Etiket: Şebnem Korur Fincancı

  • Fincancı’nın ifade sürecini takip etmek isteyenler darp edilerek adliyeden çıkarıldı-VİDEO

    Fincancı’nın ifade sürecini takip etmek isteyenler darp edilerek adliyeden çıkarıldı-VİDEO

    PİRHA – TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın ifade sürecini takip etmek üzere adliyeye giden TTB Merkez Konseyi üyeleri ve emek-meslek örgütlerinin temsilcileri, gerekçe gösterilmeden Ankara Adliyesi’ne alınmadı.

    TTB Merkez Konseyi üyeleri ve emek-meslek örgütlerinin temsilcileri, sabah erken saatlerde Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ifade sürecini takip etmek üzere Ankara Adliyesine gitti. Adliye binasına alınmayan TTB yöneticileri ile meslek örgütlerinin temsilcileri, hiçbir gerekçe belirtilmeden adliyeye alınmadı. Karara karşı çıkan gruba polis ve güvenlik güçleri müdahalede bulundu.

    Darp edilerek bina dışarısına çıkarılan TTB yöneticileri ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, durumu alkışlarla protesto etti. Grup ayrıca “Şebnem Korur yalnız değildir. Baskılar bizi yıldıramaz” sloganları attı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • TTB Başkanı Fincancı adliyeye sevk edildi

    TTB Başkanı Fincancı adliyeye sevk edildi

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, adliyeye sevk edildi.

    Adli tıp uzmanı ve Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı 26 Ekim’de Kadıköy’deki evinde gözaltına alınmıştı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Fincancı’nın, TTB Merkez Konseyi Başkanlığı görevine son verilmesi ve yeni başkan seçilmesi yönünde karar alınmasını mahkemeden talep etti.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, bugün sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Kadıköy’de Fincancı protestosuna polis müdahale etti: Onlarca kişi gözaltında

    Kadıköy’de Fincancı protestosuna polis müdahale etti: Onlarca kişi gözaltında

    İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri ile Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu’nun, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınmasını protesto etmek için Kadıköy’de yapmak istediği açıklamaya polis izin vermedi. Alandan gazetecileri de uzaklaştırarak görüntü alınmasını engelleyen polis, onlarca kişiyi gözaltına aldı.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın, kimyasal silah kullanımı iddiasına ilişkin yaptığı açıklamalar nedeniyle gözaltına alınmasını Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri ile Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu İstanbul Kadıköy’deki Süreyya Operası önünde protesto etmek istedi.

    Çevrede yoğun güvenlik önlemi alan çevik kuvvet ekipleri, kaymakamlığın ilçede eylem yasağı kararı aldığını bildirerek, açıklama yapılmasına izin vermedi.

    Bu sırada bir kadın yurttaş, “Kaymakamlık kararının bizim eylemimizle, basın açıklamamızla herhangi bir ilgisi yok. Biz Şebnem Korur Fincancı ile dayanışmak için buradayız. Serbest bırakılmasını istiyoruz hocamızın. O insan haklarını savunduğu gibi, biz de onun haklarını savunuyoruz. Böyle bir şey olamaz. Şebnem Korur Fincancı derhal serbest bırakılsın. Gözaltına alınan gazeteciler derhal serbest bırakılsın” dedi.

    İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri ile Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu’ndan oluşan kitle sloganlar atmaya başlayınca polis saldırdı. Olay sırasında gazetecilere de müdahale eden polis, gazetecileri alandan uzaklaştırarak, görüntü alınmasını engelledi. Onlarca kişi ise gözaltına alındı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Fincancı, gözaltı öncesi PİRHA’ya konuştu: İşkencenin, şiddetin olmadığı bir dünya istiyorum-VİDEO

    Fincancı, gözaltı öncesi PİRHA’ya konuştu: İşkencenin, şiddetin olmadığı bir dünya istiyorum-VİDEO

    PİRHA-Hedef gösterildikten sonra gözaltına alınan TTB Başkanı Prof. Dr. Fincancı, gözaltına alınmadan önce PİRHA’ya yaptığı açıklamada iddiaların araştırılması için tüm tarafların adım atması gerektiğini belirtti. Fincancı, “Gözaltına da alınabilirim, tutuklayabilirler de elbette. Ama söylemek istediklerimizi engelleyecek bir durum olmamalı bu” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, geçen hafta bir televizyon kanalında, TSK’nin kimyasal silah kullandığı iddialarının araştırılmasını istediği için gözaltına alındı. Fincancı, gözaltına alınmadan önce Almanya’nın Köln kentinde hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin PİRHA ve CAN TV mikrofonlarına açıklamalarda bulundu.

    “İDDİALARIN ARAŞTIRILMASI ÇOK ÖNEMLİ”

    Kimyasal silah iddialarının araştırılması gerektiğini belirten Fincancı şunları söyledi:

    “Bir takım iddialar var. Bazı kuşkulu görüntüler var. Bunlar kişilerin kendileri tarafından çekilmiş görüntüler. Tam olarak bilebilme olanağımız yok hangi koşullarda nasıl çekildiğini. Ancak istemsiz hareketleri olan bir kişi görülüyor. Ayrıca ağzından kanlı, köpüklü sıvı geldiğini görüyoruz. Tabii bunlar özellikle de solunum yoluyla etkili olabilecek bir toksik maddeyi düşündürüyor. Bunun araştırılması gerekir. Ölümle sonuçlanmış bir olay olduğu için de özellikle etkili soruşturma ve belgeleme kılavuzumuz olan Minnesota Protokolü’ne uygun bir bağımsız araştırmaya ihtiyaç olduğunu ifade ettim.

    Bu iddiaların araştırılması açısından önemli. Çünkü kimyasal silah kullanımı uluslararası sözleşmelerle yasaklanmıştır. Kullanıldığına dair veriler de ancak araştırma sonucuyla tespit edilebilir. Videoda sadece kuşkulu bir görüntü olduğu ve bu yönde bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Araştırılması gerektiğine ilişkin her açıklamamız aslında refleks olarak bir tepkiyle karşılaşıyor. Bir savunma refleksi geliştirildiğini görüyoruz. Oysa “Evet etkili bir soruşturma tabii ki yapacağız ve bu konuyu araştıracağız” diyebilirler. Kaldı ki böyle bir toksik etki gösteren maddenin ne olduğu, kim tarafından kullanıldığı da dahil olmak üzere belirsiz. Dolayısıyla bütün taraflardan etkili bir soruşturmayı kolaylaştıracak adımlar atması beklenir.”

    “TÜM TARAFLARIN BAĞIMSIZ ARAŞTIRMAYI OLANAKLI KILMASI GEREKİR”

    Fincancı, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin de iddiaların araştırılması için adım atması gerektiğini de belirtirken, şöyle konuştu:

    “Yalnızca Türkiye’nin değil, diğer tarafların da aslında bununla ilgili bağımsız bir araştırmayı olanaklı kılmasına ihtiyaç var. örneğin bağımsız araştırma konusunda adım atmak isteyenleri engellemiş Kuzey Irak yönetimi. Dolayısıyla onlar da bunun tarafı ve bu konuda bir değerlendirme yapmalarına ihtiyaç var. Ama Türkiye hemen hızlı bir refleks gösterdi. Tabii burada gündem değiştirme, özellikle Bartın’da meydana gelen 41 işçinin katliamıyla sonuçlanan maden patlaması gündemdeyken birden gündemi bir başka yöne çekmiş oldular. Bir çarpıtma aslında.

    Daha geçtiğimiz günlerde dezenformasyon yasası adı altında bir sansür yasası çıkardı hükümet. Ama kendileri bir dezenformasyon çabası içine giriyorlar bu durumda. Ve bir savunma refleksi gösteriyorlar bir yandan da. Dezenformasyonun insanların bilgi alma hakkını ihlal ettiğini bir kez daha hatırlatayım. Hem de bununla ilgili etkili soruşturma talep etme bizim yurttaş sorumluluğumuz, devletlerin de yükümlülüğüdür soruşturmayı yapmak. Yükümlülüklerini de hatırlatmış olayım.”

    “KRİMİNALİZE EDİLMEMİZ KABUL EDİLEBİLİR BİR DURUM DEĞİL”

    Fincancı, hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin ise şunları kaydetti:

    “Gözaltına da alınabilirim, tutuklayabilirler de elbette. Ama söylemek istediklerimizi engelleyecek bir durum olmamalı bu. Çünkü bu hepimizin haklarını savunmak adına sessiz kalmamız için herhangi bir şekilde eleştiri yöneltmek, talepte bulunmak, yurttaş haklarımızı talep etmemizi engellemeye dönük bir takım çabalar olabilir. Biz tam da bunun için konuşmak zorundayız. Ben hepsini kabul ediyorum, alıyorum, başımın üstüne koyuyorum.

    İnsan hakları mücadelesi, suçu işleyen kim olursa olsun, o suçun varlığını ve sorumlularını ortaya koymaya dönük bir mücadele. O yüzden hepimizin de sorumluluğu. Bu suçu işleyenler tabi devletin organları olabilir. Bu suçu işleyenler başka örgütler olabilir, yapılar olabilir. Ama insan haklarını koruma devletlerin görevi. Devletlerin işlediği iddia edilen suçların ortaya çıkarılması talebi ya da ortaya çıkarma mücadelesinde bizim kriminalize edilmemiz kabul edilebilir bir durum değil.

    “İNSANLARIN ÖLMEDİĞİ, İŞKENCE GÖRMEDİĞİ BİR DÜNYA, TÜRKİYE İSTİYORUM”

    Her seferinde devleti bir kutsal varlıkmış gibi gösterme çabası aslında bizim yurttaş bilincimizin olmaması ile de ilgili. Bu yüzden hepimizin yurttaş olduğunu, hak özneleri olduğumuzu bir kez daha hatırlatayım. Hekim olarak da tabi ki insan sağlığına zarar veren her türlü etkinliğin varlığı veya iddiası halinde bizim orada sorumluluk almamız gerektiğini unutmayalım. Yurttaş olarak da ben bir arada, barış içerisinde yaşayabileceğim, şiddetin olmadığı, insanların ölmediği, zarar görmediği, işkence görmediği bir dünya ve Türkiye istiyorum. Onun için de mücadeleye devam edeceğim.”

    PİRHA/KÖLN

  • SES İstanbul Şubeleri: Hakikatten yana olan Prof. Dr. Fincancı’nın yanındayız-VİDEO

    SES İstanbul Şubeleri: Hakikatten yana olan Prof. Dr. Fincancı’nın yanındayız-VİDEO

    PİRHA-SES İstanbul Şubeleri hedef gösterildikten sonra gözaltına alınan TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı için basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Sağlık hakkı ve emek mücadelesinde yan yana olduğumuz Türk Tabipler Birliği ve her zaman yaşamdan, hakikatten yana olan Şebnem Korur Fincancı’nın yanında olduğumuzu bir kere daha beyan ediyoruz” denildi.

    Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı‘nın, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) bölgesinde yürütülen askeri operasyonlar sırasında kimyasal silah kullanıldığı iddialarının araştırılması gerektiği yönündeki açıklamaları nedeniyle gözaltına alınmasına tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Şubeleri de düzenlediği basın açıklaması ile Fincancı’nın gözaltına alınmasını protesto etti.

    SES: YAŞAMIN VE HAKİKATİN YANINDAYIZ

    Taksim’de gerçekleştirilen basın açıklamasını SES Anadolu Şube Eş Başkanı Erdal Güzel okudu. “Yaşamın ve hakikatın yanındayız” başlıklı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bir hekim ve insan hakları savunucusu olarak ömrünü halkın sağlığını korumaya ve insan hakları ihlalleriyle mücadeleye adayan, Türkiye’nin bu konularda kilometre taşlarından birisi olan bilim insanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı asla yalnız değildir. Medyaya yansıyan kimyasal silah iddiaları hakkında mikrofon uzatılacak ilk isim elbette ki o ülkenin hekim meslek örgütüdür. Şebnem Korur Fincancı bir hekim olarak mesleki açıdan değerlendirmiş, kimyasal silah kullanıldığı iddiası varsa ve buna bağlı ölümler meydana gelmiş ise bununla ilgili olarak Minnesota Protokolü’ne göre etkili bir şekilde soruşturma yapılması gerektiğini belirtmiştir.

    Bu uluslararası hukuka aykırılık iddiaları ancak etkin ve bağımsız soruşturma yoluyla açıklığa kavuşturulabilecek, iktidar araştırmanın yapılmasını talep etmek yerine, Şebnem Korur Fincancı nezdinde bilimi, hekimlik bilirkişiliğini hedef almıştır. Medya yoluyla yapılanlar da dâhil olmak üzere bir hekim ve insan hakları savunucusu olarak Şebnem Korur Fincancı’nın itibar ve güvenilirliğine zarar veren bir damgalama faaliyeti sürdürülmektedir. Bu yöndeki karalamalar, idari ve yargısal tacizler hiçbir şekilde kabul edilemez.

    “FİNCANCI’NIN YANINDA OLDUĞUMUZU BEYAN EDİYORUZ”

    Bununla birlikte 21 Ekim 2022 tarihinde TTB Hukuk Bürosu tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşme yapılmış, savcılığa medyadan soruşturma  başlatıldığının öğrenildiği belirtilerek talep halinde Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın uygun bir zamanda ifadeye gelebileceği bildirilmiştir. Bunun üzerine savcılık tarafından ifade için uygun bir vakitte davet edileceği bildirilmiş olmasına rağmen Başsavcılık, Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınması sürecini başlatmıştır. Bugün sabah saatlerinde bazı siyasiler tarafından hedef haline getirilmesine rağmen yurtdışından dönerek ifade vermeye gidecek iken şafak baskınıyla gözaltına alınması kabul edilemez. Halk sağlığını savunmak, savaşa karşı olmak, bilimin gerçekliğinde yapılması gerekenleri söylemek suç değildir.

    Son olarak bizler Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri olarak pandemide, sağlık hakkı ve emek mücadelesinde yan yana olduğumuz Türk Tabipler Birliği ve her zaman yaşamdan, hakikatten yana olan Şebnem Korur Fincancı’nın yanında olduğumuzu bir kere daha beyan ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • TTB ve STÖ’lerden açıklama: Suç unsuru yok, Fincancı serbest bırakılmalı-VİDEO

    TTB ve STÖ’lerden açıklama: Suç unsuru yok, Fincancı serbest bırakılmalı-VİDEO

    PİRHA-TTB Merkez Konseyi ve çok sayıda sivil toplum örgütü, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınmasına dair basın açıklaması yaparak, “Bu gözaltı kararı iktidar çevrelerinin uzun zamandır TTB’ye ve TTB yöneticilerine yönelik artırmaya çalıştığı baskının son aşamasını oluşturmuş” dedi. Açıklamada, Fincancı’nın bir an önce serbest bırakılması istendi. 

    TSK’nın, PKK’lilere karşı kimyasal silah kullandığı iddiaları hakkında yaptığı değerlendirmenin ardından yapılan linç edilen ve bugün gözaltına alınan TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı için Ankara’da açıklama yapıldı. Çok sayıda meslek örgütünün katıldığı basın toplantısında TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut, ortak açıklamayı okuyan isim oldu. Prof. Dr. Vedat Bulut, Fincancı’nın ifade ettiği hiçbir şeyin suç unsuru olamayacağını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, kamuoyuna da yansıyan tartışmalar ve kendisine dönük çirkin saldırılar sonucu bugün gözaltına alınmıştır. Ne bu gözaltının ne de soruşturmanın hukuki zemini vardır, zira hocamızın ifade ettiği hiçbir şey suç unsuru değildir.
    Bununla birlikte 21 Ekim 2022 tarihinde TTB Hukuk Bürosu tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşme yapılmış, savcılığa medyadan soruşturma başlatıldığının öğrenildiği belirtilerek, talep halinde Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın uygun bir zamanda ifade için gelebileceği bildirilmiştir. Bu bilgilendirmeye rağmen başsavcılık, Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınması sürecini başlatmıştır ve dahası bu süreci bir gösteriye dönüştürmüştür.
    Geldiğimiz noktada bu gözaltı kararı iktidar çevrelerinin uzun zamandır TTB’ye ve TTB yöneticilerine yönelik artırmaya çalıştığı baskının son aşamasını oluşturmuş, kamuoyunda gelişen tartışmalar bu çabaya yönelik bahane olarak kullanılmıştır.

    “MÜCADELEYİ FİNCANCI’YA SAHİP ÇIKARAK SÜRDÜRECEĞİZ”

    TTB, bahsi geçen tartışmalara dair düşünce ve ifade hürriyeti çerçevesinde gelen eleştirileri dikkatle dinlemekte ve değerlendirmektedir. Ancak bu durum, TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın uğradığı siyasi linci ve maruz kaldığı hukuksuz uygulamaları kabul edeceğimiz anlamına gelmeyecektir. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın, ifadesinin alınıp derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
    Müstebit iktidarın uygulamalarına karşı, demokrasiyi, barışı, bilimin bağımsızlığını, bilim insanlarının ifade özgürlüğünü ve bunlarla yakından ilişkili halk sağlığını koruma mücadelesini Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya ve TTB’ye sahip çıkarak sürdüreceğiz.
    Dr. Şebnem Korur Fincancı, yalnız değildir, onurumuzdur!”

    Yapılan açıklama ardından Fincancı hakkımda alınan gözaltı kararı alkışlarla protesto edilerek “Şebnem Korur Fincancı yalnız değildir” sloganı atıldı.

    PİRHA/ ANKARA

  • TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı gözaltına alındı

    TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı gözaltına alındı

    PİRHA-Kimyasal silah iddialarına dair açıklamaları nedeniyle hedef gösterilen TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İstanbul’da gözaltına alındı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla gözaltı yapılmasına tepki göstererek, “Derhal serbest bırakılsın” dedi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) bölgesinde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığına dair iddialarla ilgili yaptığı açıklaması nedeniyle hedef gösterilen Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla İstanbul’da gözaltına alındı.

    Başsavcılık, Fincancı hakkında soruşturma başlaşmıştı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca Türk Tabipler Birliği Başkanı Korur ve Türk Tabipler Birliği yönetiminin de görevden alınması için Ankara Sulh hukuk mahkemesine talepte bulundu.

    “DERHAL SERBEST BIRAKILSIN”

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla gözaltı yapılmasına tepki göstererek, “TTB Başkanı ve Vakfımızın Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı kabul edilemez bir şekilde gözaltına alınmıştır. Derhal serbest bırakılsın” dedi.

    Avukat Eren Keskin de, “Şebnem Korur Fincancı gözaltına alındı. Bir Adli Tıp hekimi, TTB başkanı çağrılınca ifadeye gidecekken gözaltına alınıyor. Gözaltında tutulan gazeteciler ve Şebnem Korur Fincancı.. Sizi asla yalnız bırakmayacağız” şeklinde tepki gösterdi.

    PROF. DR. FİNCANCI NE DEMİŞTİ?

    Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Irak’ın kuzeyinde PKK’ye yönelik yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirterek, “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

    Açıklamasında, bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor” demişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB: Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz

    TTB: Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz

    PİRHA-Kimyasal silah iddialarına yönelik açıklamaları nedeniyle hedef gösterildikten sonra hakkında soruşturma başlatılan Prof. Dr. Şebnem Korur ile ilgili olarak yazılı bir açıklama yayımlayan TTB, “Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) yazılı bir açıklama yayımlayarak TTB Merkez Konsey Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında başlatılan soruşturmaya tepki gösterdi. Açıklamada “Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz” denildi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) bölgesinde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığına dair iddialarla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu bir açıklama yapmış ve “Konuyu Meclis gündemine taşıyacağım” demişti. Partisinin il eş başkanları toplantısının açılışında gündeme ilişkin konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, TSK tarafından Irak’ın kuzeyinde yürütülen askeri operasyonlar sırasında kimyasal silah kullanıldığı iddialarının bağımsız heyetler tarafından incelenmesi gerektiğini söyledi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da “Bu görüntülere TBMM sessiz kalamaz” mesajını paylaşmıştı.

    İddialara için “Bu yönde bir iddia varsa soruşturma başlatılmalı” açıklaması yapan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında ise soruşturma başlatıldı.

    “FİNCANCI’NIN HEDEF GÖSTERİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    “Yaşamın ve Hakikatin Yanındayız” başlığıyla yazılı bir açıklama yayımlayan TTB şu ifadelere yer verdi:

    “Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın bir yayın organında uzmanlık alanına dair yaptığı açıklamaların ardından hedef gösterilmesini üzülerek takip etmekteyiz. Şebnem Korur Fincancı hocamız her zaman yaşamın ve yaşatmanın yanında; silahın ve şiddetin karşısında yer almıştır. Bu yönüyle kanalın yayın politikası ve haber diliyle hocamızın ifade ettikleri arasında bir bağ yoktur.

    Şebnem Korur Fincancı’nın hiçbir kurum ve kuruluşu hedef almayan, hakikatin ortaya çıkmasına yönelik bilimsel yöntemi dile getirdiği açıklamaları nedeniyle hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz. Birçok etik ilke ve uluslararası sözleşme hekimler olarak bizlere, yaşamın ve yaşatmanın yanında yer alma sorumluluğunu vermektedir. Bizler de dün olduğu gibi, bugün de yaşamın ve hakikatin yanında olmayı sürdüreceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlatıldı

    TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlatıldı

    PİRHA-Hedef gösterilen Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Federal Kürdistan Bölgesi’nde yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklama yapan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlattı. Başsavcılık yaptığı açıklamada, Fincancı hakkında “örgüt propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamalarından soruşturma başlatıldığını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • 6 kurumdan Balaç ve Yıldırım için ortak açıklama: Yaşamalarını istiyoruz!

    6 kurumdan Balaç ve Yıldırım için ortak açıklama: Yaşamalarını istiyoruz!

    PİRHA-Adil yargılanma ile cezaevlerinde yaşanan ağır hak ihlallerinin sona ermesi talebiyle ölüm orucunda olan Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım için basın toplantısı düzenleyen TTB, SES, TİHV, İHD, ÖHD ile ÇHD, “Cezaevlerinde yaşam ve sağlık hakkı mücadelesi toplumun her kesiminin sorumluluğudur. Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım’ın yaşamasını istiyoruz” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ile Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ölüm orucunda olan Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım için TTB Genel Merkezi’nde basın açıklaması düzenledi.

    Ankara’daki Sincan Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan Sibel Balaç ölüm orucunun 228’inci gününe girerken, 6 yılı aşkın süredir tutuklu olan Gökhan Yıldırım ise ölüm orucunun 222’nci gününde. Balaç ve Yıldırım’ın sağlık durumlarının gün geçtikçe kötüleştiğini belirten 6 kurum, taleplerin bir an önce yerine getirilmesini istedi. Kurumlar adına basın açıklamasını TTB Ankara Yönetim Kurulu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu okudu.

    “EYLEMLERİN SONLANDIRILMASI İÇİN GEREKLİ KOŞULLAR SAĞLANMALI”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Cezaevlerinde yaşam ve sağlık hakkı mücadelesi toplumun her kesiminin sorumluluğudur. Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım’ın yaşamasını istiyoruz. Sibel Balaç adil yargılanma talebinin yanı sıra cezaevlerinde yaşanan ağır hak ihlallerinin sona ermesi talebiyle 19 Aralık 2021 tarihinde kendisi tarafından “ölüm orucu” olarak nitelendirilen açlık grevi eylemine başlamıştı. Hala Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Gökhan Yıldırım ise 25 Aralık 2021 tarihinde adil yargılanma talebi ve cezaevlerinde yaşanan ağır hak ihlallerinin sona ermesi talebiyle kendisi tarafından “ölüm orucu” olarak nitelendirilen açlık grevi eylemine başlamıştı.

    Avukatı, Balaç’ın sağlık durumuna ilişkin olarak açlık grevine 85 kilo olarak başladığı, 24 Temmuz 2022 tarihinde tartıldığında 46 kilo olduğunu bildirmiştir. Sibel Balaç görüşmede, oturmakta güçlük çektiğini, baş dönmesi, çarpıntı, kulak çınlaması, sürekli mide bulantısı yaşadığını, ağız içi ve çenesinde yaralar çıktığını, el, ayak yanmaları ve uyuşmaları yaşadığını, TTB’den gelecek bağımsız bir heyet haricinde hekimler ile görüşmeyi kabul etmeyeceğini ifade etmiştir.

    Gökhan Yıldırım’ın ise açlık grevine 62 kilo olarak başladığı, son ölçümde ise 42 kilo çıktığı bildirilmiştir. Yıldırım, görüşmede vücudunun birçok yerinde yanma hissettiğini ifade etmiştir. Her ikisinin de sağlık durumundaki bu olumsuzluklar bizleri endişelendirmektedir. Bu bulgular insan sağlığı için geri dönüşümsüz bir sürecin belirtisi olabilir. Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım’ın yaşam hakkının korunması için başta adil yargılanma olmak üzere taleplerinin bir an evvel karşılanarak, eylemlerini sonlandırmaları için gerekli koşulların acilen sağlanması gerektiğini vurguluyoruz.”

    “ADALET BAKANLIĞI, AÇLIK GREVLERİNE İLİŞKİN HİÇBİR REFLEKS GÖSTERMEDİ”

    TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı ise açlık grevlerine karşı Adalet Bakanlığı’nın refleks göstermediğini belirterek, “Aslında cezaevleri uzun zamandır sağlık sorunlarının yaşandığı ama bu sorunlara da özellikle Adalet Bakanlığı’nın kulak tıkadığı yerlere dönüşmüş durumda. Adil yargılanma hakkının ise ciddi şekilde ihlal edildiğini biliyoruz. Kelepçeli muayene ile muayene sırasında içeride kolluk bulundurulması ile ilgili yeni bir düzenleme yapılacağı ifade edilmişti. Bu yeni düzenleme ile de ayrımcılığı yeniden hayatımıza getirmek istediklerini gözlüyoruz. Adalet Bakanlığı açlık grevlerine ilişkin hiçbir refleks göstermiş değil. Açlık grevleri iletişim ile çözülebilecek süreçler. Eğer iletişim kurulmazsa olabilecekleri de son birkaç yıl içerisinde hep beraber yaşamış olduk” dedi.

    “HASTA MAHPUSLAR SERBEST BIRAKILSIN”

    Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın talepleri ise şöyle:

    • Dijital delillerle gizli tanık ve itirafçı tanıklarla yürütülen yargılamalara son verilsin.
    • Keyfi disiplin cezalarına son verilsin.
    • Hasta mahpuslar serbest bırakılsın.
    • Hapishanedeki kitap, dergi kısıtlamalarına son verilsin.
    • Hapishanedeki sohbet hakkının eksiksiz uygulanması.
    • Yozlaştırmaya karşı mücadele edenlere verilen cezalar iptal edilmeli.
    • Tarafımıza verilen hapis cezaları iptal edilmeli.
    • Halkımızın hak ve özgürlükler adalet mücadelesi engellenmemeli.
    • Ağırlaştırılmış müebbet infaz yasası tutsaklar lehine değiştirilmeli.

    NE OLMUŞTU?

    Zihinsel engelliler öğretmenliği yapan Sibel Balaç, sürgün ve mobbinge uğradığını söyleyerek 2018 yılında görevinden istifa etti. Balaç, aynı yıl, Kanun Hükmü Kararname’yle (KHK) işinden ihraç edilen memur, öğretmen ve akademisyenlerin, Ankara’daki Yüksel Caddesi’nde gerçekleştirdikleri “işimi geri istiyorum” eylemlerine katıldı. Yüksel Caddesi’ndeki eylemcilerle birlikte 10 Aralık 2018’de gözaltına alınan Sibel Balaç, 18 Aralık’ta çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Balaç 8 yıl 1 ay 15 gün hapse mahkum edildi. Balaç, 228 gündür açlık grevinde.

    35 yaşındaki Gökhan Yıldırım ise, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın gerekçeli kararına göre, “Örgüt üyeliği, ulaşım araçlarının alıkonulması, kasten yaralama, konut dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme, tehdit, kamu malına zarar verme, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma, resmi belgede sahtecilik” suçlarından 46,5 yıl hapse ve 1800 lira adli para cezasına mahkum edildi. Yıldırım 222 gündür açlık grevinde.

    PİRHA / ANKARA

  • TTB, topladığı 100 bin imzayı Sağlık Bakanlığı’na iletti

    TTB, topladığı 100 bin imzayı Sağlık Bakanlığı’na iletti

    PİRHA- TTB üyeleri, ‘Sağlığımız İçin Hekimlere Kulak Verin’ sloganıyla başlattıkları kampanya kapsamında topladıkları 100 bin imzayı Sağlık Bakanlığı’na iletti. Bakanlık önünde konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Profesör Doktor Şebnem Korur Fincancı, “Etkili sağlıkta şiddet yasasına ihtiyacımız var” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, 19 Nisan’da başlattığı ‘Sağlığımız İçin Hekimlere Kulak Verin’ kampanyası kapsamında bir kez daha Sağlık Bakanlığı önünde bir araya gelerek, taleplerini yineledi.

    Bakanlık önünde açıklama yapmak isteyen doktorlara polis izin vermedi. Bakanlığın yanında bulunan Ankara Şehir Hastanesi önüne geçen doktorlar açıklamalarını burada yaptı.

    Yapılan açıklamaya TTB Merkez Konseyi Başkanı Profesör Doktor Şebnem Korur Fincancı ve sağlık emekçilerinin yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu da katıldı.

    “SİYASİ OTORİTE SAĞLIKÇILARI DÜŞMANLAŞTIRIYOR”

    Doktorlar adına hastane önünde açıklama yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, toplumun sağlık hakkı için mücadele ettiklerini ve nitelikli sağlık hizmeti vermek istediklerini dile getirdi.

    Fincancı, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Güvenli ortamlarda, güvenceli koşullarda çalışmak istiyoruz dedik. Yıllardır yürüttüğümüz mücadelenin karşılığını göremeden, mücadelemizi ötekileştirme ve düşmanlaştırma davranışı gösteren siyasi otoriteyle sürdürmek zorunda kaldık. Sağlık ortamında yaşanan sorunlardan sanki sağlık emekçileri sorunluymuş gibi algılanmasının önüne geçmeye çalışıyoruz. 5 dakikada sağlık hizmeti vermek mümkün değil. Bu mutsuzluğu, yetememe halini iki tarafta yaşıyor. Asıl sorumluları işaret etmek gerekiyor. Sağlık otoritesine, siyasi otoriteye bu sağlık politikalarıyla devam edilemeyeceğini hatırlatmak gerekiyor. Şehir şirket hastaneleri modelinden vazgeçmek gerekiyor. Bütçenin önemli bir kısmı bu binanın kirasına ayrılıyor.”

    “SUÇLU OLDUKLARINI HATIRLATACAĞIZ”

    Mücadeleden vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Fincancı, “Etkili sağlıkta şiddet yasasına ihtiyacımız var. Salgında yitirdiğimiz tüm meslektaşlarımız için Kovid 19’un meslek hastalığı sayılması gerekiyor. Bu uygunsuz koşullarda hekimleri sağlık emekçilerini çalışmaya zorlamak için uygulanan baskılara son verilmesi gerekiyor. Mobbingle, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile arşiv taraması adı altında aslında yapılan güvenlik soruşturmalarıyla baskıcı uygulamaların son bulması gerekiyor. Sağlık Bakanlığı’na, yeterli düzenlemeleri yapmadıkları, toplumun sağlık hakkını ihlal ettikleri için suçlu olduklarını hatırlatacağız” dedi.

    “İKTİDAR SAĞLIK ALANINDA İFLAS ETTİ”

    Fincancı’nın ardından konuşan HDP Milletvekili Gergerlioğlu ise, “Aylar önce meslektaşımız kadın doğum asistanı Rümeysa Berin Şen, ağır ve yorucu bir nöbetten sonra trafik kazasında hayatını kaybetti. Kamuoyunun gündemine geldi. Koca’ya bunu hatırlattık ve kamuoyu baskısıyla sağlık çalışanları haklıdır diyerek bir yasa çıkarıldı. Cumhurbaşkanının azarlamasıyla yasa iptal edildi. Konya şehir hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Ekrem Karakaya bir cani tarafından vurularak öldürüldü yine gündeme geldi, yine unutulmaya yüz tuttu. Geçtiğimiz sene bin 500 hekim yurtdışına gitti. Bu sene sonuna kadar 3 bin 300’ü bulan hekimin gideceği tahmin ediliyor. Hekimin yetişmesi için milyarlar harcanan bu ülkede, büyük emeğin ve birikimin yurtdışına iktidar eliyle gönderilmesi demektir. Halkın sağlık hakkına yönelik iktidarın ihlali demektir. Sağlıkta kısır döngü ve şiddet devam edecektir. Önlemlerin alınması gerekiyor,  hastanelerde X RAY cihazları olması lazım. Beyaz kod vakalarının bu kadar arttığı hastanelerde yeterli önlemlerin alınmamasıyla gerçekleşen yeni şiddet olaylarının faili Sağlık Bakanlığı olacaktır. Sağlığın siyasetin üstünde bir mesele olduğunu hatırlatıyorum” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • İstanbul’da Adalet Nöbeti, Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutuklular için tutuldu-VİDEO

    İstanbul’da Adalet Nöbeti, Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutuklular için tutuldu-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Adalet Sarayı önündeki 102’inci Adalet Nöbeti, Avukat Aysel Tuğluk ile tüm hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla tutuldu. AİHM kararlarının uygulanması talebiyle yapılan açıklamada konuşan Av. Mebuse Tekay, “Bugün görüyoruz ki hekimler ve hakimler ya politik husumetle ya da aldıkları talimatla davranıyorlar. Bunların ikisi de suç oluşturuyor” dedi.

    Avukatlar tarafından İstanbul Adalet Sarayı önünde tutulan ‘Adalet Nöbeti’nin 102’inci buluşması Av. Aysel Tuğluk ile tüm hasta tutuklular için gerçekleştirildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması talebiyle yapılan açıklamada, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Av. Mebuse Tekay ile Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkan Yardımcısı Av. Gürkan Altun söz aldı.

    “POLİTİK HUSUMET YA DA TALİMATLA DAVRANIYORLAR”

    Sözlerine Rusya ile Ukrayna arasında başlayan çatışmalara değinerek başlayan Av. Mebuse Tekay, “Umuyorum ki barışla son bulur” dedi. AİHM kararlarının uygulanmamasını eleştiren Tekay şunları söyledi:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen Selahattin Demirtaş ile Osman Kavala hala tutuklu bulunuyor. Bu yüzden kaygılı ve kuşkuluyuz. Bugün iki odak noktamız var. Biri hasta tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılmasına karar vermeyen hekimler, diğeri de AİHM kararlarını uygulamayan hakimler. Her iki kesim de aslında tarafsız ve bağımsız karar vermek zorunda olan, muayene ettiği hastayı ya da yargıladığı kişiyi siyasi görüşlerine veya etnik kimliğine göre etkilenmemesi gerekir. Bugün görüyoruz ki hekimler ve hakimler ya politik husumetle ya da aldıkları talimatla davranıyorlar. Bunların ikisi de suç oluşturuyor.”

    “TÜRKİYE’DE BİR ADLİ TIP SORUNU VARDIR”

    TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı ise Türkiye’de bir Adli Tıp sorunu olduğunu belirtti. Fincancı, “Savaşların halk sağlığı sorunu olduğunu bir kez daha hatırlatalım. İnsanlığa karşı suçların ötesinde bir halk sağlığı sorunudur ve bunun ne anlama geldiğini çok yakından bu topraklarda da gözlüyor ve yaşıyoruz. Biz bu topraklarda pek çok acıyı yaşıyoruz. Bunlardan biri de özgürlüğünden alıkonulmuş olanların bunun ötesinde cezalandırılmaya, bir intikam alma sürecine dahil edilmeleridir. Devlet neredeyse yirmi yıldır ölüm cezasını yasalarından çıkartmış olabilir ama fiilen ölüm cezasını uygulamaktadır. Nasıl? Hasta mahpuslar üzerinden onları görmeyerek, tek başında dahi kalamayacak hücrelerde kalmasına göz yumarak uygulamaktadırlar. Tutuklular sağlık hakkına erişmede çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Türkiye’nin bir Adli Tıp sorunu vardır” ifadelerini kullandı.

    “HUKUK GÜVENLİĞİ ORTADAN KALKMIŞTIR”

    TBB Başkan Yardımcısı Gürkan Altun da şöyle konuştu:

    “Ülkemizde hukuk güvenliği ortadan kalkmıştır. OHAL’in olağanlaştığı bir süreçte gazetecilere, akademisyenlere, siyasilere ve biz avukatlara toplumun bütün muhalif kesimlerine yönelik haksız ve hukuksuz uygulamalar, hukuka aykırı gözaltı ve tutuklama gibi birçok uygulama bugünkü mevcut yargı pratiği, mahkemelerin ve yargı sisteminin siyasal etki ve baskı altında olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Avukat Aysel Tuğluk ve yaşadıkları ağır sağlık sorunları nedeniyle cezaevlerinde tedavileri mümkün olmayan tüm tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması gerekmektedir. Yurttaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin güvencesi, koruyucusu ve kollayıcısı olan avukatlar olarak adalet talebimizi bir kez daha yüksek sesle haykırıyoruz. Hukuksuzluğa karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Hekimler, Meclis önünden iktidara seslendi: 8 Şubat’ta g(ö)revdeyiz! -VİDEO

    Hekimler, Meclis önünden iktidara seslendi: 8 Şubat’ta g(ö)revdeyiz! -VİDEO

    PİRHA- TTB, sağlık çalışanlarının özlük haklarını içeren düzenlemenin Meclis’e getirilmesi için 26 Ocak’ta başlattığı ‘Beyaz Nöbet’ eylemi kapsamında Meclis önünde basın açıklaması yaptı. Hekimler adına açıklamayı okuyan TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Bizleri duymak görmek istemeyen emeğimize, haklarımıza, sağlık hakkımıza göz dikmiş iktidara cevabımızı 8 Şubat’ta vermek g(ö)revimizdir” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), sağlık çalışanlarının özlük haklarını içeren düzenlemenin Meclis’e getirilmesi için 26 Ocak’ta başlattığı ‘Beyaz Nöbet’ eylemi kapsamında Meclis önünde basın açıklaması yaptı. Meclis’in Çankaya Kapısı önünde yapılan eylemde ‘Özlük haklarımız verilsin, sağlıkta şiddeti önleme yasası çıkarılsın’ pankartı açılırken, hekimler sık sık, ‘Bu daha başlangıç mücadeleye devam’, ‘TTB burada bakan nerede’, ‘Direne direne kazanacağız’, ‘Çalışırken ölmek istemiyoruz’ sloganları attı.

    Hekimler, TBMM Çankaya Kapısı önünde basın açıklaması yapmak için TTB Genel Merkezi’nde bir araya geldi. CHP, HDP, Gelecek Partisi ve Sol Parti temsilcileriyle çok sayıda STK da hekimlere destek verdi.

    Meclis önünde yapılan açıklamada söz alan Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Ali Karakoç, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın randevu taleplerine olumlu yanıt vermediğini belirterek; “Meclise sesleniyoruz. ‘Sağlık çalışanlarının hakları ödenemez dediniz’ ödemediniz. Biz haklarımızı aramaya devam edeceğiz. Acil sağlık hizmeti dışında sağlık hizmetini 8 Şubat’ta durduracağız” dedi.

    Sağlık çalışanları adına açıklama yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, sağlık çalışanlarının özlük haklarına yönelik Meclis’e düzenleme getirilmezse 8 Şubat’ta greve gideceklerini duyurdu.

    “ÖZEL HASTANELERDE EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR”

    Dünya ülkeleri arasında en az maaş alan hekimlerin Türkiye’de olduğunu söyleyen Fincancı, geçtiğimiz Ekim ayına kadar üç bin hekimin emekli olduğunu ve emeklilik oranında önceki dönemlere göre artış olduğunu ifade etti.

    Fincancı, bu durumun ‘emekli olan hekimlerin artık çalışmaması değil çoğunun özel sağlık kuruluşlarında çalışmaya devam etmek zorunda kalması’ anlamına geldiğini belirterek; “Özel hastaneler siyasi iktidarın karını arttırıp sağlıkçıların özlük haklarını yok sayıyor. Özellerdeki emek sömürüsüne son demek için buradayız. Bugün işyeri hekimlerinin iş ve gelir güvencesi, mesleki bağımsızlığının güvence altına alınmalıdır demek için buradayız. Bugün, son 10 yılda yurtdışına göç eden hekim sayısı 24 kat arttı, yalnızca bir ayda 197 hekim Türk Tabipleri Birliği’ne yurtdışında çalışma belgesi için başvurdu ki bu sayı 2012 yılının toplamında yapılan başvurunun üç katından fazladır demek için buradayız” şeklinde konuştu.

     “BIÇAK KEMİĞİ DELDİ GEÇTİ, ARTIK YETER”

    Pandemi sürecinde iktidar ve Sağlık Bakanlığı’nın hiçbir bilimsel tedbir almadığını ve alınan önlemleri de ortadan kaldırdığını kaydeden Fincancı; “Kovid-19 Meslek Hastalığı Yasası’nın çıkarılması için Meclis önündeyiz. Bugün, 36 saat nöbet sonrası bir hekim arkadaşımızı kaybettik artık böylesi acılar yaşamak istemiyoruz. Uzmanlık eğitimi almak bir haktır ve bu hak keyfiyete, yöneticilerin insafına bırakılamaz demek için buradayız. Sağlık Bakanı, ekim ayından beri artık yeter, bıçak kemiği deldi geçti diyerek ‘Emek Bizim Söz Bizim’ eylem süreci başlattık. Bizlerin haklı talep ve tepkilerini görmezden gelemeyerek Meclis’e apar topar bir yasa taslağı geldi” ifadelerini kullandı.

     “NEDEN O MEVKİDESİNİZ?”

    ‘Sağlık Bakanı olarak sağlık çalışanlarına sahip çıkamıyorsanız neden o mevkidesiniz?’ diye soran Fincancı, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Neden hekimlerin, sağlık çalışanlarının temsilcilerini dinlemekten onların karşısına çıkmaktan bu kadar çekiniyorsunuz? Taleplerimizde ve dile getirdiklerimizde haksız olan bir şey varsa artık siz de konuşun. Yasanın geri çekilmesini sağlayan partilere, iktidara soruyoruz neden geri çektiniz yasa tasarısını? Daha iyisini getireceğiz dediniz ama iki ayı geçti neden hekimlere/sağlık çalışanlarına bir açıklama yapmıyorsunuz? Meclis’in önünde tüm vekillere emeğimize haklarımıza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Artık bizlerin sesine ses verme vaktidir.”

     “İKTİDARA CEVABIMIZI 8 ŞUBAT’TA VERMEK G(Ö)REVİMİZDİR”

    Meclis’e herhangi bir düzenleme getirilmediği takdirde 8 Şubat’ta greve gidecekleri bilgisini veren Fincancı, son olarak; “Bizleri duymak görmek istemeyen emeğimize, haklarımıza, sağlık hakkımıza göz dikmiş iktidara cevabımızı 8 Şubat’ta vermek g(ö)revimizdir. Ve bilmelidirler ki bu emeğimiz ve haklarımız için yapacağımız son, tek günlük g(ö)revdir. Başta 14 Mart’a kadar olmak üzere haklarımızı alana kadar ‘Emek Bizim Söz Bizim’ demeye, haklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Eylem alkış ve sloganlarla son buldu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • TTB’nin Beyaz Yürüyüş’ü Ankara’ya ulaştı: Bu sağlık sistemi, sağlıksızlık üretiyor

    TTB’nin Beyaz Yürüyüş’ü Ankara’ya ulaştı: Bu sağlık sistemi, sağlıksızlık üretiyor

    PİRHA- Türk Tabipleri Birliği’nin, hekimlerin yaşadığı sorunlara karşı başlattıkları ‘Beyaz Yürüyüş’ Ankara’ya ulaştı. Eylemde yapılan basın açıklamasında konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı; “Sağlığı alınıp satılan bir metaya; hastaneleri işletmeye; hastaları müşteriye ve sağlık emekçilerini köleye çeviren ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’, gelinen aşamada sağlık sistemini tamamen çökertmiştir” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) ‘Emek Bizim, Söz Bizim’ sloganıyla 23 Kasım’da İstanbul’dan başlattıkları Beyaz Yürüyüş Ankara’ya ulaştı. Yürüyüş boyunca İstanbul, Kocaeli, Bursa ve Eskişehir’deki tabip odaları ile basın açıklamaları gerçekleştiren temsili yürüyüş ekibi, TTB Genel Merkezi önünde doktorlar tarafından çiçeklerle ve alkışlarla karşılandı.

    TTB önüne ‘Bu daha başlangıç, yaşamak yaşatmak istiyoruz’ sloganıyla yürüyen hekimler polis tarafından durduruldu ancak yapılan görüşmelerin ardından hekimlerin yürüyüşü tekrar devam etti.

    TTB merkezi önünde toplanan hekimler sık sık ‘Hekimler yürüyor mücadele büyüyor’, ‘Sağlıkta şiddet sona ersin’, ‘Sağlık hakkı satılamaz’, ‘5 dakikada sağlık, hekimlik olmaz’, ‘Sağlıkta tasarruf ölüm demektir’, ‘Kadın cinayetleri politiktir’ ve ‘Hastaneler halkındır satılamaz’ sloganları attı.

    Hekimlerin eylemine Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yanı sıra birçok sivil toplum kuruluşu ve temsilcileri katıldı.

    “BU SAĞLIK SİSTEMİ, SAĞLIK DEĞİL SAĞLIKSIZLIK ÜRETMEKTEDİR”

    Tamamlanan Beyaz Yürüyüş sonrasında, TTB Merkez Konseyi adına basın açıklaması okundu. TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı tarafından okunan basın açıklamasında, Kasım 2021 tarihinde Sağlık Bakanlığı’ndan talep edilen randevuya hala geri dönüş yapılmadığı vurgulanarak, 390 günün geride kaldığı hatırlatıldı. Fincancı sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Sağlık Bakanı sağlıkla ilgili sorunları sağlık emekçilerinin, hekimlerin temsilcileriyle konuşmaktan sürekli kaçmaktadır. Sağlıkla ilgili sorunları yalnızca tweet atarak, sayılarla oynayarak çözeceğini zannedenler; bilim insanlarını, sağlık emekçilerini, hekimleri dinlemeyenler, bugün sağlık sistemindeki bu kötü gidiş nedeniyle kaybettiğimiz her canımızın da sorumlusudurlar. Sağlığı alınıp satılan bir metaya; hastaneleri işletmeye; hastaları müşteriye ve sağlık emekçilerini köleye çeviren ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’, gelinen aşamada sağlık sistemini tamamen çökertmiştir. 5 dakikada bir verilen randevuyla sağlık ve hekimliği 5 dakikaya sığdırmaya çalışan; bir hekimin günde 100 hastaya bakmasını öngören bu sağlık sistemi, sağlık değil sağlıksızlık üretmektedir.”

    “TÜRKİYE, COVİD-19’A BAĞLI EN ÇOK VAKA VE ÖLÜMÜN GÖRÜLDÜĞÜ ÜLKELERDEN BİRİ OLMUŞTUR”

    Toplumun nitelikli sağlık hizmeti alma hakkının elinden alındığını belirten Fincancı,“Sağlığa erişim giderek zorlaşmakta, ekonomik krizin derinleştiği koşullarda katkı, katılım payları ile yurttaşın cebinden giderek daha fazla para çıkmaktadır. Covid-19 pandemisi boyunca iktidarın tercihini toplumdan yana kullanmadığı, salgının aklın ve bilimin gereklerine göre değil ekonominin ihtiyaçlarına göre yönetildiği bir sürece hepimiz tanıklık ediyoruz. Covid-19 salgını siyasal iktidar tarafından kötü yönetiliyor: Temaslı takibi yapılmamaya, etkisi olmadığı bilinen ve milyonlarca dolar verilen ilaçlar dağıtılmaya devam ediliyor. Bunun üzerine bir de her gün 200 civarında insanımızın yaşamını yitirmesine rağmen toplumda duyarsızlaşma ve kanıksanma hali yaratılıyor. Uyarılarımıza rağmen yanlış sağlık politikalarında ısrar, pandemi sürecinde sosyal cinayetlere neden oldu. Yurttaşların, sağlık emekçilerinin ölümleri durdurulamamış; Türkiye, Covid-19’a bağlı en çok vaka ve ölümün görüldüğü ülkelerden biri olmuştur” şeklinde konuştu.

    “GERÇEK VAKA VE ÖLÜM SAYILARI AÇIKLANMIYOR”

    Pandeminin halk sağlığı önemsenerek yönetilmediğini dile getiren Fincancı, “Toplumu, yerel yönetimleri, emek-meslek örgütlerini, bilim insanlarını, uzmanlık derneklerini, demokratik kitle örgütlerini salgınla mücadele sürecine dahil etmeyerek pandeminin yıkıcı sonuçlarının önüne geçmemiş iktidar, fazladan ölümlerin sorumlusudur. Haziran ayında açıklanması gereken TÜİK 2020 Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri 5 aydır açıklanmazken, tüm bu ölümlerin sorumlularından biri olan Sağlık Bakanı ölümlerin, resmi sayıların 3 katı olduğunu söyleyerek salgını yönet(e)memeyi, sosyal cinayeti itiraf etmiştir” dedi.

    HEKİMLER TALEPLERİNİ BİR KEZ DAHA DİLE GETİRDİ

    Açıklamanın sonunda TTB’nin, sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi için vurguladığı talepler sıralandı:

    -Sadece hekimler için değil tüm sağlık emekçileri için insanca yaşayacağımız emekliliğe yansıyan temel ücret istiyoruz.

    -Performans sisteminin kaldırılmasını, döner sermaye uygulamasına son verilmesini, sabit maaşımızın bunlara muhtaç etmeyecek, emekliliğe yansıyacak şekilde düzenlenmesi istiyoruz.

    -Çalışma koşullarımızın iyileştirilmesi, insanca çalışma süreleri istiyoruz.

    -7200 ek gösterge ve tüm sağlık emekçilerine pandemide çalışılan her yıl için 120 gün yıpranma payı istiyoruz.

    -Sağlıkta şiddete karşı caydırıcı, içi boşaltılmamış, uygulanan bir yasa istiyoruz.

    -KHK ve güvenlik soruşturmaları ile işinden alı konulmuş tüm sağlık çalışanlarının derhal işlerine başlatılmasını istiyor

    -Şehir hastanelerinin kamulaştırılmasını istiyoruz.

    -Herkese eşit, parasız, nitelikli, ulaşılabilir, anadilinde sağlık hizmetinin sunulduğu basamaklandırılmış bir sağlık sisteminde çalışmak istiyoruz.

    -Sağlık Bakanlığı, yabancı uyruklu, YÖK kadrosu ayrımı yapılmaksızın tüm asistanların emeklerinin karşılığını aldığı; çekirdek eğitim müfredatına uygun, asistan hekimlerin tüm süreçlerde söz sahibi olduğu bir uzmanlık eğitimi istiyoruz.

    -Özgür, özerk, eşitlikçi, demokratik üniversite ve tıp fakülteleri; nitelikli tıp eğitimi istiyoruz. İntörn hekimlerin en az asgari ücret ve sigorta ile çalıştırılmasını istiyoruz.

    -Sağlık alanındaki yöneticilerden kaynaklı mobbingin son bulmasını, liyakata dayalı atamaların yapılmasını istiyoruz.

    -Özel hastanelere değil kamu hastanelerine bütçe ayrılmasını istiyoruz.

    -Hiçbir insani ve bilimsel temeli olmayan 5 dakikada bir muayene dayatmasına son verilmesini; hastalarımıza en az 20 dakika ayırabildiğimiz bir sağlık sistemi istiyoruz.

    -Aile hekimliği ceza yönetmeliğinin geri çekilmesini, 1. basamak sağlık sisteminin bölge tabanlı olacak şekilde yeniden düzenlenmesini istiyoruz.

    -Özel hastanelerde hekim ve sağlık emekçilerin fazla çalıştırılmasına ve ciro baskısına son verilmesini istiyoruz.

    -Covid-19’un illiyet bağı aranmaksızın meslek hastalığı sayılmasını istiyoruz.

    ‘BEYAZ FORUM’DA EYLEM TAKVİMİ BELİRLENECEK

    Hekimler, basın açıklamasının ardından saat 13:00 ile 16:00 arasında yapacakları ‘Beyaz Forum’ için Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’ne geçti. Hekimler, düzenledikleri forumda sorunlarını ve sorunlarının çözümünü konuşarak eylem takvimi belirleyecek. Forum verilecek konserin ardından son bulacak.

    PİRHA/ANKARA

  • TTB, İstanbul’dan Ankara’ya ‘Beyaz Yürüyüş’ başlattı

    TTB, İstanbul’dan Ankara’ya ‘Beyaz Yürüyüş’ başlattı

    PİRHA-TTB, sağlık sistemindeki sorunlara ve hekimlerin taleplerine dikkat çekmek amacıyla İstanbul’dan Ankara’ya ‘Beyaz Yürüyüş’ başlattı. Kadıköy’de toplanarak açıklama yapan hekimler, yürüyüş heyetini Ankara’ya uğurladı.

    Hekimler, sağlık sistemindeki sorunlara ve hekimlerin taleplerine dikkat çekmek amacıyla Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) çağrısıyla İstanbul’dan Ankara’ya ‘Beyaz Yürüyüş’ başlattı. Yürüyüş heyetini uğurlamak amacıyla saat 18.00’de Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi önünde bir araya gelen hekimler, burada basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada “Karanlığa karşı önlüğümüzün beyazına, özlük haklarımıza, halkın sağlık hakkına sahip çıkıyoruz” pankartı açılırken, sık sık “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganı atıldı. “Emek bizim, söz bizim” şiarıyla düzenlenen ve onlarca sağlıkçının katıldığı açıklamaya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, HDP İstanbul Eş Başkanı Elif Bulut, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı katıldı.

    “DAYATILAN KARANLIĞA KARŞI ÖNLÜĞÜMÜZÜN BEYAZINA SAHİP ÇIKMAK İÇİN YÜRÜYORUZ”

    Eylemde yapılan açıklamayı TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı okudu. Fincancı, yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek için İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş başlattıklarını söyleyerek; “Bu topraklarda hekimlik mesleği tüm değerleriyle birlikte tüketilip, hızla dönen bir çarkın dişlisine dönüştürülmüş durumda. ‘Artık geçinemiyoruz’ diyen meslektaşlarımız, yabancılaştıkları emeklerinin karşılığını alamazken, en ağır işkolunda çalışan işçiden daha uzun saatler boyu hem de ölümüne çalışıyorken,  güvenlik alanında görev yapanlar kadar can korkusuyla, şiddete uğrama tehlikesiyle çalışmaya zorlanıp, baskılar, yıldırma ve değersizleştirme ile baş başa bırakılmış durumda. Genç meslektaşlarımız artık bu ülkede hekimlik yapmaktan vazgeçiyor, kendi topraklarını terk edip göçe zorlanıyor. Bu çöküşün bizden götürdüklerini görmek, göstermek de ona karşı mücadele etmek de hepimizin sorumluluğu oldu. Bugün mesleğimize, emeğimize yönelik saldırılara, bize dayatılan karanlığa karşı önlüğümüzün beyazına sahip çıkmak için yürüyüşümüzü başlatıyoruz” şeklinde konuştu.

    Açıklamanın ardından sağlık emekçileri, kendilerini bekleyen otobüse binip Ankara’ya doğru yola çıktı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Dr. Şeyhmus Gökalp’in yargılanması meslek örgütü özerkliğine müdahaledir’

    ‘Dr. Şeyhmus Gökalp’in yargılanması meslek örgütü özerkliğine müdahaledir’

    PİRHA- Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ile İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu, Dr. Şeyhmus Gökalp’in 15 Ekim’de görülecek davasına ilişkin açıklama yaptı. Söz konusu dava dosyasının itirafçı iddiaları doğrultusunda yürütülemeyeceğine dikkat çekilerek, “Somut hiçbir delile dayanmayan yargılamanın bir an önce son bulmasını talep ediyoruz” denildi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve İstanbul Tabip Odası (İTO), TTB Yüksek Onur Kurulu ve 2014-2018 dönemi Merkez Konseyi üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp’in 15 Ekim 2021’de Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek dava öncesinde açıklama yaptı.

    İTO Cağaloğlu binasında düzenlenen basın toplantısının açılış konuşmasını İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu yaptı. Doktor Şeyhmus Gökalp’in yargı sürecine ilişkin bilgi veren Küçükosmanoğlu, yargılamanın bir an önce sonlandırılması gerektiğini belirtti.

    “HEKİMLİK DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKANLARIN YANINDAYIZ”

    TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, yargının itirafçı iddialarını esas almaması gerektiğini vurgulayarak “Hukukun üstünlüğünün ortadan kalktığı, yargının tümüyle bağımlı hale getirildiği koşullarda bu uygulamaların topluma bir tehdit olarak kullanıldığı hepimizin malumu” dedi.

    TTB önceki dönem Merkez Konseyi başkanlarından Dr. Selim Ölçer’in Sarmaşık Derneği faaliyetleri gerekçe gösterilerek 2 yıl 1 ay ertelemesiz hapis cezası aldığını hatırlatan Korur Fincancı, “iyi hekimlik değerlerine sahip çıkan Dr. Selim Ölçer ve Dr. Şeyhmus Gökalp’in yanındayız” dedi.
    TTB önceki dönem Merkez Konseyi başkanlarından Prof. Dr. Raşit Tükel de emekten, demokrasiden, barıştan, iyi hekimlik değerlerinden yana olanlara dönük bir baskı ve yıldırma politikası yürütüldüğünü kaydetti. Dr. Şeyhmus Gökalp’e dönük saldırının, aynı zamanda TTB’nin mesleki özerkliğine dönük bir saldırı olduğunu da vurgulayan Tükel, 15 Ekim’deki duruşmada beraat kararı çıkmasını beklediklerini dile getirdi.

    “DELİLSİZ SUÇLAMANIN SONLANDIRILMASINI TALEP EDİYORUZ”

    TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Prof. Dr. Taner Gören tarafından okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
    “2014-2018 döneminde Merkez Konseyi üyesi olan ve sonrasında Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu üyeliğine seçilen Dr. Şeyhmus Gökalp, bir soruşturma kapsamında 20 Kasım 2020’de gözaltına alınmış ve hukuk normlarına uyarlık göstermeyen bir şekilde tutuklanmış, üç aylık tutukluluk süreci sonunda 10 Şubat 2021’de Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında tahliye edilmişti.

    Dr. Şeyhmus Gökalp’in yargılamasına iki gerekçe gösterilmiştir.

    2016 yılında teslim olan bir itirafçının yalancı tanıklığı 25 Haziran 2021 tarihinde yapılan duruşmada ortaya çıkmış ve tanık eski ifadelerini değiştirmiştir. Bu durumun ifşa olmasıyla birlikte Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi yalancı tanığın çalışma belgelerini de dosyaya koymak için ilgili kuruma yazmıştır. Dr. Şeyhmus Gökalp ve sahte tanığın belirtilen tarihlerde ve herhangi bir yerde birlikte çalışmadıkları anlaşılmıştır. Sahte tanık ifadelerini ‘Ben öyle duymuştum’ şeklinde mahkeme heyetine SEGBİS uygulamasıyla verdiği ifadeler tutarsızlıkları bir daha gözler önüne sermiştir.
    Daha önce de benzerlerini sıkça gördüğümüz ve yargılanması gerektirecek hiçbir suçu, suç unsuru içeren somut eylemi olmamasına, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bu tür beyanların kanıt değeri taşımadığına ilişkin kararları bulunmasına karşın hukuk dışı bir şekilde soyut iftiralar kanıt sayılarak yargılama konusu yapılmış, istisnai bir durum olması gerekirken Dr. Şeyhmus Gökalp üç aya yakın özgürlüğünden, mesleğini yapmaktan, hastalarından ve sevdiklerinden alıkonulmuştu.
    TTB’nin en saygın kurullarından birinde görev alan Dr. Şeyhmus Gökalp’in yargılanması meslek örgütü özerkliğine müdahale ve COVID-19 pandemisinde gerçekleri dile getirdiği için hedef alınan TTB’ye ve son dönemde emek-meslek örgütlerine ardı ardına yapılan saldırıların bir parçası niteliğindedir.
    Yargının siyasallaştığı, hukukun araçsallaştığı bir dönemde yargılanan Yüksek Onur Kurulu üyemiz Dr. Şeyhmus Gökalp’ın haklı mücadelesinde yanındayız. Suçsuz olduğunu biliyoruz. Toplumun yaşam ve sağlık hakkına, emek, demokrasi ve hekimlik değerlerinin savunusuna adanmış geçmişine tanığız. Somut hiçbir delile dayanmayan yargılamanın bir an önce son bulmasını, 15 Ekim 2021 Cuma günü saat 10.00’da Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek davada adil bir yargılanmanın gerçekleştirilmesini talep ediyoruz ve yaşamı boyunca mesleğimizin onuruna ve etik ilkelerine bağlı kalarak görev yapan Dr. Şeyhmus Gökalp’ın beraat kararını bekliyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Güney İlleri Tabip Odaları eylem programlarını açıkladı: Bıçak kemiğe dayanmıştır-VİDEO

    Güney İlleri Tabip Odaları eylem programlarını açıkladı: Bıçak kemiğe dayanmıştır-VİDEO

    PİRHA- TTB Merkez Konseyi ve Güney İlleri Tabip Odaları, hekimlerin yaşadıkları sorunları ve TTB’nin eylem ve etkinlik programıyla ilgili basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Antmen, “Başarısız politikaların bedelini ne yazık ki sağlıkçılar hayatlarıyla ödedi. Her yerden ‘geçinemiyoruz’ sesleri yükselmektedir. Köleliği dayatan çalışma koşullarına son verilmeli” dedi.

    TTB Merkez Konseyi ve Güney İlleri Tabip Odaları, Mersin Tabip Odası önünde bir araya gelerek hekimlerin yaşadıkları sorunları ve TTB’nin eylem ve etkinlik programıyla ilgili basın açıklaması gerçekleştirildi.

    Mersin Tabip Odası önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında Adana, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Mersin ve Osmaniye illerinden gelen Güney İlleri Tabip Odaları’nın yöneticileri ve üyeleri katıldı.

    Yapılan açıklamada ilk olarak TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı söz aldı. Fincancı yaptığı konuşmada hükümetin salgını değil algıyı yönettiğini vurguladı.

    Fincancı’nın konuşmasının ardından basın açıklamasını okuyan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Antmen, bölge bazında hekimlerin, sağlık ortamının ve halkın ortak sorunlarını kamuoyu ile paylaşmak, çözüm önerilerimizi sunmak ve TTB öncülüğünde eylem ve etkinlikler düzenleyerek sağlıkta dönüşümün yarattığı yıkımdan hep birlikte kurtulmak için bir araya geldiklerini ifade etti.

    “BAŞARISIZ POLİTİKALARIN BEDELİNİ NE YAZIK Kİ SAĞLIKÇILAR HAYATLARIYLA ÖDEDİ”

    Türkiye’de uygulanan özelleştirmeci ve piyasacı sağlık politikaları ile halkın sağlık hakkının önemli ölçüde elinden alındığını belirten Antmen şunları dile getirdi:

    “Birçok yerde devlet hastanesi kapatılırken kamu sağlık hizmeti “şirketleştirilmiş” şehir hastanelerine bırakılmış; özel hastaneler kamunun olanaklarıyla tekeller haline getirilmiştir. GSS ile tüm toplumun sağlık sigortasına ulaşacağı algısı yaratılırken bugün on beş milyona yakın yurttaş sağlık güvencesinden yoksun hale getirilmiştir. Yok sayılan birinci basamak sağlık hizmetlerinin topluma nasıl olumsuz yansıdığı pandemi sürecinde gözler önüne serilmiştir. Sözün özü iktidar yirmi yılda sağlık politikasını iflas ettirmiştir.

    Bu sağlık politikaları ile halk sağlığı yok sayılırken, sağlık çalışanlarının hakları da giderek geriletilmiştir. Sağlıkta “dönüşüm”le her geçen yıl giderek artan oranda geriletilip erozyona uğratılmış ekonomik ve özlük haklarımızdaki kayıplar, sağlık emekçilerinin omuzlarına yüklenen COVID-19 pandemisi ile mücadele sürecinde de devam etmiştir. Hekimler her yönüyle bu süreçte fedakârca çalışmış; etik ilkelerden yana hekimlik değerleri ile toplum sağlığı için insanüstü gayret göstermişlerdir. Toplumda en fazla hastalanan ve hayatını kaybeden meslek grubu sağlık çalışanları olmuştur. Eksik, yanlış, tutarsız uygulamaların; salgını değil algıyı yönetmeye çalışan başarısız politikaların bedelini ne yazık ki sağlıkçılar hayatlarıyla ödemiş, ödemeye devam etmektedir.”

    “HER YERDEN ‘GEÇİNEMİYORUZ’ SESLERİ YÜKSELMEKTEDİR”

    Bütün dünyayı tehdit eden koronavirüs salgınının gelir dağılımındaki eşitsizlikleri artırdığını, işsizliği ve yoksulluğu derinleştirdiğini aktaran Antmen sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Her gün yeni zam haberleri ile daha da görünür olan hayat pahalılığı, halkın gündemini işgal etmekte; her yerden “GEÇİNEMİYORUZ” sesleri yükselmektedir. Elbette hekimler ve sağlık emekçileri de bu yoksullaşmadan etkilenmiştir. Uzun saatler kesintisiz fazla çalışma, sık nöbet tutma, yoğun iş yükü, şiddete maruz kalma sağlık ortamlarının olağan hallerine dönüşmüştür. 36 saat hastanelerden çıkamayan genç hekimler, mesai saati kavramı nedir bilmeyen uzmanlar bulunmaktadır. Kamunun yanı sıra özel hastanelerde de yoğun emek harcayan hekimlerin emekleri sömürülmekte, şirket kurdurma ve ciro baskısı gibi ticari zorlamalar meslek onuruna yakışmayan uygulamalar ile karşılaşmaktadırlar.

    Sorunlarımız yalnızca çalışma saatleri, çalışma alanları, ödemeler ile sınırlı kalmamaktadır.  Mesleğimiz, güvencesizliğin en yaygın olduğu iş kollarından biri haline getirilmiştir. Bu değişim baskının, mobbingin, ayrımcılığın, eşitsizliğin ve kayırmacılığın alabildiğine yaygın hale gelmesine neden olmuştur. Bu baskıyı tıp fakültelerine müdahalelerde, sağlık kurumlarında idarecilerin tavırlarında, son olarak karşımıza getirilen 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nda disiplin süreçlerine ilişkin hiçbir hüküm yokken “ihtar puanı” adı altında, keyfi bir şekilde uygulanan Demokles’in kılıcı gibi yeni yeni yönetmeliklerde görüyoruz.”

    “PANDEMİ DÖNEMİ SAĞLIK SİSTEMİNİN TÜM DEFOLARINI AÇIĞA ÇIKARMIŞTIR”

    Sağlık Bakanı Doktor Fahrettin Koca, 2020 yılının ilk 6 aylık süresi zarfında 2 bin 412 doktorun istifa ettiğini, 522 doktorun özel hastanelere geçiş yaptığını açıklamasına karşın resmi olmayan bilgilere göre 18 ayda 8 binin üzerinde hekim istifası olduğunun bilgisini veren Antmen; “Yurtdışında çalışmak için birliğimizden talep edilen iyi hal belgesi yılda 900’lere 1000’lere ulaşmıştır. Ayda yaklaşık 100 hekim, bu ülkede hekimlik yapmak yerine yurtdışında göçmen doktor olmayı tercih etmektedir. İktidar bu korkunç tabloya rağmen hekimleri işyerlerinde şiddetten, bulaştan koruyacak düzenlemeler yapmamış, emeğimizin karşılığını vermek yerine ek ödeme yalanlarına sığınmış, hekimlere güvenceli bir gelecek sağlamak için girişimde dahi bulunmamıştır. Bu görmezden, duymazdan gelme halinin sonucu olarak hekimlerde bıçak kemiğe dayanmıştır. Hekimler için pandemi dönemi sağlık sisteminin tüm defolarını açığa çıkarmıştır.

    Koronavirüs salgını, yalnızca hekimlere değil topluma da mevcut sağlık otoritesinin, toplum sağlığını korumak gibi bir derdi olmadığını bir kez daha göstermiştir. Bu nedenle kamuoyuna da sesleniyoruz “Taleplerimiz Sizin İçin, Bizim İçin, Hepimiz İçin… Sağlık Mücadelesinde Yan Yanayız!” Toplumun sağlığı sağlık emekçilerinin sağlığıyla mümkün olabilir. Son olarak hekimlere ve topluma dayatılan 5 dakikada randevu zorunluluğu, hekimlerin özerkliklerine, haklarına yapılacak her saldırının halk sağlığına yapılmış bir saldırı olduğunu bir kere daha göstermiştir. Pandemi sürecinin de ayyuka çıkardıkları sonrası toplum için, bizim için, sağlığımız için taleplerimizi elde edene kadar bir mücadele süreci başlattığımızı kamuoyuyla paylaşmak isteriz. Hekimler artık duyulmayan taleplerini duyurana kadar durmayacaktır. Emeğimiz üzerinde söz sahibi olduğumuz, sağlık hakkı mücadelesini yükselteceğimiz bir döneme giriyoruz” şeklinde konuştu.

    “KÖLELİĞİ DAYATAN ÇALIŞMA KOŞULLARINA SON VERİLMELİ”

    Açıklamanın devamında öncelikli ve acil taleplerini sıralayan Antmen şunları kaydetti:

    “Sağlıkta özelleştirmeci, piyasacı politikalar durdurulmalı, sağlık hizmetleri toplumcu bir anlayışla yeniden inşa edilmelidir.

    Güvencesiz, gerçekdışı bahanelerle işimizden edildiğimiz ve köleliği dayatan çalışma koşullarına son verilmeli, güvenceli çalışma esas olmalıdır.

    İşyerlerimiz alanın uzmanları ile görüşülerek güvenli, sağlıklı çalışma ortamları haline getirilmelidir.

    Haftalık çalışma sürelerimiz önerilerimiz çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir.

    Temel ücretlerimiz TTB’nin görüş ve önerileri çerçevesinde belirlenmeli, emekliliğe de yansıyacak yaşanabilir ödeme sağlanmalıdır.

    COVID-19 başta olmak üzere meslek kaynaklı hastalıklara karşı bütüncül bir meslek hastalıkları yasası çıkarılmalıdır! Pandemi süresince çalıştığımız her yıl için derhal 120 gün fiili hizmet süresi zammı verilmelidir.”

    “HEKİMLERİN SORUNLARINI SAĞLIK BAKANIYLA GÖRÜŞMEK İSTİYORUZ”

    Ülkemizdeki 175 bin hekimin taleplerini Sağlık Bakanı ile görüşmek istediklerinin altını çizen Antmen son olarak; “Bu görüşme isteği 175 bin hekimin talebidir. Sağlık Bakanı bu görüşmeden kaçınmamalıdır. Taleplerimizin karşılık bulmaması halinde ülkemizin dört bir yanındaki hekimlerle birlikte mücadelemizin büyüyeceğinden ve sonuç alıncaya kadar devam edeceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları olarak hekimlerle, sağlık emekçileriyle, toplumla çalışma ortamlarında ve yaşam alanlarımızda buluşmalarla taleplerimizi dile getireceğiz. Sağlık Bakanı’nın talebimize yanıt vermemesi halinde illerden odalarımızla beraber taleplerimizi dile getireceğimiz bir yürüyüşle Ankara’da bir araya geleceğiz. İktidar bu vurdumduymaz ve sağlık emekçilerine düşman tutumunda ısrar ederse GöREV’in de kaçınılmaz olduğunu bilmelidir.

    Bugün COVID salgını nedeniyle Türkiye genelinde ölen 477. sağlık çalışanı,  Mersin’de kaybettiğimiz 10. Doktor, 21. sağlık çalışanı Prof. Dr. Abdullah Canataroğlu’nu anmak, anısını ölümsüzleştirmek için de bir araya geldik. Abdullah hocamızın ailesine ve mesai arkadaşlarına başsağlığı ve sabır dileklerimizi iletiyor, basının ve kamuoyunun önünde fotoğrafını duvara asıyor ve bu son olsun diyoruz” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • Korur Fincancı: Sözümüzü daha güçlü kurana kadar mücadelemiz sürecek

    Korur Fincancı: Sözümüzü daha güçlü kurana kadar mücadelemiz sürecek

    PİRHA-Özgür Gündem Nöbetçi Yayın Yönetmenliği davasında beraat eden fakat istinaf mahkemesinin kararı bozmasının ardından Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin’in yeniden yargılandığı davanın ikinci duruşması görüldü. TTB Merkez Konseyi Başkanı Korur Fincancı, “Sözümüzü daha güçlü kurana kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi. 

    Özgür Gündem Nöbetçi Yayın Yönetmenliği davasında daha önce beraat eden Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ile Ahmet Nesin istinaf mahkemesinin kararı bozması sonrası yeniden yargılanıyor. Davanın ikinci duruşması bugün İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Önderoğlu ile Fincancı duruşmaya katılırken; Nesin’in yurt dışında olduğu belirtildi. Önderoğlu ile Fincancı daha önceki beyanlarını tekrar ettiklerini ifade etti. Tanık olarak dinlenmesi beklenen gazeteci İnan Kızılkaya’nın ise Covid-19 temaslı olarak karantinada olduğu kaydedildi.

    Ara kararını açıklayan mahkemeye heyeti, sanık Ahmet Nesin’in savunmasının alınması amacıyla yurt dışındaki adresine talimat yazılmasına; Kızılkaya adına duruşma gün ve saatinin bildirir tebligat çıkartılmasına hükmederek; bir sonraki duruşmayı 1 Şubat 2022 günü saat 13.30’a erteledi.”

    DURUŞMA ÖNCESİ AÇIKLAMA YAPILDI

    Celse öncesi Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Genel Merkezi, Avrupa Birliği Delegasyonu, Britanya ve Almanya’dan diplomatik temsilciler, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, TGS Başkanı Gökhan Durmuş, CHP İstanbul İl Teşkilatı, Barış Akademisyenleri, Hafıza Merkezi,  TMMOB, Eğitim-Sen ile çok sayıda gazetecilik ve hak kuruluşundan temsilciler katıldı.

    “5 YILDIR GİDİP GELEN BİR DAVANIN İÇİNDEYİZ”

    TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı dayanışma için gelenlere teşekkür ederken şunları söyledi:

    “5 yıldır gidip gelen bir davanın içindeyiz. Kafka’nın davasındaki gibi bina olarak da benzeyen mermerin soğukluğunda ama her zaman yan yana duruşumuzu hissettiğimiz insanın sıcaklığında bir mücadelenin içindeyiz. Ne için mücadele ediyoruz? Sözümüzü kurmak için, insan olmak için, insanlık için mücadele ediyoruz ve bu mücadeleden de vazgeçmiyoruz. Vazgeçmediğimizin kanıtı bizimle burada olan yol arkadaşlarımızdır.

    Bu ülkede Özgür Gündem gazetesinin yakılması, bombalanması, gazetecilerin faili belli cinayetlerle katledilmesi soruşturulmadı ama onların yanında olmak soruşturma konusu oldu hatta tutuklama nedeni sayıldı hatta bir kısmımız içinde cezaevinde yatma nedeni oldu.

    Her dava kendi içinde birbirinden farklı oysa işlediğimiz iddia edilen dayanışma suçu aynı dayanışma suçunun değişik cezalandırılmasıyla karşı karşıya kaldık. Ancak mücadeleden vazgeçmediğimiz muhakkaktır. Bu mücadeleyi sürdürme irademiz var. Ta ki bu topraklarda söz özgür olana kadar, insan özgür olana kadar biz haklarımız için sözümüzü daha güçlü kurana kadar mücadeleye devam edeceğiz.”

    “ERDOĞAN’IN KONUŞMASINDAN SONRA BERAAT KARARLARIMIZ BOZULDU”

    Erol Önderoğlu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TTB’yi hedef alan açıklamalarının ardından beraat kararlarının bozulduğunu hatırlattı. Önderoğlu şöyle konuştu:

    “Erdoğan’ın Ekim 2020’deki konuşmasından bir hafta sonra beraat kararlarımız bozuldu. Beş yıllık sanıklıktan sonra bugün bu mahkemeden bu dosyayı ikinci bir beraat ile taçlandırmasını beklememiz oldukça zor. Yaptığımız bir gazete ile dayanışma olduğu için buradan beraat etmek isteriz fakat Türkiye’nin yargı bağımsızlığı ile ilgili meselesi dikkate alındığı zaman, bir ceza dosyasına bir cumhurbaşkanının müdahale edebileceği düşüncesi varken bunu bugün için dilemek kolay bir şey değil.

    Kendimi, hukuki zeminden kaymış bir dosyada çok fazla sanık olarak görmüyorum. Mahkum da olabiliriz, beraat de edebiliriz ancak buradaki zor karar asıl bu adliyede görev yapan savcı ve hakimlerin. Bizler elbette Türkiye’de şeffaflık, medya özgürlüğü için her biri yurttaşın söz özgürlüğü için mücadelemizi sürdüreceğiz. Herkesin bir işi varsa bizim işimiz son 25-30 yıldır bu oldu.”

    “BU DAVA BASININ VE İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARININ ÜZERİNDE BİR SOPA”

    TİHV Genel Sekreteri Coşkun Üsterci ise “Bu dava sadece basının üzerinde bir siyasal sopa değil aynı zamanda insan hakları savunucuları üzerinde bir sopa. Bugün yargılamalara konu olan arkadaşlarımız evrensel insan hakları normlarında nitelenen bütün özelliklere sahip insan hakları savunucularıdır. Yargılansalar da tacize maruz kalan bir basın kuruluşuyla dayanışma içinde bulundular ve insan hakları savunucusu olmanın gereklerini yerine getirdiler. Dolayısıyla kabul edilemez bir dava ile karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

     

     

     

  • ‘Salgınla mücadele sağlık emek örgütleri ile yürütülmeli’-VİDEO

    ‘Salgınla mücadele sağlık emek örgütleri ile yürütülmeli’-VİDEO

    PİRHA-Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ile Türk Tabipleri Birliği, pandemiye ilişkin ortak açıklama yaparak, Sağlık Bakanlığı’nın halen bir aşı programı ya da kampanya ortaya koymadığını eleştirdi. Açıklamada iktidarın ölümlerden sorumlu olduğu da vurgulandı. 

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB), TTB Genel Merkezi’nde ortak açıklama yaparak aşılamanın hızlandırılması gerektiğine vurgu yaptı.

    TTB Genel Merkezinde yapılan ortak açıklamayı TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı okudu. Ülke genelinde süren yangınlara işaret eden Fincancı, “Yangınlara zamanında ve yeterli müdahale edilememesi, iktidarın politikasızlığının bir parçası. Bunun bedelini tüm canlar olarak ödüyoruz” dedi.

    “SALGINDAN ÇIKIŞIN YOLU BELLİDİR”

    Şebnem Korur Fincancı, pandeminin son bulması için “Salgından çıkışın yolu bellidir” diyerek şu açıklamayı okudu:

    “Türkiye’de 1 Temmuz 2021 tarihi itibarıyla tüm sınırlamaların kalktığı, sınırların ardına kadar açıldığı gün 5.288 olarak bildirilen, sonraki birkaç günde dört binli rakamlara düşen COVID-19 vaka sayıları; Sağlık Bakanlığı’nın resmî rakamları ile dahi en az dört kat artarak 22 bini geçmiş bulunmaktadır. Çok daha bulaştırıcı olduğu bilinen Delta türü ise hâkim tür olma yolunda hızla ilerliyor.

    İktidar güvenlikçi aç-kapa ve şeffaflıktan yoksun politikalarıyla toplumda belirsizliği körükleyip duyarsızlığa yol açarken artan vakalar ve yeterli yaygınlık ve hıza ulaşamayan aşılama ile yurttaşlarımızın sağlıklı yaşam hakkını ihlal etmeye devam ediyor. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen, aşı çağrısı yapmaktan dahi uzak duran iktidar, yurttaşları sorumlu olmaya çağırdığında, samimiyetten uzak bu tutum, insanların tepkilerine yol açıyor.

    “İKTİDARIN ÖLÜMLERDE SORUMLULUĞU VAR” 

    Salgının başından beri verileri gizleyen, emek ve meslek örgütleriyle toplumun tamamını salgınla mücadelenin dışında tutan iktidarın bizatihi kendisidir. Yükümlülüklerini yerine getirmeyenler, insanları sorumlu olmaya çağırdıklarında bu çağrının karşılık bulmayacağı açıktır. Her alevlenmede yükümlülüğünü yerine getirmeyen, bilimsel bilgi değil politik tercihleriyle hareket eden iktidarın her COVID-19 hastasında ve bu hastalığa bağlı ölümlerde sorumluluğu vardır. İktidar aşılama konusunda da başından beri belirsizliği derinleştiren yaklaşımı ile toplumda aşı tereddüdüne yol açmış, aşı karşıtlarının işini kolaylaştırmıştır. Sorumlu politikalarla bilgi edinme hakkımızı önceleyen bir yaklaşım yerine aşıların ne zaman geleceği, miktarı ve bilimsel değerlendirme süreçlerinin toplumla paylaşılmamasının bedeli ne yazık ki ağır oldu ve biz bu bedeli ödemeye hâlâ devam ediyoruz.

    Aşılama başladıktan sonra aşının salgın üzerine etkisinden yan etkisine kadar aşı ve bağışıklama ile ilgili bilgiler yeterince paylaşılsaydı, toplumda oluşan aşı tereddüdü aşılabilir, aşı karşıtlarının bilgiyi çarpıtarak oluşturduğu korku iklimini yok edebilirdi. Bilgi edinme hakkımızı yok sayma davranışı, sağlıklı yaşam hakkı ihlaline dönüşmüştür. Sağlık Bakanlığı halen bir aşı programı ya da kampanya ortaya koyamamış, yalnızca Sağlık Bakanı’nın attığı ‘tweet’lerle aşı programı yürütmeye çalışmaktadır.

    Sağlık Bakanlığı ve iktidar, Dünya Sağlık Örgütü’nün dahi salgınla mücadelede olmazsa olmazlar arasında saydığı toplum ve sağlık emek örgütlerinin katılımı için yaptığımız çağrılara da kulak tıkamaktadır.

    Salgınla mücadele etme yerine durumu idare etme politikaları bu topraklarda 150 binden fazla insanımızın fazladan ölümüne, milyonlarca insanın hastalanmasına neden oldu. Üzülerek söylemeliyiz ki tüm bunların yanında kronik hastalıkların bedeli sonradan anlaşılacaktır.

    Salgından çıkışın yolu bellidir;

    -Bilimsel temellere dayandırılmış bir sürveyans sistemi ve filyasyon ile hasta ve temaslılarının saptanıp izlenmesi, bu izlemin uygun kamusal koşullarda yapılması,

    -İhtiyaç duyan hasta ve temaslılara sosyal ve ekonomik desteğin verilmesi,

    -Aşılamanın hızlanması ve yaygınlaşması için etkili bir aşılama kampanyası başlatılması,

    -Toplumda aşılamaya güvenin artırılabilmesi için aşılama ve etkisi ile ilgili bilimsel bilginin gizlenmeden paylaşılması, toplum temsilcilerinin bağışıklama hizmetlerine katılması, yazılı görsel ve sanal medyanın etkin bir şekilde kullanılması,

    -Pandeminin başından beri hastalıktan korunmada etkinliği gösterilmiş olan kişisel ve kurumsal önlemlere (maske, mesafe, hijyen, havalandırma, kapalı ve kalabalıklardan uzak durma vb) devam edilmesi,

    -Sermayenin insafına terk edilen toplumun, sermayenin kâr alanı kılınan sağlığın yeniden bedensel, ruhsal, sosyal ve siyasal iyilik halini koruyacak demokrasi, adalet, özgürlük ve barış temelinde kurulması,

    -Salgınla mücadelenin sağlık emek örgütleri ve toplum temsilcileriyle birlikte yürütülmesi önerilir.”

    PİRHA/ANKARA

  • TTB: Bu şekilde tam kapanma evleri bulaş merkezine dönüştürebilir!-VİDEO

    TTB: Bu şekilde tam kapanma evleri bulaş merkezine dönüştürebilir!-VİDEO

    PİRHA-Türk Tabipleri Birliği (TTB), “Hayatı değil çarkları durdurun” diyerek iktidarın “Tam kapanma” kararını eleştirdi. Yapılan açıklamada “Karantina, izolasyon, salgınla mücadele önlemlerinin kamusal bir bakış açısı ve sorumlulukları yerine getirilmediği koşullarda gerçekleştirilen bir tam kapanma, evleri hastalığın bulaş merkezi haline getirebilecektir” denildi.

    Türk Tabipleri Birliği, “Hayatı değil çarkları durdurun. Desteksiz, korumasız kapatma çözüm değil” başlığı altında basın toplantısı yaptı.

    TTB sosyal medya hesapları üzerinden yapılan açıklamada konuşan Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Virüs ile randevulaşan bir yaklaşım söz konusuydu. Vaka sayıları artarken kontrolsüz ve normalleşememe hali ile karşı karşıya kalıp, haftalık ölüm sayılarının 2000’leri aştığı bir döneme geldik” dedi. Prof. Dr. Fincancı “Tam kapanma” kararını incelediklerinde halk sağlığını korumayı amaçlayan bir adımın olmadığını ifade ederek şunları söyledi:

    “Aslında Cumhurbaşkanının da ifade ettiği gibi turizmi doğrudan amaçlayan bir yaklaşım sergilenmiş durumda. Halk sağlığının öncelenmediği her koşulda belli ediliyor. Sağlık politikası çökecek düzeye ulaşıyor. ‘Kapanma’ adı verilen bu uygulamanın, eve kapattığınız yoksulluğu, eve kapattığınız insanları nasıl etkileyeceği, ev içi şiddette salgın döneminde ortaya çıkan artışın nasıl izleneceği hiçbir biçimde tanımlanmış değil.”

    “TAM KAPANMA KARARI TOPLUMU KORUMA ÖZELLİĞİ TAŞIMIYOR”

    Şebnem Korur Fincancı’nın konuşmasının ardından TTB Pandemi Çalışma Grubundan Feride Aksu Tanık, “Tam kapanma” kararına ilişkin hazırladıkları metni okudu.

    Feride Aksu Tanık, iktidarın açıkladığı kararların sadece bazı ekonomik önlemler ve güvenlik söylemleri içerdiğini söyledi. Aksu Tanık, hükümetin, ekonomik ve sosyal desteğe ilişkin herhangi bir önlem almadığını vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Düzenli geliri olmayanların, ancak gündelik kazanabilenlerin, yoksulların, günlük zorunlu gereksinimlerini karşılamadan toplum hareketliliğinin kısıtlanması başta olmak üzere salgın önlemlerini tartışmak yeterli değildir. Sosyal ve ekonomik destekten yoksun çarkların dönmeye devam ettiği tam kapanma kararı eşitsizliklerle covid-19’dan da ölmeyen halkı açlığa mahkum etmek, yoksulluk ve hastalığı evlere kapatmak anlamına da gelebilecektir. Oysa salgınla mücadele mümkündür. Bulaş zinciri kırılabilir.

    Son günlerde yapılan test sayısının azaldığını kaygı ile izliyoruz. Yapılması gereken Dünya Sağlık Örgütünün de önerdiği gibi özellikle riskli gruplarda yaygın olmak üzere çok sayıda test yaparak aktif bir biçimde hastaları tespit etmektir. Tanı alan ama hastaneye yatması gerekmeyen kişilerin izolasyonu ev koşulları uygun değilse kamusal koşullarda bakım almaları sağlanacak yurtlar, misafirhaneler, oteller gibi kamu özel kuruluşları hizmete açılarak sağlanmalıdır.

    Toplum hareketliliğinin sınırlanması da salgınla mücadelede uygulanan yöntemlerden biridir. Biz hekimler buna ‘sokağa çıkma yasağı’ demiyoruz. Açıklanan tam kapanma toplumun en dezavantajlı kesimlerini koruma özelliği taşımıyor. Hastalığın bulaşması kapalı mekanlarda bir arada geçirilen süre ile yakın ilişkilidir. Evlerde fiziksel mesafeye dikkat edilmesi, maske kullanılması olanaklı olmayacaktır. Karantina, izolasyon, salgınla mücadele önlemlerinin kamusal bir bakış açısı ve sorumlulukları yerine getirilmediği koşullarda gerçekleştirilen bir tam kapanma evleri hastalığın bulaş merkezi haline getirebilecektir.

    Salgınla mücadelede ayrıca hangi sektörlerin üretime devam edeceği, hangilerinin üretime ara vermesi gerektiğine karar verirken şu sorulara yanıt vermek gerekir:

    Bu sektör ya da ortam hayatın devamı için ne kadar kritik ya da elzem?

    Bu sektör ya da ortam covid-19 bulaşmasına ne kadar katkıda bulunuyor?

    Bu sektör ya da ortam kapandığında dezavantajlı gruplar ne kadar zarar görür?

    Ancak açıklanan liste, üretime devam edeceği belirtilen sektörlere bakıldığında üretim imalat ve inşaat sektörlerinin yer aldığı izlenmektedir. Burada temel ölçütün salgının yayılmasını azaltmaya yönelik bir önceliklendirme olmadığı görülmektedir. Tam kapanma diye tanımlanan bu uygulama ile insanları eve kapatıp, istisnalar vererek dolaşıma izin vermek yerine kritik ve elzem olmayan sektörleri kapatıp insanları olabildiğince dışarıda tutmak çok daha akılcı, salgınla mücadelede etkili ve vicdani olur. Çünkü covid-19 çok büyük oranda kapalı ortamlarda bulaşmaktadır. Bu kapanmanın iki amacı olmalıdır. Bunlardan ilki; toplumsal dolaşımı yavaşlatmak, bulaşmanın en fazla olduğu mekanları kapatmak için kritik ve elzem olmayan sektörleri kapatıp kritik ve elzem sektörleri açık bırakmak,

    İkincisi ise; evler arası ziyaretleri önlemek için çok iyi bir iletişim kampanyası sürdürerek insanların olabildiğince sokağa çıkmasına, açık havada gezmelerine ve belli ölçülerde mesafe önlemleri ile izin vermek.”

    “SADECE VİRÜS DEĞİL YOKSULLUK DA ÖLDÜRÜYOR”

    “Yaşamsal olmayan sektörlerdeki üretimler mutlaka durdurulmalıdır. Belli bir sayıdan fazla işçinin bir araya geldiği yerlerde özel havalandırma, yarı kadro ile tam ücretli, dönüşümlü üretim kurala bağlanmalıdır. İşyerlerinde servis tesis etme zorunluluğu getirilmelidir.

    Biz hekimler sağlığın toplumsal belirleyicilerinin ne kadar önemli olduğunu en yakından biliyoruz. İnsanlarımızı sadece virüsün değil yoksulluğun, işsizliğin, yetersiz beslenmenin, yetersiz barınma koşullarının, kötü çalışma koşullarının, eşitsizliğin öldürdüğünü biliyoruz. Bu nedenle bizler, hastalıkla mücadele için elimizden geleni yaparken devletin de sosyal devlet olmayı anımsaması ve bir an önce hayata geçirmesi gerektiğini söylüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA