PİRHA-Milli Savunma Bakanlığı’nın, önceki dönem Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya açtığı tazminat davası 17 Ekim’e ertelendi.
Milli Savunma Bakanlığı’nın, önceki dönem Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın, bir kanalın canlı yayınında yaptığı bilimsel değerlendirmeleri gerekçe göstererek açtığı tazminat davasının beşinci duruşması Dışkapı Adliyesi 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Dava 17 Ekim, saat 12:30’a ertelendi.
“ADLİ TIP UZMANI OLARAK KONUŞTUM”
Fincancı duruşmada, şunları söyledi:
“Benim tutuklanmama neden olan bu olaya dair dijital kaynaklara dair kimler sorumludur diyerek bir çalışma yaptılar. Bu çalışma oldukça önemlidir. Açıklamalarımda hak ihlallerinin olup olmadığına dair kullandım. Burada da bana danışıldı ve ben de adli tıp uzmanı olarak konuştum. Buradan alınganlık yapılmasını, tazminat davası açılmasını kabul etmiyorum. Ben daha önce Bahreyn ve Filistin’den bana gönderilen fotoğraflarla ölümlü olaylara dair de görüş bildirdim. Ve ben dijital verileri inceleyerek doğru sonuca ulaştım. Kısaca bugün burada olmamam neden olan durum benim bilimsel görüşümün bana danışılmasından başka bir şey değildir. Basının kimliğini sormadım. İnsan hakları savunucusu kimlik sormaz. Davanın reddini talep ediyorum”
“MÜVEKKİLİM NE YAPTI DA BURADA, BUNU BİLMİYORUZ”
Fincancı’nın avukatı Meriç Eyüpoğlu söz alarak, “Yargılamanın başından bugüne davanın neden haksız olduğunu söyleyeceğiz ama müvekkilim ne yaptı da burada bunu bilmiyoruz. Çünkü müvekkilimin ne söylediğini, hangi cümleler dolayısıyla bugün buradayız, bilmiyoruz” dedi.
Eyüpoğlu şunları ekledi:
“Böyle bir belirsizlik olunca, konuşmaya bakmak gerekiyor; 7 dakikalık bir konuşmayı size, daha önce emniyete sunmuştum. Sunucu müvekkilimizden daha uzun konuşmuş, ancak müvekkilimiz çok kısa konuşuyor. Müvekkilimin skype ile bağlandığı yayında konuşmasında hukuki atıf yaptığı yer Cenevre Sözleşmesi’dir diyerek bağımsız heyetlerin inceleme yapması gerektiğini ifade etmiştir.”
“TÜZEL KİŞİLER MANEVİ TAZMİNAT İSTEYEMEZ”
Fincancı’nın bir diğer avukatı Hülya Yıldırım ise, “Tüzel kişiler manevi tazminat isteyemez. Tüzel kişinin kişilik haklarına saldırı davası açabilir, ancak manevi tazminat davası açamaz, tüzel kişinin elem duyması gerekir, ancak bu durum yok” diye belirtti.
PİRHA – TTB, 76. Büyük Kongre sonrasında Merkez Konseyi Başkanını da belirledi. Şebnem Korur Fincancı yönetimindeki TTB’nin yeni dönem Merkez Konsey Başkanı Alpay Azap oldu.
Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 28-30 Haziran 2024’te yaptığı 76. Büyük Kongresi’nde seçilen Merkez Konseyi, 6 Temmuz 2024 tarihinde ise ilk toplantısını düzenledi.
TTB Merkez Konseyi’nin ilk toplantısında görev dağılımı da yapıldı. 2024-2026 dönemi Merkez Konseyi görev dağılımı şöyle oldu:
Başkan – Dr. Alpay Azap
II. Başkan – Dr. Mualla Pınar Saip
Genel Sekreter – Dr. Hilmi Önder Okay
Muhasip Üye – Dr. Ali Karakoç
Veznedar Üye – Dr. Nilüfer Ustael
Üye – Dr. Ali Osman Karababa
Üye – Dr. Mehmet Şerif Demir
Üye – Dr. Murat Erkan
Üye – Dr. Güzide Elitez
Üye – Dr. Ali Kanatlı
Üye – Dr. Ayşegül Ateş Tarla
Toplantının ardından önceki dönem ve yeni seçilen TTB Merkez Konseyi üyeleri bir araya geldi. Buluşmada TTB Merkez Konseyi üyeleri, önceki dönem Merkez Konseyi üyelerine verdikleri emek ve yürüttükleri mücadele için teşekkür ederken; önceki dönem Merkez Konseyi üyeleri de yeni seçilen Merkez Konseyi üyelerine başarı ve dayanışma dileklerini iletti.
PİRHA-Cezaevlerinde ölüm orucu ve açlık grevinde olanların sesi olunması gerektiğini söyleyen TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Y ve S tipi hapishaneler F tiplerini mumla aratacak, derin bir yalnızlaştırma ile insanlıktan çıkarma, insanın yaşam hakkını ihlal ile işkence mekanları olarak kurgulanmış yapılar. Hep birlikte silkinip özgürlüklerimizi, demokrasiyi, adaleti, barışı hep birlikte talep etmeliyiz” dedi.
Nurettin Kaya, S, R, Y Tipi hapishanelerin kapatılması, tutukluların ailelerinin ikamet ettiği yerlere yakın cezaevlerine sevk edilmesi ve arkadaşları ile kalabileceği cezaevine sevk edilme talebiyle 232 gündür ölüm orucunda.
Buca Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan Oktay Kelebek ve Grup Yorum üyesi Cem Dursun 105, Erzurum Dumlu 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olan Grup Yorum üyesi Cemil Kurt ve Alişan Gül, 89, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Grup Yorum üyeleri Vedat Doğan 66, Rezzan Şengül ise 71 gündür süresiz açlık grevi eylemini sürdürüyor.
Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine dair PİRHA‘ya konuştu.
“Y VE S TİPİ HAPİSHANELER, F TİPLERİNİ MUMLA ARATAN YAPILAR”
“Seslerinin duyulduğu koşulların oluşturulması ve açlık grevi, ölüm orucu gibi seslerini duyuramamanın çaresizliği içinde başka yol kalmadığını düşünecek eylemlerine cevap vermek, hak ihlallerinin karşısında birlikte ses çıkarmak, o insanların sesi olmak gerekiyor. Y ve S tipi hapishaneler F tiplerini mumla aratacak, derin bir yalnızlaştırma ile insanlıktan çıkarma, insanın yaşam hakkını ihlal ile işkence mekanları olarak kurgulanmış yapılar. Ne yazık ki toplum da özgürlüğünden alıkonulmuş olmanın ve derin bir sömürü ve yoksulluk kıskacında söz kurmaya mecali kalmamış olmanın kuyusuna terk edilmiş durumda. Hep birlikte silkinip özgürlüklerimizi, demokrasiyi, adaleti, barışı hep birlikte talep etmeliyiz.”
PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB), tıp fakülteleri dekanlarına ve tabip odalarına “Hekimlik Andı” yazısı göndererek “Hekimlik Andı’nın eksiltilme, ekleme veya değişiklik yapılarak okutulması etik ihlal ve suçtur” uyarısında bulundu.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), Dünya Tabipleri Birliği tarafından belirlenen Hekimlik Andı’nın tıp fakülteleri mezuniyet törenlerinde deontolojik kurallara uygun biçimde okutulması için tıp fakülteleri dekanlarına ve tabip odalarına birer yazı gönderdi.
“Dünya Tabipler Birliği’nin Cenevre Bildirgesi tüm hekimler için ortak ve bağlayıcıdır” cümlesiyle başlayan yazıda hekim-hasta ilişkisinde insan olmaktan başka hiçbir tanımın ayrıcalık veya ayrımcılık nedeni olmayacağı, bu nedenle hekim adaylarının Hekimlik Andı üzerinde eksiltme, ekleme veya değişiklik yapılmış bir metin okutulmaya zorlanmasının etik ihlal ve suç olduğu belirtildi.
“EKSİLTME, EKLEME VEYA DEĞİŞİKLİK YAPMAK SUÇTUR!”
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı imzasıyla gönderilen yazıda şu ifadelere yer verildi:
“Sayın Dekan,
Dünya Tabipler Birliği’nin Cenevre Bildirgesi tüm hekimler için ortak ve bağlayıcıdır. Hekim-hasta ilişkisinde insan olmaktan başka hiçbir tanım, hasta için ayrıcalık veya ayrımcılık nedeni olamaz. Bu nedenle her hekimin mesleğe başlarken okuduğu, hekimin hastasına sadece insan olarak bakabileceğini ortaya koyan “Hekimlik Andı” üzerinde eksiltme, ekleme veya değişiklik yaparak hekim adaylarının okutulmaya zorlanması, etik ihlal ve suçtur.
Bu bağlamda yaklaşan mezuniyet törenlerinde Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi, diğer adıyla “Hekimlik Andı”nın kullanılması gerektiğini hatırlatıyoruz. Gereğinin yapılmasını bekler, çalışmalarınızda başarılar dileriz.”
PİRHA- Sağlık emekçileri, 14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında İstanbul’da yürüyüş yaptı. Kadıköy İskele Meydanı’nda 14 maddelik talep açıklayan hekim ve sağlık çalışanları, “TTB’nin sağlıkta şiddet yasa teklifi kabul edilmelidir” diye belirtti.
https://youtu.be/hOIgfD83dsg
Sağlık emekçileri, 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında düzenledikleri ‘Büyük Hekim Yürüyüşü’ öncesi Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir araya geldi. Hekim ve sağlık çalışanları, Filistin’de yaşamını yitiren sağlık emekçileri ve Filistin halkı için boyunlarına taktıkları puşiler ile dayanışma gösterdiklerini ifade etti.
“YAŞAMAK, YAŞATMAK İSTİYORUZ”
“Herkese eşit parasız sağlık”, “Sağlıkta şiddet ölüm demektir”, “Asistan hekim köle değildir” “Susmuyoruz, korkmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz”, “Filistin halkı yalnız değildir”, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz” sloganları ile yürüyüşe geçen hekim ve sağlık emekçilerinin toplanma adresi Kadıköy İskele Meydanı oldu.
“BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM”
Depremde yaşamını yitiren sağlık emekçileri için 1 dakikalık saygı duruşu ardından TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı ilk konuşmayı yaptı. Fincancı şu konulara değindi:
“Biz 14 Mart’ı bayram tadında kutlama olanağından yoksunuz. 14 Mart’lar yalnızca bizim bayramımız değil, tüm insanlarımızın bayramı olsun. 14 Mart’ları yalnızca hekimler, yalnızca sağlık emekçileri olarak değil, tüm insanlar olarak bayram kılmak için yan yana duralım, birlikte mücadele edelim. Çünkü sağlık hepimizin, emek hepimizin ve emeğimizi, sağlığımızı yeniden insanlar için var etmek üzere mücadele ediyoruz.
“İYİ HEKİMLİK YAPMAK İSTİYORUZ”
İstanbul Tabip Odası adına söz alan Nergis Aydoğan ise şunlar ifade etti:
“Sorunlarımız çok büyük gerçekten. Anlatıldı, anlatılacak ama her şeye rağmen, şu anda sizlerle birlikte olmanın mutluluğunu, sizlerin gücünü hissetmenin hazzını yaşıyorum. Hepinize çok teşekkür ediyorum bu anlamda. Değerli meslektaşlarım, aslında hekimlerin talepleri son derece basit. Şiddetsiz bir ortamda hekimlik yapmak istiyoruz. Gücümüz ölçüsünde hasta görüp iyi hekimlik yapmak istiyoruz. İnsanca yaşayacağımız koşullara sahip olmak istiyoruz. Bütün enerjimizi mesleğimize daha fazla yöneltmek üzere rahat koşullar istiyoruz. Bunlar son derece basit, uygulanabilir istekler. Son derece insani istekler ama biz biliyoruz ki bu bir tercih meselesi. Nereye, kime yatırım yapacağınıza dair bir siyasi tercih meselesi ne yazık ki. Günümüzde bu tercihin nerelere nasıl yapıldığı belli. Tercihi kendimizden yana döndürebilmek için gücümüze ihtiyacımız var. İnsanca çalışacağımız koşullara kavuşmak için hep birlikte olmanın önemini bir kez daha vurguluyorum.”
“14 MART’TA 14 TALEP”
Sağlık emekçileri, “14 Mart Tıp Bayramı’nda 14 talebimiz var” diyerek kamuoyuna şu açıklamayı paylaştı:
“Sağlık ortamına dair düzenlemeler, TTB ve ilgili sağlık emek-meslek örgütlerinin görüşleriyle yapılmalıdır.
TTB’nin sağlıkta şiddet yasa teklifi, mekânsal önlem önerileri kabul edilmelidir. Güvenli bir çalışma ortamı sağlanmasında idarecilerin sorumluluğu öncelikli olarak dikkate alınmalıdır.
Hekimlerin/sağlık emekçilerinin dinlenme koşulları, sağlık hizmetinde hataya sevk etmeyecek şekilde düzenlenmelidir. Her sağlık kurumunda yeterli sayıda doktor dinlenme odası, kafeterya, emzirme odası, kreş sağlanmalıdır. Nöbet ertesi izin, idarecilerin insafına bırakılmamalıdır.
Pandemilerde, pandemiye yol açan hastalık, sağlık emekçileri için illiyet bağı aranmadan meslek hastalığı kabul edilmelidir.
Sağlık emekçileri için fiili hizmet süresi zammı 120 gün olmalıdır.
Hekimlerde ek gösterge üst sınırı 7600’e yükseltilmelidir.
Tüm sağlık emekçilerine, emekliliğe yansıyan, gerçek enflasyona uygun, insanca yaşayabilecekleri tek kalem maaş verilmelidir.
Emekli sandığı, SSK, Bağ-Kur emekli aylıkları arasındaki uçurum giderilmeli, tüm emekli hekim aylıkları yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı, tüm hekimler emeklerinin hakkı ölçüsünde emekli ikramiyesi alabilmelidir.
Vergide adalet istiyoruz! Vergi dilimi üst sınırı %15 olmalıdır.
Muayene süreleri, bilimsel ve nitelikli sağlık hizmeti gözetilerek düzenlenmelidir.
Acil servislerde yeşil alan kaldırılmalı, poliklinik hizmeti verilmemelidir.
Atamalar bilimsel ölçütlere ve liyakate dayalı olmalıdır.
Tıp fakültesi ve tıpta uzmanlık eğitimi kontenjanları, eğitimin niteliği gözetilerek azaltılmalıdır.
Koruyucu sağlık sisteminin öncelendiği, güçlü ve bölge tabanlı birinci basamak, basamaklandırılmış ve parasız bir sağlık sistemi inşa edilmelidir.”
PİRHA- TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın, yayınlanan ‘Adnan belgeseli’ üzerinden iktidar tarafından hedef alınmasına tepki gösteren 78’liler Girişimi Mersin Şubesi, “Şebnem Hoca’nın itibar ve güvenilirliğine zarar veren, işkenceyi meşrulaştırma amacı ile yapılan tüm yalanların karşısındayız” ifadelerini kullandı.
140journos’un Adnan Oktar suç örgütünü ele aldığı ‘Adnan Belgeseli’ üzerinden hedef alınan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı için 78’liler Girişimi Mersin Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.
Açıklamaya çok sayıda sivil toplum örgütü katıldı. Konuya dair açıklamada ilk olarak söz alan İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, Fincancı’nın, işkenceye dair açıklamalarının ardından iktidar odakları tarafından hedef haline getirildiğini aktardı. Fincancı’nın, insan hakları mücadelesi alanında tüm dünyada simgeleştiğini ifade eden İnci, “Şebnem hocayı çok iyi tanıyoruz. Nasıl ki o hakikati söylemekten yılmadıysa biz de onunla ilgili hakikati inşa edeceğiz ve onu yalnız bırakmayacağız” dedi.
“FİNCANCI’YA YÖNELİK TÜM YALANLARIN KARŞISINDAYIZ”
Ardından konuya dair açıklamayı yapan 78’liler Girişimi üyesi Nejdet Kılıç, 11 Şubat tarihinde yayınlanan belgeselde dile getirilen değerlendirme ve raporlarının İstanbul Protokolü ışığında düzenlendiğini ve yine ilgili uzmanlık alanlarından görüşler ve gerekli incelemelerin sonuçlarıyla değerlendirildiğini aktardı.
Belgeselin yayınlanmasından sonra iktidarın, işkenceye dair değerlendirme ve raporlarına karşı şüphe oluşturmaya çalıştığını ifade eden Kılıç, “Şüphelere karşı bilimsel çalışmalar ve adli bilimler alanındaki gelişmeler çok uzun yıllar sonra dahi işkence ve diğer kötü muamelenin fiziksel ve ruhsal bulgu ve kanıtlarının ortaya konulabildiğini göstermektedir” diye konuştu.
Fincancı’nın din, dil ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan mesleğinin gereklerini yerine getirdiğini ifade eden Kılıç, şunları söyledi:
“Şebnem Hoca’nın da içinde yer aldığı Diyarbakır Askeri Cezaevi Gerçeği ile yüzleşme ve Adalet Komisyonu, 2007 yılında başlattığı ‘Yüzleşme’ çalışmasını, 2011- 2012 yıllarında raporlaştırma aşamasına geldiğinde, 1980 ile 1984 döneminde yapılan işkenceleri 31- 32 yıl sonra dahi kanıtlanmıştır. Şebnem Hoca’nın itibar ve güvenilirliğine zarar veren, işkenceyi meşrulaştırma amacı ile yapılan tüm yalanların karşısındayız.”
Açıklamanın ardından konuşan TTB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Özkan Özdemir de Şebnem Korur Fincancı’nın tüm saldırılara mesleki bilgi ve birikimiyle karşılık verdiğini ve bu konuda mücadele etmekten geri adım atmadığına vurgu yaptı.
PİRHA – Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TTB Merkez Konseyi’nin mahkeme kararı ile görevden alınması ardından gelinen süreci anlattı. Fincancı, 40 yıldır TTB’de emek verdiğinin altını çizerek “Görevimizi bundan sonra da sürdüreceğiz. Buradayız ve çalışmaya da devam edeceğiz. Burada bir değişiklik olmayacak” diye belirtti.
31. Asliye Ceza Mahkemesi, “amaç dışı faaliyet” gerekçesiyle Türk tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin yeniden belirlenmesi için 30 Kasım’da kararını açıkladı. Ancak mahkemenin gerekçeli kararı henüz TTB’ye ulaşmadı.
TTB Merkez konseyi başkanı Şebnem Korur Fincancı, mahkeme kararı sonrasında nasıl yol alınacağı konusunu PİRHA‘ya değerlendirdi.
“BİZ BURADAYIZ VE ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, gerekçeli kararın kendilerine ulaşması sonrasında İstinaf yolunun açık olduğunu belirtti. Fincancı, mahkemeden çıkan karara karşılık TTB’deki görevlerinin başında olacaklarına vurgu yaparak şunları söyledi:
“Karar kesinleşene kadar biz çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Merkez konseyde olan arkadaşlarımız, Türk Tabipleri Birliği meslek örgütümüzün her biriminde görev yapan insanlardır. Kollarımızda, çalışma gruplarında 40 yıldır bu meslek örgütünün pek çok biriminde emek vermiş birisiyim. Dolayısıyla biz bu görevimizi zaten sürdürüyoruz, bundan sonra da sürdüreceğiz. Hakim bir yandan da yönetimin belirlenmesi için görevlendirmeyi yaptı. Geçici kuruldaki tabip odalarımızın başkanı 5 meslektaşımız, görevlendirme ile gelebilir. Ancak biz buradayız ve çalışmaya da devam edeceğiz. Burada bir değişiklik olmayacak. Yıllardır ne yapıyorsak onları yapmaya, meslek örgütünün, hekimlerin emeklerinin değersizleştirilmesine, mesleğin itibarsızlaştırılmasına karşı yürüttüğümüz mücadeleye, hem de toplumun sağlığı için yaptığımız çalışmalara devam etmekten geri durmamız söz konusu değil. O nedenle hep beraber buradayız.
“BÖYLE ÇALIŞMA ORTAMI İSTEMİYORUZ!”
Ayrıca sadece biz burada değiliz, tabii ki bu meslek örgütünün inanılmaz üretim yapan pek çok üyesi ile hep beraber buradayız. Emek ve demokrasi güçleri de yanımızda, birlikte mücadele ediyoruz. İki gün önce Şanlıurfa Eğitim Ve Araştırma Hastanesi polikliniklerdeki meslektaşlarımızı ziyaret ettik. Hem dayanışma duygularını ilettiler hem de çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle yanımızda olamadıklarını, duruşmaya gelemedikleri için üzüntülerini de ifade ettiler. Biz gittiğimizde saat 14:00’ü biraz geçmişti ve bir meslektaşımız 138. hastasına bakıyordu. Bu tabii ki utanç verici bir durum. Çünkü meslektaşımız bu kadar hastayla yeterince ilgilenemediği için üzüntü duyuyordu. Biz böyle bir çalışma ortamı istemediğimizi yıllardır söylüyoruz.”
“TEHDİT NİTELİĞİNDE KARAR!”
Şebnem Korur Fincancı, mahkemenin vermiş olduğu kararın emek ve demokrasi güçlerine yönelik bir tür tehdit niteliğinde olduğunun altını çizdi. Fincancı, AKP-MHP hükümetinin diğer iktidarlara kıyasla çok daha baskıcı olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
“Bu karara şaşırmak iyidir. Çünkü şaşırdığınız durumda alışmıyorsunuz demektir. Bu yapılan hukuksuzluğa karşı da mücadeleyi sürdüreceğiniz anlamına gelir. O yüzden tabii ki herkes şaşırmalı. Ancak biz bu kapasiteye sahip olduklarını da biliyoruz. Bu denli baskı uygulayabileceklerini de biliyoruz. Bugüne kadar görevden alma ile ilgili girişimler oldu, pek çok yargılama girişimiyle karşı karşıya kaldık ama Türkiye’de yargı hiç bu kadar araçsallaştırılmamıştı. Yargı, bu kadar iktidarın dedikleri üzerinden yürüyen kararlarla karşımıza çıkmamıştı. Dolayısıyla bu dönemin geçmiş dönemlerden farklı olduğunu söylemek mümkün. Kuvvetler ayrılığı ilkemiz vardı, bunları çoktan teslim ettik. Dolayısıyla bu karar şaşırtıcı değil. Bu karar, Türk Tabipleri Birliği’ne yönelik bir karar değil aslında. Onların, ne karar verirlerse versinler bizi mücadeleden geri döndüremeyeceklerini bildiklerine adım gibi eminim. Aslında bu karar Türkiye’de emek ve demokrasi güçlerine parmak sallama, tehdit niteliğindedir. Bu tehdidi, mücadele ile karşılık vererek tabii ki bertaraf edebiliriz. O yüzden tüm toplumu, TTB ile birlikte mücadeleye çağırıyorum.”
“HALK SAĞLIĞI KONUSUNDA MÜCADELEDEN GERİ DURMAYACAĞIZ”
Prof. Dr. Fincancı, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın. “Hekim hakları ve saygınlığı için verilecek mücadelenin yeri sendikalar değil, asıl, tabip odaları olmalıdır. Tabip odalarının amacı ise, sadece Hekim hakları ve Hekim saygınlığını korumak olmalıdır. Bütün hekim arkadaşlarımı, amacı sadece hekim hakları ve saygınlığını korumak olması gereken tabip odalarını desteklemeye davet ediyorum” şeklindeki açıklamalarına da cevap verdi. TTB Merkez Konsey Başkanı Fincancı, Bakan Koca’ya cevaben şunları söyledi:
“Özlük hakları mücadelesi tabii ki de sendikalar üzerinden yürür. Aslında kendisi bu konuda bilgi sahibi olsa gerek! Bu bir dil sürçmesi mi bilemem ama tabii ki sendikalarda mücadele edecekler, ancak TTB de mesleğimizin geliştirilmesi, değerlerimizin güçlendirilmesi ve korunması için mücadeleye devam edecek. Ama bizim tek görevimiz bu değil; ‘amaç dışı faaliyet’ diye tanımladıkları şey bizim halk sağlığıyla, yani toplumun sağlığını koruma ile ilgili yaptığımız çalışmalardır. Çünkü bundan rahatsızlık duyuyorlar. Bunu nereden biliyoruz; bundan 12 yıl önce TTB’nin 6023 sayılı yasasında değişiklik yaparak bu ilgili cümleyi çıkartmaya teşebbüs ettiler ama Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi bozdu ve tekrar bize toplum sağlığını koruma görevini teslim etti. Dolayısıyla biz evet meslektaşlarımızın hakları için mücadele ettiğimiz gibi bunu tek başımıza yapmıyoruz, emek örgütleri, meslektaşlarımızın sendikalarıyla bunları yapmaya çalışıyoruz. Ama biz toplumun sağlığını da korumaya çalışıyoruz. Bu toplumun sağlığını bozan her türlü etken; buna nükleer girişimleri, maden sahalarında yapılan kirletmeler, temiz içme suyuna erişimimizi engelleyen zehirli atıklar ya da enkazların uygun şekilde kaldırılmamasını nedeniyle hava kirliliği ile zehirli maddelere toplumu maruz bırakan uygulamalar da dahil bunlara karşı da elbette mücadele etmekten de geri durmayacağız.
Unutulmaması gereken bir yan daha var; Türk Tabipleri Birliği’nde temsili görevlerde kimin olduğunun hiçbir önemi yoktur. Biz aslında tüm üyeleri ile birlikte çalışmalar yürüten bir meslek örgütüyüz. Bugün burada ben görev üstlendim ama yarın başka bir meslektaşım temsil edecektir. Biz gene asıl olarak o üretilenleri çoğaltmak için çaba sarf etmekten de geri durmayacağız.”
PİRHA-Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına yönelik açılan davaya Ankara’da devam edildi. Avukatlar davanın reddini, dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini talep etti. Mahkeme heyeti, “TTB konseyinin tümünün görevlerine son verilmesine, yerlerine 1 ay içinde yeni seçimleri tamamlamak üzere büyük kongre ile 5 kişilik heyetin görevlendirilmesine” karar verdi.
TTB Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına yönelik açılan davanın 7. duruşması 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü.
Ankara Dışkapı Adliyesi’ndeki duruşmaya çok sayıda meslek örgütü temsilcisi de katıldı.
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ENGELLENİYOR”
Duruşmada ilk olarak Avukat Hülya Yıldırım söz aldı. Yıldırım, davanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini talep ederek şu savunmayı yaptı:
“Geçtiğimiz celse hem TTB hem YSK hem de 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ne bir yazı yazılmıştı. 24. Asliye Ceza Mahkemesi’ne yazılan yazı için söz alıyorum. Bu dosyada delil olması gereken unsurlar değildir.
24. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının bekletilmesi gerekiyor, bu nedenle bekletici mesele yapılmasını talep ediyoruz. Yargılamaya devam edilecekse Anayasa’ya aykırı hususlara ilişkin beyanda bulunmak için yeni bir duruşma günü belirlenmesini talep ediyoruz. Yargılama durdurularak Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmeli.
Bir örgütün amaçlarının ne olduğunu örgütün kendisi belirler. O nedenle ‘amaç dışı faaliyet’ suçlama örgütlenme özgürlüğüne aykırıdır. Geçmişten bugüne TTB’ye yönelik gizli bir siyasi yasak söz konusu. Herhengi bir beyan, yasakla karşılaşıyor. O nedenle ‘amaç dışı faaliyet’ yasağının belirsizliği söz konusu. Bu davada olumsuz bir sonuç çıkması durumunda siz mahkeme heyetini de kaotik bir süreç bekliyor. Aslında bu suç maddesinde bir belirsizlik söz konusu. Bu maddede çok ciddi boşluklar var.
Dosya kapsamında daha Şebnem hanımın (Şebnem Korur Fincancı) ifadesi alınmadan iddianame hazırlandı. Bu bakımdan meşru bir durum yok. Örgütlenme özgürlüğünün engellenmesine yönelik de bir durum var. Ayrıca ifade özgürlüğü de ihlal ediliyor. Hekim özerkliği meselesi de var. Tüm organlar seçimle geliyor ancak yargı buna müdahale ediyor. Konsey üyesi 11 kişinin görevden alınması da seçme ve seçilme hakkının zedelenmesine yol açacaktır. Bu nedenlerle hekim özerkliği de zedeleniyor. Böyle bir dava açılmasıyla birlikte hekimlerin özgürce bir ortamda söz söyleme durumları da olmaz. Uzun süredir ‘makbul insan, makbul kurum’ baskısı söz konusu. Tüm bu nedenlerle dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne göndermenizi talep ediyoruz.”
Av. Ferda Ersoy ise savunmasında, kimyasal silah kullanımı konusunda TTB’nin açıklamalarının meslek gereğince olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Savcı, bu davanameyi açarken son derece ilişkisiz, ortaya karışık bir dosya sundu. Usule aykırıklar bir yana… Davanın özüne geldiğimizde; bu tarihi bir duruşmadır. Çünkü seçme seçilme hakkının tartışıldığı bir dava bu. Dosyada MEDYA TV, ANF’nin nasıl kurumlar olduğu anlatılıyor. ‘Ben teşekkür ederim. Geçmiş olsun’ sözleri ‘örgüt yanlısı dil’ olarak yorumlanıyor. Yayında sunucu, rahatsız olduğunu belirtiyor çünkü. İddianamede TTB Merkez Konseyi’nin neden görevden alınması gerektiği de somut olarak açıklanmıyor.
TTB’nin kuruluş aşamaları içerisinde ‘mesleki deontolojinin korunması’ vardır. Bu nedenle bütün dünyanın gözü bu duruşmada ve gözlemci olarak da buradalar.
Kimyasal maddelerin silah olarak kullanılmaması yönünde çağrı yapmak, TTB’nin amaç dışı faaliyeti olarak görülmesi mümkün değildir. 2017 yılında çatışmalarda hekim tutumunun ne olduğu konusunda da bir sözleşme güncellemesi var. Bu nedenlerle davanın reddini talep etmekteyiz.”
FİNCANCI: KONSEY ÜYELERİYLE İLİŞKİLENDİRİLMESİ DOĞRU DEĞİL
Duruşmada söz alan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ise “Bizim her duruşma burada olmamızın koşulları olmuyor. TTB’nin yapması gereken işleri var, depremde ayrı sellerde ayrı çalışmalar yürütüyoruz. Bütün bu çalışmaları yürütürken, bunları dikkate almanızı talep ediyoruz” diye konuştu.
Duruşmaya yarım saat ara verilmesinin ardından Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ifadesine devam etti.
Fincancı, “Halk sağlığı alanındaki çalışmalarımız örgütümüzün omurgasını oluşturur. Bu nedenle yıllardır TTB üyeleri, halk sağlığı konusunda ödün vermediği için yargılanmıştır. Neden rahatsız oluyorlar? Örneğin son günlerde salgın konusunda ciddi vakalar var. Oysa biz Sağlık Bakanı’nın 100 bin olarak açıkladığı pandemi rakamlarını 300 bin olarak duyurduk. Bundan dolayı iktidar tabiki memnuniyet duymayacak” dedi.
Fincancı savunmasında şu ifadelere yer verdi:
“Deprem bölgesinde TTB yaptığı araştırmada, devletin açıkladığının aksine 3 kat partikül madde tespit etti. İşte bizi susturma nedenleri budur.
Şebnem Korur Fincancı’yı her türlü örgütle ilişkilendirdiler. Benim üzerimden bu suçlamalar meslektaşlarıma da yayılıyor. Kimyasal silah, tüm canlıların sağlığına zarar verir. Ancak burada ben bunu mesleki olarak ifade ediyorum. Bu konuda 4 kitabın yazarlığını yapmışım. ‘İddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz?’ diye sormasınlar mı? Hakikat arayışında biz her türlü aracı kullanırız. Örneğin ‘İsrail, Gazze’de fosfor bombası kullanıyor mu?’ diye bana soruyorlar. Kimyasal silah kullanımı halk sağlığını etkiler. Çıkan duman, yaralanmalar, giysilerin yıpranması gibi belirtiler var ama bu detaylı incelenmeli. Bu ifadeler bilimsel bir görüştür. Bu incelemeyi bağımsız organlar yapar.
Davanameye konu olan olaydaki görüntüde biri sapasağlam, biri ortamın havasına aykırı çok neşeli, birinin ise ağzından kan geliyordu. Böyle bir aşamada hava ve zamanla değişiklik gösteren kimyasal madde izlenimim söz konusudır. Bu verileri Adli Tıp Uzmanı olarak şöyle değerlendiririm; o madde bir yasak silahlar kapsamında mıdır, bu başka tarafların yapabileceği araştırmadır. Tamda alanımdaki uzmanlıkla ilgili bir soru yöneltilmiştir. Bunun konsey üyeleri ile ilişkilendirilmesi hiç doğru değil.
Bize kızsalar da hakikati söyleyeceğiz. Beni görevden alacaksanız bile ben o örgüte girmeyecek miyim? Ben bu örgüte 45 yıl önce girdim. Dolayısıyla kararınız ne olursa olsun biz emek vermeye devam edeceğiz. Başkanlığın önemi yok, yer de silerim, deprem bölgesine de gider görev yaparım. Davanın reddine karar verilmesini talep ediyorum.”
EYÜPOĞLU: BU DAVA POLİTİK BİR DAVADIR
Prof. Dr. Fincancı ardından Av. Meriç Eyüpoğlu söz aldı.
Eyüpoğlu, “İlk buraya geldiğimizde de politik bir dava olduğunu söylemiştik. O dönem hocamız cezaevindeydi. Bir saldırı söz konusuydu. 19 Ekim’de Medya TV’ye bağlanılıyor ve 20 Ekim’de şahsına yönelik çokça açıklamalar yapıldı. İsmindeki TTB’nin içinde olan ‘Türk’ kelimesinin çıkarılması, Fincancı’nın vatandaşlıktan çıkarılması dahi istendi. Siyasi yetkililerin bu açıklamalarının ardından tutuklanmaması zaten mümkün olmazdı. Sonrasında ev baskını ile gözaltına alındı. Evde sadece polisler olmasına rağmen canlı yayın yapıldı ve ‘Adli tıpçının evi cephanelik’ denilerek haber yapıldı. Lütfen şunu bilin, bu dava politik bir davadır. Müthiş bir saldırı var. Bu dava, bu toplumun bir parçasıdır.
2018 yılında da TTB Merkez Konseyi üyeleri gözaltına alındı. Yargılandı ve ceza aldılar. Sebep, ‘Savaş bir halk sağlığı sorunudur’ dedikleri için. O yüzden dönüp bu davaya baktığımızda tuhaf bir durumla karşı karşıyayız. Bu dava usul açısından yanlış açılmıştır, davanın bir değeri de kalmamıştır. Artık TTB üzerinde ‘Görevden alma kılıcı’ sallanmasın istiyoruz.
Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, “TTB konseyinin tümünün görevlerine son verilmesine, yerlerine 1 ay içinde yeni seçimleri tamamlamak üzere büyük kongre ile 5 kişilik heyetin görevlendirilmesine” karar verdi.
TTB kongre üyeleri Bahadır Öztürk, Mustafa Sezai Demirel, Muhammed Çağatay Engin, Ömer Faysal Çadır, Kazım Nejdet’in bir ay içerisinde genel kurul yapmaları için görevlendirilmesine karar verildi.
PİRHA- Yaptıkları çalışmaların hükümetin hoşuna gitmediğini belirten TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, ‘görevden alınmaları’ için açılan davaya dair, “Hiçbir yere gitmiyoruz” dedi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey (MK) üyelerinin görevden alınması istemiyle açılan ve 30 Kasım’da Ankara’da görülecek davanın duruşmasında karar çıkması bekleniyor. Davaya dair konuşan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, TTB’nin kuruluşundan bu yana hep saldırıya maruz kalmış bir meslek örgütü olduğunu söyledi.
“DEVLETLER DENETLENMEKTEN HOŞLANMIYOR”
Mezopotamya Ajansı’ndan Rukiye Adıgüzel’e konuşan Fincancı, “TTB, kurulduğu andan itibaren çeşitli dönemlerde hep saldırılara uğramış bir meslek örgütü. Diğer örgütlere yönelik de tabii yapısını değiştirmeye dönük birtakım değişiklikler yapıyorlar. Aslında devletler denetlenmekten hoşlanmıyor. Biz ne kadar güçlü bir şekilde, toplumsal yapıyla o denetimin zorunluluğunu hatırlatır ve demokratik bir ortam yaratmaya çalışabilirsek, devleti o kadar denetlemeye açık olmak zorunda hissettireceğiz. Ama Türkiye’de bu olanak zaten yok. Toplum, devlet-yurttaş ilişkisi doğru kurulmadığı ve tebaa olarak kendini hissettiği, bir hak öznesi olmaktan kolayca vazgeçtiği için ister istemez bu denetim sürecinde de sanki devletlere karşı suç işleniyormuş gibi bir algıya yol açıyor. TTB, bu denetimi çok sıkı yapan meslek örgütlerinden biridir. Çünkü halk sağlığını ilgilendiren konulara müdahil olunması, mesleki haklarımız ve değerlerimiz için sağlam bir duruş sergilememiz gerekiyor. Bu da ister istemez Türkiye’de hiçbir hükümetin hoşuna gitmiyor” dedi.
“DAVA USULSÜZLÜKLERLE DOLU”
Dava açılışının ve dava sürecinin usulsüzlüklerle dolu olduğunu söyleyen Fincancı, şunları söyledi:
“Bu TTB’yi toplum nezdinde değersizleştirmeye, itibarsızlaştırmaya yönelik bir girişim. Hem de TTB’nin diğer çalışmalarının yürütülmesini engellemek, felç etmek ve davalarla bizi uğraştırmak gibi bir art düşüncesi de muhtemelen vardır. Ama biz TTB olarak kocaman bir meslek örgütüyüz ve pek çok gönül ve emek veren meslektaşlarımızla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bir kısmımız davalarla uğraşırken, bir kısmımız halk sağlığının korunması için, deprem sürecinde bölgedeki çalışmalar için, meslektaşlarımızın hakları için mücadeleye devam ediyor. Dolayısıyla çok da başarılı olamadılar.”
“HİÇBİR YERE GİTMİYORUZ”
Fincancı, kendilerinin görevden uzaklaştırılabileceği riskinin olduğunu hatırlatarak, “Bizim konseyde seçilmiş üyeler olmamız gerekmiyor. Konsey üyesi olmadığımız dönemde de çalışmalar yürütüyorduk. Yine çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Hiçbir yere gitmiyoruz” diye belirtti.
PİRHA-Türk Tabipleri Birliği ile sağlık, çevre ve iklim alanında mücadele yürüten 15 örgütün bir araya gelerek oluşturduğu Temiz Hava Hakkı Platformu, deprem bölgesinde asbest sorununa ilişkin hazırladığı raporu kamuoyuna açıkladı. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Alevi bölgelerde ayrımcılık daha fazla gözlemlenmektedir. Afetleri felaketlere dönüştüren önlemler almayan siyasi otoritelerdir” dedi.
Deprem bölgesinde asbest sorununa ilişkin ortak yürütülen saha çalışmaları sonucunda oluşturulan rapor kamuoyu ile paylaşıldı.
Açılış konuşmasını yapan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Türkiye’de sağlığın toplumsallaştırılmasında özellikle hastalığın ortadan kaldırılması için mücadele eden bir örgüttür Türk Tabipleri birliği. TTB olarak deprem koordinasyon birimlerimizden Hatay’da hava kirliliği raporunu paylaşmıştık. Yapılan ölçümlere baktığımızda Türkiye’de uzun süredir süren ayrımcılık burada da gözlemlenmektedir ve Alevi bölgelerde ayrımcılık daha fazla gözlemlenmektedir. Afetleri felaketlere dönüştüren önlemler almayan siyasi otoritelerdir” dedi.
“ÜÇ KENT MERKEZİNDE ÇALIŞMA YAPILDI”
Rapor ile ilgili kamuoyuna bilgi veren Dr. Ozan Devrim Yay da, “Bu asbest ile ilgili bir rapor ama tek tehlike asbest değildir. Asbest kanser yaptığı artık kanıtlanmıştır. Deprem bölgesinde yıkılan ya da yıkılması gereken binalarda asbest varlığının olası olduğu varsayımı ile Temiz Hava Hakkı Platformu ve Türk Tabipleri Birliği tarafından başlatılan çalışmada 28 Ağustos ile 16 Eylül tarihleri arasında Adıyaman merkez, Kahramanmaraş merkez ve Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesi merkezinde çöken tozdan örnekler alınarak asbest analizi yapılmıştır. Deprem sonrasında yıkık binaların enkazlarının kaldırılması ve ağır hasarlı binaların yıkılması esnasında, asbest riskine karşı ulusal mevzuatta yer alan önlemlerin hiçbirinin alınmadığı gözlemlenmektedir. Çalışma yapılan üç kent merkezinde de solunma tehlikesi olan asbest bulunması, deprem bölgesinde asbest kullanımının olduğunu, enkaz kaldırma çalışmalarında bu tehlikeli maddenin uzaklaştırılmasına dair önlemler alınması” diye konuştu.
“ASBEST DÜNYA GENELİNDE HER YIL 255 BİN ÖLÜME NEDEN OLUYOR”
Çalışmanın koordinatörlüğünü yapan Deniz Gümüşel ise Türkiye’deki mevzuata dikkat çekerek, “15 sivil toplum kuruluşundan oluşuyor. 8 aydır deprem bölgesinde yaşadığımız hava kirliği sorununu vurgulamaya çalıştık. Türkiye’de hiç fena olmayan bir asbest mevzuatı var aslında bun yönetmeliğe göre 2013 yılında madenciliği, ithalatı, ihracatı yasaklanmıştır. Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmeliğe göre, asbestle çalışanlar, özel eğitim almış olmalıdır. Mutlaka uygun solunum maskesi ve özel tulum gibi kişisel koruyucu donanım ile donatılmış olmalıdır. Bütün bu önlemler alındıktan sonra bile en fazla 8 saat boyunca asbest bulunan ortamda çalışabilir. Türkiye’deki mevzuat Uluslararası mevzuatın 10 katıdır. Mevzuat değiştirilmelidir. Asbest dünya genelinde her yıl 255 bin ölüme neden oluyor. Bu ölümlerin %91’i işyerinde asbeste maruz kalması sonucu gerçekleşiyor” diye konuştu.
“KAHRAMANMARAŞ CİDDİ TEHLİKE ALTINDA”
Kahramanmaraş Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Tiyekli de, “Rapor detaylı olarak incelendiği zaman ciddi oranda asbest bulunduğu görüldü. Buradaki asbest konusunda önlemler alınmalıdır. Bu bölgenin kanserli bir bölge olduğu belirtilmelidir. Yıkılmayan binalar bile şu an yoğun asbest tehlikesi altında, şu an Kahramanmaraş asbest yönünden çok ciddi tehlike altında” diye konuştu.
Hatay Tabip Odası Başkanı Dr. Sevdar Yılmaz,” Sadece asbesti konuşuyoruz ama hava kirliliği konusunda başka tehlikelerde söz konusu. Önemler alınmalı ama hiçbir kurumlar bu duruma müdahale etmiyor. Antakya bembeyaz çok fazla oranda toz var. Depremde kaybettiğimizden daha fazla kişiyi genç yaşlarda kaybedeceğiz. Bir nesil ciddi tehlike altında” dedi
Sunumdan sonra doktorlar gelen soruları yanıtladı.
PİRHA-Ankara’da sağlık çalışanları ve sağlık örgütleri, Sağlık Bakanlığı önünde yaptıkları eylemle sağlıkta şiddeti protesto etti. Sağlıkta şiddet yasasının kabul edilmesini istediklerini belirten Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Sağlık Bakanı’na seslenerek, “Ya derhal gerçekçi adımlar atın ya da istifa edin” dedi.
Türk Tabipler Birliği’nin de aralarında olduğu sağlık alanındaki sivil toplum kuruluşları, Sağlık Bakanlığı önünde bir araya geldi. ‘Yönetemiyorsunuz! Ya görevinizi yapın şiddeti önleyin ya da istifa edin’ yazılı pankart açılan eylemde açıklamayı Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı okudu.
“SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI’NIN TERK EDİLMESİNİ İSTİYORUZ”
Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı ekleştiren Fincancı, “Başta mesleğimizin değersizleştirilmesi, toplum sağlığının yok sayılması olmak üzere bugün yaşadığımız tüm sorunların kaynağının bu program olduğunu biliyoruz. Sağlıkta yaşanan sorunlara geçici, çözüm olmaktan uzak, günü kurtaran rötuşlarla şiddeti besleyen Sağlık Bakanlığı’na yerinde seslenmeye geldik. Yönetemiyorsunuz. Sağlıkta kriz giderek derinleşiyor. Ya derhal gerçekçi adımlar atın ya da istifa edin” dedi.
Sağlıkta şiddet yasasının değiştirilmeden kabul edilmesini isteyen Fincancı, şu talepleri sıraladı:
“Sağlık emek-meslek örgütleri ve uzmanlık derneklerinin önerileriyle güvenli çalışma alanları istiyoruz. Mesleklerimizi hedef gösteren tüm kitle iletişim araçlarının denetlenmesini istiyoruz. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hemen terk edilmesini istiyoruz. Hekim-hasta ilişkisindeki güvenin yeniden tesisini hedefliyoruz. Toplumu hastalıklardan koruyabildiğimiz; tüketim nesnesi değil; hak öznesi olduğumuz bir hekimliği var etmek istiyoruz.”
PİRHA – Milli Savunma Bakanlığı tarafından TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında açılan tazminat davasının ilk duruşması görüldü.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, 19 Ekim’de Medya Haber isimli televizyon kanalına katılması sebebiyle hakim karşısına çıktı.
Milli Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından açılan manevi tazminat davasında Fincancı’nın, TSK tarafınca kullanıldığı iddia edilen kimyasal silahlar hakkındaki yorumları suç gerekçesi sayıldı.
Milli Savunma Bakanlığı tarafından 100 bin TL tazminat istemiyle 26 Ekim 2022’de açılan davanın ilk duruşmasına THİV, İHD, KESK yöneticileri de katıldı.
Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmada kimlik tespitlerinin ardından ifade işlemine başlandı.
“DAVANIN KONUSU DAHİ BELLİ DEĞİL”
Duruşmada ilk söz alan Avukat Oya Meriç Eyüboğlu, davanın dayandığı maddi olguların somut olmadığını belirterek şunları söyledi:
“Yayın yolu ile TSK’nın saygınlığının karalandığı iddia edilmiş. Ama hangi cümleler belli değil. TSK’yı aşağılamak, küçük düşürmek iddiası var. Bu davada müvekkilin hangi eylemi ve söyleminin dava konusu olduğu belli değil. Konuşmaya ilişkin bir döküm dahi mahkemeye sunulmamış. Bu davanın yürümesi mümkün olmadığı için davanın usülden reddi yönünde talebimizi dile getiriyoruz.
Ortada bir delil yok. Yapılan konuşma dahi şikayet dilekçesinde yok. Davacının, iddia edilen suçtan zarar görmedikleri çok açık. Türk milletini, TC’yi ve kurumu aşağılamak suçundan bir yargılama yapılmadı ve iddianame düzenlenmedi.”
“MANEVİ TAZMİNAT MÜMKÜN DEĞİL”
Avukat Hülya Yıldırım ise manevi tazminat davasının mümkün olmadığını belirterek, “Bu talep için objektif ve subjektif şart aranır. Bir kurumun incindiğini söylemek mümkün değildir. O nedenle de manevi tazminat mümkün değildir. Manevi zarar kanıtlanamamıştır. Tüzel kişiler manevi tazminat davasında bulunamayacağı için davanın reddini talep etmekteyiz” diye belirtti.
Mahkeme başkanı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na müzekkere yazılmasına karar vererek, Fincancı hakkında TCK 301’den dava açılıp açılmadığına dair bilgi ve belgeleri istedi.
Duruşma 11 Ocak 2024’e ertelendi.
PİRHA – Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, barışın dünyada ulaşılması çok zor bir hedef gibi durduğunu, silah tüccarlarının ise barışçıl bir dünyada var olabilmesinin mümkün olmadığını söyleyerek, “Bugün dünyanın egemenleri silah sanayii olarak değerlendirilebilir” dedi. Fincancı, toplumun katılmadığı bir barış sürecinin olmayacağına işaret etti.
Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Dünyada ve Türkiye’de binlerce kişi, savaşlara karşı barış ve kardeşlik için eylemler yapacaklar.
Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı 1 Eylül Barış gününe dair konuştu. İnsan hakları örgütlerinin, Türkiye’de yaşanan barış sürecinin neresinde olduğuna dair de konuşan Fincancı, insan hakları örgütlerinin hakikat inşası için çalışan örgütler olduğunu dile getirdi.
Fincancı, “Hangisi olursa olsun, İnsan Hakları Derneği örneğin, insan hakları ihlalleri üzerinden bir hakikat inşa etmeye çalışıyor ve bu ihlalleri sadece günümüzle sınırlı da tutmuyor. Bir tarihe de işaret ediyor” dedi.
“KÜRTLERİN PAMUKLARA SARILMASI GEREKTİĞİNİ GÖSTEREN BİR DURUM”
Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı doğu ve güneydoğu bölgelerindeki illere atanan kayyımlara rağmen Kürtlerin barışı her zaman istediklerini vurgulayan Fincancı, Kürt halkının barışa bakışını şöyle değerlendirdi:
“Kürtler’in pamuklara sarılması gerektiğini gösteren bir durum. Çünkü bütün bu yıkıma rağmen hala barışçıl bir çaba içinde olmaları ve bir arada yaşama iradesini göstermeleri benim için olanaksız gibi görünüyordu. O yüzden karar verici onlar olmalı diyerek tartıştık bu süreci. Ama onlar bir arada yaşama iradesini kimliklerini de savunarak hala gösterdiler. Kimliğin görünür olmasını, beraberinde ağır insan haklarının gösterilmesi çabasını da barındıran bir mücadele yürüttüler.”
“TÜM YARGILAMALARA DEĞDİ”
11 Ocak 2016’da yayımlanan Barış Bildirisi’ni imzaladığı için hakkında dava açılan Fincancı, tüm yargılamalara değdiğini söyleyerek, “Ama tabi beraberinde ne yazık ki siyasi otoritenin akademiyi, özgür düşünen, barışçı yaklaşımlarla bu süreci götüren insanlardan kurtulma hamlesi oldu. Ve o kurtuluş sürecinde tüm özgür düşüncenin akademiden kazındığını gördük” dedi.
Erdoğan’ın bildiriyi imzalayanlara ‘aydın müsveddeleri, siz karanlıksınız’ demecini de yorumlayan Fincancı, “Tabii ki tersinden kurulan bu sözde bir yandan da aydınlara yönelik bir tahammülsüzlük ve aydınların bu hakikat ötesi çağda yerinin olmayacağını itiraf etme davranışı olarak yorumlayabiliriz” ifadesini kullandı.
“TOPLUMUN ZIRHLI ARAÇLARI ALKIŞLAYIP RAHATSIZLIK DUYMADIĞI YERDE BARIŞ TESİS EDİLEMEZ”
Kalıcı bir barışın toplumun insansız hava araçlarını olumladığı koşullarda, zırhlı araçları alkışladığı yerde, bundan rahatsız olmadığı durumda tesis edilemeyeceğinin de altını çizen Fincancı, “Çünkü sonuçta hep bunlar çıkacak ve bu paylaşımları yapmak için çeşitli girişimlerde bulunacaktır. Ama onların suç işlediğini, aslolanın barış olduğunu, ölenin hepimizin çocukları olduğunu birlikte değerlendirip birlikte mücadele etmek zorundayız” dedi.
“TOPLUMUN KATILMADIĞI BİR BARIŞ SÜRECİ OLMAZ”
Barış mücadelesinin aynı zamanda toplumsal bir mücadele olduğunu da söyleyen Fincancı, şunları ifade etti:
“Bu mücadele siyasi egemenlere karşı, bu mücadele tabii ki neoliberal kapitalizme karşı ve elbette bu mücadele silah sanayiine karşı olmalı. Dünyanın her yerine dev mıknatıslar yerleştirip silahları toplama duygusu yaşıyorum. Ama başta silah üretilen fabrikalardaki silahları toplamak gerekiyor. Ama önce anlayışı sorgulayıp o anlayışla da mücadele etmek de bir ihtiyaç. Toplumun katılmadığı bir barış süreci olmaz. Bu toplum bütün bileşenleriyle, bütün kültürleriyle ve tabii ki insanların değerleriyle barışarak ancak ve bu değerlerin kıymetini kabul edip o değerlerle yaşamalarına olanak sağlayarak mümkündür.”
“BARIŞ TÜM CANLILAR İÇİN BİR ZORUNLULUK”
TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, toplumlara ve insanlığa barış için şu çağrıda bulundu:
“Aslında doğayla barışamadığımız için Çanakkale günlerce yanmaya devam etti. Ne yazık ki bilimi, insanlıktan yana doğadan yana kullanamadığımız için 11 ilde büyük bir yıkımla on binlerce insanı yitirdik. Ve tabii ki bütün bu iklim kriziyle beraber yaşam alanlarımızı, tüm canlıların yaşam alanlarını da yok ediyoruz. O yüzden barış hepimiz için. Barış tüm canlılar için. Barış doğa için bir zorunluluk. Ve biz de barış için mücadele etmekten, barışı istemekten hiç vazgeçmemeliyiz.”
PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB) 14 Mayıs’a ilişkin seçim tutum beyannamesini açıkladı. Yapılan basın toplantısında “14 Mayıs seçimleri 20 yıldır emeğimizi tanımayanlara, sözümüzü duymazdan gelenlere, bizi susturmaya çalışanlara karşı ‘Emek Bizim, Söz Bizim’ deme zamanı” denildi.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, 14 Mayıs seçimlerine yönelik tutum beyannamesini basın açıklaması ile duyurdu.
TTB Genel Merkezinde yapılan açıklamada “Toplumsal Sağlık İçin 14 Mayıs’ta Değişim” mesajı verildi.
TTB Merkez Konseyi Üyesi Ahmet Karer Yurtdaş, yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bir “yol ayrımında” olduğunu belirterek “Ya gittikçe kararan çıkmaz bir sokakta kalacak ya da demokrasiye dair umutları diri tutacak bir tercih yapacağız” dedi.
“TOPLUM, DEVLETİN GÖZÜNDE BİR ‘TEHLİKE’ OLARAK GÖRÜLÜYOR”
AKP iktidarının 21 yılda hayatın her alanında krizler yarattığını belirten Yurtdaş, şu açıklamayı yaptı:
“Bugün şehirlerin dışına inşa ettikleri “şehir/şirket” hastaneleri depremlerle enkaz olurken, kalanların sıvası dökülmüş, boş koridorlarında ne doktor randevusu bulunabiliyor, ne eczanelerde ilaç ne de aşı. Yirmi yılın sonunda bize kalan büyük bir yıkım.
AKP’nin mimarı olduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı sonrası küçülen sağlık ekibiyle sahadan poliklinik odalarına çekilen, nüfus ve bölge yerine liste tabanlı örgütlenen birinci basamak sağlık hizmetleri önce pandeminin sonra depremin yükü altında tamamen çöktü.
Depremin ardından çok sayıda kamu hastanesi kullanılamaz hale geldi. Depremzedelere aylardır su ve barınma imkânı sağlanamadı.
Bugünün Türkiye’sinde toplum, devletin gözünde bir “tehlike” olarak görülüyor. Toplumsal kesimlerin hiçbirinin en ufak bir sözüne alan tanınmıyor. Kolluk teşkilatına bu sesleri susturması için sınırsız imkanlar sağlanıyor. Meslek örgütleri, sendikalar, sivil toplum siyasi karar mekanizmalarından tamamen dışlanıyor, tasfiyeleri için fırsat kollanıyor.
Tüm bu gidişatı değiştirmek ise bizlerin elinde. Hekimlerin örgütlü gücü olan bizler mesleğimizin ve meslek örgütümüzün tarihsel birikimine güveniyoruz. Nasıl “Emek Bizim, Söz Bizim” sloganıyla meydanlarda, sokaklarda, grevlerde her gün şiddete uğrayan, umudunu yitirmekte olan meslektaşlarımızın sesi olduysak bugün toplumsal sağlığımız için de göreve hazırız.
14 Mayıs seçimleri 20 yıldır emeğimizi tanımayanlara, sözümüzü duymazdan gelenlere, bizi susturmaya çalışanlara karşı “Emek Bizim, Söz Bizim” deme zamanı.
Oyumuzu demokrasiden, barış ve özgürlükten yana kullanma zamanı, oyumuza sahip çıkma zamanı!
“BİLİMSEL VE ETİK İLKELER İÇİNDE HEKİMLİK YAPMAK İSTİYORUZ!”
TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut ise “Değişim için… Karanlığa karşı; önlüğümüzün beyazına, özlük haklarımıza, halkın sağlık hakkına sahip çıkıyoruz” diyerek 21 maddelik talepler listesini okudu. Prof. Dr. Vedat Bulut, “Halk sağlığını önceleyen sağlık sisteminde, emeğimiz sömürülmeden ve gelecek kaygısı olmadan, bilimsel ve etik ilkeler içinde hekimlik yapmak istiyoruz!” diyerek şöyle devam etti:
“Toplum sağlığına yönelik politikaların başarısı sağlık emekçilerinin sağlığı, özlük ve ekonomik haklarının sağlanmasıyla gerçekleşebilir.
Güvenli ve sağlıklı çalışma ortamları sağlanmalıdır.
Hekimler/sağlık emekçileri güvencesiz çalışmaya mahkûm edilmemeli, güvenceli çalışma esas alınmalıdır.
İş güvencesi ile birlikte gelir güvencesi olmalı, her ay ne olacağı belirsiz performans/teşvik ödemelerinin gelirin önemli bir kısmını oluşturması değil, emekliliğe yansıyan tek ücret esas alınmalıdır.
Mesleki bağımsızlığı koruyacak, liyakate dayalı görevlendirmeler olmalıdır.
Mesleki bağımsızlığı koruyacak, nicelik baskısı yaşanmayan ve niteliği esas alan kamusal sağlık sistemi bir zorunluluktur.
Kamusal bir sağlık hizmeti için sağlığa ayrılan bütün kaynakların kamu sağlık hizmetlerinin finansmanında kullanılması gerekmektedir.
Özel hastane patronlarına her ne ad altında olursa olsun kaynak aktarılmasına son verilmesi ve kamusal sağlık sisteminin bütün toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek düzeye yükseltilmesi hedeflenmelidir.
Birinci basamağı parçalayan düzenlemelerden vazgeçilmeli, topluma dayalı ve bölge/nüfus tabanlı, kamuya ait binalarda kamu çalışanlarından oluşan eksiksiz bir ekiple koruyucu sağlık hizmetlerinin yürütülmesini sağlayacak birinci basamak sağlık örgütlenmesi oluşturulmalıdır.
Hekimler için 7.200 ek gösterge, tüm sağlık çalışanları için en az 3.600 ek gösterge ve pandemi süresince çalışılan her yıl için 120 gün yıpranma payı, fiili hizmet süresi zammı verilmelidir.
Haftalık çalışma süreleri yeniden düzenlenmeli ve azaltılmalıdır.
Kışkırtılmış sağlık talebini yaratan, hastayı tüketici/müşteri sayan politikalara son verilmelidir.
Hastalara yeterli süre ayıracak düzenlemelerle, niteliği önceleyen çalışma koşulları sağlanmalıdır.
5 dakikada bir muayene dayatmalarından vazgeçilmeli, mesleki özerkliğe müdahalelere son verilmelidir.
Sağlıkta şiddetin önlenmesi için etkili adımlar atılmalı, Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan yasa tasarısı değiştirilmeden kabul edilmelidir.
COVID-19 başta olmak üzere meslek kaynaklı hastalıklara karşı bütüncül bir meslek hastalıkları yasası kabul edilmelidir
Özel sektörde ciro baskısına, şirket kurdurma zorlamasına son verilmeli güvenceli, sendikalı çalışma koşulları oluşturulmalıdır.
İşyeri hekimlerinin eğitimleri, çalışma saatleri, atama ve ücretlendirmeleri konusunda tabip odaları yetkili olmalıdır.
Asistan hekimler nitelikli eğitim almalı, sağlık hizmetinin verilmesinde asli unsurlar olarak görülüp, eğitim dışı angarya işlerde çalıştırılmamalıdır.
OHAL KHK’leri ile hukuksuzca ihraç edilen tüm hekimlerin/kamu emekçileri derhal göreve başlatılmalıdır.
Tüm emekli hekimlerin mesleki saygınlığına uygun, yaşamlarını ekonomik ve sosyal açıdan rahatlıkla sürdürebileceği şartlar oluşturulmalıdır.”
PİRHA – TTB, İkinci Ay Deprem Raporunu yayımladı. Yapılan açıklamada “Milyonların barınma sorununun çözümü için güvenli yerlerde, barış içinde ve onurlu şekilde yaşama olanakları en kısa zamanda sağlanmalıdır” denildi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, geçici yerleşim alanlarının incelendiği “İkinci Ay Deprem Raporu”nu TTB Genel Merkezinde düzenlenen basın toplantısında kamuoyuyla paylaştı.
Toplantının açılışını yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, TTB komisyonları, il deprem koordinasyonları, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve sağlık emek-meslek örgütleri ile birlikte 6 Şubat depremlerinden bu yana geçen iki ayda hem değerlendirme hem de koruyucu sağlık hizmetleri çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
TTB’nin birinci ay raporunu açıkladığı 4 Mart 2023’ten bu yana yürüttüğü faaliyetleri aktararak sunuma başlayan Korur Fincancı, sağlık hizmeti sunumu ve koordinasyon, kamu kurumları ile yapılan yazışmalardan söz etti.
6 MİLYON İNSAN BARINMA SORUNU YAŞIYOR!
Toplantıda TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Karer Yurtdaş, barınma/konut hakkını nasıl ele aldıklarına ilişkin bir bilgilendirme yaptı. Birleşmiş Milletler Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin ‘Konut hakkı’ tanımını aktaran Yurtdaş, kadınlar, yaşlılar, mülteciler, mental hastalığı bulunanlar gibi bazı grupların barınma hakkının öncelikle gözetilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Türkiye’de birçok alanda yaşanan verilere erişim sorununun deprem özelinde de görüldüğünü söyleyen Dr. Karer Yurtdaş; hasar tespit, hane halkı büyüklüğü, şebeke suyu gibi veri başlıklarındaki belirsizliklerden örnekler verdi. Yurtdaş, yetkililerin basına yansıyan açıklamalarındaki verilerden hareketle yaklaşık 2 milyon kişinin geçici yerleşim alanlarında olduğunu, 3 milyonu aşkın kişinin deprem bölgesi dışına ve 800 bin kişinin deprem bölgesindeki kırsal alana göç ettiğini, dolayısıyla yaklaşık 6 milyon insanın barınma sorunu yaşadığını kaydetti.
VERİLER KAMUOYU İLE PAYLAŞILMIYOR!
TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Onur Naci Karahancı, barınma sorununun boyutunun görülebilmesi için hasar tespit çalışmalarının sonuçlarına bakılması gerektiğini belirtti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un “Hasar tespit çalışmaları bir hafta içinde tamamlanacak” açıklamasının bir baskı unsuru olduğunu ifade eden Karahancı, bununla birlikte düzenli veri paylaşılmamasının da güvenilirliği zedelediğinin altını çizdi.
Dr. Onur Naci Karahancı, geçici yerleşim alanlarındaki barınma koşullarına ilişkin TTB’nin elde ettiğini verileri de sıraladı. Karahancı; altyapı, kırılgan kesimlerin gereksinimleri, çadır yerleşimleri, beslenme olanakları, atık yönetimi, güvenlik, sağlık hizmetleri gibi başlıklardaki sorunlardan ve yetersizliklerden söz etti.
“GÜVENLİ YERLERDE, ONURLU ŞEKİLDE YAŞAM”
Afetlerle ve olağandışı durumlarla baş edebilmenin kamusal bir görev olduğunu hatırlatan Dr. Şebnem Korur Fincancı; bütünlüklü, kapsayıcı, eşitlikçi, erişilebilir birinci basamak sağlık hizmetinin yeniden örgütlenmesi gerektiğini belirtti. Afet direncinin ancak hazırlıklı olmakla sağlanabileceğini kaydeden Korur Fincancı, sözlerini şöyle noktaladı:
“Kapısı fermuardan, duvarları kumaştan, fırtınada uçan, yağmurda sel basan ‘barınak’ niteliğindeki çadırlarla konut sorununun çözülmesi mümkün değildir. En kısa zamanda milyonların barınma sorununun çözümü için güvenli yerlerde, barış içinde ve onurlu şekilde yaşama olanaklarının sağlanması gerekir.”
Basın toplantısında son olarak TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr. Özkan Özdemir söz aldı ve Mersin’deki geçici yerleşim alanlarına ilişkin aktarımlarda bulundu. Dokuz ilçedeki toplam depremzede, yatak, personel sayılarını veren Özdemir; geçici yerleşim alanlarının özellikleri, sağlık hizmetleri, sorunları ile ilgili aktarımlar yaptı. Dayanışmanın önemine de dikkat çeken Özdemir, önümüzdeki dönemde depremzedelerin sağlıklı ve insanca yaşam hakları için sürecin takipçisi olacaklarını vurguladı.
PİRHA – TTB Merkez Konseyi’nin görevden alınması talebiyle açılan dava 6 Nisan 2023’e ertelendi. Adliye önünde yapılan basın açıklamasında, “Toplumsal sağlık ve meslektaşlarımızın emeği için görevimizin başındayız!” denildi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin görevden alınması talebiyle açılan davanın üçüncü duruşması Ankara Dışkapı Adliyesi’nde görüldü.
Duruşma öncesi adliye önünde basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasına TTB Merkez Konseyi ve seçili kurulların üyeleri, tabip odalarının yönetici ve üyeleri, ulusal ve uluslararası hekim örgütlerinin yanı sıra siyasi partilerin yönetici ve temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı yaptığı konuşmada TTB’nin yapısının işlevsizleştirmek amacında olunduğunu söyledi. Hatay Sevgi Parkı’nda yürütülen sağlık çalışmalarının hedef alınması ve parkın boşaltılmaya çalışılmasına da tepki gösteren Korur Fincancı “Türkiye’de insanlar, kimin onların yanında olduğunu çok iyi biliyor. Biz insanların yanında olmaya, insanı özne kılmaya, yaşam hakkını savunmaya TTB Merkez Konseyi üyesi olmasak da devam edeceğiz. Bizim yapabileceklerimizi yapabilecekseniz, toplumun yaralarını sarabilecekseniz, hodri meydan!” dedi.
“BASKILARA DERHAL SON VERİLSİN”
Avrupa Hekimleri Daimi Komitesi (CPME) Başkan Yardımcısı Dr. Ole Johan Bakke ise Türkiye’de de binlerce hekim tarafından seçilen TTB Merkez Konseyi üyelerinin yanında olduğunu söyledi. Bakke, mesleki bağımsızlığın ve meslek örgütü özerkliğinin önemine de dikkat çekti. Bakke, TTB ve yöneticileri üzerindeki baskılara derhal son verilmesi çağrısı da yaptı.
“FAALİYETLERİMİZ NE SUÇTUR NE DE AMAÇ DIŞIDIR”
TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Ali İhsan Ökten tarafından okunan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“Toplumsal sağlık ve meslektaşlarımızın emeği için görevimizin başındayız!
Ülkede ne olursa olsun iktidar çevreleri, yarattıkları gündemlerle toplumdan gerçekleri gizlemeye çalışıyor. Seçilmişleri yargıyı kullanarak görevden almaya yelteniyor, meslek örgütleri ve demokratik kamuoyunun temsilcilerini susturma çabasını sürdürüyor.
Bizim gündemimiz ise deprem. Bir doğal afetin felakete dönüşmesine neden olan mevcut düzenin yürütücülerine rağmen, bizim gündemimiz deprem. Gündemimiz toplum sağlığı için insanlarımızla ve meslektaşlarımızla bir arada olmak, onları savunmak, hep birlikte kendimizi sağaltmanın mücadelesini vermek. Böylesi ağır bir yükün yanında TTB Merkez Konseyi’nin amaç dışı faaliyet gösterdiğine dair doğru olmayan bir suçlamayla karşı karşıyayız. Her gün yeni bir krize ve felakete sebep olanlar görevi bırakmayı bir an dahi düşünmezken uydurma gerekçelerle bizleri görevden almaya çalışıyor. Görevden alınması gerekenler, depremzedelere ve gece gündüz çalışan meslektaşlarımıza depremin 23’üncü gününde halen temiz su sağlayamayanlardır. Görevden alınması gerekenler, depreme dayanıklı kamu binası yapmayanlardır. Görevden alınması gerekenler, bir depremde önce hastanelerin yıkıldığı bir sağlık ortamına, sağlıksızlık üreten sağlık sistemine bizi mahkûm edenlerdir. Biz görevimizin başındayız.
Bıkmadan, yorulmadan, tekrar tekrar ifade ediyoruz:
TTB Merkez Konseyi, tüm baskılara rağmen bilimsel bilginin kılavuzluğundan, mesleğin etik ilkelerinden taviz vermeden toplumsal sağlık ve meslektaşlarının emeği için mücadele etmeye devam edecektir.
Bizim faaliyetlerimiz ne suçtur ne de amaç dışıdır. Verilecek karar ne olursa olsun hekimlik mesleğinin toplumsal sorumluluğunu omuzlarında hisseden Türk Tabipleri Birliği, dün susmadı bugün de susmayacaktır!”
REDDİ HAKİM KARARI HENÜZ AÇIKLANMADI
Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada mahkeme heyeti, reddi hakimin reddi kararına yapılan itiraz henüz sonuçlanmadığı gerekçesiyle davayı 6 Nisan 2023’e erteledi. Duruşma sonrası adliye önünde yapılmak istenen basın açıklamasına ise polis izin vermedi.
PİRHA-TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tahliye kararının ardından adliye önünde açıklama yapıldı. TTB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten tarafından yapılan açıklamada, “Bizlerin aklında ve vicdanında bu ceza yok hükmündedir. TTB’nin de ülkemizin de karanlığa teslim olmamasını sağlayacaktır. Hekimler susmaz, TTB susturulamaz!” denildi.
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ‘örgüt propagandası’ yaptığı iddiasıyla tutuklu yargılandığı davada mahkeme, Fincancı’yı 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı ve tahliyesine karar verdi. Kararın ardından İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapıldı.
“BİZLERİN VİCDANINDA BU CEZA YOK HÜKMÜNDEDİR”
TTB Merkez Konseyi adına açıklamayı okuyan ikinci başkan Ali İhsan Ökten, şunları kaydetti:
“Dr. Şebnem Korur Fincancı serbest bırakıldı. Hiç yaşanmaması gereken bir süreç 2 buçuk aydan uzun bir sürenin ardından sonlandı. Demokratik hukuk devleti ve mesleki bağımsızlığa saygı ilkeleri hiçe sayılarak 26 Ekim 2022’de tutuklanan Merkez Konseyi Başkanımız Dr. Şebnem Korur Fincancı bugün serbest bırakıldı.
Dr. Nusret Fişek, Dr. Ata Soyer’lerden bu yana Türk Tabipleri Birliği geleneği toplumun sağlık hakkının ve hekimlik değerlerinin en önemli savunucusu olagelmiştir. Elbette iktidarlar böylesi bir faaliyeti cezasız bırakmamıştır. Görevdeki TTB Merkez Konseyi başkan ve üyeleri her daim soruşturmalar ve cezalandırmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya verilen hukuksuz cezayı da bu hekimlik yargılamalarının bir devamı olarak görüyoruz. Bizlerin aklında ve vicdanında bu ceza yok hükmündedir.
“HEKİMLER SUSMAZ, TTB SUSTURULAMAZ”
Bununla birlikte tutukluluğu bir cezalandırma yöntemi haline getiren mevcut iktidar çevreleri, tutukluluk süresi boyunca hedeflerinin aslında TTB’ye müdahale etmek olduğunu itiraf eder nitelikte demeçler vermiş, Şebnem Hoca hakkındaki soruşturma süreci, bu hedef için bir kaldıraca dönüştürülmeye çalışılmıştır. Dün de TTB Merkez Konseyi’nin görevden alınması için açılmış olan temelsiz bir davanın duruşması için Ankara Dışkapı Adliye’sinin önündeydik. Niyetinizi görüyoruz ve çok net ifade ediyoruz, başaramayacaksınız.
TTB’ye yönelik, var olanı daha da vesayetçi hale getirmeyi hedefleyen anti-demokratik müdahale çabalarını reddediyoruz. Hekim örgütümüz, aramıza dönen merkez konseyi başkanımız Dr. Şebnem Korur Fincancı ile birlikte, meslek örgütümüzün tarihinden ve geleneklerinden aldığı güçle, ülkemizin önünde bulunan dönüm noktasında rolünü oynayacak; TTB’nin de ülkemizin de karanlığa teslim olmamasını sağlayacaktır. Hekimler susmaz, TTB susturulamaz!”
Açıklamanın ardından Fincancı’nın tahliyesi için Bakırköy Kadın Cezaevi’ne geçildi.
PİRHA-TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklu yargılandığı davada bugün kararın çıkması bekleniyor. Duruşma öncesi Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapılırken, “Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya, geleceğimize ve örgütümüze sahip çıkıyoruz” denildi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklu yargılandığı dava öncesi Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet önünde basın açıklaması yapıldı. Adliyenin önü ve çevresi polis tarafından daha önceki duruşmalarda olduğu gibi yine ablukaya alınırken, açıklamaya Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Oya Ersoy, Hüda Kaya, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ile Dünya Tabipler Birliği’nden de temsilciler katıldı.
“FİNCANCI’YA, GELECEĞİMİZE VE ÖRGÜTÜMÜZE SAHİP ÇIKIYORUZ”
TTB Merkez Konseyi adına basın açıklamasını TTB İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten okurken, şu ifadelere yer verdi:
“Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya, geleceğimize ve örgütümüze sahip çıkıyoruz. Bugün, üçüncü defa ülkemiz demokrasisi ve hukuku açısından yaşadığımız utanç verici bir dönemin sonlanması için toplandık. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın duruşması az sonra başlayacak.
Dün, 10 Ocak 2023 Pazartesi günü ise Ankara’da TTB Merkez Konseyi’nin görevden alınması için açılmış olan davanın duruşmasındaydık. Bu adliyelerin önünde bizlere bedel ödetme niyetinde olanlar şunu bilmeliler, tarihin çöp sepeti bu niyeti besleyenlerle doludur. Tamamen siyasi hedeflerle ve ayan beyan bir hukuksuzlukla sürdürülen bu sürecin artık sonlandırılmasını, hukuki hiçbir dayanağı olmayan kararlarla halen tutuklu bulunan Merkez Konseyi Başkanımız Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın derhal serbest bırakılmasını bekliyoruz.
Geldiğimiz noktada mevcut iktidar çevreleri topluma demokrasi ve halk sağlığı için yıkım dışında bir şey vaat etmemektedir. Bu yıkım, hekimlerin meşru örgütü olan TTB’nin yargı eliyle muktedirler tarafından baskı altına alınmasında, Merkez Konseyi Başkanı’nın keyfi ve hukuksuz bir biçimde tutuklanmasında kendini göstermektedir. Bu süreci hep birlikte, dayanışmayla aşacağımızı, Şebnem Hocamızı özgürlüğüne kavuşturacağımızı ve yine hep birlikte hekimlik değerleri, mesleki bağımsızlık, toplumun sağlık hakkı, demokrasi ve özgürlük için mücadelemizi sürdüreceğiz. Geçmişte olduğu gibi bugün de kazanan, hekim meslek örgütümüz olacaktır.”
PİRHA- Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyeleri, basın mensuplarıyla Ankara’da bir araya geldi. Basın toplantısında konuşan TTB 2. Başkanı Ali İhsan Ökten, “Hedefleri başta TTB olmak üzere, TMMOB ve tüm meslek birliklerinin kendilerinin istediği şekilde hareket etmesi ya da etkisizleştirilmesidir. TTB hangi iktidar olursa olsun halkın sağlığı, toplumun yararı için doğruyu söylemekten asla vazgeçmemiştir/ vazgeçmeyecektir” dedi.
TTB Merkez Konsey üyeleri ile basın çalışanları Ankara’da bir araya geldi. Programın açılışını yapan Prof Dr. Vedat Bulut, TTB’ye yönelik iktidar baskısına dikkat çekerek birçok meslek örgütünün, hükümetin hedefinde olduğunu ifade etti.
“TTB HER ZAMAN İKTİDARLARIN HEDEFİ OLMUŞTUR”
Toplantının açılış konuşmasını TTB Merkez Konseyi 2. Başkanı Ali İhsan Ökten yaptı. “TTB yine hedef halindedir” diyen Ökten, iktidarlar tarafından neden baskı gördüklerini belirterek, “Özellikle Modern tıptan kapitalist veya endüstriyel tıbba geçiş süreciyle birlikte toplum sağlığı ve koruyucu sağlık mücadelesi veren hekimlerle sağlığın ticaretleştirilmesini isteyen siyasal sistemler veya iktidarlar arasında sorunlar, çatışmalar yaşanmıştır. Bu aslında günümüzün de sorunu değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de ekonomik-siyasal-sosyal-ekolojik-kültürel-sağlık krizleri yaşandığına dikkat çeken Ökten, “Bu duruma kısaca “pankriz” diyebiliriz. Kapitalist sistemin neoliberal politikalarının başta ekonomik, siyasal ve sağlık olmak üzere her açıdan çöktüğü bir süreci yaşıyoruz” dedi.
TTB’nin her zaman iktidarların hedefi olduğunu vurgulayan Ökten, “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı haksız, hukuksuz ve antidemokratik yöntemle şu an tutuklu olarak cezaevindedir. Bununla da kalınmamış, sonrasında Merkez Konseyin görevden alınması için dava açılmış, yetmemiş anayasal koruma altında olmasına rağmen TTB yasa değişikliği gündeme getirilmiştir. Algı operasyonları bunlarla da kalmamış konseyin tüm üyeleri hakkında örgüt üyeliğinden soruşturma açılmıştır” diye belirtti.
Ali İhsan Ökten, TTB’nin neden iktidar tarafından hedefe konulduğuna ise şu sözlerle açıklık getirildi:
“• İyi, nitelikli ücretsiz ve herkese eşit sağlık hizmeti istediği için,
• Toplumsal, koruyucu sağlık hizmetlerini öncelediği için
• Birinci basamağı kuvvetlendirip basamak sistemine geçilmesini önerdiği için,
• Sağlık hizmetlerinin ticaretleşmesine ve özelleştirilmesine karşı çıktığı için,
• Şehir hastanelerine ödenecek miktarın ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini 25 yıl ipotek almasına karşı çıktığı için,
• 3-5 dakikada bir muayenenin hasta ve hekim haklarına karşı olduğu için,
• Hekimlerin ekonomik ve özlük haklarına sahip çıktığı için,
• Aylar sonraya verilen muayene, tetkik ve ameliyat randevularına karşı geldiği için,
• Sağlıkta Dönüşüm Projesinin, kışkırtılmış sağlık politikaları, sağlıkta şiddet, malpraktis, çalışma barışını bozma, niteliksiz sağlık hizmetine dönüştüğünü ve sağlıkta bugünkü çöküşü yıllar önce söylediği için,
• Pandemide sahadan aldığı verileri bilimsel verilerle güçlendirip hakikat üzerinden yaptığı açıklamalarla iktidarın bu konudaki turkuaz tablosunu, kara tabloya çevirdiği için,
• Mezuniyet öncesi ve sonrası tıp eğitiminin niteliksizleştirilmesine karşı çıktığı için,
• Nükleere santrallere, termik santrallere, ekolojik yıkım ve ekolojik krize karşı durduğu, doğaya, ağaca, yeşile, her türlü canlıya sahip çıktığı için,
• Başta Sağlık Bilimleri Üniversitesi olmak üzere atamaların adrese teslim kadrolara açılmasına karşı çıktığı için,
• Pandemide ekonomi ve siyasetin halkın sağlık hakkının önüne geçtiğini söylediği için,
• Üniversitelerde bilimsel özgürlüğü ve özerkliği savunduğu ve kayyum rektörlere karşı çıktığı için,
• Haksız, hukuksuz, antidemokratik uygulamalara karşı çıktığı için,
• Özellikle son 1.5 yıl içinde çok ciddi iş bırakmalar, eylemler ve yükselen hekim ve sağlık hareketi yarattığı için
• Yeni bir proje olarak sunulan Beyaz Reformun aslında Sağlıkta Dönüşüm Projesinin bir devamı olduğunu ve sağlık hizmetlerini daha da çökerteceğini iddia ettiği için,
Kısaca süreci özetleyecek olursam Şebnem hocanın kendi uzmanlık alanı ile ilgili yaptığı bir bilimsel değerlendirmeden sonra algı yönetimi ve kara propaganda başlamış ve hakkında siyasi iktidarın verdiği direktifler doğrultusunda soruşturma açılmıştır.”
“TTB, DOĞRUYU SÖYLEMEKTEN ASLA VAZGEÇMEMİŞTİR”
Basın toplantısında, 10 Ocak Salı günü Ankara’da TTB Merkez Konseyine yönelik “Görevden alma davası” da hatırlatılarak şöyle devam etti:
“Bu dosyanın da içeriği boştur. Bu davanın açılma gerekçesi Konseyin faaliyetleri dışında bulunmaktır. Ancak bu faaliyetler nedir? Bununla ilgili herhangi bir bilgi yoktur. Ancak bir şekilde doldurulacaktır. Veya Şebnem hocanın dosyası ile bir şekilde ilişkilendirilmek istenmektedir.
Son olarak tesadüfen avukatlarımızın öğrendiği bir soruşturma dosyası ise Merkez Konseyin tamamına açılan örgüt üyeliği suçlamasıdır. Konseyin şu an 8 üyesi sağlık bakanlığı veya üniversitelerde çalışan devlet memurlarıdır. Hepimiz işinde olan, hasta bakan, ameliyat yapan, öğrencilere veya asistanlara ders anlatan kimseleriz. Hakkımızda böylesine ciddi bir suçlama nasıl olabilir.
Hedefleri başta TTB olmak üzere, sırada TMMOB olmak üzere tüm meslek birliklerinin kendilerinin istediği şekilde hareket etmesi ya da etkisizleştirilmesidir. Son dönemlerde sıkça yaşadığımız seçimle ele geçiremedikleri yerleri kendi yöntemleri ile kayyum atayarak ele geçirmek ve yönetmek istekleridir.”
“İKTİDAR TTB İLE UĞRAŞACAĞINA SAĞLIKTA YAŞANAN SORUNLARI ÇÖZMEK ZORUNDADIR”
TTB tüm bu baskı, soruşturmalara rağmen tüm örgütü ile normal çalışmasına devam ettiğinin altını çizen Ökten, ” Şu an ülkemizde çok ciddi sağlık sisteminin getirdiği sorunlar vardır. Başta aşı ve ilaç eksiklikleri veya bulunmamaları ile birlikte, aylar sonraya verilen muayene ameliyatı tetkik randevuları, yaşanmaktadır. İktidar TTB ve diğer meslek örgütleri ile uğraşacağına yaşanılan ekonomik, siyasal kriz ve çökme noktasına gelen sağlıkta yaşanan sorunları çözmek zorundadır. TTB hangi iktidar olursa olsun halkın sağlığı, toplumun yararı için doğruyu söylemekten asla vazgeçmemiştir/ vazgeçmeyecektir. Binlerce yıllık hekimlik değerlerimize dayanan Hekimlik Andımızda topluma söz verdiğimiz gibi; “Tehdit ediliyor olsak bile, tıbbi bilgimizi, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri çiğnemek için kullanmayacağız” ifadlerine yer verdi.
PİRHA- Türk Tabipleri Birliği, 10 ve 11 Ocak’ta TTB Merkez Konseyi ile Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya yönelik davalara ilişkin katılım çağrısı yaparak “Bizi susturacaklarını, korkutacaklarını zannedenler bilsin, “bir yemin ettik ki dönmeyiz” dedi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), 10 Ocak’ta TTB Merkez Konseyinin görevden alınması ile 11 Ocak TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın davasına çağrı yaptı. TTB genel Merkezi önünde yapılan basın açıkşamasına çok sayıda hekim destek verdi.
Yapılan eylemde “Hak, hukuk, adalet. TTB susmadı, susmayacak. Emek bizim söz bizim, yürüyoruz umuda. Şebnem hoca onurumuzdur” sloganları atıldı. “TTB’ye dokunma. Mesleğimize ve örgütümüze sahip çıkıyoruz” pankartının açıldığı programda TTB’ye yönelik dava süreçlerine değinildi.
“MÜCADELEMİZ UZUN SOLUKLUDUR”
TTB. 2. başkanı Ali İhsan Ökten’in okuduğu basın açıklamasında, “bu baskı ve karanlık günleri önlüğümüzün beyazı ile aşacağız” denilerek TTB’nin susturulamayacağına vurgu yaptı. Ökten, “Toplumun sağlıklı olabilmesi, ancak sağlığa bütünlüklü yaklaşımla mümkündür. Bizler insanlık tarihiyle aynı geçmişi paylaşan hekimlik sanatına gönül verenleriz; Canlıların yararına her türlü ayrıcalık ve özgünlükle, her canlıyı eşsizliğiyle sağaltan bir yaşatma çabasını ortaya koyanlarız. Ve yaşatma sanatımız barış ve huzurla birlikte anılmıştır. Bundandır her canlı için/doğa için, ayrım yapmadan tüm insanlar için, sadece tedavi eden değil koruyan sağlık için mücadelemiz” dedi.
“TTB, insanlık tarihi kadar köklü böylesi mücadelenin yakın tarihteki somutlaşmış örneklerinden biridir yalnızca” diyen Ökten, “Herhangi bir iktidara yaslanmayı her zaman reddetmiş, eleştirel/bilimsel/etik aklı en büyük dayanağı olmuştur. Mücadelesi uzun solukludur ve onunla baş etmeye çalışanların soluğu yetmemiştir. Tüm sağlık çalışanlarının insanca yaşayabileceği, emeklerinin karşılığını alacağı geliri ve çalışma koşulları sağlanmalıdır” diye konuştu.
“Birileri şimdi güçlü olabilir ancak haklı değiller. Unutmayalım ki gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. TTB’nin en büyük dayanağı toplumdur, hekimlerdir. TTB bu güç ve sorumlulukla üzerinde oluşturulmaya çalışılan algılarla; linç kampanyalarıyla; baskılarla dün olduğu gibi yarın da mücadele edecek birikim ve inanca sahiptir.
Biz bugün burada TTB Genel Yönetim Kurulu (GYK) için bir araya gelmiş olan tabip odalarının yönetici/temsilcileri, TTB kollarının temsilcileri, seçili kurullarımızın temsilcileri, TTB Merkez Konseyi üyeleri olarak hekimlere ve topluma; sağlıklı, emeğimizin sömürülmediği, demokrasi ve barışın bâki olduğu bir gelecek için mücadele edeceğimize buradan bir kez daha söz veriyoruz.
8 Ocak Pazar günü 18.00’da TTB binamızdaki “TTB ile Dayanışma Nöbeti”ne; 9 Ocak Pazartesi günü 18.00’da TTB binamızdaki “Ulusal ve Uluslararası Katılımlı Panel/Forum”a; 10 Ocak Salı 14.30’da TTB Merkez Konseyimizin görevden alınması için Ankara Dışkapı Adliyesi 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki duruşmamıza;
11 Ocak Çarşamba günü 10.00’da TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın İstanbul Çağlayan Adliyesi 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davasına tüm emek demokrasi güçlerini, toplumun tüm kesimlerini bir kez daha davet ediyoruz.
Biliyoruz ki “Dayanışma tüm ezilenlerin inceliğidir” ve inanıyoruz ki bu baskı dolu ve karanlık günleri, dayanışma ve önlüğümüzün beyazıyla aşacağız. Topluma ve hekimlere sözümüzdür: Aynı umutlu ve eylemci iyimserlikle mücadeleye devam…”