Etiket: sanat

  • Ressam Güllüzar Filis Tonkuş: Sanat, faşizme karşı bir duruştur ve direnmelidir-VİDEO

    Ressam Güllüzar Filis Tonkuş: Sanat, faşizme karşı bir duruştur ve direnmelidir-VİDEO

    PİRHA-Ressam Güllüzar Filis Tonkuş, halktan uzaklaşan sanatçıları, köksüz bir ağaca benzetirken, “Sanat, faşizme karşı muhalif bir duruştur ve direnmelidir. Eserlerimde doğa, kadın ve emeği daha çok işledim. Kadınlarımızın emeği hep göz ardı edilmiştir” diye konuştu.

    Güllüzar Filis Tonkuş… Erzincan doğumlu ressam, aslen Dersimli ve Kureyşan Ocağı’na mensup. Doğduktan kırk gün sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a geldiğini ve burada büyüdüğünü söyleyen Tonkuş, Türk-Alman şirketinde çalıştıktan sonra 7-8 sene de sendikacılık yaptığını belirtti. Tonkuş, resme olan ilgisini PİRHA‘ya şöyle anlattı:

    “Resme karşı küçüklükten beri bir sevgim vardı. Defter kenarlarını karalardım. Bir gün Kadıköy’de yürürken; bir ressamın resimlerini sattığını gördüm. Cebimdeki son parayla bir resim aldım. Evimin duvarlarının tablolarla dolu olmasını isterdim. Birçok ressamdan ders aldım. Resim yapmaya amatörce başladım fakat daha sonra profesyonel anlamda resim yapmaya başladım. Ders aldığım en son hocam Bilal Oğuz’dur.”

    KİŞİSEL VE KARMA BİRÇOK SERGİYE KATILDI

    Bugüne kadar birçok kişisel sergi açan ve karma birçok sergiye de katılan Tonkuş; “2006 yılında Almanya Duisburg’ta sergi açtım. Ardından Türkiye’de üç tane kişisel sergi açtım. İstanbul Kadın Ressamlar Derneği üyesiyim. Sanat ve Sanatkârlar Topluluğu Kültür Derneği (SAKÜDER) üyesiyim. Son olarak da Kadıköy Ressamlar Derneği üyesi oldum. Birçok karma sergiye de katıldım.

    Birçok koleksiyonerde eserlerim var. Anıtkabir Müzesi ile Harbiye Askeri Müze’de de eserlerim bulunmaktadır. Kitap kapaklarına resimlerim kullanıldı. Yarışmalara katıldım. Üç tane ödülüm var. Son olarak Dersim Belediyesi tarafından açılan Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi’ne Pir Sultan Abdal’a ithafen yaptığım tablomu bağışladım” ifadelerini kullandı.

    “HALKTAN UZAKLAŞAN SANATÇI, KÖKSÜZ AĞACA BENZER”

    Resim ile ilgilendiği ilk süreçte ailesinin nasıl bir tepkisi olduğunu sorduğumuz Tonkuş; şunları söyledi:

    “Ailem, jenerasyon farkımızdan dolayı olabilir, “Ressam olup da ne yapacaksın? Aç kalacaksın” gözüyle baktılar. Ben sanatı, eserlerimi satayım, ekmek parası kazanayım amacıyla sevmedim. Sanatı, halk için yapmayı düşündüm. Sanatı, toplumu aydınlatan bir ışık gibi görüyorum. Sanat aynı zamanda muhaliftir. Faşizme bir dirençtir. Sanatınla haykırıyor, karşı duruyorsun. Yaptığımız eserler gelecek nesillere not düşüyor. Bugün yaşadıklarımızı not düşüyoruz. Sanatçı halktan uzaklaştığı zaman köksüz ağaca benzer. Su almazsa beslenemez. Bizler de halka dokundukça besleniriz. Halkın yaşadıklarına bakarak, tuvallere yansıtırız.”

    “SANAT, FAŞİZME KARŞI MUHALİF BİR DURUŞTUR VE DİRENMELİDİR”

    Tonkuş, AKP’nin sanat ve sanatçıyla olan ilişkisine dair ise “İktidar sanatı zaten hiç sevmedi. Sanatçıya değer vermedi. Sanat yapamaz hale geldik” değerlendirmesinde bulundu.

    “Toplumların gelişimi sanat ile olur. Sanatsız bir toplum gelişemez” diyen Tonkuş, sanatı faşizme karşı muhalif bir duruş olarak tanımladı. Tonkuş şöyle konuştu:

    “Sanat o toplumun imzası ve faşizme karşı muhalif bir duruştur. Direnmelidir. Sanatta, türküler, grev, yoksulluk, aşk, turnalar, semah dönenler vardır. Herkese hitap edecek, herkesin kendisini bulabileceği renk vardır. Bu iktidar değer vermedi. Sanat ile barışık değil.”

    “DOĞA, KADIN VE EMEK DAHA ÇOK İŞLEDİĞİM KONULAR”

    Eserlerinde daha çok işlediği konulara da değinen Tonkuş; “Eserlerimde doğa, kadın ve emeği daha çok işledim. Kadınlarımızın emeği hep göz ardı edilmiştir. Geri kalmış toplumlarda da kadınlar hep göz ardı edildi. Özellikle 20 senelik bu iktidar döneminde de kadınlar daha çok geri planda kaldı. Daha çok öldürüldü, ezildi. Bizim sanatımıza da bu yansıdı. Ayrıca doğayı katlettiler. Ormanları yok ettiler.

    Her gün sokaklarda kadınlar öldürülüyor. Katledenler gerekli cezayı almıyor. Bu durumdan güç alanlar kadınlara karşı şiddeti daha çok yoğunlaştırdılar. Kadınlar olarak bu duruma karşı birlik olmamız gerekiyor.”

    “GELECEK NESİLLER KUREYŞ BABA’YI UNUTMASIN İSTEDİM”

    Tonkuş son olarak ise şunları söyledi:

    “Kureyşan Ocağı torunlarındanım. Dedelerime karşı vefa borcum olmalı, diye düşündüm. Gelecek nesiller Kureyş Baba’yı unutmasınlar istedim. Temsili bir portresini yaptım. Ayrıca Bağın Kalesi ve fırındaki kerametlerini canlandıran resimler yaptım. Kureyş Baba’nın bir portresi ve kerametini daha canlandıracağım. Gelecek nesillere not olsun.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Ressam Türkan Taybara resimlerini İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda sergiliyor-VİDEO

    Ressam Türkan Taybara resimlerini İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda sergiliyor-VİDEO

    PİRHA-Ressam Türkan Taybara, bugün açılışı yapılan ve dört gün sürecek olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda resimlerini sanatseverler ile buluşturuyor. Yaklaşık yirmi beş sene önce amatör olarak resim yapmaya başladığını kaydeden Taybara, “Yaptığım resimlerin karşı tarafta da aynı duyguları hissettiriyor olması beni mutlu ediyor” dedi.

    İstanbul Sanat ve Antika Fuarı kapılarını bugün sanatseverlere açtı. İstanbul Kongre Merkezi Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda başlayan fuar kapsamında birçok sanatçı, eserlerini sergiliyor. Dersimli ressam Türkan Taybara da, dört gün boyunca sürecek olan fuarda resimlerini ziyaretçiler ile buluşturuyor.

    “RESİM YAPMAK HAYATIMIN ANLAMI OLDU”

    Çocukluğundan itibaren resim ile ilgilendiğini belirten Taybara, “Yaklaşık yirmi beş sene önce, gelecekte hobim olsun diyerek amatörce resim yapmaya başladım. Sonra resim beni aldı götürdü. Bu iş profesyonelliğe dönüştü. Şu an tam zamanlı ressamlık yapıyorum. Resim yapmak hayatımın anlamı oldu” dedi.

    Taybara, büyük ilgi gören resimlerinde daha çok Dersim topraklarını ve insanlarını işliyor. Resimlerinde, Dersim insanını konu almasını ise Taybara, “Belirli bir nedenden ötürü Dersim insanının resmini yapıyorum, diyemem. Tamamen içgüdüsel bir durum. Resme ilk başladığım zaman da yaptığım ilk portre bizim köylü yaşlı bir kadındı. Nedenini bilemiyorum. Derinlere inilip, çözülmesi gerekir. Bir ressam yaptığı bir portrede aslında kendisini ifade edermiş. Sanırım bu durumda kendimi ifade ediş biçimimdir” şeklinde dile getirdi.

    Daha öncede kişisel ve karma birçok sergiye katılan Taybara, son olarak şunları söyledi:

    “Yaptığım resimlerin karşı tarafta da aynı duyguları hissettiriyor olması beni mutlu ediyor. Beni yalnız bırakmayan arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum.”

    Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL

  • Ressam Türkan Taybara resimlerini sanatseverler ile buluşturacak

    Ressam Türkan Taybara resimlerini sanatseverler ile buluşturacak

    PİRHA-Ressam Türkan Taybara, 3-7 Kasım tarihlerinde düzenlenecek olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda sanatseverler ile buluşacak. Dört gün sürecek olan fuar kapsamında Taybara, resimlerini sergileyecek.

    Dersimli ressam Türkan Taybara, resimlerini İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda sanatseverler ile buluşturacak. İstanbul Kongre Merkezi Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda 3 Kasım Çarşamba günü başlayacak ve dört gün sürecek olan fuar, 7 Kasım Pazar günü sona erecek.

    Fuara ilk kez katılacağını belirten Taybara, sanatseverleri resim sergisine davet etti.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Cemevlerini Aleviliğin felsefe ve kültürel boyutunu da anlatan pozisyona getirmeliyiz’

    ‘Cemevlerini Aleviliğin felsefe ve kültürel boyutunu da anlatan pozisyona getirmeliyiz’

    PİRHA-İstanbul PSKAD Kadıköy Şubesi, pandemiyle birlikte ara verdiği kurslara devam edeceğini duyurdu. Şube Başkanı İbrahim Karakaya, “Cemevlerimizde sadece inanca yönelik belirli şeyler yapılıyor. Bunun dışında inancın, felsefi ve kültürel boyutunu da anlatan bir pozisyona getirmemiz gerekiyor. “Gençlerimiz gelmiyor” diye hep şikayet ediyorduk. Uzaklaşmamaları için onlara yönelik bir çalışma yapmamız gerekiyor” dedi. 

    İstanbul Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi ve Cemevi, pandemi sürecinde ara verdikleri kurslara devam edeceğini duyurdu. Semah öğrenmenin yanısıra bağlama, gitar, matematik ve İngilizce kursları için kayıtların açıldığı belirtildi.

    PSAKD Kadıköy Şubesi Başkanı İbrahim Karakaya, kurslara ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “CEMEVİ BÜNYESİNDEKİ KURSLARA İLGİ OLDUKÇA FAZLAYDI”

    Pandemi dolayısıyla kurslara ara verildiğini kaydeden Karakaya, “Pir Sultan Abdal Kadıköy Şubemiz eski bir şubedir. Çok faal olan bir şubeydi. Daha önce de bağlama, semah, tiyatro, semah, matematik, İngilizce kursları veriliyordu. Şimdi tekrar faaliyete geçiriyoruz. Bağlama kursunda cüzi bir ücret alınıyor. Diğerleri ücretsiz. Tiyatro kursu da gündemimizde. Yapmayı planlıyoruz. Kurslara ilgi oldukça fazlaydı” dedi.

    “GÜNCEL SİYASETİ YAPMAKTAN ÇOK ÇEKİNİYORUZ”

    Karakaya, pandemiden kaynaklı birtakım sıkıntıların yaşandığını söyledi. “Cemevleri hizmet noktasında cenaze erkanları ve hayır yemeklerinde aksama olmuyor” diyen Karakaya, şöyle konuştu:

    “İnsan sirkülasyonunun oldukça fazla olduğu hizmetler. Pandemide normalleşmeye bağlı olarak daha iyi işler yapmayı düşünüyoruz. Her hafta paneller, söyleşiler, dinletiler gibi etkinlikler düşünüyoruz. Alevi örgütlenmesinin de yaşadığı bir sorun var. Cemevlerimizde sadece inanca yönelik belirli şeyler yapılıyor. Cem erkanları, cemevi hizmetleri gibi. Cemevlerimizi biraz bunun dışında inancın, felsefi ve kültürel boyutunu da anlatan bir pozisyona getirmemiz gerekiyor. “Gençlerimiz gelmiyor” diye hep şikayet ediyorduk. Uzaklaşmamaları için onlara yönelik bir çalışma yapmamız gerekiyor.

    Alevi örgütlenmemizin bir diğer önemli sorunu da şu. Güncel siyaseti yapmaktan çok çekiniyoruz. Ama yaşamın kendisi siyasettir. Yaşadığınız ülkedeki, ildeki, ilçedeki sorunlara müdahil olmak, bunlara dair söz söylemek zorundasınız. Mesela muhabbet ceminde bunun sohbetini yapmak gerekiyor. Sadece on iki hizmeti yürütmek Aleviliği temsil etmez. Aleviliğin en önemli noktalarından biri muhabbet cemidir. Burada da sorunlar tartışılır. Bilgi alışverişi yapılır.”

    “İNANCIMIZDA KADININ YERİNİ, CAN OLMA DURUMUNU ANLATAMIYORUZ”

    Çevre ve kadın sorunlarına gereken önemin gösterilmediğini vurgulayan Karakaya, önümüzdeki süreçte bu konulara ilişkin çalışmalar yürüteceklerini söyledi. Karakaya bu konuda da şunları kaydetti:

    “Alevilik zaten çevreyi tanrılaştıran bir inançtır. Ama çevre ile ilgili bir sözümüz yok. Sadece “Ziyaretimize dokunma” diyoruz. Günümüzde dünya çapında ekoloji tartışmaları öne çıkıyor. Doğayla barışık yaşayan inanç olarak derin ekoloji konusunda çok fazla bilgilendirmiyoruz. Bir diğer konu ise kadın cinayetleri. İnancımızda kadının yerini, kadın-erkek eşitliğini, can olma durumunu anlatamıyoruz. Özümüze döndüğümüzde eşitsizliğin olmayacağını anlatamıyoruz. Alevi örgütlenmesinde kadın sayısı çok az. Önümüzdeki dönemde bu konulara özen göstermeye çalışacağız.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Ressam Ali Akdemir cemevinde gençlere ücretsiz resim dersi veriyor-VİDEO

    Ressam Ali Akdemir cemevinde gençlere ücretsiz resim dersi veriyor-VİDEO

    PİRHA-Ressam Ali Akdemir, PSAKD Pendik Şubesi Cemevinde ücretsiz resim dersleri veriyor. Akdemir, Alevi kurumlarına çağrı yaparak; “Gençleri olmayanın geleceği olamaz. Sanatı olmayan toplumlar ise köle toplumlarıdır. Tüm demokratik kitle örgütleri ve özellikle Alevi kurumları gençlere imkanlarını sunsunlar. Kapılarını açsınlar. Ders verecek arkadaşlar var. Ben ücretsiz olarak veriyorum” dedi.

    Dersimli ressam Ali Akdemir 55-60 yıldır resim yapıyor. Akdemir, İstanbul Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Pendik Şubesi Cemevinde gençlere ücretsiz olarak resim dersi veriyor. İki grup halinde yaklaşık 25 öğrencisi olan Akdemir, Alevi kurumlarının, gençlerin sanat ile buluşmalarına destek vermesi gerektiğini ifade ederek, “Gençleri olmayanın geleceği olamaz. Sanatı olmayan toplumlar ise bir bakıma köle toplumlarıdır” diyor.

    “GENÇLERİN SANATLA BULUŞMASI ÇOK GÜZEL”

    PSAKD’nin kuruluşundan itibaren kuruma emek verenlerden biri olduğunu kaydeden Akdemir, “‘Gençler geleceğimizdir’, programı ile çocuklarımızı ve geleceğini sanata yönlendirmek için böyle bir proje başlattık. Derneğimizin yönetim kurulu kararı ile hayata geçirdik. Aslında daha evvel böyle bir karar alınmalıydı. Maalesef Alevi kurumlarında böyle bir sanatsal faaliyet yapılmadı.

    Bütün Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütlerinin gençlere bu imkanı sunmaları gerekiyor. Bazı duyarlı arkadaşlarımızın desteğiyle bu işi yapıyoruz. Gençlerin güzel işler çıkaracaklarına inanıyorum. Hepsi, canla başla resim çizmeyi isteyen öğrenciler. Gençlerimizin sanatla buluşması çok güzel” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ KURUMLARI GENÇLERE KAPILARINI AÇSINLAR”

    Akdemir, Türkiye genelinde bugüne kadar 50’nin üzerinde resim sergisi açtığını belirtirken; pandemi sürecinde, yaşadığı yerde çalışan sağlık çalışanlarının kara kalem portrelerini de yaptığını sözlerine ekledi.

    “Gençlerimizin hepsi hevesli ve destek bekliyorlar” diyen Akdemir, sanatsal çalışmalar konusunda birçok kuruma öneride bulunduğunu belirterek, şöyle konuştu:

    “Sanatı olmayan toplumların köle toplumlar olduğunu söyleyebiliriz. Gençliği olmayanın geleceği yok. Sadece resim değil. Hikaye, şiir, tiyatro, sinema dalında da kurumlarımızın gençlere katkı sunması gerekiyor. Çünkü o imkanlar bu kurumlarda var. Maalesef kurumlar bu konuda bugüne kadar çok geride kalmışlardır. Yaklaşık 22 öğrenci var. Resim malzemeleri bazı duyarlı arkadaşların desteğiyle alınıyor. Boya çok pahalı. Öğrenciler boyaları ortak kullanıyor.

    Herkes kurstan memnun. Başaracaklarını düşünüyorum. İyi ressamlar çıkacak. Tüm demokratik kitle örgütleri ve özellikle Alevi kurumlarına çağrıda bulunuyoruz. Gençlere imkanlarını sunsunlar. Kapılarını açsınlar. Ders verecek arkadaşlar var. Ben ücretsiz olarak veriyorum.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Akdeniz Sanat Kolektifi, sanat ve edebiyat kampı düzenledi-VİDEO

    Akdeniz Sanat Kolektifi, sanat ve edebiyat kampı düzenledi-VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Sanat Kolektifi, Mersin’de sanat ve edebiyat kampı düzenledi. Kampta, ekolojik sorunlar konuşuldu, paneller yapıldı. 

    Mersin’in Toroslar ilçesine bağlı Arslanköy Şaymana Parkı’nda Akdeniz Sanat Kolektifi, bir dizi etkinliğin olduğu bir kamp düzenledi.

    Etkinliğe çok sayıda yurttaş katılırken, kampta müzik, dans gösterimi, şiir okumaları, fotoğraf sergisi, drama atölyesinin yanı sıra yazarlar kitaplarını okuyucularla buluşturdu.

    Ayrıca ekoloji sorunlarının, sanatta kadın imgesi, günümüz şiirinde imge ve yazarlığın konuşulduğu söyleşi ve paneller düzenlendi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Hasan Saltık’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı

    Hasan Saltık’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı

    PİRHA- Kalan Müzik’in sahibi yapımcı Hasan Saltık, dün Bodrum’da geçirdiği kalp krizi sonrası Hakk’a yürüdü.  Saltık’ın Hakk’a uğurlama erkanı Cuma günü saat 13.00’da Kartal Cemevi’nde yürütülecek. Saltık’ın ani gidişi, kamuoyunda büyük üzüntü yarattı. 

    Kalan Müzik’in sahibi yapımcı Hasan Saltık, dün Bodrum’da kalp krizi geçirerek 57 yaşında Hakk’a yürüdü. Saltık’ın Hakk’a uğurlama erkanı Cuma günü saat 13.00’te İstanbul’da Kartal Cemevinde yürütülecek.

    Haberin duyulmasının ardından binlerce sanatçı, siyasetçi ve yurttaş sosyal medya üzerinden Hasan Saltık’a dair mesajlarını paylaştı.

    Bazı mesajlar şöyle:

    Ferhat Tunç: Kalan Müzik sahibi ve hemşehrimiz Hasan Saltık’ın geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybettiğini üzüntüyle öğrendim. Tüm Saltık Ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Devri daim olsun.

    Aynur Doğan: Her kesin çaresizliğine çare, umutsuzluğuna umut oluyordun. Kaybolmuş heyecanları diriltip, kapına her gelene mutlaka bir derman buluyordun. Nefesimi kestin… Hayatımdaki en dayanılmaz acısı oldun bugün! Çok üzgünüm çok! Seni çok özleyeceğim… Devrin daim olsun.

    Can Dündar: Önce Neşet Usta… Şimdi #HasanSaltık. Demirin tuncuna …kaldık.

    Barış Atay: Benim içinde olduğum kuşak için; özgün/protest müzikle yolumuz kesiştiyse Kalan Müzik ve Hasan Saltık’ın büyük etkisi var demek çok doğru olur. Hoşçakal #HasanSaltık

    Şevval Sam: En büyük yol arkadaşımı kaybettim. Üzüntümü kelimelerle ifade edemiyorum.

    İlkay Akkaya: Devrin daim olsun kardeşim, güzel şeyler sundun hayata ve tez olsun devrin çok şey öğrendin hayattan.

    Tolga Sağ: Eksildik yine. Çok ağır oldu bu. Devrin daim olsun

    Doğan Çelik: Vah ‘ Pirim, abim, arkadaşım, ciğerim, vah şarkılarımızın, kılamlarımızın yüreği, vah yetimin yoldaşı garibanın sırdaşı, o güzel yüreğine tebessümüne kurban olduğum. Ne büyük bir acı eyvah eyvah #HasanSaltık

    Pınar Aydınlar: Hasan Saltık’ın vefat haberini şimdi aldım ve çok şaşkınım. Yılların arkadaşlığı vardı. Tüm Saltık ailesine ve ocağına baş sağlığı dilerim.

    Feryal Öney: Çok üzgünüm Hasan Abi. Söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Devrin daim olsun..

    Servet Kocakaya: Bin yıl yaşadı, elli yedi yaşında veda etti. Ailesine sabır dilerim.

    Nesimi Aday: Müzik insanı, değerli dostumuz Hasan Saltık, geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etmiş; çok erken ve büyük bir kayıp.

    Selman Yeşilgöz: Dersim Katliamı’yla ilgili bir çok belge ve bilginin gün yüzüne çıkmasında büyük emeği olan, Kalan Müzik’in sahibi hemşehrimiz #HasanSaltık Hakk’a yürüdü. Saltık Ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Devri daim olsun.

    Ali Haydar Ben: Yeri, boşluğu asla doldurulmayacak Dersim ve Anadolu dil ve kültürüne katkıları yadsınamaz değerli sanatsever hemşerimiz, dostumuz Kalan Müzik sahibi “Hasan Saltık’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Halkımıza, sevenlerine ve ailesine baş sağlığı diliyoruz.

    HASAN SALTIK KİMDİR?

    1964 Dersim doğumlu Hasan Saltık, amcasının oğlu Rahmi Saltuk’un plak şirketinde dört yıl çalıştıktan sonra 1992 yılında Kalan Müzik’i kurmuştu. Saltık, unutulmaya yüz tutmuş arşivlik kayıtlarını elinde bulunduran koleksiyonerlerden ve eski müzisyen ailelerinden derlediği etnomüzikolojik çalışmalar için de önem taşıyan eserleri “Kalan Müzik” etiketi altında yayınladı. Çeşitli yörelerin ulusal ve uluslararası arşivlerde; özellikle şahısların ellerinde saklanmış ya da unutulmuş kendi dillerinde müzik örneklerini içeren albümler yayınladı. Bizzat o yörelerde yaşayan sanatçılar tarafından kendi arkaik dil ve lehçelerinde seslendirdikleri müzik eserlerinin derlenmesi için araştırmacılara destek verdi, yapılmalarına ön-ayak oldu.
    Pomak göçmenlerinden Tahtacı Türkmenlerine, Sadettin Kaynak’tan, Münir Nurettin Selçuk’a, Hacı Taşan’’dan, Hisarlı Ahmet’e, Hafız Yaşar’dan Muharrem Ertaş’a; Neşet Ertaş’tan Neyzen Tevfik’e, Malatyalı Fahri’den Âşık Veysel’e uzanan bir arşiv malzemesini yayımladı.

    PİRHA HABER MERKEZİ

     

  • ‘Yerel yönetimler sanata ve sanatçıya sahip çıkmalı’-VİDEO

    ‘Yerel yönetimler sanata ve sanatçıya sahip çıkmalı’-VİDEO

    PİRHA- Tiyatro sanatçısı Mehmet Tekkanat, pandemi sürecinde ilk darbe yiyen sanat kurumları olduğunu belirterek, “binbir türlü zorluklarla uğraştık hiç yılmadım ama koronoviris dünya gibi bizi de yerle bir etti” diyerek, yerel yönetimlerin sanatçılara sahip çıkması çağrısında bulundu.

    Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını bir taraftan milyonları sağlığından ve yaşamından ederken, diğer yandan ekonomiden sanata bir çok alanı da etkiledi.

    Ekonomik krizlerin derinleştiği Türkiye’de sanat alanında da ciddi sorunlar baş gösterdi. Bir biri ardına köklü sanat kurumları kapanırken, sanat camiasında koronavirüse yenik düşenlerin yanı sıra, ekonomik bunalımın etkisiyle intihar edenlerin oranları da arttı. Müzisyenler ise hem sokağa çıkarak, hem de sosyal medya üzerinden seslerini duyurmaya çalışıyor.

    Yönetmen, tiyatro eğitmeni ve oyuncu, Altan Erkekli Tiyatro Sahnesi Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Tekkanat pandeminin sanata etkilerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “BİNBİR TÜRLÜ ZORLUKLARLA UĞRAŞTIK HİÇ YILMADIM AMA KORONOVİRİS BİZİ YERLE BİR ETTİ”

    Pandemiyi ilk başladığında geçici bir şey sandıklarını ve çalışmalarına devam ettiklerini ancak kısa bir süre sonra salgının yayıldığını belirterek, “16 yıl önce salonumu açmıştım ve 16 yıl boyunca kendi yağıyla kavrulan gençler yetiştiren, üniversiteye konservatuara hazırlayan bir salonun vardı. Mersin ilk özel tiyatro salonu ve direndim bekledim. Çünkü orada anılarım var. Sadece benim değil yüzlerce insanın anıları vardı. Fakat gelir sıfır, gider çok olunca 7 ay sonra kapatmak zorunda kaldım. Binbir türlü zorluklarla uğraştık hiç yılmadım ama koronoviris dünya gibi bizi de yerle bir etti” dedi.

    “PANDEMİ ÖYLE YA DA BÖYLE GEÇECEK, BİZ YENİDEN SIFIRDAN BAŞLAYACAĞIZ”

    Türkiye’de ilk darbe yiyen sanat kurumları olduğunu ifade eden Tekkanat, “Meryem Uzerli’den bir alıntı yaptım “Tükenmişlik sendromu nedeniyle salonu kapatıyorum” diye, Türkiye’nin her yerinden destek geldi, Mersin’den herhangi bir destek gelmedi. Ben salonu kapattım ama sadece salon kapalı. Ben kendimi kapatmadım. Hala çalışmalarıma devam ediyorum, kendimi geliştiriyorum. Bu öyle ya da böyle geçecek, biz yeniden sıfırdan başlayacağız” diye konuştu.

    “YEREL YÖNETİMLER SANATÇISINA SAHİP ÇIKMALI”

    Sosyal devletin sanatçısını en başta korumak zorunda olduğunun altını çizen Tekkanat, şunları söyledi:

    “Çünkü sanatçıyı korumazsan halkı koruyamazsın. Şu anki durum şu; muhalif olan insanlar hiçbir yere çıkamıyor. Burada belediyelere göre düşüyor. Yerel yönetimlerde dışardan gelen insanlara her türlü olanaklar sağlanıyor ancak yerelde sanat yapanlar görülmüyor. Mersin yerel sanatçılara destek verin ki Mersin’i kalkındıralım. Mersin de çok güzel şeyler yaptık, yapmaya devam ederiz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Sahneden ‘savaşa hayır’ dediler

    Sahneden ‘savaşa hayır’ dediler

    PİRHA – Ferhat Tunç, 40. yıl konserlerinin üçüncüsünü Almanya’nın Frankfurt kentinde verdi. Sahnede kendisine eşlik eden sanatçılar ve sürgün gazeteci Can Dündar barış çağrısı yaptı.

    Sanat hayatında 40 yılı geride bırakan Ferhat Tunç, 40. yıl konserlerinin üçüncüsünü Almanya’nın Frankfurt kentinde verdi. Sahnede kendisine eşlik eden sanatçılar ve sürgün gazeteci Can Dündar barış çağrısı yaptı. Titus Forum salonundaki buluşmaya cezaevinde tutulan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da bir mesaj gönderdi.

    Konser öncesinde sanatçının hayatından önemli kesitlerin aktarıldığı ve Can Dündar’ın seslendirdiği Tarih Bize İyi Davranmadı adlı belgesel gösterildi. Ardından ise Ferhat Tunç ve kendisine eşlik eden opera sanatçısı Pervin Chakar, Mikail Aslan ve Cemil Koçgiri Türkçe ve Kürtçe eserler seslendirdi.

    “BİR ARADA DURMA VAKTİ”

    Can Dündar, konser öncesinde yaptığı konuşmada, “Bu savaşlar, bu ölümler, bu şehadet türküleri bitecekse, analar daha fazla ağlamasın, ülkeye barış gelsin, hepimiz kardeşçe yaşayalım diyorsak bir arada durma vakti. Savaşa karşı koyma, barışın yanında saf tutma, birbirimizin elinden tutma vakti” dedi.

    Dündar sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu sesi çıkarmazsak, barışı savunmazsak, savaşa karşı çıkmazsak bu toprak çok kan kaldırır. Korkarım ki o kan hepimizin eline bulaşır. Zannetmeyin ki yalnızca iktidarın sorumluluğu bu. Buna ortak olan, savaş politikalarına imza atan muhalefet de ağır sorumlu. Uzaktan bakanlar varsa onların da büyük sorumluluğu var. Biz bakmamak, karşı çıkmak zorundayız. Bir arada durmak zorundayız. Ferhat’ın söylediği gibi savaşa hayır, analar daha fazla ağlamasın demek zorundayız.”

    “SAVAŞ DÜNYAYI TEHDİT EDEN EN BÜYÜK VİRÜS”

    Tunç da konserine Suriye’de hayatını kaybeden askerlerin ailelerinin acısını paylaştığını belirterek başladı. Savaşın dünyayı tehdit eden en büyük virüs olduğunu belirten sanatçı, “Bundan kurtulmanın tek yoku barışta ısrar etmektir.” diyerek şunları söyledi:

    “Onlar iktidarlarını uzatmak için daha çok genç insanın ölmesini istiyor. Asker annelerinin babalarının, ailelerinin yaşadığı acı hepimizin ortak acısıdır. Rahmet diliyorum ve o anaların acısını paylaştığımı buradan belirtmek istiyorum.”

    “ANA YÜREĞİ YANIYOR, SARAY YANMIYOR”

    Suriye’nin geleceğine ancak Suriye’de yaşayan halklar karar verebileceğini kaydeden Tunç, “35 askerin ölümünden bahsediliyor, belki bu rakamlar çok daha fazladır, bu rakamlar gizleniyor bir şekilde. Ama inanın ki ben bu ölümleri gözyaşları içinde karşıladım. Çünkü o yoksul çocukların, gariban annesinin babasının bizim annemizden babamızdan farkı yok. O ateş düştüğünde ana yüreği, baba ocağı yanıyor. Saray yanmıyor ya da o sarayın palazlandırdığı, şatafat içinde, varlık içinde yaşayanların çok da umursamadıkları bir olayla karşı karşıyayız. Bu ölümlerin arkasından çıkıp da gülerek, dünyanın karşısında kahkaha atarak konuşan bir lider gördük.” ifadelerini kullandı.

    “GRUP YORUM YAŞASIN”

    “Bize cehennemi yaşatıyorlar, sanatçıların özgürce şarkılarını söyleyemeyeceği bir ülke yarattılar.” diyen sanatçı Tunç, “Grup Yorum üyesi arkadaşlarımız kendilerini ifade edebilmek adına açlık grevine başladılar. Yetmedi Grup Yorum’un iki üyesi neredeyse ölümle yüz yüze kalacak bir noktaya geldiler. Dilerim ölümle sonuçlanmaz. Onlar hepimiz için direniyorlar. Hepimiz için hayatlarını ve canlarını ortaya koymuşlar. Her şeye rağmen biz onların yaşamasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Aliekber Koç’un organizasyonunda sahne alan sanatçılar Ferhat Tunç’un “Bıko” , “Memleketim”, “Ma Çhi Di”, “Vurgunum Hasretine”, “Adı Özgürlük Olan”, “Vuruldu”, “Bir Şehir”, “”Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor”, “Bahtiyar” ve daha birçok eseri salondakilerle birlikte seslendirdi.

    Önceki günün sürprizi ise opera sanatçısı Pervin Chakar’dı. Tunç, “İki yıl önce seslendirdiği bir Kürtçe ezgide dinlemiştim kendisini. Sonra Berlin’de bir Newroz resepsiyonunda konserini izleme şansını buldum. O bütün imkansızlıklara rağmen sesini dünyaya duyurabilmeyi başarmış bir Kürt opera sanatçısı artık.” sözleriyle takdim ettiği sanatçı ile düet yaptı.

    Kaynak: Kronos Haber 

     

  • ‘Grup Yorum’la dayanışmaya’ kaymakamlık yasağı

    ‘Grup Yorum’la dayanışmaya’ kaymakamlık yasağı

    PİRHA- Türkiye Yazarlar Sendikası, Sanatçılar Girişimi, PEN Türkiye ve Sanat Meclisi’nin bu akşam düzenlemek istediği konser, “Grup Yorum’la dayanışma amacı taşıyor” gerekçesiyle yasaklandı.

    Türkiye Yazarlar Sendikası, Sanatçılar Girişimi, PEN Türkiye ve Sanat Meclisi’nin bu akşam saat 18.00’de Avcılar’da bulunan Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlemek istediği konser, “Grup Yorum’la dayanışma amacı taşıyor” gerekçesiyle, Avcılar Kaymakamlığı tarafından yasaklandı.
    Türkiye Yazarlar Sendikası, konserin yasaklanmasına ilişkin saat 14.00’te Beşiktaş’ta bulunan sendika binasında basın toplantısı düzenleyecek.
    PİRHA/İSTANBUL
  • Sanatçı Ferhat Tunç’un 40. yıl konserleri, Duisburg’da başladı

    Sanatçı Ferhat Tunç’un 40. yıl konserleri, Duisburg’da başladı

    PİRHA – Sanatçı Ferhat Tunç, 40. yıl konserlerinin ilkini Almanya Duisburg’da gerçekleştirdi. 

    Sanatçı Ferhat Tunç, müzik yaşamının 40’ıncı yılı dolayısıyla Almanya’nın Duisburg kentinde gerçekleştirdi. Duisburg Rheinhausen-Halle’yi dolduranlar, sanatçının 40 yıllık sanat yolculuğuna tanıklık etti. Konserde Tunç’un hayatından önemli kesitler içeren “Tarih bize iyi davranmadı” belgeseli izlendi.

    Belgesel gösteriminin ardından sahneye çıkan Ferhat Tunç, özel orkestrası eşliğinde eserlerini dinleyicilerle birlikte seslendirdi. Kırmançki “Bıko” adlı eseri seslendirerek programını başlatan sanatçı, “Memleketim”, “Ma çhi di”, “Vurgunum hasretine”, “Adı özgürlük olan”, “Vuruldu”, “Bir şehir”  gibi birçok eserini seslendirdi.

    “ERDOĞAN’IN ÜLKESİNDE HER ŞEY YASAK!”

    Ölüm orucunda olan Grup Yorum üyelerini selamlayan Tunç, “Siz Erdoğan’ın Nazım Hikmet ve  Sabahattin Ali için yaptığı güzellemelere bakmayın. Muhalif sanatçılar için ülkeyi cehenneme dönüştürdü. Erdoğan’ın iktidarında sanatçılar hapiste, sürgünde, ölüm orucunda. Konserler yasak, şarkı sözleri yasak. Nefes almak yasak” dedi.

    “GRUP YORUM HEPİMİZ İÇİN DİRENİYOR”

    “Ülke tarihinde bir ilk yaşanıyor ve sanatçılar yasaklara karşı bedenlerini ölüme yatırmış durumda” diyen Tunç, şunları ekledi: “Grup Yorum üyesi arkadaşlarımız faşizme karşı hepimiz için direniyor. Buradan onlara selam olsun, diyorum. Elazığ Cezaevi’nde söyledikleri türkülerden dolayı tutuklu bulunan Yılmaz Çelik ve Şenol Akdağ arkadaşlarımıza da selam olsun!”

    BULDAN VE TEMELLİ’DEN MESAJ

    Konserin ikinci bölümünde, HDP eş genel başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli’nin konsere gönderdiği mesajları okundu.

    Ardından sanatçının 30’uncu yıl İzmir konserine ait Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’in yaptıkları konuşmalar ekrana yansıtıldı. Konser, Ferhat Tunç’un Mikail Aslan ve Ali İnsan ile birlikte söylediği eserlerle son buldu.  (HABER MERKEZİ)

  • ‘Sanatı Şişli ile buluşturacağız’

    ‘Sanatı Şişli ile buluşturacağız’

    PİRHA- Şişli Kent Konseyi Kültür Sanat ve Turizm Meclisi, Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Merkezi’nde dayanışma toplantısı gerçekleştirdi.

    Şişli Belediyesi Kent Konseyi Kültür ve Sanat Meclisi’nin gerçekleştirdiği tanışma ve dayanışma toplantısında Şişli’de yaşayan sanatçıların katılımı büyüktü. Toplantıya “sanat kurumları ve sanatçılarımızla buluşuyoruz” sloganıyla çağrı yapılmıştı.

    Kadın sanatçıların yoğunlukta temsil edildiği toplantıda konuşma yapan Kent Konseyi Yönetim Kurulu üyesi Nevin Kaplan, Şişli Halkı ve Kent Meclisi üyelerinin bir arada olmasının dayanışmayı büyüteceği çağrısı yaptı.

    Toplantıya Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin de katıldı. Keskin, Şişli’yi sanat merkezi yapmak için herkesin bir arada çalışması gerektiği mesajını verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Uluslararası Barış Senfonisi, Bağcılar Cemevi’nde atölye çalışmalarına başladı

    Uluslararası Barış Senfonisi, Bağcılar Cemevi’nde atölye çalışmalarına başladı

    PİRHA – Uluslararası Barış Senfonisi, atölye çalışmaları Bağcılar Cemevi’nde başladı. 

    Maltepe Belediyesi’nin ev sahipliği ve Necati Şahin’in Genel Sanat Yönetmenliğinde, Kasım ayında İstanbul’da yapılacak “Uluslararası Barış Senfonisi” Projesi atölye çalışmalarına İstanbul Bağcılar Cemevi’nde başladı.

    Uluslararası Barış Senfonisi tarafından yapılan çağrıda şu ifadeler yer aldı:

    “Halkların, dillerin, inançların, kültürlerin, harmanlanacağı; binbir rengin, 1001 kişi ile dile geleceği, “Uluslararası BARIŞ SENFONİSİ”, Koro, Bağlama-Doğu Sazlar-Batı Sazlar orkestraları atölye çalışmalarına sesiniz veya enstrümanınız ile katılabilirsiniz.

    Atölye Çalışmaları Almanya – Mannheim Pop Akademisi, Doğu Müzikleri Bölüm Başkanı, Projenin Müzik Direktörü Kemal Dinç yönetiminde yapılıyor.”

    Atölye Çalışma Takvimi:

    16 Şubat, Pazar, 12.00 -16.00
    01 Mart, Pazar, 12.00 -16.00
    22 Mart, Pazar, 12.00-16.00
    05 Nisan, Pazar, 12.00-16.00
    10 Mayıs, Pazar, 12.00-16.00
    17 Mayıs, Pazar, 12.00-16.00
    07 Haziran, Pazar, 12.00-16.00
    21 Haziran, Pazar, 12.00-16.00

    Yer:
    İSTANBUL-MALTEPE Belediyesi,
    Türkan Saylan Kültür Merkezi (Anadolu yakası)

    (HABER MERKEZİ)

  • Adana Valiliği’nin Pınar Aydınlar ve Dodan talimatı

    Adana Valiliği’nin Pınar Aydınlar ve Dodan talimatı

    PİRHA – Adana Valiliği, Pınar Aydınlar ve Dodan Özer’in katılacağı eğitime destek konserini yasakladı. Adana Dersimliler Derneği Başkanı Metin Çelik, konserin yasaklanmasına tepki göstererek, valiliğin kendilerine ‘Sanatçılarınızı değiştirin’ dediğini belirtti. 

    Adana Dersimliler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, 5 Ekim’de Seyhan Belediyesi’ne ait Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde ‘Eğitime katkı’ konseri düzenleyecekti. Sanatçı Pınar Aydınlar ve Dodan Özer sahneye çıkacaktı.

    Ancak Adana Valiliği, İl İdaresi Kanunu’na dayanarak konsere izin vermedi. Söz konusu 30 Eylül tarihli karar, derneğe iletildi. Sanatçı Aydınlar da belgeyi Twitter hesabından paylaştı.

    “KEYFİ UYGULAMALARLA YASAKLANIYOR”

    Aydınlar, belgenin de yer aldığı mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “Yarın Adana’da gerçekleştireceğimiz konserimiz Valilik tarafından yasaklanmıştır. Bir kez daha yasaklarla karşı karşıyayız. Kimi etkinlikte sanatı uygun değil gerekçesi ile kiminde de böyle keyfi uygulamalarla karşı karşıyayız. Saray soytarısı olmaktansa, onurum için ölürüm.”

    VALİLİK: SANATÇILARINIZI DEĞİŞTİRİN 

    Adana Dersimliler Derneği Başkanı Metin Çelik de eğitime destek için yapılacak konserin yasaklanmasına tepki gösterdi.

    PİRHA‘ya konuşan Çelik, eğitime destek konseri düzenleyerek 12 öğrenciye burs desteğinde bulunmak amacıyla konser düzenlemek istediklerini belirterek, valiliğin çok zayıf gerekçelerle konseri iptal ettiğini kaydetti.

    Valiliğin, kendilerine ‘Sanatçılarınızı değiştirin’ dediklerini ancak bunu kabul etmediklerini dile getiren Çelik, etkinlik günü konser alanına giderek bu yasakları kabul etmediklerini dile getirerek basın açıklaması yapacaklarını söyledi.

    SÜREÇ YARGIYA TAŞINACAK

    Valiliğin sürecin hassasiyetinden bahsettiğini ancak bu hassasiyeti mevcut siyasilerin yarattığının altını çizen Çelik, şu çağrıda bulundu:

    “Bu bir mücadeledir. Bu süreci yargıya taşımayı düşünüyoruz. Bir yurttaş olarak bunu yapacağız. Biz yasadan çok hukukun önemsenmesini istiyoruz.  Özgürlük alanlarımızı daraltarak değil daha geniş alanlarda kendi geleneklerimizi, kültürümüzü korumak istiyoruz. Konserimiz devletin olaya dar bakışından kaynaklı, ketum tutumundan dolayı böyle bir sıkıntı yaşadık.” (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Ruhi Su, ölümünün 34. yılında türküler ve şiirlerle anıldı

    Ruhi Su, ölümünün 34. yılında türküler ve şiirlerle anıldı

    PİRHA – Büyük ozan Ruhi Su, ölümünün 34’üncü yılında sevenleri tarafından mezarı başında anıldı.  

    20 Eylül 1985’te aramızdan ayrılan halk müziğinin ve Devlet Operası’nın en önemli sanatçılarından büyük ozan Ruhi Su ölümünün 34. yılında  anıldı.

    Zincirlikuyu Mezarlığı’nda gerçekleştirilen anmaya, Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği, Ruhi Su Korosu, Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği ile sanatçının dostları ve öğrencileri katıldı.

    Saygı duruşunun ardından, dostları ve öğrencilerinin sanatçının mezarına karanfil bıraktığı anmada, Ruhi Su’nun türküleri ve şiirleri seslendirildi.

    Ruhi SuKültür ve Sanat Derneği’nden Aras Akanaras, “Yaşamı boyunca halkın belleğini tutmaya çalıştı. Derin vicdanı ile onların türkülerini söyledi. Bir arada olmayı savundu. Hiçbir karşılık beklemedi. Toprağın suya duyduğu özlemle özlüyoruz öğretmenimizi” dedi.

    “TÜRKÜLERİ SAMİMİYETLE SÖYLÜYORDU”

    Ruhi Su Korosu üyesi Ayşegül Sağlam ise Ruhi Su’nun Türkiye tarihinin önemli aydınlarından biri olduğunu belirterek,  “Daha önce duyduğum gibi değildi onun türküleri, bambaşkaydı. Kendine has bir yorumla, kendine has bir samimiyetle söylüyordu türkülerini. Dinleyeni hipnotize ediyordu sanki. Anadolu kültürüne gösterdiği hürmet ve şefkat; bir evladın ihtiyar anasına gösterdiğinden farksızdı. Onun kadar yürektendi.”

    Ruhi Su’nun “Müzikte devrim ancak çok seslilikle olur” sözünü hatırlatan Sağlam, “Ruhi Su’nun bambaşka bir yerde olmasını sağlayan tek şey vardır, umut” dedi. Sağlam, en büyük gurur kaynağının Ruhi Su Dostlar Korosu’nda korist (sanatçı) olmak olduğunu söyleyerek sözlerini tamamladı.

    Ruhi Su’nun kurduğu Dostlar Korosu’nun ilk koristleri de anmaya katılanlar arasındaydı. Su’nun öğrencisi olmaktan gurur duyduklarını ifade eden koristler, öğretmenlerinin yalnızca fiziksel olarak aralarından ayrıldığını ve kendilerine emanet ettiği müzikle onun yaşadığını ve sonsuza dek yaşatacaklarını belirttiler. Anma, katılanların Ruhi Su ezgilerini seslendirmesiyle sona erdi.

    Eylem BABAYİĞİT/İSTANBUL

  • Ozan Şiar Ağdaşan: Cemevleri ve sanat bir pazar aracı değildir-VİDEO

    Ozan Şiar Ağdaşan: Cemevleri ve sanat bir pazar aracı değildir-VİDEO

    PİRHA- Küçük yaşta şiir yazmaya ve türkü söylemeye başlayan Ozan Şiar Ağdaşan,  “Alevilik rant aracı olduğu müddetçe Alevilik paklanamaz. Aleviliğin aklanması için gerçek anlamda sanatçısından kurumlarına kadar kendilerini dara çekmesi, sömürüden uzak durması lazım” dedi. 

    Haberin videosu

    Küçük yaştan beri şiir yazıp türkü söyleyen Ozan Şiar Ağdaşan, yaptığı çalışmalara, sanata ve Aleviliğin sanat ile ilişkisine yönelik Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Aslen Karslı olan Ozan Şiar Ağdaşan, yatılı okulu Ağrı’da, üniversiteyi Ankara’da okumuş. Bakanlıklarda çeşitli kamu birimlerinde çalıştıktan sonra bir çok amatörce ve profesyonelce sosyal, siyasal, kültürel çalışmaları olmuş. Daha sonra sanata, kültüre edebiyata yönelmiş. Küçük yaşlardan beri şiir yazmak, türkü söylemek en önemli aşkı olmuş.

    Edebiyat ve müzik alanında bazı şiirlerinin yöresel anlamda da ödül aldığını belirten Ozan Şiar Ağdaşan, daha sonra eşi Ozan Şah Turna ile Almanya serüvenlerinin başladığını, orada sanatsal kültürel toplumsal yaşantılarının bütünleştiğini söyledi.

    Eşi Ozan Şah Turna’nın, “İnsanlık Tehlikede” adlı çalışması ile ozanlık geleneğini çağdaş müzik formasyonuna ilk katan kişi olduğunu dile getiren Ozan Şiar, albüm ve kitap çalışmalarının devam ettiğini, solo olarak, “Ateşlerde Dans Ettik”,  “İnadına Sevdamız” adlı kitap çalışmalarının 30’un üstünde kollektif kitapta yer aldığını söyledi.

    “TÜRKÜ VE ŞİİRLERİMİZİN TEMASI RENK BAHÇESİ GİBİDİR”

    Albüm ve kitap çalışmalarının birçok dünya üniversitelerinde, Türkiye üniversitelerinde yüksek lisans, doktora tezlerine konu olduğuna dikkat çeken Ozan Şiar, “Türkülerimizin, şiirlerimizin teması renk bahçesi gibidir. İçinde kadın, doğa, sevgi,  muhabbet, emek, sosyalizm vardır. Ama tabi ki bu sosyalizm kalıplaşmış kuru ruhsuz bir sosyalizm değil, insan sevgisi ile aşk-ı muhabbet ile emek ile bütünleşen bir davadır” dedi.

    “İKTİDAR HER YERDE İKTİDARDIR”

    Zakirliğin aşk ile sevgi ile emek ile bütünleşmediği zaman topal kaldığını, yarım kaldığını ifade eden Ozan Şiar Ağdaşan, “Benim naçizane bir basın bildirim vardı. Gerek düzene karşı gerek kendi içimizdeki eğrilik sömürülerine karşı. İktidar her yerde iktidardır. Devletlerin büyük iktidarı vardır, kurumların da kendilerine özgü iktidarları vardır. Ama iktidar her yerde iktidardır. İktidar iktidarlığını korumak ister. Gerçek üretenleri, emekçilere orada yer vermek istemez. Dolayısıyla zakirliğin de özünde haktan aşktan muhabbetten yana olmak vardır” şeklinde konuştu.

    “SANAT KURUMLARI RANT ARACI OLDU”

    Günümüz sanatına ve sanatçısına yönelik değerlendirmelerde ve eleştirilerde bulunan Ozan Şiar, şunları kaydetti:

    “Yıllar evvel sanat ve kurumlardaki kirlenme çok daha azdı. Sanayileşmenin, şehirleşmenin getirdiği kirlenme gibi yan faktörler vardır. Ama bu bir mazeret değildir. Sanat, gerek Alevi camiasında gerek demokrasi camiasında istisnalar hariç, kurumların rant aracı oldu. Pir Sultan’ı dilden bırakmıyorlar. Peki Pir Sultan gece başına ‘Ben 5000 TL, 10.000 TL alırım’ diye para mı dayatıyordu. Şah Hüseyin’i dilden bırakmıyorlar, Şah Hüseyin makam uğruna değil taviz vermek, makamları tepmiştir.

    Hem emekten yana görünüyorsunuz, hem de bir işçinin emekçinin 5 ayda 1 yılda kazanamadığı parayı sen bir konserde yarım saatte bir saatte kazanıyorsun. Bu bir zulümdür, sömürüdür, haksızlıktır. Bir de pazarlık yapanlar var, ‘Ben şu oteli isterim, bu kadar para vermezseniz gelmem.’ Alevilik rant aracı olduğu müddetçe Alevilik paklanamaz. Aleviliğin aklanması için gerçek anlamda sanatçısından kurumlarına kadar kendilerini dara çekmesi, sömürüden uzak durması lazım.”

    “CEMEVLERİ VE SANAT BİR PAZAR ARACI DEĞİLDİR”

    Cemevleri ve sanat bir pazar aracı değildir, topluma bir hizmet aracıdır” diyen Ozan Şiar son olarak şunları kaydetti:

    “Biz diyoruz ki pir olmak illa bir ana, baba olmak ocaktan gelmek demek değildir. O çırayı yakmak önemlidir. Eğer siz emekçiler burada bir hizmet veriyorsanız, siz de burada pir yolunda en büyük hizmeti yapıyorsunuz demektir. Ama ocaktan gelen birisi vardır fakat o ocağa layık değildir. Bu yüzden de kan bağı değil can bağı önemlidir. Örneğin ben can bağı bir Kızılbaş yolcusuyum. Şeyh Bedrettin gibi. Can bağı olunca kan bağı atılınca o zaman bütün insanları, bütün mazlumları, bütün ezilenleri bir görüyoruz. Ne mutlu can bağı ile birlikte olanlara.”

    Sabri MERAL-Medine MERAL
    İSTANBUL

  • 28 yıllık nazar boncuğu ustası: Devlet cam sanatına sahip çıkmıyor-VİDEO

    28 yıllık nazar boncuğu ustası: Devlet cam sanatına sahip çıkmıyor-VİDEO

    PİRHA – 10-12 saat 1300 derece fırının önünde çalışan 28 yıllık Nazar Boncuğu ustası Hüseyin Koçak, Türkiye’de sanata önem verilmediğinden şikayet ederek, ekonomi bozuldukça herkes kendi ailesinin geçim derdine düştüğünü, ekonominin bozulmasıyla kültüre ve sanata değer kalmadığını belirtti.  

    İzmir’in Kemalpaşa İlçesine bağlı Nazar Köy’de 28 yıllık nazar boncuğu ustası Hüseyin Kaçak ile karşılaşıyoruz. Dede mesleği olan nazar boncuğu ustalığını yapmak hiçte kolay değil. Hüseyin Koçak ile Halil Karataş 1200-1300 derece arasında toprak ve samandan yapılan fırının başına oturup 10-12 saat çalışıyor. O sıcaklığa rağmen işlerini pür dikkat yapan ustalar, mesleğin kaybolmaya yüz tutuğunu üzülerek söylüyorlar.

    36 yaşındaki Hüseyin Koçak, 28 yıldır nazar boncuğu ustalığı yapıyor. Dede mesleği olduğunu belirten Koçak, kardeşiyle bu işi yaptığını söylüyor. Nazar boncuğunun 3000 yıl önce Mezopotamya’da icat edildiğini söyleyen Koçak, nazar boncuğu tarihini şöyle anlattı:

    “Nazar boncuğu 3000 yıl önce Mezopotamya’da icat edilmiştir. Tahran’dan günümüze aynı ipek yolu gibi çeşitli illeri hatta ilçeleri gezerek bir dönem 1942 yılında Nazar Köye’de üç kardeş kuruyor. Buraya kurmalarının sebebi nazar boncuğunun kurunun yapıldığı sarı kirli toprak ve kızılçam ormanının bol olması. Nazar Köy’de bunlar bol olduğu için burayı tercih ediyorlar.”

    Dedesinden bu işi öğrendiğini aktaran Hüseyin Koçak, 1942 yılından bugüne dedesinden kalan bu işi geleceğe taşımaya çalıştıklarını belirtti.

    “HALK ÇİN MALINA YÖNELİYOR ÇÜNKÜ NAZAR BONCUĞU USTASI YETİŞMİYOR”

    Koçak, 2003-2014 yılında nazar boncuğu sıkıntısı yaşandığını o sebeple köyün adının Nazar Köy olarak değiştirildiğini de söyledi. Köyün popülerleşmesinin azda olsa dezavantajlarını ise şöyle anlattı Koçak:

    “Köy popülerleştikçe halk ticarete düşmeye başladı. En büyük sıkıntımız bu. Ticarete düşünce de nazar boncuğu ustası da artık yetişmediği için yetersiz kalıyor. Yetersiz kalınca da halk Çin ve Hindistan malına yöneliyor. Bizim mal ettiğimizin çok çok altına ucuz geldiği için halk o ürünlere daha çok yöneliyor. Biz ne kadar popülerleşirsek popülerleşelim bitmeye mahkumuz. Aslında bitmesin diye popülerleştirmeye çalıştık ama çok popülerleşince usta yetişmediği için yetersiz kalıyor. Yetersiz kalınca insanlar dış ürünlere yöneliyor. ”

    “EKONOMİ BOZULDUKÇA SANATA, KÜLTÜRE DEĞER KALMADI”

    Son dönemlerde maliyetin yükselmesinden şikayetçi olan 28 yıllık usta Hüseyin Koçak, “Bizdeki 50 kuruşluk boncuk Hindistan’dan 0.5 kuruşa geliyor. Maliyetinin yükselmesinin sebebi Dolar ile birlikte artan fiyatlar ama Dolar düştüğünde düşmeyen fiyatlar. Nazar boncuğu her şeyiyle Türkiye’de üretilmesine rağmen bazıları bunu fırsat bilerek Dolar bazında ücretlendiriyor. Ekonomi bozuldukça biz kendi kendimize destek çıkmayı bıraktık, herkes kendi ailesinin geçim derdine düştüğü için sanata, kültüre değer kalmadı” dedi.

    “NAZAR BONCUĞU USTASI YETİŞMİYOR”

    Devletin cam sanatına yeterince sahip çıkmadığını kaydeden Koçak, 3000 yıllık en eski cam sanatı olduğunu, nazar boncuğu üretenin de satanın da vergi ödememesiyle alternatiflere yönelmesinin önüne geçileceğini belirterek, “Herkes burada kira ve vergi ödüyor. Doğal olarak halk alternatif ürünlere yöneliyor. Nazar boncuğunun en büyük sıkıntısı usta yetişmemesi ve halkımızın da buna duyarsız kalması” diye konuştu.

    GELENEKSEL RENKLENDİRME YÖNTEMLER KULLANILIYOR

    Nazar boncuğunun yapıldığı fırının toprak ve samandan yapılan tarihi bir fırın olduğunun altını çizen Koçak, fırının iskelet tekniğini yapabilen üş kişiden biri. 1200-1300 derece ısıda olan fırın, içindeki camın sıvı hale gelmesini sağlıyor. Nazar boncuğuna şekil veren ustalar renklendirme işlemi için  çeşitli metal oksitlerini kullanırken Koçak usta ise geleneksel yöntemleri kullanarak renklendirme işlemini yapıyor.

    GÜNLÜK KAZANÇ 150 TL

    28 yıllık nazar boncuğu ustası Hüseyin Koçak, günlük kazançlarının 150 lira olduğunu söyleyerek halka şu çağrıda bulundu:

    “Bunu ben yapıyorum diyen kişilerin ellerine baksınlar. Elleri berber eli gibiyse inanmasınlar. Gidip atölye imalathanesi olan dükkanlardan alışveriş yapsınlar ki bu sanat ölmesin.”

    Halil Karataş  ise bu işin en az beş altı ay çıraklık yapılarak öğrenilebileceğini söyledi. Karataş da günlük kazançlarının az olduğunu belirterek Türkiye’de sanata değer verilmediğinin altını çizdi.

    Karataş ve Koçak, bu işin yok olmaması için farkındalık yaratmak için herkesin aynı zamanda bu işi bırakması gerektiğini kaydetti.

    Kazancı iyi olan sanatın devamının olacağına vurgu yapan ustalar, “Türkiye’de sanat biteli çok uzun zaman oldu. Herkes Atatürk gibi konuşmayı biliyor, ‘ülkeyi ayakta tutan sanattır, köylü milletin efendisidir’ onları kullanan çok ama… ” dedi.

    Semra ACAR/İZMİR

     

     

     

     

     

     

     

     

  • ‘Tiyatro sanatçıları ve sanat mevcut iktidarın etkisinde’-VİDEO

    ‘Tiyatro sanatçıları ve sanat mevcut iktidarın etkisinde’-VİDEO

    PİRHA- Tiyatro sahne tasarımcısı ve iç mimar Erkan Sağanc, tiyatro alanında yaşanan sorun ve sıkıntıları PİRHA’ya anlattı. Sağanc, günümüzde tiyatro sanatçılarının ve sanatın mevcut iktidarın etkisinde kaldığını belirterek, “İnsanlar sanatını icra edemiyor bunu anlayış ile karşılıyorum. Ancak sanatçılar sanatını icra edemeyecek kadar bu süreçte korkak oldular” dedi. 

    Tiyatro sahne tasarımcısı ve iç mimar Erkan Sağanc günümüzde tiyatro alanında yaşanan sorun ve sıkıntılara ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Erzurum’da tiyatro sahne tasarımcılığı ve iç mimarlık yapan Erkan Sağanc günümüzde iktidarın birçok alanı kuşattığı gibi tiyatro alanını da ele geçirdiğini sanatın ve sanatçının toplumdan koptuğunu artık iktidarın zihniyetine göre hareket ettiğini belirtti.

    “İNSANLAR ARTIK BİRBİRİNE TEMAS ETMELİ”

    İnsanların artık televizyon başından kalkıp birbirine temas etmesi gerektiğini belirten Sağanc, “Günümüzde ben sanatçıyı da çok eleştiriyorum, sanatçıyı yönlendiren zihniyeti de çok eleştiriyorum. İnsanlar sanatını icra edemiyor bunu anlayış ile karşılıyorum. Ancak sanatçılar sanatını icra edemeyecek kadar bu süreçte korkak oldular. Herkes inine çekildi” diye konuştu.

    “HİÇBİR TEPKİ HİÇBİR ÇIĞLIK YOK”

    Sağanc, “Sanatın o kadar güzel bir metodu var ki dünyanın en korkak insanı da olsan o metotla tanıştığın zaman cesaretli oluyorsun, bir şeyleri söyleme gereği hissediyorsun, bundan kaçamıyorsun. Ama bakıyorum biz o korkak kavramının çok çok altındaymışız ki hiç sesimizi çıkaramıyoruz. Ben sanatçıyı ve kendimi bu dönemde çok çok eleştiriyorum. İnimize çekilmememiz lazım. Bizi biz yapan bir şeyi söyleme gereği duyduran şeydir. Şu an devlet tiyatrolarının atamalarına baktığımızda çok komik atamalar oldu. Tiyatronun çok dışında insanlar geldi. Tüm bunlara karşı bakıyorsun hiçbir tepki ve herhangi bir çığlık yok. Demek ki durumu kabulleniyoruz. Siyasi tanımlar üzerinde kabullenmelerini anlıyorum ama sanatın buna sessiz kalmamasını istiyorum ve bir tiyatro dekor tasarımcısı olarak sesimizi çıkarmamız lazım bu duruma. Ve eylemsiz kalmamamız lazım” şeklinde konuştu.

    “TİYATRONUN AMACI ELEŞTİRİ YAPMAKTIR”

    Dünya tarihine bakıldığında hiçbir zaman sanatın iktidarın yanında yer alamadığına dikkat çeken Sağnac, şöyle devam etti:

    “Shakespeare döneminde siyaseti tiyatronun içine alarak iktidarı eleştirmiştir, Antik Yunan döneminde Sofokles, Euripides iktidarı eleştirmiştir. Yaklaşık otuz yıl öncesine kadar da bu böyle olmuştur. Ama şu an tamamen iktidarın istediği şeyleri oynuyoruz, iktidarın verdiği yönde hareket ediyoruz. Onlar ne istiyorsa onları yapıyoruz. Bu doğru değil. Yani şu an devlet tiyatroları tamamen pasif kalmış, şehir tiyatroları ön plan çıkmış. Şehir tiyatrolarının kadrolarına baktığımız zaman amatör oyuncular ve oyunlar büyük. Bunlara baktığımızda belediyeler tarafından yönetiliyor. Devlet tiyatrolarının çok çok fazla etkin olması lazım. Devlet sanatçılarının ödeneği devlet tarafından yapılıyor ama eleştiri yapmayı bilmesi lazım. Çünkü tiyatro eleştiri yapmadıktan sonra tiyatro olmaktan çıkıyor. Tiyatronun amacı eleştiri yapmaktır. Sağı eleştirir solu eleştirir, kırmızıyı eleştirir, sarıyı eleştirir, hepsini bir bütün alır bir bütün eleştirir. Yani tarafı yoktur tarafsızdır. Ama şu an ki tiyatro çok taraflı ve iktidarın tarafında. İktidarın zaten ideolojisini biliyoruz. Bu nedenle çok sağlıklı bulmuyorum sanatımızı ve sanatçımızı da doğru bulmuyorum.”

    “YAPTIĞIM HER HATAYI SANATIMA AKTARIYORUM”

    Sanatçının her zaman kendini yaptığı trajik hatalardan beslediğini belirten Sağanc, şunları kaydetti:

    “Ben yaptığım her hatayı sanatıma aktarıyorum. Ben bunu bilmesem de bu her zaman böyle oluyor. Sanat her zaman açlıktan, yoksulluktan, hatalardan ve istemediğimiz olaylardan beslenir. Dolayısı ile biz bunu kullanmalıyız. Ama bir bakıyorum sanatçı tamamen burjuvazi sınıfından çıkıyor. Bu imkansız bir şey. Bütün sanatçıların hayatına bakın belli bir süreden sonra büyük travmalar yaşamışlar. Bunun nedeni bu işte. O kadar acı çeken bir insan ki belli bir süreden sonra bunu insan olarak kaldıramıyor. Bu yüzden belli bir süre sonra ya intihar girişimi ya da kendi canına bir şekilde acı verme durumu ile karşı karşıya kalıyor.”

    “İNSANLAR ARTIK FARKLI SESLERE İHTİYAÇ DUYMALI”

    Şu an ki sanatçılara bakıyorsun hepsinin tuzu kuru. Hepsi iyi bir aileden geliyor. Yaşam standartları çok iyi. Dolayısı ile yaptıkları şeye sanat deseler de ben bunu sanat olarak kabul etmiyorum. Gerçek sanatçılar hayatın içinden gelen, acıyı bilen, acıyı nüfus eden insanlardır” diyen Sağanc, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bence insanlar artık halkın içine girmelidirler. Halkla iç içe olmalılar, tek bir insanın ağzından bir şey öğrenmemeliler. Ben 7 kardeşli bir ailede büyüdüm, hepimizin çok farklı düşünceleri vardı. Ben çoğu yerde çok eksik olduğumu düşünürdüm. Onlar da birçok konuda bana ihtiyaç duyarlardı. Bu tezatlık bizi nereye getirdi. Hepimiz çok farklı alanlardayız ama ortak noktalarda çok başarılı oluyoruz. İktidar da böyle bir şey. Tek bir adamın ağzına ne kadar bakarsak bakalım tek bir düşünce olduğu için bence genel anlamda bir başarıyı yakalayamayacağımız anlamına geliyor. İnsanlar da artık farklı seslere farklı simalara ihtiyaç duymalı. Artık farklı siyasetleri farklı ideolojileri bence görmeli destek vermeliler. Ben bu bölgenin insanı olduğum için bu bölgeyi lütufla ön tarafa sunmuyorum. Ama bu bölgeyi de gelip bir görsünler. Bugüne kadar bütün liderler Karadeniz’den çıktı biraz da doğudaki insana şans versinler.”

    Yaşar SEZGİN/ İsmet SEFER-DERSİM

  • Dersimli saz ustası Yıldız, sazını kendisi yapıyor: Müzik çocukluk aşkım-VİDEO

    Dersimli saz ustası Yıldız, sazını kendisi yapıyor: Müzik çocukluk aşkım-VİDEO

    PİRHA- Çocukluğundan beri saz çalan ve ilk sazını da maddi yetersizlikten dolayı bir arkadaşının alıp hediye ettiğini belirten Ergin Yıldız, “Yaklaşık 15 yıldır profesyonel bağlama yapıyorum. 7 yaşından beri saz çalıyorum. Değişik işler ile uğraştım. Ama bağlamanın benim için farklı bir özelliği var. Ruhuma farklı hitap ediyor” diye konuştu.

    Haberin Videosu

    7 yaşında saz çalmaya başlayan ve yaklaşık on yıl çeşitli yerlerde saz çalıp sahneye çıkan Dersimli saz ustası Ergin Yıldız daha sonra kendine bir saz alıp bağlama atölyesi açarak kendi bağlamasını kendisi yapmaya başlamış.

    Yaklaşık 15 yıldır profesyonel bağlama yapan Yıldız, “7 yaşından beri saz çalıyorum. Değişik işler ile uğraştım. Ama bağlamanın benim için farklı bir özelliği var. Ruhuma farklı hitap ediyor. İnsanlarda da öyledir” ifadelerini kullandı.

    “SAZLARIN KENDİNE GÖRE ÖZELLİKLERİ VAR”

    Yıldız, “Sazların kendine göre özellikleri var, kişiden kişiye değişiyor. Müzisyenler gibidirler. Sesler ayrı ayrıdır. Tiz sesleri seven var, pes sesleri seven var. Ve ağaçtan ağaca tınılar değişiyor. Kapak yapısına göre değişiyor. Sahne ve akustik gibi saz çeşitleri var” dedi.

    Sazın kendi içinde aslında bir bütün olduğunu ve duygu ile yapılan bir şey olduğunu vurgulayan Yıldız, “Bağlamayı yapıyorsun ancak duygu vermediğin zaman o tını gelmiyor. Duygu ile yaptığında tınıyı yakalıyorsun” diye konuştu.

    “FABRİKASYON ÜZERİ SAZ YAPMIYORUM”

    Yıldız, sazın yapımına ilişkin şunları söyledi:

    “Saz tekne ve kapaktan oluşuyor. Sazın yapımında kullanılan ağaçlar değişiyor. Genelde Ladin ağacı kullanıyoruz. Ama ardıç, gül ve pelesenik, kelebek kullanılıyor. Sazın sapları genelde gürgen ağacında yapılıyor. Ve klavyeli, klavyesiz saz sapları var. İnsanlar ihtiyacına göre alıyor. Ben sipariş üzerine genelde çalışıyorum. Fabrikasyon üzeri saz yapmıyorum. Elle ve eski yöntemlerle sazı halen döverek yapıyorum. Bir dönem ekonomik sıkıntı yaşadım. Belirli bir miktar param vardı. Birçok sazcıya gittim ama o paraya saz bulamadım. İlk sazımı bir arkadaşım hediye etti. Daha sonra kendi sazımı kendim yaparak bozarak yaptım. Ve saz yapma işini çözdüm. Tabi uzaktan birçok saz yapan ustayı takip ettim. Nasıl yapıyor, nasıl oluyor diye gözlemledim. Bu şekilde kendi bağlamamı yapmaya başladım. Belli bir süre sonra da atölyemizi kurduk.”

    “MÜZİK BENİM ÇOCUKLUK AŞKIM”

    Ayda belirli sayıda bağlama yaptığını belirten Yıldız, “Bir dönemde müzikle uğraştığım için sahneye gittiğimiz zaman sahnede saz çalıyordum akşamları da boş zamanlarda saz yapıyordum. Müzik benim çocukluk aşkım. 7 yaşında bağlama çalmaya başladım ve 10 yıllık bir sahne deneyimim oldu. Ancak bir kaza geçirdikten sonra sahneyi bıraktım” dedi.

    Yıldız konuşmasına şöyle devam etti:

    “Saz atölyemizde de aynı zamanda bağlama, keman ve gitar kurslarımız da var. Burası komple bir atölye. Müzik insanın matematiksel duygusunu da geliştiriyor. Çünkü notanın kendisi de bir matematik. İnsanlar bunun farkında değil. Çocuklar sosyal anlamda da gelişiyor. Bazı aileler önce çocuklarının müzikle ilgilenmesine karşı çıkıyor. Çünkü müziğin maddi anlamda bir şey kazandırmayacağını düşünüyorlar. Ancak daha sonra çocukları kötü eğilimlere yönelince pişman olup çocuklarının müziğe yönlenmesini istiyorlar. Çünkü müzik çocuğun değişmesini sağlıyor ve değiştiriyor da. Çocuk müzikle duygularını geliştiriyor ve çözümlüyor. Ailede bunu yapamamış ve müzikle bunu aşıyor. Öteki şekilde saz ve gitar çalmasına izin vermeyen aileler bir bakıyor çocuğu kötü yollara yöneliyorlar. Sonra çocuğu tekrar kursa getirip yazdırdıklarında çocuk sımsıkı sarılıyor ve orada kendini bulup özüne dönüyor.”

    “TÜCCARLIK SANATI AYAĞA DÜŞÜRÜYOR”

    Bu işi kiminin tüccarlık kiminin sanat için yaptığına dikkat çeken Yıldız,  “Son dönemlerde ticaret yapmak için tüccarlık gelişti. Kapital yaşamın kendisinde bu var zaten. Tüccarlık yapmakta ayrı bir şey herkes bunu yapamaz. Sanatın bir karşılığı olacak tabi. Ama bu tüccarlık yaparak olmamalıdır. Emeğe saygı olarak yapılmalıdır ki ustada ayakta durabilsin ve daha iyi şeyler yapabilsin. Bu işin tüccarlığını yapanlarda saz alanlar oluyor. Ve daha sonra aldıkları sazı alıp geliyorlar bu saz çalınmıyor diyorlar. İşte tüccarlık dediğimiz bu, sanatı ayağa düşürüyor” dedi.

    “İNSANLAR SOSYAL MEDYADA KENDİLERİNİ İFADE ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    “Bu atölyede olduğumda dışarda yaşanan ekonomik sıkıntılardan, insanların yolda birbirleri ile kavga etmelerinden, arabaların üst üste olmalarından uzak oluyor ve her şeyi unutuyoruz” diyen Yıldız şöyle devam etti:

    “Yapacağımız sanat ve buraya gelenler ile kurduğumuz ilişkiler bizi farklı bir dünyaya götürüyor. Herkesin de yaşamasını isterim. Normalde insanlar elinde telefon, internet ve sosyal medyadan kendini ifade etmeye çalışıyor. Halbuki toplumda, sosyal yaşamda ve insani değerlerden uzaklaştıklarının farkında değiller. Duygularını tamamen dijital ortamda aktarıyorlar. Ancak anlattıkları gibi yaşamıyorlar. Yaşamak istedikleri şeyi orda anlatıyorlar. Çünkü büyük şehir buna izin vermiyor. İnsanların son dönemlerde yaşadığı ekonomik sıkıntı insanları tamamen evlere hapsetti. Sosyal yaşama girmiyorlar, insanlardan uzaklaşıyorlar. Böyle bir sıkıntı var.”

    “KÖTÜ İNSAN ÇOK ZATEN, İYİ KALMAK ZOR”

    Buraya gelip saz yapımı ile uğraştıklarında stres attıklarını belirten Yıldız, “Eve gittiklerinde bu aileye de yansıyor, çocuklara da yansıyor. Çalıp söyledikçe stresten uzaklaşıyorsun. Yaşama sevincini kazanıyorsunuz. Duygusal insanlar büyük şehirlerde büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Çünkü paylaşımlar azalmaya başladı. İyi niyetli olunca da kaybetmeye başlıyorsun. Kötü insan çok zaten iyi kalmak zor. Bunu başarmak önemli” dedi.

    “İNSANLAR BİRBİRİNE ÇIKAR AMAÇLI BAKIYOR”

    “Yaşama, dünyaya aynı duygular ile ve bir gözle bakmak en büyük sevincimiz” diyen Dersimli saz ustası Ergin yıldız son olarak şunları ifade etti:

    “Bunu biraz geliştirmek, yaymak gerekiyor sosyal yaşam içerisinde. Çünkü insanların kaynaşmasını sağlıyor. Hiç tanımadığın insanlar ile bir bakıyorsun çok samimi oluyorsun. İnsanlar samimi insan aramaya başladı. Ve bulamıyorsun. Çünkü insanlar birbirine ticari ve çıkar amaçlı bakmaya başladı. Samimi insan az bulduğunda bırakmamaya çalışıyorsun. O kapıdan çıkınca sen diğer taraftan onu yakalamaya çalışıyorsun. Çünkü ihtiyacın var böyle insanlara.”

    İsmet Sefer / İSTANBUL

  • Oyuncak yapıp sanatı, oynayarak yeni bir hayatı öğreniyoruz-VİDEO

    Oyuncak yapıp sanatı, oynayarak yeni bir hayatı öğreniyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cinsiyetçi ve savaşı olağanlaştıran oyuncaklara karşı çocukların hep birlikte oynayarak barışçı bir kişilik geliştirmelerine yarıdımcı olacak oyuncaklar tasarlayıp yapıyor Baran Bülent Akdemir. Oyuncak yapmayı da, onlarla oynamayı da insanı iyileştiren bir sanat olarak ele alan Akdemir, bu uğraşını “Hayatı sanat içinde yaşama” olarak tanımlıyor.

    Haberin Videosu

     

    Baran Bülent Akdemir bir sağlık emekçisi. Travma Cerrahisi’nde uzun yıllardır çalışan Akdemir, hobi olarak da oyuncak atölyesinde boş zamanlarını geçiriyor.

    “Aslında travma cerrahisinde çalıştığımız için bu iş bir şekilde bizim için terapi sayılır” diyen Akdemir, kendini sağlıkçı olmanın ötesinde oyuncakçı ve masalcı olarak tanıtıyor. Oyuncak yapmak onun için çocukluğundan bu yana gelen aile geleneği. Kurduğu bu atölyede ise hayallerini işliyor 8 yıldır.

    Akdemir, “İlk ustalarım babam, amcam ve kuzenlerimdi. Sonra ustalaşarak devam ediyorum. Bunlar benim çocukluk oyuncaklarım. Biraz zamana uyarlanmış büyük halleri” diyor. Oyuncağın dışında ev dekorasyonu ürünler de tasarlayan Akdemir’in sloganı ise, ‘Hayatı sanat içerisinde yaşama’.

    Kırılmayan, kolay aşınmayan ve alerjik özelliği olmayan oyuncaklar tasarlamaya çalışan Akdemir, yine kendine özgü, piyasa oyuncaklarından ziyade çocukların kendilerinin de tasarlayabildikleri oyuncaklar çıkarmayı hedefliyor. Özellikle ahşap kullanmaya çalıştıklarını söyleyen Akdemir, genelde ömrünü tamamlamış ve kesime müsait ya da kesilmiş ağaçları işliyor.

    SANATI HAYAT OLARAK İŞLİYOR

    Sanat için çıktıkları bu yolda nasıl bir yol izlediğini ise şöyle anlatıyor:

    “Sanat ürünü aynı zamanda birçok işleve sahip olabilmeli, odaları veya evleri süslemekten ziyade işlevsel bir ürün de olmalı. Kişinin kendisini ifade edebileceği bir ürün de olmalı. Sanatı hayat olarak işleme maksadıyla başladık bu işe. Ama tabi oyuncak bizim için bu işin en olmazsa olmazı. Talep edenin ya kendi çizimleri hayal gücünü kullanarak onunla ortaklaşarak yapabiliyoruz. Ya da bizim kendi hayal gücümüzle tasarladıklarımız oluyor. Kopyalamıyoruz ama bilindik ürünleri yaptığımızda olur. Yine de onların şekillerine değiştirerek atölye misyonuna uygun hale getiriyoruz.”

    CİNSİYETÇİ OYUNCAKLARA KARŞI OYUNCUKLAR TASARLIYORUZ

    Çocukların gelişiminde önemli bir faktör olan oyuncakları ile piyasadaki cinsiyetçi oyuncaklara karşı bir duruş da sergiliyor Akdemir.

    Çocukların kendilerinin de tasarlayabildikleri, ailelerin hayal ettikleri veya eğitim araç gereci şeklinde oyuncaklar çıkaran Akdemir sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Çocuklar, ileride yapacakları mesleklerden kişiliklerine kadar, aslında oyuncaklar aracılığıyla aileleri ve toplum tarafından belirleniyor. Bunun doğru olmadığına inanmadığımız için şunu yapmaya çalışıyoruz. Unisex oyuncak üretmeye çalışıyoruz. Hem kız çocuklara hem de erkek çocuklara hitap edebilecek oyuncak çıkarmaya çalışıyoruz.

    Oyunu kurgulayan oyuncak değil oyunla birlikte kendini kuran oyuncak hevesiyle yola çıktık. Çocuk hayal gücünü oyuncak üzerinde gerçekleştirebilsin ya da hayal gücünü oyuncağıyla geliştirebilsin diye. Çünkü aslında bir karşı duruştur. Bütün topluma karşı ‘siz yanlış bir rol benimsemişsiniz’ ama doğrusu budur ideasıdır.  Bu çok dik ve iğneleyici şekilde değil de daha estetik daha insani ve biraz daha çocukça yapmaya çalışıyoruz.”

    EZBERCİ EĞİTİM SİSTEMİ DIŞINDA YARATICI OYUNLAR İÇİN OYUNCAKLAR

    Ezberci bir eğitim sistemine karşı da oyuncaklar üreten Akdemir, “Biz bunu ezberden ziyade oyunu eğitime dönüştürmüş bir oyuncak hem birkaç şeyi aynı anda öğrenebildiği ve birbirine entegre edebildiği oyuncaklar üretmeye çalışıyoruz. Bu maksatla kendi tasarımlarımızı yapıyoruz” diyor.

    Bu oyuncakları çocuklar kadar yetişkinlerin de oynayabileceğini söylüyor Akdemir:

    “Oyuncaklar bir yaşından biz 20 yaşına kadar diyoruz. Ama daha üstü de var. Benim için hayat bir oyun şeklidir. Yaptığım oyuncaklarla önce kendim oynuyorum. Eğer çocuklarıyla diyalog kurmak istiyorlarsa etkin bir diyalog kurmak için biz bu oyuncakları yapboz ya da oyunu kur şeklinde yaptığımız için yetişkinler eğitim kısmında burada. Ama bazen öyle oyuncaklar tasarlamaya çalışıyoruz ki yetişkinler de oynayabiliyorlar.”

    LÖSEMİLİ ÇOCUKLARA OYUNCAK ÜRETTİLER

    Oyuncak yapmanın yanı sıra sosyal sorumluluk projeleri de geliştiren Akdemir, lösemili çocuklar için ürettiği oyuncağa ilişkin ise şu bilgileri veriyor:

    “Uzun süre yatma ihtiyacı duyduğu için bu hasta çocuklar aileleriyle onlara tedavi verecek hemşire ve doktorlar veya diğer sağlık personeliyle iletişim kurmaları için bir oyuncak üretme ihtiyacı duyduk. Ama aynı çocuk aynı oyuncakla aynı dakikada oynarsa ne olacak? O zaman şöyle dedik, aynı çocuk beş oyunu bir defada oynayabilir ya da beş çocuk aynı oyunu aynı dakikada oynayabilir şeklinde tasarladık. Bir baktık ki yetişkinler de çocuklar da ya da sağlık çalışanları da bundan büyük bir haz alıyorlar çünkü bir topluluk oluşturabiliyorsunuz. Kolektif bir oyun oluşturuyorsunuz ama aynı oyunu oynamıyorlar çocuklar, beş ayrı oyunu oynuyorlar. Şunu öğrenme şansımız oldu: Biz artık oyunlardan, oyuncaklardan çocukluğumuzdan, çocukça düşlerimizden çok uzağız. Biraz daha yakınlaşmamız ve insani hal almamız için gerekliliğimizi yeniden keşfetmemiz için böyle oyuncaklara ihtiyaç duyuluyor.”

    Bu atölyenin ekibi aynı zamanda duvar ressamlığı da yapıyor. Çalıştığı hastanede ağırlıklı çocuklarla etkinlik şeklinde yaptıklarını söyleyen Akdemir,  “Hasta, hasta yakınları, hemşire, hastane çalışanlarının hepsi bizimle çalıştılar. Duvarı hem tual olarak kullanıyorlar hem de biz onlara renk algılarını veya kolektif yaşam şekillerini resim çizerken anlatmış oluyoruz” diyor.

    OYUNLA BARIŞÇI BİR HAYATI ÖĞRENİYORUZ VE ÖĞRETİYORUZ

    Akdemir oyuncaklarla barış vurgusu yaparak sonlandırıyor: Oyun uzlaşmak demektir. Biz oyunla hayatı öğreniyoruz. Biz oyunla hayatı öğrenmeye devam edeceğiz. Oyunla hayatı öğretmeye de devam edeceğiz. Oysa bizim için insan doğasıyla savaşmanın çok ters bir şey olduğunu biliyoruz zaten. Ve bu doğayı işlerken kendi doğallığıyla işlemeye gayret ediyoruz. Savaş çok suni bir yapıdır.”

    Söyleşi sonrası Baran Bülent Akdemir, masal anlattı.

    Oyuncaklar için internet üzerinden Facebook ve youtube’de bulunan sanatanka sayfalarından ulaşılabilir.

    Sevim KAHRAMAN/Semra ACAR

    İSTANBUL