Etiket: siyaset

  • Kılıçdaroğlu’ndan İBB’deki teftişe ilişkin açıklama: O rantı size yedirmeyeceğiz-VİDEO

    Kılıçdaroğlu’ndan İBB’deki teftişe ilişkin açıklama: O rantı size yedirmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İçişleri Bakanlığı tarafından İBB’ye açılan teftişe değinerek, “Devleti yönetenler kin ve öfkeden medet ummamalı. Ekrem İmamoğlu’ndan intikam alacaklarmış. İftira atıyorlar. Yedirmeyeceğiz o rantı size” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) çalışan yüzlerce personel hakkında terör örgütleri ile iltisaklı oldukları iddiasıyla başlatılan teftişe ilişkin konuşan Kılıçdaroğlu, “Sizin değeriniz bizim belediye başkanlarımızın tırnağı kadar bile değil” dedi.

    “O RANTI SİZE YEDİRMEYECEĞİZ”

    Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

    “Kavgadan bıktık. Milletimiz bir tarafa bunları yazıyor. Kavga istemiyor, huzur istiyor bu insanlar. Devleti yönetenler kin ve öfkeden medet ummamalı. Devlet adaletle yönetilir. Belediye başkanlarımızın çalışmalarını hazmedemiyorlar, baskı kurmaya çalışıyorlar. Her türlü iftirayı atabiliyorlar. İntikam alacaklar, kimden? Ekrem İmamoğlu’ndan intikam alacaklarmış. İftira atıyorlar. Yedirmeyeceğiz o rantı size.

    Belediye başkanımız seçimle geldi. Sözde hakimler, dört pusuladan biri sahtedir dedi. Fark yükseldi. Bu milletin adalet duygusuna güveniyorum. Şimdi görevli müfettişler gitmişler, gitsinler kardeşim. Aynısını Mansur Yavaş’a da yaptılar. “Mansur Yavaş kazanırsa, faturaları teröristler toplayacak” dediler. Yav bu kadar akıldan yoksun insanlar, nasıl siyaset yapıyorlar.

    Bunların temel görevi kul hakkı yiyerek beslenmektir. Atadıkları bir bakan var, yapılmayan işi yapılmış gibi gösterdi. Bu adam bakan oluyor. Ne oldu bu dosya? Niye savcılar üzerine gitmiyor. Yolsuzluk dosyalarını tam yakalıyorlar, İçişleri Bakanı diyor ki bunları bana vereceksin. 35 yolsuzluk dosyası. Kapatıyorlar dosyaları. O dosyalar kapanmayacak, kul hakkı yiyenlerin fitil fitil burnundan getireceğiz.

    Sizin değeriniz, bizim belediye başkanlarımızın tırnağı kadar bile değil.”

    Kılıçdaroğlu ekonomiye de değinirken; “Dolar kurundaki oynamalardan, Türkiye tarihinin en büyük soygunu gerçekleşti” dedi.

    “ELEKTRİĞE, CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK ZAMMINI YAPAN KİM?”

    Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

    “Fahiş fiyat oyunlarıyla mücadelemizi kesintisiz sürdüreceğiz, diyor. Demek ki şunu kabul ediyor, demek ki bir fahiş fiyat var. Kim yaptığını söylemiyor ama mücadele edecekmiş. Peki şunu sormak hakkımız, fiyatların fahiş olmasını kim sağladı, milletin önüne kim koydu?

    Zammı sen yaptın kardeşim. Kademeli sosyal tarife uygula dedik. Şimdi sorma hakkımız, elektrikte cumhuriyet tarihinin en büyük zammı yapan kim? Yüzde 127 elektriğe zam yapıldı. Elektriğe zam, iğneden ipliğe zam demektir. Fahiş fiyata ortam hazırlayan kim? Erdoğan. Fahiş fiyatlarla mücadele edeceğiz, deyip, halka yalan söylen kim? O da Erdoğan.

    Doğalgaza zam yapıldı. BOTAŞ’a talimatı veren sensin, BOTAŞ ile mi mücadele edeceğiz. Fahiş fiyat uygulayan kiminle mücadele edeceğiz. Allah aşkına zam yapmadığın bir şey açıkla. Açıklayamaz, ama ben bir tüyo vereyim teneffüs ettiğimiz havaya henüz zam yok. Korkmayın, geliyor gelmekte olan.

    “MİLLET İTTİFAKI OLARAK SORUNU ÇÖZECEĞİZ”

    Sadece üç üründen söz edeceğim, gübreden, yemden ve mazottan. Çiftçi ne yapsın. Tarlaya gübre atamadı çiftçi. Daha baharımızı yaşıyoruz. Çiftçi üretemiyor. Çiftçi üretemezse, gıda krizi ile karşı karşıya kalırız. Fahiş fiyatın bilinen tek aktörü vardır, onun adı da Erdoğan’dır. Evlerde huzur bırakmadı. Yine millete döndü dedi ki, ben ekonominin kitabını yazdım. Zam dışında bir şey yok o kitapta. Getir arkadaş sandığı, sen düzeltemezsin düzeltecek insanlar var.

    Lonra’daki bir avuç tefeci gayet memnun. 180 milyar doları sadece faiz olarak ödedi. Faize karşıyım diyor ya, yalan. Faize dolarla garanti verenler, çok memnunlar. Erdoğan’a dua ediyorlar. Kim yararlanıyor bu düzenden, işte bu parazitler. Millet İttifakı olarak biz, bu sorunu çözeceğiz.”

    “ANKARA’DA DEDENİZ VAR, HESABINI FİTİL FİTİL SORACAĞIZ”

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerdeki sözlerine de değinen Kılıçdaroğlu, “Geçen hafta Erdoğan, en garip söylemlerle bir şeyler söyledi. Güya ben eşkıyaymışım. MEB’e gittiğim için eşkıya diyor. Erdoğan’a Aşık Mahzuni’nin sözleriyle yanıt vermek istiyorum. “Kurban gelir payın yoktur, haftan yoktur ayın yoktur, Ankara’da dayın yoktur, Mamudo kurban niye doğdun.” İşte Ankara’da dayısı olmayanların sesi olmak için gittim. Ben oraya gittiğimde, kapıları kapadılar, oraya genel başkan gelmesin diye. Ankara’da amcanız, Ankara’da dayınız, dedeniz var fitil fitil hesabını soracağız” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ ANKARA

  • TİP Genel Başkanı Erkan Baş: AKP’den derhal kurtulmamız gerekiyor-VİDEO

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş: AKP’den derhal kurtulmamız gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-TBMM’de haftalık basın toplantısında konuşan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Ülkenin yüzde 99’u, saray rejimine bağlanmış yüzde 1 ayakta kalabilsin diye fakirliğe, köleliğe alıştırılmaya çalışılıyor. Her şeyden önce halka sürekli yalan söyleyen bu zenginler partisinden, AKP’den ve onun iktidarından kurtulalım” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın açıklaması ile gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Ekonomi ağırlıklı konuşan Baş, bağımsız araştırmacıların çalışmalarına göre enflasyonun yüzde 50’ye yaklaştığını kaydetti. Baş şunları söyledi:

    “Adı güya AK olan parti, memleketi aç insanlar ülkesi haline getirdi. TÜİK masal üreten bir kuruma döndü. Dolayısıyla önce gerçekleri tekrar tekrar ifade etmemiz gerekiyor. İlk söylenmesi gereken şudur; iktidar beceriksiz değildir. Bilmediğinden, yanlış yaptığından değil bayağı bile isteye iktidarı korumak, patronları zenginleştirmek için memleketi bir yıkıma doğru sürüklemektedir.

    “YAKLAŞIK 35 MİLYON KİŞİNİN BANKALARA 900 MİLYAR TL BORCU VAR”

    Türk Lirası sürekli değer kaybediyor. Amerikan Doları karşısında liranın değeri son beş yılda yüzde 70 azaldı. Başta hammadde ve enerji olmak üzere neredeyse tüm gereksinimler dolarla karşılandığı için ve bizler de dolar ile maaş almadığımız için hayat sürekli pahalanıyor. Ürünlere, faturalara, vergilere sürekli zam geliyor. Böylece, alım gücümüz düşüyor. Alım gücümüz düştüğü için, en temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamıyoruz. Türkiye halkı, yoksullaşıyor ve yoksunlaşıyor.

    Sağlıklı gıda alamıyoruz. Sağlam kıyafete erişemiyoruz. İnsanca yaşanabilir evlerden, tatil hakkımızdan, kültür ve eğlenceye erişimden yoksun hale geliyoruz. Eskiden 2-3 kiloyla aldığımız meyveyi şimdi taneyle alabiliyoruz. Eskiden asgari ücretle ödeyebildiğimiz kirayı şimdi karşılayamıyoruz. Bağımsız araştırmacıların çalışmalarına göre, enflasyon yüzde 50’ye dayandı. İmkanı olanlar sürekli borçlanıyor, borç ödemek için daha da borçlanıyor. İktidarın politikası da halkı kredilere teşvik etmek olduğu için bugün yaklaşık 35 milyon kişinin bankalara 900 milyar TL borcu var.”

    “HALKIMIZIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU AÇLIK SINIRINDA”

    Baş, Türkiye’de çalışanların yarısının asgari ücret aldığını belirtti. “Ülkenin tepesinde oturan küçük bir azgın azınlık mutlu mesut yaşıyor, ülkenin yüzde 99’u ya işsiziz, ya üç kuruşa ömrümüzü tüketen işlerde çalışmak zorunda kalanlarız. Yetişkin nüfusun ancak yarısı işgücüne katılabiliyor. Kadınların neredeyse yüzde 70’ini üretime, gelişime dahil edilmiyor.

    Asgari ücret tartışmaları yapılıyor. Türkiye’nin yarısı artık asgari ücretle çalışır hale gelmiş. Şimdi diyorlar ki “Çok çok artıracağız”. Artırsan ne olacak en fazla iki ayda o parayla bugün aldığımızı bile alamayacağız. Kıyasladıkları Avrupa ülkelerinde her 20 çalışandan biri asgari ücret alıyor bizde çalışanların yarısı. Öğretmen de asgari ücret alıyor, 10 yıllık deneyimli tekstil işçisi de, mimar da, maden işçisi de… Dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 10 bin TL. Demek ki, halkımızın büyük bir çoğunluğu adıyla sanıyla yoksul. Önemli bir bölümü de açlık sınırında” ifadelerini kullandı.

    “KYK BORÇLARI SİLİNMELİ”

    Türkiye’deki genç nüfusun durumuna da değinen Baş, her dört gençten birinin ne okuduğunu, ne de bir işte çalıştığını söyledi. Sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de her dört gençten biri ne okuyor, ne de bir işte çalışıyor. Birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan fazla sayıda gencimiz, yani yaşı 15-24 arasında olan 3 milyondan fazla kardeşimize halk olarak hiçbir şey veremiyoruz. Bu iktidar ülkemizin geleceğini, gençlerimizin hayallerini çalıyor. Öğrenciler, mezunlar kendilerine bir hayat kurmanın, bileklerinin emeklerinin hakkıyla bir yere gelmeyi hayal bile edemiyorlar artık.  Oysa o yandaş patronları zengin etmeyi düşünmek yerine gençlerimizi düşünsek her şey o kadar kolay, o kadar mümkün ki.

    TİP olarak amacımız gençlere mutlu bir hayat sunabilmek. Gençlere eğitimde, eğitim sonrasında adil ve eşit fırsatlar sunabilmek. Gençlere eğitim hibesi, kira desteği ve mezunlara iş aradıkları sürece işsizlik maaşı gibi politikalarla, toplumun genç kesimlerine yeniden dinamizm ve umut aşılamak mümkün. KYK borcu adı altında gençlerimizin geleceğine pranga vurulmasını da reddediyoruz. KYK borçları silinmeli, son on yıl içinde KYK borçlarını ödeyen gençlerimize de vergi kolaylığı sağlanmalı.

    Mutlu olduğu bir iş bulabilmek, çalışmanın karşılığını alabilmek, bir hayat kurabilmek Türkiye gençliği için uçarı bir hayal olmamalı. Türkiye’de eğitim gören, bu topraklarda çalışmak isteyen her genç yarınına umutla bakabilmeli. AKP’nin onlardan çaldığı 20 yılı gençlerimize borçluyuz ve bunu telafi edeceğiz.”

    “KUR HAREKETLERİNDEN KİMLER ZENGİNLİKLERİNE ZENGİNLİK KATTI?”

    Baş, kur hareketlerinden zenginleşenlerin olduğunu öne sürerken; “Buradan açık çağrı yapıyoruz; bu kur hareketlerinde kimler zenginliklerine zenginlik kattı hemen açıklanmalıdır. Kim bunlar? Ülke batırılırken zenginleşenleri bulursak bu işi kimin planladığını da buluruz. Şimdi batmış durumdayız. Türkiye üretmiyor. Ürettiğimiz de ancak orta kaliteli, herhangi bir yenilik, teknoloji içermeyen ürünler. İktidar yıllarca, çevresindeki müteahhit çetesine dolarla sözleşmeler yaptı.

    Halk ay sonunu getiremezken, bankalarda milyarca dolar dövizi olan azınlık mutlu oldu. Her yeri betona boğdular. Fabrikalar kapatıldı, arazilerine kendi adamları gökdelenler dikti.  Biz “ekonomi” diyoruz, AKP’liler “asfaltlara bakın” diyor. Üstelik vergilerimizle yapılması gereken yollar, köprüler için fazladan paralar ödüyoruz. İktidar israf etti, vergilerle, özelleştirme ile borç ile elde ettiklerini müteahhit çetelerine yağmalattı.  Patronlara 19 yılda 1 trilyon 200 milyar TL teşvik verildi. Yoksullara sosyal yardım olarak bunun onda biri bile hak görülmedi” diye konuştu.

    “AKP’DEN DERHAL KURTULMAMIZ GEREKİYOR”

    Baş son olarak şunları söyledi:

    “Ülkenin yüzde 99’u, saray rejimine bağlanmış, yüzde 1 ayakta kalabilsin diye fakirliğe, köleliğe alıştırılmaya çalışılıyor. Bunu kabul etmedik, etmiyoruz, etmeyeceğiz! Son yirmi yılda yüzde 1’lik kesime verilmiş bütün vergi aflarını, silinen bütün vergi borçlarını adım adım geri alacağız. Dolar üzerinden yapılan tüm sözleşmeleri iptal edelim. Hepsi kamunun olsun, halkın zenginliği haline getirelim. Osmangazi Köprüsü’nün ihalesinden bu yana geçiş ücreti 16 kat arttı. Hiçbir çalışanın maaşı 16 kat artmadı ama hepimiz küfürbaz müteahhite 16 kat daha fazla ödüyoruz. O müteahhitin parası, memurun-işçinin, emeklinin cebinden çıkıyor.

    Bu yıl bankalar 60 milyar TL’ye yakın kâr etti. Paradan para kazanan haramzadeler değil; alın teri akıtan köylü, işçi, emekçi rahatlasın. Her yurttaşımızın, her ailenin, yoksulluk sınırının üzerinde ücret almasını sağlayalım. Asgari ücret asgari yaşamdır. Kimseyi açlıkla, yoklukla sınanması kabul edilmemelidir. Asgari ücretliyi, dar gelirliyi fatura, dolaylı dolaysız vergi derdinden kurtaralım. Kadınla erkek eşit işe eşit ücret ve hepsi de insanca ücret alsın. Emekliye, memura sadece enflasyon kadar değil büyüme oranı kadar refah zammı yapalım. Ama her şeyden önce bu kan emicilerden, halka sürekli yalan söyleyen bu zenginler partisinden, AKP’den ve onun iktidarından kurtulalım.

    AKP’den derhal kurtulmamız gerekiyor, çünkü bunlar iktidardayken en basit doğa olayları bile hayatımızı cehenneme çeviriyor. Dün fırtına sırasında emekçi kuryelerimizin İETT şoförlerinin yardımıyla boğaz köprüsünü geçmeleri olay oldu. Başka bir emekçi grup tarafından dayanışmanın sergilenmesi yüreklerimizi okşa da biz de “dayanışma yaşatır” desek de bu tablo iki durumu gözler önüne serdi. Bu topluma emek verenler olarak, yüzde 99 olarak, birbirimiz dışında dostumuzun olmadığını gördük. Patronlar ve saray rejimi memurları canımız pahasına kendi tezgahlarını sürdürme peşindeler.”

    (HABER MERKEZİ)

  • SOL Parti’den İstanbul mitingine çağrı: İktidara son verecek ortak mücadeleyi yürütmeliyiz-VİDEO

    SOL Parti’den İstanbul mitingine çağrı: İktidara son verecek ortak mücadeleyi yürütmeliyiz-VİDEO

    PİRHA-SOL Parti’nin 21 Kasım’da İstanbul Kartal’daki ‘Devrimci Demokratik Cumhuriyet’ mitingine çağrıda bulunan Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen, “Türkiye tarihinin gördüğü en güçlü iktidar bu ülkeyi teslim alamadıysa, kendi karanlık rejimini istediği biçimde hayata geçiremediyse bunun bir nedeni var; tüm zorbalıklara rağmen sokaklarını terk etmeyen, direnen insanlardır. Kadınlardır, geleceği çalınan gençlerdir, Tekel işçileridir, Gezi’yi dolduran milyonlardır” dedi.

    SOL Parti, ülke genelinde “Devrimci Demokratik Cumhuriyet” mitinglerine devam ediyor. Son olarak 21 Kasım Pazar günü İstanbul Kartal Meydanı’nda bir araya gelecek olan SOL Parti, miting öncesi basın mensupları ile buluşma gerçekleştirdi. Taksim’de düzenlenen toplantıya Başkanlar Kurulu Üyeleri İlknur Başer ile Önder İşleyen, MYK üyesi Deniz Demirdöğen ve İstanbul İl başkanı Leyla Koç Üzüm katılırken; ülkenin birçok noktasında gerçekleştirilen mitingler, gündemdeki konular ve solda birlik-ittifak tartışmalarına dair değerlendirmeler yapıldı.

    “DEVRİMCİ BİR MUHALEFETİ YARATACAĞIZ”

    SOL Parti Başkanlar Kurulu üyesi İlknur Başer, derinleşen ekonomik krize değindi. AKP iktidarının sona ereceğini söyleyen Başer, muhalefet güçlerine ortak mücadele çağrısında bulundu.

    Devrimci Demokratik Cumhuriyet mitinglerine ilişkin konuşan SOL Parti Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen ise “Bu mitingle mücadeleyi memleketin her bir köşesine yaymak üzere yeni bir seferberlik başlatacağız. Siyaseti bir gösteri oyununa dönüştürdüler. Bir fasit dairenin içine toplanıp bir iletişim ve gösteriden ibaret bir siyaset anlayışı yerine biz tam da hayatın, tabiatın ve insanın içinde; onların iradesiyle ve inisiyatifiyle yeni bir siyaset zeminini kurmak için mücadele ediyoruz. AKP iktidarına direnen kadınların, gençlerin, işçilerin, emekçilerin siyasetin öznesi ve ülkenin kurucu gücü olacağı devrimci bir siyaseti, devrimci bir muhalefeti sokak sokak, meydan meydan yaratacağız” ifadelerini kullandı.

    “21. YÜZYILIN TÜRKİYE’SİNDE AÇLIK, KITLIK VAR”

    “Bahçeli’den başka destekçisi kalmayan AKP’nin ülkeyi 20 yılın sonunda getirdiği nokta büyük bir çöküş” diyen İşleyen, Türk Lirası’nın günden güne değer kaybettiğini söyledi. İşleyen, şöyle konuştu:

    “Bugün de giderayak bu çöküşü büyütüyor, adeta ‘benden sonrası tufan’ diyerek hep birlikte son vurgunlarını yapıyorlar. Geceyi akaryakıt kuyruklarıyla tamamlayıp her sabaha cebimizdeki paranın biraz daha değer kaybettiği günlere başlıyoruz. Şeker bulunamıyor, gıda kotaları var. Bakın Erdoğan, kimi zaman gençlere ‘siz bilmezsiniz’ diye seslendiği ne varsa 20 yılda bu ülkedeki insanlara, gençlere yaşattılar. 21. yüzyılın Türkiye’sinde açlık var, kıtlık var, yokluk var.

    Bu iktidar ülkenin tepesinde bir dakika daha durmamalı, her bir saniye yeni bir felaket demektir. Seçimleri bekleyelim ve seçim anında her şeyi değiştireceğiz diye toplumu pasifize ederek, seçim ricacısı olunarak bir şey başarılamaz. Önümüzdeki süreçte seçim de dahil, eğer bir şey isteniyorsa bu kazanılmak zorunda. ‘Bu iktidar nasıl olsa değişecek’ diyen, bekleyen bir yaklaşımla bu ülkeyi kurtaramayız. Bu iktidarı seçime mecbur etmenin yolu da artık örgütlü mücadeleden geçiyor. Önümüzdeki dönemin temel siyaseti bu tek adam rejimine son vermektir. Tüm muhalefetin dayanışma içinde, diyalog içinde hareket etmesine ihtiyaç var. Bu bir memleket meselesidir. Bir partinin, hareketin, birilerinin çıkarının ötesinde memleketin çıkarıdır.

    Tüm muhalefeti, emek örgütlerini, demokrasi güçlerini örgütlü toplumsal seferberliğe, mücadeleye çağırıyoruz. Türkiye tarihinin gördüğü en güçlü iktidar bu ülkeyi teslim alamadıysa, kendi karanlık rejimini istediği biçimde hayata geçiremediyse bunun bir nedeni var; tüm zorbalıklara rağmen sokaklarını terk etmeyen, direnen insanlardır. Kadınlardır, geleceği çalınan gençlerdir, Tekel işçileridir, Gezi’yi dolduran milyonlardır.”

    “İKTİDARA SON VERECEK MÜCADELEYİ OMUZ OMUZA YÜRÜTMELİYİZ”

    İşleyen son olarak gündemdeki ‘sol ittifak’ tartışmalarına da değinerek, şunları söyledi:

    “Önümüzdeki süreçte bizim nasıl bir siyaset izleyeceğimiz yönünde sorular da soruluyor. Bu pek de bilinmeyen bir şey olmamalı. Hareketimiz, sadece bugün değil 2010 referandumundaki hayır mücadelesinde, sonrasında ve bugüne kadar bu gerici rejimin inşasına karşı tüm gücüyle mücadele etti. Muhalefet içinde AKP rejimine destek olan kesimleri de uyararak böyle bir birleşik mücadelenin örgütlenmesi noktasındaki sorumluluklarını yerine getirdi. Bugün de öyle yapmaya devam ediyoruz. O yüzden de önümüzdeki dönemde ülkemizi tek adam rejiminden kurtarmak için tüm muhalefetle bir dayanışma içinde olmakla birlikte öte yandan da sosyalist solun güçlenmesi yönündeki çabalarımızı yoğunlaştıracağız.

    Ülkemizin geleceğinin gerici bir restorasyon projesine teslim edilmesine ve solun da bu eksende dizayn edilmesine karşı sosyalist solun güçlenmesinin ülkemizin geleceği bakımından çok hayati olduğunu bilerek mücadelemizi sürdüreceğiz. Biz tüm muhalefeti ayrım noktalarımıza da saygılı şekilde dayanışmayla birlikte sorumlu davranmaya çağırıyoruz.

    Memleketin geleceğinin yerine kendi küçük çıkarlarını koyan pazarlıkçı anlayışların içinde bizim yerimiz yok. Bugün şartları oluşmamış bir seçim ve ittifak tartışmasını doğru bulmayız, bugün öncelikle sol siyaset zeminin güçlendirilmesini öncelikli görüyoruz. EMEP, TKP ve TKH ile süren görüşmelerimizi de böyle anlamak gerekir.

    Önümüzdeki dönem bizim için ikili bir görev vardır. Birincisi tüm muhalefet içinde diyalog içinde bu iktidara son verecek bir mücadeleyi omuz omuza yürütmek. Bir diğer taraftan da sosyalist solun bağımsız bir güç olarak halkın içinde güçlenmesini gerçekleştirmek ve Türkiye’nin önüne gerçek bir sol seçeneği koymak.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • TBMM’ye 19 milletvekili hakkında yeni dokunulmazlık dosyası sunuldu

    TBMM’ye 19 milletvekili hakkında yeni dokunulmazlık dosyası sunuldu

    PİRHA-HDP’li 15, DBP’li ise 1 milletvekili hakkında TBMM’ye yeni dokunulmazlık dosyası sunuldu. Böylelikle meclisteki toplam dokunulmazlık dosyası sayısı 1387 oldu.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na Halkların Demokratik Partili (HDP) 15, Demokratik Bölgeler Partili (DBP) ise 1 milletvekilinin olduğu 19 yeni dokunulmazlık dosyası sunuldu.

    HDP Ağrı Milletvekilleri Dirayet Dilan Taşdemir, Berdan Öztürk, Batman Milletvekilleri Ayşe Acar Başaran, Mehmet Rüştü Tiryaki, Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ, Mardin Milletvekili Ebru Günay, Van Milletvekili Murat Sarısaç, Şırnak Milletvekilleri Hasan Özgüneş, Nuran İmir, Hüseyin Kaçmaz, Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü, Muş Milletvekili Sevin Coşkun, Hakkari Milletvekili Said Dede, Antep Milletvekili Mahmut Doğrul ve BDP Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz hakkındaki dosyalar, yapılacak incelemenin ardından Adalet-Anayasa Karma Komisyonu’na havale edilecek.

    Meclis’e gelen son dosyalar ile birlikte toplam dokunulmazlık dosyası sayısı 1387 oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu: Kadınlara bir hak vermiyoruz, haklarını teslim edeceğiz-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Kadınlara bir hak vermiyoruz, haklarını teslim edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Sözleşmesi’ni tekrardan yürürlüğe koyacaklarını ifade ederken; “Kadınlara bir hak falan vermiyoruz. Kadınların hakkını, kadınlara teslim edeceğiz. Rahim kanserini önleyen HPV aşısı da dahil olmak üzere bu konudaki tüm önleyici sağlık harcamaları da devlet tarafından ücretsiz olarak karşılanacak” diye konuştu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin meclis grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. İktidara geldikten itibaren ilk 6 ay içerisinde kadınlar ile ilgili yapılacak politikaları sıralayan Kılıçdaroğlu; İstanbul Sözleşmesi’ni tekrardan yürürlüğe koyacaklarını belirtti. Kılıçdaroğlu, “Kadınlara bir hak falan vermiyoruz. Kadınların hakkını, kadınlara teslim edeceğiz. Devlette üst yönetime bakıyorsun birkaç kadın yönetici var. İlk 6 ay içinde üst yönetimde en az yüzde 35 kadın kotası olacak” dedi.

    “AMPULÜ BU MİLLET SÖNDÜRECEK”

    Ekonomi politikalarını eleştiren Kılıçdaroğlu, “Saray’ın bakış açısı; eğer vatandaş ekmek bulamadıysa pasta yiyebilir. Saray, porsiyonları küçültün diyor ama kendi porsiyonları büyük. Sonra biri daha; Peygamber efendimiz de mideyi boş bırakın der diyor. Sen kendini tıka basa dolduruyorsun ama. Yandaş gazeteler alışverişe tok karınla çıkın diyor. Raftaki ürünlere dokunmayın, sahiplik duygusu gelir diyor. Daha sonra bir bakan çıkıp, “Kış geliyor evi daha az ısıtın, faturaları düşürün, tasarruf edin” diyor. Bu millet tasarrufu yapacak ve ampulü söndürecek” diye konuştu.

    “ZAMLAR ARKA ARKAYA YAĞMAYA BAŞLADI, İNSANLAR NASIL GEÇİNECEK?”

    Kılıçdaroğlu, çiftçilere de seslenirken; iktidara geldiklerinde sorunları çözeceklerini ifade etti. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

    “Çiftçi kardeşlerime sesleniyorum; Büyük sıkıntınız var biliyorum ama size sözüm var sorunlarınızı çözeceğiz. Bilgiyle, birikimle ve vatan sevgisiyle çözeceğiz. Bunlar daha henüz söz verdikleri 30 TL’yi ödeyemezlerken, iktidar olduğumuzda ilk bir hafta içerisinde aldığın kredilerin faizlerini sileceğiz dedik, sileceğiz. Tarım Kanunu 21. maddesi: Her yıl milli gelirin yüzde 1’i oranında pay verilir. Ziraat Odası Başkanı’nı çağıracağız, ‘gel kardeşim, bütçeyi yapıyoruz, milli gelir şu, yüzde 1 şu ve ben bunu bütçeye koyuyorum. Şimdi sen git, bütün Ziraat Odası Başkanları’na yüzde 1 oranında çiftçiye teşvik getiriliyor diye anlat’ diyeceğim.

    Türkiye daha önce böyle bir tabloyla karşılaşmadı. Kara Kış Fonu kurun demiştim, arka arkaya zamlar yağmaya başladı. Son 6 ayda gübre fiyatlarına 31 kez zam yapıldı. KOBİ’lerin kullandığı doğal gaza yapılan zam yüzde 115, elektrik santrallerinde kullanılan doğal gaza yüzde 148, kömüre yüzde 72, oduna yüzde 33 zam geldi. Nasıl geçinecek bu insanlar? 10 milyon civarında asgari ücretli var.”

    “KANAL İSTANBUL İHALESİNE GİRENLER AĞIR BEDELLER ÖDEYECEK”

    Kanal İstanbul konusuna da değinen Kılıçdaroğlu, kanal ihalesine girenlerin ağır bedeller ödeyeceğini bir kez daha dile getirdi. “Ülkemizi seviyoruz, İstanbul’un talan edilmesini istemiyoruz” diyen Kılıçdaroğlu, birçok ülkenin büyükelçilerine yazı yazdığını belirtirken; “Yabancıların da talana ortak olmasını istemiyoruz. Sadece bizim iş insanlarımıza değil, Büyükelçiliklere de yazı yazdım. “Eğer Kanal İstanbul’a sizin ülkelerinizden bir şirket, kişi ya da müteahhit girer, İstanbul’u talan ederse o da ağır bedeller ödeyecektir” dedim. Diyorlar ki, Bizi niye yabancılara şikayet ediyorsun? anlamıyorlar.

    Ülkenin menfaatini korumak, gözbebeğimiz İstanbul’u korumak ne zamandan beri yabancılara ihbar oldu? Bunu söyleyenler bizim milliyetçiliğimizi asla sorgulayamazlar. Bu Cumhur İttifakı’nın en temel sorunu ne? En temel sorunu şu; birisi diyor ki ben milliyetçiyim, öteki diyor ki ben her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldım. Bunlar koalisyon kurmuşlar. Hiç kimse merak etmesin bu ülkenin çıkarlarını, İstanbul’un talan edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Kanal İstanbul ihalesine kim girerse ağır bedeller ödeyecektir” ifadelerini kullandı.

    “KADINLARA BİR HAK VERMİYORUZ, HAKLARINI KENDİLERİNE TESLİM EDECEĞİZ”

    Geçen pazar akşamı kadınlar ile ilgili bir video paylaşan Kılıçdaroğlu, iktidara geldiği andan itibaren kadınlar için ilk 6 ayda ne yapacaklarını kaydetti. “Kadınlara bir hak falan vermiyoruz. Kadınların hakkını, kadınlara teslim edeceğiz” diyen Kılıçdaroğlu, İstanbul Sözleşmesi’ni tekrardan yürürlüğe koyacaklarını söyledi. Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:

    “İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayacağız ve Resmi Gazete’de yayımlanacak. Ev içi şiddet olursa olay karakola intikal ederse özel birimler olacak o birimlerde en az bir kadın olacak. Hem kadına hem aileye sosyal güvenliğini sağlayacağız. Aile Destekleri Sigortası 1971’den beri uygulanmıyor. Kadının da çocuğun da sosyal güvenliğini sağlayacağız. Üniversitelerimizde çok sayıda kadın öğrenci. Hemen her alanda büyük başarılara imza atıyorlar. Devlette üst yönetime bakıyorsun birkaç kadın yönetici var. İlk 6 ay içinde üst yönetimde en az yüzde 35 kadın kotası olacak. Kadınlar yönetemez mi? Hakim, savcı, kaymakam, emniyet müdürü olamaz mı?

    Boşanan kadınlar için ‘Yeni Başlangıçlar Fonu’ kurulacak. Nafaka gerginliğini de bitireceğiz. Doğum izni kanununu ilk altı ayda değiştireceğim. Kadın lehine pozitif ayrımcılık yapacağız. Özel sektörde doğum iznine ayrılmış ama bir süre gelmemiş kadının tekrar işe dönmesine imkan sağlayacak. Kadın sağlığı programı sayesinde kadınların sağlık, bakım ve hijyen konusundaki en büyük güvencesi devlet olacak. Ergenlik çağına giren kız çocuklarının sağlık harcamaları ücretsiz olacak. Rahim kanserini önleyen HPV aşısı da dahil olmak üzere bu konudaki tüm önleyici sağlık harcamaları da devlet tarafından ücretsiz olarak karşılanacak.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Mersin’de siyasi partilerden açıklama: Suçlular ittifakı ile mücadele edelim-VİDEO

    Mersin’de siyasi partilerden açıklama: Suçlular ittifakı ile mücadele edelim-VİDEO

    PİRHA- Mersin’deki siyasi partiler ortak açıklama yaparak, “Suçlular ittifakı ile mücadele etmek; emekçiler için ekmek ve iş, kadınlar için yaşam, gençler için gelecek, Kürtler ve Aleviler için eşit haklarla yaşam mücadelesidir” denildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Halkevleri,  Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP),   Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Yeşil Sol Parti ve Birleşik Devrimci Parti Mersin İl Örgütleri, “devlet, mafya ve siyaset” başlıklı basın açıklaması yaptı.

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN TASFİYESİ AMAÇLANMAKTADIR”

    Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda partililer adına açıklamayı TÖP İl Sözcüsü Soner Temur okudu.

    Temur, Türkiye halklarının devlet-siyaset-mafya ortaklığında işlenen suçlara bir kez daha tanık olduğunu ifade ederek, “Çıkar ilişkilerinden kaynaklı çelişkiler sonucunda, Türkiye halklarına karşı işlenen suçlar, yolsuzluk ve uyuşturucu ticareti, yargısız infaz ve faili belli cinayetler birer birer ifşa olurken; HDP’ye  kapatma davasının  açılması ile  Türkiye’de demokrasinin, özgürlüklerin ve hak arama mücadelesinin  tamamen tasfiye edilmesi amaçlanmaktadır. Cezaevlerin de  gasp edilen haklara ve tecride karşı yapılan açlık grevleri görmezden gelinmektedir” dedi.

    “GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM”

    Temur, siyasi, iktisadi ve toplumsal düzen değişmeden Türkiye halklarının nefes alamayacağının altını çizerek, “Bu suçlular ittifakı ile mücadele etmek; emekçiler için ekmek ve iş, kadınlar için yaşam, gençler için gelecek, Kürtler ve Aleviler için eşit haklarla yaşam mücadelesidir. Çetelerin, tarikatların, soyguncuların, yağmacıların zorba iktidarına karşı mücadele etmek sadece geçmiş ve günümüzün değil geleceğimize sahip çıkmanın da gereğidir” diye konuştu.

    Yaşananlar karşısında yargının gözlerini kapadığını belirten Temur, toplumun tüm kesimine çağrıda bulunarak, mücadeleye davet etti.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • ‘İktidarıyla, mafyasıyla Türkiye’yi kuşatan bu karanlık sistemi yıkacağız’-VİDEO

    ‘İktidarıyla, mafyasıyla Türkiye’yi kuşatan bu karanlık sistemi yıkacağız’-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, kapatma davasının sonuçlarını HDP’nin değil iktidarın düşünmesi gerektiğini söyledi. Buldan, “Aranan yargı nerede ortaya çıktı? HDP’yi kapatma davasında. Suç örgütlerinin üzerine gitmeyen yargı HDP hakkında yeniden kapatma davası açarak, mafyatik düzene kalkan olmuştur. Bu iktidarın anayasayı ve hukuku rafa kaldırması işte tam da bugünler içinmiş. Mafyaya sıfır soruşturma, HDP’ye kapatma” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında konuştu. Buldan’ın gündeminde, HDP’ye dönük kapatma davası, devlet-mafya-siyaset ilişkisi, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve diğer gelişmeler vardı.

    Buldan, suç örgütü başı Sedat Peker’in ifşaları ve itiraflarıyla yeniden gündeme gelen devlet-mafya-siyaset ilişkisine dair, “Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, gerçek bir adaletin ve şeffaf denetlenebilir bir yönetimin olmadığı bir sistem çete-mafya düzeninden başka bir şey değildir. Türkiye bugün çürüyen ve çürüten bir sistemle yüzleşme sürecini yaşamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

    16 Nisan 2017 yılında gerçekleşen referandumu sonucunda ‘Tek Adam’lığın tesis edildiğini vurgulayan Buldan, şunları ifade etti:

    “Birbirlerine sokakta dahi söylenmeyecek ağır sözler sarf edenler, savaş, rant, talan ve Kürt düşmanlığında birleşerek, her gün hukuksuzluk ve gasp üreten, yolsuzluk ve yoksulluk üreten, çatışmayı körükleyen, demokratik değerleri tüketen bir talan düzeni kurdular. Sınırsız iktidar, sınırsız talan, sınırsız zenginleşme düzeni. Hukuk dışına çıkma özgürlüğü. Organize suç örgütlerini, mafyayı, Susurlukçuları, darbecileri, tetikçileri, ırkçıları, paramiliter yapıları, satılmış medyayı, kadın katillerini, Kürt düşmanlarını, savaş rantçılarını bu düzenin ortağı yaptılar. Türkiye’yle sınırlı kalmadılar. Suriye’de El Nusra/IŞİD, ÖSO çetelerini bu düzenin dış ayağı yaptılar. Devletin güvenlik kurumlarını, yargı kurumunu, bürokrasisini kurdukları talan düzeninin aparatı haline getirdiler.

    Erdoğan 2007’de ‘Derin devleti minimize etmek, mümkünse yok etmek, bunu başarmak gerekir’ diyordu ya, dediğinin tam tersini yaptı. Mafyanın itirafında olduğu gibi, ‘Her suçta beraber oldukları büyük ve geniş bir aile’ kurdular. Bunun adı yerli ve milli suçlular ittifakıdır. Mafya ve çeteleri öyle güçlendirdiler ki suç örgütlerini ve Susurluk takımını devletin başına adeta kayyım yaptılar. Yönettikleri suç örgütlerinin hukuk dışı her faaliyetinden siyasal olarak beslendiler, güç devşirdiler, kara para ekonomisiyle siyasetlerini alttan finanse ettiler.

    İcraatları nelerdir? Tek tek sıralansa, Ankara’dan Susurluk’a duble yol olur. Suç ve suçluyu koruma, kara para trafiğini yönetme, yolsuzluk, kamu kaynaklarına çökme, adrese teslim ihale, rant ve rüşvet dağıtma, nitelikli dolandırıcılık, silah ticareti, yasadışı petrol ticareti, arazi yağması, işkence, yargısız infaz, tecavüz, kumpas, yalan, talan, kayyım gaspı, yandaş kadrolaşması, çifter maaşlar, haksız zenginleşme, torpil, tehdit, linç, gazetecilere ve siyasetçilere saldırı. Say say bitmez. Bütün bunları yaparken, kullandıkları söylemler nelerdir? Tek devlet, tek millet, ezan, beka, ‘terörle mücadele’, milli güvenlik… Hep söylüyoruz, bunlar ne zaman vatan millet derse gözünüz, mutlaka başka yerlerde olsun, bunların çevirdiği filmlerde, götürdükleri milyon dolarlarda olsun.

    Karşımızdaki yapının uyguladığı yöntemler nelerdir? Ordu, polis, yargı, istihbarat, medya ve mafya gücüyle halkı korkutmak, sindirmek, demokratik siyaseti, toplumsal muhalefeti tehdit etmek, hedef göstermek, kriminalize etmek, itibarsızlaştırmak, insanları hukuksuzca gözaltına almak, tutuklatmak, işkenceyi karakoldan sokağa her yerde yaygınlaştırmak, medyaları aracılığıyla 24 saat kara propaganda üreterek, psikolojik savaş yürütmektir. İşte, iktidarıyla mafyasıyla, bürokrasisiyle Türkiye’yi kuşatan bu karanlık sistem bu şekilde çalışmaktadır. Bu sistemin koordinasyon merkezi Saray’dır.

    Bugünlerde biliyorsunuz, Marmara Denizi’nde ortaya çıkan deniz salyası, ürkütücü boyutlara geldi. Ancak, mafya-bürokrasi-siyaset ittifakının ülkeye ve topluma yaydığı müsilaj inanın ki Marmara’dakinden daha beterdir ve siyasetin ürettiği salya tüm ülkeyi pandemi gibi sarmıştır. Tıpkı 90’lardaki gibi. Bu zihniyet yıllardır bu ülkeyi adeta sümenaltı cumhuriyetine dönüştürmüştür. Bütün pisliklerin, suçların üzerini devlet sırrı söylemiyle kapattılar. Musa Anter, DEP Milletvekili Mehmet Sincar, Muhsin Melik, Vedat Aydın, Abdulsamet Sakık, Avukat Şevket Epözdemir, Medet Serhat, Gazeteciler Hafız Akdemir, Ferhat Tepe, Hüseyin Deniz, Sayfettin Tepe, Metin Göktepe ve daha nice cinayetlerin üzerini devlet sırrıyla kapattılar.

    AKP İKTİDARI DÖNEMİNDEKİ FİİLLER DE, FAİLLERİ DE BELLİDİR

    Emir verenler bellidir, suçu işleyenler, tetiği çekenler bellidir. Ama ortada sorumlu yoktur. Hepsi sorumluluktan kaçmıştır. Biz de diyoruz ki, devletin hafızası varsa, halkların da hafızası vardır. Kamuoyunun da hafızası vardır. Katliamların yaşandığı bu toprakların da hafızası vardır. Toplu mezarların da hafızası vardır. Bu hakikat hafızası silinmez, unutulmaz, unutturmayız. Bu iktidar da geçmiştekilerle aynı yolu izlemektedir. 1993’te Muş Vartinis’te 9 köylüyü yakarak katledenler ve onları beraat ettirenlerle, Roboski’de 34 köylüyü bombalayıp dosyayı kapatmaya çalışan bu iktidar bugün birlikte ittifak halindedirler. AKP iktidarı dönemindeki fiiller de bellidir, failleri de bellidir. Ama hepsi sorumluluktan kaçmakta, kendisini köşe bucak gizlemektedir.

    KEMAL KURKUT’U, UĞUR KAYMAZ’I KATLEDENLER, IRAK POLİSİ MİYDİ?

    Roboski’de köylüleri katleden uçaklar, Rus uçağı mıydı? Şemdinli Kitabevi’ni bombalayanlar, Kolombiya’dan mı gelmişti? Kemal Kurkut’u, Uğur Kaymaz’ı katledenler, Irak polisi miydi? Van’da Servet Turgut’a işkence yapılan helikopter İran’a mı aitti? Cizre’de insanları bodrum katında diri diri yakanlar, bu ülkenin güvenlik güçleri değil miydi? Suruç ve Ankara Gar katliamlarını yapanlar açtığınız koridordan giren IŞİD değil miydi? Hakkâri’de, Şemdinli’de sivillere ateş açan, katleden, yaralayanlar, sizin üniformanızı taşımıyor mu? Suriye’ye çetelere sağladığınız silahları bir kargo şirketi mi gönderdi? IŞİD’le petrol ticaretini siz değil, deniz korsanları mı yaptı? Kaçamazsınız. Gerçeklerin ve suçlarınızın üzerini örtemezsiniz.

    TECAVÜZCÜLER ORTALIKTA GEZERKEN, EZGİ MOLA HAKKINDA DAVA AÇTILAR

    İktidar da ortağı da yargısı da medyası da kurumları da Yüce Divanlık bu suçların üzerini kapatmak ve iktidarlarını sağlamlaştırmak için elbirliği yapmaktadır. Şimdi bütün bu suçlar ifşa olduğu günden buyana yargıya bakıyoruz, kimler hakkında soruşturma açmış, kimleri gözaltına aldırmış? Mafya ortada gezerken, ‘Yaptığınız hukuksuzluklar nedeniyle yargılanacaksınız’ diyen Selahattin Demirtaş’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdiler. Rüşvetçiler, mala mülke çökenler ortada cirit atarken, açıklamalarımız, esnaf ziyaretlerimiz nedeniyle 11 vekilimiz hakkında fezleke düzenlediler. Tecavüzcüler ortalıkta gezerken, tecavüzcü yargılansın diyen Ezgi Mola hakkında dava açtılar. Suruç’ta adalet için aylardır feryat eden Şenyaşar’ları gözaltına aldılar. Mafyaya, çeteye dokunma, itiraz edene, sesini çıkarana dokun.

    MAFYAYA SIFIR SORUŞTURMA, HDP’YE KAPATMA

    Aranan yargı nerede ortaya çıktı? HDP’yi kapatma davasında. Yargının içine düştüğü çukuru görebiliyor musunuz? Suç örgütlerinin üzerine gitmeyen yargı HDP hakkında yeniden kapatma davası açarak, mafyatik düzene kalkan olmuştur. Bu iktidarın anayasayı ve hukuku rafa kaldırması işte tam da bugünler içinmiş. Mafyaya sıfır soruşturma, HDP’ye kapatma. Tam da 7 Haziran’ın yıl dönümünde. Aynı Kobani kumpas davasında olduğu gibi, kirli siyasi bir operasyonla karşı karşıyayız. 7 Haziran Türkiye siyasal tarihinin önemli bir dönüm noktasıdır. Bugünkü mafyatik düzenin bir kırılma noktasıdır.

    BU DAVA, KÜRT DÜŞMANLIĞI DAVASIDIR 

    Bu dava, HDP’nin büyüttüğü barış siyaseti karşısında iktidarın savaş politikalarının kaybetmesi davasıdır. Bu dava, Susurluk tuğlalarının tek tek çekilecek olmasından duyulan korkunun davasıdır. Bu dava, Kobani’yi düşüremeyen IŞİD’in intikamını alma davasıdır. Bu dava, demokratik siyaseti bir türlü engelleyemeyen darbeci iktidarın intikam davasıdır. Bu dava, teşhir olan yolsuzluk, hırsızlık ve çete düzeninin intikam davasıdır. Bu dava, kadın özgürlük mücadelesini durduramayan erkek düzenin intikam davasıdır. Bu dava Kürt sorununda sürdürülen ama sonuç alınamayan yüz yıllık inkâr ve imha politikasının intikam davasıdır. Bu dava, Kürt düşmanlığı davasıdır. Kapatma davası açarak HDP’yi ve Türkiye halklarını susturabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Mafya ve çetelerin yazdığı siyasal tarihiniz değil, halklarımızın yazdığı onurlu tarih kazanacaktır. Suçlular ittifakı değil, halklar ittifakı kazanacaktır.

    Sizin HDP’siz Türkiye hayaliniz değil, halklarımızın AKP’siz, MHP’siz, mafyasız, çetesiz, sömürüsüz, talansız Türkiye hayali gerçekleşecektir. Kapatma davasının sonuçlarını biz değil, iktidar düşünsün. Hiç kimse umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmamalıdır. Biz ne yapacağımızı gayet iyi biliriz. Siyasal tarihimiz tecrübelerle doludur.”

    Türkiye toplumuna seslenen Buldan, “Kürt sorunu çözülmeden Susurluk benzeri çete ve mafyalar tasfiye olmayacaktır. Herkesin bu gerçeği görmesi, özellikle demokratik siyaset yürütme iddiasında olanların, muhalefetin Kürt sorununun demokratik yollarla çözümü konusunda kalıcı, istikrarlı, adil çözüm politikaları üretmesi gerekmektedir” diye konuştu.

    AHMET ŞIK HALKIN VEKİLİDİR, YALNIZ DEĞİLDİR

    Buldan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ı tehdit eden açıklamalarına değinerek, “Ahmet Şık halkın vekilidir, yalnız değildir. Yanındayız. Yine yargıya talimat üstüne talimat verdi. ‘Gözler Anayasa Mahkemesi’nde olacak’ dedi. Biz de diyoruz ki; hayır gözler; sizin ittifak halinde olduğunuz suç örgütlerinde olacaktır. Gözler sizin mafya çete düzeninizde olacaktır. Gözler birlikte işlediğiniz suçlarda olacaktır. Gözler sizin hırsızlık ve yolsuzluklarınızda olacaktır. Ve yaptıklarınızın hesabını halka vereceksiniz. Kaçamayacaksınız” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA 

     

  • ‘Devlet-mafya-siyaset üçgeni hesap vermelidir’-VİDEO

    ‘Devlet-mafya-siyaset üçgeni hesap vermelidir’-VİDEO

    PİRHA- Suç örgütü yöneticilerinden Sedat Peker’in “Devlet-Mafya-Siyaset” ilişkisi üzerine yaptığı itiraflar kamuoyunda yeni ‘Susurluk’ benzetmesine yol açarken, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, kirli ilişkilerin üzerinin örtülmemesi ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulması çağrısında bulundu.

    Suç örgütü yöneticilerinden Sedat Peker’in bugüne değin yayınladığı videoların yankısı devam ediyor.

    “Devlet-Mafya-Siyaset” ilişkisi üzerine yapılan itiraflar kamuoyunda yeni ‘Susurluk’ benzetmesine yol açarken, savcıların harekete geçmemesi muhalefet, emek ve demokrasi güçleri tarafından eleştiriliyor.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Peker’in açıklamalarını ve siyasete yansımalarına dair Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması düzenledi.

    DİSK Genel-İş Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy tarafından yapılan açıklamada, demokrasi güçleri tarafından yıllardır dillendirilen konuların yeniden gündeme geldiği belirtilerek, “Bu konuda gerek kamuoyunda, gerekse de mahkemelerde her türlü delili ortaya koyduk ve bunun karşılığında sadece hukukun işletilmesini ve adalet istedik. Ancak ne yürütme duydu sesimizi, ne yasama ve ne de yargı. Hepsi üç maymunu oynadılar ve bir anlamda ‘Devlet-Mafya-Siyaset’ üçgenine destek oldular, kan taşıdılar” dedi.

    “SAVCILAR İTİRAFLAR ÜZERİNDEN HAREKETE GEÇMELİDİR”

    Kemal Göksoy, Susurluk kazasında, “Devlet-Mafya-Siyaset” ilişkisinin ortaya çıktığını, ancak ne o zamanın hükümetleri, ne muhalefet ne de yargının gerekli girişimleri yapmadığını, aksine ortalığa saçılan ilişkileri toparlamakla uğraştığına dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Sedat Peker bir suç örgütü lideridir ve onun sözüyle infaz yapmak kadar anlamsız bir şey olmaz. Ancak bu iş bir mafya liderinin iddialarından ziyade bu suçların tümüne karışmış, tüm bu olaylarda parmağı olan ve Barış Akademisyenleri için ‘kanınızla banyo yapacağım’ diyen bir çete reisinin itirafları olarak ele alınmalıdır. Yıllardır, solcuların, sosyalistlerin, yurtseverlerin, savcıları harekete geçirmek için verdikleri uğraşa kulaklarını kapayanların en azından bu itiraflar üzerinden harekete geçmeleri gerekir.

    Bizler yıllardır işlenen yargısız infazlara, demokrasiye ve insan haklarına aykırı davranışlara, “devlet-mafya-siyaset” üçgeninde atılan adımlara karşı mücadele etmeye çalıştık. Uyuşturucu ve silah ticareti ile oluşturulan bütçenin emekçilere sömürü ilişkisi olarak nasıl yansıdığını, Kürt sorununun çözülmesini istemeyenlerin neler yapabileceğini tahmin ederek Kürt sorununun barışçıl bir şekilde çözülmesi gerektiğini anlatmaya çalıştık.  Tek adam rejiminin bu konulardaki hesap alıp verme ilişkisini ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu da ısrarla belirtmeye çalıştık.”

    “HAKİKATLERİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALIDIR”

    Kemal Göksoy, “Devlet-Mafya-Siyaset” üçgeninden ülkenin kurtuluşunun, “emekten, barıştan ve bir arada yaşamdan yana, özgür demokratik bir Türkiye’nin kurulması” olduğunun altını çizerek, “Son 40 yılın yargısız infazlarının, insan hakları ihlallerinin, antidemokratik uygulamalarının hesabı verilmelidir, yargı önüne çıkarılmalıdır ve tüm bunların insanlık suçu olması nedeniyle hiçbir suçun zaman aşımı olmamalıdır. Ayrıca bağımsız kişi ve kurumlardan oluşacak Hakikatleri Araştırma Komisyonu da kurulmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    “ÖZGÜR-DEMOKRATİK TÜRKİYE MÜCADELESİNİ MUTLAKA KAZANACAĞIZ”

    Emek ve Demokrasi platformu olarak emekten, barıştan, demokrasiden ve adaletten yana bir Türkiye mücadelesini çok daha kararlı bir şekilde sürdüreceklerini vurgulayan Göksoy, “Bu mücadele sırasında pek çoğumuzu cezaevleri, yargısız infazlar, sürgünler ve insan hakkı ihlalleri bekliyor olabilir ama biz bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz, ülkenin kurtuluşu için kirli ilişkiler yumağının çözülmesi, çeteler ve tek adam rejimini ortadan kaldırmanın zorunlu olduğunun bilinciyle, emekten, barıştan ve bir arada yaşamdan yana, Özgür-Demokratik Türkiye mücadelesini mutlaka kazanacağız” diyerek açıklamaya sona erdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Mat: Sadece yönetilen değil, yönetmeye de talip olan bir toplum olmak istiyoruz

    Mat: Sadece yönetilen değil, yönetmeye de talip olan bir toplum olmak istiyoruz

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Anayasal olarak tanınmak istiyorsanız, bunun adı siyasettir. Çünkü bu bir siyasi taleptir” dedi. Alevilerin artık sadece yönetilen değil, yönetmeye de talip olan bir toplum olmak istediklerini belirten Mat, 0tuz yıllık mücadelede çok büyük kazanımlar elde ettiklerini kaydetti. Mat, “Büyük emeklerle elde ettiğimiz kazanımlarımıza, başarılarımıza ve birliğimize zarar verecek tek bir adım bile atamayız” ifadesini kullandı. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, sosyal medyadan paylaştığı “Aleviler, Güçbirliği, Demokrasi Platformu ve Siyaset Üzerine” başlıklı yazısında, “Anayasal olarak tanınmak istiyorsanız, bunun adı siyasettir. Çünkü bu bir siyasi taleptir. Siyasi kararlar ise parlamentoların onayı ile alınır” dedi.

    Mat, bunu şöyle açıkladı:

    “Siz; hak, hukuk, adalet mücadelesi veriyorsanız, talepleriniz varsa, doğal olarak muhatabınız anayasada belirtilen kurallar ve kuralları uygulamakla yükümlü olan karar vericilerdir. Yani anayasaya göre; devletin kurumlarını yönetmek amacıyla seçilen siyasetçiler ve atanan bürokratlardır. Bu da sizin bağımsızlık çizginize zarar vermeden, ilkelerinizle bağdaşan ve kendi siyasetinizi yapmak koşuluyla; hem hukuksal, hem de siyasal bir mücadele vermeniz anlamına geliyor. Aynen Pir Sultan Abdal, Hace Bektaş Veli, Baba İshak, Baba İlyas, Şeyh Bedrettin, Seyit Rıza’nın kendi dönemlerinde devleti yönetenlerden siyasi talepleri olduğu gibi.”

    “Avrupa’da taleplerimizi devleti yöneten siyasi muhataplarımıza ve yetkili kurumlara doğal olarak iletiyoruz. Parlementoların verdikleri kararlarla haklarımızı elde ediyoruz.” diyen Mat, “Bu amaçla etkinliklerimize bakanları, milletvekillerini, belediye başkanlarını, parti meclis üyelerini davet ediyoruz. Sonuç itibariyle, ‘siyaset sonuç alma sanatıdır.’ Bize siyasete sırtını dönmüş, hiç ilişkisi olmamış bir inanç toplumu ya da sivil toplum kuruluşu gösterebilir misiniz? Avrupa siyasetinde en etkili olan sivil toplum kuruluşlarının başında kiliseler gelir. Varolan bu gerçekliğe sırtını dönmek hem kendini, hem de geçmişini inkâr etmek ve hep başkaları tarafından yönetilmeyi kabul etmektir. Kaderinizi, geleceğinizi başkalarının inisiyatifine terk etmektir. Bu kabul edilebilecek bir bakış açısı asla alamaz” ifadelerini kullandı.

    “ARTIK SADECE YÖNETİLEN DEĞİL, YÖNETMEYE DE TALİP OLAN BİR TOPLUM OLMAK İSTİYORUZ”

    Mat, “Oysa biz kaderimizi de, geleceğimizi de, tarihimizi de kendimiz yazmak istiyor ve hedefliyoruz. Geçmişte yaşadığımız katliamlar, acılar, hakaretler, dışlanmalar bizim kaderimiz, alın yazımız asla olamaz. Artık sadece yönetilen bir toplum değil, yönetmeye de eşit koşullarda talip olan bir toplum olmak istiyoruz” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu gerçekler ortada dururken Alevi kurumları siyaset yapamaz yaklaşımı kabul edilir bir gerçeklik olamaz. Sürecin ve gerçekliğin doğasına da aykırıdır. Tabii ki siyaset yapacağız. Ama kendi siyasetimizi. Bağımsız çizgimizden asla taviz vermeden siyaset yapacağız. Hiç bir siyasi partinin, toplumun, kişinin gölgesinde, arka bahçesinde, etkisinde kalmadan, hiçbir fraksiyonel iç çatışmalara malzeme olmadan siyaset yapacağız. Hak ve hakikat aşkına, hak, hukuk, adalet aşkına, insan, doğa ve çevre aşkına, Yol rehberlerimiz olan; ulularımızın, pirlerimizin, erenlerimizin, âşıklarımızın, ozanlarımızın yürüdüğü yolda, bizler de ikrar vererek yürümeye devam edeceğiz.”

    “AVRUPA’DA DA YAŞAM HAKKIMIZ TEHDİT VE TEHLİKE ALTINDA”

    “Diasporada yaşayan Aleviler olarak, yaşadığımız ülkelerde de birçok sorun yaşıyoruz” diyen Mat şunları ifade etti.

    “Son dönemlerde göçmen olmaktan kaynaklı uyum politikaları ve siyasete malzeme edilmesi, mülteci sorunları, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, yabancıların meslek ve iş sorunu gibi can alıcı sorunlar her geçen gün daha da artıyor ve karşımıza çıkıyor. Bu olumsuz gelişmeler tehlikeli bir hal almaya başladı. Ayrıca, Avrupa’da sağ partilerin yükselişte olması ve güçlü bir şekilde parlamentolarda yer almaları oldukça düşündürücü ve kaygı verici bir duruma geldi.

    Bizim Avrupa ülkelerinde sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelmek ve bu sorunlar karşısında ortak tutum sergilemek gibi son derece önemli görevlerimiz ve sorumluluklarımız var. Daha bu yıl Hanau şehrinde yabancılara yönelik yapılan katliam ortada. Birçok masum insan katledildi. Avrupa’nın ortasında yaşanan bu katliam ilk olmadığı gibi son da olmayacak. Avrupa’da da yaşam hakkımız tehdit ve tehlike altında. Artık bu gerçeği görmek zorundayız.

    “TÜRKİYE’Yİ KURTARALIM DERKEN AVRUPA’DAKİ MEVZİLERİ KAYBEDEBİLİRİZ”

    Bu can alıcı gerçeklikten yola çıkarak ittifak, güçbirliği ya da demokrasi platformu denildiğinde sadece akla Türkiye gelmemeli. Türkiye endeksli ve yönünü cemalini sadece Türkiye’ye çeviren bir bakış açısı eksik kalmakla birlikte, kendi içinde de ciddi sorunlara neden oluyor. Türkiye’yi kurtaralım derken, Avrupa’da elde ettiğimiz mevzileri kaybedebiliriz. Böyle bir sonucun yaşanması tarihimize ve son otuz yıllık mücadelemize yapılacak en büyük haksızlık olur. Bu nedenle Avrupa koşullarına, gerçekliğine ve ihtiyacına uygun, demokrasi paydasında sivil toplum kuruluşlarını, sendikaları, siyasi partileri, kiliseleri ve diğer toplumsal kurumların bir araya gelmesi, daha geniş tabanlı ve yelpazenin daha kapsayıcı bir güçbirliğine, demokrasi platformuna daha çok ihtiyaç duyulduğunu söyleyebiliriz. Bu perspektifle oluşturulacak güçbirliği, demokrasi platformu hem Avrupa’da, hem de Türkiye’de yaşanan haksızlıklar karşısında daha güçlü bir yapı oluşturacaktır. Bu yönde girişimlerimizi önümüzdeki dönemlerde daha da yoğunlaştırmamız gerekiyor.

    “AVRUPA’DA OTUZ YILLIK MÜCADELEDE ÇOK BÜYÜK KAZANIMLARA VE BAŞARILARA İMZA ATTIK”

    Ayrıca, güçbirliği, demokrasi platformu gibi çalışmalar yürütülürken, bizim açımızdan şunun da açıkça bilinmesi gerekiyor. Avrupa’da otuz yıllık hak temelli mücadelemizde çok büyük kazanımlara ve başarılara imza artık. Cemevlerimiz çok büyük emek ve fedakârlıklarla satın alındı. Aleviliğin tanınması, Alevilik Dersleri, Hak Eşitliği Anlaşmaları, Üniversitelerde kürsüler gibi tarihimizde hiç bir dönem, dünyanın hiç bir ülkesinde elde edemediğimiz kazanımlarımızı elde etmeyi başardık. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar düzeyinde organize edilen tüm zirvelerde temsil ediliyoruz. Avrupa’da prestiji yüksek, saygınlığı ve imajıyla en önemli sivil toplum kuruluşları arasında gösteriliyoruz. Birinci görevimiz ve sorumluluğumuz elde ettiğimiz kurumsal resmi statümüzü korumak ve buna paralel olarak değerlerimize, ilkelerimize ve de kazanımlarımıza dört elle sarılmak, göz bebeğimiz gibi bakmak, korumak ve geleceğimiz olan yeni kuşaklara aktarmaktır.

    “KAZANIMLARIMIZA, BAŞARILARIMIZA, BİRLİĞİMİZE ZARAR VERECEK TEK BİR ADIM BİLE ATAMAYIZ”

    Otuz yıllık haklı ve onurlu mücadelemiz sonucunda büyük emeklerle elde ettiğimiz kazanımlarımıza, başarılarımıza ve birliğimize zarar verecek tek bir adım bile atamayız. Kurumumuzu bilinmez maceralara sürüklemeyiz. Birileri istiyor, mutlu olacak diye, birileri meclise gidecek diye hareket edemeyiz. “Kendisine faydası olmayanın, başka birine de faydası olamaz” gerçekliğinden yola çıkarak, önceliğimiz ayakta kalmak, gücümüzü, birliğimizi ve beraberliğimizi her koşulda korumak ve yaşatmak olacaktır. Bu tarafsız olacağımız anlamına gelmiyor.
    Uçan bir kuşun kanadı kırılsa yere düşse kendimize dert edinir, bir tutum ortaya koyarız. Hızır misali el uzatırız. Özellikle AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte artan haksızlığın, hukuksuzluğun, faşizmin karşısında tarafımızı, tavırımızı ve tutumumuzu her koşulda ve her yerde çok net bir şekilde ortaya koyduk.
    Bundan böyle de tarihimizin her döneminde, pirlerimiz ve taliplerimiz nasıl haksızlığa uğrayan mazlumların yanında, haksızlık yapan zalimlere karşı mücadele ettiyse, biz de bu tarihin mirasçıları olarak tarihsel duruşumuza ve mücadelemize sahip çıkılarak yolumuza devam edeceğiz. Bozatlı Hızır hak ve yaşam mücadelesi veren tüm mazlum halkların yanında olsun.
    Hak ve hakikat yolu bizi doğruluktan ve vicdanlı davranmaktan alıkoymasın.”

    PİRHA/ İSTANBUL
  • Gözaltılara tepki yağdı: Bu baskı ve tutuklama operasyonu tutmayacak

    Gözaltılara tepki yağdı: Bu baskı ve tutuklama operasyonu tutmayacak

    PİRHA – HDP’lilere yönelik yapılan siyasi operasyona tepki yağdı. Birçok sanatçı, siyasetçi ve hak savunucusunun olduğu birçok isim, “Bu toprakların, bu insanların kaderi bu olmamalı. Bu korku siyaseti, baskılar, tutuklamalar bugüne kadar nasıl tutmadıysa bugün de öyle tutmayacak” değerlendirmesinde bulundu.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı “Kobanê soruşturması” kapsamında 7 ilde 82 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Soruşturma kapsamında bu sabah yapılan ev baskınlarında, 2014 yılında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmasına tepkiler çığ gibi büyüyor. Aralarında yazar, aydın ve siyasetçinin bulunduğu birçok isim, sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarla operasyona tepki gösterdi.

    “BU KORKU SİYASETİ TUTMAYACAK”

    O tepkilerden bazıları şöyle:

    Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Celal Fırat: “Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, Sırrı Süreyya Önder ve bir çok HDP yetkilileri Ankara Cumhuriyet başsavcılığı tarafından açılan bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmışlar. Bu toprakların, bu insanların kaderi bu olmamalı. Bu gözaltıları kınıyorum !”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu: “Bu korku siyaseti, baskılar, tutuklamalar bugüne kadar nasıl tutmadıysa bugün de öyle tutmayacak. Korkarız, susarız sananlar direncimizle yenilmeye devam edecek. #HDPsusturulamaz” 

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin: “Ankara Başsavcılığının, HDP’ye yönelik, 6 yıl sonra yeniden başlattığı operasyon. Çözümsüzlük politikası, ‘son hız’ devam. Bu, gerçek bir, Siyasi Soykırım! İçimden geçen şu; ‘hepimizin ölmesini istiyorlar ‘Net duygum bu.. Bu yüzden, daha çok yaşayalım ve çoğalalım…”

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu: “Devlet’e bağlı bağımsız ve tarafsız Türk yargısına güvenmeyeceksiniz de kime güveneceksiniz? Beyler, bayanlar ayıp olmuyor mu?”

    Sanatçı Ferhat Tunç: “HDP’yi kapatma operasyonu mu? Yıllar sonra “Kobani Eylemleri” adı altında bu neyin telaşı! Çok ciddi bir operasyon yürütüyorlar gibi görünecekler yine. Yazık, şu ülkenin geldiği duruma bakın. Bugun ciddi tepki verilmezse iktidar haksız ve hukuksuzca yeniden güçlenir!” (HABER MERKEZİ)

  • ADFE Genel Başkanı Fırat, ‘Alevi partisi kuruluyor’ iddialarına açıklık getirdi-VİDEO

    ADFE Genel Başkanı Fırat, ‘Alevi partisi kuruluyor’ iddialarına açıklık getirdi-VİDEO

    PİRHA – Bugünlerde gündeme gelen ‘Alevi partisi mi kuruluyor’ iddialarını değerlendiren Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Celal Fırat, süreci tartıştıklarını, henüz bir parti kurulmasının söz konusu olmadığını söyledi. Belli mekanizmaların Alevileri kontrol altına almaması gerektiğini belirten Fırat, onlarca cemevinin anahtarının CHP’li belediyelerde olduğunu hatırlattı. 

    Alevi partisi kurma çalışmaları içinde olduğu belirtilen Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, PİRHA’ya konuştu.

    Bu konuda HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ve kendi adının geçtiğini belirterek, Alevi toplumunun bütün sorunlarının siyasi olduğuna işaret etti.

    “CHP’NİN SAĞA KAYDIĞINI GÖRÜYORUZ”

    Şu an iktidara karşı muhalif olan oluşumları çok anlamlı ve değerli bulduklarını söyleyen Fırat, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Alevilerin etkin bir şekilde Cumhuriyet Halk Partisi, aynı anlamda Halkların Demokratik Partisi’ne destek veriyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’nin ne kadar sağa kaydığını da görüyoruz halkımız da artık görüyor. Çocukların nasıl işe alınmadıklarını, genellikle siyasal partinin, özellikle AKP perspektifinin ya da MHP’nin, İYİ Parti’nin ya da diğer siyasal partilerin egemen olduğunu, onların referanslarının insanları ne kadar etken belediyelere getirdiğini de gördüklerinden dolayı bize hep bu eleştiriler yapılıyordu. Niye bu konularda söz söylemiyorsunuz deniyordu. Ne yapalım? Arkasından da şöyle söylemler gelişti; niye bir Alevi partisi kurulmuyor? Buna dair çok tartışmalar da yürütüldü. Süreç içinde parti kurulması ya da kurulmaması ne derece anlam taşır eder konularıyla ilgili fikirler üretildi. CHP’nin sağa kayışı, tamamen farklı farklı metotlar, Alevilikle ilgili en ufak bir söylem dile getirmemesi, bu ülkedeki haksızlıklarla ilgili tamamen AKP’den kopan oy bana gelsin mantığıyla bu söylemleri geçiştirmesi bizim yüreğimizi yakıyor açıkçası.”

    “ALEVİLER BU SÜRECİ ÇOK İYİ TARTIŞIYOR”

    Aleviler parti kuruyor. Böyle bir parti kurmak evet tartışılır, insanlar konuşur. Ama şöyle bir ortamda ‘Aleviler parti kuracak, Aleviler şöyle yapacak’ demek doğru bir yaklaşım değil. Aleviler bu süreci çok iyi tartışıyor. Aleviler siyasilerin yaptıklarını da tartışıyor, iktidarın yaptıklarını da, muhalefetin de HDP’nin de yaptıklarını yoğun anlamda kendi masalarına yatırmış vaziyetteler. Çok doğal ve bence etken olarak konuşulması gerektiğine inanıyorum. Şu zamanda kesinlikle böyle bir düşüncemiz yok ama dostlarımız bunu tartışıyorlar, biz de düşüncelerimizi kendilerine paydaş ediyoruz. Fakat yarın bir parti kurulacak gibi bir olgudan benim haberim yok, net bir şekilde bunu söyleyebilirim. Fakat biz bunları tartışıyoruz. Siyasi anlamda, siyasetin ne kadar belli bir mekanizma içine sıkıştığını biz görüyoruz. Biz bu mekanizma içinde Alevilerin daha etkin söylemler geliştirmesi gerektiğine inanıyoruz. Belki bu anlamda CHP de kendine gelebilir. Bu söylemlerimiz üzerinde HDP de kendine belki farklı bir çerçevede, metotta bir olgu, farklı bir bakış kazandırabilir. Bizim bakışımız bu.”

    “BELLİ MEKANİZMALARIN ALEVİLERİ KONTROL ALTINA ALMAMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYORUZ”

    Alevilerin söylediği her söylemin de siyasi olduğunu ifade eden Fırat, “Bu ülkede yaşayanların bütün eşit yurttaşlık haklarını sonuna kadar savunuyoruz. Milletvekillerinin, belediye başkanlarının seçilirken nelerin ölçek alındığını da biz biliyoruz, meclis üyeliklerinde de nelerin ölçek alındığını biliyoruz. Belli mekanizmalardan kimsenin Alevileri kontrol altına almaması gerektiğini söylüyoruz. Böyle bir tartışma var. Bence konuşulsun bu. Konuşulmasından kimsenin rahatsız olmaması gerektiğini düşünüyorum. Alevilerin sorunlarına yoğun bir anlamda yönelmeleri lazım. Sadece Alevilerin de değil, bu ülkedeki kimin sorunu varsa ona yönelik yoğun anlamda süreç işletmeleri lazım” diye konuştu.

    “ONLARCA CEMEVİNİN ANAHTARI CHP’Lİ BELEDİYELERDE”

    CHP’nin Meclis’te Alevilerle ve diğer kesimlerle ilgili sorunları dillendirmediğini belirten Fırat, tek taleplerinin eşit yurttaşlık olduğunu vurgulayarak, cemevlerinin CHP’li belediyeler tarafından arka bahçe gibi kullanıldığını ifade etti.

    Fırat, şöyle devam etti:

    “Cemevleri yapılıyor, Alevileri belediyelerde arka bahçe pozisyonunda konumlandırıyor, dört beş tane delege çıkartalım anlamında. Biz bunun doğru olmadığını söylüyoruz.
    CHP’li belediyelerde bir caminin anahtarı yok ama onlarca CHP’li belediyede cemevlerinin anahtarının olduğunu biliyoruz. Bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu söylüyoruz. Siyaset yapmaksa mesele biz alasını yaparız. Aleviler kendini çözümsüzlük noktasında konumlandırmamalı, biz tüm sorunlarımızı kendi içimizde çözüyoruz. Biz halkın taleplerini dinliyoruz.”

    CHP içinde yaşanan istifalara da değinen Fırat, “70 bin kişiye yakın üyenin CHP’den istifa ettiğini biliyoruz, bunların çoğunun Alevi olduğu biliyoruz. Bir beklenti içinde olduklarından değil yapılan haksızlıklara isyan ettiğini biliyoruz” diye konuştu.

    “BİZ BİRİLERİNİN GEMİSİNE OY TAŞIMAYIZ”

    Alevilerin çözümsüzlük perspektifinden bakan insanlar olmadığının altını çizen Celal Fırat, konuşmasını şöyle tamamladı:

    “CHP’nin Alevi toplumunun sorunlarına kaşı duyarsız olduğunu görebiliyoruz. Halk da bunu biliyor sosyal medyada görüyoruz. ‘Biz de bir parti kuralım’ gibi paylaşımlar yapıyorlar. Bir parti kurmak, bir dernek kurmak gibi değil, biz bunun da bilincindeyiz. Koşulların nasıl olduğunu biliyoruz. Şöyle bir süreçte bu parti fikrinin neler getireceğini düşünecek konumda olduğumuza inanıyoruz. Canlarımız da bu konumda olduğumuza inansınlar. Biz birilerinin gemilerine su taşımayız, herkesin de bu konu da kendine bir çeki düzen vermek zorunda olduğunu düşünüyorum. Biz konuşup tartışıyoruz. Parti kuracağız ya da kurmayacağız ya da şu kadar oy alacağız gibi beklentilerimiz yok, sadece konuşuldu. Siyasal parti kuralım, gibi tartışmalarımız olmadı. Sadece siyasal anlamda sorunları ve halkın taleplerini ve söylemlerini konuştuk.”

    İsmail SİVASLI/İSTANBUL

     

  • ‘HDP’yi bir market, HDP’ye oy verenleri de müşteri sanıyorlar’- VİDEO

    ‘HDP’yi bir market, HDP’ye oy verenleri de müşteri sanıyorlar’- VİDEO

    PİRHA – HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada, ‘HDP kapatılmalı’ çağrılarına sert tepki gösterdi. Kenanoğlu, bu söylemlerden HDP’nin daha da güçlendiğini belirterek, “HDP’yi bir market HDP’ye oy verenler de müşteri zannediyorlar. Yani HDP kapatılırsa oradaki müşteriler bize koşar zannediyorlar” diye konuştu. 

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, ‘HDP Kapatılsın’ çağrılarına Meclis’ten sert tepki gösterdi. Son zamanlarda HDP üzerinde bir kapatma furyasının tartışıldığına dikkat çeken Kenanoğlu, bu yaygarayı iktidarın dışarıdan desteklediği yandaşı Doğu Perinçek’in yaptığını söyledi.

    “DOĞU PERİNÇEK İKTİDARIN YANDAŞI, YAYGARA KOPARIYOR”

    “Doğu Perinçek kim?” diye soran Kenanoğlu, Sosyalistlerin Doğu Perinçek’i kim olduğunu iyi öğrendiklerini ve onu dışladıklarının altını çizerek, “Şimdi kendisini iktidarın yanında konumlandırmış her gün televizyonlarda yaygara kopartıyor” dedi.

    Kenanoğlu, vekil seçildiği İstanbul 3. Bölgeden aldığı oy kadar, Doğu Perinçek’in Türkiye genelinden oy almadığına dikkat çekerek, “Bu kadar, bütün gücü bu kadar. Şimdi Perinçek gibiler, bu organizasyonun ekibine katılanlar bununla birlikte hareket edenler hani mahallelerde kötü esnaflar vardır kıskançtır, fesattır, çekemezdir, komşusunun yanındaki dükkanın kapanmasını ister, sırf kapatılmasını ister ki oradaki müşterilerin kendisine koşacağını düşünür. Bunlar zannediyorlar ki HDP bir market, HDP’ye oy verenler de müşteri. Yani HDP kapatılırsa oradaki müşteriler bize koşar zannediyorlar. Hala aklınız başınıza gelmedi mi?” diye konuştu.

    “HDP MECLİSTE 3. BÜYÜK PARTİ”

    Kapatılan her partiden sonra bu siyasetin güçlenerek çıktığını kaydeden Kenanoğlu, HDP’nin Meclis’te 3. Büyük parti olduğuna dikkat çekti. Kenanoğlu, “HDP’yi kapatarak sıranızı yükselteceğini düşünüyorsanız boşuna hayal kuruyorsunuz ya da birilerinin dışarıdan gazel okuyarak buralarda oturacağını düşünüyorsanız hayal kuruyorsunuz. Onların yaptıkları ile HDP, HDP siyaseti sadece güçlenir çünkü halk bunu çok iyi görüyor. Siz ne kadar yalan söylerseniz söyleyin bunun karşılığını sandıkta alıyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ ANKARA

  • HDP PM üyesi Veli Saçılık: HDP halkın partisidir-VİDEO

    HDP PM üyesi Veli Saçılık: HDP halkın partisidir-VİDEO

    PİRHA – HDP’nin 4. Olağan Kongresi’nde Parti Meclisi üyesi seçilen Veli Saçılık, HDP kongresinin insanlara umut verdiğini belirterek, HDP’nin halkın partisi olduğunu ve halk tarafından yönetileceğini vurguladı. “Barış olmak zorunda” diyen Saçılık, “Çünkü çok kan aktı ve ancak bu kanı barış durdurabilir” ifadelerini kullandı.

    Haberin Videosu

    Halkların Demokratik Partisi’nin 4. Olağan Genel Kurulu Ankara’da gerçekleşti. Kitlesel katılımın yüksek olduğu kongrede parti meclisinin yüzde sekseni değişti. Parti Meclisi’ne seçilen KHK ile işinden edilen Sosyolog Veli Saçılık, kongre sürecini değerlendirdi.

    “HDP KONGRESİ İNSANLARA UMUT OLDU”

    Kongrenin kitlesel olduğuna dikkat çeken Saçılık, “Neredeyse 7 Haziran seçimlerinden bugüne her gün operasyon oluyor, hem üst düzeyde hem kadro düzeyinde tutuklamalar gerçekleşiyordu. İşkenceler, baskılar varken, sanki onlar bitti derken, AKP bitirmeye çalışırken, hiç eksilmemiş gibi insanlar oraya geldiler ve büyük bir coşku ile kongreyi gerçekleştirdiler. Bence AKP için acı bir gün, Türkiye halkları için de güzel bir gündü. Barış içerisinde, özgürlük duygusu içerisinde bir kongre gerçekleşti” dedi. Saçılık, Türkiye’de karanlık bir süreçten geçtiğini hatırlatarak, HDP kongresinin insanlara umut olduğunun altını çizdi.

    Eş Başkanlığa Mithat Sancar’ın getirilmesinin önemli olduğunun altını çizen Saçılık, “Özellikle Mithat hocanın seçilmiş olması bu dönemde, belki barış dilinin genel anlamda, diğer HDP bileşenleri dışındaki insanlarla ya da çevrelerle görüşme açısından Mithat hocanın bu konu da ben başarılı olacağını düşünüyorum” dedi.

    “HDP HALKIN PARTİSİDİR, ONLAR TARAFINDAN YÖNETİLİR”

    HDP’nin halkın partisi olduğunu söyleyen Veli Saçılık, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Zaten bu partiyi onun kadroları yönetir, onun kitlesi yönetir. Aslında HDP halkın partisidir, onlar tarafından yönetilir. Ayakkabı boyası sandığı sırtında olup otobüsün arkasından koşarak el sallayan çocuğundur HDP. O anlamda biz o kadar bedel ödeyen zulüm gören halkın sadece söylediklerini ve düşündüklerini yapmakla görevliyiz. O anlamda hepimize hayırlı olsun. Bizi zor bir görev bekliyor. Muhtemelen AKP yeni tutuklama saldırılarına başlayacaktır, bizi çalıştırmak istemeyecektir ama ben inanıyorum 5. kongrede de birçok yol almış olacaklar. AKP ‘bu kadar zulüm yaptım ama niye eksilmiyorlar’ diye bir daha düşünecektir. Ama bence 5. kongrede de AKP olmayacaktır.”

    “BARIŞ OLMAK ZORUNDA”

    Halkın barış özlemi içinde olduğuna işaret eden Saçılık, “Mithat hocanın adı öne çıktığında herkesin ortak görüşü acaba yeni bir çatışmasızlık süreci, yeni bir barış süreci mi başlıyor gibi düşünüldü. Böyle somut bir bilgi yok ortada ama herkes barışı özledi. Çünkü AKP çok uzun zamandır kandan besleniyor, çok uzun zamandır aşırı ırkçı, mezhepçi bir yapı içerisinde. Bence sadece HDP içinde böyle bir özlem yok. Toplumun tamamında özgürlükten yana demokrasiden yana herkes barışı özlemiş durumda. Barış olmak zorunda. Çünkü çok kan aktı ve ancak bu kanı barış durdurabilir” ifadelerini kullandı.

    “HDP’NİN PARTİ ORGANLARININ ÇOĞU TUTUKLU YA DA YURT DIŞINDA”

    100 kişilik PM üyelerinin dağılımına değinen Saçılık, hem kadın temsiliyeti açısından hemde bölgelerin kendi temsiliyetini, tabanını yansıtması açısından orantılı bir dağılımın olduğunu belirtti.

    HDP’nin üzerindeki baskıların artarak devam ettiğini, bütün parti organlarıyla çalışabilen bir durumda olmadığının altını çizen Saçılık, “Bütün kadroları, 7000 kişi tutuklu, onun dışında birçok kişi yurt dışında ya da yasal olarak parti dışına çıkarılmış devlet tarafından, böyle bir yapı. Ben eminim ki bütün baskıların yok olduğu yerde HDP çok daha demokratik seçimlerle, ön seçimlerle kendisini, üyelerini ve yöneticilerini seçecektir” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • İBB Başkanı İmamoğlu: Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir-VİDEO

    İBB Başkanı İmamoğlu: Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir-VİDEO

    PİRHA- Garip Dede Dergahı’nı ziyaret eden İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu “Cemevlerimiz bu ülkenin Alevi yurttaşlarının ibadethanesidir. Dolayısıyla bu ülkede bu konuyu tartışma sebebi bile yapmak insanımıza hakarettir. Biz herkesin inancına saygı duyan bir yönetim olacağız.” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu İstanbul Küçükçekmece’deki Garip Dede Dergahı’nı ziyaret etti.
    İmamoğlu’nu Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkanı ve Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat ile birçok Alevi yurttaş karşıladı.

    Dergahın bahçesinde İmamoğlu için bir program düzenlendi. Programda sunumunu Hüseyin Kelleci yaptı.

    İmamoğlu’na Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi ile CHP milletvekilleri Özgür Karabat ve Turan Aydoğan eşlik etti. Açılış konuşmasını Celal Fırat yaptı. Fırat şunları söyledi:

    “BİZ ALEVİLER BARIŞTA ISRAR EDECEĞİZ”

    “Bu inşaat yapıldığında sayın Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanıydı. Ben kendisini aradım. Yapıyı yerinde görmek için bizzat geldi, cemevimize katkı sundu. Buraya katkı sunan tek belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’dur.

    Cemevlerimiz sadece hakka yürüyen canların uğurlandığı mekanlar değildir. Yıllardır eşit yurttaşlık ve özgürlük mücadelesi veriyoruz. Kimseyle kavga etmedik, kimseyi ötekileştirmedik. Kendi emeklerimizle cemevlerimizi yaptık. Biz Aleviler barışta ısrar edeceğiz. Adaletten ayrılmayın. Bu ülkede yaşayan Aleviler olarak yanınızda olacağız her zaman başkanım.”

    “İLGİNÇ BİR 6-7 AY YAŞADIK”

    Fırat’ın ardından İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu konuştu. İmamoğlu konuşmasında şunları belirtti:

    “Buraya gelmeden önce Karacaahmet Dergahı’ndaydım. Maneviyat ve duygu dolu bu ortamlarda sizlerle buluşmaktan büyük onur duydum.
    İlginç bir 6-7 ay yaşadık. Toplum olarak hiç arzu etmediğimiz 6-7 ay yaşadık. ‘Her şerde bir hayır vardır’ deriz ya durum öyle oldu. 31 Mart’ta çok üzülmüştük. Seçim sonrası demokrasimize yapılan yanlış bir darbe girişimiydi bana göre. Ama umudumu kaybetmedim. Bunu en fazla sizlerin verdiği güçle hissettim. Yeni seçimde milletimiz ‘özgürlüğüme darbe vuracak kimse daha dünyaya gelmedi’ mesajını vermiş oldu. ‘Var olma, yaşama tutunmanın temel değerlerine kimseyi dokundurtmam’ dedi insanımız.”

    “İSTANBUL’DA EĞİTİM SEFERBERLİĞİ BAŞLATACAĞIZ”

    “Milletimizin bağımsızlık, özgürlük ve demokrasi aşkı çocuklarımızın beynine işlemiş. Çok bilinçliler. Haksızlık kime yapılmış anlıyorlar. Onlara çok güveniyoruz. Çocuklarımızı iyi yetiştirip onlara iyi bir gelecek hazırlayacağız. Şehrin her mahallesinde kreş açacağız. Değerlerimizi bilen ama dünya insanı olabilecek kalitede nesiller yetiştirmeliyiz. İstanbul’da eğitim seferberliği başlatacağız.”

    “İNANÇ ÜZERİNDEN SİYASET YAPMA ANLAYIŞI BİTECEK”

    “Cemevlerimiz bu ülkenin Alevi yurttaşlarının ibadethanesidir. Dolayısıyla bu ülkede bu konuyu tartışma sebebi bile yapmak insanımıza hakarettir. Biz herkesin inancına saygı duyan bir yönetim olacağız. Bu ülkede tek bir kişi bile olsa onun inancına saygı duyan bir yönetici olmak her yöneticinin boyunun borcudur. Bu Alevi yurttaşlarımıza lütuf değil hakkınızın size verilmesidir. İBB başkanı olarak Alevi yurttaşlarımın cemevlerini en güzel şekliyle ibadet ihtiyaçlarını yerine getirecek şekle getirmek boynumun borcudur. Bu aynı zamanda kamunun vatandaşına olan borcudur. Ben borç ödeyeceğim. Bunu cemevlerimize hangi saygıyı gösteriyorsak diğer ibadethanelerimize de aynı saygıyı göstereceğiz. Azınlık diye bir kavramı kabul etmiyorum ben. Her vatandaşımızın ibadet ihtiyacına saygı göstereceğiz. Orada barışı sağladık mı bu ülkede barışı sağlamış olacağız. İnanç üzerinden siyaset yapma anlayışı bitecek. Herkesin inancı kendine. İnanç siyasi bir malzeme değildir. Bugün Alevi yurttaşlarımıza söylemiş oluğum bu sözler kamunun taahhüdü yerine geldiği için bana oy vermeyin. İyi bir yönetici, adil bir yönetici olursam herkese eşit davranıyorsam bana oy verin. Bu cümlelerimi burada kurduğum gibi aynısını başka inançlara sahip insanların yanında da kuracağım. İletişimin bu kadar kolay ve hızlı olduğu yerde yalancının mumu yatsıya kadar yanar.”

    “KİMSE KİMSENİN MANEVİYATINI ÖLÇMEYE KALKMASIN”

    “Bu mücadeleyi sonuna kadar vereceğim. İnanç üzerinden hiç kimsenin hakkı da yenmeyecek ya da bir başkasından üstünü olması da sağlanmayacak. Herkes eşit. İnancın hesaplaşma yeri yaradanın huzurudur ve orası Allah ile kul arasındadır. Kimse kimsenin maneviyatını ölçmeye kalkmasın. Ben Alevi yurttaşlarıma diyorum ki ‘ben size gönülden doya doya hizmet edeceğim’. Kıymetli Alevi yurttaşlarımı çok seviyorum. İnsanı insan olduğu için seviyorum ve o gözle size hizmet edeceğim.”

    “SEVGİNİZE LAYIK OLMAK İÇİN ÇOK ÇALIŞMAM LAZIM”

    “Size baktığımda gözlerinizde bana karşı bir sevgi hissediyorum. Bu bugüne dair değil özellikle siyasi vazife yapıyor olduğum her dönemde her ortama girdiğimde böyle bir enerji hissettim. Çektiği ıstıraplara rağmen derin bir vicdan var. Yüreğinize sağlık. Vicdanınıza, sevginize şefkatinize layık olmak için sizlere hizmet edeceğim. Çok çalışmam lazım sevginize layık olmak için.”

    “BENİ ŞEHRİN SOKAKLARINDA GÖRECEKSİNİZ”

    “4 gün sonra beni şehrin sokaklarında mahallelerinde göreceksiniz. Beni takip edin ve önerilerde bulunun. Göreceksiniz sabırla çok güzel işler başaracağız bu şehrin kadınları, çocukları, insanları, çevresi için. Bu şehri adaletle hak hukuk anlayışıyla insan ayırt etmeden kimseye yakınım uzağım diye bir gözle bakmadan hizmet edeceğim. Allah beni sizlere mahcup etmesin.”

    Konuşmaların ardından İmamoğlu’na bağlama hediye edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İmamoğlu: Son dönemde atılan taklaları hepiniz izliyorsunuz

    İmamoğlu: Son dönemde atılan taklaları hepiniz izliyorsunuz

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu, “Son dönemde atılan taklaları hepiniz izliyorsunuz. Ben bu asimetrik ötesi taklanın biçimini hayatımda hiç görmedim. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Konuşmadıkları konu da kalmadı. Bu sabah da benim diplomamla ilgili haber yapmışlar ama altını çizelim; olan diplomamla ilgili” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu İstanbul’un amatör spor kulübü temsilcileriyle olan buluşmasında konuştu.

    İmamoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan kısımlar şu şekilde:

    DİPLOMA YANITI

    Son dönemde atılan taklaları hepiniz izliyorsunuz. Ben bu asimetrik ötesi taklanın biçimini hayatımda hiç görmedim. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Konuşmadıkları konu da kalmadı. Bu sabah da benim diplomamla ilgili haber yapmışlar ama altını çizelim; olan diplomamla ilgili.

    “SPOR ALANINDA İSTANBUL’UN CİDDİ EKSİKLİKLERİ VAR”

    Spor alanında yeni bir seferberlik başlatacağız. Örgün eğitim veren okulların yüzde 60’ının spor salonu olmadığını biliyoruz.

    Tamamlayacağımız tesislerin hepsinin mutlaka engelli erişimi ve engelli spor yapma biçimine uygun inşa edileceğini de duyurmak istiyorum. Spor tesisi olmayan mahalle bırakmayacağız. Atletizme çok önem vereceğiz. Bu konuda İstanbul’un ciddi eksikleri var. Hızlıca 3 adet pisti İstanbul’a kazandıracağız. İstanbul’u bir olimpiyat kenti haline getireceğiz. Amatör ligleri ve kulüpleri destekleyeceğiz.

    Belediyenin imkanlarını, parasını, sponsorluklarını, taraftarı bile olmayan ya da siyasi anlam taşıyan kulüplerin zenginleşmesi, milyon dolarlık sözleşme yapması için İstanbul adına söz veriyorum ki asla ve asla israf etmeyeceğiz.

  • ‘Yolda birlik nasıl olmalı?’ forumunun sonuç bildirgesinde asimilasyon vurgusu

    ‘Yolda birlik nasıl olmalı?’ forumunun sonuç bildirgesinde asimilasyon vurgusu

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi “Yolda birlik nasıl omalı?” forumunun sonuç bildirgesini yayınladı. Alevi hareketinin, çağın sorunlarına cevap verecek şekilde yenilenmesi gerektiğini vurgulandığı bildirgede, Alevi kurumlarında kadın eşitsizliği, Alevi kurumlarının siyasetle ilişkisi gibi önemli sorunlara dikkat çekildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSKAD) Ataşehir Şubesi’nde 27 Ocak günü  “Yolda birlik nasıl olmalı?” konulu bir forum düzenlenmişti. Çeşitli konuşmaların ve tartışmaların yer aldığı forumun sonuç bildirgesi yayınlandı. İçinde bulunulan sıkıntılı sürece vurgu yapılan sonuç bildirgesinde, tarihin her döneminde çeşitli katliamlara uğratılan Alevilerin, yaşadığımız çağda daha büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğu belirtildi.

    Kadim bir inanç olan Aleviliğin her yönden kuşatma altına alınarak asimile edilmeye çalışıldığı belirtilen sonuç bildirgesinde şu ifadeler yer aldı:

    ASİMİLASYON POLİTİKASININ SON HALKASI

    Türk-İslam olmayanlara fazla yaşama hakkının tanınmadığı coğrafyamızda kadim kültürümüz Alevilik, her yönden kuşatma altına alınarak asimile edilmeye çalışılmaktadır. Siyasi iktidar, Aleviliği öldürmek için adeta bütün kurumlarını seferber etmiştir.

    Toplumun her alanının İslam’ın kurallarına göre dizayn edilmeye çalışıldığı bir dönemde Aleviler okullarda, hastanelerde başta olmak üzere bütün kurumlarda; yaşadığımız mahallede, sokakta, apartmanda hatta medya yoluyla evlerde asimile edilmeye çalışılmaktadır. Tüm bunlar yetmedi, devletin asimilasyon mekanizmaları kutsal mekanlarımıza, derneklerimize, vakıflarımıza kadar uzandı. Artık öyle bir hale geldik ki kurumlarımızı, cemevlerimizi yönetenler, asimilasyon araçlarına kapılarını ardına kadar açtılar. Daha önce çocuklarımızı imam hatip liselerine zorunlu olarak yerleştiren, dedelerimizi hacca gönderen siyasi iktidar, şimdi Alevilere ait mekanları kuşatmak suretiyle asimilasyon politikalarının belki de en son halkasını oluşturmak istiyor.

    “ALEVİ HAREKETİ ÇAĞIN İHTİYAÇLARINA CEVAP VERECEK ŞEKİLDE GÜNCELLENMELİ”

    Yaşanan bu olumsuzluklar elbette ki Demokratik Alevi Hareketini sekteye uğratmıştır. Alevi hareketimizin eski ivmesini kaybettiği, ihtiyaca cevap vermediğimiz, hareketimizin rotasının değiştiği su götürmez bir gerçektir. Artık hareketimizin tepeden tırnağa yenilenerek çağımızın ihtiyacına cevap verecek şekilde taleplerimizin de güncellenerek kendi yolunu kendisinin çizmesi gerekiyor. Tarihimizden ders çıkararak pirlerimizin, ulularımızın, yol önderlerimizin bizlere bırakmış olduğu mirasla, eksik kalan yönlerimizden ders çıkarıp bu eksikleri gidermek, kendi örgütlülüğümüzü güçlendirmek bizim tarihi sorumluluğumuzdur.

    Çözüm bekleyen sorunlarımızın çok olmasındandır ki Alevilik, Alevi örgütlenmesi ve Alevilerde birlik tarihte hiç olmadığı kadar çok tartışılıyor. Alevilik deyince akabinde örgütlülük ve birlik kavramı akla geliyor doğal olarak. Çünkü günümüz dünyasında ayakta kalma mücadelesi veren diğer kültür ve inançlar gibi Alevilerin de ayakta kalabilmek için örgütlü olmaya, örgütlülük gereği de bir olmaya ihtiyaç duymuştur.

    Biz Aleviler son 70 yıllık süreçte göç ve kentleşmeyle birlikte büyük bir değişim, dönüşüm yaşadık. Bu süreçte geleneksel kurumlarımızı sürdürmekte büyük sorunlarla karşılaştık. Yaşadığımız en önemli sorun süreli ve çok yönlü yürütülen asimilasyon girişimleri ve baskılara maruz kalmamızdır.

    “ALEVİ HAREKETİ DAĞILMA RİSKİ TAŞIYOR”

    Son dönemlerde gerçek sorunlarını bir kenara bırakan, sosyal, siyasal, inançsal bağları kopma noktasına gelen, Alevileri unutup kendilerine göre Alevilik değerlerini değiştirip yeni bir Alevilik yaratılmaya çalışıldığının hepimiz farkındayız. Egemenler tarafından tarif edilmiş bir inanç dünyası ile devletin Alevisi yaklaşımının da olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Aleviliğin tartışıldığı kadar Demokratik Alevi Hareketi içindeki tartışmalar da giderek artmaktadır. Bu tartışmalar, Alevi hareketi içinde örgütsel zayıflamaya neden olmaktadır. Bir yandan siyasi iktidarlar bir yandan yerel iktidarlar Alevi hareketini denetimleri altına almak istemektedir. Bu saldırılar karşısında Alevi hareketi, sürecin iç tehlike yönünü göz ardı etmiş, örgütlenme ve birlik konusu ihmal edilmiştir. Kurulma felsefesi ve amacından giderek uzaklaşan hareket, başta asimilasyon olmak üzere saldırılara karşı istenilen düzeyde cevap olamadığı gibi örgütü harekete geçiren yapılar olmaktan uzaklaştı. Bu nedenle bu dönem Alevi hareketi dağılma riski taşımaktadır. Bu sürecin toparlanması için kendi sorunlarımız ile yüzleşmeye ve daha derinlikli tartışma zeminlerinin hazırlanmasına ihtiyaç vardır.

    – Alevi hareketinin ayağa kalkması için en başta içten kuşatmaların etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir. Hareket içinde Alevi inanç ve kültürüne uygun davranılmasını bırakalım dernekler yasasındaki demokratik kuraldan uzaklaşılan bir süreci yaşamaktayız. Nereden başlanırsa başlansın başlangıç noktasını oluşturacak noktanın ayrışımdan uzak olması gerekmektedir. Tüm farklılıklarımızla birlikte bir arada konuşmayı cemal cemale konuşulacak hale getirecek bir tarz öncelikli olmalıdır. Hiçbir farklılık aykırı görülmeden bir arada tutmayı becerebildiğimiz oranda pirimizin söylediği gibi ‘bir olalım iri olalım diri olalım’ sonucunu yaratabiliriz. Örgütlerimiz de bu durumu yaratabilirsek kurumlarımız içinde farklılıkları zenginliğimiz olarak görebiliriz.

    “SORUNLARIN EN BAŞINDA KADINLARI EŞİT OLMAMASI VAR”

    – Alevi hareketinin yaşadığı sorunların başında kadının eşit olmaması yatmaktadır. Bu durum sorunların çözümünde eksiklikler ve yanlışlıklar oluşturmaktadır. Gerek inanç alanımızda gerekse kurumlarımızda kadınlara ve kadın yöneticilere dair yaklaşım inanılmaz düzeyde erkek iktidarı olarak işlemektedir. Hiçbir kurumumuzda kadınların eşitlendiğini söyleyemeyiz. Bunu gösterecek alanlarımız yok denecek kadar az. Hiçbir kurumumuzda, cemevimizde kadınların kendilerine dair bağımsız söz söyleyeceği bir alan bulunmamaktadır. Hareketimizin bugün bulunduğu bu temel soruna çözüm bulması gerekmektedir. Alevi kurumlarındaki ayrışmaların, restleşmelerin, bölünmelerin birçok nedenleri vardır fakat nedenlerden biri de kadının yaşanan sorunlar ve sürecin içinde olmamasıdır. Kadınlarımızın inancımızdaki yeri kapsamı düşünüldüğünde bu sorunların önemli kısmının yaşanmasının engellendiğini tarihimizde görmekteyiz. Yaşanan bu kapsamlı sorunun aşılması ancak bu yoldaki yaklaşımımızı düzeltmemizle mümkündür. Bu düzeltme bulunduğumuz yerlerde model oluşturmak ve başlamakla olacaktır. Bilindiği gibi kadın sorunu aynı zamanda erkek sorunu ise bu sorunun sadece kadınlar üzerinden çözülmesini beklemek durumun daha da olumsuzlaşmasına katkı sunacaktır.

    “SÜRDÜRÜLEN FAALİYETLER VE MEVCUT KURUMLAR İHTİYACA CEVAP VERMİYOR”

    – Bugün Alevi kültür ve inancının asimilasyona uğramasında bulunduğumuz kurumlar eliyle yapmasına fark etmeden neden olmaktayız. Cemevlerimiz sadece cenaze ve yemek verilen alanlar olmaya başladı. Üstelik bu hizmetin ne kadar Alevi inancına göre yapıldığı da ayrıca sorunumuz olarak durmaktadır. Cemevlerimizin inancımızın değerlerini kültürünü yerine getiremediği ortadadır. Alevilerin örgütlü olduğu cemevleri bugün dernekler yasasına göre faaliyet sürdürülmektedir. Sürdürülen bu faaliyetler ve mevcut kurumlarımız artık ihtiyaçlara cevap vermemektedir. Ortaya çıkan ve giderek yapısal hale gelen sorunlarımızın aşılmaması nedeniyle demokratik Alevi hareketi içinde de farklılıklar oluşmaya başladı.

    “KURUM TEMSİLCİLERİ SİYASET İLE İLİŞKİ KURARKEN TOPLUMUN RIZALIĞINI ALMALI”

    – Alevilerin içten yaşadıkları asimilasyonlardan biri de siyaset ilişkisinin ortaya çıkardığı sonuçlardır. Düne kadar Diyanet’ten yardım almayı reddeden Aleviler, geldiğimiz süreçte cemevlerinde yürütülen hizmetlerin finansmanında belediyeler ile yoğun ilişkiler yaşamaktadır. Cemevlerindeki yoğunlaşma da belediye ve siyasetçiler için önemli bir motivasyon kaynağı oldu. Her ne kadar kurum yöneticileri bu ilişkileri ‘biz de vatandaşız, nasıl camiye veriliyorsa cemevine de verecekler’ diyerek açıklamaya çalışsalar da bu onları siyasetçiler ve belediyeler karşısında edilgen kılıyor. Alevi kurum yöneticileri siyasetin sağladığı imkanlardan yararlanmak için kurumları bırakıp adeta koşarak siyasete atıldılar. Özellikle belediye başkanları ve siyasetçiler Alevi kurumları üzerinden yönlendirici olmaya başladılar. Bu hal kurumların ve yöneticilerin siyasi partiler nezdinde ciddi itibar kaybı yaşamasına neden oldu. Alevi kurumlarına getirilen en büyük eleştiri kurumları ele geçiren yöneticilerin bu kurumları kişisel menfaatleri için siyasete giden yolda sıçrama tahtası olarak kullanmasıdır. Alevi kurumlarının toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilir bir hale gelebilmesi için siyaset ilişkisinin Alevi inancına ve geleneklerine uygun bir yapılanmaya girmesi acil bir ihtiyaçtır. Siyaset kurumları ile ilişkilenirken daha ilkeli ve toplumsal temsiliyeti öne alan bir tutum içerisinde olmaları gerekmektedir. Bu ilişkiyi adaylık temelli değil, siyaset temelli kurmalıdır. Böylelikle partilerin kapısında bekleyen değil, partilerin kapısına geldiği, danıştığı kurumlar oluruz. Alevi kurum yöneticileri siyasetle ilişki kurarken toplumun ve kurumlarının rızalığı temelinde hareket etmelidir. Siyaset için Alevi olanlar ile Alevilik için siyaset yapanlar birbirinden ayrılmalıdır. Bireysel ve siyasal hırslar Alevilerin hak mağduriyetine uğramasına ve toplumsal anlamda güçsüzleşmesine neden olmaktadır. Bugün yaşanan dağınıklık her alanda teslim olma hali, yaşanan siyasi sürecin ve ülke siyasetinin kurumlarımızı kuşatmaya çalışmasının sonucudur.

    “ALEVİ DERGAHLARI GERİ ALINMALI”

    Sonuç olarak hareketimizin şimdiye kadar elde etiği kazanımların koruması ve yeni kazanımların elde etmemiz için öncelikle kendi içimizde eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarımızı çalıştırmamız gerekiyor. Sorunlar yapısal bir hal almıştır ve çözümü için çok kapsamlı tartışmalara ve ciddi çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışmaları bölgelerden başlayarak tartışılan tüm tartışmalara en demokratik mekanizmalarımızı yaratarak oluşturulmalıyız.

    Aksine bugün örgütlerimiz içinde her türlü demokratik mekanizmaları kapatan iç asimilasyona kapı aralayacak birlikler reddedilmelidir. Aslında asıl mesele niçin birlik olmadığımız ya da birlik oluyorsak neye göre birlik olmamız gerektiğidir. Biz Alevilerin birliği tarihimizde pirlerimizin gösterdiği yolda mevcuttur.

    Bu yola başta Hünkar Hacı Bektaş Dergahı olmak üzere Pir Sultan vb bize ait tüm dergahların geri alınması ile başlanmalıdır. Alevi ocak merkezi olan Dersim ise dergahlar gibi düşünülmeli bu alanlar Alevi örgütlenmesinin merkezleri yapılıp merkezlerden yerellere dair hareket edilmelidir. Dağınıklığı merkezileşmeden toparlamak mümkün değil ise öncelikle merkezi alanlarımızı kendimize ait yapmalıyız. Bu adım birlik bakımından önemli adım olacaktır.

    “YOL TALİPLERİNİ BİRLİĞE ÇAĞIRIYORUZ”

    Bu nedenle birliği Kırklar Cemi’nde ifade edilen nefsin, makamın, tahtın, tacın, şanın, sıfatın dışarıda bırakıldığı gibi görmeliyiz. Birinden damlayan bir damla kanın kırkından aktığı gibi görmeliyiz. Bir üzüm tanesinin kırk eşit lokmaya ayrıldığı yer gibi paylaşmalıyız. Kırklar Cemi’nden biliriz bir olmayı. Bir olmak, söz ve yetkiyi tek kişide toplamak değil, kırkının da birlikte aynı duygu ve düşünce içinde yola turap olması, benlik davasını bırakıp hakikate sadakatle bağlanmasıdır. Hakk ve hakikat yolunun talibi olmadan mürşidi olunamayacağını bilmektir. Peygamberlerin içine sığmadığı yoksulların hizmetkarlığını yapanların birliğidir bu. Bu mana ile birliğe çağırıyoruz yol taliplerini.

    Sonuç olarak derdimiz bundan sonra da bu amaca hizmet edecek çalışmaların sürdürülmesidir. Bu amaca hizmet edecek çalışmaların desteklenmesi ve büyütülmesi hedeflenmelidir. Forum sonucunda bu ve benzeri amaçlara hizmet edilecek her çalışmayı sürdürmek amaç olarak benimsendi. (HABER MERKEZİ)

  • CHP eski PM üyesi ve eski ABF başkanı Gümüş’e Erdoğan’a hakaretten soruşturma

    CHP eski PM üyesi ve eski ABF başkanı Gümüş’e Erdoğan’a hakaretten soruşturma

    CHP Parti Meclisi Eski Üyesi ve eski Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Avukat Fevzi Gümüş’e Didim Belediye Başkan Aday Adayı olduğu süreci de kapsayan dönemde sosyal medyadan yaptığı paylaşımlardan dolayı Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı. Soruşturma kapsamında Gümüş, Emniyet Müdürlüğünde ifade verdi.

    CHP Parti Meclisi Eski Üyesi ve önceki dönemlerde Alevi Bektaşi Federasyonu ve PSAKD başkanlığı yapan Av. Fevzi Gümüş hakkında Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı. Gümüş, emniyette verdiği ifadede yaptığı paylaşımların düşünce özgürlüğü kapsamında olduğunu söyledi.

    Bursa Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Müdürlüğü’nün Bursa Cumhuriyet Savcısından aldığı talimat uyarınca yapılan ”sanal devriye” esnasında ‘’Fevzi Gümüş profil isimli facebook kullanıcısı şahsın sayfasında yapılan incelemede bulunan Cumhurbaşkanına hakaret içerikli olabileceği değerlendirilen yorum ve paylaşımların bulunduğu araştırma raporu düzenlendiği ’’ belirtilerek başlatıldığı ifade edilen soruşturmada Gümüş’ün yaptığı paylaşıma yer verildi.

    GEZİ’Yİ ANMAK SUÇ SAYILDI 

    Soruşturmaya konu olanlarından ilkini 28 Mayıs 2018 tarihli Berkin Elvan’ın fotoğrafını paylaşarak “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak Nâzım Hikmet #Gezi5Yaşında’’ paylaşımı oluşturuyor; İkincisini ise 31 Mayıs 2018 günlü Berkin Elvan’ın fotoğrafını paylaşarak ‘’ #GeziyiUnutma ‘’ yorumu oluşturuyor.

    SOĞAN ELEŞTİRİSİ DE DOSYADA 

    Gümüş’ün, 24 Kasım 2018 günlü Cumhurbaşkanı Erdoğan : ‘’ Silahlı teröristle, soğanı olan terörist arasında hiç fark yok’’ resmini paylaşarak”Tarımla ilgilenmek, sanayileşmek, marka yaratmak, nitelikli çalışan sayısını artırmak gibi çağ dışı yöntemler yerine  #soğanı terörist ilan ederek enflasyonla mücadele eden akp hükümetini tebrik ediyoruz… Av. Fevzi Gümüş CHP PM (E) Üyesi Didim Belediye Başkanı A. Adayı” yorumu da soruşturmaya konu edildi.

    KILIÇDAROĞLU’NUN PAYLAŞIMINI PAYLAŞMAK SORUŞTURMAYA KONU OLDU

    Gümüş’ün 12 Mayıs 2018 tarihli Kemal Kılıçdaroğlu facebook sayfasında yer alan aynı tarihli ZURNA karikatür sayfasının “BAKALIM DÜŞÜK PROFİLLİ BAŞBAKAN İLANIMA KAÇ MİLLETVEKİLİ BAŞVURMUŞ-317 BAŞVURU-RECEP TAYİP ERDOĞAN KARÜKATÜRLÜ” paylaşımı da soruşturma konusu yapıldı.

    Av. Fevzi Gümüş’ün 11 Mayıs 2016 tarihli diken.com.tr haber sitesinin “Çakma monarşik rejime damat başbakan yakışır” başlıklı aynı tarihli haberini paylaşımı da soruşturma konusu paylaşımlar arasında yer alıyor.

    GÜMÜŞ: SORUŞTURMA MUHALEFETİ YILDIRMA, TOPLUMA KORKU SALMA AMAÇLI

    Parti Meclisi Eski Üyesi Avukat Fevzi Gümüş İfade için çağrıldığı Emniyet Müdürlüğünde ‘’ Yaptığım tüm paylaşımlar siyasi eleştiri ile bilgi paylaşımı niteliğindedir ve düşünce özgürlüğü kapsamındadır’’ diyerek suçlamaları reddetti. Soruşturmanın, muhalefeti yıldırma amaçlı olduğunu ifade eden Gümüş, “Bu ve benzeri soruşturmalar toplumsal muhalefeti yıldırma dahası topluma korkutma amacı taşıyor, elbette inandığımız siyasi düşünceden, eşit, özgür ve demokratik toplum mücadelemizden geri adım atmayacağız” diye konuştu. PİRHA/İSTANBUL

     

  • İmam cami kürsüsünde AKP’den adaylığını ilan etti

    İmam cami kürsüsünde AKP’den adaylığını ilan etti

    Samsun’un Ayvacık ilçesindeki Merkez Camii imamı İmdat Atmaca’nın AKP’den belediye başkanlığına aday adaylığını cami kürsüsünden ilan ettiği ortaya çıktı. İmam’ın vaaz kürsüsünde yaptığı adaylık konuşma görüntüleri sosyal medyada tepki çekti.

    Ayvacık Merkez Cami imamı İmdat Atmaca cami kürsüsünde açıkça siyaset yaptı.

    Ayvacık’taki Merkez Camii’nde görev yapan 20 yıllık imam İmdat Atmaca, önceki hafta cuma namazı için kürsüde dini konularda vaaz verdi. Atmaca, vaazın sonunda yaklaşan belediye başkanlığı seçimlerinde Ayvacık Belediye Başkanlığı için aday olacağını duyurdu.

    İmam Atmaca şunları söyledi: “Sizlerle çok güzel günler geçirdik. Köylerde ve Ayvacık merkezde büyük hizmetler yaptık. Yoksullara ulaşmaya çalıştık, zor durumda olanlara yardım elini uzatmak için hep birlikte kenetlendik. Hepinize teşekkür ediyorum. Bu teşekkürü yapma nedenim 20 yıldan beri ilçemize hizmet ettiğimizi söyledik. Şimdi de Ayvacık merkez camisindeki hizmetimiz bugün itibari ile son buluyor. Yaklaşan yerel seçimlerde belediye başkanı olarak sizlere hizmet edebilmek için istifa ettim. Nasip olursa farklı bir kurumda sizlere hizmet etmeye gayret edeceğim. Eğer ki nasip olmazsa başka bir camide görevimize devam edeceğiz.”

    Atmaca’nın vaaz kürsüsünde yaptığı konuşmanın görüntüleri, sosyal medyada paylaşılınca büyük tepki çekmesi üzerine kendisini “Cemaatime veda konuşması yaptım. Bu bir veda konuşmaydı. Birileri bu veda konuşmamı saptırmak istiyor. Amaçları bizi yıpratarak siyasi rant sağlamak”diye savundu.

    Cemaate konuşmasında hangi partiden aday olduğunu açıklamayan İmdat Atmaca’nın adı yerel basında AKP’nin aday adaylığı için başvuranlar arasında yer aldı.

    ŞARK: CAMİ KÜRSÜSÜNÜ SİYASETE ALET ETMEK İNSANİ DEĞİL

    Konuyla ilgili bir açıklama yapan Diyanet İşleri eski Başkan Yardımcısı Ahmet Şark da cami vaaz kürsüsünden siyasi içerikli konuşma yapılmasının caiz olmadığına dikkat çekti. Şark imamın davranışıyla ilgili şunları söyledi:  “Camiler Allah’ın evleridir. Camilerde dini mevzulardan bahsedilir. Cami görevlileri aynı zamanda peygamber efendimizin vekilleridir. Cami küsülerinden ‘Allah, peygamber buyurdu’ izahatları verilir. Camiler insanları bir araya getiren Allah’ın evleridir. Her kesimden cemaat camiye ibadet için gelir. Cami görevlileri siyaset üstü kalmaları gerekir. Cami kürsüsünü siyasete alet etmek, dini, vicdani ve insani değildir. Bunun aksi davranışlar din adamlarına karşı olan saygınlığı ortadan kaldırmaya yönelik davranıştır. Bir insan aday olabilir. İstifa eder ve adaylığını açıklar. Çıkıp kürsüden cemaate ben‘Şu kadar zamandır imamlık yapıyorum, bundan sonra siyasi hizmetlerde bulunacağım’ demesi o cemaatin onun şahsında din adamlarına olan saygısını ve inancını yitirir. Bir adamı günaha sevk etmeye vesile olduğundan da caiz değildir. Büyük vebaldir.”

  • Eski Bakan Halis: Aleviler kamudan dışlanmış durumda-VİDEO

    Eski Bakan Halis: Aleviler kamudan dışlanmış durumda-VİDEO

    PİRHA – Türkiye’de son dönemdeki ekonomik, sosyal ve siyasal alandaki gelişmelere ilişkin PİRHA’ya konuşan Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, “Türkiye bence önemli bir sıkıntılı süreç yaşıyor. Ekonomik olarak da siyasi olarak da sosyal olarak da sıkıntı geçiriyor. Bu sıkıntı tabi bir günde bu noktaya gelmedi” ifadelerini kullandı. Halis Alevilerin kamudan dışlandığına da işaret etti. 

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Türkiye’de son dönem ekonomi, siyaset ve sosyal alanda yaşanan gelişmelere ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    Halis, “Türkiye bence önemli bir sıkıntılı süreç yaşıyor. Ekonomik olarak da siyasi olarak da sosyal olarak da sıkıntı geçiriyor. Bu sıkıntı tabi bir günde bu noktaya gelmedi. Uzun zamandır AKP’nin Türkiye’yi yönetmeye başladığı günden beri birike birike bu aşamaya geldi” dedi.

    “EKONOMİK KRİZİN TELAFİSİ BU SİYASAL İKTİDARLA OLMAZ”

    “Karamsarlık anlamında söylemiyorum ama bir gerçeği de konuşmak saklamamak gerekiyor. Kriz yoktur lafı boş bir laf, ekonomik kriz var. Borçlarımız var, dış ülkelere çok ciddi borçlarımız var” diye konuşan Halis, şöyle devam etti:

    “Hem devletin hem özel sektörün borcu var. Bütçe hor kullanılmış, tarumar edilmiş. Bunun telafisi bu siyasal iktidardan kurtulmak demiyorum ama bu siyasal iktidarla olmaz. Bu iktidarın yanlış politikalarının, gerek ekonomi politikalarındaki israfçı yaklaşımı gerekse dış politikalardaki tutumu çok önemlidir. Bu siyasi iktidarın bunu gizlemesi, ekonomik krizin olmadığını öne sürmesi bu halka yapılacak en büyük yalandır. Bu yalanı söylemesin, ona göre tedbirini alsın. Gerçekten ekonomik olarak şirketler zor durumda, iflaslar var. İcra dairelerinde bir yığın dosyalar birikmiş durumda.”

    “TÜRKİYE, HUKUK AÇISINDAN BELKİ DE EN KÖTÜ DÖNEMİNİ YAŞIYOR”

    Türkiye’nin hukuk devleti ilkeleri açısından tarihinin en kötü dönemini yaşadığını belirten Halis, “Yargı kesinlikle tarafsız ve bağımsız değil. Adalet mülkün temeli derler ya; bu da siyasi ve ticari konuları çok etkileyen bir durum. Dolayısıyla halkımız şu anda ve önümüzdeki süreçle ilgili çok kaygılı duruyor, endişeyle bakıyor. Ama umarız ki bu endişeleri daha ileri noktalara taşınmasın. Sorun halkın lehine çözülsün” diye konuştu.

    “ALEVİLER KAMUDA DIŞLANMIŞ DURUMDA”

    Alevilerin de yaşanan gelişmelerden ayrı tutulması gerektiğini savunan Halis, şunları kaydetti:

    “Zaten Aleviler sosyal ve siyasal olarak da siyasi iktidar tarafından dışlanmaya çalışılan ve asimilasyona çalışılan, ötekileştirilen, kamuda hiçbir Alevinin üst düzeylerde olsun, orta düzeylerde olsun görevler almadığı bir süreci yaşıyoruz. Ne bir Vali var ne bir Kaymakam var ne kamu yöneticilerinden müsteşar, genel müdür, hiçbir kimse yok. Kamudan dışlanmış durumdayız. Dolayısıyla Aleviler bu faturanın en fazla yükünü çeken, bu durumdan en çok mağdur olan bir kesim olarak ortada duruyor. Aleviler ve demokrasi güçleri yok sayılıyor. Yargı da buna alet oluyor. Kamu yöneticileri de buna alet oluyor. Son derece sıkıntılı ir süreç yaşıyoruz. Alevisinin de Sünnisinin de Kürt’ünün de Türkü’nün de lehine bir noktaya evrilsin. Bunu temenni etmekten başka bir sözüm yok.”

    Ersin ÖZGÜL-H.Yaşar SEZGİN
    KUŞADASI

     

     

     

  • ‘Alevi değerlerini siyasi argüman olarak kullanan zihniyeti mahkum etmeliyiz’-VİDEO

    ‘Alevi değerlerini siyasi argüman olarak kullanan zihniyeti mahkum etmeliyiz’-VİDEO

    PİRHA- AKP’nin Alevilere yönelik seçim vaatlerini değerlendiren DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun, “Binlerce yıllık Hak ve Hakikat aşkı günümüzde kültürel soykırımla karşı karşıyadır. Her can bu tehlikenin farkında olmalıdır. Buna karşı politika belirleyerek inancımızı korumalıyız” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şube ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun, AKP’nin Alevilere yönelik seçim vaatlerini değerlendirdi.

    “Statü vereceğiz, cemevlerini ibadethane olarak tanıyacağız, din dersinde düzenlemeler yapacağız gibi açıklamalar bizlere yönelik kandırma, aldatma ve oyalamadır” diyen Altun, Alevilerin bu oyuna gelmemeleri gerektiğini vurguladı.

    “İNANCIMIZI KORUMALIYIZ”

    Altun, “Binlerce yıllık Hak ve Hakikat aşkı günümüzde kültürel soykırımla karşı karşıyadır. Her can bu tehlikenin farkında olmalıdır. Buna karşı bir politika belirleyerek inancımızı korumalıyız. Aleviliği seçimlere malzeme yapan, Aleviliğe ait değerleri siyasi argüman olarak kullanan zihniyeti mahkum etmeliyiz” şeklinde ifade etti.

    ALEVİLİĞİN ESAS ALINACAĞI BİR SİYASET ANLAYIŞI

    Alevilerin politik duruş olarak rızalık ve ikrarlığa dayalı partilerde yer alması gerektiğine işaret eden Altun, “Aleviler, Aleviliğin esas alınacağı bir siyaset anlayışının destekçisi olmalıdır. Güçlünün değil haklının yanında siyaseti desteklemelidir. Aleviler yaşadıkları bütün mekanlarda, şehirlerde kentin yönetimine doğrudan katılmalı, bunun araçlarını oluşturmalıdır” diye konuştu.

    “DEVLET ALEVİLERE YÖNELİK SİYASET ANLAYIŞIYLA HESAPLAŞMALI”

    Altun, son olarak şunları ifade etti:

    “Alevilerin inanç ve siyasal kimliklerinin kabul edilmesi demek, yaşamalarını, geleceklerini güvenceye alma, oluşabilecek katliamların önüne geçme ve tehlikeleri ortadan kaldırmaya yönelik politikaların uygulanması demektir. Hem geçmişte yaşananların bir daha tekrar etmemesi hem de gelecekleri ile ilgili söz, karar, yetki sahibi olmaları için son derece önemlidir. Devlet Alevilere yönelik geçmişteki siyaset anlayışı ile hesaplaşmalı, ayrışmaya ve ötekileştirilmeye yönelik bütün çalışmaların cezalandırılacağına dair kanun çıkarmalı ve yasa uygulanmalıdır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA