Etiket: sezai temelli

  • Temelli: Demokratik müzakerenin önü açılmalı- VİDEO

    Temelli: Demokratik müzakerenin önü açılmalı- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, CHP’ye çağrıda bulunarak, “Demokratik bir çözümü mutlaka üretmeliler. Bu krizi bir an önce alacakları demokratik inisiyatifle aşmaları, Türkiye siyaseti açısından da önemli bir adım olacaktır” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Temelli, Genel Kurul’da görüşmeleri süren tarım ve ormana yönelik düzenlemeleri de içeren kanun teklifi başta olmak üzere gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Kanun teklifinin ekilebilir arazileri, meraları ve ormanları dikkate alan, bunları geliştirmeye çalışan bir teklif olmadığını belirten Temelli, teklifin ekilebilir arazileri madenlere açan bir zihniyetle hazırlanmış bir kanun teklifi olduğunu ifade etti.

    HUBUBAT ALIM FİYATINA TEPKİ

    İktidarın sunduğu kanun tekliflerinin görüşüldüğü komisyonlarda muhalefetin görüşlerinin dikkate alınmadığını söyleyen Temelli, kanun tekliflerinin torba yasa şeklinde hazırlanmasına tepki gösterdi.

    Hükümetin yoksullukla mücadele etmediğini, yoksulluğu yönettiğini kaydeden Temelli, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklanan hububat alım ve satış fiyatlarını da eleştirdi.

    “DAHA FAZLA CEZALANDIRMA, DAHA FAZLA HAK GASPI”

    Yeni bir yargı paketinin Meclis’e sunulmasının beklendiğini söyleyen Temelli, şunları kaydetti:

    “Daha fazla cezalandırma, daha fazla hak gaspına dair bir 12. yargı paketi bizi bekliyor. Beklentiler başkaydı. Beklentiler adalette bir infaz sistemi öncelikliydi. Beklentiler, umut hakkı konusundaydı. Beklentiler, ‘Yaşlı ve hasta mahpusların durumlarına dair düzenlemeler söz konusu olsun.’ buna yönelikti. Beklentiler, süreklileşmiş bir idam cezası gibi algılanan ağırlaştırılmış müebbedin sonlanmasına yönelikti. Siz infazda bir düzenleme yapacaksanız, bir paket hazırlayacaksanız buralardan başlamanız gerekirken gitmişsiniz kadınların nafaka hakkına çökmeye kalkmışsınız. Gitmişsiniz çocuklara daha fazla nasıl ceza veririz onun peşindesiniz. Siz suçu önleyici bir adalet sistemine sahip olmalısınız. Suçluları daha fazla cezalandırarak, suça neden olan meseleleri ortadan kaldırmadığınız sürece o ülkede suçla mücadele edemezsiniz.”

    “KOD YASA BİR AN ÖNCE GÜNDEME ALINMALI”

    Toplumun “infaz adaleti için Türk Ceza Kanunu’nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda gerekli düzenlemelerin yapılmasını beklediğini” dile getiren Temelli, “Bunların yapılabilmesi için de en önemli adımın atılmasına büyük bir ihtiyaç vardır. Sürekli konuşulan ama bir türlü hayata geçmeyen, üzerinde her türlü yorumun yapıldığı, her türlü beklentinin dile getirildiği artık bu ‘özel yasa’ dediğimiz kod yasa bir an önce gündeme alınmalı, Meclis’in gündemine gelmeli, bir yasalaşma süreci başlamalı ve yasalaşmalı” değerlendirmesinde bulundu.

    “SADECE BİR CHP MESELESİ DEĞİL”

    Mahkemenin kurultay davası kapsamında verdiği “mutlak butlan” kararı hakkında konuşan Temelli, CHP’ye çağrıda bulunarak, “Demokratik bir çözümü mutlaka üretmeliler. Bir an önce bu krizi, alacakları demokratik inisiyatifle aşmaları Türkiye siyaseti açısından da önemli bir adım olacaktır. Çünkü bu mesele sadece bir CHP meselesi değildir” diye konuştu.

    HABER MERKEZİ

  • Temelli: Özel yasa beklentimiz sürüyor!

    Temelli: Özel yasa beklentimiz sürüyor!

    PİRHA- Adalet Bakanlığı’nın 12’nci Yargı Paketi’nin Ekim ayına kaldığını belirten açıklamalarına dair konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Bu konuda Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklama, Ekim ayında geleceği yönünde. Fakat özel yasaya dair beklentimiz sürüyor. Bayramdan sonra denmişti. Diğer bayrama neredeyse 2 haftadan az zaman kaldı. Dolayısıyla bu konuda beklentimiz sürüyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Barış Anneleri’nin geçen hafta Meclis’te siyasi parti temsilcilerine gerçekleştirdiği ziyaretlere değinen Sezai Temelli, “Bu konuda siyasi partilerin inisiyastif almalarını, adım atmalarını, harekete geçmelerini talep ettiler. Onların burada olması çok çok önemliydi. Çünkü belki de bu meseleyi en derinden hisseden, bu acıya en çok katlanmış olan annelerdir. Tabii hem bu savaşta yitip gidenler hem faili meçhuller Cumartesi Anneleri gibi Türk ve Kürt annelerinin aslında bir ortak acısına işaret ettiler. Dolayısıyla çağrıları bütün annelerin ortak çağrısıydı” dedi.

    “SELAHATTİN DEMİRTAŞ HALA TUTSAK”

    Adalet Bakanlığı’nın 12’nci Yargı Paketi’nin Ekim ayına kaldığını belirten açıklamalarına dair konuşan Temelli, toplumun artık adaletsizliklere tahammülünün kalmadığını söyledi.

    Temelli, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    Siyasi tutsaklara yönelik zaten uygulanan bu kadar büyük adaletsizliğin yanı sıra adli mahkumların da beklentisinin yüksek olduğunu söyleyebilirim. Türkiye cezaevlerinde Adalet Bakanlığı’nın son istatistiklerine baktığımızda 421 bin hükümlü ve tutuklu var. Fakat cezaevinde olanlar 421 bin ama cezaevi dışında da 495 bin kişi denetimli serbestlikle yaşamını sürdürüyor. Tabii bunların içinde de 126 bin kişi adli kontrol koşullarında. Diğer taraftan cezaevlerinde yaklaşık 4 bin 700 çocuk bulunuyor. Cezaevlerindeki kapasite fazlasının 120 bin kişi olması nedeniyle beklenti de yüksek. Bir an önce çözüm bekleniyor.

    Kobanê Kumpas Davası’nın iddianamesi, yargılama süreci ve gizli tanık uygulamalarıyla bir kumpas davası olduğu ortada. İstinaf Mahkemesi bu konuda çok hızlı bir inceleme yaparak bu adaletsizliğe son verebilirdi. Ancak maalesef İstinaf Mahkemesi iki yıldır bu konuda adım atmış değil. Kaldı ki bildiğiniz gibi bu davanın yargılama aşamasında da sıklıkla dile getirildi, sonrasında da dile getirildi. En son 8 Temmuz’da zaten üçüncü kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Selahattin Demirtaş hakkında bir karar verdi. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi ortada, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ortada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ortada. Bu konuda karar verilmiş ve sevgili Selahattin Demirtaş hala tutsak. Buna bağlı olarak bu davada içeride olan arkadaşlarımız, tüm bu kumpasa rağmen cezaevinde tutsak olmaya devam ediyorlar.

    Biliyorsunuz Gezi kumpas davası, İstanbul Büyükşehir Belediye davası, Osman Kavala davası… Bu saatlerde bir başka kumpas davası, belki en ironik olanı, bir casusluk davası görülüyor. Bu casusluk davasında da yine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile beraber Merdan Yanardağ da yargılanıyor. Kendisi bir gazeteci, yazar, hayatı boyunca kamuoyu önünde olmuş bir insan. Bir casusluk davasıyla yargılanabiliyor. Dolayısıyla kumpas davalarının nasıl davalar olduğu da bir kez daha ortaya çıkıyor

    Meclis’in önünde hukuk, adalet meseleleri yığınla beklerken, Meclis ne ile uğraşıyor? Bu hafta Varlık Barışı denen bir kanun teklifi ile uğraşacak. Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçen hafta geçti. 15 maddelik bir Varlık Barışı teklifi Meclis’e geliyor. Oysa bu hafta Dünya Çiftçiler Günü. Türkiye’nin en ciddi sorunlarından biri tarım alanında yaşanıyor. Çiftçilerin sorunlarını çözecek, tarım meselesine çözüm getirecek bir yasa teklifinin Meclis’te olmasını bekliyorduk. Fakat böyle bir yasa teklifi yok. Onun yerine ne var? Ukrayna’dan buğday ithalatı var. İtalya’dan elma, İran’dan portakal, Sri Lanka’dan çay ithalatı var. Dolayısıyla tarımın hali böyle ve ondan sonra Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 35. Bu ülkede açlık var, yoksulluk var. Bakın, Ukrayna ile İran savaşta. Savaşta olan iki ülkeden biz ithalat yapmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla ülkenin tarım politikası çökmüştür. Neden? Çünkü siz tarım arazilerini madenlere, enerji şirketlerine açarsanız, bu sonuçları da yaşarsınız.

    Yeni petrol fiyatı bu sabah itibarıyla 105 dolara yükseldi. Diğer taraftan, enflasyonla ilgili hiçbir hesabın tutmadığı bir tabloyla bir kez daha karşı karşıyayız. Yıl sonu beklentileri her geçen gün yeniden revize ediliyor. Bu fiyat artışlarıyla ve mevcut yöntemlerle enflasyonla mücadele etmek mümkün görünmüyor. Ancak yoksulu ve işçiyi en çok etkileyen kalemler gıda ve kira enflasyonudur. Bu iki kalem, enflasyonda belirleyici hale gelmiş durumda. Bu gelişmelere rağmen ücretlerin hızla eridiğini ve satın alma gücünün düştüğünü görüyoruz. Ücretlerde, emekli maaşlarında, asgari ücrette ve kamu emekçilerinin ücretlerinde acilen bir düzenleme yapılması ihtiyacı bulunmaktadır

    Ülke barışa bu kadar hasretken, sermayenin en kirli kesimine varlık barışı getiriliyor. Çünkü sermayenin kayıt dışı olan kesimine 9’uncu kez varlık barışı geliyor. Daha önce getirilen 8 varlık barışının sonuçları ortadayken şimdi yeni bir varlık barışı daha gündeme alınıyor. Varlık barışının 31 Temmuz 2027’ye kadar uzatılması ise akıllara şu soruyu getiriyor; ‘Seçime giderken, seçim finansmanı için bu kayıt dışı kesime mi ihtiyaç var?’ Diğer taraftan bu paranın hesabı sorulmayacak. Adı üzerinde kayıt dışında kalmış, yani vergilendirmemiş, vergiden kaçmış bir kaynağa siz diyorsunuz ki: ‘Yeter ki getir ben hesap sormayacağım’ hatta ‘incelemeyeceğim ve denetlemeyeceğim. Olur da es kaza denetlersem ortada vergilendirilecek bir kaynak bulursam, sen de ona dersin ki varlık barışından getirdim.

    Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi COP31, iklim krizine karşı Türkiye’de toplanacak. İklim krizine karşı Türkiye’de bu toplantının yapılması zaten başlı başına bir kara mizah. Çünkü doğa talanı, ekokırım, bütün bu meseleler ortadayken bu toplantı Türkiye’de, Antalya’da yapılacak. Peki geçen bu madde neye dairdi? Bu toplantı yapılırken, bu toplantıya katılacak olan şirketlere muafiyet geliyordu. Yani onların gümrük vergisinden muaf olması, şirketlerin getireceği ürünlerin KDV’den muaf olması sağlanıyordu. Peki bu şirketler buraya iklim krizi ile mücadele için gelen insanlara hizmete mi geliyorlar, yoksa burası bir fuar ve buraya ürün satmaya mı geliyorlar? Bununla da sınırlı kalmadı. Yine orada tam da COP31 için bir inşaat alanı söz konusu. Bu inşaatın verildiği şirket ki bir orman katliamıyla anılan bir şirket, orada yine çok sayıda ağacı kesecek.

    “ÖZEL YASA BEKLENTİMİZ SÜRÜYOR”

    Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Temelli, 12’nci Yargı Paketi ile “özel yasa” arasında bir ilişkinin olup olmadığına dair soruya şu yanıtı verdi:

    “12’nci Yargı Paketi ile özel yasanın bir ilişkisi yok. 12’nci Yargı Paketi, bildiğiniz gibi diğer 11 standart yargı paketi gibi bir düzenlemeyi barındırıyordu. Dolayısıyla özel yasa ve ona bağlı infaz kanunuyla bir ilişkisi yok. Ancak yine de 12’nci Yargı Paketi’ndeki düzenlemelere dair kamuoyunda bir beklenti vardı. Bu konuda Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklama, Ekim ayında geleceği yönünde. Fakat özel yasaya dair beklentimiz sürüyor. Bayramdan sonra denmişti. Diğer bayrama neredeyse 2 haftadan az zaman kaldı. Dolayısıyla bu konuda beklentimiz sürüyor.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Sezai Temelli: Suriye’de demokratikleşme mücadelesine Türkiye destek vermeli-VİDEO

    Sezai Temelli: Suriye’de demokratikleşme mücadelesine Türkiye destek vermeli-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Suriye’de yaşayan bütün halkların söz yetki karar sahibi olarak ve yerel demokrasiyi hayata geçirerek Suriye’yi demokratikleştirme mücadelesine Türkiye destek vermelidir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 2026 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu’nun Meclis’te görüşüldüğü süreçte ekonomik kriz, yoksulluk ve adalet talebini büyütmek amacıyla Ankara’ya doğru Çukurova, Marmara, Diyarbakır ve Ege kollarından oluşan yürüyüşlerin startını bugün verdi. Çukurova kolu Hatay’ın Samandağ ilçesinde bulunan Ahmet Cömert Parkı’nda başladı.Samandağ’da başlayan yürüyüşe Adana, Mersin, Hatay ve Osmaniye illerinde heyet katıldı. DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ile DEM Parti Urfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan da yürüyüş kolunda yer aldı. Buluşmaya çok sayıda kişi katıldı.

    ALEVİ KATLİAMI KINANDI

    Samandağ Belediyesi CHP Meclis üyesi Metin Yüksek, hukuksuzluğa, ayrımcılığa ve farklı kimlikleri üzerinde baskıya son verilmesini isteyerek, “Barışın yolu içeride tüm kimliklerin ve insanların eşitliğini sağlamakla geçer, inançların eşitliğini sağlamakla geçer. Biz Samandağ olarak coğrafyamızın acılarını tanıklık eden bir ilçeyiz. Bu yüzden Türkiye’deki adalet arayışımızı hemen yanı başımızda yaşanan insanlık dramından ayıramayız. Sınırın hemen ötesinde Suriye’deki iç savaş koşullarında hedef alınan ve sistematik olarak katliamlara maruz bırakılan Alevi toplumunun yasa dışı büyük insanlık suçunu asla unutmuyor ve kınıyoruz” diye konuştu.

    “SURİYE’DE DEMOKRATİK ORTAM OLUŞTURULMALI”

    Ardından konuşan Sezai Temelli, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne değindi. Suriye’deki katliamların son bulması gerektiğinin ve demokratik bir toplum yapısının oluşturulması gerektiğinin altını çizen Temelli, şunları söyledi:

    “Sayın Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu açıklamadan sonra ortaya çıkan iklim artık bizim için önemli bir dönemdir. Bu dönem barış için mücadele dönemidir. Bu sadece ve sadece onların istediği onların yönettiği bir şey değil, tam tersine bizim mücadelemizle var edeceğimiz bir Hem Türkiye’de hem Suriye’de hem tüm Ortadoğu’da bizler barışımızı istiyoruz. Bugün Suriye’de yaşananları görüyoruz. Suriye’de Alevi halkına karşı, Alevi toplumuna karşı, Dürzülere karşı, Hristiyanlara karşı, Kürtlere karşı bir tekçi anlayışın, bir zihniyetin saldırıları, katliamları evet hakkı tanıyamayacağını tanımadığını nasıl ki geçmişte yaşananlar bütün acılarıyla ortadaysa bugün bu acıların tekrar etmesini istemiyoruz. O yüzden de hem Suriye’de hem Türkiye’de halkların bir arada yaşayacağı demokratik rejimlerin hayata geçmesi için barış mücadelesi veriyoruz. Suriye’de yaşayan bütün halkların söz yetki karar sahibi olarak ve yerel demokrasiyi hayata geçirerek Suriye’yi demokratikleştirme mücadelesine Türkiye destek vermelidir. Türkiye hala savaş politikalarıyla yayılmacı politikalarıyla Suriye’ye yaklaşamaz. Suriye’ye böyle yaklaştıkça Türkiye’de barışını var edemez. Suriye’yle Türkiye ortadan geçen bir sınırla ayrılamaz. Suriye’yle Türkiye’nin bağları çok güçlü bağlardır ve bu bağları dikkate alan bir politikayı üretmek zorundayız. Işte o yüzden diyoruz ki bu bütçede silaha değil barışa kaynak ayrılsın. Bu bütçede hala geçmişte olduğu gibi sadece ve sadece militarist bir akılla bütçe hayata geçmesin.

    Şimdi hem Türkiye’de hem Suriye’de halkların refah içinde yaşayabileceği, demokrasiyi var edebileceği bir düzenlemeyi hayata geçelim. DEM Parti’nin ekmek ve barış mücadelesi ve bu yürüyüşü o yüzden Türkiye’nin de Suriye’nin de Ortadoğu’nun da Kürtlerin, Türklerin, Alevi toplumunun ayrımcılığa uğrayan yok sayılan bütün insanların bir aradaki yürüyüş mücadelesidir. Bu mücadelede sizleri de yanımızda görmek bizi umutlandırmıştır, mutlu etmiştir. Hepimizin yolu açık olsun.”

    Kitle, sloganlar eşliğinde ilçeden İskenderun yönüne doğru yürüyüşe geçti.

    PİRHA/HATAY

  • Temelli: Demirtaş’ı bırakmak için daha ne bekliyorsunuz?-VİDEO

    Temelli: Demirtaş’ı bırakmak için daha ne bekliyorsunuz?-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli Meclis’te açıklama yaptı. Demirtaş ve aynı davadan yargılananların bir an önce serbest bırakılması gerektiğinin altını çizerek, “Daha ne bekliyorsunuz?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te gündemdeki gelişmelere dair basın toplantısı düzenledi.

    Bütçe taslağına bakıldığında ekonominin çöktüğünü ifade eden Temelli, “Ekonomiyi yönetenlerin akıl tutulmalarına sahip olmaları halkın üzerindeki yükü arttırıyor” dedi.

    “ARKADAŞLARIMIZ DERHAL SERBEST KALMALIDIR”

    Bütçenin sermayenin bütçesi olduğunu vurgulayan Sezai Temelli, şunları ifade etti:

    “Bizler DEM Parti olarak buna karşı mücadele etmeye devam ediyoruz. Bütün kararlılığımızla komisyon toplantılarında önergeler veriyoruz. Komisyonda halkın bütçesi yapmak için çabalıyoruz. Bölgesel eşitsizlikleri ortaya koyuyoruz. Kürt illeri dediğimizde bölgesel eşitsizliği görmek yerine ‘Kürt illeri sözü anayasaya aykırıdır’ deniyor. Halbuki raporlara baktığımızda bu açık bir şekilde görülüyor.

    Kadınlara hibe vermek yerine sermayeye kaynak ayırıyorlar. Esnaflar için muafiyet getirin dedik ret ettiler. Çifçilerin 600 bin liraya kadar olan borçlarını silin, en düşük emekli maaşını en az yoksulluk sınırının yarısına kadar çıkartın, küçük esnafa destek verin dedik, redettiler. Bütçe toplatılarında sosyal devletin çöküşünü anlatıyorlar.

    Siyasallaşmış bir yargı ile karşı karşıyayız. Seçilmişleri hedef alan bir yargıyla karşı karşıyayız. Ekonomide adalet yok, toplumda da adalet olmuyor. En büyük sıkıntılardan biri adalet. Yargı paketlerini bekliyoruz. Bir türlü Meclis’e gelmiş değil. Halkın, toplumun beklentilerini karşılayacak yargı paketine ihtiyacımız var. AİHM’İn Demirtaş kararından sonra tahliyesini bekliyoruz. Neden hala tahliye edilmediğini bilmiyoruz. Demirtaş ve bu davadan yargılanan arkadaşlarımız derhal serbest kalmalıdır. Yargı rahat bir şekilde suç işleyebiliyor. Tayfun Kahraman kararında bunu görebiliyoruz. AYM kararlarını uygulamayan bir yargı söz konusu. Benzer bir karar Selçuk Mızraklı kararında da görebiliyoruz.

    Bunlara son vermenin yolu hukukun üstünlüğünden, evrensel hukuk normlarından, hukuk devletinden geçiyor.

    Şimdi şunu çok iyi biliyoruz ki özellikle 26 Ekim’e kadar gelen süreçte 27 Şubat’ta başlayan Sayın Öcalan’ın açıklamalarından 26 Ekim’de geri çekilmeye kadar gelen süreçte önemli adımlar atıldı ama tek yanlı atıldı. Şimdi diğer adım atacağı en önemli mevzu gelip bu özel yasa meselesine odaklanıyor. Bununla başlanacak öyle gözüküyor.

    Bu özel yasanın nasıl olması gerektiğine dair de Meclis komisyonu bu görüşmeleri tamamladıktan sonra raporunu yazacak. Bu rapor çerçevesinde de çeşitli görüşler alınacak. Tabii ki bu da bir görüştür. Bu da alınacaktır. Buna benzer görüşlerle beraber bir kanun teklifi doğru yol alacağız. Umarım çok gecikmeyiz. Bir an önce daha önce 31 Aralık bir hedef olarak gösteriliyordu. Kanun teklifinin yasallaşması konusunda. Umarım çok gecikmeden bir an önce bu kanun teklifi genel kurula gelir, yasallaşır. Özel yasa dediğimiz şeyle başlarız ve bu da toplumun beklentilerinin önemli bir kısmını karşılarsa sağlıklı bir şekilde yol kat edebiliriz.”

    Temelli gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Yarın toplanacak Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmeyi gündemine alıp almayacağını yanıtlayan Temelli, böylesi bir beklenti içinde olduklarını ifade etti. Temelli, “Biz bunu çok daha önce de istedik. Öncelikle olması gereken meselenin bu olması gerektiğinin altını ısrarla çizdik. Yarın komisyon toplandığında umarım bunu gündemine alır. Hatta umarım kararını da alır ve gecikmeksizin de adaya gidilir” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sezai Temelli: Bütçede öncelik kadın istihdamı ve barış olmalı- VİDEO

    Sezai Temelli: Bütçede öncelik kadın istihdamı ve barış olmalı- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında bütçeden kadın istihdamına ve barışa kaynak ayrılması gerektiğini vurguladı. Cezaevlerindeki sorunlara ve çözüm bekleyen yargı paketlerine de değinen Temelli, “Barışın önüne engel koymayın” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “BARIŞ BÜTÇESİNİ HER KOŞULDA SAVUNACAĞIZ”

    Sezai Temelli, Türkiye’de geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 30’a dayandığını, kadınlarda ise bu oranın yüzde 40 civarında olduğunu belirtti. Ekonomik krizle baş etmenin temel yolunun istihdam yaratmak olduğunu ifade eden Temelli, bütçenin buna göre şekillenmesi gerektiğini söyledi.

    Barış bütçesi talebini dile getiren Temelli, “Kadınlarda işsizlik oranı yüzde 40 dolayında. Eğer bu tabloyu değiştirmek istiyorsak, istihdam politikası üretmemiz lazım. Bu politikayı da bütçeden ayıracağımız kaynaklar belirleyecek. Öncelik kadın istihdamına verilmeli. Ama genel anlamda da işsizlikle mücadele etmeyen bir bütçeyle karşı karşıyayız. Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30, gençler iş arıyor ama bu bütçede onlar için bir umut göremiyoruz. Umarım bu yıl karşımıza barışın bütçesi gelir, halkın bütçesi gelir. Ama gelmezse iktidarı buradan uyarıyoruz; bizler barışın ve halkın bütçesini savunmaya, bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Emekçilerle, kadınlarla, gençlerle, engelli yurttaşlarla birlikte sokakta olacağız. Bütçede bize ait olanın bize hizmet olarak dönmesini istiyoruz” dedi.

    “İNFAZ YASASINDA EŞİTLİK SAĞLANMALI”

    Temelli, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine de dikkat çekerek hasta tutukluların durumunun ciddiyetini koruduğunu belirtti. 10. Yargı paketinin beklentileri karşılamadığını hatırlatarak, şunları dile getirdi:

    “Cezaevlerindeki sorunlar bitmek bilmiyor. Hasta mahpuslar çok ağır durumda olmalarına rağmen hala cezaevinde tutuluyor. Özellikle ağırlaştırılmış müebbet alan mahpuslar bu haklardan mahrum bırakıldı. Oysa çözüm yeri burasıdır. Cezaevleri artık adaletsizlik merkezine dönüşmüş durumda. Yargı sistemi adaletsizlik üreten bir mekanizmaya dönüşmüşse, orada hukuk devletinden bahsedemeyiz. Acilen idari gözlem kurulunun keyfi uygulamalarına son verilmeli, infaz yasasında eşitlik sağlanmalı, hasta mahpuslar meselesinin kalıcı bir şekilde çözülmesi gerekmektedir. Ve tabi ki bir an önce umut hakkı tanınmalıdır. En son Selahattin Demirtaş davasında gördük, hala arkadaşlarımızı, başkanlarımızı cezaevinde tutmak için her yolu deneyen bir anlayışla değil, gerçek anlamda bir hukuk devletinin sahip olması gereken bir adalet anlayışıyla, bir yargı sistemiyle ancak Türkiye barışına ve demokrasisine kavuşabilir.”

    “ABDULLAH ÖCALAN İLE MÜZAKERE ŞART” 

    Abdullah Öcalan ile müzakerenin şart olduğunu vurgulayan Temelli, “Bu müzakerenin dış ayağını kimle yürüteceksiniz? Sayın Abdullah Öcalan’la yürüteceksiniz. Bu kadar basit. Gidilecek heyetin belirlenmesi, güçlü bir temsil yapısının oluşturulması gerekiyor. Bu bir kereye mahsus değil, düzenli görüşmelerle ilerlemeli. Çünkü barış hepimiz için iyidir. Bu ülkenin geleceği, Kürt meselesinin demokratik çözümünden geçiyor. Toplumun çok büyük bir kesimi bu süreci destekliyor. Tartışmalar, kaygılar, güvensizlikler elbette var ama bu Meclis yangına körükle gidemez. Sorumluluğumuz bu yangını söndürmektir” diye konuştu.

    Son olarak grup toplantılarında atılan bazı sloganlar üzerinden çıkan tartışmaların siyasetin seviyesini düşürdüğünü söyleyen Temelli, “Grup toplantımızda atılan sloganların içinde ne hakaret vardı ne suç unsuru. Bu sloganlar Sayın Öcalan’ın özgürlük hakkını savunmaya yönelikti. Bunun üzerinden kıyamet koparmak siyasetin sefaletini gösteriyor. Siyaset üretmesi gerekenler, bu tür münakaşalarda boğuluyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ ANKARA

  • Sezai Temelli: İmralı’yla görüşmeniz bu süreç açısından en kritik belirleyicidir!-VİDEO

    Sezai Temelli: İmralı’yla görüşmeniz bu süreç açısından en kritik belirleyicidir!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te yaptığı basın toplantısında yeni yasama yılına dair yapılması gerekenleri sıralayarak, “İnfaz Kanunu’ndaki düzenlemeler, siyasi tutsaklıkların sona ermesi başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların bir an önce özgürlüğüne kavuşması bizim öncelikli talebimizdir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme dair gelişmeleri yorumladı.

    Temelli, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine işaret ederek “Meclis açılıyor. Yeni yasama dönemi önümüzde ama bu yasama dönemi başka bir yasama dönemi olmak zorunda” diye konuştu. Türkiye siyasi tarihinde önemli gelişmeler yaşadığını söyleyen Temelli’nin konuşmalarından başlıklar şöyle:

    “Geçen sene 1 Ekim’de Sayın Devlet Bahçeli’nin uzattığı el, önümüzdeki dönemde Meclis’in nasıl çalışması gerektiğine dair hepimizi bir zemine davet etti. Biz bu elin önemli ve kıymetli olduğunu düşündük. Bugüne kadar gerilimden ve çatışmadan beslenen bir siyasetin artık son bulması gerektiğine inanarak o eli kabul ettik ve o konuda inisiyatif aldık. Çok daha önemli bir gelişme 27 Şubat’ta yaşandı. Sayın Öcalan Barış ve Demokratik Toplum Manifestosunu yayınladı. Bu çok önemli ve tarihi bir andı. Adeta tarihin yörüngesini değiştirdi. Türkiye siyaseti açısından bir önemli gelişme de PKK’nin yapmış olduğu kongreydi. PKK bu kongreyle manifestoya sahip çıktı ve manifestonun gereklerini hayata geçirmek için önemli bir adım da attı. Sonrasında 11 Temmuz’da silah yakma töreniyle yine tarihi bir adım atıldı. Beraberinde bir komisyon oluşumu gerçekleşti ve 5 Ağustos’tan itibaren de komisyon çalışmalarını sürdürüyor.

    TEKÇİ ANLAYIŞINDAN KURTULMA ZAMANI

    Geride bıraktığımız yıl, önümüzdeki bir yılı ve önümüzdeki dönemleri şekillendirmek açısından çok önemlidir. Bu yasama yılı artık geçmişin hastalıklarından kurtulmak zorundadır. Demokratik teamülleri merkezine alan önemli bir yılı bize anlatıyor. Evet, önümüzdeki dönem başka bir yasama yılı olmak zorunda. Kuvvetler ayrılığı ilkesine sahip çıkan ve denge denetleme mekanizmasını içselleştiren bir meclise hasret duyuyoruz. İnanıyoruz ki önümüzdeki dönem bu hasret son bulacaktır. Muhalefetiyle ve iktidarıyla birbirini anlayan, müzakere edebilen; toplumun, insanların, emekçilerin, halkların beklentilerini karşılayan bir yasama yılının hayata geçmesi en büyük arzumuz.

    Muhalefetten gelen yapıcı eleştirilere kulağını kapatan değil, muhalefetle beraber demokratik teamüller çerçevesinde bir yasamanın gerçekleştirilmesi için bir çabaya iktidarı da davet ediyoruz. Artık geçmişin o iktidar anlayışından, o tekçi anlayışından kurtulma zamanı gelmiştir.

    KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜNE DAİR ADIMLARI MUTLAKA ATMALIYIZ

    Demokrasinin önünü açabilecek yasaları hayata geçirebiliriz. Bakın, Sayın Öcalan’ın barış ve demokratik toplum davetinde bu iki kavram tesadüfen yan yana gelmiş değildir. O iki kavram birlikteliği, biraradalığı, ancak ve ancak barış ve demokratik toplum arzusunun biraradalığını bize anlatır. Ve tam da bu iki yaklaşımın, yani barış ve demokrasi yaklaşımının merkezinde Kürt meselesinin demokratik çözümü vardır. Evet, bu yasama yılında Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair adımları mutlaka atmak zorundayız. Bu konuda önemli gelişmeler yaşandı. Tabii ki eksiklikleri, yetersizlikleri vardır ama bunları acilen tamamlamak ve bu yasama yılı içinde gerçek anlamda çözümü var edebilecek adımları atmak Meclis’in sorumluluğundadır. Meclis yeni yasama yılına girerken önceliği bu olmak zorundadır. Komisyon çalışmaları önümüzdeki süreçte Meclis’in çalışmalarına yol gösterecek ama çok daha sağlıklı bir şekilde yapılabilirdi. Evet, eksiklikleri vardır. Biz de eleştirilerimizi ortaya koyduk. Özellikle dinleme sürecinin uzaması ya da yöntem olarak bu yöntemin seçilmiş olması önemli eksiklikleri beraberinde getirdi. Ama yine de çok önemli bir adım attı komisyon. Türkiye’de bu meseleye müdahil olan çok geniş bir kesimi dinledi. Daha da dinlemesi gereken kesimler var. Keşke Türkiye’nin her yerine de ulaşabilseydi. Fakat yöntem olarak bunu alt komisyonlar eliyle, farklı komisyonlar eliyle yapabilseydi çok daha etkin ve verimli bir çalışma ortaya koyabilirdi.

    Bir mutabakat ortaya çıktı, o da şu: Kürt meselesi demokratik yöntemle çözülmeli. Yani 27 Şubat çağrısının ne denli önemli olduğu kendisini bir kez daha gelen bütün kesimlerle teyit etmiştir. Kürt meselesi demokratik çözüme muhtaçtır. Bunun da adresi Meclis’tir. Bunun siyasi muhataplığı doğru bir şekilde kurulmak zorundadır.

    DEMOKRATİK ENTEGRASYON YASALARI HAYATA GEÇMELİDİR

    Bu yasaların adlandırılmasıyla ilgili farklı yaklaşımlar söz konusu. ‘Çözüm Yasası’ diyen var, ‘Geçiş Süreci Yasası’ diyen var. ‘Demokratik Entegrasyon Yasaları’ diyoruz biz ama adı ne olursa olsun beklenen yasalar bir an önce hayata geçmelidir. Komisyonun bu iki aylık çalışması bunu net ortaya koymuştur. Artık Türkiye toplumu, emekçileri, herkes çözüm bekliyor. Çünkü herkes biliyor ki bu çatışma sona ermeden soframızdaki ekmeğin azalması devam edecek. Herkes biliyor ki bu çatışma sona ermeden işsizliğin son bulması mümkün değil. Herkes biliyor ki bu çatışma sona ermeden Türkiye’de aslında huzurun tesis edilmesi, demokrasinin hayata geçmesi mümkün değil. O zaman buna son vermenin yolu da ilgili adımların Meclis’te atılmasını sağlamaktır.

    Tabii ki bunun kadar önemli olan bir başka konu da Türk Ceza Kanunu’nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda, İnfaz Kanunu’nda yapılması gereken değişikliklerdir. Cezaevleri sorunu çok ciddi boyutlarda. Siyasi tutsaklar hala cezaevlerinde, hasta tutsaklar hala cezaevlerinde. Bu kanunda yapılması gereken değişiklikler, aslında geçen dönem yargı paketi kapsamında belli tartışmalarla gündeme geldi. Şimdi beklentimiz bir an önce bu adaletsizliği ortadan kaldıracak TCK’daki düzenlemeleri, TMK’daki düzenlemeleri hayata geçirecek bir yargı paketinin Meclis’e gelmesidir. Cezaevinde olanlara, cezaevinde olanların ailelerine ve bugüne kadar aslında milyonlarca insana sirayet etmiş bir adaletsizliğin son bulması için bu yargı paketi düzenlemesinin, belki birden fazla paketin geç kalmaksızın peşi sıra Meclis’e gelmesi de bu dönem için beklentilerimiz arasındadır.

    MECLİS, ÖCALAN İLE GÖRÜŞME ZEMİNİNİ YARATMALIDIR

    Özellikle önümüzdeki 3 ay içinde, bir yanıyla hukuki düzenlemelerin yapılması, silah bırakanların hukuki güvencesi, siyasi hakları ve buna bağlı çatışma süreci boyunca yaşanmış olan mağduriyetlerin ortadan kalkması; diğer yanıyla da İnfaz Kanunu’ndaki düzenlemeler, siyasi tutsaklıkların sona ermesi, Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların bir an önce özgürlüğüne kavuşması bizim öncelikli talebimizdir. Tabii bütün bunların kavşağında, merkezinde duran en önemli muhataplık da kuşkusuz İmralı’dır. Sayın Öcalan’ın başmüzakereci olduğunu ve bu süreçteki rolünü unutmadan bu muhataplığın bir an önce sağlanmasının sürecin hızlanması açısından ne denli önemli olduğunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Biz komisyona ısrarla dedik ki İmralı’yla görüşmeniz bu süreç açısından en kritik belirleyicidir. Bunu sağlamanız gerekiyor. Fakat nedense komisyon bunu hala gündemine almış değil. Bakın, bundan kaçınmayalım. Bu aslında bugüne kadar altını çizdiğimiz sorunların çözümü için atılabilecek en güçlü adımdır. Bu inisiyatifi alın, bu cesareti gösterin. Bugüne kadar güvenlikçi politikalara sığınmış, adeta Meclis’i zapturapt altına almış, bir vesayet sistemi yaratmış zihniyetten kurtulun. Meclis bu konuda özellikle müzakere aklıyla hareket etmelidir ve başmüzakereci ile de bir an önce müzakere zeminini yaratmalıdır.

    BARIŞ İÇİN BÜTÇE İSTİYORUZ

    Evet, kuşkusuz önümüzdeki üç ayda en önemli konulardan biri de bütçe olacak. Tabii önümüze bir bütçe gelecek. Nasıl ki farklı bir yasama yılı bekliyorsak farklı bir bütçe de bekliyoruz. Başka bir bütçe olmalı. Yoksulluğu üreten değil, yoksulluğu yöneten değil; yoksullukla mücadele eden bir bütçenin zamanı gelmiştir. Barış için bunca çaba varsa, toplumsal barış için de bir çabayı ortaya koymak zorundayız. Adeta toplumsal barışı dinamitlemiş, ortadan kaldırmış bir bütçe anlayışıyla bugüne kadar geldik. Bütçeler adeta toplumu paramparça etmiş, toplumun tutunacak bütün dallarını kırmış. Ne için? Sermayeye daha fazla rant sağlamak için. Ne için? Savaş sanayisi için. Ne için? İnşaat sektörü için. Kimseye hayrı olmayan yollar, otobanlar, şehir hastaneleri; kimseye hayrı olmayan İHA’lar, SİHA’lar, motorunun bile aslında nerede üretildiği ortaya çıkan uçaklar için, savaş için. Savaşa bütçe ayrılmasını artık istemiyoruz. Biz bütçenin halka ayrılmasını istiyoruz. Halk için bütçe istiyoruz. Barış için bütçe istiyoruz.

    FİLİSTİN HALKI MUHATAP ALINMALIDIR

    Biliyorsunuz Gazze’de bir barış programı, bir barış anlaşması söz konusu. Bir an önce silahların susması, İsrail’in bu soykırıma, bu katliama son vermesi en büyük önceliğimiz. Gazze halkının, Filistin halkının bir an önce bu şiddet girdabından kurtulmasını, bu katliamdan ve soykırımdan kurtulmasını istiyoruz. İnsani yardımın bir an önce ulaşması, bu koridorun açılması çok önemli. Bu barış anlaşması her şeyiyle mükemmel, yeterli bir anlaşma değildir. Sadece çatışmanın sonlanması açısından önemlidir. Fakat sonrasında Filistin halkının kendi kaderini belirleyeceği çözümlerin üretilmesi, ancak ve ancak oradaki Filistin halkının gerçek anlamda muhatap olmasıyla mümkündür.”

    PİRHA/ANKARA

  • Temelli: Meclis artık adım atmalıdır-VİDEO

    Temelli: Meclis artık adım atmalıdır-VİDEO

    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli gündeme ilişkin TBMM’de yaptığı bası toplantısında, Meclis’in adım atması ve komisyonun bir an önce kurulması çağrısında bulundu. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    “BİR AN ÖNCE SAVAŞ DURDURULMADIR”

    Sezai Temelli, İsrail ve İran arasındaki karşılıklı saldırılara ilişkin konuşarak, “Etnik ve dini kimlikleri üzerinden toplumları ayrıştıran, savaştıran bu düzenek artık son bulmalıdır. İsrail devleti de İran da bölgedeki bütün otoriter rejimler de uzun süre boyunca Ortadoğu’yu adeta bir cehenneme döndürmeye devam ettiler. Çözüm demokratik toplumdadır, çözüm topyekün barıştadır” dedi.

    PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nı hatırlatan Temelli, şunları ifade etti:

    “Bir manifestodur. Türkiye’de sağlanacak olan Kürt barışının, Türkiye’de sağlanacak olan toplumsal barışın bölgeye etkilerinin olacağını uzun zaman dile getirdik. Kürt meselesi demokratik bir çözüme kavuşursa, bu anlamda kalıcı bir barış inşa edilebilirse bölge halklarının kurtuluşu da buradan geçer dedik. Filistin halkının da bölgedeki bütün halkların da kurtuluşu buradan geçer. Yoksa İran ve İsrail gibi rejimlerden geçmiyor. Otoriter yayılmacı rejimlerden geçmiyor. Türkiye dış politikası uzun süre bu yanlışta ısrar etti ve bunun sonunda geldiğimiz noktada anlaşılıyor ki Türkiye açısından riskler büyümüş. Bu risklere karşı yegane gücümüz barıştır, demokratik Türkiye ve demokratik toplum arayışıdır. Bir kez daha Türkiye halklarına ve Türkiye’ye çağrıda bulunuyoruz: gelin bu demokratik toplum çağrısına, bu kalıcı barış mücadelesine destek verin. Bu sayede Suriye’de Irak’ta ve bütün bölgede üreteceğimiz çözüm, Ortadoğu halklarının geleceğini kurtaracaktır

    MECLİS ARTIK ADIM ATMA AŞAMASINDADIR

    27 Şubat’ta Sayın Öcalan’dan çağrı geldi, 12 Mayıs’ta PKK kendini fesh edeceğini ve silahları bırakacağını açıkladı. Ama sonrasında hiç bir şey yok. Sonrasında atılması gereken adımların atılması için artık inisiyatif alma ve adım atma zamanıdır. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş bu konuda inisiyatif alacağını söyledi. Bir an önce harekete geçilmeli, Meclis bu meselenin çözümü konusunda bir komisyonu hayata geçirmelidir. Meclis’teki partilerin neredeyse tamamına yakını komisyon çalışmasını olumlamaktadır. O zaman yapılması gereken bir araya gelmek, bu meselenin çözümüne kendisini adres olarak gösterecek bir komisyonu hayata geçirmektir. Bu öncelikli görevimiz olmalıdır. Yapmamız gereken bu konuda adım atmaktır.

    Bugün İsrail’i kınayarak geçiştirdiğimiz gündemi değiştirecek, İsrail’i durduracaktır. Bu kadar iddialı bir şeyden bahsediyoruz. Çünkü Ortadoğu’da Kürt ve Türklerin hayata geçirecekleri bir demokratik toplum anlayışının inşasını bütün meselenin çözümü için kritik öneme sahiptir. Meclis artık adım atma aşamasındadır. Bir kez daha Sayın Numan Kurtulmuş’a çağrı yapıyorum, bir an önce bu çalışmaları başlatması ve bizleri davet etmesi, bu konuda istişare ve diyalog yoluyla herkesin içine sinecek bir komisyonu var etmesi önceliğimiz olmalıdır.

    Biz burada toplumsal barıştan bahsediyoruz, bu meselenin çözümü için atılacak adımlardan bahsediyoruz, cezaevlerindeki uygulamalara bakın. Cezaevi idarelerinin Bolu ve Karabük cezaevlerinin uygulamalarına bakın. Akıl almaz bir işkence yöntemi ve hak gasplarının başında geliyor cezaevleri. Bu cezaevi müdürleri ne bakan dinliyorlar, ne cumhurbaşkanı dinliyorlar, ne de herhangi bir yetkiliyi dinliyorlar. Kendi başlarına buyruklar. Her türlü işkenceyi yapmayı kendilerinde görüyorlar.

    NEYİ TELAFİ EDEBİLİR?

    Yoksul halkın üzerine zamlar ve vergiler yoluyla, onların gelirlerini çalmak yoluyla bu program yürütmenin peşindeler. Nasıl çalıyorlar; TÜİK eliyle çalışıyorlar. Ben buradan TÜİK başkanı hakkında suç duyurusunda bulunuyorum. Kendisi suç işlemeye devam ediyor. Geride bıraktığımız 4 dönem boyunca kamu işçilerinden ve emekçilerinden, emeklilerinden her 6 ayda 5 puan çaldı. Birikimli etkisi yüzde 25’tir. Yani Temmuz ayında sadece kamu emekçilerine ve emeklilerine minimum yüzde 30 zam yaparsanız bu ancak TÜİK başkanının bu uyguladığı yöntemi telafi edebilir. Üstüne zaten enflasyon farkı var, üstüne bu ekonomik programın tahribatı var. Emeklilerin enflasyon farkı olarak verilecek fark yüzde 15 oranında gözüküyor ki 14 bin emekli maaşına yüzde 15 zam verseniz ne işe yarar? Neyi telafi edebilir? Açlık ve yoksulluk sınırının ne düzeyde olduğunu hepimiz iyi biliyoruz.

    TÜRKİYE’NİN EN ACİL SORUNLARINDAN BİRİ EKONOMİK KRİZDİR

    Emekçilerin tabii ki bu soygun ve vurguna karşı yegane gücü örgütlü mücadeledir. Bu örgütlü mücadelesi ile ancak emekçiler, emekliler bu sömürü düzenine karşı mücadele edebilir. Bu konuda muhalefet partilerinin ortaklaştığı bir yasa teklifini bugün Meclis Başkanlığına sunacağız. Buradan sayın meclis başkanına çağrımızdır; meclis kapanmadan bunu ivedilikle gündeme alın. Çünkü Türkiye’nin en acil sorunlarından biri ekonomik krizdir. Ve bu krizin en büyük mağduru da emekçilerdir. Dolayısıyla sendikal hakları kısıtlayarak onların bu mücadelesini engelleyerek bu sömürü düzenini devam ettirmeye karşı bizlerin mücadelesi sürecektir.

    İMAMOĞLU GÖRÜŞMESİ

    Temelli, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Temelli, partisinin Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulunduğunu ve Perşembe günü görüşmek istediklerini paylaştı. Temelli, yanıtın ise henüz gelmediğini aktardı.

    PİRHA/ANKARA

  • Siyasi parti ziyaretleri sürüyor: DEM Parti ve CHP görüştü -VİDEO

    Siyasi parti ziyaretleri sürüyor: DEM Parti ve CHP görüştü -VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları ile  CHP Genel Başkanı Özgür Özel görüştü.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel görüştü.

    DEM Parti Eş Genel Başkanlarına, Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli eşlik etti.  DEM Parti heyetini, CHP Genel Merkezi’nde Genel Sekreter Selin Sayın Böke, Genel Başkan Yardımcısı Meryem Gül Çiftçi Binici ve Grup Başkanvekili Murat Emir karşıladı.

    Karşılamanın ardından DEM Partililer ve CHP’liler görüşmenin yapılacağı toplantı salonuna geçti. Özel, DEM Partilileri toplantı salonun kapısında karşıladı. Basına verilen fotoğraf ve görüntünün ardından görüşme basına kapalı yapıldı. 1 saat 20 dakika süren görüşmenin ardından açıklama yapılmadı.

    DEM Parti heyeti dün Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) ve Saadet Partisi ile görüştü. Bugün Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan ile görüşecek olan heyet, 23 Mayıs Cuma günü de Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelecek.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz’

    ‘Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz’

    PİRHA-DEM Parti grup başkanvekilleri, Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılan taziye kabulünün ardından basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Onun barış mücadelesi hepimiz için yol göstericidir” denildi.

    Hayatını kaybeden Sırrı Süreyya Önder için taziyeler Şişli’de bulunan Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde kabul edilmeye başlandı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, HDK Eş Sözcüleri Ali Kenanoğlu ve Meral Danış Beştaş, DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, TJA aktivisti Sebahat Tuncel ile DEM Partililer taziyelere gelen yurttaşları karşılıyor.

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli basın açıklaması yaptı.

    “BARIŞA EMEK VERMİŞ BİR YOLDAŞIMIZI KAYBETTİK”

    Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadıklarını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Öncelikle bütün Türkiye halklarının başı sağ olsun. Bizim açımızdan çok büyük bir kayıp. Üzüntümüzü tarif edecek kelime bulamıyoruz. Yarın Sırrı Süreyya Önder’in naaşını saat 11.00’de Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nde törenle uğurlayacağız. Bütün Türkiye halklarını Sırrı Süreyya’yı uğurlamak için Taksim’e beklediğimizi söylemek istiyorum. Oradan da yine aynı şekilde Barbaros’taki Levent Camii’ne götüreceğiz. Orada tören yapılacak ve ardından da Zincirlikuyu Mezarlığında onu sonsuzluğa uğurlayacağız. Bütün halkımızın başı sağ olsun. Büyük bir yoldaşımızı, barışa emek vermiş olan bir yoldaşımızı kaybettik. Acımız büyük, yarın ona yakışır bir şekilde sıra Süreyya Önder’i sonsuzluğa uğurlayacağız” dedi.

    “ONUN BARIŞ MÜCADELESİ HEPİMİZ İÇİN YOL GÖSTERİCİDİR”

    Sırrı Süreyya Önder’in 18 gün boyunca direndiğini ancak maalesef hayatını kaybettiğini ifade eden Sezai Temelli, “Ancak onun barış mücadelesi hepimiz için yol göstericidir. Onun mücadelesi bugünden sonra da yaşayacak. İstanbul’a gelemeyenler, il ilçe binalarımızda taziyeleri kabul edecek, dolayısıyla tüm Türkiye halklarını bu acı günde dayanışmaya, ortaklaşmaya yan yana gelmeye, barışa sahip çıkmaya, Sırrı Süreyya Önder’in anısına sahip çıkmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti, Dersim Tertelesi’nin araştırılması için ‘Meclis Araştırma Komisyonu’ kurulmasını teklif etti

    DEM Parti, Dersim Tertelesi’nin araştırılması için ‘Meclis Araştırma Komisyonu’ kurulmasını teklif etti

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, Dersim Tertelesi’nin araştırılması için TBMM’ye ‘Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkan Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan Dersim Tertelesi’nin araştırılması amacıyla 70 binden fazla insan hayatını kaybettiği, on binlerce insanın yurdunu terk ettiği ve kültürel değerlerinden koparıldığı Dersim için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM), Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını teklif etti.

    “ÇIBAN BAŞI OLARAK TANIMLANMIŞ”

    Grup Başkanvekilleri, araştırılması için meclise sunduğu yazıda Dersim Katliamı ile ilgili olarak şunları söyledi:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci, ulus devlet inşası adına tekçi bir anlayışla şekillenmiş; farklı kimlikler, kültürler ve inançlar yok sayılarak şovenist bir toplum yaratılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda özellikle Kürt halkı başta olmak üzere tüm etnik ve kültürel farklılıklar yok sayılmış, 1925 yılında hazırlanan “Şark Islahat Planı” ile tekçi ulus devlet politikaları hayata geçirilmiştir. Bu çerçevede, 2 Şubat 1926 tarihinde Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey tarafından hazırlanan raporda Kürt Aleviliğin merkezi Dersim, “çıban başı” olarak tanımlanmış; dönemin egemenleri açısından, homojen bir ulus yaratma hedefinin önündeki en büyük engel olarak görülmüştür. Aynı minvalde, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın 18 Eylül 1930’da Başbakanlığa sunduğu raporda da Dersim’e acilen askeri operasyon düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. 1932 yılında Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından hazırlanan gizli rapor ise Dersim’in coğrafi, ekonomik, toplumsal, etnik ve inançsal yapısı ayrıntılı şekilde inceleyerek, kapsamlı bir askerî müdahale ve ıslahat planı için öneriler sunmuştur.

    YA ISLAH YA İFLAH EDİLMELİDİR

    Dersim Tertelesi’nin temelleri, bu müfettiş raporlarında kullanılan nefret ve dışlayıcı dil ile atılmıştır. Raporlarda sıkça yer verilen “Dersim asileri”, “eşkıyaları” ve “çıban” ifadeleri ile Kazım Karabekir’in “ya ıslah ya iflah edilmelidir” şeklindeki değerlendirmesi, bölge halkına yönelik planlanan büyük kıyımın habercisidir. 25 Aralık 1935’te çıkarılan 2884 Sayılı “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun” ile Tedip ve Tenkil Harekâtı’nın yasal altyapısı oluşturulmuş, Dördüncü Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan’ın yürüttüğü uygulamalarla bu sürecin önü açılmıştır.

    SEYİT RIZA YAŞI KÜÇÜLTÜLEREK ASILMIŞTIR

    4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla Dersim’de tarihimizin en acı olaylarından biri yaşanmıştır. 15 Kasım 1937’de Pir Seyit Rıza, oğlu Reşik Hüseyin ve arkadaşları, Elazığ’da kurulan özel mahkemede yargılanarak idam edilmiştir. Seyit Rıza, ileri yaşına rağmen yaşı küçültülerek asılmış; oğlu Reşik Hüseyin’in yaşı ise büyütülüp babasının gözü önünde darağacına gönderilmiştir. Seyit Rıza, idam sehpasında “Kerbela evladıyız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” diyerek sehpayı tekmelemiş; mahkemede sarf ettiği “Sizin yalanlarınızla, hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!” sözleri hafızalara kazınmıştır. Dersim’de 70 binden fazla insan katledilmiş, binlercesi zorla yerinden edilmiş, kültürel, inançsal ve dilsel aidiyetlerinden kopartılmıştır. Yüzlerce Dersimli kız çocuğu ise ailelerinden alınıp, çoğunlukla asker ailelerinin yanında hizmetçilik ve kölelik şartlarında yaşamak zorunda bırakılmıştır.

    ÖZRÜN ARKASINDA SOMUT ADIMLAR ATILMAMIŞTIR

    Öte yandan, 2011 yılında dönemin Başbakanı ve mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim Tertelesi’yle ilgili olarak “devlet adına özür diliyorum” açıklaması yapması, bu acının devletin en üst makamında kabul edildiği önemli bir dönemeç olmuştur. Aynı dönemde iktidar partisinden birçok isim de Dersim katliamına dair acılarını ve üzüntülerini dile getirmiş, bu kıyımın bu toprakların onulmaz yarası ve ortak geçmişimizin acı bir parçası olduğunu ifade etmiştir. Ancak geçen yıllara rağmen bu özrün arkasından somut ve kalıcı adımların atılmaması, Dersim halkının ve vicdan sahibi herkesin yüreğinde kapanmayan bir yara bırakmıştır. Bugün toplumsal barışa dair samimi ve kalıcı hamleler yapılmak isteniyorsa, bunun başlangıç noktalarından birisi Dersim halkının yıllardır dile getirdiği taleplerin karşılanması ve Dersim Tertelesi ile yüzleşilmesi olmalıdır. Hakikatlerin ortaya çıkarılması, acıların paylaşılması ve adaletin tesis edilmesi, yalnızca Dersim halkı için değil, Türkiye’nin tüm halklarının ortak geleceği ve barış içinde bir arada yaşama iradesi açısından hayati önem taşımaktadır.

    MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALIDIR

    Bu amaçla Dersim ismini iade edilmesi başta olmak üzere, Dersim Tertelesi gibi tarihsel travmalarla yüzleşmenin başlangıcı olarak, yıllardır kapalı tutulan arşivlerin açılması, gerçekleri açığa çıkaracak bir hakikat komisyonunun kurulması, Pir Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının açıklanması, toplu mezar yerlerinin tespiti, kayıp çocukların akıbetinin incelenmesi ve katliamın planlayıcıları ile uygulayıcılarının tarih önünde yargılanmasını sağlayacak bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB) tarafından yapılan Bölgede Barış ve Adalet Konferansında konuşan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik tarafından yapılan “Filistinliler ve Kürtlerin Mağduriyetine Aleviler de Eklenirken Bölgede Barış ve Adalet Konferansı” Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı.

    Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmelerin değerlendirileceği konferansın açılış konuşmasını DİB Koordinasyon Üyesi Levent Tüzel yaptı. Tüzel, Suriye’deki yeni rejimle birlikte bölgedeki halkların barış arayışına dair şu konuşmayı yaptı:

    “Özellikle HTŞ yönetimindeki cihadist güçlerinin, Aleviler üzerindeki saldırı ve katliam girişimleriydi. Alevi halkının yaşadığı büyük kaygı ve tedirginlik var. Bu nedenle merkezinde bu sorunu irdeleyen ve ülkemizdeki tartışmaları da Kürt halkının taleplerini ele alan bir konferans yapmak istedik. Salon bulma konusunda arkadaşlarımız çok çaba sarf etti. O nedenle bu gecikmeden ötürü özür diliyoruz. Bu arada Bereket Kar yoldaşımızı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Birlikte çokça çalışma yürüttük. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KAYGILI”

    Evet olağandışı süreçlerde halklarımıza olağanlaştırılmak istenen eylemlerle karşılaşıyoruz. Siyasetçiler, gazeteciler tutuklanıyor. Siyasi parti başkanları cezaevinde ve yenileri de tutuklanıyor. Kent uzlaşısı adı altında başarı elde edenlerin bir suç oluşturuyormuş gibi algı yaratılıyor. Tek adam yönetiminden faşist yönetime doğru gidiliyor. Bunlarla birlikte ekonomik krizi sindirmek mücadelesi veren iktidara karşı emekçiler, siyasetçiler, hukukçular var.

    2016’dan buyana ‘Ülkede barış olsun. Laik bir ülke olalım’ diye oluşturduğumuz bir platform DİP. Şimdi Filistin’de yeni bir aşamaya gelindi. ABD, bölgeyi yeniden dizayn ediyor. HTŞ yönetimi devlet başkanlığını ilan etti. Suriye Arap Cumhuriyeti denerek diğer halkları görmediler. Şimdi ABD, bölgede yeni karakollar yaratılıyor. Suriye’de yaşayan halklar demokratik bir sürece ulaşacak mı ne yazık ki bunun zemini oluşturulmadı. Aleviler ciddi kaygı yaşıyorlar. Dolayısıyla Suriye halklarının demokratik geleceklerini belirleme konusunda önümüzde bir süreç duruyor.

    “TEK ÇIKIŞ ORTAK MÜCADELE”

    Esas itibariyle ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ adımını, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha iyi görmekteyiz. Tabi kayyımlar da atanırken çelişkiler olduğu gibi duruyor. Bugün bu konferansımız vesilesiyle bu konuları tartışacağız.

    DİB, özellikle ülkemizin bu sancılı sürecinde demokrasi güçlerinin birliğini her daim açık tuttu. Bugün bu faşist rejime giden yolda tek çıkışın ortak mücadeleden geçtiğini tartışıyoruz. Gelecek mart ayında bu tartışmayı olgunlaştırarak önerilerimizi ortak bir çıktı olarak geleceğe taşıyacağız. İnadımız, direncimiz her daim ayakta. Bu tehdit ve baskılara teslim olmayacağımızı ülkemizin her yerinden ifade ediyoruz.”

    “KATLİAMI GEÇTİM SOYKIRIM YAPILIYOR”

    Birinci oturumun moderatörlüğünü Aydın Deniz yürüttü. “İktidar değişimi sonrası Suriye’de Aleviler” konusunun ele alındığı giriş bölümünde Akademisyen Hakan Mertcan, sunum yaptı. Suriye’nin “Terör örgütüne teslim edildiğini” söyleyen Mertcan şu konuşmayı yaptı:

    “Azınlıklara yönelik saldırılar gerçekleşti ve bu saldırılar dünya kamuoyunda da görüldü. Suriye’nin seküler Sünnileri dahi tehdit altında ama Alevilere yoğunlaşmış bir şiddeti göreceğiz. Arap Alevi toplumu da süreklerden birisi. Aleviler, Fransızların kurduğu askerlik alanında yer aldılar. Hafız Esed’ın pozisyonuna bakarak hep Suriye’de bir Alevi devleti, Alevilerin kontrolünde bir ordu, istihbarat servisi gibi şeyler söyleniyor. Suriye’de malesef hiç hakikatle bağı olmayan biçimde sanki Aleviler iktidarı ellerinde tutuyor gibi bir pozisyona geldiler ve bugün de saldırıların merkezinde bir intikam operasyonunda bu işlevsel olarak kullanılıyor.

    14 yıldır Aleviler katlediliyor zaten. Köyler mezarlıklarla doldu. Gencecik insanlar Alevi oldukları için öldürülüyor. Birçok savaş suçu işlendi. Hatta çocuklar hedef alındı. Ağustos 2013’te 199 kişiyi katlettiler. Savaşın altıncı yılında 150 bin Alevinin öldürüldüğü söyleniyor. İnsan öldürmekle kalmayıp doğayı da yaktılar. Aleviler mutlak kötülük olarak ifade ediliyor. Savaş boyunca ağır hak ihlalleri, yargısız infazlar, kaçırılmalar, kutsal mekanlara saldırılar sürüyor. Ancak ciddi bir cezalandırma yok. Şu an Alevi köylerine tehcir de yapıyorlar. Bütün bunları katliamı geçtim soykırım girişimi olarak nitelendiriyorum. Umarım daha demokratik bir ortamda Suriye halkları yaşar.”

    “SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA YAPMALARI GEREKİR”

    Konferansın konuşmacılarından ASi-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu ise Suriye’de yaşananlara “Düşük yoğunluklu katliam, yüksek gerilimli tehdit” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Aleviler Suriye’de hiç de azınlık değillerdir. Alevilerin toplam nüfusu Suriye nüfusunun yüzde 20’sidir. Suriye’nin her yerinde Aleviler vardır. Humus, Alevilerin en yoğun yaşadığı yerdir. 12 Ekim’de Suriye’den geldim ve o alanda özel çalışmalar yapmaktayım. Bugünlerde herkes kendi nüfusunu arttırmak için mübalağa yapıyor. Avrupa, Amerika gibi birçok yere göç oldu. Zamanında Deniz Baykal’ın “Halep Sünni’dir” sözünün aksine Halep hiçbir zaman Sünni olmadı. Şimdi oralarda Alevilerin onuruna tecavüz niteliğinde eylemler yapılıyor.

    Afrin ve Qamişlo civarında da Kürt Aleviler yaşamaktadır. Irak savaşından sonra Suriye’ye gelen yaklaşık 1,5 milyon Filistinli var. Ancak bu nüfusun çoğu kimlik alamamıştı. Suriye kavimler kapısıdır. Ancak medyanın tersine söylüyoruz; Aleviler ilk kez katledilmiyor. 19 Kez fetvalarla Aleviler katledildi. Suriye’de hala 171 bin silahlı terör örgütü mensubu var. Sistematik olarak orada yapılanlar konusunda hükümetin bilgisi vardır. 8 Aralık’tan sonra 430 kişinin Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından katledildiği bilgisi verilmiştir. Rakka ve Hymus kırsalındaki kaçırılmalar ile 2000 kişinin durumları hakkında net bilgi yoktur. Ağırlıklı olarak Alevilere yönelik bir infaz politikası var. Şu an Suriye’nin uygarlık birikimi yok edilmektedir. Alevilerin dost ilişkilenme kurmaları ve Suriye’de öz savunma yapmaları gerekir. Tüm diasporayı kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Demokratik, laik bir Suriye için tüm Alevi kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor.”

    SURİYE’DEKİ MEDYANIN SUSKUNLUĞU!

    Gazeteci Hasan Sivri ise konuşmasında “Suriye’de bir devrim değil, devir teslimi” olduğunu belirtti. Sivri, Suriye savaşında basının rolüne de değinerek şöyle devam etti:

    “Şu an Şam El kaide uzantılarının elinde. Şubat ayının başında onlarca sol, sosyalist partinin yasaklandığı bir süreçten bahsediyoruz. IŞİD’in eğitiminden geçen bir HTŞ’den bahsediyoruz. Suriye’deki savaşın başında Alevilere yönelik katliam fetvaları verildi ve işgalci oldukları söylendi. Kimi fetvalarda Alevi kadın ve çocukları ayrıştırılıyor. Ardından kadın ve çocukların da öldürülebileceği tartışmaları oluşuyor.

    Bugün batılı güçler Colani ile el sıkışmaya başladı. Batılı güçlerin, emperyalistlerin, İsrail gibi bir önceliği var çünkü. Bu bölgede çok açık şekilde İsrail’in güvenliğini söz konusu. Aslında Şam değil İsrail’in devrimi denebilir. İsrail’e taş bile atmayan Colani, Filistinlileri sınıra kadar kovaladı. Medya da Suriye savaşı konusunda önemli rol oynadı. Dünyanın hiçbir yerinde bir ay içerisinde aynı taraftan olan 157 kişinin öldürüldüğü görülmemiştir. Şu an Suriye’de 1500’e yakın gazeteci var ama bir sessizlik var. Kimse haber, rapor girmiyor.”

    “AVRUPA, ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNE SES ÇIKARMIYOR”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konuşmasında “Suriye’de Aleviler iktidar değillerdi” diye belirtti. Alevilerin toplumun en alt kademesinde olduğunu söyleyen Özuğurlu, şöyle devam etti:

    “Hafız Esad, siyasal düşüncelerle hareket ettiği için iktidara geldi. Suriye’de Aleviler, BAAS rejimiyle özdeş tutulup, yönetimden faydalanıyorlarmış gibi göründüler. Aleviler her zaman için yalnızdılar. Hiçbir zaman için kimsenin temas ve işbirliği kurmadığı kesimdir Aleviler. Aleviler ülkenin en yoksul ve yalnız kesimidir. Günah keçisi ilan edilmelerinin hiçbir maddi temeli yoktur. Sünni kesim, ticaret yapıp devlet memurluğunu aşağıladıkları için Aleviler, asker, polis, devlet memuru olabildiler. Şimdi deyim yerindeyse Aleviler kabak gibi ortada kaldılar. Esad iktidarı bunun hiçbir çalışmasını yapmamış ve şu an Aleviler açık bir şekilde var olma savaşı içerisindeler. Çok ciddi ihlaller yaşanıyor. Hiç kimse de buna ses çıkarmıyor. Tıpkı Kürtlerin, Ezidilerin yaşadıkları gibi şimdi Aleviler için bu süreci görüyoruz. Avrupa şimdi çok büyük ikiyüzlülük içinde. Şimdi El Nusra ile el sıkıştılar ve Alevilerin katledilmesine ses çıkarmıyorlar.

    Aleviler şimdi bir şeyler yapmaya çalışmalı. Avrupa’da ne kadar Alevi kuruluşu varsa bir şeyler yapıyor ama seslerini ulaştıramıyorlar. Bizlerin ciddi ses çıkarması gerekir. Katliam evet yaşanıyor ama daha da ötesinde bir şeyler yaşanmaması için acilen bir şeyler yapmalı. DEM Parti’nin bu konuda birikimi var, bir şeyler yapmalı. CHP de aynı şekilde harekete geçmeli.”

    “ALEVİLER KURUCU GÜÇLERİN DIŞINA ÇIKARILDILAR”

    2. Oturumun moderatörlüğünü Nesteren Davutoğlu yürüttü. “Suriye ve Ortadoğu’da barış ve adalet nasıl sağlanabilir?” başlığının değerlendirildiği oturumun ilk konuşmacısı Hukukçu Orhan Gazi Ertekin oldu. Özellikle, “Kürtler, Aleviler ve Dürzilerin, ölüm ile yaşam arasında kaldığını” söyleyen Ertekin, şöyle devam etti:
    “Aleviler ciddi bir tehdit altındalar. HTŞ, kendisini devlet, liderini de cumhurbaşkanı ilan etti. Özellikle Aleviler, kurucu güçlerin dışına çıkarıldılar. Kurucu güçler dışında kalanlarda katliam, pogrom ve soykırım bir tür kadere dönüşüyor. Kurucu gücün dışında kalanlar göç ve asimilasyonu da beklemek zorundadır. Yoğun bir şiddet potansiyeli ve Colani’nin kartondan bir devleti var. Colani artık ‘devrim dönemi bitti, devlet üzerine konuşalım’ diyor. En çok da hukukçuların daha fazla konuşması, federalizm üzerine daha çok düşünmesi gerekiyor. Daha önce üzerinde hiç düşünmediğimiz meseleler şu an üzerimize yağıyor.
    HTŞ’nin büyük kısmı Rusya ve Avrupa ülkelerinden geldi. Yani modernlik de çöküyor. Yeni bir kamu hukuku geliştirmemiz gerekiyor. Alevilerin bir araya gelmesi üzerine düşünmek gerek.”

    “MÜSLÜMAN OLURLARSA ONLARA DOKUNULMAYACAKTIR”

    Gazeteci İslam Özkan, Selefiliği, ‘Kur’an ayetlerini motamot uygulayanlar’ olarak tanımlayarak bu anlayışın Suriye halkı için karşılık görmeyeceğini ifade etti. Selefiliğin 18. Yüzyılda ortaya çıktığını belirten Özkan, şunları söyledi:
    “Selefilik, ilk çıkışında silahlı çatışmaya karşıydı. Usame Bin Ladin öldürülene kadar cihatçı örgütlerin çoğu, anti batıcı ve anti ABD’ciydi. Sonrasında El Kaide’nin, Suriye’de Alevilere ve BAAS yönetimine yöneldiğini görüyoruz. 2014 yılında Colani’nin bir röportajında ‘İktidar olursanız Müslüman ve sizin mezhebinizden olmayanlara nasıl davranacaksınız?’ sorusu yöneltiliyor. ‘Müslüman olurlarsa onlara dokunulmayacaktır’ diye cevap veriyor.”

    2017 Yılından beri HTŞ, Türkiye ve Rusya ile temasa geçiyor. 8 Aralık operasyonu başlayana kadar HTŞ, teknolojik anlamda çok ilerleme yaşıyor. Drone fabrikaları var mesela. Şu anda uluslararası toplumla iletişime geçen HTŞ’nin, kendi içerisinde de bir çatışma var. Orduyu ele geçirmiş olabilirler ancak toplumu yönetmek kolay olmayabilir. Colani, koşulların dayatılmasıyla bir arada yaşama kültürünü benimsemek durumunda kalacak. Ama ben daha çok AKP tarzı ‘İslami’ bir hegemonya kuracağını düşünüyorum. Devletin kilit noktalarına adamlarını yerleştirecekler. İslam’ı tırnak içerisinde tutmak istiyorum. Çünkü AKP’yi ben de İslam olarak görmüyorum. Eğer HTŞ ile batı arasında sorunlar çıkarsa o zaman çok farklı sonuçlar çıkabilir.”

    “TÜRKİYE’NİN YENİ OSMANLICILIK HAYALLERİ VAR”

    Tarihçi Erdoğan Aydın ise Lozan Antlaşmasıyla birlikte Ortadoğu’daki değişime de işaret ederek şunları söyledi:
    “Siyasal İslamcılık, Ortadoğu’nun son yüzyılına tekabül etmiyor, bin yıllık bir sorun. Savaş Ortadoğu halklarının bir kaderi oldu. Şu anda Türkiye’de iktidar olanlar, dün ulusal devlete karşı çıkıyordu, bugün ise Turancı söylem içerisindeler. Dolayısıyla Türkiye şu anda Suriye’den kopamıyor. Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile ilişkili bir iş bu. Ulusal devlet üzerinden bu iş kesinlikle çözülemez. O halde yeni bir formüle, ortak vatanda demokratik bir cumhuriyet mümkün. Buradan yol alınabilirse Aleviler, Kürtler, Dürziler yol alabilir.”

    “SURİYE’DE İSRAİL İLE KOMŞU OLDUK”

    Konferansın üçüncü oturumunun moderatörlüğünü Esen Aslandoğan yürüttü.
    “Ortadoğu’da yaşanan sorunların Türkiye dış ve iç politikasına yüklediği sorumluluklar” başlığını ilk olarak CHP 27. Dönem Milletvekili Ünal Çeviköz yorumlandı.
    Ünal Çeviköz, “Eğer bir şeyler yapmak gerekiyorsa bugünden başlamak gerekir” diyerek sözlerine başladı. Çeviköz, 2017’de önemli değişimlerin başladığını belirterek şöyle devam etti:
    “HTŞ, ustaca bir düzen kurdu. Ancak HTŞ’nin otuz bin militanı var. Bu sayıyla Suriye’yi koruyamazlar. HTŞ’nin içerisinde hala tek vücutluk yok. Şeriat isteyenler var. Onun için Alevilerin üzerine böyle gidiliyor.
    Suriye’de bugün İsrail’e komşu olduk! Bu bölgede değişen jeopolitikle, Suriye’de ileride karşı karşıya gelinebilir. Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya gelmesi de konuşulmakta. Türkiye’deki böyle bir hükümetten, Suriye’de olanlara karşı bir şeyler yapmasını beklemek de pek mümkün görünmüyor.”

    “TÜRKİYE, ORTADOĞUYA SAVAŞ DAYATIYOR”
    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de konferansın konuşmacıları arasındaydı. DEM Parti olarak “Ekmek, adalet ve Barış” mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Temelli, şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Adalet istiyorsak bir araya gelmeliyiz. Büyük bir demokratik dönüşümün eşiğindeyiz. Ama bu dönüşümü hayata geçirmek için yoğunlaşma içerisindeyiz. İstanbul’da kent uzlaşısı yaptıkları için 10 kişi tutuklandı ve Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atandı. Bugünkü iktidar, aslında kendinden öncekilerden devraldığını yürütüyor. O nedenle bugün siyasi tutsaklık var. Gazeteciler bu nedenle tutuklanıyor ve belediyelere kayyım atanıyor. Türkiye demokratikleşirse Ortadoğu’nun da barışı mümkün olabilir. Emperyalistlerin rolünü rol yapan senin içerideki sorunundur. Kürt sorunu. Düşünsenize, bu ülkenin anayasası bir darbe anayasası.
    Suriye’de ‘Kürt anasını görmesin’ üzerinden yol almaya çalışıyor. Kürt meselesi, Suriye’de demokratikleşmenin önünü alan bir mesele. Bu yolun açılması için Rojava statüsünün de önünün açılması gerekiyor. Aynı şekilde Irak’taki federatif yapının neden sağlıklı işlemediğine baktığımızda yine Türkiye’nin dayattığı çatışmayı görüyoruz. 15 Şubat’ta İmralı’dan bir açıklama beklenirken Van’a kayyım atanıyor. Tamamen bir kumpas davası yani. Faşizm kurumsallaşıyor. Eğer Türkiye, Kürt meselesini çözmüş olsaydı, Irak ve Suriye’ye sahip çıksaydı bugün Alevilerin yaşadıklarına da Gazze’de olanlarla da karşı karşıya gelmezdik diye düşünüyorum.”

    “BU TOPRAKLARDA 1000 YILLIK ALEVİ SORUNU VAR”
    Konferansın son konuşmacısı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan oldu. “Ortadoğu’da Aleviler sanki ilk kez mağdur ediliyormuş gibi konuşulmakta” diyen Aslan Aleviler konusunda bir duyarlılık oluşturulamadığını vurguladı. Alevilerin, her mücadelede yer aldığını ancak “Alevi” kimliğiyle görülmediğini söyleyen Mustafa Aslan şu konuşmayı yaptı:
    “2011’den bu yana Suriye’de bir arada yaşamı savunduk ve dile getirdik. Madımak’ta, 10 Ekim’de, Maraş’ta katlettiler ve bu zihniyetin bugün iktidarda çok faklı düşünmediğini görüyoruz. Bu ülkede Kürt sorunu var ve bu sorun 200 yıllık ise Alevi sorunu 1000 yıllıktır. Bunu aynı zamanda bir Kürt olarak söylüyorum. HTŞ’nin, bir katliam yapmadığını söyleyenler var. Kimi yaptığımız görüşmelerde BAAS’ın yıllarca katliam yaptığını, bu zulme karşı Alevilerin ses çıkarmadığını söyleyenler oldu. HTŞ’ye zaman verilmesi gerektiğini, değiştiklerini söyleyenler de oldu. Ama bugün bizim çığlığımıza ses verilmesi gerekiyor. Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. Bizim inancımız, hiçbir zaman yayılmacı bir anlayış olmadı. Aleviler tabi ki siyasal bir mücadele verecektir. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DEM Parti İçişleri Bakanlığı önündeydi: AKP halkın iradesine darbe yaptı-VİDEO

    DEM Parti İçişleri Bakanlığı önündeydi: AKP halkın iradesine darbe yaptı-VİDEO

    PİRHA -İçişleri Bakanlığı önünde konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bir taraftan barış diyorlar bir taraftan kayyım atıyorlar. Barışın yolu kayyımdan geçmez. Esenyurt’tan Hakkari’ye demokrasi köprüleri kurarsak işte o zaman bu iktidarı yeneriz. Hiç kimse bu faşist ceberut akla karşı geri adım atacağımızı sanmasın” dedi. Grup Başkanvekili Sezai Temelli  de atanmışla seçilmişlerin karşı karşıya geldiği bir noktada olduklarına vurgu yaparak “Kayyım atanalı 10 gündür suç işliyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Buna karşı mücadelemizi vereceğiz” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri ile milletvekilleri, Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti Belediyelerine atanan kayyımlara ilişkin İçişleri Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.

    “DARBEYİ GENELLEYEREK YOL YÜRÜMEK İSTİYORLAR”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, AKP’nin yine halkın iradesine darbe yaptığını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “4 kasım 2016 HDP’ye demokratik siyasete darbe yapılan tarihin yıldönümünde yine yeni bir darbe yapıldı. Bugün Hakkari’ye, Van’a, Mardin’e, Diyarbakır’a kayyım atanması yarın yine İzmir’e Adana’ya İstanbul’a kayyım atanacağının habercisidir. Bu ülkede hukuksuzluk önce Kürt coğrafyasında sınanıyor. Türkiye demokrasi güçleriyle yeterince yan yana gelmediğimiz için bu kayyım hukukusuzluğuna yeterince ses çıkarmadığımız için bugün kent uzlaşısıyla kazanılmış Esenyurt belediyesine de kayyım atandı. Bu darbe bütün Türkiye demokrasisine yapılıyor. Sandık demokrasisini yok sayan yeni bir süreci başlatmak istiyorlar. Darbeyi genelleyerek yol yürümek istiyorlar. Buna karşı yan yana gelmemiz lazım. Kayyım Türkiye’de demokrasi adına kalan bütün kırıntıları yok sayan yeni bir rejimin adıdır. Bu iktidara karşı bugün yan yana gelmemiz birleşmemiz ve hep beraber demokrasiyi savunmamız gerekiyor.

    BİR TARAFTAN BARIŞ DİYORLAR BİR TARAFTAN KAYYIM ATIYORLAR

    Bir taraftan barış diyorlar bir taraftan kayyım atıyorlar. Barışın yolu kayyımdan geçmez. Bugün barış ortamını zehirleyen bir kayyım rejimi vardır. Esenyurt’tan Hakkari’ye demokrasi köprüleri kurarsak işte o zaman bu iktidarı yeneriz. Bunun koşulları her zamankinden fazla vardır. Bugün kayyım değil demokrasi diyoruz. Hiç kimse bu faşist ceberut akla karşı geri adım atacağımızı sanmasın. 2016’da 2019’da nasıl mücadele ettiysek bugün çok daha güçlü bir şekilde bu hukuksuzluğa karşı mücadele edeceğiz. Hiçbirimizin kafamızı kuma gömeceği bir dönem değildir. Kral çıplak barışı zehirleyen bir iktidar var. Bu zorbalığa karşı direnmek haktır, direnmek meşrudur. Bugünden yarına mücadelemizi büyüteceğimizi, bu zulme bu faşizme karşı nerede olursak dik duracağımızı bütün Türkiye bilmelidir.”

    “ATANMIŞLA SEÇİLMİŞLERİN KARŞI KARŞIYA GELDİĞİ BİR NOKTADAYIZ”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli  de atanmışla seçilmişlerin karşı karşıya geldiği bir noktada olduklarına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Özellikle buraya geldik. Arkamızda İçişleri Bakanlığı önümüzde de TBMM derken atanmışla seçilmişlerin karşı karşıya geldiği bir noktada duruyoruz. Atanmış İçişleri Bakanı, Hakkari’de seçilmiş belediye başkanına karşı. Atanmış İçişleri Bakanı, Mardin’de, Halfeti’de, Batman’da Esenyurt’ta seçilmişlere karşı. Sistemin ne denli hukuk tanımaz olduğunu resmeden bir yerde duruyoruz. Bir tek oy bile almamış ama halkın oyuyla seçilmişlere karşı bu icraatları hayata geçirirken aslında Türkiye’nin demokrasi, barış umutlarını da ortadan kaldırıyorlar. Barışı yok sayan bir anlayışla bu zihniyet ayakta duramaz. Cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi dediğimiz bu sistem aslında bir kayyım sistemidir. Kayyım tezgahını sürdüren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bunu kabul etmiyoruz. Kabul etmediğimiz için de sokaklarda alanlarda mücadele ediyoruz.

    Sokaklarda protesto hakkını kullananlara da işkenceyle hukuk tanımazlığı devam ettiriyorlar. Kayyımın savunulabilmesi kabul edilebilir değildir. Zaten savunulacak bir yanı olmadığı için işkence yapıyorlar. Kayyım atanalı 10 gündür suç işliyorlar. Toplumsal barışa gidilen bu dönemde beklerdik ki İçişleri Bakanı çıksın geçmiş kayyım dönemi icraatlarına yönelik soruşturmalar başlatsın. Çünkü kendi personelidir, kendi valisidir, kendi kaymakamıdır. Bırakın bunu yapmayı bunların üstünü örten yine kayyımla yoluna devam etmek isteyen bir iktidar anlayışını sergilediler. Bunu kabul etmiyoruz. Buna karşı mücadelemizi vereceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Temelli: Kayyım demokrasiye ve barışa darbedir – VİDEO

    Temelli: Kayyım demokrasiye ve barışa darbedir – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli Meclis’te gündemi değerlendirdi. ‘Yeni çözüm süreci’ tartışmalarına değinen Temelli “İmralı tecridinin kalkması Sayın Öcalan’ın çalışma koşullarının sağlanması önemli bir öncelik olarak karşımızda duruyor” dedi. Temelli, toplumsal barışın önemine de dikkat çekerek “Kayyım barışa, demokrasiye karşı bir darbedir. Bir darbe pratiğidir” ifadesini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu. DEM Parti’nin gerçekleştirdiği son Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dikkat çeken Temelli, aldıkları karar ve çağrılara işaret etti. Temelli, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride işaret ederek “İmralı tecridinin kalkması Sayın Öcalan’ın çalışma koşullarının sağlanması önemli bir öncelik olarak karşımızda duruyor” dedi.

    “HERKES DAHİL EDİLMELİ”

    DEM Parti olarak “çözüme” hazır olduklarının altını çizen Temelli, “Defalarca bunu söylememize rağmen Kürt meselesinin demokratik barışçıl çözümü konusunda Türkiye’nin bütün sorunlarının demokrasi içinde çözülmesi için hazır olduğumuzu Meclis’in bu konuda önemli bir adres olduğunu, Meclis’teki bütün partilerin müzakere zemininde buluşması gerekliliğine bir kez daha vurgu yaptık. Tabi bu sadece Meclis’le sınırlı bir mesel değil” diye konuştu.
    Meclis’in dışında yer alan siyasi parti ve toplumun da sürece dahil olması gerektiğini belirten Temelli, “Üçüncü olarak iktidarın bu konuda atacağı adımların ne kadar önemli olduğunu söyledik. Bu iktidarla sınırı olacak bir mesele değil. Tüm muhalefeti bu konuda inisiyatif almaya çağırdık. Biz tam bu çağrıları yaparken, Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümü konusunda çağrılarımızı ısrarla yinelerken bir kez daha kayyımlarla karşılaştık” ifadelerini kullandı.

    “TOPLUMSAL BARIŞIN ÇÖKÜŞÜ ORTADADIR”

    Kayyım politikalarına tepki gösteren Temelli, “Kayyım meselesiyle toplumda yükselen umut ve beklentiler zehirlendi. Demokratik siyaset bir kez zehirlendi. Bu toksik siyaset ve anlayış Türkiye’nin sadece umutlarını kırmakla kalmıyor, Türkiye’yi siyasi ve iktisadi krizlerin içinde sıkışıp kalmasına çökmesine neden olmaya devam ediyor. Türkiye için riskler çok yüksektir ve riskler her geçen gün artmaktadır. Ortadoğu’daki riskler ortadadır, Türkiye’nin içindeki toplumsal barışın çöküşü ortadadır. Bütün bu çöküşlerden çıkmanın krizlerle baş etmenin yolu toplumsal barıştan geçiyor. Öyle iç cepheymiş militarist akılmış, bunlardan değil. Gerçek anlamda sahici bir barışı var etmekten geçiyor. Barışa, demokrasiye karşı kayyım bir darbedir. Bir darbe pratiğidir” diye konuştu.

    Temelli, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Efendim, dağa para gidiyormuş. Ayıptır ya, utanın ya. 8 yıl boyunca kayyımlarınız o belediyeleri yönetti. 8 yıl boyunca sizin o kayyımlarınız, valileriniz, kaymakamlarınız o belediyeleri soydu soğana çevirdi. Size bin kere çağrıda bulunduk. Dedik ki bu kayyımlar hakkında İçişleri Bakanlığı müfettişleri soruşturma başlatsın. Tespihinden kuruyemişine akla hayale gelmeyecek yöntemlerle halkın belediyelerini Kürt illerinin belediyelerini, Kürt düşmanlığınıza bağlı olarak soydunuz soğana çevirdiniz. Bir tane soruşturma açmadınız.

    KÜRT İRADESİNİ YOK SAYIYORSUNUZ

    6 aydır görevdeyiz. Müfettişleri biz çağırdık. Kayyım döneminin yolsuzluklarının açığa çıkması için biz çağırdık müfettişleri. Ne dağa para gitmesi, para sizin hortumlamış sistemlerinizle illerimizden çekildi alındı. Borçlar ortada, sadece İçişleri Bakanlığı’na da değil Maliye Bakanlığı’na da çağrı yaptık. Dedik ki vergi kaybı ortaya çıkıyor, yolsuzluk ortaya çıkıyor. İhale kanunundaki bu soyguna müdahale edin dedik ses yok. Ondan sonra diyorlar ki dağa para gitti. Kayyımlar eliyle belediyeleri soyup soğana çeviren sizsiniz. Eğer bir soruşturma yapacaksanız oraya soruşturma yapın halkın belediyelerine değil. Ama bunun altında yatan zihniyeti çok iyi biliyoruz. Bu bahanelerle bu algı yönetimi ile zihniyetinizi kamufle edemezsiniz. Siz Kürt halkının iradesini yok sayıyorsunuz. Siz eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir ülkeyi yok sayıyorsunuz, siz darbeci aklınızla bu ülkeyi yönetmek istiyorsunuz.”

    KAYYIMIN YOLSUZLUKLARINDAN BAHSETSENİZ ETKİ AJANI OLURSUNUZ

    Adalet Komisyonu’ndan geçen ve bu hafta Meclis Genel Kurulu’na gelmesi beklenen ‘etki ajanlığı’ kanun teklifine de tepki gösteren Temelli, “Bu yasa geçerse siz diyelim çıktınız herhangi bir ülke ya da Türkiye’de kayyım aleyhine laf söylediniz etki ajanı oluyorsunuz, kayyımlar kötü dediniz etki ajanı olursunuz. Bir bilimsel makale yazsanız bununla ilgili, uluslararası bir dergide yayınlarsanız etki ajanı olursunuz. Kayyımın yolsuzluklarından bahsetseniz etki ajanı olursunuz. Neden ? Çünkü devleti yararına zarar vermiş olursunuz. Dolayısıyla bunun gibi örnekler çoğalabilir. Bu muhalefeti susturma, farklı düşüncede olanın o farklı düşüncesini ortadan kaldırmaya yönelik bir anlayıştır” dedi.

    “EMEKÇİ DÜŞMANLIĞI VAR”

    Asgari ücret tartışmalarına dair de konuşan Temelli, “İnsan biraz utanır. 17 bin TL asgari ücret açlık sınırının altında, yoksulluk sınırı bu ülkede 70 bin TL’yi geçmiş durumda. Siz açlık sınırının altında asgari ücretle devam etmek istiyorsunuz. Ama yeniden değerlendirme oranı olarak bütçeye yüzde 44 yazıyorsunuz. Yani vergileri yüzde 44 artıracaksınız ücretleri yüzde 15. Vergileri cezaları yüzde 44 artıracaksınız emekli maaşlarını yüzde 15. Hiç olmazsa kendinizle tutarlı olun. Tamam, yalan içinize yuva yapmış sabah akşam yalan söylüyorsunuz. Kendinizle tutarlı olun ve deyin ki yeniden değerlenme oranını madem yüzde 44 yaptım o zaman asgari ücreti de yeniden değerlenme oranına göre artıracağım yüzde 44 artıracağım. O zaman deriz ki tamam rakam hatalıdır. Ama kendi içinde tutarlıdır. Kendi içinde bir tutarlılık filan yok. Tam tamına bir emekçi düşmanlığı var” diye belirtti.

    KİM ÖDEYECEK?

    Temelli, iktidarın sermaye için elinden gelen her şeyi yaptığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Sermayeyi korumak adına güçlendirmek adına her türlü tekniği yolu yöntemi uygulamaya devam ediyorlar. Bildiğiniz gibi bu sene inanılmaz bir borçlanma yine bütçede söz konusu olacak. Merkez Bankası bu konuda çalışmalarında diyor ki rezervlerimiz 150 milyar dolara yaklaştı. Bu iyi bir şeymiş gibi topluma anlatıyor. Elinizde bu kadar rezerv varsa o kadar da faiz yükü vardır sırtınıza binmiştir. Türkiye inanılmaz borçlanıyor. Bu borcun yükünü de halka ödetme peşindeler. Bütçe ve faize ayrılan pay 2 trilyon liraya yaklaşmış durumda ki bu sene yılbaşı başlangıç ödeneğidir. Yıl sonunda bunun nereye çıkacağını aslında hazinenin açıkladığı rakamlarda görüyoruz ki 2025 borç servisi 3.2 trilyonun üzerinde. Dolayısıyla bu borç demek bunun karşısında bir faiz demek, bir faiz yükü demek. Bu faiz yükünü işte emekçiler ödeyecek, asgari ücretliler ödeyecek emekliler ödeyecek, kadınlar, çocuklar ödeyecek.

    ÇOCUKLARA YOK SERMAYEYE VAR

    MEB bütçesinde çocuklara bir öğün yemeği çok görenler okulların temizlenmesine o hijyen koşullarının sağlanmasını çok görenler sermayeye faiz yoluyla ranta aktarmaya kaynak artmaya devam edecek. Kur korumalı mevduattan ülkeyi kurtardık diyenler kur korumalı mevduattan çok daha vahim olan carry trade (Ara kazanç) ile aslında emekçilere yük, sermayeye rant sağlamaya devam ediyorlar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Partililer, Sağlık Bakanlığı önünde açıkladı: Bakanların hastaneleri bu suçun içinde!-VİDEO

    DEM Partililer, Sağlık Bakanlığı önünde açıkladı: Bakanların hastaneleri bu suçun içinde!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekilleri ve Milletvekilleri, Yenidoğan Çetesi’ne ilişkin Sağlık Bakanlığı önünde açıklama yaptı. DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise arka planda siyasi bir yapılanma olduğunu belirterek “mafyatik, bürokratik yapılanmanın açığa çıkarılması gerekiyor” diye belirtti. Sezai Temelli ise, “Bakanların hastaneleri bu suçun içinde” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri ve Milletvekilleri, Yenidoğan Çetesi ve hastanelerdeki bebek ölümlerine ilişkin Sağlık Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Sağlık Bakanının derhal istifa etmesi gerektiğini belirtti. Hükümetin, 12 bebeğin katledilmesinde sorumlu olduğunu söyleyen Koçyiğit, şu açıklamayı yaptı:

    “Türkiye günlerdir bir dehşeti yaşıyor, dehşet haberleriyle güne başlıyoruz. En son “Yenidoğan Çetesi” diye kamuoyuna yansıyan haber kanımızı dondurdu, insanlığımızdan utandırdı. Bu ülkedeki çürümenin ve kokuşmanın geldiği boyutu göstermesi açısından çok önemli. AKP hükümeti, hayata geçirdiği zaman da geçirdikten sonra da, Sağlıkta Dönüşüm Programının sağlıkta bir yıkım programı olduğunu, kamu sağlığının tasfiye edildiğini, halk sağlığının piyasaya açık hale getirildiğini; hastanelerin ticarethane, hastaların müşteri haline geldiği bir sistemde halkın sağlık hakkının korunamayacağını çokça anlattık. Ancak her seferinde Sağlıkta Dönüşüm Programını övdüler, cilaladılar ve şehir hastaneleriyle övündüler. Geldiğimiz durum tam da o piyasacı anlayışın sonucu. Hastayı müşteri, insanı meta olarak gören anlayışın sonucunda şu an için bildiğimiz kadarıyla 12 bebek katledildi. Neden? Birileri daha çok kazansın diye 12 bebeğin yaşamına kast edildi. Buradan şunu söylemek istiyoruz: Büyük büyük hastaneleri yapanlar, kamu kaynaklarını şehir hastanelerine, garantili oto yollara ve köprülere harcayanlar bu sürecin sorumlusudur. AKP hükümeti, 12 bebeğin yaşamını yitirmesinden, katledilmesinden sorumludur. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu bu katliamdan, bu kokuşmuşluktan sorumludur. Derhal istifa etmelidir.

    “İÇİNDE SİYASİLERİN OLDUĞU BİR SUÇ AĞI ŞEBEKESİ KURULMUŞ”

    Sağlık Bakanı ne diyor? ‘Süreci çok iyi yürüttük, CİMER’e bir ihbar geldi, üzerine gittik değerlendirdik’. Kendisi il sağlık müdürüyken, kendi ilinde 9-10 hastane bir suç örgütüne bağlanmış. Bir şebeke, suç ağı kurulmuş. İçinde siyasilerin olduğu, daha önceki Sağlık Bakanının hastanesinin olduğu bir çete yapılanması var. Sağlık Bakanı bu olayı CİMER’e gelen ihbar sonucunda öğrenmiş, araştırılmasını da bir övünç kaynağı olarak ifade ediyor. Utanması gerekirken, istifa etmesi gerekirken, bir saniye bile o koltukta oturmaması gerekirken, soruşturmanın selametinden bize dem vuruyor. Soruyoruz: İl sağlık müdürüydünüz, İstanbul gibi bir ilde 10’dan fazla hastane, sağlıklı bebekleri yoğun bakım ünitesine koyup orada ölümlerine göz yumuyorsa, bunu denetlemeyen il sağlık müdürü sorumlu değil midir? Bütün bu özel hastanelerin denetimsizliği bir sorun değil midir? Kamu kaynaklarını zarara uğratan, insan hayatını hiçe sayan, yeni doğan bebeklerin yaşamını hiçe sayan bu çeteye karşı neden bir soruşturma yürütmediniz, neden zamanında tespit etmediniz?

    “HASTANELERİ TİCARETHANE HALİNE GETİRDİLER”

    Biz söyleyelim: Çünkü işin arkasında siyasiler var, nepotizm var, çeteleşmeye göz yumma var. İşin arkasında herkesin çıkarına bakması var, halkın sağlığını hiçe sayma var. Biz bu gerçekleri söylediğimiz zaman da bize yaptıkları devasa binaları anlatıyorlar. Koruyucu sağlık hizmetlerini terk ettiler, hastaneleri ticarethane haline getirdiler. Hastanelerde kuyruk bitti dediler ama bugün kuyruklar MERNİS’le evlere taşınmış durumda. En temel hak olan sağlık hakkına insanlar ulaşamıyorlar. Bakanlık 9 hastanenin ruhsatını iptal ettiğini söylüyor. Peki, o hastanelerde çalışan ve bu süreçlerde hiçbir suçu olmayan sağlık emekçilerine ne olacak? Yapılması gereken bütün hastanelerin kamulaştırılmasıdır ama en başta bugün ruhsatı iptal edilen hastanelerin ilk elden kamulaştırılmasıdır. Orada çalışan sağlık emekçilerinin mağdur edilmemesi gerekir.

    “ÇETEDEKİ BÜROKRATİK YAPILANMANIN AÇIĞA ÇIKARILMASI GEREK”

    Bu işin arkasındaki siyasi yapılanmanın, mafyatik yapılanmanın, çeteleşmenin, bürokratik yapılanmanın açığa çıkarılması gerekiyor. Başta Sağlık Bakanı olmak üzere İstanbul İl Sağlık Müdürünün ve bu hastanelerin bulunduğu ilçelerdeki bütün ilçe sağlık müdürlerinin ve bu süreci takip eden bütün bürokratik yapının görevden alınması gerekiyor.

    İnsan olmaktan kaynaklı her birimizin sağlık hakkı vardır. Bu hakkı, hükümet yok saymıştır ve bunun sonucunda 12 çocuğun katledilmesinin yolunu açmıştır. Bunu kabul etmiyoruz. Hukuk Komisyonumuz, Sağlık Bakanlığı ve bu süreçte ihmali bulunan her bir kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

    “BAKANLARIN HASTANELERİ BU SUÇUN İÇİNDE”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise “Bu suç, bu ahlaksızlık, bu vicdansızlık, bu alçaklık buzdağının görünen yüzü” diyerek şöyle devam etti:

    “Buzdağı çok büyük, aşağı doğru gittiğinizde çok daha vahim bir tabloyla karşılaşacağımızı hepimiz bekliyoruz. Evet, suçlular var ve bunlar yargı karşısına çıkacak ama bu suçu üreten sistem ve düzen sorgulanmayacak. Kaygımız budur. Bu iktidar, 22 yıldır politikasıyla aslında sadece sağlıkta değil bütün kamusal alanda özelleştirme ve ticarileşme dedi. Bütün bu uygulamalarıyla, güvencesizleştirdiği çalışma koşullarıyla ve performans anlayışıyla bir suç iklimi yarattı. Bunun üzerinden biz bu tablolara tanıklık ediyoruz. Bu iktidar sadece piyasalaştırarak bu suçun zeminini hazırlamadı, bunun üzerine bir de siyasi talan oturttu. Yani bir yanıyla ticarileştirilen kamu hizmetleri yoluyla halk yoksullaşırken ve bu hastanelere mahkum edilirken, bir yanıyla da siyasi talanla birlikte adeta bir siyasi rant alanı yaratıldı.

    Bu bakan, bundan önceki bakan, ondan önceki bakan… Kim yok ki içinde? Hepsinin hastanesi var. Hastane sahibi olan bakanlar aslında bu siyasi talanın bir parçası oldular, tıpkı okul sahibi olan bakanlar gibi. Dolayısıyla halka hizmet vermek amaç değildi. Halkın kaynaklarına ve haklarına çökme anlayışıyla, bir siyasi düzenle karşı karşıya kaldık.

    Biliyoruz ki bu düzen aslında tüm bu suçları örtmek üzerine tasarlanıyor. Ortaya koymuş oldukları davalar da sadece ve sadece toplumun öfkesini sindirmeye yöneliktir.

    O yüzden buradan tüm topluma çağrı yapıyoruz: Eğer aklınızda yitirdiklerinizle, hastanelerde kaybettiklerinizle ilgili ufacık bir şüphe varsa hemen harekete geçip suç duyurusunda bulunun. Bütün hukuk kurumlarımızla beraber, sizinle birlikte bunların takipçisi olacağımızı buradan bir kez daha dile getirmek istiyoruz. Toplum harekete geçmediği, kendi hakkını aramadığı ve bu dayanışmayı göstermediği sürece bu suç çeteleri büyümeye, bu talan sürmeye devam eder.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Temelli: Nefret söylemleri linç saldırıları olarak karşımıza çıkıyor – VİDEO

    Temelli: Nefret söylemleri linç saldırıları olarak karşımıza çıkıyor – VİDEO

    PİRHA – Meclis’te gündemi değerlendiren DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Kayseri’de mültecilere, Muğla’da Kürtlere yönelik ırkçı saldırılara işaret ederek, “Toplumda ekilmiş bu ayrımcılık tohumları insanlara yönelik linç saldırılarıyla karşımıza çıkıyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

    Dün akşam Kayseri’de bir çocuğa taciz nedeniyle Suriyelilere yönelik ırkçı saldırıya dikkat çeken Temelli, ev ve iş yerlerinin yakıldığını anımsattı.

    İnsanların hayatlarına kastedildiğini belirten Temelli, “Tabiki bir olay karşısında tepki verilebilir ama buradaki tepki kabul edilemez bir ırkçı kalkışmadır. Biz bunu tarihte çok defa yaşadık. Bir kez daha buna cüret edenleri kınıyorum. Bu olayın arkasında yatan anlayışın da aslında ırkçı faşist bir anlayış olduğunu çok iyi biliyoruz. Özellikle hem iktidar hem de muhalefet partileri uzun süredir mültecilere yönelik bir ırkçı söylemi sürekli dile getirmektedir. Bunun sonucunda da toplumda bu tür infaaler ortaya çıkmaktadır” dedi.

    “DEVLETİN POLİTİKALARI SONUCU”

    Türkiye’de bir mülteci sorunu olduğunu ve bu sorunun gelenlerden ötürü olarak yansıtılmaya çalışıldığını ancak asıl sorunun AKP-MHP’nin Kürt sorunu ve dış politika yaklaşımından kaynaklandığını dile getiren Temelli, “Bugün Suriye’de yaşanan olayların Irak ve Ortadoğu’da yaşanan birçok vakanın arkasında Türkiye’nin bölgeyi istikrarsızlaştırıcı dış politikası olduğunu çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla mülteci sorunu mülteciler eliyle yaratılmış değil, Türkiye devletin uyguladığı politikalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Mülteci sorunu çözülecekse öncelikle Ortadoğu’ya barış gelmesiyle Kürt meselesinin çözümü ile çözülecektir. Bunun farkında olarak mültecilerle barış içinde yaşamanın muhakkak yollarını geliştirmek zorundayız” diye konuştu.

    MUĞLA’DA KÜRT İŞÇİLERE SALDIRI

    Muğla’da işçilere yönelik ırkçı saldırıya da değinen Temelli, Kürtlere yönelik bu şekilde pek çok saldırının olduğunu belirterek, bu saldırıları tek tek saydı. Temelli, “Şu bir gerçek ki bu toplumda ekilmiş olan bu nefret söylemi, bu ayrımcılık tohumları işte insanlara yönelik bu linç saldırıları ile karşımıza çıkıyor. Tabi bunların arkasında şu gerçeklikte var. Hani şu meşhur ‘mala çökme’ hikayesi var ya, dolayısıyla bugün Kürtlerin sahip olduğu tarlaya araziye varlığa çökmek uğruna bu tür vakaların kışkırtıldığını çok iyi biliyoruz. En son Muğla vakasında 12 muhtarın nasıl bu işleri tezgahladığı açık bir şekilde ortadadır” ifadelerini kullandı.

    “ÖĞRETMENLERİN SORUNLARINI BÜYÜTÜR”

    Meclis’e getirilmesi planlanan ve öğretmenleri ilgilendirecek olan yasa tasarısına da işaret eden Temelli, bu tasarının öğretmenleri sorunlarını çözmeyeceğini tam tersine daha da büyüteceğini belirtti. Temelli, “Dönüp öğretmenlik mesleğine baktığımızda her geçen itibarsızlaştırılan, özlük haklarına ilişkin çözümsüzlüğün devam ettiği, atanmayan öğretmenler sorunun büyüdüğü, eşit işe eşit ücret meselesinin bir tülü halledilemediği bir meslekle karşı karşıyayız. Zaten 18 milyon öğrencinin olduğu ki 13-14 milyon aileden bahsediyoruz, 1 milyonu aşkın öğretmenin olduğu bir ülkede bu mesleğin temel sorunlarını çözmeden aslında eğitim sorununu çözmek mümkün değil. Bunu çok iyi biliyoruz. Fakat bu mesleğin temel sorunlarını çözme yöntemi de bu olamaz. Tam tersine bu yaklaşım piyasacı bir anlayışla bu yaklaşım öğretmenler arasında bir rekabeti teşvik etmekte ve bu rekabetin sonucunda da öğretmenleri mağdur etmek gibi bir projeyi karşımıza getirmektedir. Dört dönem sürecek akademi, kurs boyunca özlük haklarında mahrum kalacaklar. Genel Sağlık Sigortası kapsamında bu dört dönemi geçirecekler. Sonrasında üç yıl boyunca stajyer öğretmen olacaklar. O üç yılın sonunda öğretmen olup olamayacakları da meçhul. Bu kurs dönemi boyunca da alacakları ücret 14 bin lira gibi komik bir rakam. Yani öğretmen olmuş bir insanını kursa tabi tutacaksınız, 14 bin lira maaş vereceksiniz sonra stajyer yapacaksınız, üç yıllık stajyerlikten sonra akıbeti belirsiz bir yere doğru iteceksiniz” şeklinde konuştu.

    ASGARİ ÜCRET 

    Temelli, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Türkİş rakamları açıkladı. Türkİşe göre yoksulluk sınırı 62 bin liraya ulaşmış durumda. Açlık sınırı 20 bin lirayı geçmiş durumda. Fakat asgari ücret 17 bin liradır. Bakan asgari ücretin yüksek olduğunu söyledi. Bu artık asgari ücretlilerle ücretliler ve emeklilerle alay etmek dışında bir şey değil. Bugün 17 bin lirayı yüksek olarak gören bu zihniyetin acilen istifa etmesi gerektiğini dile getiriyoruz. Çünkü çalışanların yüzde 60’ı asgari ücret alıyor. Dolayısıyla çalışanların yüzde 60’ı asgari ücretle yaşarken, ‘ülkede asgari ücret yüksek’ diyorsanız siz bu ülkenin hazine ve maliye bakanı olamazsınız. Siz olsanız olsanız uzak doğuda, emek sömürüsünün yoğun yapıldığı ülkelerde hazine ve maliye bakanı olursunuz. Orada asgari ücretin ne düzeyde olduğunu çok iyi biliyoruz.

    “KİRA ARTIŞ ORANI YÜZDE 65 OLACAK”

    Geçmişte IMF bu ülkeye geldiğinde zaten tavsiyesi bu yönde olurdu. Çin’de asgari ücret ne kadarsa sizde de o olsun denirdi. Herhalde siz de Çin’e baktınız. Çin’de asgari ücrete göre Türkiye’deki asgari ücreti yüksek görmüş olmalısınız ki bu lafı edebiliyorsunuz. Burada da kalmıyor mesele. Sadece asgari ücret meselesi de değil. Kiralarda yüzde 25 sınırlaması kalkıyor. Kiralarda yüzde 25 sınırlamasının kalkmasıyla beraber kira artış oranı yüzde 65 olacak. Şimdi düşünün 10 bin lira kira veriyorsunuz. Asgari ücretlisiniz ve ev sahibiniz geldi dedi ki yüzde 65 zam yap. Vereceğiniz kira 16 500 lira olacak. 17 bin lira maaş alacaksınız 16 500 lira kira vereceksiniz . Neden 10 bin lira kira dedim. Türkiye’de şu anda en düşük kira 10 bin lira. Dolayısıyla eğer bir de asgari ücretli iseniz elinizde 500 lira kaldı demektir. Ve bakan çıkıyor diyor ki asgari ücret yüksek. Kira artış oranındaki yüzde 25 sınır da kaldırılmış oluyor.

    “BU GİDİŞATA SON VERMENİN YOLUMSERMAYE İKTİDARINDAN KURTULMAKTIR”

    Bakın Türkiye’deki gelir dağılımına dair çarpıcı bir rakam vereyim. Türkiye’nin en düşük yüzde 20’lik kesiminin milli gelirden aldığı payın kişi başına böldüğünüz zaman kişi başına 262 dolar düşüyor. En yüksek yüzde 20’nin milli gelirden aldığı payı kişi başına böldüğünüz zaman 26 bin 200 dolar düşüyor. Aradaki fark 100 kattır. Bu sadece yüzde 20’lik dilimlerle bahsettiğimiz bir uçurumdur. Bunu ilk yüzde 5 ile son yüzde 5 karşılaşması haline getirdiğimizde bu fark 200 kata kadar çıkmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de böyle bir uçurum söz konusudur. Sermaye girişine olanak sağlayıp o sermayeyi ne yapacağını bilmiyormuş o sermayeyi nemalandırmak gelir dağılımını daha bozacak bu uçurumu daha da derinleştirecektir. Bu gidişata son vermenin yolu sermaye iktidarından kurtulmaktır. Emekçilerin, emeklilerin, mağdurların, kadınların, yoksulların haklarının karşılandığı eşit işe eşit ücrete insanca yaşanabilecek bir ücretin var olduğu bir düzenin kurulabilmesi adına kamu kaynaklarının hakça adaletçe paylaşılacağı bir düzenin biran önce hayata geçmesi ancak bu sorunların çözümüne katkı sağlayabilir.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti: Deprem sonrası kaybolan çocukların akıbeti Meclis tarafından araştırılsın!

    DEM Parti: Deprem sonrası kaybolan çocukların akıbeti Meclis tarafından araştırılsın!

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli, Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından kaybolan çocukların akıbetinin araştırılması için Meclis Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.  168 çocuk için arama ilanı olduğunu belirten Koçyiğit ve Temelli, çocukların tarikatlara ve cemaatlere verildiği iddialarını vurguladılar. 

    6 Şubat 2023’te meydana gelen Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından kaybolan çocukların akıbeti, bir kez daha Meclis gündemine taşındı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, depremlerin ardından kaybolan çocukların akıbetinin araştırılması, sorumluluğu ve ihmali bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının tespit edilmesi amacıyla Meclis Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.

    Kayıp çocuk vakalarına ilişkin kapsamlı araştırma ve inceleme sürecinin başlatılmasını isteyen DEM Parti, kayıpların kayıtlarının tutulduğu bir veri tabanının oluşturulması, söz konusu kayıp vakalarına ilişkin ihmali ve sorumluluğu bulunan kamu kurum, kuruluşların tespit edilmesi, kayıpların bulunması için çözümlerin hayata geçirilmesi amacıyla Anayasanın 98’inci TBMM İçtüzüğünün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını talep etti.

    168 ÇOCUK İÇİN ARAMA İLANI!

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri Koçyiğit ile Temelli, depremin ilk gününden itibaren kayıp çocuk ihbarlarının gündemde olduğunu belirterek şu açıklamayı yaptılar:

    “Çocukların kaçırıldığı, koruyucu ailelere verildiği, vakıf ve cemaat gibi dini tarikatlara teslim edildiği yönünde birçok haber basına yansıdı. Depremin ilk günlerinde medyaya yansıyan görüntülerde yeni doğmuş bebeklerin özel jet ve uçaklarla başka illere taşındığı görülürken, bazı çocukların ise İnsani Yardım Vakfı’na (İHH) ait lüks villalarda kaldığı görüntüleri ortaya çıkmıştı. Kamuoyunda büyük tepkiye neden olan bu görüntüler nedeniyle, eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, yazılı bir açıklamayla kayıp çocuk vakaları olmadığını kamuoyuna açıklamıştı. Ancak Afet- Çocuk Sivil Koordinasyon ekibi 11 Şubat’ta yayınladığı bilgi notundan deprem bölgesinde en az 168 çocuk için arama ilanı olduğunu aktarmış; bunun üzerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kayıp çocuk vakalarının olduğunu ve araştırdığını açıklamak zorunda kalmıştı. Fakat kayıp çocuklara ilişkin bakanlık şimdiye kadar kapsamlı bir araştırma ve soruşturma süreci yürütmediğini söyleyebiliriz. Çünkü aradan geçen bir yıla rağmen depremzede kaybolan çocuklar en önemli ve can yakıcı sorun olarak gündemdeki yerini korumaktadır.

    Türkiye’de çocuk hakları alanında çalışma deneyimi olan gönüllülerden oluşan Afet-Çocuk Sivil Koordinasyon Ekibi, 6 Şubat’ta meydana gelen depremin ardından kayıp çocuklara ilişkin sosyal medya taraması sonucunda çok sayıda kayıp çocuk ilanı ve haberine rastladıklarını belirterek, buradan yola çıkarak kayıt tutmaya ve veri tabanı oluşturmuşlar. Afet- Çocuk Sivil Koordinasyon ekibi depremin hemen ardında yaptıkları 2 aylık çalışmanın sonucunda 670’e yakın kayıp çocuk başvurusuna ulaştıklarını kamuoyuna açıkladılar. Bu bilgiye yalnızca Türkçe sosyal medya taramaları sonucu ulaştıklarını ifade ettiler. Buna Arapça ve Kürtçe dilinde aramaların dâhil olmadığını ve sosyal medya kullananların sayılarının sınırlı olduğu gerçeğinden hareketle bu sayının çok daha yüksek olabileceğine ifade etmektedirler.
    Yeni Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ise; kayıp çocuklar olmadığını ve yakınlarını yitiren çocuklarla ilgili ilk günden itibaren kamuoyunun şeffaf şekilde bilgilendirildiğini söyleyerek tüm iddiaları yalanladı. Oysa 6 Şubat depreminin ardından aileler kaybolan yakınlarının bulunması amacıyla bir dernek dahi kurdular.

    ÇOCUKLARIN CEMAAT VE TARİKATLARA VERİLDİĞİ İDDİASI!

    Deprem Mağdurları ve Kayıp Yakınlarıyla Dayanışma Derneği (DEMAK) 1 Şubat 2014 tarihinde Ankara Ulus meydanında depremde kaybolan yakınlarının bulunması amacıyla bir basın açıklaması düzenledi. DEMAK Genel Sekreteri Sema Güleç tarafından okunan basın açıklamasında 38’i çocuk olmak üzere 145 kişinin akıbetinin hala bilinmediğini belirtti. Depremin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen bir taraftan aileler kayıplarını ve çocuklarını ararken bir taraftan bu konunun muhatabı ve sorumluluğu bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş kayıp olmadığını söylemektedir.

    Depremin ilk günden itibaren ve sonrasında kayıplı hale gelen, hakkında arama ilanları verilen, refakatiz kalan, koruyucu ailelere verilen, cemaat ve tarikatlara verildiği iddia edilen, kaçırılma ihtimali olan, devlet koruması altında bulunan, hayatını kaybetmiş ve kimsesizler mezarlığına defnedilen tüm kayıp çocuk iddialarının araştırılması için meclis sorumluluk almalı tüm iddiaları araştırarak kamuoyu bilgilendirilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti, Can Atalay için AYM’ye başvuruda bulundu!

    DEM Parti, Can Atalay için AYM’ye başvuruda bulundu!

    PİRHA – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parlamento Grubu, Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi üzerine AYM’ye başvuruda bulundu.

    DEM Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın, milletvekilliğinin düşürülmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Sezai Temelli ve TBMM Anayasa Komisyonu üyesi Mehmet Rüştü Tiryaki imzasıyla yapılan başvuruda; Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesinin yok hükmünde olduğu, Anayasanın 85’inci maddesi uyarınca kararın iptal edilmesi istendi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti kilise saldırısının ardından IŞİD Horasan Grubu’na dikkat çekti!

    DEM Parti kilise saldırısının ardından IŞİD Horasan Grubu’na dikkat çekti!

    PİRHA – DEM Parti, Santa Maria Kilisesi’ne yapılan saldırının ardından IŞİD’in Türkiye’deki yapılanmasına işaret etti. IŞİD Horasan Grubu’nun, Türkiye’yi üs bölge olarak kullandığını ifade eden DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Meclis araştırması açılmasını istedi.

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Sarıyer’deki Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırıyı ve IŞİD’in Türkiye’de yapılanmasının aydınlatılması amacıyla Meclis araştırması açılmasını istedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli, konuya ilişkin yazılı açıklamalarında, IŞİD Horasan Grubu’nun Türkiye’deki çeşitli kentlerde örgütlendiğine vurgu yaptı. DEM Parti Grup Başkanvekilleri, IŞİD militanlarının, Türkiye’de silahlı eğitim alarak Afganistan’a yollandıklarını belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye Cumhuriyeti Devlet yetkilileri her ne kadar IŞİD’le mücadelenin etkin bir şekilde yürütüldüğünü iddia etse de IŞİD Horasan Grubu’nun Türkiye’yi üs olarak kullanmasının ortaya çıkması kolluk kuvvetlerinin IŞİD’le mücadelede yetersiz kaldığını göstermektedir. Son olarak geçtiğimiz günlerde, İstanbul Sarıyer’de bulunan Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırıyı da aynı örgütün üstlenmesi, kolluk kuvvetlerinin IŞİD’e karşı mücadelede zaafiyetinin devam ettiği görülmektedir. Bu sebeple, TBMM’de bütün siyasi partilerin dahil olacağı bir komisyonun IŞİD’in Türkiye’de yapılanmasına ve saldırılarına kapı aralayan zaafiyetlerin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.”

    “AFGANİSTAN’A SAVAŞA GÖNDERİLDİĞİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR”

    TBMM Araştırma Önergesinin gerekçe bölümünde IŞİD’in yaptığı eylemlere dikkat çekilerek şu bilgiler paylaşıldı:

    “2014 yılında da Kürtlerin kontrolünde bulunan Kobane’ye karşı büyük bir askeri operasyon başlatmış ve bu hamleye karşılık bütün dünya halkları Kobane’nin IŞİD’e karşı korunması için çağrılarda bulunmuştur. Bu çağrıya karşılık IŞİD’e Karşı Mücadelede Uluslararası Koalisyon kurularak Suriye’deki Kürtlerle birlikte IŞİD’e karşı kesintisiz mücadele başlatılmıştır. IŞİD’e karşı başlatılan bu mücadele sonucunda IŞİD’in Suriye ve Irak’ta toprak egemenliği sona erdirilmiş ve örgütün eylem gücü önemli oranda azaltılmıştır.

    IŞİD’in Suriye’de hakimiyet kurduğu son kent Baguz da Demokratik Suriye Güçleri (DSG) tarafından geri alındıktan sonra örgüt, Suriye’de çöllere çekilip örgütlenmesini ve eylem planlamalarını yer altından yürütmüştür. Suriye’de, Türkiye’de ve Avrupa’da da yaptığı eylemlerden anlaşılacağı üzere örgüt teritoryal anlamda kayıp yaşamış olsa da eylem kapasitesini etkin bir şekilde korumaktadır. Özellikle, siyasi istikrarsızlığın derinleştiği bölgeleri üs olarak kullanan IŞİD, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte 2013 yılında kurulan IŞİD Horasan Grubu daha da etkin hale getirilerek adını Türkiye ve dünya kamuoyuna duyurmayı başarmıştır.

    IŞİD Horasan Grubu olarak bilenen yapı, IŞİD’in Suriye’de “hilafet” ilan etmesiyle birlikte El-Kaide’den ayrılan grup tarafından kurulmuş ve IŞİD’e ve “hilafete” olan bağlılığını ilan etmiştir. IŞİD adına Afganistan ve Pakistan’da binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemler gerçekleştiren örgüt, Taliban’ın Afganistan’ın yönetimine geçmesiyle birlikte daha etkin ve aktif bir şekilde kanlı eylemlerini sürdürmüştür. Basına yansıyan son bilgilere göre, söz konusu örgüt Türkiye’yi önemli bir üs olarak kullandığı belgelerle ortaya çıkmıştır. Özellikle örgüte eleman temin etmek için Türkiye’de başta İstanbul olmak üzere çok sayıda kentte faaliyet yürüten Horasan grubu, Türkiye vatandaşları dahil olmak üzere Kazak, Kırgız, Özbek ve Tacik gibi Orta Asya ülkeleri vatandaşlarını da Türkiye’de örgütlediği, askeri eğitim verdiği ve sonrasında Afganistan’a savaşa gönderildiği ortaya çıkmıştır. Horasan Grubu adına faaliyet yürüten IŞİD üyelerinin daha önce Türkiye’den sınır dışı edildiği fakat sahte pasaportlarla yeniden faaliyet yürütmek için Türkiye’ye geldiği ortaya çıkmıştır. Basına ve ilgili savcılığın iddianamesine yansıyan bilgiler, Türkiye’nin IŞİD’le mücadelesinde ciddi bir zaafiyet yaşandığını açık bir şekilde göstermektedir.

    “TÜRKİYE’Yİ ÜS OLARAK KULLANIYORLAR, EN ÇOK TÜRKİYE HALKLARINA ZARAR VERDİ”

    IŞİD, Suriye ve Irak’tan sonra en çok Türkiye halklarına zarar vermiş bir örgüttür. 5 Haziran’da Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Diyarbakır Mitingine yapılan saldırı, 20 Temmuz Suruç Katliamı, 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı, Ağustos 2016’da Gaziantep’te Kürtlerin düğününe yönelik bombalı saldırı Türkiye halklarının hafızasında hala diri olan IŞİD’in kanlı saldırılarından sadece birkaç tanesidir. Fakat bu saldırılara rağmen, Türkiye’de IŞİD üyelerinin çok rahat bir şekilde faaliyet yürüttüğü, eylem yaptığı da bilinmektedir. Son olarak geçtiğimiz günlerde İstanbul Sarıyer’de bulunan Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırı da Türkiye’de ilgili kurumların IŞİD’le mücadelede yetersiz olduğunu kanıtlar niteliktedir. Yukarıda bahsedilen IŞİD Horasan Grubu’nun Türkiye’yi üs olarak kullanması, son kilise saldırısının da bir nedeni olarak değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri her ne kadar IŞİD’e karşı etkin bir şekilde mücadele ettiğini söylese de 2015 yılından günümüze IŞİD’in Türkiye’de planlı olarak yaptığı saldırılar bunun aksini göstermektedir. IŞİD’in Horasan Grubu olarak bilinen yapının Türkiye’yi üs olarak kullanması ileride başta Türkiye halkları olmak üzere bütün dünyaya tehdit olmaya devam edeceğini ciddi bir şekilde göstermektedir. TBMM üyeleri tarafından kurulacak bir komisyonla IŞİD’e karşı mücadelede yaşanan zaafiyetleri, eksiklikler ve boşlukları tespit etmek olası saldırıların önüne geçecektir.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Grup Başkanvekilleri belli oldu

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri belli oldu

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli oldu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yaptığı Meclis Grubu toplantısında partinin yeni grup başkan vekillerini belirledi. Alınan karara göre, DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Sezai Temelli yeni grup başkanvekilleri oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Bakan Ersoy, Cemevi Başkanlığı ve Ali Rıza Özdemir ile ilgili soruları yanıtsız bıraktı

    Bakan Ersoy, Cemevi Başkanlığı ve Ali Rıza Özdemir ile ilgili soruları yanıtsız bıraktı

    PİRHA- Meclis bütçe görüşmelerinde ‘Alevi Diyaneti’ olarak bilinen Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’da görüşüldü. Görüşmede MHP’li vekillerin başkanlığa övgü dolu sözleri dikkat çekerken, Bakan Mehmet Nuri Ersoy, ülkücü Ali Rıza Özdemir ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili milletvekillerinin sorularını yanıtsız bıraktı. 

    Türkiye’de Alevi inancı ve cemevi hala devlet tarafından yasal olarak tanınmazken, AKP-MHP ivedilikle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Mahkeme kararlarını dahi tanımayan AKP ve küçük ortağı MHP’nin, Alevi kurumlarını ve Alevi toplumunu hiçe sayarak kurduğu bu asimilasyon merkezi olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na maaşlı dede ve çalışan arayışına çıkması, başına da ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi tepkileri iyice yükseltti.

    Dün Meclis’te bütçe görüşmelerinde ‘Alevi Diyaneti’ olarak bilinen Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da görüşüldü.

    Plan Bütçe Komisyonu bütçe görüşmeleri boyunca söz alan MHP vekillerinin tamamının, Alevi toplumunun reddettiği Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na övgüler dizmeleri dikkat çekti. Bu durum, kurumun başına Türk Ocaklarında yetişen ülkücü Ali Rıza Özdemir’in de atanmasıyla beraber Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir MHP projesi olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

    BAKAN ERSOY: 620 CEMEVİNİN TALEPLERİ DEĞERLENDİRMEYE ALINDI

    Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Bakanlık bütçe sunumunda Alevilerle ilgili bölümde ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerinin Alevilere hizmet olduğunu iddia etti.

    Ersoy, “Alevilik-Bektaşilik’in korunması ve desteklenmesi adına önemli bir adım atarak Alevi – Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığımızı kurmuştuk. Başkanlık teşkilatlanma çalışmalarını tamamlayarak 2023 yılında faaliyetlerine başlamış bulunmaktadır. Kuruluş amacı kapsamında Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yapmış olduğu saha çalışmaları neticesinde 620 cemevinin bakım, onarım, tefrişat giderlerine ilişkin talepleri değerlendirmeye alınmıştır; ayrıca 605 cemevinin de aydınlatma giderleri ödenmektedir. Cemevlerini destekleme çalışmalarının yanında Alevilik-Bektaşilik’in korunmasına, desteklenmesine ve gelecek kuşaklara aktarılmasına katkıda bulunacak çalışmalar da yapılmaktadır. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 2023 yılı içerisinde bu amaç doğrultusunda Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri gerçekleştirmiştir. 2024 yılının Şubat ayı içerisinde Alevilik Bektaşilik İhtisas Kütüphanesi hizmete açılacaktır” dedi.

    ÇELENK: CEMEVLERİ İBADETHANE STATÜSÜNDE OLMALIDIR

    HEDEP Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk bütçe görüşmelerinde, Alevilerin cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesine ilişkin yürüttüğü hukuk mücadelesinin uzun yıllardır sürdüğünü hatırlatarak, “AİHM’in ‘Cemevleri ibadethanedir’ kararına rağmen, bu statü kabul görmüyor. Bu ülkenin vatandaşları olarak vergi ödüyorlar ve cemevlerinin ibadethane olduğunu bile kabul ettirmekte güçlük çekiyorlar. Aleviler ısrarla karşı çıkmasına rağmen Bakanlık bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu; onların yine istekleri hilafına bu kurumun başına bir atama gerçekleştirildi. Alevilerin hilafına Alevi kültürünü mü tanımlamaya çalışıyorsunuz? Sayın Bakan, Alevilerin ve aslında tüm kamuoyunun isteği olan Madımak hafıza ve utanç müzesinin hayata geçirilmesi için ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordu.

    TEMELLİ: ALEVİ İNANCINI YOK SAYAN BİR YAKLAŞIM SÖZ KONUSU

    HEDEP Muş Milletvekili Sezai Temelli ise, “Aleviliği her şeyden önce, kültür kodlarıyla okumak mümkün değildir” diyerek şunları kaydetti:

    “Alevi-Bektaşiler için kutsal olan Hacı Bektaş Veli dergahı müze statüsündedir. Yani Süleymaniye Camisi müze olabilir mi? Burası da Alevi toplumu için ibadethane ama müze statüsünde. Bunun gibi, Alevi toplumunun özellikle cemevlerinin birer ibadethane olduğundan hareketle dile getirilen birçok mesele dikkate alınmadı, alınmadığı gibi, adeta, Alevi toplumunu bu kültür anlayışının içine sıkıştırarak bu inancı yok sayan bir yerden bir yaklaşım söz konusu. Oysa, yine, bütün inançların bir arada yaşadığı bir coğrafyadayız. Bütün inançlara eşit mesafede yaklaşabilecek bir kültür politikamızın olması bir zarurettir. Bir arada yaşama dediğiniz bundan, bu yoldan geçer, eşit yurttaşlık dediğimiz mesele buradan geçer.”

    BAKIROĞLU: HÜKÜMETİN YAPTIĞI ÇALIŞMALAR, ALEVİLERİN İSTEKLERİNİ YERİNE GETİRMEKTEN UZAK

    CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakıroğlu da, Alevilerin her türlü baskıya rağmen inançlarını yaşattıklarını ve yaşatmaya devam edeceklerini vurguladı. Bakıroğlu şöyle devam etti:

    “Alevi inancı, Aleviler bu topraklarda, Anadolu’da bin yıldan beri inançlarını koruyarak bugünlere kadar gelmişlerdir. Her türlü baskıya rağmen, her türlü zulme rağmen bunu becermişler, her türlü asimilasyon çalışmalarına rağmen bunu becermişler ve bugünlere kadar gelmeyi başarmışlardır ve bundan sonra da inançlarını yaşatacaklardır. Şimdi, bizim burada anlayamadığımız bir şey var, yıllardan beri iktidarınız, Alevilerle, Alevi Bektaşi inancına sahip yurttaşlarla, onların dernekleriyle, temsilcileriyle bir araya geliyor, çalıştaylar yapılıyor. Ancak gelinen noktada, bakıyorsunuz, bir tane Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı2na indirgenmiş durumda. Muhataplarınızın, yani Alevi Bektaşi inancına inanan insanların talepleri çok basit esasında. Diyorlar ki, ‘Cemevi bizim ibadethanemizdir, ibadethane statüsünde olması lazımdır ve eşit yurttaşlık istiyoruz.’ Yaptığınız bütün çalışmalar, bu çok basit, çok temel isteklerini yerine getirmekten ne yazık ki uzaktır.”

    KAYA: ‘MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLSUN’ TALEBİYLE İLGİLİ BİR ÇALIŞMANIZ VAR MI?

    HEDEP Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na şu soruları yöneltti:

    “*Sayın Bakan, Alevi ve Bektaşilerin kutsal inanç mekânları Bakanlığınıza bağlı olarak müze statüsünde ve izne bağlı olarak ziyaret edilen mekânlara indirgenmiştir. Alevileri inciten bir uygulama bu. Dolayısıyla, AİHM ve iç hukuktaki yüksek yargının kararlarına göre yani birçok hukuki karara göre ibadethane statüsü tescillenen cemevleriyle ilgili gerekli yasal düzenlemeleri yapmayı düşünüyor musunuz?

    *Bir diğer mesele, Sivas Katliamı’nın Alevi toplumunda yarattığı durumla ilgili bir daha yaşanmaması ve toplumun hafızasından silinmemesi açısından, Alevi toplumunun ‘Madımak utanç müzesi olsun’ diye talepleri var. Buranın utanç müzesine dönüştürülmesiyle ilgili bir çalışmanız var mı?”

    ÇAKIRÖZER’DEN ‘ALİR RIZA ÖZDEMİR’ SORUSU

    CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer‘in ise, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir ile ilgili, soruları oldu.

    Çakırözer, Bakan Ersoy’a, “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda üç ayda değişiklik yapılmasının gerekçesi nedir? Yeni Başkan Ali Rıza Özdemir’in “Aleviliğin Yazılmayan Tarihi” “On İki İmam” “Yahudiliğin Büyük Sırrı” gibi kitapları hem kendi ismiyle hem başka bir isimle yani bir sahte isimle yazmasının gerekçesi nedir? Bu konuda Bakanlığınızın bu görev değişikliği konusundaki gerekçesi nedir?” sorusuna cevap istedi.

    BAKAN ERSOY, SORULARI YANITLAMADI

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın soru cevap kısmında, soruları yanıtsız bıraktığı görüldü.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı açıldı; Alevilerden ise tepkiler yükseldi: Asimilasyon başkanlığı!

    > Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir getirildi

    > ‘Cemevi Başkanlığı; Alevi örgütlerine, pirlerine, yoluna atanmaya çalışan bir kayyumdur’- VİDEO

    > ‘Özdemir, ülkücü faşist bir gelenekten geliyor; Alevilere vereceği bir şey yok’- VİDEO