hapishanelerin kapatılması gerektiğini belirtti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İnsan Hakları ve Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan, Y ve S Tipi cezaevlerine dair hazırladıkları raporu açıkladı. Partinin genel merkezinde yapılan açıklamada, Türkiye’de 403 cezaevinin bulunduğu, Adalet Bakanı’nın cezaevlerinde 295 bin kişinin tutulduğuna dair paylaştığı verilerin gerçeği yansıtmadığı, 1 Temmuz itibariyle cezaevlerinde 342 bin kişinin bulunduğu aktarıldı.
“S VE Y TİPİ HAPİSHANELER KAPATILSIN” ÇAĞRISI
Y ve S Tipi cezaevleri “kuyu tipi cezaevi” olarak nitelendiren Türkdoğan, bu cezaevlerinde özellikle siyasi tutsakların kaldığını söyledi. Çok sayıda Y ve S Tipi cezaevi ziyareti üzerine rapor hazırladıklarını aktaran Türkdoğan, “Bu hapishaneler kapatılmalı” dedi. Söz konusu cezaevlerinin tutsakları çürüttüğünü söyleyen Türkdoğan, “Tam da burada işte siyasi mahpusların S ve Y tipi yüksek güvenlikli hapishanelerde tutularak sağlık haklarının ve dolayısıyla yaşam haklarının tehlikeye girdiği bir sürecin içerisindeyiz. Bu oldukça tehlikelidir. Niye ‘kuyu tipi’ diyoruz; sadece tutulduğunuz tek veya 3 kişilik odanın giriş kapısı var. Havalandırma kapısı yok. Sormak gerekiyor böyle bir hapishane böyle bir koğuş böyle bir oda modeli olabilir mi? Bulunduğunuz yerde havalandırma kapısı yok. Havalandırma için sizi alıyorlar başka bir koridordan geçip başka bir yerde havalandırmaya çıkıyorsunuz. Böyle bir şey olamaz. Bu kanuna da aykırı. Kanun ne diyor ‘günışığı alacak’ diyor. Nasıl alacak gün ışığını? Havalandırma kapısı olmayan bir oda nasıl günışığını alacak? alamaz. Temiz havayı nasıl alacak?” ifadelerini kullandı.
Cezaevlerindeki İdare ve Gözlem Kurullarının tutsakların denetimli serbestlik hakkını ortadan kaldırdığını kaydeden Türkdoğan, yaşanan ihlaller nedeniyle her ay birçok tutuklunun hayatını kaybettiğini söyledi.
“UYGULAMALARIN KAYNAĞI İMRALI’DIR”
Söz konusu tüm uygulamaların PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın mutlak tecrit altında tutulduğu İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden başladığına dikkati çeken Türkdoğan, “Yıllarca Abdullah Öcalan tek, hala da tek. 1999’dan sonra, 2009’da ancak F Tipi statüsüne kavuşturuldu o hapishane. Daha sonra yanına 3 kişi daha aktarıldı. Onlar da tek kalıyorlar. Haftada bir ya da yarım saat -olup olmadığını da bilmiyoruz- ortak kullanım alanlarını kullanıp, kullanmadıklarını da bilmiyoruz. Bu modeller orada başladı. Türkiye’nin tamamına yayıldı. Dolayısıyla insanların politik kimlikleri, siyasi kimliklerinden bağımsız olarak insan hakları temelinde hapishanelerde olup bitenlerle herkes ilgilenmek durumundadır. Meclis’te grubu bulunan siyasi partiler dönem dönem hapishaneleri anlatıyorlar, insan hakları komisyonu anlatıyor. Ama önce şu İmralı Hapishanesinden başlamanız gerekir. Bütün kötü uygulamaların kaynağı oradan başlamıştır, pilot uygulamalar oradan başlamıştır. Şimdi de 3 buçuk yılı geçen bir mutlak iletişimsizlik hali söz konusudur. DEM Parti dışındaki diğer grubu bulunan partiler bu konuda söz kurmamaktadır. Mecliste grubu bulunan siyasi partiler bu konuda söz kurunuz” şeklinde konuştu.
“TECRİT KALDIRILMALI”
Türdoğan, adaletin herkes için olması gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bu ülke bu şekilde baskı rejimiyle yönetildiği sürece herkesin yolu bir gün hapishaneden geçecektir. O yüzden hapishanelere daha fazla ilgi göstermek gerek. Hapishanelerdeki mahpusların insan hakları ile ilgilenmek zorundasınız. Ve elbette İmralı tecridinin de bir an önce kaldırılmasını her fırsatta söylediğimiz gibi burada da söylemeye devam ediyoruz. Bu hapishaneler kapatılmalıdır. Mahpusların sağlık ihlalleri ile yakından ilgilenilmelidir. Ağır hasta mahpuslar bir an önce tahliye edilmelidir. İnfaz rejimindeki ayrımcılık ortadan kaldırılmalıdır. Yani TMK kapsamındaki diğerleri arasındaki ayrım ortadan kaldırılmalıdır. İnfaz rejimi tekleştirilmelidir. İnfaz yakma uygulamalarına son verilmelidir. İdare gözlem kurulları kaldırılmalıdır. Bunlar kendini mahkeme yerine koymakta. Mahkemenin verdiği cezanın daha da uzamasını sağlayacak idari kararlarla insanların hapishanede kalma sürelerini uzatmaktadırlar. Bunların tamamı kaldırılmalıdır. Keyfi disiplin cezalarına son verilmelidir. Mahkemenin birçok yetkisi infaz hakimliğine devredilmiştir. Bu yetkilerin infaz hakimliğinden alınıp kişiyi yargılayan mahkemeye geri verilmelidir. Kuyu Tipi hapishaneler kapatılmalıdır.”
PİRHA-DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüleri, Kobane Davası’nın yarın görülecek karar duruşmasına ilişkin basın toplantısı yaptı. Yargılanan siyasetçilerin tahliye edilerek, beraat kararı verilmesi gerektiğini vurgulayan DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüleri, karar çıkması beklenen duruşmaya katılım çağrısı yaptı.
IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014’te gerçekleştirilen eylemler gerekçesiyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 24’ü tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobane Davası’nın karar duruşması 16 Mayıs’ta karara bağlanacak.
Duruşma Sincan 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10.00’da görülecek.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk Komisyonu Eş Sözcüleri Sevda Çelik Özbingöl ve Öztürk Türkdoğan, yarın görülecek Kobane Davası’nın karar duruşmasına ilişkin, partilerinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda konuşan Türkdoğan, görülecek duruşmada tüm siyasetçilerin özgür bırakılmasını beklediklerini ifade etti. Türkdoğan, davanın Kürt siyaseti ve HDP siyasetinin yargılandığı dava olduğunu belirterek, “HDP’li siyasetçiler yargılanıyor, sadece onlar değil, aslında bir dönemin çözüm ve barış siyaseti yargılanmak isteniyor. Kürt halkının statüsü yargılanmak isteniyor” dedi.
“DEVLET İÇERİSİNDEKİ ÇETELER AKTİF HALE GELDİ”
Protestolar sırasında Kürt protestocuların nasıl öldürülmeye başlandığını anlatan Türkdoğan, “Varto’da bir Kürt protestocunun, güvenlik güçleri tarafından katledilmesiyle birlikte devlet içerisindeki çeteler aktif hale geldi. Çok sayıda yerde olaylar oldu. Bununla ilgili çok fazla sivil toplum örgütlerinin raporları var. İnsanlar yaşamını yitirmeye başladı. O gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Türkiye’de uzun zamandan sonra sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Biz bir gün sonra olaylar yatıştı, çağrılar yapıldı, HDP’li siyasetçiler İçişleri Bakanı ile görüştüler. Olaylar yatıştı” ifadelerini kullandı.
“ARKADAŞLARIMIZA KUMPAS KURULDU”
Ekim sonunda toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) bildiri yayınlandığını, bildiride olayların barış ve çözüm sürecini sabote etmeye dönük girişimler olarak değerlendirildiğini, çözüm sürecinin övüldüğünü vurgulayan Türkdoğan, “Herhangi bir kalkışma olarak değerlendirmiyor. Çok net değerlendirmeleri var. Ankara Savcılığı bir soruşturma açıyor sadece ifade alıyor ve soruşturma dosyasında herhangi bir gelişme olmuyor. Daha sonra siyasi süreçte, çözüm ve barış sürecinin sona ermesiyle birlikte Kürt siyasetinin tasfiyesine yönelik gelişmeler oldu. Mayıs 2016’da milletvekilli dokunulmazlığı kaldırıldı. Sonra bir darbe teşebbüsü oldu ve iktidar bunu bir karşı darbe sürecine çevirdi, o karşı darbe süreci içerisinde Türkiye’yi uzun yıllar OHAL ile yönetti. İşte OHAL koşullarında 4 Kasım 2026’da Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile diğer arkadaşlarımızın evleri basılıp gözaltına alındılar ve tutuklandılar. O tarihten beri de tutuklu yargılanıyorlar. Kobane Kumpas Davası soruşturma ve kovuşturma aşamasında çok sayıda hukuka aykırılıklar var. Soruşturma aşamasında 2014’teki soruşturmadan sonuç alınmayınca 2017’deki rejim değişikliğinden sonra 2018’de Ankara TEM Şube’de ilginç bir belge hazırlanıyor. Biz buna ‘yeni tip andıç belgesi’ diyoruz. Yaşı müsait olanlar hatırlarlar; böyle belgeler, 90’lı yıllarda 2000’li yılların başında Genelkurmay’da hazırlanırdı. Böyle belgeler, bunlar muhtıradır aynı zamandı. Şimdi de Emniyet’te andıç belgeleri hazırlanmaya başlandı. Arkadaşlarımıza kumpas böyle kuruldu” şeklinde konuştu.
“YARIN BİR FIRSATTIR”
Suç örgütü yöneticisi Bora Kaplan davasında ortaya çıkan emniyet içindeki gruplaşmalara dikkati çeken Türkdoğan, “Bakın şu anda siyasi iktidar sözcüleri emniyet içerisindeki gruplaşmalardan bahsediyor. Günaydın yeni mi uyandınız? Bu gruplaşmalar elbette sizlerin bilgisi dahilindeydi. Uzun zamandır zaten partimize ve arkadaşlarımıza kumpas gerçekleştiriyorlardı. Dolayısıyla bunun artık önüne geçilmesi gerekiyor. Devlet içerisinde gerçek manada bir temizlik yapılması gerekiyor. Siyasi iradenin buna öncelikle uygun adım atılması gerekiyor. Yarın bir fırsattır; arkadaşlarımız yarın mutlaka ama mutlaka tahliye edilmelidir ve bu kumpas davası yarın mutlaka beraatle bitirilmelidir” diye belirtti.
ÖZBİNGÖL: BARIŞÇIL BİR PROTESTO ÇAĞRISI
Eş Sözcü Sevda Çelik Özbingöl ise davaya gerekçe yapılan tweette barışçıl bir çağrının yer aldığını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesince de bu durumun karar altına alındığını söyledi.
Kararın dosyada bulunmasına rağmen yargılamanın tutuklu şekilde devam ettiğini hatırlatan Özbingöl, şunları söyledi:
“7 Ekim 2014 tarihinde Erdoğan’ın Kobane düştü düşecek açıklamasının ardından dünyanın her yerinde devam eden barışçıl yürüyüş protesto ve basın açıklamaları devreye giren paramiliter güçlerin ortaya çıkardığı katliamlarla da gölgelenmeye çalışılmıştır. Bu topraklara demokrasi ve barışın gelmesi ve bunun sağlanması için ortak mücadele yürütenlerin kumpasla 8 yıldır tutsak edilmesinin anatomisi olan Kobane Kumpas davasında verilecek karar; bu anlattıklarımız dikkate alındığında siyasi bir karar olacaktır. Biz Kobane Kumpas davası savunma avukatları olarak bu süreçte gösterilen duyarlığı çok önemsiyor ve çok kıymetli buluyoruz. Bu temelde de Türkiye kamuoyunu ilgilendiren bu siyasi kumpası boşuma çıkarmak ve eşitlik özgürlük emek mücadelesinden yana güçlü bir tavır koymak adına da yarın 16 Mayıs 2024 saat 10.00’da Sincan Kampüsü’nde görülecek olan duruşmada da herkesi o mücadelede dayanışmaya ve yanımızda olmaya davet ediyoruz.”
PİRHA – CHP ve Gelecek Partisi heyetleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Genel Merkezine bayram ziyaretinde bulundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir, 17 Nisan’da görülecek Kobanî Davası karar duruşmasında olacaklarını belirterek, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz karıncanın kardeşiyiz. Dolayısıyla nerede haksızlık varsa orada olacağımıza emin olabilirsiniz” dedi.
Siyasi partilerle bayramlaşma ziyaretleri kapsamında Gelecek Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) heyetleri, DEM Parti’yi ziyaret etti.
DEM Parti Genel Merkezine giden heyetleri, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan, Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça, PM üyesi İhsan Seylan karşıladı.
Gelecek Partisi adına Yönetim Kurulu Üyesi ve Konya Milletvekili Hasan Ekici, İletişim Başkanlığı Başkan Yardımcısı Nazlı Üstün ziyarette bulundu.
“DEMOKRASİNİN YOKLUĞUNDAN HERKES ZARAR GÖRÜYOR”
Ziyarette konuşan Hasan Ekici, Türkiye’de ciddi bir demokrasi sorunu olduğunu belirterek, “Her alanda ciddi bir demokrasi sorunu var. Siyasi partilerden tutun da vekillerin belirlenmesine kadar, sözde değil özde bir demokratik toplumu inşallah inşa ederiz. Cumhuriyetimiz 100 yaşına geldi ama eksik demokrasi kültürümüzde de var, yaşamımızda da var. Yolumuz uzun ama bunu 84 milyonla beraber yapmamız gerekiyor. Çünkü demokratik ilkelerin hepsi 84 milyona katkı sağlayacak ilkeler. Demokrasinin yokluğundan herkes zarar görüyor” diye konuştu.
“İÇ BARIŞ SAĞLAMAKLA ORTADOĞU BARIŞINA DA KATKI SAĞLANIR”
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan ise şöyle konuştu:
“Aslında iyi bir döneme giriyoruz. Bu bayram 31 Mart’tan sonra geldi. 31 Mart’ta aslında halkımız bir bütün olarak güçlü bir demokrasi, barış mesajı verdi. Umarım, Türkiye olarak bunu değerlendiririz. Biraz önce bahsettiniz, biz Cumhuriyet’in 2. yüzyılının demokratik bir Cumhuriyete evrilmesi mücadelesi yürütüyoruz. Bunun için de Türkiye’nin temel sorunlarının çözülmesinden yanayız. Umuyoruz ki bu yeni süreç Türkiye’nin kendi iç barışına katkı sunar. Türkiye kendi iç barışını sağlamakla birlikte Ortadoğu barışına da katkı sunar. Biliyorsunuz şu anda Ortadoğu’da çok büyük bir acı, bir soykırımı yaşandı. Devletler maalesef bunu seyrediyor. Halkların vicdanında mahkum olmuş bir süreç. Gazze’de olup bitenler bize maalesef çok uzak değil, yakın. Ama aynı zamanda biz bu ülkede büyük acılar yaşamış haldeyiz. Türkiye’de özellikle Kürt halkının yaşadığı acıları biliyoruz. Ama hiçbir halkın acı yaşamasını istemiyoruz. O nedenle iç barış çok kıymetlidir. Bayramın Türkiye’nin iç barışına katkı sunmasını diliyoruz.
Ayrıca tabii şunu ifade edelim. Bizler, aslında üçümüz de insan hakları alanından geliyoruz. Bakın önümüzdeki hafta Kobanî Kumpas Davası’nda karar açıklanacak. Umuyoruz ki arkadaşlarımız özgürlüklerine kavuşur. Sayın Demirtaş ve tutuklu arkadaşlarımız Sayın Yüksekdağ, sevgili Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ve diğer arkadaşlarımızın tutukluluğu sona erer, özgürlüklerine kavuşurlar. Bu vesileyle de 17 Nisan’da son karar açıklanacak. O gün Sincan’da olacağız. Ama özgürlük için orada olmak istiyoruz. Ama hapishanedeki siyasi mahpusları, hapishanedeki sorunları biz konuşmaya devam edeceğiz. Umuyoruz ki bir an önce bu ülke düzelir. Seçim sonuçlarından da iktidar gerekli dersleri çıkarır.”
CHP’Lİ HEYET, DEM PARTİ’Yİ ZİYARET ETTİ
CHP adına Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir de Kadın Kolları MYK üyesi Armağan Akyüz, Gençlik Kolları MYK üyesi Batuhan Cakcak’tan oluşan heyet de DEM Parti’yi ziyaret etti.
Volkan Demir, seçimlerden sonra ülkeye bahar geldiğini belirterek “Bayramınızı kutluyoruz. Dileğimiz ve duamız öncelikle deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın acılarının ve yaralarının bir an önce dindirilmesi. Daha sonra da Filistin’deki insanlık zulmüne bir an önce son verilmesi. Seçimlerden sonra gördüğünüz gibi ülkemize de bahar geldi” diye konuştu.
“31 MART SEÇİMLERİNDE İÇ BARIŞI SAĞLAMA MESAJI VERİLDİ”
Öztürk Türkdoğan ise Demir’in depremzedeler ve Filistin için dileklerine katıldığını belirterek şunları söyledi:
“Aynı zamanda ülkemize de barışın gelmesini istiyoruz. Bu ülke temel sorunlarını bir türlü çözemedi ve biz Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için mücadele yürüten bir partiyiz. Ben inanıyorum ki bu 31 Mart seçimleri aslında çok güçlü bir demokratikleşme, iç barışı sağlama mesajı verdi. Her türlü otoriter yönetim tarzına karşı demokrasi mesajı verdi. Bir bütün muhalefet olarak bu ülkeye demokrasiyi de barışı da getireceğiz. Yeter ki birlikte bir arada bu mücadeleye inanalım.
Türkdoğan, CHP’li heyete de 17 Nisan’da görülecek olan Kobanî Davası’nı hatırlatarak karar duruşmasına katılım çağrısı yaptı.
“CHP OLARAK KOBANÎ DURUŞMASINDA OLACAĞIZ”
Türkdoğan’ın konuşması ardından söz alan CHP’li Demir, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz Genel Başkanımız da ifade ediyor, karıncanın kardeşiyiz. Dolayısıyla nerede haksızlık varsa Cumhuriyet Halk Partisi olarak orada olacağımıza emin olabilirsiniz. Analizinize de katılıyorum. 31 Mart’ta halkımız güzel bir mesaj verdi. Biliyorsunuz biz Türkiye İttifakı diye seçim propagandasını ve kampanyamızı yürüttük. Halkımız da Türkiye İttifakı’na teveccüh gösterdi. Dolayısıyla bu topraklarda yaşayan herkesin kardeşçe, hür ve özgür yaşaması için hep birlikte elimizden ne geliyorsa yapacağız” diye konuştu.
PİRHA- Hukuk örgütleri, 5 Nisan Dünya Avukatlar Günü’nde “Savunmaya Özgürlük Platformu”nu kurdu. Yapılan açıklamada, “Bu platformun, savunma mesleğine yönelen saldırılar karşısında gücünü birliğinden alan bir kalkan oluşturabilmesini ama aynı zamanda toplumun geniş kesimlerinin savunma hakkının da bir güvencesi olabilmesini umuyoruz” denildi.
Yargılanan meslektaşlarının yargılama süreçlerini takip etmek ve dayanışma göstermek amacıyla yan yana mücadele eden hukuk örgütleri, 5 Nisan Dünya Avukatlar Günü’nde “Savunmaya Özgürlük Platformu”nu kurdu.
Kuruluş deklarasyonunu paylaşmak üzere Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya hukukçuların yani sıra DEM Parti Milletvekilleri Sümeyye Boz, Ömer Faruk Hülagü, Ferit Şenyaşar, DEM Parti Hukuk Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan katıldı.
Açılış konuşmasını Toplumsal Hukuk Derneği’nden Barış Barışık yaparken, basın metnini Avukat Şevin Kaya okudu.
“MUHALİF TÜM KESİMLER GİBİ BİZLER DE SALDIRI DALGASINDAN NASİBİMİZİ ALIYORUZ”
Şevin Kaya, “yargı mekanizmasının tüm gövdesiyle siyasal iktidara bağlandığı, hukuk güvencesi ilkesi yerine keyfiliğin norma dönüştüğü bir dönemden geçiyoruz” dedi. Kaya, şunları söyledi:
“Avukatlar olarak bu ağır şartlar altında bir yandan mesleğimizi icra etmeye çalışıyor, diğer yandan toplumun devrimci, demokrat, yurtsever yahut en geniş tanımıyla muhalif tüm kesimleri gibi bizler de bu saldırı dalgasından her gün nasibimizi alıyoruz.
Özünde adalet mücadelesi; avukatların toplumsal savunma mesleğinin öznesi olmalarının sonucu olarak esasen temsil ettikleri değerin müvekkilleri değil, müvekkillerinin tarihsel ve toplumsal hakları olduğunu, avukatlıklarını yaptıkları kişi/talep/değer üzerinden suçlanmamalarını, cezalandırılmamalarını sağlayacak uluslararası ilkeler geliştirmiştir. Ne var ki ulusal ve uluslararası kazanımlarımız, avukatın savunma dokunulmazlığı, müvekkiliyle özdeşleştirilmemesi kuralı, bağımsız ve kamusal örgütlenme hakkı tehlike altındadır. Avukatlar, mesleki/deontolojik/etik ilke ve kuralların ihlali dışında, mesleki sınırlar içindeki faaliyetleri sebebiyle veya müvekkillerine isnad edilen suç ile özdeşleştirilerek, yargılanmakta, tutuklanmaktadır.
Avukatın müvekkiline gözaltında susma hakkını hatırlatması, hapishaneleri “ısrarla” ziyaret etmesi gibi mesleki faaliyetlerinin kriminalize edilmesinin yanında, bugün müvekkillinin cezaevi hesabına “para yatırmak”, “kitap göndermek” gibi etkinlikler suçlama konusu olabilmektedir. Siyasi operasyonlar kapsamında gözaltına alınan kişilere “avukatını nereden buldukları”, banka hesapları üzerinden gönderdikleri avukatlık vekalet ücretleri dahi isnada dönük ifade sorusu olarak yöneltilmeye başlanmıştır. Gözaltı takipleri, hapishane ziyaretleri, savunma dilekçe ve/veya beyanları, işkence ve kötü muameleye ilişkin açıklamalar örgütsel bağlantı izafıyla karşılaşmaktadır.”
“MESLEKTAŞLARIMIZ DEFALARCA MESLEKİ FAALİYETLERİ NEDENİYLE HEDEF ALINDI”
2 gün önce Çağlayan Adliyesi’nde ve Van ilinde Van halkının iradesinin gasp edilmesine karşı toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak isteyen meslektaşlarının keyfi şekilde engellenmek istendiğini ve işkence ile gözaltına alındığını hatırlatan Kaya, “Şubat ayında masumiyet karinesi, avukatın müvekkiliyle özdeşleştirilmesi yasağı gibi en temel ilkeler göz ardı edilerek meslektaşlarımız Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Seda Şaraldı ve Didem Baydar Ünsal tutuklandı. Hemen ardından Antalya’dan meslektaşımız Av. Şüheda Ronahi Çiftçi de tutuklandı. Meslektaşlarımızın tutuklanma gerekçeleri farklı olsa dahi her iki örnekte de ana akım medyaya haklarında asılsız bilgiler servis edildi, hedef gösterildiler, linç edilmek istendiler. Avukatlığa yönelen saldırıların yeni olmadığını elbette biliyoruz. Daha önce de onlarca meslektaşımız gözaltı, tutuklama, soruşturma, sürgüne maruz kaldı ve onlarca meslektaşımız katledildi. Meslektaşlarımız defalarca mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alındı. Bu anlamda bugün yaşananların dönemsel olmadığını biliyoruz. Aksine bağımsız savunma, bağımsız avukatlık, sosyal, siyasal ve ekonomik olarak uzunca bir süredir tehlike altında. Avukatlık mesleği, bir bütün olarak tehlike altında ve toplumsal işlevinden arındırılmak istenmekte” dedi.
Açıklamaya şöyle devam edildi:
“Bizler, avukatlık mesleğini toplumsal mücadelenin yanında, halkların, ezilenlerin, muhaliflerin, yoksulların hak ve özgürlüklerini koruma ve güçlendirme çabasıyla yürüten avukatlarız. Bu anlamda bizleri hedef alan bu saldırıların esasında toplumsal muhalefeti hedef alan saldırılarla içiçe geçtiğinin bilincindeyiz. Mesleğimizin temel prensiplerini koruma ve saldırıların en doğrudan hedefi haline gelmiş meslektaşlarımızla dayanışma mücadelesini memleketin genelindeki adalet mücadelesinden ayrıksı görmüyoruz. Her geçen gün daha da sertleşen bu iklimde bir araya gelerek direnç göstermek ve mücadele etmekten başka bir çıkış olmadığını çok ama çok iyi biliyoruz.
“DİRENECEĞİZ”
Şevin Kaya, Savunmaya Özgürlük Platformu’nun, savunma mesleğine yönelen saldırılar karşısında gücünü birliğinden alan bir kalkan oluşturabilmesini ama aynı zamanda toplumun geniş kesimlerinin savunma hakkının da bir güvencesi olabilmesini umduklarını belirterek ne yapılması gerektiğini şöyle sıraladı:
Bu koşullar altında, hem mesleki haklarımızda, hem de bir bütün olarak temel hak ve özgürlüklerimizde direneceğiz! Kendisini direnme hakkının kullanımıyla inşa eden insan haklarında direneceğiz! Ulusal ve Uluslararası kazanımlarımızda direneceğiz! Meslek kuruluşlarımızda direneceğiz!
Avukatların savunma dokunulmazlığında, bağımsız savunma hattında direneceğiz!
Avukatın savunduğu hakkın toplumsal savunmanın kendisi olduğu adil bir ceza adalet sisteminin kurulması için direneceğiz!
Avukat haklarının daha güçlü kazanımlarla taçlandığı normatif düzenlemelerin ihdası için direneceğiz!
Avukatların mesleki faaliyetleri sebebiyle suçlanmaması, ve tutuksuz yargılanma ilkesinde direneceğiz!
Savunmayı Savunacağız!
Barolarımız ve barolar Birliğini bu yönde etkin mücadeleye çekeceğiz!
Bu minvalde, dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmek üzere avukatlık mesleğine dönük saldırılara karşı birlikte durmak gerektiği bilinciyle bir araya gelerek “Savunmaya Özgürlük Platformu” kuruluşumuzu ilan ederiz.
5 Nisan Avukatlık Gününde, birlikteliğimizden aldığımız güçle omuz omuza direneceğimiz bir Savunma Hakları mücadelesini örgütlemeye tüm meslektaşlarımızı çağırıyoruz.”
“TÜRKİYE’DE BİR ÇOK ADALETSİZLİK OLUYOR”
Açıklama sonrasında konuşan DEM Parti Hukuk Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan, platformunun öneminin altını çizerek, “Hepimiz uzun yıllardır savunmayı savunuyoruz. Çok sayıda meslektaşımız şu an tutsak edilmiş durumda. Bu platformun tutsak arkadaşlarımızın özgür bırakılması konusunda faydalı olacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Konuşmasına, 5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutlayarak başlayan Ferit Şenyaşar ise, “Bir anne 6 yıldır adalet arıyor. Türkiye’de bir çok adaletsizlik oluyor. Adalet arayışına devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA-DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan ve Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan, Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’la ilgili alınan karara ilişkin açıklama yaptı. Türkdoğan, “Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kesinleşmiş bir mahkeme kararını, kesinleşmemiş gibi yapamaz, bu bir idari suçtur. Aynı zaman da bu bir görev suçuduR” dedi.
DEM Parti, Van Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Abdullah Zeydan’ın memnu (seçme-seçilme)hakkının Adalet Bakanlığı’nın mesai bitimine 5 dakika kala yaptığı itiraz üzerine geri alındığını duyurdu. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan ve Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan, parti Genel Merkezinde konuya ilişkin açıklama yaptı.
“GÖRÜNEN O Kİ YAŞADIKLARI HEZİMETTEN DERS ALMAMIŞLAR”
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Van halkının büyük zaferi karşısında bu kararın bir irade gaspı olduğunu belirterek, “Biliyorsunuz Van 14’te 14 yaparak, aslında rekor bir oyla belediye eş başkanlarını seçti ve kendilerinden zorla alınanı geri aldı. Tarihte eşine az rastlanır bir zaferden bahsediyoruz. Büyükşehir Belediyesi de dahil olmak üzere 14 belediyenin tümünü DEM Parti’ye yani halka kazandırmış oldu. İl Genel Meclisi’nde ise çok büyük bir farkla 1. parti haline geldi Van. İradesini bu kadar güçlü bir şekilde, bu kadar net bir şekilde yansıtan Van halkına karşıysa; bizi dizi hile, oyun, kumpas, akla hayale sığmayacak bir takım planlar yapmakla meşgullerdi. Kayyum rejimine verilen bu net, bu büyük sahiplenmeyle beraber verilene cevaba karşı mesai bitimine dakikalar kala, Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Abdullah Zeydan şahsında tekrar bir irade gaspıyla karşı karşıya bırakılmaya çalışıldı” dedi.
Doğan şöyle devam etti:
“DEM Parti’nin konuya ilişkin herhangi bir hukuki sorumluluğu yok. Herkesin bilmesini isteriz ki biz aday belirleme sürecinde özellikle, ön seçimin yanı sıra titizlikle çalıştığımız en büyük konulardan biri de işte bugün karşı karşıya kaldığımız konuydu. Elbette bu tür yönelimleri tahmin ediyorduk. Ama artık bu karşılaştığımız örnek, bugüne kadar denenen, anti demokratik uygulamalarda yeni bir çığır açtı adete. Bu denli pervasız, bu denli aleni irade gaspıyla bir halkı karşı karşıya bırakmak ve bundan geri adım atabileceklerini zannetmek olsa olsa büyük bir yanılsama olabilir. Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Abdullah Zeydan bütün hukuki prosedürler uygulayarak YSK’ya başvurdu. Adaylığı yapılan incelemeler sonucunda YSK tarafından kabul edildi. Van halkı böyle bir zaferi tüm engellemelere, tüm kuşatmalara rağmen ortaya çıkarmış halk iradesinin gasp edilmesine izin vereceğini düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Kürt meselesinde güvenlikçi meselelere sığındığınız için bugün bu hezimeti yaşıyorsunuz. Görünen o ki bu hezimetten yine ders almamışsınız.”
“MAHKEMELER BU SİYASİ MÜDAHALEYE ALET OLMASIN”
DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan ise kararı hukuki açıdan değerlendirerek şunları söyledi:
“Abdullah Zeydan ile ilgili olarak verilmiş olan bir hapis cezası vardı 3 yıl 1 ay 15 gün. Abdullah Zeydan 2016 ile 2019 yılları arasında tutuklu olduğu için bu cezasının mahsup edilmesiyle ilgili bir talepte bulunmuş, mahkeme bunu kabul etmiş ve aslında Abdullah Zeydan’a verilmiş ceza 2016 ile 2019 yılları arasında tutuklu kaldığı süreler de mahsup edilerek yani 2019 yılının sonunda Aralık ayında cezası tamamen sona ermişti. 2019 yılında bir suçun süresi bitmiş ise Adli Sicil İstatistik Kanunu’na göre 3 yıl bekleme süresi vardır. 3 yıl beklersiniz, 3 yıl sonra mahkemeye başvurursunuz, mahkeme sizin memnu haklarınızın iadesine karar verir. Tam da böyle oluyor. 2023 yılının Nisan ayında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuru yapılıyor. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi karar gerekçesinde 2016 ile 2019 yılları arasındaki mahsuplaşmanın, cezanın infazını tamamladığını belirterek, kararını veriyor ve yasaklanmış her türlü siyasi haklar dahil olmak üzere iadesine karar veriyor. Kararın verilme tarihi 4 Nisan 2023. Bu karar taraflara tebliğ ediliyor yani hem Abdullah Zeydan’ın avukatına hem de ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına. Seçimden 2 gün önce mesai bitimine 5 dakika kala bilgi veriliyor.
“MAHKEMENİN SON VERDİĞİ KARARA İTİRAZ HAKKIMIZ VAR”
Kanunen mahkemenin verdiği her türlü kararlar, itiraza tabidir ve o itiraz süreleri tamamlanmadan bu kararlar kesinleşmez. Yani mahkemenin son verdiği karara da bizim itiraz hakkımız var. Bu hakkımız kullandırılmadan, mahkeme apar topar bu kararını bakanlığa bildiriyor ve şu an da sanki arkadaşımız memnu haklarını almamış bir pozisyonda siyasetin yasaklı bir duruma düşürülüyor. Burda iki temel hukuksuzluk var. Birincisi kesinleşmiş mahkeme kararları ancak ve ancak yargıtayın kanun yararına bozma kararı ile kaldırılabilir, böyle bir karar yok. İkincisi, Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kesinleşmiş bir mahkeme kararını, kesinleşmemiş gibi yapamaz, bu bir idari suçtur. Aynı zaman da bu bir görev suçudur.
Siyasi bir müdahale ile karşı karşıyayız ve mahkemeler bu siyasi müdahaleye alet olmamalıdır. Halkımız bir karar verdi, iktidara çok net bir tepki gösterdi.”
PİRHA- DEM Parti Ankara İl Örgütü, Birlikte yaşam ve yerel demokrasi paneli düzenledi. Panelde, Gültan Kışanak’ın Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı olmasının önemine vurgu yapıldı.
DEM Parti Ankara İl Örgütü, birlikte yaşam ve yerel demokrasi paneli düzenledi. Raymar Otel’de yapılan panelde; Gazeteci Banu Güven, Gazeteci Ümit Kıvanç ve TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nilgün Toker konuşmacı olarak yer aldı.
Barış akademisyeni Mühdan Sağlam‘ın yürütücülüğünü yaptığı panele yoğun katılım oldu.
Gültan Kışanak’ın selamlarını getiren Öztürk Türkdoğan, Ankara’da bir sağcılık, bir milliyetçilik yarışı olduğunun altını çizerek, “gerçek anlamda bir sol alternatif olduğumuzu gösteriyoruz.” dedi.
Mühdan Sağlam, seçimlerde eşitsizlik yarışı olduğunu belirtti. Sağlam, “Dışişleri Bakanları’nın İstanbul’da İstanbul’u alacağız dediğini görüyoruz” diyerek paneli başlattı.
“İKTİDAR ‘MIŞ GİBİ’ YAPARAK GERÇEKLİĞİ BULANIKLAŞTIRIYOR”
Nilgün Toker seçimin bir rekabet alanı olduğunun altını çizerek, “Herkesin nasıl bir arada yaşayacağının tartışılacağı bir ortam olması gerekiyor. Herkesin eşit şekilde kendini ifade edebileceği bir ortam olması gerekiyor. Seçme seçilme hakları elinden alınmış yani özgürlüğü kısıtlanmış Gültan Kışanak’ın aday olduğu bir seçim. Yeni rejimler bildiğimiz faşizmden farklı, mış gibi göstererek gerçeği bulanıklaştıran bir kabiliyete sahipler. Gültan Kışanak aday ama konuşamıyor. Ben Gültan Kışanak’ın adaylığını bu mış gibiler içerisinde çok değerli buluyorum. Bizim Gültan Kışanak’ın haklarını alması açısından büyük sorumluluğumuz var. Gültan Kışanak’ı gerçek bir aday yapma sorumluluğu bizdedir” dedi.
“KIŞANAK’IN SEÇİM KAMPANYASI İÇİN FOTOĞRAF SEÇTİRMESİNE BİLE İZİN VERİLMEDİ”
Banu Güven ise, “Uzun zamandır Türkiye’de seçimlerde fırsat eşitsizliği yok. Bizlerin yükümlülüğümüzü yerine getirerek seçtiklerimizin görevden alınması bir hak ihlalidir. Kürt siyasetçilere sistematik bir bozgun girişi var. Gültan Kışanak aday oluyor, kanunlar uygulanıyor gibi görünüyor ama seçim kampanyası için bile fotoğraf çekilmesine izin verilmedi. Bunlar büyük hak ihlalleridir. Mansur Yavaş’a oy vermek istemeyenler bu seçimde kime oy vereceklerini biliyorlar, bu önemli bir tavır. Haksızlıkların adaletsizliklerin konuşulmasına imkân sağlayacaktır diye düşünüyorum. Ana muhalefetin de bazı konular söz konusu olduğu zaman hak ihlallerini göz ardı ettiğinin altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
“GÜLTAN KIŞANAK’IN ADAY OLARAK TERCİH EDİLMESİ ÇOK DEĞERLİ”
Ümit Kıvanç, konuşmasında şunları söyledi:
“Gültan hanımla ilgili herhangi bir şey yapmak onur verir. Kışanak normal bir siyasetçi değil. Gültan hanım başından geçmiş onca şeye rağmen kinle hareket etmeyen, her zaman nazik olan özel biridir. Siyaset yapanlar arasında nadir bir insandır. Kötü olan ne varsa berbat hale getirmiş bir iktidar var. Kürk siyasetçilerin bunca yıldır seçimden dolayı hapiste değiller ama bakınca seçimlerin önemli bir faktör olduğunu görüyoruz. Gültan Kışanak’ın tercih edilmesi çok önemli ve değerli görüyorum.”
“ADALET ANLAYIŞIMIZA GÖRE TUTUM ALDIĞIMIZ ZAMAN YENİ BİR DÜNYA ANLAYIŞINA KAVUŞABİLİRİZ”
Nilgün Toker, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Kayyum bir halkın iradesine el koymaktır. Gültan Kışanak, Selahattin Demirtaş tüm siyasi tutsakların siyaset yapmakta ki inadı beni ilgilendiriyor. Siyasetin ne olması gerektiğini de teşekkür etmeliyiz. Yerel seçimlere karşı bir sözümüz var diye DEM Parti ortaya çıktı. Mevcut rejim eşitsizliği azaltmak değil artırmak istiyor. İnanılmaz bir yoksulluk ve eşitsizlik var. Biz adaletsizliği gidermek üzerinden birlikte yaşamayı görmeliyiz. Her türlü dışlayıcılığı önlemek üzerinden, yerel yönetimlere talip olunması gerektiğinin düşünüyorum. Seçim sürecinde ve sonucunda biz kendi adalet anlayışımıza göre tutum aldığımız zaman yeni bir dünya anlayışına kavuşabiliriz”
“KIŞANAK, DOĞU VE BATI ARASINDA BİR BAĞ OLUŞTURMA FİKRİNDEN SÖZ ETMİŞTİ”
Banu Güven de, “Kışanak, doğu ve batı arasında bir bağ oluşturma fikrinden söz etmişti. Bu vurgusunu hatırlatmak bence değerli. Gültan Kışanak’ın Diyarbakır’dan sonra Ankara’da aday olması çok önemli” diye ekledi.
Ümit Kıvanç, “Türkiyeleşme konusunda duygusal bir tepki söz konusu. Siyaset duygusallıkla yürütülecek bir şey değil. Dünya’da var olan eğilim adalet isteyen insanlar için nahoş bir durum. Çok az sayı da insanın elinde büyük güçler var. Hak adalet ve demokrasi mücadelesini herkesin yeniden ele alması gerekecek. Yerel seçimlerle ilgili bir programı var bu partinin ben bu durumu profesyonelce buluyorum. Yerel seçimler önemsiz olarak görülüyor ama öyle değil. En siyasi insan bile yerel seçimlerde bir yalpalayıp karar veriyor olabilir. Bu sahicileştiriyor siyaseti” diye konuştu.
Panel, salondan konuşmacılara gelen soruların cevaplanması ile devam etti.
PİRHA-Ankara’da Newroz coşku ile kutlandı. Pervin Buldan, “Bu meydanlara iyi baksınlar. Bu meydanlarda dile gelen hakikat Kürt sorunudur, tecritlerdir. Bunları görmek istemiyorlar. Buraya Kemal Korkut’un posterlerinin alınmaması Kürt sorunudur” dedi.
Ankara’da Newroz kutlaması, Anıt Park’ta çok sayıda kişinin katılımıyla başladı. Kutlamaya katılanlar iki farklı polis aramasından geçerek alana giriş yaptı.
Saygı duruşu ile başlayan kutlama DEM Parti MYK üyesi Canan Çalağan’ın Gültan Kışanak’ın Newroz mesajını okuması ile devam etti.
“ANKARA’DA SAĞCILIK YARIŞI ALMIŞ GİDİYOR”
DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Bizler devrimci gençlik köprüsünden, barış köprüleri kuran devrimci değerlerin taşıyıcısı olan bir partiyiz. Dolayısıyla bizler bu ülkeye barışı getireceğiz. Arkadaşlarımızın özgürlüklerini sağlayacağız. DEM Parti izlediği barış siyaseti ile bu ülkeye barışın gelmesini istiyor. Barışın gelmesi için DEM Parti’nin güçlenmesi gerekiyor. Ankara’da bir sağcılık ve milliyetçilik yarışı almış gidiyor. Biz Ankara’nın son seçeneğimiz. Solculara, sosyal demokratlara, sosyalistlere sesleniyoruz. Son seçenek için var mısınız? Partimiz üzerinden çok spekülasyonlar yapılıyor. Bizler Ankara’da kimseyle ittifak halinde değiliz. Bizler toplumcu yerel yönetim anlayışını benimsiyoruz. Elbette ki eşit temsiliyete dayanıyoruz. Biz gerçek bir alternatif sunuyoruz. Ankara’da DEM Parti zamanıdır diyoruz. DEM gelir devran döner diyoruz.” diye konuştu.
“ANKARA, GÜLTAN KIŞANAK SANA EMANET “
HDP eski Eş Genel Başkanı ve DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan, “Bu meydanlara iyi baksınlar. Bu meydanlarda dile gelen hakikat Kürt sorunudur, tecritlerdir. Bunları görmek istemiyorlar. Buraya Kemal Kurkut’un posterlerinin alınmaması Kürt sorunudur. Gültan Kışanak’ın cezaevinde olması Kürt sorunudur. Tecrit bir insanlık suçudur, asla kabul edilemez. Ülkeyi yönetenlere bir kez daha sesleniyoruz tecrit kaldırılmalıdır. Ankara siyaseti üç maymunu oynayarak sessiz kalmayı tercih ediyor. Onlara seçimde göstereceğiz ve varlığımızı ispat edeceğiz. Kürtlerden oy istiyorlar, kendi iradesini alıp kayyum atayanlara, siyasi isimleri cezaevinde tutanlara bir kez daha seçimlerde cevap vereceğiz. Kadın güçlü sesi olan Gültan Kışanak’a buradan selam gönderiyoruz. Gültan Kışanak sıradan bir aday değil. Gültan Kışanak hayatını kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesine ve Türkiye’nin barışına adamıştır. Gültan Kışanak herkesin adayı. Bize düşen Gültan Kışanak’a sahip çıkmaktır. Zaman kendimizi ispat etme zamanıdır. Oylarınıza sahip çıkalım. Ankara, Gültan Kışanak sana emanet diyoruz” dedi.
“Rabe dema azadî û serkeftinê ye”, “Şimdi özgürlük zamanı” şiarıyla düzenlenen Newroz etkinliğinde, Kasım Taşdoğan ve Şilan Dora şarkıları ve halaylar eşliğinde devam etti.
PİRHA- DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, Mamak’ta bulunan Alevi kurumlarını ziyaret etti. Türkdoğan, “Biz parti olarak her zaman Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı taleplerini destekledik ve yanlarında olduk. Bunun mücadelesini yürütüyoruz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, DEM Parti heyeti ile birlikte; Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi’ni ziyaret etti.
“FAŞİSTLER DIŞINDA KAPIMIZ HERKESE AÇIK”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şubesi (PSAKD) Başkanı Fadime Türkyılmaz, “Bugün Mamak Pir Sultan Abdal Şubemize değerli canımız Öztürk Türkdoğan ziyarette bulundu. Öztürk Türkdoğan derki ‘demokrasi istiyorsanız, eşitlik istiyorsanız, hele hele kadınların birey olmasını istiyorsanız biz sizinle yan yanayız’
Pir Sultan’ın ilkesinden hiçbir şekilde taviz vermeyeceğiz. O yüzden biz bu çatı altında herkese eşit mesafedeyiz. Alevi felsefesi herkese eşit olan siyaset üstü olan bir felsefedir. Faşistler dışında kapımız ve yüreğimizin kapısı açıktır” dedi.
“HER ZAMAN ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİNİ DESTEKLEDİK”
Gültan Kışanak ile görüştüğünü ve selamlarını getirdiğini belirten DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan ise, “Elbette ki siyaset yaşamın bir parçasıdır ama özellikle seçim dönemlerinde düzen partilerinin yıllardır bizim ibadethane olarak gördüğümüz cemevlerine gidip halkımızdan oy istemesini de sizin takdirinize bırakıyorum. Biz parti olarak her zaman Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı taleplerini destekledik ve yanlarında olduk. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Eşit yurttaşlık mücadelesinde başarıya ulaşacağımıza inanıyorum. Biz hakkımız olanı hep birlikte almalıyız ve hep birlikte yönetmeliyiz. Bizim yerel yönetim anlayışımız; toplumcu bir yerel yönetim anlayışıdır, katılımcılığa dayanır” diye konuştu.
DAD Ankara Şubesi-Ana Fatma Cemevi’nde konuşan Öztürk Türkdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün Ana Fatma Cemevindeyiz. Kurumunuzun tutumunu elbette biliyoruz. Gültan Kışanak ile birlikte bu seçim çalışmasını yürütüyoruz. Maalesef görüyoruz ki siyasi partiler sağcılık yarışına girmiş durumda. Birlikte mücadeleyi hep birlikte veriyoruz. DEM Parti her zaman Alevilerin, eşit yurttaşlık talebi savunmuştur. Gültan Kışanak rehinedir. Kışanak, kadın mücadelesi vermiştir, aynı zamanda Alevi bir yurttaştır. Alevi canlarımızın bunu da bilmesini isteriz. Ankara’da ülkücü kimliğiyle tanınanların oy istemesine gerçekten şaşırıyorum. Ankara’da hiçbir siyasi parti ile ittifakımız yok. Alevilerin taleplerini, içimizdeki Alevi yurttaşların mücadelesi ile yürütüyoruz. Devrimci önderlerimize hakaret eden insanların oy istemesine şaşırıyorum. Yurttaşlarımızın bunları göz önünde bulundurmasını talep ediyorum.”
“ALEVİLER SEÇENEKSİZ DEĞİLDİR”
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak ise “DEM Parti’nin Ankara’da aday çıkarması bu tıkanmış siyaset içerisinde alternatiftir. Ankara’da iki tane faşist zihniyete oy vermek yerine Aleviler seçeneksiz değildir. Bu çalışma ondan dolayı anlamlıdır. Adayların ikisi de birbirinden değerlidir. Türkdoğan, hak arama mücadelesinde ömrünü vermiş bir insandır. Kışanak 12 Eylül zindanlarında, günümüz Yezid’lerine karşı Hüseyni duruş gösteren bir efsanedir. Bizim de bu değerlere sahip çıkmamız gerekiyor. Çalışma bizim çalışmamızdır. Aleviler, her zaman dik duran, haklıdan ve mazlumdan yana olmuşlardır. Gültan Kışanak Alevi bir kadındır. Uzun yıllardır haksız hukuksuz bir şekilde rehin tutulmaktadır. Dersimli bir ocak evladıdır. Alevilerin vicdanlı davranıp kendi insanına sahip çıkacağına inanıyoruz” diye ekledi.
PİRHA – DEM Parti’nin 31 Mart yerel seçimleri için Ankara’da belirlediği belediye başkan adayları basın mensupları ile bir araya geldi. Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, “Katı merkeziyetçi anlayış yerine özerkliği savunmaktayız. Kadınlara Kürtlere, Alevilere, LGBTİ+’lara sesleniyoruz; Seçenek biziz” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Eş Başkan adayları Öztürk Türkdoğan ve tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak.
DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Eş Başkan Adayı Av. Öztürk Türkdoğan, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Ebru Günay ve ilçe eş başkan adayları, basın emekçileri ile bir araya geldi.
Ankara’da bir otelde yapılan basın toplantısında seçim çalışmaları ve gündemdeki başlıklara dair değerlendirmeler yapıldı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, konuşmasında 27 ilçenin 24’ünde aday gösteriklerini, Yenimahalle, Bala ve Polatlı ilçelerinde ise kent uzlaşısı kapsamında aday gösterilmediğini belirtti.
Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Türkdoğan, yaptığı konuşmada “Diğer partilerden farklı olarak biz Türkiye’deki katı merkeziyetçi anlayış yerine özerkliği savunmaktayız. Bu çok önemli bir yaklaşımdır. Katılımcı belediyecilik böyle olur. Bununla birlikte kadın özgürlükçü ve ekoloji önceliğimiz var. Birileri bizi ne kadar daraltmak istese de bizler adalet ve özgürlüğe inanan insanlarız. Üçüncü yol partisiyiz. Üçüncü büyük siyasal partiyiz. 78 şehirde aday çıkarttık ve halklarımızdan oy istiyoruz. DEM Parti sadece Kürtlerden oluşan bir parti değil. Sol, sosyalistlerin olduğu, katılımcı bir partidir” dedi.
“KIŞANAK’IN HAYAT ÖYKÜSÜ TÜRKİYE’NİN FOTOĞRAFIDIR”
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Ebru Günay ise yaptığı konuşmada, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiklerini ifade etti. Günay, Gültan Kışanak adına kadınların geniş kapsamlı çalışma yürüttüklerini belirterek şunları söyledi:
“Cumhuriyet tarihinde bir ilktir, bir büyükşehir belediye başkan adayı, ilk defa cezaevinde kampanya yürütüyor. Daha dramatik olanı, başkentte aday olarak Gültan Kışanak bu adaylığı yapıyor. İronik olması, Meclis’in burada olması, dramatik olanı sorun TBMM’de çözülecekken bu sorunla karşı karşıyayız. Gültan Kışanak’ın yaşamına değinecek olursak, Diyarbakır 5. Nolu Cezaevi’nden başlar ve özgür basın alanında yürüttüğü çalışmalara ve oradan da belediye başkanlığı ve atanan kayyumlara kadar gider. Bu, temel hakların gasp edilmesinin fotoğrafıdır. Gültan Kışanak’ın hayat öyküsü Türkiye’nin fotoğrafıdır.
İsimler, partiler farklı olabilir bürokratik ayrımcı ve erkek profili temsil eden adaylar karşısında Gültan Kışanak var. Toplumun bütün ötekilerini temsil eden ve bunun mücadelesini yürüten Gültan Kışanak var.”
DEM Parti yönetici ve adayları, yapılan konuşmaların ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Öztürk Türkdoğan, aday çıkarılmasından ötürü sahada nasıl bir tablo olduğu sorusuna şu yanıtı verdi:
“Aday çıkarmamızdan dolayı parti tabanımız çok memnun. 2019’da farklı bir strateji vardı partimizin. Siyasi iktidara kaybettirme stratejisi gereği aday çıkarmadı partimiz. 2023’te DEM Parti, demokrasi güçleri ile birlikte Türkiye’ye bir seçenek sundu ve siyasi iktidar değişikliğinin önünü açtı. Türkiye muhalefeti dünyanın en zor işini başardı ve alabileceği seçimi alamadı. Parti olarak birçok yerde halkımızla toplantı yaptık ve her yerde aday çıkarma sorumluluğumuz olduğunu gördük. Ankara özelinde durum çok farklı. Ankara’nın sol, sosyalist seçeneği biziz. Yarışan isimler milliyetçi kanattan gelen insanlar. Ankara’daki sosyal demokratlara, kadınlara Kürtlere, Alevilere, LGBTİ+’lara, kadınlara sesleniyoruz; seçenek biziz.”
PİRHA- DEM Parti Mamak İlçe Örgütü halk buluşması düzenledi. Mamak Belediye Eş Başkan Adayı Elif Kaya, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz diyen Pir Sultanlar, devrimciler, kadınlar, tüm ötekiler olarak bu düzeni değiştirmek bizim ellerimizde” diye konuştu. Program dahilinde Gültan Kışanak’ın gönderdiği mektup da okundu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Mamak’taki halk buluşmasına katılım bir hayli yoğun oldu. Buluşmada, müzik dinletisinin yanı sıra deyişler seslendirilip semah dönüldü.
” ÖTEKİLER OLARAK BOZUK DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK BİZİM ELLERİMİZDE”
DEM Parti Mamak Belediye Eş Başkan Adayı Elif Kaya, yaptığı konuşmada, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz diyen Pir Sultanlar, devrimciler, kadınlar, tüm ötekiler olarak bu bozuk düzeni değiştirmek bizim ellerimizde. Biz gücümüzün farkındayız. Yılmak yok mücadeleye devam” dedi. Elif Kaya, DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Gültan Kışanak’ın, kadınlara yazdığı mektubu da okudu.
Kışanak’ın mektubunda şu ifadelere yer verildi:
“Sevgili kadınlar, sizleri, sizlerle birlikte çalışmayı, mücadele etmeyi özlediğimi belirterek başlatmak istiyorum. Duygu ve düşünce olarak hiç kopmasak da sizlerle sohbet etmeyi, tartışmayı, dertleşmeyi ve sokakta mitinglerde, pratik mücadele de yan yana olmayı özledik. Her birini ayrı ayrı hasretle kucaklıyor, selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Buradaki tüm kadın siyasi tutsakların da sizlere kucak dolusu selam ve sevgileri var.
Figen Başkan burada seçim propaganda ve ajitasyon ekibi kurmuş, harıl harıl çalışıyorlar. Heyecanları ve motivasyonları çok yüksek. Tüm kadınları bir adım öne çıkmaya davet ediyorsak, biz de çok çalışmalıyız diyorlar. Doğrusu Ankara adaylığının bu kadar heyecan yaratacağını tahmin etmemiştim. Demek ki kadınların birikmiş enerjileri varmış. Umarım bu çıkış bizleri, başta tüm kadınları, seçim sürecinde daha da önemlisi seçimden sonra yenilenmiş güçlü ve ortak bir mücadele zemininde buluşturur. Bu kampanya sürecini kadın özgürlük mücadelesinin moral ve motivasyonunu yükseltmek, ortak mücadele deneyimlerimizi açığa çıkartıp canlandırmak için en iyi şekilde değerlendireceğimize inanıyorum.
Sevgili kadınlar, kadın özgürlük mücadelesinin topyekün saldırı altında olduğu bir süreçteyiz. Bildiğiniz ve yaşadığınız gibi, bir yandan yükselen radikal dincilik, radikal miliyetçilik, bir yandan iki kutbun iktidar kavgasına indirgenmiş, toplumu özne olmaktan çıkartmış, hakiki gündemlerden uzaklaşmış erkek siyaseti. Diğer yandan Kürt sorununda dayatılan çözümsüzlük ve savaş politikaları, yükselen militarizm. Derdimiz çok büyük sizler dışarıda, bizler de siyasi rehineler olarak içeride, mahkeme salonlarında elimizden geldiğince bu gidişata itiraz ettik.
Bu seçim sürecini de itirazlarımızı yükselttiğimiz, bir araya geldiğimiz, mücadele ettiğimiz ve seçim sonrasına güçlü hazırlık yaptığımız bir süreç olarak değerlendirebiliriz. Evet sizleri özledim ama kendimi hiç yalnız hissetmedim. Mücadelenizle biz siyasi kadın tutsaklara her zaman güç ve moral verdiniz. Dostluğunuz ve kadın dayanışması, hücre duvarlarını ve demir kapıları görünmez kıldı. Şimdi kadın dayanışmasını kadın örgütlenmesini ve kadın özgürlük mücadelesini daha da yükseltme zamanı.”
“AKP-MHP FAŞİST İTTİFAKI VE SÖZDE MUHALEFETE SIKIŞMIŞ DEĞİLİZ”
Mamak Belediye Eş Başkan Adayı Mustafa Uğur Akkay ise konuşmasında şu cümlelere yer verdi:
“Amed’ten Ankara’ya, Ankara’dan tüm ülkeye barış ve özgürlük köprüsü kurmak için aday olan, 7 yıl faşizmin zindanlarında tutsak edilen Gültan Kışanak’ı, Figen Yüksekdağı, Sebahat Tuncel, Selahattin Demirtaş ve tüm devrimci tutsakları selamlıyorum. Faşizme karşı birlikte duruşumuzun her geçen gün daha büyük bir ihtiyaç ve bir zorunluluk haline geldiği, bugünde özelikle bu belediye seçimlerinde DEM Parti saflarında, birleşik mücadelemizin önemini bir kez daha görüyoruz. Kayyumcu, rantçı, işçi düşmanı, kadın düşmanı AKP-MHP faşist ittifakının ülkede büyük bir yıkım ve geleceksizlik inşa ettiği her alanda, bugün Mamak’ta bizler DEM Parti ile birlikte, kentimizi kendimiz yönetmek için bir yola çıktık. AKP-MHP faşist ittifakı ve bunun karşısına iliştirilmiş sözde muhalefet, özde mülteci düşmanı, ırkçı CHP denklemine sıkışmış değiliz.”
“BU DÜZEN PARTİLERİNE MECBUR MUSUNUZ?”
DEM Parti Ankara Belediye Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan da konuşmasında şunları kaydetti:
“Burası Mamak; emekçilerin, işçilerin, ötekileştirilen halkımızın yaşadığı bir semt. Kürtlerin, Alevilerin, farklı grupların yaşadığı bir semtteyiz. Sevgili Mamak’lılar, sizlere sosyal demokrat, sosyalist, bir devrimci seçenek sunuyoruz. Bu seçenek etrafında kenetlenmeye var mısınız? Sizler, birbirini taklit eden bu sağ, dönem dönem de faşist politikalar izleyen siyasete mecbur musunuz? Birbirini taklit eden bu düzen partilerine mecbur musunuz? Elbette değilsiniz. Yıllardır düzen partilerinin uyguladığı politikalar, birbirinin devamı niteliğinde. İşte tam da burada, Ankara’da DEM vakti arkadaşlar. Gültan Kışnak’ın mektubunda belirttiği gibi toplumsal barışı tesis edeceğiz ama bunun için sizin, emekçilerin, sosyalistlerin desteğine ihtiyacımız var. Elbette ki hep birlikte bu mücadeleyi başaracağız. ‘Ankara’da DEM vakti’ diyorum. ‘DEM Parti gelir ve düzen değişir’ diyorum”
“BİZE ÖLÜMÜ REVA GÖREN BİR İKTİDAR VAR”
Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren ise iktidarın deprem bölgesinde ‘oy vermezseniz hizmet alamazsınız’ tehdidini hatırlatarak şunları söyledi:
“Sadece seçim odaklı bir parti değiliz. Bileşeni olduğumuz DEM Parti seçimlerden sonra da faşizmi yerle bir etmek için omuz omuza çalışmasını sürdürecektir. Kentimizi kendimiz yönetelim diye çıktık bu yola. Hatay özelinde, 11 ilde son yaşanan ve iktidar tarafından katliama dönüştürülen depremden söz etmek istiyorum. 6 Şubat’ta yine oradaydım. Şu anda hiçbir yara sarılmadı. Bize ölümü, bize zulmü, işkenceyi reva gören bir iktidar var. Faşizme karşı birleşerek hep beraber mücadele etme zamanıdır.”
PİRHA – DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, AKP siyasetinin Türkiye’deki hak kavramını “inayet” kavramına dönüştürdüğünü söyledi. Türkdoğan yurttaşların, birçok hakkı konusunda bilgi sahibi olmadıklarını belirterek, “Hiç kimse, halkın yönetime katılımı, talepleri ve beklentileri doğrultusunda kenti yönetmekle ilgili bir şey anlatmıyor. Bunu sadece biz anlatıyoruz” dedi.
Uzun yıllar İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanlığı yapan Öztürk Türkdoğan, şimdi ise Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Eş Başkan Adayı olarak çalışmalarına başladı. Tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak ile birlikte ABB başkanlığına aday olan Türkdoğan, nasıl bir projeyle seçmene ulaştıklarını anlattı.
“TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNUNU/KÜRT SORUNUNU HATIRLATACAĞIZ”
Geçmişte Akil İnsanlar Heyetinde de yer alan Öztürk Türkdoğan, Kürt Siyasetçi Gülten Kışanak ile Ankara için mücadele vermenin önemini şu sözlerle açıkladı:
“Ankara Büyükşehir Belediye başkan adaylığı için Gülten Kışanak sorumluluk alıp eş başkan adayı olduğunu açıklayınca ben de onunla birlikte bu kampanyayı yürütmekten gerçekten onur duydum. Kürt kadın hareketi içerisinde kadın özgürlük mücadelesi yürüten çok değerli bir arkadaşımız, Kürt halkının bir değeridir Gülten Kışanak. Aynı zamanda bir basın emekçisidir Kışanak. Bununla birlikte bizim yerel yönetim anlayışımızı Amed’te bir dönem hayata geçiren kişidir. Kayyum atanması ile birlikte tutuklanan ve 8 yıldır siyasi rehin olarak tutulan bir arkadaşımız Gültan Kışanak. Toplumsal barış, kadın özgürlüğü ve elbette ki siyasal sorumluluğu gereği böyle bir görevi kabul ettiğini de kendisi belirtti.
Ankara’daki seçim kampanyamızın önemli bir kısmında tabii ki ‘Yerel demokrasi için özgür kentlere’ sloganı ile açıkladığımız seçim bildirgemizi anlatacağız. Ama başkentte Türkiye’nin en önemli sorununu, yani Kürt sorununu ve bu sorunun barış siyaseti ile çözüm yöntemini herkese hatırlatacağız. Çünkü bu sorun çözülmeden Türkiye’de hiçbir şeyi düzeltemezsiniz. Nitekim de düzelmiyor zaten. Şu anda ağır bir ekonomik kriz olmasının en büyük sebebi budur; savaş harcamalarıdır.”
“Yerel Demokrasi ile Özgür Kentlere” bildirgesinin özgün bir fikir olduğunu belirten Öztürk Türkdoğan, yönetim modellerine dair şunları anlattı:
“Özellikle DEM Parti’nin 3. yol siyasetini, yerel yönetim anlayışını göstermesi bakımından bu bildirge çok özgün önermelere sahip. Bir kere biz, yerel yönetimlerin idari, mali ve siyasi açıdan özerkliğini savunuyoruz. Buna çok basit bir örnek vereceğim; depremin yıl dönümünü yaşadık, hem Türkiye’nin siyasi iktidarı hem de oranın yerel yönetimleri enkazın altında kaldı. On binlerce insanımızı kaybettik. O yerel yönetimlerin hiç yetkisi var mıydı? Yoktu. Bütün yetki AFAD’a verilmişti. AFAD neredeydi? 3 gün ortada yoktu. Peki bizim yerel yönetim anlayışımız kabul görseydi ve bizim yerel yönetim anlayışımıza göre oralar yönetilseydi ne olacaktı biliyor musunuz? Hem halk hızla arama kurtarma çalışmalarında organize olacaktı hem de yerel yönetimler gerekli örgütlenmeyi sağlayacak ve on binlerce insanımızın hayatını kurtaracaklardı. Eğer bir kentin yerel yönetimi o kentin başına bir felaket geldiğinde o felaketi giderecek yetki, ekipman, teçhizat, örgütlenmeye sahip değilse siz ona nasıl ‘yerel yönetim’ diyeceksiniz? Bu vesayetçi bir anlayıştır. Türkiye’deki şu anda yerel yönetim anlayışı vesayetçi, yani merkezi idarenin yerel yönetim üzerindeki vesayetinden başka bir şey değil. Bakın Ankara’da hem mevcut belediye başkanı hem de aday olanlar ne vaat ediyor? Hükümetin yapması gerekenleri vaat ediyorlar. Sosyal yardım vaat ediyorlar. Başka bir vaatleri var mı? Onun dışında standart belediyeciliği anlatıyorlar, başka da bir şey yok. Bir özgünlük yok. Şimdi burada bir tuhaflık yok mu sizce?”
“PEKİ BELEDİYECİLİĞİ HANGİ ARA YAPACAKSINIZ?”
Öztürk Türkdoğan, DEM Partili kadınların, 2 Mart’ta Ankara Kuğulu Park’ta Gülten Kışanak için özgün bir çalışma başlatacaklarını da söyledi. ABB Eş Başkan adayı Türkdoğan, “Bu kenti Ankaralılarla birlikte yöneteceğiz” dedi.
Türkdoğan şöyle devam etti:
“Mahalle meclislerinden başlayarak halkın yönetime katılması önündeki engelleri kaldıracağız. Örneğin bir mahalleye hizmet mi söz konusu, o mahallede yaşayan insanlara soracağız. Onlar ne talep ediyor öğreneceğiz. Dikkat ederseniz hiç kimse, halkın yönetime katılımı, talepleri ve beklentileri doğrultusunda kenti yönetmekle ilgili bir şey anlatmıyor. Bunu sadece biz anlatıyoruz. Onlar hep sonuç kısmıyla ilgileniyor. İşte ‘şu kadar metro yapacağım, şu kadar sosyal yardım yapacağım, şu kadar et, şu kadar mazot desteği vereceğim, emeklilere şunu yapacağım…’ İyi de bir zahmet o insanlara ihtiyaçları nedir diye bir sorsanıza. Yani kent hakları diye bir kavram var. Bunu diğerlerinden duymuyoruz. Kenti birlikte yönetelim, ihtiyaçları birlikte belirleyelim ve çözümleri birlikte üretelim. Çünkü bu kentin ekonomik kaynağı bu kenti yönetmek için yeterlidir ama halkın katılımını sağlayıcı bir mekanizma kurarsanız ancak bunu yapabilirsiniz.
“HÜKÜMET PARALARI FAİZCİLERE VE SAVAŞA HARCIYOR”
Bugün Ankara’da birisi ihaleyi gizli, diğeri ise açık yapıyor! Birisi ne kadar et yardımı yaptığı ile övünüyor öbürü ise ne kadar mazot yardımı yaptığıyla. Bu sosyal devletin görevi değil mi? Peki bu hükümet ne iş yapıyor? Hükümet ise paraları faizcilere ve savaşa harcıyor. Peki siz belediyeler olarak hükümetin bu politikasını eleştirmek, önlemek yerine hükümetin yapması gereken sosyal yardımları yapıp peki belediyeciliği hangi ara yapacaksınız?
“ÖĞRENCİLER NEDEN TARİKATLARIN YURTLARINA MAHKUM EDİLİYOR?”
Ankara halkı daha ucuz bir ulaşımı hak etmiyor mu? Öğrenciler ücretsiz ulaşımı hak etmiyor mu? Üniversite öğrencilerinin ücretsiz barınma sorunu neden hala çözülmedi? Üniversite öğrencileri çeşitli vakıf, dernek, tarikatların yurtlarına niye mahkum ediliyor? Kent hakları kapsamında üniversite öğrencilerinin barınma hakkını ücretsiz şekilde sağlayacak ekonomik kaynağa sahipsiniz. Ankara öğrenci ve aynı zamanda emekçi kentidir. İhracatta 3. sırada yer alıyor Ankara ve aynı zamanda bu şehir bir işçi kentidir. Bu işçi arkadaşlarımız şu an yüksek kira nedeniyle çok ciddi sıkıntılar çekiyorlar. Peki siz işçilerin, kamu görevlilerinin daha uygun koşullarda ki benim siyasal anlayışıma göre bunun da ücretsiz temin edilecek ekonomik koşulları vardır, hiç değilse ücretsiz arsayı niye üretmiyorsunuz? Belediye değil misiniz? Hazine arazilerini alın, insanlara arsa temin edin ve maliyetine ev sahibi olunsun. Bunları anlatmıyorlar ama ne anlatıyorlar? Örneğin kentsel dönüşümü anlatıyorlar.
Ekoloji konusunda da anlatabileceğimiz çok şey var. Örneğin öncelikle su hakkı diye bir şey var. Musluğumuzdan akan suyu içebilmemiz gerekiyor. 15 metreküpe kadar da hiç kimseden su parası alınmaması gerekiyor. 15 metreküpten sonra da katlamalı değil, onu da özellikle söyleyeyim. Çünkü bazıları özellikle öyle yapıyor. Yani bu kadar ekonomik kaynak varken biz musluktan akan suyu neden içemiyoruz?”
“AKP, HAK KAVRAMINI İNAYET KAVRAMINA DÖNÜŞTÜRMÜŞ”
Öztürk Türkdoğan, projelerini sokaktaki vatandaşa nasıl anlattıkları konusuna da değindi. Türkdoğan, yerel yönetim konusunda anlatımlarına karşılık yurttaşın tepkisini ise şu sözlerle paylaştı:
“DEM Parti’nin Türkiye’nin 3. büyük partisi ve 3. yol siyaseti olduğunu, barış siyaseti izlediğini, Türkiye’deki mevcut iktidar ve ona muhalif olan ana muhalefet yapılarının aslında yeni bir şey vaat etmediklerini, tamamen toplumcu, katılımcı, demokratik bir yönetim anlayışına sahip olduğumuzu anlatıyoruz. Yani yönetim zihniyet yapısını anlatmaz ve bu zihniyete değişim ve dönüşüm gerektiğini ortaya koymazsanız söyleyeceklerinizin ayakları havada kalabilir. Bu bir zihniyet değişimi konusudur aynı zamanda. Cumhuriyetin demokratikleşmesine ve barışa inanan insanlar ancak sizi anlayabilirler. Çünkü özellikle AKP iktidarı Türkiye’deki hak kavramını inayet kavramına dönüştürmüştür. İnsanlar, birçok şeyin hakları olduğunu bilmiyor. Bu bakımdan da biz aynı zamanda bir hak siyaseti izliyoruz. Örneğin bugün Türkiye’de milyonlarca emekli var. 16 milyon emeklinin neredeyse 10 milyondan fazlasına ‘aylık 10 bin lira ile geçin’ diyorsunuz, böyle bir şey olabilir mi? Sonra da diyorlar ki ‘gidin belediyeler size sosyal yardım’ yapsın. Bu korkunç bir şey değil mi. Dolayısıyla sokağa bu kavramları anlatıyoruz ve bunun üzerinden aslında farkımızı ortaya koyuyoruz. Bu fark ortaya konduğunda halk bizi daha iyi anlıyor. O nedenle aslında biz Ankaralılara ‘Bakın iki seçenek arasında kalmayın, burada 3. ve doğru bir seçenek var. Hakikaten kentleri özgürleştirecek bir demokratik seçenek var. Dolayısıyla bu seçenek noktasında tercihinizi yapın’ diyoruz.”
PİRHA – Av. Öztürk Türkdoğan, seçimlerin demokratik ve adil bir ortamda gerçekleşmediğini söyledi. Türkdoğan MHP’nin oy oranının sandıklara müdahale edildiğini gösteriyor dedi. Kazanmanın yolunun hak siyaseti olduğunu belirten Türkdoğan “Muhalefet partileri oturup ‘Biz nerede hata yaptık?’ demesi gerekir. Kesinlikle hiç kimse yılgınlığa kapılmamalı” diye belirtti.
14 Mayıs’ta yapılan Milletvekili Genel Seçimleri ve 28 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerin tamamlanmasının ardından gözler, parti içi eleştirilere çevrildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2 Haziran’da yapılacak milletvekili yemin töreninin ardından yeni kabinesini de açıklaması bekleniyor. Ancak, “Yeni Türkiye” modelinin ise nasıl işletileceği de toplumun yarısı tarafından tedirginlikle bekleniyor. “Seçim sonuçlarının gerçeği yansıtmadığı” söylemi, endişelerin asıl kaynağını oluşturuyor.
Bundan sonrası için, demokratik siyaset yöntemlerinin doğru işleyip işlemeyeceği yorumları üzerine İnsan Hakları Derneği (İHD) Önceki Dönem Eş Genel Başkanı Av. Öztürk Türkdoğan’ın görüşlerine başvurduk.
Öztürk Türkdoğan, seçimlerin demokratik, adil bir ortamda yapılmadığını belirterek, “Türkiye’de şu anda seçim idaresine yönelik bir güvensizlik var. Çünkü siyasi iktidar, seçim idaresini tamamen kendine bağlayacak yasal düzenlemeleri yaptı. 2022 yılında en son yapılan seçim kanunlarındaki değişiklik adeta 2018’in devamı niteliğindeydi. Dolayısıyla burada yapısal sorunlar var. Bunların başında Türkiye’nin seçmen kütükleri ile ilgili şaibeli bir durum var. 2008 yılında Türkiye’deki sistem değişti. YSK’ya bağlı olan seçmen kütükleri YSK’nın elinden adeta alındı ve İçişleri Bakanlığı Nüfus Vatandaşlık Genel Müdürlüğü üzerinden yeni bir sistem kuruldu. Daha sonra 2010 yılı referandumunda bir milyondan fazla ani bir seçmen artışı olduğunu gördük. Biz uzun yıllar bunun üzerine durduk. Türkiye’de öncelikle seçmen kütükler ile ilgili sorunun giderilmesi lazım. Bunun da yolu çok basit. Türkiye’nin yeniden gerçek anlamda bir nüfus sayımı yapması gerekir. Bence nüfusumuzun gerçekten ne olduğunu bilemiyoruz” dedi.
Türkdoğan şöyle devam etti:
“Tek kişi yönetimine dayalı bu anayasal modelde zaten cumhurbaşkanının adeta yönlendirmesiyle oluşturulmuş bir seçim idaresinden bahsediyoruz. Yani burada bir güvensizlik var. Muhalefet de bütün bunları bilerek, hesaplayarak seçim sürecine hazırlanması gerekirdi. Propaganda serbestliği ve eşit propaganda imkanı var mı yok mu? Böyle bir şey görmedik. Neredeyse basının %90’nın Sayın Erdoğan lehine yayın yaptığı bir süreç yaşadık. Siyasetin finansmanında çok ciddi olarak bir belirsizlik var. Hazine yardımı da biliyorsunuz ki HDP kapatma baskısı olduğundan seçime Yeşil Sol Parti ismiyle girmek zorunda kaldı. Bu da aslında ciddi manada HDP seçmeninde kafa karışıklığına sebep oldu. Hem Yeşil Sol Parti yeterli mali imkanları elde edemedi hem de seçime bir buçuk ay kala ismi açıklanmış bir parti ile seçime girmenin dezavantajını yaşadık.
YARGI ELİYLE MUHALEFETE MÜDAHALE İDDİASI!
Bir aydan daha az bir sürede HDP’nin seçmen kitlesine müşahitlerine avukatlarına siyasetçilerine yönelik kesintisiz bir gözaltı ve tutuklama operasyonu yapıldı. Şimdi böyle bir baskı ortamında siz seçimleri dürüstlük ilkesine uygun yapıldığını nasıl iddia edebilirsiniz? Dolayısıyla bağımsız gözlemcilik meselesi de güvence altına alınmış değil. En son 2. tur seçimlerinde İçişleri Bakanı, bugüne kadar hiç eleştirmediği Oy ve Ötesi’ni bile eleştirerek onların sandık başına gidememesi noktasında tedbir alacağını açıkladı. Açıkçası çok ciddi bir anti demokratik ortam olduğunu söyleyebiliriz. Kaldı ki ifade özgürlüğü alanında çok ciddi bir yasaklama ve cezalandırma pratiği var ki en tipik örneği Sayın İmamoğlu ile ilgili. Eğer o ceza verilmemiş olsaydı belki muhalefetin adayı İmamoğlu olacaktı. İktidar, yargıyı kullanarak, baskı mekanizmasını kullanarak muhalefete müdahale ediyor. Yani muhalefetin aday çıkarmasının dahi önüne geçiyor. Örneğin Canan Kaftancıoğlu siyasi yasaklı pozisyona getirildi. Bütün bunlar 14 Mayıs 2023’teki seçimlere müdahale niteliğindeki baskı uygulamalarıdır.”
“MHP’NİN OY ORANI SANDIKLARA MÜDAHALENİN KANITI”
Öztürk Türkdoğan, sandıklardaki hileye de dikkat çekerek, “Muhalefet, bütün bunların olacağını bilerek hareket etmeliydi” dedi. Türkdoğan, “Bütün anketlerde % 4-5’in üzerinde gözükmeyen MHP’nin %10 oy almasını Türkiye’de hiç kimse, bize izah edemez. Bu bile tek başına bu seçimlere ne kadar ciddi manada müdahale edildiğini gösteriyor. O nedenle herkesin oturup bu sistemi yeni baştan ele alması gerekiyor. Bunun da birinci yolu seçmen kütüklerinin, gerçek nüfusumuzun ne olduğunu öğrenip ona göre yeniden düzenlenmesinden geçiyor. Ayrıca seçmen kütüklerinin yeniden Yüksek Seçim Kurulu’nun denetimine verilip İçişleri Bakanlığı’ndan mutlaka ve mutlaka ayrılması gerekiyor. Bunu yapmadığımız takdirde iktidarda olan her zaman 4-5 puan seçime önde girecek demektir.”
“KAZANMANIN YOLU HAK SİYASETİNDE; EV ZİYARETLERİ YAPILMALI”
Yeşil Sol Parti İstanbul 2. Bölge 4. Sıra Adayı olan Öztürk Türkdoğan, muhalefete de eleştirilerini sundu. Türkdoğan AK Parti hükümeti boyunca insanların, sosyal yardıma muhtaç hale getirildiklerini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“AK Parti iktidarı, vatandaşı hakkın öznesi olmaktan çıkardı. Dolayısıyla bizler diyoruz ki yeniden hakkın taşıyıcısı olmalıyız. Özgür ve eşit yurttaş bilincine ulaşmalıyız ve haklarımızı hak temelinde yeniden istemeliyiz. Artık maalesef sağ ve sol popülizm söylemleri ile halktan oy alamazsınız. Halkı sadece geçici olarak etkileyebilirsiniz. Kazanmanın yolu yeniden hak siyaseti yapmaktan geçer bunun altını çiziyorum. Türkiye’de bütçe rakamlarını incelediğinizde milyonlarca hanenin sosyal yardımlara muhtaç olarak yaşadığını göreceksiniz. Bu durumda yaşayan insanlar, her zaman iktidarın değişmesinin getireceği belirsizlikten kaygılanırlar. Yani muhalefet, vatandaşa bir iktidar değişikliğinde aldıkları sosyal yardımın aslında onların hakkı olduğunu, asla kesintiye gidilmeyeceğini, bunun daha da iyileştireceğini anlatacak yol ve yöntemler bulmalıydı. Bunun da yolu ev ziyaretleridir. Yani çalınmadık kapı bırakılmamalıydı.
Örneğin sosyal medyadan bir video yayınlanıyor. Türkiye’deki seçmenlerin, tahminime göre en fazla beşte ikisi o videoyu izleme imkanına sahiptir. Medya zaten iktidarın tekelinde, sizin sözleriniz halka gitmiyor ki. O zaman parti örgütleriniz, halk içerisinde örgütlenecek, ev ev bu çalışmayı yapacak. Şimdi muhalefet bu çalışmayı yapmadan ‘Biz daha ne söyleyelim, ne vaat edelim? Halkımız bizi anlamadı’ dememelidir. Seçim sonuçları göstermiştir ki bazı yerlerde ev ev çalışma yapıldığında sonuç alındığı görülmüştür.
“KADERCİLİK ANLAYIŞIYLA MÜCADELE EDİLMELİ”
Temel problemin Türkiye’deki kadercilik anlayışı ile mücadele edilmesi gerektiğini özellikle belirtmek gerekiyor. Örneğin deprem bölgesine yönelik yapılan eleştirilere katılmıyorum. Tam tersine gidip orada gerçek anlamda bir çalışma yapılsaydı sonucun da değişebileceğini düşünüyorum. Bu vesileyle bir kez daha çağrı yapmak istiyorum. Deprem bölgesinin seçim sonuçları ne olursa olsun hepimiz oradaki insanlarımızla dayanışmayı sürdürmek zorundayız. Bu bizim her şeyden önce bir insanlık görevimizdir.”
Türkdoğan, ülkenin temel sorunlarının seçim çalışmalarında yeterince dile getirilmediğini de belirterek, “Türkiye’nin temel sorunlarını konuşmayıp bütün seçim kampanyasını ‘Teröre destek verdin, vermedin. Mülteci, sığınmacı göçmenleri tutacağım, tutmayacağım’ gibi çok dar, aslında nefret söylemi babında ele alacağımız klişeleşmiş cümlelere hapsederseniz olacağı budur” diye belirtti.
“Bu ülke sağlıklı biçimde yolsuzluk meselesini konuşabildi mi?” diye soran Türkdoğan, “İsim isim, yer yer ifşa videoları yayınlandı, bunları yeterince konuşabildiniz mi? Konuşmadınız. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘418 milyar doları alacağım’ söylemi güzel. Fakat bunu nasıl alacaksınız? Bunları anlatacak yol ve yöntemler bulunmalıydı. Bir diğeri ise bu ülkenin en önemli sorunu Kürt sorunu. ‘Kürt sorununu çözeceğim’ diyor ama nasıl çözeceğini anlatmıyorsun. Halbuki Kürt sorununun, ekonomik krizlerin sebeplerinden birisi olduğunu, insani kayıpların en önemli sebeplerinden birisinin olduğunu anlatsalardı kesinlikle halktan destek alacaklardı. Biz bunu 2013 yılında kanıtladık. Sayın cumhurbaşkanı her ne kadar bizlere ‘Entel, dantel kanaat önderleri’ dese de bu ülkenin 62 kişisi, 2013 yılında barış ve çözüm sürecine desteği %30’lardan %80’lere çıkartmıştır. Ve Türkiye o yıllarda en iyi dönemini yaşamıştır. Dolayısıyla muhalefet buralardan hiç ders çıkartmamıştır. Bir seçim kampanyası terör söylemine hapsedilebilir mi?” şeklinde konuştu.
“STRATEJİK HATALAR VAR”
Öztürk Türkdoğan, büyük mitinglerin muhalefeti yanılttığına da dikkat çekti. “Devir artık bu devir değil. Devir, insanlara birebir dokunma devridir” diyen Türkdoğan, şunları söyledi:
“Temeldeki stratejik hata da şudur; siz sağcı bir liderle sağ politikaları taklit ederek yarışamazsınız. Milliyetçilikte ya da terör söyleminde Sayın Erdoğan’la ne kadar yarışabilirsiniz?
DEVA, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve Saadet Partisi’nin birlikte seçime girmeleri gerekiyordu. Eğer böyle olsaydı bütün il ve ilçe örgütleriyle birlikte sahaya inip çalışma yapacaklardı ve o çalışmanın karşılığında oylar artacaktı. Ama CHP listelerinden girdikleri zaman bu etkiyi yaratamadılar.
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın da stratejik hataları oldu. Bu ittifakın hitap ettiği kitle belli. Dolayısıyla TİP’in, ittifak içerisinde ayrı girmesi stratejik hatadır. Bu hata çok ciddi sonuçlara sebep olmuştur. Emek ve Özgürlük İttifakının mutlaka bir cumhurbaşkanı adayı olması gerekirdi. Bunu halk toplantılarında her gittiğimiz yerde söylediler. Ve bu aday çıkarılmadığı için de milliyetçiler, meydanı kendilerine boş bulmuşlardır ve milliyetçi söylemle birlikte milliyetçi cephenin adeta alanı açılmıştır.”
“KÜRTLERİN ÇOK SOMUT VE NET TALEPLERİ VAR”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, iktidarın artık Kürt kentlerinden oy alamadığına da vurgu yaptı. Türkdoğan, “Öncesinde, seçimler açıklandıktan hemen sonra Kürlere teşekkürlerini sunuyordu. Bu defa öyle olmadı” diyerek şunları ifade etti:
“Şimdi eğer Kürt kentlerinde oy alamayıp teşekkürlerinizi iletemiyorsanız o zaman oturup düşüneceksiniz. Biz hata yaptık diyeceksiniz. Sayın Erdoğan’ın şimdi Kürt meselesinde çözüm konusunu masasına yeniden alması gerekiyor çünkü Kürtlerin bu konuda çok somut ve net talepleri var. Kürt sorunu çözülmediği sürece şiddet yanlısı politika izleyen siyasilere destek olmayacağı açıkça ortaya çıktı. Bir diğer konu ise AKP büyük kentlerde oy kaybetti. Demek ki ekonomi alarm veriyor ve yoksulluk başlamış durumda. O halde ekonomik tedbirler alması lazım ama bütün bunların tamamı Türkiye’nin izlediği içeride ve dışarıdaki çatışmacı siyasetin sona ermesini gerektiriyor. Yani iktidarın, artık barıştan yana bir siyaset izlemesi gerekiyor. Bu mesajların çok ciddi olarak verildiği kanaatindeyim.
“KESİNLİKLE KİMSE YILGINLIĞA KAPILMAMALI”
Dolayısıyla halkın kesinlikle yılgınlığa kapılmaması gerekiyor. Çok ciddi orandaki bir taban değişimden yana tavrını ortaya koymuştur. Kaldı ki sandığa gitmeyenleri de düşündüğümüz zaman çoğunluk olarak biz değişimden yana tutumunuzu ortaya koymuş durumdayız. Burada siyaset kurumunun beceriksizliği yeteneksizliğinden kaynaklı bir durumla karşı karşıyayız. Bu sonuçlar aslında muazzam fırsatlar yaratmıştır. Muhalefet partileri oturup ‘Biz nerede hata yaptık?’ demesi gerekir. Ben kişisel olarak da umutluyum. Kesinlikle hiç kimse yılgınlığa kapılmamalı.”
PİRHA-Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayları Erdal Doğan, Edip Aslan ve Öztürk Türkdoğan, Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Merkezi’ni ziyaret etti. DEDEF Genel Başkanı Özkan Tacar, “DEDEF olarak başta Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin bulunması, baraj, HES ve maden arama çalışmalarının sona erdirilmesi için mücadele yürütecek her siyasi parti ile omuz omuza olacağımızı ifade etmek istiyoruz” dedi.
Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayları Erdal Doğan, Edip Aslan ve Öztürk Türkdoğan, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Nergiz Güzel ve Saime Topçu ile birlikte İstanbul Kağıthane’de bulunan Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Merkezi’ni ziyaret etti.
Ziyarette söz alan DEDEF Genel Başkanı Özkan Tacar, “DEDEF olarak da başta Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin bulunması, Dersim isminin iade edilmesi, Dersim halkından özür dilenmesi, sürgüne gönderilenlerin listesinin açıklanması, baraj, HES ve maden arama çalışmalarının sona erdirilmesi için mücadele yürütecek her siyasi parti ile omuz omuza olacağımızı ifade etmek istiyoruz” dedi.
“RESMİ İDEOLOJİNİN TERK EDİLMESİNİ İSTİYORUZ”
Seçimin önemine değinen Erdal Doğan, “14 Mayıs bizler için önemli ve yakıcı bir eşik. Yeşil Sol Parti olarak desteğinizi almak istiyoruz” dedi. Öztürk Türkdoğan ise resmi ideolojinin terk edilmesi gerektiğini belirtirken, şunları söyledi:
“Bizler artık bu ülkede siyasi partilerin resmi ideolojiyi ısıtarak, yeniden önümüze koymalarından bıktık. Resmi ideolojinin terk edilmesini istiyoruz. Bu ülkede yaşayan tüm etnik ve inanç gruplarının kabul edilmesini istiyoruz. Haklarının anayasal güvence altına alınmasını istiyoruz. Sorunların çözülmesini istiyoruz. Bizim gibi insan hak savunucularının gidecek başka bir siyasal partisi yok. Yeşil Sol Parti’nin bu seçimlerde kilit bir öneme sahip olduğunu ve güçlü bir grup ile temsil edilmesi halinde haklarımızın güvence altına alınacağını ifade etmek istiyorum.”
“YOL ANADIR, KADINLA BAŞLAR”
Türkdoğan’dan sonra söz alan Edip Aslan “Umarız 14 Mayıs’tan sonra bahar gelir bu topraklara” derken; HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Nergiz Güzel de “6284’ü kaldırma planları kuruyorlar. Biz Aleviler “Yol anadır. Yol kadınla başlar” diyoruz. Ama kadın katliamlarının giderek yükseldiği bir dönemdeyiz. Hayatlarımızı yok etmeye çalışan bir sistem var. 14 Mayıs’taki seçimi “Bu sisteme karşı gelecek miyiz, gelmeyecek miyiz” şeklinde görmemiz lazım” ifadelerini kullandı.
“ELİMİZDEN GELEN KATKIYI SUNACAĞIZ”
DEDEF Genel Başkanı Özkan Tacar ise şöyle konuştu:
“Süryani, Alevi, Kürt, Türk hiçbir ayrım yapmadan bu ülkede yaşayan azınlıklarla beraber demokratik mücadele yürütmenin zeminini gösterdiniz. Bu bizim için kıymetlidir. En başta ülkenin demokratik teamüllere kavuşmasını istiyoruz. Her kesimin taleplerinin karşılanmasını istiyoruz. Biz DEDEF olarak da başta Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin bulunması, Dersim isminin iade edilmesi, Dersim halkından özür dilenmesi, sürgüne gönderilenlerin listesinin açıklanması, baraj, HES ve maden arama çalışmalarının sona erdirilmesi için mücadele yürütecek her siyasi parti ile omuz omuza olacağımızı ifade etmek istiyoruz. Birlikte Türkiye’yi düzeltmek için elimizden gelen katkıyı sunacağız. Yolunuz açık olsun.
PİRHA – Yeşil Sol Parti’nin “Buradayız, Birlikte Değiştireceğiz” şiarıyla açıkladığı seçim bildirgesine birçok kesimden olumlu eleştiriler geldi. Hukukçu Rıza Türmen, “Ezilenlerin seçim bildirgesi” yorumunda bulunurken İHD Eş Genel Başkanı Türkdoğan ise bildirgede yazanların, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talebi olduğunu söyledi.
Yeşil Sol Parti, “Buradayız, Birlikte Değiştireceğiz” şiarıyla seçim çalışmasını başlattı. Ankara’da yapılan lansmanda seçim müzikleri de beğeniye sunuldu.
Yoğun katılımın görüldüğü programa Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Celil Kaya, Hamit Geylani, Hasan Cemal, Nurten Ertuğrul, Onur Hamzaoğlu, Şebnem Oğuz, Veli Büyükşahin, Zerrin Şahin Kurtoğlu ve eski Bakan Ziya Halis de katıldı.
“EZİLENLERİN SEÇİM BİLDİRGESİDİR”
Seçim bildirgesine dair hukukçulardan da olumlu tepkiler geldi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığı görevinde bulunan Rıza Türmen, Yeşil Sol Parti bildirgesini çok önemli bulduğunu ifade etti. Türmen, bildirgeyi ‘bir değişimin habercisi’ olarak yorumlayıp şunları söyledi:
“Türkiye’nin büyük ve radikal bir değişime ihtiyacı var. Ayrıca yeni bir demokrasinin kurulmasına ve bunu alttan yukarıya doğru yapmaya ihtiyaç var. Bugün okunan seçim bildirgesi bu amacı gerçekleştirmeye yönelmiş. Bunu gerçekleştirecek başka hiçbir kuruluşu Türkiye’de göremiyorum. Bu büyük değişimi gerçekleştirmek bakımından bugün okunan seçim bildirgesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun bütün topluma yayılması, anlatılması, amacın ne olduğunun söylenmesi, seçimin sonuçları bakımından da önem kazanacaktır diye düşünüyorum. Bu seçim bildirgesi, sesi duyulmayanların, ezilenlerin seçim bildirgesidir. Bu bakımdan onlardan gelen bir değişimin habercisidir.”
“KADIN HAKLARI OLMADAN İNSAN HAKLARI OLMAZ”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise bildirgenin Türkiye’nin temel sorunlarına karşılık verdiğini belirtti. Türkdoğan, bildirgedeki çözüm önerilerinin de iyi anlatıldığına işaret ederek şunları söyledi:
“Türkiye’nin öncelikle bu katı, merkezi otoriter sistemden kurtulması, yerinden yönetim ilkesinin hayata geçebileceği; yani yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılacağı yeni bir yönetim yapısına kavuşması gerekiyor. Bu da yeni ve demokratik bir anayasa ile mümkün. Ne gariptir ki yıllardır insan hakları alanında yeni ve demokratik anayasayı talep ediyoruz. 1982 Darbe Anayasası, 2017 OHAL koşullarında otoriter anayasa ve 2023’deyiz artık. Bu kötü anayasadan kurtulmamız ve gerçekten bütün halkların kendilerini bulundukları yerden temsil edebileceği yeni bir anayasaya kavuşmamız gerekiyor. Tabii ki bunu yapabilmek için de Kürt meselesini demokratik ve barışçıl yoldan çözmek gerekiyor. Kürt sorunu sadece artık Türkiye’nin değil bütün Ortadoğu’nun, hatta dünyanın en önemli sorunudur. Kürt sorununun Türkiye maliyeti korkunç bir ekonomik ve insani krizdir. Ama tabii ki güncel bir konu kadın hakları olmadan insan hakları olmaz. Dolayısıyla Türkiye’deki tüm kadınların haklarına sahip çıkması ve onların haklarını sık sık dile getiren Yeşil Sol Parti’ye ilgi duymaları gerektiğini vurgulamak istiyorum.”
“ALEVİLERİN TALEPLERİ YEŞİL SOL PARTİ’NİN DE TALEBİ”
Öztürk Türkdoğan, Yeşil Sol Parti’nin bildirgesinde yer alan “Zorunlu din derslerinin kaldırılması gerektiği” maddesini de değerlendirerek şöyle devam etti:
“Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talebi çok temel bir taleptir. Birincisi bu talep cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulmasıdır. Peki bu iktidar ne yaptı? Cemevlerini ‘Kültür Merkezi’ statüsüne getirdi. Oysa Alevilerin talebi bu değil. Alevilerin talebi cemevlerinin ibadethane olmasıydı. Zorunlu din derslerinin mutlaka kaldırılması gerekiyor. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunu gerektiriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine verdiği kararlar bunu gerektiriyor. Özellikle de laikliğin hayata geçmesinin yolu buradan geçer. Eğer zorunlu din dersleri kaldırılmazsa laiklik, söylem düzeyinde kalır ve hayata geçmez. Elbette ki insanların, kendilerini nasıl ifade ediyorlarsa o şekilde yaşama hakları vardır. Özellikle Alevilerin kendi kültürlerini diledikleri gibi yaşamaları ile ilgili taleplerinin Yeşil Sol Parti’nin de talebi olduğunu özellikle vurgulamak isterim.”
“HER İNANCA EŞİTLİK ÖNERİYORUZ”
HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ise “Türkiye’nin en demokratik seçim bildirgesi bugün açıklandı” diyerek şu yorumda bulundu:
“Bu faşizm iktidarını tarihin çöp sepetine atacağız ama öbür taraftan millet ittifakının sunduğu eksik bir demokrasi var. Biz ise amasız, fakatsız tam bir demokrasiyi öneriyoruz. Her kimliğe, her inanca eşitlik öneriyoruz. Emeğin haklarını savunan, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir yaşamı öneriyoruz. Bu açıdan partimle, Emek ve Özgürlük İttifakı ile gurur duyuyorum. HDP’de yürüttüğümüz mücadeleyi Yeşil Sol Parti’de sürdüreceğiz. En az 100 milletvekili ile parlamentoda olacağız. Çünkü yeni dönemin iktidarının da yapıcı bir muhalefete ihtiyacı var. Bu yapıcı muhalefet tavrını da biz göstereceğiz ve yeni dönem meclisinde en etkili şekilde emeğin, kadınların ve doğanın haklarını savunacağız.”
PİRHA – İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, depremden etkilenen şehirlerin devlet tarafından boşaltılmak istendiğine işaret ederek “İnsanları kurtarmak için bu kadar hızlı hareket etmeyen devlet, insanları göç ettirmek için oldukça hızlı davranıyor. Halbuki burada konteyner kentler kurulup, güvenlik önlemlerinin alınması ve insanların yaşamının sürdürülmesi gerekirdi” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, 6 Şubat’ta yaşanan depremde insan hakları aktivisti Hatice Can ve Mithat Can’ın yaşamını yitirmesi nedeniyle Hatay’daydı. Türkdoğan, “İkisi de insan hakları mücadelesinin onurlu insanlarıydı. Mücadeleye adanmış bir ömürleri var. Ne kadar felaket yaşarsak yaşayalım mücadeleci insanlarımızı hiçbir zaman unutmamamız gerekir” diyerek deprem sonrası izlenimlerini PİRHA’ya anlattı.
“SİYASİ İKTİDAR BUNUN HESABINI BİR ŞEKİLDE VERECEKTİR”
Öztürk Türkdoğan, yaşanan depremle birlikte Türkiye’nin idari sisteminin “çağ dışı” olduğunu belirtti. Türkdoğan, siyasal iktidarın ihmalleri nedeniyle çok sayıda ölüm yaşandığının altını çizerek şunları söyledi:
“Birkaç kişinin, bizim ‘resmi ideoloji’ dediğimiz o Türkçü-İslamcı anlayışı yaşatmak için yaptıkları anayasa değişikliğinin Türkiye’yi getirdiği nokta bu. Bir ülke tek bir kişinin altında yönetilebilir mi? Eğer yerinden yönetim ilkesi olsaydı, bu ülkenin yerel yönetimleri yetkili olsaydı emin olun kendi planlamalarını daha hızlı yaparlardı. Doğal afetlere daha hızlı müdahale edebilirlerdi. Şimdi siz her şeyi merkezden planladığınız zaman işte sonuç ortada. İlk iki gün şubelerden aldığımız bilgiler; devlet müdahale etmedi, müdahale eden küçük küçük gruplar gönüllülerdi. Bu çok ciddi anlamda can kayıplarını arttırmış durumda. Daha sonra uluslararası yardım kuruluşlarının gelmesiyle birlikte Türkiye yavaş yavaş durumun ne kadar büyük olduğunu kavrayarak müdahaleye başladı ama geç kaldı. Ama şu anda bile hala enkaz başında canlı arayan insanlar var. Ama birçok enkazın başında da hiç kimse yok. Dolayısıyla arama kurtarma çalışmaları noktasında çok ciddi bir kusur var. Herhalde siyasi iktidar bunun hesabını bir şekilde verecektir.
“HUKUKİ SONUÇLARINI YAŞAYACAKSINIZ”
Devletin görevleri arasında insanı yaşatmak vardır. Yaşam hakkının korunması devletin birinci görevidir. Dolayısıyla siz, bir doğal afet halinde mevzuatınız olmasına rağmen bu mevzuatın gereğini yapmıyorsanız; böyle basit ihmal falan değil, burada çok ciddi anlamda bir kusur sorumluluğundan bahsedebiliriz. Mesele sadece müteahhidin veya belediye görevlisinin veya yapı denetim firma görevlisinin sorumluluğu meselesi değil. Olay olduğunda siz eğer insanları enkaz altında çıkaracak hızlı bir müdahalede bulunmuyorsanız hem bunun hem siyasi sonuçlarını hem de hukuki sonuçlarını yaşayacaksınız. Önlenebilir ölümleri önlemiyorsanız burada çok ciddi bir sorun var demektir.”
“İNSANLAR GÖÇ ETSİN İSTENİYOR”
Öztürk Türkdoğan, devlet yetkililerinin, deprem sonrası bölgeden göçü teşvik ettiğini ifade ederek, “İnsanları kurtarmak için bu kadar hızlı hareket etmeyen devlet, insanları göç ettirmek için oldukça hızlı davranıyor. Halbuki burada konteyner, çadır kentler kurulması, güvenlik önlemlerinin alınması ve insanların yaşamının sürdürülmesi gerekirdi” dedi.
Türkdoğan şöyle devam etti:
“Suriye’de iç savaşlar nedeniyle sınır kentlerinde çokça incelemelerde bulunmuştum. O kadar çok çadır kentler kurdular ki kendi suyunu arıtma tesisi olan çadır kent hatırlıyorum. Şimdi burada deprem oldu hala bir çadır kent görmedik. Burada bir gariplik var. Dolayısıyla Türkiye’deki toplumsal muhalefetin bu konuya eğilmesi gerekir. O insanların burada bir yaşamı, mülkleri, tarihleri var. Hala gönüllülerin çabalarıyla burada kalan insanlara yardımlar yapılıyor. Demek ki koordinasyon meselesi ısrarla, bilinçli bir şekilde yapılmak istenmiyor. Çünkü insanlar gitsin isteniyor. Mültecilerin ayrıca güvenlikleri bundan sonra nasıl sağlanacak? Şu anda hedef gösteriliyorlar. Bunlar nasıl korunacak, hiçbir tedbir açıklanmış değil. O insanlar iç savaştan kaçıp geldi. Burada bir felaket yaşandı ve birçok insan ‘hemen gideyim, daha rahat ortamda yaşayayım’ istedi. Bu aynı duygu. O zaman empati yapmak gerekiyor. Burada sığınmış insanlara karşı bu nefret söylemini bırakmak gerekiyor.”
PİRHA- Adalet Bakanlığı’nın, hasta tutuklulara dair yayınladığı genelgeyi değerlendiren, İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Sürekli hastalığı olan, yaşı ilerlemiş kişilerin tespit edilmesi amacıyla resen harekete geçilmesini istiyor. Bu bakımdan olumlu. Sorunun temel anlamda çözülmesi için İnfaz Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekiyor. Bu genelge tek başına yeterli değil” dedi.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 28 Şubat davasından ceza alan Vural Avar’ın cezaevinde yaşamını yitirmesinin ardından “Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler” maddesine dair bir genelge yayımladı.
Bakan Bozdağ, bu durumdaki kişilerin hastalıkları nedeniyle başvurularının tahliye işlemi mahiyetinde kabul edilmesini istedi. 8 maddelik genelge bütün Ceza İşleri Genel Müdürlüğü kurumlarına gönderildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, hasta tutuklulara dair yayınlanan genelgeyi PİRHA’ya değerlendirdi.
“2006’DAKİ GENELGENİN GÜNCELLENMİŞ HALİ”
Bu genelgenin Cumhurbaşkanlığının af yetkisi ile ilgili 2006’da yayınlanan genelgenin güncellenmiş hali olduğunu ifade eden Türkdoğan, “Dolayısıyla hasta mahpusların sadece bir kısmını ilgilendiren bir genelge. Hasta mahpuslarla ilgili meseleyi infaz kanunu çerçevesinde ele almak gerekiyor. Bizim 2006’da yayınlanan genelgeye ciddi eleştirilerimiz vardı. O genelge bütün yetkiyi Adli Tıp Kurumu’na veriyordu. Bu anayasaya aykırı bir durumdu. Yayınlanan yeni genelge başlangıç olarak aslında iyi bir genelge. Çünkü sürekli hastalığı olan, yaşı ilerlemiş kişilerin tespit edilmesi amacıyla resen harekete geçilmesini istiyor. Bu bakımdan olumlu. Daha önce başvuru şartı aranıyordu. Şimdi bu şart aranmaksızın sürekli hastalığı olan, yaşı ilerlemiş mahpusların tespit edilmesini sağlıyor” dedi.
“SORUNUN TEMEL ÇÖZÜMÜ İÇİN İNFAZ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMALI”
Hasta mahpusların yine son noktada Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi gerektiğini belirten Türkdoğan, şunalrı ifade etti:
“Bu kişilerin kurumdan da sürekli ve ağır hastalığı olup olmadığının tespit edilmesi isteniyor. Sorunun temel anlamda çözülmesi için İnfaz Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekir. Bu genelge tek başına yeterli değil. Ayrıca uygulamada nasıl olacağını da görmek gerekir. Teknik bir mesele, ayrıntılı ve uzun bir şekilde incelenmeli. Mesele geniş boyutuyla ele alınmalı.”
PİRHA – İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağlayan yasaya ilişkin “Osmanlı’nın devamı noktasında yürüyen bir süreç var. Buna karşı da toplumsal mücadele gerekir. Dünyada İnsan Hakları Hukuku anlamında gelinen nokta şudur; hangi inanç grubu kendisinin nasıl tanınmasını istiyorsa siz onu öyle tanımak zorundasınız” yorumunda bulundu.
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlama girişimi, tartışmaları da beraberinde getirdi. Hukukçular, yasayı inanç özgürlüğüne aykırı olarak değerlendirirken, Alevi toplumunun da itirazları süre gidiyor.
“HUKUKİ GİRİŞİM KONUSUNDA UMUTLU DEĞİLİM”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Av. Öztürk Türkdoğan da cemevlerini Kültür Bakanlığı bünyesine alan yasayı eleştirenler arasında. Türkdoğan, mevcut Anayasa’daki cumhurbaşkanının yetkilerine işaret ederek yasal boyutuyla Cemevi Başkanlığı hakkında şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yasal boyutu ile birkaç noktadan yaklaşmak gerekir. Birincisi, biliyorsunuz yasa Meclis’te görüşülürken Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Alevi Bektaşi kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Yeni anayasada cumhurbaşkanının bu tarz yetkileri var. Cumhurbaşkanı idari teşkilatla ilgili kararname ile düzenleme yapabiliyor. Bu kanun hükmünde ve dolayısıyla kararnameye karşı ancak ve ancak ana muhalefet partisi, Anayasa Mahkemesi’nde bir dava açabilir teknik olarak. Yine o kararname ile bağlantılı olarak sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair esaslar da yönetmelikte mevcut. Orada da çeşitli yeni pozisyonlar ihsas edildi. Buna karşı doğrudan doğruya Danıştay üzerinden bir Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla dava açılabilir. Dolayısıyla şu anda Alevi örgütleri sadece ana maalesef partisinin Anayasa Mahkemesi’nde açacağı dava değil, sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair usul ve esaslardaki değişiklik üzerinden de Danıştay üzerinden bir dava açabilirler.
Peki bu davanın karşılığı ne olacak? Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir resmi ideolojisi var. Bu ideoloji Anayasa’nın başlangıç kısmında tanımlanmış ve özellikle de Diyanet İşleri Başkanlığı’nı Anayasal güvence altına almış. Yani Anayasa Mahkeme’sinin yapacağı yorum Anayasa 90. Madde’ye göre mi olacak? Yoksa ‘Anayasa 90’ın usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslararası insan hakları sözleşmeleri kanun hükmündedir. Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülemez’ hükmüne mi dayanacak yoksa doğrudan doğruya uluslararası hukuku bir kenara bırakıp mevcut Anayasa ve kanunlara mı dayanacak?
Bunu göreceğiz ama anlaşılan o ki Anayasa Mahkemesi’nin birleşimine baktığımızda yani atanan yargıçların atanma dönemlerine baktığımızda çok kuvvetle muhtemel bu siyasal iktidarın gerçekleştirdiği kanunlar çok bariz olarak Anayasaya aykırı değilse hep reddedildiklerini görüyoruz. Dolayısıyla bu noktada açıkçası umutlu olmadığımı belirtmek isterim.”
“BÜTÜN UMUDUN HUKUKSAL BAŞVURUYA BAĞLANMASINI DOĞRU BULMUYORUM”
Öztürk Türkdoğan, geçmiş yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Alevi toplumunun talepleri konusunda aldığı kararlara da işaret etti. Türkdoğan, Türkiye’deki hukuk işleyişinin zayıfladığını ifade ederek şöyle devam etti:
“Çünkü aynı Türkiye, cemevlerinin ibadethane sayılması ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına uymadı. Yeni aynı Türkiye din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne uymadı. Ve bugün Türkiye bu noktada Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi izlemesi altında. Dolayısıyla bütün umudun hukuksal bir başvuruya bağlanmasını doğru bulmuyorum. Bu bir süreçtir. Meseleye biraz siyasal biraz inançsal biraz da toplumsal mücadele dinamikleri bakımından bakmak gerekir. Türkiye’deki Alevi Bektaşi toplumu ne istiyor ve istekleri ne kadar karşılandı ne kadar karşılanmadı?
Şimdi bu isteklerin bazı kısımları karşılanmış gibi gözüküyor. Maddi anlamdaki hususları kastediyorum… Fakat en önemli kısmı karşılanmadı. Neydi o? Tanınma konusu. Yani Alevi Bektaşi inancı kendisinin bir inanç, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını istiyordu. Aslında istekleri çok basit. Hatta bütün bunlara da gerek yoktu. Mevcut kanunlarda ‘ibadethane’ olarak sayılan cami, kilise, sinagog gibi yerlere sadece ‘cemevleri’ yazılması yeterliydi. Yani bitişik yazılırsa tek kelime, ayrı yazılırsa iki kelimelik bir değişiklik yeterliydi aslında. Talebin özü tanınmaydı. Bu noktada hukuksal bakımdan elbette ki mücadele sonuna kadar yürütülmelidir. Yani Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin din ve inanç özgürlüğü ile ilgili genel yorum ve karar beyanları vardır. Bir topluluk kendi inancını nasıl tanımlıyorsa devlet olarak o tanımı kabul etmek zorundasınız.”
“ASİMİLASYON SÜRECİNİ FARKLI BİR BOYUTTA YÜRÜTMEK İSTİYOR”
İHD Eş Genel Başkanı Türkdoğan, tüm itirazlara rağmen AKP iktidarının Alevilik tanımlamasının da kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Türkdoğan, Alevi inancına doğrudan devlet müdahalesi söz konusu olduğunun altını çizerek şöyle devam etti:
“Kendinize göre bir tanım yapamazsınız. Yani Sünni İslam anlayışına göre bir tanım yapamazsınız. Kaldı ki farz edelim ki Sünni İslam anlayışının bir alt mezhebi veya bir alt tarikatı gibi değerlendirdiniz. Böyle mi olmalıydı? O mantıkla bakarsak da yine böyle olmamalıydı. Eğer bu şekilde bakıyorsanız o zaman bir ibadethane olarak cemevlerini tanımanız gerekirdi. Bunu bile yapmadınız. Yani aslında burada doğrudan doğruya bir devlet müdahalesi var. Devlet, resmi ideolojisine uygun bir müdahalede bulunuyor.
Uzun yıllar Alevi toplumu asimile edilemedi. Bu asimilasyonun kırılmasında cemevlerinin çok önemli bir rolü olduğunu saptamak gerekiyor. Çünkü birçok insan, cemevlerindeki pirlerinin inancı öğretmesi sayesinde Aleviliğin ne olduğunu öğrendi ve asimile olmaktan kurtuldu. Şimdi devlet bunu gördü ve cemevlerini bir kültür merkezi haline getirerek doğrudan doğruya kendi bakanlığına bağlayıp aslında bu asimilasyon sürecini farklı bir boyutta yürütmek istiyor. Bunun Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet döneminde yapılan uygulamaları var.
Osmanlı padişahı Yavuz’un Türkmen Alevileri katletmesi sürecinden tutalım, bütün bu katliamlara baktığınız zaman bunun Osmanlı’nın devamı noktasında yürüyen bir süreç olduğunu kabul etmek gerekir. Bu da toplumsal mücadeleyi gerektirir. Bir inanç mücadelesi, bir siyasal mücadele gerektirir. Ama dünyada İnsan Hakları Hukuku anlamında gelinen nokta şudur; hangi inanç grubu, hangi topluluk, kendisinin nasıl tanınmasını istiyorsa siz onu öyle tanımak zorundasınız.”