Etiket: silivri cezaevi

  • Gazeteci Sezgin Kartal serbest bırakıldı

    Gazeteci Sezgin Kartal serbest bırakıldı

    PİRHA- İstanbul’da 21 Ekim günü gözaltına alınıp tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Esenler Şube yöneticilerinden, Can TV programcısı Sezgin Kartal, Denetimli Serbestlik şartıyla serbest bırakıldı.

    Sezgin Kartal, 2016 yılında hakkında başlatılan bir soruşturmayla ilgili İstanbul’da 21 Ekim Cumartesi akşamı GBT sorgusunda hakkında yakalama kararı var denilerek gözaltına alınmıştı.

    Askeri Ceza Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla hakkında 3 ay 11 gün hapis cezası hükmedilen Kartal, tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulmuştu.

    Kartal, Denetimli Serbestlik şartıyla dün gece serbest bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Tutuklanan Gazeteci Sezgin Kartal ile ilgili hukuki işlemler sürüyor

    Tutuklanan Gazeteci Sezgin Kartal ile ilgili hukuki işlemler sürüyor

    PİRHA- İstanbul’da 21 Ekim günü gözaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Esenler Şube yöneticilerinden, Can TV programcısı Sezgin Kartal, hakkında verilen kesinleşmiş yakalama kararı nedeniyle götürüldüğü Silivri Cezaevi’nde tutuluyor.  

    Sezgin Kartal’ın Avukatı Sevgi Evren, Kartal’ın tutuklanmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Avukat Evren, Sezgin Kartal’ın, 2016 yılında hakkında başlatılan bir soruşturmayla alakalı İstanbul’da 21 Ekim Cumartesi akşamı GBT sorgusunda hakkında yakalama kararı var denilerek gözaltına alındığını söyledi.

    Sezgin hakkında kesinleşmiş bir karar olduğunun söylendiğini belirten Av. Evren, şu bilgileri verdi:

    “Bir gece nezarette kaldı, 22 Ekim Pazar günü mahkemeye sevk edildi. Öğrendik ki Askeri Ceza Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla hakkında bir soruşturma olmuş ve karar çıkıp 3 ay 11 gün hapis cezası hükmedilmiş. Bunun anlamı şu: Yani müvekkilim askere gitme tarihinde askere gitmemeyi tercih ettiği için. Askeri Ceza Kanunu kapsamında bir para cezası kesiliyor, askerliğini yapıncaya kadar o para cezası erteleniyor. Tekrar askere gitme tarihinde askere gitmeyen kişiler hakkında bu defa soruşturma açılıyor. Hapis cezalarıyla yargılanmaları talep ediliyor. Müvekkilim hakkında böyle bir süreç işletilmiş. 3 ay 11 gün hapis cezası verilmiş. Burada ciddi bir hukuksuzluk ve mağduriyet var.”

    “DENETİMLİ SERBESTLİK İÇİN HUKUKİ İŞLEMLERİ SÜRDÜRÜYORUZ”

    Sezgin Kartal’ın Askeri Ceza Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla Silivri Cezaevi’ne nakledildiğini dile getiren Av. Sevgi Evren, “Şimdi bu hapis cezasının neticesi itibariyle denetimli serbestlik hakkına sahip olduğu için denetimli serbestlikten faydalanması için hukuki işlemlerini sürdüreceğiz” dedi.

    “BU HUKUKSUZLUĞUN SON BULMASI GEREKİYOR”

    Kartal’ın geçtiğimiz yıllar Yazı İşleri Müdürü olduğu gazetede çıkan yazı nedeniyle cezaevine götürüldüğünü hatırlatan Av Evren, “Hukuk garabeti düşünce özgürlüğüne karşı bazı ihlaller askerlik meselesinde yaşanan ihlaller var. Bu yasanın değiştirilip yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Bu sorunu yaşayan Sezgin Kartal bir örnek ve bir çok  insan bu sorunla karşı karşıya. Asliye Ceza Mahkemeleri’nde onlarca, yüzlerce dosyada insanlar sırf askere gitmediler diye ve birinci eylemlerinde para cezası ile yargılanabilecekken ikinci eylemlerinde suçlu olarak yargılanıyorlar. Bu hukuksuzluğun son bulması lazım. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) kapsamında 2 yılın altındaki hapis cezalarında suçun yatarı denen kısımın denetim serbestliğine çevrilmesi gerekiyor. Şimdi o işlemleri takip ediyoruz. Bir hafta içinde neticelendirilecek diye umuyoruz” diye konuştu.

    “HER TÜRDEN SUÇLUYLA BİRLİKTE KALMASI MAĞDURİYETİ ARTIRIYOR”

    Av. Sevgi Evren, Sezgin Kartal’ın Silivri Cezaevi’nde şu an her kesimden, her türlü suçlunun birarada olduğu kalabalık bir grupla kalmasının mağduriyeti artıran unsur olduğunu kaydetti.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Gazeteci Sezgin Kartal Silivri Cezaevi’ne götürüldü

    Gazeteci Sezgin Kartal Silivri Cezaevi’ne götürüldü

    PİRHA- İstanbul’da dün gözaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Esenler Şube yöneticilerinden, Can TV programcısı Gazeteci Sezgin Kartal, hakkında verilen kesinleşmiş yakalama kararı nedeniyle Silivri Cezaevi’ne götürüldü. 

    İstanbul’da dün Yenikapı Metrosu’nda GBT sorgulaması sırasında gözaltına alınarak Aksaray Şehit Vedat Ulusoy Polis Merkezi’ne götürülen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Esenler Şube yöneticilerinden, Can TV programcısı Gazeteci Sezgin Kartal, bu sabah Çağlayan Adliyesi’ne sevk edildi.

    Askerlik Kanunu’na muhalefetten hakkında kesinleşmiş yakalama kararı bulunan Kartal, Silivri Cezaevi’ne götürüldü.   (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Büyükşahin Silivri’den yazdı: Bağırıyorum, Alevilere ayrımcılık yapılıyor!

    Büyükşahin Silivri’den yazdı: Bağırıyorum, Alevilere ayrımcılık yapılıyor!

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV1o’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden PİRHA’ya gönderdiği mektupta,  “Ben veryansın ediyorum, çığlık atıyorum, bağırıyorum, Alevilere ayrımcılık yapılıyor. Bunu bilin, bunu duyun, bunu not düşün, bunu anlatın” dedi. Büyükşahin, Alevi kurumlarının, laiklik derdi olan herkesin bunu gündemlerine almaları ve çalışma yürütmeleri gerektiğini kaydetti. 

    Yaklaşık bir yıldır Silivri Cezaevi’nde tutulan KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, PİRHA’ya bir mektup göndererek, cezaevi koşullarını ve yaşadıklarını dile getirdi.

    Silivri Cezaevi’nde programcı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir ile birlikte kalan Büyükşahin, “Çıraları yakalım, laikliği haykıralım. Çıra aydınlıktır, gönül gözünü açan ışıktır” dedi.

    Muharrem orucu boyunca hiçbir talepleri karşılanmayan TV10 çalışanları görüşçüleri aracılığıyla sıkıntılarını aktarmışlardı. Muharrem orucu bittikten sonra da Alevi dedesiyle görüşme taleplerini yineleyen Tv10 çalışanlarının dilekçelerine ise hala resmi bir cevap verilmedi.

    Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin mektubunda, cezaevinde bulunan Alevilerin inançlarından dolayı nasıl bir ayrımcılığa ve yok saymaya maruz kaldıklarını anlattı. Taleplerinin temel insan hakkı olduğunu ifade eden  Büyükşahin, “Evrensel hukuk, temel insan hakları, uluslararası sözleşmeler ve anayasaya göre herkes inancını yaşamakta özgürdür. Devlet onları baskı altına almak şurada dursun onların en güvenli bir şekilde bunu yaşamalarının imkanlarını sağlar. TC. Anayasası ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler gereği bu taleplerimizin karşılanması gerekir” şeklinde belirtti.

    Büyükşahin, cezaevinde bulunan Alevilerin inançlarının gereklerini yerine getirebilmeleri için Alevi kurumlarının Adalet Bakanlığı ile görüşüp bu konuyu gündeme getirmeleri ve bunu talepleri arasına almaları gerektiğini, burada Alevi milletvekillerine de büyük görevler düştüğünü yazdı.

    Veli Büyükşahin’in PİRHA’ya gönderdiği mektubu şöyle:

    “BİR AN ÖNCE ÇERAĞ YAKMAZSAK ÇOK GEÇ OLACAK”

    Çıraları yakalım, Laikliği haykıralım.

    Çıra aydınlıktır, gönül gözünü açan ışıktır.

    Toplumumuzu büsbütün kuşatan karanlık insanların içine doğru sinmeye başlıyor artık. Sadece dışımızda değil karanlık. Kuşatan karanlık öyle bir hal alıyor ki bırakın toplumun genel geçer yapısını ele geçirmeyi, tek tek bireyleri bile ele geçirmeye başlıyor. Önemsemiyor bana ne diyoruz. Sonra bir bakıyoruz bizi de teslim almış karanlık. En tehlikelisi de bu karanlığa tüm benliğimizle teslim olup ‘ne olduysa oldu artık yapacak bir şey kalmadı’ noktasına gelmektir.

    “MUTLU DEĞİLİZ HİÇBİRİMİZ”

    Alevi toplumunun bin yıllardır yaktığı çerağlar her daim karanlıklara karşı çıkışın biricik umudu oldu. Şimdi de yine böylesi bir dönemden geçiyoruz.

    Aydınlık bir toplumda aydınlık bir ülkede aydınlanmış insanlar mutluluğun en büyüğünü yaşarlar. Ancak mutlu değiliz hiçbirimiz. Ne ülkemiz ne toplumumuz aydınlık değil. Her gün biraz daha karanlıklara gömülüyoruz. Bu karanlıklara bir an önce bir çerağ yakmazsak çok geç olacak.

    Hapishaneler her dönem zifiri karanlığın merkezi oldular. Ancak bir ışık, bir umut büyütenler de her zaman var oldular. Şimdi de bu karanlığın hem de zifiri karanlığın içinde bir çerağ yakmak için çırpınıyoruz.

    “TALEPLERİMİZ TEMEL İNSAN HAKLARI”

    Ülkemizde maalesef artık laikliğin adından bile bahsetmek çok az rastlanır bir durum oldu. Yıllarca başta Aleviler ve demokrasiye inanmış kesimler bunun için mücadele ettiler. Laikliğin sadece adı vardı farkındaydık ama şimdi o da yok. Bu anlayış yavaş yavaş toplumun gündeminden çıkarıldı.

    Alevi toplumunun kendi taleplerinin başında laiklik geliyor. Elbette bunun dışında başka başka talepleri de var. Bu talepleri daha yüksek sesle ifade etmek aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin gelişmesine büyük katkılar sağlayacaktır.

    Bizim taleplerimiz karşılanmadığı gibi geçmişten daha da gerilediğimiz gerçeğini de görmemiz gerekiyor.

    Bizim taleplerimiz aslında temel insan haklarıdır. TC Anayasası ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler gereği bu taleplerimizin karşılanması gerekir.

    Hapishanelerde yaşananlar aslında Türkiye’nin kendi yasalarını ve uluslararası hukuku nasıl ihlal ettiğini görmemiz açısından oldukça öğreticidir.

    “AÇMAYA ÇALIŞTIĞIM KİMSENİN ÖNEMSEMEDİĞİ ŞEYLER”

    21. yy’da yaşadığımız dünyada herkesin din, inanç, vicdan hürriyeti vardır ve tüm devletler buna uymak zorundadır. Aynı zamanda devletlerin her birisi ve toplumun bu anlamda ihtiyaçlarını karşılamak görevi ile karşı karşıyadır.

    Türkiye’de bunlardan bahsetmek mümkün değil elbette. Yüz binlerce insanın kapatıldığı hapishaneler çok ayrı karanlık bir durum. Buralarda yaşanan hak ihlallerini açmayacağım buradan. Bunlar öyle ya da böyle bilinen şeyler.

    Açmaya çalıştığım şimdiye kadar hiçbir şekilde gündemleşmemiş kimsenin önemsemediği şeyler.

    Kimsenin gündeminde değil belki haberiniz yoktur. Belki çoğunuz için önemsiz gelir belki ama öyle değil.

    “BAĞIRIYORUM, ALEVİLERE AYRIMCILIK YAPILIYOR”

    Hapishanelerde insanlar inançlarından dolayı ayrımcılığa maruz kalıyorlar. En çok da Aleviler bu ayrımcılığın hedefindedirler. Belki bugüne kadar kimse bunun için veryansın etmedi fakat ben veryansın ediyorum, çığlık atıyorum, bağırıyorum, susmuyorum, kabul etmiyorum. Alevilere ayrımcılık yapılıyor. Bunu bilin, bunu duyun, bunu not düşün, bunu anlatın.

    Evrensel hukuk temel insan hakları, uluslararası sözleşmeler ve anayasaya göre herkes inancını yaşamakta özgürdür. Devlet onları baskı altına almak şurada dursun onların en güvenli bir şekilde bunu yaşamalarının imkanlarını sağlarlar.

    “BİZ ALEVİLER SİSTEM DIŞI KABUL EDİLİYORUZ”

    Hapishanelerde ne ben ne de benim gibi olanların kendi inançlarını özgürce yaşama koşulları yok. Çünkü bizler yani Aleviler yok sayılıyoruz. Sistem dışı kabul ediliyoruz. Hapishanelerde hemen hemen herkes otomatikman Sünni İslam kabul ediliyor. Öyle yaklaşılıyor, ihtiyaçlar öyle karşılanıyor. Mesela her koğuşta yeteri kadar Dinayet’in kuranları var. Ramazan orucu gibi özel günler ve ibadetler ve din adamları konusunda gerekli düzenlemeler yapılıyor ve bir sıkıntı yaşanmıyor. Bu konularla hemen hemen her talebimiz karşılanıyor. (Karşılanmasın demiyorum. Elbette insanların bu ihtiyaçları karşılansın) Ancak bize gelince durum değişiyor. Bin dereden su getiriliyor. Görmezden geliniyor, verdiğimiz dilekçeler kayboluyor, ‘böyle bir uygulamamız yok’ deniliyor. Zaten bu yaklaşım bilindiği için genelde Alevi yurttaşlar çok fazla bu taleplerini gündemleştirmiyorlar.

    “BİR AYRICALIK İSTEDİĞİMİZ YOK”

    Biz mesela TV10’dan arkadaşlar Hızır orucumuzu da Yas-ı Muharrem orucumuzu da buruda tuttuk ama bir kolaylık, ‘dikkate alma hiçbir şekilde olmadı. Ama durum basına yansıyınca ‘ne istiyorsunuz’ demeye başladılar. Sorun burası ya da biz değiliz. Hiç önemli değil. İmam Hüseyin Kerbela’da 10 Muharrem’de yoldaşlarıyla susuz bırakılarak büyük vahşetle katledildi. Bunun farkındayız. Bir ayrıcalık istediğimiz yok aslında.

    “BU AYRIMCILIĞA DUR DEMEK GEREKİYOR”

    Sorun bu ayrımcılığa dur demek. Bu sorun tüm hapishanelerde yaşanan bir sorundur. Bu ayrımcılığı sona erdirmektir mesele. Yoksa zaten Alevi canların oruçları da mütevazi, gösterişsiz, kimseyi rahatsız etmeden, kimsenin gözüne sokmadan ‘işte biz oruç tutuyoruz, duyun bizi, sofra donatın bize’ gibi bir anlayış kesinlikle yoktur, olamaz da. Mesele aç kalmak da değil, içsel olarak ve tüm benliğiyle onu hissetmektir.

    Hapishanelerde yaşanan bu ayrımcılığa dur demek gerekiyor. Bu elbette başta Alevi toplumunun aynı zamanda da tüm Türkiye’nin sorunudur.

    Madem Anayasa’ya koymuşsun, maden uluslararası sözleşmeye imza atmışsın, madem demokrasi ve laiklik demişsin o zaman bunun gereğini yapacaksın. Bizim bunu istemeye hakkımız var.

    “ALEVİ KURUMLARI GÜNDEMİNE ALMALI”

    Birkaç öneri yaparak bitireyim artık. Alevi toplumu ve onların kurumlarının, örgütlerinin kendi taleplerine ilişkin gündemleştirdikleri var. Bu istekleri halen güncelliğini korumaya devam ediyor.

    Bu taleplere bir yenisini daha eklemek gerekiyor.

    Ben bir Alevi yurttaş olarak, bir ocakzade olarak Alevi kurumlarımızın bunu gündemlerine almalarını istiyorum.

    Talebim çok açık ve net. Hapishanelerde tam bir laiklik uygulanmalıdır. İnançlar arasında ayrımcılık yapılmamalıdır. Alevi yurttaşların başta Hızır ve Muharrem oruçları ile diğer inançsal ihtiyaçları için gerekli kolaylıklar sağlamalıdır. Yine inançsal ihtiyaçlar için gerekli durumlarda pirler, ulular, rehberler, mürşitler ile biraraya gelmenin koşulları yaratılmalıdır. Bunlar daha da geliştirilebilir.

    Bu ve benzeri taleplerimiz için Adalet Bakanlığı ile Alevi kurumlarımız görüşüp gereğinin yapılmasını sağlamalıdır. Varsa yasal eksiklikler bunlar gündemleştirilmelidir. Artık taleplerimizin arasına bu da eklenmeli ve gerekirse iç ve uluslararası hukuk yolları kullanılmalıdır.

    “BU TALEP GÜNDEMLEŞMELİ VE ÇALIŞMA YÜRÜTÜLMELİ”

    Mecliste siyasi partiler ve özellikle de Alevi milletvekilleri başta olmak üzere laiklik derdi olanlar bu talebi gündemleştirmeli ve çalışma yürütmelidir.

    Aydın, yazar, gazeteci, akademisyenler bu konuyu kamuoyuyla tartışabilmelidir.

    Cemevlerinde bu durum gündemleştirilebilir.

    Adalat Bakanlığı ve yönetim bu konuda bir çözüm üretemez ise teşhir edilmeli, demokrasi ve laiklik anlayışı masaya yatırılmalıdır.

    Bu bir mücadele gerekçesi olacaktır. Bu konuda elde edilebilecek en küçük bir ilerleme önemli bir kazanım olacaktır. O yüzden küçümsenmemelidir.

    “BİR ALEVİ OLARAK YOKUZ ORADA, BİZİ YOK SAYIYORLAR”

    Belki bazı çevreler ‘Hapishanelerde Alevilere özel bir baskı mı uygulanıyor, yok öyle bir şey’ diyecekler. ‘Sırf Alevi diye sormuyoruz ki’ diyecekler. Doğru, sormuyorlar, yok sayıyorlar. Yani bir Alevi olarak yokuz orada. Zaten bizi kendilerine göre bir kalıba sokmak, yok saymak, kimliğimizle kabul etmemek ayrımcılık oluyor.

    Evet ayrımcılık var, bizi yok sayıyorsunuz.

    Buradan; hapishanelerde bir çerağ yakalım. Toplum, ülke, insanlar aydınlansın, ışıklı geleceğe bir adım daha yaklaşalım.

    “Hapishanelerde dini ve inançsal ayrımcılık son bulsun”

    “Laiklik uygulansın”

    “Aleviler vardır Alevilik Haktır”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cemevi başkanı kızının özgürlüğü için nöbette; sesini duyan var mı?-VİDEO

    Cemevi başkanı kızının özgürlüğü için nöbette; sesini duyan var mı?-VİDEO

    PİRHA- 80 yaşında oldukça kararlı bir şekilde Armutlu Cemevi önünde oturma eylemi yapıyor. PSAKD Armutlu Cemevi Başkanı olan kızı Zeynep Yıldırım’ın tutuklanmasını protesto etmek için 2 ayı aşan bir süredir nöbette Kezban Bektaş. “Kızım için, halkım için, tutuklu avukatlar, gazeteciler için oturuyorum” diyor Kezban Anne ve başı dik bir şekilde ekliyor: Kızımla onur duyuyorum!

    Kezban Bektaş, İstanbul Armutlu’da yaşıyor. Kamuoyu onu tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan kızı Zeynep Yıldırım için cemevi önünde sürdürdüğü oturma eylemiyle tanıyor.

    80 yaşında olan Kezban Anne, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şube ve Armutlu Cemevi Başkanı olan kızı Zeynep Yıldırım’ın bir an önce cezaevinden çıkarılması, özgürlüğüne kavuşması için sıcak soğuk demeden, sağlık sorunlarına rağmen tüm gücüyle oturma eylemi yapıyor.

    Tokat’tan, Deniz Gezmiş’lerin idam edildiği yıl (1972) İstanbul’a göçüp geldiklerini çok yoksulluk çektiklerini ancak dayanışmayla yaşama tutunduklarını büyük bir onurla anlatıyor.

    Kızı Zeynep Yıldırım’ın bir emekçi olduğunu, cemevi başkanı ve mücadeleci kişiliğinden dolayı da kızıyla gurur duyduğunu vurgularken gözleri ışıldıyor Kezban Anne’nin.

    İki ayı aşkın bir süredir Armutlu Cemevi önünde oturan Kezban Bektaş’a en çok desteği ise Armutlu’da oturan Aleviler, komşuları, dostları, kızının yoldaşları veriyor. Yanından bir an olsun ayrılmayan komşularıyla birlik içinde ve dayanışma duygularıyla yaşadıklarını, baskılara karşı birlikte tavır aldıklarını dile getiriyor.

    Oturma eylemi süresince Alevilerden, kurumlardan yeterince destek alıp almadığını sorduğumuzda ise “Sahip çıkıldı ama yeterince destek almadım” diyor.

    Kezban Anne, tek isteklerinin eşitlik ve inançta özgürlük olduğunu ifade ediyor.

    İşte, tutuklu Alevi Başkan Zeynep Yıldırım’ın annesi Kezban Bektaş’ın sorularımıza verdiği o içtenlikli yanıtlar:

    Öncelikle size tanıyabilir miyiz Kezban Anne? Nerede doğdunuz, İstanbul’a ne zaman, nasıl geldiniz?

    Kezban Bektaş: Deniz Gezmişlerin idam edildiği yıl İstanbul’a geldim. Amasya’dan İstanbul’a gelip Kasımpaşa’da indiğimde çok soğuktu, kar vardı. Gideceğimiz yeri de bilmiyorduk. Geldik bir gecekonduya. Biz köyde mal, davar ile uğraşırken buraya geldik bir kuşun kafese girmesi gibi kafese girdik. Elin malı, davarı, ineği gelince biz ağlardık. Köyde ineği, davarı olan birinin gelip şehire yerleşmesi çok zor bir durum. Bir daha köyümüzden çıkıp gelmeyelim. 30 yıldır burada açlıkla, yoksullukla, çamuru ile yaşadık. Su yoktu, yol yoktu, biz burada yaşamımızı sürdürdük.

    Küçük Armutlu’yu neden tercih ettiniz? Burada çok yoksulluk çektiniz mi?

    Armutlu’ya geldiğimizde çok yoksulluk yaşadık. Sudan, yemekten, giymekten her şeyden yoksulluk gördük. Burada ayağımız yarıya kadar çamura batardı. Burada bir bardak çayı kırk kişi içerdik. El ele bir dayanışma içindeydik. Birbirimizi yıllarca destekledik burada yaşadık. Sonra toplandık bu cemevini yaptık ve buraya yerleştik.

    Armutlu’da yaşamaktan mutlu musunuz?

    Armutlu’da yaşamaktan gurur duydum. Doğduğum, büyüdüğüm memleketimden daha çok yaşadım burada. Çoluğumuz, çocuğumuz, komşumuz hep birlikte yaşadık. Cemevini, bir dozer getirip gecekondu olarak yaptık. Herkesin burada bir emeği, bir tuğlası ve bir maşrafa suyu var. Yeni yaptığımız cemevinde de herkesin emeği ve çorbada bir tuzu var. Yoksa o yeni yapılan cemevi oraya yapılamazdı. Erkek kadın birbirimizle dayanışma içindeydik. Biz de kadın erkek ayrımı yok. Alevilerde ayrım yok.

    80 yaşındasınız. (Alevi) inancınızı rahatça yaşayabiliyor musunuz burada?

    Buraya gelmeden önce yaşayabiliyorduk ama şimdi yaşayamıyoruz. Çünkü artık gün geçtikçe kısıtlanıyoruz. Cemevi dediler cümbüş evi dediler şunu dediler bunu dediler ama biz tüm bunlara rağmen hiç kimseyi dinlemedik bu işi yürüttük ve daha da yürüteceğiz. Canımız sağ oldukça hepsini de yürüteceğiz. Kimseden korkumuz yok.

    Kızınız Zeynep Yıldırım bir kadın olarak cemevi başkanı ne düşünüyorsunuz?  

    Biz Alevilerde ayrımcılık, kadın erkek ayrımı yok.

    Kızınız cezaevine konuldu ne hissettiniz?

    Öyle bir evladım olduğu için gurur duydum. Halkımla da gurur duydum. Bu cemevlerinin yapılışından,  halkımızla gurur duymasak el ele olmasak hiçbir şey yapamazdık. Hem kızımla, hem halkımın çocuğu ile ve gelip bizi soran herkesle gurur duyuyorum. Buradan herkese çağrı yapıyorum. Buyurun gelin başka cemevleri böyle olmasın. Biz bir çığır açtık gelin hep beraber direnelim ve birlikte olalım. Ben bir anneyim 80 yaşındayım burada kaç haftadır oturuyorum. Ne kadar oturacağımı da bilmiyorum.

    Peki hangi hisle ve düşünce ile burada oturma kararı aldınız?

    Kendim oturma kararı aldım. Kızımı suçsuz yere alıp götürdüler. Kızımı cemevinin kapısında alayım diye oturmaya karar verdim. Ben buraya oturunca da konu komşu ziyaretime geldi.

    Yeterince destek aldınız mı?

    Destek almasam bu halkın burada ne işi var. Herkes gücü yettiği kadar buraya geliyor. İstemeyeni de buraya zorla getiremem. Zamanla onlar da gelecek.

    Kızınız ile birlikte damadınız da yüzde 80 engelli olmasına rağmen tutuklu. Buna ne diyorsunuz?

    Bu bizim şansımız ve kaderimiz diyorum. Sadece benim damadım yüzde 80 engelli değil, kimi kanser, kimi yemek yiyemiyor ve sağlık sıkıntıları daha kötü olanlar var. Ve Ekim ayının 23’ünde mahkemesi var. Ama tahliye ederler mi etmezler mi bilmiyorum. Umarım tahliye olur.

    Kızınız Zeynep Yıldırım tutuklandı Alevi kurumlarından yeterince destek aldınız mı?

    Sahip çıkıldı ama yeterince destek almadım. Alevi kurumları destek oldu ama yeterli değil.

    PSAKD’YE ÇAĞRI

    Buradan Alevi başkanlara, kurumlara nasıl bir çağrı yaparsınız?

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneğine buradan çağrı yapıyorum. Benim kızım Pir Sultan için içeride. Kızımı herkes desteklesin çıksın içeriden. Herkes direniş yapsın beni desteklesin kızım çıksın hapisten.

    İktidarın baskısını hissediyor musunuz?

    Bu iktidar döneminde baskı hissediyoruz. Kimse özgür değil, herkes cezaevlerinde kim özgür ki? Herkes  korku ile yaşıyor. Buradan iktidara sesleniyorum herkesin çocuğunu bırakın, tahliye edin. İyi bir ortam kurun. Halk ile el ele yürüyün çünkü o da bizim içimizde çıkan bir halkın çocuğu. Herkes Türkiye’nin çocuğu. Herkes özgür olsun, herkes inancını özgür olarak yaşasın. Camiye de gitsin cemevine de gitsin her yere de gitsin. Cemevimizin kapısını kırdılar, dozer ile girdiler ve her şey yaptılar.

    Siz eşitlik ve özgürlük istiyorsunuz.

    Eve biz eşitlik istiyoruz. Camilerin suyu, elektriği nasıl ödeniyorsa bizim de öyle olsun istiyoruz. Nasıl namaz kılmak için camilere ihtiyaç duyuluyorsa cemevlerine de ihtiyaç var. İsteyen cemevine isteyen camiye gider. Biz kimseyi kısıtlamıyoruz.

    Bu direncinizin ilham kaynağını nereden alıyorsunuz?

    Biz bu direncin kaynağını Pir Sultan’dan, İmam Hüseyin’den, İmam Hasan’dan ve Kerbela’dan aldık. Fadime analarımız ve bütün analarımız Kerbela’dan bu yana aç, susuz kaldı ve yerlerde sürüldü. İşte bize bu yol oradan kaldı.

    Nilgün METE-Haber
    İsmet SEFER-Kamera

     

  • 3 kişilik odada 7 kişiyle kalıyor, tavandan idrar akıyor; açlık grevinde

    3 kişilik odada 7 kişiyle kalıyor, tavandan idrar akıyor; açlık grevinde

    PİRHA- Silivri Cezaevi’nde var olan kötü koşulların artarak devam ettiği bildirildi. Silivri 6’nolu Cezaevi’nde hükümlü olan Cem Özcan, hapishanedeki kötü koşulların düzeltilmesi için 14 Eylül’de başlattığı açlık grevini sürdürüyor. 

    Cem Özcan 11 Şubat 2017’de İstanbul Gazi Mahallesindeki evinden gözaltına alınıp, örgüt üyeliği gerekçesiyle tutuklanmış. Özcan, diğer yargılandığı davalarla birlikte toplamda 23 yıl hapis cezası almış.

    Silivri Cezaevi’nde 3 kişilik odada 7 kişiyle kalan Cem Özcan, kötü koşulların düzeltilmemesi üzerine 20 gün önce açlık grevine başladı.

    Kilo kaybeden Özcan, eşi Dilek Bal Özcan’la yaptığı kapalı görüşte, “Bu şekilde devam ederse şeker ve suyu da keseceğim” dedi.

    Koşulların iyileştirilmesi amacıyla açlık grevinde olan mahkum Özcan’ın eşi Dilek Bal Özcan, hapishanedeki hücrenin tavanından idrar aktığını, mahkumların dilekçe yazmasına rağmen tavanın tamir edilmediğini söyledi. Mahkumların yakınlarına yazdığı mektupların 45 gün sonra postaya verildiğini söyleyen Özcan, “Temmuz’da yazdığı mektup 5 Eylül’de elime ulaştı” dedi.

    Çok acil bir durum olmadığı sürece eşinin revire çıkarılmadığını ifade eden Özcan, üç buçuk yaşındaki kızlarının da etkilendiğini, ‘babam ne zaman gelecek’ dediğini belirterek, eşinin sağlığından endişe ettiğini dile getirdi.

    Cezaevi koşullarının iyileştirilmesini talep eden Özcan, PİRHA‘ya yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

    “Eşim 20 gündür açlık grevinde. Tansiyonu yüksek, elleri, ayakları uyuşmakta, ağzında aftlar oluştu. Sohbet hakkı açlık grevinde olduğundan dolayı tarafına tebliğ edilmeden gasp edilmiştir. Bu yüzden revire çıkmamakta. B12 vitamini alamıyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • TV10 kameramanı Kemal Demir’in dosyası uyuşmazlık mahkemesine gönderildi

    TV10 kameramanı Kemal Demir’in dosyası uyuşmazlık mahkemesine gönderildi

    PİRHA-Bir yıla yakındır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan TV10 kameramanı Kemal Demir’in Mersin’e gönderilen dosyasına uyuşmazlık kararı verildi. Dosya uyuşmazlık mahkemesine gönderilecek. 

    Yaklaşık bir yıldır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan TV10 kameramanı Kemal Demir’in ilk duruşması 3 Temmuz’da Çağlayan Adliyesi’nde bulunan 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. 28. Ağır Ceza Mahkemesi Demir’in dosyasını Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti.

    Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesi dosyada yetkisiz olduğunu belirterek dosyayı uyuşmazlık mahkemesine gönderdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin yeniden ‘Alevi dedesi’ talebinde bulundu

    TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin yeniden ‘Alevi dedesi’ talebinde bulundu

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi yönetimine yeniden Alevi dedesi ile görüşme talebinde bulundu. Daha önce Büyükşahin’in iki kez üst üste dede ile görüşme isteğine cevap dahi verilmemişti. 

    KHK ile kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı ve Üryan Xızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin bir yıla yakındır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Hakkında herhangi bir iddianame hazırlanmadığı halde tutuklu bulunan Büyükşahin, mahkemeye çıkarılmayı bekliyor.

    Hızır ve Muharrem orucunu cezaevinde tutmak zorunda kalan Büyükşahin, iki kez de cezaevi yönetiminden Alevi dedesi talebinde bulunmuştu. Üst üste yazdığı dilekçelerden herhangi bir dönüş olmadığını söyleyen Büyükşahin, yeniden Alevi dedesi talep etti.

    Dilekçesine herhangi bir yanıt verilmeyen Büyükşahin, dede olarak da Garip Dede Dergahı Başkanı ve İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat ile görüşmek istedi.

    “BURADA FAZLADAN AYRIMCILIĞA UĞRADIĞIMIZ BİR GERÇEK”

    Büyükşahin, daha önceki Alevi dedesi isteğinin kabul edilmemesine ilişkin gönderdiği mektubunda şu ifadelere yer vermişti:

    “2018’in Hızır Orucunu burada tutmak durumunda kaldık. Bu konuda iki kez üst üste dilekçe yazmama rağmen cevap bile yazmaya tenezzül etmediler. Her ne kadar bir ocakzade, pir, dede ailesine mensup olsam da Hızır’da burada bir seferlik de olsa bir saatlik de ola Alevi pirlerinden birisiyle olmak isteğim karşılanmadı. Keza Eren Erdem’in de böyle bir talebi olmuş yeni. Onu da kabul etmemişler. Bari bıraksalar Eren Erdem can ile burada zaman zaman bir araya gelip birbirimize can olalım, Hızır olalım. Bizim yolumuzun meşakkatli olduğunu biliyoruz. Bir nevi tarihte bildiğimiz gibi çile çekiyoruz. Eren Erdem de kendisini üzmesin, Çilehanede varsaysın kendisini. Nesimi’nin dediği ‘Yeryüzünün Halifesine minnet eylemem.’ Bizim tutuklanma gerekçemiz bir yana ayrıca bir Alevi olarak, ocakzade olarak da burada fazladan ayrımcılığa uğradığımızda bir gerçek.” (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu, Adalet Bakanı’na sordu, cezaevi yönetiminden gülünç açıklama geldi

    Kenanoğlu, Adalet Bakanı’na sordu, cezaevi yönetiminden gülünç açıklama geldi

    PİRHA – TV10’un tutuklu yönetici ve çalışanlarına, 12 gün tuttukları Matem orucu boyunca uygun koşulların sağlanmadığını PİRHA gündeme getirmişti. HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu da meclis gündemine taşıyarak Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sormuştu. Bunun üzerine cezaevi yönetiminin tutuklu TV10 yöneticileriyle görüştüğü öğrenildi.

    Bir yıla yakın bir süredir Silivri Cezaevi’nde tutulan ve hala iddianameleri hazırlanmayan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir’e Matem orucu boyunca uygun koşulların sağlanmadığını PİRHA gündeme getirmişti.

    Haberimiz üzerine HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, konuyu meclise taşıyarak Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması için soru önergesi vermişti.

    Soru önergesinden ve olayın medyada yer almasından sonra cezaevi yönetimi TV10 yöneticileriyle görüştü. TV10 Programcısı Veli Haydar Güleç, eşi Leyla Güleç ile görüşmesinde, cezaevi yönetiminin kendileriyle görüştüğünü aktardı.

    Güleç, cezaevi yönetiminin kendilerine, “Biz durumdan haberdar değildik, bize sizin oruç tuttuğunuz ve oruçla ilgili hassasiyetlerinizin olduğu (yemeklerin etsiz olması, oruç açım saati gibi) yönünde herhangi bir şey iletilmedi. İletilseydi bunu gözardı etmez, hassasiyet gösterirdik” dediklerini kaydetti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tutuklanan havalimanı işçilerinden mesaj: Hak istemek suç değildir

    Tutuklanan havalimanı işçilerinden mesaj: Hak istemek suç değildir

    Tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan 3. Havalimanı işçileri sendikaya ulaştırdıkları mesajlarında Bizler hiçbir şekilde suçlu olduğumuzu düşünmüyoruz. Hak istemek suç değildir. Asıl suçlu, biz işçileri insanlık dışı çalışma koşullarına mahkum eden İGA patronlarıdır” dedi. 

    Yeni havalimanı inşaatında çalışma şartlarını protesto etmelerinin ardından tutuklanan işçiler sendikaları aracılığıyla mesaj gönderdi.

    Yeni havalimanı inşaatı işçileri kötü çalışma şartları ve haklarını alamadıkları gerekçesiyle 14 Eylül’de eylem başlatmıştı.

    Aynı gece koğuşları basılarak gözaltına alınan 400’den fazla işçiden bir kısmı emniyetteki sorgularının ardından serbest bırakılmıştı. İşçilerden 24’ü tutuklanmıştı.

    “SUÇLU DEĞİLİZ”

    İnşaat-İş Sendikası, Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan işçilerin el yazısıyla kendilerine ulaştırdıkları mesajı Twitter hesabından paylaştı.

    Mesaj şöyle:

    “En insani taleplerimiz büyük bir zorbalıkla bastırılmaya çalışıldı. Gece yarılarında koğuş kapılarımız kırılarak gözaltına alındık. İGA’nın güvenlik binasında kaba dayak, küfür ve hakaretlere uğrayarak sorgulara çekildik. İnsanca çalışmak ve insanca yaşamak istediğimiz için hukuksuz bir şekilde yargılanarak cezaevlerine atıldık.

    Bizler hiçbir şekilde suçlu olduğumuzu düşünmüyoruz. Hak istemek suç değildir. Asıl suçlu, biz işçileri insanlık dışı çalışma koşullarına mahkum eden İGA patronlarıdır. Buradan tüm kamuoyuna sesleniyoruz: Bizleri merak etmeyin, keyfimiz ve moralimiz gayet yerinde. Sesimize ses olan tüm dostlara selamlar.

    İnşaat işçisi köle değildir!”

    İGA, yeni havalimanını 25 yıl işletecek Cengiz-MAPA-Limak-Kolin-Kalyon Ortak Girişim Grubu tarafından 7 Ekim 2013’te kurulmuştu.

  • İnşaat-İş: Tutuklanan yeni havalimanı işçileri tecritte

    İnşaat-İş: Tutuklanan yeni havalimanı işçileri tecritte

    PİRHA- Yeni havalimanının inşaatındaki olumsuz çalışma koşullarını protesto eylemine katıldıkları için tutuklanan işçilerin, Silivri Cezaevi’ndeki sekiz ayrı bölüme dağıtıldığı bildirildi.

    Yeni havalimanı inşaatı işçileri kötü çalışma şartları ve haklarını alamadıkları gerekçesiyle 14 Eylül’de eylem başlatmıştı. Aynı gece koğuşları basılarak gözaltına alınan 400’den fazla işçiden bir kısmı emniyetteki sorgularının ardından serbest bırakılmıştı. Gaziosmanpaşa Adliyesi’ne sevk edilen 43 işçiden ise 24’ü tutuklanmıştı. Aralarında sendika yöneticilerinin de  bulunduğu tutuklu işçiler kaldıkları Metris Cezaevi’nden dün akşam saatlerinde Silivri Cezaevi Kampüsüne sevk edilmişti.

    İnşaat-İş Sendikası tutuklanan işçilerin Silivri Cezaevi’ndeki sekiz ayrı bölüme dağıtıldığını duyurdu. Sendikanın Twitter paylaşımında şöyle denildi:

    “Arkadaşlarımızın birbirinden koparılarak 8 ayrı cezaevine dağıtılmalarının da özel bir politika olduğu, dışarıdaki zulmün içeriye de tecrit biçiminde taşındığı açık. Sendikacı arkadaşlarımızın da birbirinden ayrı cezaevlerine konularak tecrit edildikleri bu politikalar bizi yıldıramaz!”

    Tutuklu işçilerin isimleri ve cezaevinde kaldığı bölümler şöyle:

    Cihan Sarıbulak, Musa Karakuş, Hasan Çetin – 1 No’lu
    Murat Altuntaş, Ferhat Uyar, Mehmet Celal Demir – 2 No’lu
    Akif Altınışık, Rıdvan Günül, Servet Gözel – 3 No’lu
    Deniz Aslan, Bilal Topçu, Birkan Topçu – 4 No’lu
    Selami Sarıbuğa, Mustafa Atay, İlker Kurt – 5 No’lu
    Anıl Deniz Gider, Fatih Mukan, Özkan Özkanlı – 6 No’lu
    Yunus Özgür, Uğur Karadaş, Yusuf Yılmaz – 7 No’lu
    Teyip Kırğın, Ramazan Gözel, Muhammet Yiğen – 8 No’lu

    (HABER MERKEZİ)

  • Üryan Hızır Ocağı Evlatları ve Pirleri: Veli Büyükşahin derhal serbest bırakılsın-VİDEO

    Üryan Hızır Ocağı Evlatları ve Pirleri: Veli Büyükşahin derhal serbest bırakılsın-VİDEO

    PİRHA-Üryan Hızır Ocağı Evlatlarından Veli Büyükşahin’in hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmasına tepki gösteren Üryan Hızır Ocağı Evlatları ve Pirleri, Büyükşahin’in bir an önce serbest bırakılmasını istediler.

    KHK ile kapatılan TV 10 Yönetim Kurulu Başkanı, Üryan Xızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin’in hakkında herhangi bir iddianame hazırlanmadığı halde 8 aydır Silivri Cezaevi’nde hukuksuz bir şekilde tutulmasına Üryan Xızır Ocağı evlatları ve pirleri tepki gösterdi.

    “HAKSIZ BİR ŞEKİLDE İÇERİDE TUTULUYOR”

    “Oligarşi sistem Veli Büyükşahin arkadaşımızı haksız bir şekilde içeride cezaevinde tutmaktadır. Suçunun ne olduğu belli olmayan ifadesi dahi alınmayan arkadaşımızın içeride tutulmasından dolayı içimiz buruk” diyen Üryan Hızır Ocağı Dernek kurucularından Musa Canpolat sözlerine şöyle devam etti:

    “Dernek olarak Veli Büyükşahin’in bize büyük katkıları oluyordu. Keşke o da bizimle birlikte olsaydı. Çalışmalarımıza daha iyi katkılar sunarak bizlere büyük destekleri olacaktı. O nedenle en kısa zamanda aramızda olmasını istiyoruz. Birlikte omuz omuza vererek mücadele etmek istiyoruz. Veli Büyükşahin ile birlikte Üryan Hızır Ocağı Derneği’ni kurduk. Kısa sürede büyük emekler vererek derneği çok iyi yerlere getirdik. Onun tekrar aramızda olması önemlidir. Veli Büyükşahin’in cezaevinde olmasını kınıyoruz. İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilmelidir” dedi.

    “VELİ BÜYÜKŞAHİN DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR”

    “Üryan Hızır Dergahı’nda bulunmamıza vesile olan arkadaşımız, dedemiz Veli Büyükşahin’e teşekkür ediyoruz. Türkiye’nin birçok kentinden insanların buraya toplanmasına büyük emek vermiştir” ifadelerini kullanan Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Rıza Acıpayam da şunlara vurgu yaptı:

    “Mekansal olarak da yanımızda değilse bile gönlünün bizimle olduğunu çok iyi biliyoruz. Veli dedenin bizimle olamayışının eksikliğini yaşıyoruz. Çağrımız şudur; Anayasal hakların temel alınarak demokratik hukuka ve yasalara uygun bir şekilde karar alınarak Veli Büyükşahin’in derhal serbest bırakılması. Ama olağanüstü halin süresizleştirilmesi bunu imkansız kılıyor” ifadelerini kullandı.

    “İNSAN ÖMRÜ İÇİN BİR SAAT BİLE ÇOK ÖNEMLİDİR”

    Veli Büyükşahin derneğimizin kurucusu olduğu için örgütlenmesinde işlerin paylaşımında ve yürütmesinde büyük bir emeği olan bir arkadaşımız bu yüzden onun eksikliği bizi etkilemektedir” diyen Üryan Hızır Ocağı Dernek başkanı Coşkun Çelebi, şunlara vurgu yaptı:

    “Veli Büyükşahin ve benzeri insanların şu anda adaletsiz hiçbir yargılamaya tabi tutulmadan hiçbir dosyası olmadığı halde bir yıl ya da iki yıl cezaevinde tutuyorlar. Sonra suçsuz görülüp bırakılıyorlar. Veli Büyükşahin için de bunu bekliyoruz. Ama insan ömrü için bir yıl hatta bir saat kapalı kapılar ardından dört duvar arasında kalmak çok büyük bir eziyettir. Bu insanların bir dosyasını oluşturmadan tutukluyorsanız bu daha büyük bir eziyettir. Bizim kanunlarımızda yeri var. Dosyaları oluşturulmayan insanların tutuksuz yargılanması gerekiyor. Veli Büyükşahin ceza almasa bile bir yıl hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğu için ceza almış olacak” diye konuştu.

    “TUTUKLU BULUNMASININ HİÇBİR GEREKÇESİ YOK”

    “Geçen yıl ilki düzenlenen Üryan Hızır anmalarının organizasyonunu Veli Büyükşahin ve dernek yöneticileri düzenlemişti. Bu yıl Veli Büyükşahin’in aramızda olmaması eksikliğini hissettirmiştir” ifadelerini kullanan Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin’in abisi Basri Büyükşahin ise şunları ifade etti:

    “OHAL’den dolayı TV10’nun kapatılmasının ardından yaklaşık 8 aydır arkadaşları ile birlikte cezaevinde tutulmaktadır. OHAL’in kaldırılması ile birlikte umudumuz serbest bırakılmasıydı. Avukatları ile görüştüğümüzde dosyasında ceza alacak bir durumun söz konusu olmadığını söylüyorlar. Anayasa ve hukuka göre şu anda Veli Büyükşahin’in cezaevinde tutulmaması gerekiyor. Bizimde temennimiz ve umudumuz OHAL madem kalkmış. İddianamesi daha hazırlanmamış Veli Büyükşahin ve arkadaşlarının serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “VELİ BÜYÜKŞAHİN’İN SERBEST BIRAKILMASINI HAKTAN NİYAZ EDİYORUM”

    “Alevi inancının yürütülmesinde bizim üzerimize düşen ne varsa biz bunu yapmaya hazırız” diyen Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Ali Büyükşahin, “Veli Büyükşahin ve arkadaşları en kısa zamanda bırakılır. Çünkü hakkında hazırlanan herhangi bir iddianamenin oladığı söyleniyor. O yüzden Veli ve arkadaşlarının bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını Haktan niyaz ediyorum” dedi.

    DERSİM/PİRHA

  • TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin: 4 aydır sağlık kontrolümü yapmıyorlar

    TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin: 4 aydır sağlık kontrolümü yapmıyorlar

    PİRHA- TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mektubunda cezaevinde yaşanan hak ihlallerinin boyutlarını yazdı. Bağlama ve Alevi dedesi ile görüşme isteğinin kabul edilmediğini belirten Büyükşahin, cezaevinde Alevi oldukları için fazladan ayrımcılığa uğradıklarını kaydetti. 

    8 aydır cezaevinde olan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin aylardır tutuklu. Büyükşahin tutuklu Silivri Cezaevi’nde PİRHA’ya mektup gönderdi.

    Mektubunda cezaevinde yaşanan hak ihlallerine değinen Büyükşahin, “Sakın ola ki burada hasta olmayasınız” diyerek sağlık sorunlarının giderilmediğini anlattı. Cezaevi yönetiminde istediği saz ve Alevi dedesi isteğinin dahi kabul edilmediğini dile getiren Büyükşahin, “Bir Alevi olarak, ocakzade olarak da burada fazladan ayrımcılığa uğradığımızda bir gerçek” dedi.

    LOKMALARLA KURULAN TV10’U AYAKTA TUTAN ALEVİ MEDYASI

    Veli Büyükşahin, mektubuna gazetecilik yapmanın böyle dönemlerde öneminin ve sorumluluğunun daha fazla olduğunu söyleyerek başladı. Büyükşahin, “Haber alma ve verme hakkı gerçeğe dönüşüp somutlaştığında işte o zaman görmeyen gözler görecek, duymayan kulaklar duyacaktır. Bunu en çok da lokmalarıyla TV10’nu uzun yıllar ayakta tutan, gönlüyle, yüreğiyle, alın teriyle işe koyan Alevi medyasının emekçileri başarabilir. Alevi haberciliği ve medyası TV10 şahsında nasıl ki Alevi toplumunu görünür yaptı ise aynı bakış açısıyla şimdi de aynısını yapabilir” dedi.

    7 KİŞİLİK KOĞUŞLAR 30’A ÇIKIYOR

    Cezaevi koşullarına da değinen Büyükşahin 7 kişilik koğuşta 26 kişi kaldıklarını dile getirdi. Bir ara bu sayının 30’a da çıktığına dikkat çeken Büyükşahin, “Beslenme derseniz yetersiz, tek taraflı, dengesiz ve temel ihtiyacı gidermekten yoksun. Kendimiz bir şekilde kantinden alarak çözmeye çalışıyoruz” dedi.

    “SAKIN OLA BURADA HASTA OLMAYIN!”

    Cezaevindeki en büyük sorunlardan birinin de sağlık problemleri olduğunu söyleyen Büyükşahin yaşadıklarını şöyle aktardı:

    “Sakın ola burada hasta olmayasınız. Küçücük bir sağlık sorununu çözmek için aylarca uğraşırsınız. Diyelim hastalandınız; dilekçeyle revir için başvurursunuz, ama haftalarca revire gidemezsiniz. Hele kronik hastalıklar varsa daha da kötü. Zaten buranın koşulları daha da kötüleştirir sizi. Mesala benim diğer kalp damar sorunlarının yanında karaciğerdeki kist için Haziran’da mutlaka yaptırmam gereken kontrolleri 3-4 aydır uğraşmama rağmen hala yaptırabilmiş değilim. Yine ölümcül (kanser gibi) sağlık sorunları olan hasta mahpuslar tedavileri yapılmadığı gibi hastaneye gidiş gelişlerde ciddi kötü muameleye maruz kalıyorlar.”

    8 aydır hiçbir gerekçe gösterilmeden tutuklu olan Büyükşahin hala iddianamelerinin dahi ortada olmadığını söyleyerek yaşananlarının hukuk kurallarına uymadığını dile getirdi.

    İDDİANAME HUKUKSUZLUĞU

    Büyükşahin şöyle devam etti:

    “Bizim gibi haksız, keyfi ve hukuksuz bir şekilde tutuklanan binlerce tutuklunun durumu, temel insan hakları, Türkiye’nin imza attığı sözleşmelere uymuyor. Bırakalım temel hakları, uluslararası sözleşmeleri, yurttaş olduğumuz ülkenin mevcut yasalarına bile uyulmuyor. Mevcut yasalara göre bile tutuklanmayı gerektirmeyen hallerde bile insanlar tutuklanıyor. Sadece sosyal medya paylaşımları yüzünden bile aylarca iddianamesiz tutuklu kalınıyor.

    Hangi gerekçeyle tutuklanmış olursanız olun, ‘uzun tutukluluk’ bir ceza gibi uygulanıyor. Mesela bir 8 aydır tutukluyum ama iddianame halen yok. Gözaltında bize sorulan sorulara ve fezlekede gördüğümüz 6 yıl önce bir siyasi partinin yaptığı eğitimde demokrasi, çoğulculuk ve katılımcılık üzerine yaptığım sunum gibi şeyler. Buradan üyelik çıkarmaya çalışıyorlar. Tutuklanmaya gerekçe, ‘Delil karartma, kaçma şüphesi.’ 6 yıl önceki delil nasıl karartılır zaten dinlemişsin, kayıt sende. Yine bir yıldır iddianamesiz bekleyenler var. Yani kısacası bu uzun tutukluluk bir ceza yöntemi. Peşinen senin suçlu olduğuna, muhalif olduğuna, kendisine karşı olduğuna kanat getirmiş. Bir süreliğine seni terbiye etmek için tutukluyor. İlkokul mezunu olmayan okur-yazar olmaz birisi burada sosyal medya paylaşımı için 5 ay tutuklu kaldı. Dosyalara gizlilik kararları konuyor. Neyle yargılandığımızı bilmiyoruz. Şüpheli, sanık değil suçlu muamelesi görüyorsunuz.”

    ALMAN DEĞİRMENCİ HİKAYESİ

    Büyükşahin yaşadıklarını ayrıca bir hikayeden yola çıkarak şöyle anlattı:

    “Şu Alman Değirmenciyi ne kadar kıskanıyoruz. Bir bilse bu ülkenin yargısını. Hikaye şu: Prusya kralı vakti zamanında gezinirken, bir değirmen görüyor onu da kendi saray çevresine katmak istiyor ve değirmenciden onu almak istiyor. Değirmenci ona “Siz kral olabilirsiniz ama Berlin’de yargıçlar var. Bende sizi onlara şikayet ederim demiş. Biz nereye edelim. Aylık yapılan tutuklu incelemeleri gerçekten yapılıyor mu? Koğuşumuzda mahkemelerden gelen evraklara bakıyoruz, kopyala yapıştır gibidir. “Delil durumu, (delillere bakılmış mı?) Kaçma şüphesi yok. Sadece “Somut delil durumu, kaçma şüphesi” vb bir paragrafla tutukluluğun devamı deniyor.”

    “OHAL KALSA DA CEZAEVİ KOŞULLARI DEĞİŞMEDİ”

    OHAL kalkmış olsa bile cezaevi koşullarında herhangi bir iyileşmenin olmadığına da dikkat çeken Büyükşahin, “Sadece iki aylık görüşler bir aya, iki haftalık telefon görüşü haftada bire çekildi. Onun dışında bir değişiklik yok” dedi.

    SAZ YASAK

    Bireysel enstrüman hakkı çerçevesinde bir saz almak isteğinin dahi geri çevrildiğini söyleyen Büyükşahin, “Saz, bağlama yaptığımız görüşmeye rağmen ‘alamayız’ dediler. Dışarıdan ‘saz getiremezsiniz’ deniyor. Bunu özel olarak yasaklayan bir yasal düzenleme var mı? Sazın türkülerin nesinden korkulur anlamak mümkün değil?” diye sordu.

    Anayasada din ve vicdan özgürlüğü güvence altına alındığı söylense de yaşadıklarının bunun tam tersini gösterdiğini söyleyen Büyükşahin, “Hele siz Aleviyseniz daha da çok duvara çarpıyorsunuz” dedi.

    ALEVİ DEDESİ İSTEĞİ DE KABUL EDİLMEDİ

    Büyükşahin, bunun nedenini de geçtiğimiz Hızır Orucu’nda Alevi dedesi isteğinin Eren Erdem gibi kabul edilmediği örneğiyle açıkladı:

    “2018’in Hızır Orucunu burada tutmak durumunda kaldık. Bu konuda iki kez üst üste dilekçe yazmama rağmen cevap bile yazmaya tenezzül etmediler. Her ne keder bir ocakzade pir dede ailesine mensup olsam da Hızır’da burada bir seferlik de olsa bir saatlik de ola Alevi pirlerinden birisiyle olmak isteğim karşılanmadı. Keza Eren Erdemir de böyle bir talebi olmuş yeni. Onu da kabul etmemişler. Bari bıraksalar Eren Erdem can ile burada zaman zaman bir araya gelip birbirimize can olalım, Hızır olalım. Bizim yolumuzun meşakkatli olduğunu biliyoruz. Bir nevi tarihte bildiğimiz gibi çile çekiyoruz. Eren Erdem de kendisini üzmesin, Çilehanede varsaysın kendisini. Nesimi’nin dediği ‘Yeryüzünün Halifesine minnet eylemem.’ Bizim tutuklanma gerekçemiz bir yana ayrıca bir Alevi olarak, ocakzade olarak da burada fazladan ayrımcılığa uğradığımızda bir gerçek.” (HABER MERKEZİ)

  • F Oturumu’nda kanser hastası Hasan Subaşı’na özgürlük istendi-VİDEO

    F Oturumu’nda kanser hastası Hasan Subaşı’na özgürlük istendi-VİDEO

    PİRHA -Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ve hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla düzenlenen F Oturumu’nda basın metnini okuyan İbrahim Demirel, “Mahpusun temel haklarını korumakla görevli olan devlet, hapishanelerde yaşanan aşağılayıcı, onur kırıcı, insanlık dışı muameleyi ve her türlü hak ihlallerini durdurmak bir yana, resmi politikası haline getirmiştir” dedi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ve hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla her hafta Cumartesi günü düzenlediği F Oturumu eylemi bugün 333. haftasında. Bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda buluşan insan hakları savunucuları Silivri 6 Nolu L Tipi Cezaevinde bulunan kanser hastası Hasan Subaşı‘na özgürlük istedi.

    “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Hasan Subaşı serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” pankartlarının açıldığı eylemde “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Hasan Subaşı serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Tedavi haktır engellenemez”, “İnsan haklarıyla insandır”, “Onursuz arama işkencesine son”, “Tek tip elbiseye hayır” sloganları atıldı.

    “TUTUKLANMASAYDIM AMELİYAT OLACAKTIM”

    Basın metnini okuyan insan hakları savunucusu İbrahim Demirel, 1988 doğumlu Hasan Subaşı’nın daha önce 2008 yılında tutuklanarak 5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildiğini aktaran Demirel, Subaşı’nın hapishanede yaptığı açlık grevleri nedenyile bağırsaklarında kuruma ve kist oluştuğunu belirtti. Adana THİV’de yapılan sağlık kontrollerinde bu kistlerin zamanla büyüme yaptığını ve kolon kanseri olduğunu söyleyen Demirel, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yapılan ameliyatla kalın bağırsağı tamamen, sol böbreğinin bir bölümü alınmıştır. Kemoterapi görmüştür. Sonrasında hastalığı sol akciğerine de sıçramıştır. Hasan Subaşı dışarıdaki durumunu şöyle aktarıyor; İki yıl önce kanser nedeniyle ameliyat oldum, kemoterapi aldım fakat hastalık daha kötü yayılma yapmış bu lanet hastalık yakamı bir türlü bırakmadı. Bakırköy hastanesinden doktorlar durumumun iyi olmadığını acil ameliyat olmam gerektiğini Bakırköy hastanesinde bu ameliyatı yapamayacaklarını o yüzden beni Bağcılara sevk edeceklerini söylediler, eğer tutuklanmasaydım ameliyat olacaktım.”

    HASTALIĞININ 3. AŞAMASINDA

    Demirel, bir yıldır hapishanede olan Hasan Subaşı’nın eşi Sonay Subaşı‘nın İHD’ye yaptığı başvuruda söylediklerini ise şöyle aktardı: “Eşim Hasan Subaşı 2015 yılında kalın bağırsak kanseri nedeniyle ameliyat edildi ve tüm bağırsakları alınarak ince bağırsağa bağlandı. Ancak kanser yayıldı şu an 3.evresinde olduğu akciğerde de leke olduğu söylenmiştir. Bu sorunlar yaşanırken 2017 yılının Ağustos ayının sonlarında gözaltına alınıp tutuklandı. Adliyede kendini gördüğümde darp edildiğini belirtmişti ve çok kötü haldeydi. En son 4 Ekimde ziyaretine gittim, sağlık sorunları için yeniden hastaneye götüreceklerini tetkik edileceğini söyledi: Hapishane koşullarında hastaneye gidip gelmenin zor olduğunu eşimin hastalığının 3. aşamada olması nedeniyle zaman kaybetmeden tahliye edilmesi gerektiğine inanıyorum diyor.”

    “TEDAVİSİ YAPILMIYOR”

    En son Temmuz ayında Hasan Subaşı’nın annesi Hacer Kuzu Güden‘in İHD’ye başvurduğunu söyleyen Demirel, anne Hacer Kuzu Güden’in aktardıklarını şöyle ifade etti: “Oğlum bir yıl önce tutuklandı. Dışarıdayken kolon kanseri nedeniyle ameliyat oldu ve ilaç tedavisine başlandı. Sonrasında tutuklandı O günden bu yana tedavisi yapılmıyor. Hastaneye götürülmüyor. Göğsünde kemoterapi için takılı olan aletin ayda bir özel solüsyonla dezenfekte edilmesi gerekirken bunun yapılmadığını, bu nedenle kanserin ilerleyip bütün vücuduna yayılma riskinin bulunduğunu, aynı zamanda kalp damarlarının tıkanmasından kaynaklı kalp krizi geçirme riski olduğunu, oğlunun bu koşullarda yaşamasının ve tedavisinin mümkün olmadığını ayrıca psikolojik durumunun da çok kötü olduğunu belirtiyor.”

    İnsan hakları savunucuları olarak hapishanelerin insan haklarına, hukuka ve tutuklu haklarına uygun hale getirilmesi ve sağlığa erişim haklarının sağlanmasını istediklerini kaydeden Demirel, Hasan Subaşı’nın koşulsuz salıverilmesini istediklerini belirtti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Eren Erdem’in Alevi dedesiyle görüşme isteği yine reddedildi

    Eren Erdem’in Alevi dedesiyle görüşme isteği yine reddedildi

    PİRHA- Eski CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in cezaevinde Alevi dedesiyle görüşme isteği yine kabul edilmedi. Konuyu twitter hesabından duyuran eski CHP milletvekili Barış Yarkadaş, görüşme talebinin reddedilmesinin Aleviliğin hala bir inanç olarak görülmediğinin kanıtı olduğunu vurguladı. 

    Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski CHP milletvekili Eren Erdem’in inancı gereği cezaevinde Alevi dedesiyle görüşme isteği bir kez daha reddedildi.

    “ALEVİLİĞİN İNANÇ OLARAK GÖRÜLMEDİĞİNİN KANITIDIR”

    Konuyu twitter hesabından kamuoyuna duyuran eski CHP milletvekili Barış Yarkadaş, “Arkadaşımız CHP PM Üyesi Eren Erdem’in yasa gereği kullanmak istediği Alevi dedesi ile sohbet etme hakkı, bakanlıkça bir kez daha reddedildi. Eren’e ‘Görüşmek istediğin kişi ziyaretçin olarak gelebilir’ denildi. Bu tavır, Aleviliğin hala bir inanç olarak görülmediğinin kanıtıdır.” dedi. 

    Daha önce de cezaevinde Alevi dedesiyle görüşme talebinde bulunan Eren Erdem’e cezaevi yönetimi tarafından ‘imam çağırın’ yanıtı verilmişti. Alevi kurum yöneticileri ve Alevi kamuoyunda ise bu durum tepkiyle karşılanmıştı.

  • Pir Celal Fırat: Aleviler tutuklu Tv10 çalışanlarına yeteri kadar sahip çıkmadı-VİDEO

    Pir Celal Fırat: Aleviler tutuklu Tv10 çalışanlarına yeteri kadar sahip çıkmadı-VİDEO

    PİRHA – Yaklaşık yedi aydır cezaevinde olan TV10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir’in durumunu değerlendiren Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, Alevilerin yeteri kadar TV10 çalışanlarına sahip çıkmadıklarını belirtti. 

    Yaklaşık yedi ay önce evlerine yapılan baskınla gözaltına alınıp tutuklanan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve TV10 Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç’in hala iddianameleri yok. Kameraman Kemal Demir ise çıktığı mahkemede serbest bırakılmadı. Aylardır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan TV10 çalışanlarının durumuna ilişkin Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat değerlendirmelerde bulundu.

    “BU ARKADAŞLARIMIZA KARŞI İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR”

    Türkiye’de çok büyük bir zulmün gerçekleştirildiğini söyleyen Fırat, Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir ile aşağı yukarı 5-6 sene beraber çalıştıklarını söyledi. TV10 çalışanlarının Alevi toplumuna büyük katkılarının olduğunu ve seslerini duyurmaya çalıştıklarını söyleyen Fırat, yedi aydır o insanların ailelerinden uzak tutulmasını insanlık suçu olarak nitelendirdi.

    “İNSANİ AÇIDAN BAKILDIĞINDA UTANÇ DUYULACAK BİR DURUM”

    Fırat, 4-5 gün önce İsrail’e giden bir Türk kadının, orada gözaltına alındığını ev hükümetin buna karşı tepkisini hatırlatarak şuları kaydetti;

    “4-5 gün önce İsrail’e giden bir Türk kadını orada gözaltına alındığında şuan ki mevcut siyasal yapı adeta sosyal medya gibi çeşitli yerlerde kıyameti koparttı. Nasıl özgürlüğünü elinden alırsınız gibisinden. Nitekim şartlı bir çerçevede tahliye edildi.

    Düşünün 2-3 gün içeride kalmasını bir insanlık suçu olarak dillendiren insanlar şuan 7-8 ay kimi arkadaşlarımız bir senedir içerideler. Ne ile suçlandıkları, ne için içeride oldukları ile ilgili halen bir iddianame bile yok. Tamamen bunları gelenek göreneklerinden topluma hizmet etmekten alıkoydular. Şuan net bir şekilde şunu söyleyebiliriz ki o insanlar adeta orada tutsak vaziyetteler. Bu yapılan büyük bir zulümdür. Özellikle Veli Büyükşahin dedenin 9-10 yaşında bir kızı, Velihaydar Güleç’in 4-5 yaşında bir kızı var, Kemal’in 7-8 aylık bir çocuğu var. Yani gerçekten insani olarak baktığımızda utanç duymamız gereken bir olgu.”

    “ALEVİ KURUMLARI YETERİNCE SAHİP ÇIKMADI”

    Alevilerin yeterince TV10 çalışanlarına sahip çıkmadıklarını da söyleyen Celal Fırat, cezaevine mektup göndermek, ailelerinin yanında olmak, onları ziyaret etmek ve manevi olarak yanlarında olmak gerektiğine vurgu yaptı.

    Evvela kendim bir özeleştiri vermek isterim. Üstümüze düşeni yeterince yapmadık, diyen Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat şöyle devam etti. “Örnek olarak cezaevlerini ziyaret edebiliriz. Geçen senede söylemiştim ailelerinin yanına gitmek lazım. Sorunları sıkıntıları muhakkak vardır. Yoksa bile maneviyat anlamında onların yanında yer almak lazım.

    Kesinlikle Alevi kurumlarının aslında sadece Alevi toplumlarının da bir sorunu değil insanlık çerçevesinde vicdanı olan herkesin onların sesine ses olmalarını ben canı gönülden istiyorum. Sevgili Veli Dedenin, Veli Haydar’ın ve Kemal’in kısa zamanda aramızda olmasını görevlerine ve ailelerine kavuşmasını gönülden arzuluyoruz. Ancak arzulamakla kalmamak lazım bunun mücadelesini de vermek lazım. Bununla ilgili iyi bir alan yaratmak gerekiyor.”

    “YENİ KABİNE YENİ ACILARIN SİNYALLERİNİ VERİYOR”

    Tutuklu Tv10 çalışanlarının bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunan Pir Celal Fırat konuşa ilişkin değerlendirmesini şu cümlelerle tamamladı.

    “Şuan yüzlerce binlerce insan neyle suçlandığını dahi bilmeden içeride yatıyor. Özgürlükleri elinden alınmış. Ve birileri buna ‘demokrasi’ diyor. Çok acı olanda bu. Seçim sonrası yeni bakanlar  kurulun yer alanların isimlerinin açıklamasıyla görüyoruz ki bu acıların daha farklı bir çerçevede gerçekleştirilmesinin de sinyalini verdiler.

    İçişleri Bakanı olsun, Genelkurmay başkanının Milli Savunma Bakanı yapılması bu gerginliğin süreceğinin işaretlerini veriyor. Bir yerde yangın varsa bu yangın herkese sıçrar, onun için bu yangını söndürmek lazım. El birliğiyle oturup konuşmak lazım. Sorunlarımızı el birliğiyle çözmemiz gerektiği kanısındayım.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • 5 ay cezaevinde kalan Celalettin Can yaşadığı süreci anlattı-VİDEO

    5 ay cezaevinde kalan Celalettin Can yaşadığı süreci anlattı-VİDEO

    PİRHA- 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, gözaltında tutulduğu süre içinde “yukarıdan geldiklerini” söyleyen iki istihbaratçının başka tekliflerde bulunmaya yeltendiklerini belirterek, “İstersen buradan çıkıp gidebilirsin” dediklerini söyledi. 

    Geçtiğimiz günlerde tahliye edilen 78’liler Girişimi Sözcüsü ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) PM üyesi Celalettin Can, 5 ay kaldığı Silivri Cezaevi’nde yaşadığı ve tanık olduğu süreci Taksim Hill Otel’de yaptığı basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştı. Can’ın yanı sıra bir grup insan hakları savunucusu da konuya ilişkin görüşlerini dile getirdi. Toplantının yapıldığı salona “Siyasi tutsaklara özgürlük” pankartı açıldı.

    CAN: İSTİHBARATÇILAR BANA BAŞKA TEKLİF VERMEYE ÇALIŞTI

    İlk olarak konuşan Can, cezaevinde tanık olduğu durumları anlattı. Önce gözaltına alındıktan sonra yaşadıklarına değinen Can, “Gözaltına alındığımda evdeki bütün elektronik araçlarımız alındı. Evimi epeyce dağıttılar. Vatan’daki TEM’e götürüldüğümüzde genelde tek tutuldum. Bazen IŞİD’lilerle aynı hücrede tutulduk. Kaba işkence yok ama psikolojik işkence çok yapıldı” dedi. Emniyet sorgusundan önce 2 istihbarat elemanın kendisini sorguya aldığını vurgulayan Can, “Yukarıdan geldiklerini söylediler. 2013 ile 2018 arası çok fazla halk toplantıları aldığımı söylediler. ‘Suç unsuru var mı?’ diye sorduğumda ‘Yok ama beka sorunu var. Bazen söz silahtan daha tehlikeli olur’ dediler. Başka teklifler yapmaya çalıştılar ama cesaret edemediler. ‘İstersen buradan çıkıp gidebilirsin’ dediler” diye belirtti. Baskın seçimlerin olacağını gözaltındayken istihbaratçıların söylemlerinden anladığını da sözlerine ekleyen Can, kendisine “Hiç istemezdik senin alınmanı. Ama burada kal. Seçim olacak çok yorulursun” dediklerini kaydetti.

    “SİLİVRİ BİR GÖSTERİ MERKEZİDİR”

    İstanbul 4’üncü Sulh Ceza Mahkemesinin özel bir mahkeme olduğunu dile getiren Can, “Hakim her ara verdiğinde beni sorgulayan polisler hakimle birlikte arka odaya gidiyordu. Kararı polislerle birlikte verdiler” diye vurguladı.

    Cezaevinde sağlık problemlerinden dolayı ihtiyaçlarımı karşılayamadığını ifade eden Can, yaşadıklarını ise şu sözlerle anlattı: “Cezaevine birlikte giren tutukluların hepsini hemen birbirinden ayırıyorlar. Fiziksel ve psikolojik tecrit hemen uygulanıyor. Silivri’deki gardiyanlar seçilmiş insanlardı. İnsan karşıtı, sosyal işkence yapıyorlar. Silivri’de tutukluları insan altı görüyor. Siyasi tutsaklar arasında dayanışma ve sosyalleşme yasak. Silivri bir gösteri merkezidir. Biz tanındığımız için belki bize daha yumuşak davrandılar. 9 No’lu da tam bir tecrit yeri. Çok sayıda tutuklu hasta ama tedavisi yapılmıyor. Tedavi hep aksatıyorlar. Tedaviye götürülenler de Silivri Devlet Hastanesi’nde bodrumda saatlerce kelepçeli bekletiliyor. Mektuplar nadiren veriliyor. Hükümet, tutsakların özgürlük taleplerine kaygısız. Bir tek MHP kaygılı o da Alaattin Çakıcı’ya. Çözüm yeni cezaevi yapmakta değil, çözüm siyasi tutsaklara özgürlüktedir. Bu yüzden siyasi tutsaklara sahip çıkalım.”

    KESKİN: TÜRKİYE SİLİVRİ’DEN YÖNETİLSE DAHA DEMOKRATİK OLUR

    Daha sonra söz alan İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Başbakan Binali Yıldırım’ın “Biat et rahat et” sözlerini hatırlatarak, “Biat etmiyoruz, rahat etmiyoruz” dedi. Bugün Halkın Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın’ın katledilişinin yıldönümü olduğunu hatırlatan Keskin, “Belki biz şanslıyız, katledilmiyoruz. Ama bizim kararlı olmamızın nedeni belki onlara olan borcumuzdur” diye konuştu. “Türkiye Silivri’de yönetilse çok demokratik olurdu” diyen Keskin, şöyle devam etti: “Çünkü tüm entelektüeller orada. Devletin kendi içinde kurduğu ittifaklara gören değişen durumlara göre hareket edemeyiz. Biz aynı biziz. Şuan cezaevleri 90’larla aynı duruma gelmiş. Özellikle Kürdistan cezaevlerinde uygulanan kamera kontrolüyle kadın mahpuslar kendilerini taciz edildiğini hissediyor. İnsanlar hastaneye gitmekte karar veremiyor. Çünkü götürülürken de ayrı bir işkence yapıyorlar.”  Muhalefeti de transfobiyi aşamamakla eleştiren Keskin, bir aydan fazladır açlık grevinde olan trans kadın Buse’ye, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya yapılan aynı ilginin gösterilmesi gerektiğini söyledi.

    BİÇER: SAĞLIK HAKKI HERKESE EŞİT UYGULANSIN

    Prof. Dr. Ümit Biçer ise, devletin herkese sağlık hakkını eşit uygulaması gerekirken, cezaevlerinde bir cezalandırma aracına dönüştüğünü ifade ederek, şunları söyledi: “OHAL’le hasta tutukların talepleri dikkate alınmıyor. Alaattin çakıcıya verilen rapor sağlık çalışanlarına yönelik yapılan baskının da göstergesidir belki. Bunu yapanlar hakkında gerekli soruşturma yapılmıyor. Mutlaka sağlık insanların en temel haklarından olduğunu, tüm bireylere eşit verilmesi gereken bir konu olduğunu bilmek gerekiyor. Tüm sağlık çalışanlarının da tüm baskılara rağmen etik ilkelerini unutmadan mahpuslarla ilgili sağlık sorunlarında mücadele vermesi gerekiyor. Bir an önce Adalet Bakanlığı’nın İHD tarafından tespit edilen sağlık durumu ciddi olan insanlar için acilen adım atması gerekiyor.”

    Daha sonra birçok katılımcı konu hakkında görüşlerini dile getirdi. (HABER MERKEZİ)
  • TV10 emekçisi Kemal Demir yarın hakim karşısına çıkartılacak-VİDEO

    TV10 emekçisi Kemal Demir yarın hakim karşısına çıkartılacak-VİDEO

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10’un tutuklu kameramanı Kemal Demir’in ilk duruşması yarın saat 10:00’da İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’nde. 

    Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Alevilerin sesi TV10’un kameramanı Kemal Demir ilk duruşması yarın saat 10:00’da Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

    25 Aralık 2017 gecesi İstanbul’daki evine yapılan baskınla gözaltına alınan Demir, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak Silivri 5 No’lu cezaevine gönderilmişti. 7 aydır tutuklu bulunan Demir’in, yarın ilk duruşması görülecek.

    Demir’in eşi Sevim Demir, Kemal Demir’in mahkemesine çağrı yapmıştı. Ayrıca gazeteciler de hazırladıkları çağrı videosuyla tüm duyarlı insanları Demir’in mahkemesine çağırmıştı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Celalettin Can: Darbeyi yargıladığımız için yargılanıyoruz

    Celalettin Can: Darbeyi yargıladığımız için yargılanıyoruz

    PİRHA-Bugün ilk duruşmasına çıkarılan 78’liler Girişimi Sözcüsü ve HDP PM Üyesi Celalettin Can, “Burada darbecileri suçladığımız için yargılanıyoruz. Bu ayıptır, dünya bize güler. Darbecileri savunan savcı, darbecileri savunan devlet olamaz. Dünyada bunun örneği yoktur. Dünyanın her yerinde darbeciler yargılandı Türkiye’de darbeciler korunuyor” dedi.

    Beş aydır tutuklu bulunan 78’liler Girişimi Sözcüsü, HDP PM Üyesi Celalettin Can ve 33 kişi hakkındaki iddianamenin hazırlanmasının ardından bugün davanın ilk duruşması başladı. Duruşma, Silivri Cezaevi Adliyesi’ne nakledilen İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor.

    “HDP VE ÇALIŞMALARIMIZ KRİMİNALİZE EDİLİYOR”

    Saat 10:30 itibariyle başlayan duruşmada önce tutuklulardan HDP üyesi Can Memiş konuştu. Memiş, “HDP’nin Beyoğlu ilçe kongresine katıldığım için yasal siyasi faaliyet yürüten bir partinin kongresine katılmam suç sayılmış. Bunlar yasadışı suçmuş gibi gösterilmiş. Her partide olduğu gibi HDP’nin de gençlik örgütü ve kadın örgütü ve benzeri örgütlenmeleri var. Bunlar da yasaldır. Bu yasal örgütlerde çalıştığım için buradaki telefon konuşmalarım, toplantılara katılmalarım suç sayılmış. Sanki bu çalışmalar PKK, KCK örgütünün çalışmaları gibi gösteriliyor. Bununla HDP ve çalışmalarımız kriminalize ediliyor. Demokratik yasal haklarımız ihlal ediliyor” dedi ve beraatini istedi.

    TV10 EYLEMİNE KATILMAK SUÇ SAYILMIŞ

    Arkasından HDK yöneticisi Şamil Altan önce iddianamenin tamamına ilişkin genel bir değerlendirme yaptı. “HDP ve HDK sanki yasa dışı bir örgütmüş gibi ele alınmış iddianamede. Bizler de yasadışı bir örgütün çalışanıymışız gibi gösteriliyor. İddianamede yöntem olarak failden fiile yöntemi uygulanmış. Bu yöntemle önce biz tutuklandık sonra hakkımızda suç icat edildi” dedi. HDK’nin kuruluş amacını ve bileşenlerin kendi özgünlükleriyle orada var olduklarını anlatan Altan, HDK’de hiyerarşinin olmadığını, demokratik bir yapılanma olduğunu bu nedenle kendisinin ve bir kısım arkadaşının yönetici bir kısmının da üye olarak gösterilmesinin yanlış olduğunu kaydetti. HDK’de yatay bir örgütlenmenin olduğunu vurgulayan Altan, bu yatay örgütlenme içinde görev bölümlerinin olduğunu bunun da yasalara uygun olduğunu, yapılan toplantıların da telefon görüşmelerinin de buna uygun olduğunu bu mantık içinde olduğunu belirtti. HDK’nin PKK, KCK’nin yan örgütü olarak gösterildiğini, kriminalize edildiğini ifade eden Altan, “Alevilerin Sesi TV10 eylemine gittim. Gitmeden önce bir arkadaşımı aradım ve ‘Siz de gelecek misiniz?’ diye sordum. Bu iddianamede sanki yasadışı bir eyleme çağrı yapıyormuş gibi yansıtılmış” dedi.

    HDP’nin kadın çalışmalarında yer alan Gülistan Aydın da iddianamenin tamamına ilişkin Kürtçe savunma yaparak, yasal çalışmalarının kriminalize edildiğini belirtti.

    “TÜRKİYE’DE DARBECİLER KORUNUYOR”

    Arkasından savunmasına başlayan 78’liler Girişimi Sözcüsü ve HDP PM Üyesi Celalettin Can ise şu ana kadar yaptığı savunmada 78’liler Girişimi’nin faaliyetlerini ve çalışmalarını özetledi. Bu çalışmalarda öncelikle 12 Eylül askeri darbesinin zulmüne maruz kalmış bir kuşağın haklarını savunduklarını kaydetti. Can, 12 Eylül askeri faşist darbesini yargılamaya çalıştıkları, yargılamak için yasal zemini zorladıkları ve nihayetinde 12 Eylül faşist darbesini yargıladıkları için yargılandıklarını vurguladı. Kendisinin de 12 Eylül sürecinde yargılanıp 19 yıl 9 ay cezaevinde kaldığını söyleyen Can, “Türkİye toplumu bir yerde güç toplumu, güce tapıyor gücü seviyor. Gücü sevmeyeni, güce muhalefet edeni de ötekileştiriyor, yok sayıyor. Yüzde 82 ile 12 Eylül askeri faşist darbesini onaylayan bir toplum durumuna düşürüldü bu toplum. FETÖ eğer 15 Temmuz darbesinde başarılı olsaydı bu toplum ona da tapacaktı. Biz 78’liler Vakfı Girişimi olarak bu güce tapan anlayışla ve darbeci zihniyetle mücadele ettik. Darbeci Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’yı mahkum ettirdik. İddia makamı yani savcılık bizim bu çalışmalarımızı PKK, KCK’ye yardım ettiğimiz, onu övdüğümüz, ona hizmet ettiğimiz anlamında değerlendirmiş. Şu anki cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Diyarbakır zindanındaki vahşete değinerek bu çalışmalarımıza bir şekilde benzer ifadelerde bulundu. Anayasa mahkemesi de bu çalışmalarımız temelinde karar verdi. Eğer biz PKK, KCK üyeleri ve ona hizmet eden teröristlersek o zaman Anayasa Mahkemesi de buna ortaktır, cumhurbaşkanı da buna ortaktır. Biz burada darbecileri suçluyoruz diye yargılanıyoruz. Bu ayıptır, dünya bize güler. Darbecileri savunan savcı, darbecileri savunan devlet olamaz. Dünyada bunun örneği yoktur. Dünyanın her yerinde darbeciler yargılandı Türkiye’de darbeciler korunuyor” dedi.

    “BAŞBAKANLIK ADINA SÜRECE DAHİL EDİLDİM”

    Can, savunmasının devamında çalışmalarının 78’liler Vakfı Girişimi ve kendisinin Türkiye’de yaşanan çatışmalı sürecin son bulması, akan kanın durması için çaba harcadığını, bunun için PKK ile devlet arasındaki görüşmeler sürecinde dönemin hükümet temsilcisi Beşir Atalay tarafından başbakanlık adına telefonla arandığını ve akil insan olarak sürece dahil edildiğini katkı sunabileceğine inandığı için bu görevi kabul ettiğini belirtti. Bu sürecin tamamının kamuoyuna ve basına açık bir süreç olduğunu ifade eden Can, iddia makamı bu çalışmalarını da kriminalize ederek buradaki telefon konuşmalarını da kriminalize ederek iddianameye yerleştirdiğini söyledi. Burada kendisinin 78’liler Vakfı Girişimi’nin ve demokrasi mücadelesinin hedeflendiğini belirtti.

    Duruşmaya öğlen arası verildi. Öğleden sonra Celalettin Can savunmasına devam edecek.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Celalettin Can’ın arkadaşları Can’a özgürlük istedi-VİDEO

    Celalettin Can’ın arkadaşları Can’a özgürlük istedi-VİDEO

    PİRHA-Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan 78’liler Girişimi sözcüsü  Celalettin Can’ın serbest bırakılması için, İstanbul Taksim’de bulunan Hill Hotel’de bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda Celalettin Can’ın 26, 27 ve 28 Haziran tarihlerinde Silivri’de görülecek olan duruşmasına katılım çağrısı yapıldı.

    Beş aydır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan 78’liler Girişimi Sözcüsü ve HDP PM Üyesi Celalettin Can’ın ilk duruşması 26-27-28 Haziran tarihinde saat 09:00’da Silivri Cezaevi Adliyesi’nde görülecek. Can’ın serbest bırakılması için İstanbul Taksim’de bulunan Hill Otel’de basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya, HDP milletvekili Hüda Kaya, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, insan hakları savunucuları ve aydınlar destek verdi. Salona “Celalettin Can’a özgürlük” yazılı pankartlar asıldı.

    “UMUTLARIMIZ BÜYÜK”

    İlk sözü alan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Can’ın haksız tutuklanmasından dolayı üzgün olduğunu belirtti. Can’ın barış insanı aktivist bir kişi olduğunu belirten Türkdoğan, Türkiye’nin bunu unuttuğunu ülkeyi bu karabasanda tutmaya çalıştığını söyledi. Türkdoğan, dayanışma içerisinde bu özgürlüğe kavuşacağını umutlarının büyük olduğunu ve mücadeleye devam edeceklerinin altını çizdi.

    “YAŞAMA HAKKI ELİNDEN ALINDI”

    Arkasından söz alan Can’ın eşi Nimet Tanrıkulu, OHAL yüzünden birçok kişinin gözaltına alındığını ve Can’ın, cezaevinde bulunmasına neden olacak herhangi bir şeyin bulunmadığına dikkat çekti. Tanrıkulu, içerisinde Can’ın cezaevinden gönderdiği mektubun da bulunduğu bir yazı okudu. Yazıda Can’ın düşüncelerinden dolayı tutuklandığı bu düşüncelerini yetkililerin de önünde söylediği belirtildi.  Can’ın görüşlerinin değişmediği ve yaşama hakkının elinden alındığının vurgulandığı yazıda iki yıldır süren OHAL’in artık kalkması gerektiği ve tutuklu bulunan tüm siyasetçilerin serbest bırakılması gerektiği ifade edildi.

    “İNSANLIK DIŞI BİR DURUM”

    Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da devletin yapmış olduğu bu tutuklamayı hukuk dışı bulduğunu söyledi. OHAL koşullarında insanların haklarının ellerinden alınmasının insanlık dışı bir durum olduğunu kaydeden Kaboğlu, Can’ın anayasanın 19’uncu maddesine aykırı hiçbir eyleme katılmadığını da söyledi. Kaboğlu, yürütme organın yargıya göre sorumluluğunun daha büyük olduğunu ve tutukluların da bu yüzden içeride olduğunu belirtti.

    CEZAEVİ KOŞULLARI

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Şebnem Korur Fincancı ise siyaset ve yargının iç içe olmaması gerektiğini, yargının bağımsız olması gerektiğini çünkü muhalif olan herkese düşman gözüyle bakıldığını söyledi. Can’ın tutuklu olduğu cezaevinin yaşam koşullarından da bahseden Fincancı, zaten cezaevlerinde yer olmadığını ve suçsuz yere tutuklanan kişilerle cezaevlerinin nüfusunun maksimum seviyeyi de geçtiğini açıkladı. Oradaki koşulların kaygı verebileceğini, sağlıklı insanların bile içeriden hasta çıkabileceğini de belirten Fincancı, cezaevlerindeki doktorların da ruhsal ve fiziksel açıdan yetersiz olduğunu, uzman doktorlar yerine aydan aya değişmeli görev alan aile hekimlerinin çalıştırıldığını söyledi. Cezaevlerinden hastanelere sevk edilme konusuna da değinen Fincancı, sevk sürelerinin uzadığını, sevk edilen Can’ın kafes araçlarda sıkışık ve kelepçeli bir biçimde götürüldüğünü ve muayene sırasında jandarmaların kelepçeyi çıkarmadıklarını ve mahremiyete aykırı davrandıklarını belirtti. Ayrıca Fincancı, 80 cuntasından daha ağır şeyler gördüğünü ama 24 Haziran seçimlerinden sonra bütün siyasi tutukluları alacaklarını belirtti.

    “EN KISA ZAMANDA ÇIKARACAĞIZ”

    Araştırmacı, Yazar Erdoğan Aydın da Can’ın durumunun ne kadar kötü ve üzücü olduğunu ama 12 Eylül’ün en ağır koşullarında bile baskıyı nasıl geri püskürttüğünü bildiğini söyledi. “O yüzden gönlümüz biraz rahat” diyen Aydın, en kısa zamanda Can’ı ve tüm tutuklu siyasitçileri çıkaracaklarına inandığını söyledi.

    DURUŞMAYA KATILIM ÇAĞRISI

    Aydın’ın arkasından söz alan gazeteci Mehveş Evin, Can’ın tecrübelerinden ve birikimlerinden etkilendiğini duygulanmadan konuşma yapmasının çok zor olduğunu söyleyerek sözlerine başladı. Medyaya karşı kızgın olduğunu belirten Evin, Can’ın ne zaman tutuklandığını, yazdığı mektupların ve içeride neler olup bittiğine dair hiçbir şeyin medyada yer almadığını vurguladı. “Medyanın bu hale gelmesini engellemek için uğraşmalıyız” diyen Evin, Can’ın duruşmasına katılım çağrısı yaptı.

    “26 HAZİRAN’DA ALACAĞIZ”

    HDP Milletvekili Hüda Kaya da mecliste her fırsatta siyasi tutuklular konusunu dile getirdiklerini ancak olumlu bir cevap alamadıklarını belirtti. Kaya, Can’ın her zaman sorunlarını demokratik yollardan çözen bir insan olduğunu eli silahlı bir insan olmadığını söyleyerek 26 Haziran’da Can’ı alacaklarını çünkü bunu kalbinde hissettiğini vurguladı.

    “SESİMİZİ YÜKSELTMELİYİZ”

    Barış Akademisyeni Tahsin Yeşildere ise Can ile çok zaman geçirdiklerini Can’ın yaptığı işleri hep bilimsel yapmaya çalıştığını, akademisyenlerle çalışmayı çok istediğini ve Türkiye’nin barış sürecinde de birlikte görev yaptıklarını, barış için önemli adımlar attıklarını söyledi. “Demokrasiyi kalıcı olarak işlemek istiyoruz” diyen Yeşildere, Can’ın düşüncelerini özgürce ifade edebilen birisi olduğunu ve bu yüzden de içeride olmasının kendisini çok üzdüğünü belirtti. Yeşildere, “Sesimizi yükseltmeliyiz ve dayanışma içinde olmalıyız” ifadelerini kullandı.

    “İNSANIN VAR OLMA MÜCADELESİ”

    Barış Vakfından Hakan Tahmaz da Can’ın barıştan, özgürlükten yana olduğunu hukuk ve adalet için birçok şey yaptığını dile getirdi. Can’ın her yerde yaptığı konuşmalarda düşüncelerini özgürce ifade ettiği için tutuklu olduğunu kaydetti. Tahmaz, bu barış ve hukuk mücadelesinin, insanın var olma mücadelesi olduğunu söyledi. (HABER MERKEZİ)