Etiket: öztürk türkdoğan

  • Hrant Dink, dostları tarafından Ankara’da anıldı-VİDEO

    Hrant Dink, dostları tarafından Ankara’da anıldı-VİDEO

    PİRHA-Hrant Dink‘in dostları, Ankara’da yaptıkları anmada “Geçmişle yüzleşilsin. Gerçekler açığa çıkarılmalı ki devlet kendi içindeki bütün çeteleri temizleyebilsin” diyerek cinayetin arkasındaki sır perdesinin açılması için hakikat komisyonlarının kurulmasını istedi.

    Gazeteci-Yazar Hrant Dink, katledilişinin 14. yılında Ankara’da anılmak istendi. Ancak Sakarya Caddesi’nde yapılması planlanan anma törenine polis izin vermedi. Pandemi gerekçesiyle grubun sokağa çıkmasına engel olan kolluk güçleri, açıklamanın bina girişinde yapılabileceğini ifade etti.

    Demokratik kitle örgütlerinden yaklaşık 30 kişilik grup, “Hrant için, adalet için, unutmadık, unutturmayacağız” pankartları taşıyarak “Faşizme inat kardeşimsin Hrant” sloganı attı.

    “BİZ BİTTİ DEMEDİKÇE BU DAVA BİTMEYECEK”

    İHD Ankara Şube Başkanı Fatin Kanat, 14 yıldır ‘göstermelik bir yargı’ sürdüğünü ifade ederek “Çete özelliği taşıyan bir şebekenin, tepeden tırnağa neredeyse ‘online’ diyebileceğimiz, herkesin gözü önünde bir cinayet işlendi. Biz Hrant’ın dostları olarak bitti demedikçe bu dava bitmeyecek” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKAT KOMİSYONLARI KURULSUN”

    İHD Eş Başkanı Öztürk Türkdoğan, iktidara seslenerek “Hrant’ın dostları olarak adalet talebimiz ne olursa olsun dile getirilmeye devam edecek” diyerek şunları söyledi:

    “Sevgili dostumuz, gazeteci, insan hakları savunucusu Hrant’ı kaybedeli 14 yıl oldu. 14 yıldır aslında aynı şeyleri tekrar tekrar ifade ediyoruz. Öncelikle bu cinayetin aydınlatılmasını diliyoruz. Halen devam eden bir dava var. Cinayeti işleyenlerin ve bu cinayette rol oynayanların önemli bir kısmı yeni yeni açığa çıkmış ama bizim için yetmez. Çünkü biz neredeyse tüm devlet kurumlarının bildiği bir cinayetin bütün boyutlarıyla açığa çıkmasını istiyoruz. Bu anlamda Adalet mücadelesi sürecek ama elbette ki Hrant’ı anarken şunu ifade etmek gerekiyor; Türkiye’nin mutlaka ve mutlaka geçmişi ile yüzleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin geçmişinde çok fazla faili meçhul cinayetler işlendi. Devlet içindeki çete yapılarının karıştığı çok fazla cinayetler oldu. Bunun için de insan hakları savunucuları olarak, hep şunu söylüyoruz; hakikat komisyonlarının kurulmasını istiyoruz. Belki de bu şekilde bu tarz cinayetler tüm boyutlarıyla açığa çıkartılabilir.

    “HEPİMİZ HRANT’IZ, HEPİMİZ ERMENİYİZ”

    Sevgili dostumuz Hrant, öldürülmeden önce kaleme aldığı makalesinde çok şey ifade ediyordu. Evet bir güvercin tedirginliği yaşıyordu ama elbette ki adalet arayışları adalet savunucuları dünden daha fazla güçlüdür. Bunu da herkesin böyle bilmesi gerekiyor. Biz bütün süreçleri izleyeceğiz. Adaletin yerine gelmesini bekleyeceğiz. Er ya da geç adalet yerine gelecektir. Kimliğimizle, kültürümüzle, geçmişimizle, her türlü aidiyetimiz ile bir arada yaşayacağız. Demokratik, insan haklarına dayanan bir ülkeyi de elbette birlikte inşa edeceğiz. Sevgili dostumuzu bir kez daha özlemle anıyoruz. Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz. Bir kez daha özlemle anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Türkiye, Türk etnisitesine dayalı Sünni yönetim anlayışı ile yönetiliyor’-VİDEO

    ‘Türkiye, Türk etnisitesine dayalı Sünni yönetim anlayışı ile yönetiliyor’-VİDEO

    PİRHA-İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 72. yıldönümünde Türkiye’nin hukuk karnesini verdi. Türkdoğan, Türkiye’nin hukuk alanında en az 10 yıl geriye gittiğini ifade ederek, “Bizi koruyacak olan en önemli değer insan hakkıdır” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İnsan Hakları Haftası nedeniyle Türkiye’nin son 10 yılda hukuk alanındaki durumunu yorumladı.

    Türkdoğan, iktidarın 10 yıl önce değiştirdiği Anayasa ile daha da geriye gidildiğini ifade ederek, “Sonradan iyi anlaşıldı ki bu Anayasa değişikliği esasen siyasi iktidarın yargı üzerindeki vesayetini pekiştirmek içindi” dedi.

    TÜRK ETNİSİTESİNE DAYALI SÜNNİ YÖNETİM ANLAYIŞI

    Türkiye’nin Türk etnisitesine dayalı Sünni bir yönetim anlayışı ile yönetildiğini söyleyen Türkdoğan, “Anayasası’nda her ne kadar ‘sosyal hukuk ve laik devlet’ olduğu yazsa da Diyanet İşleri Başkanlığı ile devlet destekli tarikat ve cemaatler eliyle aslında bir devlet dinini hayata geçiren rejime sahip” yorumunu yaptı.

    Türkdoğan, 2011 yılı sonrasında Türkiye’nin ‘orta büyüklükte bir savaş bilançosuna sebep olan yaygın bir silahlı çatışma haline’ girdiğini belirterek sonraki yıllarda hukuk alanında yapılan şu politikaları dile getirdi:

    “Roboski Katliamı sivillerin bilerek ve isteyerek katledildiği bir katliamdı. 1993’te Şırnak köylerinin bombalanması gibi…

    Tabi silahlı çatışmalar da derinleşti. Bir çözümsüzlük söz konusu olduğu için iktidar yeniden Kürt meselesinde çözüm arayışlarına girdi ve 2012’nin sonu ile birlikte Türkiye’de yeni bir süreç başladı.

    2014’te Suriye’deki gelişmeler, yani Kürtlerin statü talepleri iyice açığa çıkınca Türkiye oradaki Kürtlere yardım etmek yerine basmahane bir tutum geliştirdi.

    2015’e geldiğimizde seçimlerin etkisi ile farklı bir süreç gelişti. 28 Şubat 2015 günü Abdullah Öcalan’ın kaleme aldığı 10 maddelik bir demokratikleşme metni ilk defa devlet, hükümet ve siyasi parti temsilcileri huzurunda canlı yayında televizyonlarda okundu. Bu Kürt meselesinin geldiği aşama itibariyle tarihsel bir andı. Ama maalesef Türkiye siyaseti bunu değerlendiremedi ve maalesef süreç bozuldu.”

    “KÜRTLER, ALEVİLER, SOSYALİSTLER KAMUDAN TASFİYE EDİLDİ”

    Öztürk Türkdoğan’ın dikkat çektiği bir diğer gelişme de 2016 yılında yapılan darbe girişimi oldu. Türkdoğan, “İktidar bunu bahane ederek Olağanüstü Hal ilan etti” diyerek şunları söyledi:

    “Devlet içerisinde bir grubu tasfiye etmek isterseniz bunun için olağanüstü hale gerek yok. Özellikle Kürt kültür kurumları, kadın dernekleri kapatıldı. Devlet içerisinde sadece Fethullah Gülen örgütüne mensup olanlar değil; Kürtler, Aleviler, sosyalistler tasfiye edildi. 135 bin civarında kamu görevlisinin işine son verildi. Tahminimize göre bunun 10 bin civarında olanının özellikle iktidara muhalif Kürt ve sol camiadan, Alevilerden oluştuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.”

    “2017 REFERANDUMU BİR TÜR DARBEDİR”

    Öztürk Türkdoğan, 2017 yılı önemli gelişmelerinin başında ise AKP-MHP ittifakını işaret etti. İktidarın, milliyetçi diğer grupları da arkasına alarak Kürt sorununda şiddete dayanan politikalara imza attığını söyledi.

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli’nin de devreye girdiği 2017 yılına dair Öztürk Türkdoğan, “Otoriter yönetim sistemi başlamış oldu” diyerek şunları dile getirdi:

    “Muhalefet, referandum günü ‘Hayır’ çıkmasına rağmen kitleyi sokağa taşıyacak ve bu kitleyi sokakta tutacak bir pratik sergilemedi. Mevcut siyasi iktidar, istediğini yaptırdı ve ‘Hayır’ çıkan sonuçları ‘Evet’e dönüştürdü.

    Aslında bu bir darbedir. Otoriter başkanlık modeline geçildi. Ve bunlar OHAL koşullarında yapıldı. Bizler 1982 Anayasası’ndan kurtulalım derken şu anda çok daha kötü bir anayasa ile yönetilen noktaya geldik.”

    “AK PARTİ AK OLMAKTAN ÇIKTI”

    Türkdoğan, 2018’de yılında kaldırılan OHAL’in aslında halen yürürlükte olduğunu da ifade etti. AKP’nin ‘insan haklarını iyileştirme’ vaadiyle iktidara geldiğini vurgulayan Türkdoğan, “Artık AK Parti AK olmaktan çıkmış durumda” dedi. Türkiye’nin yayılmacı savaş politikalarına da girdiğini söyleyen İHD başkanı şöyle devam etti:

    “2018’de önce Afrin, 2019’da da Kuzeydoğu Suriye’ye girmesi ile Türkiye aslında askeri varlığını şu anda Suriye topraklarının önemli bir kısmında muhafaza ediyor. Orada çok ciddi anlamda silahlı çatışmalar yaşanıyor. Keza 2020’d

    e de Irak Bölgesel Kürt yönetiminin topraklarında şu anda askeri bir varlık var. Silahlı çatışmalar devam ediyor. Yani Türkiye bir yandan da yayılmacı bir dış politika izliyor. Bu yayılmacılık kendini Libya’ da, Doğu Akdeniz’de, Azerbaycan’da gösteriyor.”

    “10 YIL ÖNCEKİ İNSAN HAKLARI KARNESİ DAHA İYİYDİ”

    Öztürk Türkdoğan 2020 yılıyla birlikte ülkenin daha da otoriterleştiğini savundu. İktidarın salgınla mücadele yerine algı yönetimine başvurduğunu söyleyen Türkdoğan, mevcut politikalar sonucu en az 10 yıl geriye gidildiğini söyledi. Öztürk Türkdoğan şöyle devam etti:

    “Salgın, enflasyon, işsizlik rakamları ile ilgili gerçekleri sürekli manipüle eden bir iktidar var. Gelinen aşamada bir sıkışmışlık hali var. Çünkü 2015’ten beri uygulanan güvenlik politikaları da istenilen noktaya gelemedi. Çatışmalar bitmedi. Bunun ekonomiye çok ciddi anlamda bir maliyeti var. Uluslararası alanda Türkiye’ye tanınan süre ve hoşgörü neredeyse bitmek üzere. Avrupa Birliği artık Türkiye’nin demokratikleşme konusunda adım atmasını istiyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yönetim değişikliğinin de çok ciddi anlamda etkileri olacağı kanaatindeyim.

    İktidar şimdi yeniden reform ve insan hakları ile yargı alanında adım atacağı taahhüdünde bulunuyor. İktidar, İnsan Hakları Haftasına yeni insan hakları eylem planı ve yargıda vaat ettiği daha somut gelişmeleri açıklayabilirdi. Bunu bile yapamıyor. Hatta kendi içerisinde reform yanlısı olan kişilerin de istifa etmesi durumu yaşanıyor.

    10 yıl önce insan hakları karnesi daha iyiydi. Bugüne baktığımızda, rejimi değişmiş, daha otoriter bir Anayasa var. Tabii şunu da belirtmek gerekiyor; Türkiye’nin siyasal ve toplumsal muhalefeti büyüdü. 2019 yerel seçim zaferi birçok şeyi hatırlatıyor. İlk olarak siyasi muhalefetin, demokrasi ortak paydasında bir araya gelerek, iktidarı erken seçim yapmaya mecbur edecek bir mücadele hattı örmesi gerekir. Bir diğeri ise; çatışma ve savaşın olduğu yerde demokrasi mücadelesi verilmesi çok zordur. Dolayısıyla öncelik akan kanın durmasıdır. Türkiye’nin yeni bir barış süreci inşa edilmesine ihtiyacı vardır. Kürt sorununda yeniden çözüm arayışlarına girilmesi noktasında adım atılması gerekiyor. Bunun başlangıç yolunun da İmralı’da tecridin kaldırılması ve Abdullah Öcalan ile arkadaşlarının yasal haklarının kullandırılması ile başlanabilir. Ayrıca İnfaz Kanunu’ndaki ayrımcılık sona erdirilmelidir.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Demirtaş ve Kavala kararlarının uygulanması noktasında daha güçlü bir muhalefet pratiğinin sergilenmesi gerekir.”

    “REFORM İSTENİYORSA KÜRT MESELESİ KABUL EDİLMELİ”

    Öztürk Türkdoğan, “Bireyi koruyan en büyük değer insan haklarıdır” diyerek sözlerini şlu cümlelerle sonlandırdı:

    “Bu yılki haftada biz özellikle kovid-19 pandemisi koşullarında ve uzatılmış OHAL rejiminde insan haklarını savunmanın ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. İnsan haklarını öğrenecek ve savunacağız. Çünkü bizi koruyacak olan en önemli şeyin insan hakları değerlerinin korunması olduğunu, hayata geçirilmesi olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Bu hafta vesilesiyle ifade edebileceğim şey; iktidar reform yapmak istiyorsa Türkiye’deki temel sorunlarla yüzleşmeli. Yani Kürt meselesini kabul etmeli. Bir çatışma çözüm sürecine imkan tanımalı. Siyasi mahpusları tahliyesine yol açmalı. Muhalif örgütler üzerindeki baskıyı tamamen sona erdirmeli.

    İsmail YILDIRIM-Sabri MERAL/İSTANBUL 

  • İHD Eş Başkanı Türkdoğan: Ebru ve Aytaç için Adalet Bakanı inisiyatif almalı

    İHD Eş Başkanı Türkdoğan: Ebru ve Aytaç için Adalet Bakanı inisiyatif almalı

    PİRHA-Ölüm orucunda olan Avukat Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal için adil yargılanmaları ve tahliye edilmesi için çağrılar sürüyor. İHD Eş Başkanı Öztürk Türkdoğan,  “Adalet Bakanı inisiyatif almalı” dedi. 

    Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın “adil yargılanma” talebiyle başlattıkları ölüm orucu kritik eşiği aştı. Adli tıp kurumunun (ATK) cezaevinde kalamayacakları yönünde rapor vermesine rağmen tahliye edilmeyen avukatlar, farklı hastanelerde gözetim altında tutuluyor.

    Mezopotamya Ajansından Eylem Akdağ’a konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Başkanı Öztürk Türkdoğan, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Selma Güngör ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube Başkanı Şevin Kaya, avukatların acilen tahliye edilmesini talep etti.

    TTB Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Selma Güngör, avukatların genel durumunun kötüleştiğine dikkat çekti.

    Güngör, “Timtik ağızdan besin alamamakta, damla damla beslenmekte. Hem yeterli düzeyde şeker, tuz alamamaktan kaynaklanan enerji yoksunluğu, hem de protein, yağ gibi temel besin maddelerinin uzun zamandan beri alınmaması nedeniyle doku harabiyetinin ileri düzeyde olduğunu düşünmekteyiz. Bunu düşündüren nedenler olarak da Timtik’in karnının şişkinleşmesi ve bir biçimiyle hareket kabiliyetinin azalması, belki de çevreye karşı uyanık olma durumunun azalmasını sayabiliriz” dedi.

    “MÜDAHALE HASTA HAKLARINA AYKIRI”

    “Zorla müdahale yetkisinin hiçbir hekime verilmediğini ifade eden Güngör, “Hasta haklarına da aykırı bir durum ve Lizbon Bildirgesiyle de korunmuştur. Her hasta kendisiyle ilgili kararı kendisi vermekte, tedavisiyle ilgili hekimlerle ilişkisini kendisi kurmaktadır” ifadelerini kullandı.

    Hastanın da önerilen tedavileri reddetme hakkı olduğunu sözlerine ekleyen Güngör, “Tutuklu olmak demek ya da açlık grevi yapmak demek insan olmaktan çıkmak anlamına gelmez. Bu nedenle bir tedavi alacaklarsa bu iradeli beyanlarına uygun olmalıdır. Yetkilileri Timtik ve Ünsal’ın infazını erteleyerek eve çıkmalarını ve yargılanma biçiminin, insan onuruna yakışır biçimde düzenlenmesi için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.”

    İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da yaşam hakkının öncelikli olduğunu anımsattı. “Fakat şunu çok iyi biliyoruz ki Türkiye’de özellikle hapishanelerde bulunanlar bakımından açlık grevi, bir nevi protesto eylemidir” diyen Türkdoğan, açlık grevine giren grevcilerin iradesine saygı duyulmasını istedi.

    ADALET BAKANI İNSİYATİF ALMALI

    Adil yargılanma ilkelerinin yerle bir edildiğine vurgu yapan Türkdoğan, açlık grevlerinin 200’üncü gününde Adalet Bakanlığı ile görüştüklerini ve duruma ilişkin bilgilendirmelerde bulunduklarını aktardı. Türkdoğan, “Fakat ATK’nin hapishanede kalamaz raporuna rağmen İstanbul 37’nci mahkemesi ısrar ve inatla tahliye kararı vermedi. Dolayısıyla Adalet Bakanlığı’nın bu konuda inisiyatif alması gerektiğini belirttik. Yargıtay’ın tutumunu da anlayabilmiş değiliz.  Böyle bir durumda yapması gereken şey; derhal tahliye kararı vermesi” dedi.

    “BASKIMIZI ARTIRACAĞIZ”

    “Biz demokratik kamuoyunun bir parçası ve açlık grevleriyle ilgili oluşturduğumuz koordinasyonun da bir üyesi olarak, üzerimize düşen sorumluluğun elbette ki farkındayız” diye devam eden Öztürk, gerek Adalet Bakanlığı nezdinde gerekse de Yargıtay nezdinde baskılarını arttıracaklarını söyledi. Öztürk, “Kamuoyu duyarlılığı oluşturulmasında üstümüze düşeni yapacağız. Ama arkadaşlarımızın da yaşamdan yana tutum alma konusundaki görüşümüzü bir kez daha paylaşmak istiyorum” diye belirtti.

    Türkiye’de çifte standartların çok fazla olduğunu belirten Türkdoğan, devamında şunları söyledi:

    “ATK raporuna rağmen Timtik ve Ünsal’ın tahliye edilmemesi bu çifte standardın ne kadar acımasız bir şekilde kullanıldığını gösteriyor. Başka tutuklular bakımından bu kararlar verildiğinde hemen uygulandığına tanık oluyoruz. Burada da özellikle Türkiye’nin hızla otoriterleşmesinin ve özellikle İçişleri Bakanlığı’nın dilediği insanları veya grupları terörist ilan etmesinin devlet üzerindeki etkisini görüyoruz. Özellikle avukat arkadaşlarımızın yargılandığı dosyada İçişleri Bakanlığı’nın masumluk hakkına aykırı beyanlarını çok gördük. İnsanların daha yargılanması yapılmadan nasıl terörist ilan edildiklerini biliyoruz ve bunun etkisinde kalan bir toplum gerçekliği var.”

    “ATK RAPORU DERHAL UYGULANSIN”

     Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Ankara Şubesi Başkanı Şevin Kaya ise şunları söyledi:

    “Bu hukuk devleti olan Türkiye’nin uygulaması gereken zorunlu bir ilkedir. Yaşamları için artık her dakika kritik öneme sahip. Yargıtay dosyaları hakkında karar vermediği her an sorumluluklarını daha da büyütüyor. Ölüm orucunun kritik evresinde olan meslektaşlarımız hastane mahkûm koğuşunda tutularak ayrı bir işkenceye maruz bırakılıyor. ATK raporu derhal uygulansın ve meslektaşlarımız acilen tahliye edilsin. Ebru ve Aytaç’ın adil yargılanma talebi yerine getirilmeli ve yaşamaları sağlanmalıdır. Acil olarak bu hukuksuzluğa son verilmelidir. Vicdanlarımızda oluşacak yara asla kapanamayacaktır. Buradan bir kez daha Yargıtay’ı göreve çağırıyor ve meslektaşlarımızın derhal tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz. Geçen her dakikanın onları ölüme daha çok yaklaştırdığını hatırlatıyoruz.” (MA)

     

  • İHD: Türkiye’nin yeni bir barış sürecinin inşasına ihtiyacı var-VİDEO

    İHD: Türkiye’nin yeni bir barış sürecinin inşasına ihtiyacı var-VİDEO

    PİRHA-İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, 2013 yılında başlayıp 2015 yılında sona eren “Barış ve Çözüm Süreci”nin, Türkiye’ye her açıdan nefes aldırdığına ve halkın büyük çoğunluğunun desteklediğini belirterek, Türkiye’nin yeni bir barış sürecinin inşasına ihtiyacı olduğunu söyledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezinde barış ve çözüm süreci sonrası silahlı çatışmaların başlamasının beşinci yılı değerlendirmesi basın toplantısı gerçekleştirildi. Basın toplantısına İHD Genel Sekreteri Osman İşçi, MYK üyesi Nuray Çevirmen’in katıldı. MYK adına basın açıklaması metnini Eş Genel Başkan Öztürk Türdoğan okudu.

    “28 ŞUBAT 2015 TARİHİNİN TARİHSEL BİR ÖNEMİ VE ANLAMI VARDIR”

    2013 yılında başlayıp 2015 yılında sona eren “Barış ve Çözüm Süreci”nin, Türkiye’ye her açıdan nefes aldırdığına ve halkın büyük çoğunluğunun desteklediğine dikkat çeken Türkdoğan, şunları ifade etti:

    “Esasen 28 Şubat 2015 tarihinin Osmanlı’nın devamı olan Türkiye Cumhuriyeti tarihi bakımından ve Kürt halkı bakımından tarihsel bir önemi ve anlamı vardır. 5 Nisan 2015 tarihinde İmralı Heyeti olarak tanımlanan heyetin İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile son kez görüşmesi ve aynı gün İç Güvenlik Paketi diye tanımlanan yasanın yürürlüğe girmesi ile Türkiye kısa süreli demokratikleşme dönemini kapatıp yeniden otoriterleşmeye giden döneme adım atmıştır. Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen 7 Haziran 2015 genel seçim sonuçları ile Türkiye halkları barış ve demokrasiden yana çok net tutum almıştır. Ancak bu tutumun gereğini Ak Parti ve HDP yerine getirememiştir. Ak Parti iktidarda kalma uğruna milliyetçi ve resmi ideolojiyi savunan devletçi kesimlerle fiili bir ittifak kurmuş ve seçim sonuçlarını tanımayarak Türkiye’yi 1 Kasım 2015 tekrar seçim sürecine götüren oldukça karanlık ve kanlı bir süreci başlatmıştır.”

    Son beş yılda yaşananlarla ilgili sayısız rapor açıkladıklarını belirten Türkdoğan, süreç içerisinde yaşanan sokağa çıkma yasaklarından, bombalı saldırılara, dokunulmazlıkların kaldırılmasından, ilan edilen OHAL’e kadar bazı olayları ve ağır insan hakkı ihlallerini hatırlattı.

    “BİR AN ÖNCE ÇATIŞMASIZLIK ORTAMI SAĞLANMALIDIR”

    Son 5 yılda gerçekleşen ihlallerin orta büyüklükte bir savaşta meydana gelebilecek nitelikte olduğunu vurgulayan Türkdoğan, şunları söyledi:

    “Devam eden silahlı çatışma ve savaş halinin sona ermesi ve yeniden bir barış sürecinin inşa edilmesinin zorunlu olduğunu belirtmek istiyoruz. Bunun için öncelikle atılacak adımların siyasi iktidarın Kürt Sorunu’nun varlığını kabul ederek en az cumhuriyetle yaşıt bu sorunun çözümünün demokratik ve barışçıl yollarla olacağını kabul etmesi ve buna uygun bir siyasi irade oluşturması gerekmektedir. Devam eden silahlı çatışma ve savaş halinin 5 yıl gibi uzun bir sürede nihai olarak sonuca bağlanmadığı ve bağlanamayacağının anlaşılması gerekmektedir. Dolayısıyla bir an önce çatışmasızlık ortamının sağlanması gerekmektedir. Bu konuda herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

    “TÜRKİYE’NİN YENİ BİR BARIŞ SÜRECİNİN İNŞASINA İHTİYACI VARDIR”

    Halen İmralı Hapishanesi’nde tecrit altında tutulan Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sona erdirilmesi ve yasal haklarının kullandırılarak avukatları, ailesi ve talep eden heyetlerle görüştürülmesinin sağlanması gerekmektedir. Kürt Sorunu’nu TBMM nezdinde siyasi muhatabı HDP’dir. HDP’nin dışlanmasına dayalı siyasetin terk edilerek iktidarın HDP ile yapıcı bir diyaloğa girmesi sağlanmalıdır. Hapishanelerde tutulan başta Kürt siyasetçiler olmak üzere seçilmişlerin ve diğer tüm siyasi mahpusların en kısa sürede salıverilmesi sağlanmalıdır. Siyasi iktidarın seçilmiş belediye eş-başkanlarını görevden alıp yerlerine kayyım atama uygulamasına son vererek, tüm seçilmişlerin görevlerine iadesi sağlanmalıdır. Türkiye’nin diğer ülkelerde olduğu gibi Kürt Sorunu’nu çözmek için gerçek bir çatışma çözüm sürecine girmesi gerekmektedir. İnsan hakları savunucuları için barış hakkını savunmak bir haktır, bizler barış hakkını savunmaya ve barışın Türkiye’nin en önemli ve öncelikli talebi olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin yeni bir barış sürecinin inşasına ihtiyacı vardır. Yukarıdaki önerilerimizin kabulü ile barış sürecinin yeniden inşa edilebileceği kanaatindeyiz.”

    BİLANÇO 5 BİN 365 ÖLÜM 7 BİN 986 YARALI
    İHD Dokümantasyon Birimi’nin son 5 yıllık süreçte yaşanan yaşam hakkı ihlal bilançosunu paylaşan Türkdoğan, Türkiye toprakları içerisinde tespit edilen hak ihlallerinin korkunç boyutta olduğunu belirtti. Türkiye’nin son 5 yıl içerisinde Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği askeri operasyonlarda yaşamını yitiren siviller, güvenlik görevlileri ve silahlı militanlara ait veriler içermediğinin altını çizen Türkdoğan, 5 bin 365 kişinin silahlı çatışma, yargısız infaz ve saldırılarda yaşamını yitirdiğini, 7 bin 986 kişinin ise yaralandığı bilgisini paylaştı.
    Bilançonun tespit edilebilen rakamlardan oluştuğunu ifade eden Türkdoğan, “Bu verilerden özellikle silahlı çatışmada yaşamını yitiren asker, polis, korucu ve silahlı militanların sayısının çok daha yüksek olduğunu tahmin etmekteyiz” denildi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • İHD 34 yaşında: Mücadelede ısrarlıyız, inatçıyız ve umutluyuz -VİDEO

    İHD 34 yaşında: Mücadelede ısrarlıyız, inatçıyız ve umutluyuz -VİDEO

    PİRHA – İHD kuruluşunun 34’üncü yıldönümü vesilesiyle bir çok kentte açıklamalar yapıldı. Yapılan açıklamalarda, Türkiye’nin insan hakları karnesinin daha da kötüye gittiği belirtilerek, “Dün, bugün, yarın dirençle ve umutla İnsan Hakları Derneği mücadelesini her türlü zorluğa rağmen sürdürecektir” denildi.

    Haberin videosu;

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) kuruluşunun 34’üncü yıldönümü nedeniyle İHD Ankara, Mersin, İstanbul ve Diyarbakır başta olmak üzere bir ilde basın açıklaması düzenledi. Ankara şubenin bulunduğu Adakale Sokak’ta yapılan açıklamaya İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Hakların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Hüseyin Kaçmaz ile Habib Eksik, siyasi parti temsilcileri ve onlarca insan hakları savunucusu katılırken, Mersin’de şube başkanı Hakkı Demir’in tarafından yapılan açıklamada demokratik kitle örgütü temsilcileri de hazır  bulundu.

    Haberin videosu;

    “İHD, KURULDUĞU TARİHİNDEN BERİ MÜCADELESİNİ ISRARLA, İNATLA VE UMUTLA SÜRDÜRMEKTEDİR”

    Açıklamalarda, “Dün, bugün, yarın dirençle ve umutla İnsan Hakları Derneği 34 yaşında” pankartı açılırken, şu görüşlere yer verildi:

    “İHD, 17 Temmuz 1986 tarihinde 98 insan hakları savunucusunun imzasıyla kuruldu. Derneğin kuruluş amacı “İnsan hak ve özgürlükleri konusunda çalışmalar yapmak” şeklinde formüle edildi ve bu ifade İHD Tüzüğünde de yer aldı. Kurucular arasında mahpus anneleri ve yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenler vardı. Kurucularımızdan yaşamını yitirenleri sevgi ve minnetle anıyoruz. İHD, kurulduğu 17 Temmuz 1986 tarihinden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu ifade etmekte ve bu sorunun giderilmesine katkı sunmak için mücadelesini ısrarla, inatla ve umutla sürdürmektedir. İHD’nin bu mücadelesi Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün oluşmasına önemli katkılar sunmuş ve sunmaya devam etmektedir. İnsan hakları ve demokrasi mücadelemizin en önemli amaçlarından birisi 82 Anayasasının reddi üzerinden yeni ve demokratik bir Anayasa yapılmasına katkı sunmaktı. Ancak Türkiye temel sorunlarını çözemediği için demokratikleşme yerine daha anti-demokratik bir anayasal rejime kaymış durumdadır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye tabir edilen bu sistemin en bariz karakteri anti demokratik olmasıdır.

    “İHD HER ZAMAN BARIŞ HAKKINI SAVUNMUŞ VE SAVUNMAYA DEVAM EDECEKTİR”

    Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorununun çözülememesinin yarattığı ağır tahribatlar devam etmektedir. Silahlı çatışma ve savaşın coğrafi alanı Türkiye’nin yanı sıra Suriye ve Irak’ın kuzeyinde de bütün şiddeti ile sürmektedir. Bunun yanı sıra seçilmiş Kürt belediye eş başkanlarının görevlerinden alınarak gözaltına alınıp tutuklanmaları ve haksız cezalara çarptırılmaları, yerlerine kayyım atanması seçmen iradesinin gaspı ve demokrasinin inkarı anlamına gelmektedir. Bu durum sorunların barışçıl yollarla çözülmesi inancına ağır darbe vurmuştur. İHD her zaman barış hakkını savunmuş ve savunmaya devam edecektir. Türkiye’nin demokratikleşebilmesi bakımından Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözmesinin zorunlu olduğunu her zaman olduğu gibi bir kez daha hatırlatmak isteriz.

    “ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI TALEPLERİNİ KABUL EDECEK YENİ BİR SİYASİ İRADEYE İHTİYAÇ VARDIR”

    Türkiye’de demokrasi ve insan hakları alanındaki gerileme ile ilgili söylenebilecek çok şey var. Ancak insan hakları, demokrasi ve barış mücadelesini kesintisiz olarak yürüttüğümüz 34.yılda önemli bazı tavsiyelerde ve taleplerde bulunmak istiyoruz. Esasen bu husustaki önerilerimizi ana başlıkları ile her yıl tekrarlamaktayız. Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır. Bununla birlikte, başta Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm toplum kesimlerinin insan hakları taleplerini kabul edecek yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır. Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni ve demokratik Anayasa yapılmadığı sürece darbeci generaller tarafından yapılmış 82 Anayasası üzerinde yapılacak değişikliklerin çözüm getirmesi mümkün değildir. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli diye isimlendirilen anayasa değişikliklerinin bariz özelliği anti demokratik tek kişi yönetimi olmasından ibarettir.

    “HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞA YOL AÇAN POLİTİKALAR ORTADAN KALDIRILMALIDIR”

    İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir. Terör tanımının belirsizliğinin giderilmesi, yayın kuruluşları üzerindeki RTÜK baskı ve sansürünün sona erdirilmesi, Kürt ve muhalif basın-yayın kuruluşları üzerindeki yargı baskısının ortadan kaldırılması, sosyal medyayı daha fazla boğma girişimlerinden vazgeçilmesi elzemdir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü sağlanmadan demokrasiye giden yolun açılması olası gözükmemektedir. Başta toplumsal cinsiyet eşitliği alanında yaşanan ihlaller olmak üzere diğer ayrımcılık türlerinin yol açtığı ihlallerin ve her türlü ayrımcılığa yol açan politikaların, pratiklerin ortadan kaldırılmasının son derece önemli olduğunu vurgulamak isteriz. Ayrımcılığın temelleri arasına etnik köken, cinsel kimlik, her türlü inanç veya inançsızlık eklenerek nefret söylemi yasaklanmalı ve nefret suçları yeniden düzenlenmelidir. Siyasi iktidar mensuplarının nefret söyleminden vazgeçmesi bu alanda atılacak ilk önemli uygulama olacaktır. Her türlü ayrımcılığa karşı mücadelemiz kesintisiz bir şekilde devam edecektir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde önemli bir kazanım olan ve toplumsal cinsiyet rollerini tanıyan Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesinin tartışmaya açılarak, bu sözleşmeden çıkılması için çeşitli dini referanslarla hareket eden çevrelerin önerilerine karşı çıkılması ve tam tersi iç hukuki düzenlemelerin İstanbul Sözleşmesi ile uyumlu hale getirilmesi sağlanmalıdır.

    “İNSAN HAKLARI İLKESİNDE BİRLEŞİK MÜCADELE YÜRÜTÜLEREK TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ SAĞLANABİLİR” 

    Türkiye’de 2019 yılında yapılan seçimler göstermiştir ki demokrasi, insan hakları ve barıştan yana güçlü bir siyasi ve toplumsal muhalefet bulunmaktadır. Siyasi ve toplumsal muhalefetin en geniş tabanda demokrasi ve insan hakları ilkesinde birleşik mücadele yürütmesi halinde verilecek mücadele ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanabilir. İnsan hakları savunucuları olarak bu mücadelenin içerisindeyiz. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir. Siyasi iktidarın açıkladığı yargı reformu stratejisinin tam tersi istikamette düzenlemeler yapılmış, Covid-19 salgını bahanesi ile siyasi mahpusların aleyhine infaz kanunu değişiklikleri yapılmış, çoklu Baro ve seçim yöntemine müdahale ile yandaş Baro yaratacak kanun değişikliği yapılmıştır. Bu gelişmeler yargının tamamen siyasi iktidarı etkisine almak istediğini göstermektedir. Yargının ise siyasi iktidarın bu yönelimine uygun davrandığı, giderek uluslararası sözleşme ve protokollerde düzenlenen standartlardan uzaklaştığı, anayasa 90. Maddeye aykırı kararlar ürettiği, AİHM karar ve içtihatlarına aykırı kararlar aldığı(örneğin; Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararları) oldukça vahim bir durum yaşanmaktadır. Yeni ve demokratik anayasa ile kuvvetler birliğine son verilmeden adil yargılama, hukukun üstünlüğü, tarafsız ve bağımsız yargı oluşması mümkün değildir.

    “COVİD-19 SALGINI GÖSTERMİŞTİR Kİ, BU DÖNEM EKONOMİK VE SOSYAL HAK MÜCADELESİ ARTARAK DEVAM ETMELİDİR”

    Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Kontrgerilla gerçeğinden sonra Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki varlığının askeri darbe girişimine kadar kendisini göstermesi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Oysa darbe teşebbüsünden sonra iyice ortaya çıkan fiili iktidar blokunu oluşturan kesimlerden bazılarının geçmiş yıllarda devlet içindeki yaşa dışı yapılanlardan dolayı yargılandıkları aşikardır. Bu durum biz insan hakları savunucularını ciddi olarak kaygılandırmaktadır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir. Otoriterleşme ile birlikte ekonomik ve sosyal haklardaki gerileme artarak devam etmektedir. Covid-19 salgını nedeni ile işsizlik ve yoksulluk daha da artmıştır. İşçi ve emekçilerin haklarının verilmemesi için de otoriterleşmede ısrar edilmekte, temel ekonomik istatistikler üzerinde maniplasyon yapılarak ağır hak kayıplarının yaşanmasına neden olunmaktadır. Covid-19 salgını göstermiştir ki, bu dönem ekonomik ve sosyal hak mücadelesi artarak devam etmelidir.

    “İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YASAĞINI İHLAL EDEN PRATİKLERDE BİLHASSA OHAL’DE ARTTI”

    İşkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden pratiklerde bilhassa OHAL’in ilanından sonra ciddi bir artış olduğu hak ihlalleri raporlarımızla belgelenmektedir. Benzer şekilde, zorla kaybedilme vakaları da tekrar yaşanmaya başlamıştır. OHAL KHK’ları ile getirilip yasalaştırılan çeşitli usul kuralları cezasızlığa neden olmaktadır. Bunun yanı sıra cezasızlık politikası bu ihlallerin incelenmesinin önünde engel teşkil etmektedir. Cezasızlık politikasına son verilerek etkili, kapsamlı ve bağımsız idari ve adli soruşturmalar yürütülmelidir. İHD 34 yıl önce çocukları hapishanelerde işkenceye ve kötü muameleye uğrayan annelerin çabaları ile kurulmuştur. Bugün gelinen aşamada TMK kullanılarak ayırımcı ve ötekileştirici bir infaz rejimi oluşturulmuş durumdadır. Hapishanelerde siyasi mahpusların infazı tecrit koşullarında yapılarak tüm mahpuslar bakımından zorla ayakta sayım, kelepçeli muayene, çıplak arama dayatması, kamera ile yaşam alanlarının izlenmesi, zorunlu sevk ve sürgün, yakınlarından uzakta bir hapishanede tutulma, iletişim ve haberleşme kısıtlamaları ve yasaklamaları, itiraz ve hak arama süreçlerinde işkence ve kötü muamele uygulamalarına varan davranışlarla karşılaşma halini yaşamaktadır. Öyle ki, adil yargılama için açlık grevi yapan Avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal kritik aşamaya gelmiş, talepleri halen karşılanmamıştır. Hapishanelerdeki ağır hasta mahpusların sayısı giderek artmış ve tespit edebildiğimiz kadarı ile 600’ü geçmiştir. Ağır hasta mahpuslara yönelik çürütme politikası onların ölümüne sebep olmakta, siyasi iktidar bu durumu ağır insan hakkı ihlali olarak görmemektedir.

    Siyasi iktidar, darbe girişiminin bastırılmasına rağmen ilan ettiği OHAL’i 2 yıl uygulamış ardından 7145 sayılı yasa ile OHAL’i adeta 3 yıllığına uzatmıştır. OHAL sürecinde KHK’larla işinden ihraç edilenlerin yaşadığı çalışma hakkı, sağlık hakkı, seyahat hakkı vb. ile ilgili sorunlar devam etmektedir. OHAL işlemlerini incelemek üzere kurulan komisyonun ihlalleri gidermede etkili olmadığı, bu komisyon kararlarına karşı açılan davaları görmek üzere kurulan Ankara İdare Mahkemelerinin etkili olmadığı anlaşılmıştır. OHAL’in etkilerinin silinmesi için başta OHAL İhraçları olmak üzere tüm haksız ve hukuksuz uygulamaların geri alınması ve mevzuatın gözden geçirilerek normalleşmeye geçilmelidir. Unutulmamalıdır ki OHAL zamanında zarar gören sadece ve sadece temel hak ve özgürlükler ile bu özgürlükleri kullanan kişilerdir. OHAL sonrası dönemde örgütlenme, toplantı ve gösteri haklarına ilişkin yasaklamalar ve bu haklarını kullanmak isteyenlere yönelik ihlallerde maalesef artış devam etmektedir. Bu ihlaller en son baro başkanlarının Ankara ve diğer kentlerde çoklu baro yasasını protesto etmesinde, işini geri isteyen kamu emekçilerinin eylemlerinde, kadın aktivistlerin protesto etkinliklerinde, milletvekilliklerinin düşürülmesi üzerine HDP’nin düzenlediği demokrasi yürüyüşlerinde daha belirgin olarak görülmüştür. Ayrıca, LGBTİ+ bireylerin örgütlenme ve gösteri hakkına yönelik baskı politikaları ve uygulamaları da iktidar zihniyetinin yansıması olarak devam etmektedir.

    “DOĞANIN KORUNMASININ TEMEL BİR İNSAN HAKKI OLDUĞUNU BİR KEZ DAHA BELİRTMEK İSTERİZ”

    Covid-19 salgını dünyada ve Türkiye’de insan hakları ihlallerinin artmasına sebep olmuş, çatışan haklar bahane edilerek temel hakların sınırlandırılmasında otoriter yönetimlere fırsatlar vermiştir. İnsan hakları savunucuları olarak ekonomik ve sosyal haklar başta olmak üzere, ekolojik çevrede yaşama hakkının yaşama hakkı kadar önemli olduğu bilinci ile savunuculuk yapılması gerektiğini ortaya koymuştur. Küresel iklim krizinin sebep olduğu ekolojik yıkıma ek olarak, Türkiye’deki plansız kentleşme, doğal çevrenin maden sahalarına açılması, HES ve baraj yapımı, insan eliyle gerçekleştirildiği izlenimi veren orman yangınları nedeniyle doğanın tahrip edilmesine devam edilmektedir. İHD olarak, doğanın korunmasının temel bir insan hakkı olduğunu bir kez daha belirtmek isteriz.

    Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün gelişmesine oldukça önemli katkıları olan İHD’nin ve insan hakları savunucularının insan haklarını savunma hakkı kabul edilmelidir. İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir. İçişleri bakanlığının dernekler üzerindeki faaliyet denetimine son verilmeli, dernekler kanunu değişikliği ile kişilerin fişlenmesi yönündeki askeri darbe dönemi uygulamalarından vazgeçilmelidir. İnsan hakları savunucularının İHD çatısı altındaki 34 yıllık mücadelesi insan onuruna dayanan özgürlük, eşitlik, adalet ve barış talebi ile artarak devam edecek ve Türkiye’nin insan haklarına dayalı demokratik bir rejime kavuşması mücadelesi sürdürülecektir. Bu mücadelede ısrarlayız, inatçıyız ve umutluyuz.”

    PİRHA/ANKARA-MERSİN

  • ‘İstihbaratçılar’ın kaçırdığı HDP’li Kaya, yaşananları anlattı-VİDEO

    ‘İstihbaratçılar’ın kaçırdığı HDP’li Kaya, yaşananları anlattı-VİDEO

    PİRHA – HDP üyesi Ahmet Kaya, kendisini polis ve istihbaratçı olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılarak, şantajla ajanlık teklif edildiğini anlattı.

    Ankara Etimesgut ilçesinde kendilerini polis ve istihbaratçı olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılarak ajanlık teklif edilen bir önceki dönem HDP PM üyesi Ahmet Kaya ile İHD Genel Merkezi’nde basın toplantısı yapıldı. Basın toplantısına HDP Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, Tuhay-Der Ankara Şube Temsilcisi Mehmet Baytekin ve İHD Ankara Şube Eş Başkanı katıldı.

    İHD Genel Eş Başkanı Öztürk Türkdoğan, “İstemediğimiz, karşı çıktığımız üzücü bir olay nedeni ile karşınızdayız. Maalesef Türkiye‘de başkentte başkentin göbeğinde insanlar kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından tehdit edilmeye, geçici süre alıkonularak zorla mülakat yaptırılmaya, maruz bırakılıyorlar. Özellikle son yıllarda OHAL ilanından sonra çok sık karşılaştığımız bir işkence yöntemi. Biz bu yöntemi işkence yöntemi olarak değerlendiriyoruz. Çünkü her türlü işkence ve kötü muamele, onur kırıcı davranış ve aynı zamanda tehdit suçu, aslında bir dizi suçun işlendiği bir olayla karşı karşıyayız” dedi.

    Bu konuda hazırladığı raporu Meclis İstihbarat ve Güvenlik Komisyonu Başkanı Selami Altınok’a aktardıklarını belirten Türkdoğan, “9 Mart 2020 günü Ankara’da siyasetçi Ahmet kaya arkadaşımız kendisini polis olarak tanıtan kişiler tarafından zorla bir araca bindirilip, birkaç saat zorla mülakat adı altında sorguya tabi tutulmak istenmiş” diyerek sözlerini tamamladı.

    TEHDİT, AJANLIK TEKLİFİ

    Kaçırılan Ahmet Kaya ise olayı şöyle anlattı:

    “Pazartesi günü saat 14-15 civarında Etimesgut’ta bir arkadaşımla görüşmeye giderken sokakta yürüdüğüm esnada aniden birisi önüme çıkarak kendisini polis olarak tanıttı, benim kendileriyle birlikte arabaya kadar gelmemi istediler. Ben de hayırdır niye geliyorum arabaya kadar dedim, seninle konuşmak istiyoruz dediler. Sonra beni zorla arabaya bindirerek Etimesgut’un dışında tenha bir yere götürerek, tahminen 3 saate yakın beni sorgulayarak kendileriyle işbirliği yapmamı istediler.

    Bunu yapamayacağımı, bunun için bir şey kabul etmeyeceğimi söyleyince de tehdit etmeye başladılar. ‘Ankara’ya niye geliyorsun, Ankara’ya bir daha gelmeyeceksin, Ankara sana yasak’ diye altını çizerek belirttiler. Ben de siyasetçi olduğumu Ankara’ya gelebileceğimi söyledim. Bunun karşılığında bana ihtiyaçlarım varsa biz ihtiyaçlarını karşılarız, sağlık sorunların var biliyoruz, sana yardımcı oluruz ve benzeri şeyler söylediler. Ben onların bu taleplerini kesin bir dille reddedince de,  bu sefer şantaja başvurdular. Seni götürürüz Rojava’da bu tarafa geçti diye gözaltına alırız yıllarca cezaevinde yatarsın diye tehdit ettiler. Bölgeye gidersen bölgede çalışabilirsin. Sonra o dili de değiştirdiler, tamamıyla siyaseti bırakırsan biz de senin peşini bırakırız dediler.”

    “TOROSLARIN YERİNE TRANSPORTERLAR GELDİ”

    HDP Batman milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki ise şunları belirtti:

    “Keşke basın ile böyle bir şey için bir araya gelmesek.  Buz gibi bir yüz ifadesi ile sizinle konuşuyoruz. Ama gerçekten acı bir olay üzerine konuştuğumuz şey. Bu ülkede karşılaşılan herkes için ciddi korku ve yılgınlık yaratacak bir şey. Bizim böyle bu masanın başında anlattığımıza bakmayın. Ama onlarca düzinelerce polis sizi alıp bir araca koyup bir yere götürdüğünde aklınıza gelecek şey sadece ölüm olacak.  Bu saatten sonra dolayısıyla gerçekten çok korkunç bir olaydan bahsediyoruz. Bu ülkenin tarihine çok karanlık sayfalar olarak yer almış bir olay var. Biz Vedat Aydın’ ları 90’lı yıllarda kendisini polis olarak tanıtıp kaçırılmış yüzlerce insanı biliyoruz. Bir daha haber alamadığımız,  tekrar karşılaştığımız her olay bir daha 90’lı yıllara, korkunç günlere geri dönüyor muyuz düşüncesi yaratıyor bize.

    Umarım böyle değildir,  Öztürk başkanın da söylediği gibi gerçekten 15 Temmuz darbesi ve 20 Temmuz siyasi darbesi sonrası OHAL ilanının ardından bu ülkede beyaz Torosların yerine siyah Transporterler geldi.

    İnsanlar tekrar kaçırılmaya, ölümle tehdit edilmeye başlandı; anlaştırılmaya başlandı. Bunun son olmasını istiyoruz.”

    “YAŞANANLAR İNSAN HAKLARINA UYGUN DEĞİLDİR”

    Tuhay-Der Ankara Temsilcisi Mehmet Baytekin de olaya tepki göstererek “Türkiye‘nin başkentinde legal siyasetle uğraşan bir arkadaşımızın böyle korsanvari bir şekilde dağ başına götürülüp ölümle tehdit edilmesi, Ankara’ya girişinin yasaklanması kabul edilebilir bir şey değil. Bu sorunların bu şekilde hal olması mümkün değil, bu sorunun muhatapları bellidir, tek tek bireyleri kaçırarak tehdit ederek bu sorunu böyle çözemezsiniz. Bu ne uluslararası hukuka ne de insan haklarını uygun bir şeydir” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • İnsan Hakları Gününde ‘Savaşlara karşı çıkıyoruz’ vurgusu-VİDEO

    İnsan Hakları Gününde ‘Savaşlara karşı çıkıyoruz’ vurgusu-VİDEO

    PİRHA – İnsan hakkı savunucuları, 10 Aralık İnsan Hakları Günü kapsamında Ankara’da basın açıklaması yaptı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan “Dünyadaki ekonomik, siyasi, askeri birliktelikler, insan haklarının tüm dünyada korunup geliştirilmesini engellemeye başladı” dedi.

    Haberin Videosu

    Hak savunucuları, 10 Aralık İnsan Hakları Günü sebebiyle Ankara’da basın açıklaması yaptı. “İnsan haklarıyla insandır” sloganının atıldığı programda konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, 10 Aralık İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin kabul edilişinde 71 yılın geride kaldığını belirterek şu konuşmayı yaptı:

    “Bugün Türkiye’nin birçok yerinde insan hakları günü vesilesiyle çeşitli etkinlikler gerçekleştiriyor. Sadece bizler değil birçok insan hakları örgütü, hatta bazı devlet kurumları bugün insan haklarıyla ilgili çeşitli beyanlarda bulunacak. Yaptığımız tespitler dünyada ve Türkiye’de insan haklarının araçsallaştırıldığını gösteriyor. Bu bizi oldukça üzüyor ve aynı zamanda da öfkelendiriyor. Çünkü Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi sistemi birer insan hakları sistemi olarak kurgulandı. Sözleşmeler de insan haklarını korumak ve geliştirmek için hazırlandı. Bütün devletler bu konuda söz verdiler. Yetmedi, anayasalarına hüküm koydular. Yetmedi, kanunlar yaptılar ve bu temel hak ve özgürlükleri koruyacak ve geliştirecek uluslararası sözleşmeleri güvence altına alacaklarına dair taahütlerde bulundular. Ama geldiğimiz noktada maalesef bir araçsalaştırma durumuyla karşı karşıyayız. Dünyadaki ekonomik, siyasi, askeri birliktelikler, insan haklarının tüm dünyada korunup geliştirilmesini engellemeye başladı. G20, NATO, OİSD, ekonomik birliktelikler ülkelerin ve büyük şirketlerin çıkarlarını korumaya başladı. Oysa önemli olan bizim hak ve özgürlüklerimiz değil miydi? Yaşam hakkı, işkence görmeme hakkı değil miydi? Masumluk hakkı değil miydi? Hiç kimsenin dininden, inancından, vicdani kanaatinden ötürü suçlanmaması değil miydi? Silahsız, saldırısız gösteri hakkı herkes için değil miydi? Mülkiyet hakkı herkes için değil miydi? Bunu sıralayabiliriz. Hele ifade özgürlüğü ki bütün özgürlüklerin neredeyse anasıdır. Demokrasinin temelidir. Bunları korumak için bütün bu sözleşmeler yapılmadı mı? Ama geldiğimiz noktada maalesef bütün dünyada sorun olduğunu görüyoruz.”

    Türkdoğan, Türkiye’de olağan üstü hal uygulamalarının kalıcı hale getirildiğini de söyleyerek şöyle devam etti:

    “12 günlük gözaltının ortadan kalkması, valilerin her türlü eylem ve etkinliği yasaklama yetkisini geri alınması, kamu kurumlarının ihraç eylemlerine bir önce sonra ermesi ve haksız hukuksuz yere ihraç edilen tüm kamu emekçilerinin tekrar görevlerine iade edilmesi ve daha bir dizi sıralayabileceğimiz olumsuzluklar var.

    “SAVAŞLARA KARŞI ÇIKIYORUZ”

    “Anti-demokratik otoriter bir yönetim biçimi ile karşı karşıyayız. Anayasamız değiştirildi ve anti demokratik bir noktaya getirildi. İnsanlar buna karşı çıkıyor. İnsan Hakları Günü’nün anlamı bence bu. Nasıl ki ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra insanlığın kurtuluşunun barışta olduğuna dair vurgu yapıldıysa ve barış hakkı çok kuvvetlice ifade edildiyse bizler de bugün barış hakkına tekrar tekrar vurgu yapıyoruz. Bölgemizde ve dünyadaki savaşlara karşı çıkıyoruz, barış hakkını savunuyoruz. Bütün siyasi iktidarlara halklarla barışmasını tavsiye ediyoruz. Çevre ve tarihi kültürel zenginlikler ile barışmalarını diliyoruz. Emek karşıtı politikaların sonra ermesini diliyoruz. Ve her gün televizyonlarda izlemek istemediğimiz kadına yönelik cinayet görüntülerini istemiyoruz. İstanbul Sözleşmesinin uygulanmasını istiyoruz.”

    “KISACASI İNSAN HAKLARI İSTİYORUZ”

    “Hiç kimsenin kaçırılmamasını, ajanlık dayatılmamasını istiyoruz. Herkesin insan onuruna uygun muameleye maruz kalmasını istiyoruz. Mahpusların haklarının tanınmasını istiyoruz. Ve siz değerli gazetecilerin başta olmak üzere herkesin ifade özgürlüğü hakkına riayet edilmesini istiyoruz. Kısacası insan hakları istiyoruz. Bunlar bizim hakkımız uygarlığın geliştiği noktada insanlığın ortak değerleri ve kazanımları. Çok büyük bedeller ödenerek bu haklar elde edildi. Dolayısıyla bu hakları hiç kimse bizden kolay kolay geri alamayacaktır.

    Durumlar hiç iyiye gitmiyor. Umuyoruz ki siyasi iktidar bu kötü tabloyu görür ve bir an önce bunu düzeltecek idari, kanuni önlemler alır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da gözaltılara tepki: Kuralsızlık rejimi sürüyor-VİDEO

    Ankara’da gözaltılara tepki: Kuralsızlık rejimi sürüyor-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, gözaltına alınan Şube Eş Başkanı Fatin Kanat ve beraberindekiler için açıklama yaparak “Anti demokratik iktidarın uygulamalarına karşı, sesini yükseltmiş, itiraz etmiş olan her kurum ve kişinin tavrı ne yazık ki suç olarak kabul edilmektedir” dedi.

    Haberin videosu

    İHD Ankara Şubesi, 27 Kasım’da Ankara’da yapılan gözaltı operasyonuna dair Mülkiyeliler Birliği binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamaya çok sayıda demokratik kitle örgütü de destek verdi.

    İHD adına hazırlanan basın metnini Sevil Turgut okudu. Turgut, “Gözaltılar derhal serbest bırakılsın.” diyerek düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde itiraz hakkını kullanan herkesin polis baskısı ve tutuklamalarla karşı karşıya geldiğini söyledi.

    Sevil Turgut, avukatların gözaltı gerekçelerine dair bilgi alamadıklarını da aktararak şunları söyledi:

    “Ankara ilinde uzun zamandır yapılan birçok gözaltılar önceki yıllarda yapılan basın açıklamalarına dair gerçekleşmektedir. Oysa Anayasal hak olan ve yapıldığı dönemlerde suç sayılmamış, gözaltı işlemi yapılmamış her demokratik fiil kişilerin önüne bugün suç kapsamına dahil edilerek getirilmektedir.

    Yaşam hakkını, siyasi hakları ve daha pek çok hem toplumsal hem de kişisel hakları yok sayan anti demokratik iktidarın uygulamalarına karşı, sesini yükseltmiş, itiraz etmiş olan her kurum ve kişinin tavrı ne yazık ki suç olarak kabul edilmektedir. Sayfalar dolusu ve gerçekle bağlantısı olmayan iddialar gündeme getirilmekte, haklarında davalar açılmakta, toplumda kriminalize hale getirilmekte, haksız gözaltı ve tutuklamalarla kişilerin özgürlükleri ellerinden alınmaktadır. Gözaltına alınan kişilere bakıldığında, dosyalara göz atıldığında, suçlamalar incelendiğinde bu haksız gözaltı ve tutuklamaların tamamen keyfiyete dayandığı görülmektedir.”

    “ORTALAMA 450 BİN KİŞİYE ADLİ KONTROL TEDBİRİ UYGULANDI”

    “Bu uygulamaların tek amacı topluma korku yaymak ve endişeleri çoğaltmaktır. Bu uygulamalar, belirsizliği de beraberinde getirmektedir. Kimin ne zaman gözaltına alınacağı ne ile suçlanacağı, tutuklanıp tutuklanmayacağı konusunda bir belirginlik yoktur. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında tutuklanmayıp adli kontrol tedbiri uygulanan kişi sayısının ise 450 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.

    İHD Şube Eşbaşkanımız Fatin Kanat ve gözaltına alınan diğer herkes, ifadeye çağrıldıklarında ilgili savcıya gidebilecekken, sabahın erken saatlerinde evleri basılarak, aramalar yapılarak, korku uyandırılarak gözaltına alınmaları kabul edilemez. Demokrasi ve insan hakları önünde engeller oluşturan bu uygulamalar ve bu gözaltı furyası sonlandırılmalı ve gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalıdır.

    Anayasal bir hak olan ve uluslararası sözleşmelerle de garanti altına alınmış olan düşünce ve ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ortadan kaldırılamaz. Bu haklar suç değildir, suç sayılamaz. Siyasal iktidar bu yasa ve sözleşmelere uymakla yükümlüdür.”

    “KURALSIZLIK REJİMİ SÜRÜYOR”

    Açıklama sonrası söz alan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise “Kuralsızlık rejimi bizlere tahmin edilemez bir süreç yaşatıyor.” oiyerek şunları dile getirdi:

    “Ama bu kuralsızlıklara karşı çıkacağız. Yeni moda bir durumla karşı karşıyayız. Olayın içeriği bizlere söylenmiyor. Tamamen soyut iddialar mevcut… Halen resmi olarak arkadaşlarımızın ne ile suçlandıklarını bilmiyoruz. Gerçekten suçlayacakları bir şey de yok. İktidarda olanların yarattıkları keyfi uygulamaların bir gün sonu gelecektir. Ömür boyu iktidarda kalmayacaklardır.

    “ÜLKENİN YARISINDAN ÇOĞU ÖRGÜT ÜYESİ OLARAK SUÇLANIYOR”

    Avukat Saliha Şahin ise de hukukçular olarak absürt gerekçelerle gözaltı ve tutuklama işlemlerinin uygulandığını söyleyerek “Bir dönem herkesin rahatlıkla söyleyebildiği sözler, katıldıkları basın açıklamaları, anayasal hak olan uluslararası sözleşmelerde var olan birçok hakkın kullanımından kaynaklı insanlar bugün suçlu ilan ediliyor. Ne yazık ki bizim avukat olarak dosyalardan gördüğümüz çok absürt suçlamalar ile karşılaştık. Ne yazık ki ülkenin yarısından çoğu artık örgüt üyesi kısmında suçlu edilmiş durumda.” dedi.

    “ŞAHSİ EŞYALAR DA GASP EDİLİYOR”

    HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da “Artık insan hakları lafının yok edildiği bir dönemdeyiz” dedi ve şunları aktardı:

    “Yargı, emniyet siyasallaşmış durumda. Ne olduğu bilinmeden, gerekçe sunulmadan gözaltına alınıyor insanlar. Yaşananlar sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Çok sayıda kişinin bilgisayarı, telefonu, eşyaları da gasp ediliyor. Yıllar boyunca da bu eşyalar geri verilmiyor. Eğer bizler hep beraber buradaysak aslında yılmadığımız, korkmadığımız, susmadığımız içindir. Ve aslında tüm bunların yapılmasının nedeni kendi korkuları ve bizi yıldırmak içindir.”

    “ATEŞ EN ÇOK DUMANI SÖNERKEN ÇIKARIR”

    Akademisyen Fikret Başkaya da gözaltılara dair konuşarak şunları dile getirdi:

    “Sanmayın ki yapılanlar sadece bu ülkeye mahsus. Kapitalist dünya sistemi potansiyelini tüketti. Meşruiyet üretme yeteneğini kaybetti. Ellerinde şiddeti, baskıyı, terörü araçlaştırmaktan başka bir koz kalmadı. Yalnız bu ülkedeki faşizmin bir ayrıcalığı var; bu İslam soslu bir neo-liberalizmdir. Devrimlerin sebebi bardağı taşıran son damla değil, bardağın dolu olmasıdır. Ve bardak dolmakta. Faslı bir arkadaşımın bana anlattı bir atasözünü aktarayım; Ateş en çok dumanı sönerken çıkarır.”

    “KORKU DUVARI ARTIK YIKILDI”

    ATO Genel Başkanı Vedat Bulut da söz alan isimler arasındaydı. “Toplu intiharlar, geçim sıkıntıları ne deniyle insanların yaşadıkları sorunlar, ülkede artık umudunu keserek yurt dışına çıkmakta olan eğitilmiş nüfus… Bunların hepsi gündemimize oturuyor. Türkiye önemli bir dönemeçte ve bu krizin aşılması sadece demokratik kitle örgütlerinin dayanışma içerisinde olmasıyla açılacaktır. Ben de bu birlikteliğin arttığını görüyorum. Korku duvarı artık yıkıldı. Mağdurların sayısı arttıkça daha çok direnç kazandık. Bu da var olan zulmü uygulayanlara ders olsun. İktidarın gidişi kesindir, kaçınılmazdır.”

    KESK Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz kısa bir konuşma yaparak, “Ülkedeki demokratik iklim dünden bugüne çok sağlıklı işlememiştir ama şu son dönemde yaşananlar hiçbir dönemde de yaşanmamıştı. Ülkedeki tüm muhalif kesime karşı neredeyse açık bir düşman hukuku işletiliyor.” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Devlet içinden özel bir ekip kaçırma vakalarını organize ediyor’

    ‘Devlet içinden özel bir ekip kaçırma vakalarını organize ediyor’

    PİRHA –  İHD, THİV, ATO ve Hak İnsiyatifi, 2019 yılı içerisinde çeşitli tarihlerde kaçırılan altı kişiden dördünün Ankara Emniyeti’nde bulunması üzerine basın açıklaması yaptı. İHD Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Devlet içerisindeki bir ekip, kaçırma vakaları yapmakta ve bu ekibe dokunulmamakta” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV), Ankara Tabip Odası (ATO) ile Hak İnisiyatifi,  2019 yılı içerisinde farklı tarihlerde kaçırılan Salim Zeybek, Erkan Irmak, Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın Ankara Emniyeti’nde ortaya çıkması üzerine İHD Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

    Toplantıya, kaçırılan ve halen akıbetleri hakkında bilgi sahibi olunmayan Mustafa Yılmaz ile Gökhan Türkmen’in yakınları da katıldı.

    İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, zorla kaçırmalara biran önce son verilmesi gerektiğini söylerken etkili bir soruşturmanın da acilen başlatılması gerektiğini belirtti.

    Türkdoğan, devlet içerisinde oluşturulan bir ekibin söz konusu kaçırma vakalarını organize ettiğini iddia ederek “Bu ekibe bilinçli olarak dokunulmuyor. Artık bu devlet içi yapıları tasfiye etmeliler. Bir devlet açık açık bu kadar kanunsuzluk yapmamalı” dedi

    İKİ KİŞİNİN AKIBETİ HALA BİLİNMİYOR

    Öztürk Türkdoğan, halen Mustafa Yılmaz ile Gökhan Türkmen’den haber alınamadığını hatırlatarak “Türkiye eğer kanun devletiyse kanunlara uymalı. Yaşananların takipçisi olacağız” diyerek şunları söyledi:

    “Kişi özgürlüğü ve güvenliğinden yoksun bırakacak bir şekilde tehdit, baskı ve zorla kaçırma eylemi işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği ciddi bir suçtur. İnsanlığın ortak kazanımları, insan hakları sözleşmeleri ve yasal düzenlemeler; yaşam hakkı başta olmak üzere insan hakları konusunda ortak birikimi yok sayan ve ihlal eden her türlü davranışın mutlak yasak kapsamında olduğunu, bu davranışlara başvurulmasının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini ve devletlerin bu tür işlemleri gerçekleştiren kişiler hakkında etkili bir soruşturma yaparak hakikati ortaya çıkartmasını benimser. Mutlak yasak kapsamında olan ve ağır insan hakları ihlali anlamına gelen bu tür uygulamaların bir daha yaşanmaması için sorumlular hakkında yasal işlemleri başlatmalı ve bu ve benzeri eylemlere asla başvurulamayacağının altını çizmeli, yasadışı olan bu uygulamalara son verilmesi için gerekli çalışmaları yürütmelidir.

    Güvenlik ve istihbarat birimleri de bu kurallardan muaf değildir ve faaliyetlerini hukuka uygun bir biçimde sürdürmelidir. Kişilerden baskı ve tehdit yöntemleriyle delil elde etme yöntemi işkence anlamına geleceği gibi tüm yasal metinlerde mutlak yasak kapsamındadır. Kamuoyuna yansıyan iddialar nedeniyle TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu, işkence ve insan hakları ihlaline yol açan bütün eylemleri ortaya çıkartmak amacıyla alt komisyon kurarak istihbarat örgütlerinin faaliyetleri konusunda araştırma yapmalıdır.

    Biz insan hakları ve sağlık kurumları olarak hakikatin ortaya çıkartılmasını, gözaltında olan kişilerle ilgili usuli güvencelerin yerine getirilmesini, kötü muamele ve işkence iddiaları nedeniyle İstanbul Protokolü’nde tanımlanan yasal, etik ve mesleki standartlara uyulmasını ve hala kendilerinden haber alınamayan Mustafa Yılmaz ile Gökhan Türkmen’in de bulunmalarını ve konunun takipçisi olacağımızı buradan duyuruyoruz.”

    “ŞÜPHE VE ENDİŞELERİMİZİ ONAYLADILAR”

    Konuşmacılar arasında yer alan Akademisyen Kerem Altıparmak ise dört kişinin farklı tarih ve mekanlarda kaybolup, aynı gün ve saatte ortaya çıkmasının mümkün olamayacağını söyledi. Altıparmak ayrıca “Dört kişinin bu şekilde ortaya çıkartılmasıyla şüphe ve endişelerimizi onayladılar. Dosyalarda gizlilik kararı mevcut. Kayıp vakalarında böylesi karar verilemez. Müdafi ile görüştürmeme durumu olamaz” yorumunu yaptı.

    “BEKLEMENİN ACISI ÇOK ZOR”

    Kaçırılan Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz ise 163 gündür bekleyiş içerisinde olduğunu söyleyerek “Eşimin yaşayıp yaşamadığını bilemiyorum. Ben de yaşayan ölü gibiyim. 4 Kişi ortaya çıktıktan sonra endişem daha çok arttı. Beklemenin acısı çok zor. Herkesi bu insanlık suçuna duyarlı olmaya çağırıyorum” dedi.

    PİRHA / ANKARA

  • İHD 33 yaşında: Demokrasiyi hatırlatmaya devam edeceğiz-VİDEO

    İHD 33 yaşında: Demokrasiyi hatırlatmaya devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA– 33. mücadele yılını kutlayan İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri, Ankara’da bir araya gelerek “İnsan Hakları, demokrasi ve barış mücadelemiz sürüyor, sürecek” dedi. 

    17 Temmuz 1986’dan bu yana mücadele yürüten İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri, 33. yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde Ankara’da basın açıklaması yaptı. Ankara Tabip Odası ile Devrimci 78’liler Derneği de açıklamaya destek verenler arasında yer aldı.

    Kızılay’da bir araya gelen İHD üyeleri adına açıklamayı okuyan Genel Başkan Öztürk Türkdoğan “İnsan hakları mücadelemiz demokrasi çabamızla birlikte devam ediyor” diyerek şöyle devam etti:

    “TOPLUMUN NEFES ALMAYA İHTİYACI VAR” 

    “İHD, kurulduğu 17 Temmuz 1986 tarihinden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu ifade etmekte ve bu sorunun giderilmesine katkı sunmak için mücadele etmektedir. İHD’nin bu mücadelesi Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün oluşmasına önemli katkılar sunmuştur.

    İnsan hakları ve demokrasi mücadelemizin en önemli amaçlarından birisi 82 Anayasasının reddi üzerinden yeni ve demokratik bir Anayasa yapılmasına katkı sunmaktı. Ancak Türkiye temel sorunlarını çözemediği için demokratikleşme yerine daha anti demokratik bir anayasal rejime kaymış durumdadır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye tabir edilen bu sistemin en bariz karakteri anti demokratik olmasıdır.

    Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorununun çözülememesinin yarattığı ağır tahribatlar devam etmektedir. İHD her zaman barış hakkını savunmuş ve savunmaya devam edecektir. Türkiye’nin demokratikleşebilmesi bakımından Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözmesinin zorunlu olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz.

    Türkiye’de demokrasi ve insan hakları alanındaki gerileme ile ilgili söylenebilecek çok şey var. Ancak insan hakları mücadelesini kesintisiz olarak yürüttüğümüz 33.yılda önemli bazı tavsiyelerde ve taleplerde bulunmak istiyoruz. Esasen bu husustaki önerilerimizi her yıl tekrarlamaktayız.”

    “DEMOKRASİYİ HATIRLATMAYA DEVAM EDECEĞİZ” 

    “Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır. Bununla birlikte, başta Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm toplum kesimlerinin insan hakları taleplerini kabul edecek yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

    Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni ve demokratik Anayasa yapılmadığı sürece darbeci generaller tarafından yapılmış 82 Anayasası üzerinde yapılacak değişikliklerin çözüm getirmesi mümkün değildir.

    İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir.

    Başta toplumsal cinsiyet eşitliği alanında yaşanan ihlaller olmak üzere diğer ayrımcılık türlerinin yol açtığı ihlallerin ve her türlü ayrımcılığa yol açan politikaların, pratiklerin ortadan kaldırılmasının son derece önemli olduğunu vurgulamak isteriz. Her türlü ayrımcılığa yönelik mücadelemiz kesintisiz bir şekilde devam edecektir.

    Türkiye’de son 2 yılda yapılan seçimler göstermiştir ki demokrasi, insan hakları ve barıştan yana güçlü bir toplumsal muhalefet bulunmaktadır. Toplumsal muhalefetin en geniş tabanda demokrasi ve insan hakları ilkesinde birleşik mücadele yürütmesi halinde sosyal mücadele ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanabilir. İnsan hakları savunucuları olarak bu mücadelenin içerisindeyiz.

    Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir. Siyasi iktidarın açıkladığı yargı reformu stratejisinin hataya geçirilmesi için kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı Anayasal düzenleme yapılması gereklidir.

    Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Kontrgerilla gerçeğinden sonra Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki varlığının askeri darbe girişimine kadar kendisini göstermesi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir.

    İşkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden pratiklerde bilhassa OHAL’in ilanından sonra ciddi bir artış olduğu hak ihlalleri raporlarımızla belgelenmektedir. Benzer şekilde, zorla kaybedilme vakaları da tekrar yaşanmaya başlamıştır. Cezasızlık politikası bu ihlallerin incelenmesinin önünde engel teşkil etmektedir.

    Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün gelişmesine oldukça önemli katkıları olan İHD’nin ve insan hakları savunucularının insan haklarını savunma hakkı kabul edilmelidir. İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir.

    İnsan hakları savunucularının İHD çatısı altındaki 33 yıllık mücadelesi insan onuruna dayanan özgürlük, eşitlik, adalet ve barış talebi ile artarak devam edecek ve Türkiye’nin demokratik bir rejime kavuşması mücadelesi sürdürülecektir.”

    PİRHA / ANKARA

  • İHD Eş Başkanları yeniden Türkdoğan ve Keskin

    İHD Eş Başkanları yeniden Türkdoğan ve Keskin

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’n 19. Olağan Genel Kurulu bugün ikinci gününde devam etti. Tek listeyle gidilen seçimde Öztürk Türkdoğan ve Eren Keskin yeniden  Eş Genel Başkan seçildi. 

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2 gün süren 19’uncu Olağan Genel Kurulu, seçimlerin yapılmasıyla sona erdi. Yapılan oylama sonucunda İHD’nin mevcut Eş Genel Başkanları olan Öztürk Türkdoğan ile Eren Keskin yeniden başkan seçildi.
    İHD’nin yeni yönetimine, Kerem Altıparmak, Ceren Erol, Zeynep Gürcan, Hatice Kapusuz, İlhan Kılıç, Mürsel Tonguç Salmanoğlu, Mehmet Zeki Tangüner, Cengiz Akdemir, Mustafa Vefa ve Ekrem Bilek seçildi.
    İHD ASİL ÜYELER
    İHD’nin yeni yönetiminde 35 asil, 20  yedek Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi belirlendi. Buna göre, Öztürk Türkdoğan, Eren Keskin,  Kerem Altıparmak, Necla  Şengül, Rıdvan Konak, Ceren Erol, Osman İşçi, Nilay Nayman, İsmail Boyraz, Hüseyin Küçükbalaman, Zeynep Gürcan, Nuray Çevirmen, Gülseren Yoleri, Selahattin Okçuoğlu, Hatice Kapusuz, Hayrettin Pişkin, M. Raci Bilici, Abdüsselam İnceören, Rahşan Bataray Saman, Abdullah Zeytun, İlhan Kılıç, Mürsel Tonguç Salmanoğlu, Yasemin Dora Şeker, İlhan Öngör, Hatice Kalpaklı, Mehmet Aker, Mehmet Zeki Tamgüner, Cengiz Akdemir, Mustafa Vefa, Büşra Demir, Medeni Aygül, Selçuk Delibaş, Servet Akbudak, Ekrem Bilek ile Murat Melet asil MYK üyesi seçilirken, H. Feray Salman, Elçin Aktoprak, Emrah Kırımsoy, Ali Rıza Yurtsever, Zafer İncin, Zeynep Ceren Boztoprak, Hanım Tosun, Abdurrahman Kızılay, Selçuk Binici, Şükran Dağcabir, Rümeysa Denizkaya, Kasım Kalkan, Abdullah Aydın, Yüksel Aslan Acer, Ercan yılmaz, Gurbet Yavuz, Leyla Yavuz, Gençağa Karafazlı, Sait Çağlayan ile Hasan Yalçın ise yedek MYK üyesi seçildi.
    İHD ONUR KURULU İLE DENETLEME KURULU ÜYELERİ 
    İHD Onur Kurulu’nda ise, Hüsnü Öndül, Reyhan Yalçındağ Baydemir, Sevim Salihoğlu, Kadir Arıkan, Mithat Can yer aldı. İHD Onur Kurulu yedek üyeleri ise Şevket Akdemir, Meral Çıldır, Avni Kalkan, Tülay Kılıçdeniz, Leman Yurtsever yer aldı.
    Yine yeni belirlenen Denetleme Kurulu üyelerinden M. Ali Oral, İlyas Kara ile Ali Ekber Kaypakkaya, asil üye seçilirken, Ali Aydın, Mustafa Yurtsever ve Ebru Demir Denetleme Kurulu’nun yedek üyeleri olarak belirlendi.

    İHD Kongre sonuç bildirgesinde ayrımsız genel af için kampanyaların tüm şubelerde demokratik kitle örgütleriyle birlikte yürütülmesi kararı alındı.

    Ayrıca şunlar ifade edildi:

    -10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla insan hak ve özgürlükleri konusunda emek veren, mücadele yürüten aktivistlerin İHD Genel Merkezi tarafından ödüllendirilmesi,

    -İHD Genel Merkez’de ve şubelerde danışma kurulları oluşturulması,

    -Cezaevlerinde tecrit işkence ve kötü muameleye ilişkin gelişmeleri içeren detayların sonuç bildirgesinde yer verilmesi,

    -Çocuk koruması, çocuk katılım politikalarının oluşturulması.

    Cebrail ARSLAN / ANKARA

     

     

  • İHD’nin 19. Olağan Genel Kurulu başladı – VİDEO

    İHD’nin 19. Olağan Genel Kurulu başladı – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği’nin 19. Genel Kurulu Ankara Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı binasında başladı. Kurul iki gün sürecek. Kurulda konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Koşullar ne kadar kötü olursa olsun, iktidar ne kadar kendini yaşatmaya çalışırsa çalışsın, halklar kazanacak” dedi. 

    İnsan Hakları Derneği’nin 19. Genel Kurulu başladı. Ankara HBVAKV binasında iki gün sürecek genel kurula HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, HDP MYK Üyesi Eren Keskin, Eş Başkan Mehmet Bozgeyik ve MYK üyeleri, Halkevleri Genel başkanı, CHP Milletvekilleri ve çok sayıda kişi katıldı. Genel kurulun yapıldığı salona ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek,’ ‘Tecrit işkencedir, tecride son’ ‘Bu toprakların barışa ihtiyacı var, hemen şimdi barış’ ‘İhraçlar işlerine iade edildin’ ‘Ağır hasta mapuslar serbest bırakılsın’ dövizleri asıldı.

    Kurulda konuşan Eş Genel Başkan Öztürk Türdoğan, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 70’inci yılında maalesef Türkiye ve dünyada insan haklarının araçsallaştığı bir dönemi yaşıyoruz. 32 yıl sonra yeniden katı ve otoriter dönemde insan haklarını savunuyoruz. İnsan haklarını savunmaya devam edeceğiz. 32 yıldır insan haklarını ve demokrasiyi hatırlatmaya nasıl devam ettiysek bundan sonra da, mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi. Görev yaptıkları 2 yıl boyunca OHAL rejiminde bir süreç geçirdiklerini hatırlatan Türkdoğan, “OHAL’in uygulandığı dönemde Türkiye rejimi değişmiş, otoriter başkanlık rejimi getirilmiştir. AKP, Türk ulus devletinin resmi ideolojisini yaşatmaya devam etmektedir” diye konuştu.

    “HALKLAR KAZANACAK”

    2013 yılında başlayan diyalog sürecini 2015 yılında sona erdiğini anımsatan Türkdoğan, şunları dile getirdi: “Türkiye hem içeride hem de dışarıda savaş içerisindedir. Özellikle Suriye’de Türkiye eliyle bir savaş yapılmaktadır. Bu savaş ile birlikte yeniden tekçiliğe dayalı otoriter bir rejim süreci yaşıyoruz. Tüm bunlara karşı demokrasi güçlerinin mücadelesi önemlidir ve bu noktada da her zaman yanlarında olduğumuz demokrasi güçlerinin yanında olmaya devam edeceğiz. Koşullar ne kadar kötü olursa olsun, iktidar ne kadar kendini yaşatmaya çalışırsa çalışsın, halklar kazanacak.”

    GEÇMİŞLE YÜZLEŞEN BİR ANAYASA

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) tutumunu da eleştiren Türkdoğan, şöyle devam etti: “Türkiye’nin Irak ve Suriye’de gerçekleştirdiği insan hakları ihlaline ilişkin siyasi baskı oluşturulmamıştır. Kapitalist modernite kurduğu insan hakları kurumunu korumaktan aciz olmuştur. Türkiye, Ortadoğu’daki Efrin’den ve Şehba’dan geri çekilmeli, iyi ilişkiler kurmalıdır. Türkiye Anayasal, sosyal siyasal kriz içerisindedir. Gerçek bir çözüm süreci ile birlikte yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç vardır. Anayasa talebimiz geçmişle yüzleşme ile ele alınmalıdır. Özellikle Ermeni ve Dersim Soykırımının kabul edilmesi noktasında ısrarımız devam edecektir.”

    “TECRİT SONA ERDİRİLMELİ”

    Türkdoğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Siyasi iktidar OHAL’i 3 yıllığına uzattı. Türkiye hale OHAL ile yönetiliyor. Önceden hiç değilse 3 ayda bir Meclis karar veriyordu şimdi ise 3 yıl OHAL var. Bu dönemde devam eden silahlı çatışmalarda, işkencelerde artış yaşanmıştır. Cezaevlerinde de işkenceler üst aşamaya ulaşmıştır. İHD olarak bu dönemde işkence ve kötü muameleye yönelik mücadelemizi bu dönemde daha fazla sürdürdük. İmralı hapishanesinden bahsetmeden olmaz. Abdullah Öcalan katı bir tecrit altında. Katı tecridin sona erdirilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Siyaset yapma hakkı, toplantı gösteri hakkında çok fazla ihlal vardır ve bu baskı yargı eliyle yapılmaktadır. DBP’li 94 belediyeye el konulması, seçilmişlerin cezaevlerine atılması Kürt halkının iradesine yönelik yapılmıştır. Seçilmiş belediye başkanlarının serbest bırakılması gerekir. Milletvekillerinin tutuklu olması kabul edilemez. Leyla Güven’in hala tutuklu bulunması ayrımcılık ve ötekileşmenin devam ettiğini gösterir.”

    “MÜCADELEYİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Ardından İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin söz aldı. Keskin, insan hakları mücadelesinin her zaman yitirilenlere karşı bir borç olarak nitelendirdiklerini belirterek, “Hiç bitmeyecek bir mücadele. Hepsinin ismini anamam ama daha geçen Genel Kurul’da birlikte olduğumuz Muhterem’e, Musa amcaya, Vedat Aydın’a olan borcumuzu unutabilir miyiz? Hiçbir zaman bu mücadeleyi bırakmayacağız. Biz hep çok zor bir süreç yaşıyoruz” dedi.

    “DERİN YAPI İLE AKP UZLAŞTI”

    Keskin, şunları söyledi: “Her dönem zordur ama bu sefer ki biraz farklı. Türkiye’de her zaman şunu çok iyi bilirdik; bir görünümdeki devlet bir de gerçek devlet vardı. Biz o zamanlar insan hakları ihlalinin en fazla yaşandığı Kürdistan’a giden tek kurumduk. Gerçekten bugün hala akademisyenler 90’lar üzerine çalışma yapabiliyorlarsa İHD sayesindedir. İHD’nin raporları sayesindedir. O zaman her hak ihlali için gittiğimizde şöyle bir şeyle karşılaşırdık: Bakanlar bize; ‘Bizim de haberimiz yok’ derlerdi. Ama şimdi durum böyle değil. O dönem derin devlete biat eden hükümetler vardı. Ama şimdi AKP ile birlikte şekillenen bir yapı var. Özelikle cemaatin tasfiyesinin ardından bu derin yapı ile Erdoğan ve AKP ciddi bir uzlaşmaya gitti. Biz bu derin uzlaşmayı çok net tespit etmek zorundayız. O nedenle işimiz biraz daha zor. İnsan hakları mücadelesin en güzel yanı şu; Biat etmemek insana ciddi bir konfor sağlıyor. Ben haklıydım demek insana ciddi güç veriyor. Biz zor zamanlarda dahi biat etmedik. Tüm kurumları kapattılar. Bizi kapatamadılar. Bizim böyle bir gücümüz var. Askeri darbeye kafa tutan tek kurumuz. O nedenle gücümüzü bilelim. Çok zor bir süreçteyiz. Özellikle ifade özgürlüğünün yerlerde sürüklendiği başka bir süreç yaşamamıştık. Daha önce yaşadığımız bir baskı da ekonomik baskı. İnsanlar işlerinden atıldı, bir çok dergi gazete kapandı. O yüzden farklı bir süreçteyiz. Kesinlikle geçmişle hesaplaşmadan yeni bir sürece girmemiz mümkün değil. Bu yüzyılın ilk büyük suçu bu coğrafyada işlendi. 1915 Ermeni, Süryani, Hıristiyan  halkları katledildi. Cumhuriyet’ten bahsediyoruz. Bu bir devrim değil. O yüzden bu Cumhuriyet’in handikaplarını yaşıyoruz. Bu totaliter yapı halkı da dayattığı resmi ideolojisi ile kendisine benzetmiş durumda.”

    “ÇİFTE STANTARTI ELEŞTİRİYORUZ”

    Muhalefet örgütlerinin de kendi içinde çifte standart bakış açısı ürettiğini söyleyen Keskin, “Örneğin İstanbul’da geçtiğimiz yaz bir kadın şort giydiği için saldırıya uğradı. Bütün kadınlar ayağa kalktık. Ama çok yakın bir dönemde çırılçıplak bedeni teşhir edilen Ekin Wan’a karşı aynı tepki gösterilmedi. Biz İHD olarak bu çifte standardı da eleştiriyoruz. Egemene hala benzediğimizi kabul etmek zorundayız. Biz bunun mücadelesini veriyoruz. Kendi içimizde demokratikleştirmemiz gerekiyor. Kurum olarak ben ne kadar ‘militar bir yapının karşısındayım’ tüm bunları cevaplandırırsak kendi demokratikleştiririz” ifadelerini kullandı.

    Genel kurul konukların konuşmalarıyla devam ediyor. Cebrail ASLAN – ANKARA

  • İHD’den af teklifine tepki: Suç örgütleri dışarıda hak arayanlar hapiste-VİDEO

    İHD’den af teklifine tepki: Suç örgütleri dışarıda hak arayanlar hapiste-VİDEO

    PİRHA –İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan MHP’nin kamuoyunda “af teklifi” olarak bilinen bazı suçlarda ceza indirimine tepki gösterdi.

    İnsan Hakları Derneği, MHP’nin şartlı indirimi içeren infaz teklifi ile ilgili basın toplantısı düzenledi.  İHD Genel Başkanı Öztürk Türdoğan ceza mevzuatındaki adaletsizliklere ilişkin hazırladığı raporu açıkladı.

    MHP’nin kamuoyunda ‘af düzenlemesi’ olarak bilinen bazı suçlarda şartlı tahliye teklifinin değerlendiren Türkdoğan, MHP’nin şartlı indirimi içeren infaz ile ilgili teklifinin  problemli olduğunu kaydetti.

    Türkdoğan, “Türkiye’deki ceza mevzuatındaki problemli alanlara çözüm üretmemektedir. Basit bir örnek verecek olursak; MHP’nin teklifinde TCK 220. madde kapsam içindedir. Ancak TCK 314. madde kapsam dışındadır. Oysa uygulamada TCK 220/6-7 maddeler dolaysıyla TCK 314. maddeden sıklıkla ceza verilmektedir. Bu durumda adaletsizlik nasıl giderilecektir?
    MHP’nin teklifi anlaşıldığı kadarıyla çeşitli suç örgütü yönetici ve üyelerine infaz indirimi getirerek salıverilmelerini amaçlayan bir tekliftir. Bilindiği gibi suç örgütleri de cebir ve şiddet kullanmaktadır. TMK kapsamında terör örgütü olarak kabul edilen örgütlerden tek farkı hükumet tarafından terör örgütü olarak kabul edilememeleridir. Hukuk tekniği bakımından suç örgütleri arasında ayrım yapmak anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Teklif bu yönüyle de oldukça problemlidir” ifadelerini kullandı.

    “VENEDİK KOMİSYONU RAPORU DOĞRULTUSUNDA YENİDEN DÜZENLEME YAPILMALI”

    Türkdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “devlete karşı işlenen suçlar affedilebilir” cümlesini hatırlatarak önerilerinin dikkate alınmasını istedi. Türkdoğan, şu önerilerde bulundu:

    • TCK’daki terör tanımı Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun hale getirilmeli, BM Güvenlik Konseyi’nin 1566 sayılı kararında belirtilen hususları ihtiva edecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Bu nedenle mevcut TMK bütünüyle kaldırılmalıdır.
    • TCK 220 ve 314. maddeler Venedik Komisyonu’nun görüşü ve AİHM kararları uyarınca yeniden düzenlenmelidir. Şiddete başvuran ile başvurmayan arasındaki ayrım kesin olarak belirtilmeli. Şiddete başvurmayanlar cezalandırılmamalıdır.
    • Mevzuattaki ifade ve örgütlenme özgürlükleri ile siyaset yapma, toplantı ve gösteri özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalıdır.
    • Özel yetkili ve görevli ağır ceza mahkemeleri ve savcılıkları kapatılmalıdır. Sulh Ceza Hakimlikleri ile ilgili Venedik Komisyonu raporu doğrultusunda yeniden düzenlemeler yapılmalıdır.
    • CMK 100/3. maddedeki katalog suçlar ile suçlanma halinde kolay tutuklamayı sağlayan hüküm kaldırılmalı, delillerin toplanması başta olmak üzere adil yargılanma hakkı önündeki engelleyici usul düzenlemeleri kaldırılmalıdır. OHAL KHK’ları ile yapılan düzenlemeler geri alınmalıdır.
    • İnfaz kanunundaki ayrımcılık ortadan kaldırılmalı, tüm mahpusların infaz süreleri eşitlenmelidir.
    • Denetimli serbestlikten yararlanmanın önündeki ayrımcılıklar kaldırılmalıdır.
    • Hapishanelerdeki hasta mahpusların salıverilmelerinin önündeki yasal ve idari engeller kaldırılmalıdır.
    • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ölünceye kadar infazından vazgeçilmeli, bu konudaki AİHM kararlarına uygun mahpusun yaşını gözetecek şekilde şartla salıverme süresi mutlaka belirlenmelidir.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • İHD 32 yaşında: İnsan onuruna dayanan mücadelemiz sürecek-VİDEO

    İHD 32 yaşında: İnsan onuruna dayanan mücadelemiz sürecek-VİDEO

    İnsan Hakları Derneği, 32. kuruluş yıl dönümünü dolayısıyla açıklama yaptı. Açıklamada, “İnsan onuruna dayanan mücadelemiz sürecek” denildi. 

    Derneklerinin 32’nci kuruluş yıldönümünde konuşan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, yeni OHAL yasa teklifinin Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi.

    17 Temmuz 1986 tarihinde 98 kişinin imzasıyla kurulan İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 32’nci yıl dönümünü nedeniyle İHD Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıya İHD’nin eski başkanları ve mevcut Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri katıldı.

    Toplantıda konuşan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Kurucular arasında mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenler vardı. Kurucularımızdan yaşamını yitirenleri sevgi ve minnetle anıyoruz” dedi.

    İHD’NİN ÖNERİLERİ

    Türkdoğan, İHD’nin 32’nci yılı dolaysıyla şu önerilerde bulundu:

    * Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır. Bununla birlikte başta Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimlerin insan haklan taleplerini kabul edecek yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

    * Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni ve demokratik Anayasa yapılmadığı sürece darbeci generaller tarafından yapılmış 82 Anayasası üzerinde yapılacak değişikliklerin çözüm getirmesi mümkün değildir. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli diye isimlendirilen değişikliklerin bariz özelliği anti demokratik tek kişi yönetimi olmasından ibarettir.

    * İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü sağlanmadan demokrasiye giden yolun açılması olası gözükmemektedir.

    * Toplumsal muhalefetin en geniş tabanda demokrasi ve insan haklan ilkesinde birleşik mücadele yürütmesi halinde sosyal mücadele ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanabilir.

    * Türkiye’nin sorunları demokratik sistem içerisinde çözülebilir, Kuvvetler ayrılığı ilkesinin olmadığı, demokrasinin tabana yayılmadığı ve yerel demokrasinin gelişmediği 81 milyon nüfuslu bir ülkenin oldukça katı ve otoriter bir rejimle sorunlarını çözmesi mümkün değildir.

    * Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir.

    * Tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir.

    * İşçi ve emekçilerin haklarının verilmemesi için de otoriterleşmede ısrar edilmektedir. Bu dönem ekonomik ve sosyal hak mücadelesi artarak devam etmelidir.

    * İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir.

    * OHAL süresince çıkarılan 32 KHK ile 100’lerce yasada yapılan 1000’lerce değişiklik gözden geçirilmeli ve kalıcı OHAL rejiminden vazgeçilmelidir. Unutulmamalıdır ki OHAL zamanında zarar gören sadece ve sadece temel hak ve özgürlükler ile bu özgürlükleri kullanan kişilerdir.

    YENİ OHAL YASASI

    Türkdoğan, “İnsan hakları savunucularının İHD çatısı altındaki 32 yıllık mücadelesi insan onuruna dayanan özgürlük, eşitlik, adalet ve barış talebi ile artarak devam edecek ve Türkiye’nin demokratik bir rejime kavuşması mücadelesi sürdürülecektir” ifadelerini kullandı.

    Türkdoğan, son olarak hükümetin yeni hazırladığı kanun teklifine ilişkin de şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Yeni yasa teklifi Anayasa’ya aykırıdır. OHAL ilan etmeden yani 3 ayda bir Meclis onayını almadan 3 yıl boyunca sürecek kesintisiz OHAL tedbirlerini içerecek bir yasayı Meclis’ten geçiremezsiniz. OHAL kaldırdık diyeceksiniz ama OHAL ilan etmeden OHAL varmış gibi yasa yapacaksınız. Bu 3 yılın kriteri nedir? Toplum üstündeki baskıyı kesintisiz olarak 3 yıl daha sürdüreceğinizi mi ilan ediyorsunuz? Siz gözaltı süresini 14 güne çıkartamazsınız. Valilere 15 gün giriş-çıkış yasağı yetkisi veremezsiniz. OHAL varmış gibi kurumlara ihraç yetkisi veremezsiniz. Bunlar Anayasa 15’e açık aykırıdır. Kalıcı bir OHAL düzenini nasıl tesis edersiniz? Zaten yüzlerce kanunda, birlerce maddede kalıcı değişiklikler yaptınız. Madem öyle OHAL’i kaldırmayın, 3 aydan 3 ay Meclis’te onaylayın. Hiç değilse şekil olarak Anayasa’ya uygun yapmış olursunuz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Türkdoğan: Sokakta bekleyecekler ve herkes oyuna sahip çıktığını gösterecek-VİDEO

    Türkdoğan: Sokakta bekleyecekler ve herkes oyuna sahip çıktığını gösterecek-VİDEO

    PİRHA – 24 Haziran seçimlerine ilişkin PİRHA’ya konuşan İnsan Hakları  Derneği Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Türkiye seçime gidiyor ama büyük bir hukuk, kanun karmaşası içerisinde bir seçime gidiyor. Normalde geçen yıl kabul edildiği ilan edilen referandum sonucuna göre Türkiye’de çok sayıda uyum yasasının çıkması gerekiyordu” dedi.

    İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, 24 Haziran seçimlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Türkdoğan, “Türkiye 24 Haziran 2018 erken baskın seçimlerine doğru gidiyor. Tabi siyasi iktidar neden erken seçim karar aldı? Hatta buna baskın seçim diyebiliriz. Çünkü Türkiye’de hiçbir şey yolunda gitmiyor. Hiçbir sorun çözülmüş değil, içerde ve dışarda devam eden baskı politikası, yine savaş politikası yürütülemiyor, yine ekonomik alanda ki gelişmeler siyasi iktidarı tamamen çaresiz bırakmış durumda” dedi.

    “ERKEN SEÇİM KARARI HÜKÜMETİN YÖNETEMEDİĞİNİ GÖSTERİYOR”

    “Aslında bu bir başarısızlık Bunu böyle görmek gerekiyor. Kasım 2019 kadar süresi olan bu iktidarın bu süreyi kullanmayıp erkenden böyle bir karar alması ve seçime girmesi yönetemediklerini gösteriyor. Halkın bunu böyle değerlendirmesi gerekiyor” ifadelerini kullanan Türkdoğan, şunları belirtti:

    “Yönetemeyenlerin tekrar iktidara talip olarak oy istemelerini de ben anlamlı bulmuyorum. Türkiye seçime gidiyor ama büyük bir hukuk, kanun karmaşası içerisinde bir seçime gidiyor. Normalde geçen yıl kabul edildiği ilan edilen referandum sonucuna göre Türkiye’de çok sayıda uyum yasasının çıkması gerekiyordu. Fakat bu uyum yasalarının çok büyük bir çoğunluğu çıkmadı. Bu yetmiyormuş gibi OHAL ortamlarında çıkartılan KHK le zaten toplumsal muhalefet baskı altına alınmıştı, zaten medya organları kapatılmıştı. Kitle iletişimin önüne ciddi engeller getirilmişti, toplantı ve gösterilerin çoğu yasaklanmıştı. Çok sayıda insan cezaevinde, ifade özgürlüğü tamamen kısıtlanmıştı. Şimdi böylesi bir ortamda özgürce propaganda yapma imkanını  olmadığı bir ortamda nasıl seçime gideceksiniz?

    Bu iktidar ne yaptı Mart 2018’de?  298 sayılı seçimlerin temel hükümleriyle ilgili kanunda çok önemli değişiklikler yaptı. İktidar lehine seçimleri maniple edebilecek değişiklikler yaptı ki; bunlar önemli değişiklikler bunların çok büyük bir bölümü anayasaya aykırı.

    Aynı binada oturan seçmenlerin ayrı sandıklarda oy kullanmasından tutalım da sandık çevresinin daraltılması, sandık başına güvenlik görevlilerinin davet edilmesi, mühürsüz zarf ve mühürsüz oy pusulasının geçeli olmasına kadar bir dizi anayasaya aykırılık var, Fakat anayasa mahkemesi iktidarın baskısı altında olduğundan bu değişiklikleri maalesef anayasaya uygun buldu.

    Böylesi bir ortamda iktidar lehine bir yasal süreçten bahsedebiliriz. Ama toplumsal muhalefete baktığımızda hiç kimse memnun değil. Bunun altını da çizmek gerekiyor.”

    “İKTİDAR PARTİLERİNİN MİTİNGLERİNDE HEYECAN YOK”

    Türkdoğan, “Nitekim kampanya sürecine baktığımızda iktidar partisinin ve sayın Erdoğan’ın mitinglerine baktığımızda eski heyecanın da olmadığını gözlemleyebiliyoruz. Hiç bir yeni şey vaat etmemeleri ve yaptığı gaflarla hala en büyük ideayı taşıyor olmalarını anlamıyorum. Tabi bu arada anket şirketlerini ile ilgili gözlemlerim daha öncede çok maniple edildi. Dolaysıyla seçmenin buraya çok fazla takılmaması gerektiğini ifade etmek isterim” dedi ve şöyle devam etti:

    “İnsan Hakları Derneği olarak daha önce seçim gözlemciliği yapacağımıza dair bağımsız seçim platformu ile ilgili olarak bir açıklama yapmış, orada ara dönem ihlallerden bahsetmiştik. Son Suruç’ta yaşanan olayı hepimiz üzüntü ile karşıladık. Hayret verici, gelişmeler oldu. Sayın Cumhurbaşkanından tutalım da içişleri bakanına kadar herkes soruşturmayı engellemek için elinden gelen gayreti gösteriyor.”

    “KAYGILARIMIZ VAR”

    “Böylesi ortamda seçime gidiliyor kaygılarımız var. Fakat bu kaygıları giderecek şeyleri ifade etmek istiyorum. Bütün seçmenler oy kullanmaya gidecekler. Herkes oylarını kullanacak, sandık sonuçlarını izleyecek, sandık sonuç tutanağı olan ıslak imzalı tutanağı alacaklar bu da yetmiyor bunun sonuçlarını öğrenecekler. Sokakta bekleyecekler ve herkes oyuna sahip çıktığını gösterecek” diyen Türkdoğan şöyle çağrı yaptı:

    “Geçen yıl Cumhurbaşkanı ne demişti? Atı alan Üsküdar’ı geçti  demişti. Bu sefer atı alan Üsküdar’ı geçmemeli. Her seçmen kullandığı oyuma sonuna kadar sahip çıkmalı.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • İHD ve TİHV, seçim sürecinde yaşanan ihlalleri açıkladı-VİDEO

    İHD ve TİHV, seçim sürecinde yaşanan ihlalleri açıkladı-VİDEO

    PİRHA-İHD ve TİHV’in hazırladığı hak ihlali raporuna göre seçim sürecinde partilere uygulanan saldırılar kapsamında üyeleri işkence gören tek parti HDP.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) seçim sürecinde yaşanan ihlallere ilişkin İHD Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıya İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve TİVH Genel Sekreteri Metin Bakkalcı ile İHD MYK Üyeleri katıldı.

    Toplantıda konuşan Türkdoğan, Türkiye’de seçimlerin demokratik, adil ve dürüst seçim ilkesine göre yürütülemeyeceğine dair öteden beri gelen yoğun eleştiriler bulunduğunu ifade ederek, “Bu nedenle, elbette OHAL’in devam etmesi, 298 sayılı kanunda yapılan değişiklikler 24 Haziran 2018 seçimlerinde bağımsız gözlem yapılmasını daha fazla önemli kılmıştır” dedi.

    “SOYLU İSTİFA ETMELİDİR”

    Urfa’nın Suruç ilçesinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız ve akrabalarının saldırısı sonucu 4 kişinin yaşamını yitirmesine değinen Türkdoğan, “Olayın aydınlatılması için yetkili savcılığa yardımcı olması gereken İçişleri Bakanlığının en üst görevlisi olan Soylu’nun açıklamaları ve tutumu dehşet vericidir. Bir partinin militanı gibi davranan, kendisinden yana olmayan herkesi terörist olarak suçlayan bu bakana güvenilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla seçimin güvenliğini sağlamakla görevli İçişleri Bakanlığı’nın kendisi seçim güvenliğini tehdit eden en önemli aktör pozisyonuna bürünmüştür. Bu durumu kamuoyunun dikkatine çekmek isteriz. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifa etmesi gerekirken, iktidarın lehine açıklamalar yaptı. Soylu istifa etmelidir” şeklinde konuştu.

    “KAMU GÖREVLİLERİ GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMEMİŞLERDİR”

    İHD ve TİHV verilerine göre seçim çalışmalarının resmi olarak başladığı 26 Nisan 2018 tarihinden 20 Haziran 2018 tarihine kadar birçok ihlal yaşandığını söyleyen Türkdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Söz konusu baskı ve ihlaller, mülki amirlerin keyfi engelleme kararları ile güvenlik güçlerinin müdahale ve saldırılarını içerdiği gibi sivil grupların saldırı ve engellemelerini de içermektedir. Buradan da görüleceği gibi OHAL koşullarında aşırı güvenlik önlemi altında seçime gidildiği belirtilmesine karşın, siyasi partilere ve temsilcilerine yönelik saldırılarda değişen bir şey olmamıştır. Kamu görevlileri, kamu görevlerini yerine getirmemişlerdir.”

    “SEÇİM GÖZLEMİ YAPACAĞIZ”

    Demokratik ve adil seçim için sorumluları görevlerini yapmaya çağıran Türkdoğan, seçme ve seçilme hakkını daha etkin ve daha eşit kullanabileceği  demokratik seçimler için İHD ve Bağımsız Seçim izleme Platformu’nun da 24 Haziran seçimlerinde, uluslararası kriterlere uygun Bağımsız Seçim Gözlemi yapacağını kaydetti.

    Türkdoğan, tüm seçmenleri oy kullanmaya ve oylarına sahip çıkmaya, müşahitlere de sabah saat 06.00 olmadan önce sandık başlarında bulunmaya çağırdı.

    Türkdoğan, 24 Haziran 2018 günü İHD Genel Merkezi, şube ve temsilciliklerinin açık olacağını ve olası ihlallere karşı başvuru alınacağını duyurdu.

    HAZIRLANAN İHLAL BİLANÇOSU

    28 Nisan-21 Haziran 2018 tarihleri arasında siyasi parti, üye ve yöneticilerine yönelik ihlal bilançosu da toplantıda açıklandı.

    Rapora göre, siyasi partilerin seçim bürolarına/araçlarına, adaylarına, mitinglere ve çalışanlarına yönelik baskın, saldırı, tehdit ve polis baskıları, etkinlik iptali, stantlara müdahale, sivillerin müdahale bilançosu şöyle:

    HDP: 93 saldırı
    İYİ Parti: 12 Saldırı
    CHP: 12 Saldırı
    Saadet Partisi: 8 Saldırı
    AKP: 2 saldırı
    MHP: Her hangi bir saldırı olmamıştır

    ÖLÜM VE YARALANMA

    Rapora göre söz konusu saldırılarda darp edilen ve yaralananların bilançosu şöyle:

    Urfa/Suruç: 4 ölü (1 AKP, 3 HDP)
    HDP: 49 darp ve yaralanma
    İYİ Parti: 24 darp ve yaralanma
    Saadet Partisi: 2’si ağır toplam 5 darp ve yaralanma
    CHP: 8 darp ve yaralanma
    AKP: 3 darp ve yaralama
    Bağımsız: İzmir Bağımsız Milletvekili Adayı Deniz Arık Binbay saldırıda darp edildi
    Toplam : 4 ölü ile 90 darp ve yaralama

    ÜYESİ İŞKENCE GÖREN TEK PARTİ HDP

    Raporda, seçim çalışmaları sürecinde HDP’den 26, Saadet Partisi’nden 2 kişinin işkence ve kötü muamele gördüğü yer aldı. Ayrıca, gözaltı ve gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muamele gören 33 kişinin de tamamının HDP’li olması dikkat çekti.

    GÖZALTI VE TUTUKLAMALAR

    Raporda seçim sürecinde gözaltı ve tutuklama bilançosu şöyle:

    HDP: 361 gözaltı, 13 tutuklama
    AKP: 9 gözaltı
    MHP: 6 gözaltı, 2 tutuklama
    Bağımsız Milletvekili Adayı Mahmut Konuk 11 gözaltı
    Toplam: 387 gözaltı, 15 tutuklama

    MİTİNG VE GÖSTERİ YASAKLARI

    Raporda, HDP’nin 17, CHP’nin 2, İYİ Parti’nin 2 miting ve gösterisinin yasaklandığı yer aldı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • PSAKD’nin 15. Olağan Genel Kurulu’nda mücadeleye devam vurgusu-VİDEO

    PSAKD’nin 15. Olağan Genel Kurulu’nda mücadeleye devam vurgusu-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin 15. olağan genel kurulunda içinde bulunulan sürece dikkat çekilerek mücadeleye devam etme vurgusu yapıldı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin 15. olağan genel kurulu bugün Ankara’da başladı. İki gün sürecek olan kurulda bugün konuşmalar yapılarak raporlar açıklandı.

    “İKTİDAR KANLI BİR SÜREÇ YAŞATTI BİZE”

    Genel kurulda konuşma yapan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, içinde bulunulan sıkıntılı süreçte birlik olmak gerektiğine vurgu yaptı. Kaplan şunları belirtti: “Bizler birimizin eksikliğini tamamlamak zorundayız. 7 Haziran seçimlerini iyi tahlil edemedik. Karşılıklı anlayışın olduğu bir zemin yakalandı 7 Haziran’da ve başarılı bir sonuç alındı. Mevcut iktidar bunu hazmedemeyerek o günden bu güne kadar kanlı bir süreç yaşattı bize.

    “SOKAK İŞGAL EDİLDİ”

    15 temmuz darbe süreci ile birlikte sokak işgal edildi. Her türlü darbeye karşı olan bir toplumuz. Darbe girişiminden sonra sokağa çıkanlarla aynı tutumun sahibi olamazdık. Çünkü sokağa çıkanlar bizi hedef aldı. Demokrasiyi hedef aldı.

    “ALEVİLERDEN ÖZÜR DİLEYİN DEDİK”

    Arkasından  OHAL ilan edildi. Yapmak istediğimiz birçok etkinliğimizi iptal etmek durumunda kaldık. Devletin ve Sarayın bütün ısrarlarına rağmen davetlerine icabet etmedik. Bizimle görüşmek istiyorsanız önce Alevilerden özür dileyin dedik. Bizi aradılar özür dilemelerinde ısrarlı olduk. Onların kırmızı çizgileri içinde olduğumuzu biliyorduk. Bunu nereden biliyoruz. Gözaltına alınan yöneticilerimizden biliyoruz.

    Dokunulmazlık konusunda da muhalefet partisinin hata yaptığını düşündük ve sitemlerimizi kendilerine ilettik. Şuanda Alevi kurumlarının geldiği nokta iyi bir nokta değil. Bizler zorunlu din dersleri kaldırılsın dediğimizde arkadan dolanıp yeni dini dersler konuluyor. Diyanet işleri kaldırılsın dediğimizde ‘Diyanetten pay istiyoruz’ diyen Alevi kurumları var. Bugün cami-cemevi projesi atıl duruyor.

    “BÜTÜN SORUNLARIMIZI BİR KENARA BIRAKMAK ZORUNDAYIZ”

    Bu genel kuruldan delegasyonun sağduyusuyla çıkacak yönetim kurulu kim olursa olsun Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni en iyi şekilde yöneteceğinden hiç kuşkum yok. Ama önümüzde 24 Haziran seçimleri var. Ona hazırlanmamız lazım. 25 Haziran’da biz ne Kürt sorununu tartışabiliriz ne de Türk sorununu. O zamana kadar bütün sorunlarımızı bir kenara bırakmak zorundayız.

    Hiçbir yayın organımız yok. Hepimizin evlere girerek birer medya olmamız gerekiyor ki bu mendeburdan kurtulalım. Yoksa salonlarda bundan kurtulmanın bir yolu yok.

    15 yıldır bu ülkeyi yönetiyorlar. Bu yönetimin travmalarından en büyüğünü Alevi toplumu yaşıyor. Protesto ederek sandığa gitmeyerek sonucun kime yaradığını hepimiz biliyoruz. Hepimiz birer cumhurbaşkanı adayı gibi çalışmalıyız.”

    “YILLARDIR DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜK VE EŞİTLİK KONUSUNDA YOL ALAMIYORUZ”

    Kaplan’ın arkasından söz alan CHP Milletvekili Şenal Saruhan, örgütlü bir mücadelenin hak savunuculuğunda ne kadar önemli olduğunun önemini Pir Sultan Abdal örgütlülüğünden öğrendiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz yıllardır demokrasi, özgürlük, eşitlik konusunda yol alamıyoruz. Bunun nedeninin halk için mücadelede birik konusundaki eksiklikten kaynaklandığını düşünüyoruz. OHAL’de bir seçime gidiyoruz, baskın bir seçimle karşı karşıyayız. Hepimiz biliyoruz ki yeniden yanmamak için, yeniden cezaevlerinde kalmamak için, yeniden çocuklarımızla kol kola girebilmek, cezaevlerine hapsedilmiş milli iradeyi özgür alanlara taşıyabilmek için bu seçim sürecini olağan üstü bir kararlılık ile birlikle yürütmek zorundayız. Söze değil eyleme, eve değil sokağa ama sokaktan da başka evlere girmek durumundayız.”

    “İRADEMİZİN ÇALINMASINA KARŞI İŞ BİRLİĞİ YAPACAĞIZ”

    HDP Eş Sözcüsü Ayhan Bilgen ise eşitliği, özgürlüğü ve demokratik anayasayı şu ana kadar hiç göremediklerini kaydetti. Şuandaki durumun geçmişle kıyaslanamayacak kadar tehlikeli olduğunu belirten Bilgen, “Her türlü hırsızlık gibi ekmeğimiz alın terimiz nasıl çalınıyorsa seçimlerde irademizin çalınmasına karşı iş birliği yapacağımıza demokrasi kaygısı olanlarla birlikte çalışacağımıza dair söz veriyorum partim adına. Farklılıklarımız olabilir ama sizin yıllardır yürüttüğünüz aslında Türkiye’nin bütün kesimlerinin derdinin devası olacak eşit yurttaşlık eksenli söylem birliğinin yararlı olacağını biliyoruz ve partimiz adına taahhütte bulunuyoruz. Milletvekilliği konusunda her türlü iş birliğine ortaklaşmaya açığız. Siyaset biraz da ayak oyunu. Dolayısıyla hangi turda ne kadar iş birliği yapılacak, hangisi kazandırcaksa birlikte tartışacağız.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muhittin Yıldız da faşizmin kurumsallaştığını ve hukukun, adaletin ayaklar altına alındığını kaydetti.

    “BİR TESLİM OLMA HALİ VAR”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Tuncer Baş ise ülkede uzayan bir diktatörlükle birlikte bir teslim olma halinin var olduğuna dikkat çekerek buna teslim olmayacaklarını belirtti.

    “BİRLİKTE HAREKET EDERSEK BAŞARILI OLURUZ”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, siyasal iktidarın barışmamak için ayak direttiğini ifade ederek “Anayasayı değiştirdiler, OHAL ilan ettiler ama yönetemediler. Herkesin bunu görmesi gerekiyor. Yapılacak tek bir şey var demokrasi ve insan haklarından yana olan herkes birlikte hareket ederse başarılı oluruz.” dedi.

    “ORTAK BİR DÜŞÜNCEDE BULUŞMALIYIZ”

    Emek Partisi adına konuşan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Şükran Doğan, “Tekçi anlayışın geldiği son noktadayız. Tek bayrak, tek dil, tek dinden sonra tek parti yönetimine geldik. Bize şu görev düşüyor. Bugün ki iktidarı 2019’a bırakmamak için ona göre mücadele etmeliyiz. Eğer barış, özgürlük, eşitlik istiyorsak yan yana gelip ortak bir düşüncede buluşmalıyız” şeklinde ifade etti.

    “EZİLEN KESİMLER BU İKTİDARA BOYUN EĞMEYECEK”

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi Genel Başkan Yardımcısı Alp Altınörs de “Alevi toplumu ve ezilen toplumlar bu toplumda direnirse özgürlük türküleri son bulmaz. Alevi hareketini bitirmek istediler. Ancak Alevi toplumu yaptığı miting ve eylemlerle bugün Türkiye’de bir daha var olduğunu gösterdi. 24 Haziran’da yapılacak seçimde de Türkler, Aleviler ve ezilen tüm kesimler bu iktidara boyun eğmeyecektir.” dedi.

    “DÖNEN DÖNSÜN BİZ DÖNMEYECEĞİZ”

    PSAKD’nin önceki genel başkanlarından Kazım Genç, Pir Sultancılar olarak AKP iktidarının zulmüne karşı direneceklerini vurgulayarak “Çünkü biz derisi yüzülen Nesimilerden ve Pir Sultanlardanız. Dönen dönsün biz dönmeyeceğiz. Biz susarsak bizi susturanlar çok olur. Bizi savaşa da götürürler, bizi hapishanelere de götürüler. Ancak hepimiz yan yana durup asıl olan demokrasi dersek başarılı oluruz.” şeklinde konuştu.

    “BİRİKEN BİR MÜCADELE VAR”

    Yine PSAKD’nin önceki genel başkanlarından olan CHP Milletvekili Necati Yılmaz da yaşanılan sürece dikkat çekerek şunları belirtti: “Yaşadığımız sürecin adı konulmuş durumda. Türkiye’de yeni bir devletin temelleri ve faşizmin temelleri kurumsallaşmış durumda. Ancak bunu yapacak durumları da kalmamış. Biriken bir mağduriyet, biriken bir haksızlık var. Ancak bizde de biriken bir mücadele var. Kendimizi inancımızı ve bilincimizi yeniden keşfettik.”

    “DAR MEYDANLARI YAPMAK ZORUNDAYIZ”

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı ve Kureyşan Ocağı Piri Hüseyin Güzelgül ise gelinen noktada Türkiye’nin son yüz yılın en karanlık dönemini yaşadığına işaret ederek “Bu tarihi dönemde kuruluşundaki aşk ve azimle, samimiyetle çalışmak üzere Pir Sultan Abdal örgütlülüğüne her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktayız.” dedi.

    Konuşmaların ardından geçtiğimiz haftalarda tutuklanan PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Erol Yeter’in ceza evinden gönderdiği mesaj okundu.

    TV10 EYLEMİNE DESTEK

    Ayrıca basına yönelik baskılara da dikkat çekilen gelen kurulda kapanan Alevi televizyonları TV10 ve Yol TV de unutulmadı. Pir Sultan örgütlülüğünün TV10 çalışanlarının her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda sürdürdüğü hak arama mücadelesinin yanında olduğu vurgulandı. (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD’nin 15. olağan genel kurulu başladı-VİDEO

    PSAKD’nin 15. olağan genel kurulu başladı-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) Ankara’da yapılacak olan 15. olağan genel kurulu için hazırlıklar başladı. Genel başkanlık için Gani Kaplan, Muhittin Yıldız ve Cuma Erçe olmak üzere üç aday yarışıyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) 15. olağan genel kurulunu yapıyor. Genel kurul için başka illerden gelen delegeler kongre merkezinde hazırlıklara başladı.

    Kongre merkezine “Eşit yurttaşlık istiyoruz”, “Tutuklu üye ve yöneticilerimiz derhal serbest bırakılsın”, “Laik ve demokratik bir yaşam istiyoruz”, “Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın”, “Zorunlu din dersleri kaldırılsın”, “Cemevleri ibadethanemizdir”, “Dedelerimiz ocaklarımızda ve dergâhlarımızda yetişir devlet güdümlü dede okullarını reddediyoruz”, “OHAL ve KHK zulmüne son” pankartları asıldı.

    Divan başkanlığını PSAKD önceki genel başkanlarından Kemal Bülbül yaparken divan üyeliğine de Müslüm Metin, Hasan Cem Yılmaz, Nurdan Şahin ve Şennur Şimşek seçildi.

    Divan başkanı Kemal Bülbül kısa bir açılış konuşması yaptı.

    Genel Kurula HDP Eş Sözcüsü Ayhan Bilgen, HDP MYK Üyesi Ali Kenanoğlu, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Başkanı Kemal Peköz, ESP Genel Başkan Yardımcısı Alp Altınörs, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, CHP Milletvekili Şenal Saruhan, CHP PM Üyesi Yıldırım Kaya  katıldı. Ayrıca PSAKD’nin önceki genel başkanlarından Kemal Bülbül, Kazım Genç, Necati Yılmaz ve  Sivas Madımak’ta yakılarak katledilen canların yakınları da genel kurula katılan isimlerden.

    Diğer Alevi kurum temsilcilerinin de katıldığı genel kurula Hacı Bektaş Veli Aanadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş, Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Murat Işık, Hubyar Sultan Alevi Kültür Vakfı Başkanı Aydın Deniz ve çok sayıda  konuk katıldı.

    Genel başkanlık için Gani Kaplan, Muhittin Yıldız ve Cuma Erçe olmak üzere üç aday yarışıyor.

    Alevi hak yol mücadelesinde yaşamlarını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.

    Alev Bektaşi İnanç Kurulu (ABK) Başkanı Kureyşan Ocağı piri Hüseyin Güzelgül açılış gülbengi verdi.

    Ağuçan Ocağı Anası Türkan Akbıyık deyişler söyledi.

     

     

     

  • İHD Genel Merkezi 2017 yılı hak ihlalleri raporunu açıkladı

    İHD Genel Merkezi 2017 yılı hak ihlalleri raporunu açıkladı

    PİRHA-İHD Genel Merkezi 2017 yılı  Hak İhlallerine ilişkin açıkladığı raporu okuyan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “”Türkiye parlamenter demokratik sistemden tek kişiye dayalı bir otoriter yönetime geçti. Tek kişiye dayalı rejim kesinlikle kabul edilemez. OHAL kesinlikle uzatılmamalıdır” dedi.

    İHD Genel Merkezi 2017 yılı Hak İhlallerine ilişkin Genel Merkez binasında basın açıklaması düzenledi. Basın açıklaması metnini MYK adına İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan okudu.

    “İNSAN HAKLARI EKSENİ KAYDI”

    İHD, 2017’nin hak ihlalleri raporunu okuyan  İHD Genel Başkan’ı Öztürk Türkdoğan, “33 kişi yargısız infaz edildi, silahlı çatışmalarda 656 kişi yaşamını yitirdi, 408 kadın ve 99 çocuk öldürüldü, 133’ü çocuk 5 bin 268 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı, 12 bin 145 kişi gözaltına alındı, 528 kişi hakkında 3 bin 125 yıl hapis cezası verildiğini” belirterek şunları kaydetti;

    “İHD’nin Türkiye’de sıkıyönetim şartlarında kurulduğunu dile getiren Türkdoğan, 1987 yılında sıkıyönetimin kalktığını ancak 30 yıl sonra ülkenin tamamının OHAL ile yönetilmeye başlandığını belirtti. Türkiye’de gelinen noktanın iyi bir nokta olmadığının altını çizen Türkdoğan, Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerine uyma hedefinden kaydığını neredeyse Şengay Beşlisi’nin insan hakları kategorisine düştüğünü” belirtti.

    “TÜRKİYE TEK KİŞİYE DAYALI OTORİTER YÖNETİME GEÇTİ”

    “2017 yılında Türkiye’de rejim değişikliğine gidildiğini anımsatan Türkdoğan, şöyle dedi: “Türkiye parlamenter demokratik sistemden tek kişiye dayalı bir otoriter yönetime geçti. Tek kişiye dayalı rejim kesinlikle kabul edilemez. OHAL kesinlikle uzatılmamalıdır” Türkdoğan şöyle devam etti;

    “Türkiye’de şuan OHAL’in uzatılması için hiçbir sebep yok. Darbeden sonraki süreci karşı darbeye dönüştürmesine olan eleştirilerimiz hale geçerlidir. Türkiye’de şuan demokrasi ve insan hakları sorununu çözebilecek yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç vardır, tek kişi yönetimine dayalı bir sistem değildir. Kuvvetler ayrılığına, hukukun üstünlüğüne, azınlık haklarının güvence altına alındığı bir Anayasa’ya ihtiyaç vardır. Siyasal iktidarın çatışmacı politikalardan biran önce vazgeçmesi çağrısında da bulunan Türkdoğan, “Savaşta ısrar politikasından vazgeçmelidir. Yeniden bir barış sürecinin örülmesini istiyoruz. TBMM açık ama OHAL sonrası devre dışı kalmıştır. Şuan 10 milletvekili tutuklu. Demokratik siyaset dışlanmış durumda. Türkiye yeniden siyasi denetime alınmıştır. Türkiye daha önce 12 Eylül Askeri Darbe sonrası siyasi denetime alınmış ve uzun yıllar denetimde kalmıştı. Avrupa Konseyi tavsiyelerine uymalı, BM’nin eleştirilerine kulak vermeli ve OHAL kaldırılmalıdır” ifadelerinde bulundu.

    “OHAL UYGULAMALARI VE KHK’LERİN YOL AÇTIĞI İHLALLER” 

    İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan’ın okuduğu raporda ihlaller şöyle sıralandı:

    * OHAL’in gerekçesi darbe teşebbüsü ile mücadele iken, bugün gelinen noktada çıkarılan KHK’ler ile yurttaşlar ‘haklara sahip olma hakkından mahrum bırakılarak, yani yurttaş olma hakkından yoksun kılınarak birbirleriyle ilişkilenemez hale getirilmişlerdir.

    * Bugüne kadar 667 ile başlayan ve 697 ile sona eren 31 adet KHK yayınlanmıştır. Bugüne değin sadece 697 sayılı KHK 30 gün içinde TBMM tarafından onaylanmış, diğer 30 adet KHK bakımından bu kurala uyulmamıştır.

    * KHK’lerle bugüne değin yüzlerce kez 300 civarında kanunda kalıcı değişiklikler yapılarak yasal sistem tamamen değiştirilmiş, OHAL rejimi kalıcı hale getirilmiştir.

    * 16 Nisan 2017’de kanuna aykırı YSK kararı ile kabul edildiği belirtilen Anayasa değişiklikleri ile Türkiye’nin anayasal rejimi değişmiş, tek kişi yönetimine dayalı Türk tipi başkanlık veya partili cumhurbaşkanlığı hükümet modeline geçilmiştir.

    * OHAL süresince Türkiye’ye en önemli uyarı Avrupa Konseyi’nden gelmiştir. AK Parlamenterler Meclisi’nin 25 Nisan 2017 tarihli Türkiye’yi siyasi denetime almıştır.

    *OHAL ilan edilmeden hemen önce sokağa çıkma yasaklarında gerçekleştirilen hak ihlallerinin failleri olan devlet görevlilerini korumak için 14 Temmuz 2016 günü 6722 sayılı kanun çıkarılmış ve bu kanun geçmişe yürütülmüştür.

    * 667 ve 668 sayılı KHK’ler başta olmak üzere birçok KHK’de OHAL süresince işlem gerçekleştiren devlet görevlilerinin cezai, hukuki, mali ve idari sorumlulukları olmayacağı düzenlenerek cezasızlık tamamen güvenceye bağlanmış ve devlet görevlileri bakımından her türlü keyfiliğin önü sonuna kadar açılmıştır.

    * 696 sayılı KHK’nin 121. maddesi ile 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe teşebbüsünün bastırılması ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden sivillere dokunulmazlık getirildi.

    * 23 Temmuz 2016’da yürürlüğe giren 667 sayılı KHK ile gözaltı süresi 30 güne çıkarılmış, 27 Temmuz’da yürürlüğe giren 668 sayılı KHK ile gözaltının ilk 5 gününe avukat ile görüş yasağı getirilmiştir. Bu uygulama 6 ay boyunca kesintisiz uygulanmıştır. 23 Ocak 2017’de yürürlüğe giren 682 sayılı KHK ile gözaltı süresi 30 günden 14 güne indirilmiş, gözaltında avukat görüş yasağı ilk 1 güne indirilmiştir.

    * OHAL süresince halen cezaevlerinde HDP eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere 10 milletvekilinin tutuklu olduğu, bu süre içerisinde Figen Yüksekdağ ile birlikte toplam 9 milletvekilinin vekilliğinin düşürüldüğü bir süreç yaşandı.

    * OHAL KHK’ları ile 99 belediyeye el koyulduğu, bunlardan 94’ünün Demokratik Bölgeler Partisi’ne mensup belediyeler olduğu, el konulan belediyelerde görev yapan seçilmiş 68 belediye eş başkanının tutuklandığı, 28 HDP il eş başkanı ile 89 ilçe eş başkanının tutuklandığı, 780 HDP il ve ilçe yöneticisinin tutuklandığı bir süreç yaşanmıştır. Bu süreç devam etmektedir.

    * OHAL süresince çıkarılan KHK’lerle 116 bin 512 kamu görevlisinin kamu görevinden çıkarıldığı, bunun dışında önce ihraç edilip ardından görevine iade edilen 3 bin 833 kamu görevlisi ile ilgili bir süreç yaşanmıştır. Kapatılan özel kuruluşlarda görev yapan ve çoğunluğu öğretmen olan 22 bin 474 kişinin çalışma izinleri iptal edilmiş olup bunlardan sadece 614’ünün izni iade edilmiştir.

    * OHAL süresince HSK kararı ile 4 bin 308 hâkim ve savcı ihraç edilmiş olup bunların dışında önce ihraç edilip iade edilen 166 hakim ve savcı bulunmaktadır.

    * Kapatılan özel eğitim/öğretim kurumları (okul, kurs, pansiyon, yurt gibi) 2 bin 281’dir. 15 özel üniversite kapatılmış, 19 sendika ve konfederasyonun faaliyetlerine son verilmiştir. Kapatılan 15 Üniversitenin toplam 3 bin 41 kadrolu personeli işsiz kalmıştır.

    * Bu süre içerisinde devlet tarafından el konularak kayyum atanan şirket sayısı 985 olup bunların ekonomik büyüklüğünün 41 milyar Türk lirası civarında olduğu, buralarda çalışan işçi sayısının 49 bin 587 kişi olduğu bilgisi paylaşılmıştır.

    * OHAL süresince yazılı ve görsel medya başta olmak üzere kapatılan basın yayın kuruluşu 201 olup sadece 25’inin açılmasına izin verilmiştir.

    * OHAL süresince çok sayıda gazeteci tutuklanmıştır. Halen 213 gazeteci tutuklu ve hükümlü olarak cezaevinde tutulmaktadır.

    * OHAL süresince 1 bin 607 dernek kapatılmış olup 183’ünün geri açılmasına izin verilmiştir. 168 vakıf kapatılmış olup 23’ünün geri açılmasına izin verilmiştir.

    * OHAL işlemlerini inceleme komisyonu ise 23 Ocak 2017 tarihli 685 sayılı OHAL KHK’sı ile kuruldu. OHAL Komisyonunun 2 Mart 2018 tarihli açıklamasına göre incelenen 6 bin 400 başvuru dosyasından sadece 100’ü için işe iade kararı verildi. Bu başvurulardan bin 984’ü KHK’ler ile işe iade edilenlerin başvurusu olup, reddedilen başvuru sayısı 4 bin 316’dır.

    * OHAL Komisyon kararlarına karşı sadece Ankara’da 2 adet İdare Mahkemesi görevli ve yetkili kılınmıştır.

    * Adalet Bakanlığı resmi istatistiklerine göre 2016 yılında Cumhurbaşkanına hakaretten yani TCK 299. Maddesi’nden dolayı 4 bin 187 kişiye dava açılmıştır. Türklüğe hakareti düzenleyen TCK 301. Maddesi’nden ise 482 dava açılmıştır. Bununla birlikte yasadışı örgüt propagandası yapmaktan dolayı 2016 yılında 17 bin 322 kişiye dava açılmıştır. 2017 yılı ile ilgili istatistikler bir sonraki yıl açıklandığından sadece artış trendinin devam ettiğini belirtmek isteriz.

    “YAŞAM HAKKI” 

    * Kolluk güçlerinin yargısız infazı, dur ihtarına uyulmadığı gerekçesiyle veya rastgele ateş açması sonucu 33 kişi yaşamını yitirmiş, 62 kişi de yaralanmıştır. Bu kişilerden ölen 7 kişi ile yaralanan 10 kişi Silahlı İnsansız Hava Aracı tarafından vurulmuştur.

    * 2017 yılında gözaltı yerlerinde 3 kişi yaşamını yitirdi, 1 kişi yaralandı. Faili meçhul saldırılar devam etmiş 12 kişi yaşamını yitirmiş, 16 kişi yaralanmıştır.

    * Silahlı çatışmalar nedeniyle 161’i asker, polis, korucu, 483’ü militan, 12’si sivil olmak üzere toplam 656 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu dönemde 309’u asker, polis ve korucu, 26’sı silahlı militan ve 14’ü sivil olmak üzere toplam 349 kişi ise yaralanmıştır.

    * Güvenlik güçlerine ait zırhlı araçların çarpması sonucu 8’i çocuk olmak üzere toplam 23 kişi yaşamını yitirmiş, 6’sı çocuk olmak üzere 26 kişi de yaralanmıştır.

    * Mayın ve sahipsiz bomba benzeri patlaması sonucu 6’sı çocuk olmak üzere toplam 7 kişi yaşamını yitirmiş, 17’si çocuk toplam 28 kişi de yaralanmıştır.

    * Cezaevlerinde 3’ü çocuk olmak üzere en az 19 kişi çeşitli nedenlerle yaşamını yitirmiştir.

    * OHAL KHK’ları ile ihraç edilen kamu görevlilerinden 19 kişi intihar ederek yaşamına son vermiştir. 2016 yılında da 24 kişi intihar etmişti.

    * Kadınlara yönelik yaşam hakkı ihlalinde ise 51’i intihar, 357’si toplumsal alanda katledilen kadın olmak üzere toplam 408 kadın yaşamını yitirdi, 610 kadın ise yaralı kurtuldu. Bin 74 kadın ise fuhuşa zorlandı.

    *İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclis’inin verilerine göre 2017 yılında iş kazaları/cinayetleri sonucu en az 2 bin 6 işçi yaşamını yitirmiştir.

    “İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE” 

    * 2017 yılında 427’si gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, 1 bin 855 kişi ise gözaltı yerleri dışında ve güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2 bin 682 kişi işkence ve kaba muamele ile karşılaşmıştır.

    * Çoğu Ankara’da olmak üzere 11 zorla kaçırma ve kaybetme vakası yaşanmıştır. Bu kişilerden 4’ü daha sonra serbest bırakılmış, bunlardan 1’i intihar etmiştir. Yıl içinde eklenen vakalarla birlikte halen 9 kişinin akıbeti bilinmemektedir.

    * Gözaltı süresi OHAL gerekçesiyle hala 14 gündür ve KHK‘lar ile avukata erişim hakkında çeşitli sınırlılıklar getirilmiştir.

    * İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi’nin (CPT) Eylül 2016’da Türkiye’ye gerçekleştirdiği plansız ziyarette sırasında yaptığı gözlem ve tespitler hakkındaki tamamlanmış raporun yayınlanmasına Türkiye Hükümeti hala izin vermemiştir.

    *Adalet Bakanlığı’nın 2016 yılı resmi istatistiklerine göre TCK 94. maddeden yani işkenceden açılan dava sayısı 42 olup daha az bir cezayı düzenleyen eziyet suçundan açılan dava sayısı 340’tır. Buna karşılık polise mukavemet dediğimiz TCK 265.maddeden açılan dava sayısı ise 26 bin 195’tir.

    “KÜRT SORUNU” 

    * 2015 – 2016 yıllarında yoğun biçimde uygulanan, uygulandığı il ve ilçelerde yaşadığı bilinen en az 1,5 milyondan fazla kişinin en temel yaşam ve sağlık haklarının ihlâl edilmesine yol açan, Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin raporlarında gerek iç gerekse uluslararası hukuk açısından yasal dayanağının bulunmadığı açıkça belirtilen ‘sokağa çıkma yasakları’ daha kısa süreli ve küçük ölçekli de olsa tüm olumsuzlukları ile birlikte 2017 yılında da sürmüştür.

    * Bölgede bulunan toplam 94 İl ve ilçe belediyesi OHAL koşullarında atanan kayyumlar ile yönetilirken halkın seçtiği belediye eş başkanları hakkında çeşitli davalar açılmıştır.

    * 28 Şubat 2015 tarihinde hükümet, AKP ve İmralı Heyeti tarafından ilan edilen Dolmabahçe Mutabakatı’nı destekliyoruz ve bunun gerektirdiklerini yapılmasını istiyoruz.

    * Hükümetin Öcalan üzerindeki katı tecridi kaldırarak, sorunun çözümü için yol temizliği yapıp, müzakere için uygun idari, hukuki ve siyasi çözüm oluşturması ve bir an önce müzakerelerin başlatılmasını istiyoruz.

    * Türkiye’nin Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı siyasi projesinden vazgeçmeye, halkların kendi geleceklerini belirleme ilkesine uygun olarak Suriye’nin Rojava bölgesinde bulunan Efrin ve Şehba bölgesinden çekilmesini, Suriye Kürt Bölgesel yönetimi ile iyi komşuluk ilişkisi geliştirmesini istiyoruz.

    “DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ” 

    * Bu yıl içinde de gazeteci, yazar, insan hakları savunucusu benzeri çok sayıda kişiye davalar açılmış, tutuklamalar olmuş, dergi ve kitaplar toplatılmış, gazeteler kapatılmıştır. Son olarak Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ile Gün Matbaasına el konularak kayyım atandığı belirtilmiştir. Çok sayıda internet sitesine erişim engellendi. Bunlardan Sendika.org sitesine 61, Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin internet sitesine ise 42 kez erişim engellendi. Mezopotamya Ajansı’na ise sürekli olarak erişim engeli uygulanmaktadır.

    * 29 Nisan 2017 tarihinden bu yana da Wikipedia sitesine erişilemiyor. Bu yasaklarının son örneğini ise Paradise Papers ile ilgili olarak Cumhuriyet Gazetesi internet sitesinde çıkan haberlere konulan erişim yasağı oluşturmaktadır.

    * Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri 2017 yılında da karşılığını bulamamıştır. AİHM’in zorunlu din derslerinin kaldırılması ve Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ile ilgili kararlarının gereği yerine getirilmemiştir.

    * Alevi, Hıristiyan ve Museviler radikal Sünni ve ırkçı grupların tehdit ve nefret söylemlerine maruz kalmışlardır.

    * 6 Ocak 2016 tarihinde barış için bildiri imzalayan 1 bin 128 akademisyenin birçoğu kamu görevinden ihraç edildi, Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. İstanbul Savcılığı bu bildiri nedeniyle şimdilik 148 Barış Akademisyeni hakkında TMK 7/2 maddesi uyarınca kamu davası açarak çok açık bir şekilde ifade özgürlüğü hakkını ihlal etmiştir. Bu davalarda hapis cezaları verilmeye başlamıştır.

    * İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in 2014 ve 2015 yıllarında Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak için genel yayın yönetmenliği yapması nedeniyle hakkında 143 dava açılmıştır. Bugüne kadar bu davalarda 355 bin 920 TL adli para cezası verildi. Bu cezalardan 105 bin 920 TL’si kesinleşti. 29 Mart 2018 tarihinde İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 7,5 yıl hapis cezası verilmiştir

    * 2017 yılında, Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacı ile 1 günlük nöbetçi genel yayın yönetmenliği yapan 53 aydın, yazar, sanatçı ve aktivistten 38’ine açılan davalarda TMK 6/2 ile 7/2. Maddelerden hapis ve para cezaları verilmiş, hapis cezaları ertelenmiştir. Gazeteci Murat Çelikkan’a verilen hapis cezası ertelenmemiştir. Murat Çelikkan 14 Ağustos 2017 tarihinde cezaevine girmiş olup 21 Ekim 2017’de tahliye edilmiştir.

    * 2017 yılında Cumhuriyet Gazetesi ile Zaman gazetesi ana davaları devam etmiştir. Cumhuriyet gazetesinden Akın Atalay’ın tutukluluğu devam etmektedir. Gazeteci Can Dündar, Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştır. Zaman gazetesinden Şahin Alpay AYM’nin 2. Kararı üzerine tahliye edilmiş, AYM kararına rağmen Mehmet Altan tahliye edilmemiştir.

    * Bin 103 kişi hakkında 204 dava tespit edildi, 717 kişi hakkında 135 dava devam etti. 528 hakkında 3 bin 125 yıl hapis cezası verilirken, 191 kişiyi 412 bin 849 TL para cezası verildi.

    “CEZAEVLERİ” 

    * 1 Kasım 2017 itibariyle cezaevlerinde toplam 230 bin 735 tutuklu/hükümlü/hüküm özlü kişi bulunmaktadır. Bu sayı 2015 yılında 178 bin 089, 2014 yılında 154 bin 179 idi. AKP iktidara geldiğinde ise bu sayı 59 bin 429 idi. TÜİK’in 2016 yılı il nüfusu verilerine göre cezaevlerindeki toplam nüfus Türkiye’nin 13 ilinin nüfuslarından daha fazladır.

    * Cezaevine girişte ve sonrasında devam eden kaba dayak, siyasi suçlardan tutuklananların ‘terörist’ olarak suçlanması ve bu gerekçeyle dövülmeleri, çıplak arama uygulamaları, her türden keyfi muamele ve keyfi disiplin cezaları, hücre cezaları, tek tip elbise dayatmaları, sürgün ve sevk uygulamaları yakın tarihte görülmedik boyutlara ulaşmıştır.

    * Cezaevlerinde sağlık hakkı alanında ciddi sorunlar bulunmaktadır. Tutuklu ve hükümlülerin tıbbi yardıma ulaşma konusunda önemli engellerle karşılaştığı ve gerekli tıbbi personelle, araç-gerecin cezaevlerinde bulunmadığı gözlemlenmektedir. Türkiye cezaevlerinde İHD’nin tespit edebildiği kadarı ile 401’i ağır olmak üzere 1 bin 154 hasta mahpus bulunmaktadır. Esasen bu kişilerden durumu ağır olan 401 kişinin insani ve hukuki açıdan bir an önce tahliye edilmesi gerekmektedir.

    * 2000 yılından bu yana uygulanmakta olan tecrit ve tretmana dayalı ceza infaz sistemi, tutuklu ve hükümlülerin fiziksel-sosyal-ruhsal bütünlüğünü tehdit etmeye devam etmektedir. Bir ve üç kişilik oda sisteminde tutukluların ve hükümlülerin birbirleriyle sosyal ilişki kurması engellenmektedir.

    * İmralı F Tipi Cezaevinde tutulan Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan mutlak tecrit bir an önce kaldırmalı, ivedilikle ailesi ve avukatları ile görüşmesi sağlanmalıdır. Bu cezaevi bir an önce kapatılmalıdır.

    * Cezaevlerinde bulunan çocukların, cezaevi psikolojisini kaldıramadıkları, ciddi tıkanmalar yaşadıkları için kendilerine zarar vermek suretiyle, intihar girişiminde bulundukları, yanı sıra taciz, istismar, işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları İHD şubelerine kendilerinin, ailelerinin ve diğer mahpusların yaptıkları başvurulardan anlaşılmaktadır. 2017 yılında tespit edebildiğimiz kadarı ile bin 988 mahpus işkence ve kötü muamele iddiasında bulunmuştur.

    * Cezaevlerinde sağlık hakkı ihlali bin 429, haberleşme hakkı ihlali 518, disiplin cezası 734, sevk-sürgün uygulaması 2 bin 319.

    “ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ, İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ VE SAVUNUCULARI ÜZERİNDEKİ BASKILAR” 

    * 2017 yılı başta kurumlarımızın yönetici, üye ve çalışanları olmak üzere çok sayıda insan hakları savunucusunun ve avukatın BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesinde yer alan ilkeleri çiğneyerek gözaltına alındığı, hatta tutuklandığı bir yıl olmuştur. Büyükada davası olarak bilinen ve insan hakları savunucularının eğitim toplantısı sırasında toplantılarının basılıp gözaltına alınarak tutuklandıkları ve yaklaşık 4 ay tutulu kaldıktan sonra serbest bırakıldıkları bir yıl yaşadık.

    * Halen Uluslararası Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Av. Taner Kılıç, insan hakları savunucusu Osman Kavala ve Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile birlikte dernek yöneticisi ve üyesi çok sayıda avukat tutukludur. 2017 yılında toplam 47 avukat yaptıkları açıklamalara yönelik polis müdahaleleri sırasında veya evlerine yapılan polis baskınlarında gözaltına alındı. Bunlardan 17’si avukat tutuklandı.

    * Türkiye’de 16 Ağustos 2015 tarihinde başlayan ve halen devam eden Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki sokağa çıkma yasağı uygulanan yerlerle ilgili İHD ve TİHV başta olmak üzere çok sayıda hak ve hukuk örgütü tespit ve gözlem raporu yayınlamıştır. Bu raporlardan rahatsız olan Genelkurmay Başkanlığı’nın İçişleri Bakanlığı’na yazdığı yazılar üzerine Haziran 2016 tarihinde İçişleri Bakanı onayı ile İHD Genel Merkezi’nin idari, mali ve faaliyet bakımından denetlenmesi kararı alınmıştır

    * OHAL koşullarında yargının hükümetin yönlendirmesi altındaki faaliyetleri nedeniyle halen İHD Ağrı Şube yöneticisi avukat Olcay Öztürk, İHD Dersim Şube yöneticisi Özgür Ateş’in tutukluluğu devam etmektedir. Bunun dışında onlarca İHD yöneticisi ve üyesiyle ilgili davalar devam etmektedir.

    * Türkiye’nin Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik 20 Ocak 2018’de başlayan askeri harekatını eleştiren ve savaşa karşı barışı savunan açıklamalar nedeniyle çok sayıda İHD yöneticisi ve üyesine karşı gözaltı ve tutuklama işlemi yapılmıştır. Bu kapsamda İHD MYK üyesi Hayrettin Pişkin, İHD Kars Şube Başkanı Ahmet Adıgüzel tarihinde tutuklanmış ve serbest bırakılmıştır.

    * İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen 22 Ocak 2018 tarihinde gözaltına alınmış, 4 gün gözaltında kaldıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. İHD Hatay Şube Başkanı Mithat Can, İHD İskenderun Şube Başkanı Coşkun Selçuk aynı açıklamalar nedeniyle gözaltına alınıp birkaç gün gözaltında tutulduktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. İHD Malatya şube yöneticileri Mehmet Tuncel ve Abuzer Yavaş 1 Şubat 2018 günü aynı açıklamalar nedeniyle tutuklanmış olup halen tutukludurlar.

    * İHD Genel Sekreteri ve TİHV Yönetim Kurulu üyesi Av. Hasan Anlar, Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştır. Aynı davada yargılanan İHD eski MYK üyesi ve Ankara Şube yönetim kurulu üyesi Av. Halil İbrahim Vargün cezaevindedir. KESK eski başkanı ve KESK’e bağlı sendikaların çok sayıda eski yöneticisi Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmışlardır.

    “TOPLANTI VE GÖSTERİ ÖZGÜRLÜĞÜ” 

    * OHAL’in verdiği yetki ile birçok ilin valilikleri çeşitli toplantı, gösteri ve etkinlikler için tek seferlik ve belli bir güne/eyleme yönelik veya ardışık olarak tüm eylemleri kapsayacak şekilde yasaklama kararları aldı.

    *LBGTİ+ bireylerin yıllardır gerçekleştirdikleri Trans ve Onur Yürüyüşleri bu yıl birçok ilde yasaklandı. Yakın bir zamda ise Ankara Valiliği öne LGBTİ+ Film Günlerini ardından da LGBTİ+ örgütleri tarafından düzenlenecek her türlü etkinliği yasakladı.

    * Kolluk güçleri 2017 yılında da yüzlerce barışçıl gösterilerde basınçlı su plastik mermi, kimyasal silah/gösteri kontrol ajanları ve hatta ateşli silahlar kullanarak aşırı/ölçüsüz/orantısız güç ve şiddete başvurmuştur.

    *İHD Dokümantasyon Merkezinin tespit edebildiği kadarıyla 2017 yılında 735 toplantı ve gösteriye müdahale edilmiştir. Bu müdahalelerde 2 bin 193 işkence ve kötü muamele şikâyetinde bulunmuştur. Bu kişilerin büyük çoğunluğu gözaltına almışlardır.

    * Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda ise neredeyse tüm gösteriler yasaklanmış ve izin verilmemektedir.

    * OHAL KHK’leri ile ihraç edilenlerin yaptıkları protestolar sonucunda başta Ankara olmak üzere Tunceli, Diyarbakır, Batman, İstanbul, Eskişehir, Malatya, İzmir illerinde çok sayıda kişiye OHAL kanununa muhalefetten adli para cezaları verilmiştir. Bunun dışında 2911 sayılı Kanuna muhalefet etmekten devam eden onlarca soruşturma ve dava bulunmaktadır.

    * OHAL KHK’leri ile ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın 9 Kasım 2016’da Ankara Yüksel Caddesi’nde başlattıkları “İşimi Geri İstiyorum” talepli oturma eylemlerine karşı onlarca kez gözaltı yapılmış, adli para cezaları verilmiş, soruşturma ve davalar açılmıştır. Bu eylemlere daha sonradan sosyolog Veli Saçılık, öğretmen Acun Karadağ, öğretmen Esra Özakça, sağlık memuru Adnan Vural ve daha birçok kişi katılmıştır. Bu kişilere karşı Ankara’da iki örgüt üyeliği davası, 5 adet 2911 sayılı Kanuna muhalefet davası açılmıştır. Kolluk güçleri tarafından 232 defa müdahalede bulunulmuş, 586 gözaltı olayı yaşanmıştır. Devam eden onlarca soruşturma bulunmaktadır.

    * 2017 yılında, 129 kişiye 11 soruşturma, 857 kişiye 37 dava açıldı. 2017 yılında 187 kişiye 17 dava devam etti. 2017 yılında 60 kişiye 292 yıl hapis cezası, 25 kişiye beraat ve 33 kişiye 147 bin 78 TL para cezası verildi.

    “KADINA YÖNELİK İHLALLER” 

    * OHAL ile birlikte, çok sayıda kadın işten atılmış, ihraç edilmiş çok sayıda kadın örgütü kapatılmış ve çok sayıda kadın ifade özgürlüğü ihlalleri nedeni ile cezaevine girmiştir. OHAL en çok kadınları “vurmuş”, kadın özgürlüğüne “darbe” olmuştur.

    * 2017’de nefret cinayetleri kapsamında 5 kadın katledilmiş, 21 kadın yaralanmıştır. Kadınların yaşam haklarına yönelik bin 684 hak ihlali yaşanmıştır.

    EKONOMİK VE SOSYAL HAKLAR

    * OHAL KHK’leriyle kamudan ve özel sektörden ihraç edilip işsiz bırakılan 200 bin civarında emekçinin aileleri ile birlikte yaklaşık 1 milyon insan açlığa mahkûm edilmiştir.

    * OHAL koşullarından kısıtlı olan işçi hakları daha da geriye gitmiştir. Yapılabilecek bazı grevler ertelenerek Türkiye’de fiili grev yasakları dayatılmıştır.

    * Kamu veya özel sektörde ilk defa işe girecekler bakımından ise dayatılan güvenlik soruşturmaları sonucu on binlerce kişi işe başlatılmamıştır. Sağlık alanında yaklaşık 700 yeni mezun hekim işe başlatılmamıştır. İktidarın övünerek kamuoyuna açıkladığı taşeron işçilerin kadroya geçirilmesinde ise en az 500 bin işçinin güvenlik soruşturmalarını geçemediği için kadroya alınmadığı ortaya çıkmıştır diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘TV10 çalışanlarının tutuklanmasıyla Alevilere dönük ayrımcılık katmerleşti’-VİDEO

    ‘TV10 çalışanlarının tutuklanmasıyla Alevilere dönük ayrımcılık katmerleşti’-VİDEO

    PİRHA – TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve Yayın Kurulu üyesi Veli Haydar Güleç’in tutuklanmasına İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan tepki gösterdi. Türkdoğan, “Türkiye’de öteden beri Alevilere, Kürtlere yönelik ayrımcılığın aslında TV10 çalışanlarının tutuklanmasıyla katmerli bir şekilde devam ettiğini” vurguladı.

    Haberin videosu

    İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin’in ve Yayın Kurulu üyesi Veli Haydar Güleç’in tutuklanmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Türkdoğan, “TV10 çalışanlarının sayın Veli Büyükşahin ile Haydar Güleç ve diğer 15 arkadaşımızın tutuklanmalarını kınıyoruz. TV10 çalışanlarının tutuklanması aslında Türkiye’nin her gün karşılaştığımız sıradan gözaltı tutuklama ve operasyonların ötesinde bir anlam taşıyor. Elbette biz biliyoruz ki toplumsal muhalefete mensup insanlara yönelik her gün bu uygulamalar yapılıyor” dedi.

    “BÜTÜN ETNİK VE İNANÇ TOPLULUKLARININ İTİRAZ ETMESİ GEREKİR”  

    “Özellikle Alevilere dönük, Kürt Alevilerine dönük bir yayın politikası izleyen bir televizyon önce kapatıldı, ardından da bu televizyonun çalışanlarının bu şekilde kesinlikle tutuklamayı asla gerektirmeyecek bir tarzda, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken bir durum nedeniyle bunun suistimal edilerek tutuklanmasının çok özel bir ayrımcılık olduğunu düşünüyorum” diye konuşan Türkdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de öteden beri Alevilere, Kürtlere yönelik ayrımcılığın aslında TV10 çalışanlarının tutuklanmasıyla katmerli bir şekilde devam ettiğini vurgulamak istiyorum. Biraz buraya dikkat çekmek gerekiyor. Türkiye’de yaşayan Alevilerin ve Kürtlerin özellikle Kürt Alevilerinin bu duruma tepkisiz kalmaması, demokratik tepkilerini göstermesi gerekiyor. Elbette ki bütün halklarımızın etnik ve inanç toplulukların bu duruma itiraz etmesi gerekir.”

    “TV10 ASİMİLASYONLA UNUTTURULMAYA ÇALIŞILAN ALEVİLİĞİ ANLATIYORDU” 

    Kültürel bağlamda da TV10’un çok önemli bir yayın politikası izlediğini ve bu topraklarda asimilasyonla unutturulmaya çalışılan Alevi inancının birçok ritüelini gösterdiğini belirten Türkdoğan şunları kaydetti:

    “Yaşayan ve canlı bir tarihi belleği bize sunuyordu. Şimdi tabii ki önce televizyonun kapatılması ardından çalışanlarının bu şekilde tutuklanıp özgürlüğünden mahrum bırakılması, işte bu asimilasyon politikalarının aynı zamanda devam ettirileceğini gösteriyor. Ama burada çok özel bir ayrımcılık yapıldığı, bu vesile ile ben bir kez daha bu ayrımcılığa karşı çıktığımızı toplumsal muhalefete mensup diğer insanlar gibi, TV10 çalışanlarının da bir an önce serbest bırakılmaları gerektiğini vurgulamak istiyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA