Etiket: recep tayyip erdoğan

  • Akpınar: Erdoğan’ın, cemevi ve Hacıbektaş ziyareti kaybetmenin ifadesidir-VİDEO

    Akpınar: Erdoğan’ın, cemevi ve Hacıbektaş ziyareti kaybetmenin ifadesidir-VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi toplumuna yaklaşımını eleştirerek “Sıkıştılar, kaybedeceklerini anlıyorlar. Alevileri kullanmaya çalışıyorlar” dedi.

     

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Alevi sorununa ilişkin politikaları, toplum nezdinde tepkiyle karşılanıyor. Erdoğan’ın Cemevi ziyaretleri ardından Hacı Bektaş Veli Anma Töreni’ne karşılık alternatif program yapmasının yankıları sürüyor.

    Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar da iktidar politikalarını eleştiren bir diğer isim oldu. Tahsin Akpınar, AKP’nin Alevi toplumu içerisinden saf ve inançlı insanları kullandığının altını çizdi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerine yönelik politikalarını da eleştiren Akpınar, “Recep Tayyip Erdoğan Hacıbektaş’a cumhurbaşkanı olarak değil, AKP genel başkanı olarak gitti. Çünkü cumhurbaşkanı olarak gitseydi bu etkinliğe katılır ama alternatif bir etkinlik yapmazdı” dedi.

    “ALEVİLER BU ANLAYIŞA PİRİM VERMEZ”

    AKP’nin artık siyaset üretmekte zorluk yaşadığını ifade eden Tahsin Akpınar, iktidarın oy uğruna Alevi toplumuna yöneldiklerini belirterek şunları söyledi:

    “Sıkıştılar, kaybedeceklerini anlıyorlar. Kullanmadıkları tek toplum var o da Alevi toplumudur. Bugün onlara çok ihtiyaçları var. Alevileri kullanmaya çalışıyor ama kullanılacak Alevi yoktur. Aleviler adaletten, eşitlikten, hukuktan, vicdandan, dürüstlükten, laiklikten, cumhuriyetten, demokrasiden yana bir toplum. Aleviler böyle bir yönetim biçimine ve bu biçimde olan hiçbir parti ve anlayışa pirim vermez.”

    “BU NE BÜYÜK BİR ÇELİŞKİ”

    Tahsin Akpınar, AKP iktidarının büyük bir çelişki içerisinde olduğunu da belirtti. Cemevlerine halen yasal statü verilmediğini vurgulayan Akpınar, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Siyasi partilere bağlı belediyeler cemevi yapıyor. Devlet kendi kendisiyle çelişiyor. Bir kere yasal olmayan bir cemevini cumhurbaşkanının ziyaret etmesi bir çelişkidir. Devlet nazarında inanç yeri olarak kabul etmediğiniz bir yeri, inanç yeri olarak ziyaret ediyorsunuz. Bu ne büyük bir çelişki. Onun için Alevilerin hiçbir istemi bugünkü hükümet tarafından hayat bulmamıştır.”

    “İNSAN YAKANLARI CEZALANDIRMAMIŞKEN, ADALET NASIL YERİNİ BULDU?”

    “Alevi toplumu olarak isteklerimiz bellidir” diyen Akpınar, zorunlu din derslerinin kaldırılması, cemevlerine yasal statü verilmesi ve eşit yurttaşlık hakkının öncelikli talepler olduğunu söyledi. Akpınar, kamuda yaratılan fırsat eşitsizliğine de işaret ederek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bugün bu ülkenin aydın, eğitimli ve kültürlü toplumu olan Alevilerin, devlet kurumlarında, üst düzeyde bir tane insanı yok. Buna izin vermiyorlar. Bir vali, bir emniyet müdürü, bir bakan yok. Çağdaş, devrimci, laik olan insanlar bu ülkenin devlet kadrolarında yoklar. Ondan sonra da ‘Aleviler 81 talepte bulundu, 51’ini yerine getirdik’ diyorlar. Zorunlu din derslerini kaldırmamışsın, cemevlerini yasallaştırmamışsın, Madımak’ı müze yapmamışsın, Çorum, Sivas, Maraş, Gazi, Malatya ve birçok katliama uğrayan insanlardan özür dilememişsin, Madımağı yakan insanlara avukatlık yapmışsın ve zaman aşımına uğradığında çıkıp şunu söylemişsin ‘adalet yerini buldu’. Yani insan yakanları cezalandırmamışken, adalet nasıl yerini buldu? Bunu söyleyen bugün bu ülkenin cumhurbaşkanıdır.”

    HÜKÜMETE HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ”

    Tahsin Akpınar, siyasal iktidarın, kimi Alevi kesimlerle yol yürüdüğüne işaret ederekKendine yakın 3-5 çıkarcı Alevi var. Onlar, bizden değildir. Kendilerine birtakım sözler verilmiştir. Bizim bu hükümetten hiçbir isteğimiz, talebimiz karşılık bulmamıştır. Hak edenin hakkı verilinceye kadar hükümete hakkımızı helal etmiyoruz. Hiçbir talebimizin yerine gelmediğini haykırıyoruz” sözleriyle eleştirilerini dile getirdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Karabudak: İktidar, makbul Alevi yaratma, Aleviliğe yeni bir don biçme peşinde-VİDEO

    Karabudak: İktidar, makbul Alevi yaratma, Aleviliğe yeni bir don biçme peşinde-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cemevi Eş başkanı Mustafa Karabudak, AKP hükümetinin ‘makbul Aleviler’ yaratma amacında olduğunu ifade ederek “Aleviliğe yeni bir don biçme isteğindeler. Cumhurbaşkanının kendi kafasına göre bir Alevi tanımlaması var” dedi. Karabudak ekledi: Yol’u bilen Yol’dan ayrılmaz. 

    AKP hükümetinin, Alevilere yönelik politikaları halkın yoğun tepkisine sebep oluyor. Önce bakanlıklar üzerinden cemevleri, Alevi gençleri ve dedeler ile bağlantı kurmaya çalışan iktidar şimdi ise ‘Alevilik dairesi’ gibi bir oluşumun hazırlığını yapmakta.

    Tüm bu gelişmelerle birlikte AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cemevi ziyareti ve 2 Eylül’de sarf ettiği “Alevi-Bektaşi kardeşlerimizin meselelerinin çoğunu biz çözdük, kalanları da adım adım çözüme kavuşturuyoruz. Allahsız Alevilik olmaz, Muhammedsiz Alevilik olmaz, Alisiz Alevilik olmaz” sözleri kurum temsilcilerinin de tepkisine sebep oldu.

    Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın,  kendince Aleviliğe tanım yaptığını belirterek “Erdoğan’ı samimi bulmuyoruz” dedi.

    “AKP, ALEVİLİĞE YENİ BİR DON BİÇME PEŞİNDE”

    Mustafa Karabudak, AKP hükümetinin, geçmişte de benzer girişimlerde bulunduğunu hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “2009 yılında yapılan Alevi açılımlarını biliyoruz. Arkasından hiçbir şey yapılmadığını da biliyoruz. Daha dün Alevilere, cemevlerine hakaret eden, cemevlerine ‘cümbüş evi’ diyen zihniyet bugün seçim yaklaşınca belli bir kesimi yanına alabilmek için, daha doğrusu makbul Alevi yaratmak için bir gayret içindedir. Aleviler olarak bunu samimi bulmuyoruz. Erdoğan’ın yaptıklarının ardından Alevi kamuoyundan da tepki geldi. Siyasal iktidar, ‘makbul Alevilik’ yaratma peşinde ve Aleviliğe yeni bir don biçme isteğinde. Kendi kafasına göre bir Alevi tanımlaması var. Siyasal İslam’ın içinde olan bir Alevi tanımı yapmaya çalışıyor. Bunu Hüseyin Gazi’de başardılar. İnanç önderlerimizin temsili resimleri indirilerek cemevimizde olmaması gereken yazılarla yeni bir düzen getirdiler. Ancak bunun da tepkisini aldılar. Kadimden bugüne asıp, kesip, yakıp ve katledemediği Alevileri şimdi asimile ederek, kendine benzeterek ve yanına alarak bir politika izliyorlar. İktidar, bir elinde havuç öbür elinde sopa misali ortada geziniyor. Bir taraftan cemevlerini gezip ihtiyaç sorup tedarik eden bir zihniyet, diğer taraftan cemevlerine saldıran bir zihniyet… İkisi de bu iktidarın ürünüdür.”

    “ZAYIF HALKALARI KENDİ YANLARINDA TUTMAYA ÇALIŞIYOR”

    İktidarın, Alevi inancını “bir kalıba sokma” çabasının olduğunu söyleyen Mustafa Karabudak “Alevi süreklerini ayrıştırma, bir kısmını yanına alıp bir kısmını marjinalleştirme çalışmaları var. AKP hükümeti biliyor ki Alevilerden kendilerine oy gelmez ama bir şekilde de Alevilerin bütünlüklü olarak bir yerde durmasını istemedikleri için en zayıf halkaları kendi yanlarında tutmaya çalışıyor” yorumunu yaptı.

    “YOL’U BİLEN YOL’DAN AYRILMAZ”

    Mustafa Karabudak, iktidarın, Alevilere yönelik projelerinin karşılık bulmayacağını da belirtti. Dedelerin Kerbela’ya götürülmesi, gençlerin Hacıbektaş’ta kampa sokulması ve ‘Alevilik  Dairesi’ adı altında bir yapının oluşturulması konusunun başarısızlıkla sonuçlanacağını söyleyen Karabudak şu cümlelerle sözlerini tamamladı:

    “Bu projeler belli bir kesimde muhakkak ki karşılık bulur. Bu Yol’un dönem dönem düşkünleri, teslim olanları olmuştur. Ama büyük bir çoğunluk; Yol’a hizmet eden, Yol’u bilen insanlar, bu Yol’dan ayrılmazlar. Tüm zorluklara rağmen bu Yol sürülür. Kadimden bu yana baktığımızda Aleviler çok katliamlar yaşamışlar ama Yol bize doğruyu gösterdiği için biz de bir şekilde devam edeceğiz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Erdoğan’ın seçim çalışması için memurlar da görevlendirildi!

    Erdoğan’ın seçim çalışması için memurlar da görevlendirildi!

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ‘Ulusal Ziyaret Programı’ konulu genelgeyi ve bu genelgede bakanlık çalışanlarının yapacağı ziyaretlerde cumhurbaşkanının mektubunun dağıtılacağı hususunu meclis gündemine taşıdı.

    Halkların Demokratik Partisi Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 09/08/2022 tarihli ‘Ulusal Ziyaret Programı’ konulu genelgeye dair soru önergesi hazırladı. Koçyiğit, genelgede bakanlık çalışanlarının yapacağı ziyaretlerde cumhurbaşkanının mektubunun dağıtılacağı hususunu da gündeme getirdi.

    SEÇİM PROPAGANDASI HALİNE GETİRİLMESİ HUKUKSAL MIDIR?”

    Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, konuya dair sorularının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık tarafından yanıtlanmasını istedi. Koçyiğit şu soruları yöneltti:

    “*Bakanlığınızca 81 ile gönderilen genelge ile Bakanlığınıza bağlı çalışma yürüten memurların ev ziyaretlerinde bulunması ve bu ziyaretlerde Cumhurbaşkanının mektubunun dağıtılmasının istenmesinin amacı nedir?

    *09/08/2022 tarihli ‘Ulusal Ziyaret Programı’ konulu genelgenin içeriğinde yurttaşların hak ve ödevlerini etkileyen düzenlemelerin memurlar aracılığıyla işletilmesinin hukuksal dayanağı nedir?

    *Sosyal devlet ilkesi gereğince hanelere yapılan yardımların bir seçim propagandası haline getirilmesi hukuksal mıdır?

    *Bilhassa yapılması istenen ziyaretlerin memurlar aracılığıyla gerçekleştirilmesi memurların yaptıkları işle bağdaşmakta mıdır? Memurların görevi seçim çalışması yürütmek midir?

    *Gerçekleştirilmesi planlanan hane ziyaret sayısı kaçtır, bu hanelere ziyaret gelir durumuna göre mi belirlenmektedir?

    *Bakanlığınız sosyal yardım konusunu bir seçim faaliyeti olarak mı görmektedir?

    *Geçtiğimiz yıllarda konusu hane ziyareti ve sosyal yardım olan ziyaretler yapılmış mıdır?

    *Cumhurbaşkanı tarafından yazılan mektubun içeriğinde hangi konular yer almaktadır?

    *Belirtilen bu çalışmaya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma vakıfları, kaymakamlıklar, Aile ve Sosyal Hizmetler il müdürlükleri ve ilgili bakanlıklarda çalışan personellerin haricinde başka personel görevlendirilmesinin gerekçesi nedir, bir kişiyi görev tanımına uymayan bir işte çalıştırmak yasal mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • Bülbül’den Erdoğan’a: Alevilerin bir talebini karşıla ve de ki ‘Cemevi ibadethanedir’-VİDEO

    Bülbül’den Erdoğan’a: Alevilerin bir talebini karşıla ve de ki ‘Cemevi ibadethanedir’-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası dahilinde Hınıslı yurttaşlarla bir araya geldi. Bülbül yaptığı konuşmada iktidarı eleştirerek, “Erdoğan, ‘Alevilerin 8700 talebini aldık’ diyor. 8700 talebe gerek yok. Bir tanesini karşıla ve de ki ‘cemevi ibadethanedir’. Hadi Hodri meydan” dedi.

    Erzurum’un Hınıs ilçesine bağlı Dikili (Kilisedere) ve Kosan köylerinde ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası’ nın detayları anlatıldı.

    Yapılan köy ziyaretlerine HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, DBP PM üyesi Abdurrahman Sever, DAD Genel Sekreteri Bülent Felekoğlu, Karaçoban Belediyesi Eşbaşkanları ile HDP il ve ilçe yöneticileri katıldı.

    “TAYYİP ERDOĞAN’IN POLİTİKASI SAHTEDİR”

    Milletvekili Kemal Bülbül, yurttaşlara yaptığı konuşmada Alevi köylerine hizmet götürülmediğini belirterek, “Hepimiz yaralıyız. Neyin yarası? Ötekileştirmenin yarası, hizmet alamamanın yarası, tehdit almanın yarası, yoksulluğun, Alevilik nedeniyle tehdit ve şantaja maruz kalmanın, köylü olmanın yarası” dedi.

    Kemal Bülbül, “Bunlar sahtekar, günahkardır” diyerek AKP-MHP iktidarını şu sözlerle eleştirdi:

    “Toz topraktan geçilmiyor, köye bir hizmet yok, ondan sonra çıkıp ‘cemevinde siyaset olmaz’ diyorlar. Cemevinde siyaset olur ama cemevinde siyaset hakikat üzerinden olur. Aleviler, Kürt halkı ile sosyal demokratlar, sosyalistler, kadınlar, emekçiler, gençler, işsizler, yoksullarla beraber olursa haklarını da, kazanır daha eşit bir yaşama da sahip olurlar.
    Köylüde hayvancılık, üretim tükenmiş. Köyün yolu yok, işsizlik var, sağlık sorunu var. Peki ne olacak bu? Bunun çözümü için şöyle denebilir; bir kereliğine demişseniz bundan vazgeçin. ‘Bize şu hizmet gelecekti, bundan dolayı falan…’ Devlet olmanın ciddiyeti hizmeti şarta, oya bağlamakla olmaz. ‘Sen cici vatandaş olursan ben sana hizmet ederim. Olmazsan etmem’ gibi bir şeyle değil.

    “BİZ MAZLUMUZ”

    Biz kimseye zarar vermedik, vermeyiz de. Kimseyi tehdit edip, yolunu, suyunu, tarlasını yağmalayıp, hırsızlık da yapmadık. Ama hırsızlığa maruz kaldık. Ama köyümüz tehdit edildi. Katliama tabi tutulduk. Biz mazlumuz. Mazlumun talebi ibadet gibidir. Onurlu bir devlet olsa mazlumun yolunu ne yapar eder yapar ama onur yok.
    Bütçe yapılırken Alevilerden, Sünnilerden, bütün herkesten vergi alınıyor, peki bu vergiyi alırken şöyle deniyor mu ‘Sen Alevisin. Sen vergi verme’ deniliyor mu? Hayır. Peki bu vergiler tekrar geri gelirken ‘Sizin cemevine ihtiyacınız var. Size vergiden yardım yapacağız, yolunuz toprak; yolunuzu yapacağız’ deniyor mu? Denilmiyor. Bu muaviye soylu sahtekar siyaset, şöyle yapar; gelir der ki ‘Bize oy verin, size şunu vereceğiz.’

    “BUNLAR, HAKİKATE, ADALETE KARŞI SUÇ İŞLEMİŞTİR”

    Tayyip Erdoğan’ın politikası sahtedir. Bunlar sahtekar, günahkardır. Hakikate, adalete karşı suç işlemiştir bunlar. Kürt halkına, Alevi toplumuna, kadına, gençliğe karşı suç işlemiştir bunlar. Biz gittiğimiz yerde ‘Gelin hepiniz HDP’ye oy verin’ demiyoruz. Biz hakikati, yani daha büyük bir şey anlatıyoruz. O hakikat içerisinden aklınıza uyanı seçer alırsınız.
    Yas-ı Kerbela orucu yeni bitti. Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da Hüseyin Gazi Cemevine ve Hacıbektaş’a gitti. Hacıbektaş’tan tek bir kişi dahi katılmamış. Çevre illerden insanlar getirildi ve onlara hitap etti. Süleyman Soylu’nun adamları sizlere de gelmiştir. Sizler, cemevinin statüsünün kabul edilmesini istemişsinizdir ancak Tayyip Erdoğan, Hacıbektaş’ta diyor ki ‘Alevilerin bilmem kaç tane talebini aldık. Yedi bin bilmem kaç tanesini karşıladık. 8700 talebe gerek yok. Bir tanesini karşıla ve de ki ‘cemevi ibadethanedir.’ Hadi Hodri meydan. 8700’e gerek yok. İşte burada bir sahtekarlık var. Alevi fişlenmiştir. Ağzımızla kuş tutsak biz Aleviyiz ve suçluyuz!”

    PİRHA/ERZURUM

  • AABK Örgütlenme Sekreteri Çankaya: Cumhurbaşkanı Erdoğan Alevileri bölmek istiyor-VİDEO

    AABK Örgütlenme Sekreteri Çankaya: Cumhurbaşkanı Erdoğan Alevileri bölmek istiyor-VİDEO

    PİRHA-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alternatif Hacı Bektaş anma programına katılmasına tepki gösteren AABK Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, “Cemevlerine ‘cümbüş evi’ diyen ve Alevi inancını tanımayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alevilerin taleplerini yerine getirecekse eğer Alevi kurumlarının düzenlediği etkinliğe katılırdı, ancak kendisi Alevileri bölmek ve parçalamak istiyor” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Muharrem’in 10’uncu gününde Ankara Mamak’taki Hüseyin Gazi Cemevi’ne gerçekleştirdiği ziyaret sonrası tartışmalar devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son olarak Hacıbektaş’ta Alevi kurumlarına karşı alternatif düzenlenen Hacı Bektaş anma programına da katıldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın alternatif Hacı Bektaş anma programına katılmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜRKİYE’Yİ ALEVİSİZLEŞTİRMEK İSTİYOR”

    AABK Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Samimiyetsiz bir havası var” yorumunda bulundu. Mehmet Ali Çankaya, Erdoğan’ın cemevlerine ‘cümbüş evi’ demesini de hatırlatarak şu eleştiride bulundu:

    “Cumhurbaşkanının Alevilere şirin gözükmek ve Alevileri tanıyorum mesajı vermek için samimiyetsiz bir havası var. Hacı Bektaş’ı ziyaret ederek Alevilerin taleplerini karşılayacağına dair mesaj vermek için alternatif Hacı Bektaş anma etkinliklerine katıldı. Alevileri düşünüyor ve talepleri yerine getirecekse Alevi kurumlarının düzenlediği etkinliğe katılırdı, ancak kendisi Alevilerle görünmek istemiyor. Alevileri bölmek, parçalamak ve kendileriyle beraber hareket eden Alevilerle yol almak istiyor. Alevilerin devletin bu oyununa gelmemesi gerekiyor, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi Alevisizleştirmek, Alevi örgütlerini yok etmek ve cemevlerini ayrı ayrı inanç yeri olarak göstererek Alevilerin birlikte hareket etmemesi için elinden geleni yapıyor” dedi.

    Cihan BERK/PİRHA

  • Erdoğan: Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan

    Erdoğan: Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı adayı için Cumhur İttifakı adayının kendisi olduğunu resmen açıkladı. “Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan” ifadelerini kullanan Erdoğan, seçim tarihi için de Haziran 2023’ü işaret etti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir Gaziemir Fuar Alanı’ndaki AKP İl Danışma Toplantısı’nda konuştu.

    Erdoğan konuşmasında önümüzdeki seçimlerde Cumhur İttifakı’nın adayı olacağını resmen açıkladı.

    Erdoğan açıklamasında, “Bay Kemal’e diyorum ki artık kaçak dövüşmeyi bırak. Artık sürekli bahane üretmekten, lafla peynir gemisi yürütmekten vazgeç. Havaya bakıp ıslık çalarak bu iş olmaz. Adaylık meselesini daha fazla geçiştiremezsin. Seçim önümüzdeki yıl haziran ayının ortasında yapılacak. Kaçacak yerin yok Bay Kemal. İşte söylüyorum, Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Öker’in açtığı davada Erdoğan: Söylediklerim ifade özgürlüğü kapsamında!-VİDEO

    Öker’in açtığı davada Erdoğan: Söylediklerim ifade özgürlüğü kapsamında!-VİDEO

    PİRHA- AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker’in Cumhurbaşkanı hakkında açtığı 5 kuruşluk manevi tazminat davasına Recep Tayyip Erdoğan’dan savunma geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne atıfta bulunurken, Öker “Başkaları AİHM’de hak aradıklarında güya ‘Türkiye’yi kötülemek’ oluyormuş ama kendisi söz konusu olduğunda da oraya sığınıyor. Bu ne yaman bir çelişki” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında, Avrupa Alevi hareketini ve ‘Alisiz Alevilik’ söylemi ile kendisini hedef gösteren açıklamaları nedeniyle 2021 Aralık ayında manevi tazminat davası açtı.

    Söz konusu davaya ilişkin avukatları aracılığı ile savunma gönderen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. Maddesi üzerinden savunma yaptı. Erdoğan, savunmasında söz konusu maddenin birinci fıkrasındaki “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüntü alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar” ibarelerini aktararak davanın reddini talep etti.

    “BU NE YAMAN BİR ÇELİŞKİ!”

    AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker, son 6 yılda yaptığı konuşmalar gerekçe gösterilerek hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açılan 11 davayı hatırlattı.

    “Daha çok politik değerlendirmeler yaptım. Şahsına dönük hakaretler asla yer almadı. Dolayısıyla da ben de gördüğümüz zulümleri, baskıları eleştiren konuşmalar yaptım” diyen Öker, Erdoğan’ın savunmasına karşılık şunları söyledi:

    “Örneğin 30 yıl sonra Maraş’ta bir karanfil koyma sürecinde maruz kaldığımız baskılardan dolayı yaptığım bir konuşmadan ötürü ceza aldım. O konuşmamda ‘siz de bugünün Yezitliğini yapıyorsunuz’ ifadesi hakaret olarak kabul edildi. Sonrasında Suriye’ye yönelik savaş sürecinde Hatay’da yaptığım bir konuşmamda o dönem HDP Milletvekiliydim. Orada da Hitler faşizmi ile Suriye halkına yönelik mevcut politikaya benzetme yaparak konuştum. Bundan dolayı da ceza aldım. Yine İstanbul’da üçüncü köprüye ‘Yavuz Sultan Selim’ adını vermişlerdi. Ben de dedim ki ‘Başka isim mi yok? Hitler, Yahudiler için ne anlam ifade ediyorsa Yavuz Sultan Selim de Aleviler için aynı şeyi ifade ediyor’. Bundan dolayı da ceza aldım.
    En son 1 ay önce Siirt’te benim kurucu genel başkanlığını yaptığım konfederasyonumuza ağır suçlamalarda bulundu. ‘Bunlar işte Alman Devleti’ne ajanlık yapıyor’ ifadesinde bulundu. Güya biz para almışız gibi iddialarda bulundu. Ben de bunun üzerine kendisini mahkemeye vererek ‘Cumhurbaşkanı da olsanız sizin böyle sınırsız, herkese hakaret etme hakkınız yok’ dedim.

    “ŞİMDİ KENDİSİ AİHM’E SIĞINIYOR”

    Bilindiği gibi, kendisi ilk mağdur olduğu dönemlerde; siyaset yasağı aldığı dönemlerde soluğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde almıştı. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidip orada mağduriyeti giderecek kararlar alınmasına yönelik başvuru yapmada hiç sınır yok, fakat muhalif güçler Türkiye’de bir sonuç alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gittiğinde kıyameti koparıyor ‘Tanımıyorum, bizim için karşılıksızdır’ diyor. Şimdi bu kez açtığım dava karşısında mahkemeye yönelik savunmasında tekrar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) sığınmış. Yani bu ne yaman bir çelişki. Başkaları söz konusu olduğunda, hak aradıklarında o mücadele güya Türkiye’yi kötülemek oluyormuş ama kendisi söz konusu olduğunda da oraya sığınıyor.”

    Turgut Öker, yaşanan gelişme üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’deki insan hakları ihlalleri konusunda verdiği kararları da hatırlattı. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararlarının altını çizen Öker, şunları söyledi:

    “Mesela 2004’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürüp 2007’de kazandığımız ‘Hasan Zengin davası’ vardır. ‘Zorunlu din dersleri kalksın’ denilmişti ama şimdi bütün eğitimi dincileştirdiler. ‘Cemevlerinin ibadethane olsun yönünde’ de yine Avrupa’nın vermiş olduğu bir karar var ama bunlar hiç gündemlerinde yok. Ancak şimdi kendisi AİHM’e sığınıyor.
    Cumhurbaşkanı, kamuoyunu gerçekten Manipüle ediyor ve gerçekleri çarpıtıyor. Sanki Alman devleti bize özel hak veriyormuş gibi yalan bilgiler aktarıyor. Bizlerin Avrupa’da Toplamda 300 cemevi var ama Avrupa’daki cami sayısı Suudi Arabistan’dan daha fazla. Yani buradaki İslami kuruluşların orada elde ettiği haklar kat kat herkesten çok daha fazla. O kapsamda bizim de Aleviler olarak Avrupa’daki kazanımlarımızı normal anayasal ve herkesin elde ettiği haklar olarak değerlendirmiyor. Tersine toplumu, bize kışkırtmak amacıyla ve Alevi toplumunu ikiye bölmek amacıyla ‘Alisiz Aleviler, Alili Aleviler’ gibi saçmalıkları ileri sürerek toplumu bölmeye çalışıyor.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Öker: Somut deliller ile Erdoğan’ın, Alevi nefretini belgelemiş olacağız

    Öker: Somut deliller ile Erdoğan’ın, Alevi nefretini belgelemiş olacağız

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK ) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Alevi hareketi ve ‘Alisiz Alevilik’ söylemi ile kendisini hedef gösteren açıklamalarına karşı dava açmaya hazırlanıyor. PİRHA’ya konuşan Öker, “Erdoğan’ın kamuoyunu yanıltan, gerçek dışı bilgiler aktaran, Avrupa örgütlenmemize yönelik itibarsızlaştırma ve nefret söylemlerine karşı dava açacağım. İddia ettikleri şeyleri kendisinden tek tek ispatlamasını talep edeceğiz” dedi.

    AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dava açmaya hazırlanıyor. Öker, Avrupa Alevi hareketi ve şahsının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından hedef gösterildiğini ifade ederek “Erdoğan, Başbakanlığı döneminden Cumhurbaşkanlığı dönemine kadar defalarca Avrupa Alevi hareketine karşı gerçek dışı, temelsiz iddialarla kamuoyuna yanlış bilgiler aktardı” dedi.

    “NEFRET SÖYLEMLERİNE KARŞI DAVA AÇACAĞIM!”

    Turgut Öker, AABK başkanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açtığı 11 dava dosyasına işaret ederek “Erdoğan’ın genel iddiası, ‘Özellikle Almanya’da yeni bir din, Alisiz Alevilik icat ediliyor. Alman devleti bu kuruluşu finanse ediyor. Ne kadar olumsuz kavram varsa ard arda bunu kullandı. Bu iddia ettikleri şeylere dair mahkemelerde gerekli cevapları verdim. Kendisinin kamuoyunu yanıltan, gerçek dışı bilgiler aktaran, Avrupa örgütlenmemize yönelik itibarsızlaştırma ve nefret söylemlerine karşı dava açacağım. İddia ettikleri şeyleri kendisinden tek tek ispatlamasını talep edeceğiz” dedi.

    “ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNE NEFRET SAÇTIĞINI BELGELEMİŞ OLACAĞIZ”

    Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Avrupa Alevi örgütü 30 milyon Euro maddi destek alıyor” iddiasının temelsiz olduğunu ifade ederek İslami kuruluşların Alman hükümetinden aldığı rakamları da açıkladı. “Elimizde somut deliller var” diyen Öker, şu açıklamayı yaptı:

    2014, 2015 yıllarındaki söylemlerinden, Almanya’ya geldiği zaman verdiği demeçlerinden, benim adaylık dönemimdeki yaptığı mitinglerde yuhalatmalarına bakılır ise sadece adımı söylemiyor. En son CHP’den vekil adayı olduğumu belirten bir yanlış söylemi oldu. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) kurucu başkanlığını ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) da 13 yıl genel başkanlığını yaptım. Merkel hükümetinin resmi İslami kurumlara ve Alevilere 2014-2017 yıllarında sosyal çalışmaların desteklenmesi adı altında hangi kuruma ne kadar destek verdiğinin Almanca dokümanı elimizde bulunuyor. HDP Milletvekilimiz Zeynel Özen, önümüzdeki Salı günü gerçekleşecek oturumda bu bahsedilen finansal rakamları dile getirecek.

    2014-2017 yılları arasında İslami kuruluşların Alman hükümetinden almış oldukları maddi destek 8 milyon Euro’ya yakın. Erdoğan’ın 30 milyon Euro maddi destek alıyor dediği Avrupa Alevi örgütümüzün aldığı maddi destek ise 600 bin Euro. Elimizdeki somut deliller ile Erdoğan’ın Almanya Fonlanan Kurumlar gerçeklerini çarpıttığını ve bilinçli bir şekilde Alevi örgütlenmesine nefret saçtığını belgelemiş olacağız.”

    Berfin YILDIZ/İSTANBUL

    Almanya’da fonlanan dini kurumlar (pdf formatında indirebilirsiniz)

  • ‘Bizim tarihimiz, saraylara ve diktatörlere karşı direnişlerle doludur’

    ‘Bizim tarihimiz, saraylara ve diktatörlere karşı direnişlerle doludur’

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na dair söylediklerini eleştirerek “Alevilere kin kusmak AKP’li Tayyip Erdoğan’ın fıtratında var” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu hakkında söylediği sözlere eleştiriler büyüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada “Alevilere kin kusmak AKP’li Tayyip Erdoğan’ın fıtratında var” ifadeleri kullanıldı.

    “YOLDAŞIMIZI HEDEF GÖSTERMEK ALEVİLERE MEYDAN OKUMAKTIR”

    Yapılan açıklamada “Pir Sultan örgütlülüğü olarak, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yanındayız” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye’deki Alevilerin devletten destek istemediğini ifade eden Erdoğan, Avrupa örgütlülüğümüzün demokratik mücadelesi sayesinde Alman devletinin Aleviliği tanımasını sindiremediğini de itiraf etmiş oldu.

    Bizim inancımızda Hz. Ali’nin yerini sorgulamak kimsenin haddi değildir!

    ‘Alisiz Alevilik’ diye bir söyleme sarılan Tayyip Erdoğan, biz Alevileri, etrafına topladığı cemaatlerle karıştırmaması gerektiğini hala öğrenememiş. Zira bizim tarihimiz saraylara, saltanatlara ve diktatörlere karşı direnişlerle doludur. Herhangi bir yoldaşımızı hedef göstermek tüm Alevilere meydan okumaktır.

    Tayyip Erdoğan; ‘Karacaahmet dergâhını yıkamadım içimde uktedir’ diyen kişidir. Tayyip Erdoğan, Madımak davasının zamanaşımına uğratılmasına ‘hayırlı olsun’ demiş, katil Ahmet Turan Kılıç’ı affetmiştir. AİHM kararlarına rağmen zorunlu din derslerini dayatan kişidir. Avrupa örgütlenmemizin kazanımlarını hazmedemeyip, sözde Alevi güzellemesi yapan Erdoğan, her zamanki gibi Alevilere karşı samimiyetsizdir, güven vermemektedir.

    Cumhurbaşkanlığı yaptığı ülkede, bir tane Alevi vali, ordu komutanı, rektör, bakan yokken, tüm kamu kurumları cemaatlere teslim edilmişken, Alevilikten dem vurmak tamda AKP aklıdır. 20 yıllık iktidarı döneminde her fırsatta Alevilere yönelik nefret söylemini kullananlar, kapılarımız işaretlenirken sessiz kalanların samimiyetine elbette ki güvenmiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gergerlioğlu Soylu’ya sordu: ‘Kürdistan’ kelimesi yasak mıdır?

    Gergerlioğlu Soylu’ya sordu: ‘Kürdistan’ kelimesi yasak mıdır?

    PİRHA- Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Cemil Taşkesen adlı yurttaşın, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le yaptığı konuşmada “Kürdistan” demesi sebebiyle gözaltına alınmasını Meclis gündemine taşıdı. 

    Siirt’te esnaf ziyaretinde Meral Akşener’le sohbet eden Cemil Taşkesen adlı esnaf, “Dilimiz inkar ediliyor, kimliğimiz inkar ediliyor, Kürdistan inkar ediliyor. Biz buna karşıyız. Şu an sizin bulunduğunuz yer Kürdistan’dır ama ne yazık ki Meclis’te bu Kürdistan inkâr ediliyor” ifadelerini kullanmıştı.

    Esnaf Cemil Taşkesen adlı yurttaş, bu sözleri sebebiyle gözaltına alınarak hakkında “Terör Örgütü Propagandası” yapmak suçlaması ile soruşturma başlatıldı.

    “KÜRDİSTAN KELİMESİ YASAK MIDIR?”

    Cemil Taşkesen’in gözaltına alınmasını Meclis gündemine taşıyan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    *Esnaf Cemil Taşkesen’in Meral Akşener ile konuşmasında ‘Kürdistan’ ifadesini kullandığı için gözaltına alındığı iddiası doğru mudur?

    *Bu iddia doğruysa ‘Kürdistan’ kelimesi yasak mıdır? Eğer yasaksa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Kürdistan’ dediği ifadeleri sosyal medyada dolaşırken sadece Cumhurbaşkanı için mi serbesttir?

    *Bu gözaltının Meral Akşener’in Kürtlerin yoğunlukta yaşadıkları bölgelere gitmesinin önüne geçmek için olduğu iddiası doğru mudur? Eğer bu iddia doğruysa olayla ilgili görevi kötüye kullanan kolluk güçleri hakkında soruşturma açılmış mıdır?

    *Muhalefetin Kürtlerin yoğunlukta yaşadıkları bölgelere gitmemesi için bu gözaltının yapıldığı iddiası doğruysa başka siyasetçi ya da siyasi parti liderleri bölgeye gittiklerinde aynı uygulama yapılacak mıdır?

    *Esnaf Cemil Taşkesen’in gözaltına alınıp evinin aranmasına kadar bütün detayların videosunun paylaşılmasındaki sebep nedir? Bu görüntülerin servis edilmesi ile kime ya da kimlere mesaj verilmek istenmektedir?

    *Cumhuriyet Bayramı’nda devletin yurttaşını daha iyi anlamak onun sorunlarına çözüm üretmek için uğraşması gerekirken ekonomik krizde bir esnafa bu muamelenin yapılmasından hükümet üyelerinden rahatsızlık duyan olmuş mudur?

    *Coğrafi bölge ifade eden ‘Kürdistan’ kelimesini kullanan yurttaşa gözaltı yapıldıktan sonra ‘Trakya’ ‘Anadolu’ ‘Mezopotamya’ gibi yine coğrafya belirten kelimeleri kullanan yurttaşlara da bu şekilde gözaltılar olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Kanal İstanbul projesi nedir? İMO Başkanı Taner Yüzgeç tek cümleyle özetledi

    Kanal İstanbul projesi nedir? İMO Başkanı Taner Yüzgeç tek cümleyle özetledi

    PİRHA-İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç, Kanal İstanbul projesini değerlendirerek “Amacını tam olarak anlamadığımız Kanal İstanbul projesi çevre, kentleşme, su kaynakları, ulaşım, sit alanları, ekonomi, uluslararası hukuk, dış politika, güvenlik gibi konular bağlamında bütüncül değerlendirmeler dahilinde, bilgi ve akıl süzgecinden geçirilerek yapılmış bir proje değil” dedi. 

    AKP İktidarının uzun bir süredir yapımı konusunda ısrar ettiği Kanal İstanbul projesi tam olarak nasıl bir ihtiyacı karşılayacak, detaylarını uzmanlara sorduk.

    Karadeniz’den Marmara Denizi’ne uzanması tasarlanan su yolu projesini ilk olarak 2011 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan açıklandı. Tartışmalı proje için ilk ihale ise 26 Mart 2020’de yapıldı.

    Kanal İstanbul projesine benzer öneriler, geçtiğimiz yıllarda da gündeme gelmişti. İstanbul’un batısında bir kanal projesi ilk kez TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisinde Ağustos 1990 tarihinde yayınlanan bir makalede önerilmişti.

    Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 1994 yılında Bülent Ecevit de İstanbul’un Avrupa yakasında Karadeniz’le Marmara arasında bir kanal açılmasını önermişti. Nitekim o öneri “Boğaz ve DSP’nin Kanal Projesi” ismiyle DSP’nin seçim propagandalarında da yer bulmuştu.

    KANAL İSTANBUL İLE AMAÇLANAN NE?

    Peki Recep Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle “çılgın proje” olarak basına yansıyan ve 2027’de tamamlanması planlanan Kanal İstanbul’un amacı ne?

    İktidar cephesi, asıl amaçlananın gemi trafiğinin azaltılması olarak cevap veriyor. Karadeniz’den Marmara Denizi’ne geçişin hızlı, güvenli ve ekonomik olarak da gelir sağlamasını amaçlıyor.

    Kanalın uzunluğu 40 ila 45 km; genişliğinin ise 150 m olması planlanıyor. Böylelikle İstanbul’da iki yeni yarımada ve bir de ada oluşacak. Projenin toplam maliyetinin ise 118 milyar lirayı bulacağı tahmin edilmekte.

    “AMACININ NE OLDUĞUNU ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL”

    İstanbul’un bir bütün olarak değişimine yol açacak projeye dair bilim insanları ne yorum yapıyor; İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç ile konuştuk.

    Kanal İstanbul projesini tek cümle ile özetleyen Yüzgeç “Amacını tam olarak anlamadığımız Kanal İstanbul projesi çevre, kentleşme, su kaynakları, ulaşım, sit alanları, ekonomi, uluslararası hukuk, dış politika, güvenlik gibi konular bağlamında bütüncül değerlendirmeler dahilinde, bilgi ve akıl süzgecinden geçirilerek yapılmış bir proje değil. Toplumumuza herhangi bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum” yorumunda bulundu.

    Kanal İstanbul’a benzer Süveyş ve Panama kanallarını hatırlatmamız üzerine İMO Başkanı Taner Yüzgeç, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Kanal İstanbul ile Süveyş ve Panama kanallarının benzerliği sadece inşa süreci. Bahsettiğiniz iki kanalın somut bir amacı var. Onu da en basit haliyle ifade etmek gerekirse ticari anlamda tasarruf sağlamak amacıyla kat edilen yolu kısaltmak. Yani daha kolay ve ucuz bir şekilde ulaşımı sağlamak. Ancak Kanal İstanbul projesinde böyle bir amaçtan bahsetmek mümkün değil. Çünkü boğaza paralel yapılacak bir projeden bahsediyoruz. Üstelik Kanal İstanbul’un raporlara yansıyan fiziksel özelliklerini incelediğimizde, İstanbul Boğazından taşımacılık ve ekonomik açıdan daha dezavantajlı olduğunu görüyoruz. Açıkçası açıklanan gerekçeler göz önüne alındığında amacının ne olduğunu tam olarak anlamak mümkün değil. Amacını tam olarak anlamadığımız Kanal İstanbul projesi çevre, kentleşme, su kaynakları, ulaşım, tarihi alanlar, sit alanları, ekonomi, uluslararası hukuk, dış politika, güvenlik gibi konular bağlamında bütüncül değerlendirmeler dahilinde, bilgi ve akıl süzgecinden geçirilerek yapılmış bir proje değil. Dolayısı ile toplumumuza herhangi bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum.”

    “BİLİMSEL BİR AÇIKLAMASI YOK”

    İMO Başkanı Taner Yüzgeç’e “Süveyş Kanalı, gemileri Afrika kıtasını dolaşmaktan, Panama Kanalı ise Güney Amerika kıtasını dolaşmaktan kurtarıyor. Kanal İstanbul’un İstanbul Boğazı’na paralel olduğunu düşünürsek neden böyle bir proje” sorusunu da yönelttik. Taner Yüzgeç, meslek odaları olarak, benzer soruların defalarca kez iktidara sorulduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Ancak ne iktidardan ne de ilgili kamu kuruluşlarından kamuoyunu tatmin edici izahatlar yapılmadı. İktidar tarafından bu tartışma teknik ve bilimsel verilerle değil, toplum daha çok kutuplaştırıcı bir dille yönetilmeye çalışılıyor. İktidarın 2011 yılında çılgın proje olarak tanıttığı Kanal İstanbul’un ayakları yere sağlam basan bilimsel bir açıklaması yok. Kamuoyunda Kanal İstanbul üzerine yapılan mühendislik harici diğer tartışmaları değerlendirdiğimiz zaman; hem siyasal hem ekonomi hem güvenlik hem de çevresel etkileri itibariyle toplumun her kesimi tarafından ağır eleştiriler getirildiğini, yurttaşlar tarafından kabul edilmediğini görüyoruz.”

    TEK FAYDASI İNŞAAT SÜRECİNDE YARATACAĞI İSTİHDAM!

    Taner Yüzgeç’ten, Kanal İstanbul projesinin az da olsa topluma ne gibi fayda getireceğinin cevabını da aldık. Yüzgeç, “Kanal İstanbul bir ulaşım ve kentleşme projesi değildir” diyerek “Afet riski altında bulunan İstanbul için riski ve kaosu ciddi oranda artırmaktadır. Yapılacağı bölge itibariyle Ülkemizin doğal varlıklarına zarar vereceği aşikardır. Sadece kanal yapım aşamasında inşaat sürecinde istihdam yaratabilir. Elbette bu istihdam bize kaybettirecekleri ile kıyas bile edilemez.”

    Yüzgeç, söz konusu projenin hiçbir şekilde ülke ekonomisine katkı sağlamayacağını vurgulayarak sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “ÇED raporuna göre tahmini trafik hacmi 2071 yılı için 86.000 olarak ön görülmüş. Ancak bu öngörünün de ne kadar bilimsel olduğu tartışma konusu. Çünkü İstanbul boğazı için trafik hacimleri incelendiğinde 2006 için 55.000, 2017 için 42.000, 2020 için ise 40.000 rakamlarını görüyoruz. Yani Boğazdaki trafik hacminde düşüş potansiyeli görünürken Kanal İstanbul projeksiyonunda 2071 için 86.000 rakamını görüyoruz. Bu projeksiyonun hangi bilimsel yöntemle yapıldığını da açıkçası çok merak ediyoruz. Üstelik bu tahminleri doğru kabul etsek bile artı bir ekonomik girdi pek mümkün değil.”

    “MAALESEF CİDDİYETTEN UZAK BİR PROJE”

    Gemi trafiği ve kazalar nedeniyle deniz sularının ciddi oranda kirlenmesi meselesi de bir diğer kaygı konusu. Açılacak yeni kanalın kaza ihtimalini ortadan kaldıracağı söylentilerine de cevap veren Taner Yüzgeç, “Bu tespitin bilimsel bir çalışmaya dayanmadığı, kanal ihtiyacını açıklama çabasının bir sonucu olarak, sübjektif bir değerlendirme olduğu kanaatindeyim. Kaza ihtimali gibi geleceğe yönelik öngörüler bu aşamada kesinlikle belirlenemez. Gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    İMO Başkanı, İstanbul’da beklenen ortalama 7.5 şiddetindeki depreme de işaret ederek Kanal İstanbul’un ne gibi tehlikelere yol açacağına ise şu sözlerle açıklık getirdi:

    “Kanal İstanbul Kuzey Anadolu fayının Marmara Denizine uzantısının 11 km yakınında yer almakta. Bu nedenle, kanalın kendi yapısı ve Kanal İstanbul kapsamındaki, karayolu, demiryolu geçiş köprüleri, demiryolu, metro, altyapı tünelleri gibi geçiş tünelleri, altyapı geçiş yapıları, kıyı-deniz yapıları gibi mühendislik yapılarının deprem riskleri açısından konuyu ele almak gereklidir.

    Ana kanalın Marmara Denizi ile Sazlıdere barajı arasındaki yaklaşık 16 km’lik güney kısmındaki zemin yapısının depremde yüksek sıvılaşma potansiyeli göstermesi deprem hasarı açısından bu projenin en kritik risk unsurunu oluşturmaktadır. Genel zemin mekaniği kuramları ile değerlendirilemeyen bu zemin yapısının iyileştirilmesi için ÇED raporunda sunulan öneriler, uygulanabilirliği ve maliyetleri nedeniyle maalesef ciddiyetten uzaktır.

    Konuya afet yönetimi açısından baktığımızda, deprem riski çok yüksek olan İstanbul’un, mevcut durumda bile deprem toplanma alanları, ulaşım güzergâhları yok edilmişken, bir de ikiye bölünmesi, afet müdahale olanaklarının karşısında büyük bir engel oluşturacaktır.

    Diğer taraftan afeti engellemenin pek çok yöntemlerinden biri de kentsel yoğunluğu azaltıp kenti dönüştürmektir. Bunun aksine Kanal İstanbul projesi ile kentin nüfusuna yaklaşık 8 milyon ilave olacağı, İstanbul nüfusunun 25 milyon, Trakya nüfusunun ise İstanbul dahil 40 milyonu bulacağı hesaplanmaktadır. Canavarlaşmış bu şehri rahatlatmak, afete yenik düşmesini engellemek için, yumuşak bir geçişle risk altında olan alanların tahliye edilmesi ve hızlıca dönüştürülmesi düşünülürken, bu oranda nüfus artışı, var olan ulaşım, alt yapı gibi problemleri katlayarak arttıracaktır.”

    “BİR AN ÖNCE VAZGEÇİLSİN!”

    Taner Yüzgeç, Mart 2021’de Süveyş Kanalında tıkanmaya yol açan gemi kazasına da değinerek benzer bir tehlikenin Kanal İstanbul’da da yaşanabileceğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Süveyş Kanalı yaklaşık 300 metre genişliğe ve 24 metre derinliğe sahip bir kanal. Kanal İstanbul’da genişlik 275 ile 440 metre arasında, derinlik ise 20,75 metre olarak planlanıyor. Yani benzer özelliklere sahip diyebiliriz. İstanbul Boğazının ise genişliği 700 ile 3500 metre ve derinliği ise 30 ile 100 metre arasında. Yani fiziksel olarak Kanal İstanbul, boğaza göre daha dar ve teknik olarak da sıkıntılı bir kanal olacak.

    “Kanal İstanbul projesi iktidarın zorlamaya dayalı gerçek ihtiyaç ve bilimsel tespitlerin dışında siyasi ve ticari ranta dayalı bir politika olarak gündeme getirildiğini düşünüyorum. İstanbul’a, kamusal varlıklarımıza ve ülkemizin geleceğine sahip çıkıyoruz. Kanal İstanbul projesinden bir an önce vazgeçilmesi için yetkilileri göreve çağırıyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Kabine toplantısından 2 haftalık kısmi kapanma kararı!

    Kabine toplantısından 2 haftalık kısmi kapanma kararı!

    PİRHA-Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yapılan kabine toplantısı ardından yeni kararlar açıklandı. Alınacak tedbirler kapsamında Ramazan ayının ilk 2 haftasında kısmi kapanmaya geçilecek.

    Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sona erdi. 2 saat 45 dakika süren Kabine Toplantısı sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, pandemi tedbirleri kapsamında 2 haftalık tam kapanma kararı aldıklarını açıkladı.

    “TEDBİRLERİ SIKILAŞTIRMAYA MECBUR KALIYORUZ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması şu şekilde:

    “Salgının ülkemizi etkilediği ilk günden itibaren işleri aksayanların yanında yer alıyor, onları destekliyoruz.

    Niğde, Eskişehir ve Ankara’da son 3 günde yaklaşık 7 bin 500 ton patates ve kuru soğan alınarak 15 ilimize sevk edilmiştir. Satın alma ve dağıtım işlemleri önümüzdeki günlerde de sürecektir.

    Aşılamada toplam 19 milyonu bulan rakamımızla dünyada ilk sıralarda yer alıyoruz. Ancak vaka ve vefat sayılarımız artış gösterdiği durumlarda tedbirleri sıkılaştırmaya mecbur kalıyoruz.

    Son dönemde büyükşehirlerde artan vaka ve vefat sayıları bizi tedbirleri yeniden sıkılaştırmaya yönlendirdi. Bu gidişata seyirci kalamazdık.

    2 HAFTALIK KISMİ KAPANMA

    Ramazan ayının ilk 2 haftasında tedbirleri sıkılaştırarak kısmi kapanma uygulamasına geçiyoruz. Amacımız bu iki haftalık sürede vaka ve vefat sayılarında düşüş sağlamaktır. Bu dönemde beklediğimiz oranda iyileşme olmazsa devamında çok daha sert uygulamaların gelmesi kaçınılmaz hale gelecektir.

    Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması sürecek. Hafta içi sokağa çıkma sınırlamasının saatleri akşam 19.00 ve sabah 05.00 olarak güncellenmiştir.

    Sokağa çıkma saatlerinde zorunlu haller dışında şehirler arası seyahatlere izin verilmeyecektir. 65 yaş üstü ve 18 yaş altının şehir içi toplu taşıma araçlarını kullanma sınırlamasını yeniden getiriyoruz.

    Dönüşümlü ve esnek mesai yeniden yaygınlaştırılacak.

    8. ve 12. sınıflar ile okul öncesi eğitim kurumları dışındaki tüm kademeler uzaktan eğitimle faaliyetlerini sürdürecektir.

    Kamuda saat 16.00’da bitecek şekilde dönüşümlü ve esnek mesai yeniden yaygınlaştırılacak.

    PİRHA/ANKARA

  • Veli Ağbaba: 43 kişi nerede? Malatya Valiliği, İçişleri Bakanlığı nerede?-VİDEO

    Veli Ağbaba: 43 kişi nerede? Malatya Valiliği, İçişleri Bakanlığı nerede?-VİDEO

    PİRHA-CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, AKP’li belediyenin Almanya’ya gönderdiği 43 kişinin geri dönmemesi olayını gündeme getirdi. Veli Ağbaba Yeşilyurt Belediyesi, belediye imkânlarını kullanarak 43 kişiyi yurtdışına kaçırdı” dedi. Ağbaba, hazinede kaybolan 128 milyar dolar hakkında da “Recep ayrı Tayyip ayrı Erdoğan ayrı açıklama yapıyor” ifadelerini kullandı.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP Malatya İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Yeşilyurt Belediye Meclis üyeleriyle ortak basın toplantısı düzenleyen Ağbaba, Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nin belediye imkânlarını kullanarak 43 kişiyi Almanya’ya iltica ettirdiğini söyleyerek “43 kişi nerede, Vali nerede, İçişleri Bakanı nerede?” diye sordu.

    “43 KİŞİYİ KAÇIRDINIZ MI?”

    Basın toplantısında söz alan CHP Yeşilyurt Belediye Meclis Grup Başkanvekili Günnur Tabel “Yeşilyurt Belediyesi geçtiğimiz yıl Şubat ayında iki belediye başkan yardımcısının Almanya’ya Kişisel Gelişim Dünyası Derneği’yle beraber gideceğini ve orada bir proje kapsamında teknik bir gezi yapılacağı kararını aldı. Belediye Başkanımız daha sonra dernekle bir protokol imzalıyor, hizmet pasaportu çıkarılıyor. Yurtdışına 45 kişiyle gidiliyor; ancak yalnızca iki belediye başkan yardımcısı geri dönüyor, diğer 43 kişi dönmüyor. Biz bunu Başkana sorduğumuzda hiçbir açıklama yapılmadı. Eğer bir belge varsa önümüzdeki ay size yazılı yanıt veririz denildi. Biz soruyoruz, bu protokolün içeriği nedir, bu kişiler kimlerdir, bunları kaçırdınız mı?” dedi.

    “BELEDİYE, İMKÂNLARINI KULLANARAK 43 KİŞİYİ YURTDIŞINA KAÇIRDI!

    CHP’li Ağbaba da, Yeşilyurt Belediyesinin suç işleyerek insanları yurtdışına kaçmasına aracılık ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “CHP Yeşilyurt Belediye Meclis üyelerimiz bir soru önergesi vererek 43 kişi nerede diye sordular. Belediye Başkanı Mehmet Çınar, sanki babasının çiftliği gibi belediye yönetiyor, bu sorulara cevap vermiyor. Tam 7 ay geçti bu konunun üzerinden. 7 aydır kamuoyundan gizlenen bir olay. Ortada bir suç var. Eğer belediye meclisi olmasaydı bu olay ortaya çıkmazdı. 43 kişiyi neden Almanya’ya gönderdi? Bunun içinde para var mı? Bu araştırılsın. İşin içerisinde mutlaka para var, örgüt bağlantısı var. Bu kişiler FETÖ’cü mü? Bunun da aydınlatılması lazım.

    YEDİ YAŞINDAKİ ÇOCUĞUN SOSYAL MEDYASINI TAKİP EDEN İÇİŞLERİ BAKANLIĞI NEREDE?

    Yeşilyurt Belediyesi AK Parti’nin çiftliği gibi yönetiliyor. 43 insanın yurtdışına iltica etmesine aracılık yapıyor. Belediyeye temizlik görevlisi alırken yakınlarına bakıyorsun, akrabalarına bakıyorsun, AK Parti’ye üye mi diye bakıyorsun. Ortada ciddi bir suç var. Dernek başkanı bu insanları tanımıyorsa niye üye yaptı. Belediye Meclisi üyelerimiz bu konuyu gündeme getirmeseydi üç maymunu oynamaya devam edeceklerdi. 43 kişi nerede? Malatya Valiliği nerede? Yedi yaşındaki çocuğun sosyal medyasını takip eden İçişleri Bakanlığı nerede? Önümüzdeki günlerde TBMM’de de bu konuyu gündeme getireceğiz.

    AYIBI ORTAYA ÇIKARAN CHP’Lİ ÜYELERİN SAYISI DÜŞÜRÜLDÜ!

    “Belediye Başkanı hem suçlu hem güçlü. Ama CHP Belediye Meclis üyelerinin sayılarını düşürüyorlar. CHP’li belediye meclis üyeleri senin ayıbını ortaya çıkarmış ama bunlar bizim üyelerimizin komisyondaki sayımızı düşürüyor. Daha önce beş olan komisyon üye sayısı dörde düşürülüyor. Yazıklar olsun sana ey Başkan. Sizin ipliğinizi pazara çıkaracağız. Savcıları da göreve davet ediyoruz. Yarın belediye meclis üyelerimiz de suç duyurusunda bulunacak. Biz de bu işin peşini bırakmayacağız.”

    “RECEP AYRI TAYYİP AYRI ERDOĞAN AYRI AÇIKLAMA YAPIYOR!”

    Milletvekili Veli Ağbaba, 128 milyar dolar tartışmasına da değindi. Konu ile ilgili “üç farklı açıklama var” diyen Ağbaba şunları söyledi:

    “Bu açıklamalarından birini Recep yapmış, diğerini Tayyip yapmış, bir diğerini de Erdoğan yapmış. Recep’in yaptığı birinci açıklamada ‘Döviz rezervi 132 milyar dolara kadar çıktı. Ondan sonra bir düşüşle 95’e indik. Biz yeniden 132’ye de çıkarız 200’e de çıkarız’ deniyor. Tayyip ise ikinci açıklamasında ‘Salgın bahanesiyle yeni bir finansal dalgalanma oluşturmak isteyenlere, elimizdeki tüm araçları kullanarak fırsat vermedik. Kılıçdaroğlu’nun sürekli sorduğu dövizlerin önemli bir bölümü işte bu mücadelede kullanılmıştır’ diyor. Erdoğan en son ne diyor ‘Tutturmuşlar şu kadar para nerede? Bu para Merkez Bankası’nda. Kaybolan bir şey yok. Kayıp varsa bunlar sizdedir. 135 milyar dolara kadar döviz rezervimiz çıktı. Şu anda da yine döviz rezervimiz kendini toparlamaya başladı’. Yani 128 milyar dolar ile ilgili üç farklı açıklama var. Birini Recep, diğerini Tayyip, diğerini de Erdoğan söylemiş.”

    PİRHA/MALATYA

  • Kılıçdaroğlu: Esnafı batıran adam Erdoğan-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Esnafı batıran adam Erdoğan-VİDEO

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, haftalık Meclis Grup toplantısında iktidara yüklenerek “Esnafı batıran adam, Recep Tayyip Erdoğan” dedi.

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 2021 ilk TBMM grup toplantısında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine yönelttiği “adamcağız” ifadesine “Esnafı batıran adam” diyerek yanıt veren Kılıçdaroğlu, “Bu ara bir de adam tartışması çıktı. Bu kadar zavallılığı, acizciliği hiç görmedim ama ben sana ‘adam’ diyorsam bir şey söyleyeyim: Esnafı batıran adam, Recep Tayyip Erdoğan” dedi.

    “DOLARIN ÖNÜNDE SECDE EDEN İNSANLAR”

    Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan için ‘Hortumcu’ diyerek şunları söyledi:

    “Devletin arazisine nasıl peşkeş çekilir bunu en iyi bilenlerden birisi. Ama vatandaşın sorununa çözüm… Bunu bilemez. 19 yılda hangi sorununuzu çözdüler? Ama kendi sorunlarını çözdüler. Paraları azdı, dolar milyarderi oldular; yandaşlarını beslemeleri gerekiyordu, çeteleri oluşturdular. Dolar bazında ihaleler oluşturdular. Ne yerli ne millisi? Doların önünde secde eden insanlar, yerli milli olur mu? Allah’ın izniyle bu firavunları göndereceğiz. Göndermek bizim boynumuzun borcu”

    “BUNLARDA VİCDAN, DİN, İMAN VAR MI?”

    Kılıçdaroğlu, eğitim ve ekonomi konusunda iktidarı adeta topa tutarak şu konuşmayı yaptı:

    “Esnafı batıran adam, Recep Tayyip Erdoğan. Yüzde 100 doğdu. Esnafı sen batırdın. Herkes bunu bilmeli. Biz zaman zaman gazetelerde ve televizyonlarda yer alan fotoğrafları kullanıyoruz. Pazar artıklarından, çöp konteynırlarından yiyecek toplayan babalar anneler… Adamın dünyadan haberi yok. Fotoğrafı ben çekmiyorum. Kaldı ki pazar artıklarından bir şeyler toplayanları herkes görüyor. Sevgili Erdoğan, sen de gez, pazar artıklarının nasıl toplandığını sen de gör. Gelebilirsen. Gelebilir mi? Gelemez. Saray sosyetesinin, beslemelerinin işleri tıkırında. Erdoğan’a ve AK Partili kardeşlerime sormak isterim: Günde 47 lirayla 4 5 kişilik bir aile nasıl geçinir? Beş yerden ayrı ayrı maaşı var. Bunlarda ahlak, vicdan, din, iman var mı? Saray sosyetesi oturuyorsunuz, ahkam kesiyorsunuz.”

    “DOLARIN ÖNÜNDE SECDE EDENLER, YERLİ MİLLİ OLUR MU?”

    “İstedikleri bütçeyi yaptılar, istediklerine vergi teşviki verdiler, istedikleri kadar çok saraylarda oturdular. Biz ‘yaptığınız yanlış’ dedik. Fakirin fukaranın hakkını savunmak ne zamandan beri suç olmaya başladı? Firavunların iktidarı bu iktidar. Kibirlilerin iktidarı bu iktidar. Biz hep beraber bu ülkenin insanları olarak fakirin fukaranın hakkını koruyacağız firavunlara yol göründüğünü göstereceğiz. Biz ‘yanlış yapıyorsunuz’ dedikçe, koro halinde üstümüze saldırıyorlar. 19 yıldır istediklerini yaptılar, 19 yılın sonunda hangi sorununuzu çözdüler. Ama kendi sorunlarını çözdüler paraları azdı, dolar milyarderi oldular yandaşlarını beslemeleri gerekiyordu, çeteleri oluşturdular. Dolar bazında ihaleler oluşturdular. Ne yerli ne millisi? Doların önünde secde eden insanlar, yerli milli olur mu? Her şeyi ithal edeceksin, ‘yerliyim, milliyim’ diyeceksin. Haydi canım. Bir tek şu sorunu çözdüm diyemezler.”

    “BU FİRAVUNLARI GÖNDERECEĞİZ”

    “Eğitim sorununu çözdüler mi? 21. yüzyılın Türkiye’sinde 3 milyon 75 bin çocuk internete giremiyor. Paraları var biliyoruz. Hala İstanbul dahil, birleştirilmiş sınıflar var. Bir öğretmen üç ayrı sınıfa ders veriyor. 21. yüzyılın Türkiye’sinden söz ediyorum. Çağrı yaptım: Yeni dersliklere ihtiyaç var, bize sadece arsa gösterin, okul yapacağız ve teslim edeceğiz. Ona bile sırtlarını döndüler. Sen koskoca devleti yönetiyorsun, okul yapamıyorsun, yapamıyorsan ben yapayım, belediyelerimiz yapacak. Bunu bile yapmadılar. Kibir yüzünden. Allah’ın izniyle bu firavunları göndereceğiz. Göndermek bizim boynumuzun borcu.

    Esnafın hali felaket. Saray bunun farkında mı? Değil. Açlık diye bir şey yok ama sarayın dışında var. Bir devleti yöneten kişiyi düşünün, sarayın dışına çıkamıyor. O görev bize düşüyor, biz yapacağız o görevi. İşsizlik bütün kötülüklerin anası işsizliktir.

    Erdoğan, açıklama yapıyor, ‘kapanan falan yok’ diyor. Saraydan bakınca sarayın bütün odaları açık. Sarayda bütün lüks, şatafat var. Dükkanlar kapalı. Hiç değilse Esnaf ve Sanatkârlar Sicil Gazetesi var. Hani biz çıkarsak CHP çıkardı derler. 99 bin 588 esnaf, meslekten ve sicilden terkini istemiş. Erdoğan ne diyor, nereden çıkardınız diyor. Böyle bir insan devleti yönetemez. Firavunlar halkının içinde bulunduğu durumu asla göz önünde bulundurmazlar. Kibirleri vardır, vatandaşı hakir görürler, ezilmesi gereken insanlar olarak görürler. Bu firavun düzeninden milletimizi kurtaracağız. Dükkanları kapatıyorsun, miting yapıyorsun açık. Kahveciye gelince kapat, lokantacıyla gelince kapat, miting serbest. Uludağ’da eğlenme tamamen serbest. Fakir fukaranın gelir edeceği dükkân kapalı.”

    “HORTUMCULUK KONUSUNDA KİMSE ELİNE SU DÖKEMEZ”

    “Erdoğan devlet nasıl yönetilir, hangi kurallarla yönetilir bilmiyor. Erdoğan acaba mazot fiyatını, ilaç fiyatını biliyor mu? Bunların tamamı dövize bağlı? ‘Dövizle vatandaşın ne ilgisi var’ diyorlar. Döviz yükselince bunlar yükseliyor. Ekonomiyi bilmiyor. Kişisel olarak nasıl para kazanılır biliyor. Hortumculuk konusunda kimse eline su dökemez. Devletin arazisine nasıl peşkeş çekilir bunu en iyi bilenlerden birisi. Ama vatandaşın sorununa çözüm bunu bilemez.

    Çiftçiyi batıran adam Recep Tayyip Erdoğan. Kime hizmet ediyor, paralar kime gidiyor. Sarayı anladık, sarayın beslemelerini de anladık, bir de başkaları var. ‘Yüksek faize karşıyım’ diyor, indir, elinden tutan mı var? Londra’daki tefeciler ‘indirme’ diyor. Karşıyım.’ Karşıysan çık, indir. Sen devleti yönetmiyor musunuz? İndir kardeşim. Sıfır yap. Dünya piyasalarında faizin on kat fazlasıyla ödeyerek borç alıyoruz. Demek ki Erdoğan, Londra’daki bir avuç tefeciye çalışıyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kılıçdaroğlu: Erdoğan hakkında 1 paralık dava açıyorum-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Erdoğan hakkında 1 paralık dava açıyorum-VİDEO

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için kullandığı “sözde cumhurbaşkanı” ifadesine gelen tepkiler üzerine “Sen Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal etmişsin. Erdoğan hakkında 1 paralık dava açıyorum, çünkü ederi o” dedi.

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Meclisi toplantısında yaptığı konuşmada Recep Tayyip Erdoğan’a yüklendi.

    “Sahtekarlığa prim veren bir adam Cumhurbaşkanı olabilir mi?” diye soran Kılıçdaroğlu “Sana ‘Cumhurbaşkanı’ demek hata. Sen AK Parti’nin Genel Başkanı’sın. Senin için namus ve şeref hangi anlama geliyor” diye sordu.

    Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

    “ERDOĞAN HAKKINDA 1 PARALIK DAVA AÇIYORUM, ÇÜNKÜ EDERİ O”

    “Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zat, ‘sözde cumhurbaşkanı’ dedim diye çok alınmış. Bremen Mızıkacıları gibi çıktılar, herkes saldırıyor. ‘Acaba bir yapay gündem oluşturabilir miyiz? Acaba vatandaşın gündemindeki açlığı, yoksulluğu karartabilir miyiz?’ Yapan sensin kardeşim, milleti açlığa mahkum eden sensin. O yüzden sana ‘sözde cumhurbaşkanı’ diyorum ve söylemeye devam ediyorum. Bir de tazminat dava açmış, bir milyon lira. Neyse teşekkür ederim, bir paralık açmadı. Ben onun hakkında bir paralık açıyorum, değeri o çünkü. Türk lirası açmış dolarla da açabilirdi. Şu söyleniyor, ‘Efendim milletin oyuyla seçilmiş olan bir cumhurbaşkanına nasıl böyle denir?’ Seçim kişiyi cumhurbaşkanı yapmaz. Cumhurbaşkanı olmanız için TBMM’de Anayasa’nın 103. maddesinde yer alan yemini okuması lazım. Yemini edeceksin, yemine sadık kaldığın sürece elbette 83 milyonun cumhurbaşkanısın. Milletin idaresine karşı bir şey söylemek ne bana ne bizim partililere asla yakışmaz. Saygının karşılıklı olması lazım. Kişi seçime girdi, seçimi kazandı, yemin metnini okudu, itiraz eden olmadı. ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerine aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda namusum ve şerefim üzerine ant içerim’ yeminine sadık kaldığı sürece cumhurbaşkanıdır.”

    “DAHA AĞIRLARINI SÖYLEMEK İSTİYORUM”

    “ ‘Taç giyen baş akıllanır’ dedik. Söylediği sözü düşünerek söylemesi lazım. Kalktı, ‘bu can bu tende kaldığı sürece papazı alamazsın’ dedi. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zat söyledi, bir telefon, bir tehdit, papazı teslim etti. Bu mudur Türkiye Cumhuriyeti’ni şan ve şerefini korumak? İdlib’te 36 askerimiz şehit edildi. Rusya, ‘bize haber vermediniz, düşman sanıp vurduk’ dedi. Koşa koşa Putin’e gitti. Biz ‘hesap sormak için gitti’ dedik, Putin kapısında dakikalarca bekledi. Benim ağrıma gidiyor. Sonra kalkıp bana ‘sözde’ diyemezsin diyor, daha ağrını söylemek istiyorum. Sen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şan ve şerefini yok ettin.”

    “DÜNYANIN HANGİ YERİNDE SAHTEKARDAN CUMHURBAŞKANI OLUR”

    Her gelenin tokatladığı bir ülkeye döndürdün. Çıktılar bir açıklama yaptılar, ‘Erdoğan bizi kızdırma, mal varlığını açıklarız.’ Ne demek bu? Türkiye Cumhuriyeti’ni şan ve şerefini koruyacak kişi çıkar, ‘benim malvarlığımı araştırmazsanız namertsiniz’ demesi lazım. Demedi, ağzına bant çekti.

    Sahte diplomalı adamı alıyorsun kamu bankasına yönetim kurulu üyesi olarak atıyorsun. Akıl alacak şey değil. Sahtekarlığa prim veren bir adam Cumhurbaşkanı olabilir mi? Dünyanın hangi ülkesinde sahtekardan Cumhurbaşkanı olur?”

    “SARAYDA KEYİFLERİ YERİNDE, AMA YOLSUZLUK DİZ BOYU”

    “Tutturmuş, CHP İstanbul İl Başkanı. Sen CHP’nin İl Başkanı ile uğraşacağına işsizliğe kafa yorsana. ‘Ey Kılıçdaroğlu’ diyor, buyur ne diyorsun? Sen benimle uğraşacağına, çöpten yiyecek toplayan kadınların sorunlarıyla uğraşsana. ‘Bay Kemal’, çok teşekkür ederim, peki sen bu memlekette açlık var, yoksulluk var. Kafa yorsana. Hayır o konulara hiç girmiyor. Bakıyor çocuklarının hepsinin işi iyi, cepleri dolu. Saraya bakıyor, beş yerden maaş alıyorlar, keyifleri yerinde. Yolsuzluk desen diz boyu. Peki memleketin sorununu kim çözecek? Millet İttifakı olarak biz çözeceğiz. Haram yemeyeceğiz, yedirmeyeceğiz. Kul hakkı yemeyeceğiz, yedirmeyeceğiz. Her kuruşun hesabını vereceğiz. Tarihin yüklediği sorumluluklar var.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kobane iddianamesi kabul edildi: 108 kişi hakkında ceza isteniyor

    Kobane iddianamesi kabul edildi: 108 kişi hakkında ceza isteniyor

    PİRHA-HDP’nin önceki dönem başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 108 kişi hakkında hazırlanan ‘Kobane iddianamesi’ mahkeme tarafından kabul edildi.

    6-8 Ekim 2014 yılında yaşanan Kobane olayları ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede 108 kişi için ‘devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma’ ve 37 kez ‘insan öldürme’ başta olmak üzere çeşitli suçlardan cezalar isteniyor.

    Kobane iddianamesinde, mahkeme tarafından henüz duruşma tarihinin belirlenmediği belirtildi.

    108 kişi hakkında şu suçlamalar yöneltiliyor: “İnsan öldürme (37), insan öldürmeye teşebbüs (31), yağma (24), alıkoyma (38), alıkoymaya teşebbüs (2), mala zarar verme (1750), yakarak mala zarar verme (397), kamu malına zarar verme (1060), yakarak kamu malına zarar verme (503), işyeri dokunulmazlığını ihlal (53), geceleyin işyeri dokunulmazlığını ihlal (294), geceleyin açıktan hırsızlık (26), açıktan hırsızlık (20), hırsızlık (114), geceleyin hırsızlık (272), basit yaralama (5), silahla basit yaralama (43), kamu görevlisini silahla basit yaralama (264),kamu görevlisini kasten basit yaralama (7), kemik kırığı oluşacak şekilde kasten silahla yaralama (1), kamu görevlisini kemik kırığı oluşacak şekilde kasten silahla yaralama (1), silahla kasten yaralama (78), kamu görevlisini silahla yaralama (51), iş ve çalışma hürriyetinin ihlali (3), ibadethanelere zarar verme (4), düşük yapmaya neden olma (1),bayrak yakma (24), 5816 Sayılı yasaya muhalefet (25), suç işlemeye tahrik etme, devletin birliğini, ülkenin bütünlüğünü bozma.”

    CUMHURBAŞKANI İDDİANAME İÇERİĞİNİ AÇIKLAMIŞTI!

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire, tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş hakkında 22 Aralık’ta karar vererek “derhal tahliye edilmeli” demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, 28 Aralık 2020’de yapılan hükümet toplantısının ardından yaptığı açıklamada Selahattin Demirtaş’a ilişkin “Hakkındaki iddianameye göre, 37 nitelikli adam öldürme, 29 adam öldürmeye teşebbüs, 3 bin 777 mala zarar verme, 25 alıkoyma, 395 hırsızlık, 15 yağma, 308 iş yeri ve konut dokunulmazlığını ihlal, 13 Türk bayrağını yakma, 7 Atatürk’ü Koruma Kanunu’na muhalefet suçunun işlendiği, ayrıca 326 güvenlik görevlisi ile 435 vatandaşın yaralandığı 6-8 Ekim 2014 olaylarının baş sorumlusu. Üstelik bu kişinin burada sayılmayan teröre destek mahiyetinde daha pek çok sözü ve eylemi var” demişti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • 6 termik santralin faaliyeti durduruldu

    6 termik santralin faaliyeti durduruldu

    PİRHA- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kütahya, Sivas, Zonguldak, Manisa ve Maraş’taki termik santrallerin çalışmaları durdurdu.

    AKP tarafından meclise sunulan ve faaliyette olan  15 termik santrale  baca filtrelerinin takılmasını 2,5 yıl erteleyen kanun teklifinin AKP ve MHP’nin oylarıyla kabul edilmesi kamuoyu tepkisiyle karşılanmasının ardından yasayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan veto etmiş, termik santrallerin çevre yatırımlarını tamamlaması için 31 Aralık’a kadar tanınan süre sona erdi. Sürenin dolmasıyla gerekli şartları tamamlamayan Kütahya, Sivas, Zonguldak, Manisa ve Maraş’taki termik santrallerin çalışmaları geçici faaliyet belgeleri olmadığı gerekçesiyle durduruldu.

    Santral kapatmalarına ilişkin açıklama yapan Çevre Bakanı Murat Kurum filtresiz 5 termik santralin tamamen kapatıldığını duyurdu. Bakan Kurum, ayrıca incelenen 7 termik santralden 4’üne geçici faaliyet belgesi verildiğini, 3 santralin ise gerekli çevre izinlerini aldığını açıkladı.

    Mezopotamya Haber Ajansını ise, filtresiz çalışmasından dolayı Maraş Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ve Elbistan Belediyesi yetkilileri tarafından mühürlenen Çelikler Holding’e ait Elbistan A Termik Santralinin çalışmaya devam ettiğini yazdı.

    HABER MERKEZİ

  • Erdoğan’dan Alevi yurttaşların evinin işaretlenmesine dair ilk açıklama

    Erdoğan’dan Alevi yurttaşların evinin işaretlenmesine dair ilk açıklama

    AKP Lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir’de Alevi yurttaşların evinin duvarına ‘Defol Alevi’ yazılması olayıyla ilgili ilk açıklamasını yaptı.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Din Şurası Kapanış Programı’nda konuşuyor. İzmir’de Alevi yurttaşların evinin işaretlenmesi olayına değinen Erdoğan, “Bazı evlerin kapılarına bazı işaretler konuyor. Ülkemizi parçalamak için. Açık ve net söylüyorum. Böyle bir sorunumuz yok” ifadelerini kullandı.

    Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

    Diyanet işler Başkanlığımız anlamlı bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Oldukça verimli fikir alışverişleri gerçekleştirildi. Birikimleriyle şuraya katkı sağlayan tüm din adamlarımıza teşekkür ederim. Zira istişare peygamber geleneğidir.

    İslam ümmeti ne yazık ki zamanla bir araya gelme zeminlerini de kaybetmişlerdir. Bugün bile Kudüs, Filistin, terörle mücadele gibi pek çok konuda bu eksikliği görüyoruz.

    Son 2 asırdaki sıkıntıların gerisinde şuraya gerekli önemin verilmemesi vardır.

    İslam dünyasının üzerine serpilmiş ölü toprağını kaldırmak için çok büyük mücadeleler verdik. Müslümanlar sıkıntılarına devayı batı başkentlerinde arıyor. Böyle bir anlayışın Müslümanlara verebileceği bir şey yoktur.

    Yıllardır örselenmiş Müslüman öz güvenini yeniden diriltmek için gayret gösterdik.

    Her 5 senede bir düzenlenen din şurası çağımızın sorunlarına İslami bakışlar aracılığıyla çözüm üreten bir platformdur. Dinimiz İslam hayatımızın tüm alanlarını kapsayan kurallar manzumesidir.

    Bir Müslüman olarak günün 24 saati Müslümanca yaşamak için emrolunduk. Zaman ve şartlar değişse de İslam’ın nasları değişmeyecektir. Faiz yalan zulüm kibir iftira zan hırsızlık masumu öldürmek yasak olmaya devam edecektir. Hangi sebeple olursa olsun Kuran’ın emirlerini yok saymak bir Müslümana yakışmaz. Dolayısıyla dinde ekleme çıkarma olmaz. Bana uymuyor bahanesi ile kimse nasları inkar edemez.

    İnsan inandığı gibi yaşamazsa bir süre sonra yaşadığı gibi inanmaya başlar. Bunun için İslam bize göre değil biz İslam’a göre hareket edeceğiz. Nerede ve hangi zamanda yaşarsak yaşayalım Kuran’ın emirlerini hükümsüz kılmak olmaz, biz İslam’a göre hareket edeceğiz.

    İnsan sadece kendi fıtratına göre değil içinde yaşadığı toplumdan diğer varlıklara göre pek çok şeye bencilleşiyor. Modern insan onca imkana rağmen hiç olmadığı kadar yalnızdır. Modern çağın hastalığı denen stres yaygınlaşırken sosyal çözülmede giderek hızlanıyor. Gençlerin arasında ekran bağımlığı gibi yeni alışkanlıklar ortaya çıkıyor.

    İstikbalimizin teminatı olarak baktığımız evlatlarımız çoğu batı menşeli sapkın akımlar karşısında ne yazık ki savunmasız kalıyor. Paylaşmanın yerini bencillik alıyor.

    Dini hayattan tecrit belli kalıplara şekillere davranışlara hapseden dogmatik bir anlayışa itibar etmeyeceğiz.

    Bir Müslüman, dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir. Şayet insan inandığı gibi yaşamazsa, bir süre sonra yaşadığı gibi inanmaya başlar. Din, kişinin hayatına nüfuz etmezse, kişi zamanla yapıp ettiklerini dinleştirme yanlışına düşer. Bunun için İslam bize göre değil, biz İslam’a göre hareket edeceğiz.

    Hakla batılı karıştıran amorf inanç sistemlerinin genç kuşaklar arasında rağbet görmesinden endişe ediliyor.

    FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütleri cihat kavramını çarpıtarak şer odaklarının ekmeğine yağ sürmüştür.

    FETÖ ve DEAŞ tecrübesi her türlü din istismarına karşı samimi bir mücadele halinde olmamızı gerek kılıyor.

    Dinini sağlam kaynaklardan öğrenen mümin aklını başkasına kiralamayacaktır.

    15 Temmuz gecesi 251 insanımızı şehit eden FETÖ ile terör örgütleri bunun en son örgütleridir. Bu örgütler cihat, şehadet gibi kavramları çarpıtmışlardır. Bugün sosyal hayatta yüzleştiğimiz sosyal problemlerin arkasında İslamın doğru bilinmemesi vardır. Güçlü bir Diyanet camiamız var. Her kesimden insanımızın karşılaştığı sorulara Kur-an ışığında cevaplar üretmek zorundadır. Dinini sağlam kaynaklardan öğrenen bir mümin aklını başkasına kiralamayacak din istismarcısına fırsat vermeyecektir.

    Irk, dil, mezhep farklılıkları öne çıkarılarak Müslümanlar arasındaki fay hatları keskinleştiriliyor. Her gün beş vakit aynı kıbleye yönelenler arasına nifak tohumları serpiliyor. Belirli çevreler arasında ayrı bir din gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Batı’da pişirilen ve son dönemde ülkemize ihraç edilmeye çalışılan Alisiz Alevilik gibi yıkıcı projelerin toplum içinde pohpohlanmasının gerisinde bu var. Açık ve net söylüyorum Alman devleti Alisiz Aleviliğe ciddi bedeller ödemek suretiyle İslam dünyasında ve özellile ülkemizde bölünmenin tohumlarını ekmek istiyor.

    Bazı evlerin kapılarına bazı işaretler konuyor. Ülkemizi parçalamak için. Açık ve net söylüyorum. Böyle bir sorunumuz yok. Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenlik teşkilatlarımız çalışmaktadır. Bunlar yakalandığı zaman da hesabı sorulacaktır. Bu tarz projelerle insanlarımızın arasına nifak tohumu eklenmesine rıza göstermeyiz. Bunları Çorum’da Maraş’ta yaşadık. Bu tarz girişimlere karşı hepimiz uyanık olmalıyız.

    Benim kayınbiraderlerimin bir tanesini adı Hüseyin, bir tanesinin adı Hasan, bir tanesinin adı da Ali’dir. Böyle bir ayrım bizde yok. Bunlar sevgili peygamberimizin en yakınlarıydı, biz onun için severiz.

    Her şey çok açık net ortada. Sadece FETÖ okullarına ABD’de 750 milyon dolar yılda para ödeniyor. Bu bize bir şey anlatması lazım. Bunları sürekli söylememize rağmen halen kendimize gelmiyoruz. Türkiye artık üzerimize karabasan gibi çöken 28 Şubat’ların ülkesi değildir. Ezan sesine hasret kaldığımız karanlık dönemler bir daha gelmemek üzere geride kalmıştır.

    Hiçbir güç insanımızı inancından kadim değerlerinden koparamayacaktır. Bu ülke bir daha 15 Temmuz’ların yaşanmasına izin vermeyecektir.

  • Trump, Erdoğan ile yapacağı görüşmeye cumhuriyetçi senatörleri de çağırdı

    Trump, Erdoğan ile yapacağı görüşmeye cumhuriyetçi senatörleri de çağırdı

    ABD Başkanı Trump, Erdoğan ile görüşmesine cumhuriyetçi senatörleri davet etti

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, aralarında Lindsay Graham’ın da olduğu cumhuriyetçi senatörlerden bazılarını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleşecek olan görüşmesine davet etti.

    Davete özellikle dışişleri konuları ile ilgili olan senatörler davet edildi. Davetlilerden biri de Senato Dışilişkiler Komitesi Başkanı Jim Risch. Risch’le birlikte Graham, başta Suriye politikası ve S-400 alımları olmak üzere Erdoğan’a sert eleştiriler getirmişti.

    Trump’ın bu şekilde bir toplantı ile taraflar arasındaki buzları kırmayı amaçladığı konuşulurken daha önce bir devlet lideri ile bu şekilde bir görüşme gerçekleştirmediği kaydediliyor.

  • Veli Saçılık: Polis öldürme kastıyla bana saldırdı-VİDEO

    Veli Saçılık: Polis öldürme kastıyla bana saldırdı-VİDEO

    PİRHA- Kayyım protestosu sebebiyle darp edilerek tek kolundan pantolonunun kemerine kelepçelenen Sosyolog Veli Saçılık, “Mesele demokrasi ile faşizm arasındaki bir meseledir. Tek kolumu da kelepçeleseler, hapis de etseler mutlaka ve mutlaka demokrasiyi kazanmak zorundayız. Sadece kendimiz için değil çocuklarımız için de” dedi.

    Haberin videosu

    HDP’li belediyelere atanan kayyımları protesto etmek için Ankara’da yapılmak istenen oturma eylemine polis müdahale ederek 10 kişiyi gözaltına almıştı.

    “HAVA ALMAK İÇİN CAMI AÇMALARINI İSTEDİM, GAZ SIKTILAR”

    Polisin sert müdahalesiyle gözaltına alındıklarını anlatan Sosyolog Veli Saçılık, “Öldürmeye kast edecek biçimde saldırdılar” diyerek şunları aktardı:

    “Bizler her zamanki gibi demokratik hakkımızı kullanmak istedik. Onlar da her zamanki gibi o demokratik hakkı engelleyip büyük bir şiddet ortaya çıkarttılar. Yaptığımız tek şey orada kayyımlara ‘hayır’ demekti. Bu suç ve yasakmış. Ardından saldırdılar, beni yere yatırıp kolumu kemerime kelepçelemeye çalıştılar. O sırada vücudumu epeyce yaraladılar. Ardından karga tulumba arabaya götürdüler. Araç içerisi çok dar ve sıcak olduğu için havasız kaldım. Kapıları açmaları için cama vurdum. Polisin biri camı açıp içeriye gaz sıktı. Yani öldürmeye kast edecek biçimde bana saldırmış oldular. Bu açıkça suçtur. Ardından 2911 sayılı yasayı uygulayarak bizleri serbest bıraktılar.”

    “BUGÜN DE YARIN DA İNSANLAR SOKAKTA OLACAKTIR”

    Saçılık, AKP’nin kayyımları demokrasiyi teslim alıp kendi diktatöryasını geliştirmek için yaptığını da ekleyerek şunları söyledi:

    “Diyorlar ki ‘Kandil’e para aktarılıyor.’  Ben de buradan Süleyman Soylu ve Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum; eğer bir tane delil ortaya çıkarırlarsa HDP’nin önüne herkesi gönderiyorlar, ben de gideceğim ve ‘bu yaptığınız yanlıştır, sizi protesto ediyorum’ diyeceğim. Ama eğer ortaya bir kanıt koymazlarsa kendileri müfteridir, yalancıdır. Seçilmiş insanlara hiç olmadık biçimde kayyım atamış durumdalar. Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Bugün de yarın da insanlar sokakta olacaktır. Buna karşı çıkmak insanlık görevidir. Bugün kayyımlara karşı çıkmazsak yarın Türkiye geneline kayyım atanacak ve demokrasi adına hiçbir şey kalmayacaktır.”

    “DEMOKRASİYİ Mİ YOKSA FAŞİZMİ Mİ SEÇECEĞİZ?”

    Veli Saçılık, mücadele sebebinin demokrasi ile faşizm arasındaki bir mesele olduğunu anlatarak şu hususlara dikkat çekti:

    “Bunlar ben her seferinde bu kadar da olmaz dediğim her şeyi yapıyorlar ki bu AKP tekniğidir. ‘Olmaz’ dediğimiz her şeyi yapıyorlar. Normalde ben onlara vurmuş değilim. Herhangi bir tehlike de arz etmiyorum. Kolumu yaralayarak ya da eziyet ederek bir daha eyleme katılmamı engellemek gibi bir korku yaratmak istiyorlar. ‘Bakın tek kollu bir kişiye bunu yapıyoruz size neler yapmayız’ gibi bir şey söylüyorlar. Ama ben hep dile getirdim; biz yere düşeriz ama asla bunlara boyun eğmeyiz. Eğer yere düştüğümde insanlar bunda bir korku görüyor ise bence görmesinler. Orada direnen bir insan görsünler. Orada bir avuç insan direnebiliyorsa milyonlar da direnebilir. Mesele demokrasi ile faşizm arasındaki bir meseledir. Demokrasiyi mi seçeceğiz yoksa faşizmi mi? Ben demokrasiyi seçmeyi tercih ediyorum. Tek kolumu da kelepçeleseler hapis de etseler mutlaka ve mutlaka demokrasiyi kazanmak zorundayız. Sadece kendimiz için değil çocuklarımız için de…”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA