Etiket: Soykırım

  • HDK’den Dersim Katliamı açıklaması: Yüzleşen güçlenir, inkar eden faşistleşir!

    HDK’den Dersim Katliamı açıklaması: Yüzleşen güçlenir, inkar eden faşistleşir!

    PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Dersim Katliamı’nın 85. yılında yazılı bir açıklama yaparak, hala Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının yerinin saklı tutularak katliam zihniyetinde ısrar edilmesine tepki gösterdi. Taleplerini sıralayan HDK, katliam tarihiyle yüzleşme çağrısı yaptı. 

    Türkiye’nin 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla “Tunceli Tenkil Harekatı” adı altında başlattığı Dersim Tertelesi 85. yılına girdi.

    Dersim Katliamı’nın 85. yılında yazılı açıklama yapan Halkların Demokratik Kongresi (HDK), katliamın kültürel soykırım olarak ilerlediğine dikkat çekerek, maddi ve manevi tüm kültür değerlerinin yok edilmeye çalışıldığına vurgu yaptı. Katliam tarihiyle yüzleşme çağrısında bulunan HDK, “85. yılında devlet arşivleri açılarak Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının yerleri açıklansın. Dersim’in kayıp kızlarının akıbeti açıklansın, topluma yapılan tüm katliamlar arşivi ve belgeleriyle açıklandığında Türkiye halkları olarak gerçek bir yüzleşmenin ilk adımlarını atmış oluruz” diye belirtti.

    “HALKLAR, HER TÜRLÜ KATLİAMIN HEDEFİ HALİNE GETİRMİŞTİR”

    HDK Halklar ve İnançlar Meclisi imzasıyla yayınlanan açıklama şöyle:

    “Dersim halkına yapılan ve yaşatılan bu katliamın aydınlığa kavuşamaması, egemen ulus anlayışının ülkemiz halklarına yaptığı en büyük kötülüklerden birisidir. Yaşadığımız coğrafyada birbiriyle razılı ve hakikat içinde yaşayan halklar olarak binlerce yıl tüm farklılıklarımıza rağmen birlikte yaşadık. Kendi kültürü, dili ve inancıyla. Türkiye’de ise belirleyici olan egemen akıl toplumu ayrıştıran, sürekli “öteki” algısını oluşturan, toplumu devamlı bölen hâkim millet, tek Ulus anlayışıdır. Bu anlayış dışında kalan tüm kesimler ötekidir. 1924 Anayasası ile coğrafyamızda tek dil, tek din adı altında Türklük yüceltilmiş, diğer halklar, inançlar ötekileştirilmiştir. Bu ülkede Türk olmak, Türkçe konuşmak, Sünni/ Hanifi olmak kabul görmek ve makbul vatandaş olmanın referansları haline getirilmiştir. Doğal olarak Kızılbaş Kürt Aleviler ve diğer tüm halklar farklılıkları nedeniyle tehdit olarak görülmüş, tek ulus ideolojisi ile her türlü saldırı ve katliamın hedefi haline getirilmiştir. Dolayısıyla ülkemizde yaşanan hiçbir katliamı birbirinden bağımsız düşünemeyiz. Dersim’de Kızılbaş Aleviler, Dersimli Ermeniler inancı, dili ve kültürü nedeniyle, sefalete, tehcire mahkûm edilmiş toplumun varlığı, birliği, kimliği doğası tüm maddi ve manevi, kültürel değerleri yok edilmeye çalışılmıştır.

    “YÜZLEŞEN GÜÇLENİR, İNKAR EDEN FAŞİSTLEŞİR”

    1937-1938 Dersim’in her türlü değerlerine ve halkının kutsallık atfettiği topraklarına gökyüzünü utandıracak kadar acı verdiler. Laç deresinde katledilenler, mağaralarda gazlarla katledilenler, Dersim’in her karış toprağında binlerce toplu mezarlar olarak soykırıma tanıklık etmeye devam ediyorlar. 4 Mayıs 2022’de 85. yılında hala Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının yeri saklı tutularak, katliam zihniyetini devamlılığında ısrar edilmektedir. Bugün farklı şekillerde de olsa yaşanan katliam ve saldırılar devam etmekte. Halkların kendine yasaklanan toprağı, yakılan ormanları, baraj ve madenlerle talan edilen doğası ve inanç merkezlerinin tahrip edilmesi. İnkar ve asimilasyon politikasının devam etmesidir. Sözlü gelenekleriyle kadimden bu zamana inancını ve kültürünü devam ettiren Kızılbaş Kürtler tekçi ulus anlayışına karşı direnişini sürdürmekte. Katliamın yöntemini değiştiren sistem bugün kültürel soykırım yapmaya devam etmektedir. Diliyle yasaklanan, inancıyla yok edilmeye çalışılan bizler Türkiye halkları olarak diyoruz ki; tarihle yüzleşmek, Dersim halkından özür dilemek  toplumumuzu daha da güçlendirir. Aksine geçmişi inkâr etmek toplumları hasta eder, yüzleşmeyen faşistleşir yüreğin en derin yerine gömülen her acı aklımızı, sağduyumuzu, irademizi ve en çok da insanlığımızı yok eder. Bu nedenle 85. yılında devlet arşivleri açılarak Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının yerleri açıklansın. Dersim’in kayıp kızlarının akıbeti açıklansın, topluma yapılan tüm katliamlar arşivi ve belgeleriyle açıklandığında Türkiye halkları olarak gerçek bir yüzleşmenin ilk adımlarını atmış oluruz. Yüzleşerek geleceğimizin, birlikte eşit ve özgür bir yaşamın temellerini birlikte inşa etmiş oluruz. Bu minvalde Seyit Rıza ve yoldaşları şahsında tüm yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • AABK: Dersim 38, Cumhuriyet tarihinin en büyük kitlesel soykırımıdır

    AABK: Dersim 38, Cumhuriyet tarihinin en büyük kitlesel soykırımıdır

    PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 85. yılında açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Seyit Rıza şahsında idam edilen tüm kanaat önderleri ve soykırımın tüm kurbanlarını saygıyla anarak, “Dersim 1938 Soykırımı Cumhuriyet tarihinde Alevi toplumunun maruz kaldığı en büyük kitlesel kırımının öteki adıdır. Özenle gizlenilmeye çalışılsa da resmi görevlileri tarafından da itiraf edilmiş büyük insanlık suçudur” diye belirtti. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 85. yılında katledilenleri anarak, soykırımcıları kınadı.

    Açıklanan belgeler ile dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı ve ilgili diğer yetkililerin eli Dersim’i soykırıma uğratacak büyük planın hazırlandığının vurgulandığı açıklamada, Alevilerin Osmanlı’dan bu yana en büyük saldırıyı ve kırımı 1938’de gördüğünün altı çizildi.

    ‘Soykırımın adı; Dersim 38 ‘başlığıyla yayınlanan açıklama şöyle:

    “CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK SOYKIRIMI”

    Dersim 1938 Soykırımı Cumhuriyet tarihinde Alevi toplumunun maruz kaldığı en büyük kitlesel kırımının öteki adıdır. Özenle gizlenilmeye çalışılsa da resmi görevlileri tarafından da itiraf edilmiş büyük insanlık suçudur.

    Bugün artık onlarca belgede açıkça görüldüğü gibi Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı ve ilgili diğer yetkililer Dersim’i “ziyaret” ederek büyük kırımı bizzat hazırlamışlardır.

    1937 ama özellikle 1938’de Sabiha Gökçen’in ifadesiyle “canlı görülen her şeyin vurulması için emir” verilmiş; Emniyet Müdürü Çağlayangil’in itiraf ettiği gibi “yediden yetmişe Dersimliler fare gibi zehirlenerek” veya kesilerek öldürülmüşlerdi. Resmi sayımlara göre 1935’den 1945’e kadar Dersim nüfusu 17.000 kadar azaldığı halde kimse bunun nedenini soramamıştı. Yıllar sonra görülebilen resmi belgelere göre 13.800’den fazla Dersimli öldürülmüştü. Gerçekte bilimsel araştırmalara göre bu sayı en az 20.00 dolayındaydı. Tunceli Milletvekili Necmeddin Sahir Sılan’a göre 20.000 kişi de sürgüne gönderilmişti.

    “DERSİM ÖNDERLERİNİN NAAŞLARI TESLİM EDİLMEMİŞTİR”

    Katliamda görev yapan bazı askerler, “mermi zaiyatı olmasın diye” uçurumlardan atılan ya da kasaturalarla katledilen Dersimlilerin derin çığlıklarını ömürlerince unutamadıklarını anlatmışlardır. Kırımdan kurtulabilen tanıkların anlatıları ise eşi benzeri az görülen vahşete işaret etmektedir.

    Güya “isyan”ın başı olmakla suçlanan Dersim’in kanaat önderlerinin naaşları bile yakınlarına teslim edilmemiştir. Kırım sürerken ve bitiminde Dersimli kız çocukları aralarında pay eden subaylara, dönemin Genelkurmay Başkanı bizzat devlet başarı madalyası vermiş ve hiç biri hayatlarında bu madalyalardan söz etmemişlerdir. Orada görevli olup hatıratını yazan subaylar bile “hayatlarının bu kısmına dair bir şey yazmak istemediklerini” belirtmişlerdir. Çünkü onbinlerce masumu vahşi biçimde kırmış olmanın utancını yaşamışlardır. Kırımda görev aldığı halde, vahşeti savunabilecek bir subayın bile olmaması tarihte örneği az görülen bir durumdur.

    “SEYİT RIZA, KANAAT ÖNDERLERİ VE KATLEDİNLERİ SAYGIYLA ANIYORUZ”

    Özetle, Dersim coğrafyası umumiyetle Kırmancıki ve Kırdaşiki; bir ölçüde Türkçe ve daha küçük bir ölçüde de Ermenice konuşan bir toplumsal coğrafya idi o yıllarda. Bu manzaranın sistem için sorun olduğu zaten belgelerde yer almıştı. Fakat asıl sorun Tunceli Milletvekili Necmeddin Sahir Sılan’ın belgelerinde yer almıştı. ““% 95’i Alevi olan bu bölgede daima çok dikkatli olmak gerekir”di. Alevi Ocakları, Dedeler, Pirler, Seyitler ve onlara gönülden bağlı talipler, Aleviler, Osmanlı’dan bu yana en büyük saldırıyı ve kırımı 1938’de gördü.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak Seyit Rıza başta olmak üzere idam edilen kanaat önderlerini; Dersim’in Pirleri, Dedeleri, Seyitleri şahsında kırımın bütün kurbanlarını büyük bir saygıyla anıyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Seyit Rıza ve arkadaşları Almanya’da anıldı

    Seyit Rıza ve arkadaşları Almanya’da anıldı

    PİRHA-Dersim İnşa Kongresi ve Dersim Soykırımı Karşı Derneği, Almanya’da gerçekleştirdiği bir etkinlik ile idam edilişlerinin 84’üncü yılında Seyit Rıza ve arkadaşları ile Dersim Tertelesi’nde katledilenleri andı.

    Dersim İnşa Kongresi ve Dersim Soykırımı Karşı Derneği, Almanya’nın Stuttgart şehri Göppingen kasabasında düzenlediği bir etkinlik ile Dersim Tertelesi’nde katledilenleri andı. Göppingen Alevi Kültür Merkezi’nin de desteklediği anma programında idam edilişlerinin 84’üncü yılında Seyit Rıza ve arkadaşları yad edildi.

    Program kapsamında gerçekleştirilen panele ise Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Demir Çelik, Dersim İnşa Kongresi (DİK) Eşbaşkanı Hülya Yer, yazar Hüseyin Yeter ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşitbaşkanı Hüseyin Mat katıldı. Ali Güler’in moderatörlüğünde yapılan panelde, etnik kimlik, inanç kimliği, soykırımda kadın ve soykırımın siyasi boyutu konusu tartışıldı.

    Fiziki soykırımın geçmiş dönemde yapıldığını belirten konuşmacılar, günümüzde soykırımın asimilasyonlar ile devam ettiğini kaydettiler. Dersim Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınması için bir araya gelinerek, mücadele yürütülmesi ifade edildi.

    DİK Eşbaşkanı Hülya Yer, kadın soykırımının devam ettiğini söylerken; Dersim’de kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun hala bulunamamasına dikkat çekti.

    Program, Mehmet Çapan’nın 1938 için söylediği ağıtlarla son buldu.

    PİRHA/ ALMANYA

  • Dersim İnşa Kongresi’nden Stuttgart’ta kitlesel anma: Arşivler açılsın-VİDEO

    Dersim İnşa Kongresi’nden Stuttgart’ta kitlesel anma: Arşivler açılsın-VİDEO

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi (DİK), soykırımın 84. yıldönümünde Stuttgart’ta kitlesel bir anma gerçekleştirdi. Anmada, arşivler açılarak hesap verilmesi, Dersim isminin iade edilerek Dersim halkından resmi özür dilenmesi talepleri sıralandı. 

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda alınan kararla başlatılan Dersim Soykırımı’nın 84. yıl dönümünde Dersim İnşa Kongresi öncülüğünde anma yapıldı.

    Anmaya birçok sivil toplum örgütünün yanı sıra Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Baden-Wüttünberg (AABF-BW) Bölge Kadınlar Birliği’ de destek verdi.

    Anmada katledilenler için çerağlar uyandırılarak saygı duruşunda bulunuldu.

    Dersim İnşa Kongresi adına yapılan konuşmalarda, arşivler açılarak hesap verilmesi, Dersim isminin iade edilerek Dersim halkından resmi özür dilenmesi, sürgünler- kayıplar- evlatlık alınan çocuklar ile birlikte Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması ve Dersim’de doğanın talanına yol açan projelerden bir an önce vazgeçilmesi çağrısında bulunuldu.

    Anma, lokmaların paylaştırılması ile son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • 84 yıl önce Dersim’de katledilenler için Paris Alevi Anıtı önünde anma-VİDEO

    84 yıl önce Dersim’de katledilenler için Paris Alevi Anıtı önünde anma-VİDEO

    PİRHA- Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) öncülüğünde Dersim Soykırımı’nın 84. yılında Paris Alevi Anıtı önünde anma gerçekleştirildi. Anmada “Arşivler açılsın, hesap verilsin, Dersim ismi iade edilsin, Dersim halkından resmi özür dilensin” talepleri sıralandı. 

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda alınan kararla başlatılan Dersim Soykırımı’nın 84. yıl dönümünde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu ve Fransa Alevi Kadınlar Birliği öncülüğünde ortak anma yapıldı.

    Paris Alevi Anıtı önünde gerçekleşen anmada verilen gülbenkler ve saygı duruşunun ardından anıt mezara çiçekler bırakıldı.

    Kurumlar, adına yapılan84 yıl önce  açıklamada talepler şöyle sıralandı:

    • Arşivler açılsın, hesap verilsin,
    • Dersim ismi iade edilsin,
    • Dersim halkından resmi özür dilensin,
    • Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın,
    • Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın,
    • Halkımızın dili, kimliği ve inancı önündeki engeller kaldırılsın,
    • Dersim’de doğanın talanına yol açacak projeler iptal edilsin

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD: Devlet Dersim ile yüzleşmeli, soykırımı tanımalı ve özür dilemeli

    İHD: Devlet Dersim ile yüzleşmeli, soykırımı tanımalı ve özür dilemeli

    PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 84. Yıl dönümüne ilişkin açıklama yapan İHD, devletin Dersim ile yüzleşmesi gerektiğini belirtti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Dersim Tertelesi’nin 84. yılı dolayısıyla “Dersim’le yüzleşmek” başlıklı açıklama yayınladı.

    İHD, “2884 sayılı ve 25.12.1935 tarihli Tunceli Kanunu çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Dersim’e yönelik askeri operasyonlar başlatılmış ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Kürt/Alevi katledilmişti. Askeri operasyonlar 1938 yılı boyunca devam etmiş ve katliam ile birlikte zorunlu göç (sürgün) ile Dersim coğrafyası büyük oranda insansızlaştırılmıştır” dedi.

    İnsan hakları savunucuları olarak Dersim’de 1937-38’de yapılan bu katliamların TCK 76. Madde de tanımlandığı gibi soykırım olarak nitelendirdiklerini belirten İHD, “Dersim halkı yapılanları ‘tertele’ olarak nitelendirmeye devam etmektedir” diye kaydetti.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞİLMELİ”

    Açıklamada, “İHD, Dersim’de 1937-1938’de yapılanları soykırım olarak nitelendirmekle birlikte bu tarihsel trajedinin insan hakları hukuku bakımından geçmişle yüzleşme konusu olduğunu ve ancak bu çerçevede ele alınabileceğini savunmaktadır. Geçmişle yüzleşmenin yaşanabilmesi ve tüm hakikatin ortaya çıkarılabilmesi için güçlü bir siyasi iradenin varlığı gerekmektedir” diye belirtildi.

    “SOYKIRIM TANINMALI, ÖZÜR DİLENMELİ”

    2011 yılında Başbakan Erdoğan’ın AKP İl Başkanları toplantısında ‘Dersim’de yaşananlar için katliam’ ifadesini kullanması ve devlet adına özür dilemiş olmasını önemli bir başlangıç olarak değerlendiren İHD, “Devletin Dersim’le yüzleşmesi için öncelikle TBMM bünyesinde ‘Dersim İçin Hakikat Komisyonu’ kurulmasını, komisyon çalışmaları tamamlandıktan sonra komisyonun önerileri doğrultusunda gerekli yasal düzenlemelerin yapılarak soykırımın tanınması, özür dilenmesi ve onarıcı adalet çözümleri üzerinde durulması gerekmektedir” denildi.

    İHD taleplerini ise şöyle sıraladı:

    •Dersim adının iade edilmesini,
    •Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanmasını,
    •Yapılan askeri operasyonlar sonucu katledilmeyip sağ olarak yakalanan kız çocuklarının akıbetinin açıklanarak aileleri ile buluşturulmasının sağlanmasını,
    •Dersim’in insansızlaştırılma politikasından vazgeçilerek halen yapımı süren HES ve diğer barajların iptal edilerek doğal ve kültürel tahribata son verilmesini,
    •Dersim’deki doğal ve kültürel inanç merkezlerinin muhafaza altına alınarak Dersim halkının yerel temsilcilerine (Dersim Belediyesi gibi) devrinin sağlanmasını talep ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD İzmir Şubesi, Dersim’de katledilenleri çerağlar yakarak andı-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi, Dersim’de katledilenleri çerağlar yakarak andı-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Dersim Katliamı’nın ilk adımı olarak kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının 84’üncü yıl dönümünde yaktıkları çerağlar, lokmalar ve klamlar (ağıt) ile katledilenleri andı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, DersimTertelesi’nin 84. yılında pandemiden kaynaklı kitlesel olarak evlerinde yaktıkları çerağlar, lokmalar ve klamlar (ağıt) ile katledilenleri andı.

    Soykırımda katledilenler için herkesi evlerinde çerağ yakmaya ve anmaya çağıran DAD İzmir Şubesi, “DAD İzmir Şubesi olarak pandemiden kaynaklı Dersim Soykırımı’nın 84. yılında katledilen canlarımız için kitlesel bir anma gerçekleştirmedik. Bizler de hanelerimizde yaktığımız çerağlar, pay ettiğimiz lokmalar ve klamlarımız ile Dersim Soykırımı’nın 84. yılında katledilen canlarımızı anıyoruz. Bulunduğumuz her yerde katledilen canlarımız için çerağlarımızı uyandıralım” dedi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • PSAKD: Devlet özür dilemeli, Dersim ismi iade edilmeli, arşivler açılmalı

    PSAKD: Devlet özür dilemeli, Dersim ismi iade edilmeli, arşivler açılmalı

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, 84 yıl önce Dersim’de gerçekleştirilen katliamın insanlık tarihinin görmüş olduğu en korkunç katliamlardan biri olduğunu belirtti. Açıklamada, “Dersim Katliamı bu topraklarda gerçekleştirilen katliam silsilesinin en acı halkalarından biridir” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Dersim Soykırımı’nın 84. Yıl dönümünde yazılı bir açıklama yaparak, yaşamını yitirenleri andı.

    Açıklamada, Dersim Soykırımı’nın insanlık tarihinin en korkunç soykırımlarından biri olduğuna işaret edilerek, tek tipçi politikaların bugün Türkçü-İslamcı iktidar eliyle daha baskıcı ve saldırgan bir şekilde sürdürülmekte olduğu ifade edildi.

    Dersim’i fiziken tamamen yok edemeyenlerin, ekolojik ve kültürel olarak katlederek Dersim’i yok etmeye çalıştığına vurgu yapılan açıklamada, Dersim’in doğasını katleden ve insansızlaştırmayı amaçlayan her türlü maden, yol, baraj vs. projeler derhal durdurulmaması gerektiği dile getirildi.

    Ayrıca, devletin adalet için öncelikle Dersim’de gerçekleştirilen bu katliam için resmi bir şekilde özür dilemesi, Dersim’e dönük katliam harekatının adı olan Tunceli ismi kaldırılarak Dersim ismi iade edilmesi ve Dersim Katliamı’na dair tüm arşivler açılarak hakikat ile yüzleşilmesi çağrısında bulunuldu.

    “DERSİM KATLİAMI İNSANLIK TARİHİNİN EN KORKUNÇ KATLİAMLARINDANDIR”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bundan 84 yıl önce Dersim’e dönük olarak Bakanlar Kurulu tarafından alınan “Tunç Eli tenkil harekatı” kararları sonucu başlatılan saldırılarda binlerce Dersimli katledilmiş, binlercesi yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderilmiş, yine binlerce Dersimli çocuk ailelerinden koparılarak başkalarına verilmişlerdir. Dersim’de gerçekleştirilen katliam insanlık tarihinin görmüş olduğu en korkunç katliamlardan biridir. Dersim halkının yaşadığı tarifsiz zulmün acısı halen yüreğimizdedir. Dersim Katliamı bu topraklarda gerçekleştirilen katliam silsilesinin en acı halkalarından biridir. Her türden farklılığı reddeden ve yok etmeye çalışan tek tipçi iktidar anlayışı bu katliamların ve acıların asıl nedenidir. Bu tek tipçi politikalar bugün hakim olan Türkçü-İslamcı iktidar eliyle daha baskıcı ve saldırgan bir şekilde sürdürülmektedir.

    “EKOLOJİK VE KÜLTÜREK OLARAK DERSİM YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

    Mevcut iktidar Dersim’e dönük olarak çok yönlü bir yok etme politikası uygulamaktadır. Bugün Dersim’e dönük yok etme politikaları Dersim’in doğasını planlı bir şekilde katlederek ve Dersim’i yaşanmaz hale getirme çabalarıyla devam etmektedir. Bugün Dersim’e dönük yok etme politikaları iktidar desteğiyle birtakım gerici tarikatları ve yapıları Dersim’e sokma çalışmalarıyla devam etmektedir. Dersim’i fiziken tamamen yok edemeyenler ekolojik ve kültürel olarak katlederek Dersim’i yok etmeye çalışmaktadırlar. Dersim’de her köye cami ve zorla ezan okutulması gibi dayatmalar bu politikaların bir yansımasıdır. Devlet ayrıca Dersim içinden bulup devşirdiği birtakım hain unsurlar eliyle de asimilasyon çalışmalarını devam ettirmektedir.

    “DERSİM ADALET BEKLEMEKTEDİR”

    Ancak Dersim bugüne kadar yaşadığı bu saldırıların ve katliamların hiçbirine boyun eğmemiştir, bundan sonra da boyun eğmeyecektir. Dersim Alevilerin gözbebeğidir. Dersim kadim bir Alevi toprağıdır. Dersim halkı zengin bir kültürel, inançsal ve ekolojik mirasın taşıyıcıdırlar. Bu mirası sahiplenip yaşatmak her şeyden önce bir insanlık görevidir.

    Bu miras bu topraklar için egemenlerin inandırmaya çalıştığı gibi bir tehdit değil, bir zenginlik kaynağıdır. Bu kadim mirasın taşıyıcı olan Dersim bugün adalet beklemektedir.

    “DEVLET ÖZÜR DİLEMELİ, DERSİM İSMİ İADE EDİLMELİ VE ARŞİVLER AÇILMALI”

    Devlet adalet için öncelikle Dersim’de gerçekleştirilen bu katliam için resmi bir şekilde özür dilemelidir. Dersim’e dönük katliam harekatının adı olan Tunceli ismi kaldırılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir. Dersim Katliamı’na dair tüm arşivler açılmalıdır. Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin, sürgün edilenlerin, evlatlık verilenlerin ve kayıpların listeleri tam olarak açıklanmalıdır. Dersim’in kültürüne ve kimliğine dönük inkârcı politikalara son verilmelidir. İdam edilen Seyid Rıza ve diğer Dersimlilerin mezar yerleri açıklanmalı, bu idamların haksız ve hukuksuz kararlar olduğu resmi olarak kabul edilmelidir. Dersim’de gerici tarikatların ve yapıların desteklenmesine son verilmelidir. Köylere cami yapılması ve zorla ezan okutulması dayatmalarından vazgeçilmelidir. Dersim’in doğasını katleden ve Dersim’i insansızlaştırmayı amaçlayan her türlü maden, yol, baraj vs. projeler derhal durdurulmalıdır.

    Dersim Katliamı’nda yitirdiğimiz canlarımızı bir kez daha özlemle anıyoruz. Katledilen, sürgün edilen, ailelerinden koparılan ve kaybedilen tüm Dersimliler için adalet talebinden vazgeçmeyeceğiz. Dersim Katliamı’nı Unutmadık Unutturmayacağız!

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD: Dersim’in varlığı, birliği, dirliği, kimliği, dili soykırıma uğratılmıştır

    DAD: Dersim’in varlığı, birliği, dirliği, kimliği, dili soykırıma uğratılmıştır

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Dersim Soykırımı’nın 84. yılında yazılı bir açıklama yaparak, “Cumhuriyet modernitesi Dersim’de tüm maddi ve manevi kültürel değerleri çarmıha germiştir. Dersimlinin varlığı, birliği, dirliği, kimliği, dili soykırıma uğramıştır. Dersim bütün değerleri ile uzun bir sürece yayılan kitlesel kırıma uğramıştır” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.

    8 Eylül 1925’te uygulamaya konulan Şark Islahat Planı ile Rêya Hakk Kürt Alevilerin yaşadığı coğrafyada demografik yapı değiştirilerek bölgenin ekonomik, kültürel, sosyal olarak denetim altına alındığına dikkat çekilen açıklamada, Şark Islahat Planı’nın cumhuriyetin ötekilere karşı gizli siyaset belgesi olduğu ifade edildi.

    Şark Islahat Planı ve bunun siyaset anlayışının sonucu olarak; Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı, Zilan ve daha birçok katliam yapıldığı hatırlatılan açıklamada, Cumhuriyet modernitesinin Dersim’de tüm maddi ve manevi kültürel değerleri çarmıha gererek Dersim’in varlığı, birliği, dirliği, kimliği, dilini soykırıma uğratıldığına vurguda bulunuldu.

    Dersim Soykırımı’nın Çorum, Maraş, Sivas, Gazi ve daha birçok katliamla kendini devam ettirdiğine dikkat çekilen açıklamanın devamında Alevi süreklerine çağrıda bulunularak, “Zaman el ele verme zamanıdır. Kutsal mekanlarımız yerle bir edilirken; köylerimiz boşaltılıp isimleri değiştirilirken; Anaların havarları gök kubbeye ulaşırken; masum u pak olan evlatlarımızın kanları her gün toprağa düşerken; hanelerimiz her gün işaretlenirken; sularımız, ağaçlarımız, çeşmelerimiz, mezarlarımız, ziyaretlerimiz zulüm altında iken; ikrar verdiğimiz, irademiz dediğimiz seçilmişlerimiz zindanda iken, her gün kadın kırımı yaşanırken,  kurumlarımıza kayyım atanırken, zindanda anayasal haklarından mahrum bırakılan bunun için bedenlerini iradelerine delil yaparak ağızlarına lokma almayan, açlık grevlerine giren canların gayretine kulak vermek ahlaki sorumluluğumuz olmalıdır” denildi.

    “DERSİM ‘ROJA REŞ-KARA GÜN’ OLARAK HAFIZALARA KAZINMIŞTIR”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    Rıza Toplumu süreklerine karşı zorun, zulumatın arttığı, Nahak zihniyetin; barış, demokrasi, insan hakları, hakikat ve özgürlük mücadelesi veren güçlere karşı pervasızlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Yaşadığımız her an bir tarihin zuhurunu içinde barındırıyor.  4 Mayıs 1937 tarihi,  Dersim soykırım kanununun mecliste onaylandığı tarihtir. Rêya Hakk Kürt Alevilerin tarihinde “Roja Reş- Kara Gün” olarak hafızalara kazınmıştır. O günden bugüne aslında her gün 38’dir. Dersim soykırımına, yaşanan olaylara derinlikli bakamamak, yüzeysel yaklaşmak katliamı yapan anlayışı bilince çıkaramamak, katliamların devam etmesine yol açmak anlamına gelir.

    “TEKÇİ ULUS DEVLET ANLAYIŞI BİRÇOK SORUNUN NEDENİ DURUMUNDAYDI”

    Cumhuriyet modernitesi, imparatorluk bakiyesi üzerinden kuruldu. Tekçi ulus devlet anlayışı birçok sorunun nedeni durumundaydı. Cumhuriyetin ulus devlet anlayışı etnik ve dini kimliklere, bu kimliklerin yurttaş olmaktan kaynaklı demokratik hak taleplerini dile getirmeleri hainlikle suçlandı ve sürekli düşman ilan etme hali devletin resmi siyasetini oluşturdu. İslâmî talepkârlıklar “mürteci, dinci, Şeriatçı”, etnik talepler “bölücü”  olarak tanımlanırken; Alevî süreklerinin talepleri ise ” din dışı “ve egemen inancın alt kültürü olarak tanımlanmıştır. Sosyo-kültürel kimliklerin reddi üzerinden inşa edilen bu süreç günümüze kadar gelen sorunlarında temelini oluşturmaktadır. Yeni ulus devlet anlayışının temelleri 1924 Anayasası ile resmi hale gelmişti. Bu Anayasada muteber vatandaş ” Türktür, Türkçe konuşur, müslümandır ve mezhebul Hanifi ” şeklinde tanımlanmıştı. Yeni bir ulus yaratma projesinin kodları İttihat Terakki’den miras alınmıştı.

    “ŞARK ISLAHAT PLANI İLE BÖLGE DENETİM ALTINA ALINDI”

    24 Mart 1925 de Takrir-i sükun kanunu ve İstiklâl Mahkemeleri Kuruluş Kanunu çıkarılır. 8 Eylül 1925’te Şark ıslahat planı kararnamesi imzalanır. Bu kararname ile genelde Kürtler özelde Rêya Hakk Kürt Alevilerin yaşadığı coğrafyada demografik yapı değiştirilir, bölge ekonomik, kültürel, sosyal olarak denetim altına alınır. Şark ıslahat planı, cumhuriyetin “ötekilere” karşı gizli siyaset belgesidir. Bu siyaset anlayışının sonuçu olarak; Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı, Zilan ve daha birçok katliam yapılmıştı. Dersim’e yönelikte katliam planları hazırlığı yapılıyordu. Osmanlıdan başlayıp İttihat Terakki ile devam eden, cumhuriyetle sistemli hale gelen bölgeye yönelik raporların hazırlanması aslında katliamın önceden amaçlandığı anlamını taşıyor.

    “DERSİM TERBİYE EDİLMELİYDİ!”

    Dersim hem etnik yapı hem de inanç bakımımdan tekçi anlayışa dayalı ulus yaratma prosesine uymuyordu, terbiye edilmeliydi! Dersimlinin inancı etnik yapısından, dilinden ayrı düşünülemezdi. Dersimlinin inanç dili kendi anadiliydi. Dersim’de toplumun yaşamıyla ilgili kurallar ocak sistemi içinde, cem ekranında alınır bir üst akla ihtiyaç duyulmazdı; ikrar ve rızalık esası vardı. Demokratik bir anlayışla yaşamı devam ettiren her türlü iktidar anlayışından uzak, hakikate yakın olan bu inanç ve toplum elbette ki tekçi zihniyeti zorlayacaktı. Bu Hakikatten dolayıdır ki ilk önce ocak pirlerine, kutsal mekânlara, Analara yöneldiler.  Hedef toplumsal hafızaydı. Bu hafıza yok edilirse çok rahatlıkla katliam gerçekleşirdi. Dersim yok edilirse diğer Rêya Hakk mensupları kolayca kontrol edilirdi.

    “CUMHURİYET MODERNİTESİ DERSİM’İN DEĞERLERİNİ ÇARMIHA GERMİŞTİR”

    Cumhuriyet modernitesi Dersim’de tüm maddi ve manevî kültürel değerleri çarmıha germiştir. Dersimlinin varlığı, birliği, dirliği, kimliği, dili soykırıma uğramıştır. Dersim bütün değerleri ile uzun bir sürece yayılan kitlesel kırıma uğramıştır.

    Dersim Katliamı hala devam ediyor. Çorum, Maraş, Sivas, Gazi ve daha birçok katliamla devam ediyor.  Bütün Alevi süreklerine, hakikat ve özgürlük arayışında bulunan bütün canlara çağrımızdır: Zaman el ele verme zamanıdır. Kutsal mekanlarımız yerle bir edilirken; köylerimiz boşaltılıp isimleri değiştirilirken; Anaların havarları gök kubbeye ulaşırken; masum u pak olan evlatlarımızın kanları her gün toprağa düşerken; hanelerimiz her gün işaretlenirken; sularımız, ağaçlarımız, çeşmelerimiz, mezarlarımız, ziyaretlerimiz zulüm altında iken; ikrar verdiğimiz, irademiz dediğimiz seçilmişlerimiz zindanda iken, her gün kadın kırımı yaşanırken,  kurumlarımıza kayyım atanırken, zindanda anayasal haklarından mahrum bırakılan bunun için bedenlerini iradelerine delil yaparak ağızlarına lokma almayan, açlık grevlerine giren canların gayretine kulak vermek ahlâkî sorumluluğumuz olmalıdır. Bütün bunlar yaşanırken bizler nasıl rahat olabiliriz? Zaman bütün rıza toplumu sürekleri ile bir araya gelme, meydan kurma yol açma zamanıdır.

    “KEFENSİZ MASUM-U PAKLARIN DARINDAYIZ”

    Hérda Dewreşte, Hakikat ve özgürlük uğrunda Hakk ile Hakk olanların karşısında dardayız. Kefensiz yatan masum-u pakların darındayız. Koçgiri’den Dersim’e gelen Kürt Alevİ kadını Zarife Ananın, Bese Ananın darındayız. Hakk ve Hakikat mücadelesi, Nahak anlayışa boyun eğmeyerek, Hakk aşkı Xızır gayreti ile bu güne gelmiştir. Pirimizin son nefesinde Hakkın darına dururken söylediği; ” Ben senin yalanlarınla, hilelerinle başedemedim, bu bana dert oldu. Ben de senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” tarihi kelamı tekçi zihniyetin oyunlarını ifşa etmiştir.  Bu hak kelamı hepimize delil olsun.

    Dersim katliamını unutma, unutturma.

    Doza wan doza méye. Em qet caran wan birnakin

    Rawa sıma rawa ma wa, coru sıma xo vira nékeme

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir Dersim Dernekleri’nden Dersim Tertelesi nedeniyle bu akşam hashtag eylemi

    İzmir Dersim Dernekleri’nden Dersim Tertelesi nedeniyle bu akşam hashtag eylemi

    PİRHA- İzmir Dersim Dernekleri, Dersim Soykırımı’nın 84. yıldönümünde herkesi 3 Mayıs Pazartesi günü (bugün) saat 20.00’de sosyal medyada hashtag eylemi ile ses çıkarmaya davet ederek, sorumlulara katliamla yüzleşme çağrısında bulundu.

    İzmir Dersim Dernekleri, Dersim Soykırımı’nın 84. Yıldönümünde sosyal medyada hashtag eylemi düzenliyor.

    “IRKÇI KARANLIĞA IŞIK TUT, YÜZLEŞ”

    3 Mayıs Pazartesi günü (bugün) saat 20.00’de düzenlenecek hashtag eylemine ilişkin yapılan açıklamada, “Şimdi ise Dersim Tertelesi’nin 84. yıldönümündeyiz. Her yıl terteleyi lanetlemek, hayatlarını kaybedenleri anmak, yapılan bu tarihi hatayla yüzleşmeleri için Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde anma etkinlikleri ve açıklamalar düzenleniyor. Bizler de İzmir Dersim Dernekleri olarak bu yıl, “Irkçı karanlığa ışık tut yüzleş” talebi ile 1937-38’de yitirdiklerimizi anacağız. Bunun için 3 Mayıs saat 20:00’de Twitter’da hasthtag eylemi, 4 Mayıs günü saat 21:00’de İzmir Dersim Derneği Facebook sayfasında canlı olarak anma etkinliği yapacağız. Halkımızı ve dostlarımızı asimilasyona ve inkara karşı hak ve hakikat mücadelemizde birlikte olmaya çağırıyoruz” denildi.

    PİRHA/ İZMİR

     

  • Dersim Soykırımın’da katledilenler Paris Alevi Anıtı önünde anılacak

    Dersim Soykırımın’da katledilenler Paris Alevi Anıtı önünde anılacak

    PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 84. yılında Avrupa’da bulunan Alevi kurumları öncülüğünde Paris Alevi Anıtı önünde anma yapılacak.

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda alınan kararla başlatılan Dersim Soykırımı’nın 84. yıl dönümünde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu ve Fransa Alevi Kadınlar Birliği öncülüğünde ortak bir anma yapacak.

    4 Mayıs günü saat 18.00’de Paris Alevi Anıtı önünde gerçekleşecek anmaya çağrıda bulunan Alevi kurumları, “84. yılında Dersim’de yitirdiklerimizi anıyoruz. Bu yıl 84.Yılında yitirdiklerimizi Paris Sarcelles’deki Alevi Anıtı’na çelenk koyarak yad edeceğiz” dedi.

    Kurumlar, anma öncesinde taleplerini şöyle sıraladı:

    • Arşivler açılsın, hesap verilsin,
    • Dersim ismi iade edilsin,
    • Dersim halkından resmi özür dilensin,
    • Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın,
    • Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın,
    • Halkımızın dili, kimliği ve inancı önündeki engeller kaldırılsın,
    • Dersim’de doğanın talanına yol açacak projeler iptal edilsin

    (HABER MERKEZİ)

     

  • AABK: Dersim 1938, Cumhuriyet tarihinin en büyük kitlesel soykırımıdır

    AABK: Dersim 1938, Cumhuriyet tarihinin en büyük kitlesel soykırımıdır

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 1937-38 Dersim Soykırımı’nın 84. yılında bir açıklama yaparak, “Dersim 1938 Soykırımı Cumhuriyet tarihinde Alevi toplumunun maruz kaldığı en büyük kitlesel kırımının öteki adıdır. Özenle gizlenilmeye çalışılsa da resmi görevlileri tarafından da itiraf edilmiş büyük insanlık suçudur” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.

    4 Mayıs 1937’den günümüze soykırım üzerinden 84 yıl geçmesine rağmen resmi arşivlerin açılmadığı, soykırımın yapıldığının kabul edilmediği, devletin Dersim ile yüzleşmediğinin altı çizilen açıklamada, “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak Seyit Rıza başta olmak üzere idam edilen kanaat önderlerini; Dersim’in Pirleri, Dedeleri, Seyitleri şahsında kırımın bütün kurbanlarını büyük bir saygıyla anıyoruz” denildi.

    “DERSİM 1938 CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK KİTLESEL KIRIMIDIR”

    Dönemin en üst kademelerindeki yetkililerin bilgisi ve planlaması dahilinde soykırımın gerçekleştiğinin hatırlatıldığı açıklamada, “Dersim 1938 Soykırımı Cumhuriyet tarihinde Alevi toplumunun maruz kaldığı en büyük kitlesel kırımının öteki adıdır. Özenle gizlenilmeye çalışılsa da resmi görevlileri tarafından da itiraf edilmiş büyük insanlık suçudur. Bugün artık onlarca belgede açıkça görüldüğü gibi Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı ve ilgili diğer yetkililer Dersim’i “ziyaret” ederek büyük kırımı bizzat hazırlamışlardır” denildi.

    “BİNLERCE DERSİMLİ ÖLDÜRÜLDÜ, KANAAT ÖNDERLERİNİ NAAŞLARI TESLİM EDİLMEDİ”

    Dönemin Emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil’in itiraf ettiği, “Yediden yetmişe Dersimliler fare gibi zehirlenerek mağaralarda öldürüldü” sözlerine atıfta bulunulan açıklamada,  direnişin önde gelen isimlerinin hala mezar yerlerinin açıklanmadığına vurgu yapılar şunlar ifadelere verildi:

    “1937 ama özellikle 1938’de Sabiha Gökçen’in ifadesiyle “canlı görülen her şeyin vurulması için emir” verilmiş; Emniyet Müdürü Çağlayangil’in itiraf ettiği gibi “yediden yetmişe Dersimliler fare gibi zehirlenerek” veya kesilerek öldürülmüşlerdi. Resmi sayımlara göre 1935’den 1945’e kadar Dersim nüfusu 17.000 kadar azaldığı halde kimse bunun nedenini soramamıştı. Yıllar sonra görülebilen resmi belgelere göre 13.800’den fazla Dersimli öldürülmüştü. Gerçekte bilimsel araştırmalara göre bu sayı en az 20.00 dolayındaydı. Tunceli Milletvekili Necmeddin Sahir Sılan’a göre 20.000 kişi de sürgüne gönderilmişti. Güya isyanın başı olmakla suçlanan Dersimin kanaat önderlerinin naaşları bile yakınlarına teslim edilmemiştir. Kırım sürerken ve bitiminde Dersimli kız çocukları aralarında pay eden subaylara, dönemin Genelkurmay Başkanı bizzat devlet başarı madalyası vermiş ve hiç biri hayatlarında bu madalyalardan söz etmemişlerdir. Orada görevli olup hatıratını yazan subaylar bile “hayatlarının bu kısmına dair bir şey yazmak istemediklerini” belirtmişlerdir. Çünkü onbinlerce masumu vahşi biçimde kırmış olmanın utancını yaşamışlardır.

    “KIRIMIN BÜTÜN KURBANLARINI SAYGI İLE ANIYORUZ”

    Soykırımın 84. yılında katledilenlerin anılarak, katliamcıların lanetlendiği açıklamada, “Dersim coğrafyası umumiyetle Kırmancki ve Kırdaşki; bir ölçüde Türkçe ve daha küçük bir ölçüde de Ermenice konuşan bir toplumsal coğrafya idi o yıllarda. Bu manzaranın sistem için sorun olduğu zaten belgelerde yer almıştı. Fakat asıl sorun Tunceli Milletvekili Necmeddin Sahir Sılan’ın belgelerinde yer almıştı: “% 95’i Alevi olan bu bölgede daima çok dikkatli olmak gerekir”di. Alevi Ocakları, Dedeler, Pirler, Seyitler ve onlara gönülden bağlı talipler, Aleviler Osmanlı’dan bu yana en büyük saldırıyı ve kırımı 1938’de gördü. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak Seyit Rıza başta olmak üzere idam edilen kanaat önderlerini; Dersim’in Pirleri, Dedeleri, Seyitleri şahsında kırımın bütün kurbanlarını büyük bir saygıyla anıyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Ruanda Soykırımı sorumlularından Felicien Kabuga yakalandı

    Ruanda Soykırımı sorumlularından Felicien Kabuga yakalandı

    26 yıl önce 800 bin kişinin katledildiği Ruanda Soykırımı’nın sorumlularından olan 84 yaşındaki Felicien Kabuga, Fransa’da yakalandı. Adalet bakanlığının açıklamasında, Kabuga’nın Paris’te yargılandıktan sonra Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne götürüleceği belirtildi.

    Afrika ülkesi Ruanda’da 1994 yılında en az 800 bin kişinin öldürüldüğü Ruanda Soykırımı’nın sorumlularından Felicien Kabuga, Fransa’da yakalandı. Fransa’da adalet bakanlığının açıklamasında, başkent Paris yakınlarında 84 yaşındaki Kabuga’nın yakalandığı belirtildi.

    Bakanlık, 25 yıldır aranan Kabuga’nın Paris yakınlarında Asnieres-Sur-Seine’de dairesinde sahte kimlikle yakalandığını duyurdu. Açıklamada şu ifadeler yer verildi: “1994 yılından bu yana, Ruanda Soykırımı’nın finansörü olarak bilinen Felicien Kabuga cezasız kalarak Almanya, Belçika, Kongo, Kenya ve İsviçte’de yaşadı.”

    LAHEY’DE YARGILANACAK

    Açıklamada aynı zamanda Kabuga’nın önce Paris Temyiz Mahkemesi’nde daha sonra ise Lahey’de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanacağı aktarıldı.

    Ruanda’da en az 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu, radikal Hutular tarafından öldürülmüş, Fransa’da yakalanan Kabuga’nın radikallere mali yardım sağladığı tespit edilmişti.

  • HDK: Êzidîlere uygulanan soykırım BM tarafından tanınsın

    HDK: Êzidîlere uygulanan soykırım BM tarafından tanınsın

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu, Şengal Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada “Katliamın yıl dönümü olan 3 Ağustos 2019 günü saat 11.00’de 1 dakikalık sessizlik çağrısına bütün halkımızı davet ediyoruz” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu, IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de yaşayan Êzidî halkına yönelik gerçekleştirdiği saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “Êzidîleri acılarıyla baş başa bırakmayacağız; Şengal Katliamı’nı unutmadık!” başlığıyla yayınlanan açıklamada geçmişte yaşanmış katliamların izlerinin hala kaybolmadığına vurgu yapılarak “Yaşayan her insanın gen haritasında, kavimler göçü kadar uzak bir tarih olsa bile, soyunun geçmişinde yaşanmış acıları taşıdığı bilimsel bir gerçektir. Bizim topraklarımızda doğup büyüyen herkesinse, belki büyük babası, belki anne babası kadar yakınında yaşanmış devasa acıları var. Ermeni Soykırımı’nı dinleyerek büyüdük, Dersim Katliamı’nın hayatta olan tanıkları var, Maraş Katliamı’nın tanıkları ve onların çocukları yaşadıklarını anlatırken nefesimiz kesiliyor, hala 90’lardaki devlet vahşetinin bakiyesiyle beraber büyüyoruz.” denildi.

    “ÊZİDÎ NÜFUSU BUGÜN BİRKAÇ YÜZLE SINIRLI”

    Êzidîlere yönelik soykırıma dikkat çekilen açıklamada “Bir halklar bahçesi olabileceği yerde cehenneme çevrilen Türkiye’nin kardeş halklarından Êzidîler, zaten on yıllardır kızıl ve beyaz soykırımlarla göçe maruz bırakıldılar. Daha 1970’lerde on binlerle ifade edilen Êzidî nüfusu, bugün birkaç yüzle sınırlı. Bu soykırım öyle bir raddeye varmış ki, Êzidîlere ait mezar yerleri bile yağmalanmakta, kolektif ve özgün yapısına uygun her şey yok edilmek istenmekte. Bu yaşananlardan daha acısı, içinde bulunduğumuz bu modern çağın daha ilk yıllarında, savaşları sona erdiren onca anlaşmaya, yeni savaşlar çıkarılmasının önünü kesecek onca sözleşmeye rağmen, büyük bir katliam yaşandı. Emperyalist devletler, ‘kendi elleriyle çizdikleri’ sınırları, kendi elleriyle silmeye kalkınca Êzidîler, 21. yüzyılın en korkunç vahşetine maruz kaldı.” diye belirtildi.

    “TÜM DÜNYADA YANKILANAN BİR ÇIĞLIĞA DÖNÜŞTÜ”

    Êzidîlerin 3 Ağustos 2014’te asırlardır yaşadıkları Şengal coğrafyasında uğradığı katliamın tüm dünyada yankılanan bir çığlığa dönüştüğü kaydedilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Tarihleri boyunca 73. kez katliama maruz kalan kadim Êzidî halkının yaşadığı vahşet kitaplarda, filmlerde, anılarda rastladığımızdakiler gibi değil, unutulacak gibi değil! Yaşadıkları köyler IŞİD’li caniler tarafından basıldı, ateşe verildi. Gençler, kadınlar kaçırılıp köle pazarlarında satıldı. Her şeylerini bırakıp kaçarlarken IŞİD vahşeti kadar açlıkla da, susuzlukla da baş etmek zorunda kaldılar. 400 bin Êzidî’nin vatanını terk etmek zorunda kaldığı bu katliamda öldürülen Êzidî halkının yanı sıra binlerce kadının hala IŞİD’in elinde olduğu biliniyor. Güneşten evvel kalkıp güneşi doğuran Êzidî kadınların büyük bir kısmı, doğup büyüdükleri toprakları canları pahasına savunmayı, savaşmayı seçerek bölgede yaşayan kadınlara hayati önemde bir örnek teşkil etti. Êzidî bir genç kadının, IŞİD’in katlettiği nişanlısının mezar taşına, upuzun örülü saçını kesip bağladığını gösteren fotoğraf, bu direnişin sembol görüntülerinden biri oldu ve hafızalarımızda tazeliğini koruyor.

    “SOYKIRIM BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TARAFINDAN TANINSIN”

    Soykırımdan bu yana geçen 5 yıla rağmen yalnızca Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’na bağlı araştırma komisyonu tarafından Êzidîlerin soykırıma uğradığı rapor edilmiş olmasına rağmen BM Güvenlik Konseyi nezdinde bir girişimde bulunulmadı. Şengal katliamı süreci ve sonrasındaki dönemde görüldü ki, Êzidîlerin kültürel varlıklarını ve inançlarını yaşattıkları coğrafyadan sürülmesi, maruz kaldıkları entegrasyon politikaları da
    eklendiğinde bir kültürel soykırımdan farklı değildir.

    HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu olarak bizler, soykırımın Birleşmiş Milletler tarafından tanınmasını, Êzidî halkının temel haklarının garanti altına alınmasını ve olası katliamlara karşı korunmasının temin edilmesini öncelikli olarak görüyor ve katliamın yıl dönümü olan 3 Ağustos 2019 günü saat 11.00’de 1 dakikalık sessizlik çağrısına bütün halkımızı davet ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersimli kadınlar olarak taciz politikasına karşı susmayacağız’

    ‘Dersimli kadınlar olarak taciz politikasına karşı susmayacağız’

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi Kadın Meclisi, Munzur Üniversitesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Cem Tekinoğlu’nun üniversitede öğrenim gören kadın öğrencileri bazı kaymakam ve valilerle zorla cinsel ilişkiye zorladığı iddialarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Munzur üniversitesindeki taciz Dersimli kadınların tarihsel direnişini hedef almıştır” denildi.

    24 Haziran 2019 tarihinde bazı sosyal medya hesaplarına yansıyan iddialara göre Munzur Üniversitesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Cem Tekinoğlu’nun üniversitede öğrenim gören kadın öğrencileri bazı kaymakam ve valilerle zorla cinsel ilişkiye zorladığı iddia edilmişti.

    Dersim İnşa Kongresi Kadın Meclisi taciz iddialarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Dersim Munzur Üniversitesi’nde Bilgi işlem Daire Başkanı Cem Tekinoğlu’nun kadın öğrencileri taciz ettiği ve nüfuslu kişilere pazarladığı veya pazarlamak istediği yönünde basına haberlerin yansıdığı ve kamuoyunda tartışıldığı belirtilen açıklamada, “Sömürgeci faşist devletin Kürdistan’a ve özellikle Dersim’e bu anlamda ‘özel ilgi’ gösterdiği bilinmektedir. Öyle ki Dersimli kadınlar özel savaşın bir parçası olarak hedeflenmektedir” denildi.

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Dersim ve Kürdistan halkı, kadını; onuru, öncüsü ve yol erkan yürütücüsü olarak görmektedir. Bunun bilincinde olan sömürgeci, soykırımcı erkek devlet Dersim’de de ‘önce kadını vurun’ şeklindeki tarihsel mirasını politika haline getirmiştir.

    Faşist erkek devlet sistemi iyi bilmelidir ki, Dersim kadını 1937/38 soykırımında tecavüzcü sömürgeciliğin kolluk güçlerine karşı teslimiyet yerine uçurumlardan kendini atarak direniş çizgisini belirlemiştir.

    “KİRLİ SOYKIRIMCI ZİHNİYETE KARŞI BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Böylesi yüce bir onurun timsali kadınların ardılları olarak biz Dersimli kadınlar bugün de sistematikleşmiş kirli soykırımcı zihniyete karşı boyun eğmeyerek direnişimizi yükselteceğimizi vurguluyor, faşist sömürgeciliğin kirli politikalarının Dersim’de yaşamsallaşmasına izin vermeyeceğimizi bir kez daha belirtiyoruz.

    “DERSİMLİ KADINLAR OLARAK TACİZ POLİTİKASINA KARŞI SUSMAYACAĞIZ”

    Kürt devriminde kadın öncülüğündeki Dersim direnişçiliği çok yönlü dersler içermektedir. Sadece sosyal ve kültürel bir devrim değil eril sömürgeci zihniyeti de kökünden sarsmıştır. Bu nedenledir ki hedef tahtasına oturtulan biz Dersimli kadınlar, yaşanan taciz ve kirli politikalar karşısında susmayacağız. Zira Munzur’un kutsallığı kadın direnişi ve mücadelesiyle anlam kazanmaktadır.

    Bilim ve akademi işleri yerine ahlaksızlığın merkezi haline getirilmek istenen Munzur Üniversitesi yönetimini, Cem Tekinoğlu denilen şahsın kadınlarımıza yönelik cinsel saldırısına karşı göreve çağırıyoruz.

    “BU ZİHNİYETİ TOPLUM ÖNÜNDE MAHKUM EDECEĞİZ”

    Cinsel şiddet ve ahlaksızlığa maruz kalan kardeşlerimize yapılan bu saldırı Dersim halkına ve kadınına yapılan bir saldırıdır. Dersim halkını ve kadınlarını kirli yaşam tuzağına düşürme politikalarına karşı başta biz kadınlar susmadan, korkmadan, çekinmeden Cem Tekinoğlu ve bunun gibi unsurları deşifre edip bu zihniyeti toplum önünde mahkum edeceğiz. Egemenlerin temel düsturu olan ‘bir toplumu düşürmek istiyorsan önce kadınlarını düşür’ politikasını yüzlerine çarpacağız.

    Dersim kadını, tarih boyunca onurunu yaşam gerekçesi yapmıştır ve bu ilelebet sürecektir. Bu ışık doğrultusunda faşist egemen sistemin her türlü ahlaksız ve düşürücü politikalarına karşı kadının örgütlü gücüyle sonuna kadar direneceğiz.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim İnşa Kongresi: Failler dün olduğu gibi bugün de belli

    Dersim İnşa Kongresi: Failler dün olduğu gibi bugün de belli

    PİRHA- Sivas ve Çorum Katliamı’nda yaşamını yitirenler için yazılı bir açıklama yapan Dersim İnşa Kongresi, “Madımak’ta vahşice katledilen demokrasi şehitlerimizin şahsında hak mücadelesi veren bütün canlarımızı, seyitlerimizi, pirlerimizi ve yoldaşlarımızı bir kez daha saygı ile anıyor, soykırımcıları ve katliamcıları nefretle lanetliyoruz.” dedi. 

    Dersim İnşa Kongresi (DİK), Sivas ve Çorum Katliamı’nda yaşamını yitirenler için yazılı bir açıklama yaptı.

    “Sivas ve Çorum katliamlarını unutmadık” diye başlayan açıklamanın devamında “Soykırımları ve Katliamcıları Koçgiri’den, Dersim’den ve Maraş’tan tanıyoruz” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “FAİLLER DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE BELLİDİR”

    Sivas’ta Madımak Oteli’nde yakılarak katledilenler demokrasi şehitlerimizdir. Bizce bu katliamların failleri dün olduğu gibi bugün de bellidir. Çünkü 26 yıl önce 2 Temmuz 1993’te Madımak’ı yakarak Alevileri, aydın ve sanatçıları hedef alanlar bugün de iş başındadırlar.

    Diğer yandan Koçgiri, Dersim ve Maraş’ta Kürt-Alevi-Kızılbaşları hedef alarak soykırım uygulayan zihniyet Sivas-Madımak Katliamı’ndan sonrada boş durmadı ve Roboski’de bir katliam gerçekleştirdi.

    Tekçi ve ırkçı, inkarcı ve katliamcı politikalarını sürdüren; demokrasi, kardeşlik ve barışa karşı düşmanca bir tavır içinde olan zalimler, Suruç’ta öğrencileri toplu halde kıyımdan geçirirken işbirlikçi ve barbar İŞİD çeteleri ile birlikte 10 Ekim’de Ankara-Gar Katliamı’nı da yapanlardır.

    “SOYKIRIM POLİTİKALARI HALA DEVREDE”

    Ermeni halkına yapılan soykırım, Dersim’de 37-38’de devreye konulduğu ve günümüzde ise hala bu soykırım politikalarının devrede olduğu görülmektedir. Dersim İnşa Kongresi olarak Sivas-Nadımak ve Çorum’da katledilen Alevileri ve demokrasi şehitlerimizi saygı ile anıyor, katliamcıları ise nefretle kınıyoruz.

    26 yıldır Madımak’ın hala yandığı ve adeta devlet koruması altına alınan katillerin, canilerin bir türlü hesap vermediğini üzüntü ile karşılıyoruz.

    ‘Yak ula yak’ diye bağıranların siyasetçi(!) olduğu, yakanların korunup-kollandığı ve gerici-yobaz, ırkçı ve faşist canilerin avukatlığını üstlenen AKP’nin yönettiği ‘Yeni Türkiye’de başta Kürt halkı ve Aleviler olmak üzere, aydınlar, sanatçılar, akademisyenler, emekçiler, kadınlar ve bir bütün olarak ‘ötekiler’in, olağanüstü ve ‘orantısız’ bir faşist baskı ile karşı karşıya kaldığı görülmektedir.

    Soykırımdan çok çekmiş ve halada buna karşı mücadele eden Dersim İnşa Kongresi olarak; bu kuşatmayı geri püskürtmek ve zalimlere karşı mazlumlar cephesinin dahada güçlendirilmesinin öneminin bu vesile ile bir kez ortaya çıkmış olduğunu görmekteyiz.

    Sonuç olarak; Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas, Gazi, Gezi, Suruç, Ankara, Roboski, Şengal ve Afrin dahil olmak üzere bizce bu olayların failinin ‘Devlet’ olduğu apaçık ortadadır.

    OMUZ OMUZA MÜCADELE ÇAĞRISI

    Bu anlamda halklarımızın ve inançlarımızın özgürleşmesi, bir daha Dersimlerin, Sivas ve Çorumların yaşanmaması için; birlik ve beraberlik içinde barış, kardeşlik, özgürlük için görev ve sorumluluklarımızın bilinci ile omuz omuza mücadele çağrısını bir kez daha yineliyoruz.

    Bu vesile ile Madımak’ta vahşice katledilen demokrasi şehitlerimizin şahsında hak mücadelesi veren bütün canlarımızı, seyitlerimizi, pirlerimizi ve yoldaşlarımızı bir kez daha saygı ile anıyor, soykırımcıları ve katliamcıları nefretle lanetliyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Tanıklar, Çorum Katliamı’nda yaşananları anlatıyor-1/VİDEO

    Tanıklar, Çorum Katliamı’nda yaşananları anlatıyor-1/VİDEO

    PİRHA – Yazar İsmail Hardal, 39 yıl önce Çorum’da yaşanan Alevi Katliamı’nın perde arkasını anlatarak, “Soykırım yöntemleri aynen uygulandı. Kadınların memeleri kesildi, cinsel organlarına çeşitli metal gereçler sokuldu. Yakılan fırınlara atılan insanlar oldu” dedi. Hardal ayrıca Alevi soykırım yöntemlerinin de araştırılması gerektiğine işaret etti.

    Maraş Katliamı sonrasında planlanan Çorum Katliamı’nda neler yaşanandı? Tanıklardan Yazar İsmail Hardal anlattı.

    12 Eylül askeri darbesine götürülen süreçte onlarca Alevi yurttaş katledildi, yüzlercesi ise yaralandı.

    28 Mayıs – 4 Temmuz 1980 tarihleri arasında gerçekleşen Çorum Katliamının aynı zamanda bir direniş olduğunu ifade eden dönemin tanıklarından İsmail Hardal,Katliam girişimine karşı Çorum’da bir direniş var. Ama yer yer bu direniş çerçevesini aşan durumlar da söz konusu. Çorum’da yaşanan cephe savaşlarında faşist güzergahlar aşılıyor, faşizm bozguna uğratılıyordu. Yani direnişi aşan, aslında ayaklanmayı da içeren bir çerçeve var” dedi.

    EGEMEN GÜÇLERİN KATLİAMDAKİ PARMAĞI NE OLDU?

    Katliama giden süreçte yaşadıklarına ilişkin konuşan Hardal, dönemin egemen güçlerinin söz konusu tarihlerde hazırlık içerisinde olduğunu ifade ederek, “Bizler o dönemdeki örgütlülük düzeyimizle katliamın hazırlık sürecini algılamaya çalıştık. Buna ilişkin de ciddi önlemler almaya çalıştık. Önlemlerimizden bazıları; yalnız gezmemek, okula yalnız gitmemek, mümkün olduğu kadar güvenliği elden bırakmamak gibi hazırlıklardı” dedi.

    “HALKIN DİRENİŞİ DEMOGRAFİK YAPIYI KORUDU”

    Hardal’ın dikkat çektiği bir diğer konu da Çorum Katliamı’nı diğer katliamlardan ayıran noktalardı. “Saldırılar sonrası özellikle demografik yapı değiştirilememiştir” diyen İsmail Hardal şöyle devam etti:

    “Çorum öncesi gerçekleştirilen katliamlarda ağırlıklı olarak planlanan program hayata geçmiştir. Yani egemen güçlerin planları hayat bulmuş ve katliamlar gerçekleştirilmiş, amacına ulaşmıştır. Yani hem bölgesel ekonomik düzeyden, hem de nüfus değişiminde amaçlanan noktaya ulaşılmıştır. Fakat Çorum’da bu gerçekleşmemiştir. Çok kitlesel bir göçten ziyade tekil göçler olmuştur. Ekonomik yapı çok fazla değişmemiştir. Bunun nedeni de Çorum’daki direnişin özüdür. Mesela Çorum Alevileri ile diğer bölgelerdeki Alevilerin davranışlarına bakarak bunu görebilirsiniz. Çorum’daki sosyalist hareketler ile diğer bölgedeki sosyalist hareketlerde bu farklılığı görebilirsiniz. Çorum’daki Aleviler kendi öz güvenlerine daha fazla sahiptir. Bunun nedeni direnmektir. Çorumda’ki sosyalist hareket diğer bölgedeki sosyalist hareketten daha özgüvene sahiptir. Mücadelenin bütün biçimlerine hazır bir donanıma kavuşmuştur. Dolayısıyla direnmenin getirdiği bir kültür ve özgüven şekillenmiştir. Bu diğer bölgelerdeki Alevilere yönelik farkındalıkla kendini gösterir.”

    DİRENİŞTE KADINLARIN ROLÜ NE OLDU?

    Hardal, katliam sürecinde kadınların nasıl bir rol oynadığını da anlatarak şöyle devam etti:

    Çorum direnişinde gözaltına alınan kadınlar vardı. Bu kadınlar ağırlıklı olarak sosyalist hareketin içerisindeki kadın yoldaşlarımızdı. Bu insanlar biraz da cephe gerisinde çok önemli roller oynadılar. Cephe gerisi dediğim şey şuydu: Barikatlarda durma, barikatlarda duran insanlara yemek pişirme, yemek hazırlama, yemeği barikatlara ve daha ileri noktalara taşıma. Ağırlıklı olarak Çorum’daki ortak hareket noktasından sadece savaşı ön plana çıkarmamak gerekiyor, arka cephe planına da dikkat etmek gerekiyordu. Çünkü bu insanların yemek yemesi, uyuması lazım. 28 Mayıs ile 12 Eylül’e kadar olan süreci düşünün. O dönemde egemenlik sağlamışsınız ve bu egemenlik cephedeki unsurlarla alakalı değil, cephe gerisi ile alakalı. Mesela nöbetleri kadınlar da tutuyor. Yaşlı kadınların da bu konuda çok fazla emeği vardır. Bir eve girdiğiniz zaman hemen sana yemek verir, seni korur, gereken hürmeti yapar, güvenliğini de sağlayabilirlerdi. Dolayısıyla Alevi kadın hareketi diyebileceğimiz unsurlar da vardı ama sosyalist hareketin etkisi daha çoktu. Direniş sadece cephesel bir direniş değil, silahlı kitlesel bir direniş de aynı zamanda. Kadroları değil, kitle silahlanmıştı. Dolayısıyla halk komiteleri bunu organize edebilecek durumdaydı.”

    “PARAMİLİTER GÜÇLER CAMİLERİ KULLANDI”

    Çorum Katliamı’nda yapılan provokasyonları da anlatan Hardal, çatışmaların olduğu günlerde camilere makinalı silahların yerleştirildiğini söyleyerek şunları aktardı:

    “Özellikle 4 Temmuz’da inanç merkezleri üzerinden provoke etmeye başladılar. Ulu Cami’den çıkan kitleye ‘komünistler, Kızılbaşlar, Alaattin Camisi’ne saldırdı, Alaaddin Camiisini yakıyorlar’ diye provoke ettiler. Sünni, cahil olan kesimler, faşist hareketin kontrolünde olan Sünni kitlelerin büyük çoğunluğunu bu olayların içerisine sürüklediler. Söylenenlerin tam tersi bir durum söz konusu oldu. Alaattin Camisine paramiliter güçler otomatik silahlar yerleştirdi. Camiyi kendi amaçları dışında kullandılar. Otomatik, üç ayaklı silahlar yerleştirdiler. Paramiliter güçler, çatışmalarda insanların bir kısmını öldürdü. Devletin yaptığı otopside ortaya çıktı. Sağlık emekçileri bunları kayıtlara geçirdi. Normalde bunlar kapatılmak istendi fakat sağlık emekçileri ‘cami de bu silahın ne işi var?’ diye sordular. ‘Ölenlerin bu camide ne işi var?’ diye sorup tutanaklara geçirdiler. O propagandanın tam tersine faşist hareketler, paramiliter güçler camileri kullandılar. Hastaneleri faşistler işgal ettiği için yaralı insanlar hastanelere götürülemedi. Çünkü yaralı götürülenlerin hepsi hastanede öldürülüyordu. Onun için alternatif sağlık birimleri oluşturuldu. Mesela halk komitesinin en büyük başarılarından biri alternatif yaşam alanları oluşturuldu, doktorlar temin edildi, alternatif sağlık ocakları oluşturuldu. Devletin hiçbir sağlık kurumuna insanlar gönderilmedi, yaralılar cephe girişindeki alternatif sağlık ocaklarında tedavi edildi.”

    “EGEMEN GÜÇLER SOYKIRIM YÖNTEMLERİ UYGULADI”

    Bir çok Alevi katliamında olduğu gibi Çorum’da da soykırım yöntemlerinin uygulandığını söyleyen Hardal, özellikle kadınların cinsel saldırıya maruz kaldıklarını söyleyerek kimi insanların da fırınlarda yakıldığını anlattı.

    Hardal’ın aktarımları şöyle:

    “Çorum’da da soykırım yöntemleri aynen uygulandı. Mesela yakalanan kadınların memeleri kesildi, cinsel organlarına çeşitli metal gereçler sokuldu. Yakılan fırınlara atılan insanlar oldu. Önce işkence ediyorlar, işkence sonrasında öldürüyorlar, daha sonra da yakıyorlar. Kadınların yakılması onların anlayışında vaciptir. Alevi hareketinin Alevi soykırım yöntemlerini çok ciddi araştırması gerekiyor. Mesela Alevi soykırımı gibi bir kampanya yapmaları gerekiyor. Fakat Alevi hareketi o noktanın çok çok gerisinde bir konumda.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN / ANKARA

  • Dersim Katliamı’nda zehirli gaz kullanımı uluslararası platforma taşınıyor

    Dersim Katliamı’nda zehirli gaz kullanımı uluslararası platforma taşınıyor

    PİRHA- Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığına dair yeni belgelerin ortaya çıkmasına ilişkin Dersimli kurumlar ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Belgeler bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1937-38-39 yılları arasında Dersim’de planlı-programlı bir şekilde yukarıda adı geçen zehirli gazları da kullanarak soykırım amaçlamış ve gerçekleştirmiştir” denildi.

    Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığı yeni çıkan belgelerle kanıtlandı. Dersim Gazetesi’nin yayınladığı ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan 20 ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığı ortaya çıktı. Konuya ilişkin Dersim Yeniden İnşa Cemiyeti, Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim Soykırım Karşıtı Derneği ortak bir açıklama yaptı.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Dersim 1937-38-39 yılları arasında sivillere karşı zehirli gaz kullandığı ve toplu katliamlara yol açtığı daha önce açıklanan belgelerle ortaya çıktığı belirtilen açıklamada Dersim Katliamı’na ilişkin daha önce yayınlanan şu materyallere yer verildi:

    “Bilindiği üzere eski Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği mülakatta, ‘Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtleri’ni kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.’ diye belirtmişti.

    Eski Başbakan Refik Saydam, dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a hitaben 19 Şubat 1942’de yazdığı bir mektupta ise yine Dersim’de zehirli gazların kullanıldığı ifadelerini kullandı.

    Dr Nuri Dersimi de Kürdistan Tarihi kitabında, ‘Bölgeyi top ve uçakların saçtığı zehirli gaz bombardımanları yoğun bir sis tabakası altına almış, yaşayan hiçbir mahlûk kalmamıştı. Yanan evler ve ormanlardan, cehennemi bir görüntü yansıyordu.’ diye yazar.”

    “KULLANILAN GAZLARLA SOYKIRIM AMAÇLANMIŞTIR”

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Yeni ortaya çıkan belgeler bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1937-38-39 yılları arasında Dersim’de planlı-programlı bir şekilde yukarıda adı geçen zehirli gazlarıda kullanarak soykırım amaçlamış ve gerçekleştirmiştir.

    1926 başlayıp, 1946 yılına kadar devam eden soykırım programında on binlerce insan vahşice katledilmiş, bir o kadarı ise yerinden yurdundan edilmiştir. Son yıllarda Dersim soykırımı ile ilgili yapılan belgesel ve benzeri çalışmalar sonucu ortaya çıkan belgelerde ise bombalama dahil, karadan ve sonrasında ‚Kara vagon’lara doldurularak batıya sürgüne gönderilenlerin sayısı belirsizdir.

    Bu soykırım uygulandığında Mustafa Kemal Atatürk’ün de imzasıyla Nazi programlarının yürütüldüğü dönemin Almanya Devletinden zehirli gaz, ABD’den bu gazların kullanılması için bombardıman uçakları satın alınmıştır.

    “DERSİMDE İNSANLIK SUÇLARI SÜRDÜRÜLMEYE DEVAM ETTİRİLMEKTEDİR”

    Şunu özellikle vurgulamak isteriz ki 1937/38 ve 1939’da Dersim’de gerçekleştirilmiş bu vahşetle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ona bu suçta yardım etmiş devletler yüzleşmediğinden dolayı Dersim’de halen bu insanlık suçları sürdürülmeye devam ettirilmektedir. BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırmasına Dair Sözleşme ile BM Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesinin kurucu Sözleşmesi BM Roma Statüsüne göre Soykırım ve insanlık suçlarının tanımı, sorumluluk sahipleri ve failleri hiçbir tartışmaya yer verilmeden tanımlanmıştır. Dersimli Kurumlar olarak bir yandan Dersim Soykırımı ile ilgili çalışmalarımızla o dönem ile yüzleşilmesini sağlamaya çabalarken öte yandan halen Dersim coğrafyasında devam eden insanlık suçları ve kültürel soykırımın sonlandırılması için çabalamaktayız. Bu amaçlarla ortaya çıkan veya çıkacak yeni belgelerle birlikte tüm komisyonlarımız çalışmalarını etkin olarak sürdürmeye devam etmektedir.

    Bu temelde biz Dersimli kurumlar olarak;

    Türkiye, Federal Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri nezdinde en uygun, demokratik ve hukuki adımları atacağız.

    Meseleyi yeniden Birleşmiş Milletler, Uluslararası yargı, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, Federal Almanya Parlamentosu, Eyalet Parlamentoları ve ABD’nin ilgili kurularının gündemine taşıyacağız…” (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Almanya’dan alınan zehirli gazlar ile Dersim’de soykırım yapıldı’-VİDEO

    ‘Almanya’dan alınan zehirli gazlar ile Dersim’de soykırım yapıldı’-VİDEO

    PİRHA -Dersim Gazetesi’nin yayınladığı ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan 20 ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığı ortaya çıktı. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersim Araştırmalar Merkezi’nden Hüseyin Ayrılmaz, “Bu topraklarda bir soykırım yapıldı. Bu durum Türkiye’yi de aşan bir durumdur” ifadelerini kullandı.

    Dersim Gazetesi, ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan yirmi ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığını ortaya çıkardı.

    “BİLİYORDUK AMA ELİMİZDE BELGELER YOKTU”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Dersim Araştırmalar Merkezi’nden Hüseyin Ayrılmaz, “Biz Dersim’de 37-38 yıllarında zehirli gaz kullanıldığını biliyorduk ama elimizde belgeler yoktu. İlk defa 2014 yılında bir belge geçti elimize” diyerek şunları aktardı:

    “1942 yılında dönemin Başbakanı Refik Saydam, Genelkurmay Başkanı’na telgraf çekiyor; aldığım bilgiler Dersim’de zehirli gazın kullanıldığı yönünde. Bir devletin ya da bir insanın kendi düşmanına dahi kullanamayacağı zehirli gazı kendi vatandaşlarımıza karşı nasıl kullandık diyor. Bir başbakan, hekim olarak bundan utanç duyuyorum, tekrarı durumunda olayı meclise taşıyacağıma dair bilgilerinizin olmasını istiyorum mealinde bir belge yayınladı. Biz bu belgeyi televizyonlara verdik. Gerçekten de deklare edildi bu, biliyorduk.”

    “ZEHİRLİ GAZLARIN DERSİM’DE KULLANILDIĞINA EMİNİZ”

    “Refik Saydam’ın Fevzi Çakmak’a çektiği o telgraftan sonra bu sene Dersim Gazetesi’ne altı tane belge geldi. Bu belgeler 3 aydır elimizde. 4 Mayıs’ı bilerek seçtik; Mayıs sayımızda yayınlayacağız dedik. Altı belgenin tamamında o dönemin yöneticileri, Maliye Bakanı, Almanya Konsolosluğu, girilen pazarlıklar, Amerika’dan alınan uçaklar, Almanya’dan alınan 20 ton gaz. Bütün bunların ne amaçla alındığını biliyoruz. Beşinci ayda başlıyor alınmaya. 1937 5-6 ve 7. aylarda satın alınıyor. Akabinde de bunların Dersim’de kullanıldığına eminiz. Sadece bir tanesinde gaz yüklü bombaların Edirne’den kalkacak uçakların Elazığ’a gitmesi yönünde talimat veren belge de onların içerisinde var. Dönemin Nazi Almanya’sından bu gazlar alındı. Deneme amaçlı ilk kez Dersim’de kullanıldı diye düşünüyoruz” ifadeleriyle dönemde yaşananları aktaran Ayrılmaz, olayın hukuksal boyutuna ilişkin aktarımlarda bulundu:

    “Bunları hukukçularla görüşeceğiz. En önemlisi uluslararası ilişkilerde, özellikle Almanya’da bulunan arkadaşlarla görüş alışverişi içerisindeyiz. Türkiye boyutuyla ne yapacağımızı konuşmamız gerekiyor. Ne tür cevap verecek bu devlet bize. Tahmin ediyoruz. Bu topraklarda bir soykırım işlendi. Zehirli gazlar kullanıldı. Bunun mahkeme yoluyla mı, uluslararası ilişkiler boyutuyla mı güzergah izlenecek onu zamanla netleştireceğiz. Türkiye’yi de aşan bir süreç, konuşup birlikte bunu değerlendireceğiz. İzleyeceğimiz güzergahı biraz daha önümüzü görerek ve doğru bir yöntem belirleyerek yürümek istiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘1937’de Dersim’de yapılan soykırım harekatıdır’ – VİDEO

    ‘1937’de Dersim’de yapılan soykırım harekatıdır’ – VİDEO

    PİRHA – Yazar Mehmet Bayrak, 1937’de yapılan Dersim Katliamı’na ilişkin konuştu. Yapılanın katliamdan da öte olduğunu söyleyen Bayrak, “Dersim için ‘soykırım’ diyorum. Yaşananlar insanlık suçudur” ifadelerini kullandı.

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu imzası ile başlatılan harekat sonrası binlerce Kürt-Alevi yurttaş, Dersim’de katledildi. Katliamının üzerinden 82 yıl geçmesine rağmen henüz sorumluluğu olan tek bir isim dahi yargılanmadı.

    “DERSİM İÇİN SOYKIRIM DİYORUM”

    Yaşananların hiçbir zaman unutulmayacağını vurgulayan Yazar Mehmet Bayrak, Alevi ve Kürt katliamları üzerinde hep bir giz perdesi olduğunu söyleyerek “Yapılan araştırmalar ve elde edilen bulgular karşısında bu perde yeniden aydınlanmaya başlandı. Dersim için ‘soykırım’ diyorum. Yaşananlara bu çerçevede müdahale edip, ele almak lazım” yorumunu yaptı.

    “BİR TÜR İNSANLIK SUÇU OLDUĞU ORTADADIR”

    Dersim Katliamı sürecinde kullanılan zehirli gazların Almanya’dan alındığına dair belgeler hakkında da konuşan Bayrak şöyle devam etti:

    “Elde ettiğimiz belgelere göre; Türk devleti ilk defa 1925 Kürt harekatında 16 uçaklık filo ile görev aldı. 16 uçaklık savaş gücü ile o hareket bastırılmaya çalışıldı. O aşamada da yine zehirli gaz kullanıldığına dair bugün elimizde bulgular var. Fakat bu gazların Almanya mı yoksa İngiltere tarafından mı verildiğine ilişkin de farklı görüşler mevcut. Evet gaz kullanıldığı biliniyor. Savaş hava kuvvetlerinin ilk defa kullanıldığı da biliniyor. 1928-1929 Ağrı Zilan Katliamı’nda belirgin olarak bunlar yapıldı. Dersim soykırımında ise bu daha da belirginleşti. Yani hem uçak filoları hem zehirli gaz kullanıldı. Kim yaparsa yapsın bunun bir insanlık suçu olduğu ortadadır. Katledilen insan sayısı konusunda da değişik görüşler mevcut. Devlet, 13 bin küsür olarak açıkladı. Bu rakam geçmişten bu yana elimizde zaten vardı. Ama benim değerlendirmelerime göre kesin olmamakla birlikte 40 ile 50 bin arasında katledilen insan var. Ayrıca 14 bin kişinin de sürgüne gönderildiği yönünde resmi belge var. Dersim, cumhuriyet döneminin en büyük Alevi-Kürt soykırımıdır. Tamamen planlı, programlı bir soykırım harekatıdır. Dersim Harekatı toplumu yeniden dizayn etme bağlamında başvurulmuş bir harekettir. Çünkü Türk-İslam ekseninde bir devlet-toplum yapılanması öngörüldü. Her iki kimlikle de bu amaca ters düşen Dersim ve diğer unsurlar üzerinde katliam ve soykırımlar uygulandı.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA