Etiket: siyaset

  • Kıbrıs AKV Başkanı Söylemez: Alevilerin siyaseten güçlü olması gerekiyor-VİDEO

    Kıbrıs AKV Başkanı Söylemez: Alevilerin siyaseten güçlü olması gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’deki siyasi atmosferi değerlendiren Kıbrıs Alevi Kültür Vakfı Başkanı Tekin söylemez, sevginin kazanabileceği bir iktidar sisteminin başa gelmesi ve savaşın değil barışın kazanabileceği bir ortamın yaratılabilmesinin siyasetten geçtiğini kaydetti.

    Kıbrıs Alevi Kültür Vakfı Başkanı Tekin Söylemez, Türkiye’deki siyasi atmosferi değerlendirdi. Şu anki iktidarın getirmiş olduğu sistemde ne basından ne de diğer kurumlardan fayda beklemenin mümkün olmadığını kaydeden Söylemez, konuşan herkesin, Cumhurbaşkanına hakaret, devlete hakaret ya da Türkiye Cumhuriyeti’ni küçültücü yönde beyanlarda bulunduğu düşünülerek yargılandığını hatırlattı.

    “SİYASETEN ALEVİLERİN GÜÇLÜ OLMASI GEREKİYOR”

    Düşünce ve ifade özgürlüğünün tamamen yok olduğu bir ülkede düşünce özgürlüğünü savunan ve bu yönde mücadele veren Alevileri hedef alan katliamların sorumlularının yargılanmasının beklenmesinin abesle iştigal olduğunu belirten Söylemez, bunun ortadan kalkabilmesi için siyaseten Alevilerin güçlü olması gerektiğini de ekledi.

    “ALEVİ İNANCINA GÖRE İNSANA ZARAR VEREMEYİZ”

    Alevilerin yaşam felsefesi olarak belirlemiş oldukları felsefi yapı içerisinde mutlak suretle yer almaları gerektiğine vurgu yapan Söylemez, eğer bu olmazsa hayal edilen sistem içerisinde var olmanın mümkün olmadığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz cemevine çekilelim kendi inancımızı burada yaşayalım. Yarın cemevlerinin yasaklanması halinde ne olacaktır? Lütfen bana bunun cevabını verin. Yani bugüne kadar hep ışık insanları olarak anılmış olan insanların Alevi olarak kendilerini gizlemeye çalışmalarının altında yatan gerçeklik mevcut iktidarların yapmış olduğu zulüm ve katliamlardan kaçmak değil midir? Bundan sonra da biz yine kendimize farklı bir kisve yaratıp farklı bir şeyin altında mı yaşayacağız. Çünkü biz Alevi inancına ve felsefesine göre insana zarar veremeyiz. Çünkü insan tanrının bir parçasıdır. Allahın bir parçasına bizim zarar vermemiz mümkün değildir. Ona zarar veremezsek bizim onlara karşı mücadele etmemiz nasıl mümkün olacaktır. Biz katliamlara uğramışız bugüne kadar herhangi bir şey yapmamışsak eğer bunun altında yatan Alevi inancının ta kendisidir başka bir şey değildir. Biz sadece her şeyi sözle, felsefeyle, bilimle, iyilikle yani bizim suratımıza tokat atan bir kişiye gülücük vererek onu sevdiğimizi kendisine anlatarak zaman içerisinde bu sevginin değerini benimsemesini sağlamaya çalışarak belirli bir noktaya gelmeye çalıştık. Ama bu nereye kadar sürecektir? Artık bazı şeyleri zaman değiştiriyor. Zaman size bunu değiştirebilme şansı tanıyor. Nasıl tanıyor? Bunu zorla, silahla veyahut da zarar vererek değil veya herhangi bir kişiye karşı sert bir tavır sergileyerek değil. Bunu iktidarı ele geçirerek de farklı düzeylere getirebilme şansı tanıyor. Siz bunu görebilirseniz eğer aslında sevginin kazanabileceği bir iktidar sisteminin başa gelmesini, savaşın değil sevginin kazandığı bir ortamın yaratılabilmesini sağlama imkanı sizin elinizde varken siz bunu kullanabilirseniz işte o zaman siz kazanmış olacaksınız. Bunu da sadece siyasetle yapabilirsiniz başka şansınız yok.” (HABER MERKEZİ)

  • Prof. Dr. Katırcıoğlu: İşçi sınıfı bu kadar zayıflarsa piyasa mekanizmasının esiri olur-VİDEO

    Prof. Dr. Katırcıoğlu: İşçi sınıfı bu kadar zayıflarsa piyasa mekanizmasının esiri olur-VİDEO

    PİRHA- Türkiye ekonomisini, artan işsizliği, işçi sınıfının durumunu ve sendikal faaliyetleri Profesör Dr. Erol Katırcıoğlu’na sorduk. Katırcıoğlu, “Türkiye’nin önünde bir belirsizlik var ve bu belirsizlik giderek büyüyor. Dolayısı ile değerler ve değişkenlerde müthiş bir bozulma var. Özellikle enflasyon çok hızlı artıyor ve bütçe açığı çok büyük boyutlara ulaştı. Artan dış borçlanma ile  ancak kamu hizmetler görülebiliyor” dedi.

    Haberin Videosu

    Profesör Dr. Erol Katırcıoğlu, Türkiye’nin ekonomik gidişatını, artan işsizliği, sendikal hareketliliği ve yükselen enflasyonu Pir Haber Ajansına değerlendirdi.

    “Türkiye’nin önünde bir belirsizlik var ve bu belirsizlik giderek büyüyor” diyen Katırcıoğlu, “Değerler ve değişkenlerde müthiş bir bozulma var. Özellikle enflasyon çok hızlı artıyor ve bütçe açığı çok büyük boyutlara ulaştı. Artan dış borçlanma ile ancak kamu hizmetleri görülebiliyor” dedi.

    “TÜRKİYE’DE SİYASET EKONOMİYİ BELİRLİYOR”

    Katırcıoğlu, “Türkiye’nin makro dengelerinde ciddi sıkıntılar var. Ama hükümet bunları pek algılıyor gibi de durmuyor. Türkiye’de ekonomi dediğimiz zaman ekonominin kendi dinamikleri çok bir şey söylemiyor. Siyaset ekonomi ile ilgili daha çok şey söylüyor. Bu başka ülkelerde çokta böyle değildir. Özellikle batı ülkelerinde. Ancak Türkiye’de siyaset ekonomide ne olacağını büyük ölçüde belirliyor. Bu nedenle ekonomideki verilere bakarak ekonomiyi yorumlamanın zor olduğunu düşünüyorum”diye konuştu.

    “BÜTÇE AÇIĞI VERMEYE BAŞLADILAR”

    AKP’nin bütçe disiplini ile başarı elde ettiğine vurgu yapan Katırcıoğlu, “Bir başarı var mıydı? Evet, bir zamanlar yüksek büyüme oranlarına ulaştılar. Fakat şimdi görülüyor ki iki yıldır özellikle 15 Temmuz’dan sonra bütçe disiplini bozulmaya başladı ve bütçe açığı vermeye başladılar” dedi.

    “BÜYÜME ARTARKEN İŞSİZLİKTE ARTIYOR”

    Prof. Dr. Katırcıoğlu, işsizliğin arttığını belirterek şunlara dikkat çekti:

    “Yüzde beş civarında yüksek sayılabilecek bir büyüme var. Ancak istihdamda bir artış göremiyoruz. Garip bir şekilde işsizlikte artıyor.  Büyüme artarken işsizliğinde artıyor olması şeklinde bir garip durumla karşı karşıyayız. Çünkü bunun normali büyüme artıkça işsizliğinde azalması gerekiyor. Ancak gördüğüm kadarı ile öyle olmuyor. Ekonomi yönetiminin de siyasete baktığını düşünüyorum. Çünkü şimdilik yüksek büyüme oranlarını elde etmiş olduklarından dolayı memnunlar ama eninde sonunda faizleri artırmak zorunda kalacaklar. Zaten faizler artmış durumda. Dolayısı ile çok parlak bir şey göremiyorum önümüzdeki dönem için. Ama bir krizden söz etmek mümkün mü derseniz, öyle bir durumda yok şuan. Ancak önümüzdeki dönemde özellikle enflasyonun artması, insanların yoksullaşması gibi bir sürecin hızlanacağını söyleyebilirim.”

    “OHAL NORMAL HUKUKUN KALDIRILDIĞI BİR DÖNEM”

    OHAL normal hukukun kaldırıldığı bir dönem diyen Katırcıoğlu şöyle devem etti:

    “Kendini hukuki olarak güvende hissetmeyen bir sermaye gelip de OHAL koşullarında Türkiye’ye neden yatırım yapsın. Nitekim de yatırım yapmıyor. Peki ne oluyor diye baktığımızda, faiz farkından dolayı yabancı sermaye geliyor ancak o da hisse senedine ve borsaya geliyor. Son dönemde orada da çıkışlar var. Şimdiden kurlar aleyhimize gelişti ve 3.67 – 3.68 seviyesinde devam ediyor.”

    “İŞÇİ SINIFI SENDİKALARI ÇOK GÜÇLÜ DEĞİL”

    Katırcıoğlu, “Sadece Türkiye’de değil dünyada da işçi sınıfı sendikaları çok güçlü değil. Aksine güçlerini yitiriyorlar. Eski sendikalara baktığımızda bugün eski sendikaların esamesi okunmuyor. Şu anda sendikalar çok zayıf ve sendikalı işçi sayısı da azaldı. İşçilerin mücadelesi önemli ama şunu unutmamak lazım işçiler sınıf olarak sendikalaşma meselesini yeniden kendi gündemine almaları lazım. Tıpkı çiftçilerin kooperatifleşmeyi kendi gündemine almaları gibi. Dolayısı ile işçi sınıfı buradan yeni perspektifler üretmesi gerekiyor. İşçi sınıfı bu kadar zayıflar ve zayıf hale gelirse piyasa mekanizmasının esiri olurlar. Ama bir sınıf olarak üretimdeki güçlerini kullanabilmeleri için örgütlü olmaları ile mümkün olabilir. Bu örgütlenme siyasi örgütlülükten çok sendikal örgütlenme olmalıdır. Onun için mücadele etmek gerektiğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “ÇİFTÇİLERİN VE SANAYİ İŞÇİLERİNİN ÖRGÜTLENMESİ GEREKİYOR”

    Uzun zamandan beri işçi sınıfının sendikal mücadelesinin zayıfladığını belirten Katırcıoğlu, Özelikle taşeronlaşmanın getirdiği koşullar bir ölçüde de bunu sağlıyor. İşverenler karşılarında çok güçlü sendikalar görmeyince çok zayıf ücret artışları yapıp kar marjlarını artırıyorlar. Yani özetle Türkiye de ekonomik aktörler tarımla uğraşanlar, çiftçiler, tarımda çalışanlar ve sanayi işçilerinin örgütlenmesi gerekiyor. Ancak o zaman üretimdeki güçlerinden gelen haklarını alabilir ve ifade edebilirler” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Vekil Önder: Zulüm mola vermiyor, ülke büyük bir hapishaneye çevrildi-VİDEO

    HDP’li Vekil Önder: Zulüm mola vermiyor, ülke büyük bir hapishaneye çevrildi-VİDEO

    PİRHA-HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Vicdan ve Adalet Nöbeti” boyunca yaşadıklarını, sıkıntıları, nöbetin ve dayanışmanın anlamını anlattı. “Her şey yasak” dediği nöbet alanında her kesimden ziyaretçilerinin desteğini aldıklarını söyleyen Önder, “Meclis tatil olabilir ancak mücadelenin tatili olmaz. Çünkü zulüm mola vermiyor” dedi. Önder, Türkiye’deki adalet ve vicdan talebi ile çıktıkları bu sivil itaatsizlik eyleminin en önemli nedenini, eylemlerinde olduğu gibi “Ülke büyük bir hapishaneye çevrilmişti aslında nicedir” sözleriyle ifade etti.

    HABERİN VİDEOSU

     Halkların Demokratik Partisi (HDP) meclis grubunun Diyarbakır Ekin Ceren Parkı’nda geçen hafta Salı günü başlattığı “Vicdan ve Adalet Nöbeti” İstanbul’da devam ediyor. Son günlerine yaklaşan nöbet eylemi İstanbul’un ardından sırasıyla Van ve İzmir’e taşınacak. Başladığı günden bu yana barikatlar ile halkla buluşmaları engellenen HDP’li vekiller ve parti meclis üyelerinin Kadıköy’deki kocaman parkta yazın sıcağında gölge olabilecek tek tük ağacın olduğu bir alana adeta hapsedildiler. Bir ağacın gölgeliğinde dinlenen HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de İstanbul’daki atmosferi, nöbetin anlamını PİRHA’ya anlattı.

    Tüm yasaklara rağmen nöbet eylemi her gün sabah sporunun ardından günlük değerlendirme toplantısı ile başlıyor. Saat: 11.00’de farklı milletvekillerinin ülke gündemine ilişkin konuştuğu bir grup toplantısı gerçekleştiriyorlar. Ardından saat 21.00’e kadar her kesimden ziyaretçi trafiği yoğunlaşıyor. Akşam da günün değerlendirmesi ve yarının planlamasını yapan vekiller istirahat etmeye çalışıyorlar. HDP’li Vekil Önder bunu da “Çayır da çimen de yatıyoruz” diye özetliyor.

    “KATLEDİLEN İKİ DUYGU DAYANIŞMA VE UMUT BURADA BÜYÜYOR”

    Nöbet alanına gelen ziyaretçi sayısı da sınırlı. Tüm bu zorluklara rağmen insanların “korku duvarlarını” aşıp dayanışma göstermelerinden oldukça memnun olan Sırrı Süreyya Önder, “Bütün toplumsal kesimler ziyaretimize geliyorlar giriş zor olsa da. Gerekirse saatlerce bekleyip hazırladığımız kürsüde kendileri hem dayanışma duygularını hem de talep ve önerilerini dile getirebiliyorlar.  Gelemeyenler geçerken el sallıyorlar. Nöbetten neredeyse yemek için bir şey yapmıyoruz. İnsanlar evlerinden börekler, sarmalar gönderiyorlar. İhtiyaç duyduğumuz tam da dayanışma ve umuttur. Çünkü iktidarın en çok katlettiği iki duygu bunlar” ifadelerini kullanıyor.

    “ZULÜM MOLA VERMİYOR”

    Mücadele alanlarından biri de meclis. Şu an tatilde olduğunu hatırlatan Önder, “Biz mücadelenin tatili olmaz anlayışını da yerleştirelim dedik. Çünkü zulüm mola vermiyor. Direnenlerin de mola vermemesi gerekiyor. Bundan sonra da mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz” diyor.

    “ÜLKE BÜYÜK BİR HAPİSHANE”

    Önder sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Meclis diye bir şey bırakmadılar. Özellikle son iç tüzük düzenlemesiyle. Daha önce bu işlevi meclisi bir kürsü olarak kullanabilme avantajıyla dile getiriyorduk. Ama şimdi muhalefetin konuşma süresini komik denebilecek dakikalara indirdiler. Bunu geriletmenin tekrar meclisi de biri kürsüye dönüştürmenin yolu da buradaki toplumsal tabanı genişletmekten geçiyor.”

    “Ülke büyük bir hapishaneye çevrilmişti aslında nicedir. Bunu görünür kılmak ve buna bir itiraz duygusu geliştirmek” istediklerini söyleyen Önder, bu nöbetin etkisini ise an be an görebildiklerini vurguluyor.

    “NÖBET ETKİSİNİ SAAT SAAT GÖRÜYORUZ”

    Önder, “Çünkü sistem kendisini korku üzerinden var etmeye başladı. Bu korkuyu yıkmanın yolu da bu uygulamalarar karşı duruştan geçiyordu.  Bu itibarla bu nöbetleri başlattık. Etkili olduğunu da gün gün değil saat saat değişen ilgide görebiliyoruz. Bir yönüyle de ülkedeki bütün muhalif güçlerin sesi olabilmek, buraları ortak bir platforma dönüştürebilmek gibi bir boyutu var. Bütün inanç sahiplerinin, zulme uğrayan, yok sayılan Aleviler emekçiler, KHK ile atılan mağdurlar, devrimciler, Kürtler herkes için bir demokrasi zeminine dönüştürmeye niyet ettik. Bütün engellemelere rağmen bu amacına doğru hızla gelişiyor” ifadelerini kullanıyor.

    KISACA HER ŞEY YASAK

    Diyarbakır’da Sırrı Süreyya Önder’in çümüş çaldığı nöbet alanına artık hiçbir enstrüman da alınmıyor. Önder, “Her şey yasak. Kısaca öyle özetleyebiliriz” diyor.

    Fakat tüm bu yasak ve baskılara karşı mücadelenin de önemine dikkat çekiyor: “Karşı çıkarsanız yok sayarsanız bedelini ödemeyi göze alırsanız hiçbir şey yasak değil.  Ödenebilecek bütün bedelleri bu halk ödedi. Biz tam da bu ödenen bedellerin bir siyasi dönüşümü tetiklemesini buna yol açmasını sağlamak istiyoruz. Bugüne kadar ki mücadeleyle belki bundan sonra öngörüler arasındaki en temel sistem muhalifleri yarattığı kavram kargaşasıyla birbirinden ayrı köşelerde tutmayı başarabiliyordu. Bugün bu algıyı yıkıyoruz. Yan yana gelebilirsek hiçbir bedel ödemeden sadece yan yana gelmek için sabredeceğimiz efor ile bu ülkedeki birçok faşizan uygulamayı yerle bir edebiliriz.”

    SADECE ALEVİLER DEĞİL HERKES TEHDİT ALTINDA

    Önder, son olarak Alevilere yönelik uygulanan hak gasplarına ve bununla nasıl mücadele edilmesi konusuna değindi:

    “Bu ülkenin katliamlar tarihi içerisinde en acımasız en vahşice olanlarına maruz kalmışlardır. Bunların çoğu da dini referanslarla yapılan ‘din elden gidiyor’ söylemleri ile tetiklenen linç güruhlarının hareketlenmesi ile oluşmuş. Hepsinin arkasında mutlaka bir devlet organizasyonu olduğu ilerleyen dönemlerde ortaya çıkmış. Alevilere karşı yaşanan katliam politikalarına karşı fakat bugün bu sadece Alevilerin talebi olmamalı. Bugün artık toplumun tümü bu tehdidin altında. Çünkü yaşam tarzına ve inancına müdahale hakkını kendinde hak gören bir anlayış çok tehlikeli bir anlayıştır. Bu sadece Alevilerin sorunu ve talebi değil. Seküler ve laik bir eğitim demokrasinin olmazsa olmasıdır. Bırak demokrasiyi insanca bir yaşamın olmazsa olmasıdır. Bu konuda tartışmasız bir eylem ve talep birliği içerisindeyiz” diyerek “Bütün canları selamlıyorum” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    İSTANBUL

  • Kaçırılmalar, işkenceler ve silah dağıtımı İçişleri Bakanına soruldu

    Kaçırılmalar, işkenceler ve silah dağıtımı İçişleri Bakanına soruldu

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş son günlerde yaşanan hak ihlallerini meclise taşıdı. İçişleri bakanlığının yanıtlanması isteğiyle verilen soru önergesinde İdil Kültür Merkezi’nin polisçe basılması ve gözaltına alınanlardan Bergül Varan’ın saçlarının çekilerek koparılması ve Ankara’da öğrencilerin kaçırılıp ölümle tehdit edilmesine ilişkin herhangi bir soruşturmanın yapılıp yapılmamasını sordu. Ataş soru önergelerinin birinde de dağıtılan silahların akıbetine ilişkin bilgi istedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş birinci soru önergesinde son dönemde işkence ve kötü muamelenin sistemleştiğini belirterek İdil Kültür Merkez’i baskınını ve burada gözaltına alınan Bergül Varan’ın saçlarının bir grup polis tarafından kökünden koparılmasını örnek gösterdi.

    Ataş, “Bergül Varan’a işkence yapan polisler hakkında açılan herhangi bir soruşturma var mıdır? Görevinden uzaklaştırılan personel sayısı kaçtır?

    Son dönemde artan işkence iddialarıyla ilgili bakanlığınızın yaptığı önleyici çalışmalar nelerdir? sorularını sorarak yanıt istedi.

    ANKARA’DA KAÇIRILAN ÖĞRENCİLER VE ÖLÜMLE TEHDİT

    Ankara’da öğrencilerin kaçırılmasını ve ölümle tehdit edilmesini de bir soru önergesiyle gündeme taşıyan Ataş buna ilişkin, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü öğrencisi D.C.Murat, ve lise öğrencisi B.G’nin kaçırılmasını buna örnek gösterdi. Her iki öğrenciye de işkence edildiğini ve ölümle tehdit edildiklerini ifade eden Ataş, kaçırma eylemine kimlerin katıldığını ve kaçıranlara ne tür bir işlem yapıldığını sordu.

    “DARBE GECESİ KAÇ ADET SİLAH DAĞITILDI?”

    Ataş son soru önergesinde ise MP-5 cinsi silahla  iki kişiyi öldüren  M. Maraş adlı kişinin ifadesinde gecen “ silahı darbe gecesi emniyet dağıttı” sözlerini sordu.

    “15 Temmuz darbe girişimi sırasında Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün ‘sivil’ vatandaşlara silah dağıttığı yönündeki iddialar kamuoyunda ciddi tedirginliklere neden olmaktadır” denilen önergede, dağıtılan bu  silahların sayısını ve kimlere verildiğinin kayıtlarının olup olmadığı soruldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP Lideri Kılıçdaroğlu ‘Adalet Yürüyüşü’ne başladı-VİDEO

    CHP Lideri Kılıçdaroğlu ‘Adalet Yürüyüşü’ne başladı-VİDEO

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Adalet Yürüyüşü’ne başladığı Güvenpark’ta yaptığı açıklamada “Bu yürüyüşümüzün bir siyasal parti ile ilgisi yok. Adaleti isteyen herkes yürüyüşe destek vermek zorundadır” dedi.

    Haberin Videosu

    Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Başlatacağım” dediği ‘Adalet Yürüyüşü başlattı.

    Ankara Güvenpark’tan başlatılan yürüyüş saat 11.00’de, polisin yoğun güvenlik önlemleri altında ve çok sayıda insanın katılımıyla başladı.

    CHP lideri, “Adalet” yazılı döviz ile geldiği Güvenpark’ta yaptığı açıklamada “Bu yürüyüşümüzün bir siyasal parti ile ilgisi yok. Bu yürüyüş adalet yürüyüşüdür kutlu bir yürüyüştür” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun açıklaması şu şekilde:

    ‘Milletvekillerinin hapiste olmasını istemiyoruz. Kendi ülkemizde birlikte beraber barış içinde yaşamak istiyoruz. Bir dikta yönetimi ile karşı karşıyayız. Adaletin olmadığı bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Her özgür ülke gibi kendi ülkemizde barış içinde yaşamak istiyoruz. ‘Bıçak kemiğe dayandı artık yeter’ diyoruz. Bunun için yürüyüşümüzü başlatıyoruz.

    Bu ülkeye adalet ya gelecek ya gelecek. Bir bedel ödemek gerekiyorsa o bedeli önce biz ödeyeceğiz.

    Bu yürüyüşümüzün bir siyasal parti ile ilgisi yok. Bu yürüyüş adalet yürüyüşüdür kutlu bir yürüyüştür. Bu yürüyüş adalet yürüyüşüdür. Adaleti isteyen herkes yürüyüşe destek vermek zorundadır.

    Hapishaneleri tıka basa dolu olan bir ülkede adalet olmaz. Adalet adalet adalet… Bu soylu kavramın anlamını vermek zorundayız. Herkesin düşüncesine saygılıyız. Herkesin siyasal görüşüne saygılıyız. Ama herkes ama herkes yargıyı, yargının bağımsızlığını ve adaleti savunmak zorundadır.

    Bütün dünya duysun; biz Türkiye’de kendi topraklarımızda bir dikta yönetimi ile karşı karşıyayız. Dikta istemiyoruz. Kendi ülkemizde demokrasi özgürlük istiyoruz, özgürlük istiyoruz. Taşeron işçiler için memurlar için herkes için adalet istiyoruz. Adaletin olmadığı yerde insan olmaz. İnsanca yaşamak için adalet istiyoruz.

    Ankara’dan, Berberoğlu’nun tutuklanarak konulduğu İstanbul Maltepe Cezaevi’ne kadar olan yürüyüş mesafesi yaklaşık 430 kilometre.

    CHP’liler yaklaşık 430 kilometrelik yürüyüş boyunca her 20 kilometrede bir durup konaklayacak.

    CHP İSTANBUL’DA “ADALET NÖBETİ” BAŞLATTI   

    Öte yandan CHP, birçok ilde farklı eylemler de düzenliyor.

    CHP İstanbul İl Başkanlığı, Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan yürüyüşe başladığı saatlerde İstanbul’daki Maçka Demokrasi Parkı’nda ‘adalet nöbeti’ne başladı.

    Parkın etrafında üzerinde “Adalet” yazan pankartlar asılırken yurttaşlar polis tarafından yapılan aramanın ardından alana alındı.

    Alana, CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Şişli eski Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ve Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü de geldi.

    Nöbetin, Berberoğlu’nun tahliye edileceği güne dek devam etmesi bekleniyor.

  • 47. yılında 15-16 Haziran direnişi

    47. yılında 15-16 Haziran direnişi

    PİRHA- Türkiye’nin kuruluş tarihinden günümüze en büyük işçi ayaklanması olarak kabul edilen 15-16 Haziran işçi direnişinin yıl dönümü. İşçiler ve emekçiler bugün de haklarının gaspıyla karşı karşıya. Son olarak kıdem tazminatının kaldırılmasına dönük tasarıya karşı işçiler, hükümete 15-16 Haziran direnişini hatırlatarak, “Haklarımızı korumak için genel grevde dâhil her şeyi yapmaya hazırız” dedi.

    Bundan 47 yıl önce Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortak önerisiyle Millet Meclisi’ne  sunulan 274 ve 275 sayılı sendikalar yasasında değişiklik yapılarak,  işçi ve sendikal hakların elden alınmasını öngören tasarı 12 haziran 1970 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girdi.

    Tasarıda; hademeler, kapıcılar, temizlik işçileri gibi d cetvelinden maaş alan devlet personeli işçi sayılması, sendika kurabilmek için o iş kolunda en az 3 yıl çalışma şartı konması, sendikadan ayrılma işleminin noter vasıtasıyla yapılabilmesi sendika genel kurullarının iki yerine üç yılda bir toplanması, sendikanın fonlarının yüzde 30’unu aşmamak üzere yatırım yapabilmesi, ancak bunun iznini de konfederasyondan alınması zorunluluğu getirilmesi vardı.
    274 ve 275 sayılı sendikalar yasasında yapılmak istenen değişiklik üzerine öncülüğünü DİSK’in yaptığı ve sonradan TÜRK-İŞ’e bağlı işçilerinde destek verdiği on binlerce işçi 15 haziran 1970 günü 113 işyerinde eyleme başladı. İstanbul’daki işçiler üç koldan, İzmit’teki işçiler ise iki koldan yürüyüş düzenledi.

    16 haziran günü de 150 bine yakın işçi yine iki büyük şehirde yürüyüşe geçti. İstanbul’da Topkapı-Eminönü istikametinden Levent-Mecidiyeköy’den Zincirlikuyu istikametine, Kadıköy’den Üsküdar ve Kartal üzerinden toplanan işçiler, kurulan birçok polis barikatını aşarak yürüyüş düzenlediler. İşçi direnişinin yükselmesi üzerine hükümet, sıkıyönetim ilan etmekte buldu. 3 ay süren sıkıyönetim sonunda 5 bini aşkın işçi işten çıkarıldı.

    Sıkıyönetim sürecinde Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen 274 sayılı yasadaki değişiklik, sıkıyönetimden sonra, TİP (Türkiye İşçi Partisi) ve CHP’nin değişikliklerin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurması üzerine, değişikliklerin önemli bir bölümü iptal edildi. 275 sayılı yasada değişiklik öngören tasarı ise, Meclis’e bile sevk edilmeden geri çekildi.

    1970 yılında CHP ve AP’li milletvekilleri tarafından “Güçlü sendikacılık yaratılması” iddiasıyla gündeme gelen değişiklik şunlardı;

    * Bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için o işkolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye kaydetmiş olması gerekir.

    * İşçi federasyonlarının faaliyet gösterebilmesi için o işkolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye kaydetmiş olması gerekir.

    * İşçi konfederasyonu kurulabilmesi için daha önce sözü edilen sendika ve federasyonların üçte birini, sendikalı işçilerin üçte birini üye yapması gerekir.

    * Sendika üyeliğinden ayrılabilmek için tek tek noter karşısına çıkmak gerekir.
    Sendika kurmak için en az üç yıl işyerinde çalışmak gerekir.

    * Uluslararası işçi kuruluşlarına ancak en fazla işçiyi barındıran konfederasyon üye olabilir.

  • Kılıçdaroğlu evinin önünde açıklama yaptı; CHP’liler, Adalet için Güvenpark’ta

    Kılıçdaroğlu evinin önünde açıklama yaptı; CHP’liler, Adalet için Güvenpark’ta

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, evinin önünde Adalet Yürüyüşü öncesi açıklama yaptı.

    Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları:

    “Adaletin olmadığı yerde devlet olmaz. Umuyorum vicdanlarını sağır olanlar bizim bu yürüyüşümüzün anlamını kavrarlar. Biz gerginlik istemiyoruz. Biz birlikte huzur içinde yaşamak istiyoruz. Biz hapishanelerde gazeteciler, öğretim üyeleri istemiyoruz. Bunlar bize acı veriyor.

    Bir bedel ödemek gerekiyorsa o bedeli ben ödemeliyim diye söz vermiştim. Şimdi o bedeli ödemek için yürüyorum. Bizim yürüyüşümüz bu ülkeye demokrasi gelinceye kadar olacak. ”

    Bu arada, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasıyla aldığı Ankara’dan İstanbul’a yürüyüş kararı sonrası yürüyüşün başlayacağı Güvenpark’ı polis güvenlik taraması nedeniyle kapattı.

    CHP’li milletvekilleri ve partililer Güvenpark’a giriş yapıyor.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    CHP’nin Güvenpark çağrısı öncesi polis, Güvenpark’ı kapatıyor. Ayrıca, Kızılay’a yakın yollar da kapatılıyor.

     

  • ‘Maraş’ta Alevi Kürtlerin nüfusu yüzde 10’lara düştü’

    ‘Maraş’ta Alevi Kürtlerin nüfusu yüzde 10’lara düştü’

    PİRHA-Maraş katliamı avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu katliamın Maraş’ın bünyesinde büyük bir değişikliğe yol açtığına dikkat çekerek, Alevilerin göç ettiğini, şuan Maraş’ın dışında yaşayan Alevilerin sayısının Maraş’ta yaşayanların 10 katı haline geldiğini, toprakların yüzde 50’sinde hak sahibi iken nüfus olarak yüzde 10’lara düştüğünü söylüyor.  

    6 Haziran tarihinde Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosun’da düzenlenen, “Soykırım Kıskacında Maraş” konferansının katılımcılarından biri de, Maraş katliamı davası avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu’ydu.

    Maraş, o dönemi yaşayanların hafızasında hala aklanmayan Kara Maraş’tır. Bu nedenle Maraşlıyım demekten itina ile kaçınır bir çoğu. Oysa Sinemillioğlu, “Hiç Maraşlı’yım demezdim. Elbistanlı’yım derdim. Katliamdan sonra Maraşlıyım dedim ve hep öyle kaldı” diyor. Çünkü kültürler bileşkesi, direniş coğrafyası Maraş’ı sahiplenmek gerektiğine inanıyor. Konferansın ardından Sinemillioğlu’na koferansın sonuçlarına yönelik düşüncelerini sorduk. Sinemillioğlu konferansın yapılmasını Türkiye’de Alevi ve Kürt bölgelerinde yapılmak istenen etnik temizliğe dikkat çekilmesi bakımından önemli olduğunu belirtiyor.

    Maraş’ın Kürt-Alevi kimliğinin yanında önemli bir yerleşim merkezi olduğuna değinen Sinemillioğlu özellikle Dulkadirbeyliği’nin yıkılışından sonra Maraş’ta sünnileştirme faaliyetlerinin başladığını belirtiyor. Sinemillioğlu, Maraş’ın Alevi kimliğinin unutturulmaya çalıştığına dikkat çekerek şunları belirtiyor:

    “KATLİAMDAN SONRA MARAŞ’TAN DIŞARIYA MÜTHİŞ BİR GÖÇ BAŞLADI”

    “Ebusuud fermanı, Kuyucu Murad, ondan sonra gelenlerin yaptıkları, 1865’ten 1920’ye kadar Ermenilere yapılanlar. Bütün bunlar Maraş’ın kimliğinin değiştirilmesine yönelik atılan adımlardır. 1960’lara geldiğimizde Maraş nüfusunun yarıya yakını Kürt ve Alevi karakterini muhafaza etmekteydi. Bunu hazmedemeyenler 1967’de Elbistan’da, daha sonra Pazarcık’ta olaylar çıkarmaya başladılar. 1978’de de Maraş’ta neredeyse soykırım seviyesine çıkaracak şekilde büyük bir katliama giriştiler. Bu katliam Maraş’ın bünyesinde büyük bir değişikliğe yol açtı. Maraş Alevi kesimi şehirden göç etmeye başladı. Şu an Maraş’ın dışında yaşayan Alevilerin sayısı Maraş’ta yaşayanların 10 katı haline geldi. Maraş’ta, topraklarında yüzde 50 orasında hak sahibi iken nüfus olarak yüzde 10’lara düştü.”

    Konferansta öne çıkan konulardan biri de katliamın gerçekleşmesinde devletin rolü. Buna yönelik soruya Sinemillioğlu, katliamın devlet destekli yapıldığını, bundan da şüphe etmediklerini ifade ediyor. Katliam davasının karşılıklı bir kavga gibi gösterilmesinin bile olayda devletin parmağı olduğunu gösterdiğini kaydeden Sinemillioğlu, “Gerek 12 Eylül döneminde, gerek 27 Mayıs 1960’ta bile devlet bir darbe yaptı, ordu bir darbe yaptı. Bu darbede ilk yaptıkları 55 Kürt’ü Sivas’a sürgüne göndermek oldu. Bunların içinde Kürt Alevi pirleri de vardı. Başından beri devletin bu politikası bilinmekte” diyor.

    Maraş Katliamı’ndan bir hafta sonra Maraş Valisi ile yaptığı görüşme sonucunda devletin bir kesiminin katliamın içinde olduğu kanısına vardığını anlatan Sinemillioğlu, “O dönemin CHP’li İçişleri Bakanı bile olayın MİT ve devlettin değil de, solcular tarafından başlatıldığını söyleyecek aymazlık içine girdi. Devletin bundan haberi yoktu demek mümkün değildi. Hatta olay günü Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Hükümete MİT tarafından verilen brifingte böyle bir hazırlığın olduğunu söylüyorlar. Devlet bunu engellemek için hiç bir şey yapmadı” diyerek tepkisini dile getiriyor.

    “KATLİAM İSTENSEYDİ DURDURULABİLİRDİ”

    Vali ile geçen diyaloglarını da aktaran Sinemillioğlu valinin komutana dükkanların yakıldığını ve askerlerine emir vererek durdurmasını istediğini, komutanın ise ona askerlerinin jandarma olmadığını söylediğini belirtiyor. İşler çığırından koptuktan sonra Kayseri’den gelen birlikler tarafından müdahale gerçekleştiğine vurgu yapan Sinemillioğlu gerisini ise şöyle aktarıyor:

    “Ahmet Taşkesen o zaman İşçi Partisi İlçe Başkanı, Sünni ve Türktü. 150’ye yakın insan tarafından kovalanıyor. Ellerinde silah yok sopa balta vs var. Yaklaştıklarını anladığı an Taşkesen havaya ateş ediyor ve ona saldırmak isteyenler olduğu yerde duruyorlar. Bu da duruşmada dile getirildi. Askerler havaya iki mermi sıkarak bile bunu çok rahatlıkla engelleyebilirlerdi ama bunu yapmadılar. Nitekim aynısını Sivas’ta gördük. Dönemin Başbakanı Demirel, halkı polisle karşı karşıya getiremem dedi. 33 kişi yanarak hayatını kaybetti.”

    Maraş katliamı davasını kısaca anlatan Sinemillioğlu konferansın bu dönemde yapılmasının oldukça önemli olduğunu belirtiyor.

    “MARAŞ’IN 11 İLÇESİNİN HİÇBİRİNDE ALEVİLER KÜRTLER ÇOĞUNLUK DEĞİL”

    Sinemillioğlu, son dönemlerde Maraş’ta Alevilere ait toprakların boşaltılması, yaylaların ellerinden alınması, Terolardaki mülteci kampının yapılması, gibi konuların konferansta dile getirilmesinin yanında, Alevi halkı ile birlikte hareket eden Sünni ve diğer inançtan Kürtlerin baskıya tabi tutulması, Alevilerin eğitim müfredatında tanınmaması gibi sorunlarında konferansta dile getirildiğini söylüyor.

    Maraş’ın kimliğinin korunması için yapılması gerekenlerin başında köy ve yaylalarda kendi varlıklarını göstermek olduğuna dikkat çeken Sinemillioğlu şunları dile getiriyor:

    “Yeniden oralarda insanca yaşamanın şartlarını oluşturursak bu mümkün olur. Maraş’ta 11 ilçe var. 11 ilçenin hiçbirinde Alevi ve Kürtler egemen değil. Mesela Elbistan’ın 100’e yakın mahallesi var. Belediye başkanı benim 61 mahallem var diyor. Kürt ve Alevi mahalleleri oy vermediği için onlara hiç hizmet gitmiyor. Size basit bir örnek vereyim. Gündere adını alan Evliya köyü Sünni -Türk köyü. Eski adı Seviyan iken Aksakal ismiyle anılıyor. O köyün sınırına kadar, dümdüz bir asfalt yapılmış. Ondan sonra arabaların rahat gidemeyeceği Seviyan köyü, Beştepe köyleri var. Onların yollarında araba gitmiyor. Elbistan’ın bir çok köyüne Sünni Türk köyüne asfalt gittiği gibi kanalizasyon, su elektirik hizmetleri aksamadan gidiyor. Ama Alevilerin köylerine hizmet gitmiyor. Cemevleri tüzel kişilere ait olduğu için belediyelere geçti. İşte bu konferansta bu bilgileri halka aktararak gelecekte orayı mümkün olduğu kadar yaşanılır kılmanın yollarını bulmak lazım.”

    Elif SONZAMANCI

  • Kılıçdaroğlu 15 Haziran’da ‘Adalet’ yürüyüşü başlatıyor

    Kılıçdaroğlu 15 Haziran’da ‘Adalet’ yürüyüşü başlatıyor

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine, Ankara’dan İstanbul’a yürüme kararı aldı. Kılıçdaroğlu sadece elinde “adalet” yazılı bir afişle yarın Ankara Güven Park’tan yürüyüşe başlayacağını açıkladı. CHP Lideri sadece “yarın 11’de Güven Park’ta olacağım” dedi ve adalet sağlanana kadar yürüyeceğini ifade etti. Kılıçdaroğlu açıklamasında 20 Temmuz tarihine atıf yaparak, Olağanüstü Hal’in ilanına vurgu yaptı. 

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT TIR’ları davası kapsamında tutuklanmasının ardından açıklama yaptı.

    CHP MYK sonrası konuşan Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları özetle şöyle:

    • Enis Berberoğlu, hiçbir veri olmaksızın 25 yıla mahkum ediliyor. Hangi anlayışla, hangi hukukla? Bunu asla ve asla kabul etmiyoruz. Bu kararı verenler bu kararın altında kalacaklar. Biz yıllarımızı demokrasi için harcadık. Adalet istiyoruz bu ülkede, demokrasi istiyoruz bu ülkede.
    • Hakim hakim olmaktan çıktı. Gözünü dikmiş saraya. Ben ne karar vereceğim diye. Bunların hiçbirisi hakim değil. Sadece ve sadece sarayın sopası olma görevini yerine getiriyorlar. İlk kez Türkiye bu kadar ağır bir tablo ile karşı karşıya.
    • Yarın saat 11.00’de Güvenpark’ta olacağım. Elimde sadece bir afiş olacak. “Adalet” yazacak üzerinde. Dünyanın en soylu kavramıdır. Adaletin olmadığı bir devlet mi olur? Adaletin olmadığı bir halk mı olur? Devletin temeline dinamit koyuyorlar. Adaletin temeline dinamit koyuyorlar. Yarın 11.00’de Güvenpark’ta yürüyüşümüzü başlatacağız, demokrasi bu ülkeye gelinceye kadar, adalet bu ülkeye gelinceye kadar.

    Kılıçdaroğlu’nun duyurduğu yürüyüşün, yarın saat 11’de Ankara Güvenpark’tan başlayacağı, İstanbul Maltepe Cezaevi’nde sona ereceği öğrenildi.

    “YAPMAZSAM KOLTUK’TA DURMAM GEREKSİZDİR”

    Bu arada  CNN Türk’te konuşan Kılıçdaroğlu, “Kimse gelmese de tek başıma yürüyeceğim. Ben bunu yapmazsam koltukta durmam gereksizdir. Adaleti ve demokrasiyi savunan bir insan olarak, her türlü çabayı göstereceğim. Elime silah almayacağım. Gerçekleri söylemeye devam edeceğiz. Yapmak zorundayız. Yapmadığımız takdirde ülkemizi felaketler bekliyor.

  • Raci Bilici: Hala yıkımlar içinde cenaze arıyoruz

    Raci Bilici: Hala yıkımlar içinde cenaze arıyoruz

    HABER MERKEZİ-İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, Sur’da sürdürülen yıkımın yeni olmadığını ve tarihsel bir süreci olduğunu belirterek,”Amaç yalnızca ekonomik rant değil demografik yapıyı değiştirmek istiyorlar” dedi. İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici de, “Hala yıkımlar içinde cenaze arıyoruz” diye konuştu.

    İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyonu, Diyarbakır Sur’da “Kentsel dönüşüm” adı altında sürdürülen yıkıma dikkat çekmek amacıyla şube binasında toplantı düzenledi. Toplantıda konuşan İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, Sur’un Lalebey ve Alipaşa mahallelerinde elektrik ve suyun kesildiğine dikkat çekerek, “İnsanlar geceleri mum ışığında karnını doyuruyor, su ihtiyacını tankerlerden doldurdukları bidonlarla, kap-kaçakla taşıyarak karşılamaya çalışıyor” dedi.

    “SUR HALKI ZORUNLU GÖÇE ZORLANIYOR”

    Evlerinden çıkmak istemeyen Sur halkının zorunlu göçe tabi tutulduğuna işaret eden Keskin, AKP’nin Sur’un demografik yapısını değiştirerek, halkları kültürlerinden uzaklaştırmaya çalıştığını söyledi. Keskin, “Çatışma ve operasyonlar Mart 2016’dan bu yana yani bir yıldan uzun bir süredir sona ermiş bulunuyor. Buna rağmen Suriçi’nde 6 mahallede yasak devam ediyor. Yasağın devam etmesi, yıkım ve halkın yaşam alanlarından sürülmek istenmesi, bu yönde sergilenen planlı, programlı, projeli kararlılık, amacın yalnızca ekonomik rant olmadığını, demografik yapının değiştirilmek istendiğini de gösteriyor” şeklinde konuştu.

    “SUR’DA UYGULANAN YIKIMIN TARİHSEL BİR SÜRECİ VAR”

    Sur’da uygulanan kıyım ile yıkımın yeni olmadığını ve tarihsel bir süreç olduğuna dikkat çeken Keskin, şöyle dedi: “Biz insan hakları savunucuları, ırkçılık ve ayrımcılık karşıtları, hayatın böyle defalarca bir karabasana dönüştüğü ve yerini mezarsız ölülere bıraktığı bir coğrafyanın kaderini değiştirecek güce bugün sahip değiliz; ancak bunların bir daha yaşanmamasını sağlayacak, buna izin vermeyecek bir toplumsal bilinci adım adım inşa edebiliriz. Tüm kamuoyunu Sur’daki yıkıma karşı duyarlılık göstermeye çağırıyoruz.”

    “YAKILAN YIKILAN SUR’DA HALEN CENAZE ALIYORUZ”

    İHD Diyarbakır Şube Başkanı ve İHD Genel Başkan Yardımcısı Raci Bilici de, Sur’un bölge ve Ortadoğu için önemli olduğunu vurgulayarak, birçok medeniyetin izlerini taşıdığını söyledi. İlan edilen sokağa çıkma yasakları döneminde Sur’un yakılıp yıkıldığını hatırlatan Bilici, “İnsanlığa karşı suç işlediler, hala yıkımlar içinde cenaze arıyoruz. Cenazelerini bulamayan insanlar var, aylar sonra bulduğumuz insanların cenazeleri köpekler tarafından parçalanmıştı. Burada ‘duracaklar artık’ dediğimiz an Sur’un tamamı ‘Acele kamulaştırılarak’ yereldeki inisiyatiflerin kararı olmadan tekrardan yıkıma başladılar” şeklinde konuştu.

    “ELEKTRİKSİZ SUSUZ BIRAKILAN HALK EVİNİ TERK ETMİYOR”

    Sur’da yaşanılabilinir alanların yaratılabilineceğine işaret eden Bilici, şöyle devam etti: “Hijyen koşulları oluşturulabilir ama burada insanları yerinden, kültürlerinden etmeye çalışıyorlar. Evini boşaltmayan, terk etmeyen çok sayıda insan var. Elektriksiz, susuz kalan insanlar kendi günlük ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Evini terk etmeyen insanlar zorla çıkarılmak isteniyor. Bu insanlarla bir araya gelinmedi dertleri dinlenmedi. İnsanlar yerlerinde kalmak istiyor. Bizim talebimiz çok net; bölgedeki Diyarbakır halkıyla, Sur halkıyla müzakere ile çözüm üretmek.”

  • Enis Berberoğlu’nun tutuklanma kararına CHP’den sert tepki

    Enis Berberoğlu’nun tutuklanma kararına CHP’den sert tepki

    CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında MİT TIR’ları davasında verilen 25 yıl hapsi cezası için “Bu dava muhalefete gözdağı kararıdır” dedi. Altay, kararı veren mahkemeyi sert sözlerle eleştirdi.

    İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemsi’nde görülen MİT TIR’ları davasında CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis cezası verildi.

    CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, kararın ardından Çağlayan Adliyesi önünde yaptığı açıklamada “Bu karar muhalefete gözdağıdır. Bu karar topluma bir gözdağıdır. Bugün verilen bu karar, ‘Bu haber cezasız kalmayacak’ diyen Erdoğan’ın ilerde yargılanmasına da neden olacak.” dedi.

    “BU MUHALEFETE GÖZDAĞIDIR”

    Altay özetle şunları söyledi:

    “Bugün Türkiye’de yargının tefessüh ettiği, yürütme organının kontrolü altına girmesiyle karşı karşıyayız. Bir ülkede yargıçlar diktatörü nasıl hoşnut ederim diye düşünerek karar veriliyorsa böyle adalete, böyle yargıya lanet olsun. Bu muhalefete gözdağıdır. Bu muhalif olan herkese gözdağıdır.

    Aynı zamanda bu karar, son yapılan mühürsüz seçimde “hayır” tercihinde bulunan bütün topluma da gözdağıdır. CHP’ye yönelik bir devlet zorbalığıdır. En açık faşist diktatörlüklerde bile olsa olsa muhalafet partisine yapılabilecek bir uygulamayla karşı karşıyayız.

    “BU ÜLKENİN DİKTATÖRÜN ÇİFTLİĞİ OLMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Ama unutulmamalıdır ki, gerek CHP gerek diktatör karşıtları, bu güzelim ülkenin diktatörün çiftliği olmasına izin vermeyecektir. Ne yapılması gerekiyorsa bunu yapacağımızdan herkesin emin olmasını istiyorum. Bu dosya Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanmasının ana zeminin oluşturan bir dosyadır.

    Gün gelecek milletvekilimizi tutuklama kararı veren bu dosya sebebiyle Recep Tayyip Erdoğan uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacaktır. Bu haber ilk yapıldığında Erdoğan ‘ben onu öyle bırakmam’ demişti. Onun dediği bugün gerçek olduğu ama CHP de onun yaptıklarını yanında bırakmayacak.

    “CHP OLARAK DİRENECEĞİZ”

    Bu mahkeme kararını aziz milletimizin vicdanına havale ederken CHP olarak direneceğimizi yargının siyasallaşmasına boyun eğmeyeceğimizi demokrasiyi yaşatmak konusundaki kararlılığımızı da iletmek istiyorum.”

  • Referandum sonrası Türkiye paneli

    Referandum sonrası Türkiye paneli

    PİRHA – Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Referandum sonrası Türkiye koşullarını değerlendirmek için İstanbul’daki Tüm Tokatlılar Derneği’nin Sancaktepe Şubesi’nde panel düzenlenecek.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Referandum sonrası Türkiye’nin içinde bulunduğu süreci değerlendirmek için 18 Haziran 2017 saat: 14:00 Pazar Günü İstanbul Tüm Tokatlılar Derneği Sarıgazi Sancaktepe şubesinde panel düzenlenecek.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin Pazar günü 14:00’de Referandum sonrası Türkiye’nin içinde bulunduğu süreci değerlendirmek için düzenleyeceği panele CHP İstanbul Milletvekili Dr. Ali Şeker, 25. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Siyasetçi Sarp Kuray ve Hubyar Sultan AKD Başkanı Aydın Deniz panelist olarak katılacaktır.

  • CHP’li Enis Berberoğlu tutuklandı

    CHP’li Enis Berberoğlu tutuklandı

    “MİT TIR’ları görüntülerinin yayınlanması” davasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme ayrıca Berberoğlu’nun tutuklanmasına karar verdi. Mahkumiyet kararı Enis Berberoğlu’nun “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçunu işlediği gerekçesiyle verildi.

    Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül ile eski Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile davası birleştirilen Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili ve eski gazeteci olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Enis Berberoğlu hakkındaki “MİT TIR’ları haberi” davasının sekizinci duruşması İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    TUTUKLAMA KARARI

    Mahkeme, CHP milletvekili Enis Beberoğlu’nun “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadiyla açıklamak” suçundan mahkumiyetine karar verdi. Önce “Müebbet hapis” cezasına hükmeden mahkeme indirim uygulayarak cezayı 25 yıla indirdi. Berberoğlu’nun tutuklanmasına karar verildi.

    Tutuklama kararı sonrası Enis Berberoğlu, adliye koridorunda konuştu. Berberoğlu, “Olmadık bir işten böyle bir mağduriyet yarattılar. Bunu yaratanlar utansın” dedi. Berberoğlu, “Siz beni unutmayacaksınız, ben de sizi unutmayacağım” diye konuştu.

    Öte yandan Berberoğlu’yla aynı davada yargılanan Can Dündar ve Erdem Gül’ün dosyaları ayrıldı.

  • Baydemir PİRHA’ya konuştu: Canlar için cemevi inşa etmek en onurlu projedir-VİDEO

    Baydemir PİRHA’ya konuştu: Canlar için cemevi inşa etmek en onurlu projedir-VİDEO

    PİRHA- HDP Parti Sözcüsü Ali Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde yaptırdığı cemevinin en önemli ve en onurlu proje olduğunu söyledi. “Eğer benim şehrimde canlar yaşıyorsa, Aleviler yaşıyorsa, benim onlara cemevi inşa etmem kadar doğal ve gerekli daha ne olabilir” diyen Baydemir, “Hakkımda fezleke düzenlenmiş olması 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmak istenişim benim açımdan bir onurdur” dedi. Fezleke düzenlenmesinin aynı zaman da Alevi düşmanlığı olduğunu vurgulayan Baydemir, “Cemevinin kurdelesini dedelerimiz, imamlarınız, seydalarımız papazlarla birlikte kestiler. Bundan daha güzel laiklik olur mu? diye sordu. Baydemir, Diyarbakır’da cemevini  ibadete açmanın, Kerbela, Dersim, Sivas ve Çorum katliamlarının mantığıyla hesaplaşmak olduğunun da altını çizdi. 

    Haberin Videosu

    Pir Haber Ajansı’na konuşan Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı, HDP Parti Sözcüsü Ali Osman Baydemir, “Diyarbakır’da canlar için cemevi inşa etmek büyükşehir belediyesi olarak altına imza atmış olduğum en önemli ve en onurlu projelerden bir tanesidir. Büyük bir gururdur” dedi.

    “Bir belediye olarak eğer benim şehrimde canlar yaşıyorsa, Aleviler yaşıyorsa, benim onlara cemevi inşa etmem kadar doğal ve gerekli daha ne olabilir.” diyen Baydemir, “Hakkımda fezleke düzenlenmiş olması 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmak istenişim benim açımdan bir onurdur” diye konuştu.

    “FEZLEKE DÜZENLENMESİ AYNI ZAMANDA ALEVİ DÜŞMANLIĞIDIR” 

    “Cemevi için değil 2 yıl, 20 yıl da cezaevinde yatsam benim başım gözüm üstüne” ifadesini kullanan Baydemir şöyle konuştu:

    “Ben bu hizmetimin arkasındayım, imzamın arkasındayım, protokolün her maddesinin arkasındayım. Her şeyden önce cemevi inşamızdan dolayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile protokol imzaladığımız için böylesi bir fezlekenin düzenlenmiş olması aynı zamanda bir Alevi düşmanlığıdır. Bu aynı zamanda farklı inanç ve kültürlere tahammülün olmadığının göstergesidir. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir yerel kamu görevlisi cemevi inşa ediyor. Eğer bugüne kadar yani Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi’nin bu hizmetine kadar bu ülkede kamu otoriteleri cemevi inşa etmemişse bu her şeyden önce laiklik ilkesine aykırıdır. Çünkü bu toplumda milyonlarca can yaşıyor. Milyonlarca Alevi yaşıyor ve onların bir inancı var. İnançlarının gereğinin yerine getirilmesi için, ritüellerinin yerine getirilmesi için, mekânlara ihtiyaç var. Çok açık söylüyorum. Kilise nasıl bir ibadethane ise ve saygı duyuyorsak ve başımızın üzerinde yeri var ise cami nasıl bir ibadethaneyse saygı duyuyorsak ve başımızın üzerinde bir yeri var ise cemevi de aynı şekilde bir ibadethanedir ve canların kutsalıdır.”

    “DİYARBAKIR’DA 100 YIL SONRA EZAN SESİ, ÇAN SESİ SEMAH İLE BULUŞTU”

    HDP Urfa Milletvekili ve Parti Sözcüsü Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin aynı zamanda Ahmedê Xani camisini inşa ettiğini hatırlatarak, “Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi aynı zamanda Süryani-Keldani’lerin ibadetlerini etkin bir şekilde yapabilmeleri için kiliselerine destek verdi. Belediye, neredeyse 100 yıl önce düzenlemiş, büyük bir saygısızlık olarak kilise ahıra, harabeye dönüştürülmüştü. O kiliseyi tekrar ayağa kaldırdı. Restore etti. Kendi bütçesinden tekrar ibadete açtı. Diyarbakır’da neredeyse 100 yıl sonra bir kez daha ezan sesi, çan sesi semahla buluştu” diye konuştu.

    “BUNDAN DAHA GÜZEL LAİKLİK ÖRNEĞİ OLUR MU?”

    Çok dilli, çok inançlı, çok kültürlü bir toplumun sahip olması gereken değerler manzumesine tanıklık ettiklerini ifade eden Baydemir, duygularını şöyle dile getirdi:

    “Bu inanılmaz duygusal atmosferlerdir aynı zamanda. Düşünün Diyarbakır’da cemevimizin inşasında ülkenin dört bir yanından canlar geldi. Dedeler geldi. Bu seremonide medrese seydaları, dedelerle birlikte kilise papazlarıyla birlikte beraber kurdele kestiler. Cemevinin kurdelesini dedelerimiz, imamlarımız, seydalarımız papazlarla birlikte kestiler. Surp Giragos Ermeni kilisesinin açılışını aynı şekilde dedeler, papazlar ve seydalar birlikte kestiler. Birbirinden farklı inançların temsilcileri, mensupları bir diğer inancın ibadethanesini açıyor. Bundan daha güzel bir laiklik örneği olabilir mi?”

    “MARAŞ’TA, SİVAS’TA, ÇORUM’DA, GAZİ’DE OLDUĞU GİBİ TEKÇİLİK KERBELADIR”

    “Çok açık ve net bir mesaj veriliyor. Bu kararla bu fezlekeyle deniliyor ki, bu toplum tekçi olacak, bu toplum tekçi kalacak” ifadesini kullanan Baydemir, “Mensubu olduğumuz inanç açısından tekçilik şirktir, tekçilik katliamcılıktır. Çorum’da olduğu gibi, Sivas’ta olduğu gibi, Madımak’ta olduğu gibi, Gazi’de olduğu gibi, Maraş’ta olduğu gibi tekçilik Kerbeladır. Tekçiliğe var olduğumuz sürece karşı çıkacağız. Bütün inançların eşitçe, özgürce, kardeşçe birbirini tanıyarak birbirine saygı duyarak, beraber yaşam sürdürmelerini savunucusu olacağız. Bedeli ne olursa olsun bunu göğüsleyeceğiz” dedi.

    “İNANÇLARA POZİTİF YAKLAŞTIĞIMIZ İÇİN BELEDİYEYE KAYYUM ATANDI”

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanmış olmasının bir nedenin de, HDP’in inançlara bu şekilde pozitif yaklaşmasından kaynaklandığını vurgulayan Osman Baydemir, “Çünkü farklı bir paradigma, farklı bir fikriyatı, somut örneklerle hayata geçirmenin çabasını biz ortaya koyduk” diye belirtti.

    “EŞİTLİK İÇİN, DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ İÇİN KOLKOLA YÜRÜYELİM”

    Aynı zamanda Diyarbakır’da cemevini ibadete açmanın, Kerbela, Dersim, Sivas ve Çorum katliamlarının mantığıyla hesaplaşmak olduğunun altını çizen Baydemir, şu mesajı verdi: “Şimdi yapmamız gereken bir şey var. Şeyh Said’in torunları, Pir Sultan’ın torunları, Hacı Bektaş’ın torunları, Anadolu ve Mezopotamya insanları olarak kolkola, yürek yüreğe, omuz omuza, çoğulculuk için, demokrasi için, eşitlik için gerçek manada din ve vicdan hürriyeti için beraber yürümemiz gerekiyor.”

    “BÜTÜN CANLAR MÜSTERİH OLSUNLAR, BENİM İÇİN ONURDUR”

    HDP Parti Sözcüsü Osman Baydemir, konuşmasının sonunda “En derin saygılarımı sunuyorum, bütün canlar müsterih olsunlar 2 yıl değil  20 yıl da olsa bu dosyadan bana ceza verseler benim için onurdur” dedi. Hak divanında esas mücadelemizi, esas hesaplaşmamızı hak divanında yapacağız” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Av. Kazım Genç: Laikliğe aykırı davranan Baydemir değil, bizzat devlettir-VİDEO

    Av. Kazım Genç: Laikliğe aykırı davranan Baydemir değil, bizzat devlettir-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki başkanlarından Av. Kazım Genç, Osman Baydemir’in Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde her inanca eşit davrandığını belirterek, Baydemir’in Diyarbakır’da cemevi dışında camii ve kilise de yaptırdığını hatırlattı. Genç, Baydemir’in değil, her şeyi Diyanet’e soran devletin laikliğe aykırı davrandığını belirtti.  

    Haberin Videosu

    Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde 2012 yılında cemevi inşa eden HDP Parti Sözcüsü Osman Baydemir hakkında, laiklik ilkesine neden uygun davranmadığı iddiasıyla fezleke hazırlanması tepkilere neden oldu. Bir tepki de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki başkanlarından Av. Kazım Genç gösterdi.

    “BAYDEMİR DİYARBAKIR’DA CAMİ VE KİLİSE DE YAPTIRDI”

    Av. Kazım Genç, Osman Baydemir’in Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde her inanca eşit davrandığını belirterek, Baydemir’in Diyarbakır’da cemevi dışında camii ve kilise de yaptırdığını hatırlattı.

    Genç, “Baydemir, bu davranışı ile her inanca eşit davranmak ve Diyarbakır çok kültürlülüğünü yansıtmak anlamında da ebetteki tam da laikliğe uygun davranmıştır” dedi.

    “BAYDEMİR LAİKLİĞE UYGUN DAVRANMIŞTIR”

    “Laikliğe aykırı davranan Osman Baydemir değil, bizzat devlettir” diyen Av. Kazım Genç, şunları kaydetti:

    “Zorunlu din dersi davasında Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş alınmıştır.  Çankaya cemevi davasında Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş alınmıştır. Diyanetten böyle fetvalar alarak mahkeme kararlarına gerekçe yapan devletin, bizzat kendisi laikliğe aykırı davranmıştır. Tüm inançlara eşit mesafede duran ve halka daha rahat hizmet verebilmek için ibadet ve inanç yerleri yapan, Sayın Baydemir’in davranışı laikliğe aykırı değil, tam da laikliğe uygun davranıştır. Saygı gösterilecek bir davranıştır.”

    Cebrail ARSLAN /ANKARA

  • PSAKD Mersin Şube Başkanı Ulaş: Fezleke ile Alevilere aba altında sopa gösteriliyor-VİDEO

    PSAKD Mersin Şube Başkanı Ulaş: Fezleke ile Alevilere aba altında sopa gösteriliyor-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Sözcüsü Ali Osman Baydemir hakkında, belediye başkanlığı döneminde Diyarbakır’da cemevine yer tahsis ettiği için fezleke hazırlanmasına Alevilerden tepki yükselmeye devam ediyor. PSAKD Mersin Şube Başkanı Cevat Ulaş, “Hazırlanan fezleke, tüm Alevi inancına ve toplumsallığına yapılmış bir saldırıdır. Baydemir’in yanında olduğumuzu belirtiyoruz” dedi.

    Haberin Videosu

    Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde Alevi toplumunun talebi üzerine yaptırılan cemevi ile ilgili Ali Osman Baydemir hakkında fezleke hazırlandı. Hazırlanan fezleken Alevi toplumunda tepkilere neden olurken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mersin Şube Başkanı Cevat Ulaş PİRHA’ya açıklama yaptı.

    Cevat Ulaş, Baydemir hakkında laiklik karşıtı fezleke hazırlandığına dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Cemevi ile ilgili hazırlanan protokolde, dernek ile belediye arasında oluşabilecek ihtilafın yürütülecek cem erkânında çözüme kavuşturulmasıydı.  Bu durum Osman Baydemir şahsında Alevilere dönük bir saldırıdır. Laiklik karşıtı eylemlerin merkezinde AKP ve bürokratları vardır. Bu fezleke ile Alevilere aba altında sopa göstermek istiyorlar. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir.”

    “Laikliğin özünde devletin bütün inançlara eşit mesafede durması gerekirken, geçmişten günümüze tam tersi uygulamalarla karşı karşıyayız” diyen Ulaş, “Cem; sorunların konuşulduğu, tartışıldığı ve çözüldüğü alandır. Tarih boyunca süre gelen sorunların çözülemediği ülkemizde, sorunlar bu yolla giderilebilir, çözülebilir. Bu yönüyle bakmakta fayda var. Bir kez daha belirtiyoruz ki, Osman Baydemir yalnız değildir” diye konuştu.

    Diren Keser/MERSİN

  • 14 HAZİRAN 2017 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    14 HAZİRAN 2017 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    -Dersim’de Alevilerin kutsalları ziyaret yerlerinin su altında kalmasıyla, ziyaretler halka küstü. GÖRÜNTÜLÜ 

    -Diyarbakır’da Alevilere cemevi yeri tahsis ettiği için hakkında fezleke hazırlanan Osman Baydemir PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Sivas Katliamı davası avukatlarından Kazım Genç, Diyarbakır cemevine yer tahsis ettiği için Baydemir hakkında fezleke hazırlanmasına tepki gösterdi.   GÖRÜNTÜLÜ

    -HDP Eş Sözcüsü Ali Osman Baydemir hakkında hazırlanan fezlekeye tepki gösteren PSAKD Mersin Şube Başkanı Cevat Ulaş, “Hazırlanan fezleke, tüm Alevi inancına ve toplumsallığına yapılmış bir saldırıdır. Baydemir’in yanında olduğumuzu belirtiyoruz” dedi.  GÖRÜNTÜLÜ

    -Türkiye’de son aylarda artarak devam eden hayvanlara dönük şiddete karşı, her gün 60 kediye sahip çıkan yurttaştan mesaj: İnsanlığınızdan utanın! GÖRÜNTÜLÜ

    -PSAKD, “Dersim’de yapılan barajlar ve özel güvenlikli bölgeler, Alevi inancını yok etmeye dönük bir politikadır. Buna karşı mücadele eden kurumların bileşeniyiz” açıklaması yaptı.   GÖRÜNTÜLÜ

    -Adıyamanın Azikan köyünde Güle Akın ve Fatma Akın tütün ekiminden sonraki süreçte yaşadıkları zorlukları PİRHA’ya anlattı.  GÖRÜNTÜLÜ 

  • HDP Dersim Milletvekili Önlü hakkında fezleke

    HDP Dersim Milletvekili Önlü hakkında fezleke

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi Dersim Milletvekili Alican Önlü hakkında, örgüt mensuplarının cenazelerine katılarak konuşma yaptığı gerekçesiyle “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “terör örgütünün propagandasını yapmak” iddialarıyla fezleke hazırlandı.

    Önlü hakkında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca kent merkezi ile ilçelerinde çeşitli tarihlerde örgüt mensuplarının cenazelerine katılmasına ve yaptığı konuşmalara ilişkin soruşturma uzun süredir devam ediyordu.

    Cumhuriyet Başsavcılığının, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “terör örgütünün propagandasını yapmak” iddialarıyla yürüttüğü soruşturmalar kapsamında hazırladığı fezlekeyi, Anayasanın 83. Maddesi uyarınca “dokunulmazlığının kaldırılması” talebiyle TBMM Başkanlığına sunulmak üzere Adalet Bakanlığına gönderdiği öğrenildi.    (HABER MERKEZİ)

  • Kadın hareketinin sembol ismi Şirin Tekeli yaşamını yitirdi

    Kadın hareketinin sembol ismi Şirin Tekeli yaşamını yitirdi

    PİRHA-Türkiye’deki kadın hareketinin ve kadın çalışmalarının öncü isimlerinden, Doç. Dr. Şirin Tekeli (73) yaşama veda etti. Tekeli bir süredir beyin tümörü tedavisi görüyordu.

    Paris’te hukuk ve Fransızca, ardından İsviçre’deki Lozan Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğrenimi gören Tekeli, 1968-1981 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapmış ancak 12 Eylül darbesinin ardından YÖK döneminin başlamasıyla üniversitedeki görevinden istifa etmiş, mücadelesine kadın örgütlerinde devam etmişti.

    İNSAN HAKLARI DERNEĞİ’NİN KURUCULARINDANDI

    İnsan Hakları Derneği’nin kurucu üyelerinden olan Tekeli, 1985’te Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin uygulanmasını talep eden dilekçe kampanyasını, Medeni Kanun reformu mücadelesini başlattı. 1987’deki Aile İçi Şiddete Karşı Yürüyüş ve Kariye Şenliği ile başlayan, 1989’da Mor İğne Kampanyası ile devam eden, genç kadınların, taşralı kadınların, Kürt kadınların katılmalarıyla gerçek anlamda bir toplumsal harekete dönüşen eylemlerin içinde ve başında yer aldı.

    BEDENİNİ TIP ÖĞRENCİLERİNE BAĞIŞLADI

    Şirin Tekeli’nin, hayatını kaybetmeden önce bedenini Çapa Tıp Fakültesi’ne bağışladığı öğrenildi. Bodrum’dan getirilerek Çapa Tıp Fakültesi’ne teslim edilecek olan Tekeli’nin bedeni, tıp öğrencilerinin eğitimi için kullanılacak.

    HDP’Lİ KERESTECİOĞLU: ONU EN İYİ ŞEKİLDE UĞURLAYACAĞIZ

    Tekeli’nin en yakınında bulunan isimlerden HDP İstanbul Milletvekili, hukukçu Filiz Kerestecioğlu, T24’ün sorusu üzerine, “Bir bilim kadınını bilim kadınına teslim edeceğiz, Şebnem hocaya (Prof. Şebnem Korur Fincancı) teslim edeceğiz” dedi.

    Bedenini tıp öğrencilerine bağışlayan Tekeli için cenaze töreni yapılmayacağı bildirildi.  “Şirin Tekeli için düzenlenecek özel anma töreni için daha sonra duyuru yapılacağını” belirten Kerestecioğlu, “Biraz kendimize gelelim, en güzel şekilde uğurlayacağız” açıklamasıyla yetindi.        (HABER MERKEZİ)

  • Enver Can Dede: Muharrem Orucu ile Ramazan Orucu aynı kefeye konulamaz

    Enver Can Dede: Muharrem Orucu ile Ramazan Orucu aynı kefeye konulamaz

    PİRHA – İstanbul Çekmeköy CHP Belediye Meclis Üyesi Ali Abbas Coşkun’un katıldığı bir iftar yemeğinde Muharrem Orucu ile Ramazan Orucunun Hak katında aynı olduğunu sosyal medya hesabında paylaşması üzerine tepkiler geldi. Alevi Dedesi Aziz Baba Cemevi Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Enver Can tepki gösterdi. 

    İstanbul CHP Çekmeköy Meclis Üyesi ve aynı zamandan Hubyar Ocağı dedelerinden olan Ali Abbas Çoskun, CHP Belediyesi’nin düzenlediği Ramazan iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, ‘ Muharrem Orucu ile Ramazanda tutulan orucun aynı olduğunu’ söylemesi, sosyal medyada Alevi dedelerinin tepkisine yol açtı.

    Coşkun’un sosyal medya üzerinden  Muharrem Orucu ile Ramazanda tutulan orucun aynı olduğunu söylemesine, Aziz Baba Cemevi Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Enver Can Dededen tepki geldi. Can, “Birilerinin hoşuna gitsin diye Kerbela’da katledilenlere uygulanan zulmü unutmamak ve yassını tutmak için 12 gün boyunca su içmeden Aleviler’in tuttuğu oruç ile ramazanda tutulan oruç aynı kefeye konulamaz” dedi. (HABER MERKEZİ)