Etiket: Soykırım

  • Mersin’de Dersim anması: Barışın yolu yüzleşmeden geçer-VİDEO

    Mersin’de Dersim anması: Barışın yolu yüzleşmeden geçer-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan askeri harekatın 89. yıldönümünde, demokratik kitle örgütleri ve Alevi kurumları Mersin’de bir araya gelerek yaşamını yitirenleri andı. Yapılan açıklamada 4 Mayıs’ın “Dersim 38 Tertelesi Günü” olarak kabul edilmesi çağrısı yapıldı.

    Mersin’de düzenlenen anma etkinliği, inanç ritüelleriyle başladı. Program kapsamında Baba Mansur Ocağı’ndan Baki Erdoğan, katliamda hayatını kaybedenlerin anısına gülbeng okudu ve açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Duygusal anların yaşandığı anmada çerağlar uyandırıldı ve katılımcılara lokma dağıtıldı.

    “MODERN DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE BİR HALK YOK EDİLDİ”

    Kurumlar adına hazırlanan ortak basın açıklamasını Mersin Dersimliler Derneği Başkanı  Ruşen Çığlık okudu. Açıklamada, 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararının Dersim halkı için bir “ferman” niteliği taşıdığı vurgulandı. “Roza Şaye / Roza Reş” (Kara Gün) olarak adlandırılan bu sürecin, toplumsal tarihin en trajik sayfası olduğu ifade edilen metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bu kararnameyle, ‘Tunceli’ adı verilen bir soykırım projesinin startı verilmiş; bir halk tüm insani değerleri ve toplumsal varoluşuyla yok ediliş sürecine tabi tutulmuştur. Binlerce insan bomba yağmurlarıyla, on binlercesi ise askeri operasyonlarla katledilmiş; çocuklar ganimet olarak evlatlık verilmiş, aileler sürgünlerle parçalanmıştır.”

    “DÜNYA ÖRNEKLERİYLE YÜZLEŞİLMELİ, TÜRKİYE ÖZÜR DİLEMELİ”

    Açıklamada, Almanya, İtalya, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerin geçmişteki asimilasyon ve katliam politikalarıyla yüzleşerek mağdurlardan özür dilediği hatırlatıldı. Türkiye’nin de ancak kendi tarihiyle yüzleşerek saygın bir toplum haline gelebileceği belirtilerek; toplumsal barışın yolunun geçmişin acılarını kabul etmekten geçtiği vurgulandı.

    Anmada, devlet yetkililerine şu talepler yöneltildi:

    “Arşivler Açılsın: 1937-38 dönemine ait tüm devlet arşivleri kamuoyuna sunulmalıdır.
    İsim İadesi: “Tunceli” ismi yerine “Dersim” ismi resmi olarak iade edilmelidir.
    Resmi Özür: Dersim halkından ve mağdur ailelerden devlet nezdinde resmi olarak özür dilenmelidir.
    Kayıplar Açıklansın: Sürgün listeleri ve “ganimet” olarak verilen kayıp çocukların akıbeti açıklanmalıdır.
    Mezar Yerleri: Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı, naaşları ailelerine teslim edilmelidir.
    İnanç ve Dil Özgürlüğü: Kızılbaş Alevi inancına ve bölge dillerine (Zazaca/Kırmancki ve Kürtçe) yönelik engeller kaldırılmalıdır.
    Doğa ve Kültür Koruması: Dersim’deki doğa talanı projeleri durdurulmalı, yok olma tehlikesi altındaki kültürel miras koruma altına alınmalıdır.

    Anma, “Unutmadık, unutturmayacağız” sloganları eşliğinde, toplumsal barış ve adalet temennileriyle sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Halkımızı Suriye’de soykırıma uğrayan Alevilerin sesine omuz vermeye davet ediyoruz!’ -VİDEO

    ‘Halkımızı Suriye’de soykırıma uğrayan Alevilerin sesine omuz vermeye davet ediyoruz!’ -VİDEO

    PİRHA – Suriye’de 7 Mart 2025 tarihlerinde yaşanan ve onbinlerce sivilin yaşamını yitirdiği saldırıların yıl dönümünde, Hatay’ın Samandağ ilçesinde büyük bir buluşma gerçekleşecek. “Suriye’de Soykırıma Dur De” şiarıyla düzenlenecek miting öncesi ajansımıza konuşan SYKP, Kaldıraç Hareketi ve DEM Parti temsilcileri, inanç kırımına ve emperyalist kuşatmaya karşı “halkların ortak mücadelesi tek kurtuluştur” mesajını verdi.

    Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın birinci yılı geride kalıyor. 7 Mart’ta başlayan saldırılarda on binlerce Alevi katledildi, yerinden edildi, kadınlar kaçırılıp tecavüze uğradı, satıldı, çocuklar ailelerinden koparıldı, Alevilerin topraklarına ve mallarına el konuldu, işlerinden atılarak açlığa mahkûm edildi.

    Saldırıların yıl dönümünde birçok coğrafyadan Alevi ve dostları soykırımın durması için çağrıda bulunmaya devam ediyor. 7 Mart’ta birçok merkezde alanlara çıkılacak. Bu merkezlerden biri de Samandağ olacak. 7 Mart’ta Samandağ’da büyün bir miting yapılacak. Alevi kurumları, kadınlar, sanatçılar, yazarlar ve aydınlar mitinge katılım çağrısında bulundu.

    Suriye’de 7 Mart 2025 tarihlerinde yaşanan ve onbinlerce sivilin yaşamını yitirdiği saldırıların yıl dönümünde, Hatay’ın Samandağ ilçesinde büyük bir buluşma gerçekleşecek. “Suriye’de Soykırıma Dur De” şiarıyla düzenlenecek miting öncesi PİRHA’ya konuşan SYKP, Kaldıraç Hareketi ve DEM Parti temsilcileri, inanç kırımına ve emperyalist kuşatmaya karşı “halkların ortak mücadelesi tek kurtuluştur” mesajını verdi.

    TUNCAY YILMAZ: SİVİLLER SIRF KİMLİKLERİ ÜZERİNDEN HEDEF ALINDI

    Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Parti Meclis Üyesi Tuncay Yılmaz, yaşananların hukuksal ve siyasal olarak bir soykırım olduğunu vurguladı. Mitingin sadece bir dayanışma değil, mezhepçi politikalara karşı bir duruş olduğunu belirten Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Geçen yıl Alevlerin yoğun yaşadığı bölgelerde binlerce insan öldürüldü. Siviller sırf kimlikleri üzerinden hedef alındı ve köyler boşaltıldı. Bu artık bir katliamın ötesinde, soykırımdır. 7 Mart mitingi mezhepçi politikalara bir ‘dur’ deme yeridir. Emperyalistlerin müdahalesi hiçbir zaman barış getirmez; sadece yeni göçler ve yıkımlar doğurur. Hemen karşımızda, Lazkiye’de kardeşlerimizin katledilmesi buradaki halkı çok öfkelendirdi. Bu yüzden bütün halkımızı bu sese omuz vermeye davet ediyorum.”

    MUSTAFA ÇELİK: ÖRGÜTLÜ HALK YAŞAMI KURTARABİLİR

    Kaldıraç Hareketi’nden Mustafa Çelik, Suriye’deki paylaşım savaşının bir sömürgeleştirme hamlesi olduğunun altını çizdi. Halkların ancak kendi özgücüyle bu kıskacı aşabileceğini belirten Çelik, şöyle konuştu:

    “2011’den bu yana Aleviler ilk hedefler arasındaydı. Bugün bölgeyi dizayn etmek isteyenler halkları birbirine kırdırıyor. Ancak biliyoruz ki bir halk eğer örgütlüyse o savaştan ve katliamlardan kurtulabiliyor. Kürtlerin ve Dürzilerin örgütlü direnişi bunun en büyük örneğidir. Miting sadece bir ses verme değil, örgütlü bir zemin yaratma çabasıdır. Kapitalist emperyalizmde katliamlar bitmez, geleceğimizi ancak devrimci bir mücadele ile insanca yaşanabilir bir hale getirebiliriz. Tek çağrımız işçi sınıfının ve halkların örgütlü gücüdür.”

    NAİM ÖZBEK: HİÇBİR İKTİDARIN SUÇU BİR İNANCA YÜKLENEMEZ

    DEM Parti Hatay İl Eş Başkanı Naim Özbek ise Suriye’deki rejim değişikliğinin ardından Alevi kimliğinin hedef tahtasına oturtulmasına ve suçların bir inanç grubuna yıkılmasına tepki gösterdi. Özbek, şu ifadeleri kullandı:

    “Yeni gelen iktidar, önceki yönetimin bütün günahlarını bugün orada yaşayan Alevilerin sırtına attı. Biz bunu baştan reddediyoruz. Hiçbir devletin veya iktidarın suçu bir inanca, bir kimliğe yüklenemez. Bu, katliamlara alan açan faşist ve ırkçı bir siyasettir. 7 Mart’ta uluslararası kamuoyuna şunu duyurmak istiyoruz: Alevilerin yaşadığı bu soykırım bir daha tekrarlanmasın. Suriye’deki insanlık dramına karşı sesimizi duyurmaya hep beraber omuz verelim.”

    Cevahir FINDIK/SAMANDAĞ

  • ‘7 Mart’ta Samandağ’da bir araya gelelim, soykırıma karşı ses yükseltelim’-VİDEO

    ‘7 Mart’ta Samandağ’da bir araya gelelim, soykırıma karşı ses yükseltelim’-VİDEO

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, DEM Parti İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu ve Celal Fırat, Suriye’de Alevilere dönük süren soykırıma karşı 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulunarak, “Bir araya gelelim, güçlü olalım, diri olalım ve hep birlikte soykırıma ses yükseltelim” dedi.

    Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın birinci yılı geride kalıyor. 7 Mart’ta başlayan saldırılarda onbinlerce Alevinin katledildi, yerinden edildi, kadınlar kaçırılıp tecavüze uğradı, satıldı, çocukların ailelerinden koparıldı, topraklarına ve mallarına el konuldu, işlerinden atılarak açlığa mahkum edildi.

    Saldırıların yıl dönümünde bir çok coğrafyadan Alevi ve dostları soykırımın durması için çağrıda bulunmaya devam ediyor. 7 Mart’ta bir çok merkezde alanlara çıkılacak. Bu merkezlerden biri de Samandağ olacak. 7 Mart’ta Samandağ’da büyün bir miting yapılacak. Alevi kurumları, kadınlar, sanatçılar, yazarlar ve aydınlar mitinge katılım çağrısında bulundu.

    “TÜM CANLARI BU KATLİAMA SES ÇIKARMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu ve Celal Fırat, Suriye’de süren Alevi soykırımına dikkat çekerek, “Bütün halkımızı mitinge davet ediyoruz. Tüm canları bu katliama ses çıkarmaya çağırıyoruz. Bir araya gelelim, güçlü olalım, diri olalım ve hep birlikte soykırıma ses yükseltelim” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sanatçılardan 7 Mart çağrısı: Soykırıma karşı yan yana duralım!-VİDEO

    Sanatçılardan 7 Mart çağrısı: Soykırıma karşı yan yana duralım!-VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevilere dönük süren soykırıma karşı 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulunan sanatçılar, “Kamuoyunun bu zulme sessiz kalmaması, zulme karşı birleşmesi gerekiyor. Soykırıma karşı yan yana durmaya çağırıyoruz” dedi.

    Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın birinci yılı geride kalıyor. 7 Mart’ta başlayan saldırılarda onbinlerce Alevinin katledildi, yerinden edildi, kadınlar kaçırılıp tecavüze uğradı, satıldı, çocukların ailelerinden koparıldı, topraklarına ve mallarına el konuldu, işlerinden atılarak açlığa mahkum edildi.

    Ssaldırıların yıl dönümünde bir çok coğrafyadan Alevi ve dostları soykırımın durması için çağrıda bulunmaya devam ediyor. 7 Mart’ta bir çok merkezde alanlara çıkılacak. Bu merkezlerden biri de Samandağ olacak. 7 Mart’ta Samandağ’da büyün bir miting yapılacak. Alevi kurumları, sanatçılar, yazarlar ve aydınlar mitinge katılım çağrısında bulundu.

    Suavi, Pınar Aydınlar, Ferhat Tunç, Ali Ekber Eren ve Cahit Berkay yayınladıkları videolarla 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge duyarlı herkesin katılmasını isteyerek, “Suriye’de mevcut relim Alevilere ve kendilerinden olmayan her kesime karşı katliam uyguluyor. Kamuoyunun bu zulme sessiz kalmaması, zulme karşı birleşmesi gerekiyor. Soykırıma karşı yan yana durmaya çağırıyoruz. Karanlıklar anca omuz omuza durursak aydınlığa kavuşur. 7 Mart’ta Samandağ 75’inci yıl Parkı’nda olalım, unutmayalım, katliamlara dur diyelim” çağrısında bulundular.

    PİRHA/HATAY

     

  • Aleviler, Suriye’de katledilen mazlumlar için çerağ uyandırdı!-VİDEO

    Aleviler, Suriye’de katledilen mazlumlar için çerağ uyandırdı!-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) çağrısıyla birçok kentte Aleviler, Suriye’de Aleviler, Kürtler ve Dürzilere yönelik soykırım saldırılarına karşı hanelerinde çerağ uyandırdı. Xızır ayının barış ve adalet getirmesi temennisinde bulunuldu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi’nin çağrısıyla, Suriye’de Aleviler, Kürtler ve Dürzilere yönelik devam eden soykırım saldırılarına karşı birçok kentte Aleviler hanelerinde çerağ uyandırdı.

    Aleviler, “Xızır ayını karşıladığımız bu dem û devranda çerağlarımızı nehak zulmüne karşı uyandırıyoruz” şiarıyla gerçekleştirdikleri çerağ uyandırma erkânıyla, katledilen mazlumları andı; saldırıların son bulması ve barışın tesis edilmesi çağrısında bulundu.

    Xızır ayına girilen bu süreçte çerağlar Kurmancî ve Kırmanckî dillerinde uyandırıldı. Yapılan dualarda, Suriye’de süren savaş ve katliam politikalarının son bulması, halkların bir arada, eşit ve özgür bir yaşam sürmesi temennisi dile getirildi.

    Aleviler, Xızır ayının barış, adalet ve hakikat getirmesini dileyerek, uluslararası kamuoyunu Suriye’de yaşanan soykırım saldırılarına karşı sessiz kalmamaya çağırdı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DEM Parti Karakoçan İlçe Örgütü: Halep’te sıkılan her kurşun tüm Kürtlere sıkılmıştır- VİDEO

    DEM Parti Karakoçan İlçe Örgütü: Halep’te sıkılan her kurşun tüm Kürtlere sıkılmıştır- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Karakoçan İlçe Örgütü, Suriye’nin Halep kentinde yaşayan Kürtlere yönelik yapılan saldırıları kınamak için basın açıklaması gerçekleştirdi.

    DEM Parti Karakoçan İlçe Örgütü, Suriye Geçici Hükümetine bağlı paramiliter grupların Halep ile Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları düzenlediği basın açıklaması ile protesto etti. DEM Parti İlçe Binası önünde yapılan açıklamaya çok sayıda kişi katıldı. Açıklamada sık sık “ Biji berxwedana Rojava”, “ Rojava onurumuzdur, onuruna sahip çık” sloganları atılırken “Rojava vicdandır, özgürlüktür , direniştir teslim alınamaz” pankartı açıldı. Basın metnini DEM Parti Karakoçan İlçe Eşbaşkanı Sema Atalan, okudu.

    “KÜRT HALKINA YÖNELİK YOK ETME POLİTİKASI YÜRÜTÜLÜYOR”

    Sema Atalan, 2013 yılından bu yana El-Kaide çizgisinin devamı olan ve farklı adlar altında Ortadoğu’da faaliyet yürüten silahlı çetelerin gelinen aşamada geçici Suriye yönetimiyle birlikte, başta Türkiye olmak üzere bölgedeki güçlerin desteğini alarak Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerinde yaşayan halklara yönelik ağır silahlarla saldırılar gerçekleştirdiğini söyledi. Asayiş güçlerinin bulunduğu yerleşim alanlarının tank, top ve SİHA’larla hedef alınmasının Kürt, Alevi ve Arap halklarına karşı açık bir yok etme girişimi olduğunu vurgulayan Sema Atalan,”Bu saldırıların münferit olmadığı, aksine halen devam eden yeni saldırı hazırlıklarının bulunduğu bilinmektedir. Kürtlerin kazanımlarını hedef alan bu saldırılara ağır silah, istihbarat ve lojistik destek sunan siyasi ve askeri mekanizmalar açıktır” dedi.

    “ŞİDDET POLİTİKASINDAN VAZGEÇİLMELİDİR”

    “Bir yandan ‘bin yıllık kardeşlik’, ‘iç barış’, ‘ortak kader’ söylemleri dile getirilirken, diğer yandan Suriye’de Kürt halkının nasıl tasfiye edileceğine dair hesaplar yapılmaktadır. Bu çelişki kabul edilemezdir” diyen Sema Atalan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Rojava’da Kürt halkına sıkılan her kurşun, tüm Kürtlere yönelmiştir. Bu saldırılar yalnızca bölge halklarını değil, Türkiye’nin barışını, birlikte yaşam umudunu ve ortak geleceğini de hedef almaktadır.
    Madem kaderimiz ve kederimiz ortaktır, madem bin yıllık kardeşlikten söz edilmektedir; o halde Kürt halkının uzattığı barış elini tutun. Ortadoğu’da ve ülkemizde barışı, eşitliği ve birlikte yaşamı hep birlikte inşa edelim.”

    PİRHA/ELAZIĞ

  • Alevi kurumlarından dünyaya çağrı: Suriye’de Aleviler soykırıma uğratılıyor sessiz kalmayın!-VİDEO

    Alevi kurumlarından dünyaya çağrı: Suriye’de Aleviler soykırıma uğratılıyor sessiz kalmayın!-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da bir araya gelen Alevi kurumları, Suriye’de Alevilere ve diğer kadim halklara yönelik sistematik saldırılara karşı güçlü bir çağrı yaptı. Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Demokratik Alevi Dernekleri ve Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri ortak bir basın açıklamasıyla dünyayı sessizliğini bozmak için göreve çağırdı.

    Açıklamayı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Bülent İlik okudu. Suriye’de özellikle Alevi mahallelerine yönelen son saldırıların “örgütlü bir soykırım girişimi” olduğunu vurguladı.

    “HTŞ ELİYLE ALEVİLERE YENİ BİR KERBELA YAŞATILIYOR”

    Basın açıklamasında, Ortadoğu’nun emperyalizm ve bölgesel ortakları tarafından yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı, Suriye’de ise bunun bedelini en ağır şekilde halkların ödediği belirtildi. HTŞ’nin, uluslararası arenada aklanmaya çalışıldığına dikkat çekilen açıklamada, örgütün lideri Ebu Muhammed el Colani için “katil” ifadesi kullanıldı:

    “Dünün IŞİD’i, El Nusra’sı bugün HTŞ adıyla Alevilere, Hristiyanlara, Dürzilere ve diğer halklara sistematik soykırım uyguluyor.”

    Alevi halkının can güvenliğinin kalmadığı, evlere baskınların yapıldığı, kadın ve gençlerin kaçırıldığı, mallara el konulduğu ve bölgede “insanlık onurunun ayaklar altına alındığı” vurgulandı.

    “Bu katliamdan yalnızca Colani değil onu besleyen tüm hükümetler sorumludur”

    Kurumlar, başta ABD, İsrail ve Türkiye olmak üzere HTŞ’yi dolaylı ya da doğrudan destekleyen devletleri sorumlu tuttu:“Suriye’deki her gözyaşının, her damla kanın sorumlusu yalnızca selefi çeteler değil, onları büyüten, eğiten, silahlandıran ülkelerdir.”

    Demokratik kamuoyuna seslenen kurumlar, HTŞ’nin uluslararası alanda meşruiyet kazandırılmasına tepki göstererek, yaptırımların kaldırılması ve örgüte silah verilmesinin “bölgedeki savaş suçlarını büyüttüğünü” ifade etti.

    “BU VAHŞETE SESSİZ KALMAYIN”

    Açıklama, dünya halklarına güçlü bir çağrı ile devam etti:

    “Hükümetlerinize baskı kurun. Suriye’de onurlu bir mücadelenin içinde hayatta kalmaya çalışan canlarımızın sesine ses olun.”

    Alevi kurumları, bölgeye bağımsız insan hakları heyetlerinin girmesinin önündeki engellerin kaldırılmasını, insani yardım koridorlarının açılmasını istedi. Alevi yapılarının ve emek–demokrasi güçlerinin bölgeye yardım ulaştırmaya hazır olduğu belirtildi.

    “ZULME BOYUN EĞMEYİZ”

    Açıklamanın sonunda Alevi kurumları şu mesajı verdi:

    “Yezit zulmüne karşı Hüseyinler nasıl direndiyse, biz de direnmeye devam edeceğiz. Zalimden yana olmayacağız, barıştan, adaletten ve eşit yurttaşlıktan vazgeçmeyeceğiz.”

    PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek de, katliama karşı sessiz kalanları kınayarak, sorumluluların harekete geçmesini istedi.

    Açıklamayı okuyan Bülent İlik, Suriye’de yaşananların “tarihe kara bir sayfa” olarak geçtiğini ve kimsenin bu suçlara ortak olmaması gerektiğini söyledi.

    Alevi kurumları, tüm kamuoyunu Suriye’deki çocukların, kadınların ve direnen halkların sesi olmaya davet ederek açıklamayı sonlandırdı:

    “Colani katildir. Katilden barış elçisi olmaz; onu barış elçisi ilan edenler zulme ortaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Zürih ve Stuttgart’da Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı- VİDEO

    Zürih ve Stuttgart’da Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı- VİDEO

    PİRHA- Zürih’te ve Stuttgart’ta bir araya gelen FEDA bileşenleri, Soykırımlara Karşı Mücadele Platformu üyeleri ve demokratik kitle örgütleri, 88 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşlarını andı. Anmalarda tarihin unutturulmasına karşı kolektif hafızayı canlı tutma çağrısı yapıldı.

    İsviçre’nin Zürih ve Almanya’nın Stuttgart kentinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları için anma yapıldı.

    FEDA bileşenleri, Soykırımlara Karşı Mücadele Platformu üyeleri ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin katıldığı anmalarda Dersim’de yaşananların bir asimilasyon ve imha politikası olduğu vurgulandı; “Adalet için hafızayı canlı tutacağız, soykırımla yüzleşmeden barış mümkün değildir” denilerek geçmişle yüzleşmenin gerekliliğine dikkat çekildi.

    Etkinliklerde, Dersim Soykırımı’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecindeki tekçi ve asimilasyoncu zihniyetin sonucu olduğunu belirtilerek, Dersim halkının belleğinin ve direniş geleneğinin tüm baskılara rağmen sürdüğünü vurgulayarak, “Bu halkın direnişi, bu ülkenin vicdanıdır” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Hak Ettiniz’ denilen bir halk: Dersim soykırımının kuşaklar boyu travması-VİDEO

    ‘Hak Ettiniz’ denilen bir halk: Dersim soykırımının kuşaklar boyu travması-VİDEO

    PİRHA – Güleç ailesinin bireyleri, Dersim soykırımıyla birlikte bölge halkının yaşadığı fiziksel, kültürel ve psikolojik tahribata işaret etti. Soykırımın sonraki nesillere bıraktığı travmayı hatırlatan Veli Haydar Güleç, “Acımasızlık tavan yapmıştı!” diyerek yüzleşmenin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Leyla Güleç ise devlet pratiği sebebiyle Dersim halkında hâlâ ağır basan güvensizlik duygusuna dikkat çekti.

    Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 1937 Mart ayında Dersim’de başlatılan harekâtla birlikte binlerce kişi katledildi, binlercesi de sürgüne yollandı. 15 Kasım 1937’de Dersim’in Kürt Alevi önderi Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı da Reya Heq coğrafyasındaki soykırımın amaç ve sınırlarını ortaya koyan gelişmelerden biriydi. Ölüye saygısızlığın en ağır örneklerinden biri olarak Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri bile açıklanmadı.

    Devlet, Dersim’de bir “isyan” sebebiyle harekât başlattığını ileri sürse de dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcısı İhsan Sabri Çağlayangil’in itirafları, gerçeği açıkça ortaya koyuyordu. Dersim’de bir isyanın olmadığını anlatan Çağlayangil, devletin Kürt ve Alevi kimliğini ortadan kaldırma hedefini dile getirmişti.

    “KIYIMIN HAFIZADA BIRAKTIĞI İZLER HALA CANLI”

    Kıyımın üzerinden 87 yıl geçti ancak hafızada bıraktığı izler hâlâ canlı. Bu travmayı kuşaklar boyunca gözlemleyen Can TV programcısı Veli Haydar Güleç, ailesinden dinlediği tanıklıkları şöyle anlattı:

    “Hayatımın büyük bir kısmı Ovacık’ta geçti. 1994 yılına kadar orada kaldım. Tabii çocukluğumuzda bu konu yanımızda öyle çok fazla konuşulmuyordu. Kimi şeyler ifade ediliyordu ama biz çocuklar, olayın vahametini daha çözememiştik. Zaman içerisinde okuyarak, gözlemleyerek bir de anlatılanlara biraz daha farkındalıkla yaklaşarak öğrenmeye başlıyoruz. Mesela annemden, nenemden, yakın çevreden Dersim’e dair çok fazla zulmün yaşandığını duydum. Soykırımın ne kadar vahim olduğunu tarihi okuyarak öğrenmeye başladık. 1924 sonrası devlet, Dersim üzerinde çok yoğun çalışmış. 1925 Şark Islahat Planı ile birlikte deyim yerinde ise bütün enerjisini Dersim’e harcamış. Bana göre tarihin gördüğü en büyük kıyımlarından birine tanık oluyor Dersim. Acımasızlık tavan yapıyor!

    Devlet, Dersim’e gönderdiği askerini eğitmiş, ne yapmaları gerektiğini çok iyi anlatmış. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmamasını telkin etmiş. Ki bunu Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen anılarında şöyle ifade etmişti; ‘Bize verilen emir, coğrafyada hareket eden her canlıyı öldürmemizdi.’

    Ben özellikle annemle birlikte yaşananları öğrendim. Annem, Dersim sürecinde yaklaşık 8’li yaşlardaymış. Babasını, amcasını, kardeşlerini; kapı komşusunu kaybetmiş. Mesela bir anekdotu var; erkekler öldürülür, çoğu da dağlara sığınmak zorunda kalır. Kadınlar, çocuklar resmen ortada kalıyor ve hepsi ormana kaçıyor. Yani barınabilecek yerleri yok! Coğrafya, askerin denetimi altına girmeye başlıyor. Annem, nenem, teyzem, dayım kaçarken bir de nenem, yanına yakın çevreden bir sürü çocuk alıyor. Ormana sığınıyorlar. Dayım 5-6 aylık bebekmiş. Ormanda 10 gün kalmışlar. Ne ekmek var, ne su… Her tarafı asker sarmış. Bir ara bebek olan dayım, ağlamaya başlıyor ve o an 100 metre aşağıdan askerin geçtiklerini görüyorlar. Nenem o korkuyla dayımın üzerine oturuyor! Ya o 20-30 kişiyi feda edecek ya da çocuğunu… O asker geçtikten sonra nenem kalkıyor ki dayım mosmor olmuş. Ama sonradan kurtuluyor.

    20 gün geçiyor ve artık herkes açlıktan yürüyemez hale geliyor. Suya ulaşmak da çok zor. Devlet, köylerdeki ekinleri de hep ateşe veriyor. Ne hayvan bırakıyor, ne ekin… Yani yaşamı idame ettirecek hiçbir şeyi bırakmıyorlar. Nenem geceleri gidip o ekinlerin dökülen başaklarını toplayıp, getirip kendi ağzında önce çiğniyor ardından diğerlerine veriyormuş. Çünkü kimsenin çiğneyecek mecali de kalmamış. Onları bu şekilde yaşatmış.”

    “ŞU ANDA BİZ DE KENDİ İÇİMİZDE TRAVMA YAŞIYORUZ”

    Veli Haydar Güleç, annesinin tanık olduğu toplu ölümler ve katliam sahnelerini de aktardı:

    “Annem, öldürülenlerin çığlık ve bağırtılarını anlatırdı. Çok acımasızlarmış. Mesela topladığı bütün köylüleri, en büyük ev hangisiyse içerisine dolduruyorlarmış. Etrafını otla çevirip ateşe veriyorlarmış. Annem insanların orada nasıl canlı canlı yakıldığını anlatıyordu. O çığlıkların arşa erdiğini… Bazen günlerce uyuyamadıklarını söylüyordu.

    Katliam sonrası sürgün var. Bu sürgün kabilesinin içerisinde annem, dayım, nenem de var. Herkesi bir kara trene bindirip, bir yerlerde atıyorlar. Çocukları, aileden koparıyorlar. Örneğin nenemleri Nevşehir’in Ürgüp ilçesinde Sinasos (Mustafapaşa) diye bir köye bırakıyorlar. Dayım ise onlardan kopuyor ve Bolu’nun Mengen ilçesine götürülüyor. Yıllarca birbirini göremiyorlar.”

    Güleç, ailesinin İsmet İnönü ile yaşadığı acı dolu karşılaşmayı da şöyle aktardı:

    “Dayım, yıllar sonra ailenin nerede olduğunu öğreniyor. Dönemin Bolu valisi ‘yarın İsmet Paşa gelecek, istersen paşaya aktar’ diyor. Dayım bütün gece kapının önünde bekliyor. Paşa çıkınca yanına koşuyor ve ‘Paşam ben Dersim sürgünüyüm. Ailemden ayrı bir yerde kalıyorum. Bana yardımcı olun’ diyor. Paşanın dönüp söylediği şeyi ‘çok acı bir sözdü’ diye anlatıyordu. İsmet Paşa, dayıma ‘hak ettiniz’ demiş.”

    “EN BÜYÜK ACIYI ÖZELLİKLE KADINLAR YAŞADI”

    Güleç, kimlik hedefli kıyımın özellikle kadınlarda yarattığı kırılmayı da şu sözlerle anlattı:

    “Dayımla yaptığımız bir programda nenemle yaşadığı bir diyaloğu anlatmıştı. Annem ‘Ne istediler? Neydi yani bu kadar düşmanlığın sebebi?’ diyor ve nenem ‘Biz Kürt’üz. O yüzden buna reva görüldü’ diye cevaplıyor. İttihatçı zihniyet, yeni bir ulus devlet yaratırken homojen bir kimlik yaratmak istiyordu. Dersim’e baktığımızda hem Kürtlerdi hem Aleviydi. İkisi de ölüm sebebi!”

    “AKP ‘KATLİAM’ DEDİ CHP YAPILANI SAVUNDU”

    Güleç, devlet politikaları ve resmî tarih söylemini de değerlendirerek 2009’daki tartışmaları işaret etti:

    “2009 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, siyasi amaçlarla da olsa ‘Devlet, Dersim’de soykırım, katliam yapmış’ dedi. O dönem CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu hiçbir açıklama yapmadı. Onur Öymen ise Dersim’de devletin yaptığı soykırımı savundu.

    Yaşanan ciddi bir soykırım. Devlet, ‘katliam’ diyerek aslında olayı hafifletmeye çalışıyor. Bir özür dahi yoksa, herhangi bir çalışma yoksa, devlet nezdinde özellikle bir yüzleşme yoksa o travma devam edecektir.”

    “BUNLARI YAŞAMIŞ BİR İNSAN DEVLETE GÜVENEBİLİR Mİ?”

    Travmayı en yakından hissedenlerden biri de sağlık emekçisi Leyla Güleç. Eğitim hayatıyla birlikte yüz yüze geldiği kimlik baskısını şöyle anlattı:

    “Ovacık’ta doğdum, büyüdüm. Yatılı okulda okudum. İl dışına gittim. Bu yaşımıza kadar da daima büyüklerimizden Dersim’i dinledik. Bizde bıraktığı şey; biz annemin yaşadıklarının tanığıyız. Kayınvalidemin yaşadıklarının tanığıyız.

    Kendi jenerasyonumda ve çocuklarımda gördüğüm bir durum var.  Mesela devlete güvenmiyoruz. Okuldaki idareciye; genel anlamda otoriteye güvenmiyoruz. Tepkiliyiz. Hastaneye gittiğinde doktorun söylediğine de tepkilisin! Güvenmiyorsun. Bütün bunlar yaşadığımız travmalardan kaynaklı.

    Resmi ideolojinin hâkim olduğu bir okulda okudum ve okula gittiğimde hiç Türkçe bilmiyordum. Aniden birileri sana diyor ki ‘bu dili konuşmayacaksın. Sen Kürt değilsin. Türksün, Alevi değil Sünnisin.1980 darbesinden sonra okullarımıza askeriye yerleştirildi. Her sabah yatakhanelerimiz basılıyordu. Bir ilkokul çocuğu dolabında ne barındırabilir? Bunlar bilinçli yapılıp taciz etmek, korkutmak içindi. Bütün bunları yaşamış bir insan sizce devlete güvenebilir mi?”

    Leyla Güleç, kimlik baskısının yarattığı çelişkiyi örneklerle anlatırken, çocukluğunda yaşadığı bir anıyı şöyle paylaştı:

    “14 yaşımda Antep’e gitmiştim. Bir gün yanlışlıkla Kürtçe bir kelime söyledim. Bir arkadaşım ‘Sen Alevi ve Kürt müsün?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim.”

    Leyla Güleç son olarak şunları söyledi:

    “Artık bu ülkede acıların yaşanmaması için devletin bir an önce gerçeklerle yüzleşmesi lazım. Çocuklarımızın kaç tane yaşamı var ki? Mutlu, huzurlu yaşasınlar; kimlikleriyle gurur duyarak yaşasınlar.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim Katliamı tanığı Ali Koçak: Döndüğümüzde her taraf kan ve harabeydi-VİDEO
    -Dersim Katliamı tanığının kızı Beser Uluşan: Devlet arşivleri açsın-VİDEO
    -‘1938 Katliamı’nın travması nesiller boyu sürüyor’-VİDEO
    -Sekasur Katliamı’nı yaşayanlar ölene kadar hem anlattılar hem de ağladılar-VİDEO

  • Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: İki yılda savunmasız 70 bine yakın Filistinli katledildi-VİDEO

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: İki yılda savunmasız 70 bine yakın Filistinli katledildi-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Filistin’de saldırıların yeniden başladığı 7 Ekim 2023 tarihinin ikinci yıldönümünde basın açıklaması yaptı. Okunan metinde, “Gazze soykırımı sadece soykırımcı Netanyahu’nun sorumluluğunda değil. Ortadoğu’nun yeniden paylaşılması için sıraya girmiş Batı emperyalizminin amaçlarına ulaşmak için sınır tanımaz şiddetinin konusudur” denildi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Filistin’de saldırıların yeniden başladığı 7 Ekim 2023 tarihinin ikinci yıldönümünde Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı.

    ‘Barbarlık yenilecek, Filistin halkı kazanacak’ pankartının açıldığı açıklamanın basın metnini Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.

    “GAZZE SOYKIRIMI SADECE SOYKIRIMCI NETENYAHU’NUN SORUMLULUĞUNDA DEĞİL”

    İki yılda savunmasız 70 bine yakın Filistinlinin katledildiğini belirten Ergin Tekin, “Yaşamını yitirenlerin 20 bini çocuk. Yardımların engellenmesi nedeniyle, 154 ü çocuk olmak üzere 460 kişi açlıktan hayatını kaybetti.  Hastaneler, okullar, yadım konvoy ve filoları vuruldu, Gazze halkı sadece açlığa terk edilmekle kalmadı, yüzbinlerce insan yerinden edildi. Netanyahu’nun ABD emperyalizminin işbirlikçisi olarak yürüttüğü ve bölgedeki karışıklıktan kendilerine düşecek payın peşinde olan diğer emperyalist devletler, Gazze operasyonunu desteklediler. Kendi ülkelerindeki protestoları ve barış eylemlerini de bastırmaya çalışıyorlar. Ortadoğu’daki ABD işbirlikçisi yönetimler sürece sessiz kaldıkları gibi bölgeden çıkmak zorunda kalan Filistinliler’e kapılarını açmadılar. Gazze soykırımı sadece soykırımcı Netanyahu’nun sorumluluğunda değil. Ortadoğu’nun yeniden paylaşılması için sıraya girmiş Batı emperyalizminin amaçlarına ulaşmak için sınır tanımaz şiddetinin konusudur” dedi.

    “GAZZE ÜZERİNDEKİ ABLUKA TAMAMEN KALDIRILMALIDIR”

    BM toplantısında Gazze için sunulan planın Ortadoğu’ya “barış değil daha fazla kaos” getireceğini vurgulayan Tekin, “Barış ve demokrasi mücadelesi verenler, İtalya’da, Belçika’da, İspanya’da, Yunanistan’da, Hindistan’da, Malezya’da ve daha birçok ülkede limanlarda ve tedarik zincirindeki emekçilerin protestosu, sokağa dökülen halklar, genel grev yapan işçilerdir. Soykırıma karşı dayanışma ve mücadele gösteren halklar bize örnektir. Soykırımcı Siyonist İsrail devletine, ABD’nin yağma politikasına, saray rejiminin işbirlikçiliğine karşı mücadele, savaşı durdurmanın ön koşullarından biridir. Filistin’de süren soykırıma, Ortadoğu halklarına dayatılan karanlığa karşı, Türkiye’de derinleşen yoksulluk ve hak gasplarına karşı emek ve özgürlük mücadelesi yükselmelidir. İsrail’in Gazze’deki soykırımı derhal durdurmalı, Gazze üzerindeki abluka tamamen kaldırılmalıdır. Türkiye, İsrail rejimiyle tüm siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerini sonlandırılmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 151 Akademisyenden, Suriye’deki katliamlara dair uluslararası topluma çağrı!

    151 Akademisyenden, Suriye’deki katliamlara dair uluslararası topluma çağrı!

    PİRHA – Suriye’de devam eden Alevi katliamına karşı 151 akademisyenin imzasının yer aldığı ortak bir açıklama paylaşıldı. Uluslararası topluma çağrı yapan bilim insanları, katliamlar karşısında biran önce tutum alınması gerektiğini savundu.

    Suriye’deki soykırım girişimine karşılık 151 akademisyen, dünya kamuoyunu Suriye’deki Alevi katliamı karşısında tutum almaya çağırdı. Yazılı yapılan açıklamada, uluslararası toplumun biran önce harekete geçmesi gerektiği vurgulandı.

    151 Akademisyen, yayınladıkları bildiriyle Birleşmiş Milletler raporları ve bağımsız insan hakları kuruluşlarının tespitlerine dayanarak Mart 2025’te gerçekleştirilen saldırılarda binlerce sivilin yaşamını yitirdiğini, işkence, yargısız infaz, zorla göç ve kutsal mekânlara saldırılar gibi ihlallerin sistematik boyut kazandığına işaret etti.

    “İNSANLIK DIŞI YÖNTEMLER!”

    Bilim insanları ve akademisyenlerin yayınladığı çağrıda şu cümlelere yer verildi:

    “Suriye’deki Alevilere Yönelik Toplu Katliam ve Sistematik Kırıma Dair Uluslararası Topluma Çağrı

    Bir yandan ülkemizde de her daim tehdit altında yaşayan ve ağır ayrımcılığa uğrayan Alevi yurttaşlarımızın yanında olan bizler, tüm dünyada barışın, eşitliğin, demokratik bir yaşamın, insandan, doğadan ve toplumdan yana bilimin savunucuları ve üreticileri sıfatıyla, Suriye’de yaşanmakta olan gelişmeleri büyük bir kaygıyla takip etmekteyiz. Bu kaygımız aslında Suriye’de çatışmaların başladığı 2011 tarihinden beri işlenen ağır hak ihlallerinin arasında Alevilere yönelik işlenen suçların, tüm diğer halklara yönelik işlenenlerin arasında adeta en görünmez kılınan ihlaller olmasından kaynaklanmaktadır. Suriye’de olanlara dair ülkemizdeki ve dünyadaki bu tehlikeli suskunluk ülkemizdeki Alevi toplumunun tedirginliğini büsbütün artırmakta ve yaşam güvencesini ağır biçimde zedelemektedir.

    Ana akım medyada Suriye’de özgürlükçü ve demokratik bir siyasi yapının inşasının gerçekleştiği iddia ediliyor. Bu iddiayı hiçbir şekilde inandırıcı bulmuyoruz. Gerçekte olanlar, muktedir güçlerin söyleminden farklı ve çok daha kaygı vericidir.

    Son aylarda, BM İnsan Hakları Konseyi’nin 11 Ağustos 2025 tarihli raporunda (A/HRC/59/CRP.4) kayıt altına alındığı üzere, Suriye’nin kıyı ve batı merkez bölgelerinde, özellikle Alevi topluluklarının yoğun yaşadığı yerlerde geniş çaplı ve sistematik insan hakları ihlalleri gerçekleşmiştir. Rapor, sivillere yönelik bu ihlallerin şu anki ara hükümetin emri çerçevesinde işlendiğini belirtmektedir (https://www.ohchr.org/sites/default/files/documents/hrbodies/hrcouncil/sessions-regular/session59/a-hrc-59-crp4-en.pdf).

    Bu ihlaller arasında; kasten öldürme, işkence, kaçırma, yargısız infaz, dini/mezhepsel temelde aşağılama, ölülerin teşhiri, yağma, mal varlığı ve tarım alanlarının yakılması, sağlık tesislerine saldırı gibi, uluslararası insancıl hukuk kapsamında savaş suçları olarak değerlendirilebilecek eylemler bulunmaktadır.

    Mart 2025’te Alevilere yönelik yapılan katliamlar sırasında yaklaşık 1.400 Alevi öldürülmüş, bunların çoğunluğu sivil, yaklaşık 100’ü kadın olmuştur. Sadece birkaç gün içinde gerçekleşen bu saldırılar, Banyas, al-Muhtariya, al-Haffa gibi yerleşim yerlerinde toplu infazlar, cesetlerin parçalanması ve sosyal medyada teşhiri gibi insanlık dışı yöntemler ile hafızalara kazınmıştır.

    BM raporu, geçici hükümetin bu ihlalleri ‘devlet politikası’ kapsamında planladığına dair kanıt bulunmadığını, ancak hükümetin kontrolü altındaki bazı güvenlik birimlerinin ve onlara yakın sivillerin bu suçları işlediğini ve hükümetin gerekli önleme ve koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini vurgulamaktadır. Oysa sahadan gelen bilgiler hem katledilen-kaçırılan kişi sayısının çok daha yüksek olduğuna hem de bu katliamlarda geçici hükümet durumundaki HTŞ güçlerinin sorumluluğuna işaret etmektedir.

    Örneğin, ‘Human Rights and Humanitarian Follow-up Committee (Syria)’nın 23 Mart 2025 tarihli raporuna göre, toplu katliamların yoğunlaştığı 7- 9 Mart tarihlerinde, 2200’ün üzerinde sivil Alevi katledilmiştir:

    ‘İlk üç gün içinde 25 katliam gerçekleşti ve bu olaylar belgelerle kayıt altına alındı. Ayrıca 811 video çekildi ve 2.246 kurbanın ismi doğrulandı. Kurbanların çoğu gençti; ancak yaşlılar, çocuklar ve kadınlar da bulunuyordu. Hepsi yalnızca Alevi mezhebine mensup oldukları için hedef alınmıştı. Diğer mezheplerden 42 kişi de bu sivil insanlara sempati gösterdikleri ve onları korumaya çalıştıkları için öldürüldü.’ (Human Rights and Humanitarian Follow-up Committee (Syria), Who sows hatred, reaps mass murder. Genocide on the Syrian coast – Preliminary report, 23.03.2025.)

    Mevcut siyasi istikrarsızlık, terör ve şiddet ortamında Alevilerin durumu daha da özgül ve hassastır. Siyasi baskı, mezhepçilik ve korku ikliminde topluluğun kendisine yapılan saldırıları açıkça ifade etme kanallarının sınırlı olduğunu görüyoruz. Ayrıca, eski rejimin şiddet karnesi bu topluluğa mâl edilmeye çalışılmaktadır. Açık katliamların yanı sıra, zamana yayılan ve örtülü yöntemlerle yürütülen bir yok etme politikası da söz konusudur: İşsiz ve gelirsiz bırakma yoluyla açlığa ve sefalete mahkûm etme, zorla göç ettirme, tarım arazileri ve ormanların yakılması, kaçırma, işkence, yargısız infaz ve kutsal mekânlara saldırılar bu politikanın parçalarıdır.”

    ÇOK SAYIDA BİLİM İNSANI DA KATLEDİLENLER ARASINDA!

    151 Akademisyen, yayınladıkları çağrıda, Suriye’de katledilen meslektaşlarını da gündeme getirdi. Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Meslektaşlarımıza yönelik baskı ve tehditleri de şiddetle kınıyor, tüm uluslararası akademik topluluğun dikkatine getiriyoruz. Bilim insanlarının yine hedefte olduğunu görmek kaygı vericidir. Aylar önce kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Hums Üniversitesi mensubu Dr. Racha el-Ali’nin durumundan derin endişe duyuyor, kendisinin güvenliğinin derhal sağlanmasını talep ediyoruz.

    Ayrıca, bilim dünyasının önemli isimlerinden Kimyager Dr. Hassan İbrahim, Ocak 2025’te iş yerinden ayrıldıktan sonra kaçırılmış, beş gün sonra Şam’ın kırsalında başından vurulmuş olarak bulunmuştur.

    Mikrobiyoloji alanında, özellikle antibiyotik direnci ve halk sağlığı konularında önemli katkılar sunmuş bir bilim kadını olarak örnek bir figür olan Dr. Zahra Hemsiya ise, Aralık 2024’te Şam’daki evinde gece saatlerinde düzenlenen silahlı baskında hayatını kaybetmiştir (Suriye’de Alevi Soykırımı Dosyası, Ehlen).

    Bu vakalar, Suriye’de akademik özgürlüğün, düşünce ve ifade hürriyetinin de hedef alındığının somut göstergeleridir ve bizler meslektaşlarımıza yönelik bu kıyımların da takipçisi olacağız.

    Uluslararası toplumu, Suriye’deki yeni rejimle birlikte ağır hedef altında bulunan Alevi halkının sesinin ve taleplerinin duyulabileceği temel hak ve özgürlüklere dayanan bir politik atmosferin oluşmasına, Suriye’deki tüm halkların eşit haklara sahip olduğu gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının inşasına katkı sunmaya davet ediyoruz.”

    Açıklamada imzası bulunan isimler:

    Adnan Şahin, Maliye; Ahmet Bülent Özer, İktisat; Albert Ali Salah, Bilgisayar Mühendisliği; Ali Çeliksöz, Mikrobiyoloji-Parazitoloji; Ali Haydar Konca, Hukuk; Alpar Sevgen, Fizik; Alper Açık, Psikoloji; Aslı Kayhan, Sosyoloji; Aslı Odman, Sosyal Bilimler; Aslı Takanay, Çeviribilim; Aslı Telli, Medya ve İletişim Çalışmaları; Atilla Göktürk, Kamu Yönetimi; Aydın Gelmez, Felsefe; Aydın Örnek, İktisat; Aydoğan Kars, İslam Çalışmaları; Ayfer Karakaya-Stump, Tarih; Ayşe Gözen, İktisat; Ayşe Gül Yılgör, İşletme; Ayşe Serdar, Sosyoloji; Barış Ünlü, Sosyoloji; Barış Yapışkan, Fizik; Başak Demir, Sosyoloji; Bediz Yılmaz, Sosyoloji, Tarım; Bedriye Poyraz, İletişim Sosyolojisi; Beyza Üstün, Çevre Teknolojisi, Ekoloji Politik; Birgül Kutan, Sosyal Bilimler; Can Candan, Film ve Medya Çalışmaları; Celil Kaya, Uluslararası İlişkiler; Cem Özatalay, Sosyoloji; Cem Terzi, Genel Cerrahi; Cemre Okumuş, Film Çalışmaları; Cengiz Arın, Siyaset Bilimi; Cihan Ziya Tuğal, Sosyoloji; Demet Bolat, Sosyoloji; Deniz Mardin, Halk Sağlığı; Deniz Yonucu, Sosyoloji; Derya Keskin, Çalışma Sosyolojisi; Didem Dayı, Görsel İletişim Tasarımı; Dilşa Deniz, Antropoloji; E. Ahmet Tonak, İktisat; Ece Algan, İletişim Bilimleri; Ecehan Balta, Siyaset Bilimi; Elif Sandal Önal, Siyaset Bilimi, Sosyal Psikoloji; Emrah Günok, Felsefe; Engin Karaman, Veri Bilimi; Eren Paydaş, Hukuk; Ergün Özgür, Göç ve Mülteci Çalışmaları; Erkan Muniroğlu, Maliye; Esin Gülsen, Siyaset Bilimi; Esra Ergüzeloğlu, Kamu Yönetimi; Esra Mungan, Psikoloji; Eylem Çamuroğlu Çiğ, Medya ve İletişim Çalışmaları; Fatma Gök, Eğitim Bilimleri; Feryal Saygılıgil, Sosyoloji; Fikret Başkaya, İktisat ve Yakın Tarih; Fırat Karçal, Sosyal Hizmet; Gençay Gürsoy, Nöroloji; Gülhan Türkay, Veteriner Hekimliği; Hacer Ansel, Bilim, Teknoloji ve Toplum; Hakan Altun, Tiyatro; Hakan Gürvit, Nöroloji; Hakan Mertcan, Hukuk; Halil İbrahim Yenigün, Siyaset Bilimi; Hasan Şahintürk, Tiyatro; Haydar Durak, Patoloji; Heysem Kaya, Bilgisayar Bilimleri; Işıl Ünal, Eğitim Bilimleri; İlker Cörüt, Milliyetçilik Çalışmaları; İsmail Kaplan, Pedagoji; Kenan Engin, Ziraat, Orman ve Su Ürünleri; Koray Sakarya, Çevre Bilimleri; Kuban Altınel, Endüstri Mühendisliği; Kumru Toktamış, Siyaset Sosyolojisi; Kuvvet Lordoğlu, Çalışma Ekonomisi; Latife Akyüz, Sosyoloji; Leyla Şimşek-Rathke, Sosyoloji; Lütfiye Bozdağ, Güzel Sanatlar; Mahmut Ağbaht, Dilbilim; Mehmet Rauf Kesici, Sosyal Politika ve İş Ekonomisi; Mehmet Türkay, İktisat; Mehmet Uğur, İktisat; Mehmet Zencir, Halk Sağlığı; Mehtap Tosun, Sosyoloji; Melahat Kutun, Siyaset Bilimi; Melih Kırlıdoğ, Bilgisayar Mühendisliği; Meral Camcı, Çeviribilim; Meryem Koray, Çalışma Ekonomisi; Mesut Coşkun, Matematik; Metin Altıok, İktisat; Murat Büyükyılmaz, İktisat ve İletişim; Murat Özyüksel, Tarih; Mustafa Kemal Coşkun, Sosyoloji; Mustafa Şener, Siyaset Bilimi; Muzaffer Kaya, Sosyoloji; Nermin Biter, Biyoloji; Neşe Özgen, Sosyoloji; Nihan Aksakallı, Oral Patoloji; Nil Mutluer, Karşılaştırmalı Cinsiyet Çalışmaları; Nilgün Erdem, İktisat; Nilgün Toker, Felsefe; Nur Bekata Mardin, İşletme, İstatistik; Onur Aytaç, Film ve Medya Çalışmaları; Onur Hamzaoğlu, Halk Sağlığı; Orhan Kaya, Psikoloji; Öget Öktem Tanör, Nöropsikoloji; Özgür Müftüoğlu, Çalışma Ekonomisi ve Sosyal Politika; Özlem Altıok, Uluslararası Çalışmalar, Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları; Özlem Köseoğlu Örnek, Halk Sağlığı Hemşireliği; Özlem Özkan, Halk Sağlığı; Ramazan Kurt, Felsefe; Rana Gürbüz, İktisat; Rezan Tuncay, Nöroloji; Rıfat Okçabol, Eğitim Bilimleri; Salih Can Açıksöz, Antropoloji; Savaş Ergül, Felsefe; Seçil Dağtaş, Antropoloji; Seçkin Özsoy, Eğitim Bilimleri; Selim Çakmaklı, İktisat; Selim Eskiizmirliler, Sinirbilim; Selim Temo, Edebiyat; Sema Bayraktar, Bankacılık ve Finans; Serdar Başçetin, Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet; Sevil Çakır, Sosyoloji; Sevilay Çelenk, İletişim; Sibel Özbudun, Sosyal Kültürel Antropoloji; Sinan Araman, İktisat; Suzan Yazıcı, Gerontoloji; Şahika Yüksel, Ruh Sağlığı; Şahin Kapıkıran, Psikolojik Danışma; Şebnem Korur Fincancı, Adli Tıp; Şebnem Oğuz, Siyaset Bilimi; Tahsin Yeşildere, Veteriner Hekimliği; Taner Özbenli, Nöroloji; Taylan Akgül, İktisat; Taylan Koç, Siyaset Bilimi; Tezcan Durna, İletişim; Tolga Tören, İktisat; Tuna Altınel, Matematik; Uğur Kutay, Sinema; Ulaş Bayraktar, Kent ve Yerel Yönetimler; Ülkü Güney, Sosyoloji; Ümit Biçer, Adli Tıp; Veli Mert, Güzel Sanatlar; Yasemin Acar, Sosyal Psikoloji; Yasemin Özgün, Siyaset Bilimi; Yücel Demirer, Siyaset Bilimi; Yüksel Akkaya, Sosyal Politika; Zelal Beyaz Karçal, İktisat; Zeynep Kadirbeyoğlu, Siyaset Bilimi; Zeynep Tül Akbal Süalp, Sosyoloji ve Sinema; Zeynep Türkyılmaz, Tarih.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ezidi kadınlar Şengal soykırımının 11. yılında konuştu: Şengal’in acıları beynimizde ve bedenimizde!-VİDEO

    Ezidi kadınlar Şengal soykırımının 11. yılında konuştu: Şengal’in acıları beynimizde ve bedenimizde!-VİDEO

    PİRHA- IŞİD’in Şengal’e saldırması ardından gerçekleşen soykırımın üzerinden 11 yıl geçti. Siwena Ezidi Kadın Meclisi (SMJE) üyesi kadınlar, “Bu yara adalet, demokrasi ve insan hakları içerisinde bir mahkemenin kurulması ve vahşi düşmanların cezalandırılmaları ile ancak bir nebze iyileşir” diye belirtti.

    Ortadoğu’nun kadim inançlarından biri olan Ezidi inancına mensup topluluk, tarih boyunca birçok katliama maruz kaldı.

    IŞİD’in Ağustos 2014 başında, Musul’un batısındaki Şengal Dağları’na, Ezidxan’a (Ezidilerin topraklarına) düzenlediği saldırıların ardından binlerce Ezidi Ezdîxan’ı terk etmek zorunda kaldı. Arkalarında yalnızca evlerini, yurtlarını değil, IŞİD’in zorla alıkoyduğu yakınlarını da bırakmak zorunda kaldılar.

    IŞİD’in Şengal ve çevresini işgalinden önce 550 bin civarında Ezidi’nin yaşadığı bölgede, IŞİD kadın, erkek ve çocukların da aralarında olduğu binlerce kişiyi kaçırdı, çok sayıda kişiyi öldürdü. Kaçırdığı Ezidileri, özellikle kız çocukları ve kadınları pazarlarda “savaş ganimeti” olarak sattı. Saldırı nedeniyle yüzbinlerce insan Irak Kürdistan Bölgesi (IKB), Suriye, Türkiye ve Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kaldı.

    İlk olarak Avrupa Parlamentosu, Şubat 2016’da IŞİD’in Ezidilere saldırılarını soykırım olarak tanıdı. Parlamento kararında “Sözde İslam Devleti Hristiyanlara, Ezidilere, diğer dini ve etnik azınlıklara soykırım uygulamıştır” dedi.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi de Haziran 2016’da yayınladığı raporda IŞİD’in Ezidiler ve diğer azınlıklara karşı “soykırım suçu” işlediğini ifade etti ve 2014’te gerçekleştirilen IŞİD saldırısını soykırım olarak kabul ve ilan etti.

    ABD, İrlanda, Kanada, Lüksemburg, Hollanda, Belçika, Almanya, İsviçre, Ermenistan, İngiltere, Portekiz’in de aralarında olduğu 20’ye yakın ülke Ezidi soykırımını tanımış durumdadır.

    Yaşananların üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen, Şengal ve çevresine 150 bin civarında insan dönmüş olsa da hala yüz binlerce Ezidi kendi toprağından uzakta, kamplarda zor şartlarda hayatını sürdürüyor.

    Ezidileri Kurtarma Ofisi’nin paylaştığı son verilere göre, IŞİD Ağustos 2014’te Şengal ve çevresinde 6 bin 417 Ezidi Kürdü kaçırdı. Bunlarda 3 bin 548’si kadın, 2 bin 869’u erkekti. Aynı verilere göre, İŞİD’in yenilgiye uğradığı 2019 yılından şu ana kadar kaçırılanların 3 bin 562’si kurtarıldı. Yaklaşık 2 bin 600 kişi ise halen kayıp.

    Şengal soykırımında, Bosna ve Ruanda’da olduğu gibi, planlı ve sistematik olarak tecavüz, cinsel köleliğe zorlama, zorla evlilik gibi suçlar işlendi. Ayrıca, Şengal ve çevresinde İŞİD tarafından öldürülen Ezidilere ait 85’ten fazla toplu mezarın tespit edildiği ve 15 kadar toplu mezarın açıldığı ve yüzlerce cesedin çıkarıldığı bilinmektedir.

    3 Ağustos 2014 yılında Şengal’de yaşanan ve “73’üncü Ferman” olarak nitelenen soykırımda binlerce Ezidi Kürt öldürülürken, katliam insanlık tarihine kara bir leke olarak geçti.

    Şengal trajedisinin üzerinden 11 yıl geçti. Halen Şengal’in yarası halen kanamaya devam ediyor ve sık sık toplu mezarlar ortaya çıkarılıyor. Şengal, 13 Ekim 2015’te IŞİD’den geri alındı.

    KAÇIRILAN EZİDİ KADINLAR

    Ezidi kadınlar, yaşananları CANTV mikrofonuna anlattı.

    Siwena Ezidi Kadın Meclisi (SMJE) üyesi Hazni isimli kadın, IŞİD’in Ezidi kadınlara yönelik esir alma pratiğine vurgu yaparak,  “30 yıldır Almanya’dayım ve Ezidi Kadın Meclisi üyesiyim. Her 3 Ağustos yaklaştığında inanın bir Ezidi ve kadın olarak duygularımızı dile getirmekte zorlanıyoruz. O anları dakika dakika izledik ve o acıyı bedenimizde hissettik.  İster ülkede ister diasporada olsun Ezidilerin gözüne uyku girmedi. Ezidi toplumu Mezopotamya’da en eski inanca sahip bir toplum. Ezidi toplumunda kadının rolü çok kutsaldır. Ezidi toplumu Kürtlüğün kökü ve esasıdır. Sünni alemi ibadeti Arapça, Hristiyan kendi diliyle yapıyor ama Ezidi toplumu ibadetini Kürtçe yapıyor. Ezidi inancında kadın kutsaldır. Vahşi düşman ise Ezidi toplumunun içerisinde ananın bu kutsallığını ve rolünü iyi biliyordu. Ferman çıkardıklarında erkekleri katlettiler ve ne yazık kadınları kaçırıp kendileriyle götürdüler. Bugün hala o insanların akıbeti belli değil, belki köle olarak satıldılar belki de öldürüldüler. Hala düşmanın elindeler” dedi.

    “EZİDİ KADINLAR KENDİ GÜÇLERİNİ OLUŞTURDU”

    Fermandan önce Şengal’de kadınların durumunu, 73. fermanda yaşananları ve ferman sonrası Ezidi kadınlarının fermana cevap niteliğinde olan örgütlenmesine değinen Hazni, “Fermanın üzerinden 11 yıl geçti. Ezidiler üzerinde binlerce ferman vardı. Yalnız 3 Temmuz’daki fermanın bir farklılığı vardı. Sözde onları savunan güçler tarafından yalnız bırakıldılar. Fermandan bir sene sonra Şengal kendini örgütledi ve bu vahşi düşmana karşı büyük bir direnişin içine girdi. Elbette buda emeksiz olmadı. Buda kutsal bir direniş ile birlikte önderliğimizin ideolojisi, fikri ve felsefesi ile oldu. Ferman döneminde ne yapacaklarını, nasıl çıkıp özgürleşeceklerini bilmeyen kadınlar bir sene sonra Şengal’de kendi güçlerini oluşturdu” diye konuştu.

    JENOSİTİN RESMİ OLARAK TANINMASI ÇAĞRISI

    Hazni, katliamın resmi olarak tanınması çağrısında bulunarak şöyle devam etti:

    “Şengal’in acıları beynimizde ve bedenimizde. Açık bir yara gibi iyileşmiyor. Bu yara Irak devleti tarafından adalet, demokrasi ve insan hakları içerisinde bir mahkemenin kurulması ve vahşi düşmanların cezalandırılmaları ile ancak bir nebze iyileşir. Ezidiler üzerindeki jenosit resmi olarak kabul edilmeli. Şu ana kadar 13 devlet bunu resmi olarak kabul etti. Irak ve Bölgesel Kürdistan bölgesinde gerçekleşen bu katliama rağmen ne Irak nede Federal Kürdistan Bölgesi Yönetimi bu katliamı resmi olarak tanımadılar. Şu ana kadar da hukuka, adaletin bulmasına dair hiçbir şey yapmadılar. Kendisini örgütleyen Şengalli kadınlarda durmadan adalet arayış arayışını devam ediyor ve diyorlar ki, ‘Biz savunmamızı artık kimsenin bizi ucuza satanların eline vermeyiz’ diyorlar. Ezidi kadınlar Musul pazarında domates satar gibi vahşice satıldılar. Bu yara iyileşmez.

    “JENOSİT KABUL EDİLECEKSE EZDİLERİN SORUNLARI ÇÖZÜLMELİ”

    Yine Siwena Ezidi Kadın Meclisi (SMJE) üyesi Zübeyde isimli kadın ise Şengalli Ezidilerin hala dönebilecekleri ve barınabilecekleri bir evleri dahi olmamasını hatırlatarak, “73 fermana rağmen Ezidiler ayakta. Bazı annelerin gidip başında olacağını bir mezarı var. Ama hala kemikleri toprak altında olan ve mezarı olmayanlar var. Bizi acıtan şey ise hala binlerce Ezidi kadın çetelerin elinde ve akıbetleri belli değil. Suriye Demokratik Güçleri, katliamın döneminde 10 yaşında olan ve bugün 22 yaşında olan bir kadını kurtardı, onları kutluyoruz. 13 devlet katliamı kabul etmiş durumda lakin şu ana kadar hiçbir şey yapmış değiller. Bunu kabul etmiyoruz. Ezidilerin çabası olmasa jenosit olarak dahi tanınmayacak. Jenosit kabul edilecekse bu Şengal’e sahip çıkmakla olur, çıkılmıyorsa da bir şey yapmanın anlamı yok. Dönebilecekleri evleri dahi çok, halen çadırlarda kalıyorlar. Uluslarası devletlere çağrı yapıyoruz; jenosit kabul edilecekse Ezidilerin sorunları çözülmeli” diye belirtti.

    “DEVLETLET KÖR, SAĞIR VE DİLSİZ”

    IŞİD’in elinde esir olan Ezidi kadınlarının durumuna işaret eden Vekahad isimli Siwena Ezidi Kadın Meclisi üyesi de, “Başımıza her gün yeni fermanlar çıkarılıyor ve sürekli peşimizde. Kadınlarımız hala DAİŞ’in elinde ve pazarlarda satılıyor. Bunlar bizleri incitiyor. Bütün devletler buna karşı kör, sağır ve dilsiz. Annelerin, çocukların sesine kulak vermiyorlar.  Büyüklerimiz fermandan bahsediyordu ama bilmiyorduk. 74. Fermanı bizle gözlerimizle gördük. Ezidiler sağ olduğu sürece bu fermanı ve acıları unutmaz. Ferman, aslında bütün devletlerin fermanıdır. Çünkü seslerini çıkarmıyorlar” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMIN BİZE DERSİ OLDU; ODA ÖRGÜTLENMEK”

    Ve son olarak konuşan Siwena Ezidi Kadın Meclisi üyesi Binevş de, “Şengal’in yaraları iyileşmediği sürece bizler rahat etmeyiz. Bu katliam bizler için bir ders oldu; oda örgütlenmektir. Kendi kadın meclislerimiz oluştu. Şehirlere gittiğimizde bizler kendimizi saklıyorduk ve Ezidi olduğumuzu söylemiyorduk. Bu örgütlenmeyle birlikte eğitildik, dünyaca tanındık. Kültürünü, inancını savunan herkes devlet gözünde kabul görmüyor. Bu hareket sayesinde bir seviyeye ulaştık. Dünya bu jenosidi kabul etmese de biliyoruz ki Ezidiler ve onların örgütleri var. Katledilenleri saygıyla anıyorum” şeklinde konuştu.

    Programın tamamı 3 Ağustos Pazar günü CANTV ekranlarında.

    PİRHA/ALMANYA

     

     

  • Kadınlar 10 kentte alana çıktı: Alevi kadınlara yönelik soykırıma karşı mücadeleye çağırıyoruz-VİDEO

    Kadınlar 10 kentte alana çıktı: Alevi kadınlara yönelik soykırıma karşı mücadeleye çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik gerçekleştirdiği saldrılara karşı 10 kentte alana çıktı. Kadınlar, yaptığı açıklamayla tüm kadınları Alevilere yönelik soykırım suçlarına yönelik suçlara karşı birlikte mücadele etmeye çağırarak, ” Emperyalistlerin ve siyonistlerin siyasi, askeri ve ticari çıkarları için körüklediği bölgesel savaşın, derinleşen sömürünün ve soykırımın karşısında hayatları için direnen Gazzeli, Rojavalı, İranlı, Suriyeli, Alevi, Dürzi, Ermeni, Süryani, Kürt tüm kadınlarla dayanışmaya devam edeceğiz” dedi. 

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik saldırılarına dair birçok kentte açıklama yaptı.

    İSTANBUL

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik saldırılarına karşı İstanbul’un Teşvikiye semtinde bulunan Suriye Arap Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Çok sayıda kadının katıldığı açıklamada, “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor, susmuyoruz” pankartı açıldı. Kadınlar ayrıca, “Alevi kadınlar yalnız değildir”, “Kadın dayanışması sınırları aşıyor” yazılı dövizler taşıdı. Açıklama boyunca sık sık “Jin şer naxazın, aşitî dixwazin”, “Jin, jiyan, azadî”, “Biji tekoşîna jinê”, “Alevi, Dürzi, Kürt, Êzidî kadınlar yalnız değildir” sloganları atıldı.

    Bugün gerçekleşen eylemde basın açıklamasını kitle adına Gülyeter Aktepe okudu. “Suriye’de HTŞ ve yönlendirdiği cihatçı çetelerin sürdürdüğü Alevi soykırımına karşı kadınların yanındayız, bugün burada eylemdeyiz” denilen açıklamada “Tüm kadınları Alevilere yönelik soykırıma, bu kapsamda da kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz.” denildi.

    ANKARA

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi çağrısıyla bir araya gelen çok sayıda kadın Ankara Yüksel Caddesi’nde yapılan açıklamayla Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik saldırıları kınadı.

    İnisiyatif adına açıklamayı okuyan Ece Yılmaz, Alevilere yönelik soykırıma, bu kapsamda da kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleye çağırarak, “İçinde yaşadığımız, haklarımız, hayatlarımız için mücadele ettiğimiz bu ülkenin, kadınların bir mal gibi alınıp satılmasında, köleleştirilmesinde, Alevilere yönelik suçlardaki payına karşı çıkacağız. Çünkü bizim için barış, bu coğrafyada eşit ve özgür bir yaşam kurabilmek demek. Emperyalistlerin ve siyonistlerin siyasi, askeri ve ticari çıkarları için körüklediği bölgesel savaşın, derinleşen sömürünün ve soykırımın karşısında hayatları için direnen Gazzeli, Rojavalı, İranlı, Suriyeli, Alevi, Dürzi, Ermeni, Süryani, Kürt tüm kadınlarla dayanışmaya devam edeceğiz. Tüm kadınları Alevilere yönelik soykırıma, bu kapsamda da kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz” diye belirtti.

    Açıklama sloganlar ve alkışlar eşliğinde son buldu.

    MERSİN

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi çağrısıyla Suriye’deki Alevi kadınlara yönelik sistematik şiddeti protesto eden Mersin Kadın Platformu üyeleri, Pozcu GMK Bulvarında bir araya geldi. “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor, susmuyoruz” yazılı pankartın açıldığı eylemde “Alevi kadınlar yalnız değildir”, “Katil HTŞ Suriye’den defol” ve “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları attı.

    Platform adına basın metnini okuyan Zübeyde Akpınar, 12 bini aşkın Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığını, toplu tecavüze ve cinsel işkenceye maruz bırakıldığını, köleleştirildiğini söyledi. Kadınları kaçıran çetelerin Türkiye’de şebekeleri olduğuna dikkat çeken Akpınar şunları dile getirdi:

    “27 Haziran 2025 tarihinde Reuters Haber Ajansı’nda yayınlanan haberde, kadın ticareti yapan ve fidye isteyen bu cihatçıların Türkiye’de de şebekelerinin olduğu açıkça belgelendi. Buna seyirci kalınmasından güç bulan çeteler, bugün aynısını Dürzi kadınlara ve çocuklara yapmaya başlıyor. Kaçırılan Alevi kadınların yakınları, fidyelerin İzmir’de ve Mardin’de bulunan kişilere ve şirketlere ait banka hesaplarına gönderildiğini ve Türkiye’de kayıtlı telefon numaralarından kadınlar için bin 500 ila 100 bin dolar aralığında para istendiğini aktarıyor. Bu konuda bir suç duyurusu yapıldığını biliyoruz. Biz de buradan soruyoruz: Bu hesaplar, telefon numaraları kimlere ait? Bu ülkeyi yöneten AKP ve MHP, “devlet başkanı” statüsüyle, kırmızı halılarda karşıladıkları cihatçıların sürdürdükleri Alevi soykırımı hakkında bir şey yapacak mı? Yoksa bu suça ortak olmaya devam mı edecek? Kadınların ganimet gibi alınıp satılmasına onay mı verecek, fidye isteyenleri mi kollayacak?”

    Yaşananları normalleştirmeyeceklerini belirten Zübeyde Akpınar, tüm kadınlara Alevilere yönelik soykırıma, kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleyi birlikte yükseltme çağrısı yaptı.

    İZMİR

    İzmir’de Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Alevi kadınlar üzerinde yapılan soykırıma karşı bir araya geldi.

    Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde gerçekleşen eyleme çok sayıda kadın katıldı.

    ‘HTŞ’ye destek soykırımı besliyor’, Soykırımcı Colani hesap verecek’, ‘Alevi kadınlar yalnız değildir’, ‘Jin Jiyan azadi’, ‘Yaşasın kadın dayanışması’, ‘Barış için ısrar ediyoruz’ sloganlarının atıldığı eylemde ortak basın metnini Aysel Önen okudu.

    Açıklamada, kadınların bölgedeki soykırımlara ve özellikle kadınlara yönelik suçlara karşı sessiz kalmamaya ve dayanışmayı büyütme çağrısı yapıldı. Açıklamada, barışın, eşit ve özgür bir yaşam kurma mücadelesiyle mümkün olacağı vurgulandı.

    VAN

    Van merkez İpekyolu ilçesinde bulunan Sanat Sokağı’nda bir araya gelen kadınlar “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor” yazılı pankart açıldı. Açıklamaya yerine kayyım atanan Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Neslihan Şedal, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Van İl Eşbaşkanı Gönül Uzunay, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) ile çok sayıda sivil toplum örgütü üye ve temsilcisi kadın katıldı.

    İnisiyatif adına açıklamayı okuyan Van Star Kadın Derneği Yönetim Kurulu üyesi Meryema Aslan, her savaşta kadınların bedeninin bir savaş alanına döndüğünü ifade edere, “Kadınların bedensel bütünlüğünü ihlal etmek, sistematik cinsel şiddet, bir tür ele geçirme, aşağılama, işgal ve tahakküm aracı, yer yer de soykırımın önemli bir boyutu haline geliyor. Bugün Suriye’de bir süredir Alevilere ve şimdi Dürzilere yapılanlara, tam da bu nedenle, dünyanın ve bu coğrafyanın her yanında kadınlar olarak sessiz kalmamak zorundayız” diye belirtti.

    HATAY

    Hatay’ın Defne ilçesinde Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, aynı kapsamda “Suriye’de Alevi kadınların yanındayız, soykırım ve patriyarkaya karşı isyandayız” sloganıyla Necmi Asfuroğlu Anadolu Lisesi önünde bir açıklama yaptı. Açıklamaya çok sayıda kadın katıldı; basın metnini ise Hülya Kavuk okudu.

    Hülya Kavuk, Suriye’de HTŞ ve yönlendirdiği “cihatçı çetelerin” sürdürdüğü Alevi soykırımına karşı kadınların yanında oldukları için bugün burada eylemde olduklarını ifade etti. Kadınların yıllardır; “Kadınların bedeni savaş meydanı değildir” dediğini ancak her savaşta ve her iktidar kavgasında kadınların bedeni bir savaş alanına döndüğünü vurguladı.

    DİYARBAKIR 

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin çağrısıyla bir araya gelen Dicle Amed Kadın Platformu (DAKP), Yenişehir ilçesinde bulunan AZC Plaza önünde açıklama yaparak HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik saldırılarını protesto etti. Açıklamada “Suriye’de HTŞ Alevi kadınlara soykırıma maruz bırakıyor susmuyoruz” pankartı açılarak “Jin jiyan azadî” sloganı atıldı.

    Açıklamayı okuyan DAKP üyesi Çağla Sanay, kadınların savaşlardan gördüğü zararlara dikkat çekerek kadın bedeninin de savaş alanına döndürüldüğünü söyledi. Çağla Sanay, “Bu Gazze’de, İsrail’in hapishanelerinde, Filistinli kadınlara yönelik cinsel şiddet olarak tezahür ediyor örneğin. Türkiye’de bir Kürt kadın olan Garibe Gezer’in cinsel saldırı sonrası cezaevinde ölüme sürüklenmesi de böyle bir pratik. Bugün Suriye’de bir süredir Alevilere ve şimdi Dürzilere yapılanlara, tam da bu nedenle, dünyanın ve bu coğrafyanın her yanında kadınlar olarak sessiz kalmamak zorundayız” diye konuştu.

    URFA

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi ve Urfa Kadın Platformu üyesi kadınlar, Suriye’de Alevi kadınların kaçırılmasına ilişkin Novada Park önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor susmuyoruz” yazılı pankartın açıldığı açıklamada inisiyatif adına konuşan Mizgin Kurtoğlu, kadınların bedenlerinin savaşlarda hedef olduğunu belirtti. Suriye’deki Alevi kadınlara dönük katliamların korkunç boyutlara ulaştığını ifade eden Mizgin Kurtoğlu, “Türkiye’nin de dahilliğiyle bu suç ilk kez işlenmiyor. Bundan 11 yıl önce Êzidî kadınlara yönelik soykırım başladığında 6 binden fazla kadın ve kız çocuğu kaçırılmış, köle pazarlarında satılmıştı. Yine Türkiye’deki şebekeler söz konusuydu. Satılan kadınlar çocuklar Ankara’ya Antep’e getirilmişti” diye hatırlattı.

    “Bizim için barış bu coğrafyada eşit ve özgür bir yaşam demek” diyen Mizgin Kurtoğlu, tüm kadınlarla dayanışmaya devam edeceklerini söyledi.

    Açıklama “Alevi kadınlar yalnız değildir” sloganlarıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Kadınlar, Suriye’deki Alevi kadın katliamına karşı 9 kentte alanlara çıkacak

    Kadınlar, Suriye’deki Alevi kadın katliamına karşı 9 kentte alanlara çıkacak

    PİRHA-Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi öncülüğünde kadınlar, Suriye’de devam eden Alevi kadınlara yönelik katliamlara ilişkin 19 Temmuz’da 9 kentte alanlara çıkacak. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, “Alevi soykırımına karşı kadınların yanındayız, eylemdeyiz!” paylaşımını yaptı.

    HTŞ’ye başlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin de desteklediği SMO tarafından Suriye’de Alevilere yapılan katliamlar günden güne artıyor. Alevi kadınlara yönelik sistematik kaçırma, işkence, cinsel istismar ve infazlar bir savaş suçu olarak devam ediyor.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi öncülüğünde kadınlar, Suriye’de devam eden Alevi kadınlara yönelik katliamlara ilişkin 19 Temmuz’da alanlara çıkacak.

    Mersin Kadın Platformu da eylem kararı alarak 19 Temmuz’da Alevi soykırımına karşı protesto yapacak.

    9 İLDE EYLEM

    19 Temmuz’da yapılacak eylemler şu şekilde:

    Van: Saat 13.00’de Sanat Sokağı

    Urfa: Saat 13.00’de Novada Park ATM’ler yanı

    Antep: Saat 16.00’da Balıklı Meydanı

    İstanbul: Saat 17.00’de Suriye Konsolosluğu önü

    Mardin: Saat 18.00’de Karayolları Parkı

    Ankara: Saat 18.00’de Yüksel Caddesi

    Diyarbakır: 18.30 Ofis AZC Plaza önü

    Mersin: 18.30’da Pozcu Koton önü

    İzmir: Saat 19.30’da Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi

    “ALEVİ SOYKIRIMINA KARŞI KADINLARIN YANINDAYIZ, EYLEMDEYİZ”

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, X hesabından, “Suriye’de Alevi soykırımına karşı biz kadınlar iller arası eş zamanlı eylemdeyiz! Suriye’de HTŞ ve yönlendirdiği cihatçı çeteler Alevi kadınları kaçırıyor, kaybediyor, zorla evlendiriyor, köleleştiriyor, toplu tecavüze maruz bırakıyor. Türkiye’den hesaplar fidye istiyor. Dürzi kadınlar benzer bir tehdit altında. Alevi soykırımına karşı kadınların yanındayız, eylemdeyiz!” paylaşımını yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul’da Dersim Soykırımı anması: Biz Dersimliler için 4 Mayıs kara gündür!-VİDEO

    İstanbul’da Dersim Soykırımı anması: Biz Dersimliler için 4 Mayıs kara gündür!-VİDEO

    PİRHA – 4 Mayıs 1937’de Dersim’de katledilenler, İstanbul’da anıldı. Yapılan basın açıklamasında, katliamın 88. yıldönümünde halen inkar ve asimilasyonun sürdüğüne vurgu yapıldı. Açıklamada ayrıca “Ülkemizde barış ve demokrasinin yolu geçmişin acıları ile yüzleşmekten geçer” ifadelerine yer verildi.

    İstanbul’daki çok sayıda Alevi örgütü ve yöre derneği, Dersim 1937-38’de yapılan soykırımın yıldönümünde katledilenleri andı.

    Kadıköy rıhtımda yapılan anmada “Hiçbir şeyi unutmadık hiçbir şeyi affetmedik. 4’Ê Gulane Tertelê Dêrsimî” pankartları açıldı.

    Anmanın yapıldığı alanda çerağlar yakılıp, katledilenler için de karanfiller bırakıldı.

    Anma programı, yaşamını yitirenler için saygı duruşuyla başladı.

    “4 MAYIS, MODERN DÜNYANIN KULAKLARINI TIKADIĞI GÜN”

    Kurumlar adına basın açıklamasını DEDEF Başkan Yardımcısı Ulaş Yağın okudu. Türkiye’nin, soykırım ile yüzleşmesi gerektiğini söyleyen Yağın, “Dersimliler olarak resmi bir özür diliyoruz” diye de belirtti.

    “4 Mayıs, ‘Dersim 38 Tertelesi Günü’ olarak kabul edilsin!’ diyen Yağın, şu açıklamayı okudu:

    “Bugün, Dersim’in fermanı anlamına gelen “4 Mayıs 1937 Tarihli Bakanlar Kurulu Kararı”nın 88. yıldönümüdür.  4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı, Dersim’de imha ve sürgün süreci açısından bir başlangıç teşkil ettiği için, 2007 yılında Dersim halkından geniş bir kesimini temsil eden katılımcılar ile birlikte yaptığımız toplantıda; 4 Mayıs’ın ‘Dersim 38 Tertelesi Anma Günü’ olarak kabul edilmesine karar verdik.

    “Tunceli Tenkil Harekatı“ olarak bilinen Dersim halkına yönelik toplu imha kararı 4 Mayıs 1937’de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı ile karar altına alınmıştır. Bu kararı takiben imha hareketi başlamış ve uçaklarla Dersim bomba yağmuruna tutulmuştur. Bunun sonucunda binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Sonrasında, iki yıldan fazla süren askeri operasyonlarla onbinlerce Dersimli katledilmiş; bir o kadarı da bilinmedik diyarlara sürgün edilmiş; aileler birbirinden uzak ve ayrı olarak yaşamaya mecbur bırakılmış; çocuklar zorla evlatlık verilmişlerdir. Dersim’in önde gelenleri, haksızca ve zamanın hukuk sınırlarına bile uygun olmayan şekilde idam edilmişlerdir. 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu toplantısı ile alınan karar çok açıktır: bir bölgenin, bir halkın planlı ve sistemli olarak yok edilmesidir.

    Biz Dersimliler için 4 Mayıs kara gündür.

    Modern dünyanın gözlerini ve kulaklarını tıkadığı, sesimizi duyuracağımız hiç kimselerin olmadığı bir çaresizlik içinde; kızgın yaz güneşinin altında aç ve susuz yollara düşürüldük, topluca kurşunlara dizildik, meşe kütükleri ve tüfek dipçikleriyle vurula vurula öldürüldük, analarımızın rahminden süngülenerek çıkarıldı ve parçalandı çocuklarımız, cesetlerimiz süngülendi ve üstüste yığılarak ateşe verildi. Derelerimiz, çaylarımız günlerce kan aktı. Köylerimiz boşaltıldı ve kuşaklar arası kültür aktarımı sekteye uğrayarak inanç ve dil asimilasyonu derinleşti. Dersimli bir nesil, anasız-babasız bırakıldı; binlerce bebek ve çocuk ya ailelerinden alınıp başka ailelere evlatlık verilerek topraklarından uzaklaştırıldı ya da kendilerine öksüz bir yaşam dayatıldı. Bizler, daha sonra gelen nesiller bu kara günün mirasını devraldık; akrabalarını ve yakınlarını tanıma olanağından mahrum yaşama mahkûm edildik. Çoğumuz kardeşe, amcaya, dayıya, halaya sahip olma duygusundan yoksun büyüdük. İdam edilen Dersim Seyitleri’nin yakınları, bugün hala dedelerinin mezarlarını aramaktadırlar. 1938’de evlatlık verilen ya da kimsesizler yurduna verilen binlerce çocuğun önemli bir kısmı hala kayıp…

    Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde ileride benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz.

    Çağımız tarihle yüzleşme ve geçmiş hatalardan dolayı özür dileme çağı olarak anılıyor. Medeni ülkeler, farklı dil, inanç ve kültürleri bir zenginlik olarak kabul ederek koruma altına alıyorlar. Kendisinden farklı olanlara karşı yapılan haksızlıkların sorumluları, kendi gerçekleri ile yüzleşerek mağdurlardan özür diliyorlar.

    Yahudilere karşı Hitler’in soykırım politikası ile yüzleşen Almanya, 1911/47 yılları arasında sömürgeci politikaları yüzünden Libya’dan özür dileyen İtalya, yıllar önce kendi coğrafyasından kovduğu Musevilere yönelik politikalarıyla yüzleşen İspanya, II. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Asya’da mağduriyete sebep olan politiklarıyla yüzleşen Japonya; yakın bir tarihte çalınmış kuşak‘tan ve Avustralya yerlileri Aboriginilerin torunlarından özür dileyen Avustralya, 1990’lara kadar sürdürülen asimilasyon politikalarıyla yüzleşen ve yerlilerden özür dileyen Kanada ve Amerika bunlardan sadece bazılarıdır. Holocaust sırasındaki rolleri nedeniyle komisyonlar kuran, bu rolleri nedeniyle özür dileyen Baltık ülkelerini, Romanya ve İsviçre‘yi saymıyoruz bile.

    Tarihleriyle yüzleşmek bu devlet ve toplumları küçük düşürmedi aksine saygınlık kazandırdı. Türkiye de ancak kendi tarihi ile yüzleşebilirse, bu saygın toplumlar ailesine katılabilir. Ülkemizde barış ve demokrasinin yolu geçmişin acıları ile yüzleşmekten geçer. Evet bu ülkelerde yüzleşmelerden sonra kıyamet kopmadı, tersine buralarda toplumsal iç barışa ve yaşanan trajedilerin unutulmasına yönelik önemli gelişmeler oldu. Bunun için yeni olanaklar ve yollar açıldı.

    Bizler, 1937/38’de yaşananlar için resmi bir özür bekliyoruz. Dersim 38 katliamının mağduru Dersimlilerden, onların torunlarından maruz kaldıkları acı, keder, hüzün ve ızdırap için bir özür çok mu acaba? İnsanlık değerleri ayaklar altına alınarak imha edilen büyüklerimizi, onurlarının iade edilmesini istiyoruz. Tüm bunların toplumsal barış, iç huzur, adalet ve kardeşlik için şart olduğuna inanıyoruz.

    Bu vesile ile; Bizler kırım ve katliamlara uğrayan bir halkın evlatları olarak yıllardır her yerde seslendiğimiz gibi bir kez daha taleplerimizi haykırıyoruz

    Arşivler Açılsın.

    Dersim ismi iade edilsin.

    Dersim halkından özür dilensin.

    Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.

    Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.

    Dersimdeki doğayı talan projeleri iptal edilsin Dersimlilerin kültürel, inançsal mirasları koruma  ve yokolma tehtidi altındaki anadilimizle ilgili acil önlemler alınsın.”

    KATLİAMI UNUTTURMAMAK İÇİN ANIT YAPILMALI!

    Anmada ABF Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya da konuşma yaptı. “Biz Dersimliler neden katledildik?” sorusuyla başlayan Karakaya, “Soykırımın detaylarını irdelememiz gerekir. Ulus devlet mantığının yanlışlarını gördük.

    Biz Dersimliler olarak özürden öte katliamla yüzleşmenin gerektiğini söylüyoruz. Katliamı ancak yapılacak bir anıt ile unutturmayız. Ayrıca bir Alevi düşmanlığı da sürüyor. Suriye’de bir Alevi katliamı var ve Türkiye yönetimi oradaki yönetimi meşrulaştırıyor. Dolayısıyla Alevilerin katliamına karşı mücadele etmemiz lazım” ifadelerini kullandı.

    “MEZAR YERLERİ AÇIKLANSIN”

    DAD İstanbul Şube Eşbaşkanı Berna Gündüz de anmada söz aldı. Soykırım sürecinde idam edilenlerin mezar yerlerinin açıklanması gerektiğini vurgulayan Gündüz, “Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmeli. Sürgünler, kayıplar ve alıkonulan çocuklarımızın akibetleri de açıklanmalı” dedi.

    Konuşmalar ardından soykırımda yaşamını yitirenler için ağıtlar okundu.

    Anma programı, lokmaların dağıtılması ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • FEDA, Almanya’da Dersim Soykırımı paneli: Soykırımı uluslararası düzeyde tanınsın-VİDEO

    FEDA, Almanya’da Dersim Soykırımı paneli: Soykırımı uluslararası düzeyde tanınsın-VİDEO

    PİRHA-FEDA, Almanya’nın Dortmund kentinde Dersim Soykırımı paneli düzenledi. FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, “1925 Şark Islahat Planı 12 yıllık Dersim Soykırımı’nın hazırlığıdır” derken, Hüseyin Aydın da “Dersim Soykırımı’nın uluslararası düzeyde tanınması ve faillerin yüzleşmesi gerekiyor” diye konuştu.

    Almanya’nın Dortmunt kentinde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), tarafından Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi’nde (DAKME) Dersim Soykırımı paneli düzenlendi. Panele konuşmacı olarak FEDA Eş Başkanı Demir Çelik ve Dersim Kültür ve Tarih Merkezi’nden Hüseyin Aydın katıldı.

    “ŞARK ISLAHAT PLANI, DERSİM SOYKIRIMI’NIN HAZIRLIĞIDIR”

    Dersim Katliamı’ndan sadece o dönem bakanlar kurulunda yer alanların sorumlu olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu belirten FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, “Mustafa Kemal Atatürk’ten, İsmet İnönü’ye kadar herkes Dersim Katliamı’nın uygulayıcısı ve yürütücüsüdür. 1938 Dersim Katliamı, Kürtleri Ankara’dan uzaklaştırıp Kürdistan’a sıkıştırmak için başlatılan bir soykırımdır. 1925 Şark Islahat Planı 12 yıllık Dersim Soykırımı’nın hazırlığıdır. Diğer taraftan da Dersim ile birlikte Kürdistan’ında insansızlaştırılmasını ve teslimiyete zorlayan bir içeriğe sahiptir” dedi.

    “DERSİM SOYKIRIMI’NIN ULUSLARASI DÜZEYDE TANINMASI GEREKİYOR”

    Dersim Kültür ve Tarih Merkezi’nden Hüseyin Aydın ise, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Artık geçmişin karanlık perdesini aralayıp hem mağdurların hem de faillerin anlatılarını bilimsel bir zemine oturtmak ve gelecek nesillere aktaracak güçlü bir temele sahibiz. Dersim Soykırımı’nın uluslararası düzeyde tanınması ve faillerin yüzleşmesi gerekiyor.”

    PİRHA/ALMANYA

  • Yazar Rencüs: Taş atımlık mesafede Alevi soykırımı yaşanıyor hep beraber durduralım! -VİDEO

    Yazar Rencüs: Taş atımlık mesafede Alevi soykırımı yaşanıyor hep beraber durduralım! -VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırıma karşı Alevilerin yoğun olarak yürüttükleri mücadele sonucunda katliamı tüm dünyaya duyurduklarını belirten Araştırmacı yazar Hamide Rencüs “Ama yeterli değil. Bütün vicdanlı insanların bu soykırımın karşısında ayakta olması ve bunu sokağa taşıması gerekiyor” dedi.

    Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırımla ilgili, Araştırmacı-yazar Hamide Rencüs, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    BÜTÜN DÜNYA, ULUSLARARASI TOPLUM ALEVİ SOYKIRIMI KARŞISINDA SAĞIR VE DİLSİZ”

    Alevilerin yoğun olarak yürüttükleri mücadele sonucunda Suriye’de devam eden katliamın tüm dünyanın duyduğunu vurgulayan Hamide Rencüs, “Yoksa bütün dünya, uluslararası toplum sağır ve dilsiz. Özellikle İŞİD’in izinden giden HTŞ’nin kadınlara yönelik vahşi saldırganlığı içler acısı. Uluslararası toplumun bu sessizliğini kırmak, bu ikiyüzlülüğünü açığa çıkartmak için yürütülen çaba bir miktar dünya kamuoyuna yansıdığı için başarılı diyorum” dedi.

    “SURİYEDE ASRIN EN BÜYÜK SOYKIRIMI YAŞANIYOR”

    Artık gelinen noktada bütün dünya asrın en büyük soykırımının sahil bölgesinde Alevilere yönelik gerçekleştirildiği bildiğini belirten Rencüs, “Biz buradan uluslararası topluma baskı oluşturmayı hedefliyoruz.  Ne yazık ki şunu üzülerek söylüyorum, Türkiye’de ve Avrupa’da sadece Alevi kurumları bu çabayı gösteriyor. Türkiye’deki baskı iklimi biraz daha sesini kıstı. Sadece basın açıklamalarıyla yetinmeler sadece pankart hazırlayıp kamuoyuna yansıtmalar şeklinde yürüdü ama örgütlü bir çaba imza kampanyası ve Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği kurumlarına başvuru şeklinde yürüdü. Ama Türkiye’de bu eksik ve yetersiz” diye ifade etti.

    Avrupa’daki çalışmaların daha özgür ortamda yürütüldüğünü dile getiren Rencüs, “Türkiye’deki faşist baskıya rağmen daha özgür hareket edebilen Avrupa Alevi kurumları bu ortamı önümüzü açan kurumlarda diyebilirim. Gerçekten çabaları çok mükemmel. Fakat bugün Aleviler soykırımdan geçerken maalesef devrimci, demokrat toplumu Alevilerin yanında göremedik” diyerek tepki gösterdi.

    Bu duyarsızlığı AKP’nin 23 yıllık giderek arttırdığı baskıya bağlamanın yetersiz bir yaklaşım olacağının altını çizen Rencüs, “Çünkü sonuçta verilecek bir canı var Alevilerin. Burada Alevilerin yanında durmak insani, vicdani bir görev ve zorunluluktur. Taş atımlık mesafede sınırın öte tarafında ki bu soykırım, ‘Türkiye’nin bu tarafını sıçramaz’ diyemez hiç kimse” diye ifade etti.

    “TÜRKİYE ALEVİ KANINA BULANMIŞ BİR COĞRAFYA”

    Türkiye’nin bu konuda Alevi kanıyla bulanmış bir toprak olduğunu belirten Rencüs, şunları söyledi:

    “Kaç dönemdir takvimleri yazıp durmaktan yassımızı tutmaktan bitkin düştük. Bu artık eski tepkilere benzeyen bir şey değil. Çünkü bir soykırım bir etnik temizlik var. Uluslararası toplumu ayağa kaldırmak için uluslararası kamuoyunu gerçekten baskı unsuru haline getirmek gerekiyor.

    Bir çaba var ama yeterli değil. Yani BM nezdinde gerçekten uluslararası bir kurumdan talep etmek ve bunu hayata geçirmek için daha fazlasını yapmak gerekiyor. Artık alanlara çıkmak gerekiyor. Böyle Aleviler basın açıklamaları yaptığı imza topladı, sesini duyurmaya çalıştı, katliamları belgelendirdi. Ama bütün vicdanlı insanların gerçekten Alevilerin yanında, insani dramın, soykırımın karşısında ayakta olması artık bunu sokağa taşıması gerekiyor.”

    “ALEVİLER KATLEDİLİYOR BUNA SES ÇIKARMAMAK BİR İNSANLIK AYIBIDIR”

    Kadın örgütlerinin geçmişte etkili kampanyalar yürüttüğünü hatırlatan Rencüs, “Kadınlar katlediliyor, kaçırılıyor, köle pazarında satılıyor. IŞİD’in izinden yürüyen HTŞ’nin elinde kayboluyor. Hamile kadınlar, kucağında bebeğiyle kadınlar öldürülüyor. Bu bir insanlık ayıbıdır. Özellikle bütün kadın örgütleri Suriye sınırında sahil bölgesinde 500 metre ötede kaçırılan, öldürülen kadınlar için nöbet tutmasını zincire vurması gerekiyor. Yani başka yolu yok. Çünkü çağımızın en büyük soykırımı yaşanıyor” diye ifade etti.

    İmamoğlu meselesinin önemli ve bir demokrasi meselesi olduğunu belirten Rencüs, “İmamoğlu için sokağa çıkan çok sayıda Alevi var. İmamoğlu’na sahip çıkanlar, Alevi soykırımına duyarsız kalan Alevilerdir aynı zamanda. Burada bir çelişki var. Sahil bölgesinde soykırımı var, Hristiyanlar ve diğer bütün azınlıklar tehdit altında, Özgür Özel’in buna dönük de herhangi bir politikası olduğunu duymadık. Dolayısıyla CHP Alevilerin oylarından beslenen ama Alevi katliamlarına duyarsız kalan bir pratik sergiliyor. Alevilerin, CHP’den bunu talep etmesi gerekiyor bunun hesabını sorması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİ İLE ALEVİLERİN GÜNDEMİ SOKAĞA TAŞINABİLİR”

    Türkiye’deki mevcut yaşanan gündemle, Suriye’deki soykırım gündeminin bir arada sokağa taşınmasının daha doğru olduğunu ifade eden Hamide Rencüs, “Önceliğimiz bu soykırımı durdurmak için uluslararası bağımsız bir heyetin sorunları yerinde incelemesi, insani yardım kuruluşların harekete geçmesi ve bu talep etrafında bütün Alevilerin ve Alevi dostlarının birleşmesi gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

     

  • Pir Cihan Saltuk: Colani Alevi soykırımının failidir!-VİDEO

    Pir Cihan Saltuk: Colani Alevi soykırımının failidir!-VİDEO

    PİRHA-Sarı Saltuk Ocağı evlatlarından Cihan Saltuk, Suriye’de bir soykırımın yaşandığına işaret etti. Saltuk, Colani’nin Türkiye’de resmi törenle ağırlanmasının insanlık adına üzücü bir durum olduğunu vurgulayarak “Açık seçik bir şekilde Colani bir katildir ve soykırımın failidir” dedi.

    8 Aralık’ta Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden sonra Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğündeki gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO, Suriye’de Alevilere soykırım uyguladı. Alevilerin çoğunlukta olduğu Tartus, Humus, Lazkiye gibi kıyı şehirlerde binlerce sivil insan katledilirken, son haftalarda kadınlar ve çocuklar kaçırılıyor, istismara uğruyor.

    Pir Cihan Saltuk, Alevilerin Suriye’de neden hedef haline getirildiğine dair değerlendirmede bulundu. Cihan Saltuk, “Aleviler, kayıtsız şartsız, aklı mantığı bir kenara bırakıp kimsenin peşinden gitmeyip, her zaman laikliğin ve barışın savunucusu oldular. Böyle olunca Alevileri istedikleri gibi kullanamayacaklar. Böyle bir toplum da her zaman onlar için bir tehlike. Bu yüzden en başta Alevileri hedef haline getirdiler” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİLER ORADA SOYKIRIMA UĞRUYOR”

    Alevilerin inançları gereği eşitliği, aklı, sevgiyi savundukları için hedef olarak görülüp, saldırıya uğradığını söyleyen Saltuk, savaşın en ağır faturasının Alevilere kesildiğini ifade etti. Cihan Saltuk şunları söyledi:

    “Suriye’de olanlara baktığımızda aslında bir rejimin çöküşü değil sadece, aynı zamanda mezhepçi şiddetin karanlık bir laboratuvarını bize gösteriyor. Oradaki Alevilere baktığınızda aslında hiyerarşiye değil eşitliğe, dogmalara değil akla, korkuya değil her zaman sevgiye inanmışlar. Ayrıca her zaman laikliğin savunucusu olmuşlar. Alevilerin bu savundukları laiklik, barış anlayışı oradaki İslamcı, mezhepçi grupların her zaman tepkisini çekmiştir. Onların karşısındaki en büyük direnişi her zaman Aleviler göstermiştir. Bu durum sebebiyle radikal gruplar, her zaman Alevileri tehdit unsuru olarak görmüştür. Hatta bazen ‘sapkın’ diye de nitelendirmişlerdir. Oraya baktığımızda dış güçlerin vekalet savaşları da oluyor. Yeri geldiğinde insanları kobay gibi de kullanıyorlar. Bütün mezhepsel düşmanlıkların hepsi orada test ediliyor. Bu savaşın, katliamın en ağır faturasını Aleviler ödüyor. Bunun da adını tam söylememiz gerekiyor; Aleviler orada soykırıma uğruyor maalesef. Ayrıca Esad rejimine de yakınmış gibi gösterilerek buradan da bir sebep üretilmeye çalışılıyor. Evet, devlet içerisinde Aleviler yer almışlardır ama bu olsa bile hiçbir zaman Aleviler orada bir çoğunluğu oluşturmamış, hatta kendileri mağdur olmuşlardır.”

    “ADI ANILMADAN YAPILAN BİR SOYKIRIM”

    Suriye’de bugün yapılanları diğer saldırılardan ayırt etmek gerektiğinin altını çizen Saltuk, “Bir katliam var. Bunun adını herkesin net koyması gerekiyor ama diğer soykırımlardan çok farklı. Sinsice yapılan bir soykırım. Adı anılmadan yapılan bir soykırım. Baktığımızda ortada fiziki bir yok etme var, kimliği yok etme var, kültürel izleri silme var, toplumsal yapıyı dağıtma var, zorunlu göç ettirme var; yani baktığımızda bunlar her türlü bir soykırımdır. Birleşmiş Milletlere göre de bu bir soykırımdır. Katliamcılara karşı çıkan laik Sünniler, Dürziler, Kürtler, Türkmenler, Hristiyanlar da bu zulümden payına düşeni maalesef ki aldı.”

    “İŞ BİRLİĞİ YAPMAK İNSANLIK SUÇUNU MEŞRULAŞTIRMAKTIR”

    Cihan Saltuk, Türkiye’nin, HTŞ’nin saldırılarına karşı açık ve net bir tutum alması gerektiğini de söyledi. Colani ile iş birliği yapıp katliamlara sessiz kalmanın “katliamları meşrulaştırmak” olduğunu ifade eden Saltuk şöyle devam etti:

    “Türkiye’nin bu soykırımı, bu zulmü izleyen değil, etkin bir şekilde barışın kurucusu olması gerekiyor. Buna mecbur. Laikliği savunan Sünniler, Aleviler, Dürzüler, Kürtler, Hristiyanlar, hep birlikte baktığımız zaman zalimin hedefi haline gelmiş durumda. Dolayısıyla Türkiye bu soykırıma karşı artık açık, net bir şekilde tutum almalı, ses çıkarmalıdır. Ezilen tüm halklar için Türkiye el uzatmalıdır. Colani’nin Türkiye’ye resmi bir törenle gelip ağırlanması… Bu sadece Alevilerin meselesi değil. Aşık Veysel’in de dediği gibi ‘dava insanlık davası’. Orada mazlum halklar katledilip zulüm görüyorsa bu sadece Alevilerin meselesi olmamalı. Nitekim Suriye’de Sünnilerin liderlerinden de bunlara ‘dur’ dedikleri için vahşice katledilenler oldu. Şimdi Colani’nin burada resmi törenle ağırlanması da ülkemiz ve insanlık adına da üzücü. Açık seçik bir şekilde Colani bir katildir ve soykırımın failidir. Daha önceden yaptığı röportajlarda da kadın çocuk demeden insanları nasıl katlettiklerini açıkça itiraf edip ‘gençtim’ diyebilmiştir. Sadece gençlikte yapılan bir hata gibi yorumluyor ama yaptığı bir insanlık suçudur. Colani’ye bu kadar yakın durup bir iş birliği yürütmek de açıkça şunu ifade eder; insanlık suçunu meşrulaştırmak.

    BİZİM İÇİN İNANÇ SADECE İBADET DEĞİLDİR

    Bu soykırımın ortağı olmamak için ses çıkartılmalıdır. Eğer ses çıkarmayıp hep susuyorsak bu soykırımın da ortağı olmuş sayılırız. Bizim için inanç sadece ibadet değildir; aynı zamanda zalime karşı direnmek mazlumun yanında olmaktır. Bunlar da bizim inancımızın birer parçası. Dolayısıyla Kerbela’dan bugüne kadar zaman ve mekan değişmiş ama her zaman Aleviler bu yolda gitmiş ve bu yolda gitmeye de devam edeceğiz. Hüseyin zamanında da susmuşlardı ama tarihin dili hiçbir zaman susmaz. Tarihin dili konuştuğu zaman şimdi susanları da yazacaktır. bunu da unutmama gerekiyor.”

    “HER MECRADA BU KATLİAM GÖRÜNÜR KILINMALI”

    HTŞ lideri Colani’nin Türkiye’ye yönelik yapacağı ziyaret hakkında da konuşan Saltuk, Alevi örgütlerinin, her platformdan Suriye’de yaşananlara dair “Bu bir Alevi soykırımıdır” diyerek her türlü mecrada görünür kılması gerektiğini ifade etti.

    Pir Cihan Saltuk, katliamın durması için Suriye’deki kanaat önderleri ile daha çok dayanışma içerisinde olunması gerektiğini söyleyerek, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Bir kere şunun altının net çizilmesi gerekiyor; eğer bir soykırım varsa bunun adının net konulması gerekir. Buna ‘zulüm, savaş’ ve benzeri dememek gerekiyor. Açık açık her platformda ‘Bu bir Alevi soykırımıdır’ denilip bu ifadenin altını özellikle çizmek gerekiyor. Her türlü mecrada bu soykırımı görünür kılmak gerekiyor. En önemlisi Alevi olmayan, vicdan sahibi insanları da bu mücadeleye katmak gerekiyor. Bunun için de uluslararası alanda mücadele yürütmek gerek. Maalesef ki medya da tümüyle bu soykırımı görmüyor ve susuyor. Gücü elinde bulunduran zalim olsa da kendisini mazlum gibi gösterebiliyor. Haklıyı güçlü kılamadığımız için her zaman güçlüyü haklı kılmaya çalışıyorlar.”

    “HÜSEYİN’İN TAŞIDIĞI BAYRAK BUGÜN BİZİM ELİMİZDE”

    Cihan Saltuk, katliamı durdurmak adına inanç önderlerinin Suriye’deki soykırıma ve zulme karşı sesini yükseltmesi çağrısında bulunarak, “İnancımız gereği zaten bu olanları görmezden gelemeyiz. Aksi halde inancı kavrayamamışız demektir. Geçmişten bugüne hep Hüseyin’den bahsediyorsak, sadece geçmişi anlatmakla olmuyor, bugün de yine Hüseyin gibi masum insanlar katlediliyor. Ali Asker gibi küçük masum çocuklar orada katlediliyor. Herkes kendi zamanında üstüne düşen görevleri yapmalıdır. İyilik ve kötülüğün savaşı her zaman devam edecektir. Hüseyin o bayrağı kendi zamanında layığıyla taşımıştır. Bu bayrak bugün ise bizim elimizde. Dolayısıyla bu soykırımda bizler de her zaman mazlumun yanında olmaya çalışacağız. Bunun için özellikle inanç önderleri olarak her zaman, her platformda, özellikle de ibadetlerimizde, cemevlerimizde bunları inancımızın gereği sohbetlerimizde dile getiriyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Eren GÜVEN-Kamber YILDIZ/İSTANBUL

  • ‘Alevi kadınlara yönelik saldırı belleği hedef alan soykırım stratejisinin bir parçası!’

    ‘Alevi kadınlara yönelik saldırı belleği hedef alan soykırım stratejisinin bir parçası!’

    PİRHA- Refika Selim, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların belleği ve sürekliliği yok etmeyi hedefleyen kapsamlı bir soykırım stratejisinin bir parçası olduğunu söyledi. Şiddetin kadınlar üzerinden toplum onurunu ve direnişini kırmayı amaçladığını belirten Refika Selim, “Dün Ezidi bugün ise Alevi kadınlara yönelik saldırının yalnızca bir savaş refleksi değil, çok daha derin bir toplumsal ve ideolojik hesaplaşmanın ürünüdür” dedi. 

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir ayda çok sayıda kadın, çeteler tarafından kaçırıldı.

    Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarında kaçırılan kadınların akıbetine dair uluslararası güçlerin sessizliğini eleştiren Refika Selim, öz savunma imkânlarından yoksun bırakılan Alevilere yönelik Esad’ın yönetiminin “kalıntılarını” temizleme iddiasıyla başlatılan intikam saikli saldırıların Alevi toplumuna karşı uzun süredir biriken mezhepsel ve ideolojik nefreti meşrulaştırmanın aracına dönüştürüldüğünü dile getirdi.

    “ALEVİLER, SURİYE VE TÜRKİYE’DEKİ ‘DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ’NE ENGEL GÖRÜNÜYOR”

    HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) ve Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) güçlerinin kontrolü altına giren bölgelerde Alevi sivillere yönelik sistematik saldırıların tüm hızıyla sürdüğünü hatırlatan Refika Selim, ” ‘Esad artığı’ söylemiyle Alevilere yönelik başlatılan soykırım saldırılarının meşrulaştırılmak istenmesi, tarihten bugüne uzanan Alevi karşıtı nefreti gizlemeye yönelik ideolojik bir örtüdür. Oysa gerçek şu ki, Aleviler tarih boyunca defalarca katliamların hedefi olmuş, varoluşları inkâr ve imha politikalarıyla bastırılmak istenmiştir. Bugün Suriye’de yaşananlar, yalnızca güncel politik bir hesaplaşmanın sonucu değil; radikal Sünni İslam’ın Alevi kimliğine duyduğu ezeli nefretin devamıdır. Bu yapı, hem Suriye’de hem Türkiye’de dikensiz bir “gül bahçesi” yaratmak isteyen radikal siyasal İslam’ın önünde bir engel olarak Aleviliği görmektedir” dedi.

    “ALEVİ NEFRETİ SINIR AŞAN BİR TEHDİT OLDU”

    Tarihsel Alevi nefretinin sınırları aşan bir tehdit olduğunu söyleyen Refika Sağlam, “Bu bağlamda Suriye’de gerçekleştirilen saldırılarla iki hedef aynı anda gözetilmektedir. Bir yandan Suriye’deki Alevi nüfus yok edilmekte ya da direnemeyecek kadar azaltılmak istenmekte, diğer yandan Türkiye’deki Alevilere de açık bir mesaj verilmekte, sindirme ve yıldırma amaçlı bir tehdit ortamı yaratılmaktadır. Türkiye’de sosyal medyada dolaşıma sokulan yeni katliam imaları, Alevilerin hak mücadelesini “siyasal Alevilik” diye hedef gösteren söylemlerle birleştiğinde, bu nefretin yalnızca sınır aşan bir söylem değil, sınır aşan bir tehdit olduğunu da ortaya koymaktadır” diye belirtti.

    “ESAD BAHANE, HEDEF DOĞRUDAN ALEVİLİĞİN KENDİSİDİR”

    ‘Esad kalıntıları’ söylemiyle gerçekleşen saldırıların Alevleri yönelik ideolojik nefretin meşrulaştırmanın aracına dönüştüğünü kaydeden Refika Selim şunları söyledi:

    “Esad yalnızca bir bahanedir; hedef doğrudan Aleviliğin kendisidir. Çünkü Alevilik, temsil ettiği  sevgiye dayalı, özgürlükçü, barışçıl, eşitlikçi, toplumsal dayanışmacı yaşam biçimi ile radikal İslam’ın tahayyül ettiği toplumsal yapıyla taban tabana zıttır. Alevi inancında kadın ve erkek toplumsal yaşamda eşit öznelerdir; birey değil, topluluk esastır. Alevilik, yalnızca kendi maruz kaldığı haksızlıklara karşı değil, dünyanın her yerindeki adaletsizliklere karşı direnişi savunan bir inanç sistemidir. Bu yapısıyla, ataerkil ve otoriter radikal İslam anlayışı için doğrudan bir tehdit ya da en azından sürekli bir huzursuzluk faktörü  oluşturmaktadır.”

    “KADIN ÜZERİNDEN TOPLUMUNUN ONURU VE DİRENİŞİ KIRILMAK İSTENİYOR”

    Önceki yıllarda Ezidi kadınlara yapılanların şimdi ise Alevi kadınlara dayatıldığına vurgu yapan Refika Selim, bunun tesadüfi olmadığını aksine sistematik bir politika olduğuna işaret etti. Refika Selim şöyle devam etti:

    “Dün Ezidi bugün Alevi kadınların bu katliamların merkezinde yer alması kesinlikle bir tesadüf değildir. Tarih boyunca her iki topluluğun kadınları, toplumsal yaşamın her evresine eşit özne olarak katılmış, karar süreçlerinde yer almış, direnişin ve sürekliliğin taşıyıcısı olmuşlardır. Kadın, bu anlamda sadece bir birey değil, bir kültürün, bir inancın, bir toplumsal yapının sürekliliğinin de garantörüdür. İşte bu yüzden, savaş ve katliam süreçlerinde kadın en ağır biçimde hedef alınır. Kadın bedeni tarih boyunca savaş ganimeti yapılmış; esir alınmış, satılmış, cinsel şiddete maruz bırakılmıştır. Ama bu şiddet yalnızca bireysel değildir, stratejiktir; kadın üzerinden tüm bir toplumun onuru ve direniş gücü kırılmak istenir. Ancak kadınlara yönelik bu saldırılar, yalnızca bir savaş refleksi değil, çok daha derin bir toplumsal ve ideolojik hesaplaşmanın ürünüdür. Alevi ve Ezidi kadınların yaşam tarzı, varoluş biçimi, toplumsal eşitlik ve özgürlük temelli duruşu, bölgede kurulmak istenen radikal İslamcı toplumsal yapıyla taban tabana zıttır. Çünkü bu kadınlar yalnızca görünür değildir; aynı zamanda belirleyici, yönlendirici, direnişi besleyen öznelerdir.

    KADIN HAFIZASINA TAHAMMÜL EDEMEZLER

    Alevilerde olduğu gibi Ezidi toplumunun tarihinde de  güçlü kadınların olması, Dayê Esmer, Neam Khatun ve Mayan Khatun  gibi güçlü kadın karakterlerin yer alması; mitolojilerinde “Maka Ezid”, “Siltan Ezid”, “Siti Zin”  gibi kadın figürlerinin bugüne kadar ulaşması, bu toplulukların da kadın merkezli direniş hafızasının ne kadar derin olduğunu göstermektedir. Radikal gerici İslam, bu hafızaya, bu görünürlüğe ve bu güce tahammül edemez. Kurmak istediği ataerkil, itaatkâr ve baskıcı düzende böylesi bir özgürlük ve eşitlik odağına yer yoktur.”

    “BELLEĞİ YOK ETMEK İSTİYORLAR”

    Refika Selim, Alevi kadınlara yönelik şiddetin bir ‘öç alma’ dışında, belleği yok etmeyi hedefleyen kapsamlı bir soykırım stratejisinin bir parçası olduğuna ifade etti. Refika Selim, “Radikal gerici İslam, bu kadınların temsil ettiği yaşam biçimine tahammül edemez; kurmak istediği itaatkâr ve erkek egemen toplumsal düzende böylesi bir güç odağına yer yoktur. Bu tür toplumları ve yasam biçimlerini kurmak istediği düzeni tehdit eden bir öge olarak görür. Dolayısıyla dün Ezidi bugün Alevi, kadınlara yönelik şiddet, geçici bir ‘öç alma’ değil, aynı zamanda geleceği hedef alan, belleği ve sürekliliği yok etmeyi amaçlayan kapsamlı bir soykırım stratejisinin parçasıdır. En sonunda şunu da unutmamak gerekir; siyasal İslam’ın bu coğrafyada yaptığı ilk katliam değildir bu; Alevi olmak da gerekmiyor. Son yıllarda Kürt halkına uygulanan şiddet ve katliamın listesi buraya sığmaz” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/ALMANYA

  • AAKB: Suriye’de Alevi kadınlara yönelik soykırım tanınmalı!

    AAKB: Suriye’de Alevi kadınlara yönelik soykırım tanınmalı!

     PİRHA- Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, uluslararası kamuoyuna Suriye’de Alevi kadınlara yönelik soykırımın tanınmasını çağrısında bulunarak, “Daha dün Bosna’da Boşnak kadınları, Şengal’de Ezidi kadınları nasıl sistematik bir soykırıma maruz bırakıldıysa, bugün de Suriye’de Alevi kadınlar aynı barbarlıkla karşı karşıya!”dedi. 

    Suriye’de HTŞ, IŞİD ve SMO’lu çetelerin Lazkiye, Humus ve Tartus’ta Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelere düzenlediği soykırım saldırıları sürüyor. Son bir haftalık saldırılarda ayrıca çok sayıda kadının çeteler tarafından kaçırıldığı belirtiliyor.

    Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Suriye’de HTŞ-SMO çetelerince kaçırılan Alevi kadınlara dair yazılı açıklama yaparak Alevi kadınlara yönelik soykırımın tanınması ve savaş suçlularının yargılanmasını talep etti.

    “2 NİSAN’DA CENEVRE’YE DAVET EDİYORUZ”

    Suriye’deki Alevi katliamına ilişkin 2 Nisan’da Birleşmiş Milletler önünde gerçekleşecek eylemi destekleyeceklerini belirten Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, “Biz, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği olarak, Suriye’de Alevilere ve özellikle kadınlara yönelik vahşeti duyurmak, insanlık onurunu savunmak ve adaletin sağlanması için sesimizi yükseltmek adına 2 Nisan’da Cenevre’de, Birleşmiş Milletler önünde düzenlenecek mitingi destekliyor ve tüm vicdan sahibi insanları bu çağrıya yanıt vermeye davet ediyoruz” dedi.

    “ALEVİ KADINLAR BARBARLIKLA KARŞI KARŞIYA”

    Failleri ve destekçileri belli olan katliama yönelik sessizliği kınayan Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, “Bugün Suriye’de; binlerce Alevi kadın katledildi, katlediliyor! İşkenceye uğradı, kaçırıldı, tecavüze uğradı, köleleştirildi! Evlerinden, topraklarından sürüldüler; mallarına, mülklerine el konuldu! Ormanlara sığınmak zorunda kalanlar açlık ve sefaletle karşı karşıya bırakıldı! Daha dün Bosna’da Boşnak kadınları, Şengal’de Ezidi kadınları nasıl sistematik bir soykırıma maruz bırakıldıysa, bugün de Suriye’de Alevi kadınlar aynı barbarlıkla karşı karşıya! Bu vahşetin failleri belli, destekçileri belli! Ama ne yazık ki, dünya bu katliama sessiz kalıyor” diye belirtti.

    “SURİYE’DE ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SOYKIRIM TANINMALI”

    Suriye’de Alevi kadınlara yönelik soykırımın tanınma çağrısında bulunan Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, “Bizler, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği olarak; Suriye’de Alevi kadınlara yönelik soykırımın tanınmasını, uluslararası hukukun devreye girmesini, Birleşmiş Milletler’in acil yardım koridoru açmasını, savaş suçlularının yargılanmasını, barış gücünün bölgeye gönderilmesini talep ediyoruz! Bu zulme sessiz kalmak, insanlığın vicdanını yitirmesi demektir! Tüm insanlık ailesini, kadın haklarını savunan örgütleri, aydınları, sanatçıları, gazetecileri, demokratik kitle örgütlerini, insan hakları aktivistlerini ve vicdan sahibi herkesi Cenevre’de sesimize ses katmaya çağırıyoruz! Unutma! Bugün Suriye’de Alevi kadınlar hedefte! Yarın kim olacak? Ses ver, insanlık tarihinin bu utancına ortak olma!” diye seslendi.

    (HABER MERKEZİ)