Etiket: sezgin tanrıkulu

  • Diyarbakır’da ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi-VİDEO

    Diyarbakır’da ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Suriye’deki katliamı durdurmak için herkesin üzerine düşen görevler olduğunu söyleyen DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, “Bugün halen Suriye’de Alevilere yönelik katliam girişimleri devam ediyorsa demek ki yeterince mücadele etmemişiz” dedi.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde ‘Türkiye ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak gazeteci Musa Özuğurlu, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve insan hakları savunucusu Cemal Coşkun katıldı.

    “ALEVİLER İNANÇLARI NEDENİYLE YOK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Panelden önce açılış konuşması yapan PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, “Aleviler sadece Türkiye’de değil Suriye’de de inançları nedeniyle yok edilmeye çalışılıyor. Bizim yolumuz adaletin, barışın, laikliğin ve halkların eşitliğinin yoludur” diye belirtti.

    “ALEVİLER, ÖZ DEĞERLERİNDEN UZAKLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Egemenlerin Alevileri öz değerlerinden uzaklaştırmaya çalıştıklarını ifade eden insan hakları savunucusu Cemal Coşkun, “Aleviler cemevlerini ibadethane olarak kabul ediyor ama devlet tarafından cami, kilise, sinagog gibi inanç yeri olarak kabul edilmiyor. Alevileri öz değerlerinden uzaklaştırmak soykırım olduğunu görüp değerlendirmek gerekiyor” dedi.

    “SURİYE’DE YAPILAN KATLİAMI MEŞRULAŞTIRMA ÇABASI VAR”

    Alevilere yönelik yapılan anti-propagandanın Suriye’de yapılan katliamı meşrulaştırma çabasının bir sonucu olduğunu vurgulayan gazeteci Musa Özuğurlu, “Son dönemde Alevilere yönelik katliam gerçekleşti ve halen de bu bireysel infazlarla ya da farklı bir takım yöntemlerle devam ediyor. Şu anda Aleviler Esad’ın devrilmesinden hemen sonra bir cehennem hayatı yaşıyorlar. Çünkü Alevilerin herhangi bir şekilde bir kalkışma içerisinde olması istenmiyor. Kurumsal olarak Alevilerin dünyada bir kimliği yok ve bu kimliğin kazanılması gerekiyor. Suriye’deki yaşanan katliam geçmişte Maraş’ta, Çorum’da, Dersim’de yaşananlar gibi tekrar etmesin” diye ifade etti.

    “SURİYE’DE KATLİAM DEVAM EDİYORSA YETERİNCE MÜCADELE ETMEMİŞİZ DEMEKTİR”

    Suriye’deki katliamı durdurmak için herkesin üzerine düşen görevler olduğunu söyleyen DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, “Bizim üzerimize düşenler Suriye’de yaşananları sadece Türkiye’de değil aynı zamanda dünyaya daha fazla duyurmaktır. Katliamlar yaşandıktan sonra birçok yerde mitingler gerçekleştirildi. Ama bugün halen Suriye’de Alevilere yönelik katliam girişimleri devam ediyorsa demek ki yeterince mücadele etmemişiz. Bu ülkede yaşayan bütün Aleviler iktidarın Suriye’deki katliama sessiz kalmasına karşı ortak ses çıkarmalı, birlikte mücadele etmeli” diye konuştu.

    “İKTİDAR, SURİYE’DEKİ KATLİAMA ETKİLİ BİR TUTUM ALMADI”

    İktidarın Suriye’de yaşanan katliama karşı etkili bir tutum almadığını dile getiren CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Bana göre devletin din meselelerini örgütleyen alandan çekilmesi lazım ve kolektif bir özgürlük olarak inanç özgürlüğünü kolaylaştıracak, engellemeyecek bir ortam yaratması lazım. Ülkedeki hakim inanç kimliği olan Sünni inancı mensup olanlar Alevi nüfusunu Anadolu’dan arındırmak için ellerinden gelen her şeyi yapmıştır. Ülkemizde yapılan Maraş, Sivas ve Çorum katliamlarıyla birlikte Alevi nüfusu ilk önce büyükşehirlere daha sonra da Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Ancak kırsal alanları Alevi nüfusundan ayırma projesi halen devam ediyor.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Milletvekillerinden avukatların yürüyüşüne destek: Yargı bağımsızlığı için buradayız-VİDEO

    Milletvekillerinden avukatların yürüyüşüne destek: Yargı bağımsızlığı için buradayız-VİDEO

    PİRHA- 5 Nisan Avukatlar Günü’nde Ankara’da yürüyüş yapan avukatlara DEM Parti ve CHP’li siyasetçiler de destek verdi. Aynı zamanda hukukçu kimlikleri olan milletvekilleri, “Savunmayı susturamazlar” vurgusunu yaptı.

    Türkiye Barolar Birliği “Savunmanın bağımsızlığı, hukuka saygı” talebiyle Ankara’da yürüyüş yaptı. Cübbeleriyle Ankara Barosu’ndan Anıttepe’ye yürüyen avukatlara siyasetçiler de destek verdi.

    “YARGI ORGANLARI, ADALET BAKANLIĞINA BAĞLI MÜDÜRLÜK GİBİ”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, avukatlar olarak 5 Nisan Avukatlar Günü’nün buruk kutladığını belirtti. Aynı zamanda avukat olan Tiryaki, şunları söyledi:

    “Türkiye’de hukuksuzluk, haksızlık diz boyu. Artık Türkiye’de hukukun siyasallaşmasından bahsetmiyoruz, aslında Türkiye’de siyaset kurumunun tırnak içerisinde söylüyorum hukuk kurumları eliyle yürütülmesinden söz ediyoruz. Yani şu anda maalesef mahkemeler, yargı organları, Adalet Bakanlığına bağlı birer müdürlük gibi. Bağımsız yargı falan yok, talimatla iş yapan kurumlar haline dönmüş durumda.

    Biz şu an Türkiye’de bir darbe rejimi var diyoruz. 15 Temmuz başarıya ulaşmamış olsa bile aslında o gün bugündür Türkiye kalıcı bir olağanüstü hal ile yönetiliyor ve Türkiye’de demokrasiden, hukuktan söz edilemez. Bugün binlerce avukatın burada olması çok önemli. Aslında avukatlar, hukuk kurumunun üç önemli sadece ayağından biri olan avukatlar da topluma bir mesaj veriyorlar; yaşananları kabul etmediklerini, bu hukuksuzluğa karşı direneceklerini söylüyorlar. Bunu çok kıymetli buluyorum.”

    “YARGI BAĞIMSIZLIĞI İÇİN BURADAYIZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki de avukatların yürüyüşüne destek veren isimler arasındaydı. “Bugün Avukatlar Günü ama bundan daha geniş bir amaç için buradayız” diyen Saki, sözlerine şöyle devam etti:

    “Yargı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte iktidarın bir silahı oldu. Hükümetin, bütün muhalefeti susturmak için yargı eliyle dizaynına karşı da bir yürüyüş aynı zamanda. Bütün demokratik kurumlarda yasama, yürütme, yargı birbirinden ayrı olmalı ancak faşist hükümetlerde bu üçü birleşir ve biz adım adım oraya doğru gidiyoruz. İşte bu, yargının isyanı aslında. Demokratikleşmede yargının bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu da söyleyerek diyoruz ki gerçekten demokratikleşme için yasama, yürütme, yargı ayrı güçler olarak demokrasinin inşasında sac ayaklarıdır. Bunun en temel ayaklarından yargı bağımsızlığı için buradayız.”

    “YARGI TARAFSIZLIĞI BAKIMINDAN EN KÖTÜ DÖNEM”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Av. Öztürk Türkdoğan ise tutuklu öğrenciler ve siyasetçiler için yürüdüklerini belirterek şöyle devam etti:

    “Avukatların yürüyerek hak, hukuk, adalet sloganı attığı bir ülkede Avukatlar Günü kutlanamıyor. Bugün bir mücadele günü; hak, hukuk, adalet için mücadele ediyoruz. Türkiye, tarihinin yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı bakımından en kötü dönemini yaşıyor. 2017 yılında bize göre şaibeli olarak kabul edilen anayasa referandumuyla Türkiye, kuvvetler birliğine geçti. İşte o kuvvetler birliğinin sonuçlarını acı bir şekilde yaşıyoruz. Avukatlar, yargının gerçekten bağımsız tarafsız olması için mücadele ediyor. Bugün vesilesiyle düşünceleri nedeniyle mücadele edip hapiste olan başta öğrenciler olmak üzere siyasetçi arkadaşlarımızı, seçilmişleri, özgürlüğe kavuşturacağımız günleri de görmek istiyor, onlar için de mücadele ediyoruz.”

    “DARBE YAPAN FAŞİSTLERİN DAHİ YAPMADIĞI AĞIR ORTAMLAR”

    CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da avukatlara destek veren siyasetçiler arasındaydı. “Savunmayı susturamazlar” vurgusunu yapan Tanrıkulu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Binlerce avukatla beraber yürüyoruz ve maalesef avukatlar gününü kutlayamıyoruz. Türkiye’de ağır insan hakları ihlalleri var, adalet tükenmiş durumda. Yargı bağımsız ve tarafsızlığını yitirmiş iktidarın bir aparatı haline dönüşmüş. Avukatlar bireysel olarak büyük bir baskı altında. Barolar da kurumsal olarak baskı altında. Darbe dönemlerinde görülmeyen bir biçimde barolar her taraftan kuşatılmaya çalışılıyor. En son İstanbul Barosuna yaptıkları bir açıklamadan dolayı dava açıldı ve baro yönetim kurulunun görevden alınmasına karar verildi. Bu 12 Eylül’de darbe yapan faşistlerin dahi yapmadığı ağır ortamlar aynı zamanda. Türkiye’nin her yerinde avukatlar büyük baskı altında; ekonomik zorluk içerisinde ve Türkiye’nin bu halinden avukatların yaşadıkları da bağımsız değil. O nedenle bugün meslektaşlarımız tam da Avukatlar Gününde adalet ve toplumsal barış için yürüdü. Bu düzeni değiştireceğiz.”

    Eren GÜVEN – Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • CHP heyeti Ovacık’ta: Kayyımlar halkın iradesine darbedir-VİDEO

    CHP heyeti Ovacık’ta: Kayyımlar halkın iradesine darbedir-VİDEO

    PİRHA-CHP Genel Merkez heyeti, kayyım atanan Ovacık’ta. Kayyım eliyle iktidarın halkın iradesine ipotek koyduğunu ifade eden Mahmut Tanal ve Sezgin Tanrıkulu, belediye önündeki bariyerlerin kaldırılması çağrısında bulundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Dersim ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimindeki Ovacık belediyelerine kayyım atandı. Dün akşam Dersim ve Ovacık Belediyeleri önünde protestolar yapıldı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkez Heyeti, kayyım atanan Ovacık’a gitti. CHP Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Sezgin Tanrıkulu ve genel merkez yöneticilerinin yer aldığı heyet yürüyüş düzenledi. Ovacık Belediyesi önünde tamamlanan yürüyüş sonrası konuşan Mahmut Tanal, belediye önündeki bariyerlerin kaldırılmasını istedi.

    Ayrıntılar gelecek…

    PİRHA/OVACIK

  • Tanrıkulu, Türkçe bilmeyen Kürt yurttaşın hastanede hizmet alamamasını Meclis’e taşıdı

    Tanrıkulu, Türkçe bilmeyen Kürt yurttaşın hastanede hizmet alamamasını Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Siirt devlet hastanesinde Türkçe bilmediği gerekçesiyle hizmet alamayan Fatma Sümeli’nin durumunu Meclis gündemine getirdi. Tanrıkulu, Sağlık Bakanı Sayın Kemal Memisoğlu’na “Fatma Sümeli’nin yaşadığı mağduriyete sebep olan kişi veya kişiler hakkında işlem yapılmış mıdır?” diye sordu.

    Kamuda Kürt dilinin kabul edilmemesi nedeniyle Kürt yurttaşların yaşadığı mağduriyetler sürüyor. Konuya örnek olacak son olay Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşandı.

    İşitme sorunu sebebiyle hastanenin kulak, burun, boğaz polikliniğine başvuran Fatma Sümeli, Türkçe bilmediği gerekçesiyle “Konuşmayı Alma Eşiği (SRT)” testi yapılmadı.

    “İNCELEME VE SORUŞTURMA BAŞLATILMIŞ MIDIR?”

    Kamuoyunda büyük tepkiye sebep olan olay Meclis gündemine de taşındı. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi sundu.

    Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Sağlık Bakanı Kemal Memisoğlu tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Polikliniğinde yaşanan olay ile ilgili olarak inceleme ve soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatmış ise, güncel akıbeti nedir?

    *Fatma Sümeli’nin yaşadığı mağduriyete sebep olan kişi veya kişiler hakkında işlem yapılmış mıdır?

    *Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bu ve benzeri konularda şikayetler alınmış mıdır?

    *Sosyal Devlet anlayışıyla Anayasal hakkını kullanmak isteyen kişi veya kişileri haklarından mahrum bırakanlar hakkında caydırıcı cezalar verilecek midir?

    *Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda hangi dilleri bilen personeller çalışmaktadır?

    *Kamu hizmetlerinden faydalanabilmesi için farklı dilleri de bilen personel alımı yapılmakta mıdır?”

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP Suruç Katliamı davasına heyet görevlendirdi

    CHP Suruç Katliamı davasına heyet görevlendirdi

    PİRHA- CHP, 33 gencin hayatını kaybettiği Suruç Katliamı’nın davasını izlemek için milletvekilleri Sevda Erdan Kılıç, Mahmut Tanal ve Sezgin Tanrıkulu’ndan oluşan bir heyet oluşturdu.

    Yarın görülecek Suruç Katliamı davasına ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi davayı takip etmek amacıyla bir heyet görevlendirdi. Heyette bulunan CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal ve CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu duruşmanın görüleceği Urfa’da davayı takip edecek.

    “33 EVLADIMIZIN AİLELERİ 9 YILDIR GÖZYAŞI DÖKÜYOR”

    CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç yazılı bir açıklama yaptı.

    IŞİD’in bombalı eylemi sonucu 33 kişinin hayatını kaybettiğini ve 100’den fazla yurttaşın yaralandığını belirten Kılıç, şunları kaydetti:

    “Suruç katliamı, İŞİD’in düzenlediği saldırı zincirinin ilk halkasıydı. 3 ay sonra Ankara Gar Katliamı yaşandı. Bu saldırıyı yapan kişi de Suruç katliamcısının kardeşiydi. Bu ülkenin evlatları özgürlük, barış, kardeşlik isteyip bir bir öldürülürken Suruç katliamının firari sanıklarından olan ve aynı zamanda İnterpol tarafından kırmızı bültenle de aranan İlhami Balı’nın ise elini kolunu sallayarak ülkemizde gezdiği ve bir de hastanelerimizde tedavi olduğu dava dosyasına girdi. Bu da soruşturmadaki ihmaller zincirini gözler önüne seriyor. Suruç katliamı ile ilgili başlatılan dava kapsamında, sadece bir sanık ceza alırken, diğer sanıklar bulunamadı. Tam 9 yıldır süren Suruç katliamı davalarında sanık sandalyesine bir kişi dahi oturmadı. Kaçak faillerin Suriye’de olduğu tespit edilmiş ancak kılını kıpırdatan yok. 33 evladımızın aileleri ise 9 yıldır gözyaşı döküyor. Her duruşma bir hançer gibi yüreklerine saplanıyor. Reddedilen her talepleri canlarından can alıyor ancak mücadele etmeye devam ediyorlar. Biz de bu karanlıklar aydınlanana kadar Suruç için adalet talebimizi sürdüreceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Aleviler demokrasi mücadelesinde önemli bir güç’-VİDEO

    ‘Aleviler demokrasi mücadelesinde önemli bir güç’-VİDEO

    PİRHA- Koblenz Alevi Kültür Merkezi’nde “Türkiye’deki son siyasi süreç” konulu panel yapıldı. Panele konuşmacı olarak katılan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve DEM Parti Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, Alevilerin demokrasi mücadelesinde önemli bir güç olduğunu belirterek, tekleştirici siyasete karşı tüm ezilenlerin birleşerek örgütlenmesi gerektiğini dile getirdiler. 

    Koblenz Alevi Kültür Merkezi’nde Türkiye “Türkiye’deki son siyasi süreç” konulu panel yapıldı. Panele, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve DEM Parti Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş konuşmacı olarak katıldı. Panelde Türkiye’deki son siyasal süreç ele alındı.

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye’deki kutuplaşmanın AKP iktidarı tarafından manipüle edildiğini belirterek, sorunların gerçekçi bir şekilde tartışılamadığına dikkat çekti. Özellikle Türkiye’deki kutuplaşmanın ve gerginlik siyasetinin AKP’nin sorumluluğunda olduğunu ifade etti ve toplumun bu durumla manipüle edildiğini söyledi. Ayrıca, Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Kürt kimliğini siyasi malzeme olarak kullanma çabalarına da dikkat çekti.

    “KÜRTLER VE ALEVİLER ULUSAL DÜZEYDE YOK SAYILIYOR”

    DEM Parti Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ise Türkiye’nin kuruluş siyasetine atıfta bulunarak, tekleştirmeyi esas alan bir sistemin oluşturulmaya çalışıldığını söyledi. Kürtlerin ve Alevilerin ulusal düzeyde yok sayıldığını, tanınmadığını ve mevcut siyasal yapılanmanın günlük siyasi açıklamalarının güvenilir olmadığını ifade etti.

    Her iki konuşmacı da Alevilerin demokrasi mücadelesinde önemli bir güç olduğuna vurgu yaparak, tekleştirici siyasete karşı tüm ezilenlerin birleşerek örgütlenmesi gerektiğini dile getirdi. Panelde Türkiye’nin iç politikasındaki gelişmelerin yanı sıra ulusal ve dini kimliklerin siyasetteki rolüne dair kapsamlı bir tartışma gerçekleşti.

    Koblenz Cemevi Başkanı Özgür Demir de panele katılımlarından dolayı Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’na ve DEM Parti Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş’a teşekkür etti. Demir, yapılan katkıların ve açıklamaların, cemevi topluluğu ve genel olarak katılımcılar için anlamlı bir deneyim olduğunu kaydetti.

    PİRHA/ALMANYA 

  • 58 kuruluştan Sezgin Tanrıkulu’na destek açıklaması: Hiçbir kurum eleştiriden muaf değildir

    58 kuruluştan Sezgin Tanrıkulu’na destek açıklaması: Hiçbir kurum eleştiriden muaf değildir

    PİRHA- TV100 kanalında TSK ile ilgili ifadeleri nedeniyle hakkında soruşturma açılan ve hedef gösterilen CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’na Alevi kurumlarının da içinde olduğu 58 kuruluştan daha destek açıklaması geldi.

    Bir televizyon kanalına telefonla bağlanarak TSK ile ilgili yorum yapan ve hakkında soruşturma açılıp hedef gösterilen CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’na destek açıklamaları gelmeye devam ediyor.

    TANRIKULU’NUN TARTIŞMA YARATAN AÇIKLAMALARI

    TV100 kanalında yayınlanan bir programda Tanrıkulu şu ifadeleri kullanmıştı:
    “TSK’nın yaptığı her şey, eleştiriden azade değil. Biz milletvekiliyiz bunları sorgularız. TSK değil mi 12 Eylül’de darbe yapan? Bu ordu değil mi 15 Temmuz’da darbe girişimi yapan, köyleri yakan… Benim takip ettiğim davalar var. 15 köylüyü helikopterden atan TSK değil mi? AİHM kararıyla sabit hale gelen… Biz eleştirel yaklaşırız. Soru sorarız, doğru olup olmadığını sorarız, TSK üzerinden bu tür şaibelerin kalkması amacıyla bunu sorarız. 40 yılda her şeyi doğru yapsaydı Türkiye bu durumda olmazdı. AİHM kararı orada, 15 tane köylü, kim attı? Bu kadar köyü yaktı? Daha yeni Roboski, Uludere oldu… Sizler de eleştirel yaklaşamadığınız için Türkiye bu noktaya geldi”

    BİR KESİM HEDEF GÖSTERDİ, BİR KESİM DESTEKLEDİ

    Bu açıklamalarından sonra ilk olarak TV100 kanalı Tanrıkulu’nu TSK’ye iftira atmakla itham etmiş, bu açıklamalar kamuoyunda tartışılmış ve hedef gösterilmişti. Bu açıklamalara ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da Tanrıkulu hakkında soruşturma başlatmıştı. Bu gelişmelerin ardından CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, milletimizin gözbebeği Türk Silahlı Kuvvetleri’ni töhmet altında bırakan ifadeleri kabul edilemez” ifadelerini kullanmış, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise “TSK bizim göz bebeğimizdir” açıklamasında bulunmuştu.

    Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan da kampanyaya katılarak, “Bu şahıs, dünyanın en şerefli, en mert ordusuna dil uzatmanın cezasını hukuk önünde alacaktır. Düşmanlarının bile mertliğinden övgüyle söz ettiği Türk Silahlı Kuvvetlerimize yapılan bu namertçe hakaret, iftiralar cezasız kalmayacaktır” demişti.

    Tüm bu gelişmelere rağmen geri adım atmayan ve hakkında ağır eleştirinin ötesine geçen açıklamalar yapan herkesle hukuk önünde hesaplaşacağını, zora düşünce susanlardan olmadığını belirten Tanrıkulu’na Diyarbakır Barosu’ndan başlayarak destekler de gelmeye başlamıştı.

    “SEZGİN TANRIKULU YALNIZ DEĞİLDİR”

    Son olarak 58 kuruluş ve platformdan “Sezgin Tanrıkulu Yalnız Değildir” başlıklı bir destek açıklaması geldi. Demokrasilerde eleştiriden, denetimden, hesap vermeden muaf hiçbir kurum, kuruluş ve kişi olmadığı hatırlatılan açıklamada, “Milletvekillerinin görevi devletin kurum ve kuruluşlarını millet adına denetlemek, varsa suç, hata ve eksiklikleri eleştirerek millete açıklamaktır. Sezgin Tanrıkulu ‘TSK’nın yaptığı her şey eleştiriden azâde değildir. TSK üzerinden bütün şaibelerin kalkması amacıyla bunları sorarız’ derken görevinin gereğini yerine getirmiştir” denildi.

    “ORDUYA DİL UZATMAK DEĞİL, BU TÜR SUÇLARIN İŞLENMEMESİ İÇİN YURTTAŞLIK GÖREVİDİR”

    Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Vesayetçi zihniyetin seçilmiş iktidarlara karşı giriştiği askerî darbelerden çok çekmiş bir ülkede; kimi birimleri tarafından halka, yurttaşlara, insan haklarına karşı tümü belgelerle ve yargı kararlarıyla kanıtlanmış suçların dile getirilmesi ‘orduya dil uzatmak’ değil bu tür suçların işlenmemesi için yurttaşlık görevini yerine getirmektir.

    Yasal açıdan suç sayılamayacak, bağlayıcı ve kesin AİHM ve AYM kararları ile hüküm altına alınan gerçekler üzerinden eleştiri ve uyarı mahiyetindeki sözleri nedeniyle lince uğratılan Sezgin Tanrıkulu’nun arkasında olduğumuzu bildirirken, ona karşı çıkan, suçlayan ve desteklerini esirgeyenlerin de demokrasi ve sivil siyaset adına söyleyecekleri sözleri kalmadığını hatırlatmak isteriz.”

    İMZALAYAN KURULUŞ VE PLATFORMLAR

    2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi

    78’liler Girişimi

    Adıyamanlılar Derneği

    Akdeniz Engelliler Federasyonu

    Alevi Bektaşi Federasyonu

    Alevi Dernekleri Federasyonu

    Amed Dernekler Federasyonu

    Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu

    Bismilliler Derneği

    Bitlis Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu (BİTLİSKON)

    Boğaziçi Üniversitesi Müdahil Mezunlar

    Çağdaş Avukatlar Grubu

    Datça Demokrasi Platformu

    Demokrasi İçin Birlik (DİB)

    Demokrasi İçin Hukukçular

    Demokratik Alevi Dernekleri

    Diem25 Türkiye Kolektifi

    Diyalog Grubu

    Doğubeyazıtlılar Derneği

    Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu

    Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim

    Elih Batman Dernekler Federasyonu

    Emekliler Dayanışma Sendikası

    Engelli Hakları ve Engelsiz Gelecek Derneği

    Engelliler Konfederasyonu

    Engelsiz Bileşenler Federasyonu

    Garip Dede Dergâhı

    Görme Engelli Müzisyenler Derneği

    Güngören Demokrasi Platformu

    Hak ve Adalet Platformu

    Halkevleri

    Iğdır Dernekler Federasyonu

    İklim Adaleti Koalisyonu

    İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)

    Karakoçan Dernekleri Federasyonu

    Katılımcı Avukatlar (KAV) Grubu

    KAYY-DER Kültür Derneği

    Mardin Dernekler Federasyonu

    Mersin Mezitli Engelli Çocuk Anneleri ve Gönüllüler Derneği

    Muğla Çevre Platformu

    Muş Dernekler Federasyonu

    Ortak Yaşam Ağı

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD)

    Özgürlükçü Demokrat Avukatlar

    Patnos Dernekler Federasyonu

    Silvanlılar Derneği

    Siverek Görme Engelliler Derneği

    Şirvan Dernekler Federasyonu

    Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı

    Türk Tabipleri Birliği (TTB)

    Türkiye-Almanya Kültür Forumu

    Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği (UNİVDER)

    Validebağ Direnişi

    Validebağ Savunması

    Yeryüzü Güncesi

    Yurttaş Girişimi

     

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu gazeteci Abdurrahman Gök tahliye edilmedi-VİDEO

    Tutuklu gazeteci Abdurrahman Gök tahliye edilmedi-VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Abdurrahman Gök hakkındaki davanın ilk duruşması görüldü. Mahkeme, tutukluluğun devamına karar vererek duruşmayı 5 Aralık’a ertelendi. Mahkemede konuşan Gök, “İçeride de dışarıda da olsam gazetecilik yapmaya devam edeceğim” dedi. 

    Diyarbakır’da 25 Nisan’da yapılan ev baskında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Abdurrahman Gök hakkında “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla açılan davanın ilk duruşması Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşma öncesi adliye binası önünde açıklama yapıldı. Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) öncülüğünde yapılan açıklamaya, gazeteciler ve Gök’ün yakınlarının yanı sıra Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) milletvekilleri Serhat Eren, Cengiz Çandar ve Meral Danış Beştaş, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    “GAZETECİLERİN YERİ CEZAEVİ DEĞİL”

    DFG Eşbaşkanı Serdar Altan, bugün hem Abdurrahman Gök hem de tutuklu gazeteci Mehmet Şah Oruç’un duruşmasının olduğuna işaret ederek, “2 arkadaşımızın iddianamesine göz attığımızda gazetecilik faaliyetlerinden kaynaklı yargılanıyor. Aslında yine burada gazetecilik yargılanıyor. Gazeteci arkadaşlarımızın işlediği suç olmadığını hepimiz biliyoruz. Bunu kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılmalılar. Onların yeri cezaevi değil. Onların burada haber takip etmesi gerekiyor. Gazeteciler susmayacak. Gazeteciler yazmaya devam edecek” dedi.

    MKGP: GAZETECİLİK YARGILANAMAZ

    Gazeteci Gök’ün Amed Newroz’un da polisler tarafından öldürülen Kemal Kurkut’un cinayeti nedeniyle hedef alındığını aktaran MKGP Sözcüsü Roza Metina, “Gazetecilik yargılanamaz. Gazetecilerin yargılanması uluslararası anlaşmalara göre de suçtur. Onlar hiçbir zaman işkence ve tutuklamalarla sesimizi kısamazlar” diye konuştu.

    “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ TÜRKİYE’DE AYAKLAR ALTINDA

    Yeşil Sol Parti Amed Milletvekili Cengiz Çandar, “Basın özgürlüğü Türkiye’de ayaklar altında. İçerde yargılanan bir gazeteci ama burası polislerden, helikopterlerden geçilmiyor. Türkiye bu hali ile Avrupa Birliği’ne bir adım dahi atamaz. Bunlar sona ermeden asla Türkiye’ye demokrasi gelmeyecek. Herkes de biliyor Kemal Kurkut’un intikamı alınıyor Gök’ten. Bizim tek istediğimiz onun özgürlüğüdür” şeklinde konuştu.

    Çandar’ın ardından konuşan CHP Amed Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise, “Bu coğrafyada Musa Anter’in çocukları, kardeşleri hakikat mücadelesinden hiç vazgeçmediler” dedi. Tanrıkulu, “Sizler olmasaydınız, Roboski ve Ceylan Önkol olayı bu kadar çıplaklığıyla ortada olmazdı. Yine 12 kurşunla öldürülen Uğur’un ölümü bu kadar çıplaklıkla gözümüzün önünde olmazdı. Bu bedel neyse hep beraber ödüyoruz, ödemeye de devam edeceğiz. Ama bunun sonunda bilin ki, özgürlük, barış ve adalete kavuşacağız” ifadelerine yer verdi.

    Ardından geçilen duruşmada söz alan Gök, “Bence bu davasın asıl motivasyon noktası üzeri açıkken öldürülen Kemal Kurkut’u çektiğim fotoğraflardır. Bu fotoğraflarla polislere açılan davanın baskısı var. Bunun dışında bir şey demiyorum” dedi.

    Mahkeme heyeti Gök’ün tutukluluk halinin devamına karar vererek, bir sonraki duruşmayı 5 Aralık 2023 olarka açıkladı.

    PİRHA/DİYARBAKIR
  • Helikopter davası 3. yılında: Yargılanmayan askerler hala görevde- VİDEO

    Helikopter davası 3. yılında: Yargılanmayan askerler hala görevde- VİDEO

    PİRHA- Van’da iki köylünün helikopterden atılmasını belgelerle kanıtlayan Gazeteci Cemil Uğur, aradan 3 yıl geçmesine rağmen hala hiçbir askerin yargılanmadığını vurguladı. Uğur, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun benzer bir olayı dile getirdiği için hakkında soruşturma ve linç kampanyası başlatıldığına da dikkat çekerek, Türkiye’nin katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini ifade etti.

    Van’ın Çatak ilçesinde Servet Turgut ve Osman Şiban adlı yurttaşların askerler tarafından helikopterden atılmasının üzerinden 3 yıl geçti. Bu süreçte Servet Turgut yaşamını yitirdi, Osman Şiban ve olayı belgelerle kanıtlayan gazeteci Cemil Uğur ile meslektaşları Adnan Bilen, Nazan Sala, Şehriban Abi hakkında dava açıldı. Gazeteciler 6 ay tutuklu kalmalarının ardından yargılandıkları davadan beraat ettiler. Olaya ilişkin başlatılan soruşturmada ise gizlilik kararı halen kaldırılmış değil.

    Olayı yaptığı haberle açığa çıkaran Gazeteci Cemil Uğur, konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmede bulundu.

    “İŞKENCEYİ YAPANLAR HALA TSK’DA GÖREVDE”

    Süreç boyunca çok kez baskıya uğradıklarını belirten Uğur, “Dönemin İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu Van Valisini arayarak olayın üstünü kapatmaya çalıştı. Yüksekten düşme ve helikopterden atılmanın yazdığı hastane raporuna ulaşıp haberleştirdiğim zaman olay bize döndü ve tutuklandık. Başından sonuna kadar olayın üstü örtülmeye ve biz gazetecilere göz dağı verilmeye çalışıldı” dedi.

    Uğur, aradan 3 yıl geçmesine rağmen soruşturmada herhangi bir ilerlemenin olmadığını söyleyerek, “Soruşturmadaki gizlilik sürüyor ve hiçbir asker yargılanmadı. Bu kişiler TSK içerisinde hala görev alıyor. Açık bir şekilde hiçbir Kürdün güvende olmadığı anlamına geliyor bu durum” şeklinde konuştu.

    “SEZGİN TANRIKULU’NUN SÖZLERİ BAŞKA TARAFA ÇEKİLİYOR”

    Helikopter davasının 3. yılında Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu katıldığı bir programda benzer bir olaya değinerek, “Bu Türk Silahlı Kuvvetleri değil mi 12 Eylül’de faşist darbeyi yapan? Bu ordu değil mi 15 Temmuz’da darbe girişimi yapan, köyleri yakan… Onlarca faili meçhul cinayet. Benim takip ettiğim davalar var. 15 köylüyü helikopterden atan TSK değil mi? AİHM kararıyla sabit hale gelen…” sözlerini sarf etti. Bunun üzerine hakkında soruşturma başlatılan Tanrıkulu’na kendi partisinden büyük bir tepki geldi.

    CHP’nin tavrını da değerlendiren Cemil Uğur, “CHP’nin özellikle son seçim sürecinde değiştiği iddia edilse de Sezgin Tanrıkulu’nun sözlerine ilişkin verilen tepkiden öyle olmadığını açık bir şekilde görmek mümkün. Tanrıkulu’nun TSK ile ilgili sözleri kendi partisi tarafından bile başka yere çekiliyor. Ancak buna şaşırmamak lazım, karşımızda 100 yıllık bir sistem partisi var. Katliamların üstünü örten CHP gerçek yüzünü bir kez daha göstermiş oldu” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE KATLİAMLARLA YÜZLEŞMELİ”

    Türkiye tarihinde birçok katliam olduğunu dile getiren Uğur, bunlarla yüzleşilmesi gerekliliğine dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “Türkiye, Şeyh Sait katliamından tutun da Zilan, Madımak, Lice gibi birçok katliamla yüzleşmedi. Bu katliamların hiçbiri aydınlatılmadı, failleri yargılanmadı. Aydınlatılmayacağını da biliyoruz ancak halk topyekün bir araya gelip mücadele ederse, gerçeği araştıran gazeteciler olursa katliamlar aydınlatılabilir.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • İHD İstanbul Şubesi: Kayıplarımızdan da hukuk devleti talebimizden de vazgeçmiyoruz-VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi: Kayıplarımızdan da hukuk devleti talebimizden de vazgeçmiyoruz-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu ile Cumartesi Anneleri eyleminde ablukaya alınan milletvekilleri, İHD İstanbul Şubesi’nde açıklama yaparak “Tüm zulmünüze karşı bir kez daha söylüyoruz: 28 yıllık bir emekle her santimine hakikatin hafızasını nakşettiğimiz Galatasaray bizimdir” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu ile Cumartesi Anneleri eyleminde ablukaya alınan CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Gökçe Gökçen, Suat Özçağdaş ve Kayıhan Pala, dernek binasında basın toplantısı düzenledi.

    “Galatasaray bizim, Galatasaray hepimizin, vazgeçmiyoruz” pankartının açıldığı toplantıda açıklamayı komisyon üyesi Sebla Avcı okudu.

    “OCAK VE YOLERİ KARARLARINI DERHAL UYGULAYIN”
    Avcı, okuduğu basın metninde şunları söyledi:
    “959. haftamızda bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz: AİHM ve AYM kararlarının yok sayılması, hukukun aşındırılması, içinin boşaltılması anlamına gelir. Bu bir topluma yapılacak en büyük kötülüktür. Bu kötülüğe son verin. Anayasanın emredici hükümlerine uyarak Ocak ve Yoleri kararlarını derhal uygulayın. Tüm zulmünüze karşı bir kez daha söylüyoruz: 28 yıllık bir emekle her santimine hakikatin hafızasını nakşettiğimiz Galatasaray bizimdir.”

    “KAYIPLARIMIZI UNUTMAYACAĞIZ”
    Avcı, gözaltında kaybedilenleri anarak hukuk devleti talebinden vazgeçmeyeceklerini belirterek “13 Ağustos 1993’te İstanbul’da gözaltında kaybedilen Erdoğan Şakar’ı, 15 Ağustos 1992’de Mardin Derik’te gözaltında kaybedilen Necat Türk, Rıdda Yavuz ve Serhat Bilen’i ve tüm kayıplarımızı unutmayacağız. Kayıplarımızdan da, insan haklarına dayanan demokratik bir hukuk devleti talebimizden de vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    “O MEYDAN CUMARTESİ ANNELERİNİN OLUNCAYA DEK RAPORLAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Uluslararası Af Örgütü’nden Damla Uğantaş ise hak örgütleri adına şunları söyledi:
    “İlk gözaltına alınacak kişilerin etrafının sarıldığı çemberle ikinci bir sıra çember arasındaki mesafe de giderek genişliyor. Ve bunun amacının biz, orada yaşananlar görülmesin, duyulmasın olduğunu biliyoruz. ‘Gazeteciler görüntü alamasınlar. Orada ne konuşuluyor, polis ne diyor? Görülmesin’ diye davranılıyor. Ve bu çember, uzaklaştırma politikası giderek şiddetleniyor. Bugün ilk defa polis köpeklerinin de meydana geldiğini gördük. Bunu da oraya çıkmak isteyen, haklarını arayan insanların, cumartesi annelerinin daha da kriminalize edilmesi yolunda atılan adımlardan bir tanesi olarak değerlendiriyoruz. Yapılan gayri meşru uygulamayı meşrulaştırmak amacıyla atılan adımlar olarak değerlendiriyoruz. Biz hak örgütleri olarak cumartesi anneleri Galatasaray Meydanı’na çıkmaya çalıştığı sürece, o meydan tekrar Cumartesi Anneleri’nin oluncaya dek raporlama yapmaya, belgelemeye ve hak ihlallerini aramaya devam edeceğiz.”

    “DEVLET SUÇ İŞLİYOR, CUMARTESİ ANNELERİNİN YANINDAYIZ”

    CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Gökçe Gökçen, Suat Özçağdaş ve Kayıhan Pala basın toplantısında 959. haftaya dair konuştu.

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, devletin suç işlediğini belirterek, “Çok açık bir biçimde suç işliyorlar. Hem kaymakamlık hem Cumhuriyet savcıları hem de güvenlik güçleri suç işliyorlar ama cezasızlığın keyfini sürüyorlar maalesef. Biz bu meydan vazgeçmeyeceğiz. Dayanışma göstermeye, orayı bir hafıza mekanı olarak tutmaya devam edeceğiz” dedi.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise Cumartesi Annelerinin yanında olmaya devam edeceklerini söyleyerek şunları konuştu:
    “Yıllardır haklı bir taleple bir araya geliyorlar. Yakınlarının sonucunun ne olduğunu merak ediyorlar. Devletin bunu araştırması gerektiğini söylüyorlar. Soruşturulması gereken bir suç var ortada. Zorla kaybetme insanlığa karşı bir suçtur ve devletin, kayıplara ne olduğunu failleriyle beraber sorumlusunu göstererek ortaya çıkarma gibi bir yükümlülüğü vardır. Biz AYM kararlarına rağmen toplanmasına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri’nin yanındayız.”

    “DAYANIŞMAMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”

    CHP Milletvekili Suat Özçağdaş ise “Bu mücadele burada bitmez” diyerek şunları ifade etti: “Ülkenin enerjisini, insanların haklı taleplerini bastırarak bir yere gitmeleri mümkün değil. 3 sene 5 sene bir Süleyman Soylu çıkar. Onun ardılları da çıkar bu hak arayışı 10 yıl kadar durmuştu. Başka mecralarda devam etmişti. Yine bir 5 sene daha çıkmayabilir. Ama günün sonunda o kayıpların sesi, bu gök kubbede seslenmeye devam edecek. Acıları dindirmek mümkün değil ama en azından bir hukuk devletinin icraatını görmek yüreğimizi serinletecek. Biz dayanışmamızı desteğimizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

    CHP Milletvekili Kayıhan Pala ise hukukun işlemediği bir sistemde insanların kendilerini eşit bir yurttaş olarak hissetmeyeceklerini söyleyerek “Bizim her türlü baskıya, sıkıntıya karşı bu ülkede eşit yurttaş olacağı ve kayıpların hesabını sorarken önümüze hiçbir engel çıkmayacağı bir sistem için ortak mücadele etmemiz zorunlu” dedi.

    Devrim FINDIK – Zafer TAŞKIN / İSTANBUL

  • Kılıçdaroğlu: Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye kararlıyız

    Kılıçdaroğlu: Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye kararlıyız

    PİRHA-Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun kitabının önsözünde, “Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye kararlıyız” dedi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri ve Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu‘nun “Bir de Benden Dinleyin. CHP Kürt Sorununun Çözümünde Ne Dedi?” kitabının önsözünü kaleme aldı.

    “SADECE KÜRTLERİN DEĞİL TÜRKİYE’NİN ORTAK SORUNUDUR”

    Kılıçdaroğlu kitabın önsözünde, “Ülkemizin ilerlemesi, büyümesi, genişlemesi, iç barış ve huzurun sağlanması önündeki en büyük engellerden biri olan Kürt sorununun çözülmesi, bizi demokratik Türkiye hayaline yaklaştıracak en büyük adımlardan biri olacaktır” ifadelerini kullanırken, devamında şunları kaydetti:

    “O nedenle yıllardır bu sorunun çözümü konusunda AKP iktidarının tüm engellemelerine, manipülasyonlarına, gizli ajandalarına rağmen cesaretle, şeffaflıkla çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Kürt sorununun çözümü için ‘Bu meseleye biz başımızı koyduk. Biz bu meseleyi çözmek için kefenimizle yola çıktık. Bu yolda baldıran zehri içmek gerekiyorsa, onu da içeriz’ diyen Tayyip Erdoğan, sırf kendi koltuğunu korumak için çözüm sürecini suistimal etti ve zehri kendisi hariç tüm topluma içirdi. AKP’nin ‘çözüm süreci’ dediği sürecin büyük bedellerini yıllarca ödedik, ödüyoruz da.

    Oysa o süreçte biz bu sorunun kapalı kapılar arkasında değil, halk iradesinin tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, siyasi ve toplumsal mutabakatla çözülebileceğini ısrarla vurguladık. Çözüm sürecinde TBMM’ye açık ve somut öneriler sunduk ve bu önerilerimizin arkasında durduk. Dün olduğu gibi, bugün de Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye, anaların gözyaşlarını dindirmeye kararlıyız. Çünkü bu sorun sadece Kürt yurttaşlarımızın değil, tüm Türkiye’nin ortak sorunudur ve çözümü de ortak siyasi ve toplumsal mutabakatla olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Soylu’nun polis şiddetini hukuka uygun bulmasına Cumartesi Annelerinden tepki

    Soylu’nun polis şiddetini hukuka uygun bulmasına Cumartesi Annelerinden tepki

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin 5. duruşması öncesi yaşanan polis şiddetine dair verilen soru önergesine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “Kolluk kuvvetleri görevlerini, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması ve devam ettirilmesi amacı ile kanunların kendisine verdiği yetkiye ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalarak yapmakta” yanıtı verdi. Cumartesi Anneleri ve İHD yanıta tepki gösterdi.

    Cumartesi Annelerinin yargılandığı davanın 21 Eylül 2022 günü görülen 5. duruşması öncesi gerçekleşen polis şiddetine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, polisin hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalarak görev yaptığını savundu.

    Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Haktan, hukuktan, vicdan ve adaletten söz etmenin anlamını yitirdiği koşullarda Shakespeare’e başvurarak “Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene / Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e” demekle yetiniyoruz” denildi.

    “ADALET ARAYIŞIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    “Hakikat ve adalet arayışımızdan da hak ve özgürlüklerimizden de vazgeçmeyeceğiz” başlıklı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Anayasa’nın 26. Maddesi; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir…” demekte, bu hak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. Maddesinde de güvence altına alınmaktadır. Yine Anayasa’nın 34. Maddesi; “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir”  demekte bu hak AİHS’nin 11. Maddesinde güvenceye alınmış bulunmaktadır.

    Hatırlanacağı üzere, Anayasa’nın ve Uluslararası sözleşmelerin sağladığı bu güvenceye rağmen; Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018 günü 700. Hafta kapsamında düzenlemek istediği buluşma hukuka aykırı olarak yasaklanmış, polis müdahalesi ile buluşma engellenmiş, orada bulunan kayıp yakınları ve Cumartesi İnsanları gözaltına alınmış ve haklarında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet iddiası ile dava açılmıştı.

    Hukuki dayanaktan yoksun iddialarla açılan bu davanın 21 Eylül 2022 günü yapılacak olan 5. duruşması öncesinde, Çağlayan Adliyesi önünde düzenlenmek istenen basın açıklaması da hukuka aykırı olarak polis müdahalesi ile engellenmiş, basın mensuplarının görevlerini yapmaları engellenerek, avukatlar da dahil 13 katılımcı gözaltına alınmış, ancak devamında açılan soruşturma; “olayın hak ve özgürlükler kapsamında olduğu ve suçun unsurlarının gerçekleşmediği” gerekçesiyle 5 Ekim 2022 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlanmıştı.

    SOYLU’YA GÖRE POLİS GÖREVİNİ HUKUKA UYGUN YAPIYOR

    İstanbul Milletvekili, aynı zamanda kayıp ailelerinin de avukatı olan Sezgin Tanrıkulu, olaydan bir gün sonra TBMM’ye sunduğu 22 Eylül 2022 tarih ve 7/72162 sayılı soru önergesi ile, 21 Eylül’de Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yapmak isteyenlere ve basın mensuplarına yönelik hukuka aykırı müdahale ile ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kamuoyuna açıklama yapmasını talep etmişti.

    Süleyman Soylu, soru önergesinde yer alan iddiaları cevaplamak yerine ve savcılığın “olayın hak ve özgürlükler kapsamında olduğu ve suçun unsurlarının gerçekleşmediği” gerekçesiyle 5 Ekim 2022 tarihinde verdiği “kovuşturmaya yer olmadığı” kararına rağmen; 02.01.2023 tarih ve 65356889 -80836(91250)06-10134 sayılı cevabi yazısında: “Kolluk kuvvetleri görevlerini, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması ve devam ettirilmesi amacı ile kanunların kendisine verdiği yetkiye ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalarak yapmakta..” “Mevzuat çerçevesinde gerçekleştirilen hiçbir toplantı ve gösteri yürüyüşüne kolluk kuvvetlerince müdahalede bulunulmamaktadır” gibi gerçekte hiçbir karşılığı olmayan bir beyana yer vermiştir. Gerçek; yargı kararı ile de teyit edildiği üzere, yapılan müdahalenin hakkın özünü ihlal eden, hukuka ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir müdahale olduğudur. İçişleri Bakanı’nın yaptığı hiçbir açıklama bu gerçeği örtmeye yetmeyecektir. Hakikat ve adalet arayışımızdan vazgeçmeyeceğimiz gibi hak ve özgürlüklerimizden de vazgeçmeyeceğiz.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Tahir Elçi cinayetinin araştırılması önerisi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi

    Tahir Elçi cinayetinin araştırılması önerisi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından TBMM genel kurulunda verilen Diyarbakır Barosu eski başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesinin araştırılması önergesi AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

    HDP’nin Diyarbakır Barosu eski başkanı Tahir Elçi cinayetinin araştırılması önerisi TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP’li milletvekillerinin oyları ile reddedildi. Öneriye ilişkin söz alan HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, Elçi’nin cinayetinin açığa çıkarılmadığına dikkat çekerek, şunları söyledi:

    “BİRİLERİ DOSYAYA MÜDAHALE EDİYOR”

    “Aslında cinayetin faillerinin ortaya çıkarılmamasının istendiğini gördük, olay yerine su sıkılmıştı. Olaydan 3,5 ay sonra olay yeri inceleme yapılabilmişti. İddianame ise 4 yıl 6 ay sonra kabul edilebilmişti. İlk duruşma ise 5 yıl sonra yapılmıştı. 2 yılda 6 duruşma yapılmış ama son celse ne hikmetse 8 ay sonrasına ertelenmiş. 8 ay sonrasına ertelenme durumu da net bir şekilde adil bir yargılanma olmadığını, dosyanın sürüncemede bırakılarak, faili meçhul listesine de Tahir Elçi dosyasının da eklenmek istediğini bize göstermekte. Heyet bu dosyayı faili meçhule bırakmak istiyor. Duruşmaya birkaç gün kala Ahmet Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenmesine karar vermişken, her ne hikmetse bir ara kararla bu ara kararından vazgeçiyor. Bu bize birilerinin bu dosyaya müdahale ettiğini gösteriyor.”

    “DELİLLER KARARTILDI, DAVA AÇILDI, 2 YIL SÜRÜYOR”

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, AKP’nin Elçi cinayetinde “siyasal ortaklığı ve sorumluluğu” olduğunu söyledi. Tanrıkulu, şöyle konuştu:

    “Bu cinayet işlenmeden önce siz iktidardaydınız, işlendiği sırada iktidardınız ve şimdi de iktidarsınız. Deliller karartıldı, dava açıldı, 2 yıl sürüyor. Tümünü izledim. Geçen duruşmadaydım. Öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı. Türkiye Barolar Birliği Başkanvekili ve 20 baro başkanı var. Duruşma yapılıyor. Gel o başkanı SEGBİS’ten izle. Sen Adalet Komisyonu Başkanı olarak, senin vicdanın el veriyorsa, ben mesleği bırakacağım. Bir baro başkanına ‘Otur yerine’ deyip, salonu terk eden bir mahkeme başkanı olabilir mi? Tahir Elçi’nin yargılandığı davanın duruşması 23 Kasım’dan 5 Temmuz 2023’e 8 ay ertelenebilir mi?”

    “BİZİM ARKADAŞIMIZI KATLETTİNİZ”

    AKP Tokat Milletvekili Mustafa Arslan’ın dosya ile ilgili açıklamalarına tepki gösteren HDP Grup Başkanvekili Meral Beştaş ise “Timsah gözyaşlarını inandırıcı kılamazsınız. Olay yerindeki delilleri toplamak istemediler. Sizin gazetelerinizin onu nasıl linç ettiğini ve ölümle tehdit ettiğini de biliyoruz. Onu da terörist ilan ettiğiniz. İnsan yalan atar da usturuplu atar. Bizim arkadaşımız katlettiniz. Şu anda da davayı cezasızlığa götürüyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    SİYASİ İSTİSMAR TARTIŞMASI

    AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşloğlu ise Arslan’ın dosya ile ilgili bilgi verdiğini savunarak, “Bu konuyla ilgili kanaatlerini paylaşmıştır, net ve açık şekilde. Mesele tarafsız ve bağımsız yargının önünde yargılama devam etmektedir. Bu konuyla ilgili suçlamaların hiçbirisinin hakikatle uzaktan yakından alakası yoktur. Tahir Elçi’nin vefatını bir siyasi istismar vesilesi kılmak doğru değildir. Tarafsız ve bağımsız yargı gerekli kararı mutlaka verecektir” dedi.

    Akbaşoğlu’nun açıklamalarına tepki gösteren Beştaş ise “Siyasi istismarı öğrendiysek sizden öğreniyoruz. İstismar nasıl yapılır, ölümler üzerinden tabutlara el konularak, Kur’an-ı Kerim dağıtılarak, hatta seçimlere özgü Kürtçe Kur’an-ı Kerim basılarak nasıl dağıtıldığını ve bunun nasıl siyasi istismar meselesi yapıldığını herhalde siz ders verecek konumdasınız. Bizi asla Tahir Elçi cinayeti suikastı üzerinden istismar iddiasında bulunamazsınız” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB: Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz

    TTB: Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz

    PİRHA-Kimyasal silah iddialarına yönelik açıklamaları nedeniyle hedef gösterildikten sonra hakkında soruşturma başlatılan Prof. Dr. Şebnem Korur ile ilgili olarak yazılı bir açıklama yayımlayan TTB, “Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) yazılı bir açıklama yayımlayarak TTB Merkez Konsey Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında başlatılan soruşturmaya tepki gösterdi. Açıklamada “Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz” denildi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) bölgesinde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığına dair iddialarla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu bir açıklama yapmış ve “Konuyu Meclis gündemine taşıyacağım” demişti. Partisinin il eş başkanları toplantısının açılışında gündeme ilişkin konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, TSK tarafından Irak’ın kuzeyinde yürütülen askeri operasyonlar sırasında kimyasal silah kullanıldığı iddialarının bağımsız heyetler tarafından incelenmesi gerektiğini söyledi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da “Bu görüntülere TBMM sessiz kalamaz” mesajını paylaşmıştı.

    İddialara için “Bu yönde bir iddia varsa soruşturma başlatılmalı” açıklaması yapan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında ise soruşturma başlatıldı.

    “FİNCANCI’NIN HEDEF GÖSTERİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    “Yaşamın ve Hakikatin Yanındayız” başlığıyla yazılı bir açıklama yayımlayan TTB şu ifadelere yer verdi:

    “Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın bir yayın organında uzmanlık alanına dair yaptığı açıklamaların ardından hedef gösterilmesini üzülerek takip etmekteyiz. Şebnem Korur Fincancı hocamız her zaman yaşamın ve yaşatmanın yanında; silahın ve şiddetin karşısında yer almıştır. Bu yönüyle kanalın yayın politikası ve haber diliyle hocamızın ifade ettikleri arasında bir bağ yoktur.

    Şebnem Korur Fincancı’nın hiçbir kurum ve kuruluşu hedef almayan, hakikatin ortaya çıkmasına yönelik bilimsel yöntemi dile getirdiği açıklamaları nedeniyle hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz. Birçok etik ilke ve uluslararası sözleşme hekimler olarak bizlere, yaşamın ve yaşatmanın yanında yer alma sorumluluğunu vermektedir. Bizler de dün olduğu gibi, bugün de yaşamın ve hakikatin yanında olmayı sürdüreceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polisler işkenceden yargılanmalı’-VİDEO

    ‘Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polisler işkenceden yargılanmalı’-VİDEO

    PİRHA-28 yaşındaki Onur Yaser Can’ın intihara sürüklenmesiyle ilgili olarak dördü polis, beş kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ve avukatlar “Bu dava evrakta sahtecilik değil, işkence davasıdır. Mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    İstanbul’da 2010 yılında narkotik polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra işkence gören, tehdit edilen 28 yaşındaki Onur Yaser Can’ın intihara sürüklenmesiyle ilgili 4’ü polis olmak üzere 5 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşma salonunun yetersizliği nedeniyle celse 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunda yapılırken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Turan Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Sera Kadıgil ile Ahmet Şık da duruşmayı takip edenler arasındaydı. Bir sonraki duruşma 2 Aralık 2022 tarihine ertelendi.

    Sanık polisler Yunus Başay, Muhammet Ongun ve Onur Ülker, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, bilirkişi Zafer Kökdemir ise salonda hazır bulundu. Sanık polislerden Hakan Aydın ise ilaç kullandığı için mazeret bildirerek, duruşmaya katılmadı.

    “GÖZALTINA ALIP ALMADIĞIMI HATIRLAMIYORUM”

    Celsede ilk olarak ifade veren polis Yunus Başay, “Çok uzun zaman geçtiği için olayı hatırlamıyorum. Daha önce verdiğim ifadeyi tekrarlıyorum. O dönem ekip şoförü olarak çalışıyordum. Ekip şefimiz Soner Gündoğdu ifade tutanağında zaman hatası olduğunu fark etti. Adliyeye böyle gitmemesini, düzeltmemi istedi. İkinci kez düzenlenen belgelerde imzam var. Onur Yaser Can’ın gözaltına alındığı sırada olup olmadığımı hatırlamıyorum” dedi.

    Onur Yaser Can’ın kız kardeşi Ezgi Can‘ın sorusu üzerine bu kez Başay, Onur Yaser’i kendilerinin yakaladıklarını söyledi.

    SANIK POLİS: KONU BAŞKA YÖNE ÇEKİLİYOR

    Başay’ın ardından sanık polis Muhammet Ongun ifadesini verdi. Ongun, “Olay tarihinde narkotikte teknik takip kısmında görevliydim. Onur Yaser Can’ın takip ettiğimiz uyuşturucu satıcısıyla görüşmeleri olunca yakalaması yapıldı. Üzerinden miktarını hatırlamadığım uyuşturucu madde çıktı. Gece geç saatlerde eve gidecektik. Onur Ülker ile birlikte üst aramasını yaptık. Sadece o belgede imzam var. Bu tutanak değiştirilmemiştir. Dosyada başka bir imzam yok. Daha önce hakkımda takipsizlik kararı verildi. Hakkımda fazladan bir delil yok, beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Ongun‘dan sonra duruşmaya sanık polis Onur Ülker‘in ifade vermesiyle devam edildi. Hakan Aydın’ın şoförlüğünü yaptığını hatırlatan Ülker, Onur Yaser Can’ı hangi ekibin yakaladığı sorusuna “Konu başka yöne çekiliyor. Daha önceki ifadelerimi tekrarlıyorum” diyerek, sorulara aynı cevapları verdi.

    ŞUBEYE GİDEN BİLİRKİŞİYİ POLİS TEHDİT ETMİŞ

    Bilirkişi Zafer Kökdemir de savcı ile birlikte narkotik şubesine gittiklerini belirtirken, şubede bir polisin kendisini “Buradan bir bilgi çıkarsa senden biliriz” sözleriyle tehdit ettiğini söyledi. Kökdemir, CD’yi dosyaya sunduktan sonra savcının “Kır, at” dediği için elindeki CD’yi attığını söyledi. Bu talimatı sözlü olarak aldığını belirtti. 2013 yılında işi bıraktığını kaydeden Kökdemir şu anda kuryelik yaptığını da belirtti.

    Ezgi Sevgi Can ise süreci özetlerken, yaşananların ardından anne ve babasını da kaybettiğini söyledi. Can, “Ağabeyim 20 gün içinde intihar edecek biri değildi. Polisler, bizi suçlu konumuna sokmak için uyuşturucunun altını çiziyorlar. Ağabeyim sanıkların örgütlü suçlarının sonucunda bu travmayı yaşıyor. O nedenle evrakta sahtecilikle işkenceyi birlikte değerlendiriyoruz. Alelacele hazırlanan sahte belgelerle ağabeyim öldükten sonra hakkında dava açıldı” dedi.

    Can, polisler hakkında işkence, cinsel saldırı ve görevi kötüye kullanma suçlarından da suç duyurusunda bulunmasını talep etti.

    SANIK AVUKATIN SÖZLERİ ÜZERİNE SALONDAKİLER TEPKİ GÖSTERDİ

    Yaser Can’ı çıplak arayan polisler Muhammet Ongun ve Onur Ülker’in avukatı Ayhan Baykal da, “Onur Yaser Can uyuşturucu kullanmasaydı bunlar yaşanmayacaktı” ifadeleri üzerine salondakiler tepki gösterdi.

    Bilirkişi Kökdemir’in avukatı Ayşe Ay Acar ise, “Bu dosya bir işkence dosyası olmalıydı. İşkence bu ülkenin gerçeğidir. Bu davalarda alınan sonuçlar demokrasinin yerleşmesini sağlayacak. Bu dosyada yargılanıyor olmaktan dolayı utanç duyuyorum.”

    “EVRAKTA SAHTECİLİK DEĞİL, İŞKENCE DAVASIDIR”

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti Ezgi Sevgi Can’ın katılma, Kökdemir’in vareste tutulma talebini kabul etti. Sanık Hakan Aydın’ın bulunduğu şehirden SEGBİS ile bir sonraki celseye katılmasına, gerekirse zorla getirilmesine hükmetti. Bir sonraki celse 2 Aralık 2022 günü saat 14.00’te görülecek. Kararın ardından adliye önünde açıklama yapan Ezgi Sevgi Can ve avukatlar, “Bu dava evrakta sahtecilik değil, işkence davasıdır. Mücadelemiz devam edecek” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Bir ayda 39’u çocuk, 792 kişiye işkence yapıldı’

    ‘Bir ayda 39’u çocuk, 792 kişiye işkence yapıldı’

    CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu’nun raporuna göre, haziran ayında 231 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi. Yaşam hakkı ihlallerinde, 187 emekçinin hayatını kaybetmesi ile iş cinayetleri birinci sırada yer aldı. 32 kadın yurttaş, kadın cinayetlerinde hayatını kaybetti. Rapora göre, 5 kişi cezaevlerinde yaşamını yitirdi.

    CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu, “Haziran 2022 Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri Raporu”nu yayımladı.

    Tanrıkulu’nun raporuna göre, haziran ayında 231 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi. Yaşam hakkı ihlallerinde, 187 emekçinin hayatını kaybetmesi ile iş cinayetleri birinci sırada yer aldı. 32 kadın yurttaş, kadın cinayetlerinde hayatını kaybetti. Rapora göre, 5 kişi cezaevlerinde yaşamını yitirdi.

    Tanrıkulu’nun raporunda bir ayda 792 işkence olayı yaşandığı belirtilirken, bu olayların 51’nin cezaevlerinde yaşadığı kaydedildi. İşkenceye uğrayanlardan 39’u ise çocuk.

    Haziran ayında toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik hak ihlalleri de hız kesmedi. Haziranda 71 eylem ve etkinliğe müdahale edildi, müdahalelerde 35’i çocuk 783 kişi hakkında adli ve idari işlem yapıldı. 10 kişi toplantı ve gösteri yürüyüşünü kullandığı için açılan davalarda mahkûm oldu. Yedi ilde 11 tiyatro, gösteri vb. etkinlikler yasaklandı.

    16 GAZETECİ TUTUKLANDI

    Haziranda 26 gazeteci gözaltına alındı, 16 gazeteci tutuklandı, dört gazeteci hakkında açılan davalardan mahkûm oldu, bir gazeteci saldırıya uğradı. 292 internet haberine erişim engeli geldi, RTÜK kanallara beş kez ceza verdi, 11 kitap hakkında toplama kararı verildi.

    Düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı için 32 kişi gözaltına alındı, 13 kişi tutuklandı. 10 kişi hakkında, bu hakkını kullandığı için açılan davalarda mahkûmiyet kararı verildi. 35 kişiye bu alanda soruşturma açıldı.

    Tanrıkulu, “Adalet ve Kalkınma Partisi, ‘İşkenceye sıfır tolerans’ dedi. İnsan hakları ihlallerini bitirme iddiasıyla geldi, 20 yıl önce. Bugün itibariyle zalimlikte, zulümde ve insan hakları ihlallerinde bir şampiyonluğa doğru ilerliyor” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suruç’ta IŞİD’in katlettiği Duygu Tuna, Cemil Yıldız ile İsmet Şeker anıldı-VİDEO

    Suruç’ta IŞİD’in katlettiği Duygu Tuna, Cemil Yıldız ile İsmet Şeker anıldı-VİDEO

    PİRHA-Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Duygu Tuna, Cemil Yıldız ile İsmet Şeker, İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki mezarları başında anıldı. Anma programında konuşan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Av. Gülseren Yoleri, “Suruç katliamı barış umutlarına vurulan bir darbeydi. Ülkenin yüzünü tekrar çatışmaya, savaşa döndüğünün bir ispatıydı. Sonrasında yaşananlar da bunu doğruladı” dedi.

    Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Suruç’ta gerçekleştirdiği katliamda hayatını kaybeden Duygu Tuna, Cemil Yıldız ile İsmet Şeker, katliamın 7. yılında İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki mezarları başında anıldı. Anmaya Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Av. Gülseren Yoleri, CHP ve HDP Sultangazi ilçe yönetimi ile çok sayıda kişi katıldı. “Suruç için adalet, herkes için adalet”, “Suruç’u unutma, unutturma”, “Suruç’un hesabı sorulacak” sloganlarının da atıldığı anma programında ilk olarak Cemil Yıldız’ın eşi Sultan Yıldız söz aldı.

    “ONLAR TARİHİN EN TEMİZ SAYFALARINA YAZILDILAR”

    Suruç Katliamı’nın 7. yılında acılarının hala taze olduğunu söyleyen Sultan Yıldız, “Bugün Suruç Katliamı’nın 7. yılı. İnanın acılarımız hala aynı. Sanki katliam yeni olmuş gibi. Çok üzgünüz ama üzüntümüzü öfkeye çevirmeye çalışıyoruz. Onları asla unutmayacağız. Mücadelelerini devam ettireceğiz. Onlar kimseye bir şey yapmadı. Ama içlerinde bomba patlattılar. Kurban bayramında 33 cenazeyi bize gönderdiler. Onlar tarihin en temiz sayfalarına yazıldılar. Şunu unutmasınlar ki bu davadan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “SURUÇ İÇİN ADALET HERKES İÇİN ADALET”

    İsmet Şeker’in kızı Dilek Şeker ise adalet mücadelelerine devam edeceklerini belirtirken, “7 yıldır mezar başlarındayız. Babalarımızı, kardeşlerimizi bu temmuz sıcağında katlettiler. İki karakolun arasında hain bir bomba saldırısına göz yumdular. Bile bile ateşe attılar. Bizim için 20 Temmuz’un anlamı çok büyük. Çünkü onlar Kobane’ye oyuncak, kalem götürecek; hastane, park yapacaklardı. Onların yolundan devam ediyoruz. Adalet mücadelesindeyiz. “Suruç için adalet herkes için adalet” diyeceğiz. Suruç’a adalet gelirse Diyarbakır ve 10 Ekim de dahil bütün katliamlara adalet gelecek” ifadelerini kullandı.

    “ZALİMLERİN HESAP VERME GÜNÜ YAKINDIR”

    Suruç Katliamı öncesi devam eden çözüm sürecini hatırlatan HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ise şöyle konuştu:

    “Türkiye’de yüz yılı aşkın süredir düşmanlık politikalarını sürdürerek iktidarlarını devam ettiriyorlar. Düş yolcuları bu düşmanlığı sona erdirmek; Kürt ve Rojava’da karanlığa karşı mücadele eden halklar ile dayanışmak için yola çıktılar. Ama onlar yola çıktığında zalimler de planlarını yapmışlardı. Bu buluşmayı engellemek istiyorlardı. Maalesef düş yolcularının arasına bombayı gönderdiler ve yoldaşlarımızı aramızdan aldılar. Bir çözüm süreci yürütülüyor, umutlarımız büyüktü. Umutlarımızı elimizden almak için böyle bir karanlığı o gün yeniden başlattılar. 7 yıldır bu ülkede ne huzurumuz ne refahımız var. Hep beraber kaybediyoruz. Zalimlerin hesap verme günü yakındır. O gün gittikçe yaklaşıyor. O karanlığı üzerimize gönderen zalimler yakında hesap verecekler.”

    “SÖZ VERİYORUZ TOPLUMSAL BARIŞI SAĞLAYACAĞIZ”

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da “Suruç’tan önce Mersin ve Diyarbakır’da küresel vahşet örgütünün eylemleri gerçekleşti. Daha sonra 10 Ekim’de Gar Katliamı gerçekleşti. 1 Kasım’da da AKP’nin tek başına iktidar olduğu bir seçim süreci var. Aslında 20 Temmuz ve öncesi planlanmış, engellenmemiş katliamlardı. Açık kaynaklardan kimlerin eyleme hazırlandığı belliydi. Herkesin arandığı bir ortamda adeta oraya gönderilen vahşi bir eylemcinin bombalı saldırısı gerçekleşti. Bugüne kadar da adalet sağlanmadı. Hiçbir katliamda adalet sağlanmadı. Halklar arasında dayanışma ve barışı sağlayacağımıza söz veriyoruz. Toplumsal barışımızı sağlayacağız” dedi.

    “SURUÇ, BARIŞ UMUTLARINA VURULAN BİR DARBEYDİ”

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri ise dava süreçlerine değinerek, şunları kaydetti:

    “Suruç bu ülkede ilk katliam değildi. Diğerleri gibi tesadüf olmadığını da biliyoruz. Önceden organize edildiğini kamuoyu biliyor. Fakat yargı eliyle sağlanan cezasızlık katliamların devamını getiriyor. Suruç Katliamı barış umutlarına vurulan bir darbeydi. Ülkenin yüzünü tekrar çatışmaya, savaşa döndüğünün bir ispatıydı. Sonrasında yaşananlar da bunu doğruladı.”

    ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş da “Onları oraya götüren şey Gezi’nin ayaklanmacılığını, değişimciliğini, isyancılığını Rojava devriminin birikimiyle buluşturmaktı. Türkiye ve Kürdistan halklarına birlikte yaşam umudunu göstermek için yola koyuldular” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Gezi Davası’nda çıkan kararlar Adalet Nöbeti’nde protesto edildi-VİDEO

    Gezi Davası’nda çıkan kararlar Adalet Nöbeti’nde protesto edildi-VİDEO

    PİRHA-Gezi Davası’nda çıkan karar bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde gerçekleştirilen Adalet Nöbeti’nde protesto edildi. Nöbete mesaj yollayan Avukat Can Atalay, “Taksim Gezisi, farklı fikirlerin, dünya görüşlerinin çoğulcu bir ortamda yaşayabileceğinin kanıtıdır. Taksim Gezisi, ekmeği paylaşmanın tadını yeniden anımsatandır. Gezi bu toprakların eşitlik özgürlük adalet umududur” ifadelerini kullandı.

    Gezi Davası’nın dün görülen karar duruşmasında Osman Kavala hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi ile Tayfun Kahraman’a da 18’er yıl hapis cezası verilmişti.

    Gezi Davası’nda çıkan karar, bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde gerçekleştirilen Adalet Nöbeti’nde protesto edildi. Nöbete Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Özgür Özel, İbrahim Kaboğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Oya Ersoy ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık‘ın yanı sıra çok sayıda siyasi parti temsilcisi, yazar ve avukat katıldı.

    “DÜN BU ADLİYEDE FACİA YAŞANDI”

    Adalet Nöbeti’nde ilk olarak açıklama yapan Avukat Kemal Aytaç, “Dün bu adliyede facia yaşandı. Bir infaz bürosu infaz memurları aracılığıyla adına hukuk, yargı diyemeyeceğim bir kepazelik yaşadık. Bu cesareti nereden alıyorlar bunun cevabını vermek zor. Bu cellatlardan hesap soracağız. Yaptıkları yargılama değildir” diye konuştu. Dava sonuncu 18 yıl hapis cezası alan ve tutuklanan Avukat Can Atalay‘ın Silivri Hapishanesi’nden gönderdiği mesaj da nöbette okundu. Atalay‘ın mesajı şöyle:

    “Ülkenin gündemi açlık yoksulluk olması gerekirken, hiçbir hukuk kuralı tanımadan saçma sapan şeylerle meşgul ediyorlar. Biz İstanbul’un kent merkezinde son kalan müşterek, kamusal bir yeşil alanı, afet sonrası toplanma alanını savunduk. Polisin şiddetine karşı çıkan her bir insanımız kendi itirazını aldı geldi. Taksim Gezisi, farklı fikirlerin, dünya görüşlerinin çoğulcu bir ortamda yaşayabileceğinin kanıtıdır. Taksim Gezisi, ekmeği paylaşmanın tadını yeniden anımsatandır. Gezi bu toprakların eşitlik özgürlük adalet umududur. Gezi’nin toplumsal politik ya da hukuki bakiyesini ancak onurla taşırız. Gezi’yi savunduk, savunuyoruz, savunacağız. Adalet istiyoruz, insan, hava, toprak ve su için adalet. Hep birlikte mücadele edeceğiz ve hep birlikte kazanacağız.”

    “ÖFKEMİZ BÜYÜK AMA KARARLILIĞIMIZ DA BİR O KADAR YÜKSEK”

    CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel çıkan kararı “Öfkemiz büyük ancak kararlılığımız da bir o kadar yüksek” şeklinde değerlendirdi. Özel şunları söyledi:

    “Sözümüze değer verenlere bir tek şey söylüyorum: Bundan sonra nereye çağrılırsanız oraya gidin. Baroların, sivil toplum örgütlerinin barışçıl çağrılarına bedeninizle, zihniniz, yüreğinizle katkı verin. Karşımızdaki bu büyük kötücül aklı hiçbirimiz tek başına yenemeyiz ama hepimiz yeneriz. Gezi’yi hazmedemediği için Geziyi savunanları mahkum etmeye çalışıyor. Bu ülkenin bir diktatörden kurtuluşu ancak yine hepinizin hep birlikte omuz omuza vermesiyle olacak. Biz bu diktatörü hep beraber göndereceğiz. Buna söz veriyoruz.”

    “BU KARAR SARAYIN KARARIDIR”

    Pen Yazarlar Derneği Başkanı Zeynep Oral ise “Düşüncelerini korumak isteyen insanların gerçekleştirdiğimiz Gezi’nin suçunu eğer suçsa 20 kişiye bağlamak istemek yeryüzünün en kötü romanı, en kötü yazısı, en kötü makalesi, en kötü senaryosu ve bu tutmaz. Eğer bir ülkede bir kişi haksız yere hapisteyse bu ülkede hiç kimse özgür değildir” ifadelerini kullandı.

    HDP Milletvekili Oya Ersoy da verilen kararın siyasi olduğunu belirtirken, “Bu karar sarayın kararıdır. Egemenliği için, sarayın çıkarları için verilen bir karar. Sana kul olmayacağız” dedi.

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şunları söyledi: “Bu kararı veren hakimlerden, savcılardan tek tek adil bir şekilde hesap soracağız. Bu davanın iddianamesi Saray’da yazıldı, hükmü de Saray’da verildi. Burada sadece açıklandı.”

    “KAYBEDECEK BİR TEK GÜNÜMÜZ YOK”

    TİP Milletvekili Ahmet Şık ise şöyle konuştu:

    “Bu, iyiyle kötü arasındaki, savaş isteyenlerle barışı hakim kılmak isteyenler, demokrasi ve hukuk normlarının hakim olmasını isteyenlerle, hukuki pas pas ederiz diyenler, bir avuç sömürücünün milyonlarca insanın sömürmesine devam etmek isteyenlerle, siyahla beyaz arasındaki bir savaş. İnsanın hayatta durduğu yeri tüm hayatı boyunca tercihleri belirliyor. Bu tercihler haysiyet sahibi olup olmadığınıza iyi bir emare. Mevzu bir mafya ile mücadele ederken, o mafyanın tetikçiliğini üstlenmiş bir yargının tasarrufuyla olmayacağının bilerek bu işin siyasi ve politik olduğu bilinciyle hareket etmekten geçiyor. Mafyayla, mafyanın anladığı dilden mücadele edeceksiniz. Başka yolu yok. Kaybedecek bir tek günümüz yok. Zamanımız kalmadı.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Tanrıkulu’ndan medya raporu: AKP iktidarı döneminde en az 811 gazeteci tutuklandı

    Tanrıkulu’ndan medya raporu: AKP iktidarı döneminde en az 811 gazeteci tutuklandı

    PİRHA-10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir rapor yayımlayan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, gazetecilerin maruz bırakıldığı hak ihlalleri ve baskılara dikkat çekti. Tanrıkulu raporunda, “Türkiye’de AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2021 yılı sonuna kadar en az 811 gazeteci tutuklandı” ifadelerini kullandı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla hazırladığı raporda “12 Eylül döneminde başlayan basını sermayenin kontrolüne alma çabaları AKP döneminde ivme kazandı” ifadelerine yer verdi. Tanrıkulu, AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından 2021 yılının sonuna kadar en az 811 gazetecinin tutuklandığını söyledi.

    “GAZETECİLERİN ÇALIŞMA KOŞULLARI İNANILMAZ DERECEDE KÖTÜLEŞTİ”

    Türkiye’deki muhalif gazetecilerin iktidar tarafından ‘terörist’ ilan edildiğini belirten Tanrıkulu, raporunda şu ifadeleri kullandı:

    “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün kutlanmasına vesile olan 212 sayılı Basın Kanunu, gazetecilerin çalışma koşullarında önemli gelişmeler ve ilerlemeler getiriyordu. Kanununun kabul edildiği 1961 yılından bugüne geçen 61 yılda (20 yılı AKP iktidarı döneminde) ise gazetecilerin çalışma koşulları inanılmaz derecede kötüleşti. Gazetecilerin iş güvencesi, tazminat hakkı yok edildi. 12 Eylül döneminde başlayan basını sermayenin kontrolüne alma çabaları AKP döneminde ivme kazandı, etik değerler yok edildi. ‘Muhalif olmasına gerek yok, gerçeği yazıyorsa, biat etmemişse, bizden değilse teröristtir’ yaklaşımı hâkim kılındı.”

    “TÜRKİYE, DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ENDEKSİNDE 153. SIRADA”

    Tanrıkulu, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) verilerine de yer verdiği raporunda, “Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün ‘2021 Dünya Basın Özgürlüğü’ endeksinde 180 ülke arasında 153. sırada yer alıyor. 2020 yılında 154. sırada yer alan Türkiye’nin bir sıra ilerlemesi ise ‘basın özgürlüğü’ konusundaki gelişmelerden değil, Belarus’un beş basamak birden gerilemesinden kaynaklandı” dedi.

    “AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE 811 GAZETECİ TUTUKLANDI”

    “Türkiye’de AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2021 yılı sonuna kadar en az 811 gazeteci tutuklandı” diyen Tanrıkulu‘nun raporundan dikkat çeken veriler şu şekilde:

    “Düşüncesi ifade özgürlüğü kapsamına giren eylem ve etkinlikleri nedeniyle gözaltına alınan, tutuklanan, yargılanan, mahkum olan gazeteciler ve diğer kişilere ilişkin verilerin sağlıklı olmadığı, gerçeğin çok altında olduğu unutulmamalıdır. Geçen yıl Eylül ayında yayınlanan ‘Düşünceyi İfade Özgürlüğü İhlal Raporu’nda dediğimiz gibi, ‘Yani aslında ‘düşünceyi ifade özgürlüğü ihlali’ kapsamındaki durumlara, olaylara ilişkin verilere ulaşmanın zorluğunun, hatta imkansızlığının da ‘düşünceyi ifade özgürlüğünün ihlali’ olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

    Gazetecilere Saldırılar: AKP Hükümetleri döneminde yeniden gündeme gelen gazeteci düşmanlığı ve gazetecilere yönelik fiziksel saldırılar AKP Hükümetinin tutumu nedeniyle yaşanmaktadır.

    -Bursa Uludağ Gazetesi Yazarı Ferruh Varanoğlu (58), 17 Şubat Günü işyerinin önünde park ettiği aracından inerken kimliği belirsiz bir kişinin silahlı saldırısına uğradı. Saldırganın 6 el ateş ettiği Varanoğlu, sağ ayağından vuruldu.

    -KRT TV’de “Kent ve Yaşam” programını hazırlayan Osman Güdü, 4 Şubat Günü İstanbul Kartal’da kimliği belirsiz bir kişinin saldırısına uğradı. Başına aldığı darbeler sonucu yaralanan Osman Güdü hastaneye kaldırıldı.

    -Gazeteci Levent Gültekin, 8 Mart Günü bir programa katılmak için gittiği Halk TV’nin İstanbul Bakırköy’deki merkezi önünde yaklaşık 25 kişinin saldırısına uğradı. Levent Gültekin ‘Geçen haftaki konuşmamın ardından sosyal medyadan ciddi tehditler aldım, Bakırköy meydanında kanala doğru yürüdüğümde iki kişiyle göz göze geldim. Bunlar beni takip etmeye başladılar, bir süre sonra da saldırdılar’ Olay nedeniyle 23 Mart günü gözaltına alınan Ö.D. ve M.E.K. tutuklandı, M.A.D. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    -Diyarbakır’da Türkçe ve Kürtçe yayın yapan Amed Radyo TV’nin vericilerine 22 Mart Günü silahlı saldırı düzenlendi. Saldırı nedeniyle radyo 8 saat yayın yapamadı.

    -Gazeteci Sultan Eylem Keleş, 1 Mayıs Günü Taksim’e çıkmak isteyenlere polis müdahalesini görüntülerken Emniyet Genel Müdürlüğü’nün gazetecilerin görüntü almasına ilişkin genelgesi gerekçe gösterilerek alandan uzaklaştırıldı. Ankara’da ise eylemcilere müdahaleyi izleyen Yol TV Muhabiri Özge Uyanık’ın telefonunu yere atan polisler görüntüleri de silmeye çalıştı.

    -İsrail’in Filistin’e saldırılarını protesto amacıyla İstanbul’da 27 Mayıs günü düzenlenen eylemin ardından bir öğrenciyi taşıdığı pankartı gerekçe göstererek gözaltına alan polis, haber takibi yapan gazeteciler Derya Saadet ve Fatoş Erdoğan’ı engelledi. Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesini gerekçe gösteren polis, gazetecileri alandan uzaklaştırmaya çalıştı.

    -DHA Muhabiri Ahmet Atmaca, 10 Haziran günü Gaziantep’te haber takibi için bulunduğu Adli Tıp Kurumu binasında bir grubun saldırısına uğradı.

    -Yeniçağ Gazetesi Samsun Muhabiri İbrahim Akkuş, Samsun’un 19 Mayıs İlçesinde yapılan devlet hastanesindeki eksiklerle ilgili haberi nedeniyle 22 Haziran Günü saldırıya uğradı. Akkuş’a inşat firması çalışanlarının saldırdığı öğrenildi.

    -Gazeteci Erk Acarer 7 Temmuz Günü Almanya Berlin’deki evinde saldırıya uğradı. Yüzünden ve vücudunun çeşitli yerlerinden yaralanan Acarer, “Oturduğum binanın müşterek avlusunda silahlı üç kişinin saldırısına uğradım. Saldırganlardan biri ‘Yazmayacaksın ulan’ diye bağırıyordu. Olay sırasında tanıklar çok fazla arttığı için silah kullanamadılar” dedi.

    -Kırım Haber Ajansı (QHA) Türkçe Yayın Yönetmeni Aydın Taş, 9 Ağustos günü Ankara’daki ofisinde ölü bulundu. Resmi açıklamada Aydın Taş’ın intihar ettiği iddia edildi.

    -Marmaris’te Çevre ve Şehircilik Bakanını izleyen BirGün Muhabiri Sarya Toprak’ın çekim yapması önce polis, ardından da Bakan tarafından engellendi. Toprak, polis tarafından zorla alandan çıkartıldı.

    -Gazeteci Murat Ağırel, Emrah Çelik adlı kişi tarafından sosyal medya üzerinden tehdit edildi.

    -İstanbul Beylikdüzü İlçesinde Zümra Nur Şenyurt (3) adlı çocuğun ölümüne ilişkin gelişmeleri izleyen DHA çalışanları Ahmet Yeşilmen, Kubilay Özev ve İHA muhabiri Erdal Can İçelli, bekçilerin fiziksel şiddetine maruz kaldı.

    -Gazeteci Celal Eren Çelik, 2 Eylül Günü Ankara’da kimliği belirsiz kişilerin saldırısına uğradı.

    -FOX Haber Muhabiri Barış Kaya, 2 Eylül Günü AKP Sözcüsünün basın toplantısı için gittiği AKP Genel Merkezie alınmadı.

    -Birol Yıldırım’ın İstanbul Esenyurt Polis Merkezi’nde ölümü nedeniyle açılan davayı (20 Eylül) izleyen gazeteci Canan Coşkun, bir polis tarafından “İnşallah sizin de başınıza gelir” denilerek tehdit edildi.

    -Batman Jiyan Haber gazetesinin sahibi İdris Yayla’nın kimliği belirsiz kişilerce telefonla tehdit edildi, evinin önünde de silahla havaya ateş açıldı. İdris Yayla şunları söyledi:

    ‘3 Eylül’de saat 01.45’te Yunanistan telefon koduyla arandım. Önce mesaj attılar. Daha sonra Whatsapp üzerinden aradılar. Aradıklarında ‘eleştiriniz nedir?’ diye sordum. Ama kendilerini hakaret ve tehdit için hazırlamışlardı. Haberlere son vermemizi istediler. Sonrasında tehdit yağdırmaya başladılar. ‘Kulaklarını kesip seni öldüreceğiz. Leşini de sokağa atacağız. Gazeteyi kapat, sıradan bir iş yap, otur oturduğun yerde’ diye tehdit ettiler. Yapılan tehdidin ardından aynı gece evimin önünde 5 el silah sesi duyulması üzerine balkona çıktım. Balkona çıktığımda kimseyi görmedim. Sabah komşularım iki kişinin evimin önünde havaya ateş açtığını ve siyah bir araca binip kaçtığını söylediler.’

    -5 Ekim Günü Şırnak’ta asker ve korucuların ağaç kesimini görüntülemek isteyen Mezopotamya Ajansı Muhabiri Zeynep Durgut, ağaçları taşıyan TIR şoförlerinin saldırısına uğradı, çektiği fotoğrafları silmesi için tehdit edildi.

    * İnternete Sansür : İfade Özgürlüğü Derneğinin EngelliWeb 2020 Raporu, Ağustos Ayında yayınlandı. Rapora göre, 2020 sonu itibarıyla Türkiye’de 467.011 web sitesi 764 farklı kurum (mahkemeler ve idari kurumlar) tarafından verilen 408.808 farklı kararla erişime engellendiği belirtildi. Raporda, 2020 sonu itibarı ile 150.000 URL adresine, 7.500 Twitter hesabına, 50.000 tweete, 12.000 YouTube videosuna, 8.000 Facebook içeriğine ve 6.800 Instagram içeriğine de 5651 sayılı Kanun ve diğer hükümlere istinaden erişimin engellendiği vurgulandı.

    Raporda yer alan veriler ana başlıklarıyla şöyle:

    -Toplam 58.809 alan adı erişime engellendi (Bunlardan 52.185 alan adı BTK tarafından, 3.025 alan adı Hakimlik, Savcılık ve Mahkemeler tarafından, diğerleri resmi kurumlar tarafından)…

    -EngelliWeb projesi kapsamında 2020 sonuna kadar 5651 Sayılı Kanunun 9. Maddesi kapsamında 468 farklı Hakimlik tarafından verilen 5.136 farklı kararla erişimi engellenmiş 22.554 haber (URL adresi) ve kaldırılan, çıkartılan veya silinen 15.832 haber (URL adresi) tespit edildi.

    -2020 yılı içinde 384 haberle Hürriyet Gazetesi ilk sırada yer aldı. İkinci sırada 267 haberi erişime engellenen Haberler.com web sitesi, üçüncü sırada 248 haberi erişime engellenen Sabah gazetesi yer alıyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDK’den ‘Türkiye’de kayyum rejimi’ paneli!

    HDK’den ‘Türkiye’de kayyum rejimi’ paneli!

    PİRHA-Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Türkiye’de başta Belediyeler olmak üzere tüm kurumlara dayatılan Kayyum Rejimine karşı “Türkiye’de Kayyum Rejimi Ve Kendini Yönetme Hakkı” başlıklı panel düzenleyecek.

    Halkların Demokratik Kongresi, Belediyeler ve kurumlara atanan kayyumlara ilişkin “Türkiye’de Kayyum Rejimi Ve Kendini Yönetme Hakkı” başlığı ile panel / forum düzenleyecek.

    19 Eylül Pazar saat 10.00 – 18.00 arasında yapılacak panel Nazım Hikmet Kültür Merkezi – Şişli/İstanbul adresinde izlenebilecek.

    Panelde Yazar Bekir Ağırdır “Türkiye’de kayyum rejimi ve siyasal arka plan” başlığı hakkında konuşacak.

    “Yerel yönetimlerde kayyum rejimi” konusunu ise CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan yorumlayacak. Panelde ayrıca Ecem Güler, Erol Köroğlu, Av. Sezin Uçar ve Gazeteci İrfan Aktan da konuşmacı olarak yer alacak.

    (HABER MERKEZİ)