Etiket: sanat

  • Mersin Sanat Edebiyat Derneği IV. İlyas Halil Öykü Ödülü sahiplerini buldu!

    Mersin Sanat Edebiyat Derneği IV. İlyas Halil Öykü Ödülü sahiplerini buldu!

    PİRHA- Mersin Sanat Edebiyat Derneği IV. İlyas Halil Öykü Ödülü sonuçları açıklandı. Birincilik ödülüne “Kimlik” öyküsüyle Yazar Alihan Demir layık görüldü.

    Mersin Sanat Edebiyat Derneği IV. İlyas Halil Öykü Ödülleri sahiplerini buldu. Birincilik ödülüne “KİMLİK” öyküsüyle Yazar Alihan Demir layık görülürken, “SPOR AYAKKABILARI” öyküsüyle Habibe Şenol İnan ve “KABARMIŞ HAMUR VE SÜT” öyküsüyle Esra Çakır, seçici kurul özendirme ödülüne değer bulundu.

    Sokak Kitapevi’nde düzenlenen törende ödüller sahiplerine verildi.

    Etkinlikte söz alan Alihan Demir ödülün kıymetli olduğunu ve Mersin’de buna benzer çalışmaların önemsendiğini ve dışarıdan Mersin’in sanatsal etkinliklerinin takip edildiğini söyledi.

    Sanat ve edebiyat alanında bir çok derneğin olduğunu vurgulayan Demir, “Bu yapıların ortaklaşmaması ve üniversiteye gibi okullar gibi sanata ihtiyaç duyulan noktalara yeterince ulaşmaması şu an için en büyük eksikliğimiz olarak görüyorum. Halkın sanata ve yazara ulaşması noktasında yetkililerin de bu konuda sorumluluk sahibi olması ve yürütülen projelere destek vermesi gerekmektedir. İlyas Halil Öykü ödülünü almanın sorumluluğunu ve bilincini biliyorum bundan sonra da edebiyatta nitelikli eserin oluşması için yazmaya ve okumaya devam edeceğim” dedi.

    İLYAS HALİL KİMDİR?

    23 Nisan 2025 tarihinde, Kanada’da aramızdan ayrılan İlyas Halil, 1930 yılında Adana’da doğmuş. Çocukluğu ve gençliği Mersin’de geçmiş. Pek çok edebiyatçımız gibi yazmaya şiirle başlamış, kısa zamanda şair olarak ünlenmiştir. Şiir kitapları; Hâl ve Hayal (1951), Öpücük (1953), Mürdüm Dalı (1954) ve Yalandır Herhalde (1959) yıllarında yayımlanmıştır.

    İlyas Halil 1964 yılında ailesiyle Kanada’ya göç etmiştir. İlk öykü kitabı Doyumsuz Göz 1983 yılında yayımlanmıştır. Ardından Çıplak Yula (1985), İt Avı (1987), Boyansın Ramazan (1989), İskambil Evler (1991), Kiralık Mabet (1993), Sarhoş Çimenler (1995), Gâvur Memur Aranıyor (1999), Körler bahçesi (2004), Agap Çiçeği (2006), Gâvur Aşevi (2007), Changall Yıllarım (2008), Plaza Dona Elvira (2009) ve Ebel’in Duası (2011) okurlarla buluşmuştur. Ünlü ressam Nuri Abaç, gençlik arkadaşı İlyas Halil’in bütün kitaplarına kapak resmi hazırlamıştır. Kitaplarında Abaç’ın desenleri de yer almıştır. Kırk yıldan fazladır günde yirmi dört saat şiir ve öykü düşünen yazar, rüyalarını hâlâ Türkçe gördüğünü belirtmiştir.

    Yazar Orhan Özdemir, İlyas Halil’in 1960’lı yılların ortasından 1977’nin sonuna kadar Nuri Abaç’a gönderdiği mektupları, yazarın isteği üzerine kitaplaştırmıştır.

    Ressam Doğan Akça, ‘Akkahveli Sanatçılar’ı bir dizi olarak yayınlamış, Nuri Abaç ve İlyas Halil’i 1956-1959 yıllarındaki ‘Üçüncü Kuşak Akkahveliler’ diye tanıtmıştı. Akkahve, Mersin’in kültür-sanatında ilk kuşakların buluştuğu yer olarak bilinmektedir. Günümüzde Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden hizmet vermek üzere onarılmaktadır.

    2020 yılında kurulan Mersin Sanat Edebiyat Derneği, ailesinin de desteği ile şair ve yazar İlyas Halil’in kişiliğini tanıtmak, Mersin’e olan tutkusunu gelecek kuşaklara aktarmak, edebiyatımıza yeni yapıtlar kazandırmak ve genç yazarları özendirmek amacıyla ‘İlyas Halil Öykü Ödülü’ vermeyi kararlaştırmıştır.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Sanat, siyaset ve akademi camiasından Karakaya köyünün direnişine destek-VİDEO

    Sanat, siyaset ve akademi camiasından Karakaya köyünün direnişine destek-VİDEO

    PİRHA- Sanat, siyaset ve akademi camiasından bir çok isim Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya köyünde yapılmak istenen taş ocağına karşı tüm duyarlı kamuoyunu desteğe çağırarak, köylülelerin direnişinin yanında oldukları mesajını verdi.

    Çorum’un Karakaya köyü yakınında planlanan taş ocağı ve kırma-eleme tesisi için Çorum Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü “ÇED olumlu” kararı vermiş ve  köylüler kararın yetki aşımıyla alındığını savunarak yargıya başvurmuştu.

    Aynı zamanda 68 kuşağının devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın doğduğu köy olan Karakaya’da, köylüler taş ocağına karşı hukuksal mücadele başlatmıştı.

    Taş ocağı madenine karşı köylülerin direnişi sürerken, sanat, siyaset ve akademi camiasından birçok isim, tüm duyarlı kamuoyunu Karakaya köylülerine destek olmaya çağırdı.

    “YAŞAM ALANLARINI SAVUNANLARIN MÜCADELESİNİN YANINDAYIZ”

    Sanat, siyaset ve akademi camiasından isimlerin çağrıları şöyle:

    Eğitim-Sen Eski Genel Başkanı Nejla Kurul: Karakaya köyü bugün tehdit altında. Köylüler tehditin farkında ve taş ocağı madenine karşı direniyorlar. Karakaya köyünde taş madenine hayır diyoruz.

    Şair Şükrü Erbaş: Size sular deniliyor, siz taş ocağı diyorsunuz. Size hayatımız deniliyor, siz taş ocağı diyorsunuz. Biz yaşamı, siz ölümü savunuyorsunuz. Bunu yapmayın.

    EMEP Milletvekili Sevda Karaca Demir: Karakaya’nın mücadelesi yalnız değil. Kaz Dağları’ndan Munzur’a, Hasankeyf’ten Salda’ya kadar yaşam alanlarını savunmak için direniliyor. Her direniş tek bir köyün değil, hepimizin yaşam hakkının mücadelesi.

    Şair ve Fotoğraf Sanatçısı Mehmet Özer: Ağaçlarımızın gökyüzüne uzanan ellerimizdir bizim. Taş ocağı doğamızı katletmek, dağımızı parçalamak istiyor. Can ve mal güvenliğimizi tehdit ediyor. Bizde aklımızla, kalbimizle yaşam alanlarını, dağını savunan Çorum Sungurlu Karakaya köylülerinin yanındayız.

    İkizköy Muhtarı Nejla Işık: Karakaya köyünde toprağı, havası, suyu için mücadele eden köylüleri Akbelen’den sevgiyle selamlıyoruz. Mücadeleleri mücadelemizdir, yalnız değiller.

    Fatih Mehmet Maçoğlu: Karakaya köyündeki taş ocağına karşı köylülerin meşru direnişi var. Köylülerin yaşam alanlarını şirketlere peşkeş çekenlere karşı mücadele veriliyor. Köylülerin mücadelesini sahipleniyor ve selamlıyorum.

    “TAŞ OCAĞI PROJESİNİ DURDURUN!”

    Prof. Dr. Özlem Şahin Güngör: Gözü doymayan vahşi madenciler bilsinler ki bizim onlara verecek ne bir damla suyumuz, ne bir dal yaprağımız, ne de tek avuç toprağımız var.

    Sanatçı Oğuz Boran: Karakaya köyünün sırtını verdiği dağa bir şirket taş ocağı yapmak istemekte. Karakaya köylüleri 5 aydır direniş göstermektedir. Direnişlerinin yanındayız ve bu yanlıştan dönülmesi çağrısında bulunuyoruz.

    Sanatçı Efkan Şeşen: Karakaya köylüleri yapılmak istenilen taş ocağı ile doğalarının yok olmasını istemiyorlar. Seslerini duyurmaya çalışıyorlar.

    Sanatçı Suavi: Karakaya köyünün yaslanmış olduğu dağı  taş ocağına çevirmek istiyorlar. Valilik izninin verilmiş olması köyü ve oradaki yaşamı allak bullak etmektedir. O halkın yaşam hakkına ve mal güvenliğine saygı duyun.

    Sanatçı Orhan Aydın: Bu bir akıl tutulması değil ise nedir? İnsanlığın yaşam alanlarına saldırmaktan vazgeçin. Bırakın Karakaya köyü özgür yaşasın.

    SOL Parti Eş Sözcüsü İlknur Başer: Halka rağmen bu projeyi uygulayamazsınız. Gelin halk için, yaşam için bir karar verin ve taş ocağı projesini durdurun.

    Yazar ve Çevirmen Emrah Cilasun: İbrahim Kaypakkaya’nın köyü olan Karakaya köyünün yanındayım. Çeliker Holding, köyden defol diyorum ve herkesi destek olmaya çağırıyorum.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sanatçılardan barışa destek: Adalet ve eşitlik olmadan kalıcı barış mümkün değildir-VİDEO

    Sanatçılardan barışa destek: Adalet ve eşitlik olmadan kalıcı barış mümkün değildir-VİDEO

    PİRHA- Şair Şenel Gökçe, barışın eşitlik ve adalet temelinde kurulmadığı sürece kalıcı olamayacağına işaret ederken, sanatçı Hüseyin Hışım da, “Kimlik, dil ve inancın tanınmadığı yerde gerçek barış mümkün değildir” ifadeleriyle 40 yıllık sürgün hayatında barış umudunu dile getirdi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yalnızca siyasi alanla sınırlı olmayan; belleği ve ortak yaşam tahayyülünü de kapsayan çok yönlü bir mücadeleyi gerektiriyor. Bu noktada sanatın ve sanatçının rolü, hafızayı canlı tutmak, hakikatleri görünür kılmak ve toplumu dönüştürmek açısından kritik bir yerde duruyor.

    Sanatçıların kalemiyle, sesiyle ve üretimiyle barışa katkı sunduğu bu süreçte; PEN Yazarlar Derneği Yürütme Kurulu Üyesi Şair Şenel Gökçe ile Sanatçı Hüseyin Hışım, PİRHA’ya konuşarak, sanatın barıştaki yerini ve kendi yaşam deneyimlerinden süzülen barış özlemini paylaştı.

    “BARIŞ ANCAK ADALETLE MÜMKÜN OLUR”

    Şair Şenel Gökçe, barışın ancak adalet temelinde yükselebileceğine dikkat çekerek, “Tabii bir savaşı bitirmek kolay değil. Tarafların samimi olması gerekir. 18. yüzyılda yaşamış bir filozofumuz der ki; barış anlaşmalarında yalan varsa, o barışın altına konulmuş bir dinamit gibidir. Bu anlamda barışı evet destekliyoruz. Barış insan hayatına dokunduğu için kutsaldır ama barışın adaletli ve kesinlikle hiçbir tarafın haklarını zedelemeyecek şekilde olması biz edebiyatçılara göre uygundur” dedi.

    Gökçe, sadece savaşın maddi yıkımı değil, insan ruhunda ve belleğinde bıraktığı tahribatın da çok önemli olduğunun altını çizerek şöyle devam etti:

    “Bir insanın ruhu ve beynindeki tahribat, tamamen edebiyatın işidir. Eğer edebiyat eserleriyle bu gerçekleri bugüne kadar taşımamış olsaydı, savaşların ne kadar iğrenç olduğunu bilmezdik. Barışı destekliyoruz; çünkü barış insan hayatına dokunduğu için kutsaldır.”

    Şair Gökçe, halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini vurgularken, sanatçılara da büyük görev düştüğünü ifade ederek, “Egemen güçler çok hızlı çalışıyor. Halk barışı sadece sözel düzeyde benimsiyor. Oysa biz barışı, eşitlik ve adalet temelli bir yaşam olarak yeniden inşa etmeliyiz. Kat edeceğimiz mesafe çok. Eşitlikçi ve adalete dayalı bir barış olmadıktan sonra oluşan her anlaşma sonunda yıkılmaya mecburdur” diye konuştu.

    “BARIŞI HASRETLE BEKLİYORUZ”

    Sanatçı Hüseyin Hışım ise savaş nedeniyle 20 yaşında terk etmek zorunda kaldığı köyünü 40 yıldır göremediğini belirterek, içindeki barış özlemini şu sözlerle dile getirdi:

    “Ya ölürsünüz ya terk edersiniz. Biz terk ettik, geldik İstanbul’a. Boğulma noktasına geldik. Bir tarafta geçim derdi, bir tarafta sanat, bir tarafta kimliğini, özünü koruma savaşı. Bunların hepsini yaşadık. Onun için artık bu ülkemizde biz barış istiyoruz. Kuşun, kurdun, insanın, börtü böceğin can yeryüzünde ne kadar canlı varsa bir arada yaşamak istiyoruz. Kimliğin, inancın, dilin tanınmadığı zaman hiçbir şekilde bir barış sağlanamaz. Barışı uzun yıllardır hasretle bekliyoruz. Devlet tarafından gerekli ve samimi adımların atılmasını istiyoruz. Biz istersek, umut ediyorsak muhakkak olacak. Yeter ki barış diye haykıralım ve bunun için mücadele edelim.”

    Nuray ATMACA-Cihan BERK/ DERSİM

  • Grup Munzur üyelerinden İlknur Demir Hakk’a yürüdü!

    Grup Munzur üyelerinden İlknur Demir Hakk’a yürüdü!

    PİRHA- Uzun süredir yoğun bakımda tedavi gören Grup Munzur’un kurucularından İlknur Demir, yaşam mücadelesini kaybetti.

    İstanbul’da uzun bir süredir kanser tedavisi gören Grup Munzur kurucularından İlknur Demir, bugün tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Grup Munzur’un üretim sürecine yıllarca emek veren Demir, hem sanatsal hem de toplumsal alandaki katkılarıyla tanındı, sevildi.

    İlknur Demir için, bugün saat 15.00’de Okmeydanı Cemevi’nde Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütülecek.

    İlknur Demir’in Hakk’a yürümesi sevenleri ve sanat camiası tarafından üzüntüyle karşılandı.

     

    (HABER MERKEZİ)

  • Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi 5-6 Ekim sonuç bildirgesi: Mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz!

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi 5-6 Ekim sonuç bildirgesi: Mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz!

    PİRHA – Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi’nin “Sansür-Otosansür” başlığı ile düzenlediği çalıştayın sonuç bildirgesi yayınlandı. Sanat camiasına yönelik yasaklamalara dikkat çekilen açıklamada “Baskılanan, sansürlenen sanatın karşısında, direnen sanatın ve direnen sanatçıların da var olduğunu duyurmayı, kamusal sorumluluğumuz olarak görüyoruz” denildi.

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi’nin çağrısıyla 5-6 Ekim’de İstanbul’da yapılan ‘Mevcut İktidarın Kültür Politikaları / Sansür ve Otosansür Baskısında Kültürel Kapan Buluşması’ sanatın, akademinin ve hayatın çeşitli alanlarından katılımcıları bir araya getirdi.

    ‘Kültürel Üretimde Baskının Biçimleri, Sansür – Otosansürün Görünme Biçimleri, Kültür Politikaları ve Sansür, Kürt Sanatında Sansür ve Direniş’ başlıklarıyla yapılan oturumlarda ve Kültür-Sanatta İhlal ve Direniş Biçimleri forumunda, sansürün ve otosansürün yarattığı kültürel baskılar üzerine görüş ve öneriler paylaşıldı.

    “KAMUSAL ALAN TEK TİPLEŞTİRİLİYOR”

    İki günlük çalışmanın ardından sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Sansürün ve baskının yalnızca siyasal iktidar eliyle değil, devlet kurumları dışında da pek çok aktör tarafından sistematik olarak uygulandığı bir süreçten geçiyoruz. Yaratılan korku ikliminde oto sansürün de yaygınlaştığına tanıklık ediyoruz.

    Neo liberal politikaların dayattığı rekabetçi ortam sanatçıyı ‘girişimci’ yapmayı amaçlarken, üretken, devrimci öfkeyi de depresif hale dönüştürmek istiyor. Baskı ve sansürün bıraktığı izler sadece sanat ürünlerini değil, aramızdaki bağları da zayıflatmayı hedefliyor. Birlikte ses çıkarmanın modası geçmiş bir eylemlilik olduğu fikri yayılarak eylemsizlik olağan hale getirilmek isteniyor.

    Hakkımız olan kamusal mekânların kapıları, türlü bahanelerle kapatılıyor, konserlerimizin, oyunlarımızın, gösterimlerimizin, sergilerimizin seyirciyle buluşması engelleniyor. Bu engellerle kamusal alan bir yandan daraltılırken, bir yandan da tek tipleştiriliyor.

    Toplumsal hafızanın bir parçası olan kültür sanata yönelik müdahalelerle, yaşadığımız coğrafyanın çok kültürlü, çok dilli, çok renkli hafızası bulanıklaştırılmak isteniyor. Kültür sanat alanına uygulanan sansürün, yaşamın diğer alanlarına yönelik devletin tek tipleştirme,  ötekileştirme ve özel savaş politikalarının bir devamı olduğunun da farkındayız.

    Bütün bunlardan yola çıkarak;

    -Yasakları ve sansürü açık biçimde tanımlamayı, afişe ederek hem yaşadığımız coğrafyada hem de uluslararası alanda duyurmayı,

    -Yalnızca siyasal iktidar düzeyinde değil kendi alanlarımızda da sansürü açık veya örtük biçimde destekleyenleri ifşa etmeyi,

    -‘Makbul’ modelleri ve temsilleri dayatanlara karşı yerel hafızayla buluşan kültürel çeşitliliği öne çıkarmayı,

    -Hakkımız olan kamusal kaynakların ve mekânların kullanımını ısrarla talep etmeyi,

    -Sanata erişim hakkından mahrum bırakılanlarla sanatın buluşmasını sağlamayı,

    -Toplumsal hafızanın bir bütün olduğu bilinciyle, sanatı eşit yurttaşlık talebiyle buluşturmayı,

    Baskılanan, sansürlenen sanatın karşısında, direnen sanatın ve direnen sanatçıların da var olduğunu duyurmayı, kamusal sorumluluğumuz olarak görüyoruz.

    “BASKI VE SANSÜRÜN OLDUĞU HER YERDE DİRENİŞ DE VARDIR”

    Sanat, özgürleştirici bir eylemdir. Bu eylemi harekete geçirerek, kültürel ve toplumsal haklarımızı savunmak için örgütlenmenin bir zorunluluk olduğunu görüyoruz. Baskı ve dayatmalar sonucunda kendi alanlarımıza çekilip, üzerimize giydirilmeye çalışılan bir tür sindirme halini reddediyoruz. Baskı ve sansürün olduğu her yerde direniş de vardır, direnişin olduğu her yerde de özgür sanat!

    Bu baskı ikliminde en önemli ihtiyacımızın kolektif özne olarak mücadele etmek olduğunu biliyoruz. Bu mücadelenin; kültür sanat alanında çalışan, üreten ve kültür sanat hakkı olan herkesin örgütlenmesiyle sonuç vereceğine inanıyoruz.

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi’nin eylem ve etkinliklerinin kararlılıkla ve çeşitlenerek devam edeceğini beyan ediyor, kültür sanat alanına emek veren herkesi, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yönetmen Lisa Çalan: Sansür ve otosansüre karşı net bir tavır sergilemek gerekiyor – VİDEO

    Yönetmen Lisa Çalan: Sansür ve otosansüre karşı net bir tavır sergilemek gerekiyor – VİDEO

    PİRHA – Sinema Yönetmeni Lisa Çalan, 37 kişiyle beraber İstanbul’da yaptıkları ilk toplantıda “Sanat için Özgürlük İnisiyatifi” adını verdikleri yeni bir örgütlenmeyi başlattıklarını söyledi. Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin 5-6 Ekim’de yapacağı etkinliğin temel hedefinin mevcut iktidarın politikaları olduğunu da ifade ederek, etkinliğin bir çalıştay ve konferans değil buluşma olacağını kaydetti.

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, 5-6 Ekim’de Şişli Nâzım Hikmet Kültür Merkezinde “Mevcut İktidarın Kültür Politikaları: Sansür-Otosansür Baskısında Kültürel Kapan” başlıklı bir çalıştay düzenliyor.

    Yazar, hukukçu, akademisyen, sanatçı ve gazetecilerin yer alacağı etkinliğin 5 Ekim’deki programında “Kültürel Üretimde Baskının Biçimleri”, 6 Ekim’de ise “Kültür Sanatta İhlal ve Direniş Biçimleri” konulu oturumlar gerçekleşecek. Her oturumun ardından tartışmak için bir zaman da tanınacak.

    Sinema Yönetmeni Lisa Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin 5-6 Ekim tarihinde İstanbul’da gerçekleştireceği “Mevcut İktidarın Kültür Politikaları: Sansür-Otosansür Baskısında Kültürel Kapan” konulu buluşmanın hedeflerini PİRHA’ya anlattı.

    “TEKRAR BİRARADA OLMANIN ÖNEMİNİ FARK ETTİK”

    Lisa Çalan, “Barışa Ses Ol” deklarasyonunda 600 sanatçının imzasının olmasının kendilerinde büyük bir enerjiye neden olduğunu, bunun da umuda dönüştüğünü söyledi.  belirterek,

    Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin nasıl kurulduğuna ve hedeflerinin neler olduğuna dair şunları söyledi:

    “Bundan birkaç ay önce “Barışa Ses Ol” deklarasyonu yayınlandı. Bu çerçevede 600 küsür sanatçının imzası alındı. Çok uzun zamandır böyle bir ses çıkmamıştı ve bu bizde de büyük bir enerjiye neden oldu. Açıkçası bu enerji umuda dönüştü ve tekrar bir arada olmanın önemini fark ettik. Bir arada olurken de bu örgütlenme ağının içinde hem ses çıkarmanın kolaylığı hem de özgüveni artmış oldu. Haliyle bu şekilde de yola çıktık. İnisiyatifi bu enerjiyle birlikte kurma kararı aldık. Bu çerçevede yüz yüze görüşmeler aldık buradaki sanatçılarla. Öncelikle sanatçıları dinledik. Çünkü çok uzun zamandır kimse kimseyi dinlememişti. Mevcut iktidar neredeyse herkesi susturmuş, bir kapana sıkıştırmış ve geri planda tutmuştu. Bunu aşmak için dertleşme ihtiyacı hissettik ve herkesle ayrı ayrı görüşerek kim neler yaşadı, bu son 10 yılda bu yaşadıkları şeyler neye dönüştü ve sanatını ne kadar etkiledi, bunu ne kadar konuşabiliyoruz gibi meseleler üstünde durduk. Biz de bunu başlatırken ne yapacağız, neye dönüştüreceğiz, inisiyatifin adı ne olmalıyı hiç düşünmedik. Önce bir arada olmanın gücünü tekrar ortaya koymak için çalışma yürüttük. 37 kişiyle beraber İstanbul’da ilk toplantımızı yaptık ve hep beraber bu inisiyatifin adını koyduk. Sanat özgür bir ortamda en iyi yapılan manifestodur, eylem biçimidir, topluma ulaşmanın bir yoludur. Hep beraber isim olarak da ‘Sanat İçin Özgürlük’ dedik.

    “KORKU MEKANİZMASINI YOK ETMEK GEREKİYOR”

    Türkiye’de örgütlenme olmadan nefes alınamayacağını belirten Lisa Çalan, “Toplumun öncüleri, sanatçıları olarak ne kadar konuşmakta özgürüz, bunu ne kadar tartışabiliyoruz, hep beraber bunu göreceğiz ve bu yüzden de çağrımız odur ki, bu alanda emek veren bu alanda mağdur edilen herkesle bunu konuşmak, tartışmak gerekiyor. Çünkü bir sorunu tespit etmek yeterli olmuyor. Bir soruna çözüm de getirmek gerekiyor. Önce tüm bu korku mekanizmasını yok etmek gerekiyor. Sözünü söyleyebilecek o alanı ve dayanışma ağını yaratmak gerekiyor. Bu ülkede artık örgütlenmeden nefes alamayacağımızı çok iyi biliyoruz. Bir kişinin sesiyle on kişinin sesinin aynı olmayacağını artık net şekilde biliyoruz. Örgütlü olmayan her alan çürümeye mahkumdur. Bu süreçte birçok inisiyatif kuruldu, birçok platformlar kuruldu ama eylem biçimine geçmediği için kendi kendine çürüdü. Bu inisiyatifin temel amacı sözünü söyleyebilecek alan yaratmak, tepki biçimini eyleme dönüştürmektir” dedi.

    “SESİMİZ DE DURUŞUMUZ DA SÖZÜMÜZ DE ÇOK HAKLI”

    İnisiyatifin 5-6 Ekim’de yapacağı buluşmaya katılım çağrısı yapan Lisa Çalan, aynı zamanda buluşma hedeflerini de şöyle anlattı:

    “Mesela Altın Portakal Film Festivali’nde geçen yıl bir film sansürlenmişti, bugün biz bu sansürü dile getiriyoruz. Orada bir sansür vardı ve bir özeleştiri mekanizması geliştirilmedi, bunu haykırmak gerekiyor. Çünkü örgütlü alan ne olacağını bilir ve bunun için ne yapması gerektiğini de bilir. İnisiyatifin temel hedefi ses çıkarmaktır ama çiğ bir sesten bahsetmiyorum, daha tok bir ses. Çünkü haklıyız. Hepimiz bu sürecin çok büyük mağdurları olduk ve sesimiz de çok haklı, duruşumuz da çok haklı, bu yüzden sözümüz de çok haklı. Sahalarda, toplumun içinde ve üretim alanlarında ortaklaşmak, ortak bir hedefte bütün olmak gerekiyor. Bu etkinliğin en temel hedefi mevcut iktidarın politikalarıdır.

    “SANSÜR VE OTOSANSÜRE KARŞI NET BİR TAVIR SERGİLEMEK GEREKİYOR”

    Mesela Kürdistan’ı ele aldığımızda ve Türkiye cephesini ele aldığımızda iki farklı sansür ve otosansür biçimi var. Bunun ayrımını görmeliyiz. Çünkü bizde kültürel soykırım mevcut. Biz nasıl bakıyoruz, Kürt sanatçılar buna nasıl bakıyor, bunu ele almak, bir de Türkiye’deki sansür ve otosansür biçimlerini tartışmak gerekiyor. Temel hedefimiz budur.
    Ancak bu sadece sinema alanında değil, müzik, tiyatro, edebiyat alanları için de geçerli. Çünkü en fazla sansürlenen alanlardır bunlar. Bu yıl haberlerde çokça gördüğümüz üzere birçok müzisyen intihar etti. En az bir yıl içinde birkaç müzisyen konserleri iptal edildiği için, işsiz kaldıkları için, üretim alanları olmadığı için intihar etti. Bunu konuşmak, bunun net tespitini ortaya koymak gerekiyor. Her alanda, farklı disiplinlerde bu örgütlenme biçiminin sansür ve otosansürün karşısında nasıl bir mücadele biçimi olacağına dair net bir tavır sergilemek gerekiyor. Bir ifşa kültüründen bahsetmiyoruz. Bu sorunları hangi gücün yarattığını ve neye dönüştürdüğünü çok iyi biliyoruz. Bugün bir sinemacıyla konuştuğumuzda kültür bakanlığını tartışır, müzisyenle konuştuğumuzda bambaşka bir şey söyler; bunu netleştirmek, bizler kimler tarafından sansürleniyoruz ve neye dönüşüyoruz sorularını yanıtlamak gerekiyor. Tüm alt başlıklarımız bu sorularla şekilleniyor. Mesela cezaevlerinde kitap yazan kişiye sansür uygulanıyor. Tutsak yazarlara kendi yazdıkları kitaplar verilmiyor. Absürd bir durum ama bunu tartışmak gerekiyor. Dolayısıyla “buluşma” dememizin nedeni de budur. Bir çalıştay, konferans olarak değil. Tüm sanat disiplinleri olarak buluşup önce sorunu tespit etmemiz ve sonra mücadele biçimlerini netleştirmemiz gerekiyor. Bu sorunları dile getirmek, tartışmak ve bunun oluşturacağı enerjiyle hareket etmek bu süreçte çok önemlidir.”

    İKİ GÜNLÜK ETKİNLİKTE NELER VAR?

    *İlk günün programında Süreyya Karacabey, Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi adına açılış konuşmasını yapacak ve ardından “Sansür-Otosansürün Görünme Biçimleri” başlıklı ilk oturum başlayacak.
    Karacabey’in kolaylaştırıcılığını yapacağı oturumda, “2000 Sonrası Türkiye’de Film Sansürü: Değiş(k)en Mekanizmalar ve Aktörler” başlığıyla Akademisyen Sonay Ban; “Dijital Alanda Sansür – Otosansür: Ekonomik ve Yasal Zemin” başlığıyla Yapımcı Yamaç Okur ve “Kültür Sanat Alanında Sansürün Değişen Biçimleri ve Otosansüre Evrilişi” başlığıyla Gazeteci Özlem Altunok sunumlarını yapacak.

    *Günün “Kültür Politikaları ve Sansür” başlıklı ikinci oturumunda ise kolaylaştırıcılığı Diren Yurtsever üstlenecek. Bu oturumda “Kültür Politikaları ve Sanatta Sansür: Süreklilikler ve Kesintiler” başlığıyla Akademisyen Banu Karaca, “Çağdaş Sanat ve Katılımcı Kültür Politikaları” başlığıyla Sanat Kuramcısı ve Küratör Ezgi Bakçay, “Kürt Sinemasında Sansür ve Otosansürün Etkileri” başlığıyla ise Yönetmen Kazım Öz yer alacak.

    *“Kürt Sanatında Sansür ve Direniş” başlıklı günün son oturumunda ise kolaylaştırıcılığı Nezahat Doğan üstlenecek. “Kürt Tiyatrosu: Sansür Değil Kıyım” başlığıyla Oyuncu Ömer Şahin, “Kürt Müziğinin Sansür-Otosansür Karşısında Direnme Biçimleri” başlığıyla Müzisyen ve Aranjör Nurhak Kılagöz ve “Yayıncılıkta Sansür ve Mücadele Biçimleri” başlığıyla da Ventus Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Serkan Eker bu oturumda konuşacak.

    İkinci gün Füsun Çataltaş Üstel’in “Kültür Politikaları” başlıklı konuşmasıyla başlayacak ve forum programı yapılacak. Reyhan Hacıoğlu ve Sevinç Koçak’ın kolaylaştırıcılığını üstleneceği forumda “Hapishanelerde Üretim Zorlukları ve Sansür” başlığı altında Yazar Fırat Can ve “Hukuk ve Sansür” başlığı altında Hukukçu Fikret İlkiz deneyim aktarımı yapacak. Ardından mahpus yazar ve sanatçılardan ses kayıtları ve notlar yer alacak.

    Forum içi çerçeve sunumlar kısmında ise “Sanat ve Kültürde Temsil Dolayımıyla Uygulanan Sansür” başlığıyla Akademisyen Hülya Uğur Tanrıöver, “Bağımsız Sanat ve Popüler Kültürde Kadın Temsili” başlığıyla Kültür-Sanat Yazarı Ayşen Güven ve “Queer Yaratıcılıkta İktidarın Çoklu Sureti” başlığıyla ise Editör, Küratör Aylime Aslı Demir konuşmalarını gerçekleştirecek. Programın sonunda buluşmanın sonuç bildirgesi açıklanacak.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Sanatçılardan İBB’ye ‘Kültür sanat etkinliklerinde adil olun’ çağrısı-VİDEO

    Sanatçılardan İBB’ye ‘Kültür sanat etkinliklerinde adil olun’ çağrısı-VİDEO

    PİRHA – İstanbul’da yaşayan sanatçılar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’nin kültür-sanat faaliyetlerinin yeterli düzeyde kapsayıcı olmamasından büyük rahatsızlık duyduklarını dile getirerek, Saraçhane’de basın açıklaması yaptı. Sanatçılar, “Adil bir șekilde tüm sanatçıları kapsayan planlamalarla kültür-sanat politikalarının hayata geçirilmesini, kültür-sanat politikalarının belirlendiği tartışmalarda ve kurullarda olmamız gerektiğini talep ediyoruz” dedi. 

    İstanbul’da yaşayan sanatçılar, İstanbul Saraçhane’de bir araya geldi. Pandemi sürecinden bu yana ve son olarak Serçeşme etkinliği dahil bir çok etkinliklerden gözardı edildiklerini belirten sanatçılar, İBB’nin etkinliklerinde belirli bir çevre dışında neredeyse hiçbir sanatçıya yer verilmediğini açıkladılar.

    Aşık Sinem Bacı, Pınar Aydınlar, Haluk Tolga İlhan’ın aralarında bulunduğu açıklamaya çok sayıda sanatçı katıldı. Açıklamayı Hasan Ali Sezer okudu.

    “İBB YÖNETİMİ OLUMSUZLUKLARIN ORTADAN KALDIRILMASI YÖNÜNDE BİR PRATİK ORTAYA KOYMAMIŞTIR”

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) olumsuzlukları kaldırılması yönünde bir pratik ortaya koymadığını söyleyen Sezer, “Bizler İstanbul’da yaşayan sanatçılar olarak kentimizdeki kültür-sanat faaliyetlerinin yeterli düzeyde kapsayıcı olmamasından büyük rahatsızlık duyuyoruz. ‘Tek Adam Rejimi’nin hayatlarımızdaki tekçi ve kültürel zenginlikleri yok sayan anlayışının karşısında olduğu iddiası ile yola çıkmıș iBB yönetimi, ne yazık ki kendi iktidarı süresince bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması yönünde bir pratik ortaya koymamıştır” dedi.

    “SERÇEŞME DAHİL BİRÇOK ETKİNLİKTEN GÖZARDI EDİLDİK”

    Serçeşme dahil birçok etkinlikte yer alamadıklarını belirten Sezer, şunları kaydetti:

    “Özelikle kentimizdeki kültürel dokuya dair temel sorumluluk sahibi olan İBB, kentin tüm paydaşlarının kültürel zenginliğini faaliyet süresi boyunca adil bir şekilde temsil edecek bir anlayışı hayata geçirememiştir. Yapılan kimi etkinlikler ne yazık ki hakim kültür anlayışının dışına çıkamadığı gibi etkinliklerde yer alan sanatçılar da yine adil bir biçimde belirlenmemiştir. İstanbul’da yaşayan onlarca sanatçı arkadaşımız pandemi sürecinden itibaren uzun zamandır yaşama tutunmaya çalışırken ne yazık ki son Serçeşme etkinliği dahil bir çok etkinliklerden gözardı edilmişler, etkinliklerde belirli bir çevre dışında neredeyse hiçbir sanatçıya yer verilmemiştir.”

    “KÜLTÜR-SANAT POLİTİKALARININ BELİRLENDİĞİ TARTIŞMALARDA VE KURULLARDA OLMAMIZ GEREKİR”

    Hasan Ali Sezer, sanatçıların taleplerine dair de şunları ifade etti:

    “Yıllardır sanata emek veren, üreten tüm sanatçılar olarak, iBB’yi şimdiye kadarki kültür-sanat politikalarındaki kapsayıcı olmayan ve adalet duygusundan yoksun pratiğinden derhal vazgeçmesi konusunda uyarıyoruz. Kentimizde çağın ve toplumun ihtiyaçlarına cevap olabilecek, kültürel dokuyu ve tüm zenginlikleri gözeten, gençlerin gelişimine katkı sunabilecek, rahat, ulaşılabilir ve adil bir șekilde tüm sanatçıları kapsayan planlamalarla kültür-sanat politikalarının hayata geçirilmesini talep ediyoruz. Bu kentte yaşayan kültür-sanat emekçileri ve bu faaliyetlerin özneleri olarak, kültür-sanat politikalarının belirlendiği tartışmalarda ve kurullarda olmamız gerektiğini talep ediyoruz.”

    Sabri Meral

  • Sanatçı Sizer: Aleviler küllerinden yeniden doğacak ve Hak kapısını terk etmeyecek- VİDEO

    Sanatçı Sizer: Aleviler küllerinden yeniden doğacak ve Hak kapısını terk etmeyecek- VİDEO

    PİRHA-Maraş ve Adıyaman gibi kentlerde dünden bugüne ‘insansızlaştırılma’ politikalarının, deprem sonrasında daha da arttığına dikkat çeken Sanatçı Ali Sizer, “Benim ricam çağrım bütün kurumlara, partilere; gelsinler biraz yerellerde kalsınlar, her köyde bir komün oluştursunlar ve oradaki insanlar nasıl yaşıyorlar görsünler. Gelsinler de halimizi hal eyleyelim, yolumuzu yol eyleyelim. Her çiçekten de bal eyleyelim de biz olalım” dedi.

    6 Şubat 2023’te Maraş merkezli meydana gelen depremlerin en çok etkilediği kentlerin başında gelen Maraş ve Adıyaman’da yaşam yeniden kurulmaya çalışılırken, iktidarın 8 aylık pratiği tepki topluyor. Ağır hasarlı binaların kaldırılma işlemleri toz bulutlarına yol açarken, halkın sağlığını da olumsuz etkiliyor. Barınma, eğitim, sağlık alanında sorunlar büyürken, kışın yaklaşması yurttaşlardaki endişeyi arttırıyor.

    Aynı zamanda deprem bölgelerinde ‘insansızlaştırma’ politikasının uygulandığına dair görüşler de hakim.

    Önce Çocuklar Derneği de, deprem sorası yurttaşların yüzde 97,7’sinin psiko-sosyal destek alamadığını, insani yaşam koşullarına erişimde ciddi eksikliklerin tespit edildiğini, çocukların başta barınma, sağlık, eğitim ve oyun haklarının ihlal edildiğini kaydetti.

    Sanatçı Ali Sizer, 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketinin üzerinden geçen 8 ayı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DEVLETSİZLİK VARDI

    Yurttaşların deprem travmasından çıkmalarının uzun zaman alacağını vurgulayarak, “8 ay geçmesine rağmen depremin acıları hala ilk günkü gibi. İnsanlar canını verdi, sevdiklerini, evlerini kaybettiler. Orada bir yetersizlik var. Depremde halk elinden geleni yaptı ama orada bir devletsizlik vardı. Yıllardır süre gelen Kızılbaşların üzerinde hala onu yok sayan bir aygıt var. Devletsizliğin verdiği bir acı da eklenince insanlar biraz daha yalnızlık ve ötekileştirme hissetti” dedi.

    “BUGÜN YAS DEVAM EDİYOR

    Sadece Alevilerin değil depremi yaşayan bütün insanların devletsizlikle karşı karşıya kaldığına işaret eden Sizer, “Ama halkın birliği, dayanışması iyiydi. Bugün yas orada hala devam ediyor. Devleti zorlayıp imkanları halkın ihtiyaçları için kullanmaya nasıl zorlarız biraz bunu da düşünmek ve eyleme geçme zamanıdır. Önümüz kış. Orada zemheriyi yaşayan insanlar ikinci bir zemheriyi kaldıramazlar” diye belirtti.

    “ALEVİ KÖYLERİ ZULMÜN İÇİNDE”

    Maraş ve Adıyaman gibi kentlerde dünden bugüne ‘insansızlaştırılma’ politikalarının uygulandığını, deprem sonrasıda daha da arttığına dikkat çeken Sizer, şunları söyledi:

    “Ya kendine benzeyecek ya da o bölgeyi terk edecek anlayışı var. Ama bizim kutsalımız orası. Aleviler orayı terk etmedi, terk etmeyecekler. Çünkü orası bizim nazarımızda Hak makamıdır. Zelzeleye eyvallah deriz, Hak kendini elbette ki yeniler. Ama sen bunu tabiatı yerle bir ederek yaparsan sebebi sensindir. Kızılbaşlık incitmez, zalimin zulmüne dur der. Devlet ev yapıyor deprem bölgelerinde. Birkaç köye gittiğimde hiçbir yardım gitmediğini gördüm. Gittiğim köyde daha yollar açılmamıştı. Dağlık köylerin çoğu Alevilerin köyüydü ve yardım ulaşmadı oraya. Alevi köyleri o zulmün içinde.

    “KURUMLAR, PARTİLER, HER KÖYDE BİR KOMÜN OLUŞTURSUNLAR”

    Yitirdiklerimiz var. Kayıplarımızdan ders çıkarmamız gerekiyor. Bir daha aynı şeylerin yaşanmaması için neler yapmalıyızı konuşmalıyız. Bölge süreklerinin kendi içindeki özgün hali çok güzel. Kızılbaşlar kendi küllerinden doğup yeniden kendilerini var ederler. Doğa ile bütün haldeler. Var olduk var olacağız. Benim ricam, çağrım bütün kurumlara, partilere. Gelsinler biraz yerellerde kalsınlar, her köyde bir komün oluştursunlar ve oradaki insanlar nasıl yaşıyorlar görsünler. Oralara gelip iki fotoğraf çekip gitmek yetmiyor. Gelsinler de halimizi hal eyleyelim, yolumuzu yol eyleyelim, her çiçekten de bal eyleyelim de biraz biz olalım.

    Oradaki yeniden var oluşun şarkısını, türküsünü, barışa şarkı söylemeyi çok özledik. Devletin yaptığı bu şeyler devam ediyor. Ama ülkenin her yerinde devam ediyor. Bizim kimseye minnetimiz yoktur. Hakkımızı da söke söke alacağız.”

    “SANATIN DİLİYLE HEM EVLERİMİZİ İNŞA ETMELİYİZ, HEM ACILARIMIZI PAYLAŞMALIYIZ

    Depreme dair sadece müzikle anlatılan bir belgesel yapmak istediğini belirten Sanatçı Ali Sizer, kurumlara da “Sanatın diliyle hem evlerimizi inşa etmek, hem acılarımızı paylaşmak, sanatın diliyle onları unutturmamak, barışı sağlamak lazım. Bir anma etkinliği yapılmalı. Dostlarla gücümüzün yettiği yerlerde anıt yapmalıyız” çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri başvuruları başladı

    Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri başvuruları başladı

    PİRHA-2024 Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri başvuruları başladı.

    Gıda-İş Sendikası ve Manos Kitap tarafından düzenlenen 2024 Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri’ne başvurular 15 Ekim 2023 -15 Nisan 2024 tarihleri arasında yapılacak.

    Ödülün şiir jüri üyeleri A. Hicri İzgören, Orhan Alkaya, Nalan Çelik, Gülce Başer ve Betül Dünder’den, öykü ödülü jüri üyeleri de Adnan Özyalçıner, Ayşegül Tözeren, Pınar Öğünç, Eylem Ata Güleç ve Tunç Kurt’tan oluşuyor.

    KATILIM ŞARTLARI

    Ödüllere katılım şartları şu şekilde:

    • Ödüle daha önce dergilerde yayımlanmış olsa da kitap olarak yayımlanmamış ve daha önce herhangi bir ödül almamış öykü ve şiir dosyaları katılabilir. Her katılımcı ödüllerden sadece birine ve sadece bir dosyayla katılabilir.
    • Ödüle katılan eser sahipleri dosyanın herhangi bir yerinde açık kimliğini belli edecek isim, rumuz ve işaret kullanmamalıdır. Katılımcılar dosyalarıyla aynı paket içerisinde kapalı bir zarfın içinde kimlik ve iletişim bilgilerini göndermelidir.
    • Ödüle başvuracak şiir ve öykü dosyalarının kitap olabilecek nicelikte, Times New Roman karakterinde 12 punto ile bilgisayarda yazılmış olmaları gerekmektedir. El yazısıyla çoğaltılarak gönderilen dosyalar kabul edilmeyecektir.
    • Dosyalar A-4 formatında 6 kopya olarak aşağıda verilen adrese kargo ya da postayla ulaştırılmalıdır. Elden ya da e-posta yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.
    • Şiir ve öykü dalında yalnızca birincilik ödülü verilecek, kazanan dosyalar Manos Kitap tarafından yayımlanarak kitaplaştırılacaktır.
    • Jüri gerek görmesi durumunda ayrıca “Jüri Özel Ödülü” verilebilir. Jüri Özel Ödülü alan dosyaları Manos Kitap yayımlamayı taahhüt etmez.
    • Gönderilen dosyalar herhangi bir nedenle iade edilmeyeceği gibi başvuru sahipleri ilan edilen tüm koşulları kabul etmiş sayılır.
    • Ödül alan şair ve yazarın telifi Manos Kitap ile yapılacak sözleşmeyle kitap olarak ödenecektir.
    • Seçici kurul üyeleri, Manos Kitap çalışanları, Gıda-İş Sendikası Yönetim Kurulu üyeleri ve birinci dereceden akrabaları bu ödüle başvuramaz.
    • Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri’nde daha önce şiir ya da öykü dalında ödül almış şair ve yazarlar, daha sonraki yıllarda bu ödüllerden birine başvuramaz.
    • Ödüle 15 Ekim 2023 -15 Nisan 2024 tarihleri arasında başvurulabilir. Ödüle katılmak için başvurmak isteyenler eserlerini aşağıdaki adrese dosyalarını gönderebilir:
      Gıda-İş Sendikası Genel Merkezi, Cihangir Mah. E-5 Yanyol, Gürel Apt. No: 195, Kat: 3 Daire: 8 Avcılar/ İstanbul
      Son başvuru tarihine kadar dosyalar göndermelidir. Posta ve kargodaki gecikmeler dikkate alınmayacaktır.
    • Sonuçlar, 1 Temmuz 2024 tarihinde açıklanacak, ödüller 1 Eylül 2024 tarihinde, Dünya Barış Günü’nde, yapılacak törenle sahiplerine verilecek

    (HABER MERKEZİ)

  • “Tüm Mersinlileri 3.Mersin Edebiyat Sanat Kampı’na bekliyoruz” -VİDEO

    “Tüm Mersinlileri 3.Mersin Edebiyat Sanat Kampı’na bekliyoruz” -VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Sanat Kolektifi tarafından 23- 24 Eylül tarihlerinde 3. Mersin Edebiyat Sanat Kampı düzenleniyor.

    Mersin’de faaliyet yürüten Akdeniz Sanat Kolektifi tarafından 23- 24 Eylül tarihlerinde söyleşi, dinleti ve doğa yürüyüşlerinin olduğu Edebiyat Sanat Kampı düzenleniyor.

    Bu yıl 3.’sü yapılacak kampa dair Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı gerçekleştirildi. Akdeniz Sanat Kolektifi’nden Saygın Ünel tarafından yapılan açıklamada, kampın 6 şubat’ta yaşanan depremde yitirilen canlara  atfedildiği ifade edildi.

    Saygın Ünel, edebiyat ve sanat kampının yaşamda kalanların büyük bir acıyla yaşam sürdürdükleri dönemde onlara umut olması dileklerini aktararak, “Renklerimizle, kültürlerimizle, inançlarımızla, düşüncelerimizin farklılıkları ile ortak dili kurabilmenin yolu ortak alanlarda buluşarak konuşmanın bizlere vereceği en büyük sinerjidir. Bildiklerimizi aktarmaya, bilmediklerimizi öğrenmeye çağırıyoruz siz dostlarımızı, edebiyat sanat kampına. Edebiyatın, müziğin, sinemanın, fotoğrafın, felsefenin, dansın, tüm sanat dallarının bulunduğu Edebiyat Sanat Kampı 2 gün boyunca dolu dolu etkinliklerle olacaktır. 3. Mersin Edebiyat Sanat Kampı’nı mıntıka temizliği yaparak sonlandırıyoruz. Haydi Mersin, hepinizi Edebiyat Sanat Kampı’na dayanışmaya, sanatla bir arada, sanat için bir arada olmaya davet ediyoruz. Sanat varsa, umut vardır. Sanat varsa, özgürlük vardır. 3. Mersin Edebiyat Sanat Kampı 23- 24 eylülde Kızılkaya Köyü Yenidünya Derneği’nde. Kampımız ücretsizdir” dedi.

    Kızılkaya köyünde yapılacak kampın ilk günü “Mersin’den İnsan Hikayeleri” adlı fotoğraf sergisinin açılışıyla başlayacak, deprem, yapay zeka, felsefe konulu söyleşiler ile devam edecek. 24 Eylül Pazar günü ise yoga, doğa yürüyüşü, film okuma, öykü, Tahtacılar konulu söyleşiler ile devam edecek.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Leyla’nın Kardeşleri’ filminin yönetmenine 6 ay hapis ve zorunlu ‘eğitim’ cezası

    ‘Leyla’nın Kardeşleri’ filminin yönetmenine 6 ay hapis ve zorunlu ‘eğitim’ cezası

    Leyla’nın Kardeşleri filminin yönetmeni Saeed Roustayi’ye 6 ay hapis cezası ve 5 yıl film yapma yasağı verildi.

    İranlı yönetmen ve senarist Saeed Roustayi, 2022’de gösterime giren, 75. Cannes Film Festivali’nde ödül alan Leyla’nın Kardeşleri filmiyle “rejim karşıtı propaganda” yaptığı gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Tahran Devrim Mahkemesi’nin verdiği karara göre Roustayi, yaklaşık bir ay cezaevinde tutuklu kalacak. Roustayi’nin cezasının geri kalanı ise 5 yıl süreyle ertelendi.

    5 YIL FİLM YAPMASI YASAKLANDI

    Karar göre Roustayi’nin 5 yıl film yapması ve sinemacılarla görüşmesi yasaklanırken, ayrıca yönetmenin Kum’daki Devlet Televizyonu Üniversitesi’nde, “Ulusal ve ahlaki çıkarları korurken film yapımı” dersleri alması zorunlu kılındı.

    (HABER KAYNAĞI)

  • Özbek: Devleti tarikatlar yönetiyor, ülke sanat ve kültür alanında da yobazlaşıyor-VİDEO

    Özbek: Devleti tarikatlar yönetiyor, ülke sanat ve kültür alanında da yobazlaşıyor-VİDEO

    PİRHA – Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat Sen) Genel Başkanı Ahmet Özbek, gerici grupların talepleri ile sanatsal faaliyetlerin iptal edilmesini eleştirdi. Devleti yönetenlerin artık tarikat ve cemaatler olduğunu ifade eden Özbek, “Ülke, her alanda olduğu gibi sanat ve kültür alanında da yobazlaşıyor” dedi. Özbek, tüm kamu emekçilerini 16 Ağustos’ta yapacakları iş bırakmaya katılmaya davet etti.

    Türkiye’de, COVID-19 pandemisi ile sanatsal faaliyetlere getirilen yasaklar, salgının bitmesinin ardından daha da belirgin hal aldı.

    Salgının sürecinde önce müzik yayınlarına getirilen kısıtlamalar, zaman ilerledikçe tüm kültür sanat alanına yayılarak adeta yasaklamalara dönüştü. Daha çok 2022 yılında duyulmaya başlanan etkinlik iptali haberlerinin ardında ise gerici gruplar kendisini göstermeye başladı.

    2022 yılında Anadolu Fest etkinliğinin iptal edilmesi ile başlayan festival yasakları, valilik ve kaymakamlıklar tarafından sıkça uygulanan bir yöntem oldu. Öyle ki Mezopotamya Kültür Merkezi’nin İstanbul’da yapmak istediği konsere getirilen yasaklama kararı, yargıdan da aleyhte dönmesine rağmen yine başka bir yasakla engellenebildi.

    Uygulamaya konulan yasakların gerekçesi ise genelde “huzur ortamı ile kamu düzeni ve kamu güvenliğinin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlüklerinin, genel asayişin korunması ile şiddet olaylarının yaygınlaşmasının önlenmesi” olarak açıklandı.

    “ÜLKE, KÜLTÜR ALANINDA DA GERİCİLEŞİYOR, YOBAZLAŞIYOR”

    Olağan bir uygulama haline dönüşen sanat faaliyetlerine yönelik yasaklama kararlarını, Kültür Sanat Sen Genel Başkanı Ahmet Özbek ile konuştuk. Sanatçılara yönelik yasaklamaları kınayan Özbek, “AKP iktidarı ile birlikte ülkedeki her şey gibi kültür sanatta da ciddi bir değişim söz konusu. AKP ile birlikte ülkedeki kültür sanat faaliyetleri de farklı bir kimlik kazanmış oldu” ifadelerini kullandı.

    Ahmet Özbek, kültür sanat faaliyetlerinin devlet eliyle yasaklandığının altını çizerek şunları söyledi:

    “İktidarın belediyeleri tarafından daha önceden planlanmış konserler ve benzeri sanatsal etkinlikler çeşitli yapıların baskılarıyla iptal ediliyor. Burada direkt yaşam biçimine bir müdahale söz konusu. Şu anki yönetimin sanat ve sanatçı ile barışık olduğunu söylemek mümkün değil. Zaten sanata ve sanatçıya karşı duran, sanatın, dini anlayışlarına uygun olmadığına inanan ciddi bir kitleleri var. Devlet dediğimiz organizmayı şu anda daha çok cemaat ve tarikatlar yönetiyor. Biz cemaat ve tarikatların talepleri ile konserler iptal ediliyor diye düşünüyoruz ama aslında devleti yöneten zaten tarikat ve cemaatler. Bugün görev yapan kaymakam ve valilerin büyük kısmı tarikatların onayı ile göreve gelmiş kişilerdir. Ve tarikatların, cemaatlerin talebi ile bu tür etkinlikler yasaklanıyor, iptal ediliyor ve gündemden çıkarılıyor. Ancak unutulmamalı ki sanat ve kültür dediğimiz şey toplumların gelişimini, vizyonunu sağlayan etkinliklerdir. Kültür ve sanatın olmadığı hiçbir toplumda gelişme sağlanamıyor. İktidar, bunu görebilecek durumda değil ve ülke her alanda olduğu gibi sanat ve kültür alanında da gericileşiyor, yobazlaşıyor ve geri kalmış ülkeler konumundaki yerini biraz daha sağlamlaştırıyor.”

    “TEMELDE SANATA KARŞITLIK VAR”

    Ahmet Özbek, kültür Sanat etkinliklerinin sadece dini temelde değil farklı kimlikler üzerinden de engellendiğine dikkat çekti. Özbek farklı dillerde sanat üreten kesimlerin faaliyetlerinin de yasaklandığını belirterek şöyle devam etti:

    “Engellenen sanatçılar arasında Kürt olan da var, başka dilde sanat yapan da var, giyim kuşamı sebebiyle engellenenler de var. Hatta yaptıkları bir şaka sebebiyle hem konserleri iptal edilen hem de hapsedilen sanatçılarımız da var. Temelde sanata, sanatçıya karşıtlık ve kendisi gibi olmayan herkesi yok etmeye ayarlanmış bir yapıdan söz etmek mümkün. Kürt, Laz, Çerkez, Rum ya da Türk asıllı sanatçıların da konserleri iptal ediliyor. Temelde bir sanat karşıtlığı söz konusu. Bunun da tarikat ve cemaatlerle çok sıkı bir ilişkisi var.”

    “NERESİNDEN BAKARSAK BAKALIM BU FAŞİZMDİR”

    “İşsiz kalan, konserleri iptal edilen sanatçılar, bir süre sonra büyük ihtimalle geçim sıkıntısı yaşayacaklar. Tüm sanatçıların çok iyi gelirleri yok. Yapacakları konserlerle hayatını idame ettiren birçok sanatçımız var ve işleri engelleniyor. Yani insanların bir taraftan yaşam biçimine müdahale ediliyor diğer taraftan aşına, ekmeğine engel olunuyor. Neresinden bakarsak bakalım bu baskıcılıktır, despotizmdir, faşizmdir. Sadece kendileri gibi yaşanılır, kendileri gibi düşünülürse yaşam hakkı tanıyan bir anlayış söz konusu. Bu durum değişmek zorunda.”

    “KAMU EMEKÇİLERİ SANATI ÖZGÜRCE YAPAMIYOR”

    Ahmet Özbek, kamuda çalışan kültür emekçilerinin de durumunu aktardı. Özbek, “Kamuda görev alanlar sonuçta devlet memurudur. Önlerine konulan program neyse onu uygularlar” diyerek şöyle devam etti:

    “Bugün Kültür Turizm Bakanlığına göre bürokratlar nasıl bir sanatsal faaliyet istiyorlarsa memurlar, onları gerçekleştirebiliyorlar. Tabii ki kamu çalışanları özel sektördekiler gibi tamamen işinden, aşından edilmiyor ama özgür sanat yapmaları, sanatın özgürleşmesi, insanların da sanatla özgürleşmesi tabii ki kamu ile yapılan sanatsal faaliyetlerle de çok mümkün görünmüyor.

    KAMUDAKİ KÜLTÜR ÇALIŞANLARI DA YOKSULLAŞIYOR!

    “Tüm kamu emekçilerinin beklentileri var. Ülkemizde son 2 yıldır %200’leri bulan enflasyon yaşıyoruz. Kamu emekçilerinin alım gücü son 8 yıldır çok ciddi eridi. Doğal olarak bu kayıpların karşılanacağı kamu emekçilerinin alım gücünün tekrar belli bir refah seviyesine yükselebileceği bir sonuç bekliyoruz ama mevcut yandaş sendikalardan da mevcut iktidardan da bunun kendiliğinden olabileceğini düşünmüyoruz. KESK, ‘hak verilmez alınır’ diyor. Biz bu sebeple mevcut iktidarı uyarıyoruz; kamu emekçilerini açlığa, sefalete mahkum etmeyin. Kamu emekçilerinin en az maaşı yoksulluk sınırının üstünde olmalıdır.

    16 AĞUSTOS’TA EYLEM

    Bu sebeple de tüm kamu emekçilerini eylemde birlikte olmaya, 16 Ağustos’ta yapacağımız iş bırakmaya, greve katılmaya davet ediyoruz.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’ne katılım çağrısı

    Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’ne katılım çağrısı

    PİRHA- AKD Altınoluk Şubesi, 9-13 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 2. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’ne çağrı yaparken, “Kaz Dağları’nda talana karşı yaşamı, yasaklara karşı kültür ve sanatı savunmaya, gönülleri birlemeye çağırıyoruz” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi tarafından geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenen Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin ikincisi bu yıl 9-13 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek.

    Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk’ta yapılacak olan festivalin programı da açıklandı. “Yol ve erkân aşkına” sloganıyla düzenlenecek festival semah ve çerağ uyandırması ile başlayacak.

    İlk gün “Basında ve ustaların objektifinden Aşık Veysel” başlıklı fotoğraf sergisinin açılışı yapılacak.

    AKD Altınoluk Şubesi Başkanı Veli Doğan, Edremit Belediye Başkanı Selman Hasan Arslan, 27. Dönem Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ile halk müziği sanatçısı Dertli Divani ise ilk gün konuşmacı olarak yer alacak.

    Festivalin ikinci günü Antandros Antik Kenti kazı alanı gezisi ile başlayacak. Yıldızlar Sanat Topluluğu’nun halk oyunları gösterisini sergileyeceği günde halk bilimci Necdet Kurt “Bilinmeyen yönleriyle Aşık Veysel” sunumunu yapacak. UNESCO’nun 2023 yılını Aşık Veysel’i anma ve kutlama yılı olarak ilan etmesine dikkat çekilecek.

    “Karpuzun içindeki masal” isimli çocuk tiyatro oyunu ile başlayacak olan üçüncü günde ise AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Alevilerin güncel sorunları ve çözüm yolları” başlığı altında konuşacak. Panelin moderatörlüğünü ise 25. ve 26. dönem Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm üstlenecek.

    Dördüncü gün “Alevilerin siyasetteki yeri” başlığı altında 27. ve 28. Dönem CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin, Doç. Dr. Ayfer Karakaya ile Yazar Turan Eser’in konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleştirilecek.

    Festival 13 Ağustos günü ise Altınoluk Amfi’de sanatçılar Dertli Divani, Gülcihan Koç ve Sasa’nın yer aldığı konser ile sona erecek.

    PİRHA/EDREMİT

  • Sancar, sanat ve yayıncılarla buluştu: Basın ve sanatçıları hedef almaları şaşırtıcı değil-VİDEO

    Sancar, sanat ve yayıncılarla buluştu: Basın ve sanatçıları hedef almaları şaşırtıcı değil-VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, kültür-sanat ve yayın dünyasından isimlerle bir araya geldi. Sancar, konuşmada “Yaptıkları, bir tek kültürü egemen kılma projesidir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ve Yeşil Sol Parti Ankara Milletvekili Adayı Emirali Türkmen, kültür-sanat ve yayın camiasından isimlerle bir araya geldi.
    Mülkililer Birliği’nde yapılan toplantıya ilgi, bir hayli yoğun oldu.

    Toplantının açılışında ANKA Dil Kültür Sanat Derneği, Mithat Sancar için çizilen resim çalışmasını takdim etti.

    “BASINI VE SANATI HEDEF ALMALARI ŞAŞIRTICI DEĞİL”

    Buluşmanın önemine ilişkin konuşma yapan Mithat Sancar, “Sanatın varolabilmesi için özgürlüklere ihtiyaç var. Otoriter yönetimlerin hedefi, sanata baskı yönündedir. Tabi baskılar arttıkça direniş de yükseliyor. Demokrasi için sanat üretenler de bu dönemde geri durmadılar, biz de kendileriyle hep yan yana durduk. Bu bütünlüğü sağlamadan demokrasiye ulaşmak mümkün değildir. Nefes borularından en önemli olan kültür sanat alanı üzerinde baskı kurmak istiyorlar. Bu iktidarın tekçi anlayışı, toplumun çeşitli kaynaklarını da kurutmayı önüne hedef koymuştur. Yaptıkları bir tek kültürü egemen kılma projesidir. Yaşam tarzlarına kadar varan tekçi anlayış, bu iktidarın temel politikası olmuştur. Son zamanlarda bu tekçi anlayış, farklı sesleri bastırma arayışını iyice yoğunlaştırdı. Çeşitli operasyonlar ile basın ile birlikte sanatçıları da gözaltına aldılar. Özgür basını ve sanatçıları hedef almaları bizim için şaşırtıcı değil. Sanatı olmayan bir toplum ile hedeflerine ulaşmış olacaklardır.”

    “SOYGUNCU REJİMİ DEĞİŞTİRMWK İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE”

    Ekonomik krizin yayıncılık alanına büyük darbe indirdiğini biliyoruz. Demokrasinin yokluğu, tek adam rejimi, savaş politikaları, toplumu yoksullaştırıyor. Ülkenin önemli kaynakları savaş politijalarına aktarılıyor ve toplumu yoksullaştırıp özgürlüklerden mahrum bırakıyor. Biz Yeşil Sol Parti olarak politikalarımızı masabaşında değil, yerinde, diyalog ve istişare ile alıyoruz. Bu buluşmanın da temel amacı kültür-sanat ve yayıncılık alanında birlikte neler yapabileceğimizi konuşmaktır. Önümüzdeki seçim, hiçbir seçime benzemiyor. En geniş demokratik birlikteliği oluşturma sorumluluğumuz var. Sanat, yayın ve kültür dünyasından dostlarımızın bu konuda katkıları olacaktır. Bu soyguncu, talancı rejimi değiştirmek için birlikte mücadele etmeliyiz. Cumhuriyetin yeni yüzyılı, demokratik cumhuriyet yolunda olmalıdır. Bugün esas amacımız sizleri dinlemek ve eleştirilerinizi almaktır. Sadece seçimler değil, seçim sonrasında da hepimize görevler düşüyor.”

    Toplantının geri kalan bölümü basına kapalı olarak yapıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Erdal Erzincan ve Özgür Polat’tan depremzede çocuklara destek-VİDEO

    Erdal Erzincan ve Özgür Polat’tan depremzede çocuklara destek-VİDEO

    PİRHA- Sanatçılar Erdal Erzincan ve Özgür Polat Elbistan’ta kurulan ‘Rıza Şehri’ çadırlarında çocuklara kırtasiye malzemesi dağıttı ve müzik dinletisi verdi.

    Sanatçı Erdal Erzincan, Elbistan’da depremden etkilenmişyurttaşlara destek olmak için geldiklerini ifade ederek, “Depremin ilk gününden itibaren, maddi ihtiyaçları oldu. Bir zaman sonra bu ihtiyaçlar kısmen azalıyor ancak ruhen bir çöküntü devam ediyor. Ruhsal enkazın altından sanatla kalkacağımızı düşünüyorum. Sanat iyileştiriyor. Tiyatrocular, müzisyenler destek olmaya çalışıyor. Bende buna katkıda bulunmaya çlışıyorum. Özellikle çocuklar için bu tür etkinlikler çok etikili oluyor. Koşulları uygun olanların mutlaka deprem bölgesine daha fazlasının gelmesini istiyorum” dedi.

    Sanatçı Özgür Polat da, deprem bölgesine daha önce psikolojik danışman olarak geldiğini belirterek, yurttaşlarla dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

    Elif TABAK-Diren KESER/MARAŞ

  • Mersin Cemevi’nden depremzede öğrencilere burs konseri-VİDEO

    Mersin Cemevi’nden depremzede öğrencilere burs konseri-VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi tarafından deprem felaketinden etkilenen ve Mersin’e göç eden üniversite öğrencilerine “Burs Konseri” düzenleniyor. 16 Nisan’da yapılacak konsere sanatçılar Musa Eroğlu, Eyfer Vardar ve Ender Balkır katılırken, konserin geliri 500 öğrenciye burs olarak verilecek.

    6 Şubat tarihinde 11 ili ve 13 milyon insanı etkileyen büyük felakete yol açan depremde on binlerce yurttaş hayatını kaybedip, yüzbinlercesi yaralanırken, milyonlarca insan yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı.

    Deprem felaketinin üzerinden iki aya yakın süre geçmesine karşın, yurttaşların temel ihtiyaçları giderilebilmiş değil. Su, gıda, hijyen malzemesi ve çadır sorununun devam ettiği kentlerde, enkazlar ‘hızlı’ bir şekilde kaldırılıyor. Tarım alanlarına ve Alevi köylerinin bulunduğu alanlara dökülen molozlar tehlike saçarken, deprem kontularının bu köylerde yapılması bir kez daha zorunlu göçün yaşanmasına yol açıyor.

    Yurttaşlar haftalar geçmesine karşın yeterli yardımın yapılmadığını ifade ederken, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan çözümü ‘Helalleşme’de buldu.

    Alevi toplumu ve kurumları deprem felaketinin yaşandığı ilk günden itibaren hem deprem bölgesinde hem de depremzedelerin göç ettiği kentlerde dayanışma ağları oluşturarak, yaraları bir nebzede olsa sarmaya çalışıyor.

    Mersin Cemevi de, geliri depremzede öğrencilere burs olarak aktarılacak “Burs Konseri” düzenleyecek. Sanatçılar Musa Eroğlu, Ender Balkır ve Ayfer Vardar’ın sahne alacağı konserle depremzede öğrencilere destek verilecek. 16 Nisan Pazar günü saat 16.00’da Mersin Cemevi’nde düzenlenecek konser için satılacak biletlerin geliri 500 depremzede öğrenciye burs olarak aktarılacak. Musa Eroğlu, Ender Balkır ve Ayfer Vardar’ın sahne alacağı dayanışma konserinin biletleri Mersin Cemevi ve Mersin Kitapevi’nde satışa sunuldu.

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, 22 bine yakın depremzede öğrencinin Mersin’e geldiğini belirterek, 500’e yakının üniversite öğrencisi olduğunu paylaştı.

    500 öürenciye burs vermek için dayanışma konseri yapacaklarını ifade eden Kılavuz, tüm yurttaşları konser bileti alarak, depremzede öğrencilere destek vermeye çağırdı.

    PİRHA/MERSİN

  • Mikaîl Aslan ve Cemîl Qoçgîrî’nin “Rû bi Rû” albümü dinleyici ile buluşuyor

    Mikaîl Aslan ve Cemîl Qoçgîrî’nin “Rû bi Rû” albümü dinleyici ile buluşuyor

    PİRHA-Mikaîl Aslan ve Cemîl Qoçgîrî´nin “Rû bi Rû” (Yüzyüze) albümünün lansman konseri 26 Mart Pazar günü, Almanya’nın Rüsselsheim şehrinde gerçekleşecek.

    Mikaîl Aslan ve Cemîl Qoçgîrî´nin yirmi yıllık müzik yolculuklarına adadıkları “Rû bi Rû” (Yüzyüze) albümü dinleyici ile buluşuyor. Kalan Müzik etiketini taşıyan albüm Zazaca, Kurmancca, Ermenice ve Türkçe şarkılar ile iki enstrümantal eserden oluşuyor.

    Kendi müzik serüvenlerinin yanı sıra yirmi yıldır ortak çalışmalara da imza atan ve aynı sahneyi paylaşan Mikaîl Aslan ve Cemil Qoçgîrî, üç yılda tamamladıkları “Rû bi Rû” adlı albümleri ile dinleyici karşısına çıktılar. Sanatçılar, gelenek ile yenilik arasında bir arayışa odaklanan albüme yazdıkları metinde şu ifadelere yer verdiler: “Dostun bahçesinde, gülün gül ile tartıldığı terazide ‘Rû bi Rû’ (Cemâl Cemâle) durduk. Üç yılda tamamladığımız bu albümü, yirmi yıllık dostluğumuza adıyoruz.”

    Albümde Doğan Munzuroğlu, Cemal Taş, Cengiz Aslan, Selîm Temo, Ayşe Şavaqî, Ibrahîmê Xaşxaşe ve Orhan Güldağ gibi şairlerin şiirlerinden bestelenen parçalara yer verilmiş. “Sasun” adlı Ermeni halk şarkısının yanısıra iki enstrümantal eserin de bulunduğu albümde Neşet Ertaş’ın Mahzunî Şerif’e yazdığı “Neşet’ten Mahzunî’ye“ adlı şiirden yapılan beste de dikkati çekiyor. Müziği Mikaîl Aslan’a ait olan beste, 2021 yılında kaybettiğimiz Hasan Saltık’a ithaf edilmiş. “Rû bi Rû”nun lansman konseri ise, 26 Mart Pazar günü, Almanya’nın Rüsselsheim şehrinde gerçekleşecek.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Yılmaz Güney doğumunun 86. yılında İstanbul’da anılacak

    Yılmaz Güney doğumunun 86. yılında İstanbul’da anılacak

    PİRHA-Yılmaz Güney doğumunun 86. yılında 2 Nisan 2023 günü İstanbul’da gerçekleştirilecek etkinlik ile anılacak. 

    Sinemanın ‘Çirkin Kral’ı Yılmaz Güney doğumunun 86. yılında İstanbul’da düzenlenecek bir etkinlik ile anılacak. Güney dergisi tarafından 2 Nisan 2023 günü Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan etkinlikte Güney Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Tuncay Özkaradeniz, Fatoş Güney, Yazar Temel Demirer, Agos Gazetesi’nden Pakrat Estukyan konuşma yapacak.

    Sanatçılar Devrim Kavallı ile Barış da etkinlikte yer alacak diğer isimler olacak. Program kapsamında Yılmaz Güney belgesel gösterimi yapılacak. Etkinliğin sunuculuğunu ise Güney dergisinden Burcu Özkaradeniz ve Gazeteci Yazar Halil Yeni üstlenecek.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Müzisyen Yeşim Kantekin’den üçüncü tekli: ‘Yaşa’

    Müzisyen Yeşim Kantekin’den üçüncü tekli: ‘Yaşa’

    PİRHA-Müzisyen Yeşim Kantekin’in söz ve müziği kendisine ait üçüncü teklisi olan ‘Yaşa’ müzik platformlarındaki yerini aldı.

    Repertuarında halk müziğine ve farklı dillerden ezgilere yer veren Yeşim Kantekin’in, 2020 yılında yayınladığı “Elinde Kirez Dalı” isimli Bulgaristan halk ezgisinin ardından, söz ve müziği kendisine ait olan “Bir Kadınım” isimli ikinci teklisi Ev Yapımı İşler kanalında, yine söz ve müziği kendisine ait olan üçüncü teklisi “Yaşa” ise Nana Yapım etiketiyle bütün müzik platformlarında yayında.

    “GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA ŞEHİR BİZİ YUTUYOR”

    Aynı zamanda Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Sekreteri de olan Kantekin, İstanbul’un yoğun kalabalıklığı içinde kendine ve diğer her şeye yabancılaşan kendinden yola çıkarak hayat verdiği “Yaşa” isimli şarkısı ile şehrin giderek büyüyen elektronik seslerine kulak verirken, şarkıyı şu ifadeler ile anlatıyor:

    “Yaban hayvanları inmiyor artık sokaklarımıza…

    Merkezine insanı alan kentlerin büyüyen sınırları içinde, giderek çoğalan; çoğaldıkça kendine ve diğerlerine yabancılaşan, silikleşen ve hatta yok olan insanlarına karışma isteği taşıyor “Yaşa” şarkısı. Kentler, insanları kucaklar, bir bakıma ana rahmi gibidir. Güvenli alan ve sıcaklık sağlar. Oysa değişen günümüz dünyasında şehir bizi yutuyor.  Genişleyen sınırlar, çoğalan insanlar, makineleşen tutumlar…

    Şarkıda geçen “Annemin sesi bir kabus gibi” dizesi hem gerçekten anneye hem de kentin kendisine atıfta bulunur. Kabusa dönüşen kentin seslerinden umut yeşertme niyeti olan “Yaşa” dilerim ışığa varır.”

    Aranje, mix ve masteringini Behzad Mohseni’nin yaptığı şarkıya, Ali Tavakoli ney, Amir Hosein Khoshduz santur ve Behzad Mohseni electronic oud ile eşlik ediyor. Şarkının klip yönetmenliğini Ekrem Çanak üstlendi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Ressam Canpolat: Resim yapmayı para kazanmak için değil, sevdiğim için yapıyorum-VİDEO

    Ressam Canpolat: Resim yapmayı para kazanmak için değil, sevdiğim için yapıyorum-VİDEO

    PİRHA-Resim yapmayı para kazanmak için değil sevdiği için yaptığını söyleyen ressam Yusuf Canpolat, “Atölyemde resim yapınca bütün dertlerimi unutuyorum. Gençlere tavsiyem bütün zamanlarını telefonla ve oyun oynamakla geçirmesinler hangi sanat dalını seviyorlarsa onunla uğraşsınlar” dedi.

    Dersim’in Ovacık ilçesinde dünyaya gelen ve çalışmak için İstanbul’a giden Yusuf Canpolat, boş zamanını değerlendirmek için resim yapıyor. Canpolat, emekli olduktan sonra İstanbul’dan Elazığ merkeze bağlı Hulvenk (Şahinkaya) köyüne gelerek burada kendisine bir resim atölye açtı.

    “BİR SANAT DALIYLA UĞRAŞMAK İSTEDİM”

    Çalışırken çok boş zamanının olması nedeniyle bir sanat dalıyla uğraşmak istediği için araştırmalar yaptığını söyleyen Yusuf Canpolat, “Kendime bir uğraş bulmak için biraz araştırma yaptım. Bir kitapta vaktiniz varsa resim yapın diye yazıyordu. Ben de gidip malzemeleri alıp evde resim yapmaya çalıştım ama resim tekniğini bilmediğim için pek başarılı olamadım. Bir arkadaşımdan birkaç yıl resim eğitimi aldım, resim konusunda kitaplar okudum, araştırmalar yaptım, kitaplar okudum ve bugüne kadar geldim” dedi.

    “YAPTIĞIM RESİMLERİ SATMAK İSTEMİYORUM”

    İstanbul’da emekli olduktan sonra Elazığ merkeze bağlı Hulvenk (Şahinkaya) köyüne gelerek resim atölyesi açtığını ifade eden Canpolat, “Burada da kendime küçük bir yer kurdum. Resim yapıyorum, sattığım resimler masrafımı karşılıyor ama resmi sevdiğim için satmak istemiyorum. Ben resim yapmayı para için değil sevdiğim için yapıyorum. Türkiye’nin derdini düşünürsen bugün bu ülkede mutlu olmak zor, insanlar sürekli dert yanıyor ve televizyon izlemek zaten insanı derde sokuyor, o yüzden ben atölyeme girip hiçbir şeyi düşünmek istemiyorum, buraya oturduğum zaman bütün dertlerimi unutuyorum. Gençlere tavsiyem bütün zamanlarını telefonla ve oyun oynamakla geçirmesinler hangi sanat dalını seviyorlarsa onunla uğraşsınlar” diye konuştu.

    Cihan BERK/ELAZIĞ