Etiket: ses

  • Sağlık örgütleri, hakları için 8 Şubat’ta ‘Beyaz g(ö)rev’de

    Sağlık örgütleri, hakları için 8 Şubat’ta ‘Beyaz g(ö)rev’de

    PİRHA- ‘Beyaz Nöbet’ eyleminde bir araya gelen sağlık örgütleri, Meclis’in sağlıkçıları koruyan yasaları bir an önce çıkarma çağrısında bulundular. Yapılan açıklamada, 20 yıl önce başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte halkın sağlık hakkının, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının da çalışma haklarının geriletildiği belirtildi. 

    Mersin Tabip Odası, Mersin Diş Hekimleri Odası, SES Mersin Şubesi, DİSK Genel Sağlık İş, Birlik Dayanışma Sendikası, Mersin Aile Hekimleri Derneği Mersin Toroslar Devlet Hastanesi önünde ‘Beyaz Nöbet’teydiler.

    “TÜM SAĞLIK ÖRGÜTLERİ İLE ORTAK BİR ‘BEYAZ G(Ö)REV’DEYİZ”

    Sağlık emekçilerinin 26 Ocak’ta başlattıkları eylemlerinin sekizinci gününde açıklama yapan Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, 8 Şubat’ta üretimden gelen güçlerini kullanarak tüm sağlık örgütleri ile ortak bir ‘Beyaz G(ö)REV’ yapacaklarını belirterek, “Biz sağlık örgütleri olarak yıllardır sorunlarımızı anlatmaya ve çözüm yolu bulmaya çalışıyoruz ancak bugüne değin sesimizi ne hükümete ve ne de sağlık bakanlığına duyuramadık. Sağlık Bakanı’ndan 457 gün önce istediğimiz randevuya ne yazık ki hâlâ yanıt verilmiş değil. Bu nedenle sesimizin duyulması için eylem yapma dışında bir şansımız kalmamıştır” dedi.

    20 yıl önce başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte halkın sağlık hakkı, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının da çalışma hakları giderek geriletilmiş, sağlık alanı bile isteye çökertildiğinin altını çizen Antmen, “Bu adımların hiçbir aşamasında sağlık emek-meslek örgütlerinin itirazlarının dikkate alınmamasının getirdiği yıkım ayyuka çıkmışken bizlere hâlâ karar mekanizmalarında söz hakkı vermeme ısrarı ile aynı yanlışa devam edilmektedir” diye konuştu.

    “SAĞLIKTA ŞİDDET YASASI” ÇIKARILMALIDIR”

    Sağlıkçılarla ilgili tasarının kapsayıcılığı arttırılarak hızlıca Meclis’e getirilmesi çağrısında bulunan Antmen, talepleri şöyle sıraladı:

    *“Emekliliğimize de yansıyacak insanca yaşayabileceğimiz temel bir ücreti sağlayacak şekilde ekonomik ve özlük haklarımız için yeni bir düzenleme bir an önce yapılmalıdır.

    *Şiddetsiz bir sağlık ortamında çalışabilmek için Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin önerdiği diğer sağlık emek-meslek örgütlerinin desteklediği etkili ve caydırıcı yeni bir “Sağlıkta Şiddet Yasası” çıkarılmalıdır.

    *COVID-19 illiyet bağı aranmaksızın meslek hastalığı kabul edilmelidir. COVID-19 başta olmak üzere meslek kaynaklı hastalıklara karşı bütüncül bir meslek hastalıkları yasası çıkarılmalıdır.

    *2021 yılında yürürlüğe giren Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliği acilen ortadan kaldırılmalı, ilgili meslek örgütleri ile birlikte, ASM’lerde çalışmayı kolaylaştıran demokratik bir yönetmelik yayınlanmalıdır

    *Pandemi süresince çalıştığımız her yıl için tüm sağlık çalışanlarına 120 gün fiili hizmet süresi zammı verilmeli, hekimlerin ek göstergesi 7.200, diğer sağlık çalışanlarının 3.600 olacak şekilde düzenlenmelidir.”

    PİRHA/MERSİN

  • Sağlık emekçileri, ‘Sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem yapacak-VİDEO

    Sağlık emekçileri, ‘Sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem yapacak-VİDEO

    PİRHA- ‘Sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacaklarını açıklayan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, bu süre boyunca işyerlerinde siyah kurdele ve kokart takacak, şiddete karşı kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirecek, bu açıklamalar sırasında şiddete karşı korunmadıklarını ifade etmek için baret, kalkan gibi sembolik koruyucu ekipmanlar giyeceklerini söyledi.

    İstanbul Kartal’da bir Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire Ömür Erez, dün bir hasta yakınının silahlı saldırısına uğramış ve hayatını kaybetmişti.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Merkez Yönetim Kurulu, genel merkez binalarında yaptıkları basın açıklamasıyla sağlık emekçilerine yönelik artan şiddete ve alınmayan önlemelere karşı tepkilerini dile getirdi.

    Açıklamanın yapıldığı salona ‘Kadına ve sağlıkçıya yönelik her türlü şiddeti durduralım! Şiddete karşı sesimizi yükseltelim!’ pankartı asıldı. Açıklamayı sağlık emekçileri adında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey okudu. Atabey,  sağlık emekçilerinin maruz kaldığı şiddete karşı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacakları bilgisini paylaştı.

    “ÖMÜR EREZ İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ FESHEDEN İKTİDAR TARAFINDAN KATLEDİLDİ”

    ‘Sözün bittiği yerdeyiz! Artık tahammülümüz kalmadı! Nefes alamıyoruz! Tükendik!’ diyerek sözlerine başlayan Atabey, sağlık emekçilerinin güvenli ortamlarda çalışmadığını, her an şiddet tehdidi altında inanılmaz bir stresle yaşadıklarını belirtti.

    Kadına ve sağlık emekçilerine yönelik şiddetin her geçen gün arttığına vurgu yapan Atabey, “Şiddet pandemisi ile karşı karşıyayız. Dün çok acı bir haberle sarsıldık. İstanbul Kartal’da bir Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire arkadaşımız silahlı saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti. Bu ülke kadınları korumuyor! Kadınlar her gün tanıdığı ve hatta tanımadığı erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor ve gerekli mercilere başvurduklarında, hayatları için koruma istediklerinde bile yalnız bırakılıyor. Cezasızlık politikasından ve iktidarın kadın düşmanı politikalarından cesaret alan erkekler her gün en az 3 kadını katlediyor. Bu ülkede kadınlar her gün  evde, işte, sokakta, erkek şiddetine maruz kalmakta, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı her alanda saldırı gelişmekte. Ömür Erez yalnızca bir erkek tarafından katledilmedi. Ömür Erez İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden iktidar tarafından katledildi, erkek yargı tarafından katledildi ve her gün ekranlarda cinsiyet eşitsizliğini savunan siyasetçiler tarafından katledildi” şeklinde konuştu.

    “BU ÜLKE KADINLARI VE SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ KORUMUYOR”

    Resmi rakamlara göre her gün 50 sağlık çalışanının sözlü ya da fiziksel olarak şiddete maruz kaldığı bilgisini paylaşan Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Hastaneler artık sağlıkla değil şiddetle anılmaktadır. Mevcut sağlık sisteminde herkes mutsuz, en çok da sağlık emekçisi mutsuzdur. Sağlıktan mutlu olan tek kesim sağlıkta dönüşüm sayesinde oylarımız artmıştır diyenlerdir. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım servis kapısını barikat ile kapatmaya çalışan sağlık çalışanları halen hafızalarımızdadır. Hasta yakınlarının tekmeli saldırısına uğrayan gebe hemşire, kafasında mermer blok kırılan hekim, boğazı kesilmeye çalışılan sağlık emekçisi, her gün her dakika elinde bıçakla, tabancayla sağlık emekçilerini canlarıyla tehdit eden yeni bir hasta yakını haberi almaktayız. Bu ülke kadınları ve sağlık emekçilerini korumuyor! Bu ülke sağlıkta şiddeti cezalandırmıyor, hatta ellerini ovuşturarak izliyor, bu sayede oyları artar mı onun hesabını yapıyor!”

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ, MESLEKLERİNİ YURTDIŞINDA YAPMANIN İMKÂNLARINI ARAŞTIRIYOR”

    ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlık çalışanlarının canına kastettiğini, bu program sonucu oluşturulan kışkırtılmış sağlık talebinin, muayene sürelerinin 5 dakikaya kadar indirilmesiyle göğüslenmeye çalışılmakta olduğunu ifade eden Atabey, artan angarya ve iş yoğunluğu altında ezilen sağlık çalışanlarının her gün dozu artan şiddet olguları ile karşı karşıya kaldığını vurguladı.

    Sağlık emekçilerinin yaptıkları işe yabancılaştığını da kaydeden Atabey, “Hayatlarıyla meslekleri arasına sıkıştırılan, emeklerinin karşılığı ödenmeyen sağlık emekçileri bu cendereden kurtuluş olmadığını düşünmekte, mesleklerini yurtdışında yapmanın imkânlarını araştırmaktadır. Memlekette kalanlarsa özellere akın etmektedir. Kendisi de bir özel hastane zinciri patronu olan Sağlık Bakanı bu durumdan hoşnut bile olabilir ancak bundan zarar görenler yine özellerde çalışan sayısı arttıkça mali haklarında gerileme yaşayacak olan, iş güvencesinden mahrum bırakılmış sağlık emekçileri olacaktır. Kadına yönelik her türlü şiddete karşı İstanbul sözleşmesinden ve sağlıktaki şiddete karşı etkin mücadeleden asla geri adım atmayacağız. Şiddetle yüz yüze kalan tüm sağlık emekçilerine sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “‘SAĞLIKTA ŞİDDETİ DURDURALIM’ TEMALI BİR DİZİ EYLEM VE ETKİNLİKLER YAPACAĞIZ”

    Bugün startını verdikleri ve 28 Ocak’a kadar sürecek olan ‘sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacaklarını açıklayan Atabey, bu süre boyunca işyerlerinde siyah kurdele ve kokart takacak, şiddete karşı kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirecek, bu açıklamalar sırasında şiddete karşı korunmadıklarını ifade etmek için baret, kalkan gibi sembolik koruyucu ekipmanlar giyeceklerini söyledi.

    Yine maskelerine sağlıkta şiddeti protesto eden yazılar yazacaklarını, üyeleri ve yöneticileri tarafından hazırlanacak kısa videoları sosyal medyada yaygın dolaşıma sokacaklarını, bu dönem içinde yapılacak tüm eylem ve etkinlikleri şube/temsilcilik hesaplarından paylaşacaklarını da dile getiren Atabey son olarak şunları aktardı:

    “Ekonomik özlük demokratik haklarımız ve şiddetsiz çalışma ortamı için dün sağlık meslek örgütleri ile ortak ve bugün de SES olarak açıkladığımız 14 Mart haftasına kadar devam edecek programlarımızı 10-11 Şubat 2022 tarihinde yapacağımız Merkez Temsilciler Kurulu toplantımızda yapacağımız tartışma ve kararlaşmalarla daha da kapsamlı ve kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.

    Başta sağlık bakanlığı ve çalışma bakanlığına çağrımızdır: Bir an önce gerekli tedbirleri almak ve sorunun çözümü için işkolunda örgütlü emek ve meslek örgütleri ile birlikte acil bir toplantı organize edilmesini ve şiddete karşı acil eylem planı oluşturmaya çağırıyoruz.

    İşkolu emekçilerine de yapacağımız eylem ve etkinlikleri daha güçlü ses vermek adına desteklemeye çağırıyoruz. Halkımıza çağrımızdır: Bu sistemin sorumlusu biz değiliz diyor ve sizleri başka bir sağlık sistemi mümkün diyen biz sağlık emekçileri ile birlikte mücadeleye etmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de sağlık emekçileri grevde: Taleplerimiz kabul edilmezse eylemlerimiz sürecek-VİDEO

    Mersin’de sağlık emekçileri grevde: Taleplerimiz kabul edilmezse eylemlerimiz sürecek-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de greve çıkan sağlık emekçileri, iktidarın sağlık çalışanlarını işsizlikle, işten atılmalarla, yoksullukla karşı karşıya bıraktığına dikkat çekerek, “Bu G(ö)REV emeğimize, geleceğimize, halkın sağlık hakkına sahip çıktığımızı gösteren bir uyarıdır. Taleplerimiz kabul edilmediği, sağlık çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarını düzeltecek bir düzenleme hızla Meclis’e getirilmediği takdirde eylemlerimiz devam edecektir” dedi. 

    Sağlık örgütleri, özlük haklarının iyileştirilmesi ve ek ödeme adaletsizliğinin giderilmesi talebiyle  bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirdi.

    Mersin’de de Mersin Tabip Odası, SES Mersin Şubesi, DİSK Genel Sağlık İş, Birlik Dayanışma Sendikası, Mersin Aile Hekimleri Derneği’nin öncülüğünde sağlık emekçileri, saat 09.00’da Toros Devlet Hastanesi, 10.30’da Şehir Hastanesi, 12.00’de Mersin Üniversitesi Hastanesi ve 12.30’da Tarsus Devlet Hastanesi önünde açıklama yaptı.

    Açıklamada ‘Uyarıyoruz, oyalama değil hakkımız olanı istiyoruz’ pankartı açılırken, açıklamaya onlarca sağlık çalışanı katıldı.

    Yapılan açıklamalarda, iktidarın savunduğu ve uyguladığı sağlık sistemi toplum sağlığı için bir risk haline geldiğine dikkat çekilerek, sistemin yürütülmesinin olanaksızlaştığı belirtildi.

    Sağlık emekçilerinin salgın döneminde canla başla çalışırken aynı zamanda işsizlikle, işten atılmalarla, yoksullukla karşı karşıya bırakıldığına işaret edilen açıklamada, “Sağlık çalışanları “artık bu şartlarda çalışamıyoruz” diyerek istifa ederken, emekli olurken; genç hekimlerimiz başta olmak üzere sağlık emekçileri yurtdışına göç ederken tüm bu sorunları konuşmak, çözüm önerilerimizi iletmek için Sağlık Bakanı’yla görüşme taleplerimizi defalarca ilettik. Sağlık Bakanı’nın hekimlerin, sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını, sağlık ve yaşam sorunlarını, toplum sağlığını sağlık emek meslek örgütleriyle konuşmasından daha doğal ne olabilir? Bu görüşme taleplerini karşılamak Sağlık Bakanı’nın bizlere ve topluma karşı sorumluluğu değil midir?” diye soruldu.

    “İSTİFA BİZLERE VERECEĞİ EN İYİ CEVAP HALİNİ ALMIŞTIR”

    Açıklamanın devamında şunları ifade edildi:

    “Pandemi döneminde çok daha belirgin olan SALGINı değil ALGIyı yönetmeye çalışarak, kendisini bir şeyler yapıyormuş gibi göstermeye çalışarak, yok saymaktadır. Sağlık ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. Yapılan işin niteliği, riski, eğitim düzeyi ve yoksulluk sınırı gibi daha birçok kriter ele alındığında yapılan düzenlemenin bile yetersiz olduğunu ifade ettik. Yapılan düzenleme ile hekim ücretleri yoksulluk sınırına bile ulaşamamaktadır. İktidara belirtmek isteriz ki emekli hekimlere vereceğiniz ücret yüksek değildir; çalışanlara verdiğiniz ücret düşüktür. Sağlık ekip işidir; ekibin her bir üyesi, insanca yaşayacak bir ücret ve güvenli çalışma koşullarında ekip olarak, iş barışı bozulmadan çalışmak istemektedir.

    Ekonomi de sağlık gibi iflas etmiş durumdadır ve maaşlarımız açlık sınırının dahi altındadır. TBMM’de yaşanan bunca süreçte Sağlık Bakanı’na defalarca, yeniden yeniden seslenmemize rağmen ne yazık ki yine sessiz kalmış ve halen de kalmaktadır. Sorumlu olduğu çalışanların hakları için sessiz kalan bakan görevini bir kez daha yapmamıştır: İstifa bizlere vereceği en iyi cevap halini almıştır.”

    “EMEK BİZİN İSE SÖZDE BİZİMDİR”

    “İktidara ve Sağlık Bakanlığına çeşitli açıklama, eylem ve yürüyüşlerle anlatmaya çalıştık yine söylüyoruz: Salgın döneminde yaşamımızı da ortaya koyup verdiğimiz emeğin böyle/daha fazla değersizleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Toplum sağlık hakkı; emeğimiz ve geleceğimiz için artık G(ö)REV zamanıdır” denilen açıklamada, yapılan grevin nedenleri ise şöyle sıralandı:

    “Koruyucu sağlık hizmetlerini savunmak, emekliliğe de yansıyacak yaşanabilir temel ücret, güvencesiz, gerçekdışı bahanelerle işimizden edildiğimiz ve köleliği dayatan çalışma koşullarına son verilmesi, güvenceli çalışabilme, şiddete karşı etkili yasa, güvenli işyerleri, sağlıklı çalışma ortamları, COVID-19 başta olmak üzere meslek kaynaklı hastalıklara karşı bütüncül bir meslek hastalıkları yasası çıkarılması, her yıla 120 gün yıpranma payı, ek göstergelerin 3600’den 7200’e kadar kademeli olarak yükseltilmesi içindir.

    Bu G(ö)REV emeğimize, geleceğimize, halkın sağlık hakkına sahip çıktığımızı gösteren bir uyarıdır. Artık toplumun, sağlık çalışanların çığlığına kulak verilmelidir. Taleplerimiz kabul edilmediği, sağlık çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarını düzeltecek bir düzenleme hızla Meclis’e getirilmediği takdirde eylemlerimiz devam edecektir. İktidar bilmelidir ki söyleyecek sözümüz, değiştirecek gücümüz var.”

    Diren KESER/MERSİN

  • SES Eş Genel Başkanı Atabey: Fatma Demirel’in ölümü KHK zulmüdür ‘intihar’ deyip kapatamazsınız!

    SES Eş Genel Başkanı Atabey: Fatma Demirel’in ölümü KHK zulmüdür ‘intihar’ deyip kapatamazsınız!

    PİRHA-Kanun Hükmünde Kararname ile (KHK) Diyarbakır Çocuk Hastanesi’ndeki işinden ihraç edilen Fatma Demirel, evinde asılı halde ölü bulundu. SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, konuya ilişkin değerlendirmesinde “OHAL KHK’leriyle birlikte insanlar, sosyal ölüme mahkum edildiler” dedi.

    Diyarbakır Çocuk Hastanesi’nde çalışırken 2016 yılında KHK ile ihraç edilen Fatma Demirel’in, evinde asılı halde cansız bedenine ulaşıldı. 48 yaşındaki Fatma Demirel, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesiydi.

    Konuya ilişkin açıklama yapan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, Demirel’in, lise çağında bir kızı ile birlikte yaşadığını belirterek “İşin açıkçası yaşananlardan ötürü kendimizi de suçluyoruz” dedi. Sendika bünyesindeki ilk ‘intihar’ vakası olduğunu belirten Atabey, şunları söyledi:

    “İlk defa böylesi bir durumla karşılaşıyoruz. Yani kalp krizi sebebiyle bu haksız ve hukuksuzluğu kaldıramayan, psikolojik olarak sıkıntıları olan birçok arkadaşımız oldu ama bizler dayanışmayla bu süreçleri atlatmaya çalıştık. İşin açıkçası Kendimizi de suçluyoruz. Arkadaşımız kendi halinde birisiydi. İhraç olduktan sonra daha sıkı ilişkiler kurmaya başlamıştık. Yaşanan hukuksuzluğu asla zihninin kabul etmediğini, neden ihraç olduğuna dair hiçbir bilgisinin olmadığını ifade ediyordu. Biliyorsunuz ki ucube bir OHAL Komisyonu kurdular. O komisyonun kararı ile birlikte insanlar bu şekilde mağdur edildi. Arkadaşımıza da neden ihraç olduğuna dair hiçbir bilgilendirme yapılmamıştı. 2019 yılında OHAL Komisyonu, kurum kanaati, istihbari bilgiler başvurusunu reddetti ve ardından da mahkeme süreci başladı. Mahkeme sürecini de bizler takip ediyoruz. Yaklaşık 1,5 ay önce de mahkemeden red aldı. Bizler de dosyayı istinafa götürdük. Mahkeme süreci halen devam ediyor.”

    “FATMA’NIN HAKKINI VE HUKUKUNU ARAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Selma Atabey, “KHK politikaları ile insanlar sosyal ölüme mahkum edildiler” diyerek şöyle devam etti:

    “Toplumda itibarsızlaştırılan bu kesim, yaşamlarına son verecek kadar hayattan kopartıldılar. Bunların sorumluları elbette ki belli. Elbette ki bunun hesabını yargı önünde verecekler. Çünkü son beş yılda telafisi olmayacak bu toplum yara aldı, yuvalar dağıldı, insanlar ülkelerini terk etti. Bu hukuksuzluğa kalpleri dayanmadı ve yaşamlarını kaybettiler. Bizler, Fatma’nın hakkını ve hukukunu hem adalet önünde hem de toplumsal vicdanda aramaya devam edeceğiz.”

    “OHAL KOMİSYONU KARARLARININ İPTAL EDİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Selma Atabey, OHAL KHK’leri ile ihraç olmuş yaklaşık 135 bin kişi olduğunu hatırlatarak, 4300’ünün ise KESK üyesi olduğunu aktardı. Atabey, SES üyesi 800 kişinin de KHK mağduru olduğunu belirterek “Doğal olarak herkes kendi işkolundaki arkadaşları ile ilgilenmeye, onların yaşanabilecek psikolojik herhangi bir sorunun önüne geçmek için temas kurmaya çalışıyorlardı. Bu noktada gerçekten çok üzgünüz. Doğal olarak sistemi sorguluyor ve bu ölümlerin tekrar tekrar yaşanmaması için OHAL komisyonunun aldığı kararların hepsinin iptal edilip, arkadaşların bir an önce işe döndürülmesi gerektiğini belirtiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ARAŞTIRILMASI GEREKİYOR”

    SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, Fatma Demirel’in ölümü hakkında şüphelerinin olduğunu da belirterek şunları söyledi:

    “Direkt ‘İntihar’ demek istemiyorum. Çünkü evde yalnızken asılı olarak bulunuyor. Şüpheli bir durum söz konusu. Ölümün öncelikle araştırılmasını istiyorum. Şu anda Diyarbakır’daki arkadaşlarla da temas halindeyiz.

    Fatma arkadaşımız uzun yıllar önce eşinden ayrıldı ve sadece kızıyla kurduğu ortak bir hayat var. Bu toplumda kadın cinayeti olduğunda kesinlikle şüpheli bakmak gerekiyor. Hele ki evde yalnızken asılı bir şekilde bulmuşken bunun araştırılması gerekir. Geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz, birçok kadın öldürülüp intihar süsü verildi. Umarım bu da onlardan biri olmaz. İntihar olması da tabii ki bizi üzer ama başka bir boyutu da varsa araştırılması gerekiyor. İntihar denilip üzerinin kapatılmasını doğru bulmuyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sağlık emekçileri Hopa’da da iş bıraktı

    Sağlık emekçileri Hopa’da da iş bıraktı

    PİRHA- Çalışma koşulları ve zam düzenlemesine tepki gösteren sağlık emekçileri yurdun birçok noktasında iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Hopa’da da eylem yapan emekçiler, Meclis’ten geçen düzenlemenin tüm sağlık emekçilerini kapsayacak şekilde adil bir hale getirilmesini istedi.

    Sağlık emekçileri arasında ayrımcılık yaratacak şekilde sadece hekimleri kapsayan ek gösterge düzenlemesine karşı sağlık emekçilerinin tepkisi büyüyor. Düzenlemenin Meclis’ten geçmesinin ardından pek çok yerde eylem yapan sağlık emekçilerinin tepkisinden sonra düzenleme geri çekilerek bütçe görüşmeleri sonrasına ertelendi.

    Ülkenin dört bir yanında sağlık emekçileri bugün (6 Aralık) Meclis’ten geçen ayrımcı yasaya karşı ek gösterge düzenlemesinin bütün sağlık emekçilerini kapsaması talebiyle iş bıraktı.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) çağrısıyla Hopa Devlet Hastanesi’nde iş bırakma eylemi gerçekleştiren sağlık emekçileri hastane bahçesinde bir açıklama yaptı.

    “KAPİTALİST SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKTÜ”

    Yılladır “sağlıkta dönüşüm” adı ile ifade edilen, halk ve emekçiler lehine olmayan uygulamalara karşı alanlarda olduklarını açıklayan sağlık emekçileri yaptıkları açıklamada; “Bugüne kadar uygulanan bu politikalara karşı dediğimiz her konuda maalesef haklı çıktık. Hizmeti üretenlerin ve halkın temsilcilerinin içinde yer olmadığı bir programın başarı şansı olmadığını söyledik. Kapitalist üretim-tüketim ilişkilerine indirgenen sağlık ve sosyal hizmetlerde başarı olmaz dedik. COVID-19 pandemisi ile kapitalist sağlık sistemlerinin tümünün çöktüğünü, nasıl aciz kaldığını tüm dünyada gördük. Devrim gibi anlatılan bu projelerin Türkiye’de de nasıl çöktüğüne hep birlikte şahit olduk” dedi.

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ ANGARYAYLA KARŞI KARŞIYA”

    Niçin alanlarda olduklarını daha iyi anlatmak için sadece sağlık iş kolunda mevcut duruma bakmanın yeterli olacağı belirtilen açıklamaya şu sözlerle devam edildi:

    “10 dakikada 2 hasta muayenesi, Aile hekimliğinde yaşanan sorunlar, keyfi ve kuralsız cezalandırma, güvencesiz ve ucuz çalıştırma 3. basamak hastanelerine sevksiz gidebilme, eğitim ve araştırma yerine muayenenin öncellenmesi ve personel eksikliğinden kaynaklı asistan hekimlerin eğitim yerine muayene ve kırtasiyecilik yapma gibi nedenlerle angarya ile karşı karşıyayız. Uzun çalışma saatleri ve yeterli kadro açılmaması nedeniyle de sağlık politikaları tamamen iflas etti. Hemşire başta olmak üzere yüz binlerce personel açığından kaynaklanan artan iş yükü ve angarya çalışma ve çok sayıda yeni mezun sağlıkçının işsiz olması, pandemi ile mücadelede yaşamını yitiren yüzlerce ve enfekte olan yüz binlerce sağlık emekçisi olmasına rağmen COVID-19’un meslek hastalığı sayılmaması, yıllardır oyalanarak seçim yatırımına dönüştürülen 3600-7200 ek gösterge sorunu, adil olmayan döner sermaye uygulamaları, angarya çalışma nedeniyle istifa edip yurtdışına göçmek zorunda kalan sağlık emekçileri var.”

    “KHK SORUŞTURMLARINDA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ İŞİNE SON VERİLİYOR”

    İktidar partisinin kendine yakın kişileri liyakat esasları gözetmeden idareci olarak atadığı kaydedilen açıklamada son olarak şu cümleler aktarıldı:

    “İdareci seçimlerinde işkolu emekçilerinin tercih hakkı yok. Bu nedenle de çalışma rejimi açısından da demokratik olmayan koşullar mevcut. KHK rejimi, güvenlik soruşturmaları nedeniyle işten atmalar, göreve başlatmamalardan kaynaklı örgütlenme önündeki kaygılar, yöneticilerin dili, kışkırtılan sağlık talebi ve bilime de aykırı olan sağlık sisteminin sonuçları arasında yer alan şiddet, özlük sorunları gibi birçok sorun yaşanıyor. Bu sorunları yaşayanlar olarak ta çoğu zaman hedefe konan bizler oluyoruz. Bu nedenle sağlık emekçilerinin ekonomik, özlük ve demokratik haklarına yönelik mücadele yanında sağlık hakkı mücadelesini de yürütmek zorunda kalıyoruz. Haklarımızı alana kadar mücadele etmeye kararlıyız.”

    PİRHA/HOPA

  • Sağlık emekçileri İstanbul’da iş bıraktı: Sağlık ticaret, hastaneler de işletme değil-VİDEO

    Sağlık emekçileri İstanbul’da iş bıraktı: Sağlık ticaret, hastaneler de işletme değil-VİDEO

    PİRHA-Sağlık Emekçileri Sendikası’nın çağrısıyla İstanbul’da da iş bırakan sağlık emekçileri, sağlık sisteminin ticarileşmesini, sağlık çalışanlarının ağır çalışma koşullarını protesto etti. Çalışanlar arasındaki iş barışını bozan ücret politikasından vazgeçilerek, gerçek enflasyon oranında zam yapılması istendi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) sağlık çalışanları ile sosyal hizmet emekçilerinin çalışma koşulları ve ücret talebine ilişkin ülke genelinde iş bırakma eylemi gerçekleştirdi.

    İstanbul’un birçok hastanesinde iş bırakan sağlık emekçileri, sağlık sisteminin piyasa mantığıyla yürütüldüğünü söyledi. Hekimlere dayatılan performans sisteminin yarattığı sorunlara da değinen sağlık emekçileri, “Sağlıkta ticaret olmaz. Sağlık haktır, satılamaz” dedi.

    “HASTANELER İŞLETME OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    İş bırakma eylemi kapsamında, hekim olmayan sağlık emekçilerinin geçtiğimiz günlerde açıklanan zam kararının dışında tutulması eleştirilirken; hekimlere yönelik ifade edilen zam haberlerinin ise aldatmaca olduğu savunuldu.

    Sağlık hizmetinin ticarileştiğini belirten emekçiler, hasta muayene sürelerinin 5 dakika ile sınırlandırıldığını söyledi. Bu durumun hekimler ile hastalar için büyük sorun olduğu vurgulanırken, “5 dakika içinde doktor sizi muayene mi etsin, sisteme giriş mi yapsın? Hastalar puan olarak görülüyor. Hekimlere, ‘Ne kadar çok hasta bakarsan, o kadar çok para alırsın’ deniliyor. Hastaneler işletme olarak görülüyor” denildi.

    Hemşirelerin de mobbinge maruz bırakıldığı kaydedilirken, istifaların ve yurt dışına yönelik beyin göçünün arttığı belirtildi.

    TALEPLER SIRALANDI

    Sağlık çalışanları iş bırakma eyleminde taleplerini de sıraladı:

    • Tüm sabit ücretlere gerçek enflasyon oranında ek zam verilsin,
    • Vergi dilimi soygununa son verilsin,
    • Asgari ücretten vergi alınmasın. Asgari ücretin üstündeki gelirimizde vergi yüzde 10 da sabitlensin,
    • 3 bin 600 ek gösterge seçim vaadi olmaktan çıkarılsın biran önce düzenleme yapılsın,
    • Gıda, elektrik, doğalgaz gibi, temel ihtiyaç maddelerinden alınan dolaylı vergiler kaldırılsın,
    • Sağlık iş kolunda 5 yıla 1 yıl yıpranma düzenlemesi yapılsın erken emeklilik düzenlensin,
    • 12 Saat üzeri çalışma yasaklansın mesai sonrası çalışma iki kat ücretlendirilsin,
    • 4-B süresiz sözleşmeli, 3+1 sözleşmeli kadroya alınsın
    •  Sahada iş barışını bozan, performans sistemi kaldırılarak bütün ödemeler tek kalemde yapılmasını, ayrımsız ASM (Aile Sağlığı Merkezi) emekçilerine, tıp fakültesi çalışanlarına, aile ve sosyal hizmetler çalışanlarına ve diğer tüm sağlık hizmet sınıflarına ek zam verilerek mağduriyetler giderilmelidir.
    • Ağır koşullarda çalışan sosyal hizmet emekçilerinin iş barışını bozan ücret politikasından vazgeçilmesini eşit adil bir yaklaşımla özlük haklarının düzeltilmesini istiyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sağlık emekçileri Ankara’da da iş bıraktı -VİDEO

    Sağlık emekçileri Ankara’da da iş bıraktı -VİDEO

    PİRHA- Sağlık emekçileri, hekimlere yönelik maaş artışının ve yıllardır sözü verilen ek göstergenin ayrım gözetilmeksizin tüm sağlık emekçilerine uygulanması talebiyle Ankara’da da iş bırakma eylemi yaptı.

    Sağlık emekçileri arasında ayrımcılık yaratacak şekilde sadece hekimleri kapsayan ek gösterge düzenlemesine karşı sağlık emekçilerinin tepkisi büyüyor. Düzenlemenin Meclis’ten geçmesinin ardından pek çok yerde eylem yapan sağlık emekçilerinin tepkisinden sonra düzenleme geri çekilerek bütçe görüşmeleri sonrasına ertelendi.

    Ülkenin dört bir yanında sağlık emekçileri bugün (6 Aralık) Meclis’ten geçen ayrımcı yasaya karşı ek gösterge düzenlemesinin bütün sağlık emekçilerini kapsaması talebiyle iş bıraktı.

    Ankara’da da çeşitli hastanelerde iş bırakan sağlık emekçileri, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi’nin çağrısıyla Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir araya geldi. Eyleme Ankara Tabip Odası ve Dev Sağlık-İş üye ve yöneticileri de katılarak destek verdi.

    Yapılan eylemde sık sık, ‘Söz, yetki, karar çalışanlara’, ‘Emek bizim, söz bizim’, ‘İnsanca yaşamak istiyoruz’ sloganları atılırken,  ‘Emeğimizi görünür kılıyor, hizmet üretmiyoruz’ pankartı açıldı.

    Eylemde yapılan açıklamayı SES Ankara Şube Eş Başkanı Nazan Karacabey okudu. Karacabey, bunun bir uyarı grevi olduğunu, sağlık emekçilerinin taleplerinin görmezden gelinmeye devam edilmesi durumunda daha güçlü eylemler yapacaklarını vurguladı.

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ İKİ DUDAK ARASINDAKİ ÖDEMELERE MAHKUM EDİLMİŞTİR”

    Yıllardır yürütülen sağlıkta dönüşüm programının pandemi ile birlikte iflas ettiğini belirtilen Karacabey, “Performansa dayalı ücretlendirme pandemiyle birlikte dağılmış, sağlık emekçileri iki dudak arasındaki ödemelere mahkum edilmiştir. Üstelik bu ödemeler sağlık emekçilerinin 39 branşını görmeyen neye göre ödendiği anlaşılamayan ve sürekliliği olmayan bir şekilde yapılmıştır. Pandemide ayrımcılık olmaz dedik duymadılar, sağlık ekip işidir bizleri ayrıştırmayın dedik duymadılar. Hala kovid servisleri yoğun bakımlar ve filyasyonlarda çalışmaya devam ediyoruz. Bir buçuk senedir aksayan sağlık hizmetlerini yürütmek ve halkın sağlık hakkını gözetmek için durmaksızın sağlık hizmeti veriyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    “EMEKÇİLERİ, EKONOMİK ÖZLÜK HAKLARLA DA BÖLMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Ekonomik krizle birlikte iyice yoksullaşan halkın verdiği vergilerin sağlık hizmeti almasına yetmediğini ve sağlık hizmetlerine erişimin zorlaştığını dile getiren Karacabey açıklamasına şu sözlerle devam etti:

    “14 kalem de halkın cebinden çıkan katkı-katılım payları ve ilave ücretler, SGK ödemesi kapsamından çıkarılan ilaçlar ve yılbaşından sonra zam gelecek diye piyasaya sunulmayan yüzlerce kalem ilaç nedeniyle yaşanan ilaç krizi, pandemi koşullarının tıkattığı sağlık sistemi nedeniyle kronik hastalıkları olanların dahi sıra alamaması, koruyucu sağlık hizmetleri yerine tedavi edici sağlık hizmetlerine ve özel sektöre bütçeden ayrılan payların büyüklüğü, İnsanların yaşam alanlarına yakın hastanelerin kapatılması, erişim olanaklarının zor olduğu şehir hastaneleri bünyesinde sermayeye kaynak aktarılan uygulamalar başta olmak üzere birçok sorun sayabiliriz. Bunca sorunun yaşandığı iş kolumuzda bizler yaşadığımız tüm zorlukların yanında sürekli alanlarda olmak ve mücadele etmek zorunda bırakılıyoruz. Bunlar yetmezmiş gibi işyerlerimizde ekip olarak çalışan emekçileri ekonomik özlük haklarla da bölmeye yönelik uygulamalara sıklıkla şahit oluyoruz.”

    “SAĞLIK EKİP İŞİDİR”

    Sağlık hizmetinin ekip işi olduğunun altını çizen Karacabey, “Ekibin her bir üyesi, insanca yaşayacak bir ücret ve güvenli çalışma koşullarında ekip olarak, iş barışı bozulmadan çalışmak istemektedir. Bizleri ayrıştırmaya çalışan bu politikalara karşı birlikte mücadele ederek birlikte kazanacağız. Her geçen gün fakirleşiyoruz, bu gerçeği biz yaşarken bizi yalan sözlerle kandırmaya çalışmayı bırakın. TÜİK verileriyle, iktidar demeçleriyle geçiştirilemeyecek bu duruma karşı ücretlerimizde iyileştirme yapılmıyor. Sahte enflasyon oranlarının bile altında ücret artışlarının altına sarı sendika imza atıp sonra çıkıp tarihi kazanım diyebiliyor. İktidar bir taraftan, Sağlık Bakanlığı öte taraftan, yetkili sendika diğer taraftan sağlık emekçilerinin aklıyla dalga geçiyor!” şeklinde konuştu.

    SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN TALEPLERİ 

    Son olarak sağlık emekçilerinin taleplerini sayan Karacabey şunları aktardı:

    “-Tüm sabit ücretlere gerçek enflasyon oranında ek zam verilsin,

    -Vergi dilimi soygununa son verilsin,

    -Asgari ücretten vergi alınmasın… Asgari ücretin üstündeki gelirimizde vergi %10 da sabitlensin,

    -3600 ek gösterge seçim vaadi olmaktan çıkarılsın biran önce düzenleme yapılsın,

    -Gıda, elektrik, doğalgaz gibi, temel ihtiyaç maddelerinden alınan dolaylı vergiler kaldırılsın,

    -Sağlık iş kolunda 5 yıla 1 yıl yıpranma düzenlemesi yapılsın erken emeklilik düzenlensin,

    -12 Saat üzeri çalışma yasaklansın mesai sonrası çalışma iki kat ücretlendirilsin,

    -4-B süresiz sözleşmeli, 3+1 sözleşmeli kadroya alınsın istiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Sağlık emekçileri Mersin’den seslendi: Haksız uygulama durdurulsun!-VİDEO

    Sağlık emekçileri Mersin’den seslendi: Haksız uygulama durdurulsun!-VİDEO

    PİRHA- İktidarın sadece doktorların bir kısmına ilişkin ekonomik düzenlemenin iş barışı zedelediğini ifade eden SES Mersin Şubesi ve Mersin Tabip Odası, sağlık emekçileri olarak, haksız ve adaletsiz bir uygulamanın durdurulmasını istedi.

    SES Mersin Şubesi ve Mersin Tabip Odası, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Poliklinikleri önünde sağlık emekçileri arasında ayrımcılığa yol açan ve Meclis’ten geçen düzenlemeye ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Sağlık emekçilerinin katılım gösterdiği açıklamada konuşan SES Mersin Şube Eş Başkanı Zeki Sinan Doğan ve Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, ekonomik krizin derinleştiği bir dönemde iş barışını zedeleyen bir adımın atıldığına dikkat çekerek, iktidar yetkililerin gerçeği yansıtmadığını belirtti.

    Basın açıklamasını okuyan SES Temsilcisi Sevgi Başkavak da, hastanenin sağlık emekçileri olarak; yine haksız ve adaletsiz bir uygulamanın karşısında olmak ve haklarını talep ettiklerini belirterek, “Sağlık Bakanı tarafından ’’bütün sağlık çalışanlarına müjde’’ diye sunulan, ancak sadece hekimlere yönelik yapılan düzenleme ile hekim dışı sağlık emekçileri yok sayılarak ekip ruhu bozulmuş, iş barışımız sekteye uğratılmıştır” dedi.

    Yapılan düzenleme ile ilgili kanun teklifinin TBMM’de kabul edilmesi rakamlardan bağımsız 39 branşta hizmet veren sağlık emekçisini devre dışı bıraktığınının ve aradaki rakamsal uçurumu iyice derinleştirdiğinin altını çizen Sevgi Başkavak, “Son 20 yıldır sağlık hizmetini tamamen piyasa koşulları ile yönetilirken, sağlık emekçileri hasta ile karşı karşıya getirilmiş ve bunun sonucunda sağlıkta şiddet tırmanmıştır” diye konuştu.

    Sevgi Başkavak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ekonomik krizi, her geçen gün biraz daha  iliklerimize kadar hisseden biz sağlık emekçilerinin aldığı maaşlar yoksulluk sınırının bile altında kalarak hep birlikte sefalete mahkum edildik. Değil konforlu yaşamak günlük zorunlu ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamaz duruma geldik. Her ay bizlerden kesilen vergilerle yap-işlet devret modeli ile yapılan ve kullanım garantisi verilen  havaalanı, köprü, otoyol ve h geçmediğimiz köprünün, kullanmadığımız havaalanının parasını her ay biraz daha yoksullaşarak ödemek zorunda kaldık.”

    “SAĞLIK BİR EKİP İŞİDİR”

    Sağlık çalışanlarının ürettiği hizmetin çok kıymetli olduğunu söyleyen Sevgi Başkavak, önerileri şöyle sıraladı:

    “*Sahada iş barışını bozan, performans sistemi kaldırılarak bütün ödemeler tek kalemde yapılsın,

    *Sabit ücretlerimize gerçek enflasyon oranında ek zam verilerek yoksulluk sınırının üzerine çıkarılsın,

    *4-B süresiz sözleşmeli ve 3+1 sözleşmeli çalışan  arkadaşlarımız kadroya alınsın,

    *Hastanelerde bütün sağlık emekçilerinin çocuklarını güvenle bırakabileceği kreşler açılsın,

    *Ek gösterge seçim vaadi olmaktan çıkarılıp 3600’den başlayarak kademeli olarak 7200’e kadar tüm sağlık emekçilerine uygulansın,

    *Vergi dilimi soygununa son verilerek asgari ücretten vergi alınmayıp, bunun üstündeki gelirimizde % 10’ a sabitlensin,

    *Gıda, elektrik, doğalgaz gibi zorunlu temel ihtiyaç kalemlerinden dolaylı vergiler kaldırılsın.”

    Diren KESER/MERSİN

  • İstanbul’da SES üyeleri: Sağlık bir ekip işidir, bu ekibin ruhunu ve iş barışını bozmayın!

    İstanbul’da SES üyeleri: Sağlık bir ekip işidir, bu ekibin ruhunu ve iş barışını bozmayın!

    Bütün sağlık çalışanlarına müjde olarak sunulan yasadan yalnızca hekimlere düzenleme çıktı. Okmeydanı Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesinde çalışan sağlık emekçileri, “Sağlık bir ekip işidir, bu ekibin ruhunu ve iş barışını bozmayın” çağrısında bulundu. 

    Okmeydanı Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesinde çalışan sağlık emekçileri sadece hekimlere yönelik yapılan düzenlemeyi protesto etti. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Türk Sağlık-Sen (TSS) üyesi emekçiler sefalete mahkum olmayacağız diyerek ortak açıklama yaptı. Zam talebiyle bir araya gelen işçiler adına açıklamayı SES Şişli Şube EşBaşkanı Fadime Kavak okudu.

    Yapılan düzenlemeyle hekimler dışında sağlık emekçilerinin yok sayılarak ekip ruhunun bozulduğunu belirten Fadime Kavak, şunları ifade etti:

    “Kanun teklifinin TBMM’de kabul edilmesi rakamlardan bağımsız, 39 branşta hizmet veren sağlık emekçisini devre dışı bırakmış, aradaki rakamsal uçurumu iyice derinleştirmiştir. Son 20 yıldır sağlık hizmetini tamamen piyasa koşulları ile yöneten iktidar, biz sağlık emekçilerini hasta ile karşı karşıya getirmiş, bunun sonucunda sağlıkta şiddeti tırmandırmıştır. Yapılan bu son düzenlemede ise ekibi kendi içinde bölüp, zaten oldukça kötü olan koşullarımızı daha da kötüleştirerek bize üvey evlat muamelesi yapmıştır” dedi. Sağlık emekçilerinin aldığı maaşın yoksulluk sınırının çok altında kaldığını belirten Kavak, “Hep birlikte sefalete mahkum edildik. Değil konforlu yaşamak günlük zorunlu ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamaz duruma geldik. Biz sağlık emekçilerinin çalışma koşulları her geçen gün ağırlaşırken aldığımız ücretler düşmekte, tuttuğumuz nöbetin parasını dahi alamayıp zorunlu izin kullandırılıyoruz.”

    “ÜRETİMDEN GELEN GÜCÜMÜZÜ KULLANACAĞIZ”

    İki gündür Türkiye’nin farklı hastanelerinde sağlık emekçilerinin hastane önlerinde taleplerini anlatmaya çalıştığına değinen Kavak, “Sesimizi duyun, taleplerimizi dikkate alın, aksi halde üretimden gelen gücümüzü kullanarak hizmet üretmeyeceğiz” dedi.

    Kavak, sağlık emekçilerinin şu taleplerini sıraladı:

    • Sahada iş barışını bozan, performans sistemi kaldırılarak bütün ödemeler tek kalemde yapılsın.
    • Sabit ücretlerimize gerçek enflasyon oranında ek zam verilerek yoksulluk sınırının üzerine çıkarılsın.
    • 4-B süresiz sözleşmeli ve 3+1 sözleşmeli çalışan arkadaşlarımız kadroya alınsın.
    • Hastanelerde bütün sağlık emekçilerinin çocuklarını güvenle bırakabileceği kreşler açılsın.
    • Ek gösterge seçim vaadi olmaktan çıkarılıp 3600’den başlayarak kademeli olarak 7200’e kadar tüm sağlık emekçilerine uygulansın.
    • Vergi dilimi soygununa son verilerek asgari ücretten vergi alınmayıp, bunun üstündeki gelirimizde % 10’a sabitlensin.
    • Gıda, elektrik, doğalgaz gibi zorunlu temel ihtiyaç kalemlerinden dolaylı vergiler kaldırılsın.

    Sağlık emekçileri, “Sağlık bir ekip işidir, bu ekibin ruhunu ve iş barışını bozmayın” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Artvin SES Şubesi: Sağlıkta ayrımcılık sorunları büyütür

    Artvin SES Şubesi: Sağlıkta ayrımcılık sorunları büyütür

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası ( SES ) Artvin il Temsilcisi Dr. Serhan Safatlı, hekim maaşları ve ek göstergesi için Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalara tepki gösterdi. Safatlı, hekimlere yönelik maaş artışının ayırım gözetilmeksizin tüm sağlık emekçileri için uygulanması çağrısında bulundu.

    Sağlık Bakanlığı tarafından ekim maaşları ve ek göstergesi konularıyla ilgili açıklamalarını dikkatle dinlediklerini belirten Dr. Serhan Safatlı, yıllardır tüm sağlık emekçileri için 3600-7200 arası ek gösterge taleplerini seslendirdiklerini ancak, Bakanın açıklamasında ek gösterge düzenlemesinin sadece hekimler ve hemşireler için yapılacağı bilgisinin paylaşılmasının düşündürücü olduğunu ifade etti.

    “ELDE EDİLEN KAZANIMLAR YETERSİZDİR”

    Safatlı şunları kaydetti:

    “Yoksulluk sınırının çok altında, açlık sınırınınsa biraz üzerinde maaş alan sağlık emekçilerinden sadece hekimlere yönelik maaş artışı ifade edildi. Yıllardır yürüttüğümüz mücadele sonucu elde edilen bu kazanım yetersizdir. Hekimlere uygulanacağı ifade edilen maaş artışları; mevcut ekonomik kriz, hayat pahalılığı içinde mesleğin niteliği ve iş riski hesaplandığında yetersizdir. Buna rağmen yürütülen mücadelenin ve talebin görülmesi açısından bir başlangıçtır.”

    “İŞ BARIŞINI BOZAN AYRIMCI DÜZENLEMELER SORUNLARI BÜYÜTÜR”

    Sağlık bakanın açıklamaları ve sözlerinin takipçisi olacaklarını ifade eden Dr. Serhan Safatlı, “Sağlık Bakanı’nın kaçırdığı bir nokta var. Sağlık ekip işidir. Bir düzenleme yapılacaksa ekibin her bireyi için adil bir şekilde yapılmalıdır. Ekip arasında derin uçurumlar yaratacak düzenlemeler yapılmamalıdır. İş barışını bozan bu tarz ayrımcı düzenlemeler sağlık alanındaki sorunları çözmek bir yana, daha da derinleştirmektedir” dedi.

    Sağlık Bakanı’na, hükümete ve TBMM’de grubu bulunan tüm siyasi partilere seslendiklerini belirten Dr. Serhan Safatlı, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin emekliliğe yansıyacak temel ücretleri yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını yıllardır sözü verilen ek göstergenin 3600’den başlayarak kademeli olarak 7200’e kadar tüm sağlık emekçilerine uygulanmasını ve hekimlere yönelik maaş artışının ayırım gözetilmeksizin tüm sağlık emekçileri için uygulanması çağrısında bulundu.

    Gençağa KARAFAZLI/ ARTVİN

  • Sağlık emekçilerinden ek gösterge eylemleri: Sefalete teslim olmayacağız-VİDEO

    Sağlık emekçilerinden ek gösterge eylemleri: Sefalete teslim olmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Sağlık emekçileri, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Ordu’da yaptıkları açıklamalarla, eşit işe eşit ücret ile asgari ücretten vergi alınmaması talebinde bulundu.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Aksaray Şubesi, artan zamlar ve ekonomideki kötü gidişata ilişkin Fatih’te bulunan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Servisi önünde açıklama yaptı. “Geçinemiyoruz” pankartının açıldığı açıklamada “Sefalete teslim olmayacağız” sloganı atıldı.

    SES üyesi Aydın Erol, “Hekim dışı personel ve üniversite hastaneleri kapsam dışı bırakılıyor. Sağlık bakanlığı, bakanlığa bağlı hekimlerin sağlık hizmetine katkısına bakılmadan sabit ödemelerinde artış yaptı. Ama hekimlerin birçoğu tavana yakın performans almaktalar. Aldıkları bu performanstan sabit ödemeler mahsup edildiğinde söylendiği gibi 2 bin 500-5 bin lira maaş zammı olmayacak” dedi.

    Erol, sağlık çalışanları arasında ayrımcı politikalar uygulandığına dikkati çekerek, şunları ifade etti:

    “Sağlık işi ekip işidir, ekip anlayışını bozan uygulamalardan uzak durun. Hastaneye tedavisi için gelen hastanın tedavi olup gidene kadar ekip içindeki hekiminden hemşiresine, laborantına veri giriş personeline, temizlik güvenlik personeline kadar her meslek grubunun katkısı vardır. Ekip içinde bir meslek grubuna iyileştirme yaparken diğer meslek gruplarına ayrımcı tutum sergilemeyin, iş barışını bozmayın motivasyonumuzu düşürmeyin.”

    TALEPLER 

    Erol, taleplerini şöyle aktardı:

    “* Tüm sabit ücretlere gerçek enflasyon oranında ek zam verilsin.

    *Vergi dilimi soygununa son verilsin.

    * Asgari ücretten vergi alınmasın. Asgari ücretin üstündeki gelirimizde vergi yüzde 10 da sabitlensin.

    * Gıda, elektrik, doğalgaz gibi, temel ihtiyaç maddelerinden alınan dolaylı vergiler kaldırılsın.”

    İSTANBUL
    Asgari Değil İnsanca Yaşam Mücadelesi Bileşenleri, Karaköy’de bulunan Çalışma Bakanlığı Bölge Müdürlüğü önünde asgari ücret görüşmelerine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İnsanca yaşamaya yeten vergiden muaf asgari ücret için mücadeleye” pankartının yanı sıra, “Herkese iş ve gelir güvencesi sağlansın” ve “Asgari ücret görüşmeleri halka açık yürütülsün” dövizleri taşınırken sık sık “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni” ve “Asgari ücret düzenine son” sloganları atıldı.

    Kaldıraç üyesi Kutay Soybil, asgari ücret görüşmelerinin başladığını belirtti. Soybil, “İşçi ve emekçilerin hiçbir şey yapmadan sadece izlemesi istenen bir müsamereden farksız toplantılar dizisidir. Asgari ücret bugün 5 bin 410 TL olsa, geçen seneye göre hiçbir zam yapılmamış oluyor. Tüm işçi ve emekçilere çağrımızı yineliyor, taraf olmaya bizlerin emeği üzerinden oynanan oyunları bozmaya davet ediyoruz” dedi.

    ANKARA
    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi önünde açıklama yaptı.
    Açıklamaya Ankara Tabip Odası, Dev Sağlık İş Ankara Şubesi, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Ankara Şubesi ve birçok sağlık emekçisi katıldı. Açıklamada konuşan SES Ankara Şubesi Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey, “Bugün bir kez daha sağlık emekçilerinin taleplerinin ancak mücadeleyle alınabileceğini gördük. Son 20 yıldır iş yerlerimizi seri üretim fabrikalarına dönüştüren bizleri de köleleştiren Sağlıkta Dönüşüm Programı halkın sağlığını ve sağlık emeğini görünmez kılmıştır. Sağlık emekçilerini vatandaşla ve ekip arkadaşları ile karşı karşıya getiren adımlar tam da bu dönüşüm eseridir. Dün Meclisteki düzenleme ile sorunlarımıza yeni bir sorun eklendi” dedi.

    İZMİR

    SES İzmir Şubesi, İzmir’de örgütlü olduğu birçok hastanede sağlık bakanlığının sadece doktorlara iyileştirme yapmasına ilişkin “Sağlık ekip işidir” diyerek tepki gösterdi. Sağlık Bakanlığının 3600-7200 arası ek gösterge düzenlemesini sadece hekimler ve hemşireler için yapılacağını ve hekimlere yönelik maaş artışını ifade etmesinin kabul edilemez olduğunu dile getiren sağlık emekçileri, “Sağlık Bakanı’nın açıklamasında yer alan hekimlere yönelik maaş artışı ayırım gözetilmeksizin tüm sağlık emekçileri için uygulansın” dedi.

    Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Buca Seyfi Demirsoy Kadın Doğum Hastanesi, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Bergama Devlet Hastanesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Bozyaka Eğitim Araştırma, Torbalı Devlet Hastanesi , Gaziemir Nevvar Salih İşgören Hastanesi gibi örgütlü oldukları birçok hastanede yemekhane, poliklinikler, idari bina veya başhekimlik önünde basın açıklaması yapan sağlık emekçilerine doktorlar da destek verdi.

    ORDU
    Ordu Emek ve Demokrasi Güçleri, yoksulluk ve döviz kurunda yaşanan artışlara yönelik Altınordu ilçesi Ceren Özdemir Meydanı’nda açıklama yaptı. “Pahalılığa, zamlara, yoksulluğa hayır, yeter artık geçinemiyoruz” pankartı açılan açıklamaya kentte bulunan siyasi parti ve kitle örgütleri temsilcileri katıldı.

    Ordu Çevre Derneği Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül, her şeye tek bir kişinin karar verdiği sistemin ülkeyi çöküşe sürüklediğini söyledi. Gönül, “Yeni zamlar ve vergilerle hayat pahalılığı aldı başını gitti. Tencere kaynamıyor. TL değer kaybettikçe kaybediyor. Ücretler eridikçe eridi. Yetmedi, iktidar vergileri artırmaya başladı. Bu zulüm artık yeter! Bu zamlar artık yeter! Bu pahalılık artık yeter” diye belirtti. Ekonomik krizin yükünün halk tarafından çekildiğini aktaran Gönül, “Kayırma, rüşvet, yolsuzluklar; çetelerle bin bir türlü ilişkiler ortaya saçılıyor. Krizin faturasını halk ödüyor. Talebimiz, halkçı bütçe, geçinilebilir asgari ücret için; zamların geri alınması, ücretlere ek zam, vergide adalet” diye belirtti.

    ADANA
    SES Adana Şubesi ve Adana Tabip Odası (ATO), “Sağlık ekip işidir, ekibin her bireyi için insanca yaşamaya yetecek ücret istiyoruz” şiarıyla Adana Şehir Hastanesi Başhekimliği önünde açıklama yaptı. Metni okuyan SES Adana Şube Eşbaşkanı Dr. Enis Akyüz, yıllardır sözü verilen ek göstergenin 3600’den başlayarak kademeli olarak 7200’e kadar tüm sağlık emekçilerine uygulanmasını talep etti.

    Hekimlere uygulanacağı ifade edilen maaş artışlarının mevcut ekonomik kriz, hayat pahalılığı içinde mesleğin niteliği ve iş riski hesaplandığında yeterli olmadığına işaret eden Akyüz, “Buna rağmen yürütülen mücadelenin ve talebin görülmesi açısından bir başlangıçtır. Ancak; Sağlık Bakanının kaçırdığı bir nokta var. Sağlık ekip işidir. Bir düzenleme yapılacaksa ekibin her bireyi için adil bir şekilde yapılmalıdır” dedi.
    Adana Tabip Odası Başkanı Selahattin Menteş de Sağlık Bakanı’nın açıklamalarını “Dağ fare doğuracak. Çok iyi biliyoruz” diye nitelendirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • SES’ten bütçe açıklaması: Kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretilmeli-VİDEO

    SES’ten bütçe açıklaması: Kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretilmeli-VİDEO

    PİRHA- ‘2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’ne dair açıklama yapan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, “Bütçe hazırlanırken emekçilerin talepleri dikkate alınmadı. Kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretilmeli. İktidarın siyasi ihtiyaçlarından arınmış bir bütçe yapılmalı” dedi.

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2022 bütçesi yarın itibari ile görüşülmeye başlanıyor. Görüşülecek olan bütçe taslağı üzerinden Bakanlığın önümüzdeki yıl için nasıl bir hizmet hedeflediğine dair değerlendirmelerini ve taleplerini paylaşmak isteyen Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) basın açıklaması düzenledi. SES Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen açıklamanın yapıldığı salona ‘Bütçede sosyal hizmet emekçileri için insanca yaşanacak koşullar ve halk için sosyal hizmet yok!’ pankartı asıldı.

    Açıklamayı yapan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, bütçe görüşmelerine, ne taslak hazırlığı aşamasında ne de hazırlanan taslağın Meclis’e sunulması aşamasında sendikalarının ve iş kolunda örgütlü yapıların dâhil edilmediğini belirterek, iktidarın siyasi ihtiyaçlarından arındırılmış, emekçilerin sorunlarını çözecek bir bütçe yapılması gerektiğini aktardı.

    “KAYNAKLAR DOĞRU YERLERE AKTARILMALIDIR”

    Ekonomik kriz karşısında 2022-2023 toplu iş sözleşmesinin, sermayenin çıkarlarını korumanın yolu olarak emekçilere dönük sömürüyü artırdığını ve kamu emekçilerinin daha da yoksullaştığını ifade eden Atabey, “Gelirlerimizi azaltma yönünde politika güden iktidar, mevcut haklarımızı da ortadan kaldırmak, sermayeye ise her türlü kaynağı aktarmak tercihinde ısrar etmektedir. Salgının sonuçları nedeniyle ekonomik olarak etkilenen kesimler için; işsiz kalanlar, ücretsiz izne çıkartılanlar, gelirleri düşenler, işyeri kapananlar gibi salgın nedeniyle daha çok risk altında olan kesimler için gerçek tedbirler alınmamış, kaynaklar buralara aktarılmamıştır. Bakanlık bütçesi, zam üzerine zam yapılan, dolar ve Euro karşısında gelirlerimizin eridiği, alım gücünün düştüğü ve açlık sınırının bandında gezen gelirimizle, tüm emekçilerin geçinemiyoruz dediği ve ek zam talebinin yaygın bir talep haline geldiği bir zamanda yapılmaktadır” şeklinde konuştu.

    “BAKANLIK, KAMU HİZMETİNİ HAYIR İŞİ YAPMA MİSYONUNA ÇEVİRMİŞ DURUMDADIR”

    2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Yasa Tasarısı’nda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na aktarılması öngörülen ödeneğin 66 milyar 131 milyon 543 bin TL olduğu bilgisini veren Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “2022 Bütçesinin %3.8’ini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesi oluşturmaktadır ve bakanlıklara bütçeden ayrılan pay bakımından 6. sırada gelmektedir. Bakanlıklar ayrılmadan önce %12.7 ile en büyük 3. paya sahip olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (AÇSHB)‘lığına ayrılan bütçe göz önüne alındığında 2022 yılında aile ve sosyal hizmetler politikaları için ciddi bir bütçenin ayrılmadığı, ihtiyacı karşılama gibi bir niyetinin olmadığı açık bir şekilde görülmektedir.

    Nisan 2021’de bakanlıklar ayrılıncaya kadar AÇSHB’ye ayrılan toplam bütçede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB)’ye ayrılan payın Aile ve Sosyal Hizmetlere ayrılandan iki kat fazla olduğu görülmektedir.  2021 Haziran sonu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (ASHB) Bütçesinin %50.5’si harcanmıştır. ASHB; sosyal politikalar üretme konusuna sadece istatistiki yaklaşmaktadır ve kendisine başvurulmayı beklemekle yetinen bir yaklaşıma sahiptir.  ASHB sosyal politika üretme niye, ti olmayan birimleri hakkında nitelik arttırma yaklaşımından uzak; sanki sosyal yardım derneği gibi davranan ve zaten sağlaması gereken kamu hizmetini hayır işi yapma misyonuna çevirmiş durumdadır.”

    “KRONİKLEŞMİŞ YOKSULLUK PROBLEMİNE ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ”

    2022 bütçesi hazırlanırken kur farkı, enflasyon, eşya ve hizmetlerin değerinin artmış olduğu kriterlerin dikkate alınmadığını da söyleyen Atabey, “Hedeflerin 2021 yılı gerçekleşen hedeflerine bakılarak belirlendiği ortaya çıkmıştır. Bu kriterlere göre incelendiğinde bile aslında ASHB’nin bir önceki yıla göre daha az harcama yapmayı planladığı ortadadır. Bu durumda ASHB’nin hedefinin kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretecek bir sosyal politika üretmek olmadığı ve sağlaması gereken kamusal hizmeti kendine başvuruda bulunanlara hayır işi olarak yaptığı açıktır” dedi.

    “KADINLARA YÖNELİK POLİTİKALARA DAHA FAZLA PAY AYRILMALI”

    Atabey Bakanlığın, Kadınlara yönelik hizmetlerin planlanması ve şiddetin önlenmesi konusunda ana sorumlu ve koordinatör birim olan KSGM için 2022 bütçesinde 22.020.000 TL pay ayırdığını ve bunun yetersiz olduğunu dile getirerek; “Ayrılan ödeneğin %75 ‘inin personel giderleri için kullanılması öngörülmektedir. Bu bütçe planı, yani yeterli ve etkili oranda bütçenin ayrılmaması KSGM’nin uzun süredir giderek daha çok etkisizleştirilmesinin bir parçası olarak görülmektedir. Kadın erkek eşitliğinin sağlanması hedefi ve buna uygun faaliyetler Genel Müdürlüğün hedeflerinden çıkartılarak revizeler yapılırken, kadınların varlıklarını ve haklarını aile içindeki ‘görevleri’ üzerinden tanımlayan muhafazakâr söylem ve pratikler KSGM’nin çalışmalarını da büyük ölçüde etkilemiştir” ifadelerini kullandı.

    “2 MİLYON ÇOCUK İŞÇİ OLDUĞU KAYDEDİLDİ”

    Türkiye nüfusunun %27,2’sinin çocuk olduğunu ve çocukların ihtiyaçları, çocuk koruma mekanizmasındaki eksiklikler, koruma ve önleme odaklı çalışmalardaki zayıflıkların sıkça dile getirildiğini aktaran Atabey,  “Türkiye ‘de 2018 TÜİK verilerine göre 720 bin, DİSK’in hazırladığı rapora göre de 2 milyon çocuk işçinin olduğu kaydedildi. Çocuk işçiliği ile mücadele kapsamında ulaşılan çocuk sayısının 9.000’den 10.000’e çıkma hedefi Türkiye’de kayıtlı ve kayıt dışı çocuk işçi sayısı dikkate alındığında bu yapısal sorunun çözümüne dair umut vermekten uzaktır. Ayrıca rakamlar yapılan çalışmaya dair niteliksel bir veri sağlamadığı için, ulaşılan çocukların yaşamlarında dönüştürücü bir etki yaratılamamakta, sorunun kronikliğini korumasına neden olunmaktadır” diye belirtti.

    “SOSYAL YARDIMLAR EMEKÇİLERİ İKTİDARA BAĞIMLI HALE GETİRMEK İÇİN KULLANILIYOR”

    AKP iktidarının uzun süredir sosyal yardımı hak olmaktan çıkardığını, yardımları lütuf ve bağımlılık ile oy ilişkisi bağlamına yerleştirdiğini vurgulayan Atabey şunları kaydetti:

    “Sosyal yardımlar yoksulluğu sürdürme, yoksullaştırılan emekçileri iktidara bağımlı hale getirme politikasının bir aracı olarak kullanılmaya devam edilmektedir. 2020 yılı bütçesinde sosyal yardımlara ayrılan kaynak 69 milyar lirayken, 2019’da ise bu rakam 55 milyardı. Bakanlığın 2020 Faaliyet Raporuna göre, sosyal yardımlardan faydalanan 6 milyon 630 bin hane oldu. Bu hanelerden 2 milyon 450 bin 80 hane düzenli yardım, 2 milyon 733 bin 741 hane ise süreli yardım almıştır. 1 milyon 436 bin 799 hane ise hem düzenli hem de süreli yardımlardan faydalanmıştır. 2019 yılına göre 2020 de sosyal yardıma muhtaç olan hane sayısı 2 kat artmış ve oran olarak % 102 hane sayı artışıyla sosyal yardıma muhtaç hale gelmiştir.  TÜİK’e göre ortalama hane halkı büyüklüğünün 3,35 kişi olduğu düşünüldüğünde Türkiye’de en az 20 milyon 200 bin kişinin Bakanlık bünyesindeki sosyal yardımlardan faydalandığı görülmektedir. Cumhurbaşkanlığı 2020 Yıllık Programı’na göre ise belediyeler dışındaki kamu kuruluşlarının sosyal yardım harcamalarından 17 milyona yakın kişi yararlanmıştır.”

    “İKTİDARIN SİYASİ İHTİYAÇLARINDAN ARINDIRILMIŞ BİR BÜTÇE YAPILMALI”

    ‘Bütçe halkın ve emekçilerin örgütleri aracılığı ve onların katılımı ile yapılmalıdır’ diyen Atabey herkes için ve iş kolu emekçileri için taleplerini dile getirdi.

    Ayrı bir Kadın Bakanlığı ve Çocuk Bakanlığı’nın kurulmasını, ayrı ve ihtiyacı karşılayacak bütçeleri olması gerektiğini belirten Atabey, sosyal hizmet alanlarındaki politikaların sorunları önlemeye odaklı, iktidarın siyasi ihtiyaçlarından arındırılmış, kapsamlı politikalar olması gerektiğini söyledi.

    ‘Bu alanda yapılacak planlarda ekonomik tasarruf ya da kesinti düşünülmemeli, ihtiyaç neyse gerekli bütçe ayrılmalı’ ifadesini de kullanan Atabey; “Yoksulluğu teşvik eden değil istihdamı önceleyen ve yoksulluğu bitirme hedefiyle bütçe planlamaları yapılmalıdır. Pandemi nedeni ile bakanlık personelinin iş yükü çok fazla artmıştır. Bütçede personel ödemelerinde personel açığı düşünülerek kadrolu ve güvenceli istihdamla personel açığının hızlı bir şekilde giderilmesi için ödenek arttırılmalıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Asistan hekimler 32 saatlik kesintisiz mesai yapmakta!

    Asistan hekimler 32 saatlik kesintisiz mesai yapmakta!

    PİRHA-Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, Asistan Hekim Rumeysa Berin Şen’in vefatına ilişkin açıklama yaparak “Asistan hekimler ucuz insan gücü değildir. Asistan hekimler nitelikli eğitim hakkına sahiptir” denildi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, uzun mesai saati sonucu yaşamını yitiren Asistan Hekim Rumeysa Berin Şen’in yaşamını yitirmesine ilişkin açıklama yaptı. Yazılı yapılan açıklamada “Asistan hekimler tükenmekte” denilerek Türkiye genelindeki yataklı tedavi kurumlarında 130 bine yakın hekimin görev yapmakta olduğuna vurgu yapıldı. Söz konusu hekimlerin  %26’sının asistan hekimlerden oluştuğunu aktaran SES Ankara Şubesi, hasta yoğunluğundan kaynaklı asistan hekimlerin iş yükünün her geçen gün arttığını vurguladı.

    360 SAATE VARAN MESAİ UYGULAMASI!

    Yapılan açıklamada, “sağlık emekçileri ağır iş yükü altında tükenme noktasına gelmiştir” denilerek şu ifadeler kullanıldı:

    “Ülkemizde eğitim ve araştırma hastaneleri ve üniversite hastanelerinde gerek poliklinik hizmetleri gerekse yataklı servis hizmetleri yoğunluklu olarak asistan hekimler tarafından yürütülmektedir.

    Asistan hekimlerin çalışma şartlarına ilişkin sorunları pandemi ile birlikte katlanarak artmıştır. Bu süreç hem ruhsal hem de bedensel olarak yıpranan asistan hekimleri, başta tükenmişlik olmak üzere ciddi sorunlar ile karşı karşıya bırakmıştır.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi olarak ilimizde görev yapan 6.750’e yakın asistan hekimin iş yükünü ortaya koymak için ilimizde bulunan bir hastane ve örneklem servisler üzerinde yaptığımız çalışma, asistan hekimlerin iş yükünü bir kez daha ortaya koymuştur;

    SES Ankara Şube olarak yaptığımız çalışmada tespitlerimiz;

    * İlimizde asistan hekimler 32 saatlik kesintisiz mesailer yapmaktadır,

    * Asistan hekimler ucuz iş gücü olarak görülmektedir,

    * Özellikli birimlerde dahi iş riskine rağmen asistan hekimler yeteri kadar dinlenememektedir,

    * Ayın 4 gününü evinde geçiren ve dinlenme zamanı yakalayabilen, bu zaman diliminde sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilen asistan hekimler kendilerini şanslı saymaktadır.

    * Asistan hekimlerin mali hakları zamanında ödenmemektedir,

    * Örneklem olarak alınan hastanede 1.850-1.900 aralığında asistan hekim tarafından yapılması gereken toplam mesai saati 1.150-1.200 aralığında asistan hekim tarafından yapılmaktadır,

    * Devlet memuru aylık 21 aktif çalışma günü üzerinden 168 saat mesai yaparken, asistan hekim aylık 45 aktif çalışma gününe denk gelen 360 saate varan mesai gerçekleştirmektedir,

    *Birinci klinikte yapılan çalışmada; birimde 27 asistan hekimin tamamlayacağı toplam mesai saati 13 asistan hekim tarafından tamamlanmaktadır. İdare istihdam edeceği 14 hekime ödemesi gereken 109 bin TL yerine bu iş 13 asistana fazladan nöbet tutturarak yaptırmakta ve karşılığında 42 bin TL ödemektedir,

    *İkinci klinikte yapılan çalışmada, birimde 37 asistan hekimin tamamlayacağı toplam mesai saati 20 asistan hekim tarafından tamamlanmaktadır. İdare istihdam edeceği 17 hekime ödemesi gereken 137 bin TL yerine bu işi 20 asistana fazladan nöbet tutturarak yaptırmakta ve 64 bin TL ödemektedir,

    *Özellikli birimde yapılan çalışmada, 83 asistan hekimin tamamlayacağı toplam mesai saati 58 asistan hekim tarafından tamamlanmaktadır. İdare istihdam edeceği bu 25 hekime ödemesi gereken 203 bin TL yerine bu iş 58 asistana fazladan nöbet tutturarak yaptırılmakta ve 154 bin TL ödemektedir,

    *Örneklem olarak alınan hastanede asistan hekim saatlik normal mesai ücreti 47-50 tl aralığında iken normal serviste 130 saatin üzerindeki nöbet ücreti ödenmemesi nedeniyle fazla nöbetin saatlik ücreti 16-18 TL aralığına denk gelmektedir,

    *Asistan hekimlerin yoğun iş yükü ve dinlenme haklarının yok sayılmasına rağmen toplam gelirlerinin %30’na denk gelen nöbet ücretleri hastanelerin ekonomik sıkıntıları var denilerek 1,5 ay gecikmeli ödenmektedir,

    *İlimizdeki şehir hastanesi ise asistan hekimlerin çalışma şartları anlamında daha fazla sorunların görüldüğü merkez haline gelmiştir. Şehir hastaneleri, ilimizdeki toplam asistan hekimlerin %22’sinin çalışma alanıdır.

    Pandemiyle mücadelede ve daha sonrası nitelikli bir sağlık hizmeti için asistan hekimlerin sorunları giderilmeli ve talepleri bir an önce karşılanmalıdır. Asistan hekimler ucuz insan gücü değildir. Asistan hekimler nitelikli eğitim hakkına sahiptir.”

    PİRHA/ANKARA

  • SES, eski Eş Genel Başkanları Gönül Erden’in tecritle cezalandırıldığını açıkladı

    SES, eski Eş Genel Başkanları Gönül Erden’in tecritle cezalandırıldığını açıkladı

    Tutuklu eski SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden’ne cezaevi müdürünün “kalmak istediğin koğuşu değiştir” teklifinde bulunduğunu söyleyen SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, şimdi tek kişilik hücrede tutulan Erden’in cezalandırıldığını belirtti.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES),tutuklu SES eski Eş Genel Başkanı Gönül Erden’in cezaevinde yaşadığı hak ihlallerine ilişkin toplantısı yaptı.

    SES Genel Merkezi’nde düzenlenen toplantı salonunda “Eski Eş Genel Başkanımız Gönül Erden’e yönelik cezaevindeki insanlık dışı muameleyi kabul etmiyoruz” pankartı asıldı.
    Toplantıya, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da katıldı.

    SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, Erden’in tutuklandıktan sonra Ankara Sincan Kampüsü’nde bulunan L-3 Tipi Cezaevi’ndeki Covid-19 tedbirleri kapsamında 3 hafta karantinada kaldığını söyledi.

    Atabey, “Covid-19 testinin negatif çıkması üzerine Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ne nakledilmiştir. Burada da bir hafta boyunca karantinada tutulmuş, testinin negatif çıkması üzerine kalmak istediği koğuş ile ilgili kendisinden dilekçe talep edilmiştir. Kendisi de aynı suç tipi ile tutuklu bulunanların kaldığı kadın koğuşunda kalmak istediğini yazılı olarak beyan etmiştir. Bunun üzerine 15 Ekim 2021 günü kalmak istediği koğuşa naklini beklerken 5 saat boyunca hücreye konmuş ve burada usulsüz bir şekilde bekletilmiştir” ifadesinde bulundu.

    Erden’in aynı gün hücreden çıkarıldığını ve tek başına C-1 bölümüne gönderildiğini ifade eden Atabey, aynı bölümde hafta sonu tek başına tutulduğunu, cezaevi müdürü ve birkaç kişinin kendisiyle görüştüğü ve kalmak istediği koğuşu değiştirmesini söylediklerini aktardı.

    Erden’in bu kişilere isteğinin değişmediğini ve isteğinin yerine getirilmesini açıkça ifade ettiğini belirten Atabey, “Koğuş talebi kabul edilmeyince tekrar dilekçe vermiştir. Avukatların yaptığı ziyaret sırasında bu durum cezaevi idaresine birkaç kez aktarılmış ancak halen herhangi bir sonuç alınmamıştır. Öncelikle belirtmek isteriz ki bir tutuklunun keyfi olarak 5 saat boyunca hücrede tutulması kesinlikle ve tek başına tecrit koğuşunda günlerce bekletilmesi kabul edilemez” diye konuştu.

    “CEZALANDIRILIYOR”

    Bir aydır tutuklu bulunan Erden’in pandemi bahane edilerek izolasyonda kalma, ardından da tek kişilik hücrede bekletilme gibi nedenlerle mektup adresinin dahi belli olmadığını vurgulayan Atabey, “Arkadaş görüşleri başlatılmamıştır. Bu nedenle dışarı ile tek irtibatı avukat aracılığıyla olmaktadır. Haksız yere tutuklanan arkadaşımız bir kez daha adeta tecrit edilerek cezalandırılmak istenmektedir. Buna sesiz kalmayacağız. Arkadaşımız yalnız değildir” şeklinde konuştu. (MA)

  • SES’ten 27 Ağustos’taki iş bırakma eylemine çağrı: Bize güvenin ve bizi destekleyin

    SES’ten 27 Ağustos’taki iş bırakma eylemine çağrı: Bize güvenin ve bizi destekleyin

    PİRHA-SES, hükümetle imzalanan TİS’e karşı kamu çalışanlarının ve aile hekimlerinin 27 Ağustos’taki iş bırakma eylemine katılım ve destek çağrısında bulundu. Açıklamada, “TİS’de taleplerimiz yer almadı. Bu sözleşmede emekçinin kazanımından bahsetmek mümkün olmadığı için üretimden gelen gücümüzü kullanmaya başlıyor 27 Ağustos’ta iş bırakıyoruz” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), hükümetin açıkladığı memur zamlarının kabul edilemez olduğunu belirterek 27 Ağustos’ta bir günlük iş bırakma kararı aldı.

    Aile hekimleri de aynı gün, mevcut iş yükünü arttıran ve maaşlarından yüzde 10 kesinti yapılmasının önünü açan yönetmeliğe karşı 27 Ağustos’ta iş bırakacak.

    Her iki eyleme de destek vereceklerini belirten KESK’e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey; ‘Ne yoksulluk sınırı altındaki sefalet ücretini devam ettiren satış sözleşmesini ne de ASM’lerde ki ceza yönetmeliğini kabul etmiyoruz. 27 ağustos 2021 cuma günü hizmet üretmiyoruz. Sağlık ve sosyal hizmet işkolumuzda çalışan tüm emekçileri ve örgütlerini destek vermeye ve hizmet üretmemeye katılmaya davet ediyoruz’ dedi.

    “TİS MASASINDA KENDİ ÇIKARLARINI VE KOLTUKLARINI KORUDULAR”

    Atabey yaptığı yazılı açıklamada şunları ifade etti:

    “Hepinizin bildiği gibi 6. Dönem Toplu sözleşme masasında Memur-Sen ve Kamu sen tarafından yapılan gizli pazarlık ve satış sözleşmesi 22 Ağustos’ta imza altına alındı. Daha önceki satış sözleşmelerinde de sergilenen oyun baş aktörlerinin kimi değişse de ana karakter oyuncuları değişmeden kendini tekrar etti.  5,5 milyon kamu emekçisi ve emeklisi bir ‘oldubitti’ durumuyla yine sefalet haline ve kendi kaderine teslim edildi. İTUC ve ETUC kapısından her yıl geri çevrilen sadece 4688 sayılı kadük Sendika yasasına göre sözde yetkili olan ama bu yetkiyi her TİS masasında kamu emekçisinin çıkarlarını değil kendi çıkarlarını ve koltuklarını korumak olan bir sendikanın metne imza atması, bununla milyonlarca kamu emekçisini/ emeklisini yok sayması asla kabul edilemez.  Memur Sen’in kazandığı, memurun kazanamadığı, bu uzlaşma için tarihi kazanım olarak açıklamalar yapıldı.”

    “TİS’DE TALEPLERİMİZ YER ALMADI”

    ‘Bu cambazlık hünerlerinin sergilendiği mutabakatta taleplerimiz yer almadı’ diyen Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “-Kamu emekçilerinin yıllardır yaşadığı gelir vergisi adaletsizliğine son verilmesi Emekli olduğumuzda maaşlarımızın yarı yarıya düşmesine yol açan ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret talebimiz,

    -Farklı adlar altında güvencesiz istihdam edilenlerin kadrolu-güvenceli istihdama geçirilmesi,

    -“4/C’li 4/B’liler” olarak bilinen kamu emekçilerinin ek ödeme, emeklilik gibi temel sorunlarının çözümü

    -Sayıları yüz bini aşan Yardımcı Hizmetler Sınıfının yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi,

    -Torpilin, kayırmanın kapsını sonuna kadar açan mülakat sitemine son verilmesi.

    -OHAL KHK’leri ile sorgusuz-sualsiz işinden ekmeğinden edilen kamu emekçilerinin görevine iadesi,

    -Kadın kamu emekçilerine yönelik ayrımcılığın önüne geçilmesi için kadın taleplerinin kadın emekçiler tarafından görüşülmesi ve mutabakat metninde ayrı bir başlık altında yer alması,

    -COVID-19’un meslek hastalığı ve iş kazası sayılması için illiyet bağı aranmasından vazgeçilmesi,

    -Sosyal hizmetlerde meslek çalışmaları, mesleklerin sorumluluk alanları ve sınırları çerçevesinde tanımlanmalı talebimiz,

    -Sağlık hizmetlerinden alınan katkı-katılım payı ve ilave ücretlerin kaldırılması için çalışma yürütülmesi,

    -Kamu kurumlarında ücretsiz kreşler açılması, söz konusu kreşler açılıncaya kadar kreş yardımı verilmesi,

    -Çalışma yaşamının demokratikleşmesine yönelik hiçbir talebimiz yoktu.

    Toplu sözleşmenin uzlaşı ile imza altına alınması için verdiğiniz tekliflerle sunulan teklifler arasında 1-2 puanlık fark olması ama bu farkın sosyal hak ya da çalışma ortamının iyileştirilmesine yönelik başka teklif sunulması gerekir. Aşağı yukarı tüm tekliflerin emekçilerin kabulleneceği teklifler olması gerekir. Ne sağlık ve sosyal hizmet emekçileri ne de diğer kamu emekçilerinin ve emeklilerinin kabul edileceği bir sözleşme ortada yok.”

    “BİZE GÜVENİN VE BİZİ DESTEKLEYİN”

    Gerçek enflasyonun %45’i aştığını belirten Atabey; “Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri keşke ay çiçek yağı olsam demişken, İğneden ipliğe her şeye zammın yağmur gibi devam ettiği, fakat iktidarın şahlanan ekonomi söylemleriyle vatandaşımızı enflasyona ezdirmeyeceğiz nutuklarıyla canının çıkartıldığı, iş cinayetleri ve intiharların giderek arttığı, Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki makasın tam 26 puan açıldığı, dolayısıyla hayat pahalılığının önümüzdeki dönemde artacağının açık olduğu koşullara rağmen hiç kimsenin inanmadığı hedeflenen enflasyon rakamlarını temel alan bu mutabakat yetkili konfederasyonun tarihi kazanımı, değil tarihi utancı OLMUŞTUR. Bu nedenle de bu sözleşmeyi kabul etmiyoruz, bu sözleşmede emekçinin kazanımından bahsetmek mümkün olmadığı için üretimden gelen gücümüzü kullanmaya başlıyor 27 AĞUSTOSTA İŞ BIRAKIYORUZ” dedi.

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Komşularımız, arkadaşlarımız, hemşerilerimiz, dostlarımız; her başınız sıkıştığında arayıp danıştıklarınız, biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri tüm ülke gibi artık nefes almakta ve yaşamakta zorlanıyoruz. Tıpkı sizin gibi enflasyonla, vergi yüküyle, hayat pahalılığıyla daha da yoksullaşan bizler, çalışma koşullarımızın ve sizlerin daha nitelikli sağlık ve sosyal hizmeti almanız için mücadele ederken sizin desteğinize çok fazla ihtiyaç duymaktayız. Sağlık ve sosyal hizmeti sunumunun iki önemli ve birbirlerine bağımlı paydaşıyız. Sistemin konuşan yüzleri olarak sorunların da paydaşıyız. Bu nedenle aile hekiminiz, hemşireniz, ebeniz, veri hazırlayıcınız, sekreteriniz, dahiliyeciniz, göz doktorunuz, fizyoterapistiniz, sosyal hizmet uzmanınız, bakıcı anneniz yani sağlık ve sosyal hizmeti sunan ekibiniz olarak sizden 27 Ağustos’ta sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin iş bırakma kararını anlamınızı, acil ve randevu alınmış durumlar dışında aile hekimliklerine, hastanelere muayene olmak, sosyal hizmet kurumlarına da hizmet almak için gelmemenizi bekliyor ve umuyoruz. Hiç olmadığı kadar birlikte hareket etmek zorundayız. Lütfen bize güvenin ve destekleyin.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Şehir Hastanelerine değil emekçiye bütçe ayırın’-VİDEO

    ‘Şehir Hastanelerine değil emekçiye bütçe ayırın’-VİDEO

    PİRHA- Ankara Tabip Odası (ATO) ve sağlık ve sosyal hizmet meslek örgütleri sağlıkta dönüşüm programları ile artan iş yüklerine rağmen gelirlerinin sürekli azalıyor olmasına tepki gösterdi. Açıklamada, “Sağlık kurumları dediğiniz yerler dört duvar, sağlık hizmetleri ise biz sağlık emekçilerinin emeğidir. Şehir hastaneleri olmadan sağlık hizmeti sunabilirsiniz ancak sağlık emeği olmadan şehir hastanelerinizin bir önemi olmayacaktır” denildi. 

    ‘Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak ‘Sağlıkta Dönüşüm Programları’ ile artan iş yükümüze rağmen gelirimiz sürekli erimiştir’ diyen Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Diş hekimleri Odası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği yaptıkları ortak basın açıklamasıyla Sağlık Bakanlığı’na tepkilerini dile getirdiler.

    ATO’ da yapılan açıklamayı sağlık emekçileri adına ATO Yönetim Kurulu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu okudu.

    “İKTİDAR MÜTEAHİTLERİ KORUYUP KOLLAMAKTADIR”

    Uğurlu verdikleri emeklerin karşılığını alamadıklarını belirterek; “SDP dönemi artan iş yükümüz pandemi dönemi daha da artmış, tüm sorunlara rağmen emeğimizin karşılığında taleplerimiz karşılanmamıştır. Sağlık emekçisini enflasyon altında zam oranlarına mahkum eden iktidar müdahale edilmiş TÜİK TÜFE oranları ile reel ücretlerimizde kayıp yaşatırken, şehir hastanesi müteahhitlerine bütçeyi seferber etmiştir. Sağlık emekçilerine reel TÜFE’yi çok gören iktidar; Şehir hastanesi kira ve hizmet bedeli ödemelerinde ‘TÜFE’, ‘ÜFE’ , ‘Döviz Kuru’, ‘Asgari Ücret Artış Oranı’, ‘Beş Yılda Bir Piyasa Testi’ artış oranlarını kullanarak şehir hastaneleri müteahhitlerini koruyup kollamaktadır.

    Sağlık emekçileri TÜİK TÜFE rakamları ile birlikte 14,6 oranında zam oranı almış olup, şehir hastaneleri TÜFE, ÜFE arasındaki %10’nun üzerinde fark ile %25,5 zam oranından faydalanmıştır. Yine Şehir Hastaneleri yapımında kullanılan yabancı kaynaklar nedeniyle kira bedelinde ek olarak döviz kuru artışından faydalanmıştır.  Bazı hizmet ödemelerinde ise asgari ücrete yapılan %21,6 zamdan yararlandırılmıştır” diye konuştu.

    “ŞEHİR HASTANELERİNE AYRICALIK TANINIYOR”

    İktidarın Şehir Hastanelerini yapan müteahhitleri koruduğunu ve maddi kayba uğramamaları için desteklediğini söyleyen Uğurlu sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Şehir hastanelerine geniş çerçevede zam tercihi ile ödeme yaparak müteahhitlerin gelir kaybını engellemeyi öngören iktidar piyasadaki hizmetin üretim maliyetini de koruma altına almış ve beş yılda bir “Piyasa- Pazar Testi” ile müteahhitlerini korumaktadır. Şehir hastaneleri tanınan bu ayrıcalıkla, sağlık bütçesini hortumlamakta ve şehir hastaneleri ödemeleri Sağlık Bakanlığı bütçesinde ana harcama kalemi haline gelmesine neden olmaktadır.

    Tüm bu ayrım ve bütçenin seferber edilmesi ile şehir hastaneleri müteahhitlerine 2020 yılında 8.739 milyonluk kira ve hizmet bedeli ödenmiş, 2021 bütçesinde ise şehir hastanelerine 16.391 milyon lira bütçe ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki 722 binden fazla sağlık emekçisine ise 2020 yılında bütçesinde 24.278 milyon lira ayrılırken 2021 yılında 30.725 milyon lira ödeme ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı bütçesinde 2020-2021 dönemi personel harcamalarında %27’lik artış gerçekleşirken şehir hastaneleri ödemelerinde %88 artış gerçekleşecektir. Sağlık Bakanlığı 722 binden fazla sağlık emekçisine ayırdığı bütçenin % 54’nü, 13 şehir hastanesi müteahhitine ayırmıştır.”

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞIYOR”

    Sağlık emekçilerinin haklarını alamadığını ve her geçen gün gelir kaybına uğradığını vurgulayan Uğurlu şunları dile getirdi:

    “2021-2020 dönemi memur maaş düzeyi; TİS ve müdahale edilmiş TÜİK TÜFE artış oranları ile reel olarak azalmıştır. ENAGrup TÜFE, ÜFE, Asgari Ücret Artış Oranları, Döviz Kuru Artışı, Gram Altın Artış Oranı gibi tüm göstergeler yaklaşık memur maaş artış oranının iki katı ve üstü gerçekleşmiştir. Sağlık emekçileri yanlış politikalar nedeniyle çalışırken hakkını alamadığı gibi emekliliği sonrası da daha ciddi gelir kaybı ile yoksulluk sınırının altındaki ücretle yaşamaya mahkum edilmektedir. Bugün iktidar yıllardır seçim döneminde verdiği 3600 ek göstergeyi pandemi döneminde dahi uygulamaya koyamamıştır. 3600 ek gösterge ile lisans mezunu hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine aktif çalışmada maaşında 99, emekli maaşında yapacağı 869 tl’lik artış çok görülmüştür. Yine 7.200 ek gösterge ile hekimlerin aktif çalışmada maaşlarında 596 tl, emekli maaşlarında yapacağı 1.152 tl’lik artış çok görülmüştür.

    Şehir hastaneleri müteahhitlerine 25 yıllığına tüm kaynakları seferber eden hükümet hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine emekli maaşlarına yönelik 869 tl’lik, hekimlerin ise 1.152 tl’lik ek göstergeler ile zam talebini geri çevirmektedir. Yoksulluk sınırının 9.395 tl olduğu 2021 ilk altı ayı için hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine 3.960 tl emekli maaşı almakta pratisyen hekim ise 6.986 tl emekli maaşı almaktadır.”

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN HAKLARI GASP EDİLİYOR”

    Sağlık emekçilerinin uğradığı hak gasplarına da değinen Uğurlu; “Hiçbir iktidar döneminde sağlık emeği bu düzeyde meta haline getirilmemiş sömürülmemiştir. Bu sömürü özelinde son 20 yıldır performansa göre ödeme yöntemi yönetim aracı olarak kullanılmıştır. Öyle ki sağlık emekçileri performansa göre ödeme ile reel ücretlerinde yaşanan düşüş şehir hastanelerinde iş barışının bozulmasına ve sağlık hizmet sunumunda aksaklıklara neden olmuştur. Performansa göre ödeme ile üretim bandına sürülen ve seri üretim seferberliği içinde gelirlerinde yaşanacak düşmeler nedeniyle sağlık emekçileri izinlerini dahi kullanamamıştır. Bugün pandemi döneminde bütçe baskısıyla sağlık emekçilerinin tamamı ek ödemeden faydalanamadığı gibi ek ödeme alabilen pek çok sağlık emekçisi de tavandan ek ödeme kapsamına alınmamıştır. Bakanlık izin yasaklarını kaldırsa dahi tavandan ek ödemenin çalıştığı gün sayısı ile birlikte değerlendirilmiş olmasından dolayı zaten ekonomik sıkıntı yaşayan sağlık emekçileri izinlerinden feragat etmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle sağlık emekçilerinin dinlenme hakkı gasp edilmiştir” şeklinde konuştu.

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ OLMAZSA HASTANELERİN BİR ÖNEMİ OLMAZ”

    Sağlık emekçilerine gereken önemin verilmesini istediklerini ifade eden Uğurlu son olarak şunları aktardı:

    “Pandemi dönemi, üniversiteler sağlık hizmeti veriyor olarak görülmezken, diğer alanlarda çalışan sağlık emekçilerinin %80’nine yakını covid dışı alanda çalışıyor olarak değerlendirilmiştir. Çalışanların %80’nini covid dışı alanda gören iktidar,  covid dışı alanda gördüğü sağlık emekçilerinden uzman hekime maaşının %62’sini, hemşire/ebe/sağlık memuru gibi unvanlara maaşının %8’i kadar ödemeyi mükafat olarak sunmuştur.

    Bir kez daha ifade ediyoruz sağlık kurumları dediğiniz yerler dört duvar, sağlık hizmetleri ise biz sağlık emekçilerinin emeğidir. Şehir hastaneleri olmadan sağlık hizmeti sunabilirsiniz ancak sağlık emeği olmadan şehir hastanelerinizin bir önemi olmayacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Açlık Grevlerini İzleme Heyeti: Hak ihlalleri son bulsun

    Açlık Grevlerini İzleme Heyeti: Hak ihlalleri son bulsun

    PİRHA-‘Açlık Grevlerini İzleme Heyeti İç Anadolu Bölgesi Hapishaneleri Açlık Grevi İzleme Raporu’ yapılan basın açıklamasıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Açıklama yapan heyet, “İşkence ve kötü muamele hem Anayasa’da hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde yasaktır. Ulusal ve uluslararası mevzuatta suç olarak nitelendirilen bu uygulamalara derhal son verilmesi ve bu suçu işleyenler hakkında etkin bir soruşturma yürütülmesi gerekir” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi ve Özgürlükçü Hukuk Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi’nden temsilcilerin oluşturduğu Açlık Grevlerini İzleme Heyeti, hapishanelerde devam eden açlık grevleri ve yaşanan hak ihlalleriyle ilgili bir basın açıklaması yaptı.

    SES Genel Merkez’in de yapılan açıklamayı heyet adına İHD Ankara Şubesi üyesi Ömer Faruk Yazmacı okudu.

    “UYGULAMALAR YASALARA AYKIRI”

    Yazmacı 107 hapishanede devam eden açlık grevlerini hatırlatarak şunları dile getirdi:

    “Tecrit ve görüş yasakları 7 Ağustos 2019 tarihinden bu yana yine devreye girdi. Bu durum BM Mandela Kuralarına, CPT tavsiyelerine ve 5275 sayılı İnfaz Kanununa aykırıdır. Adalet Bakanlığı tarafından bir an önce yasal olmayan bu uygulamaya son verilmeli, gerek avukat gerekse aile görüşleri yaptırılmalıdır.”

    “PANDEMİ BAHANE EDİLEREK HAK İHLALLERİ YAPILIYOR”

    Komisyon olarak gerçekleştirdikleri ziyaretlerde tutuklulardan aldıkları bilgiler doğrultusunda hapishanelerde birçok hak ihlali yaşandığını tespit ettiklerini vurgulayan Yazmacı konuşmasına şu şekilde devam etti:

    “Pandemi gerekçe gösterilerek mahpuslar hapishane içerisinde tecrit koşullarında tutulmaktadır. Açlık grevine giren mahpuslar grev süresince tek kişilik hücrelerde tutularak tecrit edilmekte, mahpuslara açlık grevinde iken hayatta kalmaları için gerekli olan yaşamsal ihtiyaçları ilgili protokollere uygun, yeterli oranda verilmemekte, mahpusların kütüphane, spor, sosyal aktivite gibi hakları kullandırılmamaktadır. Bununla birlikte mahpusların revire çıkma, hastaneye sevk gibi talepleri Pandemi koşulları gerekçe gösterilerek karşılanmamakta, mahpusların sağlık hakkına erişimleri güçleştirilmektedir.”

    “SUÇ İŞLEYENLER ETKİN YARGILANSIN”

    Tutukluların en temel hijyen ve temizlik malzemelerine erişimlerinin dahi hapishane idareleri tarafından sağlanmadığını söyleyen Yazmacı şunları ifade etti:

    “Tüm bu hak ihlallerinin yanında ziyaret gerçekleştirilen hapishanelerde infaz koruma memurları tarafından mahpuslara yönelik işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamelelerde bulunulduğu bilgisi alınmıştır. İşkence ve kötü muamele hem Anayasa’da hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde yasaktır. Ulusal ve uluslararası mevzuatta suç olarak nitelendirilen bu uygulamalara derhal son verilmesi ve bu suçu işleyenler hakkında etkin bir soruşturma yürütülmesi gerekir.”

    “TECRİT KALDIRILSIN, HAK İHLALLERİ SON BULSUN”

    ‘İşkence, kötü muamele ve insan onuruna aykırı davranış yasağı’ kapsamındaki muamelelerin ortadan kaldırılması gerektiğine vurgu yapan Yazmacı son olarak şunları aktardı:

    “Hasta mahpusların tedavilerinin aksatılmadan yapılması, hastane sevkleri sonrası karantina koşullarının tecrit işkencesi uygulamasına dönüştürülmesinin önlenmesi ve mahpusların kişi onuruna uygun koşullarda tutulması hususunda Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Kamu Denetçiliği Kurumları ve ilgili tüm kurum ve kuruluşlar görevlerini yapmalıdır. Açlık grevi yapan mahpusların tutuldukları hapishanelerde bağımsız hekimlerce sağlık kontrollerinin yapılması, protokollere uygun şekilde yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanması, tıbbi bakımlarının yapılması gerekmektedir. Daha önceki açlık grevi süreçlerinde de tıbbi olarak yapılacaklar ceza infaz kurumlara iletilmiş olup bu prosedürlere uyulması sağlanmalıdır. Cezaevlerinde süresiz ve dönüşümlü açlık grevi yapan mahpusların sağlıklarının tehlikeye girmemesi için Adalet Bakanlığı ve ilgili kurumları hak ihlallerinin sonlandırılması ve tecridin kaldırılması için bir an önce adım atmaya bir kez daha davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da eylem: Artık yeter, şiddeti durdurun; günde 50 çalışan şiddete uğruyor-VİDEO

    Ankara’da eylem: Artık yeter, şiddeti durdurun; günde 50 çalışan şiddete uğruyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da bulunan sağlık meslek örgütleri sağlıkta yaşanan şiddet olaylarını protesto etmek için eylem yaptı. Sağlık Bakanlığı ve tüm yetkililere seslenen örgütler, bir an önce etkili bir sağlıkta şiddet yasasının çıkması gerektiğini vurguladı.

    Ankara Tabip Odası, Türk Tabipler Birliği (TTB) Asistan Hekim Kolu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şube, DİSK Dev-Sağlık iş, Ankara Diş Hekimleri Odası ve Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER) Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir araya gelerek sağlıkta yaşanan şiddet olaylarını protesto etti.

    Sağlıkta artan şiddete karşı Bakanlığı göreve çağıran sağlık meslek örgütleri, ‘Sağlık Bakanlığı ve tüm yetkililerin görevi; sağlıkta şiddet olaylarından sonra mesaj atmak değil, sağlıkta şiddeti önlemektir’ dedi. Yapılan eylemde ‘Sağlıkta dönüşüm ölüm demektir’, ‘Susma haykır şiddete hayır’, ‘Yaşamak yaşatmak istiyoruz’, ‘Yaşatırken ölmek istemiyoruz’ sloganları atıldı.

    “HER GÜN 50 SAĞLIK ÇALIŞANI SÖZLÜ YA DA FİZİKSEL ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”

    Eylemde açıklamayı TTB Asistan Hekim Kolu’ndan Fatma Kırlı okudu. Kırlı, 27 Mayıs’ta Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin poliklinik bölümünde çalışırken Asistan Doktor Ertan İskender’e bıçakla saldırı gerçekleştirildiğini hatırlatarak şunları dile getirdi:

    “Sağlıkta şiddet canımızı yakmaya devam ediyor. Maalesef Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi’ndeki arkadaşımız Dr. Ertan İskender bir hasta tarafından hayatına kastedilerek yaralandı. Mesleki hayatında belki geri dönüşü olmayacak yaralar aldı. Kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Nasıl bir sağlık hizmet düzenidir ki resmi rakamlara göre her gün 50 sağlık çalışanı sözlü ya da fiziksel olarak şiddete maruz kalıyor. Hastaneler artık şifa merkezi olmaları ile anılmıyor. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım servis kapısını barikat ile kapatmaya çalışan sağlık çalışanları halen hafızalarımızda. Olan biteni akılla, vicdanla, insanlıkla izah edebilmenin olanağı kalmamıştır.”

    “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMINI İSTEMİYORUZ”

    Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddeti araştıran ve çözüm önerileri sunan birçok rapor düzenlenmesine rağmen hala etkili adımlar atılmadığını belirten Kırlı sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ne yazık ki gelinen noktada samimi adımların atılmadığını şiddetin hız kesmediğini görüyoruz. Sağlıkta şiddet yasası maalesef etkili bir şekilde uygulanmıyor. Ülkemizdeki şiddet iklimi ve cezasızlık tüm şiddet vakalarında ana fail olduğunu biliyoruz. Dünden bugüne yöneticilerin sağlık çalışanlarını şiddetin hedefi haline getiren itibarsızlaştırılma söylemleri bugün geldiğimiz noktanın en önemli sebeplerinden birisidir. Sağlıkta dönüşüm programı biz sağlık çalışanlarının canına kasteden bir canavara dönüşmüş durumda. Bu program sonucu oluşan kışkırtılmış sağlık talebi, artan angarya ve iş yoğunluğu altında ezilen sağlık çalışanları her gün dozu artan şiddet olguları ile karşı karşıya kalmaktadır. Asistan hekimler olarak eğitim ve araştırma için bulundukları Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile üniversitelerde hizmet yükü altında ezilmekte ve nitelikli eğitim alamamaktadır. Sürekli mobbing altında çalışan Asistan hekimler bu yetmezmiş gibi pandemi servislerinde ve filyasyon görevlendirmelerine gönderilmekte ve görevlendirmeler Asistan hekimleri tehdit etmek için dahi kullanılmaktadır. Hal böyleyken güvenlik önlemleri yetersiz fiziki imkanlardan yoksun hastanelerde çalışmak da yine Asistan hekimler ve diğer sağlık emekçilerine düşmektedir.”

    “ŞİDDETE UĞRAYAN EMEKÇİLERİMİZE SAHİP ÇIKMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Sağlıkta şiddetin önüne geçilebilmesi için etkin bir sağlıkta şiddet yasasının yapılması gerektiğini vurgulayan Kırlı son olarak şunları ifade etti:

    “Dr. Kamil Furtun, Dr. Aynur Dağdemir, Dr. Ersin Aslan, Dr. Göksel Kalaycı, Dr. Ali Menekşe ve sayamadığımız nice sağlık emekçisini kaybettik. Gerekli önlemlerin alınması için daha neyi bekliyorsunuz? Daha ne kadar seyirci kalacaksınız? Hekim, hemşire, ebe, teknisyen, idari memur, sağlık işçisi bu ülkenin tüm sağlık emekçileri olarak bizler şiddete, şiddeti özendiren tüm politikalara karşıyız. Sağlıkta şiddete asla izin vermeyeceğiz. Bizler bu saldırının sadece genç hekimimizi değil tüm sağlık emekçilerine yapıldığının farkındayız. Bizler şiddetle yüz yüze kalan dostlarımıza ve tüm sağlık emekçilerimize sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Yapılan ortak açıklamanın ardından kurumlar tek tek söz alarak, sağlıkta yaşanan şiddet olaylarını kınadı.

    Ankara Diş Hekimleri Odasından Serhat Özsoy: Burada toplanmış olmamız hepimiz için çok üzücü. Bir hekimin yaralanmış olmasından dolayı toplanıyoruz. Aslında biz sizlere, vatandaşlarımıza, halkımıza ancak Sağlık Bakanlığı Hastanesi önünde toplumun sağlığını ve sağlık sistemini daha ileriye götürmek için neler yapılması gerektiğini anlatmaya çalıştık. Ancak sürekli şiddet olaylarıyla gündeme geliyoruz ne yazık ki. Ülkemizi yöneten siyasilerin toplumda yaratmış olduğu gerginlik ve sağlık çalışanları üzerinden yapmış olduğu politikaların getirmiş olduğu sonuçlardır. Bir an önce Mecliste komisyonların toplanması ve şiddeti ortadan kaldıracak gerekli olan her şeyin belirlenmesi ve bunun köklü bir çözümü için yasanın çıkartılmasını istiyoruz.

    DİSK Dev-Sağlık iş adına Dr. Mihriban Yıldırım: Bu şiddetin sorumlusu sadece şiddeti uygulayan değil bunun yanında bizim böylesi şiddet ortamında çalışmamıza neden olan böyle bir sağlık sistemidir. Biz böyle bir sağlık sisteminde çalışırken bizi yönetenler ve cebini dolduranlardır bu şiddetin sorumlusu. Yönetenler, ve emeğimizi sömürenlerdir bunu biliyoruz. Sağlıkta şiddeti biz durduracağız. Hastane hastane, iş yeri iş yeri mücadele ederek sağlıkta şiddeti biz yeneceğiz.

    Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER) Ali İpekli: Pandemi koşulları nedeniyle maalesef çok yorulduk ve her geçen gün sayısı yüzlerle ifade edilen sağlık çalışanlarımızı da kaybetmiş durumdayız. Bir taraftan covid nedeniyle hayatımızı kaybediyoruz, bir yandan da şiddete maruz kalıyoruz. Birer birer azalıyoruz, birer birer tükenmeye devam ediyoruz. Buradan ilgililere sesleniyorum. Bu bir çığlıktır. Sağlıkta şiddeti durdurun lütfen.

    Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi ortopedi Asistanı Atılgan Atakan: Maalesef bugün burada toplamamızın sebebi bıçağın artık kemiğe dayanmasıdır. Burada birlikte çalıştığım çok sevdiğim hekim arkadaşımıza bir bıçaklı saldırı gerçekleştirildi. Bu hain saldırı dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez bir şeydir. Bu saldırı sadece arkadaşımıza değil tüm hekimlere yapılmıştır. Her gün şiddetle karşılaşan hekim arkadaşlarımızın tek endişesi verilen hizmetten ziyade eve sağ salim dönmek ve günü kurtarmak olmuştur. Tüm yetkililerden ve devlet büyüklerinden beklentimiz 27 Mayıs gününün sağlıkta şiddet için milat sayılması, gerekli önlem ve yaptırımların acilen yürürlüğe girmesi ve uygulanmasıdır.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Atabey: İçişleri ve Adalet Bakanları hakkında suç duyurusunda bulunacağız-VİDEO

    Atabey: İçişleri ve Adalet Bakanları hakkında suç duyurusunda bulunacağız-VİDEO

    PİRHA-Sağlık emekçileri sendikasına yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı. Atabey, pandemi sürecinin yönetilemediğini teşhir ettikleri için operasyon gözaltına alındıklarını belirterek, “Bu operasyonun adı Covid operasyonudur” dedi. Atabey, gizli tanık ifadesiyle gözaltına alındıklarını, bir arkadaşlarının ise ağabeyinin cenazesini morgta yıkarken gözaltına alındığını aktardı. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey’in de aralarında bulunduğu 8 kişi 25 Mayıs günü sabah erken saatlerde evlerine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınmıştı. 8 gün Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan SES üyeleri ‘örgüte üye olmak’, ‘örgüt kurmak ve yönetmek’ iddialarıyla çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

    Hakkında ‘yurt dışına çıkış yasağı’ ve ‘haftada bir gün imza atma’ şartıyla adli kontrol kararı verilerek serbest bırakılan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey yaşadıklarını anlatarak sağlık emekçilerine yönelik yapılan operasyon hakkında değerlendirmeler de bulundu.

    AKP iktidarı döneminde sağlık meslek örgütlerine baskının hep olduğunu ancak sendika olarak özellikle pandemi sürecinin yönetilemiyor oluşunu teşhir ettikleri için bu operasyona maruz kaldıklarını belirtti.

    “İKTİDAR ‘BEN EMREDERİM SİZ ÇALIŞIRSINIZ’ NOKTASINDA HAREKET EDİYOR”

    AKP iktidarının, bu tür baskı ve operasyonlarla sağlık emekçilerinden ne istediğini sorduğumuz Atabey şunları dile getirdi:

    “Aslında bu sürecin üstünü örtmemizi istiyor. Yaşanılan yönetememe krizi var. Özellikle pandemi sürecinde yönetememenin açığa çıkmasını istemiyor. Sağlık emekçilerinden ne istiyor? Ben ne dersem onu yapın diyor. Yani halk sağlığı sizi ilgilendirmez, şehir hastaneleri sizi ilgilendirmez, savaşlar sizi ilgilendirmez, ben vururum siz tedavi edin, ben katlederim, ben emrederim siz çalışırsınız noktasında hareket etmeye çalışıyor. Maalesef karşısında böyle bir sendika yok. Çünkü yaklaşık 25 yıldır Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçilerinin topluma yaklaşımı, halk sağlığına yaklaşımı ve sağlık emekçilerinin özlük, mali, sosyal ve demokratik hakları için çalışan bir sendikayız. Diğer sağlık meslek örgütleri olarak da bu dönem buluştuğumuz ve birlikte mücadele ettiğimiz çok gerekçelerimiz oldu.

    Özellikle bu son 1,5 yıldır pandemi süreciyle birlikte emek meslek örgütleri ile gerçekten çok ciddi bir emek sarf ettik. Birlikte çok ciddi mücadeleler ortaya koyduk ve sağlık emekçileri olarak da yönetilemeyen ve şeffaf olunmayan pandemi sürecinin doğal olarak toplumun bilgi alma hakkı üzerinden, sağlıklı olma hakkı üzerinden, yaşam hakkı üzerinden yürüttüğümüz politikalarla hem toplumu bilgilendiren, hem sağlık emekçilerinin sağlığını korumaya çalışan bir noktada bizler hareket etmeye çalıştık.”

    “PANDEMİ SÜRECİNİN YÖNETİLEMİYOR OLUŞUNU TEŞHİR ETTİĞİMİZ İÇİN OPERASYONA MARUZ KALDIK”

    İktidarın pandemiyi yönetemediğini sendika olarak gündeme getirdikleri ve şeffaf olunması noktasında baskı yarattıkları için bu tür baskılarla karşılaştıklarını söyleyen Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Doğal olarak bizim söylemlerimiz üzerinden toplumda çok ciddi itirazlarla karşı karşıya kaldılar. Özellikle pandemi sürecinde sayıların çok gerçekçi olmayan rakamlarla verilmesi, hastalıkların çok farklı  farklı tanımlamalarla verilmesi, insanların kafalarının karıştırılması ve son 6 aydır da aşı geldi, geliyor, gelecek üzerinden yürüttükleri politikalar ve bizim buna dönük itirazlarımız ve toplumun sağlığını koruyan bir yerden açıklamalarımız onları sıkıştıran,  boşa düşüren ve itibarsızlaştıran bir noktaya getirdi. Ve geçen haftada aslında bizim sendikaya ve bizlerin şahsınıza dönük yapılan operasyonun asıl gerekçesinin bu olduğunu ifade edebilirim. Çünkü insanların ölümlerini kabul etmeyen, yaşamı savunan hatta sağlıklı bir yaşam için neler yapılması gerektiği noktasında perspektif veren örgütleriz. SES ve TTB savaşın karşısında duran, barışı örgütlemeye çalışan ve barışa dönük hiçbir şekilde sözünü sakınmayan iki örgütüz.”

    “BU OPERASYONUN ADI COVİD OPERASYONUDUR”

    Yapılan operasyonun iktidarın sendikalarına yönelik son bir buçuk yıllık öfkesi olduğunu ifade eden Atabey, “Bu operasyonun adı ne olarak basında geçti bilmiyorum ama adı Covid operasyonuydu. Sağlıkçılara dönük Covid operasyonu olarak değerlendirebiliriz. Bu süreç içerisinde birçok çalışmamız dediğim gibi iktidarı rahatsız eden, iktidarı zor duruma düşüren, özellikle zor durumda kalan Sağlık Bakanlığı noktasında bizim açıklamalarımızın bu şekilde üstü örtülmeye çalışıldı” dedi.

    “YANDAŞ MEDYA SENDİKAMIZI VE BİZİ RENCİDE EDEREK HEDEFE KOYDU”

    Atabey, gözaltı sürecini de şöyle anlattı:

    “Biz gözaltına alındık ve 8 gün gözaltında kaldık. 8 gün boyunca bir insan olarak, bu toplumun bir bireyi olarak kendimle ilgili maalesef hiçbir bilgi alamadım. Diğer 7 arkadaşımda keza öyle. Avukatlarımız ısrarla savcıyla buluşup, savcıyla görüşüp bizimle ilgili nasıl bir iddianame hazırlandığını, neyle suçlandığımızı öğrenmek için üstün bir çaba sarf ederken hiçbir şekilde bilgi sahibi olamadı. Ama ne tesadüftür ki gözaltına alındıktan tam 3 saat sonra yandaş medya üzerinden o alanlara servis edildik. Farklı örgütlerle anılarak, o örgütler üzerinden gözaltına alındığımız söylenerek sendikamızı ve bizleri rencide edecek cümlelerle hedefe konulduk.”

    “GÖZALTINA ALIRKEN ÇOK İNSAFSIZCA DAVRANDILAR”

    Son 5 beş yılı değerlendirdikleri zaman özellikle şu anda AKP iktidarının kendi dışında ki bütün yapıları, terörize ve kriminalize ettiğini vurgulayan Atabey şu şekilde konuştu:

    “15 Temmuz sonrasında yaklaşık 11 bin 500 sağlıkçı ihraç edildi. Bunun yaklaşık 820’si sağlık emekçileri sendikasına üye. Ve yine hiçbiri hakkında ne sağlıklı bir soruşturma ne bir iddianame hazırlanmadan bu arkadaşlarımız görevlerinden ihraç edildiler. Şu an geldiğimiz noktada da hiçbir şekilde bizimle ilgili bir delil yokken, bir tespit yokken, ellerinde hiçbir veri yokken, bizlerde gözaltına alındık ve tutuklama talebiyle de hakime gönderildik.

    “GİZLİ TANIK İFADESİYLE BİR ARKADAŞIMIZ MORGTA ABĞABEYİNİ YIKARKEN GÖZALTINA ALINDI”

    Dosyanın içeriğine bakıldığında sadece bir gizli tanığın ifadesi üzerinden devasa bir operasyon düzenleniyor. Bir arkadaşımız Van’daydı. Onlarca akrep ve yüzlerce polisle evi basılıyor. İstanbul’daki arkadaşımız hasta annesine bakarken oradan alınıp getiriliyor, diğer arkadaşımız abisini kaybetmişti. Morgta cenazesini yıkarken arkadaşımızı o haliyle gözaltına alabiliyorlar, bu kadar insafsız olabiliyorlar. Ve 8 gün boyunca bizimle ilgili hiçbir bilgi paylaşılmazken bu lağım medyası dediğimiz yerlerde bu olaylar sanki gerçekmiş gibi patlatılabiliyor. Oysa şüpheli dediğiniz olgu içerisinde bizler gözaltına alındık ve o şüpheli dediğimiz noktada hakim karşısına çıktığımızda aslında asılsız, hiçbir şekilde gerçekle uyuşmayan iddianame ile karşı karşıya kaldık.

    Ama asıl çarpıcı olan  biz Covidden dolayı mahkum edildik. Biz covidden dolayı şüpheli konumuna getirildik. Çünkü Covide dönük yönetemedikleri, üretemedikleri politikaları eleştiren bir noktada durduğumuz için biz,  bu gözaltıyla, bu operasyona karşı karşıya kaldık.”

    “NET OLARAK SÖYLÜYORUZ BU SÜRECİ YÖNETEMEDİLER”

    “Bir buçuk yıldır çok net söylüyoruz ve söylemeye de devam edeceğiz, Yönetemediler” diyen Atabey; “Sendika olarak geçmiş dönemlerde tutumumuz neyse emek, barış, demokrasi mücadelemizi nasıl yürüttüysek ve birçok saldırıyla karşı karşıya kaldıysak, bundan sonraki süreçte de bu duruşumuzdan, bu değerlerimizden asla taviz vermeyeceğiz. Ve bu noktada da yürümeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    “DOSYA BOŞ OLDUĞU İÇİN TUTUKLAYAMADILAR”

    Haklarında açılan davanın içeriğinde somut hiçbir delil ve iddia olmadığını belirten Atabey sözlerine şöyle devam etti:

    Şunu da belirtmek istiyorum. Evet, “bir insana bir suçu atmak kolay ama o suçu nasıl oluşturduğu, nereye dayandırdığı da önemli. Ama bu dosya tamamıyla boş bir dosyaydı, zaten tutuklayamamalarının da gerekçelerinden biri buydu. Sadece bir gizli tanığın ifadesi üzerinden yürüttükleri bir çalışmaydı ve biz bunun karşısında boyun eğip evet böyle bir yanlışlık oldu ya da böyle bir süreç yürütüldü biz bunu kabul ettik, yolumuza devam ediyoruz demeyeceğiz.”

    “SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”

    Yaşadıkları hukuksuzluğa karşı İçişleri ve Adalet bakanları hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyleyen Atabey  “Buna dönük eğer savcı ise savcı, İçişleri Bakanıysa İçişleri Bakanı… Biz buna dönük suç duyurusunda bulunacağız. Hem sağlık emekçileri olarak hem de kendi itibarımız olarak değerlendiriyoruz. Kendi itibarımızı koruyan bir noktada hem birey olarak, insan olarak kendi itibarımız için suç duyurusunda bulunacağız. Ya sağlık örgütleri ile birlikte, eğer onlarda katkı sunarlarsa onlarla birlikte sunamazlarsa biz kendi adımıza Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası adına İçişleri Bakanı’na ve Adalet Bakanı’na bu noktada bir suç duyurusunda bulunacağız. Ve bu sürecin en yakın takipçisi olarak bizler en ön saflarda olacağız.” açıklamasında bulundu.

    Eren GÜVEN-Cebrail ASLAN/ANKARA

  • Mersin’de sendikalardan açıklama: Baskılarınıza boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    Mersin’de sendikalardan açıklama: Baskılarınıza boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- SES ve KESK bileşeni sendikalarla birlikte Mersin emek ve demokrasi güçleri, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’na (SES) yönelik gözaltılara tepki göstererek, “Baskılarınız, gözaltılarınız, mobinginiz, şiddetiniz karşısında boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    Aralarında SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, önceki dönem Eş Genel Başkanlarından Gönül Erden ve Bedriye Yorgun, eski Merkez Yönetim Kurulu üyeleri Fikret Çalağan ve Belkıs Yurtsever ile SES Ankara Şube önceki dönem Eş Başkanı Rona Temelli, Ankara Şube Yöneticileri Erdal Turan ve Ramazan Taş’ın gözaltı süreci devam ederken, SES Mersin Şubesi gözaltılara ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Eş Başkan Özge Göncü tarafından okunan açıklamada, siyaset-mafya ilişkilerinin gün yüzüne çıktığına ve kirli ilişkilerin deşifre olduğuna işaret edilerek “Gündem saptırma amaçlı emek ve demokrasi güçlerine, toplumsal muhalefetin tüm bileşenlerine yönelik gözaltı operasyonları da artmaya başladı” denildi.

    Özge Göncü, iktidarın her sıkıştığında “yeni düşmanlar” yaratarak toplumu kutuplaştırdığının da altını çizdi.

    “GÖZ ALTILARINIZ KARŞISINDA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Özge Göncü, TRT haber gibi kaynakların, yalan haberler servis ettiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “1,5 yıldır süren salgın boyunca sağlık emekçileri başta olmak üzere halkımızın sağlığı için yeterli tedbirleri almayan iktidar daha önce de çok kez yaşadığımız gibi sağlık hakkı ve sağlık emekçilerinin haklı mücadelesinin öncülerine yöneliyor, onlara saldırıyor. Pandeminin başından itibaren sendikamız; sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin hakları, gerekse de halkın yaşam ve sağlık hakkı mücadelesinde sürekli sözünü kurmuş eylemini gerçekleştirmiştir. Hazmedilmeyen tam da bu mücadelenin kendisidir. Bugüne kadar 417 sağlık emekçisi ve 46 bin 446 yurttaş Covid – 19 nedeniyle hayatını kaybetti ve salgının ekonomik ve sosyal sonuçları da inanılmaz boyutlara ulaştı. Yönetemedikleri salgının hesabını vermeyenler, ölümleri engellemeyenler, ölümler olmasın diye mücadele edenlere saldırmaktan çekinmiyor.

    Buradan bir kez daha ifade ediyoruz. Daha önce defalarca denendiği gibi, mücadele edecek kişileri korkutmayı sindirmeyi başaramayacaksınız, Sağlık emekçilerinin haklarının savunucusu olmaktan, halkın sağlık hakkı mücadelesinin neferi olmaktan bir adım geri atmayacağız. Baskılarınız, göz altılarınız, mobinginiz, şiddetiniz karşısında boyun eğmeyeceğiz.”

    “BU ÜLKEYİ KARANLIĞA SÜRÜKLEYENLERLE UĞRAŞIN”

    Gözaltındakilerin derhal serbest bırakılması çağrısında bulunan Göncü, “Halkın sağlığı için mücadele edenlerle değil, soyguncularla, tehdit ve cinayetlerle bu ülkeyi karanlığa sürükleyenlerle uğraşın. Bizim mücadelemiz halkın sağlık hakkı mücadelesidir. Bizim mücadelemiz; parasız, nitelikli, anadilde ve ulaşılabilir sağlık hakkı mücadelesidir” diyerek sözlerini tamamladı.

    Göncü’nün ardından söz alan Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen de, SES’in toplum nezdinde artan itibarına saldırı olduğunu vurgularken, KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Murat Doğan ise, KESK’in eşitlik, özgürlük, emek ve demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini aktardı.

    Diren KESER/MERSİN