Etiket: Sokak Röportajı

  • Yurttaşlardan TÜİK’e tepki: İşsizlik düşmedi, daha da arttı!-VİDEO

    Yurttaşlardan TÜİK’e tepki: İşsizlik düşmedi, daha da arttı!-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de ve Elazığ’da yurttaşlar, TÜİK’in geçen yıla göre işsizlik düştü açıklamasına ilişkin PİRHA’ya konuştular. “Ne kadar insan tanıyorsam hepsi işsiz” diyen yurttaşlar, işsizliğin azalmadığını daha da arttığını söylediler.

    Dersim’de ve Elazığ’da yurttaşlar, TÜİK’in “geçen yıla göre işsizlik düştü” açıklamasına, işsizliğin düşmediğini, aksine arttığını söyleyerek tepki gösterdi.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Kasım ayı 2020 dönemi işgücü istatistiklerini açıkladı. TÜİK’e göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2020 yılı Ekim döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 391 bin kişi azalarak 4 milyon 5 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 0,7 puanlık azalış ile yüzde 12,7 seviyesinde gerçekleşti. Tarım dışı işsizlik oranı 0,9 puanlık azalış ile yüzde 14,8 oldu.

    “İŞSİZLİK EN BÜYÜK SORUN”

    İşsizliğin arttığını söyleyen Beser Çiçek, “Çocuklarım ‘iş yok’ diye yurt dışına gitti” dedi.

    Çevremizde işsiz insanların çok olduğunu söyleyen Kamer Bakır, “İl olarak da sanayi bölgesi değiliz, iş olanağı yok o yüzden işsizliğin düşmesi bize yansımıyor. İşsizlik sorunu Türkiye genelinde büyük bir sorun ben buna kesinlikle katılmıyorum” dedi.

    İşsizlik azalmamış Türkiye’de herkesin işsiz olduğunu söyleyen Seyfi Öztürk, “Herkes sokakta boş geziyor, esnafın dükkânı kapalı, baştan sona ekonomi bozulmuş” diye konuştu.

    “HERKES İŞSİZ”

    İşsizliğin düştüğüne inanmadığını belirten Sevinç Demir, “Uzun süreden beri iş arıyoruz bulamıyoruz. Tanıdıklarımın hepsi işsiz. İş olanağı olmadığı için herkes işsiz” dedi.

    Ali İlarslan ise, “İşsizlik diz boyu, insanlar aç. İnsanların gözü hep işte ama iş güç yok geçim çok zor” dedi.

    İşsizliğin memleketin en büyük sorunu olduğunu söyleyen Aziz Erel, “Ailemde 4 kişi var ama çalışan kimse yok. Bütün kurumların işsizlik sorununa bir çözüm bulması gerekiyor, insanlar zor durumda” diye konuştu.

    “İŞSİZLİK GEÇEN YILA GÖRE ARTMIŞTIR”

    Bir çocuğa sorsan bile işsizliğin %100 arttığını söyleyeceğini söyleyen Haydar Güngör de, şunları söyledi:

    “Türkiye’de lokantalar, kahveler kapalı buralarda işçi çalışmıyor peki nasıl işsizlik azalıyor kim çalışıyor buralarda. İşsizlik geçen yıllara göre artmıştır, ben 5 aydır çalışmıyorum benim gelirim nerede, nasıl işsizliğin azaldığını söylüyorlar. Ne kadar insan tanıyorsam hepsi işsiz.”

    TÜİK’in toplumu yanılttığını, gerçeği yansıtmadığını söyleyen Zeki Kaplan, “İşsizlik geçen yıla göre daha çok artmıştır. 10-12 milyon insanın işsiz kaldığı özellikle genç nüfusun işsiz kaldığı ülkede işsizliğin düştüğünü söylemek afaki bir söylemdir. Sokakta insanları bulamamaları artık insanların iş aramaktan umudunu kestiğini göstermektedir” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimlilerden ‘Anadilimiz olan Kırmançki konuşalım’ çağrısı-VİDEO

    Dersimlilerden ‘Anadilimiz olan Kırmançki konuşalım’ çağrısı-VİDEO

    PİRHA-Dersimliler, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne ilişkin PİRHA’ya konuştular. Anadile sahip çıkılması, konuşulması gerektiğini yoksa ana dilin unutulacağını söylediler.

    Dersimliler, verilere göre kaybolmaya yüz tutan diller arasında yer alan Kırmançkî’nin yaşaması için ailelerin çocuklarına bu dili öğretmesini istiyor.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) verilerine göre, dünya üzerindeki 6 bin dilden 2 bin 473’ü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

    Türkiye’de de konuşulan ve kaybolmaya yüz tutan 18 dil arasında Kırmançkî de bulunuyor. Nüfusunun büyük bölümünün Kırmançkî konuştuğu Dersim’de 1993-94 yılında köy boşaltmaları ve ardından asimilasyon politikaları nedeniyle dil, günlük yaşam içinde kullanılmamaya başladığı için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

    “SÜREKLİ ANA DİLİMİZLE KONUŞMALIYIZ YOKSA UNUTULUR”

    Ana dil üzerine çalıştığını söyleyen Yusuf Güven, “Şiir yazıyorum, istiyorum 21 Şubat Dünya Anadil Günü kutluyayım ve bugünün önemi için bir şiirimi okumak istiyorum” dedi.

    21 Şubat Anadil Günü ama sistem dilimizi yasakladı her yerde konuşamıyoruz diyen Erdal Ekici, “Bizler de dilimizi her yerde konuşmalıyız. Çocuklarımızla konuşmalıyız, çocuklarımız öğrenmeli ki dilimiz kaybolmasın. İnsanın dili kayboldu mu insan dilsiz kalır. Dil önemlidir, kurslar açılmalı kursa gitmeli çocuklar evlerde de pek konuşulmuyor o yüzden öğrenilemiyor. Bizim eksiliğimiz dilimizi evlerde günlük konuşmadığımızdan çocuklarımız dili öğrenemiyor” dedi.

    “DİLİMİZİ UNUTURSAK HER ŞEYİMİZİ UNUTURUZ” 

    Sürekli ana dilimizi konuşmalıyız ki unutulmasın diyen Burhan Toka ise, “Bu dil ana ve baba dilimizdir bunu unutursak her şeyimizi unuturuz, dili unutursak neyimiz kalır. Biz evde anadilimizle konuşuyoruz, çocuklarımız da konuşuyor. Torunlarım ise dışarıdakiler bilmez ama buradakiler biliyor. Onlar da unutmasın” diye konuştu.

    “DİLİMİZ HER ŞEYİMİZDİR”

    Ana dilin güzel ve değerli olduğunu belirten Aydın Engin, “Anadili herkes konuşmalı çocuklarla beraber konuşmalı. Ama kaybolmak üzere inşallah bundan sonra hepimiz konuşur ve öğretiriz” dedi.

    Dilimiz konuşuluyor, ben ana dilimi seviyorum ve konuşuyorum ama halk konuşmuyor diyen Besime Yıldırım, da “Türkçe konuşuluyor, dilimizi unutmamalıyız, dilimiz değerlidir. Dili konuştuğumuzda ne güzel konuşuyorsun diyorlar” dedi.

    “21 Şubat Anadil Günü’dür ama anadiller yasak” diyen Bülent Karabulut, şunları kaydetti:

    “Bırakmıyorlar konuşalım okullarda dilimiz yok, bir dükkân adı yok, belediye de kimse ana dilimizi konuşmuyor, evde kimse çocuklarıyla konuşmuyor. Dilimiz kaybolup gidecek, insan kendi dilini konuşmadığı zaman dilsiz kalır. İnsan kendini diliyle ifade etmeli. Ben doğduğumda bu dille büyüdüm ama beni götürdüler okula verdiler Türkçe öğrettiler, biz dilimizi unuttuk ondan sonra dilimize sahip çıktık. Bu dil bizim köklerimizdir, tarihimizdir, dilimiz her şeyimizdir. Dersim halkına sesleniyorum Kırmançkî konuşsunlar, çocuklarına öğretsinler. Bizim dil güzeldir dilimizde felsefe, tarih, mizah var. Halkıma söylüyorum kendi ana dilini konuşsunlar çocuklarına öğretsinler, bu dil yaşasın bu dil dünya mirasıdır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimlilere Xızır’ı sorduk: Kalbimizdeki dayanışma kültürüdür Xızır-VİDEO

    Dersimlilere Xızır’ı sorduk: Kalbimizdeki dayanışma kültürüdür Xızır-VİDEO

    PİRHA-Dersimli yurttaşlara, Xızır ayını sorduk. “Xızır, Alevi inancında büyük bir öneme sahip. Eskiden yerine getiriliyordu ama bu inancımız son yıllarda unutulmuş gibi” ifadelerini kullandı. Yurttaşlar Xızır’ın bir dayanışma kültürü olduğunu vurguladılar. 

    Aleviler için olan Xızır ayı devam ediyor. Dersimlilere Xızır’ı sorduk.

    “XIZIR İNSANLARIN KALBİNDEKİ DAYANIŞMA KÜLTÜRÜDÜR”

    Dedelerinden kalma bir gelenek olduğunu söyleyen Ali Rıza Gözlü, Bunu kendi çocuklarımıza da öğretmek için yapmaya çalışıyoruz. Xızır ayında lokmamızı hazırlıyoruz, bazıları kurban kesiyor, niyaz pişiriyor, mumunu yakıyor bu şekilde bu inancımızı kaybetmemeye çalışıyoruz” dedi.

    Xızır ayının toplumsal bir yaşamın ritüeli olduğunu belirten Veysel Aksoy, “Yaşam içerisindeki dayanışma kültürüdür. Zorda olana yardım etme, kolektif bir yaşamın ortaya çıkardığı bir inanç biçimidir. Günümüzde bu kültür kendi yaşamımızda pek pratikleşmiyor sadece belirli aylarda kurban kesme ve niyaz dağıtmayla sınırlı kalıyor. Xızır insanların kalbindeki dayanışma kültürüdür” diye konuştu.

    “ESKİYE DAİR BİR ŞEY BULAMIYORUM”

    Suna Çiçek ise “Xızır ayını çocukluğumdan bilirim üç gün oruç tutulurdu” diyerek şunları kaydetti:

    “Pir, taliplerine gelirdi. Bizde buğday sacda kavrulur, el değirmeninde öğütülür ve kavut denilirdi buna. Perşembe günü kavut yapılırdı ama şimdi dönüp baktığımda eskiye dair hiçbir şey bulamıyorum.”

    “İNANCIMIZ SON YILLARDA UNUTULMUŞ GİBİ”

    Hasan Sönmez ise Xızır ayını şöyle anlattı:

    “Hz. Ali ve Hz. Fatma’nın çocuklarının hastalanıp üç gün yatağa düşmesiyle beraber tuttukları üç günlük Xızır orucu o günden bugüne geleneksel olarak devam etmektedir. Fakat bugün bu oruçlar toplumsal olarak yaygın değil de bireysel olarak tutulmaktadır. Eski ritüellerini kaybetmiştir. Bunun nedeni de köylerden olan göçler, pirlik sisteminin değişmesi, bilimsel verilerin daha farklı bir ortama dönmesiyle beraber Xızır ayında oruç tutma azaldı.”

    “İNSANLARI AYDINLATMAMIZ LAZIM”

    Xızır orucunun Alevi inancında büyük bir öneme sahip olduğunu söyleyen İbrahim Aşkın, “Eskiden bu inancı yerine getirebilmek için birlik beraberlik vardı. Bu inancı dayanışma sonucu herkes yerine getiriyordu. Ne yazık ki inancımız son yıllarda unutulmuş gibi. Sürdürülen bu inancın bizden sonraki kuşaklara sürdürülebilir bir duruma getirmek için bizim de bu konuda insanları aydınlatmamız lazım” dedi.

    Niyaz dağıtıyorduk, ziyaretlere gidiyorduk diyen Hüseyin İnaç da, “Kutsal mekânlarımıza gidip niyazımızı dağıtıyorduk. Bu sene evde pişirdik, komşulara dağıttık her sene yapıyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimlilerden hükümete çağrı: Dersim’e de özen gösterin!-VİDEO

    Dersimlilerden hükümete çağrı: Dersim’e de özen gösterin!-VİDEO

    PİRHA-Dersimli yurttaşlara, Dersim’in Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in açıkladığı 2019 yılına ilişkin İl Bazında Gayrisafi Yurt İçi Hasıla gelirinden en düşük payı alan 3 il arasında yer almasını sorduk. “Devlet yeteri kadar destek vermiyor” diyen yurttaşlar kendi kaderimizle baş başa kalmışız, devletten isteğimiz bize yardım etmeli” ifadesini kullandı. 

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2019 yılına ilişkin İl Bazında Gayrisafi Yurt İçi Hasıla verilerini açıkladı. En yüksek pay 1.3 trilyon lirayla (yüzde 30,7) İstanbul’un olurken, bu ili Ankara ve İzmir izledi. Gelirden en düşük payı alan 3 il ise Bayburt, Ardahan ve Dersim olarak sıralandı.

    Gelirden en düşük pay alınmasını Dersimlilere sorduk:

    “KENDİ KADERİMİZLE BAŞ BAŞA KALDIK”

    Kendi kaderleriyle baş başa kaldıklarını söyleyen Kamer Bulut, “Kimse el uzatmıyor, gençlerimiz hep işsiz, kahvelerde sürünüyor. Devletten isteğimiz bize el uzatsın, kendi kaderimizle baş başa kaldık” dedi.

    Hayatın çok pahalı olduğunu söyleyen Haskar Bulut ise, “Çok pahalı, kocam emekli ancak verilen parayı herkes biliyor o yüzden geçimimizi sağlayamıyoruz, çocuklarımız bize yardımcı oluyor. Devlete ricada bulunuyoruz, bu duruma bir çare bulunsun” dedi.

    “DERSİM’İN EKONOMİSİ YOK”

    Durumun farkında olduklarını söyleyen Süleyman Aytaç, “Dersim’in ekonomisi yok. Tarıma destek yok, esnafa destek yok. Şehir sadece yazdan yaza biraz canlanıyor. Bu durumdan sadece burası etkilenmiyor ama burası daha fazla etkileniyor” diye konuştu.

    İnsanların hep aç olduğunu söyleyen Haydar Arslan ise “Her şey pahalı insanlar hiçbir şey alamıyor” derken, Baki Uruk,  “Devlet yatırım yapmıyor. Fabrika yapılması lazım, insanların boş kalmaması lazım” dedi.

    “DEVLETİN BURADAKİ İŞ OLANAKLARINI GENİŞLETMESİ LAZIM”

    En büyük nedenlerinden birinin nüfusun az olması ve göçlerin daha fazla olmasından kaynaklandığını belirten Dilan Argın da, “İş alanlarının çok dar olmasıyla birlikte genç nüfusun burada kalmak istememesi ve devletin burada iş olanaklarını yeteri kadar genişletememesi. Fabrikalar yok, iş alanları çok dar o yüzden kimse burada durmak istemiyor” dedi.

    Dersim’in ekonomik olarak bu kadar kötü olmasının nedeni devletin toplamış olduğu vergilerin gerçek usulde harcanmadığından kaynaklandığını söyleyen Sezai Yıldız, şunları kaydetti:

    “Burada esnaflar siftah yapmadan evine gidiyor. Esnafların bugüne kadar devlete verdikleri vergiler yerinde harcanmış olsaydı ilimiz bu kadar kötü durumda olmazdı. Hükümetin Türkiye geneline gösterdikleri özeni buraya da göstermeleri lazım. Çünkü burada fabrika yok, üretim merkezleri yok ve her yönüyle dışa bağımlı olan bir il, dolayısıyla nüfus yoğunluğumuz da yok.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Pertekliler arazilerin satılması konusunda kararsız-VİDEO

    Pertekliler arazilerin satılması konusunda kararsız-VİDEO

    PİRHA-Pertekli yurttaşlara, ilçe belediyesinin arazileri satma ihtimalini sorduk. Kimi yurttaşlar, “Arsaların satılması belediye açısından iyi olur” derken, kimileri de “Pertek’te sorun çok. Pertek’e yatırım yapıp, sorunları çözeceklerse arazileri satsınlar ama sattıktan sonra ona buna peşkeş çekeceklerse hiç yapmasınlar” dedi.

    CHP’li Pertek Belediyesinin, ‘mevcut borçları kapatmak için belediye arsalarını satılığa çıkardı’ söylentilerine ilişkin fikirlerini almak üzere Pertekli yurttaşlara mikrofon uzattık.

    Konunun gündeme gelmesiyle birlikte yurttaşlar, fikir olarak ikiye bölünmüş durumda. Kimi kesim arazilerin satılmasının iyi olacağını söylerken, kimileri de satılmasına karşı çıktıklarını söylüyor.

    “ARAZİLERİN SATILMASI GAYET NORMAL”

    Kırk iki parselden oluşan ve yaklaşık üç bin dönüme yakın arazi satışına dair ‘olumlu’ yaklaşan bir yurttaş, “Arsaların satılması belediye açısından iyi olur. Her gelen başkan da bunu yapıyor zaten. Satılan yerler şehir merkezinin içi değil. Belediyenin ihtiyaçları var. Sadece feribot geliri mevcut. Onun dışında bir geliri yok” açıklamasını yaptı.

    Belediye, arazileri sattıktan sonra geliri halkın ihtiyacı olan işlerde kullanacağını söyleyen bir yurttaş ise, “Belediye başkanının söylediğine göre satılan arazilerin parası parke taşı fabrikası kurmak için kullanılacak. Bunları yine halkın ihtiyacı için kullanacak. İhtiyaç olduğu zaman satmak zorundadır gayet normaldir.” diye konuştu.

    “ALINACAK KARARLARI HALKA DANIŞSINLAR”

    Pertek ilçesinin mevcut birçok sorunu olduğunu söyleyen bir başka yurttaş ise şunları söyledi: “Pertek’e yatırım yapıp, sorunları çözeceklerse arazileri satsınlar. Ama satıp ona buna peşkeş çekeceklerse hiç satmasınlar. Buranın en büyük sorunu altyapı. Aldıkları kararı halka söyleseler güzel olur ama kim parayı harcayacağı yeri halka soruyor ki? Bir fabrika mı açacaklar, bir tesis mi açacaklar, ne yapacaklar; satıp yiyecekler parayı.” diye konuştu.

    Pertekli bir başka yurttaş, “Belediye arazilerinin satılmasına karşıyım. Arazilerin satılacağına dair bize bir bilgi verilmedi” derken “Tarım bölgesi olan yerlerin satılmasını kimse istemez” diyen bir başka yurttaş ise, “Tarıma elverişli değilse satılıp değerlendirilmesi iyi bir karar” diye konuştu.

    Arazilerin satılmasına karşı olduğunu söyleyen bir diğer yurttaş ise, “Burada işsizlik oldukça fazla. Hiç değilse insanlar o arazilerde bir şeyler ekiyor. Arazileri satacağına bir iş sahası açsın en azından insanlar evine ekmek götürür” dedi.

    Pertek’te arazilerin satılmamasından yana olduğunu söyleyen bir vatandaş ise, “Geçmiş dönemde satılan arazilerden hiçbir fayda sağlanamadı. Satılmasını istemiyoruz çünkü satıldıktan sonra paranın nereye gideceği belli değil” dedi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Tunceli Cemevi Başkanının açıklamaları Dersim’e ve Aleviliğe yakışmıyor’ -VİDEO

    ‘Tunceli Cemevi Başkanının açıklamaları Dersim’e ve Aleviliğe yakışmıyor’ -VİDEO

    PİRHA-Dersimli yurttaşlara Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un ‘Tarikatların Dersim’e bir zararı olmaz. Cemevinden cenazeleri cami hocaları kaldırıyor’ şeklindeki açıklamalarını sorduk. “Cemevi başkanının fikirleri bizim için önem arz etmiyor” diyen yurttaşlar zaten kendisinin Dersim’i temsil etmediğini ve onu dede olarak görmediklerini ifade ettiler. 

    Pir Haber Ajansı’nın sorularını yanıtlayan Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un ‘Tarikatların Dersim’e bir zarar vereceğine inanmıyorum. Cemevinde cenazeleri Sünni hocalar kaldırıyor” şeklindeki açıklaması tepki çekti. Sokağa çıkarak mikrofon uzattığımız Dersimli yurttaşlar  Tunceli Cemevi Başkanı Yurt’un açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını belirterek, bu açıklamanın Dersim’e yakışmadığını belirtiller.

    “ÇOK SEVDİĞİ TARİKATLARIN YANINA GİTSİN”

    Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un fikirlerinin önem arz etmediğini söyleyen Engin Büyüktaş, “Burada tarikatların amacını hepimiz biliyoruz. Dersim’in tarikatlara ihtiyacı yok. Böyle adamların burada yeri olmamalı, çok sevdiği tarikatların yanına gidip orada ne yapmak istiyorsa yapabilir, Dersimli olarak böyle bir açıklamayı kabul etmiyorum” dedi.

    “DERSİM HALKININ BÖYLE BİR DEDEYE İHTİYACI YOK”

    “Böyle bir açıklama yapmış ama zaten kendisi Dersim’i temsil etmiyor” diyen Adil Turan ise, “Biz onu dede olarak da görmüyoruz. Bu kadar savunduğuna göre demek ki o tarikatların dedesi. Gidip onlarla dursun, bir an önce cemevini terk etse iyi olur. Dersim halkının böyle bir dedeye ihtiyacı yok” diye konuştu.

    “DERSİM’E VE ALEVİLİĞE YAKIŞMIYOR”

    Yaptığı açıklama tamamen hayal kırıklığı, artık bir şey yapılması gerekiyor çağrısında bulunan Haydar Kapar da, “Alevilerin cenazelerini oradan kaldırmaması gerekir. Çok tuhaf şeyler oluyor, söylemler yapılanlar hiç hoş değil. Oranın (cemevi) birinin tekelinde olması hiç hoş değil sonuçta bir inanç. Cemevinde Alevi dedelerinin olması gerekirken cami hocaları var bu işte bir terslik var. Dersim’e ve Aleviliğe yakışmıyor” dedi.

    “Bizim kendimize has kültürümüz, inancımız var” diyen Ali Hıdır Yıldırım, “Bu kültürümüzü toplum çok önemsemeli bunları hiçbir zaman yitirmemeliyiz. İnsanın en önemli değerleri; dilleridir, inançlarıdır, kültürleridir. Bir başkasının bu bölgeye gelip, inançlarımız hakkında hiçbir bilgisi olmamasına rağmen inancımızı farklı mecralara çekerek zaman zaman dil uzatabiliyor. Biz buna sessiz kalabiliyoruz. İnsanlar yaşadığı bölgede inançlarına sahip çıkmalı ve bir başkasının da buna dil uzatmasına müsaade etmemeli” dedi.

    “Kendince haklılık payı da vardır, haksız olduğu yönü de vardır” ifadelerini kullanan Hıdır Çil de şunları kaydetti:

    “Haklı olduğu taraf, gerçekten bizim sol görüşlü insanlar kültürüne, örfüne aslında sahip çıkmadığımızı belirtmek amaçlıdır. Tarikatlar, burada kendi kültürümüze sahip çıktığımız müddetçe hiçbir zaman bir varlık gösteremez. Öncelikle biz kendi kültürümüze sahip çıkmamız lazım.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimliler, Gülistan Doku’nun bir yıldır bulunamamasına tepkili-VİDEO

    Dersimliler, Gülistan Doku’nun bir yıldır bulunamamasına tepkili-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun bir yıldır bulunamamasını Dersimli yurttaşlara sorduk. Dersimliler Gülistan Doku konusunda devletin gereken çalışmayı yapmadığını ifade ettiler.

    Gülistan Doku’dan 5 Ocak’tan beri haber alınamıyor. Bir yıldır kayıp olan Gülistan Doku’yu Dersimli yurttaşlara sorduk.

    “BU OLAYIN AYDINLATILMASI GEREKİYOR”

    “Gülistan Doku’nun Dersim gibi bir yerde cinayete kurban gitmesi bizler için gerçekten üzüntü ve acı bir şey” diyen Ahmet Çakar, “Bizim beklentimiz katili varsa ortaya çıkartılması ve bu olayın aydınlatılması için Dersim halkı için sevindirici bir gelişme olacaktır. Dersim küçük bir yerdir, burada genç bir insanın cinayete kurban gitmesi zaten acılı olan insanların acısını daha da derinleştirmektedir, beklentimiz bu cinayetin sonuçlandırılmasıdır” ifadelerini kullandı.

    Serkan Sariataş isimli yurttaşa ise, “Gülistan Doku kaybedileli bir yıl oldu. Bu cinayeti açıklığa kavuşturan ben olamam bunu devletin yapması gerekiyor. Devlet en ufak bir ipucundan yola çıkarak bu soruşturmayı sonuçlandırabilir. Eğer isterlerse bu olayın aydınlatılmasının zor olacağını düşünmüyorum” dedi.

    Gerçekten çok üzücü bir olay olduğunu belirten Haydar Bal ise şöyle konuştu:

    “Güvenliğin çok sıkı olduğu bir yer Dersim. Bırakın bir insanın kaybolmasını, uçan kuştan haberinin bile olduğu yerde bir insanın kaybolması ve bir yıl geçmesine rağmen bir haber alınmaması üzücü gerçekten. Bu olay üzerinde ya ciddi olarak durulmuyor, ya da olayı açığa çıkarmak istemiyorlar. Bizim de can güvenliğimiz yok, yarın bizim de çocuklarımızın başına böyle bir şey gelirse kimden hesap soracağız. Çok ciddi bir olay umarım kamuoyunda tekrar gündeme getirilip bu olayın tekrar hızlandırılması ve bulunması en büyük temennimiz.”

    “DEVLETİN YETERSİZ KALDIĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

    Zeynep Altun ise, “Gülistan Doku’dan bir yıldır haber alınamıyor, şu ana kadar nerede ve ne olduğuna dair hiçbir bilgimiz yok devletin bu konuda yeterli olduğunu düşünmüyorum. Suya atlayıp intihar ettiği düşünülüyor ya da birileri tarafından öldürüldüğü düşünülüyor ama bununa ilgili hiçbir ipucu, kamera görüntüsü yok. Soruşturma nasıl devam ediyor, sadece suda arandığını biliyoruz. Bu yüzden devletin yetersiz kaldığını düşünüyorum. Bu konuyla daha detaylı ilgilenmeleri gerekiyor sonuçta bir yıl oldu” diye konuştu.

    “Çok zor bir süreç ailesi sürekli bir bekleyiş içinde, bir umut içinde” diyen Pınar Tan ise, “Devlet her şeye bir çare buluyor ama bu konuda sanki bir engel varmış gibi davranıyorlar. Eğer intihar etmiş olsaydı çoktan bulunacağını düşünüyorum. Gülistan Doku’nun intihar ettiğini düşünmüyorum, bir cinayet olduğunu düşünüyorum” diye belirtti.

    Sevda isimli bir yurttaş ise, “Ne olduğuna dair hiçbirimizin bir bilgisi yok, neden yargı bununla gerektiği gibi ilgilenmiyor bilmiyoruz. Zaten bununla ilgili bir fikir beyan edildiği zaman mağdur yine mağdur haline geliyor. Zaten o insanların ciğerleri yanıyor, evlatları kayıp bir de bununla mücadele ettikleri için mağdur oluyorlar. Ben bir vatandaş olarak bunu anlamıyorum. Kadın olarak başımıza bir şey geldiğinde ne kadar savunmasız, ne kadar hakkımızı arayamayacağımız bir ortamda olduğumuzu görüyorum” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Mersin pazar esnafı asgari ücret zammına tepkili-VİDEO

    Mersin pazar esnafı asgari ücret zammına tepkili-VİDEO

    PİRHA- Mersin pazar esnafına, asgari ücret zammını sorduk. Pazar esnafı, belirlenen asgari ücretin ne kendilerine ne de yurttaşa nefes aldırmadığını ifade etti.

    Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 28 Aralık’ta yaptığı toplantı sonrası yeni yılın asgari ücretini 2 bin 825 lira olarak belirledi. Pir Haber Ajansı olarak sokağa çıktık ve Mersin pazar esnafına, asgari ücret zammını sorduk.

    “ASGARİ ÜCRETLE İNSANLARIN GEÇİNMESİ ZOR”

    Asgari ücret zammından memnun olmadığını söyleyen bir yurttaş, “En az 3500 olması lazım. Asgari ücretle insanların geçinmesi çok zor, esnafın durumu da çok kötü” dedi.

    Bir diğer yurttaş ise, “Bence asgari ücret 3800 TL olması lazım en az, açlık sınırına göre. Durumumuz çok kötü, millet korkudan pazara gelmiyor her şey çok pahalı” diyor.

    Asgari ücret zammı yeterli olmadığını söyleyen esnaf, “En kötü 4000 TL olması gerekiyor. Asgari ücret zammından sonra da insanlar pazara rahat bir şekilde gelemez çünkü hayat pahalı” dedi.

    “ASGARİ ÜCRET YETMİYOR”

    Asgari ücret zammı garibanı öldürdüğünü söyleyen yurttaş, “2800 TL ile nasıl geçimini sağlayacaklarsa helal olsun onlara. Yani en azından 3500-4000 TL olması gerekiyor. Müşteri 200 lirayla pazara geliyor ama istediğini alamıyor” diyor.

    Bir diğer esnaf ise, “Pazarcının durumu kötü, vatandaş bir şey alamıyor. Ucuz bir şey var mı, asgari ücret yetmiyor. Elektriğini mi ödesin suyunu mu ödesin pazar alışverişini mi yapsın memnun değiliz. Çünkü insanların yaptıkları alışverişten belli, önceden insanlar poşetleri dolduruyordu şimdi tane tane alıyorlar. Asgari ücret zammını az buluyorum en az 3500 TL olması lazım. İnsanlar ne yapsın kiralar yüksek, her ay elektriğe, suya zam geliyor” dedi.

    Emekli bir yurttaş ise, ”Utansınlar başka bir şey demiyorum. Onlar parayı alıyorlar, biz burada sürünüyoruz. 2300 TL’ye talim ediyoruz. Asgari ücret zammı yetersiz, en az 4500 TL olması gerekiyor. Hiç kimse vatandaşı düşünmüyor. Bu hayat mı resmen işkence çekiyoruz” diyerek asgari ücret zammına tepki gösterdi.

    Kadın esnaf ise, “Zam yapmasınlar yeter, asgari ücret 3000 TL’de olsa 4000 TL’de olsa zam olduktan sonra bir faydası olmaz” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • Dersimliler: Devlet hiçbir katliamın hesabını vermedi, toplumsal barış zor gelir–VİDEO

    Dersimliler: Devlet hiçbir katliamın hesabını vermedi, toplumsal barış zor gelir–VİDEO

    PİRHA-Maraş Katliamı’nın 42. yılında Dersimlilere mikrofon uzattık. Bu ülkede devletin hiçbir katliamın hesabını vermediğini vurgulayan Dersimliler, “Maraş, Sivas, Çorum ve Dersim gibi birçok yerde katliamlar oldu. Bu ülkede katliamlarla yüzleşilmediği sürece toplumsal barış çok zor gelecek” dediler.

    Maraş Katliamı’nın üzerinden tam 42 yıl geçti. 19 Aralık ile 26 Aralık 1978 tarihleri arasında, sadece bir hafta içerisinde resmi verilere göre 111 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, 210 ev ve 70 iş yeri tahrip edildi. Resmi olmayan beyanlara göre ise 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi.

    Katliam sonrası binlerce Alevi yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kaldı. Katliama dair etkin bir soruşturma ise yapılmadı.

    Maraş Katliamı’nın 42. yılında Dersim’de halka mikrofon uzattık.

    “BU ÜLKEDE HİÇBİR KATLİAMIN HESABI SORULMAZ”

    Turgut Örgün adlı yurttaş, “Bu ülkede devlet hiçbir katliamın hesabını verememiş ki bunun hesabını versin. Maraş Katliamı’nda 125 insan öldürüldü dediler ama en az 300-400 insan öldü. Peşinden ne oldu? Sivas Katliamı oldu, 33 insanı yanarken bütün Türkiye seyretti. Hesap mı soruldu kim ne dedi? Bu ülkede hiçbir katliamın hesabı sorulmaz ama Alevilerin hiç sorulmaz” dedi.

    Cemal Söylemez ise, “O dönem lisedeydim. Çok kötü dönemlerdi, faşizmin bu ülkede zirve yaptığı dönemlerdi. Hiçbir sorgulama mantalitesi olmayan ülkede yüzlerce canımızı kaybettik büyük bir acıydı” diye konuştu.

    Mehmet Yıldız da, “Zalimliktir, unutulmayan bir yaradır. Kafamızdan gece gündüz çıkmıyor. Sadece Maraş Katliamı olmadı, ülkemizde katliamlar çoktur. Katliamlar Sivas, Çorum ve Dersim’de oldu ve biz daha huzura çıkmadık” diye belirtti.

    “BU ÜLKEDE KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDİĞİ SÜRECE TOPLUMSAL BARIŞ ZOR GELİR”

    Şeref Coşkun ise, “O zamanlar çocuktuk ama bugün hala anlatılıyor ve bugün olayın etkilerini daha çok hissediyoruz. Bugün de yine aynı şeyler yapılmak isteniyor, bunun farkındayız. Maraş’ta insanların katledildiklerini iyi biliyoruz, faillerinin ancak birkaç tanesi yargılanmıştır ama diğerleri hala içimizdeler. Ellerinden gelse bugün yine aynı şeyi yaparlar” dedi.

    Cem Vazo adlı yurttaş da şunları kaydetti:

    “Alevilere, Kürtlere hiç acımadan çocuk, kadın, yaşlı demeden sopalarla vurarak katlettiler. Maraş’ı sorgulamadan önce Dersim Katliamı’yla ilgili bir özür dilediler mi? Maraş, Çorum, Sivas katliamlarını sayabiliriz ama unutmadık, unutturmayacağız. Bununla ilgili bir özür de dilenmedi, aksine faillerinin önleri açıldı. Bu ülkede katliamlarla yüzleşilmediği sürece toplumsal barış çok zor gelir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimliler: Tarikat örgütlenmesi yeni bir şey değil; direneceğiz! -VİDEO

    Dersimliler: Tarikat örgütlenmesi yeni bir şey değil; direneceğiz! -VİDEO

    PİRHA-Dersim’deki tarikat örgütlenmesiyle ilgili Dersimlilere mikrofon tuttuk. Yıllardan beri Dersim’e uygulanan bir asimilasyon politikası olduğunu vurgulayan Dersimliler, “Bu, tarikatçıların yeni başlattığı bir şey değil, Dersim halkının inancını, kültürünü, dilini dönüştürmeye yönelik bir çalışmadır” dedi.

    Dersim Araştırmalar Merkezi’nin Dersim’deki tarikat örgütlenmesiyle ilgili yaptığı çalışma hakkında Dersim’de halka mikrofon uzattık.

    “DERSİM HALKININ İNANCINI VE KÜLTÜRÜNÜ DÖNÜŞTÜRMEYE YÖNELİK”

    Hasan Demir adlı yurttaş, “Dersim’deki halkın, inancı, duruşu, kimliği ve gelenekleri sisteme uygun değildir. Çünkü sistem Türklük ve Sünnilik üzerine kurulmuş bir yapı ve burayı da dönüştürmek için öteden beri bir çalışma var. Bu şimdiye dönük bir şey değil, 38 zamanında bunun temelleri atılmış ve aynı yapı sürdürülüyor. Bu şimdiye ait bir şey değil geçmişten şimdiye kadar dersim halkının inancını, kültürünü, dilini dönüştürmeye yönelik bir çalışmadır. Dersimlilerin de yapması gereken kendi inanç ve kültürüne sahip çıkmalarıdır” dedi.

    “TARİKAT ÖRGÜTLENMESİ FETHULLAHÇILARIN BU ŞEHRE YERLEŞMESİYLE BAŞLADI”

    Cihan Hoşoğlu ise “Dersim’deki tarikat örgütlenmesi yeni bir şey değil” diyerek şunları söyledi:

    “Bunun en belirgin özelliği Fethullahçıların bu şehre yerleşmesiyle başladı ve sonra da sadece isim değiştirerek devam ediyor. Hiç hızını kesmedi başka bir yapılanma gelip aynı şekilde devam ediyor. Ama burada önemli olan isimlerin değiştirilmesi değil, önemli olan buranın asimilasyon politikalarının uygulandığı bir şehir olarak seçilmesi. Ama biz elimizden geldiğince direnmeye devam edeceğiz.”

    “YILLARDAN BERİ DERSİM’E UYGULANAN BİR ASİMİLASYON POLİTİKASI VAR”

    Alican Daş da, “Yıllardan beri Dersim’e uygulanan bir asimilasyon politikası var. Bu tarikatçıların yeni başlattığı bir şey değil” dedi.

    Agit Aral ise, “Devlet burada kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor ve gittikçe bunu kurumsallaştırmaya çalışıyor. Tarikatlar özellikle yoksul kesimi hedef alıyor. Bu konuda bütün Alevilere büyük görevler düşüyor. Bugün tekrar Alevi-Kızılbaş inancına sahip çıkmamız gerekiyor. Dersim’de Sünni-İslam teziyle bunu yapmaya çalıştılar. Soykırımdan geçirilen bir toplumun acısıyla halen yüzleşmeden, Dersim ismi iade edilmemişken, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri daha tespit edilememişken bugün tarikatların tekrar bu toplumu sömürmelerine asla izin vermemek gerekiyor” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

     

     

     

  • Dersimliler: Ekonomik durum hiç iyi değil, bu gidiş düzeltilmeli-VİDEO

    Dersimliler: Ekonomik durum hiç iyi değil, bu gidiş düzeltilmeli-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’de ekonominin giderek kötüleşmesine bir de pandeminin eklenmesi halkın belini büküyor. Ekonominin kötüye gidişinin halka etkisi çok büyük oldu. Dersim’de mikrofon uzattığımız yurttaşlar, “Bugünün şartlarında hastalıktan dolayı ekonomik sıkıntılar ön plandadır. Hastalıktan dolayı satış yapamıyoruz, bazen siftah yapmadan eve gittiğimiz günler oluyor” dedi. 

    Hükümet yetkilileri her ne kadar “her şey yolunda” söylemlerini dillendirseler de sokakta başka bir manzara var. Dersim’de halka mikrofon uzattık ve hayatlarındaki en büyük sorunun ne olduğunu sorduk.

    “EKONOMİMİZ NEDEN BU KADAR KÖTÜLEŞTİ ONU DA BİLMİYORUZ”

    Bir yurttaş “Geçinebiliyor musunuz?” sorumuza “Pandemi var insanlar geçinemiyor, ekmek parası bulamıyor Allah yardım etsin. İyi kötü şimdiye kadar geçindik ama şimdi geçinemiyoruz çünkü ekonomik sıkıntılar var ekonomimiz neden bu kadar kötüleşti onu da bilmiyoruz” diye cevap verdi.

    “TÜRKİYE’NİN HALİ GÜZEL DEĞİL”

    Başka bir yurttaş ise şu anki durumu, “Biz yaşlılara verdikleri para 700 lira. Bu parayla kendimizi nasıl doyuralım. Çocuklarımız perişan herkes aç susuz. Türkiye’nin hali güzel değil. Baştakiler övünmesin biz çok iyi yönetiyoruz, diye. Bir yandan yoksulluk, bir yandan hastalık, insanlar çaresiz. Biraz merhamet etsinler ve insanlara yardım etsinler” dedi.

    “ENGELLİLERE SAHİP ÇIKILMASINI İSTİYORUM”

    Engelli bir yurttaş ise yaşadığı sorunları, “Dersim’de çok büyük sıkıntılar yaşıyorum. %95 engelliyim, sol tarafım felç. Doğru düzgün bir gelirimiz yok, devletten destek bulamıyoruz, her ay tedaviye Elazığ’a gidiyorum. Bunları kendi cebimden veriyorum. Engellilere bir kapı açılmasını istiyorum. Engellilere sahip çıkılmasını istiyorum” dedi.

    “HİÇBİR ŞEYDEN YERDEN DESTEK ALAMIYORUZ”

    Bir diğer yurttaş da, “Bugünün şartlarında hastalıktan dolayı yaşadığımız sıkıntılar, ekonomik sıkıntılar ön plandadır. Hastalıktan dolayı satış yapamıyoruz bazen siftah yapmadan eve gittiğimiz günler oluyor. Bundan dolayı ekonomik sıkıntılar yaşıyoruz ve hiçbir yerden destek alamıyoruz” diye konuştu.

    “DEVLET BU SIKINTILARIN ÖNÜNE GEÇSİN”

    Halkımızın durumu perişan diyen yurttaş, “İşsizlik almış başını gitmiş insanlar sıkıntıda. Geçim sıkıntıları giderek artıyor, devlet bu sıkıntıların önüne geçsin. Durum hiç iyi değil bu gidiş düzeltilmeli. Ülkemizin bir an evvel toparlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/DERSİM

  • Vatandaşlardan zam tepkisi: Çocuklar artık briket yemeye başladı!-VİDEO

    Vatandaşlardan zam tepkisi: Çocuklar artık briket yemeye başladı!-VİDEO

    PİRHA- Maaşlar yerinde sayarken elektrik ve doğalgaza gelen zamlar vatandaşın belini büküyor. Son bir yılda 10 kez yapılan zam sadece iki kez indirime girdi. Halka etkisi ise oldukça büyük. Bir vatandaş tepkisini, “Çocuklar artık briket yemeğe başladı. Korkarım camı pencereyi de yemeye başlayacaklar ama önümüz kış” diye dile getiriyor.

    Artık vatandaşlar doğalgaz ve elektriğe yılda kaç kez zam geldiğinin hesabını tutamıyor.

    Elektrik ve doğalgaz fiyatlarına son bir yılda 10 kez zam yapılırken, sadece iki kez indirime gidildi. Elektrik fiyatları son olarak 30 Eylül’de 15 zam daha zamlandı. Konunu uzmanları ise BOTAŞ’ın doğalgaz termik santrallerine yaptığı gaz satış fiyatının yüzde 100 arttığına işaret ederek, elektrikte yüzde 25 zam dahal yolda olduğunun sinyallerini veriyor.

    Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) de yapılan elektrik zamlarının geri çekilmemesi halinde  konunun yargıya taşınacağını belirtti.

    Peki tüm bunlardan yurttaş nasıl etkileniyor? İstanbul Taksim Meydanı’nda halka mikrofon uzattık ve zamların kendilerini ne kadar etkilediğini sorduk.

    Zamlara tepki gösteren yurttaşlar, yaşam standartlarının çok aşağısında olan asgari ücret ile bu faturaların kendilerini çok zorladığını söylüyor.

    Kimi, ‘elektrikleri söndürün’ kimi, ‘daha beterinden korusun’ diyerek teselli bulsa da, ‘Güldüğüme bakmayın içim kan ağlıyor’ diyerek zamlara tepkilerini dile getiriyorlar.

    “EVDE ÇOCUKLAR BRİKET YİYOR”

    Bir yurttaş “Geçinebiliyor musunuz?” sorumuza “Geçinmek mi neden bahsediyorsun sen? Evde çoluk çocuk briket yemeye başladı” diye cevap veriyor.

    “TÜRKİYE’DE ASGARİ ÜCRET 6-7 BİN TL”

    Başka bir yurttaş ise şu anki durumla ironi yaparak “Ekonomimiz gayet iyi olduğu için problem yok. Maaşlarımıza da aynı oranda zam aldığımız için sıkıntı çekmiyoruz. Yüzde 15 elektriğe zam geliyorsa maaşlarımıza yüzde 30-40 zam oluyor. Bolluk içinde yaşayıp gidiyoruz daha ne isteyelim ki… Türkiye’de asgari ücretin herhalde 6-7 bin tl olması lazım. Kıskanıyorlar bizi. Avrupa’da falan düşük 300-400 euro 2 bin, 2 bin 500 tl herhalde oralarda. Türkiye cumhuriyeti olarak öyle bir problemimiz yok. Asgari ücret gayet yeterli. resmi rakamları çok iyi biliyorum da ironi yapıyorum” diyor.

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN

    İSTANBUL

  • Avcılar’da halkın asgari ücret tepkisi: Sonunda giyeceğim sarı yeleği-VİDEO

    Avcılar’da halkın asgari ücret tepkisi: Sonunda giyeceğim sarı yeleği-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Avcılar’da sokağa, asgari ücret beklentilerini sorduk. Cevaplar net, bu zamlarla, enflasyon oranlarıyla krizle, “Allah asgari ücretlinin yardımcısı olsun” temennisinden öte gitmiyor. 

    2019 yılında uygulanacak asgari ücret, gelecek hafta komisyonun yapacağı son toplantıda belli olacak. Asgari Ücret Komisyonu’na raporunu sunan Türkiye İstatistik Kurumu asgari ücretin minimum 2 bin 213 TL olmasını önerdi.

    İstanbul Avcılar’da biz de halka mikrofon uzattık. Asgari ücretin 2 bin TL’yi geçmesi konusunda yurttaşlar genelde hem fikir. Asgari ücretle çalıştığını söyleyen çoğu yurttaş, ücretlerinin hiçbir şeye yetmediğini söylüyor. Çoğu mütevazi bir beklenti ile 2000 TL dese de yetmeyeceğinin bilincinde. Kimi ise asgari ücretten önce ekonomik krizin, zamların son bulmasını istiyor. Bunlar çözülmediği sürece asgari ücretin ne kadar arttığının da pek öneminin olmadığı görüşündeler.

    “SONUNDA GİYECEĞİM SARI YELEĞİ”

    Asgari ücretin minimum 2700 TL olması gerektiğini söyleyen bir yurttaş da, “Yine yetmez bana, ne kadar para versen o kadar isterim. Çünkü kiralar zaten 1500 TL. Halkalı’da oturuyorum. Nasıl geçineceğim ben. Zaten asgari ücret bu kadar. Yalan mı? Ben 3500 TL para kazanmama rağmen yetmiyor. Ben de sonunda bir sarı yelek giyeceğim. Hıyar mıyım neyim ya patlıcanı kızartmadan mı yiyeyim yani. Ne istiyor bu devlet bizden.” diyor.

    “ASGARİ ÜCRET 5 BİN TL OLMALI”

    Cumhurbaşkanı’na seslenen bir öğrenci de, “Asgari ücret 5000 TL olmalı” diyerek şöyle konuşuyor:

    “Bunun kirası, faturası, mutfak masrafı var. Millet ne yapsın? 2000 TL’ye ev dönmez yani. Ayrımcılık yapmamaları lazım.”

    “HER ZAMDA BİR ADIM GERİYE GİDİYORUZ”

    Emekli iki kız kardeş de asgari ücreti sorduğumuzda sinirleniyorlar:

    “8 yıl çalıştım asgari ücretten yatırıldı maaşımız. Zaten aldığımız emekli maaşları kuş kadar. Şimdi de aynı kurban yeni gelecek. Biz iki kardeş birbirimizi dengeliyoruz. ‘Sende var bana ver. Ben de var sana vereyim borcunu kapat.’ Aldığımız emekli maaşı ile bir hafta ancak yetiyor bize, insan gibi yaşarsak eğer. Zam mı vermeden almadılar mı? Biz her zamda bir adım geriye gidiyoruz.”

    “ASGARİ ÜCRETİ DUYUNCA SİNİRLERİM BOZULUYOR”

    “Ben şu an bile asgari ücretin ne kadar olduğunu bilmiyorum” diyen bir yurttaş da, “Aslında ilgilenmiyorum. Çünkü sinirlerim bozuluyor onu öğrendiğim zaman. Ama çok düşük olduğunu ve kimseye yetmediğini biliyorum. Biz bile geçinemiyoruz onlar nasıl geçiniyorlar.” ifadelerini kullanıyor.

    “3 KİŞİ ÇALIŞMAMIZA RAĞMEN GEÇİNEMİYORUZ”

    Bankta oturan asgari ücret ile geçinen gençlere sorduğumuzda ise, “Asgari ücret yükselip üzerine zamlar da gelecekse zor. Üç kişi çalışıyoruz, evimiz kira ve bir çocuk okutuyoruz. 3 kişi çalışmamıza rağmen çok zorlanıyoruz. Bir de tek başına asgari ücretle çalışan birini düşündüğümüzden gerçekten çok zor.” diyor.

    “‘GEÇİNİYORUM’ DİYENLER YALAN KONUŞUYOR”

    Emekli maaşı yetmeyince balıkçılık yapmaya başlayan bir yurttaş da, “Türkiye’de yaşayıp da ben emekliyim, aldığım paradan çok memnunum diyen emeklilerin tamamı yalan konuşuyor.” diyerek tepki gösteriyor.

    “YETİYOR”

    10 senedir emekli olan bir kişi ise diğer yurttaşların aksine hayatından oldukça memnun:

    “Emeklilik maaşım iyi. Yetiyor. İnsan gibi yersen yetiyor. İnsan gibi yemezsen yetmez.”

    İşveren bir kadın da 2000 TL’nin yeterli olacağını düşünenlerden. “Artık kimse tek başına çalışmıyor. Yeterli olabileceğini düşünüyorum.” diyor.

    “YETMİYOR”

    Üniversite mezunu atama bekleyen bir öğretmen de, “2300 TL olmalı. Her şeye zam geliyor. Asgari ücret hiçbir şeye yetmiyor. Üniversite mezunuyum fakat hiçbir yerde iş bulamıyorum. Allah işsizin ve asgari ücretlinin yardımcısı olsun” temennisinde bulunuyor.

    “GİDERLER BELLİ BİR SEVİYEDE TUTULMALI”

    Anketörlük yapan üniversite öğrencisi üç gence mikrofonumuzu uzatıyoruz. Asgari ücret ile geçimin zor olacağını düşünüyor biri. “Evde tek kişinin çalışması ile geçinmek çok zor.”

    Asgari ücreti bize soran diğer genç de, “En azından 2000 TL olması gerekiyor. Yeter bence. Şu anda bile 4 çocuklu bir aileye yetiyor.”

    Diğeri araya girip, “Her şey pahalılaştı. Asgari ücretle kişinin hayatını devam ettirebilmesi zor. Çoğu şeyden eksik kalıyor. Çocuğunun istediğini yapamadıktan sonra çalışmanın ne önemi var. Asgari ücreti 5000 TL’de yapsanız ona göre de giderler artacak. Asgari ücretin artıp azalmasından ziyade giderlerin belli bir seviyede tutulması lazım.” diyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sokağa mikrofon uzattık: Saray’da kriz yok, kriz burada-VİDEO

    Sokağa mikrofon uzattık: Saray’da kriz yok, kriz burada-VİDEO

    PİRHA- Hükümet yetkilileri, “Ekonomiyi toparlamaya başladık”, “Türkiye’de yaşanan bu sıkıntılar psikolojik” gibi açıklamalar yapsalar da gerçeklik bunun tam tersini gösteriyor. Zamlardan belini doğrultamayan vatandaş, pazardaki fiyatların sadece psikolojilerini değil ceplerini de nasıl etkilediğini anlatıyor. 

    Türkiye’de asgari ücretle geçinenler belini bir türlü doğrultamıyor. Dövizin artışı, liranın değer kaybetmesi bunlarla beraber en temel ihtiyaçlardan başlayarak gelen zamlar… Bir yıl önce aldığını bu yıl alamayan, bir yıl önce yediğini bu yıl yiyemeyen, bir yıl önce ısındığı gibi ısınamayan halkın bir gerçekliğini sokakta gördük.

    İstanbul’un en merkezi yerlerinden biri olan Taksim İstiklal Caddesi’nde halkın nabzını tutmaya çalıştık. Çoğu kapanmış dükkanlar, her tarafında indirim yazan mağazalara daha az giren insanlar, işsizlikten volta atanlar, yurt dışından değer gören parası ile Türkiye’de tatil yapanlar…

    İndirim yazan bir mağazanın önünde oturan yaşlı bir amca ile karşılaşıyoruz önce. Emekli amca maaşının 1200 TL’sini otele veriyor. Çamaşırlarını geçen yıl 8 TL’ye yıkayan amca bu yıl 25 TL’ye yıkatabiliyor. “Türkiye bitmiş. Durum kötü, yani bildiğin gibi değil” diye yorumluyor ekonomik krizi.

    Almanya’dan tatile gelen bir genç de bize doğru geliyor ve ekonomiye ilişkin şunları söylüyor: Her yerde zam var. Mağazalarda insan göremiyorsunuz. Alım gücü oldukça azaldı.

    “PSİKOLOJİMİZ PAZARDA BOZULDU”

    Nurettin adlı bir vatandaş da ekonomik krizden nasibini alanlardan. “Ben 3 senedir bu ülkede işsizim. İstiklal’de gidip geliyoruz taşları ölçüyoruz” diyen Nurettin adlı vatandaş malulen emekli olduğu maaşla geçiniyor. İçişleri Bakanı’nın ekonomik krizin psikolojik olduğuna dair sözlerine de, “Kendisi bir halk pazarına insin” diye cevap veriyor.

    “KRİZ YOK, HER ŞEY ÇOK GÜZEL” DİYEN DE VAR

    Muhammet Çoban için ise var olan bir kriz yok. Asgari ücretin iki katı maaş alan Çoban, “Turist çekiyoruz. Hiçbir sorun yok. Paramız değerli. Evlerimizdeki altınlarımız, dövizlerimizi bozdurduk. Ama hala hiçbir sorun olduğunu düşünmüyorum ekonomik olarak. Tatillerimizi çok güzel yapıyoruz” diyor.

    “HER ŞEY BERBAT”

    Turizmci olan Nihal Yüksel, “Her şey berbat. Nereden başlayayım ki” diyor.

    Yüksel biraz da öfkelenerek şöyle konuşuyor:

    “Hayat pahalı. Bunlar zaten birbirini tetikliyor. Birçoğu uyduruktan zamlar koyuyorlar. Bir kesim kazanıyor. Bir kesim batıyor. Yakında iki ayda bir gelecek doğalgazı da yakamayacağız. Rahatsızız. Emekliyim mümkün değil çalışmasam hayatta geçinemem. Bu kadar zamlar oluyor bari emekliye de olsun.

    Psikolojimizi bunlar bozuyor. Ne psikolojikmiş. 8 liraya domates yemenin psikolojisi mi var. 8 lirayı görünce zaten psikolojim bozuluyor. Böyle konuşmuyorlar mı iyice zıvanadan çıkarıyorlar insanları. Her şeye zam bize, maaşımıza zam yok.”

    “ÖNCE SARAY’DAN KESSİNLER”

    Alaattin Keleş 3 senedir İsviçre’de yaşıyor. Türkiye’ye tatile gelen Keleş, “Ekonomik kriz benim açımdan yok. Döviz yüksek fiyatlar benim için iyi. Genel olarak baktığın zaman halkın durumu iç açıcı değil.

    Ülkedeki yüzde 20 çok zengin yüzde 80 çok fakir. Yüzde 20’de kriz tabii ki. Saray’da da kriz yok. Saray’dan önce kesmeleri lazım. Mitinglerden kesmesi lazım. İnsanlar kredi kartı ile geçiniyor” diyor.

    “DOKTORA BİLE GİDEMİYORUZ”

    İşçi emeklisi Adnan Oruç da krizin ötesinde bir pahalılık olduğunu düşünüyor.

    Oruç, “Recep efendi insanlarla artık dalga geçiyor. Bırak geçinmeyi doktora bile gidemiyorum. Ben onlara değil kendime kızıyorum. Toplumlar layık oldukları ortam ve düzende yaşamaya mahkumdur. Bunun sorumlusu da soluz diyenler. Kenan Evren’i bile eleştiremezler. Evren’in yolunu da açan soldur” ifadelerini kullanıyor.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Vartolu yurttaşlar: Demokratik 25 Haziran sabahını düşlüyoruz-VİDEO

    Vartolu yurttaşlar: Demokratik 25 Haziran sabahını düşlüyoruz-VİDEO

    PİRHA – 24 Haziran seçimlerine ilişkin PİRHA’ya konuşan Varto halkı, demokratik özgür bir yaşamın olduğu 25 Haziran sabahı düşlediklerini ifade ettiler. 

    Alevilerin yoğun olarak yaşadığı ilçelerden olan Muş’un Varto ilçesinde halka mikrofon uzattık. OHAL’in en etkin biçimde yaşandığı Varto ilçesinde en çok baskı Halkların Demokratik Partisi üzerinde. Belediyesine kayyum atanan ilçede birçok HDP üyesi ve yöneticisi tutuklu bulunuyor. HDP, bölgede seçim çalışmalarına halkın desteğiyle devam ediyor. Korkunun yoğun olarak yaşandığı ilçede halk, HDP seçim bürosuna girerken bile tedirginlik yaşıyor.

    Varto sokaklarında her daim askeri zırhlı araçlar sabahtan akşama kadar geziyor. Böyle bir ortamda seçime gidilmesinin korku ve tedirginlik yarattığı halka seçimden beklentilerini sorduk. Düşüncelerini ifade etmenin bile kendisi için bir tehdit oluşturduğunu söyleyen yurttaşlar, bu baskının son bulmasını ve barışın gelmesini istediler.

    “BİRLİKTE ÖZGÜR YAŞAMI YAKALAMAK İSTİYORUZ”

    Yurttaşlar, “Türkiye’de toplumsal bir ayrışma var, bu kutuplaşma son safhaya kadar çıktı. 24 Haziran seçimleri, nasıl bir yol izleneceğinin seçimi olacak. Ya ayrışacağız düşünce, dil, din, ırk olarak ya da bütün bu mozaikler içerisinde çok demokratik bir yapıyı içinde barındıran 25 Haziran sabahını düşlüyoruz. Birlikte özgür yaşamı yakalamak istiyoruz” diye konuştular.

    Halk, tek adam rejimine dur demenin yolunun 24 Haziran seçimlerinde olduğunun altını çizerek oylarını barış, kardeşlik için vereceklerini dile getirdiler.

    VARTO/PİRHA

  • Adıyamanlı yurttaşlar: OHAL döneminde seçim demokrasiye, insan haklarına aykırıdır-VİDEO

    Adıyamanlı yurttaşlar: OHAL döneminde seçim demokrasiye, insan haklarına aykırıdır-VİDEO

    PİRHA- 24 Haziran erken seçim yaklaşırken Adıyaman’da sokağın nabzını tuttuk. Yurttaşlara 24 Haziran seçimlerini sorduk. Yurttaşlar Olağanüstü Hal döneminde erken seçime gidilmesine tepkili.

    Adıyaman’da sokağa 24 Haziran erken seçimi sorduk. Olağanüstü Hal döneminde erken seçime gidilmesine tepkili olan yurttaşlar, sağlıklı bir seçim süreci olamayacağına işaret ettiler.

    “KAÇAMAK SEÇİM DEMEK DAHA DOĞRU OLUR”

    OHAL döneminde erken seçime gidilmesinin demokrasiye ve insan haklarına aykırı bir durum olduğunu ifade eden emekli yurttaş Aziz Akdağ, “Buna kaçamak seçim demek daha doğru olur diye düşünüyorum” dedi. Seçim çalışması yürüten partilerin koşullarının eşit olmadığına dikkat çeken Akdağ, “Örneğin HDP’nin cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş cezaevinde. Cezaevindeki bir aday nasıl halkla buluşacak, nasıl kendini halkına anlatacak? AKP-MHP ittifakı var. AKP’nin genel başkanı aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletinin de cumhurbaşkanıdır. Devletin bütün imkanlarıyla alanlara çıkarken muhalefetin ona daha yakın bir güce sahip olması, HDP’nin tamamen izole edilmiş bir şartta seçime gideceği, dengeleri zorlayacağına ihtimal veriyorum” şeklinde konuştu. İki yıllık bir süreç içerisinde Türkiye’de haberleri izleyemeyecek duruma geldiklerini belirten Akdağ, savaş koşulları içinde bulunulmasını ve ekonomik sıkıntıların yönetimle alakalı olduğunu vurguladı.

    “AKP DIŞINDAKİ PARTİLER SEÇİM ÇALIŞMALARINI DÜZGÜN YAPAMAYACAKLAR”

    OHAL’de seçime gidilmesini yanlış bulduğunu söyleyen Abuzer Görmez isimli bir yurttaş da kapatılan basın yayın organlarına dikkat çekti. Görmez, “Şu süreçte AKP dışında kalan partilerin hiçbiri seçim çalışmalarını doğru düzgün yapamayacaktır. Çünkü medyada yer alamayacaklar. Kendi televizyonları ve yayın organları kapatıldığı için kendilerini tamamıyla ifade edemeyecekler” dedi. Alevi olduğunu da ifade eden Görmez, Aleviler olarak büyük sorunlar yaşadıklarını, sürekli ötekileştirildiklerini belirtti. Kendilerini kendi basın organlarından ifade edemedikleri zaman kimsenin yaşadıkları sorunlardan haberdar olmadığını da kaydeden Görmez, “Ülke güllük gülistanlıkmış gibi bir durum yaratılıyor” dedi.

    “OHAL KALDIRILMALI”

    OHAL’in kaldırılmasının daha güzel olacağını ifade eden Hıdır Çekim ise insanların kendilerini daha rahat ifade edebilmeleri için OHAL koşullarında bir seçimin olmaması gerektiğine vurgu yaptı.

    “BÜTÜN KESİMLERİ İÇİNE ALACAK BİR İTTİFAK OLMALIYDI”

    KHK ile ihraç edilen eğitimci Abdullah Demir de seçimlerin baskın bir seçim olduğunu belirterek AKP-MHP ittifakının seçime hazırlıklı olduğunu ancak diğer siyasi partilerin hazırlıksız yakalandıklarını kaydetti. Cumhur İttifakı’na karşı kurulmaya çalışılan ve HDP’nin dışarıda bırakıldığı ittifakta eksiklikler olduğuna işaret eden Demir, bütün kesimleri içine alacak ve kapsayacak bir ittifakla bu antidemokratik yönetime karşı gelinebileceğini de ekledi. Seçim ve sandık güvenliğine dikkat çeken Demir, seçimde yapılabilecek hilelere karşı siyasi partilerin ciddi bir şekilde önlem almaları gerektiğini belirtti.

    “DEMOKRATİK GÜÇLERE ÇOK İŞ DÜŞÜYOR”

    Antidemokratik koşulların yaşandığı bir süreçte seçimin de sağlıklı geçeceğini düşünmediğini ifade eden Ayşegül Yücetaş ise siyasetçilerin, gazetecilerin cezaevinde olmasına dikkat çekti. İki blok ittifak olduğunu ve HDP’nin ise ittifak dışı bırakıldığını söyleyen Yücetaş, “Sanki HDP barajın altında bırakılmak isteniyor gibi bir durum söz konusu. Bu durumda demokratik güçlere çok iş düşüyor. Demokrasi isteyen tüm insanların güçlü bir şekilde bu seçime hazırlanması gerekiyor” dedi.

    Mustafa YÜKSEL/Suay ABAK
    ADIYAMAN

  • Halk ekonomik gidişattan nasıl etkileniyor? İşte yanıtlar- VİDEO

    Halk ekonomik gidişattan nasıl etkileniyor? İşte yanıtlar- VİDEO

    PİRHA – Her geçen gün ekonominin kötüye gittiği, geçinmenin zorlaştığı İstanbul’da halka mikrofon uzattık. Kimi ekonominin iyi olduğunu söylerken kimi geçim  sıkıntısı yaşadığını belirtti. Kimileri ise kameraya konuşmaktan çekinerek, yaşadıkları zorlukları anlattı. Halka göre ekonominin düzelmesi, barışın inşa edilmesinden geçiyor. 

    Türkiye’de yaşanan darbe süreci ve sonrasında yaşananlar ekonominin iyice kötüye gitmesine sebep oldu. Asgari ücretin düşük olması insanların geçim sıkıntı yaşamasına neden oluyor.

    Pir Haber Ajansı olarak sokağa çıktık ve yurttaşlara ekonomik gidişattan memnun olup olmadıklarını sorduk. Konuşan yurttaşlardan kimi, yılı borçla bitirip diğer yılda borcu kapatmak için çalıştığını söylüyor. Kimi Türkiye ekonomisinin iyi olduğunu belirterek “İş beğenmemezlik yaparsam işimden de olurum” diyerek aslında geçinmekte zorlandığını vurguluyor. Kimi iş verenler ise 10 liraya aldıkları malzemenin 15 lira olduğunu belirterek zamlardan dolayı işlerin azaldığını söylüyor.

    İstanbul’da Cihangir, Karaköy ve Beyoğlu’nda halka PİRHA mikrofonunu uzattık. Ekonomik kazançları nasıl, aldıkları ücretle geçinebiliyorlar mı?

    “İŞ BEĞENMEZLİK YAPARSAM PARAMDAN DA OLURUM”

    Özgür balonculuk yapıyor. Dede mesleği. 99’dan beri Cihangir’de yaşıyor. 24 yaşında. Yaklaşık 6- 7 yıldır balonculuk yapıyor. Ekstra başka işlerde de çalıştığını söyleyen Özgür “Geçinmek zor” diye de ekliyor. 1 günde sadece 3-5 tane balon satabildiğini satışlarının iyi olmadığını söyleyen Özgür şöyle devam ediyor konuşmasına:

    “Ekonomimiz, her geçen gün yükseliyor. Şartları sorarsan bizler için biraz zor geçiyor. Geçinemiyorum ama kimseye de şikayet bulamam, bu benim elimde. İş beğenmezlik yaparsam başka bir iş seçersem paramdan da olurum, işimden de olurum. Bu sefer ekonomik olarak düşmüş olurum. Devletin de bence çok fazla yapabileceği bir şey yok. Çünkü bu ülkede işverenlerin çoğu belli. ‘Biz bunu bu kadar verebiliyoruz’ diyor, devlet de bunu bir anda kesemiyor. Ona göre grevler başlayabilir. Devletin çok fazla rolü yok bence burada. En fazla asgari ücreti bir 100, 150 lira daha artırabilir. O da iyi bir rakam bence. Ekstra işlere çıktığım için denk getirebiliyorum. Ekstralarım olmadığı takdirde çöküşte olabilirim.”

    “KREDİ KARTLARIYLA İDARE EDİYORUZ”

    Emekli olduğu halde yetiştiremeyip ekstra iş yaptığını söyleyen Lütfi Şimşek, “Ayaklarımızın üzerinde durmaya çalışıyoruz. Kredi kartlarıyla idare ediyoruz. Maalesef onlar da şişti. Allah’a havale ediyoruz bakalım ne olacak? Böyle giderse dibe vururuz. Herkes kemerleri sıkıyor ama biraz da tepedekiler kemerleri sıkarlarsa hep birlik beraber olursak, dalga dümen olmazsa herkes hakkını hukukunu savunursa düzelir” diyor.

    “MODERN BİR KÖLE GİBİ YAŞIYORUZ”

    Bir senedir Cihangir’de esnaflık yapan Soran Abidin de sadece karnını doyurabildiğini herhangi bir sosyal hayatı olmadığını söylüyor. Abidin konuşmasının devamında “Çok fazla bir beklentimiz yok. Karnımızı doyuruyoruz, yiyoruz, içiyoruz, yatıyoruz ertesi gün yine aynı şeyler” ifadelerini kullanıyor. Hayat koşullarının kendisini buna ittiğini belirten Abidin, “Modern bir köle gibi yaşıyoruz. Eğer değişmesini istiyorsak ona göre tercihlerimizi gözden geçirmeliyiz” diye ifade ediyor.

    “SÜREKLİ BORÇ ÖDÜYORUZ”

    20 yıldır inşaat işçiliği yapan Enes inşaat işinin de 20 yıl önce daha güzel olduğunu ancak şu son 1- 2 senedir her şeyin çok zor olduğunu söylüyor önce. İş bulma ve bulduktan sonra da ücret alma noktasında sıkıntı yaşadıklarını kaydeden Enes, inşaat işinden kazandığı parayla çok zor geçindiğini de ekliyor. Şimdi çalıştığı işe girmeden önce iki ay tamamıyla işsiz kaldığı zamanda sürekli borçla geçindiğini ifade eden Enes, şimdi de sürekli borç ödediğini söyleyerek şöyle devam ediyor: Çalıştığımız 3- 4 aydır. 3-4 ay borca çalışıyoruz geri kalanı yine borç.”

    ÜÇ AY ÖNCE 10 LİRAYA ALDIĞIMIZI ŞİMDİ 15 LİRAYA ALIYORUZ”

    15 yıldır müteahhitlik yapan Veli Ballı ise “İşimiz olduğu zaman arkadaşları getirip çalıştırıyoruz. Olmadığı zaman biz de kalıyoruz. Yaptığımız işin karşılığını almakta zorlanıyoruz. Sıkıntı oluyor hep 10 gün sonra, 20 gün sonra diyorlar. O şekilde geçinip gidiyoruz yani milleti idare ediyoruz” diye ifade ediyor. Gittikçe ekonominin düştüğüne de işaret eden Ballı, “Bundan üç ay önce 10 liraya aldığım malzeme şu anda 15 liradır. Bizim aldığımız malzeme dolar endekslidir. Dolar yükseldi mi o ada yükseliyor. Ama dolar indiği zaman o aynı yerinde devam ediyor” şeklinde ifade ediyor.

    Ekonominin kötüye gitmesinin sebebinin Türkiye’nin yürüttüğü savaş politikaları olduğunu söyleyen Ballı, ne yapılması gerektiği konusunda ise, “Öncelikle Türkiye’de barış, kardeşlik olacak ki bu ekonomi düzelecek yoksa başka türlü düzelmez” diyor.

    “DEVLETİ İDARE EDENLER GİDERSE EKONOMİ DÜZELİR”

    Emekli olan İlhan Tanman da emekli maaşlarıyla geçinmenin zor olduğunu söylüyor. Tanman, kiraların pahalı olduğunu kaydediyor.

    Ekonominin baş aşağı gittiğini söyleyen Tanman, şöyle konuşuyor: Hangi ekonomiden bahsediyoruz, batmışız gidiyoruz. Daha yeni başladık. Dolar 4’ü aştı. Bu gidişat milletin aklı başına gelinceye kadar gidecek. Ekonominin kötü olmasının sebebi devleti idare edenlerin politikaları. Nasıl düzeltebiliriz diye düşündüğümüzde ise baştakiler giderse ekonomi düzelir.”

    “EKSTRA İŞ YAPMAZSAM GEÇİNEMİYORUM”

    Ev hanımı olan Yelda Günay da geçim sıkıntısını yaşadığını eşinin ekstra iş yaptığını yoksa geçinemediklerini söylüyor. Hayatın pahalı olduğunu söylüyor Günay, 2018 yılına kadar değişmeyen bir Türkiye’de hiçbir değişiklik olmaz” diyor.

    “ASGARİ ÜCRET AÇLIK SINIRINDA “

    Bir grup üniversite öğrencisine de uzattık mikrofonu. Nur Balaç, Funda Yılmaz, Esra Bitik. Nur Balaç, asgari ücretle geçinmenin zor olduğunu belirtiyor. Aldıkları maaşın asgari değil açlık sınırında bir maaş olduğunu söylüyor.

    Funda Yılmaz ise asgari ücretle tek başına geçinebileceğini ancak bir ailenin geçinemeyeceğini belirtiyor.

    Esra Bitik de asgari ücretin yetmediğini söylüyor. Küçük bir hesap yapmayı ihmal etmiyor Bitik, “Karşıdan buraya gelinceye kadar sadece beş lira yol parası gidiyor. Günde on lira yol parası gittiğini düşünürsek ne kadar yetecek. Hiçbir şekilde tek başına bir kişiye yetmezken aileye bölüştürmek zor” diyor. (HABER MERKEZİ)