Etiket: sezgin tanrıkulu

  • CHP’li Tanrıkulu’nun ‘kaçırılma ve kaybetme’ sorularını Soylu yine yanıtsız bıraktı

    CHP’li Tanrıkulu’nun ‘kaçırılma ve kaybetme’ sorularını Soylu yine yanıtsız bıraktı

    PİRHA- CHP İstanbul Milletvekili Tanrıkulu, 15 Temmuz 2016’dan sonra artan kaçırılma ve kaybetme olaylarını Soylu’ya sordu. Soylu ise Kaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama Dairesi’nde bu verilere ulaşabileceğini söyledi. Tanrıkulu, “Çoğu zaman sorulara yanıt bile vermeyen İçişleri Bakanı, söz konusu sorumuza Emniyet Genel Müdürlüğü aracılığıyla verdiği yanıtta hiçbir bilgi vermemeyi başarmış” dedi. 

    Birçok ilde yaşanan kaçırma ve kaybolma olaylarına ilişkin ‘Türkiye’de Gözaltında Kayıplar Raporu’ hazırlayan CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu, bu konuyu birçok kez Meclis gündemine taşıdı. Tanrıkulu, son 5 yıldaki kaçırılma vakalarını, bu konuya ilişkin başvuruları yeniden meclis gündemine getirdi. 

    Tanrıkulu 15 Temmuz 2016 – 11 Şubat 2021 tarihleri arasında Türkiye genelinde kaçırılan kişilere yönelik soru önergesi hazırladı. Soru önergesini İçişleri Bakanı’nın yanıtlamasını istedi. Ancak soru önergesine yaklaşık 5 ay sonra cevap verildi.

    Bakan, Tanrıkulu’nun, “15 Temmuz 2016-11 Şubat 2021 arasında Türkiye genelinde illere göre toplam kaç kişi kaçırılmıştır” sorusuna cevap için de Soylu, “Kayıp şahıs verilerine www.icisleri.gov.tr/kihbi resmi internet sitesinden ulaşılabilmektedir” dedi.

    Sorularına net cevaplar alamayan Sezgin Tanrıkulu ise bakanın yanıtlarından sonra şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Önergede 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle soru önergesini verdiğimiz 11 Şubat 2021 tarihleri arasında Türkiye genelinde kaç kişinin kaçırıldığını, kaç kişi hakkında yakınları tarafından kayıp başvurusu yapıldığını, başvurular sonucu kaç kişinin sağ olarak bulunduğunu ve akıbetlerinin ne olduğunu, kaçırılan kişilerden kaçının bulunduğunu, Şubat 2021 tarihi itibariyle hakkında bilgi alınmayan kaç kayıp veya kaçırıldığı ifade edilen kişi olduğunu, kaçırma olaylarının neden kameralardan tespit edilmediğini sormuştuk. Çoğu zaman sorulara yanıt bile vermeyen İçişleri Bakanı, söz konusu sorumuza Emniyet Genel Müdürlüğü aracılığıyla verdiği yanıtta hiçbir bilgi vermemeyi başarmış.”

    23 ay oldu Yusuf Bilge Tunç ortaya çıkarılmadı. 29 Aralık 2020′ de Ankara’nın en işlek yerlerinden birinde kaybedilen Hüseyin Galip Küçüközyiğit’den 192 gündür haber alınamıyor. Orhan İnandı ise 35 günün ardından Kırgızistan’da Türk bayrakları önünde çekilen fotoğrafıyla bulundu. 

    Helin YILMAZ/ PİRHA

     

  • 18 yılda en az 721 gazeteci tutuklandı

    18 yılda en az 721 gazeteci tutuklandı

    PİRHA- CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 24 Temmuz Basın Bayramı’na ilişkin hazırladığı raporda, 18 yıllık AKP iktidarında en az 721 gazetecinin tutuklandığını, en çok tutuklamanın ise OHAL’in uygulandığı 2016 ve 2017 yıllarında yaşandığını belirtti. 
    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 24 Temmuz Basın Bayramı nedeniyle, gazetecilere dönük baskıları içeren bir rapor hazırladı.
    24 Temmuz 1908 tarihine kadar gazeteler devlet memurlarının kontrolünden geçtikten sonra yayınlanırken, İkinci Meşrutiyetin ilanıyla bu uygulamaya son verildi. 24 Temmuz basın üzerindeki devlet kontrolünün kaldırıldığı gün olduğu için bayram olarak kutlanıyor.
    “18 YILDIR BASKILAR VE YASAKLAR ARTARAK DEVAM EDİYOR”
    Raporda, AKP hükümetleri ile birlikte 1908’in bile gerisine düşen Türkiye’de artık gazetecilerin haber yazamaz hale geldiği belirtildi. Raporda, 18 yıldır baskı ve yasakların artarak devam ettiğine yer verilerek, “Bir yandan AKP’ye biat etmeyen binlerce gazeteci işten atılırken diğer yandan çalışmaya çalışan gazeteciler de haklarındaki soruşturmalar, davalar, gözaltı-tutuklamalarla ve yayın yasakları ile uğraşmaktadır. Artık ülkemizde haberleri editörlerden, haber müdürlerinden önce ‘yargılanır mıyız?’ endişesi yüzünden hukukçular, avukatlar okumaktadır” denildi.
    Raporda, Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün 2020 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 50.02 puanla 154. sırada yer aldığı belirtildi.
    42 BİN TWEET, 12 BİN YOU TUBE SAYFASI ENGELLENDİ
    Raporda, şu bilgilere yer verildi:
    * 17 Temmuz 2020 tarihi itibarıyla Türkiye’de en az 93 gazeteci ve medya çalışanı, tutuklu veya hükümlü olarak cezaevinde bulunuyor.
    * İşinden edilen gazeteci sayısı 10 binin üzerinde. Çalışan gazeteciler içinde de yandaş olmayanların sarı basın kartları iptal edildi.
    * İlk altı aylık dönemde; En az 19 gazeteci, yazar, yayıncı hapis cezasına mahkum edildi. Onlarca gazeteci hakkında soruşturma ve dava açıldı. En az 16 gazeteci tutuklandı. En az 52 gazeteci gözaltına alındı. RTÜK, Basın İlan Kurumu ve BTK, en az 158 basın yayın kuruluşu ve internet sitesi hakkında erişim yasağı, ilan kesme, yayın/program durdurma ve para cezaları verdi. (İfade Özgürlüğü Derneğinin Mayıs 2020 verilerine göre 415 bin Alan Adı, 140 bin Link, 42 bin Tweet, 12 bin 450 YouTube Sayfası, 7 bin 200 Twitter Hesabı, 6 bin 500 Facebook Hesabı engellenmiş durumda.) En az 5 gazeteci fiili/silahlı saldırıya uğramıştır. Çok sayıda gazeteci politikacılar, yerel yöneticiler, kolluk güçleri tarafından tehdit edilmiştir.
    HAZİRAN AYINDA 2 GAZETECİ TUTUKLANDI, 6 GAZETECİ GÖZALTINA ALINDI
    Raporda sadece Haziran ayında gazetecilere ve medyaya dönük baskılara da yer verildi. Buna göre, 2 gazeteci tutuklandı, 6 gazeteci gözaltına alındı. 3 gazeteci hapis cezası aldı, 1 gazetecinin hapis cezası Yargıtay tarafından onandı. 5 gazeteci hakkında soruşturma, 1 gazeteci hakkında dava açıldı.  2 televizyon kanalına para cezası verildi. En az 65 internet içeriğine erişim engeli getirildi. 1 gazeteye 45 gün resmi reklam ve ilan kesme cezası verildi.
    Bir belediye başkanı hakkında haber yazan gazetecileri tehdit etti, 1 gazeteci silahlı saldırı sonucu yaralandı, 1 gazeteci tehdit edildi.
    2002-2019 TARİHLERİNDE 721 GAZETECİ TUTUKLANDI
    Raporda, AKP’nin iktidara geldi 2002 tarihi ile 2019 tarihleri arasında tutuklanan gazeteci sayısının en az 721 olduğu belirtildi. Raporda, tutuklanan gazeteci sayısının yıllara göre dağılımı ise şöyle:
    2002 yılında 17, 2003 yılında 15, 2004 yılında veri yok, 2005 yılında veri yok, 2006 yılında 22, 2007 yılında 9, 2008 yılında 23, 2009 yılında 37, 2010 yılında 9, 2011 yılında 36, 2012 yılında 5, 2013 yılında 1, 2014 yılında 2, 2015 yılında 8, 2016 yılında 145, 2017 yılında 206, 2018 yılında 56, 2019 yılında 130…
  • ‘İşkence, ülkemizde ve dünyada sistematik biçimde artış göstermektedir’

    ‘İşkence, ülkemizde ve dünyada sistematik biçimde artış göstermektedir’

    PİRHA – CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, uluslararası sözleşmelerde, anayasada ve kanunlarda suç olarak nitelendirilen işkencenin Türkiye ve dünyada artarak sistematik bir hale geldiğini söyledi. HDP Batman Milletvekili Necdet İpekyüz ise, işkenceyle bir korku imparatorluğu yaratıldığını ve uygulayanların ödüllendirildiğini ifade etti

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kuruluşunun 30’uncu yıldönümü dolayısıyla CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili Av. Sezgin Tanrıkulu ile HDP Batman Milletvekili Dr. Necdet İpekyüz TBMM’de ortak basın toplantısı düzenlediler. Basın toplantısında AKP iktidarının işkenceye sıfır tolerans açıklaması eleştirilerek iktidarın işkenceyi gizleyerek teşvik ettiği iddia edildi.

    “İŞKENCE TÜRKİYE’DE GÖRÜNÜR HALDE HERKESE KARŞI YAPILIYOR”

    CHP’li Sezgin Tanrıkulu “İşkence; BM sözleşmelerine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, anayasamıza ve yasalarımıza göre mutlak bir biçimde yasak ve suçtur. Buna rağmen işkence, ülkemizde ve dünyada azalma değil sistematik biçimde artış göstermektedir. Terörle mücadele, milli güvenlik ve kamu düzeni gibi gerekçelerle meşru gösterilmeye çalışılmaktadır. İşkence Türkiye’de görünür halde herkese karşı yapılıyor. İşkence yapanlar bunun görülmesini istiyor ki toplumu sindirebilsinler” dedi.

    “İŞKENCECİLER ÖDÜLLENDİRİLİYOR”

    HDP Batman Milletvekili Dr. Necdet İpekyüz “İşkenceyi uygulayanlar ödüllendirilmekte, yapılan suç duyurularına rağmen emniyet amiri, emniyet müdürü yapılarak terfi edilmekte ve işkence özendirilmektedir. İşkence öyle bir hale geldi ki son 2 yıldır insanlar kaçırılıyor ve 8-10 ay sonra gözaltında oldukları öğreniliyor. Cezaevlerinde girişte ve beslenmede haklar ihlal ediliyor. Baro başkanlarına baskı uygulama dışında, beslenme ihtiyaçlarının önlenmesi bile başlı başına bir işkencedir. İşkence sadece dayak değildir” dedi.

    CHP’li Sezgin Tanrıkulu ile HDP’li Necdet İpekyüz, Erdoğan’ın talimatı ile TBMM İçişleri Komisyonu’nda görüşülen Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanun Teklifi’ne muhalefet etiklerini, Genel Kurul’da da kanunun çıkmaması için mücadele edeceklerini ifade ettiler.

     

    HABER MERKEZİ

  • Gülistan Doku’nun 6 aydır bulunamamasının izahı nedir?

    Gülistan Doku’nun 6 aydır bulunamamasının izahı nedir?

    PİRHA  – CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 5 Ocak tarihinden beri bulunamayan Gülistan Doku’yu Meclis gündemine taşıdı. Tanrıkulu, Gülistan Doku’nun 6 aydır bulunamamasının izahı nedir? diye sordu. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 5 Ocak tarihinden itibaren kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.

    Tanrıkulu, verdiği soru önergesinde Doku’nun kaybolmasına ilişkin başlatılan soruşturmada tek şüpheli olan ve tutuksuz yargılanan Zeinal Abarakov’un dosyaya ilişkin gelişmelerden haberdar olduğu yönündeki iddialara yer verdi. Önergede, “Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Abarakov’un telefonuna el koyma kararı çıkarılmadan bir gün önce Gülistan Doku’nun telefonuna birçok mesaj gönderdiği, bir arkadaşına ‘yarın telefonumu alacaklar geri verdiklerinde yazarım sana’ mesajı gönderdiği ve telefonunun alınacağından haberdar olduğu için Gülistan Doku ile ilgili tüm yazışmaları sildiği de yine Bianette yer alan haberlere göre iddialar arasındadır” ifadelerine yer verildi.

    Tanrıkulu, Gül’ün yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    • Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin başlatılan soruşturmanın güncel akıbeti nedir?
    • Doku’nun kaybolmasına ilişkin kimlerin ifadesi alınmıştır? Alınan ifadelerin içeriği nedir?
    • 6 aydır devam eden arama çalışmalarında ne tür arama yöntemleri kullanılmıştır?
    • Gülistan Doku’nun 6 aydır bulunamamasının izahı nedir?
    • Bahse konu olayla ilgili Doku’nun son görüştüğü kişi olan Abarakov’un ifadesi alınmış mıdır? Alınmışsa, ifadesinin detayı nedir?
    • İlgili dosyada Gülistan Doku’nun son görüştüğü kişi olması nedeniyle tek şüpheli olan Abarakov’un tutuksuz yargılanmasının gerekçesi nedir?
    • Abarakov ve /veya Abarakov’un tanıdıkları, ailesi tarafından Gülistan Doku’nun alıkonulması, öldürülmesi vb ihtimallerine karşın ne tür incelemelerde bulunulmuş ve hangi işlemler yapılmıştır?
    • Abarakov ve /veya Abarakov’un tanıdıkları, ailesi tarafından Gülistan Doku’nun alıkonulması ve öldürülmesinin ihtimaller dahilinde olmadığına ve kaçma şüphesi ile delil karartma şüpheleri olmadığına nasıl emin olunarak Abarakov tutuklanmamıştır?
    • Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Abarakov’un telefonuna el koyma kararı çıkarılmadan bir gün önce Gülistan Doku’nun telefonuna birçok mesaj gönderdiği, bir arkadaşına ‘yarın telefonumu alacaklar geri verdiklerinde yazarım sana’ mesajı gönderdiği ve telefonunun alınacağından haberdar olduğu için Gülistan Doku ile ilgili tüm yazışmaları sildiği iddiaları doğru mudur?
    • İddialar doğru ise Abarakov delil karartma şüphesi nedeniyle tutuklanarak telefonuna el konulmadan 1 gün önce önce Gülistan Doku’ya, o güne kadar hiç mesaj göndermemesine rağmen, çok sayıda mesaj göndermesinin şüphe uyandırması nedeniyle yeniden sorguya alınacak mıdır? Alınmayacaksa, gerekçesi nedir?
    • Abarakov’un dosyadaki gelişmelerden önceden haberdar olduğu iddialarına ilişkin Gülistan Doku’nun ailesine ve kamuoyuna açıklama yapılacak mıdır?”
  • Bir ayda 271 ihlal, 561 işkence olayı yaşandı

    Bir ayda 271 ihlal, 561 işkence olayı yaşandı

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından hazırlanan “Nisan 2020 Hak İhlali Raporu”nda, 271 yaşam hakkı ihlali ve 561 işkence olayının yaşandığı belirtildi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili ve Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu, “Nisan 2020 Hak İhlalleri Raporunu” açıkladı. Tanrıkulu’nun hazırladığı rapora göre, Nisan ayında 271 yaşam hakkı ihlali yaşandı. Söz konusu hak ihlallerinden 220’si iş cinayeti, 20’si kadın cinayeti, 3’ü koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle olmak üzere toplam 10’u cezaevlerinde ölüm, 17’si silahlı çatışmalar sonucu yaşanan ölümler yer aldı. Yine, yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma olayları kapsamında 3, kara mayınları, sahipsiz bomba ve patlayıcılar kapsamında ise 1 çocuğun yaşamını yitirdiği bilgisi raporda yer aldı.

    561 İŞKENCE OLAYI

    Raporda, “İşkence Olaylar” başlığında 561 hak ihlali yaşandı. Bunlardan 483’ü “cezaevlerinde işkence ve kötü muamele” kapsamında, 78’i ise “işkence” kapsamında yaşanan hak ihlalleri oldu.

    12 GAZETECİYE SORUŞTURMA 

    “Düşünce İfade Özgürlüğü” başlığında ise 502 hak ihlalinin yaşandığı raporda yer aldı. Raporda, 1 gazetecinin tutuklandığı, 3 gazetecinin gözaltına alındığı, 12 gazeteci hakkında soruşturma açıldığı, 1 gazetecinin saldırıya uğradığı bilgisine yer verildi. Yine, 22 toplatma ve erişim engelleme kararı, en az 500 düşüncesi nedeniyle gözaltına alındığı ve tutuklandığı, 2 kişinin ise düşünceyi ifade nedeniyle ifadeye çağrıldığı belirtildi.

    179 HAK İHLALİ

    Raporun “Örgütlenme Özgürlüğü” başlığında da, görevden alınan belediye meclis üye sayısının 4 olduğu belirtildi. “Toplantı Gösteri Özgürlüğü” başlığında ise, 179 hak ihlalin yaşandığı belirtildi. Bu kapsamda, “müdahale edilen etkinlik, basın açıklaması” 62, “yasaklanan etkinlik, gösteri, tiyatro” 1, “etkinlik ve eylemlerin yasaklandığı iller” 3, “basın açıklaması, etkinlik, eylemlerde gözaltına alınanlar, tutuklananlar” 80, “basın açıklaması, etkinlik ve eylemler nedeniyle mahkum olanlar” 33 olarak kaydedildi.

  • Mart 2020’de yaşam hakkı ihlal edilenlerin toplam sayısı 165

    Mart 2020’de yaşam hakkı ihlal edilenlerin toplam sayısı 165

    Mart 2020’ye ilişkin hak ihlalleri raporuna göre, Türkiye’de mart ayında yaşam hakkı ihlal edilenlerin toplam sayısı 165 oldu.

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, korona virüsü salgını nedeniyle birçok tedbirin alındığı Mart 2020’ye ilişkin hak ihlalleri raporu hazırladı.

    Rapora göre salgının Türkiye’de de resmi olarak açıklandığı mart ayında yaşam hakkı ihlal edilenlerin toplam sayısı 165 oldu.

    Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, Tanrıkulu’nun raporunda belediyelere yardımlar konusunda uygulanan kısıtlamalar, tabip odası temsilcileri hakkında açılan soruşturmalar da yer aldı.

    Rapora göre salgın sürecinde sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınanların sayısı en az 433 olurken, cezaevlerinde psikolojik ya da fiziksel şiddete maruz kalan kişi sayısı en az 245 olarak kayıtlara geçti.

    GERGERLİOĞLU VE TOSUN’A SORUŞTURMA

    Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri’nin de aralarında olduğu CHP’li belediyelerin başlattığı yardım kampanyalarının İçişleri Bakanlığı kararıyla durdurulduğu belirtilen rapora göre geride kalan mart ayında gazeteye demeç veren Van-Hakkari Tabip Odası Başkanı Özgür Deniz Değer ve Mardin İl Sağlık Müdürlüğü’nün şikayeti üzerine Mardin Tabip Odası Başkanı Osman Sağlam hakkında soruşturma açıldı.

    HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, 25 Mart günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Ankara Sincan 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde bir mahkumun Covid-19 testinin pozitif çıktığını duyurduğu hatırlatılan raporda, “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise iddiayı yalanladı ve Gergerlioğlu hakkında ‘halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak’ iddiasıyla soruşturma başlatıldığını duyurdu” denildi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun hakkında Covid-19 salgınına ilişkin yaptığı konuşma nedeniyle açtığı soruşturma ve HDP Diyarbakır il ve ilçe örgütleri tarafından salgın nedeniyle evinden çıkamayan yaşlı ve bakıma muhtaç kişilere yapılacak yardım girişiminin 30 Mart günü Diyarbakır Valiliği tarafından yasaklanması da raporda yer aldı.

    MART AYINDA EN AZ 29 KADIN ERKEKLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerinden hareketle hazırlanan rapora göre, mart ayında en az 29 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 9 kadın ise kuşkulu bir biçimde ölü bulundu.

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre ise mart ayında 14’ü Covid-19 nedeniyle olmak üzere 113 işçi yaşamını yitirdi.

    Cezaevlerinde 1, silahlı çatışmalarda da 22 olmak üzere mart ayında toplam yaşam hakkı ihlal sayısı 165 oldu.

    “CEZAEVLERİNDE EN AZ 245 KİŞİ ŞİDDETE MARUZ KALDI”

    Mart ayında en az 90 kişinin gözaltında ya da gözaltı merkezleri dışında güvenlik güçlerinin işkencesine maruz kaldığı belirtilen raporda, “Ay içinde eylem ve gösterilerde de en az 70 kişi polisin ya da jandarmanın fiziksel şiddetine maruz kaldı” denildi.

    Cezaevlerinde ya da götürüldükleri hastane ve adliyelerde fiziksel şiddete maruz kalan çok sayıda tutuklu ve hükümlüye ilişkin haberlerin basında ve insan hakları örgütlerinin çalışmalarında yer aldığı belirtilen rapora göre en az 245 kişinin fiziksel/psikolojik şiddete maruz kaldı, sağlık hakkı engellendi.

    “DİYARBAKIR CEZAEVİ’NDE TEMİZLİK MALZEMELERİ VERİLMEDİ”

    Adalet Bakanlığı 13 Mart tarihinde aldığı kararla salgın sürecinde açık ve kapalı cezaevlerinde iki hafta görüş yapılmayacağını açıkladı ve bu süre daha sonra 2 hafta uzatıldı.

    Salgına karşı tutuklu ve hükümlüleri korumak için gereken önlemlerin alınmadığı belirtilen raporda cezaevlerindeki tedbirlere dair şunlar kaydedildi:

    -Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde olası Covid-19 salgınına rağmen temizlik ve dezenfektan malzemesi verilmediği, mahkûmların bu ürünleri cezaevi kantininden parayla almalarına da izin verilmediği öğrenildi.

    -Aksaray T Tipi Cezaevi’nde tutulan siyasi mahkûmların gardiyanlar tarafından “kurallara uymak zorundasınız aksi halde adli suçlulardan virüs olan birini aranıza getiririz” denildiği iddia edildi.

    SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI NEDENİYLE EN AZ 433 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Mart ayında sosyal medya paylaşımları nedeniyle çoğu Covid-19 salgını nedeniyle olmak üzere en az 433 kişi gözaltına alındı. En az 1 kişi tutuklandı, CHP eski Milletvekili Fikri Sağlar’ın da aralarında bulunduğu en az 3 kişi hapis ya da para cezasına mahkûm edildi. İçişleri Bakanlığı, Covid-19 salgınına ilişkin sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan sayısının 25 Mart itibarıyla 410 olduğunu açıklamıştı.

    KAYYIM ATANAN BELEDİYELER

    Mart ayında 7 muhtar, 8 belediye başkanı İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alındı, 1 belediye başkanının mazbatası iptal edildi. Görevden alınan belediye başkanları, Batman Belediye Eş Başkanı Mehmet Demir, Diyarbakır Ergani Belediye Eş Başkanı Ahmet Kaya, Eğil Belediye Eş Başkanı Mustafa Akkul, Lice Belediye Eş Başkanı Tarık Mercan, Silvan Belediye Eş Başkanı Naşide Toprak, Bitlis Güroymak Belediye Eş Başkanı Hikmet Taşdemir, Iğdır Halfeli beldesi Belediye Eş Başkanı Hasan Safa, ve Siirt Gökçebağ beldesi Belediye Eş Başkanı Serhat Çiçek olarak sıralandı.

    Adana Ceyhan CHP’li Belediye Başkanı Kadir Aydar’ın mazbatası 26 Mart günü YSK tarafından “kesinleşmiş hapis cezası olduğu” gerekçesiyle iptal edildi.

    (Kaynak-DUVAR)

  • Sarı basın kartlarının iptal edilmesi Meclis gündemine taşındı

    Sarı basın kartlarının iptal edilmesi Meclis gündemine taşındı

    PİRHA – Gazetecilerin sarı basın kartlarının iptal edilmesine ilişkin CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Evrensel, BirGün ve Cumhuriyet gazeteleri çalışanlarının sarı basın kartlarının iptal edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Tanrıkulu, önergede Basın Kartları Komisyonu’nun Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmasının ardından AKP tarafından muhalif görülen gazetecilerin basın kartlarının birer birer iptal edildiğine dikkat çekti.

    Tanrıkulu, Oktay’a şu soruları yöneltti:

    • Evrensel, BirGün ve Cumhuriyet gazetelerinden basın kartları iptal edilen basın emekçilerinin basın kartları hangi gerekçelerle ve ‘Basın Kartı Yönetmeliği’nin hangi maddelerine göre iptal edilmiştir?
    • Evrensel, BirGün ve Cumhuriyet gazetelerinden basın kartları iptal edilen gazetecilere basın kartı iptaline dair tebliğ yapılmadığı iddiaları doğru mudur?
    • Enformasyon Genel Müdürlüğünün Cumhurbaşkanlığına bağlanarak ‘İletişim Başkanlığı’ adını alması ve söz konusu düzenlemenin ardından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının bütün basın kartlarını yenilemek için çalışma başlatması akabinde 26 Ocak 2020 tarihi itibariyle toplam kaç gazetecinin basın kartı hangi gerekçe ile iptal edilmiştir? Basın kartı iptal edilen gazetecilerin çalıştıkları gazeteler hangileridir?
    • Eleştirel yayın yapan gazetelerin çalışanlarının adeta cezalandırılarak basın kartlarının neden iptal edildiğine dair Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı kamuoyuna ivedi açıklama yapacak mıdır?
    • Enformasyon Genel Müdürlüğünün Cumhurbaşkanlığına bağlanarak ‘İletişim Başkanlığı’ adını alması ve söz konusu düzenlemenin yapıldığı tarihten 26 Ocak 2020 tarihine kadar basın kartı almak için başvuru yapan toplam gazeteci sayısı nedir?
    • Enformasyon Genel Müdürlüğünün Cumhurbaşkanlığına bağlanarak ‘İletişim Başkanlığı’ adını alması ve söz konusu düzenlemenin yapıldığı tarihten 26 Ocak 2020 tarihine kadar basın kartı almak için başvuru yapan gazetecilerden basın kartı iptal edilen (çalıştıkları gazeteler belirtilmek üzere) gazeteci sayısı nedir?
    • 26 Ocak 2020 tarihi itibariyle Türkiye genelinde toplam kaç gazeteci tutukludur?
    • 26 Ocak 2020 tarihi itibariyle Türkiye genelinde toplam kaç gazeteci yaptığı haberler sebebiyle yargılanmaktadır?
    • 26 Ocak 2020 tarihi itibariyle Türkiye dünya genelinde ‘Basın Özgürlüğü’ sıralamasında kaçıncı sıradadır?”

     

  • ‘Çocukluğum dedemi aramakla geçti, hiçbir zaman yılmadık’-VİDEO

    ‘Çocukluğum dedemi aramakla geçti, hiçbir zaman yılmadık’-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 761. haftasında gözaltında kaybedilen 73 yaşındaki Abdülkerim Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş’ın akıbetleri soruldu.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eyleminin 761’inci haftası da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin Beyoğlu’nda bulunduğu Çukurlu Çeşme Sokak’ta polis ablukası altında gerçekleşti.

    Bu hafta Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Ağaçlı Köyü’nden gözaltına alınan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan 73 yaşındaki Abdülkerim Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş’ın akıbetlerini sordu.

    Gözaltında kayıpların fotoğraflarının taşındığı eyleme bu hafta CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu destek verdi.

    GÖZALTINA ALINDIKLARI İNKAR EDİLDİ  

    Haftanın basın metnini gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş dosyasıyla ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “73 yaşındaki Abdülkerim (Şemsettin) Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş Hakkari Yüksekova’ya bağlı Ağaçlı Köyü’nde yaşıyordu. 27 Ekim 1995 günü Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburuna bağlı askerler Yüksekova’ya bağlı Ağaçlı Köyü’ne baskın düzenledi. Askerler köylüleri dipçikleyerek, yaşlı insanları yerlerde sürükleyerek köy meydanında topladı. Meydandakiler sıra dayağından geçirildi. 73 yaşındaki yürüme zorluğu çeken Abdülkerim Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş gözaltına alınarak askeri araçla Yüksekova İlçe Jandarma Taburuna götürüldü.
    Onları sormak için tabura giden aileleri, Mikdat’ı kanlar içinde gördü. Binbaşı Yurdakul, gözaltına alınanlar için 24 saat gözaltında tutulacaklarını söyledi. Aileler daha sonra tabura gittiğinde ise ‘kimseyi gözaltına almadık, bir daha buraya gelmeyin’ diyerek itiraz eden aileleri tehdit etti. Ailelerin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldı. 3 köylü için tüm resmi kurumlar ‘gözaltına alınmamışlardır’ cevabını verdi.”

    KENDİ KAZDIKLARI MEZARA GÖMÜLDÜLER

    Ocak, gözaltı işlemini gerçekleştirenler arasında bulunan itirafçı Kenan Bilgiç’in anılarını yazdığı kitapta bu olayı şöyle anlattığını belirtti:
    “Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul talimatıyla, askerler üç köylüyü döverek arabalardan birine bindirdi. Dayak o kadar şiddetliydi ki. Yüksekova’daki tabura ulaşmadan yolda köylülerden yaşlı olanı ölmüştü. Tabura gelince Uzman Çavuş’un biri telaşla koşarak yanımıza geldi. Binbaşıya ‘Komutanım köylülerden biri öldü’ dedi. Binbaşı Uzman Çavuş’a, ‘Peki diğer iki köylü onun geberdiğini gördü mü’ dedi. Uzman Çavuş gördüğünü söyleyince, Binbaşı tereddütsüz bir yüz ifadesiyle, ‘Diğer ikisini de gebertin’ dedi. Askerler Binbaşının talimatıyla diğer iki köylüyü Yüksekova Tabur Komutanlığı atış poligonunun olduğu bir yere götürüp, ellerine kazma kürek vererek kendileri için mezar kazdırdı. Binbaşının talimatıyla kurşuna dizilen köylüler kendi kazdıkları mezara gömüldü.”

    “SOMUT ADIM ATILMADI”

    Yüksekova Komando Taburunda görevli bir askerin terhis olduktan sonra Abdülkerim Yurtseven’in dövülerek, Mikdat Özeken ve Münir Sarıtaş’ın ise Binbaşı Yurdakul’un talimatıyla itirafçı Kahraman Bilgiç ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından kurşuna dizilerek öldürüldüğünü açıkladığını belirten Ocak, “Tanıklara ve itiraflara rağmen sorumlular hakkında açılan dava 12 Kasım 1999 tarihinde delil yetersizliği gerekçesiyle kesin beraat hükmü İle sonuçlandı. Ailelerin yaptığı temyiz başvurusu Yargıtayca reddedildi ve beraat kararı onaylandı. İç hukuktan sonuç alamayan aileler davayı AİllM’e taşıdı. Dava 2003 yılında sonuçlandı, AKP hükümeti AİHM’e yaptığı savunmada suçu kabul ederek, 3 kişinin kaybolması nedeniyle üzgün olduğunu belirtti ve kayıplarla ilgili etkin soruşturma yapmayı taahhüt etti. Ancak üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen somut hiç bir adım atmadı” dedi.

    “ÇOCUKLUĞUM DEDEMİ ARAMAKLA GEÇTİ”

    Abdülkerim Yurtseven’in torunu Emrah Yurtseven, onlarca köylünün gözleri önünde gözaltına alınan dedesinin gözaltına alındığının yıllarca reddedildiğini kaydetti. Dedesi kaçırıldığında 4 yaşında olan Yurtseven “Çocukluğum onu aramakla geçti. Hiçbir zaman yılmadık, davamızın peşinde olduk” dedi. 2003 yılında AİHM’e taşıdıkları davada etkin soruşturma yürütmeyen Türkiye’nin mahkum edildiğini belirten Yurtseven, buna rağmen etkin bir soruşturma başlatılmadığının altını çizdi. Sorumluların hukuk çerçevesinde yargılanarak cezalandırılmasını istediklerini ifade eden Yurtseven, Galatasaray Meydanı’nın da Cumartesi Anneleri’ne açılmasını istedi.

    “TESCİLLİ KATİLSİNİZ”

    Ardından gözaltında kaybedilen Abdullah Canan’ın oğlu Tayyip Canan söz aldı. Devletin bu baskılarla insanlara ‘düşünmeyeceksiniz’ dediğini ifade eden Canan, “73 yaşındaki bir köylü amcamız gözaltına alınıyor. Köyden Yüksekova’ya getirilene kadar öyle bir işkence ediliyor ki. Olaya tanıklık eden ve 13 yaşında bir çocuk Münür Sarıtaş ve 18 yaşındaki Mikdat Özeken olaya tanıklık ettikleri için kendilerine mezarları kazdırılıyor ve kazdıkları mezara kendileri gömülüyor” dedi.

    17 Ocak 1996’da babası Abdullah Canan’ın da aynı işkencelerden geçirilerek katledildiğini söyleyen Canan, “Bazen sözler boğazımızda düğümleniyor ama bunları da anlatmak zorundayız. IŞİD’in insanlara yaptıklarının aynısını bizlere yaptılar. O katil binbaşıya, yüzbaşıya ve itirafçıya sesleniyorum; ‘Sizler katilsiniz, tescilli katilsiniz. Bir de utanmadan anılarını yazıyor. Aslında söylenecek o kadar söz var ki artık konuşmak bile istemiyoruz. Lanetliyoruz onları” diye konuştu.

    “CUMARTESİ ANNELERİNİN ETKİSİ BÜYÜK”

    Şubat ayından bu yana kendisinden haber alınmayan ve geçtiğimiz hafta Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ortaya çıkan Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz’ın gönderdiği mektup okundu. Mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “Eşim hayattaymış bu haberi duyduğumda dünyalar benim oldu. 245 günün ardından eşimle ilk görüştüğüm yerin avukat görüşme odası olmasının bir anlamı yoktu. Ben eşimin hayatta olduğunu öğrendim ve bunda Cumartesi Anneleri’nin etkisinin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Cumartesi Anneleri eylemini zorla kaybedilme olaylarının duyulmasında bir dönüm noktası olarak kabul ediyorum. Acılar paylaşıldıkça azalır sevinçler paylaşıldıkça çoğalır. Ben sevincimi sizinle paylaşmak istedim.”

    “YARGI DA KAYBETMELER DE DEVLETİN PAYDAŞIDIR”

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da şunları belirtti:

    “Zorla kaybetmelerin yeni sahibi AKP’dir. 90’lardaki pratik için benim sorumluluğum yok diyordu son 4-5 yıldır olan kayıplardan AKP sorumludur. Kaçırılan Özgür Kaya’nın davasını takip etmek için Ankara Adliyesi’ne gittim. Duruşmanın nerede yapılacağını hakim de yazı işleri müdürü de bilmiyor. Eşi burada annesi burada babası burada. Ankara Adliyesi’ndeyim avukatım milletvekilim insan hakları komisyonu başkan vekiliyim duruşmanın nerede yapılacağını öğrenemedim yargı reformu yapın bir adliyede duruşmanın nerede yapılacağını annesinden babasından saklıyorsanız hangi yargıdan söz edeceksiniz. Yargı da kaybetmeler de devletin bir paydaşıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • CHP’li Sezgin Tanrıkulu’na Suriye Harekatı soruşturması

    CHP’li Sezgin Tanrıkulu’na Suriye Harekatı soruşturması

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında Suriye Harekatı’yla ilgili paylaşımlarından dolayı resen soruşturma başlattı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında Suriye’nin kuzeyine düzenlenen askeri harekatıla ilgili paylaşım ve açıklamaları sebebiyle “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılama” suçundan resen soruşturma başlattı.

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “CHP milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun 12.10.2019 tarihinde, “Barış Pınarı Harekatı” ile ilgili olarak twitter hesabından yaptığı bildirilen ‘Hükümetin bilmesi gerekiyor; bu haksız bir savaştır ve Kürtlere karşı yapılan bir savaştır” şeklindeki paylaşımı ve aynı gün bazı medya kuruluşlarına verdiği röportajdaki bir kısım açıklamaları nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılama suçundan resen soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

     

  • Cumartesi Anneleri: Annelerin acıları yarıştırılmaz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Annelerin acıları yarıştırılmaz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 755’inci haftasında 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle gözaltında kaybedilenlerin akıbetleri sorularak adalet istendi.

    Haberin Videosu

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini araya ve adalet isteyen Cumartesi Annelerinin eylemi bugün 755’inci haftasında. Bu haftaki eylem de İHD İstanbul Şubesi’nin önünde polis ablukasında gerçekleşti. Kayıplarının fotoğraflarının taşındığı eyleme HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Ahmet Şık, Garo Pylan ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu destek verdi.

    Basın metnini okuyan gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen 12 Eylül zihniyetinin bugün de sürdüğüne vurgu yaptı.

    “GÖZALTINDA KAYBEDİLEN EVLATLARIMIZ İÇİN ADALET SAĞLANMIYOR”

    12 Eylül işkencehanelerinde gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin hala karanlıkta bırakılmaya ve faillerinin korunmaya devam ettiğine değinen Ocak, “Cemil Kırbayır, Hüseyin Morsümbül, Mahmut Kaya, Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Zeki Altunbaş, Veysel Güney, Süleyman Cihan, Mustafa Hayrullahoğlu, Maksut Tepeli, Nurettin Öztürk 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedildiler. Süleyman Cihan’ın işkence ile öldürülen bedenine 3 ay sonra, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence ile öldürülen bedenine 5 ay sonra kimsesizler mezarlığında ulaşıldı. Diğerlerinin ise hala mezarları gizleniyor. 12 Eylül darbecilerinin idam ettiği İlyas Has’ın mezarına 28 yıl sonra ulaşılabildi. İdam edilen Veysel Güney’in mezarı İse hala gizleniyor. Tanıklara rağmen, belgelere rağmen, Adli Tıp raporlarına rağmen, TBMM raporuna rağmen 12 Eylül’de gözaltında kaybedilen evlatlarımız için adalet sağlanmıyor” diye konuştu.

    “ADALETİ MAHKEMELERDE DEĞİLSE NEREDE ARAYALIM?”

    1992-1995 yılları arasında 12 kişinin gözaltında kaybedilmesi ve 10 kişinin infaz edilmesi ile ilgili yürütülen Kızıltepe JİTEM davasına da değinen Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Delillere rağmen, tanıklara rağmen 9 Eylül’de beraatla sonuçlandı. Mahkeme JİTEM’in varlığını inkar etti. JİTEM’in Bıçak Timi aklandı. Mahkeme eliyle hakikatin üzeri kalın bir örtüyle kapatıldı. Hakikat ve adalet zaman aşımında yok edildi. Bin bir zorlukla yargıya taşınan bu dava da cezasızlık geleneğinin bir parçası oldu. Cevap verin o zaman; Gözaltına alındıktan çok uzun yıllar sonra ölüm kuyularında kemiklerine ulaştığımız evlatlarımızı davanın sanıklarından Albay Hasan Atilla Uğur ve diğer 8 kişi öldürmediyse, onları işkenceyle öldürüp kuyulara kim gömdü? Cevap verin o zaman; devletin güvenlik güçlerince gözaltına alınan, devletin resmi binalarında işkenceyle öldürülüp kuyulara gömülen evlatlarımız için adaleti mahkemelerde değilse nerede arayalım?”

    12 Eylül ‘de ve Kızıltepe’de kaybedilenleri unutmayacaklarını dile getiren Ocak, “Zübeyir Birlik, Abdulbaki Birlik, Kemal Birlik, Zeki Alabalık, Menduh Demir, Nurettin Yalçınkaya, Necat (Şemsettin) Yalçınkaya, Mehmet Emin Abak, Hıdır Öztürk, Abdulvahap Ateş, Mahmut Abak ve Yusuf Tunç güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedildiler. Şeyhmus Kaban, İzzettin Yiğit, Yusuf Çakar, Abdurrahman Öztürk, Mehmet Ali Yiğit, Abdulbaki Yiğit Abdulvehap Yiğit, Süleyman Ünal, Mehmet Nuri Yiğit ve Tacettin Yiğit güvenlik güçleri tarafından infaz edildiler” dedi.

    Ocak’ın arkasından 12 Eylül askeri darbesinde gözaltında kaybedilen Hüseyin Morsümül’ün yengesi Ayten Morsümbül söz aldı. 12 Eylül askeri darbesini ve onu yönetenleri kınayan Morsümbül, elindeki tülbenti göstererek “37 yıl Fatma ana Hüseyinim diye bağırdı. Bugün Fatma anayı getirdim size. Bu tülbent annelerin ne kadar acı yaşadığını açıklar. Buna bakan tüm anneler anlar. Anne olmayanlar anlamaz. Fatma anne ölmeden önce Hüseyin’in kazağını 37 yıl sakladı. O vefat ettiğinde kazağı gözlerinin üzerine koydum” dedi.

    “CUMARTESİ ANNELERİ ANNE DEĞİL Mİ?”

    Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da 12 Eylül askeri darbesinden bu yana Türkiye’nin üzerine güneş doğmadığını belirterek 12 Eylül zihniyetinin ülkeyi zifiri karanlığa çevirdiğini kaydetti. Binlerce annenin evladını devletin güvenlik güçlerine teslim ettiğini hatırlatan Kırbayır, sonrasında akıbetlerinin oldu bittiye getirildiğini, kimilerinin işkence tezgahlarında sakat bırakıldığını kimilerinin yargısız infazla yaşam hakkının ellerinden alındığını ekledi. Kardeşi Cemil Kırbayır’ın da gözaltında kayıplardan biri olduğunu hatırlatan Kırbayır, 1995 yılından geçen seneye kadar Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda mücadele ettiğini kaydetti. Kırbayır, “Şimdi Diyarbakır’da anneler oturuyor. İçişleri bakanı o anaları desteklemek için Diyarbakır’a gidiyor. Aynı İçişleri Bakanı bu anaların sesini duyurmamak için elinden geleni yapıyor. Bu ne yaman çelişkidir. Cumartesi Anneleri anne değil mi? Anaların gözyaşlarının rengi aynı değil mi? Biri 9 ayda doğurdu diğeri 3 buçuk ayda mı doğurdu. Seni de bir ana doğurmadı mı?” diye konuştu.

    “SEN EMPATİ KURABİLİYOR MUSUN?”

    Gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’ın kız kardeşi İkbal Eren ise 39 yıldır Türkiye’nin ayağa kalkamadığına dikkat çekti. “12 Eylül cuntacı generallerin bu ülkede karanlığın çökmediği ev yok Türkiye’de. Sadece cuntacı generaller ve yandaşları hariç. 12 Eylül bu ülkenin literaüne gözaltında kaybetmeyi soktu. Ağabeyim Hayrettin Eren de onlardan bir tanesiydi. 20 Kasım 1980’de gözaltında alındı. Gayrettepe karakolundan bir daha çıkmadı” diyen Eren, “Hayrettin Eren nerede?” diye sordu. Annesi Elmas Eren’in 39 yıl boyunca oğlundan bir haber almak için beklediğini hatırlatan Eren, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şimdi birileri çıkmış annelik acılarını yarıştırıyor. Annelik acıları yarıştırılmaz. Geçen hafta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu dedi ki ‘Empati kurun, evladınız eve biraz geç gelse ne hissedersiniz?’ Yahu biz her hafta buradan birileri için empati kurun diyoruz. 39 yıl oldu benim ağabeyim hala gelmedi. Cemil Kırbayır, Nurettin Yedigöl gelmedi. Sen empati kurmayı biliyor musun? Birileri çıkmış anneleri ayrıştırıyor, ‘birileri haklı birileri ziyan’ diyor. Buradan Star Gazetesi yazarına sesleniyorum; Yazarsan eğer bu ülkede hak, hukuk, adaleti bilmen gerekiyor. Herhangi biri gözaltına alındığında suçu sabit görülene kadar masumdur. Gözaltında kaybedilen insanlar hiçbir zaman yargılanmadılar. Sen benim ağabeyime ‘terörist’ diyebilir misin? Hangi suçu işlediği sabit görüldü de sen bu annelere ‘ziyan’ diyorsun. Sen kimsin? Buradaki hiç kimsenin suçu sabit görülmedi ama hepsi gözaltında infaz edildi.”

    12 Eylül darbecilerinin yargılanmadığını da ekleyen Eren, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini kaydetti.

    “ANNELER ARTIK AĞLAMASIN”

    19 Şubat’tan bu yana kendisinden haber alınamayan Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz ise “Ne yazık ki tarih tekerrürden ibaret ülkemizde. Aynı acılar tekrarlanıyor ve birilerinin canı yanıyor. Ulusal ve uluslararası her yere başvurdum ancak devlet yetkililerini hiçbir şekilde adım attıramıyorum. Buradan devlet yetkililerine sesleniyorum; Mustafa Yılmaz, Gökhan Türkmen ve Yusuf Bilge Tunç ile ilgili soruşturma yükümlülüklerini yerine getirin. Anneler artık ağlamasın” diye konuştu.

    “DERİN DEVLET DEĞİŞMEDİ SAHİBİ DEĞİŞTİ”

    Kızıltepe JİTEM davasının son duruşmasına katılan ve dönemin tanıklarından olan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Zorla kaybedilmeyle ilgili tüm davalar başka yerlere sürgün edildiler. Tanıklar belgeler ortaya çıkmıştı. Ama AKP o davaları sürgün edip kendi istedikleri mahkemelere gönderdi ve bu mahkemelerde sanıkları korudular. JİTEM’i kuranlar ‘biz örgütü kurduk’ diyor mahkeme ‘böyle bir örgüt yok’ diyor. Bana göre derin devletin yeni sahibi AKP’dir. Derin devlet değişmemiştir sahibi değişmiştir” dedi.

    Annelerin acısının yarıştırılmaması gerektiğine değinen Tanrıkulu, “Siyaset Türkiye’de barışı sağlamadığı için çocuklar dağdadır, rehindir, mezardadır” ifadelerini kullandı.

    KIZILTEPE JİTEM DAVASI

    Kızılepe JİTEM davasını takip eden Mardin İHD avukatlarından Erdal Kuzu’nun gönderdiği mektubu İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Yoleri, dava hakkında şu bilgileri verdi:

    “Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, 1992-1996 yılları arasında yaşanan gözaltında kayıplar, köy boşaltmalar ve infazlara ilişkin, Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan JİTEM soruşturması kapsamında Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutam Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve köy korucuları Abdurrahman Kurğa, Mehmet Emin Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılınçaslan ile İsmet Kandemir hakkında ‘silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek’ suçlarından iddianame hazırlandı. İddianamede sanıkların bölgede JİTEM’e bağlı olarak korucular ve itirafçılardan oluşan ‘Bıçak Timi’ adında bir tim kurarak cinayet işledikleri, gözaltına aldıkları kişileri infaz ederek cesetlerini yok ettikleri bilgileri yer aldı. Sanıklar, infaz edilen ya da kaybedildikten yıllar sonra çeşitli tarihlerde yapılan kazı çalışmalarında cesetleri bulunan 22 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu.

    14.06.2014 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 2014 yılında açılan dava, daha başlamadan ‘güvenlik’ gerekçesiyle Kızıltepe’den Ankara’ya nakledildi. Mahkeme gerçeği ortaya çıkarma adına herhangi bir yargısal faaliyet yapmadan sanıklar hakkında beraat ve zaman aşımı kararı verdi.”

    Sabri MERAL/İSTANBUL

  • ‘Gerçeği karanlığa, dar sokaklara gömseniz de gerçek yitirilmeyecek’-VİDEO

    ‘Gerçeği karanlığa, dar sokaklara gömseniz de gerçek yitirilmeyecek’-VİDEO

    PİRHA-Polis ablukası altında adalet arayışlarına devam eden Cumartesi Anneleri, 27 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak için adalet istedi. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eylemlerine 751’inci haftada da devam etti. Bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD)İstanbul Şubesi önünde toplanan kayıp yakınları polis ablukası altında Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu.

    Bu haftaki eyleme Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Hüda Kaya ve Musa Piroğlu katıldı. Eylemde kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfiller taşındı.

    Basın metnini okuyan İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu Üyesi Sebla Arcan, demokratik bir Türkiye’ye ihtiyaç olduğunu belirterek ve Türkiye’de hukukun üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hakikatin olmadığına dikkat çekti.

    TÜM BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI

    Arcan, 27 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak dosyasıyla ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “Şırnak’a bağlı Rezuk Mezrasında yaşayan 32 yaşındaki 4 çocuk babası Mehmet Ertak, bölgedeki bir kömür ocağında işçi olarak çalışıyordu. Kardeşi dağa gittiği için tüm aile yoğun baskı ve tehdit altındaydı. Mehmet Ertak daha önce 2 kez gözaltına alınarak ağır işkence gördü. 20 Ağustos 1992 tarihinde aynı yerde çalıştıkları 3 akrabası ile birlikte işten eve dönmek üzere yola çıktı. Bindikleri araç kontrol noktasında resmi giyimli polislerce durduruldu. Kimlik kontrolü sonrasında Mehmet Ertak gözaltına alınarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. 3 kişi Mehmet Ertak’ı gözaltına alındığına, 6 kişi de gözaltında işkencede gördüğüne tanıklık etti. Baba İsmail Ertak savcılığa başvurdu, tanıklar gördüklerini savcıya anlattı. Olay soru önergeleriyle Meclis’e taşındı. Ancak, ailenin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığı inkar edildi.”

    AİHM TÜRKİYE’Yİ MAHKUM ETTİ

    “Şırnak Emniyet Müdürlüğü emrinde olarak çalışan JİTEM personeli Murat İpek, 1997 yılında yaptığı itiraflarında; ‘Mehmet Ertak’ı Şırnak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Mehmet Kaplan’ın emriyle öldürüp gömdük’ dedi. Yaptıkları tüm infazların dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini söyledi.”

    TAHİR ELÇİ DOSYAYI AİHM’YE TAŞIMIŞTI

    İç hukukta kapatılan dosyanın AİHM’ye taşınmasını engellemek için ailenin avukatı Tahir Elçi’nin gözaltına alındığını kaydeden Arcan, “Tehditlere rağmen dava AİHM’ye taşındı. AİHM ‘Ulusal düzeyde gerçekleştirilen soruşturma bağımsız yürütülmemiş, etraflı bir soruşturma yapılmamış ve başvurucunun müdahil olmasına izin verilmemiştir’ tespitinde bulundu. Türkiye’yi yaşam hakkını ihmalde oy birliğiyle mahkum etti.” dedi.

    Arcan, cezasızlık ve inkar politikası son bulana kadar Mehmet Ertak’ı arama mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini kaydetti.

    “UMUT ASLA BİTMEZ”

    Söz alan Mehmet Ertak’ın oğlu Servet Ertak, babasının 27 yıl önce gözaltına kaybedildiğini belirterek şunları söyledi:

    “Kilometrelerce ötede adaleti aradık. Ne yazık ki adalet çok uzak şu an. Bundan 6 yıl önce Galatasaray Meydanı’na büyük umutlarla gelmiştim. Ama umut asla bitmez. Gerçeği ne kadar karanlığa, daracık sokaklara gömmek isterseniz gerçek ve adalet asla yitirilmeyecek ve ulaşacağız biz. Bizden sonra gelenler bu mücadeleyi devam ettirecekler.”

    “KARDA, KIŞTA, YAĞMURDA HEP KAYIPLARIMIZI ARADIK”

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, polislerin sağanak yağıştan kaçtıklarına dikkat çekerek, “Karda kışta, yağmurda hep burada durduk ve kayıplarımızı aradık. Sizler de bu tarihi anlara tanıklık ediyorsunuz” dedi.

    Mehmet Ertak dosyasını Tahir Elçi’nin takip ettiğini hatırlatan Tanrıkulu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tahir Elçi AİHM’e başvuru yapmıştı Mehmet Ertak dosyası için. Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığına dair tutanağı bürosunun demir kapı boşluğuna saklamıştı. Tahir Elçi, gözaltına alındı. Tahir Elçi, AİHM’de Mehmet Ertak ile ilgili tanıklık yapan kişiye soruyor ‘bu belge sana mı ait?’ diye. Adam ‘Hayır, olamaz. Bu belge nereden çıktı biz bunu saklamıştık’ diyor.”

    “BİZ BURADA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ, SİZ KENARA ÇEKİLECEKSİNİZ”

    Mehmet Ertak’ı ve avukatı Tahir Elçi’yi bu yağmurun altında bir kez daha andıklarını söyleyen Tanrıkulu, polislere şöyle seslendi: “Biz bu yağmurda, karda, kışta durmaya devam edeceğiz. Ama siz kenara çekileceksiniz. Bu da size kapak olsun.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Aradığımız adalet bir gün size de lazım olacak-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Aradığımız adalet bir gün size de lazım olacak-VİDEO

    PİRHA- Kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek için 749 haftadır bir araya gelen Cumartesi Anneleri, “Bu aradığımız adalet yarın öbür gün size de lazım olacak. İlk oturduğumuzda herkes için adalet dedik. ‘Siz kimsiniz de bizim için adalet istiyorsunuz’ dediler ama bugün bakın onlar da adalet arıyor” dedi. 

    Cumartesi Anneleri, 24 yıl önce kaybedilen Abdurrahim Demir’in akıbetini sormak için 749. haftasında Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasağından dolayı eylemini Çukurluçeşme Sokak’ta bulunan İHD İstanbul Şubesi önünde gerçekleştirdi. Gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarının taşındığı eyleme bu hafta CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü ve çok sayıda yurttaş destek verdi.

    Bu haftaki basın metnini kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak, “28 Temmuz 2019 tarihinde, 07 ve 21 Şubat tarihleri arasında zorla kaçırılan 6 kişiden Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Salim Zeybek’in Ankara Emniyeti’nde olduğu ailelerine bildirildi. Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen’den ise hala haber alınamıyor. Söz konusu 6 kişi, aynı tip Transportter araçlarla ve tanık beyanlarına göre kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtan kişiler tarafından zorla kaçırılmışlardı. Bu ağır ithamlara karşı yetkililer, gözaltında oldukları kabul edilen 4 kişinin bugüne kadar nerede oldukları ve ne tür uygulamalara maruz kaldıklarına dair kamuoyuna hiçbir açıklama yapmadı” dedi.

    Adalet Bakanı Gül’e ve adli makamlara çağrı yapan Ocak, şunları söyledi:

    “Şubat ayından bu yana nerede oldukları bilinmeyen Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Salim Zeybek’in kaçırılma vakalarının etkin bir biçimde ve maddi gerçeği açığa çıkartacak şekilde soruşturulmasını sağlama görevinizi yerine getirin. Kendilerinden haber alınamayan, yaşamlarını tehdit eden koşullar altında kaybedilmeye çalışıldıklarına dair kuvvetli şüphe bulunan, Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen’in nerede oldukları konusunda etkin bir soruşturma yürütülerek, ailelerine bilgi verilmesini sağlama görevinizi yerine getirin.”

    “BİZ BÖYLE BİRİNİ ALMADIK”

    Bu hafta Abdurrahim Demir’in akıbetini soracaklarını söyleyen Ocak, şunları söyledi:

    “Askerliğini bitirip köyüne dönen Abdurrahim Demir, 17 Ağustos 1995 tarihinde Mardin Ömerli’deki evinden, Adana’daki akrabalarının yanına gitmek için yola çıktı. Mardin Kızıltepe Şavalet noktasında kimlik kontrolü için durdurulan otobüsten indirilen Abdurrahim, askerlerce gözaltına alındı. Gözaltına alındığına tanıklık edenler Demir Ailesine Abdurrahim’in, Şavalet Jandarma Karakolu’na götürüldüğünü söyledi. Şavalet Karakoluna giden Demir Ailesine ‘Biz böyle birini almadık’ cevabı verildi. Mardin Emniyeti ise ‘Abdurrahim pasaport çıkartıp, Fransa’ya garson olarak gitti.’ açıklamasıyla gerçeğin üstünü kapatmaya çalıştı. Demir Ailesi ‘bu işin peşini bırakın’ diye tehdit edildi.”

    “SORUMLULARIN YARGILANMASINI İSTİYORUZ”

    Ailesinin yaptığı tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirten Ocak, Demir’den bir daha haber alınamadığını kaydetti.

    Annesi Kesriye Demir’in oğlunu 20 yıl boyunca aradığını ifade eden Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oğlunu bulamadan, akıbetini öğrenemeden aramızdan ayrıldı. ‘Kardeşimi bulamadım, annemin yüzüne bakamıyorum’ diyen ve 27 Ocak 2018’de Galatasaray Meydanı’ndan uğurladığımız Mehmet Demir yerine bugün soruyoruz ‘Abdurrahim’e ne oldu?’ Abdurrahim Demir’in kaybedilmesinden sorumlu olanların yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını istiyoruz.”

    Ocak, sözlerini kayıplarının akıbetini sormaktan ve Galatasaray’dan vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak sonlandırdı.

    “SİZ O TEŞKİLATLARLA KİME SALDIRIYORSUNUZ”

    Eylemde söz alan 1995 yılında gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın Annesi Hanife Yıldız, ülkede olan şeylerin garip olduğunu söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Bundan 2 hafta önce 6 kayıp kişinin aileleri geldi buraya. Daha sonra gece aranarak ‘kayıplarınız emniyette’ dediler. Sanki bu insanlar eşyaydı da çıkardılar. Bu insanların aileleri yok mu, o zaman içerisinde o insanların nasıl yaşadığının hesabını kim verecek? Kesire ve Mehmet kayıpların akıbetini öğrenmeden aramızdan ayrıldı. Biz ‘annelerimizin, insanların yüzüne nasıl bakacağız?’ diye düşünürken; buradaki polisler de bizim yüzümüze utanmadan bakıyorlar. Siz o teçhizatla kime saldırıyorsunuz? Bizim meydanımızın kime zararı oldu? 24 yıldır benim evladımı aldınız. Sizin anneniz de var, beni anlatın; ‘bize böyle bir şey yapsalar siz ne yaparsınız?’ diye sorun. Bu aradığımız adalet size de lazım olacak. Daha önce bizi gözaltına alanlar cezaevlerinde adalet arıyor.”

    “AİLELERE BASKI YAPMAKTAN VAZGEÇİN”

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şunları söyledi:

    “150 günden fazla 6 yurttaş zorla kaybedilmişlerdi. 2 hafta önce de eşleri buraya gelmişti, akıbetlerini sormuştuk. 4 kişinin ailesi geçtiğimiz hafta aranarak kayıplarının TEM’de olduğu bildirildi. Emniyetten yapılan açıklamaya göre; GBT’de arama kayıtları oldukları için gözaltına alındılar. Soruşturmayı yürüten savcı, gözaltındakilerin avukatlarla görüşmesine izin vermiyor. Sadece aileleri ile görüşme sağlandı ama onda da aileleri tehdit ederek hak aramalarını istemiyorlar. 150 gündür kayıp olan yurttaşların ailelerine ‘AİHM’e başvurunuzu geri çekin, milletvekilleri ile görüşmeyin’ diyorlar. Savcı ‘avukat istemiyorlar’ diyor, bu insanların avukat istememeleri olağan dışı. Belki o polislerin zorla kaybedilmede suçu yoktu ama ailelere baskı yapmaktan vazgeçin. Bunun hesabı sorulur, bu suçların zaman aşımı yoktur. Soruşturmayı doğru yürütmeyen savcıyı bu soruşturmadan alın. Bu yurttaşların hekimlerce muayene edilmesini sağlayın. Bunları yapmazsanız suç işlemeye devam edersiniz. Ayırca hala haber alınamayan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen nerede?”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Helikopterden açılan ateşle yaşamını yitiren Vedat Ekinci meclis gündeminde

    Helikopterden açılan ateşle yaşamını yitiren Vedat Ekinci meclis gündeminde

    PİRHA- Hakkari Derecik’te askeri helikopterden açılan ateş sonucu 14 yaşındaki Vedat Ekinci yaşamını yitirdi. Hakkari Valiliği yaptığı açıklamada Ekinci’nin ölümünü seken kurşuna bağladı.  

    Hakkari’nin Derecik ilçesine bağlı Çemekurk köyünde yaşayıp, kaçak yollardan sınır ticareti yaparak geçimlerini sağlayan köylülerin üzerine dönüş yolunda Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait helikopterden ateş açıldı. Sıkılan mermilerin hedefi olan 14 yaşındaki Vedat Ekinci olay yerinde hayatı kaybetti. Grupta yer alan köylülerden biri ise ağır yaralandı.

    HAKKARİ VALİLİĞİ ASKER KURŞUNUYLA ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ KABUL ETTİ

    Hakkari Valiliği, olayla ilgili yaptığı açıklamada Ekinci’nin asker kurşunuyla öldürüldüğünü kabul etti, ancak açıklamasında helikopterden ateş açıldığı bilgisine yer vermedi. Valilik sınır birliklerinin uyarı ateşi açtığını, Ekinci’nin bölgenin ‘engebeli ve kayalık’ olması nedeniyle seken kurşunun isabet etmesi sonucu hayatını kaybettiğini savundu.

    Hakkari Valiliği’nin yazılı açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “01.08.2019 günü Kuzey Irak sınırından İlimiz Derecik İlçesi sınırına 2 kilometre mesafede sınırlarımız dışında ülkemiz sınırına terör örgütü tarafından yoğun olarak kullanılan bölgeye kaçak yollarla girmeye çalışan şahıslara sınır birliklerimiz tarafından dur ihtarında bulunulmuştur. Ancak dur ihtarına uymayarak sınırımıza doğru Kuzey Irak tarafından ilerleyen şahıslara angajman kuralları gereği uyarı ateşi yapılmıştır. Bölgenin engebeli ve kayalık olması sebebiyle seken mermi çekirdeği 1 vatandaşımızın yaralanmasına sebebiyet vermiştir. Yaralı vatandaşımız olay yerinde bulanan Hudut Birliklerimize ait araçlar ile Derecik Sahra Hastanesine kaldırılmış, yapılan tüm müdahalelere rağmen maalesef hayatını kaybetmiştir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

    İHD: SORUŞTURMA BAŞLATILMALI

    Valiliğin açıklamasına tepki gösteren İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, söz konusu açıklamanın kolluk güçlerini korumaya yönelik olduğunu belirtti. Bölgede yapılan askeri operasyonlardan kaynaklanan ihlallerin sistematik hale geldiğini kaydeden İHD, “Özellikle, yaşam hakkının korunmasına yönelik tedbirlerin alınmadığı görülmektedir” diyerek konuyla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

    “HELİKOPTERDEN KÖYLÜLERİN ÜZERİNE ATEŞ AÇILMASININ İZAHI NEDİR?”

    Konuyu meclise taşıyan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Tanrıkulu, Bakan Soylu’ya şu soruları yöneltti:

    • Çemekurk köyünde, köylülerin üzerine Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) ait helikopterden ateş açıldığı iddiası doğru mudur?
    • Helikopterden köylülerin üzerine ateş açılmasının ihazı nedir?
    • Bahse konu olan helikopterde bulunan kişiler kimlerdir?
    • Söz konusu olaya ilişkin bir soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmışsa güncel akıbeti nedir?
    • 2 Ağustos 2019 tarihi itibariyle yargısız infaz, dur ihtarına uymama veya rastgele ateş açılması sonucunda kaç vatandaşımız yaralanmıştır? İllere göre dağılımı nasıldır?
  • Cumartesi Anneleri: Sağ aldınız sağ istiyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Sağ aldınız sağ istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 747’nci haftasında 27 yıl önce bugün gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbeti soruldu. Suruç’ta yaşamını kaybedenler de unutulmadı.

    Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasakları nedeniyle Çukurluçeşme Sokak’taki İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen kayıp yakınları, ellerinde karanfiller ve kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.

    Polis ablukası altında düzenlenen eyleme kayıp yakınları, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve çok sayıda yurttaş destek verdi.

    Bu hafta, 27 yıl önce bugün gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbeti soruldu.

    Basın açıklamasını İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu Üyesi Sebla Arcan okudu. 09 Temmuz 2018’de resmen başlayan yeni rejimin ilk uygulamalarından birinin, güvenlik güçleri tarafından kaybedilen sevdiklerini arayan kayıp yakınlarını Galatasaray’dan koparmak olduğunu söyleyen Arcan şöyle konuştu:

    “48 haftadır düşünce ve kanaatlerimizi toplu olarak Galatasaray’dan açıklama ve yayına hakkımız, bu hakkımızı resmi makamların müdahalesi olmaksızın kullanma serbestliğimiz ihlal ediliyor. İçişleri Bakanlığı bu engellemenin gerekçesini dünyaya evrensel değerlerle izah edebilecek durumda değil. Bakanlık hukuki dayanaklara sahip olmayan yasaklama kararını, uluslararası kamuoyuna ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na inandırıcılıktan uzak, olasılıklara dayanan, kurmaca gerekçelerle açıklıyor. Bakanlık kendisini gülünç duruma düşürerek, yaşlılıktan yürüyemez hale gelmiş annelerimizin, Galatasaray’da terörist faaliyetlerde yer alma olasılığından bahsediyor. Kısacası İçişleri Bakanlığı; Cumartesi Anneleri’ne karşı ‘kurguya dayalı olasılık’ diye özel bir suç icat etmiş ve Galatasaray’ı bize yasaklamış.”

    “KİM SUSARSA SUSSUN BİZ SUSMAYACAĞIZ”

    Devleti yönetenlerin kayıp yakınlarının en meşru, en insani, en hukuki talebini şiddetle bastırarak topluma gözdağı vermek istediğini ve ‘sus, eleştirme, biat et’ dediğini belirten Arcan, “İfade özgürlüğü ve iktidarın politikalarını eleştirme özgürlüğü demokratik sistemlerin vazgeçilmez ilkeleridir. Kim susarsa sussun, biz susmayacağız. Hakikat, hukuk ve adalet talebimizde ısrar edeceğiz. İktidarın resmi yalanlarına karşı hakikati, cezasızlık politikalarına karşı adaleti savunmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.

    27 yıl önce, 20 Temmuz 1992’de gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Gülünay’ın kaybedilme hikayesini ve ailesinin yürüttüğü hukuk mücadelesini Arcan şu sözlerle aktardı:

    “1992 yılının Mayıs ayında Artvin İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkence ile öldürülen Ali Ekber Atmaca’nın üzerinden, İstanbul’da aynı mahallede yaşadığı Haşan Gülünay’ın kimliği çıktı. Bu nedenle 32 yaşındaki 4 çocuk babası Haşan Gülünay, polis kayıtlarına geçti. Eşine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Haşan Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden işyerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönemedi.”

    Başvurdukları savcılık ve İstanbul Emniyeti aileye; Hasan’ın gözaltında olmadığını, arandığını söyledi. Ancak aile memleketlileri olan üst düzey bir emniyet yetkilisinden; “Hasan Gülünay sağ, içeride. İşkence yaraları iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar.” bilgisini aldı ve bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu. Hasan’la aynı tarihlerde İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde sorguda olan bir tanık, yüzünü görmediği bir kişinin işkencede “Ben Hasan Gülünay beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar!” diye bağırdığını açıkladı.

    Aylarca kampanyalar yürüten, tüm resmi mercilere başvuran, İçişleri Bakanı ile görüşen ve konuyu TBMM’ye taşıyan aile bir sonuç alamadı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili bir soruşturma yürütmeden 20 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, 31 Ekim 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Karara yapılan itiraz reddedildi. Dosya 08 Nisan 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.

    “İNSAN HAKKI İHLALİ ZAMAN AŞIMINA TABİ DEĞİLDİR”

    “Anayasa Mahkemesi 21 Nisan 2016 tarihinde “yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine” hükmetti. Ancak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesine zaman aşımı nedeniyle yer olmadığına karar verdi. Oysa devam eden bir insan hakkı ihlali niteliğindeki gözaltında kaybetme suçu zaman aşımına tabi değildir.

    Kaybedilenin akıbeti ve yeri açıklığa kavuşturulmadığı sürece soruşturma ve kovuşturma yükümlülüğü devam eder. Hasan Gülünay dosyasının zaman aşımı gerekçe gösterilerek kapatılması uluslararası teamül hukukuna aykırıdır.

    Hasan Gülünay dosyasındaki 27 yıldır devam eden inkar ve cezasızlık son buluncaya kadar hakikat ve adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz!”

    “27 YILDIR BİTMEYEN ACI”

    Arcan’ın ardından Hasan Gülenay’ın kızı Deniz Gülenay’ın mektubunu insan hakları savunucusu Ümit Efe okudu. Gülünay, mektupta şöyle seslendi:

    “Gözaltında kaybedilişinin 27.yılında babam yoldaşım Haşan Gültlnay’ın anısı önünde saygı ile eğiliyor mücadelesini sahipleniyorum ve selamlıyorum. 27 yıldır bitmeyen acı, dinmeyen öfke, vazgeçmediğimiz arayışımız ve hiç bitmeyen adalet mücadelemiz. Ve 27 yıldır gelmeyen babam. Mücadele ile geçen 27 yıl. Ne çok acı yaşatılıyor bu ülke insanlarına. Seni tanımlarken özlemle birlikte acı da duyuyor insan. Ülkenin her karış toprağına acı bırakan kan emiciler seninle birlikte milyonlarca kefensiz devrimcinin alımı taşıyor. 27 yıl sonra yine biz ve acılarımıza ortak olan anneler, babalar, eşler ve çocuklar bir aradayız. Hepimiz bir eksiğiz ama bir o kadarda tamamız.

    “SAĞ ALDINIZ SAĞ İSTİYORUZ”

    “Acılarımızdan, öfkelerimizden birer köprü oluşturduk seni ve tüm kayıplarımızı ararken. Galatasaray’da bir araya ilk geldiğimizde “sağ aldınız sağ istiyoruz” sloganı ile mücadeleye başlamıştık. Bize sağ vermeyeceklerini biliyorduk çünkü kayıplarımız devletin karanlık elleri tarafından planlı bir şekilde yok edilmişlerdi. Seni kaybetmenin acısı, senin yokluğunu hissettiğim hiç bir dakikası saniyesi kelimelere dökülmez. 27 yılda hangi cümleyi kursam eksik, yarım kimsesiz kalacak. Hangi kelime sana olan özlemimi, seni benden koparan devlete olan öfkemi anlatır bilmiyorum.

    Senin varlığın dün gibi halen benimle hayat buluyor. Devlet kayıplarımızın hesabmı vermezken kayıplarımızı arama mekanımız olan Galatasaray Meydanı’m bize kapatırken bu mücadelede bir kez daha kaybetmiştir. O meydanı kapatan zihniyet bizi engelleyemedi ama kendi yenilgilerini kabul ettiler.”

    “GERÇEKLERLE YÜZLEŞECEKLER”

    “Kayıplarımızın akıbetini açıklamayanlar meydanı yasaklayarak gerçeklerin üzerini kapatacağını zannetmesinler. Kayıplarımızın resmine her sarıldığımızda her hesap sorduğumuzda tekrar tekrar gerçekler ile yüzleşecekler. Esasta korktukları sîzlersiniz. Sizin fikirleriniz bizim kararlılığımız ile buluşunca hangi dağ olsa yıkılmaya mahkûmdur. Bin yıl da geçse sîzleri aramaktan, adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Adalet mücadelemizden vazgeçmediğimiz her saniye senin ve tüm kayıplarımızın sesini soluğunu taşıyacağız meydanlara, sokaklara.”

    Gülünay’ın mektubu sonrası gözaltında kaybedilen oğlu Murat Yıldız’ın doğum günü olduğunu hatırlattı ve oğluna yazdığı şiiri okudu.

    Hanife Yıldız’ın şiiri şöyle:

    “Bu düzen hep çarkını bize çevirmiş

    Nasıl döndürürüm nasıl uyutur unutur eritirim

    Hesabını yapan bu düzen kırılsın o çarkın

    Kırılsın zalım sen gibi aşan güllerin solsun

     

    Ha bu gün ha yarın dedim yıllardır

    Meydan meydan dolandım olur ya belki

    Bir meydanda karşılaşırım dedim

    Ne ben karşılaştım ne de aradığım beni karşıladı

    Zalimlerin söylediklerin hep hep yalan oldu”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Madımak Oteli’nin ‘Utanç ve Yüzleşme Müzesi’ olması için kanun teklifi

    Madımak Oteli’nin ‘Utanç ve Yüzleşme Müzesi’ olması için kanun teklifi

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Sivas Katliamı’nın yıl dönümünde Madımak Oteli’nin “Utanç ve Yüzleşme Müzesi” olması talebiyle kanun teklifi verdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu,  Sivas’ta 2 Temmuz 1993 tarihinde aralarında yazar, şair, sanatçı ve birçok aydının olduğu 33 kişinin katledildiği Madımak Oteli’nin ‘Utanç ve Yüzleşme Müzesi’ olmasına dair kanun teklifi verdi.

    Teklifin gerekçesinde, Madımak Oteli’nin mevcut müzeler yasası ve prosedürü çerçevesinde ‘Utanç ve Yüzleşme Müzesi’ yapılması gerektiği belirtilerek, bu durumun Alevilerin eşit yurttaşlık haklarına kavuşturulacağına dair bir güven işareti ve  demokrasinin gereği olduğu vurgulandı.

    “KATLİAM, BİRLİKTE YAŞAMA İRADESİNE ZARAR VERMİŞTİR”

    Kanun teklifinin devamında şu ifadeler yer aldı: “Toplum hafızasında onarılmaz yaralar açan bu olay Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine bir saldırı mahiyetindeydi. Anadolu’da adaletin ve zalime karşı duruşun simgesi olan Pir Sultan Abdal adına düzenlenen şenlikte meydana gelen bu katliam birlikte yaşama iradesine ve kamu vicdanına büyük zarar vermiştir. Pek çok farklı kimlikten insanın bir arada yaşamasının teminatı olan demokrasi ve onun temel ilkesi olan laikliğe karşı bir kalkışma olan bu olayın gerçekleştiği yerin ‘Utanç ve Yüzleşme Müzesi’ olması kamu vicdanındaki yaraları bir nebze olsun sarabilecektir.

    Alevi yurttaşların 7 ulu ozanından biri olan Pir Sultan Abdal adına düzenlenen bu şenlikte meydana gelen bu olayların yaşandığı Madımak Oteli Alevi yurttaşlarımızın ortak hafızasına acı bir şekilde kazınmıştır.”

  • Cumartesi Anneleri: Ahmet Demiray dosyasında adalet istiyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Ahmet Demiray dosyasında adalet istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri polis ablukası altında gerçekleştirdiği 744’üncü hafta eyleminde Ahmet Demiray dosyasında adalet talep etti.

    744 haftadır gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet istemek için bir araya gelen Cumartesi Anneleri, bu hafta 21 Temmuz 1994 tarihinde Diyarbakır Seyrantepe’de gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Demiray dosyasında hakikatin açıklanmasını istedi.

    45 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerini de İnsan Hakları Derneği’nin Beyoğlu Çukurluçeşme Sokak’ta bulunan binası önünde polis ablukasında gerçekleştirdi.

    “SUSKUNLUK İKTİDARDAN İKTİDARA DEVREDEN BİR GELENEKTİR”

    Basın metini okuyan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Türkiye’de gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerine ve faillerine dair resmi suskunluk iktidardan iktidara devreden bir gelenektir. Bu kadim gelenek kamu gücünü kullananların yurttaşa karşı suç işleme imtiyazını sürdürmeyi hedefler. Hukukun üstünlüğü yerine, gücün ve keyfiliğin egemen olmasını hedefler. İktidarın yurttaşa karşı işlenen suçları yok sayan, onaylayan resmi sessizliği karşısında yükselen sesimiz hakikate, adalete ve masumiyete sahip çıkmak içindir” dedi.

    “AHMET DEMİRAY’IN CENAZESİ AİLESİNE TESLİM EDİLMEDİ”

    Yoleri, Ahmet Demiray dosyası ile ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “29 yaşındaki dört çocuk babası Ahmet Demiray Diyarbakır’da yaşıyordu. 21 Temmuz 1994 tarihinde
    Seyrantepe’de gözaltına alındı. Baba Demiray; oğlunun H.E., T.E. ve Ö.E isimli köy korucuları ve başka kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırıldığını ve hayati tehlike altında olduğunu belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne başvurdu. Aynı gün savcı, Ahmet’in Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı’nda gözaltında tutulduğunu bildirdi.
    Demiray Ailesi Ahmet’in savcılığa çıkarılmasını beklerken, 15 Ağustos 1994 tarihinde Lice Cumhuriyet
    Savcılığı, Lice Belediye Başkanlığı’na bir yazı gönderdi. Yazıda Ahmet Demiray’ın Lice İlçesine bağlı
    Dibek Köyü’nde öldürüldüğü bilgisi ve ailesinin Hazro’da bulunması nedeniyle sahipsiz olan cenazesinin
    belediye tarafından defin edilmesi talimatı bulunuyordu. Ahmet Demiray’a otopsi yapılmadı. Onu kimsesiz kişi olarak defnedildiği yerden teslim almak isteyen ailesine izin verilmedi. Gözaltında tutulan Demiray’ın ölümünün gerçekleştiği koşullara yönelik etkin bir soruşturma yapılmadı. AİHM’e taşınan davada hükümet, Demiray’ın gözaltındayken götürüldüğü yer gösterme sırasında tuzaklı bir mayın patlaması sonucunda öldüğünü iddia etti. Ancak bu iddiayı destekleyecek nitelikte belge ve delilleri mahkemeye sunmadı. Mahkeme, hükümetin Ahmet Demiray’ın ölümü ile ilgili yaptığı açıklamanın makul olmadığı ve ölümün gerçekleştiği koşullar hakkında hakiki bir araştırma yürütülmediği sonucuna vararak Türkiye’yi mahkum etti.”

    “ETKİN BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”

    Ahmet Demiray’ın Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra parçalanmış cesedinin Lice’deki kimsesizler mezarlığına ‘sahipsiz kişi’olarak defnedildiğini kaydeden Yoleri, Ahmet Demiray’ın kaybedilmesi ile ilgili bugüne kadar iç hukukta etkin bir soruşturma yürütülmediğinin, gerçeğin açığa çıkartılması ve suç faillerinin belirlenip cezalandırılması konusunda sonuca götürecek adli bir süreç işletilmediğinin altını çizdi.

    “AHMET DEMİRAY’I ÖLDÜRENLER, BEDENİNİ KAYBEDENLER YARGILANSIN”

    25 yıllık inkar ve cezasızlığın son bulmasını isteyen Yoleri, “Ahmet Demiray’ın gözaltında ölümü ile ilgili hakikat
    açıklansın. Ahmet Demiray’ın mezar yeri açıklansın. Onu gözaltına alanlar, öldürenler ve bedenini kaybedenler yargılansın ve cezalandırılsın! Ahmet Demiray ve tüm kayıplarımız için adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz.” dedi.

    “YAŞANAN HUKUKSUZLUKLARA BİRİNCİ ELDEN TANIK OLDUM”

    Demiray Alesinin avukatı olan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, yurt dışında bir toplantıda olduğu için eyleme gelemeyerek bir mektup gönderdi. Tanrıkulu’nun mektubunu kayıp yakınlarından Eren Baskın okudu. Mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “21 Temmuz 1994’te gözaltında kaybedilen Ahmet Demiray’ın ailesinin avukatlığını yaptım. Tüm girişimlerimize karşın olayın soruşturulmamasına, daha doğrusu Ahmet Demiray’ın kamu görevlileri tarafından öldürülmesinin ardından yaşanan hukuksuzluklara birinci elden tanık oldum. 29 yaşındaydı Ahmet. Arkasında dört çocuğu kaldı.
    Babası Hüsün Demiray’ın Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne başvurduğunda aynı gün DGM Savcısı, Ahmet Demiray’ın Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı’nda gözaltında tutulduğunu söylemişti.

    “MEZAR YERİ AİLEYE GÖSTERİLMEDİ”

    15 Ağustos 1994’te Lice Cumhuriyet Savcılığı, Lice Belediyesi’ne gönderdiği yazıda Lice’ye bağlı Dibek Köyü’nde öldürülen Ahmet Demiray’ın sahipsiz cenazesinin belediye tarafından defnedilmesi talimatını vermiş. Ahmet Demiray otopsi yapılmadan, ailesine haber verilmeden kimsesizler mezarlığına gömülmüş. Demiray Ailesiyle bu durumu öğrendiğimizde, mezar yeri aileye gösterilmedi. Yapılan tüm başvurular sonuçsuz kalınca Demiray Ailesi davayı AİHM’e taşıdı.

    “ADALET OLMADAN BARIŞ OLMAZ”

    Ahmet Demiray’ın gözaltında öldürülmesi, yıllardır üzerinde durduğumuz cezasızlık olgusunun en somut örneklerindendir. İnsan hakları ihlallerinin son bulması için yasal düzenlemeler gereklidir. Ancak yasaların uygulanması için de siyasi ve toplumsal irade gereklidir. Toplumsal barışın sağlanması için hak ihlalleri adil ve güçlü bir biçimde soruşturulmalı, sorumluların yargılanması ve hesap vermesi için her şey yapılmalıdır.
    Gözaltında kaybetme; kişiye yönelik bir suçtan öte insanlığa karşı işlenmiş suç olduğu gerçeğiyle hareket edilerek; yasalardaki zaman aşımı süreleri kaldırılmalı ve geçmişin aydınlatılması için insan hakları savunucularının da katılımıyla TBMM çatısı altında bir komisyon kurulmalıdır. Başta insan hakları ihlallerinin mağdurları olmak üzere tüm toplumda ‘adaletin yerini bulacağı’ inancı yerleşmelidir. Adalet olmadan barış olmaz.

    “‘SAHİPSİZ KİŞİ’, ‘KİMSESİZLER MEZARLIĞI’ KAVRAMLARINA YABANCI DEĞİLİZ”

    Ardından gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak söz aldı. Ocak, şunları söyledi:

    “‘Sahipsiz kişi’, ‘kimsesizler mezarlığı’ kavramlarına fazla yabancı değiliz. Hasan Ocak da Ahmet Demiray da sözüm ona ‘sahipsiz kişi’ olarak kimsesizler mezarlığına gömülmüştür. Oysa ki onları harıl harıl arayan yakınları dört gözle bekleyen dostları vardır. Devletin geleneksel politikası suçluları korumak, kendi sorumluluğunu gizlemek için uydurduğu bu kavramla artık yüzleşmesini istiyorum. Bunla yüzleşmediği, katilleri cezalandırmadığı sürece biz bu suçluların peşinde olacağız, adalet ve hak aramaya devam edeceğiz. Bugün aynı zamanda babam Baba Ocak’ın aramızdan ayrılışının 18. yılı. Babam adalet arayışını, demokrasi, hukuk arayışını bize miras bırakarak 18 yıl önce aramızdan ayrıldı. Biz ondan devraldığımız bu mirası ömrümüz yettiği sürece hayatımızın her alanında adalet ve hukuk mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz. Ta ki katiller yargılanana kadar.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İnsanlığa karşı suçlar bu topraklarda yaşananlarla dünyada kayda girdi’-VİDEO

    ‘İnsanlığa karşı suçlar bu topraklarda yaşananlarla dünyada kayda girdi’-VİDEO

    PİRHA- Konferansın 2. ve 3. oturumlarında gözaltında kayıplarda cezasızlık, bu cezasızlıkla mücadele konuları konuşuldu.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)’nın ortaklaşa düzenlediği “Hakikat ve Adalet Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a Gözaltında Kayıplar Mücadelesi” başlıklı panel 2. ve 3. oturum ile devam etti.

    Konferansın ikinci oturumunun moderatörlüğünü İHD Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri yaptı.

    “ÇABALARINIZ DEĞERLİDİR”

    Bu oturumunun ilk konuşmasını Gözaltında Kayıplar ve AİHM konusu ile Prof. Dr. Osman Doğru gerçekleştirdi. Doğru, “Herkesin zorla kayıp edilmesine karşı Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan bir sözleşme var. Türkiye bu sözleşmeye taraf değil. Türkiye bu anlaşmanın yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmiyor.Esas yönünden bir sonuç elde edemediğinizi biliyoruz. Failler ortada yok. Bu üzüntüye bir giderim sağlayabilecek bir cevap da vermiyor devlet. Üstelik usulden reddediyor başvuruları. Sizin mücadeleniz bu sözleşmeye taraf olmayı zorlayabilir. Sizin çabalarınız ne olursa olsun değerlidir” diye konuştu.

    “DERİN DEVLETİN YENİ SAHİBİ AKP”

    Kayıp davaları ve Cezasızlık ile ilgili CHP Milletvekili Hukukçu Dr. Sezgin Tanrıkulu konuşma yaptı. Tanrıkulu, gözaltında kayıp davaları ve cezasızlık politikalarını anlattı. Kayıp yakınlarını selamlayarak sözlerine başlayan Tanrıkulu, kayıpların avukatı Tahir Elçi’yi andı. OHAL sürecinde 22 kayıp olduğunu vurgulayan Tanrıkulu, “Derin devletin yeni sahibi AKP’dir” dedi.

    “MÜCADELEMİZİ YÜRÜTÜYORUZ”

    Av. Gülseren Yoleri, polis saldırısının gerçekleştiği Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eylemi ve sonrasındaki gelişmeleri aktardı. Yoleri, “Bugün hala Galatasaray Meydanı’na çıkmamız yasak. Yasağa rağmen gözaltında kayıplarla ilgili mücadelemizi yürütüyoruz. Hem 700’ncü hafta yaşadığımız yasak kararına karşı hem yaşanan şiddete karşı başvurularımızı yaptık. Israrcıyız, kayıp yakınları o sokaklara sıkıştırmalarına rağmen mücadelelerinde vazgeçmiyor” dedi.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR BU TOPRAKLARDA YAŞANANLARLA GİRDİ KAYDA”

    “Gözaltında kayıplar mücadelesinde insan hakları yaklaşımı” başlıklı üçüncü oturumunda Prof. Dr. Şebnem Koru Fincancı, Prof. Dr. Ümit Biçer, Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu sunumlarıyla devam etti.

    Moderatörlüğünü de Prof. Dr. Şebnem Koru Fincancı gerçekleştirdi. Fincancı,”Resmi kayıtlarda belki de zorla kaybetmeyle ilgili ilk belgeler 1941 yılına ait ve gece ve sis ile anılıyor. İnsanlığa karşı suçlar da bu topraklarda yaşananlarla kayda girdi dünyada. Ermeni Soykırımı sürecinde başlayan ve sonrasında bir türlü yüzleşemediğimiz için de bugüne kadar gelen ağır hak ihlalleriyle hepimizin omuzlarında. Bunlara karşı mücadele etmediğimizde biz geleceğe bakamayacağız; geçmişimizle yüzleşemediğimiz için” dedi. Fincancı, salonda bulunan Cumartesi Anneleri’nin Anneler Günü’nü kutladı.

    “YENİ BİR SABAHINIZ VE GELECEĞİNİZ YOK”

    ‘Kaybedenleri aramak’ başlığıyla Prof. Dr. Ümit Biçer sunumu ile devam etti.

    “Burada insanların kemiklerinden söz ettiğimizde aslında sahici insanlardan söz ediyoruz” diyen Biçer, “Arjantin’deki kayıpları arayan ekiplerin oluşturduğu çalışmalar bize önayak oldu. Bir gömülme gerçekleşmişse bile insanların kendi ölülerini usulüne uygun olarak gömme ve vedalaşma hakkı ihlal ediliyor. Bu, salt bir geleneğin yerine getirilmesi değil; o insanların nasıl öldürüldüğünü bilmek, onu öldürenlerle ilgili gerekli yargılamanın adil bir sistemin akabinde onarımın gerçekleşmesini talep etmek ama asıl önemlisi bir daha tekrarlanmamasını istemekti” ifadelerini kullandı. Biçer, “Biz insanların sabaha doğru evlerinden alındığını biliyoruz. Çünkü bize de ‘Yeni bir sabahınız ve geleceğiniz yok’ demek istiyorlar. O insanları kendi evlerinden gözaltına alırken “Sizin güvenenecek, kalacak bir mekanınız yok” demek istiyorlar” dedi.

    “BİZDEN ALMAYA ÇALIŞTIKLARINI YENİDEN İNŞA ETMEKTEN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    Biçer sözlerini şöyle sürdürdü: “Kayıp yakınlarından söz ettiğinizde artık ikinci ve üçüncü derece yakınlardan söz etmeye başlıyoruz. Bu toplumda Ermeni Soykırımı’ndan başlayarak hiçbir zorla kaybetmeyi konuşamadığımız sürece sorunlar giderek çözülemez bir hale geliyor. Eğer bir şeyler yapmak istiyorsak bu suça karşı birlikte neler yapmamız gerektiğini düşünmemiz gerekiyor.Bizim yapabileceğimiz yegane şey, ortak bir mekan yaratmak ve ortak bir mücadele sürdürmek. Bu insanların sahici insanlar olduğunu hatırlamak ve hatırlatmaya devam etmek… Bizden koparıp almaya çalıştıkları geçmiş, gelecek, değer, onur, mekan kavramlarını yeniden inşa etmekten başka şansımız yok. Zorla kaybetme suçu bizim buna karşı ses çıkarmamızı, ağıt yakmamızı engelleyen bir suçtur. Sesimizi kısmaya çalıştığı için buna karşı ses çıkartmak durumundayız. Ama bu sesi Cumartesi İnsanları’na bırakmadan bu sorumluluğun hepimize ait olduğunu bilerek”

    “KAYBEDİLENLER İKİ KORKUYU AYNI ANDA YAŞIYOR”

    ‘Gözaltında kaybedilenlerin tutulamayan yası’ başlıklı sunumuyla Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu söz aldı. Kaptanoğlu, “Yakının kaybedilmesi, gerçek hukuk devletinde adaletin yerini bulması durumunda bile radikal bir adaletsizlik. Çünkü kaybedilenin yerine konabilecek hiçbir şey yok. Zorla kaybedilme, ortadan kaybedilme var. Diğer kayıplarda olduğu gibi kaybedip kaybetmediğimizi bilemiyoruz ve “belki yaşıyordur” umudu her zaman için var. Bu bizi arafta tutuyor. Ölenin geri gelmeyeceğini bildikten sonra yasımız başlıyor; o yüzden törenler var. Peki kaybedilen ne yaşıyor? İnsanın en önemli korkularından biri ayrılma ve aşina şeylerden uzaklaşıp yabancı bir ortamda kendini bulmaktır. Kaybedilenler bu iki korkuyu aynı anda yaşıyor. Yas çalışması, yas tutanın ölen kişiyle ilişkisini yavaş çekim olarak gözden geçirilmesini kapsar. Ancak zorla kaybetme olduğunu bu gözden geçirme olamıyor”

    Oturumların ardından kayıp yakınları  tek tek söz alarak Galatasaray Meydanı’nda ve kayıplarını aramaktan asla ve asla vazgeçmeyeceklerini dile getirdiler. Konferans soru cevap şeklinde devam etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tanrıkulu: AKP’nin nefret dili Ankara ve İstanbul’da karşılığını buldu-VİDEO

    Tanrıkulu: AKP’nin nefret dili Ankara ve İstanbul’da karşılığını buldu-VİDEO

    PİRHA- Can TV’nin sorularını yanıtlayan CHP’li Sezgin Tanrıkulu, seçim boyunca nefret ve düşmanlaştırıcı bir dil kullanıldığını belirterek, “İçişleri Bakanı bizzat beni hedef gösterdi. Ama sonuç olarak seçmen İstanbul ve Ankara’da bunun karşılığını verdi. Bu üslup onlara kazandırmadı” dedi.  
    İstanbul’da AKP, Beyoğlu Tersane-i Amire Anadolu Lisesi’nde sandık sonuçlarına itiraz etti ve ilçe seçim kuruluna gitti. İlçe seçim kurulunun reddetmesi üzerine AKP İl Seçim Kurulu’na itirazlarını sundu ve İl Seçim Kurulu’nun yanıtı bekleniyor. İl Seçim Kurulu itirazı kabul ederse oylar tekrar sayılacak.
    Okul çevresinde ve okulun içinde yoğun polis ve özel güvenlik ekipleri bulunuyor.
    Yapılan usulsüz itirazlara karşı CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve seçilmiş olan Meclis üyeleriyle birlikte partililer de okulda nöbet tutuyor.
    “NEFRET DİLİ İSTANBUL VE ANKARA’DA KARŞILIĞINI BULDU”
    Can TV’nin sorularını yanıtlayan CHP’li Sezgin Tanrıkulu, seçim boyunca nefret ve düşmanlaştırıcı bir dil kullanıldığını söyledi.
    Tanrıkulu, “İçişleri Bakanı bizzat beni hedef gösterdi. Ama sonuç olarak seçmen İstanbul ve Ankara’da bunun karşılığını verdi. Bu üslup onlara kazandırmadı. Binali Yıldırım’ın kendi oyları da İmamoğlu’na kaydı”
    Eninde  sonunda adaylarımız mazbatalarını alacak ve görevlerinin başına geçecekler” dedi.
    “İSTANBUL’DAN ENDİŞE ETMEYİN”
    Tanrıkulu konuşmasını şöyle sürdürdü:
    “YSK tarafından itiraz ediliyor tüm sonuçlara. Bu hafta sonundan önce İstanbul’daki okullarda sayımın tamamlanacağını düşünmüyorum. İstanbul’dan endişe etmeyin. Tüm milletvekillerimiz ve MYK üyelerimiz sandık başında ve nöbette. Sadece süreci uzatıyorlar.”
    CHP’li Sezgin Tanrıkulu,  İstanbul’un sosyal demokrat belediyecilik anlayışıyla yönetileceğini vurguladı.
    PİRHA/İSTANBUL
  • Tanrıkulu’nun raporuna göre; 17 yılda 15 bin kadının yaşam hakkı ihlal edildi

    Tanrıkulu’nun raporuna göre; 17 yılda 15 bin kadının yaşam hakkı ihlal edildi

    PİRHA – CHP’li Av. Sezgin Tanrıkulu, hazırladığı rapora  göre 17 yılda 15 bin 34 kadının yaşam hakkı ihlal edildiğini kaydetti. Tanrıkulu, parlamentoda ise kadınların temsiliyetinin az olduğunu vurguladı.

    CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun hazırladığı rapora göre 17 yılda 15 bin 34 kadının yaşam hakkı ihlal edildi, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı kadın sığınma evlerinin kapasitesi 2013’ten bu yana sadece 256 kişilik arttırıldı ve 2 bin 697’ye ulaştı, Türkiye genelinde belediyelere bağlı kadın sığınma evi kapasitesi ise sadece 3 bin 454.

    Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun hazırladığı “2018 Türkiye’de Kadın Yaşam Hakkı İhlalleri” raporuna göre  2002 yılında Türkiye’de öldürülen kadın sayısı 66’yken, bu sayının yüzde 392 artarak 2018’de 440’a ulaştı. 2019’un Ocak ayında 43, Şubat ayında ise 31 kadın öldürüldü. AKP hükümetinin geldiği günden 2019 Mart ayına kadar toplam 15 bin 34 kadının yaşam hakkının ihlal edildi.

    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kaynaklarına atıfta bulunulan raporda, “Kadın sığınma evlerinin’ kapasitesinin 2013’ten bu yana sadece 256 kişilik arttırıldı ve 2 bin 697’ye ulaştı. Belediyelere bağlı 237 kadın sığınma evi olması gerekirken, Türkiye genelinde ise 3 bin 454 kişi kapasiteli toplamda 144 kadın sığınma evi olduğu bilgisi bakanlık tarafından aktarılmıştır” denildi.

    7 KADIN İŞ YERİNDE ÖLDÜRÜLDÜ

    Rapora göre iş gücü ve siyasete katılımda Türkiye’ye  144 ülke arasında 131’inci sırada yer aldı. Raporda yer alan verilere göre  15-64 yaş arası iş gücüne katılım ülke genelinde erkeklerde yüzde 73.4’ken, kadınlarda yüzde 34.6. “Son yıllardaki kadın iş cinayetlerinde, kadın işçilerin iş yerinde ya da iş yolunda bir erkeğin şiddeti sonucu ölümlerindeki artış dikkat çekmektedir” denilen raporda, 2018 yılında yaşanan kadın iş cinayetlerinden 7’sinin nedeninin  ‘iş yerinde bulunan ya da iş yerine dışarıdan gelen bir erkek tarafından’ öldürülmesi olduğu aktarıldı. İş cinayetlerinde ölen kadınların en az yüzde 75’nin kayıt dışı çalıştığı ifade edildi.

    TEMSİL YETERSİZ

    24 Haziran seçimlerinde parlamentoya giren kadın vekil sayısının 78 olduğu hatırlatılan raporda,  31 Mart yerel seçimleri için partilerin 2 bin 119 erkek, 385 kadın aday çıkardığının altı çizildi. Bu durum raporda, “Nüfusun yüzde 49.8’ini oluşturan kadınların karar alma süreçlerinde bulunamıyor oluşu bir sorun olarak görülmedikçe, parlamento içerisindeki temsil eşitsizliği ülkemizde uzun yıllar devam edecektir” diye değerlendirildi. (HABER MERKEZİ)

  • Tanrıkulu, 112 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’i ziyaret etti

    Tanrıkulu, 112 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’i ziyaret etti

    Cezaevlerinde tecridin kaldırılması talebiyle 112 gündür açlık grevinde olan HDP Milletvekili Leyla Güven’i evinde ziyaret eden CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Umut ediyorum ki kimse bu süreçte zarar görmez” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven’in açlık grevi eylemi 112’nci gününde devam ediyor.

    Sağlık sorunları artan Güven, 13 Şubat’ta kusma ve göğüs sıkışması, nefes alıp vermede zorlanma ve aşırı dikkat dağınıklığı nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı. Kendine geldiğinde tıbbi müdahaleyi reddeden Güven, tekrar evine götürülmüştü.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Leyla Güven’i dün akşam evinde ziyaret etti.

    Ziyaret sırasında Tanrıkulu’nun Güven’e, “Siz ve cezaevlerinde açlık grevinde olan tutuklular için endişeliyim. Umut ediyorum ki kimse bu süreçte zarar görmez” dediği aktarıldı.

    “TECRİT TÜM TÜRKİYE’YE UYGULANIYOR”

    Güven ise Tanrıkulu’na, yasal bir talebinin olduğunu ve bu talebin karşılanıncaya kadar açlık grevi eylemini sürdüreceğini vurguladı ve devamında şunları söyledi:

    “Ama omuzlarımdaki sorumluluk çok ağır. Cezaevlerinde 300’ü aşkın tutuklu ile yurtdışında birçok arkadaşım da açlık grevinde, onların durumu da kritik aşamada. Tecrit sadece Sayın Öcalan’a değil tüm Türkiye’ye uygulanıyor. Açlık grevlerine dikkat çekmek için yürümek isteyen vekil arkadaşlarımın polis ablukası altındaki görüntüleri tecridin somut resmiydi. O yüzden bu tecride karşı çıkmak aslında Türkiye’nin demokrasisine sahip çıkmaktır.”

    Diğer yandan Güven’le beraber cezaevlerinde ve yurt dışında başlatılan eylemler de sürüyor.

    Yurt dışında HDP Erbil Temsilcisi Nasır Yağız’ın eylemi 99, Fransa’nın Strasbourg kentindeki 14 eylemcinin 73, Galler’de İmam Şiş’in 73, DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Hakkari Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi ise 44’üncü gününde devam ediyor.

    Ancak dün yapılan bir açıklama ile açlık grevi eylemlerinin 1 Mart itibariyle tüm cezaevlerine yayılacağı duyurulmuştu.

    (HABER MERKEZİ)