Etiket: sivas madımak katliamı

  • Avustralya’da, Sivas Madımak Katliamı anması: Madımak neden korunmadı?-VİDEO

    Avustralya’da, Sivas Madımak Katliamı anması: Madımak neden korunmadı?-VİDEO

    PİRHA- Avustralya Melbourne’de bulunan Hallac-ı Mansur Cemevi’nde Sivas Madımak Katliamında katledilen 33 yazar, sanatçı, aydın anıldı. Anmada, “Madımak Oteli neden korunmadı? İnsanlar neden saatler boyunca kurtarılmayı bekledi? Saldırganlar neden engellenmedi? Katliamın arkasındaki tüm bağlantılar neden ortaya çıkarılmadı? Devlet neden gerçek anlamda yüzleşmedi?” soruları soruldu.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıldönümünde bir çok merkezde açıklama, yürüyüş ve anmalar yapıldı. Avustralya’daki anma Melbourne’de bulunan Hallac-ı Mansur Cemevi’nde gerçekleştirildi.

    “İNSANLIK SUÇUDUR”

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu ve bağlı kurumların düzenlediği anmada konuşan AFA Genel Başkanı Suzan Saka, ırkçı, gerici ve faşist çevreler tarafından günler öncesinden hedef gösterilen etkinlik ve katılımcılar özellikle Aziz Nesin ve Pir Sultan Abdal’ın düşünceleri üzerinden saldırıların odağı haline getirildiğini vurgulayarak, “Madımak Oteli saatler boyunca kuşatma altında kaldı. Taşlar atıldı, tehditler savruldu, otel otel ateşe verildi. Ve devlet oradaydı, polis oradaydı, asker oradaydı. Ancak insanlar tam 8 saat boyunca kurtarılmayı beklerken müdahale edilmedi. İnsanlar göz göre göre ölüme terk edildi. Milyonlarca insan bu vahşeti televizyon ekranlarından izledi. Aileler ekranların başında çaresizlik içinde sevdiklerinin hayatta kalmasını umut etti. Ancak beklenen yardım gelmedi. 33 can ve 2 otel görevlisi yaşamını yitirdi. Sivas katliamı yalnızca bir grup saldırganın gerçekleştirdiği bir suç değildir. Sivas Katliamı nefret söyleminin, ayrımcılığın ve cezasızlık anlayışının yarattığı bir insanlık suçudur” dedi.

    “TARİH VE HUKUK ÖNÜNDE SORUMLUDUR”

    Bu katliamın sorumluluğu yalnızca ateşi yakan ellerinde olmadığının altını çizen Saka, “Bu katliamı gerçekleştirenler kadar bu saldırıyı önleme sorumluluğunu yerine getirmeyenler, yurttaşlarını korumayanlar ve olay karşısında gerekli iradeyi göstermeyen devlet kurumları da tarih önünde ve hukuk önünde sorumludur” diye belirtti.

    “MADIMAK OTELİ NEDEN KORUNMADI?”

    “Madımak Oteli neden korunmadı? İnsanlar neden saatler boyunca kurtarılmayı bekledi? Saldırganlar neden engellenmedi? Katliamın arkasındaki tüm bağlantılar neden ortaya çıkarılmadı? Devlet neden gerçek anlamda yüzleşmedi? Mahkeme salonlarında ailelere neden şiddet uygulandı? Tutuklanan saldırganlar neden serbest bırakıldı? Neden bu dava zaman aşımına uğratıldı?” diye soran Saka, 33 yıldır bu soruların cevaplarını beklediklerini ifade etti.

    Katliamın faillerinin belli olduğuna dikkat çeken Suzan Saka, “Katilleri alkışlayanlar, saldırıyı gerçekleştirenler, bu suça ortak olanlar ve bu suçu önleme sorumluluğunu yerine getirmeyenler tarih önünde sorumludur. Bizler buradan açıkça söylüyoruz; İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Hiçbir yıl, hiçbir siyasi karar, hiçbir hukuki engel hakikatin üzerini örtemez. Uluslararası hukuk açısından insanlığa karşı suçlar zaman aşımına uğramaz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Sivas için İzmir’den seslendiler: Acımız da mücadele ruhumuzda ilk günkü tazeliğini koruyor – VİDEO

    Sivas için İzmir’den seslendiler: Acımız da mücadele ruhumuzda ilk günkü tazeliğini koruyor – VİDEO

    PİRHA – Alevi kurumları, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde katledilen 33 can için 33’üncü yılında İzmir’den seslendi. Sivas davasında zaman aşımı kararına tepki gösteren Alevi kurumları, Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi” olana dek, bu katliamın arkasındaki derin yapılar açığa çıkıp yargılanıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında ‘Unutmadık, unutturmayacağız’ şiarıyla alanlarda basın açıklama yaptı. İzmir Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılan açıklamaya çok sayda yurttaş katıldı. Saygı duruşuyla başlayan açıklamada sık sık “Sivas’ı unutma unutturma” “Madımak’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” “Sivas’ın hesabı sorulacak” sloganları atıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Sorumlusu Mehmet Bozkurt kısa bir değerlendirme yaptı. Bozkurt, Sivas davasında etkin bir soruşturmanın yapılmadığını belirterek, davada zaman aşımının kabul edilmediğini belirtti.

    Basın açıklamasını PSAKD Genel Merkez GYK Üyesi Kenan Yaşatürk okudu.

    2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gerici güçler tarafından 33 aydının katledildiğini belirten Yaşatürk, aradan geçen 33 yıla rağmen o acının ilk günkü tazeliğini koruduğunu söyledi.

    Madımak Oteli’nde işlenen insanlık suçuna verilen zaman aşımı kararını kabul etmediklerini söyleyen Yaşatürk “Madımak’ın eli kanlı katillerinin tek tek, sudan bahanelerle sırtları sıvazlanarak, cumhurbaşkanının iki dudağı arasından çıkan “affettim” sözüyle serbest bırakılmasını, tahliye edilmesini asla kabul etmiyoruz. Bizler biliyoruz ki bu katliamlar sadece gelip geçici iktidarların değil, faşist sistemlerin bir sorunudur” diye konuştu.

    “CEMEVLERİ DOĞRUDAN ANAYASADA İBADETHANE OLARAK TANIMLANMALI”

    Yaşatürk, AKP-MHP bloğunun ses çıkaran herkesi abluka altına almaya çalışan, milyonların iradesini, tek adam rejiminin anti demokratik uygulamaları ile “Mutlak Butlan” kararları ve kayyum darbeleriyle meşrulaştırmaya çalışan sisteme karşı mücadele çağrısı yaptı.

    Alevi inancını asimile etmenin çeşitli yollarını denediklerini belirten Yaşatürk,  Cemevlerinin imar mevzuatında “kültürel tesis” olarak tanımlamasına tepki göstererek, “İbadetimizi yok saymaya, cami, kilise, havra gibi diğer ibadethaneler ile eşit statüye getirmekten kaçarak, anayasal haklarımızı ihlal etmeye yelteniyorlar. Cemevleri yönetmeliklerle geçiştirilemez, doğrudan Anayasa’da ibadethane olarak tanımlanmalıdır. Bizler asla devletin Alevisi olmayacağız!” ifadelerini kullandı. 

    “NATO’YU ANKARA’DA İSTEMİYORUZ”

    NATO zirvesinin Ankara’da yapılmasının coğrafyanın yeni savaş senaryolarının merkezi haline getirme çabası olduğuna dikkat çeken Kenan Yaşatürk, bu savaş örgütünün ve zirvesini istemediklerini belirterek, Suriye’deki Alevilerin cihadist barbarlar eliyle katledilmesi de bu emperyalist projelerin bir sonucu olduğunu söyledi. Yaşatürk, başka Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus’ta olmak üzere Alevilere yönelik katliamlarını sistematik bir soykırıma dönüştüğünü ifade etti.

    “MADIMAK OTELİ UTANÇ MÜZESİ OLUNCAYA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Madımak Katliamı’nın adalet mücadelesini ve eşit yurttaşlık talebini “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla yıl boyunca devam edeceklerini belirterek, Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi” olana dek, bu katliamın arkasındaki derin yapılar açığa çıkıp yargılanıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

    2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ve insanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı olmayacağını belirten Yaşatürk, “Sivas davası bir insanlık davasıdır. Bu dava, biz bitti demeden bitmez. Hesabını soracağız…Unutmadık, Unutturmayacağız!” diyerek konuşmasını tamamladı.

    Açıklama sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • Mersin’de Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    Mersin’de Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında Mersin’de bulunan Madımak Anıtı önünde anma yapıldı. Anmada, cezasızlık politikasına dikkat çekilerek, “Bugün bizlere düşen görev; kin değil adalet, intikam değil hukuk, ayrışma değil kardeşlik, nefret değil barış dilini büyütmektir” denildi.

    Mersin Cemevi, 2 Temmuz Madımak Barış ve Kardeşlik Parkı’nda Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında anma töreni düzenledi. Törene demokratik kitle örgütü temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Törende yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Ardından Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Aysel Kılavuz, 2 Temmuz 1993’ün Türkiye’nin toplumsal belleğine kara harflerle kazınan, insanlığın vicdanında derin yaralar açan bir tarih olduğunu belirterek, “Sivas Katliamı; karanlığın aydınlığa, nefretin kardeşliğe, bağnazlığın bilime ve sanata yönelttiği en acı saldırılardan biridir. Bu acıyı unutmamak, unutturmamak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi.

    “KATLİAM TÜM YÖNLERİYLE AYDINLATILMALI”

    Geçen yıllar boyunca adaletin tam anlamıyla sağlanamamış olması, toplumsal vicdandaki yarayı daha da derinleştirdiğini vurgulayan Kılavuz, “Katliamın tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların hesap vermesi ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve insan haklarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. İnancı, kimliği, düşüncesi ya da yaşam biçimi ne olursa olsun herkesin eşit yurttaşlık hakkına sahip olduğu; hiçbir ayrımcılığın ve nefret söyleminin yaşam bulmadığı bir ülke özlemi, Sivas’ta yitirdiğimiz canlara karşı en büyük sorumluluğumuzdur” diye belirtti.

    “NEFRET DEĞİL BARIŞ DİLİNİ BÜYÜTMEKTİR”

    Madımak, yalnızca geçmişin acısını hatırlatan bir bina değil; toplumsal belleğin, yüzleşmenin ve vicdanın simgesi olması gerektiğinin altını çizen Kılavuz, şunları ifade etti:

    “Katledilenlerle katliama ortak olanların aynı zeminde anılması, adalet duygusunu zedelemekte ve acıları yeniden büyütmektedir. Sivas Katliamında ateşe yazılan isimlerden Metin Altıok’un son sözü: “Birimize bir şey olursa ne yaparız?Kalanlar, ölenler için şiirler yazar,” Ateşe yazılmış isimlerimizi anarak hep yaşatacağız! Bugün bizlere düşen görev; kin değil adalet, intikam değil hukuk, ayrışma değil kardeşlik, nefret değil barış dilini büyütmektir. Çünkü biliyoruz ki geçmişle yüzleşmeyen toplumlar, aynı acıları yaşamaya mahkûmdur.

    İnsan haklarından, özgürlükten, eşitlikten, laiklikten, demokrasiden ve barış içinde bir arada yaşamaktan yana olan herkesle birlikte bir kez daha haykırıyoruz: Sivas’ı unutmadık! Unutmayacağız! Unutturmayacağız!”

    Anmada Zakir Rıza Aydın deyişler okudu, ardından Mersin Cemevi üyesi kadınlar semah döndü. Ardından anıta karanfiller bırakılıp mumlar yakıldı.

    Bir diğer anma Mersin Cemevi’nde yapıldı. 33 sanatçı, yazar, aydın adına cemevinde Madımak Oratoryası sahnelendi. Semra Turaç Çelik’İn hazırladığı oratoryada Reyhan Kurtulmaz Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu ve Hasret Gültekin’den eserler seslendirdi.

    Anmada Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz ve Prof. Dr. Erkan Aktaş da birer konuşma yaparak, katliamın unutulmaması için adalet ve yüzleşme çağrısında bulundular.

    PİRHA/ MERSİN

  • İHD Mersin Şubesi: Hakikat, adalet ve yüzleşme talebimizden vazgeçmeyeceğiz!-VİDEO

    İHD Mersin Şubesi: Hakikat, adalet ve yüzleşme talebimizden vazgeçmeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında katledilenleri andı, adalet çağrısını yineledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılına ilişkin basın açıklaması yaptı. Dernek binasında yapılan açıklamayı İHD Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, okudu.

    KATLİAM AYDINLATILMADI

    Sivas Madımak Katliamı’nın, yaşam hakkına, düşünce ve ifade özgürlüğüne, inanç özgürlüğüne ve eşitlik ilkesine yönelik, insanlığa karşı işlenmiş en ağır suçlardan biri olduğunu vurgulayan Kaya, “Aradan geçen yıllara rağmen katliamın tüm boyutlarıyla aydınlatılması sağlanmamış, gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmamış, kamu görevlilerinin sorumluluğu etkin biçimde soruşturulmamıştır” dedi.

    “UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Sivas Madımak Katliamı’nın, ağır insan hakları ihlallerinde cezasızlığın kurumsallaşmasının en çarpıcı örneklerinden biri olduğuna dikkat çeken Kaya, şunları ifade etti:

    “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı kabul edilemez. Katliamın yaşandığı Madımak Oteli’nin Utanç Müzesine dönüştürülmesi yönündeki toplumsal talebin karşılanmaması da geçmişle yüzleşme iradesinin eksikliğini göstermektedir. İnsan Hakları Derneği olarak taleplerimiz: İnsanlığa karşı suçlarda zamanaşımını ortadan kaldıracak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Sivas Madımak Katliamı dosyası yeniden ele alınmalı; kamu görevlileri dâhil tüm sorumlular hakkında etkili ve bağımsız soruşturma yürütülmelidir. Katliamın tüm bağlantılarının ortaya çıkarılması için bağımsız bir Hakikat Komisyonu kurulmalıdır. Madımak Oteli Utanç Müzesi olarak düzenlenmelidir. 2 Temmuz, “İnsanlığa Karşı İşlenen Suçları Kınama Günü” olarak kabul edilmelidir. Sivas’ta yitirdiğimiz canları saygıyla anıyor; ailelerinin, yakınlarının ve adalet mücadelesini sürdüren herkesin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.  Unutmadık. Unutturmayacağız. Hakikat ve adalet mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • Sivas Madımak Katliamı’ndan katledilenler Avustralya’da anıldı-VİDEO

    Sivas Madımak Katliamı’ndan katledilenler Avustralya’da anıldı-VİDEO

    PİRHA-Avustralya Coburg Lace Park’ta (Çorum Parkı) bulunan anıt önünde Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı.

    Sivas, Dersim, Çorum ve Maraş katliamlarının tarihlerinin yer aldığı Avustralya Coburg Lace Park’taki Çorum Parkı Anıtı önünde Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında katledilen 33 aydın, yazar, sanatçı, semahçı anıldı. Anma gülbeng okuması ve çerağ uyandırmasıyla başladı.

    “KATLİAMLARIN SONA ERMESİ İÇİN BİRLİK OLALIM”

    Anmaya katılan yurttaşlar Sivas Madımak Oteli’deki katliamda yaşamını yitirenleri anarken, katliamların sona ermesi çağrısında bulundular.

    PİRHA/AVUSTRALYA

     

     

  • 33. yılında Sivas Madımak Katliamı: Binler Madımak Oteli önünde!-VİDEO

    33. yılında Sivas Madımak Katliamı: Binler Madımak Oteli önünde!-VİDEO

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı anmasında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Madımak Oteli’ne “Utanç Müzesi” tabelası astıklarını belirterek, “O tabelayı oradan indirmeyeceğiz” dedi. Erçe, Sivas Katliamı’yla yüzleşilmeden Türkiye’de barış ve demokrasinin sağlanamayacağını söyledi.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla düzenlenen yürüyüşün ardından binlerce yurttaş Madımak Oteli önünde bir araya geldi. Ardından semaha duruldu.

    “UTANÇ MÜZESİ TABELASINI ORADAN İNDİRMEYECEĞİZ”

    Madımak Oteli önünde düzenlenen anma programında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, geçen yıl yaptıkları çağrıyı hatırlatarak, Madımak Oteli’nin bir “Utanç Müzesi” olduğunu söyledi. Erçe, “Geçen yıl burada yaptığım konuşmada burası utanç müzesidir dedik. Bugün burada ‘Utanç Müzesi’ tabelasını astık. O tabelayı oradan indirmeyeceğiz” dedi.

    SİVAS İÇİN ADALET SAĞLANMADIKÇA BU ÜLKEYE BARIŞ GELMEYECEK”

    Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu vurgulayan Erçe, dava sürecinde verilen kararların adalet duygusunu karşılamadığını belirtti. “33 yıldır sabırla ve inatla adalet kavgamızı sürdürüyoruz” diyen Erçe, “Gördük ki Sivas için adalet sağlanmadıkça, Koçgiri, Dersim, Maraş, Malatya ve Gazi katliamlarıyla yüzleşilmedikçe bu ülkeye barış da demokrasi de gelmeyecek” ifadelerini kullandı.

    “BU KATLİAMIN HESABINI SORACAĞIZ”

    Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, emekçilerin ve kadınların ortak mücadele edeceğini belirten Erçe, “72 milletle el ele bu katliamın hesabını soracağız” dedi. Katliamın sorumluluğuna ilişkin de konuşan Erçe, “Bu katliamın arkasında da önünde de perdenin gerisinde de devlet var, siyasal iktidar var” ifadelerini kullandı.

    NATO TEPKİSİ

    Konuşmasında NATO’ya da tepki gösteren Erçe, Ankara’da yapılacak NATO toplantısını hatırlatarak, yeni savaş planlarının Türkiye’de hazırlanacağını savundu. NATO karşıtı eylemler nedeniyle çok sayıda kişinin gözaltına alındığını ve tutuklandığını söyleyen Erçe, alandakilere “Hep birlikte haykıralım: NATO’ya hayır” çağrısında bulundu.

    “BURASI BİZİM NÖBET ALANIMIZ”

    Katliam davasına da değinen Erçe, Madımak Katliamı’nda sorumluluğu bulunan kişilerin yargılanma sürecini eleştirdi. Katliamda görev alan kişilerin bir bölümünün içeride, bir bölümünün ise dışarıda olduğunu söyleyen Erçe, “Dışarıdakileri içeri almak yerine içeridekileri bıraktılar” dedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduklarını hatırlatan Erçe, “Mücadeleyi ulusal alanda da sürdürüyoruz ama burayı bırakmıyoruz. Burası bizim nöbet alanımız” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETİN ALEVİLERİ OLMAYACAĞIZ”

    Hak mücadelesi veren tüm toplumsal kesimlerle dayanışma içinde olduklarını belirten Erçe, “Biz haklarını arayan öğretmenlerin, maden işçilerinin de yanındayız. Dağına taşına sahip çıkan canlarımızın yanındayız. Çünkü onlar biziz, onlar hepimiziz” dedi.

    İktidarın dini politikalarını da eleştiren Erçe, her geçen gün şeriat anlayışının yaygınlaştırıldığını savunarak, Alevilere yönelik uygulamalara tepki gösterdi. Alevi çocuklarının “devletin Aleviliği” anlayışıyla yetiştirilmek istendiğini söyleyen Erçe, “Hangi Aleviler? Devletin Alevileri. Biz devletin Alevileri olmayacağız” dedi.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da eleştiren Erçe, “Ucube bir başkanlık kurdular. Tanımıyoruz, bundan sonra da tanımayacağız” ifadelerini kullandı. Erçe, konuşmasını “33 canımızın hatıralarını sonsuza kadar yaşatmaya devam edeceğiz” sözleriyle tamamladı.

    PİRHA/SİVAS

  • Sivas Madımak Katliamı Davası 12 yıldır tozlu raflarda tutuluyor: AYM neyi bekliyor?

    Sivas Madımak Katliamı Davası 12 yıldır tozlu raflarda tutuluyor: AYM neyi bekliyor?

    PİRHA- 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı. Sivas Madımak Oteli’ne saldıran 15 bin kişiden sadece 124 saldırgan yargılandı. Katliamın arkasındaki güçler ve dönemin sorumluları da dahil kimseye dokunulmadı. Türkiye’de süren davalar zamanaşımına uğrarken, AYM’ye yapılan başvuru ise 12 yıldır tozlu raflarda bekletiliyor; Peki neden?

     

    Sivas Madımak Oteli’nde Asım Bezirci, Asaf Koçak, Ahmet Özyurt, Asuman Sivri, Behçet Aysan, Belkıs Çakır, Carina Cuanna, Edibe Sulari, Erdal Ayrancı, Gülender Akça, Gülsüm Karababa, Handan Metin, Hasret Gültekin, Huriye Özkan, Koray Kaya, Mehmet Atay, Menekşe Kaya, Metin Altıok, Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Muammer Çiçek, Murat Gündüz, Nesimi Çimen, Nurcan Şahin, Uğur Kaynar, Yeşim Özkan, Yasemin Sivri, Serpil Canik, Sehergül Ateş, Serkan Doğan, Özlem Şahin, Sait Metin, İnci Türk bundan 33 yıl önce 2 Temmuz’da katledildi.

    30 Haziran’da başlayan Pir Sultan Abdal anma etkinliğine katılmak üzere Sivas’a gelmiş aydınlar, sanatçılar ile etkinlikleri izlemek üzere orada bulunanlar, Madımak Oteli’nde yakılarak, vahşice katledildiler. Devlet katliamı önleyebilirdi, önlemedi.  Orada, apaçık bir insanlık suçu işlendi ama gerçek sorumluları yargılanmadı, katiller korundu. 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı.

    Sivas Madımak Katliamı, önceki pek çok katliamda yaşananlarla neredeyse aynıydı. Hazırlıklar çok öncesinde başlatılmış, saldırganlar örgütlenmiş, etkinlik sırasında Kuran’a , Kabe’ye, Peygambere ve Müslümanların maneviyatına saldırıldığına dair asılsız söylentiler yayılmış, bu içerikte bildiriler dağıtılarak, yerel gazetelerde haberler yapılarak belli bir kesim kışkırtılmış, tarih 2 Temmuz’u gösterdiğinde ise saldırının dozu artırılmış, önce etkinliğin yapıldığı Kültür Merkezi’ne saldırılmış, ardından bu saldırı kalabalık bir güruhla konukların kaldığı Madımak oteline yönelmiş, otel kuşatılmış, parke taşları sökülerek taşlanmış, ardından ateşe verilmiş, tüm çıkış kapıları kapatılmış, içindekiler ölüme teslim edilmişti. Madımakta alevlere karşı yaşam mücadelesi verildiği o dakikalarda;  dönemin Cumhurbaşkanı “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyin” buyurmuş, hükümettekiler olayı izlemekle yetinmiş,  otel çevresinde bulunan askerler saldırganlara müdahale etmediği gibi yangını söndürme ve kurtarma faaliyeti yürütmemiş, hatta bölgeyi terk etmişti.

    YARGILANMADILAR

    2 Temmuz 1993 tarihinde iktidarda SHP-DYP hükümeti bulunuyordu. Tansu Çiller başbakan, Erdal İnönü başbakan yardımcısıydı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner, Sivas Valisi ise Ahmet Karabilgin’di.

    2012 yılına kadar devam eden ve Sivas Madımak Katliamı Davası olarak bilinen katliam davasında diğer katliam davalarında olduğu gibi etkin bir süreç yürütülmedi.

    15 BİN SALDIRGAN

    15 bin saldırganın olduğu katliamda sadece 124’ ü hakkında dava açıldı. Dava sanıklarından Ali Kurt ve Mevlüt Atalay pişmanlık yasasından yararlanmak için mahkemeye yaptıkları başvurularında olayda Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı ve Kaplancılar gibi örgüt bağlantılarını anlattılar, ancak mahkeme “olayda örgüt yok” dedi. Olay sonrası tutuklanan 124 saldırgandan birçoğuna hafif cezalar verilerek, ağır tahrik indirimleri uygulandı.  33’ü hakkında idam cezası verildi ancak bu ceza, sonrasında müebbet hapse çevrildi. İdam cezası alan sanıklardan 8’i 1997 yılında tahliye edildi ve bir daha yakalanmadılar. Mahkeme 2012 yılında, yakalanmayan 7 saldırgan hakkında zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi ve dosyayı kapattı.

    Ceza almasına rağmen yakalanmayan katiller arasında Refah Parti yöneticileri de vardı. Katillerin savunmanlığını yapan sekiz avukat ise sonrasında AKP’den milletvekili seçildi.

    UTANÇ!

    Başta katliamda yakınları kaybedenlerin aileleri olmak üzere Alevi toplumu, 33 insanın yakılarak katledildiği Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi yapılmasına izin vermezken, katliam sırasında ölen iki saldırganın adının da yer aldığı isimler listesi “Bilim ve Kültür Merkezi”ne yazıldı.

    KATİLLERE AF!

    Katliamın asli faillerinden olduğu gerekçesi ile hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş bulunan dava sanığı Ahmet Turan Kılıç, tartışmalı ve uzman hekimlerin itirazını içeren bir Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından affedildi ve 31 Ocak’ta tahliye edildi.

    1997 yılında tahliye edilen ve sonrasında hepsi firar eden sanıklardan Murat Karataş, Eren Ceylan ve Murat Sonkur hakkındaki dava 2023 yılında zamanaşımı nedeniyle düştü.

    Katledilenlerin aileleri 33 yıldır bu katliamın sorumlularının ceza alması için bir hukuk mücadelesi veriyor. Yıllarca süren ve cezasızlık politikasına karşı aileler, avukatları aracılığıyla 2014 yılında davayı AYM’ye taşıdı. 2024 yılında yapılan görüşmenin ardından ek bir rapor hazırlanması talep edildi ancak 12 yıldır henüz bir karara varılmadı.

    ANA DAVA SÜRECİ

    1993-2001 yılları arasında 8 yıl boyunca çeşitli mahkemelerde yargılamalar yapıldı. Bu yargılamalar sonucunda 2001 senesinde Yargıtay tarafından 33 sanığa idam, 4 sanığa 20 yıl ve 1 sanığa ise 15 yıl hapis cezası verildi. 13 Mart 2012 tarihinde firari olan 5 sanık hakkında dava, zamanaşımı nedeniyle kapatıldı. 2014 yılında 5 sanık için verilen zamanaşımı kararının kesinleşmesinin ardından ailelerin avukatı Şanal Sarıhan AYM’ye başvuruda bulundu. 14 Eylül 2023 tarihinde dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.

    AYM’YE BAŞVURU VE BEKLEME SÜRECİ

    2014: Aileler AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
    29 Haziran 2021: Başvurunun 7.yılında AYM ilk olarak başvuruyu gündemine aldı.
    15 Şubat 2024: Başvurunun 10. yılında AYM Genel Kurulu başvuruyu görüştü.
    Şubat 2024: Ek rapor hazırlanmasına karar verildi.
    30 Haziran 2026: Başvurunun 12. yılında hala bir karar yok.

    AYM’NİN BENZER DAVALARDAKİ KARAR SÜRELERİ

    2012 Eylül – 2022 Ağustos tarihleri arasında 10 bin 397 davada AYM’nin ortalama karara süresi, 2 yıl 6 ay 27 gün. Delil sorunu/adil yargılanma ihlali kararlarındaki ortalama süre, 2 yıl 8 ay 19 gün. AYM’nin karara varmak için en uzun süre beklettiği dava için geçen süre ise 8 yıl 24 gün. Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl AYM’ye başvurunun üzerinden ise 12 yıl geçmesine karşın neden karar vermiyor? AYM neyi bekliyor?

    AİLELERİN BAŞVURU GEREKÇELERİ

    Aileler AYM’ye yapmış oldukları 2014 tarihli bireysel başvuruda şu ihlalleri iddia etmişlerdir:

    1.Yaşam Hakkının İhlali – 35 kişinin akıbetinin belirsizliğinin 30 yıldan fazla devam etmesi
    2.Adil Yargılanma Hakkının İhlali – Etkisiz ve oyalayıcı yargısal süreç
    3.Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali – 30 yılı aşan yargılama süresi
    4.Toplantı ve Gösteri Hakkının İhlali
    5.İnsanlığa Karşı Suç Statüsü – Zamanaşımına uğramaması gerekliliği

    AİLELER VE AVUKATLARIN İDDİALARI

    Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan ve Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest durumda olduğunu, otuz yılı aşan bu süre zarfında faillerin korunması, firari sanıkların yakalanmaması ve yargılamanın bilinçli bir şekilde sürüncemede bırakılması konularını gündeme getirdiler.

    SOMUT İHMAL ÖRNEKLERİ

    Davanın yeterince önemsenmediği ve ihmallerin çok fazla olduğu belirtilen başvuruda, 30 yıl içinde firari sanıkların ciddi şekilde aranmadığı, yurt dışında bulunanların iade talep işlemlerinde gecikmeler olduğu ve seçici bir arama stratejisi izlendiği (bazı sanıkların evlerinde dahi aranmadığı) belirtilmiştir.

    AYM’NİN YAKLAŞIMI VE “ART NİYET” İŞARETLERİ

    1.2014-2021 (7 yıl): Başvuru gündeme alınmadı.
    2.2021-2024 (3 yıl): İnceleme yapıldı ancak kararlaştırılmadı.
    3.2024 (Şubat): Ek rapor hazırlanmasına karar verildi – (bir erteleme şüphesi)

    Avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest (görülmeye devam eden) durumda olduğunu ve 2014’teki başvurunun AYM tarafından 12 yıldır karara bağlanmadığını, bu süreçte herhangi bir ara karar dahi verilmediğini belirterek bunun etkisiz bir hukuk yolu oluşturduğunu savundu.

    ULUSLARARASI YARGIYA GİDİŞ

    AYM’deki bu bekletilme nedeniyle Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar Av. Dr. Günal Kurşun, Av. Zahide Beydağ Tıraş Öneri ve Av. Deniz Özbilgin dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

    Başvuru gerekçeleri arasında ulusal yargı mekanizmalarının adaleti tesis etmekte tamamen yetersiz kalması, yargısal sürecin bir oyalama aracına dönüşmesi ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık nedenleri yer almıştır.

    Diren KESER-Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

     

  • Eren Aysan 33 yılı anlattı: Adalet dehlizinde kaybolup duruyoruz-VİDEO

    Eren Aysan 33 yılı anlattı: Adalet dehlizinde kaybolup duruyoruz-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, katliamın 33. yılında PİRHA’ya konuştu. Sivas Madımak Katliamı davasındaki zamanaşımına dikkat çeken Aysan, “Biz her defasında adalet dehlizinde kaybolup duruyoruz. Adaletin tesis edilemediği, hakkın yerini bulamadığı bir yapı çok net bir biçimde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla toplumsal yapı ne yazık ki derin bir unutuşa kapılıyor. Bizlerde buna karşı unutturmama çabası, mücadelesi yürütüyoruz” dedi.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu çoğunluğu Alevi 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi.  Katliamda babası şair Behçet Aysan’u kaybeden Eren Aysan, katliamın 33. yılında dava sürecini, yaşanan ihmalleri ve adalet mücadelesini ajansımıza anlattı.

    “İSİNDEN KURTULAMADIĞIMIZ BİR YANGIN…”

    Pirha: Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. Bu 33 yılı nasıl geçirdiniz?

    Eren Aysan: Benim 33 yılı geçirmem tabii ki toplumdan bağımsız değil. Çünkü hepimiz bu toplumda yaşayan her ne kadar bireyler olsak da bu ülkenin canıyla, kanıyla, toprağıyla hayatımızı sürdürmekle bir anlamda mükellefiz.

    Sivas Katliamı’ndan sonra bu ülke çok sayıda katliama ve siyasi cinayete tanıklık etti. Gazi Katliamı’nda gördük işte efendime söyleyeyim Ahmet Taner Kışlalı cinayetini de gördük. İşte Hrant Dink’i de gördük. Tahir Elçi’yi de gördük. Gezi’de katledilen çocukları da gördük. Ancak tabii burada ders alınamamasının acısını biz kişisel olarak daha ağır bir biçimde yaşadık. Çünkü bu topluma karşı sanki bu katliam sonrasında babalarımızın neden öldürüldüğünü anlatmak gibi bir boynumuzun borcu vardı. Bunu anlatmakta çok da başarılı olamadığımız da düşünüyorum. Ama burada şöyle bir şey var. Bu sadece bizim başarısızlığımız değil. Bu siyasal olarak da bu ülkede aynı zamanda bir bellek aktarımının olmayışına ve siyasal yapının o bellek aktarımına izin vermeyişine de yol açıyor.

    Kabaca özetlersem hani bir Orta Çağ karanlığının, topluma sunduğu ve hala isinden kurtulamadığımız bir yangın ve o katliam ve linç vahşetinde sadece babamı yitirmek, onu toprağa gömmek değil, aynı zamanda bu ülkede umudu, direnci, sevinci de bir anlamda daha sonraki acılarla bütünleşerek toprağa gömülmüş olduk.

    “ANILARI AYAKTA TUTMAK GİBİ BİR GÖREVİMİZ VAR”

    Babanız Behçet Aysan’ın düşünsel ve duygusal aktarımı sizde nasıl bir hafıza oluşturdu? Ve bunu toplumla buluştururken ne hissediyorsunuz?

    Eren Aysan: Tabii şöyle bir şey var. Yani babam Behçet Aysan yaşasaydı belki sayısız şiire imza atacak. İşte istediği romanı belki kaleme alacaktı. Bir yandan da hekimlik mesleğini sürdürecekti. Yani bilim insanı görevini de yürütecekti. Bir insanın kaybı şüphesiz yani ölümün böyle katı gerçek gerçekliği içerisinde düşününce çaresizlikle bütünleşebileceğimiz bir sarmalda aslında kaybolabiliriz. Ölüm imgesi söz konusu olunca toprağın altına giden yalnızca bir beden değil. Onun biriktirdiği değerler yani toprak altına gömdüğümüz kişinin biriktirdiği değerler bilgi ve yaratıcılığı da toprak altına gidiyor. Dolayısıyla burada babamla ilgili söz söyleyecek olursam hani 44 yaşın çok genç bugün bakıldığında ve ben babamdan büyüğüm. Bir yaşam hakkı ihlali sonucunda ben geçen 33 yıl boyunca onun yapacaklarının yarım kalmasının hüznünü çok da kolay atlatamadım. Ama bu kadar zaman 33 yıl boyunca ister istemez her yıl yasımla bütünleşen bir göreve dönüştü; yazmak ve anlatmak.

    Geniş kitlelere ne kadar ulaşabildim o tabii ayrı bir tartışma konusu. Evet bir toplumsal aktarım belki değil ama ailesel bir aktarımın olduğu muhakkak. Ancak şöyle söyleyeyim. İlk defa yazının derdime derman olmadığı bir dönemin içinden akıyorum. Oktay Akbal abimiz söylemişti ‘önce ekmekler bozuldu’ diye. Bir kitabının da adıydı. Galiba önce ekmekler bozuldu ve hani biz de bu süreç içerisinde çok şey yaşadık, çok şey gördük. Tökezleyen, sararan, herşeyi bir anlamda kabul etmek mecburiyetinde kaldık ve hepimiz gibi ben de bir sürü şeye tanık bırakıldım.

    Ayakta tutmak, diri tutmak, canlı tutmak, aslında, şairlerin, sanatçıların, görevleri arasında yer alıyor ama bu coğrafyanın ne yazık ki yitirdikleri var.

    “ADALET DEHLİZİNDE KAYBOLUP DURUYORUZ”

    Bir taraftan kişisel bir hikaye var. 11 yaşında bir babayı kaybetmek ayrı bir hikaye. Onun o bıraktığı mirası devam ettirmek ayrı bir zorluk, sizin için ayrı bir yük. Bir de adalet mücadelesi var. O çocukluk aklınızla ve geçen zaman dilimi içerisinde adalet kavramı deyince aklınıza ne geliyor? Hem kişisel hikayenizde hem de işte Madımak’ta katledilen canların hikayesinde nerede duruyor?

    Aslında bunu biraz böyle sadece kendi kişisel hikayemden değil biraz daha geniş bir pencereden bakmak sanıyorum daha yerinde olur. Çünkü Türkiye’deki siyasi cinayetlerin hepsi birbirine çok benziyor. Yani Darioa Fo’nun bir oyunu gibi hepimizin hikayesi aynı. Ve biz her defasında adalet dehlizinde kaybolup duruyoruz. Yani bir sarmalın içerisine sokuluyoruz. Ve oradan bir türlü çıkamıyoruz duygusunu fazlasıyla yaşıyorum.

    Sadece Sivas katliamı davasında değil. Aynı zamanda süreç içerisinde gittiğim başkaca mahkeme salonlarında da onların tanıklığını da sürdürüyorum.

    Bir dayanışma noktasında da ilerliyorum. Çünkü ister istemez aynı acıları yaşayan insanlar bir süre sonra omuz omuza verebilecek bir toplumsal noktada, toplumsal direnç içerisinde oluyorlar. Şimdi burada aslında çok önemli bir şey var. O da şu; İki kilit sözcüğe takılıyoruz: adalet, cezasızlık.

    Cezasızlık biliyorsunuz sadece siyasi cinayetlerde değil, toplumun her alanında yaşamımızda temel bir sorun. Çünkü cezanın aslında hak ettiği bir biçimde uygulanmadığı noktada yeniden yani bir suçun işlenmesine kapı aralıyorsunuz. Aslında burada hani yaşam hakkı ihlali ile ilgili de çok önemli bir sorun karşımıza çıkıyor. Çünkü yeniden siyasi cinayetlerin işlenmesine kapı aralanacak bir zemin, bir yapı yaratılmış oluyor.

    Mehmet Ağar’la hatırlarsanız Güldal Mumcu’nun bir konuşması vardı; İşte çekin o tuğlayı. Tuğlayı çekersem duvar yıkılır. O cezasızlık yapısı bizim de Sivas Katliamı davasının da temel sözcüklerinden biri haline dönüşmüş durumda. İkincisi de zaman aşımı. Yani sadece Sivas Katliamında değil, Türkiye’de pek çok siyasi cinayet zaman aşımı sözcüğüne takılıp kalıyor. Hukuki bir kavram, teknik bir kavram ama ona tabi takılıp kalıyor ve o bir yerden sonra davayı düze çıkartmanın yoluna dönüşüyor.

    “ACILAR DENİZİ İÇERİSİNDE KUŞATILIP DURUYORUZ”

    Nasıl?

    Örneğin Türkiye’de sendikal hareketin öncü isimlerinden 70’li yıllarda öldürülen Kemal Türkler davası nasıl zaman aşımına uğradıysa, nasıl Abdi İpekçi davası zaman aşımına uğradıysa, nasıl Sivas Katliamı davası zaman aşımına uğradıysa, nasıl önümüzde çok yakın bir süreç içerisinde Hrant Dink davası zaman aşımına uğrayacaksa, aslında adaletin tesis edilemediği, hakkın yerini bulamadığı bir yapı çok net bir biçimde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla hani adalet mücadelesi bir anlamda sadece kendi davalarımız üzerinde değil de bu iki sözcük üzerinde pek çok siyasi cinayetin davasına omuz vermek üstüne kurulu bir ortak paydaya dönüşme edimi içerisine giriyor.

    Siyasi cinayetlerle ilgili olarak bellek aktarımının olmayışı hikayesi de var. Genç kuşaklar bu yaşananları bilmiyorlar. Dolayısıyla o aktarımı sağlanabilmiş değil. Sadece 70’li yıllar değil 90’lı yıllar cinayetleri için de aynı şeyi söyleyebiliriz pekala.

    Dünya değişince dünya düzeni içerisinde devletler kendi üstünden kendi kirli olanı atmak için bir anlamda uğraşırlar. Yani işte İtalya’da yapılan ‘temiz eller operasyonu’ vardı ya onun gibi. Bizde bu sağlanamadığı için sürekli olarak birbirini tekrar eden bir acılar denizi içerisinde kuşatılıp duruyoruz. Dolayısıyla toplumsal yapı ne yazık ki derin bir unutuşa kapılıyor. Tabii bunu yapabilecek ve bu mücadeleyi ayrıntılı bir biçimde koruyabilecek yapı ise o toplumsallığı çok derinlikli sağlayabilecek devletin kendi iç organlarıdır. Ama ne kadar yapılmak isteniyor işte görüyoruz.

    “DEVLET SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRMELİ”

    Katliam gerçekliğinde zaman aşımı hukuksal anlamda mümkün değil. Aynı zamanda toplumun kendisi açısından da mümkün değil. Toplumsal adaletin sağlanması açısından toplumla kurulması gereken ilişki nedir? Yani devlet mahkemelerde bunu susturmak, kapatmak istiyor. Ama bir de Sivas sokakları var. Oraya getirilenler var ve bir bütün bu aklın içerisinde hala devam eden bir toplumsal yapıdan söz ediyoruz. Onların bu yaptıklarıyla yüzleşmesi açısından da ne yapılabilir ya da bu noktada ne dersiniz? Zor mu ya da?

    Yani zor. Çünkü şöyle bir şey var. Bu noktadan çıkabilmenin birden fazla yolu var. Birincisi bellek aktarımını bireylerin sağlayamayacağı ya da sadece sivil toplum örgütlerini sağlayamayacağı bir gerçek. Dolayısıyla bir toplumsal zemini çok net bir biçimde sağlanmalı ve korunmalı. Bunu da ancak devlet sağlayabilir. Belleğin, toplumsal hafızanın diri tutulmasına yönelik çalışmalar yapacak. İşte bunu kamusal düzlemde çok net bir biçimde sağlayacak olanların kim olduğu çok net bir biçimde ortada.

    İkinci ise eğitim meselesi. Lincin sadece Sivas Katliamı özelinde değil de sonraki dönemlerde de nereye gidebileceğini,bir futbol maçından Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir zamanlar Çubuk’taki yaşadığı saldırıya, seçim döneminde Erzurum’da Ekrem İmamoğlu’na atılan taşlara kadar.

    Bütün siyasi cinayetlerde provokasyonun iki temeli vardır. Bunlardan biri dini duygular, öbürü de milli duygulardır. Yani ikisini örseleyerek hani ilerlenir bir biçimde. Buradan çıkmak şu önümüzdeki süreç içerisinde o kadar kolay görünmüyor.

    “KISA ZAMANDA ADALETİN SAĞLANACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM”

    Sivas Katliamı davasında Türkiye’de zaman aşımı tehdidi var. Bundan sonraki hukuksal süreci nasıl yürüteceksiniz? Ve burada hem toplumsal alanda hem de devlete çağrınız nedir?

    Biz üç aile öncelikli olarak tabii diğer ailelere de emsal olacak, kapı aralayacak bir süreç başlattık. Çünkü bir an önce yapmak istedik artık. Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen ve Behçet Aysan ailesi olarak da ben AİHM süreci içerisinde bir yola girdik. Bundaki temel neden de 12 yıldır davamızın Anayasa Mahkemesi’nde olması. 12 yıl çok uzun bir süre.

    Normalde AİHM’e iç hukuk yolu tükenince girilir. Ama biz iç hukuk yolu tükenmeden lakin 12 yıllık gibi geniş bir zaman aralığını öne çıkartarak gitme yolunu seçtik. Bizim de artık bir anlamda sabrımızın da son noktasına geldi. Adalet arayışı bizim vicdani sorumluluğumuz. Bir şeyler yapma duygusu, işte gece uyurken yastığa başını daha rahat koyma duygusuyla bağlantılı.  Dolayısıyla 33 yıl sonra adaletin genel olarak sadece Sivas Katliamı davası özelinde değil pek çok davada tesis edilemediğini düşününce açıkçası çok bir şey beklemiyorum, çok da umutlu değilim. Ancak daha farklı bir yapılanmanın, daha umut vadedebilecek bir işte siyasal, toplumsal zeminin oluşması gerekir. Ha bu oluşur mu günün birinde? Oluşur.

    Kısa vadede umutlu değilim ama uzun vadede umutsuz da değilim. Sonuçta ne diyor Walter Benjamin: Umut dediğimiz şey umutsuzlar adına bir beklentidir aslında. Ben de o beklentiyi bir anlamda yaşayarak hayatımı sürdürmek noktasındayım. Ha benim ahir ömrüm bu kadar uzun yıllar boyunca bir adalet mücadelesinde yeter mi? Ben görebilir miyim? İnsan ömrü bizim için uzun dünya ölçeğinde kısa, kelebeğin ömrü gibi bir anlamda da. Dolayısıyla en azından evladı olarak ‘bu yolculuğu tam olarak yaptım. Bana düşen sorumluluğu yerine getirdim’ duygusunu yaşayım düşüncesiyle öncelikli olarak yola çıktık. Yoksa şu anda somut ve net bir karar aşamasına hukuki olarak geçilebileceğini açıkçası zannetmiyorum. Ya olsaydı başka da davalarda da bunu görürdük.

    “UNUTTURMAMA ÇABAMIZ SÜRECEK”

    Son olarak ne söylemek istersiniz? 33 yıla dair bir cümle kurmak isterseniz ne söylersiniz?

    33 yıl aslında bize zamanın hileli bir zar gibi olduğunu gösteren bir şey. Çünkü ben işte ilk dava Kayseri DGM’de başlamıştı Sivas katliam davası. Sonradan Ankara’ya, Ankara DGM’ye alındı. Çocukluktan ergenliğe yeni adım atıyordum. Şimdi artık belirli bir yaş aralığına geldim. Dolayısıyla zamanımı işte belirli bir adalet mücadelesi içinde ve de başkaca öldürümlere omuz vererek onların ailelerine omuz vererek geçirme yolunu tuttum, tuttuk. Sadece ben değil. Hani pek çok aile için bu geçerli. Ve zaman zaman üzüldüğümüz, zaman zaman sevindiğimiz yanlar oldu. Zaman zaman umutlandık, zaman zaman daha da umutsuzluğa kapıldık. Ama gördük ki toplumların yaşamaları gereken bir süreçleri var. Bizim de aynı şekilde yani sürekli olarak tökezlettirildiğimiz uzunca bir sürecin içindeyiz.

    Dolayısıyla yüreğimize bir parça bal çalacak şey tabii ki adaletin tesis edilmesi olur. En azından onun için çaba göstermek, adalete kavuşmak için mücadele etmekte bir sorumluluğa dönüşüyor. Yoksa hayatım boyunca unutamadığım şeylerden biridir, anlardan biridir. Sivas Katliamında evlatlarını kaybeden Koray Kaya’nın annesi ‘Ben çocuklarımın her gün tozunu alıyorum’ demişti. Bu benim unutabileceğim bir şey değil. Yani o annenin acısını sadece o biliyor. Bizim acımızı sadece biz biliyoruz.

    Bir devletin unutturma süreci var buna karşıda bizlerin unutturmama çabası, mücadelesi. Bunu çok daha net ve somut bir biçimde görmek gerekiyor. Toplumsal meseleyi ciddi bir biçimde sosyologlarla, siyaset bilimcileriyle, psikologlarla çalışmak gerekiyor. II. Dünya Savaşı’nda unutturmamayı bellek yitimini engellemek için sanatsal üretime de zemin hazırlayan çalışmalar yapılmıştı. Berlin’de bir anda bir sokakta kaldırımda birinin ismi çıkıyor. Hani çok bilinen bir isim değil ama o ismin unutturulmaması için ya da insanların oradan geçerken başı eğik bir biçimde yürürken, her gün evlerine giderken hatırlamaları geçmişte bu yaşandı denilmesi için yapılan bir şey, bir örnek bu. Yani bunlar ancak çok daha üst bir yapılanmayla oluşulabilecek şeyler. Onun dışında çok zor.

    Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

     

  • Sivas Katliamı’nın 33. yılında değişmeyen talep: Adalet ve yüzleşme-VİDEO

    Sivas Katliamı’nın 33. yılında değişmeyen talep: Adalet ve yüzleşme-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. Katliamın yıldönümünde yurttaşlar, Madımak’ın hafıza müzesine dönüştürülmesi ve davada adaletin sağlanması taleplerini yineledi.

     

    2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan aydın, sanatçı, yazar ve ozanların konakladığı Madımak Oteli, radikal grupların saldırısına uğradı. Saatler boyunca süren kuşatma ve güvenlik güçlerinin yetersiz müdahalesi sonucu otelin ateşe verilmesiyle 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Türkiye tarihinin en ağır katliamlarından biri olarak hafızalara kazınan Sivas Katliamı, aradan geçen 33 yıla rağmen ülkenin en önemli adalet ve yüzleşme başlıklarından biri olmaya devam ediyor.

    “MADIMAK OTELİ HAFIZA MÜZESİ OLSUN”

    Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yapılan sokak röportajlarında yurttaşlar, Madımak Oteli’nin bir hafıza ve yüzleşme mekânına dönüştürülmesi gerektiğini dile getirdi.

    Yurttaşlar, “Madımak müze olmalı” talebinin yalnızca sembolik bir anıt isteği olmadığını belirterek, binanın geçmişle yüzleşmenin ve toplumsal hafızanın korunmasının önemli bir parçası olması gerektiğini ifade etti. Yurttaşlar, gelecek kuşakların yaşananları öğrenebilmesi, benzer trajedilerin bir daha yaşanmaması ve yaşamını yitirenlerin isimleri ile hikâyelerinin yaşatılması için Madımak’ın bir hafıza mekânına dönüştürülmesini istiyor.

    ADALET TALEBİ SÜRÜYOR

    Yurttaşların dile getirdiği bir diğer önemli talep ise adalet oldu. Özellikle 2023 yılında davanın zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesi yönündeki kararın, katliamın yarattığı acıyı yeniden derinleştirdiği ifade edildi.

    Yurttaşlar, katliamla ilgili yargı sürecinin tamamlanmadığını ve sorumluların adil biçimde yargılanması gerektiğini vurgulayarak, davanın zamanaşımı kapsamı dışında değerlendirilmesini talep etti.

    “YARA HALA KAPANMADI”

    “Madımak denince aklınıza ne geliyor, nasıl hissediyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, katliamın toplum hafızasındaki canlılığını koruduğunu ortaya koydu. Yurttaşlar olayın üzerinden 33 yıl geçmiş olmasına rağmen acının ilk günkü gibi hissedildiğini dile getirdi.

    Yurttaşlar, Sivas Katliamı ile yüzleşmenin benzer olayların tekrar yaşanmaması açısından önemli bir adım olacağını ifade etti. Aksi halde, 2 Temmuz 1993’te açılan yaranın toplum vicdanında açık kalmaya devam edeceği kaydedildi.

    Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

  • Diyarbakır’da Muharrem Cemi yürütüldü!-VİDEO

    Diyarbakır’da Muharrem Cemi yürütüldü!-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Cemde Sivas Madımak Katliamı’na dikkat çekildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Muharrem Ayı sebebiyle Muharrem Cemi yürütüldü.

    “33 YILDIR ADALET ARAYIŞIMIZ DEVAM EDİYOR”

    Dede Karkin Ocağı’ndan Pir Musa Karkin’in yürüttüğü cemin başlangıcında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi Başkanı Ayfer Kendir, “Burası Hak meydanı. Bu meydana tüm canlar edeple gelmeli ve erkana göre hareket etmesi yolun bir gereğidir. Aziz canlar, Cem sadece bir ibadet değildir; aynı zamanda toplumsal birliğin, rızalığın ve hakikatin meclisidir. Bu temelde ibadetimiz seyir için değil, Hak için olsun. Bildiğiniz gibi 2 Temmuz 1993, tarihimizin en ağır, ışıksız ve en büyük karanlığı, utancıdır; aynı zamanda ülkenin hâlâ sönmeyen ve iyileşmeyen bir yüz karasıdır. Sivas’ta, Madımak’ta 33 canımız yakılarak katledildi. Hepimiz biliyoruz ki bu, önceden planlı ve programlı bir şekilde yapıldı. 33 yıldır adalet arayışımız devam ediyor. Gerçekleşmeyen bu adalet arayışında hiçbir zaman geri adım atmadık ve geri adım atmayacağız da. Sivas’ı unutmadık ve unutturmayacağız” dedi.

    Halkın yoğun katılım sağladığı cemde deyişler, nefesler eşliğinde semahlar dönüldü ve 12 hizmet yerine getirildi. Ardından aşureler pay edildi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • 21 Haziran Pazar günü 17.30’da ’33 Yıl 33 Can’ şiarıyla anmalar yapılacak-VİDEO

    21 Haziran Pazar günü 17.30’da ’33 Yıl 33 Can’ şiarıyla anmalar yapılacak-VİDEO

    PİRHA – Alevi kurumlarının öncülüğünde 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı nedeniyle Türkiye’de ve Avrupa’nın bir çok kentinde 21 Haziran Pazar günü 17.30’da anma gerçekleştirilecek. Anmalara katılım çağrısında bulunan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Sende bağlamanı al gel” dedi.

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin gerici bir güruh tarafından ateşe verilmesi sonucu 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Türkiye tarihinin en karanlık katliamlarından biri olarak hafızalara kazınan Madımak Katliamı’nın 33. yılı yaklaşırken, Alevi kurumlarının da anma programları devam ediyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi ve Alevi kurumları 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 33. Yılında Türkiye’de ve Avrupa’nın birçok kentinde anma programı düzenleniyor.

    Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere İzmir, Ankara, Antalya, Balıkesir gibi yerlerde eş zamanlı olarak 21 Haziran Pazar günü 17.30’da “33 Yıl 33 Can” şiarıyla anma yapacak.

    2 Temmuz’da ise Sivas’ta PSAKD Sivas Şubesi ve HBVAKV Cemevi önünde bir araya gelerek anma programı yapılacak.

    Anmalara katılım çağrısında bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Türkiye’nin bir çok merkezinde yapılan “33 Yıl 33 Can” anmalarına dikkat çekerek, İstanbul’da yapılacak anmaya herkesi bağlamayla katılmasını istedi.

    İSTANBUL’DA KADIKÖY RIHTIM 

    İstanbul’da Süreyya Operası’da toplanma Kadıköy Rıhtımda basın açıklaması yapılacak.

    İZMİR’DE KARŞIYAKA

    İzmir’de Karşıyaka İZBAN önünde bir araya gelerek Karşıyaka Çarşıya yürüyecek ve basın açıklaması yapılacak.

    ANTALYA’DA ATALOS MEYDANI

    Antalya’da Kapalı yol Halk bankasının önünde toplanıp bağlamalarla Atalos Meydanı’nda basın açıklaması yapılacak.

    Avrupa’nın birçok kentinde de aynı tarih ve saatte anma yapılacak.

     

     

  • Erçe’den Madımak Katliamı sanığının cezasının kaldırılmasına tepki!-VİDEO

    Erçe’den Madımak Katliamı sanığının cezasının kaldırılmasına tepki!-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Sivas Madımak Katliamı sanığı Adem Kozu’nun cezasını kaldırmasına tepki gösterdi. Erçe, yürütülen sürecin önündeki en büyük engelin AKP olduğuna vurgu yaparken, “Biz süreci engelleyen, önüne barikat kuran durumunda değiliz. Hele ki cumhurbaşkanı yardımcılığı, cumhurbaşkanlığı gibi şeyler de istemiyoruz. Böyle bir talebimiz de yoktur” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Sivas Madımak katliamı hükümlüsü Adem Kozu’nun kalan cezası “sürekli hastalık hali” gerekçesiyle kaldırıldı.

    Adem Kozu, 33 kişinin yakılarak katledildiği Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştı. Cumhurbaşkanı Kararı’yla, 8 kişinin daha cezasının hastalıkları nedeniyle kaldırıldığı açıklandı.

    Madımak faillerinin serbest bırakılmasına ve yeni sürece dair Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe PİRHA’ya konuştu.

    “SİVAS İÇİN ADALET SAĞLANMADIĞI SÜRECE HİÇBİR ŞEY İÇİN SAĞLANMAYACAK”

    “Bugüne kadar verilmiş olan adalet mücadelesinin geldiği aşama katillerin serbest bırakılması, insanlığa karşı işlenmiş bir suçun davasının da zaman aşımına uğratılması oldu” diyen Cuma Erçe, “32 yıldır ‘Sivas için adalet, herkes için adalet’ şiarıyla meydanlarda, sokaklarda, alanlarda olduk ve her seferinde aynı şeyleri söyledik. Ancak gelinen aşamada görüldü ki aslında Sivas için adalet sağlanamadığı, Sivas için bir yüzleşme gerçekleşmediği sürece hiçbir şey için adalet olmayacakmış. Ve bir kez daha haklı çıkmış olduk. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı tarafından Sivas katillerinin serbest bırakıldığı haberleri art arda gelmeye başladı. Önce bir mahkeme kararıyla birçoğu aynı anda serbest bırakılmıştı. İçeride kaç kişinin kaldığını dahi bilmiyoruz. Son olarak bir kişi daha Cumhurbaşkanı imzasıyla hasta olduğu gerekçesi ile bırakıldı” diye ekledi.

    “CEZAEVLERİNDE BİNLERCE HASTA TUTUKLU VARKEN MADIMAK KATİLİ SERBEST BIRAKILDI”

    Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olmasına rağmen sadece Sivas Kartliamı failinin serbest bırakılmadığını belirten Cuma Erçe, Sivas Katliamı faili ile beraber kadın cinayeti işleyen kişilerin, silah tüccarlığı yapanların, uyuşturucu tacirliği yapan kişilerin de serbest bırakıldığını vurguladı. Erçe, hapishanelerde binlerce hasta tutuklu olduğunu işaret ederek şunları kaydetti:

    “Hem de bu serbest bırakma öyle bir zaman diliminde gerçekleşti ki içeride hükümlü dahi olmayan, tutuklu olmalarına rağmen haklarında herhangi bir iddianame dahi hazırlanmadığı halde içeride hasta olan ve bırakılmayan tutsakların olduğu bir zaman diliminde gerçekleşti. Türkiye cezaevlerinde binlerce hasta tutuklu varken ve bu hasta tutukluların büyük çoğunluğu ölümle pençeleşiyorken, aralarında kanser hastaları ve içeride kalmaları ölüme sebebiyet verecek derecede hasta olanlar varken bunun gerçekleşmiş olmasının tek bir anlamı var. O da şudur ki; kendi kamuoyuna, kendi seçmenine, topluma bu sıkışmışlığı içerisinde, ‘bakın ben yine sizin tarafınızdayım. Ben bizim çocukları serbest bırakıyorum. Onlar hala içerideler’ mesajı vermektir.”

    “ÜLKENİN CUMHURBAŞKANI SÜRECİ SABOTE ETMEK İÇİN ÇOK CİDDİ BİR ÇABA İÇERİSİNDE”

    Cumhurbaşkanı’nın yürütülen süreci sabote etmeye çalıştığını söyleyen Erçe, şu ifadeleri kullandı:

    “Provokasyon üstüne provokasyon yaratmaktadırlar. Bunun onlarca örneğini saymak mümkün. İlk başta Meclis Başkanı tarafından ifade edilen Yavuz Sultan Selim’in katilliğini, cinayetlerini öven açıklamaları, Çaldıran İttifakı açıklaması, İdrisi Bitlisi’ye göndermeler, Malazgirt İttifakı açıklaması, Kudüs İttifakı açıklaması ve bunun gibi birçok açıklamaya baktığımızda aslında bu süreçten rahatsız oldukları da çok açık ortadadır.

    Bir taraftan Alevi açılımlarının konuşulmaya başlandığı, bir taraftan Kürt sorununun demokratik yolla, müzakere yoluyla çözüleceği mesajlarının verildiği dönemde başımıza gelenler görüldüğü gibi Alevilerin en hassas olduğu ve Alevi kurumlarının bugün varlık sebebi haline gelen 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamının bizzat katillerini serbest bırakmak, verilen cevaptır. Diğeri ise bütün ısrarlarımıza, bütün itirazlarımıza rağmen Hacıbektaş’ta ısrarla alternatif korsan etkinlik koyma çabasıdır. Biz Aleviler ve Alevi kurumları olarak bu nedenle hep şunu söylüyoruz ki bu süreci takip ediyoruz. Bu sürecin sürdürülmesinin önünde en büyük engel AKP hükümeti ve onun başıdır.”

    “ADALET ARAYIŞIMIZI SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Sivas Katliamı’nın 33. yılına girildiğini hatırlatan Erçe, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği genel örgütlülüğü olarak Sivas Katliamı davasının bitmediğini, Sivas davasının aslında insanlığa karşı işlenmiş bir dava olmasından kaynaklı davanın bir insanlık davası olarak devam ettiğini söylemek istiyoruz. Hem Türkiye’de hem dünyanın dört bir yanında canlarımızı anmaya, adalet arayışımızı sürdürmeye, Sivas’la, Sivas öncesi cinayetlerle, Sivas sonrası katliamlarla yüzleşme çalışmalarımıza, eylemlerimize devam edeceğimizi bir kez daha duyurmak isteriz” dedi.

    “SÜRECİ ENGELLEYEN, ÖNÜNE BARİKAT KURAN DURUMUNDA DEĞİLİZ”

    Ne etnik bir yapıya ne inançsal bir yapıya dayalı siyasetten yana olmadıklarının altını çizen Erçe, şunları söyledi:

    “Her zaman söylediğimiz gibi şu an yürümekte olan süreci engelleyen bir tutum değildir. Bizim yaklaşımımız bu sürecin doğru yürümesi, sürecin adının doğru konması ve meselenin eşit yurttaşlığa dayalı, laik bir demokratik cumhuriyet meselesi olduğunu, meselenin demokratikleşmeyle çözülecek bir mesele olduğunu ifade etmektir. Bize düşen görev budur. Yoksa biz süreci engelleyen, önüne barikat kuran durumunda değiliz. Hele ki cumhurbaşkanı yardımcılığı, cumhurbaşkanlığı gibi şeyler de istemiyoruz. Böyle bir talebimiz de yoktur.

    ÜLKE DEMOKRATİKLEŞMEDİĞİ SÜRECE CUMHURBAŞKANININ YA DA YARDIMCILARININ KİM OLACAĞININ BİR ÖNEMİ YOK

    Ne etnik bir yapıya ne inançsal bir yapıya dayalı bir rejimden, siyasetten yana değiliz. İşte bunun örnekleri görüldü. Irak’ta bırakın başkan yardımcılığını, cumhurbaşkanının kendisi Talabani oldu. Ama ülke demokratikleşmedi. Ülke demokratikleşmediği sürece cumhurbaşkanının ya da yardımcılarının kim olacağının bir önemi yoktur. Bizim tek isteğimiz demokratikleşmedir. Eşit yurttaşlıktır. Bu haliyle de katillerin serbest bırakılması kararını şiddetle kınadığımızı bir kere daha sizin aracınızla beyan etmek isterim.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/PİRHA

  • Erdoğan, Madımak Katliamı sanığının cezasını kaldırdı!

    Erdoğan, Madımak Katliamı sanığının cezasını kaldırdı!

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sivas Madımak Katliamı sanığı Adem Kozu’nun cezasını kaldırdı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Sivas Madımak katliamı hükümlüsü Adem Kozu’nun kalan cezası “sürekli hastalık hali” gerekçesiyle kaldırıldı.

    Adem Kozu, 33 kişinin yakılarak katledildiği Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştı.

    Cumhurbaşkanı Kararı’yla, 8 kişinin daha cezasının hastalıkları nedeniyle kaldırıldığı açıklandı.

    Sivas Katliamı sanıklarından Adem Kozu’ya dair Resmi Gazete’de şu açıklamaya yer verildi:

    “Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 16/6/2000 tarihli ve E:1999/5, K:2000/87 sayılı kararı ile bu karara ilişkin Ankara (Kapatılan) 11 inci Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250 nci madde ile görevli) 23/6/2005 tarihli ek kararıyla anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Sivas 2 nci Asliye Ceza Mahkemesinin 10/7/2014 tarihli ve E:2013/348, K:2014/289 sayılı kararıyla infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen 27/4/1971 doğumlu, 12392385306 T.C. kimlik numaralı Adem KOZU’nun kalan cezası, Adalet Bakanlığının 20/5/2025 tarihli ve 31589 sayılı yazısı ekinde gönderilen ve adı geçenin sürekli hastalık hali kapsamında bulunduğunu belirten Adli Tıp Kurumu 3 üncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 16/8/2023 tarihli ve 18674 sayılı raporu sebebiyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 104 üncü maddesinin on altıncı fıkrası gereğince kaldırılmıştır.”

    PİRHA/ANKARA 

  • Aleviler 2 Temmuz’da katledilenler için yürüyor-VİDEO

    Aleviler 2 Temmuz’da katledilenler için yürüyor-VİDEO

    PİRHA-Alevi kurumları, Madımak Katliamı’nın katliamın 32. yılı nedeniyle Karşıyaka Mezarlığı’na yürüyüş başlattı.

    Alevi kurumları ile Madımak Oteli’nde yakınlarını yitiren aileler, Sivas Katliamı’nın 32. yılı nedeniyle Dikmen’den Karşıyaka Mezarlığına yürüyüşe geçti. Yaklaşık 4 saat sürecek olan yürüyüşün ardından, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişi, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’ndaki anıt mezarda anılacak.

    “KATLİAMLA HESAPLAŞILANA KADAR MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Yürüyüş öncesi konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, mücadeleye devam edeceklerini vurgulayarak, “Faşist ve şeriatçı bir kuşatma ile karşı karşıyayız. Sivas ile yüzleşmemenin sıkıntılarını artık çok daha fazla hissediyoruz. Verdiğimiz mücadele 32 yılla sınırlı kalan bir mücadele olmayacak. Bundan sonra da gerçek anlamda bir hesaplaşma yaşanana kadar verdiğimiz sözün gereği olarak mücadeleye devam edeceğiz. Bu katliam ile hesaplaşılmadan Türkiye’nin demokratikleşmesi mümkün değil” dedi.

    Açıklamanın ardından kitle yürüyüşe geçti.

    PİRHA/ANKARA

  • İngiltere Pir Sultan Abdal Anıtı önünde kitlesel Madımak anması

    İngiltere Pir Sultan Abdal Anıtı önünde kitlesel Madımak anması

    PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu, Madımak’ta katledilenler için Pir Sultan Abdal Anıtı önünde anma düzenledi. Konuşmalarda katliamla yüzleşme çağrısı yapıldı.

    Sivas Madımak Katliamının 32. yılında, Britanya Alevi Federasyonu’nun çağrısıyla çok sayıda kişi, Londra’da bir araya gelerek Madımak Oteli’nde katledilen 33 canı andı.

    Anmaya Britanya Alevi Federasyonu, Britanya Demokratik Güç Birliği, AVEG-KON’a bağlı Göçmen İşçiler Kültür Derneği, Young Struggle, Sosyalist Kadınlar Birliği temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Anma programında sık sık “Sivas’ı yakanlar, AKP’yi kuranlar”, “Sivas’ı unutma, unutturma”, “Dersim, Sivas, Koçgiri, unutulmaz hiçbiri” sloganları atıldı.

    Madımak Oteli’nde kaybedilen 33 kişinin fotoğraflarının taşındığı anmada saygı duruşunda bulunularak semah dönüldü.

    SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA DİKKAT ÇEKİLDİ

    Konuşmalarda, Sivas Katliamı’nın devletin bilgisi ve planıyla gerçekleştiğine vurgu yapıldı. Yapılan konuşmalarda, Sivas Katliamı’nın bu coğrafyada yaşanan ilk katliam olmadığı vurgulanarak tarih boyunca Rumlara, Hristiyanlara, Kürtlere yönelik de benzer kıyımlar yaşandığı ifade edildi. Yine Suriye’de Alevilere yönelik soykırım katliam saldırılarının da katliamcı ve soykırımcı politikaların devamı olduğuna işaret edildi.

    “KATLİAMLAR ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYLE DURDURULABİLİR”

    Katliamların yalnızca anılarak değil, örgütlü mücadeleyle durdurulabileceğinin altı çizilen konuşmalarda, Aleviliğin zalime karşı bir direniş olduğu ifade edildi. Aleviler, Kürtler, sosyalistler, devrimciler, işçiler ve kadınların hedef alındığı bu dönemde, birleşik ve dayanışmacı mücadelenin önemine dikkat çekildi.

    Anma, Pir Sultan Abdal Anıtı önüne karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İNGİLTERE

  • Altınoluk’ta kitlesel yürüyüş ve anma: Barış, Madımak’la yüzleşmekle olur-VİDEO

    Altınoluk’ta kitlesel yürüyüş ve anma: Barış, Madımak’la yüzleşmekle olur-VİDEO

    PİRHA- Altınoluk’ta Madımak Katliamının 32. yılında yapılan yürüyüşle katledilenler anıldı, katliamla yüzleşilme çağrısı yapıldı. Anmada ayrıca katliamı anlatan ‘Pervaneler Dönsün’ oyununu sahnelendi.

    Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi Cemevi, Madımak Katliamının 32. yılında yaşamını yitirenleri andı, Sivas Katliamını konu alan tiyatro oyunu olan ‘Pervaneler Dönsün’ oyununu sahneledi.

    Cemevi önünde toplanan kitle, sanat sokağından Altınoluk Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü. En önde Madımak şehitlerinin fotoğraflarının yer aldığı pankart taşındı. Yöresel kıyafetli Alevi kadınlar, bağlamalarıyla ozanlar, dernek ve siyasi parti temsilcileri kortejde yer aldı.

    KALABALIK MEYDANA SIĞMADI

    Yürüyüşe Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, 25-26. dönem milletvekili Mehmet Tüm, Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, DEM Parti, Emek Partisi, Sol Parti, SMF, TİP, emekli sendikaları ve çeşitli dernekler katıldı.

    Yürüyüş boyunca “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Katil İsrail, işbirlikçi AKP”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya da hiçbirimiz” gibi sloganlar atıldı.

    Meydana sığmayan kalabalık, çevredeki çay bahçeleri ve kaldırımlara yayıldı. Yürüyüş esnasında esnaflar da alkışlarla kitleye destek verdi. Saygı duruşuyla başlayan anmada basın açıklamasını Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan yaptı.

    “KATLİAMLAR ALEVİLERİN KADERİ OLMAYACAKTIR”

    Katliamla yüzleşme çağrısı yapan Veli Doğan, “Sivas’ta yakılan ateşle simgeleşen bu katliamla yüzleşmeyen hiçbir iktidar, barış ve eşit yurttaşlık iddiasında bulunamaz. Dêrsim, Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Roboskî, Ankara Gar, Gezi ve daha birçok katliam gibi, yaşanmış ve yaşanmakta olan her bir katliam, ülkemizin kara günleridir. Katliamlar, Alevilerin ve Türkiye halklarının kaderi değildir ve olmayacaktır. Pirlerimizin, yol önderlerimizin tarih boyunca sürdürdüğü hak ve hakikat mücadelesini büyüterek devam ettirecek ve sonunda kaybeden karanlık olacaktır” diye belirtti.

    Veli Doğan, son olarak Alevilerin içinde olmadığı bir barışın eksik ve adaletsiz olacağını ifade ederek, ” Alevi sorunu  ve hiçbir sorun, yüzleşme olmadan çözülemez. Barış’ı en çok biz Aleviler istiyoruz. Barış, Madımak’la yüzleşmekle olur. Bu ateş sönmeyecek, Madımak utanç müzesi olana kadar mücadelemiz sürecek” diye konuştu.

    “UNUTMAYACAĞIZ”

    Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş da “Sivas’ı unutmadık, unutturmayacağız” dedi. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ise “2 Temmuz kolay söyleniyor ama insanlık tarihine geçen büyük bir utançtır. Yalnızca bedenler değil, türküler, kardeşlik ve demokrasi de yakıldı” ifadelerini kullandı.

    MADIMAK’I KONU ALAN TİYATRO OYUNU SAHNELENDİ

    Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi Tiyatro Grubu’nun üyelerinin sergilediği, ‘Pervaneler Dönsün’ oyunu izleyiciler tarafından büyük ilgi gördü.

    Anma, semahlar ve söylenen deyiş ve nefeslerle son buldu.

    Elif TABAK/BALIKESİR

  • Ankara’da 2 Temmuz anması: Karanlığa teslim olmayacağız-VİDEO

    Ankara’da 2 Temmuz anması: Karanlığa teslim olmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Sivas’ta katledilen 33 can için Ankara Tandoğan’da anma programı düzenlendi. Açıklamada, “Sivas için adalet, herkes için adalet mücadelemizi büyüterek devam ettireceğiz” denildi

    Sivas’ta, 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği etkinliklerine katılan 33 aydın, akademisyen, yazar ve sanatçının Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesinin 32. Yılında Ankara Tandoğan Meydanı’nda anma etkinliği düzenlendi.

    Gençlik Caddesi’nden başlayan yürüyüşte katliamda öldürülenlerin fotoğrafları taşındı. “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta, kurtuluş faşizme karşı savaşta” sloganları atıldı.

    “ALEVİLER OLMADAN DEMOKRASİ, LAİKLİK, BARIŞ OLMAZ”

    Katliamda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa’nın ablası Nilgün Karababa, “32 yıldır çok zor süreçler yaşadık. Bu bir Alevi katliamıdır. Alevilerin olmadığı hiçbir şey olmaz. Demokrasi olmaz, laiklik olmaz, barış olmaz” dedi.

    “KATLİAMLAR ANCAK AMASIZ, FAKATSİZ YÜZLEŞİLEREK AYDINLATILABİLİR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) adına konuşan ABF Genel Saymanı Nurullah Esat Ünsal şunları ifade etti:

    “Madımak katılımının üzerinden 32 yıl geçti. Aydınlık geleceğimiz Madımak Oteli ateşe verilerek katledilmiştir.

    Katliamın üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen, katliamın hesabı verilmemiş, arkasındaki gerçek sorumlular açığa çıkartılmamıştır. Adalet yerini bulmamış vicdanımız yaralanmıştır. Katillerin çoğu affedilmiş, yurt dışına çıkarılmış yerleri yurtları belli olmasına rağmen katilleri savunanlar Türkiye’ye getirilmemiştir. Ayrıca ömür boyu yatması gereken katilleri serbest bıraktılar. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz. Devlet; Maraş, Sivas, Çorum, Malatya katliamları ile yüzleşmediği için Gazi, Ümraniye, 10 Ekim, Suruç gibi katliamları yaşadık. Katliamlar ancak amasız, fakatsiz yüzleşilerek aydınlatılabilir.”

    “SİVAS’TA YÜKSELEN SİYAH DUMAN ÜLKENİN DÖRT BİR YANINI SARDI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şube Başkanı Rukiye Kara ise, şunları söyledi:

    “Bizler bu ülkenin aydınlık yüzleriyiz. Sivas’ta yükselen siyah duman ülkenin dört bir yanını sardı. Bu ülke gericilere bırakılmayacak kadar önemli. Karanlığa karşı aydınlığa sarılanlar omuz omuza. Sivas için adalet, herkes için adalet. Bugün Kerbela şehitlerimiz için Yası Matem orucundayız. Sivas Kerbela’dır bizim için. Biz asla mücadeleden bir adım geride durmayacağız. Bizler Aleviler olarak sokakları asla gericilere, seriatçılara bırakmayacağız. Katilleri serbest bıraktılar. Ne Sivas’ı yakanları ne aklayıp serbest bırakanları ne de yüzleşmeyenleri unutacağız. Biz bu gençleri tarikatlara teslim etmeyeceğiz. Mücadelemizi inancımızla diri tutarak diyoruz ki; ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep ya hiç birimiz”.

    “YAŞANMIŞ HİÇ BİR KATLİAMLA HESAPLAŞILMADI”

    Tertip Komitesi adına açıklamayı Özgür Doğan okudu. Doğan, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “İnsanlık tarihinin en kara, en utanç verici katliamlarından biridir 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı. Bu topraklarda direnişin simgesi, Alevi inancının hak, hakikat ve adalet yolundaki temel direklerinden biri olan Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın anısına düzenlenen etkinliklerin dördüncüsünde, semah dönen gençlerimiz, ozanlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, bu halkın vicdanı ve geleceği olan 33 canımız 2 Temmuz 1993 Cuma günü Madımak Oteli’nde yakılarak katledildi.

    Katillerin sloganlar eşliğinde yaklaştığı, güvenlik güçlerinin seyirci kaldığı, dönemin siyasi iktidarının sessizliğiyle gölgelenmiş bu katliam, sadece Türkiye’nin değil, insanlık tarihinin kara lekesi; bu coğrafyada farklı olana, inanca, düşünceye ,aydınlığa ve insanlığa karşı işlenmiş bir insanlık suçudur.

    Bu vahşi katliamın üzerinden 32 yıl geçti.

    Ama ne acımız azaldı, ne de öfkemiz dindi. Çünkü adalet yerini bulmadı. Katillerin büyük bir bölümü cezasız kalırken ceza alanlar affedildi, serbest bırakıldı. İnsanlığa karşı işlenmiş bir dava, zaman aşımına uğratıldı. Sivas’ın öncesinde yaşanan katliamlarla da, Sivas’la da, sonrası yaşanan katliamlarla da yüzleşilmedi. Yaşanmış hiç bir katliamla hesaplaşılmadı. Hesabı verilmedi. Çünkü katiller, bizzat siyasi iktidarlar tarafından korundu, bu tür cinayetler ve cinayet şebekeleri, gerici, ırkçı, faşist çeteler, örgütler cesaretlendirildi, dolayısıyla katliamlar teşvik edildi. Katiller ve onları koruyup kollayanlar, devlet protokollerinde yer buldu. Sivas Madımak Katliamı buna verilecek en bariz örnektir. Sivas katilleri ve onları savunan avukatlar el üstünde tutuldu, ödüllendirildi. Çünkü Sivas’ı yakanlar da aklayanlar da aynıydı.

    Değerli basın emekçileri, sevgili dostlar! katilleri de, bu katliamı planlayanları da, aklayanları da tanıyoruz. Zihniyetlerini biliyoruz. Ülkemizin ve hatta dünyanın geleceğini karartmak isteyen bu zihniyet ile mücadelemiz yeni değildir. Tarihimiz bu anlayış ile mücadele tarihidir. Tarihin hiçbir döneminde karanlığa teslim olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Yüzleşme ve hesaplaşma olmadan bu topraklara barışta, demokrasi de, özgürlük te gelmeyecektir. 2 Temmuz’un hesabı sorulana kadar, Sivas için adalet, herkes için adalet mücadelemizi büyüterek devam ettireceğiz.”

    “YÜZLEŞME OLMADAN YAPILACAK HER TÜR ‘BARIŞ’, DAHA BAŞTAN ÇÖZÜLMEYE MAHKÛMDUR”

    “Katliamla yüzleşmeyen hiçbir iktidar, barış ve eşit yurttaşlık iddiasında bulunamaz” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Dersim, Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Roboski, Ankara Gar, Gezi ve daha bir çok katliam gibi, yaşanmış ve yaşanmakta olan her bir katliam, ülkemizin kara günleridir. Katliamlar, Alevilerin ve Türkiye halklarının kaderi değildir ve olmayacaktır. Pirlerimizin, yol önderlerimizin tarih boyunca sürdürdüğü hak ve hakikat mücadelesini büyüterek devam ettirecek ve sonunda kaybeden karanlık olacaktır. Bu ülke ve bütün halklar özgürleşecek, eşit yurttaşlığa dayalı laik ve demokratik Cumhuriyet mutlaka inşa edilecektir. Yolu Hacı Bektaş’tan, Dersim’den, Madımak’tan geçmeyen bir barış, Aleviler için eksik ve adaletsizdir. Başta Kürt sorunu ve Alevi sorunu olmak üzere hiçbir sorun, yüzleşme olmadan çözülemez. Aleviler her daim barıştan yanadır ancak, yüzleşme ve hesaplaşma olmadan yapılacak her tür ‘barış’, daha baştan çözülmeye mahkûmdur.

    Bugün bir yandan da ‘yeni anayasa’ tartışmaları yürütülüyor. Ama o masalarda yine Aleviler yok, emekçiler yok, kadınlar yok, Kürtler yok! Biz olmadan yazılan bir toplumsal sözleşme; ne eşit olabilir, ne özgür, ne de kardeşçe. Aleviler yalnızca bu ülkenin vicdanı değil; aynı zamanda kurucu iradesidir. Bu nedenle yeni anayasada Aleviler söz sahibi olmalı, yalnızca ‘konu’ değil, özne ve kurucu irade olarak kabul edilmelidir.

    32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, bugün hâlâ kalbimizde yanıyor. Ama o küllerin içinden yeniden birlik, direniş ve umut yeşeriyor. Mücadelemiz yalnızca geçmişin hesabı değil, geleceğin de savunusudur.”

    Anmada semahlar dönülürken; Hakan Erol, Nurgül Ateş, İnan Koca ve Sercan Kurt katliamda yaşamını yitirenler anısına ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Madımak Oteli’nde katledilen Muammer Çiçek mezarı başında anıldı-VİDEO

    Madımak Oteli’nde katledilen Muammer Çiçek mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde katledilen Muammer Çiçek, Sivas’ın Zile ilçesine bağlı Yalınyazı köyündeki mezarı başında anıldı.

    Anmaya AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, ADFE Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Özgür Demir, Zile Demokrasi Platformu bileşenleri ve köylülerin yoğun katılımı oldu.

    Anmada konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Madımak Oteli önünde yapılan yürüyüşte gençlerin oluşuna dikkat çekerek, “Bugün Muamerler Sİvas’ta yürüdü. Bu ülkeyi kara bir duman kaplamış durumda. Bizim bu ülkede demokratikleşememizden, yüzleşememizden kaynaklı sorunlar yaşanıyor. Her gün yeni bir 12 Eylül’le karşı karşıya kalıyoruz. Her gün şeriatçıları serbest bırakıyorlar, gençleri, seçilmişleri tutukluyorlar. Er yada geç çok güzel bir ülke bırakacağız. Bu ülkeyi karanlıktan kurtaracağız” dedi.

    PİRHA/SİVAS

  • Fatih Dayanışması: Katliamın sorumlularından hesap soracağız!

    Fatih Dayanışması: Katliamın sorumlularından hesap soracağız!

    PİRHA- 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta katledilen 33 Yurttaş İstanbul’da anıldı. Okunan basın metninde “Adaleti sağlayana dek mücadele edeceğimizi ve öfkemizi diri tutacağımızı bir kez daha yeniliyoruz” denildi.

    2 Temmuz 1993’te Sivas’taki Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas’a giden 33 aydın, Madımak Oteli’nde yakılarak katledildi. Katliamın 32. yılında İstanbul’un Fatih ilçesinde de anma düzenlendi.

    Kocamustafapaşa Meydanı’nda yapılan anmada yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı.

    “ACIMIZ DA ÖFKEMİZ DE İLK GÜNKÜ GİBİ TAZE”

    Fatih Dayanışması adına yapılan basın açıklamasını Lizge Biter okudu. İlgili metinde şu ifadelere yer verildi:

    “33 şair, yazar, müzisyen dostumuz kaldıkları Madımak Oteli’nde devlet destekli çetelerce yakılarak katledildi. Bugün katliamın yıl dönümünde yitirdiğimiz 33 canımızı hatırlatıyor, gerçek adaleti sağlayana dek mücadele edeceğimizi ve öfkemizi diri tutacağımızı bir kez daha yineliyoruz.

    Bu katliama giden yollar açıkça egemenler tarafından döşenmiş, birlikte yaşam, kardeşlik ve özgürlük hedef alınmıştır. İşte katlettikleri canlarımız yaşamları boyunca bu değerleri inşa etmeye çalışmış, bunun mücadelesini vermişlerdi. Onlar toplumda körüklenmeye çalışan nefrete, ayrımcılığa ve tek tipçiliğe karşı insan haklarının, toplumsal barışın, özgürlüğün ve demokrasinin safında durdular.

    33 canımızı yitirdiğimiz, yüzlerce insanımızın yaralandığı bu katliamın davası 2011 yılında zaman aşımına uğratıldı. Katliamın faillerini, işbirlikçilerini gizleyerek, davayı bir sonuca ulaştırmadan kapatarak yok etmeye çalıştıkları şey bu toplumun hafızasıdır.

    Fakat ne kadar üstünü örtmeye, unutturmaya çalışsalarda acımız da öfkemiz de ilk günkü gibi taze. Adaleti, iktidarın arka bahçesi haline gelmiş mahkeme salonlarından değil mücadelemizden doğuracağımızı biliyoruz.

    İktidar, nefret politikalarıyla, ötekileştirici ve inkarcı söylemleriyle hayatın her alanını kuşatmaya çalışıyor. Her toplumsal olayda kent merkezlerini, özellikle Taksim’i emekçilere, kadınlara, LGBTİ+’lara kapatarak özgürlüğün, eşitliğin önüne çekilen barikatlarınn 30 Haziran günü siyasal islamcı faşist çetelere nasıl açıldığını gördük.

    O gün, katliam naraları atanlara, ‘bu bina yanacak’ söylemleriyle nefret ve şiddet eylemi yapanlara açılan sokaklar devletin Madımak katliamıyla olan ilişkisini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu provokasyon Sivas Katliamı’ndan 2 gün, Saraçhane Direnişi için gerçekleştirilecek 100. Gün eyleminden bir gün önce gerçekleştirilmiştir. Burada ne amaçlandığını görüyor, korku, baskı ve sindirme politikalarınızla yılmayacağımızı, adalet, eşitlik ve barış için mücadele etmeye, meydanları faşist çetelere terk etmeyeceğimizin altını çiziyoruz.

    Madımak’ta katledilen dostlarımızdan bize kalan zulme boyun eğmemek, zalimin karşısında dimdik durmak ve mücadeleyi büyütmektir. Sivas’ın bir insanlık suçu olduğunu söylemeye, Dersim, Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Roboski, Ankara Gar katliamları gibi birçok katliamın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Katliamları bu coğrafya halklarının kaderi haline getirmelerine izin vermeyeceğiz.

    Bu topraklarda ezilmiş, ötekileştirilmiş olan ne varsa bizimdir, sahip çıkacağız.

    Katliamın sorumlularından hesap soracağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Geçmişle yüzleşilmeden demokratik bir toplum inşa edilemez’-VİDEO

    ‘Geçmişle yüzleşilmeden demokratik bir toplum inşa edilemez’-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Sivas Madımak Katliamında yaşamını yitirenler anıldı. Anmada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, insan yakmanın zaman aşımı olamayacağına dikkat çekerek, “Geçmişle yüzleşilmeden demokratik bir toplum inşa edilemez” dedi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Madımak Oteli’nde katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için 32’nci yıl dönümü dolayısıyla anma etkinliği gerçekleştirildi. Etkinliğe platform bileşenleri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyen yurttaşlar, sık sık “Sivas’ı unutma, unutturma” sloganları attı.

    Basın metnini DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan okudu.

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 32 yıl önce 2 Temmuz 1993’de Madımak katliamı ile geçmişle yüzleşmek, yaralarının sağaltılması yerine, Alevileri katliam kıskacında tutma zihniyetinin açık edilerek devam ettirildiğinin söyledi.

    “MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİLDİR”

    Katliam zihniyetinin Suriye’deki Alevi katliamı ile devam ettiğini vurgulayan Kadriye Doğan, şunları ifade etti:

    “1993 Sivas’ında; birkaç yıldır Banaz’da ‘”Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan’’ diyen Pir Sultan’ı anma yaşatma Alevi inancını görünür kılma, o yıl ‘’Ölümsüz Ozan Anıtı’’ ile de varlık mücadelelerine bir taş daha koymaya karar vermişlerdi. Rea Hak Alevilere, Kürtlere, farklı inanç ve etnik kimliğe, farklı dile yaşam olanağı tanımayan sistem, bu varlık mücadelesine tahammülsüzlüğün en ağır biçimini Alevilere reva gördü. Birlikte yaşam semahı yerine ateşle semaha durdurdular. 32 yıldır geçen bu sürede açıkça ortaya çıktı ki; Madımak aleni bir şekilde planlı örgütlü ve devlet aklından icazetli gelişen büyük bir katliamdır. Alevilere ve tüm farklılıklara, hak talebinde bulunanlara karşı nefretin, kinin dışa vurumudur. Farklılıklara uygulanan sistematik ayrımcılığın, inkâr ve cezasızlığın sonucu ortaya çıkan bir katliamdır. Münferit bir olay değildir.”

    “İNSAN YAKMANIN ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Kadriye Doğan, 1921 Koçgiri,1937-38 Dersim,1978 Maraş, 1980 Çorum,1995 Gazi, ve zihnimizde yer eden katliamlar silsilesinin, Rea Hak Alevi toplumunun, Kürtlerin, sol, sosyalistlerin maruz kaldığı “şiddet zincirinin” sadece bir dönemin karanlık yüzünü değil, devlet aklının açığa çıkması olarak değerlendirerek, “Sonuç; bu coğrafyalarda demografik yapının tümden değişmesi, kadim halkların yerinden edilmesidir. 1993 den bu yana Adalet arayışları katliam mağdurlarının acılarını katlarken, katillerin çoğu cezasızlıkla ödüllendirilmiş, yurtdışına kaçırılmış, sürdürülen davalar zaman aşımına uğratılmış, olayın asıl sorumluları ve perde arkası bugüne kadar aydınlatılmamış yargı önüne çıkarılmamıştır. Suçluların savunma avukatları ve olayın failleri parlamentolara taşınmış, devlet kademelerinde en üst düzeyde görevlendirilerek ödüllendirilmişlerdir. Böyle gitmez, gitmemeli. Türkiye toplumu sağaltılması, rejimin demokratikleşmesi, toplumsal barışın inşa edilmesi elzemdir. İnsan yakmanın zaman aşımı olmaz. Geçmişle yüzleşilmeden demokratik bir toplum inşa edilemez” şeklinde konuştu.

    “YÜZLEŞME VE ADALET’’ KOMİSYONLARI KURULMALI”

    Sivas Madımak Katliamının gerçek faillerinin açığa çıkarılması, yargılanması, otelin utanç müzesine dönüştürülmesi, Alevi toplumunun tarihsel belleğindeki tüm katliam ve travmalarla yüzleşilmesi çağrısında bulunan Kadriye Doğan, şunları dile getirdi:

    “Bu acıları dindirirken ortak yaşamı benimseyen sağaltılmış bir toplum olmamızı sağlayacaktır. Bugüne kadar yaşadığımız ayrıştırıcı, ötekileştirici, kutuplaştıran, çatıştıran zihniyet dünyasından uzaklaşmanın yegâne yolu yüzleşmedir. Yüzleşme Adaleti sağlar, Adalet toplumsal barışı önünü açar. İçinden geçtiğimiz günlerde Kürt sorununun demokratik çözümü için Meclis’te oluşturulacak komisyonun içinde‘ “Yüzleşme ve Adalet’’ komisyonlarının da kurulması sağlanmalıdır. Madımak katliamı ve diğer katliamları, hakikatlerin ve tarihsel gerçeklerin, bu komisyonlar aracılığı ile gün yüzüne çıkarılmaları sağlanmalıdır.”

    PİRHA/DERSİM