Etiket: saldırı

  • Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Humus’taki bombalı saldırıyı kınadı!

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Humus’taki bombalı saldırıyı kınadı!

    PİRHA- Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Suriye’nin Humus kentindeki Alevilere ait camiye düzenlenen bombalı saldırıyı kınayarak, uluslararası toplumu failleri tespit etmeye ve hukukun gereğini gecikmeksizin yerine getirmeye çağırdı. 

    Suriye’nin orta kesiminde yer alan Humus’ta Alevilerin yoğun yaşadığı Vadi el Dahab mahallesindeki İmam Ali Bin Abi Talib Camisine bombalı saldırı düzenlendi. İlk belirlemelere göre saldırıda, en az 8 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi de yaralandı.

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Humus’taki bombalı saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    İbadet halindeki insanları sivilleri hedef alan eylemin ağır bir terör suçu olduğunu belirten Avrupa Arap Alevi Federasyonu, Suriye’de sivillere ve inanç temelli topluluklara yönelik saldırıların cezasız kalmasının şiddeti beslediğini ve yeni suçların önünü açtığını vurguladı.

    “SALDIRIYI KINIYORUZ”

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu’nun açıklaması şöyle: 

    “Humus’ta bulunan İmam Ali bin Ebu Talib Camii’ne yönelik gerçekleştirilen saldırıyı açık ve net bir biçimde kınıyoruz. İbadet hâlindeki sivilleri hedef alan bu eylem, hiçbir gerekçe ile açıklanamayacak; ne siyasi ne ideolojik ne de inanç temelli herhangi bir iddiayla meşrulaştırılamayacak ağır bir terör suçudur.

    İbadethanelerin hedef alınması, uluslararası insancıl hukukun, temel insan haklarının ve evrensel hukuk düzeninin açık ve vahim bir ihlalidir. Bu saldırı, yalnızca masum canları değil; toplumsal barışı, birlikte yaşama iradesini ve insan onurunun dokunulmazlığını hedef almıştır. Bu fiili işleyenler, hangi yapı ya da saikle hareket etmiş olursa olsun, insanlığa karşı suç niteliği taşıyan bir eylemin failidir.

    “SUÇU İŞLEYENLERİ, DESTEKLEYENLERİ İNSANLIĞIN VİCDANI ÖNÜNDE SORUMLU TUTUYORUZ”

    Suriye’de sivillere ve özellikle inanç temelli topluluklara yönelik saldırıların cezasız kalması, şiddeti beslemekte ve yeni suçların önünü açmaktadır. Bu nedenle uluslararası toplumu, Birleşmiş Milletler’i ve ilgili tüm insan hakları mekanizmalarını suça ortak hâline gelen bu sessizlikten çıkmaya, bilinçli görmezden gelme pratiğine artık son vermeye, failleri tespit etmeye ve hukukun gereğini gecikmeksizin yerine getirmeye çağırıyoruz.

    Hayatını kaybeden masumlara rahmet, ailelerine başsağlığı; yaralılara acil şifa diliyoruz. Bu suçu işleyenleri, destekleyenleri ve görmezden gelenleri tarihin, hukukun ve insanlığın vicdanı önünde sorumlu tutuyoruz. Adalet tesis edilmeden kalıcı barıştan söz edilemeyeceğini bir kez daha açıkça vurguluyoruz.

    Bu tür saldırılar, korku üretemeyecek; hakikati susturamayacak ve mazlumların adalet talebini bastıramayacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Humus’ta camiye saldırıyı HTŞ’ye yakın örgüt üstlendi!

    Humus’ta camiye saldırıyı HTŞ’ye yakın örgüt üstlendi!

    PİRHA- Suriye’nin Humus kentindeki camiye düzenlenen bombalı saldırıyı HTŞ’ye yakınlığı ile bilinen Saraya Ansar al-Sunna adlı selefi grup üstlendi. 

    Suriye’nin orta kesiminde yer alan Humus’ta Alevilerin yoğun yaşadığı Vadi el Dahab mahallesindeki İmam Ali Bin Abi Talib Camisine bombalı saldırı düzenlendi. İlk belirlemelere göre saldırıda, en az 8 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi de yaralandı. HTŞ’ye yakınlığıyla bilinen “Saraya Ansar al-Sunna” saldırıyı üstlenerek camiyi “Alevilere ait bir merkez” olduğu gerekçesiyle hedef aldıklarını, patlamada 40 kişinin öldüğünü ileri sürdü.

    Suriye resmi haber ajansı SANA’ya göre bir güvenlik kaynağı ilk incelemelerin patlamanın caminin içine yerleştirilen patlayıcı düzeneklerden kaynaklandığını gösterdiğini bildirdi. Meydana gelen patlama sonrası olay yerine çok sayıda sağlık ve itfaiye ekibi sevk edildi.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), saldırının hedefi olan camiinin Şii İmam Ali Bin Abi Talib Camisi olduğunu açıkladı. Söz konusu camii Alevi topluluğunun yoğun yaşadığı mahallede bulunuyor.

    SALDIRIYI ESKİ HTŞ SUBAYININ LİDERLİĞİNDEKİ ÖRGÜT ÜSTLENDİ

    Saldırıyı HTŞ yönetimine yakınlığıyla bilinen “Saraya Ansar al-Sunna” üstlendi. Başka bir grupla koordineli hareket ettiklerini söyleyen örgüt, camiyi “Alevilere ait bir merkez” olduğu gerekçesiyle hedef aldıklarını, saldırıda 40 kişinin öldüğünü veya yaralandığını iddia etti ve “Saldırılarımız artarak devam edecek” tehdidinde bulundu. Örgüt açıklamasında, “Sünni camisinin hedef alındığı” yönündeki haberleri reddetti.

    KİLİSEYE DE SALDIRMIŞLARDI

    Söz konusu örgüt, daha önce de Şam’da Haziran ayında Mar Elias Kilisesi’ne yönelik bir saldırı düzenlemişti. 25 kişi yaşamını yitirmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye’de Alevilere saldırı; çok sayıda ölü ve yaralı var!

    Suriye’de Alevilere saldırı; çok sayıda ölü ve yaralı var!

    PİRHA- Suriye’nin Humus’ta İmam Ali Bin Abi Talib Camisinde meydana gelen patlamada, çok sayıda kişinin öldüğü ve yaralandığı belirtildi. 

    Humus’ta Alevilerin yoğun yaşadığı mahallede bulunan İmam Ali Bin Abi Talib Camisine bombalı saldırı düzenlendi. İlk belirlemelere göre saldırıda, aralarında çocuklarında olduğu 8 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi de yaralandı. Meydana gelen patlama sonrası olay yerine çok sayıda sağlık ve itfaiye ekibi sevk edildi.

    Hawar Haber Ajansı (ANHA) patlamanın bir intihar saldırısından kaynaklandığını duyurdu. Suriye resmi haber ajansı SANA’ya göre bir güvenlik kaynağı ilk incelemelerin patlamanın caminin içine yerleştirilen patlayıcı düzeneklerden kaynaklandığını gösterdiğini bildirdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Suriye’deki Alevilere dönük katliam Malatya’da protesto edildi-VİDEO

    Suriye’deki Alevilere dönük katliam Malatya’da protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Dedeyazı ve Ören şubeleri, Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılara karşı yaptıkları ortak açıklamada, “Bu zulme sessiz kalan herkes bu katliamlardan sorumlu olacaktır” dedi.

    PSAKD Malatya Dedeyazı ve Ören şubeleri, son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Alevilere yönelik artan saldırılara karşı açıklama yaptı.

    Ortak bildiriyi PSAKD Genel Merkez Denetleme Kurulu Başkanı Mazlum Köse okudu.

    Köse, Orta Doğu’nun uzun süredir savaş, şiddet ve dış müdahalelerle yeniden şekillendirilmeye çalışıldığını vurguladı. Köse, özellikle Aleviler ve bölgenin kadim halklarının ağır bedeller ödediğini ifade ederek, “Her savaşta olduğu gibi kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı kesimler en büyük acıları yaşadı. Aleviler başta olmak üzere Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve daha birçok inanç ve etnik topluluk adeta kıyımdan geçirildi. Liderliğini ‘Katil Colani’ olarak bilinen Ahmet Şara’nın yaptığı HTŞ, hâkim olduğu bölgelerde Alevilere sistematik bir soykırım uygulamaktadır. Dürziler ve Hristiyanlar başta olmak üzere birçok topluluğun mensupları katledilmekte, Alevi yurttaşlara yönelik ev baskınları, mallara el koyma, işkence, tecavüz ve kaçırmalar sürmektedir” dedi.

    “BU ZÜLME SESSİZ KALINMAMALI”

    Alevilere yönelik saldırıların dünya kamuoyunca görmezden gelindiğini vurgulayan Köse şöyle devam etti:

    “Suriye’de Aleviler dünyanın gözü önünde sistematik bir soykırıma uğratılmaktadır. Uluslararası terör listesinde yer alan HTŞ ve kırmızı bültenle aranan lideri Colani itibarlı bir aktör haline getirilmeye çalışılmaktadır.”

    “Bugün Suriye’de yaşanan Alevi soykırımının sorumlusu yalnızca HTŞ ve Colani değildir. Bu yapılara destek veren tüm ülkeler ve yönetimler de suç ortağıdır” diyerek sözlerine devam eden, Köse son olarak şunları söyledi: “Bugün Suriye’de Alevilere ve kadim halklara yeni bir Kerbela yaşatılmaktadır. Yezid Yezidliğini sürdürüyor ise Hüseyinler de direnmeye devam edecektir. Zalime diz çökmeyeceğiz. Teslim olmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz.”

    PİRHA/MALATYA

     

  • AABK, AAAF ve FEDA’dan ortak bildiri: Suriye’deki tüm bileşenleri barışçıl yöntemlerle hak aramaya çağırıyoruz

    AABK, AAAF ve FEDA’dan ortak bildiri: Suriye’deki tüm bileşenleri barışçıl yöntemlerle hak aramaya çağırıyoruz

    PİRHA- AABK, AAAF ve FEDA, Suriye’de Alevilere yönelik, saldırı, yağma, öldürme ve tutuklamalara karşı gelişen protestolara yönelik sert müdahale ve saldırıları kınayarak, işlenen suçların takipçisi olacaklarını kaydetti. Kurumların ortak açıklamasında, “Suriye’deki tüm bileşenleri; Alevi, Sünni, Dürzi, Kürt, Ezidi, Hristiyan, Süryani ve diğer tüm toplulukları barışçıl, sivil ve demokratik yöntemlerle hak aramaya çağırıyoruz” denildi. 

    Suriye’de Aleviler, hükümete bağlı selefi grupların Lazkiye ve Humus’ta Alevi yerleşimlerine yönelik, saldırı, yağma, öldürme ve tutuklamalarını protesto için dün sokaklara çıkmış ve protestolarda can ve mal güvenliği, ayrımcılığa son verilmesi ve tutukluların bırakılmasını talebi yükselmişti.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu ve Demokratik Alevi Federasyonu, Suriye’de Alevi sivillere yönelik saldırılar ve Suriye’de derinleşen mezhepçi şiddete dair ortak bir bildiri yayımladı.

    Suriye Alevi Yüksek İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel’in çağrısıyla düzenlenen barışçıl eylemleri desteklediklerini açıklayan kurumlar, Suriye’deki bu mezhepçi tabloya karşı çözümün ancak tüm bileşenlerin eşit yurttaşlık temelinde haklarının tanınarak güvence altına alındığı adem-i merkeziyetçi bir yapılanma olacağı vurgulandı.

    “BARIŞÇIL EYLEM GİRİŞİMLERİNİ DESTEKLİYORUZ”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu ve Demokratik Alevi Federasyonu‘nun ortak bildirisi şöyle:

    “Suriye’de son dönemde derinleşen mezhepçi söylemleri, fiili tasfiye girişimlerini ve özellikle Humus’ta Alevi sivillere yönelik saldırıların yeniden alevlenmesini en sert biçimde kınıyoruz.

    Suriye, Alevilerin, Sünnilerin, Dürzilerin, Kürtlerin, Ezidilerin, Hristiyanların, Süryanilerin ve tüm diğer toplulukların ortak vatanıdır; hiçbir inanç veya kimlik grubu “hedef” ya da “kurban” haline getirilemez.

    25.11.2025 tarihinde Suriye Alevi Yüksek İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel’in çağrısıyla düzenlenen selamet eylemlerine Suriye’nin farklı bölgelerinden binlerce Alevi barışçıl biçimde katılmış; bizler de bu Konsey’in bu barışçıl girişimini açıkça desteklediğimizi beyan etmekteyiz.

    ÇÖZÜM ADEM-İ MERKEZİYETÇİ BİR YAPILANMADIR

    Alevi toplumunun itirazı hiçbir dönemde Sünni bir yöneticinin varlığına yönelik olmamıştır. Yönetimin bir Kürt, bir Dürzi ya da Suriye’nin herhangi başka bir unsurundan bir isim tarafından üstlenilmesi de kendi başına bir itiraz konusu yapılmamıştır. Bu tutum, devlete ve devletin meşruiyetine duyulan inançtan kaynaklanmakta; devlet olgusu, iktidarı elinde bulunduran kişi ve yapılardan ayrı değerlendirilmektedir.

    Geçmişte çatışmanın büyümesini önlemek amacıyla silahlar yönetime teslim edilmiş, toplum silahlı yolun açacağı yıkımlardan kaçınmayı tercih etmiştir. Ancak bugün sahadaki fiili durumun; terörist, tekfirci, mezhepçi ve dışlayıcı bir “olgu iktidarı” anlamına geldiği acı tecrübelerle ortaya çıkmıştır.

    Bu tabloya karşı aranan çözüm, Suriye’nin parçalanması değil; Tüm bileşenlerin eşit yurttaşlık temelinde tanındığı, Hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı, Yerel yönetimlerin güçlendirildiği federal ve siyasal adem-i merkeziyetçi bir yapılanmadır. Suriye’nin birliği, ancak bu çeşitliliğin adil temsili ve kurumsal güvencelerle korunabilir.

    SURİYE’DEKİ TÜM BİLEŞENLERİ BARIŞÇIL YÖNTEMLERLE HAK ARAMAYA ÇAĞIRIYORUZ

    Suriye’deki tüm bileşenleri; Alevi, Sünni, Dürzi, Kürt, Ezidi, Hristiyan, Süryani ve diğer tüm toplulukları barışçıl, sivil ve demokratik yöntemlerle hak aramaya çağırıyoruz.

    Biz, Avrupa’daki ve dünyadaki Alevi kurumları olarak, bugün Suriye’deki her insanın yaşam hakkını, onurunu ve özgürlüğünü savunmak için yan yana duruyoruz. Humus’ta ve Suriye’nin diğer bölgelerinde işlenen suçların takipçisi olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Humus’ta mezhepçi şiddet tırmanıyor: Alevi mahalleleri hedefte

    Humus’ta mezhepçi şiddet tırmanıyor: Alevi mahalleleri hedefte

    PİRHA- Humus’ta Alevi ve Hristiyan Mahallelerine Kanlı Baskın: Onlarca Ölü ve Yaralı – PCCWS: “Amaç tehcir, sorumlu fiili hükümet”

    Suriye’nin Humus kentinde mezhepçi şiddet yeniden tırmandı. El-Kaide bağlantılı grupların ve silahlı aşiret unsurlarının koordineli saldırıları sonucu Alevi ve Hristiyan nüfus hedef alındı. Son 24 saatte yaşananlar, bölgede yeni bir tehcir dalgasının işaretleri olarak değerlendiriliyor.

    ALEVİ VE HRİSTİYAN MAHALLELERİ BASILDI BİR SİVİL ÖLDÜ ÇOK SAYIDA YARALI VAR

    Sabah saatlerinde geçici Şam yönetimine bağlı silahlı gruplar ile aşiret milislerinin, Muhacirin ve Alarman mahallelerine saldırması sonucu Nofel El Ebas adlı bir sivil yaşamını yitirdi, en az 10 kişi yaralandı.

    İngilizce kaynaklardan doğrulanan bilgilere göre, Bani Halid aşiretine bağlı onlarca silahlı, Al-Abbasiyah, Al-Sabeel, Al-Zahra ve Al-Muhajireen mahallelerini bastı.

    Saldırganların araç konvoyu “intikam” sloganları atarak ve tekbir getirerek kente girdi.

    Özellikle Al-Abbasiyah mahallesinde — nüfusun büyük çoğunluğu Alevi ve Şii — kontrolsüz silah kullanımının yol açtığı kaos sonucu çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiği ve yaralandığı bildiriliyor.

    Mahallede özel mülklerin ateşe verildiği, “baş kesme” iddialarının yayılmasıyla halk arasında büyük panik yaşandığı ifade ediliyor.

    GÜVENLİK GÜÇLERİ SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI İLAN ETTİ ANCAK ÖNLEYİCİ HİÇBİR ADIM YOK

    Baskınların ardından İç Güvenlik Güçleri sokağa çıkma yasağı getirdi ancak olayları durdurmak için herhangi bir etkili müdahale yapılmadı.
    Yerel kaynaklar, güvenlik güçlerinin “zayıf ve isteksiz” bir görüntü çizdiğini, bölgede tam bir otorite boşluğu bulunduğunu belirtiyor.

    PCCWS’DEN SERT KINAMA: ALEVİLER SURİYE’NİN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR

    Orta ve Batı Suriye Siyasi Konseyi (PCCWS), Arapça yayımladığı açıklamada saldırıları sert sözlerle kınadı:

    • “Saldırılardan fiili hükümet sorumludur.”

    • “Bu eylemler uluslararası hukukun açık ihlalidir.”

    • “Alevi halkı Suriye toplumunun ayrılmaz bir parçasıdır. Soruşturma yürütülmeden hiçbir topluluk hedef gösterilemez.”

    Konsey, benzer saldırıların Süveyda ve Suriye’nin başka noktalarında da yaşandığını hatırlatarak, olayların mezhepçi gerilimi körüklediği uyarısında bulundu.

    Açıklamada, BM ve uluslararası topluma acil müdahale, saldırıların durdurulması, faillerin yargılanması ve yerinden edilenlerin güvenliğinin sağlanması çağrısı yapıldı.

    8 Aralık 2024’ten bu yana Humus ve çevresinde Alevi nüfusa yönelik sistematik baskılar devam ediyor. Onlarca köyün boşaltıldığı, sivillerin güvenlik gerekçesiyle göç etmek zorunda kaldığı belirtiliyor.

    Yerel insan hakları örgütleri, saldırıların “planlı bir demografik mühendislik” girişimine dönüştüğü görüşünde.

    Humus’ta Alevi ve Hristiyan sivilleri hedef alan saldırılar, bölgenin yeni bir toplu tehcire sürüklendiği endişesini artırıyor.

    Güvenlik güçlerinin pasif tutumu, saldırıların çok aktörlü ve organize bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

    Suriye’nin orta hattında yaşayan Aleviler, şimdi yeni bir ölüm, kaçış ve yok edilme tehdidiyle karşı karşıya.

    HABER MERKEZİ

     

  • Evrensel Gazetesi İzmir Bürosu’na saldırı davası 1 Aralık’a ertelendi-VİDEO

    Evrensel Gazetesi İzmir Bürosu’na saldırı davası 1 Aralık’a ertelendi-VİDEO

    PİRHA –Evrensel Gazetesi’nin İzmir temsilciliğine 13 Ağustos’ta gerçekleştirilen saldırının ilk duruşması bugün görüldü. Tetikçi İsa Can Biler’in tutukluluğuna karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 1 Aralık tarihine erteledi.

    Açıklamada, “Saldırılar, baskılar, cezalar bizi yıldıramaz. Evrensel susmadı, susmayacak” pankartı açılırken, katılımcılar sık sık “Evrensel susmadı, susmayacak” ve “Özgür basın susturulamaz” sloganları attı. Basın açıklamasına çok sayıda basın örgütü, gazeteci, sivil toplum örgütü ve yurttaş katıldı.

    “EVRENSEL SUSMAYACAK”

    Evrensel Gazetesi muhabiri Emirhan Durmaz, saldırının sadece Evrensel’e yönelik olmadığını belirterek, “Evrensel’in sesini susturmaya çalışmak işçilere, emekçilere, kadınlara ve öğrencilere yöneliktir. Bugün saldırının arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Evrensel, 30 yıldır türlü baskılara karşı sesini söylemeye devam ediyor. Evrensel susmayacak” dedi.

    Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Özdal, saldırının arkasındaki azmettiricilerin ortaya çıkarılması gerektiğini vurguladı. Özdal, “13 Ağustos gecesi gazetemiz saldırıya uğradı. İki gün sonra tetikçi yakalandı ve iddianame hazırlandı. Ancak hala birçok soru işareti var. Bu dava sıradan bir adli olay gibi sonuçlanırsa saldırının devam ettiğini düşüneceğiz. Saldırı sadece Evrensel’e değil özgür basına, işçilere, emekçilere, öğrencilere ve kadınlara yönelik” dedi.

    GAZETECİLERDEN TEPKİ

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, saldırının Evrensel’e değil, doğru haber yapan herkese yönelik olduğunu belirterek, “Bu saldırı ‘doğruları yazmaya devam ederseniz kurşunlar gelir’ demektir. Davayı sıradan bir dava haline getirmek isteyenlere karşı duracağız. Sonuna kadar doğru haberin yanında olacağız” ifadelerini kullandı.

    TGS İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu ise, “Bu ülkede gazeteciler tutuklanıyor, öldürülüyor, kanallara kayyım atanıyor. Evrensel 30 yıldır her türlü tehdite rağmen geri adım atmadı. Bu saldırı sadece Evrensel’e değil tüm basına yapılmış bir saldırıdır” dedi.

    KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Başak Edge Gürkan da, basına yönelik saldırıları kabul etmediklerini belirterek, “Bu saldırı muhalif basına, halkın haber alma özgürlüğüne yapılmış bir saldırıdır. Davanın takipçisi olacağız. Olayın arkasındaki tüm güçlerin açığa çıkarılmasını istiyoruz” dedi.

    Basın açıklamasının ardından katılımcılar, duruşmayı takip etmek üzere İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçti.

    BİRÇOK SORUYA ‘HATIRLAMIYORUM’ YANITI

    Duruşmayı İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, İzmir Barosu İnsan Hakları Merkezi ve çok sayıda STK temsilcisi, gazeteci ve yurttaş takip etti. Duruşma, sanıkların kimlik tespitiyle başladı. Savunma yapan fail İsacan Biler, verdiği ifadeyi tekrarlayarak, saldırıyı alkolün etkisinde gerçekleştirdiğini söyledi. Saldırıdan pişman olduğunu belirten fail Biler, sorulan birçok soruya “Hatırlamıyorum” cevabı verdi. Biler’in avukatı davanın sadece zarar verme üzerinden açılması taleplerinin değerlendirilmediğini dile getirerek, buna rağmen bilirkişi raporu ile zararın ödendiğini söyledi. Ardından savunma yapan Fail İbrahim Halil Yapıcı, Biler’in gerçekleştirdiği saldırıdan habersiz olduğunu ifade etti. Fail Yapıcı’nın avukatı, saldırının hibir hukuçunun kabul etmeyeceğini dile getirerek, savcılığın iştirak haline dayandırdığı suçlamanın yetersiz olduğunu, soruşturmanın titiz yürütülmediğini kaydetti. Fail Yapıcı’nın avukatı, müvvekilinin beraatini talep etti.

    Evrensel Gazetesi avukatları, görüntülerin sabit olduğunu söyleyerek, azmettiren güçlerin araştırılma talebi yerine getirilmediğini ve bu hususların araştırılması gerektiğine dikkat çekti. Avukatlar, davanın sadece mala zarar verme olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizdi.

    “SALDIRI AYDINLATILSAYDI HAKAN TOSUN SOKAKTA KATLEDİLMEYECEKTİ”

    İzmir Bürosu Temsilcisi Özer Akdemir, saldırıya değinerek, saldırı sonrasında soruşturmanın da etkin yürütülmediğini vurguladı. Savcılık iddianamesine anımsatan Akdemir, ‘mala zarar verme’ üzerinde yazılmasına tepki gösterdi. İddianamenin yetersiz olduğunu kaydeden Akdemir, olayın arkasındaki güçlerin açığa çıkarılmasını talep etti. Akdemir, saldırı aydınlatılsaydı, Gazeteci Hakan Tosun’un sokakta darp edilerek katledilmeyeceğini sözlerine ekledi.

    DURUŞMA 1 ARALIK’A ERTELENDİ

    Ardından iddia makamı failin kaçabileceği şüphesi göz önünde bulundurularak, fail İsa Can Biler’in tutukluluk halinin devamına karar verildi.

    Duruşma sonrası açıklama yapan Avukat Devrim Avcı, “Duruşma 1 ay sonraya gün verdi. Duruşmadaki savunmaların mahkeme heyeti tarafından inandırıcı bulunmadığına delil bu aynı zamanda. Dosyanın yeniden soruşturulması için savcılığa yeniden gönderilmesi kararı verdi. Yeni bir soruşturma başlayacak. Ceza yargılamasının ana amacı maddi gerçekliği ortaya koymaktır. Bu saldırının Evrensel Gazetesi’nin yayın çizgisine yönelik olduğunu biliyoruz. Araştırılmayan HTS ve banka kayıtları araştırılmasını umuyoruz. Saldırının arkasındaki gerçek sorumluluların ortaya çıkması için çabamız devam edecek” dedi.

    PİRHA / İZMİR

  • Gazeteci Ezgi Soysal’a saldırı Meclis gündemine taşındı!

    Gazeteci Ezgi Soysal’a saldırı Meclis gündemine taşındı!

    PİRHA- Gazeteci Ezgi Soysal’a saldırıyı Meclis gündemine taşıyan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, ” Ezgi Soysal’ın defalarca başvurduğu CİMER, belediye ve karakol kayıtlarında hangi işlemler yapılmıştır? Başvurular neden sonuçsuz bırakılmıştır?” diye sordu.

    CAN TV haber spikeri Ezgi Soysal, üç yılı aşkın süredir aynı mahallede oturduğu komşuları tarafından sistematik şiddete, tacize ve tehdide maruz kalıyor. Defalarca CİMER’e, belediyeye ve karakola başvuran Soysal, hiçbir koruyucu tedbirin alınmadığını söyleyerek, “Can güvenliğim yok. Adalet yerini bulmadığı için bugün neredeyse öldürülüyordum” dedi.

    CAN TV haber spikeri Ezgi Soysal’ın, yaklaşık dört yıldır aynı mahallede oturduğu komşuları tarafından sistematik biçimde tehdit, taciz ve fiziksel saldırılara uğramasını DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis’e soru önergesi verdi.

    “TOPLUMSAL ADALET DUYGUSUNU DERİN BİÇİMDE ZEDELEMEKTEDİR”

    CAN TV haber spikeri Ezgi Soysal’ın, CİMER’e, belediyelere ve emniyete defalarca başvurmasına rağmen hiçbir koruyucu veya önleyici tedbirin alınmadığını, defalarca karakoldan geri çevrildiğini belirten Fırat, şunları ifade etti:

    “Ocak ayında üç kadın tarafından saldırıya uğrayarak parmağı kırılmış, son olarak 28 Ekim 2025 tarihinde evinin önünde on kişilik bir grubun organize saldırısına uğramıştır. Saldırı anında kafasına ve vücuduna defalarca tekmelerle darbe alarak küfürlere maruz kalmış, Iphone XR telefonu zarar görmüş, airpods pro 3 kablosuz kulaklığı kaybolmuş ve tespit edebildiği kadarıyla Erciyes apartmanında oturan Rahime ÖZCAN ve Betül ÖZCAN ile birlikte yaklaşık on kişilik başka kadın-erkek ve çocukların saldırısı sonucunda hayatını kaybetme riski yaşamıştır.

    Gazeteci Soysal, “Adalet yerini bulmadığı için neredeyse öldürülüyordum, can güvenliğim yok” sözleriyle yaşadığı cezasızlık ortamını kamuoyuna duyurmuştur. Ancak tüm bu saldırılara rağmen saldırganlar hakkında herhangi bir gözaltı ya da yargısal işlem yapılmadığı, kamera kayıtlarının dahi incelenmediği ifade edilmektedir. Bu olay, sadece bir “komşu kavgası” değil, kadın gazetecilere, basın özgürlüğüne ve muhalif seslere yönelmiş sistematik şiddetin bir yansımasıdır.

    Gazetecilik mesleği, bu ülkede ağır bedellerle var olmaya devam etmektedir. Hasan Fehmi’nin öldürüldüğü 1909 yılından bu yana 116 yılda son olarak İstanbul’da gazeteci Hakan Tosun’un dövülerek katledilmesi ile birlikte en az 68 gazeteci benzer biçimde saldırıya uğrayarak, bombalarla ya da kurşunlarla yaşamını yitirmiştir. Basın özgürlüğü, demokratik toplumların temel direğidir. Ancak Türkiye’de gazetecilere yönelik şiddet olayları artarken, faillerin korunması, soruşturmaların geciktirilmesi ve koruma tedbirlerinin uygulanmaması toplumsal adalet duygusunu derin biçimde zedelemektedir.”

    Celal Fırat, Meclis Başkanlığı’nın yanıtlaması istemiyle, şu soruları yöneltti:

    “1. Gazeteci Ezgi Soysal’ın 2025 yılı Ocak, Nisan ve Ekim aylarında yaşadığı saldırılar hakkında emniyet birimleri tarafından herhangi bir gözaltı veya ifadeye çağırma işlemi yapılmış mıdır?

    2. Saldırılara ilişkin hazırlık soruşturması başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa hangi aşamadadır?

    3. Ezgi Soysal’ın defalarca başvurduğu CİMER, belediye ve karakol kayıtlarında hangi işlemler yapılmıştır? Başvurular neden sonuçsuz bırakılmıştır?

    4. Saldırıların yaşandığı bölgedeki güvenlik kamerası kayıtları incelenmiş midir? İncelenmediyse neden?

    5. 27 Ekim’de İçerenköy Polis Karakolu’na giden gazeteci Soysal’ın iki kez kapıdan geri çevrildiği iddiası doğru mudur? Bu konuda herhangi bir idari inceleme başlatılmış mıdır?

    6. Ezgi Soysal ve ailesi için koruma tedbiri alınması yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmış mıdır?

    7. Gazetecilerin güvenliğini sağlamak amacıyla İçişleri Bakanlığı’nın özel bir izleme veya koruma mekanizması oluşturma yönünde bir çalışması bulunmakta mıdır?

    8. Basın özgürlüğü ve ifade hakkının korunması için gazetecilere yönelik şiddet vakalarında etkin soruşturma zorunluluğunun tüm emniyet birimlerine hatırlatılması yönünde genel bir talimat gönderilmiş midir?”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Can TV spikeri Ezgi Soysal’a sistematik şiddet: “Adalet istiyorum”
    Ezgi Soysal dövülürken adalet nereye bakıyordu?

     

  • Hakan Tosun binler tarafından uğurlandı-VİDEO

    Hakan Tosun binler tarafından uğurlandı-VİDEO

    PİRHA – Darp edilerek katledilen gazeteci Hakan Tosun, Nurtepe Cemevinden uğurlandı. Hakan’ın dostları adına okunan açıklamada “Asla susturamayacaksınız bizleri. Hak yolundan ayrılmayan karıncayı incitmeyen mazlumları sizler öldürebiliyorsanız bizler de Pir Sultanlar gibi ölür ölür diriliriz. Yürü bire Hızır Paşa, başaramayacaksınız” denildi.

    10 Ekim gecesi saldırıya uğrayan Hakan Tosun, 14 Ekim’de tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.
    Tosun’un kimler tarafından katledildiğini sormak adına binlerce kişi Nurtepe Metro meydanında bir araya geldi. Nurtepe Cemevi’ne kadar yapılan yürüyüşün ardından tören düzenlendi.

    Hakan Tosun’un dostları, yakınları, sevenleri, tek tek duygularını paylaştı.

    “SÖYLENECEK ÇOK ŞEY VAR”

    Hakan Tosun’un kardeşi Öznur Tosun, yaptığı konuşmada “Hakan, her canlı için duyarlı olan bir insandı. Böyle bir insanı katletmenin hesabını verebilecekler mi? Söylemek istediğim çok şey var ama içinde çok acı da var. O nedenle şu anda öfkemi karıştırmak istemiyorum. Sadece acımı yaşamak istiyorum ama söylenecek çok şey var” diye belirtti.

    “KÖROĞLU’NUN, PİR SULTAN’IN SOYUNDAN GELENLERİZ”

    Hakan Tosun’un dostları adına İsmail Akyıldız konuştu. “Kanatlarımızı kırmak istiyorlar” diyen Akyıldız, şunları dile getirdi:

    “Biz çevre ve ekoloji hareketinden gelen Hakan’ın dostları için bu cinayetin anlamı kısaca;

    Kanatlarımızı kırmak istiyorlar…

    Peki neden yapmak istiyorlar bunu?

    Çünkü, topraktan, yerlerden, yerellerden yükselerek uçmaya başladık biz. İşte bunun için kırmak istiyorlar kanatlarımızı.
    Biz kimiz? Biz, Köroğlu’nun, Pir Sultan’ın, Dadaloğlu’nun soyundan gelenleriz. Başta Hakan’ımız olmak üzere biz onların mirasını sahiplenenleriz. Onların sözünün ete kemiğe büründüğü bedenleriz. İşte bu yüzden bizim kolumuzu, kanadımızı kırmak istiyorlar. Karadenizli Sünni bir ailenin çocuğu olarak bugün Cemevine gelişimin nedeni sadece can dostumuzu uğurlamak için değil aynı zamanda bu onurlu tarihe ve değerlere sahip çıktığım içindir. Çünkü Cumhuriyet tarihinde ilk defa Bergamalı, Alevi ve Sünni köylülerimiz el ele vererek yağmacı küresel şirketlere ve onlara yol veren siyasi iktidara karşı mücadele etmeye başladılar. Bu birlikteliği Bergama’dan Karadeniz vadilerine, Munzur’dan Kazdağları’na ve bugün Akbelen’e kadar sürdürdüler. Onlar kırlarda, köylerde verilen bu mücadeleyi Gezi parkına, Kazdağları’na ve Akbelen’e taşıyarak bugün ulusal ölçekte ve şiddet içermeyen, sivil itaatsizlikle meşru hakları olan hava, su, toprak ve müştereklerini savundular.
    Evet Onlar bizim kanatlarımızı kırmak istiyorlar, hepimizin Hakan gibi uçmasından korkuyorlar çünkü. Onun gibi uçmayı başarabilirsek onların bu batmış, çürümüş düzeninin ‘çarkını’ kırarız diye korkuyorlar.

    Fakat canımız Hakanımızı uğurladığımız bu günde şu sözü veriyoruz susmayacağız. Asla susturamayacaksınız bizleri. Hak yolundan ayrılmayan karıncayı incitmeyen mazlumları sizler öldürebiliyorsanız bizler de Pir Sultanlar gibi ölür ölür diriliriz. Yürü bire Hızır Paşa, başaramayacaksınız.

    Kötülüğe, insan ve doğa katliamına, fakir fukaranın malına mülküne, doğasına kasteden bu kapitalist emperyalist diktatörlüğü senin yolundan yürüyerek er geç yıkacağız. İnsan onurunu ayaklar altına alan bu sistemin çarkını kırmak için var gücümüzle çalışacağız.”

    “HAKAN GÖRÜNMEZ BİR KAHRAMANDI”

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş ise konuşmasında Hakan Tosun’un, birçok değerli işe imza attığını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Öncelikle şunu ifade etmek lazım; Hakan Tosun’a ne oldu? Bu soru, Türkiye’de milyonlarca insanı doğrudan etkileyen, adalet mücadelesinin yeni sloganlarından bir tanesidir. Zengin olmayan herkes elbet adaletsizlikle karşı karşıya kalıyor ve bizler bu ülkenin gerçek insanları, namuslu insanları, onurlu insanları, dürüst insanları sadece paramız olmadığı için, sadece bu iktidara teslim olmadığımız, boyun eğmediğimiz için adaletsiz bir dünyaya mahkum edilmek isteniyoruz. Bu çok acı. Hakan Tosun, en zor zamanımızda, daha partiyi falan kurmamışız, bir fotoğrafçı lazımdı, bir arkadaşımızın tavsiyesiyle Hakan geldi. Günlerdir bunu paylaşmam lazım diye düşündüm. Gördüğünüz, beğendiğiniz birçok çalışmamızın arkasında bir görünmez kahraman, Hakan vardı.”

    “TESADÜFEN KATLEDİLMEDİ”

    DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın da Hakan Tosun’un “gerçek anlamda bir yaşam mücadelesi” verdiğinin altını çizdi Akın, şunları söyledi:

    “Hakan, aynı zamanda insanlık mücadelesinin en önemli insanlarından; onurlu insanlardan birisiydi. Tesadüfen katledilmedi! Son zamanlarda artık bu vahşi kapitalist sistem, doğanın bütün hayatına, yeraltı varlıklarımıza, ne varsa saldırmaya başladılar.
    Kaz Dağları’nda, Samandağ’da Türkiye’nin neresinde çevre sorunu varsa orada olan bir dostumuzdu Hakan. O, belgeleri ile hakikati açığa çıkartmaya çalıştı”

    “ÇETELER HER YERDE”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu da Hakan Tosun’un önemli bir ekoloji savunucusu olduğunu belirtti. Kenanoğlu, şu konuşmayı yaptı:

    “Çeteler, bütün Türkiye’nin her tarafına yayıldı. Şu anda sokaklarda devletin, iktidarın desteğiyle bu çeteler, sokakları kontrol eden hale geldi. Buna karşı bilinçli bir şekilde hep birlikte bir mücadele yürütmemiz gerekiyor. Artık sokaklarda rahat bir şekilde yürüyemeyeceğimiz günleri yaşıyoruz. Artık bu çeteler, hepimize karşı bir tehdit olarak da kullanılıyor. O katliam talimatını verenlerin, onları destekleyenlerin ortaya çıkartılması için uğraşmamız gerekiyor. Mücadelemizi bu anlamda yoğunlaştırmamız gerekiyor. Hakan’ın bıraktığı mücadele, yaşam savunuculuğu, Hakan’ı katledenlerin ortaya çıkartılmasıyla yeni bir ibre kazanacak. Bunu da bugün burada görmüş olduk. Hakan’ın mücadelesini sürdürmeye kararlıyız. Devrin daim olsun sevgili hemşerim, sevgili Hakan.”

    Yapılan konuşmalar ardından Hakk’a uğurlama erkanı düzenlendi. Nurtepe Cemevi’nden uğurlanan Tosun, Ayazağa Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hakan Tosun cinayeti: Sermaye, çete ve ihmaller zinciri mi?

    Hakan Tosun cinayeti: Sermaye, çete ve ihmaller zinciri mi?

    PİRHA- Antalya’da taş ocaklarına karşı yürütülen mücadelede öldürülen Büyüknohutçu çiftinin ardından benzer bir örnek daha mı yaşanıyor? Hakan Tosun’un ölümünün ardında sadece bir cinayet değil, çok katmanlı bir yapı mı var?

    Hakan Tosun cinayeti kamuoyunda yalnızca bir adli vaka olarak değil ardındaki yapılarla birlikte ele alınması gereken toplumsal bir olay olarak yankı bulmaya başladı. Olayın gelişimi ve Tosun’un çevresel duyarlılığı akıllara 2017 yılında Finike’de taş ocaklarına karşı verdikleri mücadeleyle tanınan ve ardından öldürülen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftini getirdi. Her iki olayda da dikkat çeken üçlü yapı ise çarpıcı: Sermaye, çete ve ihmal

    ÇEVRE MÜCADELESİ VE HEDEF HALİNE GELMEK 

    Hakan Tosun, ormanlık alanlara açılmak istenen maden ve taş ocağı faaliyetlerine karşı çıkan isimlerden biriydi. Yerel halkın doğayı koruma mücadelesinde öne çıkan, dilekçeler yazan, bilirkişi raporlarına katkı sunan Tosun’un bu faaliyetleri nedeniyle bazı çevrelerce “engel” olarak görüldüğü iddia ediliyor.

    Tıpkı Büyüknohutçu çiftinin Finike’de sedir ormanlarını savunurken hedef haline gelmeleri gibi, Tosun’un da benzer bir süreçten geçtiği düşünülüyor. Olay yerinde bulunan bazı deliller, cinayetin “kişisel” ya da “ani” bir eylemden ibaret olmayabileceğini düşündürüyor.

    SERMAYE VE ÇETE İLİŞKİSİ: ÖRTÜK İŞ BİRLİĞİ Mİ?

    Tosun’un ölümünden önce bölgede faaliyet yürüten bazı şirketlerin yerel halk üzerinde baskı kurmaya çalıştığı, bazı kişilerin tehdit edildiği ve “geri çekilmeleri” yönünde uyarıldığı bilgisi geliyor. Bu durum, tıpkı Büyüknohutçu cinayetinde olduğu gibi, şirketlerin yerel çetelerle gayriresmî iş birliklerine gittiği iddialarını gündeme taşıyor.

    Büyüknohutçu çiftini öldüren Ali Yamuç’un daha sonra hapishanede intihar etmesi, onun cinayeti “tek başına” işlemediği yönündeki şüpheleri artırmıştı. Tosun vakasında da benzer şekilde bazı tanıkların susturulmaya çalışıldığı ve olayın sadece bir “bireysel husumet” olarak gösterilmek istendiği öne sürülüyor.

     “TEK FAİL” ANLATISININ ÖTESİNE BAKMAK

    Hakan Tosun cinayeti, sıradan bir şiddet olayı gibi gösterilmek istense de olayın yapısal boyutları göz ardı edilemeyecek kadar belirgin. Sermaye çevrelerinin doğa tahribatına karşı duran bireyleri hedef aldığı, yerel çete ya da karanlık bağlantılarla bu kişilerin sindirilmeye çalışıldığı, kamu kurumlarının ise bu süreçte ya yetersiz kaldığı ya da göz yumduğu bir denklemle karşı karşıyayız.

    Tosun’un ölümü, Büyüknohutçu çiftinin ölümünden yıllar sonra dahi doğa savunuculuğunun nasıl bir bedel haline gelebileceğini göstermesi açısından bir alarm niteliğinde. Bu cinayet, faillerin ötesinde yapıları sorgulatan bir dosya olmayı sürdürüyor.

    HABER MERKEZİ

  • Samandağ Ekoloji Platformu: Hakan Tosun’a yapılan saldırının önündeki sis perdesi kaldırılmalı!

    Samandağ Ekoloji Platformu: Hakan Tosun’a yapılan saldırının önündeki sis perdesi kaldırılmalı!

    PİRHA- Samandağ Ekoloji Platformu, Gazeteci Hakan Tosun’a yapılan saldırının bir an önce aydınlatılması çağrısında bulunarak, “Hakan Tosun’a ne oldu” diye sordu. 

    Samandağ Ekoloji Platformu , beyin ölümü gerçekleşen Gazeteci Hakan Tosun’a dair basın açıklama yaptı.

    Platform adıan açıklamayı yapan Gül Oruç, Hakan Tosun’un yıllardır bir gazeteci olarak, yaşamı, doğayı ve insan hak mücadelelerini belgelediğini kaydederek, “Saldırının önündeki sis perdesinin kaldırılması ve kamuoyunun aklında cevaplanmamış tek soru bırakılmaması için tüm ekoloji örgütleri-yaşam savunucuları ve bu ülkede adalet isteyen herkes olarak kararlı şekilde mücadele edeceğimizi belirtmek isteriz” dedi.

    Hakan Tosun’a karşı yapılan saldırıya karşı tutum alma çağrısına bulunan Gül Oruç, olayın takipçisi olacaklarını ifade etti.

    “KURDUN-KUŞUN, AĞAÇLARIN SESİ OLMUŞTUR”

    Samandağ Ekoloji Platformu’nun açıklaması şöyle: 

    Yaklaşık üç gün önce darp edilen ve yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Ekoloji aktivisti ve Hakan Tosun için çevre ve doğa gurupları bugün yazılı açıklama yaparak “Hakan Tosun’a ne oldu” diye sordular  “Hakan Tosun Doğa’nın sesi olmuştu. Saldırının önündeki sis perdesi kaldırılsın” dediler.

    Ekoloji aktivisti ve gazeteci arkadaşımız Hakan Tosun, 10 Ekim akşamı saat 22:00 sularında evine giderken İstanbul’un en işlek ve yoğun bölgelerinden biri olan Esenyurt Mehter Caddesi’nde yürürken yanına yaklaşan bir araçtan inen birden fazla kişinin saldırısına uğramış ve aldığı darbeler sonucunda ağır yaralanmıştır, İstanbul Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde yaşam mücadelesi vermektedir.

    Hakan Tosun yıllardır bir gazeteci olarak, yaşamı, doğayı ve insan hak mücadelelerini belgeledi. Yaptığı belgesellerle, ortaya koyduğu gazetecilikle doğa-kent-emek sömürüsüne ve yıkımına karşı direnişlerin hafızası olmuş, sessizliğe gömülmek istenen kurdun-kuşun, börtü böceğin, ağaçların sesi olmuştur.  İkizdere’den Akbelen’e, Samandağ‘dan Topağacı’na, Kaz Dağları’ndan Validebağ’a, Munzur’dan Bergama’ya ve daha onlarca direnişin omuzdaşı ve belgeleyecisi olmuştur. Kendi çıkarlarını değil doğanın ve yaşamın çıkarlarını savunmuş tüm mesaisini bu uğurda üreterek geçirmiştir. Biliyoruz ki Hakan sağlığına kavuşacak ve yeni direnişlerin hafızası olmaya devam edecektir.

    “SALDIRININ ÖNÜNDEKİ SİS PERDESİ KALDIRILMALI”

    Ekoloji mücadelesinin bir parçası olan arkadaşımız, yoldaşımız Hakan Tosun’a bu karanlık saldırıyı gerçekleştirenler hakkında gereken cezanın verilmesi, saldırının önündeki sis perdesinin kaldırılması ve kamuoyunun aklında cevaplanmamış tek soru bırakılmaması için tüm ekoloji örgütleri-yaşam savunucuları ve bu ülkede adalet isteyen herkes olarak kararlı şekilde mücadele edeceğimizi belirtmek isteriz. Ardı arkası kesilmeyen saldırılarda ülkenin geldiği şiddet sarmalının son bulmasının birlikte mücadeleden geçtiğini çok iyi biliyoruz. Saldırıyı yapan ve saldırının arkasında olanlar bilmeliler ki Hakan Tosun yalnız değildir, gerçekler tüm çıplaklığıyla aydınlatılıncaya kadar ve Hakan Tosun’un hayatına kasteden caniler gereken cezayı alıncaya kadar bu soruşturmanın takipçisi olacağız.

    “HAKAN TOSUN’A NE OLDU?”

    Hakan Tosun’un hayatına kasteden bu saldırı ve sonrasına dair bir çok soru orta yerde durmaktadır. Yetkilileri bir kez daha uyaralım, bir kişi daha eksilmeyecek ve Hakan Tosun’un yoldaşları olarak bu olayın takipçisi olacağız.

    Bizler doğa ve yaşam savunucuları olarak bu zamana kadar bir çok saldırıya maruz kaldık, bu saldırılara karşı sessizliğin daha büyük saldırılara cesareti verebileceğini de çok iyi biliyoruz ve bu yüzden bir kişi daha eksilmemek adına herkesi Hakan Tosun’a karşı yapılan bu saldırıya karşı tutum almaya ve mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz. Bir kez daha yüksek sesle soruyoruz: “Hakan Tosun’a ne oldu?”

    PİRHA/HATAY

  • Özgür Özel’e saldıran Selçuk Tengioğlu tahliye edildi

    Özgür Özel’e saldıran Selçuk Tengioğlu tahliye edildi

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in cenaze töreni çıkışında saldıran Selçuk Tengioğlu’nun tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak tahliye edilmesine karar verildi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e Sırrı Süreyya Önder’in AKM’deki cenaze töreninin ardından yumruklu saldırıda bulunan Selçuk Tengioğlu tahliye edildi.

    Saldırgan Tengioğlu, Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda bulunan 44. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dördüncü kez hakim karşısına çıktı. Dava, ‘kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama’ suçundan 4,5 yıla kadar hapis istemiyle görüldü.

    Mahkeme heyeti, 5 aydır tutuklu bulunan Tengioğlu’nun 12 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak tahliye edilmesine karar verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Esenler Cemevinden Gazze’deki saldırılara tepki ve Sumud Filosu’na destek eylemi-VİDEO

    Esenler Cemevinden Gazze’deki saldırılara tepki ve Sumud Filosu’na destek eylemi-VİDEO

    PİRHA- Esenler Cemevi, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını kınayarak, Sumud Filosu’na destek için eylem yaptı. Açıklamada, “Hristiyan, Yahudi, Müslüman bir ve ortaktır, adı Filistin’dir. Filistin Özgür olmalıdır! Emperyalist-siyonist işgal, saldırganlık ve soykırım son bulmalıdır!” denildi. 

    İstanbul’da hizmet yürüten Esenler Cemevi,  ‘Sumud Filosuna destek, Gazze’ye ses’ diyerek basın açıklaması düzenledi. ‘Bin Defa Mazlum Olsan da Bir Defa Zalim Olma’, ‘Nehirden Denize Özgür Filistin, Özgür Gazze’ pankartının açıldığı açıklamada metni Esenler Cemevi Başkanı Cemal Özdemir okudu.

    “SOYKIRIM YAŞANIYOR”

    Gazze başta olmak üzere Filistin’de bir soykırım yaşandığını ifade eden Cemal Özdemir, “Çocuklar, bebeler açlıktan ölüyor. Evet, açlıktan. Sadece açlıktan da ölmüyorlar. Her gün devasa bombardımanlarla katlediliyorlar. Hemi de, oluşturulan sözde yardım noktalarının bombalanması sonucu katlediliyorlar. Sözde uluslararası yasalarda koruma altına alınmış ve dokunulmaz olan hastahanelerin, okulların, inanç merkezlerinin (camilerin) bombalanması sonucu katlediliyorlar. Ve tüm bunlar ne için yapılıyor biliyor musunuz; Gazzeliler’i, Filistinliler’i yurtlarından sürmek için, Gazze’yi kumarhane ve turizm merkezi yapmak, emlak rantını Trumplarla paylaşmak için. Böyle itiraf etti faşist-siyonist bakan!” diye belirtti.

    “GAZZE’Yİ SAVUNMAK İNSANİ BİR GÖREVDİR”

    Gazze’de yaşananın Kerbala’yı aşan bir zulüm olduğunu ifade eden Cemal Özdemir, “Bu barbarlığı neredeyse bütün dünya, bütün Türkiye izliyor. Sessiz. Suskun. Tepkisiz. Kör, sağır, dilsiz. Oysa film izlenirken bile tepki verilir, değil mi? Şahımız Ali diyor ki; “Bir zulme engel olamıyorsanız onu herkese duyurun.” Evet, zulme karşı durmak, engel olmaya çalışmak, herkese duyurmak için biraraya geldik. Gelmek zorundaydık. Çünkü, “zulme karşı çıkmak, İzzettir” der Şah Hüseyin. İzzetimizi, insan haysiyetini, erdemini, ahlakını korumak zorundayız. Bu yüzden Gazze’yi, Filistin Halkını ve direnişini savunmak ahlaki, vicdanı ve insani bir görevdir. Yoksa çürürüz. Onurumuzu, ahlakımızı yitiririz” dedi.

    SUMUD FİLOSU’NA DESTEK

    İsrail’in soykırımını durdurmanın yolunun, her düzeyde tam ambargo uygulanması olduğu söyleyen Özdemir , Trump’ın, İsrail’in cinayetlerinin ortağı olduğuna dikkat çekti.

    Özdemir ayrıca insanların açlıktan ölmesi için örülen ablukayı dağıtmak amacıyla yola çıkan Sumud Filosu’nu selamlayarak,  “Oysa “zulüm bizdense, biz bizden değiliz” der ulularımız. Bizim yolumuz, töremiz, düsturumuzdur: zulme biat etmeyiz, rıza göstermeyiz. Zulmetmeyiz. Zalim olmayız. Nerede mazlum varsa, ondan tarafız, nerede mazlumun direnişi varsa ondan tarafız! Çünkü zulme karsı çıkmak, direnmek haktır. Mesrudur. İnsan onurunun gereğidir. Bu yüzden Filistin direnişinden yana, siyonist barbarlığın tam karşısındayız. Ve diyoruz ki; Hristiyan, Yahudi, Müslüman bir ve ortaktır, adı Filistin’dir. Filistin Özgür olmalıdır! Emperyalist-siyonist işgal, saldırganlık ve soykırım son bulmalıdır! Dostlar, bütün dünya büyük oranda seyrediyor demiştik. Lakin seyretmeyenler de var! İşte uluslarası Sumud Filosu. Gazze’deki insanlık dışı kuşatmayı yarmak ve Gazze halkına can olmak için, dünyanın dört bir yanından gelip buluşarak, bütün riskleri göze alarak yola düştüler. Aşk olsun onlara. Aşk olsun yollarına, şeref olsun yolculuklarına. Onlar bu kalpsiz-vicdansız dünyanın kalbi, vicdanı, gözü, kulağı oldular” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Suriye’deki Alevi katliamında Şam yönetiminin rolü raporla teyit edildi!

    Suriye’deki Alevi katliamında Şam yönetiminin rolü raporla teyit edildi!

    PİRHA- Suriye’de geçici hükümetine bağlı cihatçı güçler tarafından gerçekleştirilen Alevilere yönelik katliam ve ihlaller belgelenerek raporlandı. Raporda, geçici hükümetin yürüttüğü soruşturmanın şeffaflıktan uzak olduğu kaydedilerek, sorumluların hesap vermesi için uluslararası kurumlara da çağrı yapıldı.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Hakikat ve Adalet İçin Suriyeliler ile Suriye Arşivi, Baas rejiminin devrilmesinden bu yana Alevileri hedef alan saldırılar ve hak ihlallerine yönelik bir rapor yayınladı. Raporda, cihatçı Heyet Tahrir el-Şam tarafından gerçekleştirilen infazlar, işkence ve mal tahribatı da dahil olmak üzere ciddi ihlaller belgelendi.

    RAPORDA BELGELER YER ALIYOR

    Rapor, 6–10 Mart tarihleri arasında yaşanan olaylara ilişkin 100’den fazla yurttaş, tanık ve gazeteciyle yapılan görüşmelere, ayrıca doğrulanan ses ve görüntü kayıtları ile uydu fotoğraflarına dayanıyor. Bu bulgular, 24’ten fazla yerleşimde sivillere yönelik keyfi infazlar, ev baskınları, yağma, kundaklama ve mezhep temelli saldırıları ortaya koyuyor.

    ALEVİLERE KARŞI GENİŞ ÇAPLI ‘KOLEKTİF CEZALANDIRMA KAMPANYASI’

    22 Temmuz’da Suriye Ulusal Kıyı Araştırma Komisyonu, bin 426 kişinin katledildiğini ve sivillere yönelik toplu katliamlar yaşandığını kabul etmişti. Ancak raporda, cihatçı üst düzey komutanların sorumluluklarının göz ardı edildiği belirtildi. Komisyon olayları “bireysel intikam eylemleri” olarak nitelese de, ortak raporun bulguları bunun Alevilere karşı daha geniş çaplı ‘kolektif cezalandırma kampanyası’ olduğunu gösteriyor.

    KEYFİ İNFAZ, YAĞMA VE YIKIM

    Üç örgüt, komisyonun da daha önce güvenlik güçleri tarafından ihlaller yaşandığını kabul ettiğini hatırlatarak, keyfi gözaltılar, ev baskınları ve Alevilere yönelik kimlik temelli saldırıların Humus ve Hama kırsalında başladığını, Temmuz ayında ise Süveyda’ya yayıldığını bildirdi. Burada Dürzi siviller, Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bağlı grupların düzenlediği operasyonlarda keyfi infaz, yağma ve yıkıma maruz kaldıklarını aktardı. Raporda yapısal reformlar önerilirken, adaletin ve tazminatların acilen hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı.

    “ADİL YARGIMA SÜRECİ GARANTİ ALTINA ALINMALI”

    Raporda, yapısal reform önerilerine yer verilirken, adaletin sağlanması ve mağdurlar için tazminatların bir an önce uygulanması gerektiği vurgulandı. Ayrıca, tanıkların korunması ve adil yargılama süreçlerinin garanti altına alınması çağrısında bulunuldu. Güvenlik sektöründe reformların gerçekleştirilmesi ve ihlallere karışan görevlilerin görevden uzaklaştırılması talep edilirken, bu süreçte uluslararası mekanizmaların da devreye girmesi gerektiğine dikkat çekildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Samandağlılar, Mevlüt Oruç’un saldırıya uğramasına tepki gösterdi-VİDEO

    Samandağlılar, Mevlüt Oruç’un saldırıya uğramasına tepki gösterdi-VİDEO

    PİRHA- Samandağ Ekoloji Grubu, Mevlüt Oruç’un uğradığı saldırıya tepki göstererek, “Bu saldırı yalnızca bir kişiye değil, doğaya, yaşam hakkına ve hukuka yönelmiş organize bir tehdittir. Bu çete yargı önünde hesap verene kadar her türlü hukuki ve toplumsal mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

    Samandağ Ekoloji Platformu Sözcülerinden Mevlüt Oruç, beton santrali sahiplerinin saldırısına uğradı. Dün geceyi hastanede müşahade altında geçiren Mevlüt Oruç için Samandağlılar, siyasi parti temsilcileri ve demokratik kitle örgütü temsilcileri bir araya gelerek, basın açıklaması yaptı.

    “MEVLÜD ORUÇ’A YÖNELTİLEN SALDIRI KABUL EDİLEMEZ”

    Yapılan basın açıklamasını TİP Samandağ Meclis Üyesi Ferit Diker okudu. Saldırının bireysel değil, organize bir tehdit saldırı olduğunun altını çizen Diker, şunları ifade etti:

    “Samandağ’da, 6 Şubat depreminden hemen sonra üç mahallenin ortasına,  ilkokulun, Tarım alanına, narenciye ve zeytin bahçelerinin, seraların yakınına,  Son yaşam alanları Asi Nehri sulak alanı olan Endemik canlıların yaşam alanında; yani en olmayacak yere yapılan Gürkal Beton Santrali’nin faaliyetleri, Samandağ halkının açtığı davalarda alınan iptal kararlarıyla hukuken defalarca durdurulmuş ve geçtiğimiz günlerde santral kapatılmıştır.  Bu karar, hem bölgenin hassas ekosistemi hem de depremin yıkıcı sonuçlarını hâlâ taşıyan halk için hayati bir kazanımdır. Ne var ki bu kazanımın hemen ardından, yıllardır direnişin ön saflarında yer alan Mevlüt Oruç, santral sahiplerinden İsmail Kallaoğlları ve adamlarının doğrudan hedef aldığı bir planlı ve organize saldırıya uğramıştır. Hatay, Samandağ, Atatürk Mahallesi, Çevre Yolu Caddesi, Konut alanında, Şehrin ortasında, yasadışı kurulan ve yasadışı faaliyet yürüten “Gürkal Hazır Beton Santralinin” faaliyetlerinin durdurulması için yaklaşık iki yıldan bu yana yaptığımız mücadele sürecinde daha önce de tehdit edildiğimize dair savcılığa müracaat ettik. 18 Eylül 2025 Perşembe günü saat 21’00 civarında, Atatürk Mahallesinde beton santralinin yanından ve evlerine yakın mevkide Mevlüd Oruç arkadaşımız aracıyla seyir halindeyken planlı olduğu açıkça belli bir şekilde Araçla yolu kapatılıp, etrafı 6-7 kişi ile çevrilip aracının içinde  saldırıya uğramıştır.   Bu Saldırı sadece Mevlüd Oruç’a değil; ülkemizdeki bütün çevre, ekoloji, toplum sağlığı, demokrasi ve insan hakları savunucularına yapılan çete saldırılarının son halkasıdır.

    Oruç’un ciddi biçimde darp edilmesi, yalnızca bireysel bir şiddet eylemi değil, yaşamı savunanlara gözdağı verme girişimidir.

    Gürkal Beton Santrali’nin faaliyetlerini durduran mahkeme kararlarının ardından İsmail Kalla ve adamlarınca planlanan saldırı, sıradan bir şiddet olayı değildir. Hukukla elde edemedikleri kârı, şiddet yoluyla sürdürmeye çalışan sermaye gruplarının kent suçları işlemeye varan yöntemlere başvurduğunun göstergesidir. Devletin kolluk gücünün yerine kendisini koymaya yönelen bu çeteleşme, yalnızca Samandağ halkına değil, toplumun bütününe gözdağı verme ve baskı kurarak kendisine yeni alanlar açma girişimidir.

    Türkiye’de hukuk mekanizmalarının işletilmemesi ve cezasızlığın süreklilik kazanması, sermaye gruplarını cesaretlendirmekte ve adaletin yerini fiili şiddet almaktadır. Bu koşullar altında saldırının gerçekleştiği her yer suçun işlenebildiği bir alana dönüşmektedir.

    Mevlüd Oruç’a yöneltilen saldırı kabul edilemez. Bu saldırı Samandağ’ın doğasına, suyuna ve geleceğine yapılmıştır. Bu saldırı Anayasal hakkımız olan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı için mücadele eden herkese yapılmıştır.

    İsmail Kalla ve adamlarının hakkında derhal suç duyurusunda bulunacağız. Bu çetenin cezasız kalmasına izin vermeyeceğiz. Bu çete yargı önünde hesap verene kadar her türlü hukuki ve toplumsal mücadeleyi sürdüreceğiz.

    Yaşamı savunanlar yalnız değildir. Dayanışma büyütülecek ve Samandağ’ın geleceği betonun karanlığına terk edilmeyecektir.”

    “BU SUÇ DEĞİL MİDİR?”

    Açıklama sonrası konuşan Mevlüt Oruç ise, Gürkal Hazır Beton Santralinin ortaklarından olduğunu bildiği İsmail Kalla ve adamları tarafında planlı bir çete saldırısına uğradığını dile getirdi.

    Mevlüt Oruç, planlı olduğu açık olan saldırıyı yapan İsmail Kalla ve adamları neden serbest bırakıldığını sorarak, şunları söyledi:

    “Vatandaşın can ve mal güvenliği yok mu?  Yada vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlaması gereken yetkililer; taammüden, planlı saldırı yapanları neden serbest bıraktılar. Yarım bıraktıkları işi tamamlamaları için mi serbest bıraktılar.

    Hukuk devletinde bu normal bir durum değildir.  Yoldan geçen birine yolunu araçla kapatıp, burda ne yapıyorsun diye sormak ve saldırmak, serbest bırakılmayı mı gerektiriyor. Bu suç değil midir? Kendimden geçmişim diye, ölmüştür diye bıraktılar. Suçluların suçlu olması için bizim öldürülmüş olmamız mı gerekiyor.  Yasaların ve mevzuatın izin vermediği yerde kaçak kurulan, korsanca çalışan beton santralini, izin vermemek kapattırmak yasaları uygulamakla yetkililerin birinci görevidir. Yetkililer görevlerini yerine getirme iradesi ve kabiliyetinde olmadıkları için, yasaları savunan vatandaşlar çetelerin Saldırısına uğruyor. Memleketimizde liyakatsiz yetkili istemiyoruz. Liyakatsiz yetkililer toplumun başına beladır. Planlı saldırının baş faili İsmail Kalla ve adamları gerekli cezaları olmaları için bu işin peşini bırakmayacağız.”

    PİRHA/SAMANDAĞ

  • Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’nin binasına saldırı

    Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’nin binasına saldırı

    PİRHA- Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’ne gece yarısında taşlı saldırı yapıldı. Saldırıya tepki gösteren Gökçeyazı Türkmendağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği Başkanı Dilek Yalçın, “Bu saldırıyı yapan kişi belirlenmiş, hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Bizim derdimiz suyumuzu, havamızı ve topraklarımızı korumak. Korumaya da devam edeceğiz” dedi.

    Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’ne gece yarısında taşlı saldırı yapıldı.

    Gökçeyazı Türkmendağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği Başkanı Dilek Yalçın ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, yapılan saldırıya tepki göstererek yazılı açıklama yaptı.

    “DERNEĞİMİZE YAPILAN SALDIRIYI KINIYORUZ”

    Gökçeyazı Türkmendağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği Başkanı Dilek Yalçın, “8 Eylül 2025 günü kamuoyuyla,  CVK Madencilik tarafından yürütülen Karesi ve Altıeylül İlçelerinin sınırları içindeki Sarıalan Altın Maden Projesi için düzenlen, 2. ÇED olumlu kararının yerel mahkeme tarafından iptal edildiğini kamuoyuyla paylaşmıştık. Bugün Gökçeyazı Türkmendağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği binası saldırıyla uğramış, binaya maddi zarar verilmiştir. Bu saldırıyı yapan kişi belirlenmiş, hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Derneğimize zarar veren kişi, dört gün önce de sosyal medyadan, dernek yöneticilerimize hakaret etmiştir. Bizim derdimiz suyumuzu, havamızı ve topraklarımızı korumak. Korumaya da devam edeceğiz” dedi.

    “SORUMLULARIN EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRILMASINI İSTİYORUZ”

    Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, yaptığı yazılı açıklamada şunları dile getirdi:

    “Kardeş derneğimiz Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’nin binası 18 Eylül gece yarısından sonra taşlı saldırıya uğramıştır. İçerde kimsenin olmadığı bir saatte kaldırım taşları ile kapı ve pencere camlarını kıran saldırganın kimliği belirlenmiş ve kendisi hakkında Dernek Yönetimi tarafından şikayette bulunulmuştur. Saldırganın bir kaç gün önce sosyal medyadan dernek yöneticilerine hakaret ve tehditlerde bulunduğu öğrenilmiştir.

    Kamuoyu ile daha önce paylaştığımız üzere, başta Gökçeyazı ve Sarıalan olmak üzere Balıkesir’in Altıeylül ve İvrindi ilçelerinin mahallelerini etkileyen ve CVK Madencilik AŞ tarafından gerçekleştirilmek istenen Altın Madeni Projesi’nin Kapasitesi Artışı, Atık Barajı ve Zenginleştirme Tesisi için verilen ÇED olumlu kararının iptali için Derneğimiz, TEMA ve Gökçeyazı köylüleri tarafından açılan ve daha sonra Gökçeyazı Derneğimiz ve Balıkesir Barosu’nun da müdahil olduğu davayı kazanmış ve ÇED Olumlu kararının iptal edilmesini sağlamıştık. Gökçeyazı Derneğimiz de kararı sosyal medya hesaplarından duyurmuştu.

    Davanın kazanılmasını hazmedemeyen maden yanlılarının bu saldırgan tutumu, bazı çevrelerin karardan ne denli rahatsız olduklarının göstergesidir. Saldırganın Gökçeyazılı bir köylü olduğu ortaya çıkmıştır. Kolluk güçlerinin olayı derinlemesine inceleyerek, varsa en kısa zamanda azmettiriciyi de ortaya çıkarmasını ve sorumlularının en ağır bir şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Bu tür saldırılar bizleri ve Gökçeyazılıları mücadelemizden vazgeçiremez. Bu esef verici saldırıyı kınadığımızı ve Gökçeyazı Derneğimizin yanında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Diyanet’in hutbesi, kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırıdır, kabul etmiyoruz’-VİDEO

    ‘Diyanet’in hutbesi, kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırıdır, kabul etmiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Diyanet’in son hutbesinin kadınların kamusal alandaki varlığını hedef aldığını belirten DAD İzmir Şube Eş Başkanı Nebat Çelik, “Bizler bunu bir zihniyetin ürünü ve politikası olarak görüyoruz” dedi. Çelik, ayrıca Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik saldırıları hatırlatarak, Alevi kamuoyu ve kadın örgütlerini daha aktif sahiplenmeye çağırdı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, kadın haklarını hedef alan Cuma Hutbeleri’ne 15 Ağustos’ta bir yenisi daha eklenmişti. Türkiye genelindeki camilerde okutulan hutbede, mirastan pay alacak kadınlara, erkeğin alacağının yarısına razı gelmeleri tavsiye edilmişti. Kadınlar, Diyanet’in hutbesinin Anayasal haklara aykırı paylaşımı nedeniyle tepki göstermeyi sürdürüyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Nebat Çelik, Diyanet’in son Cuma hutbesinde “kul hakkı” üzerinden kadınların kazanımlarını hedef alması ve Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik kaçırma, işkence, cinsel istismar ve infazlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “KADINLARIN KAMUSAL ALANDAKİ VARLIĞINA SALDIRI”

    Diyanet hutbesinin kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırı olduğunu söyleyen Nebat Çelik, Diyanet’in Cuma hutbesinde kadınları hedef alarak sarf ettiği sözler yalnızca bireysel tercih ve özgürlüklere değil aynı zamanda kadınların kamusal alandaki varlığına, yaşam biçimlerine ve inanç özgürlüğüne doğrudan bir saldırıdır. Hutbede geçen ifadeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor. Ataerkil aklıyla kadınları denetim altına almaya çalışıyor. Bu tür söylemler kadın cinayetleri arttırıyor, kadın katliamlarını meşrulaştırıyor” diye konuştu.

    “İKTİDAR ZİHNİYETİNİN SÖZCÜSÜ”

    Nebat Çelik, Diyanet’in iktidar politikasının sözcülüğünü yaptığını ifade ederek, “Bu söylemler ne ahlakla ne de dinle açıklanabilecek bir durum değildir. Bizler bunu bir zihniyetin ürünü ve politikası olarak görüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı bir kurum olmanın ötesinde AKP’nin sözlüğünü yapan bir kurum haline geldi. Kadın bedenini hedef alan söylemler üzerinden ayakta kalmaya çalışıyor. Biz kadınları eşit ve can olarak görüyoruz. Diyanet’in bu söylemlerini hiçbir karşılığı yoktur” dedi.

    “SURİYE’DEKİ KADIN KATLİAMIN DAHA AKTİF SES ÇIKARMALIYIZ”

    Yine bu zihniyetin ürünü olan cihadist çetelerin Suriye’de kadınlara yönelik sistematik saldırılarını hatırlatan Nebat Çelik, Alevi örgütleri ve kadın kurumlarını Suriye’de kadınlara yönelik saldıra karşı daha aktif ses çıkarmaya çağırarak, sözlerine şöyle devam etti:

    “HTŞ’nin yönetimi devralmasıyla birlikte Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar devam ediyor. Alevi köyleri zorla boşaltılıyor, insanlar yaşam alanlarını terk etmeye zorlanıyor. Kadınlar kaçırılarak tecavüze uğruyor. Kaçırılan kadınların akıbeti belli değil. Alevi kadınlara ve çocuklara yönelik insan ticareti suçu işleniyor. Ne yazık ki savunmasız kalan, öz savunmasını geliştiremeyen halklar ağır mağduriyetler yaşıyor.

    Diyanet’in kadınları hedef alan saldırılarının zihniyetindekiler kadınları katlediyor. Barışı konuştuğumuz bu süreçte toplumu ötekileştiren, bölen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Genel anlamda biz Alevi toplumunu neyin beklediğini gören bir yerden demokratik gelişmeler noktasında tutum geliştirmek, barışta ve demokratik toplum noktasında söz söylemek gerekiyor. Tüm Alevi kamuoyunun Suriye’de gelişmelere cevap olarak tavır geliştirmek zorunda olduğu bir süreçteyiz. Mücadeleyi yükseltmek, demokrasiden, özgürlükten ve adaletten yana olamamız gereken bir dönemdeyiz. Tüm Alevi kadınları, kadın örgütlerini, kamuoyunu bu katliama karşı daha aktif ses çıkarmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Süveyda’da 20 cenaze daha bulundu

    Süveyda’da 20 cenaze daha bulundu

    PİRHA- Suriye geçiş hükümetine bağlı güçlerin saldırısı ve ambargosu altında olan Dürzi kenti Süveyda’da 20 kişinin daha cenazesi bulundu.

    13 Temmuz’dan sonra Suriye’nin güneyindeki Dürzi nüfusun yoğun yaşadığı Süveyda kenti, başta Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı İç Güvenlik Güçleri olmak üzere çeşitli silahlı yapıların saldırılarına maruz kalmıştı.

    Süveyda Hastanesi’ndeki sağlık kaynakları, hastaneye dördü kadın 20 kişinin cenazelerinin hastaneye ulaştığını bildirdi. Cenazeler, Süveyda’nın kuzey ve batısındaki Lahis, Almatuna ve Volga köylerinde Suriye Kızılayı ekipleri tarafından bulundu.

    Kaynaklar, cenazelerin parçalanmış, bazılarının da yakılmış olduğunu belirtti. Ayrıca bazı yurttaşların yakınlarını giysilerinden teşhis ettiği kaydedildi.

    Bu arada yerel kaynaklar, Süveyda’nın batı kırsalındaki Necran beldesinin, Geçiş Hükümeti güçlerinin kontrolündeki bölgelerden gelen silahlı saldırılara maruz kaldığını bildirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Süveyda’da katledilenlerin sayısı bin 420’ye çıktı!

    Süveyda’da katledilenlerin sayısı bin 420’ye çıktı!

    PİRHA- Süveyda’da geçici ateşkes devam etmesine rağmen ölü sayısı artıyor. 13 Temmuz’dan bu yana kentte yaşamını yitirenlerin sayısı bin 420’ye ulaştı.

    Süveyda’da geçici ateşkes devam etmesine rağmen ölü sayısı artıyor. 13 Temmuz’dan bu yana kentte yaşamını yitirenlerin sayısı bin 420’ye ulaştı. Hawar Haber Ajansı’nda (ANHA) yer alan habere göre; Süveyda’nın batı mahalleleri Kenakir beldesi önünden top atışına tutuldu. Toplar El Hedid Tepesi ve çevresine isabet etti. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre, El Bedo aşiretine bağlı silahlı gruplar ateşkesi ihlal ederek saldırdı.

    Saldırıyla eş zamanlı olarak Kenakir beldesinde iki gündür yağma ve talan olayları yaşanıyor. Batı Süveyda’da konuşlu geçiş hükümetinin güvenlik güçleri şimdiye kadar herhangi bir müdahalede bulunmadı.

    Güvenlik güçleri, El Sale’ye giden yolu açmaya ve kuşatma altındaki tarlalarına ulaşmaya çalışan bir grup sivile ateş açtı. Çiftçiler tarlalarına girip çalışmak için izin istiyor. Ancak güvenlik güçleri, çiftçilerin tarlalarına girmesini engelliyor. Sonuç olarak, bölgedeki insani durum giderek kötüleşiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • İskenderun Kadın Platformu: Alevi ve Dürzi kadınların sesi olacağız- VİDEO

    İskenderun Kadın Platformu: Alevi ve Dürzi kadınların sesi olacağız- VİDEO

    PİRHA- Suriye’de HTŞ-DAİŞ eliyle gerçekleştirilen kadın katliamlarına dair açıklama yapan İskenderun Kadın Platformu, Alevi ve Dürzi soykırımına karşı kadınlarla dayanışma içerisinde olduklarının mesajını verdi. 

    İskenderun Kadın Platformu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İskenderun Şubesi’nde  Suriye’de özellikle Alevi ve Dürzi kadınlara yönelik yürütülen saldırılara karşı basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini Platform adına Şükran Ertaş okudu.

    “SEYİRCİ KALMAYI REDDEDİYORUZ”

    HTŞ ve benzeri cihatçı grupların Suriye’de kadınları kaçırdığı, köleleştirdiği ve fuhuşa zorladığına dikkat çeken Şükran Ertaş, özellikle Alevi, Dürzi, Süryani ve Ermeni kadınların hedef alındığını, Türkiye’de bazı kadınların ailelerinden fidye istendiği, İzmir ve Mêrdin’de banka hesaplarına yasa dışı para aktarıldığını ve  bu hesaplara dair yetkili kurumların harekete geçmemesine tepki gösterdi. Şükran Ertaş, “Bugün Suriye’de Alevi katliamına, kadınlara yönelik cinsel suçlara seyirci kalmayı reddediyoruz. Savaşın bedelini kadınlar ödüyor. Alevi, Dürzi soykırımına karşı kadınların yanındayız. Barış hemen şimdi” diye konuştu.

    “BARIŞ İÇİN BÖLGESEL PERSPEKTİFE İHTİYAÇ VAR”

    İskenderun Kadın Platformu’nun daha önce de Filistinli, Rojavalı, Ezidî, Kürt, Ermeni ve Arap kadınlara yönelik saldırılara karşı dayanışma içinde olduklarını anımsatan Şükran Ertaş, “İran bombalanırken barış için mücadele eden bölgesel bir perspektife ihtiyaç var” dedi.

    (HABER MERKEZİ)