Etiket: recep tayyip erdoğan

  • TİSP Başkanı Koçak: Şoven duyguların körüklendiği bu Anayasa değiştirilmeli – VİDEO

    TİSP Başkanı Koçak: Şoven duyguların körüklendiği bu Anayasa değiştirilmeli – VİDEO

    PİRHA – Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) Genel Başkanı Turgut Koçak, yeni Anayasa hazırlığı konusunda “Parti olarak bizim de söyleyecek sözümüz var” dedi. Koçak, “Milliyetçi yanı ağır basan, şoven duyguların körüklendiği bir anayasa mevcut” diyerek, değişim konusunda hazır olduklarını da ifade etti.

    Yeni Anayasa hazırlık tartışmaları süre giderken “değişim için biz de varız” diyen bir kesim de Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) oldu. Partinin genel başkanı Turgut Koçak, günümüze dek yazılan tüm Anayasaların demokrasi yönünden eksik kaldığını ifade etti.

    Koçak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasanın hiçbir maddesine uymadığını söyleyerek şunları aktardı:

    “Elbette bir ülkenin yönetilmesi için anayasa önemli bir olgu ama bu her şey demek değil. Çünkü demokrasi güçlerinin, egemen güçlere karşı mücadele ede ede kazanımları; hak ve özgürlükleri var. Eğer buna yeterince sahip çıkılamıyor ise anayasanın yazılı hükümlerinin fazla da bir önemi olmuyor. Yani Recep Tayyip Erdoğan gibi biri çıkıp anayasanın hiçbir maddesine de uymayabiliyor. Dolayısıyla istediği gibi yasa çıkarıp, istediği gibi davranışlar gösterebiliyor. Kişi hak ve özgürlükleri ile ilgili en küçük gözetilen bir durum yok. İnsanlar, düşünce özgürlüğünü dahi kullanamıyor. İşte bugün gazeteciler hapishanede. İnsanların en dokunulmaz haklarını dahi kullanamadıklarını görüyoruz. İş böyle olunca elbette ki biz şöyle düşünürüz; bir ülkede yazılı anayasanın ileri hükümler taşıması bizi ilgilendirir ama önemli olan hem bunu yazacak noktaya getirmek hem de buna sahip çıkmak. Yoksa yazılacak noktaya getirilmez, sistemden ibaret kalırsa her şey, bunun çok da bir önemi yok. Bu yüzden bütün demokrasi güçleri ile beraber bu konu gündemimize geldiğinde tabii ki meseleyi tartışır, konuşuruz.

    “ANAYASA DAİMA DELİNEREK KEVGİRE ÇEVRİLMİŞ”

    İşçi haklarından genel anlamda bütün emekçilerin haklarına kadar öne çıkarılması gereken ne var ise onları dile getirir ve öyle hükümler konulmasını isteriz ki anayasaya, buna dokunmak isteyenler bile dokunamaz. Eğer böyle bir durum yok ise Anayasanın fazla da bir değeri kalmıyor. Bakıyorsunuz ki anayasa sık sık değiştirilmiş. Mesela 27 Mayıs’tan sonra 1961 Anayasası ileri hükümler taşıyor. Sendika ve siyasal örgütlenmeler o anayasanın getirdiği hükümler dahilinde kazanılmış. Ama bunlar siyasi çevrelerce şöyle değerlendirilmiş; ‘bu anayasa bu ülkenin insanlarına bol geliyor’ denilmiş. Dolayısıyla sürekli değiştirilerek öylesine bir gelenek haline gelmiş ki bu iş, ‘Anayasayı bir kere delerseniz bir şey olmaz’ noktasına getirilmiş. Ondan sonra da daima delinmiş ve kevgire çevrilmiş.”

    “ŞOVEN DUYGULARIN KÖRÜKLENDİĞİ BİR ANAYASA MEVCUT”

    Turgut Koçak, 2017 yılında yapılan Anayasa referandumuna da gönderme yaparak “O süreçle beraber bugün anayasanın sahip çıkılabilecek hiçbir yanı kalmamış. Egemen güçlerin tamamen baskı anayasasına dönüşmüş” dedi.

    Koçak, mevcut Anayasa’da demokratik hak ve özgürlüklerin gözetilmediğine de vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Emekçi yakınlarının hakları ise hiç gözetilmemiş. Dolayısıyla milliyetçi yanı ağır basan bununla beraber Türkiye’de sürekli olarak şoven duyguların körüklendiği bir anayasa haline getirilmiş. Elbette biz sosyalistler olarak bunlara karşı çıkmamız gerekir. Şoven duygular hastalıklı bir haldir. Ayrıca toplumu kemiren de bir duygudur. Bu anlayışın ortadan kaldırılması elbette bir kazanımdır. Bunun için komünistlerden, devrimci demokratlara kadar bütün kesimlerin birlikte davranmasında yarar var. Bu kazanımların kesinlikle elde edilebilmesi için HDP’yi de bu mücadelenin içerisinde görüyor ve çok önemsiyorum. Ancak bu şekilde haklar kazanılabilir. Tabii ki de biz de eylemlerle kendimizi ifade edip, demokrasi güçleriyle buluşacağız. Etkili olmak için birlikte davranıp elimizden geleni yapacağız.”

    Eren GÜVEN/Cebrail ARSLAN
    Ankara

  • Erdoğan’ın diploması tekrar AİHM gündeminde

    Erdoğan’ın diploması tekrar AİHM gündeminde

    Evrensel Yol Partisi Genel Başkanı Metin Güler’in ardından Halkın Kurtuluş Partisi de (HKP) Türkiye’deki hukuk yolları tükendiği için AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın diploma tartışmasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.  

    HKP, Erdoğan’ın lisans diploması olmadığını ve sunduğu replikaların da birbirinden farklı olduğunu iddia ederek, 2015 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu. Savcılığın işlem yapmaması üzerine başvurusunu Anayasa Mahkemesine taşımıştı. HKP adına Anayasa Mahkemesi başvurusunu ise, bu davada avukatlık üstlenen Ömer Faruk Eminağaoğlu hazırlamıştı.

    Anayasa Mahkemesi’nin de başvuru hakkında ‘kabul edilmezlik’ kararı vermesinin ardından HKP avukatları Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Doğan Erkan konuyu bu kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdı.

    Konunun tüm ülkeyi ve evrensel hukuku ilgilendirmesi sebepleriyle hem ‘etkili başvuru hakkı, insan haklarına saygı yükümlülüğü’ hem de ‘hakikati bilme hakkı’ ihlalleri gerekçesiyle başvuran parti avukatları, AİHM İçtüzüğü uyarınca ‘ivedi inceleme’ de talep ettiler.

    1 Temmuz 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de Erdoğan’ın diplomasının sahte olduğunu savunup dava açan Evrensel Yol Partisi Başkanı Güler, Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi mezunu olduğu söylenen Erdoğan’ın, mezun olduğu fakülte ve bölüme ilişkin tartışmalarda iç hukuk yolu tükenince AİHM’e başvuru yapmıştı. (HABER MERKEZİ)

  • Reyhanlı’da patlama

    Reyhanlı’da patlama

    Hatay Reyhanlı’da park halindeki bir araçta yaşanan patlamada 3 kişi yaşamını yitirdi.

    Hatay’ın Reyhanlı ilçesi Mehmet Akif Ersoy Caddesi üzerinde park halinde bulunan bir otomobilde, saat 13.00 sıralarında henüz bilinmeyen nedenle patlama meydana geldi. Çevrede büyük korkuya neden olan patlamanın ardından otomobil, alev topuna döndü.

    İhbar üzerine olay yerine çok sayıda polis, itfaiye ve sağlık ekibi sevk edildi. İtfaiye ekipleri yangını söndürürken yapılan incelemede, otomobilin içinde bulunan 3 kişinin yanarak yaşamını yitirdiği belirlendi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

    ERDOĞAN’DAN AÇIKLAMA

    Cumhurbaşkanı Erdoğan patlama ile ilgili yaptığı açıklamasında “Suriyeli 3 kişi ama aracın içerisinde bomba olduğu belli, onun patlaması neticesinde 3 de ölmüş, kimlik tespitleri yapılmış. Tabi bunun gerisinde ne vardır ne yoktur onun da zannediyorum kısa zamanda neticesi ortaya çıkacaktır. Şu andaki tespitler daha çok terörle bağlantısı olabilir yönünde” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Özel: AK Parti demokrasiyi ve sandığı reddediyor-VİDEO

    CHP’li Özel: AK Parti demokrasiyi ve sandığı reddediyor-VİDEO

    PİRHA- CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel seçim sonuçları ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına ilişkin konuştu. Özel, “Bu çobanın oyunu değersiz gören köhne kafayla 15 bin İstanbullunun verdiği kararı hiçleştiren kafa aynı kafadır. Bu demokrasiyi kendi için isteyen kafadır” dedi. 

    31 Mart Yerel seçimlerinden bu yana yaşananların kafa karıştırıcı hiçbir yönünün olmadığını söyleyen CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Vatandaş görevini yaptı. Vatandaş seçmen listesini kontrol etti. Sabah oyunu kullandı ve televizyona geçip seçimleri takip etti. Ama kendi vergileri ile kurulmuş olan Anadolu Ajansı yüzde 60-70’lerden düştü. Ekrem İmamoğlu tam öne geçecekken ekranı kapattı. Vatandaşın vergisi ile kurulmuş Anadolu Ajansı. YSK ise kör, sağır, dilsiz. Üç maymunu oynadı. Ta ki ertesi sabah belli bir saate kadar. Oradan sonra da çıktı sonuçları açıkladı” hatırlatmasında bulundu.

    “AK PARTİ’NİN SANDIK KURULLARI ÜZERİNDEKİ BASKISINI GÖRMEK LAZIM”

    Sandıklar açılıp İstanbul’da CHP’nin kazandığı bilgileri gelmesinin ardından yaşanan usulsüzlüklerden bahseden Özel, “Maddi hatalar denen kaydırmalar, yanlışlar karşılıklı düzeltildi. Belli bir fark ortaya çıktı. 19 bin küsur olan fark. AK Parti’nin sandık kurulları üzerindeki etkisini baskısını görmek lazım. İki memur üye var orada FETÖ derler bana diye korkuyor. Bir hakim var orada, beni ne yapacak bunlar, diye korkuyor. AK Parti’nin temsilcisi var orada dört. Örneğin Maltepe’de AK Parti, MHP hakim üye 6’ya 1’lik bir dağılım var. Şüpheli oylara bir daha basıldı” ifadelerini kullandı.

    “HALK DESTEĞİ DE HUKUK DA AYAKLAR ALTINDA”

    Özel, seçim sonuçlarına ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “13-14 bin oy farkla İstanbul’da seçimi kazandım havasına girmesin” şeklindeki sözlerini ise şöyle yorumladı:

    “Melih Gökçek seçilirken 6 bin 500 fark olur. Bugün Manisa’nın Yunus Emre ilçesinde 181 seçmende 21 farkla, İstanbul’daki fark binde ikilerde. Muş Malazgirt’i 3 oy farkla AK Parti kazanınca sorun yok. AK Parti İstanbul’a 15 bin oyla kaybedince sorun var.
    Ne diyordu Erdoğan, ’50 artı 1’i alan kazanır’. 1 oy fark diyordu. Bahçeli ise o gün, ‘kazanana verilmelidir’ diyordu. Binali Yıldırım olunca bin oy değerli, İmamoğlu olunca 15 bin oy değersiz. Bu çobanın oyunu değersiz gören köhne kafayla 15 bin İstanbullunun verdiği kararı hiçleştiren kafa aynı kafadır. Bu demokrasiyi kendi için isteyen kafadır. AK Parti’nin Cumhur ittifakının içinde bulunduğu en büyük açmaz bugün demokrasiyi, sandığı reddediyorlar. Sen gücü nereden alıyorsun? Gücü halkın seni seçmesinden alıyorsun. Meşruiyet dediğin şeyin iki tane temeli var. Biri arkanda halk desteği olacak. İkincisi hukuka uygun davranacaksın. Bugün ikisi de ayaklar altında. Esas sıkıntı bu.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Güler: Eğitim ve çalışma hakkına sahip çıkmak için Ankara’da olacağız

    Güler: Eğitim ve çalışma hakkına sahip çıkmak için Ankara’da olacağız

    PİRHA-KESK Malatya şubeler platformu sağlıktaki yasal düzenlemelerle ilgili basın açıklaması yaptı. Yapılan basın açıklamasında konuşan SES Malatya Şube Başkanı ve KESK dönem sözcüsü Zuhal Güler; “Sağlık sisteminden kaynaklanan aksaklıklardan sanki biz sağlık emekçileri sorumluymuşuz gibi çoğu zaman hastalarımız ve hasta yakınlarımız öfkelerini bize yönlendiriyorlar. Son dönemlerde bu öfke giderek arttı” dedi.

    Merkez Postane önünde toplanan KESK Malatya şubeler platformu bileşenleri “Eğitim ve çalışma hakkımız engellenemez” pankartı açarak sağlıktaki yasal düzenlemelerle ilgili basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına BTS, İHD, ÇGD, ÖSP, ÖDP STK temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Yapılan basın açıklamasında basın metnini SES Malatya Şube Başkanı ve KESK dönem sözcüsü Zuhal Güler okudu.

    “HASTA YAKINLARI ÖFKELERİNİ BİZE YÖNLENDİRİYORLAR”

    “Sağlık sisteminden kaynaklanan aksaklıklardan sanki biz sağlık emekçileri sorumluymuşuz gibi çoğu zaman hastalarımız ve hasta yakınlarımız öfkelerini bize yönlendiriyorlar” diyen SES Malatya Şube Başkanı ve KESK dönem sözcüsü Zuhal Güler şöyle devam etti:

    “Son dönemlerde bu öfkenin giderek arttığını ve sağlık emekçilerinin can güvenliğine neden olacak durumlar kamuoyunca bilinmektedir. Halbuki sağlık sisteminden kaynaklanan aksaklıklardan bizler de sıkıntı yaşamaktayız. Yoğun çalışma koşullarından bir hafta içerisinde sekiz sağlık emekçisi yaşamına son vermiştir. Bir taraftan bu yaşanırken diğer taraftan sağlık emekçilerinin kafasında parke taşı kırılmasından tut bıçaklanma gibi sonu ölümlerle sonuçlanan durumlar açığa çıkmıştır” dedi.

    “ARKADAŞLARIMIZIN YASINI TUTARKEN ŞİDDETLE MÜCADELE ETMEYE ÇALIŞTIK”

    “Bizler bir taraftan arkadaşlarımızın yasını tutarken diğer taraftan sağlık sistemindeki sıkıntıları ve bu sıkıntıların neden olduğu şiddetle mücadele etmeye çalıştık. Şiddeti uygulayan kişi ve kişilerin caydırıcı cezalar alması konusunda uzun soluklu bir mücadelemiz oldu. Bunun sonucunda bilginiz dahilinde sağlıkta şiddeti önleme yasası mecliste alt komisyondan geçti” ifadelerini kullanan Güler şunlara vurgu yaptı:

    “ Eksiklerine rağmen verdiğimiz mücadelenin sınırlı da olsa meyvesini verdiğini söyleyebiliriz. Ancak bu yasal düzenlemenin içinde öyle bir madde var ki kamu vicdanını yaralayıcı hukuki hiçbir alt yapısı olmayan bu madde meclis alt komisyonundan apar topar geçirilmiştir. Sağlıkta şiddet adı altında beşinci madde olarak bildiğimiz diğer bir durumda haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilen doktorların hiçbir yerde çalışamayacaklarına dair çıkarılmak istenen diğer bir düzenlemedir. Bir gecede insan yaşamını simgeleyen formalarımızı önlüklerimizi stetoskoplarımızı elimizden aldılar. Sadece çıkarılan KHK ile uyumsuz olmayan bu düzenleme bir çok alanda da çelişkili durumlara neden olmaktadır. Örneğin mecliste KHK ile ihraç olmuş onlarca milletvekili vardır. Toplum vicdanını acıtan bu durum bir sürü travmatik duruma da neden olacaktır.

    Güler, “Buradan başta sayın cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a meclisteki milletvekillerine ve toplumsal muhalefete çağrımızdır. Bu düzenleme hukuksuz, anayasaya aykırı, insani değerlerle uyuşmayan yasal düzenlemeyi ivedilikle geri çekilmelidir. Bu temelde 11 Kasım 2018 Pazar günü tüm ihraçlar ve atanamayan hekimler SES ve Tabip Odası öncülüğünde Ankara da Kuğulu Parkta olacak. Eğitim ve çalışma hakkına sahip çıkmak için bizlerde orda olacağız” dedi.

    MALATYA/PİRHA

  • Erdoğan’ın Almanya ziyareti başladı

    Erdoğan’ın Almanya ziyareti başladı

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan devlet ziyareti için bugün Almanya’ya gitti. Protesto gösterilerinin gölgesinde gerçekleşecek ziyaret için güvenlik önlemleri en üst düzeye çıkartıldı.

    Almanya’ya cumhurbaşkanı olarak ilk devlet ziyaretini gerçekleştirecek olan Recep Tayyip Erdoğan Berlin’e gitti.

    Erdoğan’ı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katıldığı New York’tan Berlin’e taşıyan uçak, Tegel havalimanının askeri bölümüne indi. Buradan Erdoğan, Berlin ziyareti boyunca konaklayacağı Brandenburg Kapısı’nın yakınındaki Adlon Kempinski oteline geçecek. Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile birlikte “President Suite” adını taşıyan 185 metrekarelik suit odada kalacak.

    Henüz resmi programda yer almamakla birlikte edinilen bilgilere göre, Erdoğan’ın bugün Adlon otelinde Türk sivil toplum temsilcileri ve iş adamlarıyla bir araya gelebileceğini belirtiyor.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ziyaretinde, siyasi miting havasında kapalı salon konuşması olmayacak.

    DW Türkçe’nin Alman ve Türk yetkililerinden edindiği bilgilere göre Berlin, böyle bir etkinliğe soğuk baktığını “net bir şekilde” iletti ve geçtiğimiz haftalarda Ankara’nın yoğun girişimlerine rağmen bu tutumunu değiştirmedi. Alman yetkililer geçmiş tecrübeler ışığında ve ülkede iç güvenlik ve toplumsal huzurun zarar görmemesi için bu yönde bir tutum benimsendiğini kaydediyorlar. Bu nedenle Erdoğan’ın Berlin’deki ilk gününde daha küçük çaplı bir buluşma için çalışmalar yapıldığı belirtiliyor.

    Erdoğan’ın resmi temasları ise Cuma sabahı başlıyor. Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Erdoğan’ı Bellevue Sarayı’nda askeri törenle karşılayacak. Cumhurbaşkanlığı özel defterini imzalayacak olan Erdoğan, Steinmeier ile görüşmesinin ardından Federal Başbakanlık’ta Başbakan Angela Merkel ile biraraya gelecek. Öğle yemeğinin ardından Merkel ve Erdoğan ortak basın toplantısı düzenleyecek.

    Erdoğan’ın Merkel ile görüşmesinden sonraki durağı ise Unter den Linden bulvarındaki “Neue Wache” adlı, savaş ve diktatörlük kurbanları anıtı olacak. Federal Almanya Cumhuriyeti’nin savaşlar ve istibdat rejimlerinin kurbanlarını anmak için yaptırdığı anıttaki heykel, oğlunun cansız bedenine sarılmış bir anneyi tasvir ediyor. Erdoğan bu anıta çelenk bırakacak.

    Daha sonra konakladığı otelde Alman iş dünyası temsilcileri bir araya gelmesi beklenen Erdoğan, akşam saatlerinde yeniden Bellevue Sarayı’na gidecek. Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile birlikte Steinmeier’in onuruna verdiği özel devlet yemeğine katılacak.

    KÖLN’DE CAMİ AÇILIŞI

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumartesi sabahı Merkel ile ikinci görüşmesi için çalışma kahvaltısında bir araya gelecek. “Ucu açık” olarak tanımlanan kahvaltıdan sonra Erdoğan, Köln kentine geçerek burada Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği’ne (DİTİB) bağlı Merkez Camii’nin resmi açılışını yapacak. Erdoğan’ın aynı gün Almanya’dan ayrılması öngörülüyor.

    DİTİB’in sosyal medyadan yaptığı duyuruda, “Sayın Cumhurbaşkanımızın onurlandıracakları açılış programına bütün Türk ve Alman dostlarımız davetlidir” dendi. DİTİB çağrısında, “Türk ve Alman toplumunun barış, dostluk ve birlikte yaşama iradesinin güzel ve somut bir örneği olacak açılış merasimine Türk, Alman ve DİTİB bayrak ve flamaları dışında bir flama, bayrak ve pankart taşınmaması ve slogan atılmaması hususu önemle rica olunur” ifadelerine yer verilmesi dikkat çekti.

    ÜST SEVİYEDE KORUMA

    Çok sayıda protesto gösterisinin gölgesinde gerçekleşecek ziyaret için Alman güvenlik birimleri de teyakkuza geçti.

    Geçmişte ABD başkanı, İsrail cumhurbaşkanı gibi üst düzey davetlilere uygulanan en yüksek koruma tedbirleri Cumhurbaşkanı Erdoğan için de devrede. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Berlin ziyareti boyunca diğer eyaletlerden de sağlanan destekle en az 5 bin polis görev yapacak.

    Erdoğan’ın konvoyunun geçeceği güzergahlarda yollar belli aralıklarla kapatılacak, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı ve Adlon otelinin bulunduğu bölgede bir güvenlik alanı oluşturularak araç trafiğine kapatılacak.

    Alınacak güvenlik tedbirleri konusunda bölge sakinleri de bilgilendirildi. Adlon otelinin etrafındaki binalarda camların kapalı tutulması, balkonlara çıkılmaması istenirken, mutlaka kimlikle dışarıya çıkılması gerektiği, kimliğini taşımayanların bu bölgeye alınmayacağı bildirildi.

    SEK ve GSG 9 olarak adlandırılan özel polis birlikleri de Erdoğan’ın ziyareti boyunca görev yapacak, Adlon oteli etrafında da çatılarda keskin nişancılar konuşlanacak. (DW TÜRKÇE)

  • Erdoğan: Parlamentoya girsinler diye destek verenler de hesap verecek

    Erdoğan: Parlamentoya girsinler diye destek verenler de hesap verecek

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, isim vermeden CHP VE HDP’yi işaret ederek, “Teröristleri kutsayanlar devletimizin pençesinden asla kurtulamayacaklardır. Parlamentoya girsinler diye onlara destek verenler de bunun hesabını verecektir” dedi.

    Başta Erdoğan olmak üzere hükümet kanadı, 24 Haziran seçimlerinde HDP’nin barajı geçerek parlamentoya CHP’nin verdiği destek sayesinde girdiğini savunuyor.

    Partisinin kadın kolları toplantısında konuşan Erdoğan şöyle dedi:

    “Şehit kadınlara rahmet dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şehit yakınlarımız gönüllerini ferah tutsun. Bir haftada 56 teröristi etkisiz hale getirdik. Onlar inlere girecek biz onları inlerinde takip edeceğiz. Bu konuda durmak yok. Türkiye büyük bir devlet. Devlet kime şefkat göstereceğini kime de kadife eldiven içindeki demir yumruğunu indireceğini çok iyi bilir. Teröristleri kutsayanlar devletimizin pençesinden asla kurtulamayacaklardır. Parlamentoya girsinler diye onlara destek verenler de bunun hesabını verecektir. Nereye gizlenirse gizlensin kaçarsa kaçsın ağzı daha süt kokan masum sabilerin kanının döken alçaklardan katliamların hesabını muhakkak soracağız.” (HABER MERKEZİ)

  • DİSK’in ilk kadın Başkanı Çerkezoğlu PİRHA’ya önemli açıklamalar yaptı-VİDEO

    DİSK’in ilk kadın Başkanı Çerkezoğlu PİRHA’ya önemli açıklamalar yaptı-VİDEO

    PİRHA-Arzu Çekezoğlu DİSK’in ilk kadın genel başkanı. Öğrencilik yıllarında öğrenci dernekleriyle başladığı emek ve demokrasi mücadelesini sırasıyla Tüm Sağlık-Sen, KESK’e bağlı Sağlık Emekçileri Sendikası ve DİSK’e bağlı Devrimci Sağlık İş sendikalarında sürdürdü. OHAL sürecinden DİSK’in de oldukça etkilendiğini söyleyen Çerkezoğlu, AKP’nin ülkeyi yönettiği 16 yıl içerisinde sendikal hakların kullanılamaz hale geldiğini vurguladı. 

    1969 Artin Şavşat doğumlu Arzu Çerkezoğlu. 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar Şavşat’ta yaşayan yaşayan Çerkezoğlu oradan göç ettikten sonra da bağlarını hiç koparmamış. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Çerkezoğlu, aynı zamanda patoloji uzmanı.

    Üniversitedeyken öğrenci derneklerinde emek ve demokrasi mücadelesine başlayan Çerkezoğlu, şimdi DİSK’in ilk kadın genel başkanı. Emek mücadelesine ve Türkiye gündemine ilişkin sorularımızı yanıtlayan Çerkezoğlu, tüm işçileri 24 Haziran seçimlerinde öncelikle demokrasiye sahip çıkmaya çağırdı.

    ÖĞRENCİ DERNEKLERİNDEN DİSK GENEL BAŞKANLIĞINA

    Emek mücadelesine nasıl başladınız?

    Gençlik yıllarımda üniversite öğrencisiyken öğrenci gençlik mücadelesi içerisinde yer aldım. O dönem bizim bir merkezi örgütümüz Öğrenci Dernekleri. İstanbul Öğrenci Dernekleri Federasyonu’nu kurmuştuk. Onun da ilk kurucu genel sekreterliğini yaptım.

    Çalışma yaşamına başladığım ilk gün Tüm Sağlık-Sen’e üye oldum. KESK daha kurulmamıştı. Sendikal mücadelem orada başladı. 2001’e kadar bugün ki KESK’e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nda uzun yıllar bir mücadele süreci oldu. Üç dönem orada şube başkanlığı yaptım. 2001 yılından itibaren de DİSK’e bağlı Devrimci Sağlık İş çatısı altında mücadele yürütüyorum. İş yeri temsilciliğinden sendikanın genel başkanlığına oradan da DİSK’in genel başkanlığına kadar uzanan bir süreç var.

    DİSK’te kaç yıl genel sekreterlik yaptınız?

    Nisan 2013’teki kongrede genel sekreter olarak seçildim, 5 yıldır da genel sekreterlik görevini yürütüyordum.

    DİSK kurulduğundan beri ilk defa bir kadın genel başkanı oluyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

    Ne yazık ki öyle. 51 yıldır ilk kez bir kadın genel başkan oldu. Ben genel sekreter seçildiğimde de ilk kadın yönetici ilk kadın genel sekreter olarak görev aldım. Kadınların özellikle işçi sendikaları açısından sendikal örgütlenmede sendikal mekanizmalar içerisindeki yeri maalesef çok sınırlı. Bugün de diğer konfederasyonlar açısından bakıldığında da genel başkan görevini üstlenen ilk kadın olmuş oldum.

    Genel itibarıyla aslında sol örgütlenmelerde de kadınları sınırlı görüyoruz. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? 

    Evet genel olarak nerede bir mücadele var, direniş var, barikat var hep ön saflarda kadınlar var. Bu emek mücadelesi için de böyle, kent doğa mücadelesinde de böyle. Ama mekanizmalar içinde, örgütsel yapılanmalar içerisinde evet kadınların istenen düzeyde olmadığı çok açık.

    Neredeyse iki yıldır OHAL ile yönetiliyoruz ve bu OHAL sürecinde sayısız KHK’ler yayınlandı. Bu KHK’lerle onlarca medya kuruluşu kapatıldı gazete, televizyon, dergi vb. Binlerce kamu çalışanı görevlerinden ihraç edildi. DİSK’ten de ihraçlar yaşandı mı bu süreç içerisinde?

    Kuşkusuz 20 Temmuz 2016’dan bu yana Türkiye çok açıkça Olağanüstü Hal’in ilanıyla birlikte bütün demokratik mekanizmaların ortadan kaldırıldığı ve aslında 2013’ten bu yana devam eden baskıcı, otoriter bir rejimin OHAL ilanıyla birlikte daha da derinleştirildiğini görüyoruz. Açıkça Türkiye’nin adım adım tek adam rejimine, diktatörlüğe sürüklendiği bir süreç bu. 16 Nisan referandumu da bu sebeple yapıldı zaten. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ya da başkanlık sistemi adı altında Türkiye bir tek adam rejimine sürüklenmeye çalışılıyor ve OHAL döneminde çalışma hakkı başta olmak üzere en temel haklar ortadan kaldırıldı. 140 binin üzerinde kamu çalışanı ve işçi arkadaşlarımız sorgusuz sualsiz ihraç edildiler, işsiz kaldılar. Açlıkla baş başa bırakıldılar. Bizim de özellikle kayyum atanan belediyelerdeki Genel İş Sendikamızın yaklaşık iki binin üzerinde üyesi bu anlamda kayyum atanan belediyelerde KHK’lerle işten çıkartıldı ve bu mücadeleyi sürdürüyoruz.

    “HER TÜRLÜ HAK ARAMANIN BASKI ALTINA ALINDIĞI BİR İKLİM VAR”

    Az önce söylediğiniz gibi DİSK de OHAL sürecinden ve KHK’lerden etkilendi. Bu süreçte sizce DİSK yeterince mücadele verebildi mi? Veremediyse neden?

    Tabi Türkiye’de OHAL’in ilanıyla birlikte çok baskıcı ve otoriter bir rejim inşa edilmeye çalışılıyor. OHAL ile birlikte Türkiye’de yaratılan siyasal iklim aslında en basit bir dilekçenin altına imza atmaktan, bir basın açıklamasına katılmaktan alanlara çıkmaya kadar her türlü hak arama yönteminin baskı altına alındığı bir siyasi iklim var bugün Türkiye’de. En temel yasal hakların bile kullanılamadığı yasal ve anayasal bir hak olan grev hakkının çok açık bir biçimde cumhurbaşkanı tarafından defalarca ‘OHAL’den istifade grevleri yasaklıyoruz’ diye övünebildiği yani bir temel yasal ve anayasal hakkı bile bu şekilde açıkça gasp ettikleri bir süreci yaşıyor Türkiye. Dolaysıyla buna karşı mücadele, bütün bu sürece karşı mücadele yani demokrasi mücadelesi bir bütün. Kuşkusuz bu anlamda yani Olağanüstü Hal’in ilanıyla birlikte yaşanan hak kayıplarına karşı verilen mücadelenin Türkiye’de hem DİSK açısından hem daha genel olarak tüm muhalefet örgütleri açısından yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Bu anlamda çok parça parça bir dizi direnişler var, bütünlüklü olarak yürüttüğümüz mücadeleler var. Ama toplumsal muhalefetin bütün örgütleri açısından bu süreci tersine çevirmek noktasında kuşkusuz yetersizlikler var. Ama şu çok açık ki bugün Türkiye’de her türlü baskıya rağmen bütün basının, medyanın kuşatma altına alınmasına rağmen, bu siyasi iktidarı desteklemeyen ona muhalif olan hatta yeterince desteklemeyen herkesin baskı altına alınmasına rağmen bugün Türkiye halkı, işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler bir tek adam rejimine bir diktatörlüğe teslim olmuyor. Bu çok açık.

    “24 HAZİRAN SEÇİMLERİ DÖNÜM NOKTASI OLACAK”

    Önümüzdeki 24 Haziran seçimleri de bu açıdan önemli bir dönem olacak. Bu mücadeleyi hep birlikte sürdürüyoruz ve Türkiye’yi bu karanlıktan kurtaracak bir mücadelenin bu anlamda ortak birleşik emek örgütünden siyasi partisine, çeşitli meclislerden platformlardan kent doğa örgütlerine kadar bu süreçten rahatsız olan herkesin yani gerçek anlamda demokrasiye sahip çıkan herkesin vereceği ortak mücadeleyle bu karanlıktan çıkılacak. Buna inanıyoruz.

    “SEÇİM DEDİĞİMİZ ŞEY DEMOKRATİK MEKANİZMAYLA YAPILMALI”

    OHAL koşullarında seçime gidiyoruz. Seçime bir aydan az bir zaman kala adayların çalışmaları da sürüyor. Ancak HDP’nin adayı olan Demirtaş cezaevinde. Cezaevinden miting konuşması yapıyor. Ailesine ayırması gereken 10 dakikalık sürenin 7 dakikasında miting konuşması yapıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    OHAL koşullarında seçim olmaz her şeyden önce. Yani Olağanüstü Hal demek Türkiye ve dünyaki bütün ülkeler açısından böyle. Bizim anayasamızda da Olağanüstü Hal’in ilan edilmesinin ve onun usulleri belli anayasada, yasalarda. Olağanüstü Hal’i niye ilan ettiler? 15 Temmuz’da bir darbe girişimi yaşandı buna karşı ilan ettiler. Ama biz OHAL ilan edildikten bu yana yani 20 Temmuz 2016’dan bu yana Türkiye’ye yaşattıkları darbeyle darbecilerle ilgisi yok. Örneğin bizim taşeron yasası bile bir OHAL KHK’siyle çıkartıldı. Kadro veriyoruz diye çıkarttıkları yasa. Şimdi taşeron işçilerinin darbeyle, darbecilerle ne ilgisi var?

    “KABUL EDİLEBİLECEK BİR ŞEY DEĞİL”

    Bütün demokratik mekanizmaların meclis başta olmak üzere ortadan kaldırıldığı bir süreç ve OHAL koşullarında seçime gidiliyor. Bu hiç kabul edilebilecek bir şey değil. Sonuçta seçim dediğiniz şey bir demokratik mekanizmayla yapılmak zorundadır. 16 Nisan’da da bunu yaşadık. Örneğin devletin bütün kurumları, bütün medya, bütün kamusal araçlar her şey ama her şeyin iktidar partisinin kullanımına sunulduğu son derece eşitsiz bir referandum süreciydi 16 Nisan. Bugün bu 24 Haziran seçimleri sürecinde bu daha da açık bir biçimde ortaya çıktı. Zaten seçime yönelik özellikle siyasi iktidarın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel başkanı ve cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı her adım bu eşitsizliği daha da derinleştiren bir biçimde gerçekleşiyor. Örneğin bir ittifak yaptılar Cumhur İttifakı adı altında. Bu, seçimlere karşı kendi avantajını sağlamak ve MHP’yi baraj altı kalmaktan kurtaran bir süreçti.

    “HDP’YE BİR BÜTÜN OLARAK BASKILAR VAR”

    Cumhurbaşkanının HDP’yi çok açık bir biçimde hedefine alan ve Selahattin Demirtaş’ı hedefine alan söylemleri hala devam ediyor ve cumhurbaşkanı adaylarından biri bugün tutuklu ve tutukluluğuna yapılan itirazlar da reddedildi. Şimdi bu kabul edilebilir bir şey değil. Bunu zaten diğer cumhurbaşkanı adayları da söylüyorlar. Bunu Meral Akşener bunu Muharrem İnce de söylüyor. Dolayısıyla eğer seçimse bu adilce bir yarış olmalıdır ve bir cumhurbaşkanı adayının tutuklu olması asla kabul edilemez. Sadece Selahattin beyin tutuklu olması konusu da değil. HDP’ye bir bütün olarak zaten aylardır var olan baskılar var. Biz birçok HDP’li arkadaşımızın parti yönetimine girdiğini duyuyoruz üç gün sonra tutuklandığını duyuyoruz. Bütün kadrolarının, seçmenlerinin tutuklandığı, seçilmiş belediye başkanlarının, eski eş başkanlarının, milletvekillerinin hapiste olduğu bir siyasi partiden söz ediyoruz. Dolayısıyla yaptığı her faaliyetin kriminalize edilmeye çalışıldığı bir siyasi partiden söz ediyoruz. Bu siyasi parti bu ülkede en son seçimlerde altı buçuk milyon insanın oyunu almış bir siyasi parti ve meclisin üçüncü büyük siyasi partisi. Dolayısıyla zaten var olan bu eşitsiz durum OHAL koşullarında bugün hele de bir cumhurbaşkanlığı seçimi gibi kritik bir seçimde çok daha açık bir biçimde ortaya çıkmış durumda. Bu asla demokrasi kültürü açısından demokratik yarış açısından kabul edilebilecek bir durum değil.

    “16 YILDA İŞÇİLER, EMEKÇİLER AÇISINDAN NE OLDU?”

    Cumhur İttifakının ortak adayı olan Recep Tayyip Erdoğan meydanlarda çeşitli vaatlerde bulunuyor. İşçilerle emekçilerle ilgili vaatlerini nasıl buluyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz? Gerçekçi geliyor mu size?

    24 Haziran seçimlerine ilişkin geçtiğimiz hafta basın toplantısı yaptık ve basın toplantısında DİSK’in en önemli karar organı olan Başkanlar Kurulumuzun yaptığı tartışma ve aldığı kararlar ışığında DİSK’in 24 Haziran seçimlerine yönelik tutumunu ve tüm işçi sınıfına çağrısını anlattık. Bunu da araştırma dairemizin hazırladığı bir rapor eşliğinde yaptık. 16 Nisan referandumunda da benzer bir çalışma yapmıştık. Orada şunu sorduk: 16 yıldır bu ülkeyi AKP yönetiyor. Bu 16 yılda işçiler, emekçiler açısından ne oldu? Bu 16 yılda ileriye mi geriye mi gitti? Bu raporda işçi sınıfının ne kadar büyük şeyler kaybettiğini gördük. Bunu kamuoyu ile paylaştık. Bu 16 yıl aynı zamanda neoliberal politikaların o bütün güvencesiz politikaların AKP iktidarı eliyle hayata geçirildiği bir dönem oldu.

    “DEMOKRASİ İŞÇİNİN EKMEĞİDİR”

    16 yılda en başta demokrasi, en temel katılım mekanizmaları ortadan kalktı. DİSK olarak şunu söyledik: Demokrasi işçinin ekmeğidir. Demokrasinin olmadığı yerde emeğin hakları olmaz. O nedenle demokrasiye sahip çıkmalıyız.

    “SENDİKAL HAKLAR KULLANILAMAZ HALE GELDİ”

    Çalışma ve yaşam koşulları çok büyük anlamda geriye gitti. Sendikal haklar ve grev hakları kullanılamaz hale geldi. Bugün Türkiye’de her 100 kişiden 10 tanesi sendikalı, 7’si toplu sözleşme kapsamında. Toplu sözleşme kapsamı özel sektörde yüzde 5’e kadar düşüyor. Özel sektörde çalışan her 100 kişiden 95’i sendikal korumadan yoksun Türkiye’de. Bunun doğal bir sonucu olarak, asgari ücret örneğin, sosyal devletin temel göstergelerinden bir tanesidir. Asgari ücret milli gelir karşısında reel olarak yüzde 30 değer kaybetti. Gelir dağılımı eşitsizliği daha da derinleşti. Bugün Türkiye’de en zengin yüzde 20, en yoksul yüzde 20’nin 8 kat daha fazla gelirine sahip. Vergi politikası bu yoksulluğu daha da derinleştiriyor. Dolaylı vergiler dediğimiz, asgari ücretle çalışanla, bir işverenin ya da çok zengin insanın aynı miktara ödediği ÖTV, KDV gibi vergiler, bugün toplam vergi gelirlerinin yüzde 65’i. Dünyanın hiçbir yerinde yok böyle bir şey.

    “HER 4 GENÇTEN BİRİ İŞSİZ”

    İşsizlik Türkiye’nin temel meselesi haline geldi. Artık Türkiye’de her evde bir işsiz var. Her 4 gençten 1’i işsiz. Bununla birlikte güvencesiz çalıştırma dediğimiz taşeron işçi çalıştırma başta olmak üzere bugün artık son derece yaygınlaştı. Bütün haklar ortadan kaldırıldı. Bugün artık her gün 4-5 işçi arkadaşımızı iş cinayetine kurban veriyoruz. Çalışma hakkı OHAL ile birlikte ortadan kalktı ve 140 bin insan işinden edildi. Emeklilikte yaş yükseltildiği için emeklilikte yaşa takılanlar diye bir mağduriyet oluşturuldu.

    “ZORUNLU ARABULUCULUK SİSTEMİ GETİRİLDİ”

    İşçilerin mahkemede hak aramasının önüne geçildi. Geçtiğimiz günlerde işveren örgütlerinden biri TOBB’un Başkanı, iş davalarının yüzde 99’unun işçiler lehine sonuçlandığını söyledi. ‘Bunu biz kabul edemeyiz. O nedenle hükümete söyledik. Zorunlu arabuluculuk sistemi getirdi’ dedi. Bu sistemle siz işten atılırsanız ve ücretinizi alamazsanız, doğrudan dava açamıyorsunuz. Zorunlu olarak bir arabulucuya gidip işverenle bir pazarlığa oturmak zorundasınız. Alacağınızın 5’te ya da 3’te birine razı edilmek isteniyorsunuz.

    “ÖZELLEŞTİRMENİN YÜZDE 88’İ AKP DÖNEMİNDE YAPILDI”

    Özelleştirme sürecini Özal başlattı. Özellikle neoliberalizmin ilk temelleri atıldı. Türkiye’deki özelleştirmenin yüzde 88’i AKP döneminde yapıldı. İşçilerin, emekçilerin, halkın yarattığı birikimlerin hepsi satıldı. Buradan elde edilen 47 milyar liralık bir gelir var. Bu da otoyollara, köprülere aktarıldı. 16 yılda işçiler son derece büyük hak kaybına uğradı.

    Buradan işçilere ve emekçilere bir çağrınız var mı?

    Tüm işçilerden 24 Haziran’da öncelikle demokrasiye sahip çıkmalarını, barışa, kardeşliğe, emeklerine sahip çıkmalarını istiyoruz. İşçileri, bizi kölece çalışma koşullarına mahkum eden politikalara dur demeye çağırıyoruz.

    Suay ABAK/Oktay ASLAN
    İSTANBUL

  • Erdoğan’a binlerce twitter kullanıcısı ‘Tamam’ dedi

    Erdoğan’a binlerce twitter kullanıcısı ‘Tamam’ dedi

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Millet tamam derse çekiliriz’ açıklaması sosyal medyada gündem oldu, 400 binden fazla kişi ‘tamam’ tweeti attı.

    Türkiye’de Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “Millet tamam derse, çekiliriz” açıklaması, Twitter’da bugün en çok ses getiren başlıklar arasına girdi.

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısındaki konuşması, sosyal medyada geniş yankı buldu. Erdoğan’ın, “Bizi İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na da, AK Parti Genel Başkanlığı’na da, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı’na da milletim getirdi. Onlar ‘Tamam’ derse, kenara çekiliriz” sözleri üzerine Twitter’da “TAMAM” etiketi açıldı.

    Twitter’da TT’de kısa süre içinde birinci sıraya yerleşen etiketin altına TSİ 17:40 itibariyle 425 bin paylaşım yapıldı. Bazı kullanıcılar ise hesaplarından sadece “TAMAM” etiketini paylaştı. Dünya gündeminde bir numaralı etiket oldu.

    Erdoğan’ın sözlerine yanıt vererek #TAMAM etiketini paylaşan ilk isimlerden biri gazeteci Özgür Mumcu oldu.

  • MGK toplantısı sona erdi: ‘OHAL 7. kez uzatılmalı’

    MGK toplantısı sona erdi: ‘OHAL 7. kez uzatılmalı’

    MGK toplantısı sona erdi. Toplantı sonrası yayınlanan açıklamada, hükümete OHAL’in 7. kez üç ay daha uzatılması tavsiyesinde bulunuldu.

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Saray’da düzenlenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sona erdi.

    Yaklaşık 1 saat 45 dakika süren toplantı sonrası açıklama yapıldı.

    Yapılan açıklamada, “Olağanüstü Hal’in (OHAL) 3 ay daha uzatılması kararı tavsiye edildi” denildi.

    Açıklamada değinilen bir başka konu ise Suriye’deki gelişmelerdi.

    “Suriye’deki katliamların önlenmesi için uluslararası toplumun ortak hareket etmesinin hayati önem taşıdığı” belirtilen açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) düzenlediği harekatlara müttefiklerin desteğinin beklendiği, Suriye’de kalıcı siyasi çözüm kararlılığının devam ettiği ifade edildi.

  • ‘Gençler geleceksizliğe mahkum ediliyorken sosyalistlerin mücadelesi bitmez’-VİDEO

    ‘Gençler geleceksizliğe mahkum ediliyorken sosyalistlerin mücadelesi bitmez’-VİDEO

    PİRHA – Sosyalist Emekçiler Partisi, tutuklanan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı okuyan SEP Genel Başkanı Güneş Gümüş, “AKP iktidarı, Türkiye’de uzun yıllardır devrimci mücadelenin önemli damarlarından olan üniversitelerdeki sol muhalefeti sindirmek istemektedir” dedi.

    Boğaziçi Üniversitesi’nde Afrin için lokum dağıtanları “Katliamın lokumu olmaz” diyerek protesto ettiği için 15 öğrenci gözaltına alınmış sonrasında 9 öğrenci tutuklanmıştı. Sosyalist Emekçiler Partisi basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamayı okuyan genel başkan Güneş Gümüş, “Boğaziçi Üniversitesi’nde gözaltına alınan öğrencilerin 2 haftaya yakın zamandır gözaltında tutulan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden 9’u tutuklandı. Tutuklananlardan partimiz üyesi Sevde Öztürk ve Noyan Öztürk, sahip oldukları imkanlara rağmen kariyer yapmak, zengin olmak, bozuk düzende mevki kapmak yerine emekçi halkın ve ezilenlerin sesi olmak için mücadele eden yiğit devrimcilerdir” ifadelerini kullandı.

    “AKP, ÜNİVERSİTELERDEKİ SOL MUHALEFETİ SİNDİRMEK İSTEMEKTEDİR”

    “Yaklaşık 2 hafta önce gerçekleşen bir provokasyonu fırsat bilen AKP iktidarı, Türkiye’de uzun yıllardır devrimci mücadelenin önemli damarlarından olan üniversitelerdeki sol muhalefeti sindirmek istemektedir” diye konuşan Gümüş, şunları kaydetti:

    “AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, ne bir kavga ne bir şiddet olayı yaşanmasına rağmen arkadaşlarımızı “terörist” ilan ederek neredeyse hükmü vermiştir. Sonrasında “komünistlere okuma hakkı tanımayacağıza kadar uzanan bir saldırganlıkla yoldaşlarımızın tutuklanmasına giden bir süreç yaşanmıştır.

    Yoldaşlarımızı hapsedenler, “kan banyosu yapmak”la muhalifleri tehdit edenlere; üniversitelerde satırla, bıçakla, ateşli silahlarla sosyalist öğrencilere saldıran faşist çetelere bir şey diyecekler mi?”

    “ÜNİVERSİTELER, TOPLUMA UMUT OLABİLMİŞTİR”

    Gümüş, “Kürt sorununun savaş politikalarıyla çözülemeyeceğini söylemek suç değildir. Daha birkaç yıl önce AKP’nin kendisi bu söylemin savunuculuğunu yapmıştır. Suç tanımının kıstası, AKP’nin değişen politikaları olamaz. Üniversiteler her zaman özgür düşüncenin serpildiği; baskılara, sömürüye, savaşa karşı mücadelenin yükseldiği alanlar olmuştur. Bu yönüyle üniversiteler ülkenin devrimci damarlarına kan taşımış ve topluma umut olabilmiştir. AKP rejiminin hazmedemediği gerçek budur” dedi.

    “Bugün AKP”nin hedefinde yoldaşlarımız olabilir ancak bilinmelidir ki bu saldırı hepimizedir. AKP, kendisinden farklı düşünen, farklı yaşayan hiç kimseye söz ve yaşam hakkı tanımak istemiyor” diyen Gümüş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sağlık Bakanlığı daha yeni 1000 kadar doktoru solcu, Alevi olduğu için atamasını yapmadı. KESK üyesi binlerce kamu emekçi OHAL döneminde ihraç edildi. Daha birkaç gün önce Meclis Başkanı, Meclis’teki bir tiyatro oyununda kadınların yer almasını engelledi. Geleceğimiz olmasını istiyorsak AKP diktası karşısında sıramızı beklemek yerine aktif mücadeleye katılmak bir zorunluluktur. Umutsuzluk, köşeye çekilip bu dönemin geçmesini beklemek bu iktidarın saldırılarındaki pervasızlığını artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.”

    “SOSYALİSTLERİN MÜCADELESİ BİTMEZ”

    Sosyalistlerin mücadelelerinin tutuklamalar ile bitmeyeceğini ifade eden Gümüş, “Bu tutuklamalar ile sosyalistlerin mücadelesini bitirebileceğini sananlar büyük bir yanılgının içindedir. Bu ülkede devrimciler yönelik baskılar bugün ortaya çıkmadı, bu bozuk düzen son bulana kadar da ortadan kalkmayacak. Peki, sadece üniversitelerdeki özgürlük ortamını değil bu toplumda yaşayan bütün emekçi kitlelerin hakları ve özgürlüğü için mücadele eden bizler ne zaman sustuk, sindirildik, yıldık? Hiçbir zaman. Öyleyse çabalarınız boşuna. Uydurma gerekçelerle tutukladığınız dostlarımızı, yoldaşlarımızı serbest bırakın! Sosyalistleri terörize edip sindiremezsiniz” diye konuştu ve sözlerini şöyle tamamladı:

    “Şeyh Bedreddin’lerden İnce Memed’lere bir direniş tarihi olan bu toprakları susturamazsınız. Soma’da 301 madenci ölüme yollanıyorken, iş cinayetlerinde rekorlar kırılıyorken, bir avuç para babasıyla kendi oligarklarının kesesini dolduruyorken, Kürtler-Aleviler eziliyorken, kadınlar-laikler dışlanıyorken, gençler geleceksizliğe mahkum ediliyorken sosyalistlerin mücadelesi bitmez. Mustafa Suphi’lerden Denizlere bizim geleneğimiz bitmez ve baş eğmez.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Kimin ‘Terörist’ olduğuna bağımsız mahkemeler mi Erdoğan mı karar veriyor?

    ‘Kimin ‘Terörist’ olduğuna bağımsız mahkemeler mi Erdoğan mı karar veriyor?

    PİRHA – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedef gösterdiği Boğaziçi Üniversitesi’nde yurtlara polis tarafından baskın düzenlendi, birçok öğrenci gözaltına alındı. Konuya ilişkin, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, meclise soru önergesi verdi. Önergede, “Hükümetinizin güvenlik politikalarını eleştirmek neden terör örgütü propagandası olarak değerlendirilmektedir?” ifadeleri yer aldı.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedef gösterdiği Boğaziçi Üniversitesi’nde yurtlara polis tarafından  baskın düzenlendi. Birçok öğrenci gözaltına alındı.

    HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, gözaltıları, Başbakan Binali Yıldırım tarafından cevaplandırılması istemiyle meclise soru önergesi verdi.

    CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN SÖYLEMLERİ

    Önergede AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemlerine şu şekilde yer verildi:

    “19 Mart 2018 Pazartesi günü Boğaziçi Üniversitesi’nde Afrin müdahalesine katılan askerler için lokum dağıtan öğrencilere, başka bir grup öğrenci ‘İşgalin ve katliamın lokumu olmaz’ yazılı pankart açarak tepki göstermişti. İki öğrenci grubu arasında kısa süreli gerginlik yaşanmıştı. Bunun üzerine AKP genel Başkanı Erdoğan “O komünist, o vatan haini terörist gençlere üniversitede okuma hakkı vermeyeceğiz.” demiştir. Daha sonra bir başka konuşmasında ise “Bu üniversitenin içinde bu tür teröristler olduktan sonra onlar bu markaya leke sürüyor. Şu anda üzerine üzerine gidiyoruz, bu terörist öğrencileri bulup çıkarıp gereğini yapacağız. Üniversitelerimizdeki hocaların da çok daha dikkatli olması gerekir. Bu öğrencilerle hocaların iltisakı olduğunu belirlediğimiz anda onlarla ilgili de gereğini yaparız.” demiştir.

    Efrin’de yaşananlar hakkında demokratik tepkilerini ortaya koyan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik 19 Mart 2018 pazartesi gününden bu yana peyderpey devam eden gözaltı furyası söz konusuydu.  Fakat AKP genel başkanı Erdoğan’ın hedef göstermesinin ardından öğrenciler üzerindeki baskı artarak devam etmiştir. 25 Mart 2018 Pazar günü, üniversite öğrencilerinin kaldığı yurt ve evlere baskın düzenlenerek bazı öğrenciler gözaltına alınmıştır. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik sabah baskını sırasında kampüsten fotoğraf paylaşan “Komando” (@komando_er_) Twitter hesabından üniversiteye ve öğrencilere yönelik küfür ve hakaret dolu ifadeler kullanılırken, AKP genel başkanı Erdoğan selamlanıyor. Yine 06.05’de yapılan bir başka paylaşımda ise ‘Reis emrin başımız üstüne. Bir gece ansızın geldik aldık gidiyoruz’ gibi ifadeler paylaşılmıştır.”

    “GÜVENLİK POLİTİKALARINI ELEŞTİRMEK NEDEN TERÖR PROPAGANDASI”

    Soru önergesi şöyle:

    • 19 Mart 2018 Pazartesi’den günümüze kadar Boğaziçi Üniversitesinde kaç öğrenci gözaltına alınmıştır? Gözaltına alınan öğrencilerin gözaltına alınma gerekçeleri nedir?
    • Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik sabah baskını sırasında kampüsten fotoğraf paylaşan “Komando” (@komando_er_) Twitter hesabı kime aittir? Öğrencileri hedef gösteren söz konusu hesabın sahibiyle ilgili başlatılan bir soruşturma var mıdır? Herhangi bir soruşturma başlatılmamış ise nedeni nedir?
    • ‘Terörist’ kavramı yargılama sürecinden sonra bağımsız Hâkimler ve mahkemeler tarafından verilir. AKP genel başkanın herkesten önce öğrenciler için ‘Terörist’ diyerek kararı vermesi, Türk Ceza Kanunu’na göre yargıyı etkileme suçu değil midir? Kimin suçlu veya ‘Terörist’ olduğuna bağımsız mahkemeler mi yoksa Erdoğan mı karar vermektedir?
    • Hükümetinizin güvenlik politikalarını eleştirmek neden terör örgütü propagandası olarak değerlendirilmektedir? Hükümetinize yönelik doğrudan ve dolaylı yoldan yapılan her eleştiri neden terör ile bağdaştırılmaktadır?
    • Anayasa’da koruma altına alınan ‘eğitim hakkı’ tek bir kişinin talimatı ile ortadan kaldırılabilecek bir hak mıdır?
    • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. Maddesi, vatandaşlarının ifade özgürlüğü hakkını koruma altına almaktadır. Düşünce ve ifade özgürlüğü ne zamandan beri teröristlikle eş değer tutulmaya başlanmıştır?

    (HABER MERKEZİ)

  • Erdoğan’ın hedef aldığı TTB’den açıklama

    Erdoğan’ın hedef aldığı TTB’den açıklama

    Savaş karşıtı açıklaması nedeniyle hedef haline getirilen TTB tarafından bir açıklama yapıldı.

    Erdoğan’ın bugünkü konuşmasında “Terörist seviciler” söyleminde bulunduğu Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi bir açıklama yayınladı.

    “TTB Merkez Konseyi gerek hekimlerin gerekse de vatandaşlarımızın tepkilerini dikkatle dinlemektedir” denilen açıklamada,  “Son olarak devletin en yetkili makamlarının açıkladıkları görüşler kimileri için TTB Merkez Konseyi’nin hedef olarak algılanması tehlikesini de içermektedir” dendi.

    Açıklama şöyle:

    Açıklamayı izleyen iki gün içerisinde tarafımıza farklı tepkiler ulaşmıştır. Açıklamamızı olumlayan ve destekleyen bir çok geri bildirimin yanında, metinde yer almayan ifadeler eklenerek hedef gösteren ve adeta bir lince davetiye çıkaran söylemler ve tehditler de söz konusudur.

    TTB Merkez Konseyi gerek hekimlerin gerekse de vatandaşlarımızın tepkilerini dikkatle dinlemektedir.

    Öncelikle tekrarlanması gereken TTB Merkez Konseyi’nin açıklaması halen sınır ötesinde bulunan çocuklarımızı, onların ana, baba ve yakınlarını da gözeterek, büyük bir özenle, hiçbir insana hürmetsizlik etmeyen bir üslupla kaleme alınmıştır. Orada görevli bulunan insanlar tepki gösterenler kadar bizim de canımızdır. TTB Merkez Konseyi bu anlamda kendisi hakkında yapılan çarpıtmaları reddetmektedir.

    TTB Merkez Konseyi bu süreçte bir hekim birliği tutumu ve sorumluluğuyla görüşlerini ifade etmiştir. Savaş, çatışma, terör operasyonu ve benzeri durumlarla ilgili hekimlik değerleri ve yıllar boyunca geliştirilen tutum bildirgeleri hiçbir farklı yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır. TTB Merkez Konseyi’nin 24 Ocak tarihli açıklaması bütünüyle bu birikime sadık kalarak yapılmıştır.

    Yukarıdaki gerçeklere rağmen tepkilerin kimi provokatif saldırılara da meydan verecek çağrılara, hedef göstermelere dönüştüğünü üzülerek duyuyor, görüyor, yaşıyoruz.  Son olarak devletin en yetkili makamlarının açıkladıkları görüşler kimileri için TTB Merkez Konseyi’nin hedef olarak algılanması tehlikesini de içermektedir.

    TTB Merkez Konseyi bu bilgiler ışığında kamu otoritesine herkesin can güvenliğini güvence altına alacağı ve hiç kimseyi dışlamadan görüşlerini ifade edebileceği bir ortamı tesis etme görevini yerine getirme sorumluluğunu hatırlatır, bu vesileyle özgür, demokratik ve barış içerisinde bir Türkiye ve dünya özlemimizi bir kez daha paylaşırız.

  • Afrin’e başlatılan hava saldırısında ikinci gün

    Afrin’e başlatılan hava saldırısında ikinci gün

    PİRHA – TSK’nin Afrin’e başlattığı hava saldırıları bugün de devam etti. Kara saldırılarının başladığı ve Mabata ve Bilbile ilçelerinin bombalandığı belirtilirken, savaş uçaklarının kent merkezi çevresini de hedef aldığı gelen bilgiler arasında.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Afrin’e yönelik fiili saldırının başladığını açıklamasının ardından başlayan hava saldırısı ikinci gününde de devam ediyor. Dün Hatay’ın Reyhanlı ve Kırıkhan ilçeleri arasında sınır hattında uçak sesleri duyulduğu bildirildi. Yapılan bombardımanda Cindirese, Reco, Şera, Şerawa ve Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Mabeta bölgelerinin bombalandığı öğrenilmişti.

    Afrin’e başlatılan hava saldırılarına ilişkin önemli gelişmeler şöyle:

    ŞENGAL KÖYÜ’NÜN KONTROLÜ ÖSO’YA GEÇTİ

    Afrin bölgesine bağlı Cindires kasabası çevresinde ÖSO ile YPG arasında şiddetli çatışmalar yaşanırken, Afrin’in kuzeyindeki Şengal köyü YPG’den alındı. TSK ve ÖSO güçleri Afrin batısındaki Raco kasabasına doğru ilerleme kaydediyor.

    NATO AFRİN HAREKATINA İLİŞKİN AÇIKLAMA YAPTI

    NATO’nun “Türkiye’nin istikrarsız bir bölgede bulunduğuna ve terörden belirgin şekilde acı çektiğine” dikkat çekilen açıklamasında, “kendini savunma hakkı” ön plana çıkarılırken “orantılılığa ve ölçülülüğe dikkat edilmesi” istendi.

    Yapılan açıklamada, Türkiye’nin operasyon konusunda NATO üyesi ülkeleri bilgilendirdiği belirtildi. NATO yetkilisi, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de Türk yetkililerle düzenli temas halinde olduğuna dikkat çekti.

    KİLİS’TE 15 GÜN ÖZEL GÜVENLİK BÖLGESİ İLANI

    Suriye tarafından atılan 4 roket mermisi, Kilis’e düştü. Mermiler, 2 ev 2 işyerine isabet ederken Vali Mehmet Tekinarslan, 1 kişinin hafif yaralandığını söyledi. Öte yandan düşen mermi nedeniyle iki katlı bir evde çıkan yangın maddi hasara neden oldu. Kilis Valiliği, “Zeytin Dalı Harekatı”nın sürdüğü Suriye sınırındaki bazı bölgeleri, 15 gün süreyle 15 gün özel güvenlik bölgesi ilan edilmiştir” dedi.

    FRANSA’DAN AFRİN İÇİN ACİL TOPLANTI ÇAĞRISI

    Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Türkiye’ye Afrin operasyonunu sonlandırma çağrısı yaptı ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyini acil toplantıya çağırdıklarını açıkladı.

    Le Drian gazetecilere yaptığı açıklamada, BM Güvenlik Konseyi toplantısında Suriye’deki harekatın “insani durum üzerinde yaratacağı” risklerin değerlendirileceğini söyledi. Le Drian, Afrin operasyonunun yaratacağı riskleri “çok ciddi” olarak nitelendirdi. Le Drian, resmi Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda “tarafların çatışmaya bir son vermeleri ve bölgeye insani yardım ulaşımı sağlamaları gerektiğini” söyledi.

    MEDYA İÇİN 15 MADDELİK AFRİN LİSTESİ

    Afrin’de başlayan operasyon sonrası Başbakan Binali Yıldırım, bugün medya temsilcileriyle bir araya geldi.

    Başbakan Binali Yıldırım, medyanın operasyona ilişkin haberlerinde “milli menfaatleri ön plana koyması gerektiğini” söylerken, medyadan beklentilerini şöyle sıraladı:

    – Haber ve yorumlarda bu harekatın tamamen terör örgütlerine yönelik olduğu ve terör örgütlerini etkisiz hale getirmeyi amaçlayıp sivil halkı koruduğunun ön plana çıkarılması

    – Yabancı haber kaynaklarının özellikle PKK, PYD, YPG, DEAŞ kaynakları üzerinden Türkiye aleyhine yapacağı haberler konusunda dikkatli olunması (Başbakan buna örnek olarak, sosyal medyada geçmiş dönemde Musul’da olan bir fotoğrafın sanki Afrin’de olmuş gibi paylaşıldığını gösterdi)

    – Uluslar arası haber kaynaklarının Türkiye aleyhine yapacağı haberleri yansıtırken Türkiye’nin milli menfaatlerinin gözetilmesi

    – Siviller yönelik saldırı olduğuna dair bilgi kirliliği yaratan ve teyit edilemeyen görüntü ve açıklamalara itibar edilmemesi, sivillere zarar verilmemesi konusunda silahlı kuvvetlerin gösterdiği hassasiyetin hatırlatılması

    ‘MEYDANA ÇIKMA YANLIŞINI YAPAN OLURSA BEDELİNİ ÇOK AĞIR ÖDER’

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Bursa il kongresinde konuştu. Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Afrin operasyonuna yönelik sokağa çıkma çağrılarına değindi.

    Erdoğan, HDP’yi hedef alarak sarf ettiği sözlerinde, “Benim Kürt kardeşlerimi sokağa çağırıyorlar. Sakın ha bu çağrıya uyup da meydanlara çıkma yanlışını yapanlar olursa, bedelini çok ağır öderler. Bu milli mücadeledir. Sakın ha, bu çağrıya uyup da meydanlara çıkma yanlışına düşenler olursa bedelini çok ağır öderler bunu da böyle söylüyorum. Karşımıza kim çıkarsa çıksın bedelini öderler” dedi.

    SOSYAL MEDYAYA AFRİN SORUŞTURMASI

    TSK’nın Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinde başlattığı Zeytin Dalı Harekatı’nın ardından, sosyal medya hesaplarından propaganda yapanlar takibe alındı. Ankara, Van, Diyarbakır, Mardin ve Muş Cumhuriyet Başsavcılıkları’nın yaptığı çalışmaların ardından harekatla ilgili gerçek dışı bilgileri aktaranlara yönelik soruşturma başlatıldı. HDP’li vekiller Ayhan Bilgen ve Nadir Yıldırım hakkında da sosyal medyadan Afrin paylaşımı hakkında inceleme başladığı belirtildi.

    CHP’DEN DESTEK AÇIKLAMALARI

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Afrin’e yönelik operasyonu “gereken bir adım ve doğru bir harekat” olarak değerlendirdi.

    Tezcan, “Bu harekata desteğimiz tamdır. Allah milletimize, askerimize yardımcı olsun” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

     

  • Kılıçdaroğlu hakkında soruşturma başlatıldı

    Kılıçdaroğlu hakkında soruşturma başlatıldı

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na cumhurbaşkanına hakaret soruşturması başlatıldı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla soruşturma başlattı.

    ERDOĞAN, SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMUŞTU

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu hakkında, partisinin dünkü “Eşitlik ve Adalet Kadın Buluşması”nda kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Başvuru dilekçesinde, Kılıçdaroğlu hakkında atılı suçtan soruşturma yapılarak, “cumhurbaşkanına hakaret” suçundan kamu davası açılması talep edilmişti.

  • 13 yaşındaki çocuğa ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ cezası

    13 yaşındaki çocuğa ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ cezası

    ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla hakkında dava açılan 13 yaşındaki A.Ş’ye, 1 yıl 9 ay hapis cezası verildi.

    “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla hakkında dava açılan 13 yaşındaki A.Ş’ye, şikayetçi Erdoğan’ın şikayetinden vazgeçmesine rağmen 1 yıl 9 ay hapis cezası verildi.

    Facebook sayfasında yaptığı paylaşımda “Cumhurbaşkanına hakaret” ettiği iddiasıyla bir yıl önce hakkında dava açılan 13 yaşındaki A.Ş’nin görülen duruşmasında karar çıktı. İstanbul 2. Çocuk Mahkemesi’nde görülen duruşmaya çocuk A.Ş. katılmazken, müdafi Avukat Fatma Hopikoğlu duruşmada hazır bulundu. Davada müşteki olarak yer alan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şikayetinden vazgeçtiği ortaya çıktı.

    Duruşmada karar veren mahkeme, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunun sabit olduğunu ileri sürerek A.Ş’ye 3 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme cezayı “suçu alenen işlemesi” nedeniyle 3 yıl 6 aya çıkardı. Mahkeme, A.Ş’nin 15 yaşını doldurmamasını göz önünde bulundurarak verdiği cezayı yarı oranında indirerek 1 yıl 9 aya düşürdü.

    Mahkeme, A.Ş’nin yıl içinde aynı suçu işlememesi şartıyla cezayı erteledi. (İSTANBUL)

  • KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik: ‘Yeni bir devlet kuruyoruz’ söyleminin altı boş değil-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik: ‘Yeni bir devlet kuruyoruz’ söyleminin altı boş değil-VİDEO

    PİRHA – AKP MKYK üyesi Ayhan Oğan bir televizyon programında ‘Yeni bir devlet kuruyoruz. Kurucu lideri de Tayyip Erdoğan’dır’ demesi kamuoyunda sert tepkilere neden oldu. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “Ayhan Oğan’ın yeni devlet inşa ediyoruz söyleminin altının çok boş ve gerçek dışı olmadığını, biz bu 15 yıllık AKP İktidarı döneminde gördük” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Bir televizyon programında AKP MKYK üyesi Ayhan Ogan, ‘Yeni bir Devlet kuruyoruz. Kurucusu da Erdoğan’dır’ söylemine ilişkin KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik Pir Haber ajansına konuştu.

    “ALGI OPERASYONU YÜRÜTÜYORLAR”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım’ın Ayhan Oğan’ın , “Yeni devlet kuruyoruz” söylemine ilişkin olarak onun  bireysel düşüncesidir şeklinde açıklama yaptıklarını hatırlatan Bozgeyik, “AKP iktidarının 15 yıldır yürütmüş olduğu politikalara baktığımızda eğitime, demokrasiye, anayasa ve farklı konulara ilişkin bir AKP milletvekili ya da bir AKP’li danışman çıkıp açıklama yaparak bir algı operasyonu yürütüyorlar” diye konuştu.

    “SADAT YÖNETİMİ GİBİ BİR YAPILANMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    “‘Yeni devlet inşa ediyoruz’ söyleminin altının çok boş olmadığını, çokta gerçek dışı olmadığını, biz bu 15 yıllık AKP İktidarı döneminde gördük” diyen KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik şunları ifade etti:

    “15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL ve KHK rejimi ile birlikte başta askeri okullar  olmak üzere askeri alanda SADAT gibi yeni bir yapılanmayla Türkiye karşı karşıya. Asker ve polis okullarında da tasfiye ve yeniden yapılandırma var. Özellikle öğrencilerin buraya seçilme sürecine baktığımızda gerçekten AKP gibi düşünmeyen, muhafazakâr olmayan, kesimlerin çocuklarının bundan sonra polis ve askeri okullara alınmayacağını, yapılan sınav ve mülakat sisteminde açıkça görüyoruz.”

    “BÜROKRASİ ALANINDA YOĞUN BİR ŞEKİLDE KADROLAŞIYORLAR”

    Bozgeyik, KHK’lerle yapılan değişiklikleri ve kadrolaşmayı da şöyle dile  getirdi:

    “KHK ile yapılan değişikliklerle HSK’da yoğun bir tasfiye yapıldı. Sosyal demokrat, demokrat gerçekten de anayasaya uluslararası sözleşmelere uyan hukuksal bir süreci işletmeden yana olan tüm hâkim ve savcılar da bu darbe girişimi bahanesiyle yüzde 90 tasfiye edildi. Buralarda da AKP’ye  yakın hâkim ve savcılar görevlendirilerek yeni bir yargı sistemi oluşturuldu. Yine eğitim alanına,  sağlık alanına, kamudaki bürokratik alanların hepsine baktığımızda,  bir tasfiye var. Buralarda yeniden AKP’nin politikalarını hayata geçirecek onun ekonomik, sosyal politikalarını uygulayacak, biat edecek, düşünce ve ifade özgürlüğüne,  tahammülü olmayan birçok kesimin bürokrasi alanında yoğun bir şekilde  kadrolaştığını görüyoruz. Doğal olarak tüm bunları değerlendirdiğimizde yeni bir devlet inşa ediyoruz söyleminin altının boş olmadığını görüyoruz.”

    “GİDEREK OTORİTELEŞEN VE TEKLEŞEN BİR SİSTEME GİDİYORUZ”

    Türkiye’nin eşitlikçi, özgürlükçü, barış içerisinde bir arada yaşayan ve Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı yapısını koruyan bir  sürecin devam ettirilmesi noktasında KESK olarak mücadelelerini yükselteceklerini ifade eden Bozgeyik, “Kürt sorununun demokratik çözümünden gittikçe uzaklaşma, yeniden güvenlikçi bir siyasetin Türkiye’de egemen hale gelmesi,  giderek otoriteleşen, tekleşen bir sisteme doğru gidiyoruz” diye konuştu.

    Yeni kodlarla Türkiye’nin dizayn edilmesinin gündemde olduğunu ifade eden KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik, buna karşı da herkesin ortak bir mücadele yürütmesi ve demokratik eşitlikçi özgürlükçü bir Türkiye’nin yaratılması noktasında da görev ve sorumluluk alması gerektiğini kaydetti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA