Etiket: sünni

  • TV10 eyleminin 69. haftasında: Hukuku kaybettiğimizde insanlığımızı kaybediyoruz – VİDEO

    TV10 eyleminin 69. haftasında: Hukuku kaybettiğimizde insanlığımızı kaybediyoruz – VİDEO

    PİRHA – OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatıldıktan sonra TV10 çalışanlarının kanallarını geri almak için başlattığı eylem 69. haftasında da devam etti. TV10 Programcısı Medine Meral, “ TV10 OHAL’in ilanından sonra KHK ile kapatılan basın kuruluşlarından biriydi. Tam 69 haftadır burada TV10’nun neden kapatıldığını soruyoruz” dedi.

    Haberin Videosu 

    OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan TV10’un emekçileri, 69. kez kanallarının açılması talebiyle buluştu. “Alevilerin sesi TV10 susturulamaz” şiarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen basın emekçilerinin eylemine bu hafta kayıp yakınları, insan hakları aktivistleri, hasta tutuklu yakınları, Dersim Araştırma Merkezi Yöneticisi Muzafer Kocaman ve TV10 izleyicileri destek verdi.

    “TAM 69 HAFTADIR NEDEN KAPATILDIĞIMIZI SORUYORUZ”

    Bu haftanın açılış konuşmasını yapan TV10 Programcısı Medine Meral, “Taleplerimiz değişmedi fakat taleplerimize yenileri eklendi. TV10 OHAL’in ilanından sonra KHK ile kapatılan basın kuruluşlarından biriydi. Tam 69 haftadır burada TV10’nun neden kapatıldığını soruyoruz” diye konuştu.

    Tv10’nun Alevilerin sesini duyuran bir kanal olduğunu dile getiren Meral, “Bütün Alevilerin birbirinden haberdar olmasını sağlayan bir kanal olduğundan kapatıldı. Bunun yanı sıra tarihsel belleğimizi yok etmek amacıyla kapatıldı” ifadelerini kullandı.

    “HERKESİN SÜNNİ VE TÜRK OLMASINI İSTEDİ EGEMENLER”

    Meral, “Bu topraklarda herkesin Sünni ve Türk olmasını istedi egemenler. İtirazımız Sünnileştirme ve Türkleştirme politikalarınaydı.  Bu hassasiyeti dile getiren Yönetim Kurulu Başkanımız Veli Büyükşahin, Programcımız Veli Haydar Güleç ve Kameraman Kemal Demir tutuklanıp hapse gönderildi. Gazetecilik yapan arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılsın. Ortada hukuk diye bir şey bırakılmadı. Demokratik bir hukuk devleti ve sistemi insana insanca yaşama imkanını sunar. Hukuku kaybettiğimiz zaman insanlığımızı kaybediyoruz” diye konuştu.

    TV10 Programcısı Medine Meral konuşmasına Şair Yannis RITSOS’un şu dizeleri ile son verdi:

    “Çocuğun gördüğü düştür barış.

    Ananın gördüğü düştür barış.

    Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

    Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların

    Sıcacık bir emektir o, masanın üstünde dünyanın.

    Barış bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

    Kardeşler, barış içinde ancak

    Derin derin soluk alır evren.

    Tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini.

    Kardeşler uzatın ellerinizi.

    Barış bunlar işte.”

    “YAN YANA OLMALIYIZ”

    Meral’den sonra söz alan Dersim Araştırmalar Merkezi Yöneticisi Muzafer Kocaman ise, “Hiçbir gerekçe gösterilmeden bu ülkede insanlar cezaevine atılmıştır. Bunun için yan yana olmamız gerekiyor. Biz sustukça bize yönelimler çoğalacaktır. Yan yana olmalıyız” diye konuştu (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Alevi olduğumu Sünni bir arkadaşımdan öğrendim’-VİDEO

    ‘Alevi olduğumu Sünni bir arkadaşımdan öğrendim’-VİDEO

    PİRHA- Çocukluğunda sürekli camiye giden Doğukan Çelik, Alevi olduğunu Sünni bir arkadaşından öğrenmiş. Çelik, cemevine ilk kez gittiğinde hiç hissetmediği şeyleri hissettiğini belirterek “Bir yanımda Ali vardı bir yanımda Muhammed vardı” diyor.  

    Haberin Videosu 

    Malatya’nın Pütürge ilçesine bağlı Zarato Köyü’nde doğup büyüyen Doğukan Çelik, çocukluğunda sürekli camide Kuran kurslarına gitmiş, beş vakit namaz kılmış Alevi bir genç. Doğup büyüdüğü köy Alevi köyü olmasına rağmen 1974 yılında köye cami yapılmış ve ardından başlayan asimilasyon süreci hızlı bir şekilde etki etmiş. Bütün köy halkı gibi Çelik de bu asimilasyondan payını almış.

    “DÜNYAYA BAKIŞ AÇISINI KENDİSİ KEŞFETMELİ”

    “Bizim halkımız çocuklarını ‘sen şusun, sen busun, kimliğin budur’ şeklinde eğitmezler. Bu da bizi diğer birçok inançtan farklı olduğumuzu gösteriyor. Direk ailenin mevcut kimliğini çocuklarına yapıştırmaması gibi bir kabulü var bu inancın, bu toplumun.” diyen Çelik, şunları söyledi:

    “Çünkü insanlar kendilerini keşfedebilmeli. İnançlarını, dünyaya bakış açısını kendisi keşfetmeli ve kendisi yaratmalı. Ailelerimiz de ne kadar asimilasyon kurbanı olsa da bu ilkelerinden taviz vermeyip çocuklarına küçük yaşlarda bir şeyleri empoze etme gayretini asla edinmediler. Yine bize de bunlar empoze edilmedi. Bize her zaman insan sevgisi, insanlara saygı, hoşgörülü davranma, insan ilişkilerinin nasıl daha iyi olabileceğine dair öğütler ve nasihatlar verirlerdi her zaman için.”

    “ALEVİ OLDUĞUMU SÜNNİ BİR ARKADAŞIMDAN ÖĞRENDİM”

    Başka bir köyde eğitim aldıklarını söyleyen Çelik, inanca dair konuları okulda öğrenmeye başladıklarını ve “Demek ki böyleymiş, doğru olan buymuş” diyerek bu öğrendiklerine inandıklarını kaydetti. İlkokul beşinci sınıftayken Alevi olduğunu Sünni bir arkadaşından öğrendiğini ifade eden Çelik, o gün yaşadıklarını şöyle anlattı:

    “Okul paydos oldu, servis aracına binip evimize gideceğiz. Sınıfta tek kaldım en son çıkacağım. Sınıftaki kızlardan biri kapıyı kapattı üzerime. ‘Tülay aç kapıyı’ diyorum. ‘Siz Aleviymişsiniz, açmıyorum kapıyı. Siz kafirmişsiniz, siz bunu yapıyormuşsunuz, şunu yapıyormuşsunuz’ falan. ‘Ne diyorsun’ dedim ‘Neden bahsediyorsun?’. İşte ben o gün Alevi olduğumu öğrendim Sünni bir arkadaşımdan. O gün aileme gittim sordum ‘biz Aleviymişiz öyle bir şey öğrendim. Neyiz biz?’ dedim. ‘Ne için ben böyle bir şeyle karşılaştım?’ Ondan sonra bir şeyler anlatıldı. İmam Ali’nin zamanında yaşananlar, ehlibeyt, Sıffin Savaşı, Muaviye ile olan ilişkiler, Kerbela bunlar yüzeysel bir şekilde anlatıldı.”

    “UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ DOĞRULARINI SORGULAMAYA BAŞLIYORLAR”

    Her ne kadar ailesinin ve çevresindekilerinin asimile olmuş olsalar da ehlibeyte olan bağlılıklarını yitirmediklerini belirten Çelik, “Sadece kendi öz inançlarını, atalarının öğretilerini unutmaya yüz tutmuşlar, tamamen unuttukları söylenemez. Unutmaya yüz tutmuş kendi doğrularını sorgulamaya başlıyorlar bu sefer. Bizim sahip çıkmamız gereken kültürümüz var, öğretilerimiz var. Bu yol ince, uzun ve çetin bir yoldur. Bu kolay bırakılacak bir yol değil, çok kıymetli bir yol” dedi.

    “İNANCIMIZI BİZE KİMSE ÖĞRETMESİN”

    Devletlerin halkın dinini tayin etmemesi gerektiğine vurgu yapan Çelik, “Bu, insanların özgürlüğünü kısıtlayan bir davranış. 21. Yüzyılda buna maruz kalmak acı verici bir şey. Memleketimizin özellikle bu problemi aşması gerekiyor. Günümüzde de Alevi dernekleri olsun federasyonları olsun bu bağlamda çok çalışmalar yapıyorlar, mitingler düzenliyorlar, eylemler yapıyorlar” ifadelerinin kullandı.

    Din kültürü derslerinde Aleviliğe dair şeylerin öğretilmesine katılmadığını dile getiren Çelik, doğru ve samimi olanın kendi inançlarını kendilerinin öğrenmesi olduğunu belirterek “Bizim inancımızı bize kimse öğretmesin” dedi.

    “SÜNNİ GİBİ YAŞARKEN ALEVİ İNANCINA TAVRIM SERTTİ”

    Alevi olduğunu öğrendiği yıllarda kimlik bunalımı yaşayan Çelik, o günleri şöyle anlattı:

    “Haliyle Sünni inanç bana daha cezbedici geliyordu çünkü çoğunluk ondan yana. Kendi inancımıza dair gerek ritüeller olsun, gerek öğretilerimiz olsun bunlardan mahrumuz. Tabi çocukluk yaşları, yönümüzü o yönden seçtik. O dönemlerde Kuran kursu açılıyordu camide. Camiye gitmeye başladık. Ben de camiye gittim, Kuran öğrendim. Bu vesileyle namaz kıldım, oruç tuttum.  Sünni inanç tamamen Kurandaki ayetleri baz almaz. Hadisler ve şeyhlerin, dervişlerin verdiği tefsirlere dayanarak birçok şeyi kabul ederler ona göre hayatlarını belirlerler. Ben de o belirleyenlerden oldum. Bu sefer Alevi inancına karşı tavrım sertleşti. İşte cemal cemale secde etmek nedir? Öyle bir şey olabilir mi ya da cemevinde saz çalmak bunlar nasıl şeyler. Asla, yanlış. Bu düşünceye sahip bir insandım.”

    “CAMİDE HİÇBİR ZAMAN MUHAMMED BANA DOKUNMAMIŞTI”

    2007 yılında cemevi açıldığı zaman İstanbul’dan dedelerin gelerek cem yürütmeye başladıklarını ifade den Çelik, köyde yapılan ilk ceme annesinin zorlamasıyla istemeyerek gittiğini belirterek şöyle devam etti:

    “O gün benim için çok farklıydı. Ne kadar yanlış bakıyor olsam da eleştirel bakış açısıyla ön yargılarla gittim. Ona rağmen orada hiçbir zaman hissetmediğim bir şeyi ilk defa hissettim, bir yanımda Ali vardı bir yanımda Muhammed vardı. Bir sonraki hafta tekrar cem yapıldı Perşembe gecesi. Bu sefer ben kendim gitmek istedim. Çünkü camiye gittiğim zaman, namaz kıldığım zaman Arapça kelimeler tekrarladığım zaman hiçbir zaman Muhammed bana dokunmamıştı ne de Ali. Hiç onları hissedememiştim. Cemde yine oradaki insanlar, oranın ruhu, oranın ahengi beni o nehre kaptırdı ve ondan sonra bir ikileme düştüm.”

    “SÜREKLİ BİR ŞEY BENİ İĞNELİYOR”

    Çelik, düştüğü ikilemden nasıl kurtulduğunu ise şöyle anlattı:

    “Akıl ve gönlün vahdetinden bahsederler; aklım Sünni inancı onaylarken içimde, yüreğimde Aleviliğin oradaki o atmosferin içinde bulunmama dair bir şey beni sürekli iğneliyor, dürtüyor. Bir süre dedim ki ‘Tanrım ben hiçbir yere gitmiyorum. Kusura bakma, ne oraya ne oraya gidiyorum’ dedim. ‘Ben seni bilirim, kendimi sana teslim ederim, büsbütün sana teslim ediyorum kendimi. Hak doğru yol neyse ben kendimi orada bulurum’ dedim.”

    Suya ABAK-Sevim KAHRAMAN/İSTANBUL

  • ‘Cemevlerinde kadınların başını örtmeye zorlanması yozlaşmadır’-VİDEO

    ‘Cemevlerinde kadınların başını örtmeye zorlanması yozlaşmadır’-VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı- Yazar Ayhan Aydın, bazı cemevlerinde kadın erkek ayrı oturmasına ve kadınların başlarını örtmesine tepki gösterdi. PİRHA’ya konuşan Aydın, “Cemevlerinde kadın erkek ayrımının olması kadınların başörtü takmaya zorlanması veya bazı dedelerin Sünni pratiklerini daha çok yaşama geçirmeleri, Sünni ibadetlerinde olan bazı kelimeleri cemlerin içine sıkıştırmalarının hepsi yozlaşma ve asimilasyondur” dedi.   

    Haberin Videosu

    Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın bazı cemevlerinde ibadet sırasında kadın ve erkeğin ayrı yerlerde oturmasını ve kadınların başörtü takmaya zorlanmasını Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi.

    “ALEVİLER KENDİ İÇİNDEKİ SORUNLARI GÖZARDI ETMEYEREK ÇÖZMELİ”    

    Ayhan Aydın, cemevlerinde kadın erkek ayrımının yapılması, kadınların başörtü takmaya zorlanması veya bazı dedelerin Sünni pratikleri daha çok yaşama geçirmeleri, Sünni ibadetlerinde olan bazı kelimeleri cemlerin içine sıkıştırmalarının yozlaşmaya ve asimilasyona yol açtığına dikkat çekti.  Aydın, “Bunu sadece devletin baskısı ile açıklayamayız. Alevi toplumunun kendi içindeki gelişmeleri de mutlaka gözardı etmeden ivedilikle bazı sorunları çözmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “GİDEN ZAMAN BİZDEN VE ALEVİLİKTEN GİDİYOR”   

    “Benim gördüğüm kadarı ile Alevi kurum başkanları, aydınları, yazarları her ne kadar bazı sorunları arada gündeme getirip güzel görüşler belirtseler de yetersiz kalıyorlar” diyen yazar Ayhan Aydın şöyle devam etti:

    “Bu durumun çalıştay niteliğinde daha sık tartışılıp konuşulması gerekiyor. Çünkü giden zaman bizden, hayatımızdan ve Alevilikten gidiyor. Bu nedenle cemevindeki yöneticileri, sorunları, sıkıntıları ve yönelimlerin de ayrı bir çalıştayda ele alınması gerekiyor.”

    İsmet SEFER/İSTANBUL

  • Pir Erzincan: Aleviler birlik olup çocuklarını kuran dersine göndermemeli-VİDEO

    Pir Erzincan: Aleviler birlik olup çocuklarını kuran dersine göndermemeli-VİDEO

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Cemevi Dedesi ve Celal Abbas Ocağı’ndan İbrahim Erzincan 1. ve 2. sınıflarda kuran dersi verilmesine tepki gösterdi. Erzincan, “Biz kimsenin öğretisine karışmıyoruz, kimse de bizim inancımıza müdahale etmesin. Alevi, Alevi olarak Aleviliğini yaşasın, Sünni Sünni gibi yaşasın, Hristiyan, Hristiyan gibi yaşasın” dedi.

    Haberin videosu

    HBVAK Dedesi ve Celal Abbas Ocağından İbrahim Erzincan 1. ve 2. sınıflarda kuran dersi verilmesine ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.

    “ALEVİLER BİRLİK İÇİNDE OLMALI”

    Anaokulu ve temel okullarda da kendi inançlarını verebilirler ancak, Alevi çocuklarını oralara götürmemeleri için Alevilerin birlik içinde olması gerektiğini belirten İbrahim Erzincan, “Biz kimsenin inancına, kimsenin öğretisine karşı değiliz. Biz Aleviyiz, ehlibeyt taraftarıyız ve yol erkan gören insanlarız. Onun için biz yolumuza bakarız. Her ne kadar onlar bizi zorlasalar da biz onlara hep birlikte karşı duracağız” dedi.

    Kurumlar içinde yapılan yanlışa dur denmesi gerektiğini belirten Erzincan, “Biz bunları yapamazsak bunlar, aynı büyük balığın küçük balığı yuttuğu gibi bizi yutup bitirmeye çalışacaklar” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLİKTE İNSAN VARDIR”

    Alevinin Allah’ını, kuranını bildiğini ancak Alevi öğretisinin farklı olduğunu vurgulayan Erzincan, “Alevilikte insan vardır. Merkezine insanı koymuş ve kul hakkı vardır.  Cemde biz önce bir rızalık alırız, dargın, küskün var ise barışır sonra cemin birliğine varılır. Ama o inançların içerisinde böyle bir şey  olmadığı için bizim öğretimiz olamaz” ifadelerini kullandı.

    Pir İbrahim Erzincan, “Biz kimsenin öğretisine karışmıyoruz, kimse de bizim inancımıza müdahale etmesin. Alevi, Alevi olarak Aleviliğini, yaşasın, Sünni Sünni gibi yaşasın, Hristiyan, Hristiyan gibi yaşasın. Önemli olan bu ülkede laik demokratik özgür bir halde yaşamamızdır” dedi.

    “ALEVİLİK, SÜNNİLİK GİBİ DERDİMİZ YOK”

    Alevilik, Sünnilik gibi dertlerinin olmadığı belirten Erzincan, “Bizim, ben, sen, şu, bu deme derdimiz yoktur. Çünkü Hacı Bektaş-i Veli ‘Ellerin kabesi var, benim kabem insandır’ diyor. Benim kabem Alevidir, Sünnidir, Hristiyan demiyor. Mevlana ne diyor, ‘Ne olursan ol yine bana gel’ diyor. Alevi gelsin, Sünni gelmesin demiyor” şeklinde konuştu.

    “CEMEVLERİNİ GÖRMEZDEN GELMESİNLER”

    Erzincan, “Kendi kuran kurslarını yapıyorlarsa yapsınlar; ama bu kuran kurslarını yaparken cemevlerini görmezden gelmesinler . Biz elbette cemevlerimizi yasal statüye kavuşturacağız. Bugün bizim cem evlerimiz AHİM tarafından kabullenildi. Ancak bizim ülkede cemevlerimiz halen resmi statüye kavuşmadı” dedi.

    KENDİNE BENZER DEDE YETİŞTİRİYORLAR”

    Dede yetiştirdiklerine dikkat çeken İbrahim Erzincan, “Bunlar dede yetiştiremez bunlar kendine benzer dede yetiştirirler. Bizim dedelerimiz kendi içimizde ve çekirdekten, çocuğunu büyüterek yetiştirerek olur. Ben babamın dizinin dibinde öğrenerek yetiştim geldim. Bunu böyle görerek geldim” dedi.

    Dört kitabın dördünün hak ve hepsinin de kutsal olduğunu belirten HBVAKV Dedesi ve Celal Abbas Ocağı’ndan İbrahim Erzincan konuşmasına şu dörtlükle son verdi:

    Göremiyorsam gerçek varlığı, Alevi olsak, sünni olsak ne çıkar

    Sanat etmişsek sahtekârlığı, Alevi olsak, sünni olsak ne çıkar

    İnsanlık gider iken ileriye, birilerinin inadıyla kaldık geriye

    Gelmedi isek o cehaletten beriye, Alevi olsak, sünni olsak Hristiyan olsak ne çıkar.

    Hidayetin kemalin olmasa, bizden insanlara fayda olmazsa

    Marifet suyunda kabımız dolmazsa, Alevi olsak, sunni olsak ne çıkar.

    Daimiyim ilme, bilime,  fazilete  sahip olamazsam, elime dilime, belime sahip olamasam, Alevi olsak sünni olsak ne çıkar.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Güzel Şahin Ana, kim haksızlığa uğradıysa ve dardaysa onun yanındaydı-VİDEO

    Güzel Şahin Ana, kim haksızlığa uğradıysa ve dardaysa onun yanındaydı-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Annelerinden Güzel Şahin ana önceki gün geçirdiği beyin kanaması sonucu kaldırıldığı Taksim İlk Yardım Hastanesi’nde bugün hayatını kaybetti. Güzel ana uzun yıllardır Cumartesi eylemlerinin yanı sıra F Oturumlarının ve 50. haftasını geride bırakan Alevilerin sesi TV10 çalışanlarının kanalını geri almak için cumartesi günleri Galatasaray’da yaptığı eylemin de bilinen isimlerindendi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Bugün Taksim İlk Yardım Hastanesi’nde Hakka yürüyen Güzel ana uzun yıllardır Cumartesi eylemlerinin yanı sıra F Oturumlarının ve hükümetin kapattığı ve 50. haftasını geride bırakan Alevilerin sesi TV10 çalışanlarının kanalını geri almak için Galatasaray’da yaptığı eylemin de bilinen simalarındandı.

    “BEN HER ŞEYDEN ÖNCE BİR İNSANIM”

    Aleviler’in sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının ardından çalışanlarının kanallarını geri almak için başlattığı eylemin 37. Haftasında söz alan Güzel Ana, “Ben ne bir Alevi Ne bir Sunni vatandaşıyım. Ben her şeyden önce bir İnsanım. Bu nedenle nerede bir ezilen, bir haksızlığa uğrayan ve darda kalan varsa onun yanındayım. Alevi darda ise Alevinin yanındayım, Sünni darda ise Sünninin yanındayım, Çerkes darda ise Çerkesin yanındayım” dedi.

    “TÜM ANNELER BİRLEŞİRSE KATLİAMLAR DURUR”

    Son olarak tüm annelere seslenen Güzel Şahin Anne, “Biz yaz, kış, sıcak, soğuk demeden buradayız ve çocuklarımıza sahip çıkıyoruz. Asker ve polis anneleri de buraya gelip çocuklarına sahip çıkmalıdır. Eğer tüm anneler birleşirse bu katliamlar durur, kimse ölmez ve analar ağlamaz” diye konuşmuştu.

    HABERİN VİDEOSU

     

  • Şeyh Sait’in torunu: Resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zemini bulmak zor-VİDEO

    Şeyh Sait’in torunu: Resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zemini bulmak zor-VİDEO

    PİRHA-Dönem dönem tartışma konusu olan Şeyh Sait ile Seyid Rıza… Bu iki liderin görüşüp görüşmediği, Şeyh Sait’in Seyit Rıza’nın ‘kızılbaş’ olduğu gerekçesiyle sofrasına oturmadığı gibi konular yeniden tartışılıyor. Bu iddialara ilişkin konuşan Şeyh Sait’in torunu HDP Bingöl Milletvekili Prof. Dr. Hişyar Özsoy, her iki olayında gerçek olmadığını belirterek, bunun Alevi Kürtler ile Sünnileri ayrıştırmanın bir yöntemi olduğunun altını çizdi. Özsoy, konunun daha detaylı olarak araştırılması için Alevi kurumlarına da çağrı yaparak, “Resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zeminini bulmak çok zor” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir 2 Temmuz’da Sivas Katliamı’nın 24. yıl dönümünde yaşamını yitiren 33 can için Madımak Oteli önüne 3 karanfil bırakırken şöyle konuşmuştu:

    “HDP milletvekilleri, HDP merkez yürütme kurulları, HDP’nin tüm bileşenleri ve HDP’ye gönül vermiş milyonlarca can adına 3 karanfil bıraktık. Bunlardan bir tanesi Şeyh Sait’in torunları adına bırakılan bir karanfildir. Bir tanesi  Seyit Rıza’nın torunları adına bırakılan karanfildir. Bir diğeri de Hacı Bektaş’ın ve Pir Sultan’ın torunları adına bırakılan karanfildir.”

    Baydemir’in bu konuşmasının ardından Hacı Bektaş Veli Vakfı bir açıklama yaparak, “Madımak Katliamı anmaları sırasında karanfiller bırakılırken Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmayan Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ incitici bir durumdur. ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin Yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz” ifadelerini kullanmıştı.

    Bu ifadelerden sonra yaşanan tartışmalar, ortaya konulan belgeler gerçeğin bambaşka olduğunu gösteriyor. Tarihsel süreçler ve belgeler bu psikolojik böl yönet politikasını yalanlıyor. Bu konuda birçok kesim bir çok kişi fikir belirtti. İtham edilen Şeyh Sait’in kendisini savunma imkanı yok ancak ailesinin bu konuda söyleyeceklerinin olduğunu düşünerek konuyu torununa sorduk.

    Şeyh Sait’in torunu HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, konuya ilişkin PİRHA’ya açıklama yaptı. Açıklamasında söylenenlerin doğruluk payının olmadığını belirten Özsoy, “Dolayısıyla Şeyh Sait ile Seyit Rıza’yı yan yana getirmek basit bir siyasal retorik değil. Bunlar bu coğrafyada yaşanmış çok önemli direniş deneyimleridir. Ve ortak noktaları farklılıklarından çok daha fazladır” ifadelerini kullandı.

    Şeyh Said baba tarafımdan dedemin dedesi” diyen HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, açıklamasında öncelikle Seyit Rıza ile Şeyh Sait’in görüşüp görüşmediği iddialarına cevap verdi. Özsoy, “Bu konuda çok fazla spekülasyon yapılıyor birinci olarak şunu söyleyeyim Şeyh Said ile Seyit Rıza arasında tarihsel olarak herhangi bir görüşme söz konusu değildir. Böyle bir girişimde söz konusu değildir. Fakat bir yerde birileri bir yalan uydurmuş ve resmi tarihlerin içerisine girmiş” ifadelerini kullandı.

    ŞEYH SAİT’İN KARDEŞİ DERSİM’E YARDIMA GİDERKEN YAŞAMINI YİTİRDİ

    Özsoy, Şeyh Sait’in ‘kızılbaş’ diyerek Seyid Rıza’nın sofrasına oturmadığı şeklindeki görüşleri ise şöyle yanıtladı:

    “Hikaye şu Şeyh Said, Seyit Rıza ile oturmaya giderken yemeklerini yemeyeceğiz gibi uzaktan yakından alakası olmayan fakat bir şekilde şuan Alevi camiası içerisinde yaygın bir görüş olarak da bu var. Öncelikle böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyleyeyim. Şunu da söyleyeyim çok fazla bilinmiyor ama 1937 yılında Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdürrahim Suriye’den kendi askerleriyle gelip Dersim’de Seyit Rıza’nın yanına giderken Bismil Ovası’nda şehadete ulaşıyor. Ortada böyle bir durum söz konusu.”

    SÜNNİ VE ALEVİ KÜRTLER ARASINDA YAKINLAŞMA OLMASINI İSTEMİYORLAR

    Böyle yansıtılmasının nedeninin ise Sünniler ile Alevi Kürtleri birbirinden ayırmanın bir parçası olduğunu söyleyen Özsoy sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tabi Şeyh Sait meselesini basitçe bir irticai kalkışma olarak almak devletin resmi söylemlerinden bir tanesi. O konu hakkında benim kendi akademik çalışmalarım var aileden de çok fazla bilgimiz söz konusu. Dolayısıyla Sünni ve Alevi Kürtler arasında herhangi bir yakınlaşma olmasın diye sürekli olarak bu pişirilip sunulan kocaman bir yalandır. Dolayısıyla bunun için daha ciddi daha geniş bir tartışma gerekiyor.”

    ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI: RESMİ TARİHLE HESAPLAŞALIM

    Özsoy, konunun konuşulup araştırılması için Alevi kurumlarına da şu çağrıyı yaptı:

    ‘Gerçekten Alevi kurumlarının diğer kurumların inanç kurumlarının yan yana gelip bu mesele gerçekten neymiş. Sadece aileden değil tarihçiler ve belgeler ile onu netleştirmek gerekiyor çünkü resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zeminini bulmak çok zor. Mesele şudur Alevilik, Sünnilik gibi kavramları kategorileri karşıtlaştırmadan tartışmak gerekiyor. Asıl mesele adalet mevzusuna bakmak gerekiyor. O dönemde ne oldu? Şeyh Sait in önderlik yaptığı halk hareketinin talepleri nelerdi? Seyit Rıza’nın örgütlediği o direnişin talepleri nelerdi? Bunlara baktığınız zaman o zamansallık içerisinde değerlendirildiğinde birbirinin çok uzağında olan talepler değil bunlar. Cumhuriyet kurulmuş ve Cumhuriyetin Sünni kesimi Alevi kesimi ile birlikte Kürtler yeni Cumhuriyette yerimiz ne olacak, kültürümüz dilimiz ne olacak? Devletle bunu müzakere etmenin zeminini bulamadıkları için 1924’de başlayıp 38’e kadar devam eden değişik toplumsal siyasal tepkiler söz konusu. Dersim bunlardan bir tanesi. 1924-25 halk direnişi olarak benim tarif ettiğim Şeyh Sait’in şahsına mal ediliyor ama bilinmeyen şeyler var.”

    “KENDİMİ SEYİT RIZA’NIN TORUNU OLARAK GÖRÜYORUM”

    “Bizler toplumsal direniş odaklarını bu mirası bugüne aktarıp adaleti tesis etmeye çalışıyoruz” diyen Özsoy, sürdürdükleri “Vicdan ve Adalet Nöbeti”ne de vurgu yaparak, “Adalet öteki için  talep edilen bir şeydir” dedi.

    Özsoy sözlerini şöyle sürdürdü.

    “Kendimi Seyit Rıza’nın da torunu olarak görüyorum. Siyaseten Dersim’in hadisesini yaşanan katliamları biliyoruz. Yaşanan o günden bugüne devam eden Alevi Kürtler üzerinde inanılmaz baskıyı görüyoruz. Adaleti kendiniz için talep etmezsiniz. Adalet hep öteki için talep edilen bir şeydir. Dolayısıyla Sünninin Alevi için adalet talep edebilmesi, Türk’ün Kürt için ya da Ermeni için adalet talep edebilmesi lazım. HDP olarak da bizim algımız böyledir.”

    ŞEYH SAİT VE SEYİT RIZA’NIN ORTAK NOKTALARI FARKLILIKLARINDAN DAHA FAZLA

    Özsoy, “Dolayısıyla Şeyh Sait ile Seyit Rıza’yı yan yana getirmek basit bir siyasal retorik değil. Bunlar bu coğrafyada yaşanmış çok önemli direniş deneyimleridir. Ve ortak noktaları farklılıklarından çok daha fazladır. Biz o ortak noktaları ana taşıyıp belli bir siyasi vizyonda onların miraslarına layık olmaya çalışıyoruz. Gerisi Şeyh Sait gitmiştir vs ciddiyeti olmayan tarihsel olguyla uzaktan yakından alakası olmayan şeylerdir. Ama buradan da bu vesileyle böyle bir çağrı şuana kadar ikisinin ele alındığı her hangi bir tartışma platformu olmadı muazzam bir şey olur bu ülkenin ezilen halklarının tarihi için muazzam bir çalışma olur öyle bir durum olursa ben kendimde katkı sunmak isterim” ifadelerini kullandı.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

  • PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan: AKP hükümeti ‘cihat’tan vazgeçmeli-VİDEO

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan: AKP hükümeti ‘cihat’tan vazgeçmeli-VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan ve başta Aleviler olmak üzere kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanan yeni müfredata yönelik PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan PİRHA’ya konuştu. “Milli Eğitim müfredatına konmak istenen cihatın biz Aleviler için ne anlama geldiğini gayet iyi biliyoruz. Benim hükümete tavsiyem bir an önce bu cihatın da içine aldığı son değişikliklerden vazgeçmesidir” dedi.

    Haberin Videosu

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından açıklanan ve “cihat” konusunun da dahil edildiği yeni eğitim müfredatı tepkiyle karşılandı.

    AKP’li yetkililer ve milletvekilleri “cihat” olmadan din anlatılmaz” diyerek değişikliği savunurken, başta Alevi toplumu olmak üzere bir çok kesimden de tepkiler yükseldi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, yeni müfredata ilişkin PİRHA’ya konuştu. Kaplan, bağımsız olması gereken Cumhurbaşkanının AKP grup toplantısında yaptığı konuşmaya dikkat çekerek, şunları belirtti:

    “Orada Cumhurbaşkanı, cihat ile silah alıp insan öldürmek değildir, örgütlenme yapmak değildir, Cihat hoşgörüdür, İslam’ın temel direklerden birisidir” diye açıklamalarda bulundu. Milli eğitim müfredatına konmak istenen özellikle cihadın, Aleviler olarak ne anlama geldiğini gayet iyi biliyoruz. Bu cihat çağrısı yapan örgütlerin temel hedeflerinin de ne olduğunu iyi biliyoruz. Dolayısıyla cihat kelimesinin barışın simgesidir, İslamın  temel maddelerinden birisidir diye kimse bize açıklamaya kalkmasın.”

    “ARAP ÜLKELERİNE ÖYKÜNME VAR”

    “Türkiye’de hükümetlerin özellikle 2002’den bu yana gelen hükümette Arap ülkelerine öykünme var” diyen Kaplan, “Bundan vazgeçmediğimiz sürece bu ülkenin başarıya ulaşması zaten mümkün değildir” diyerek şöyle konuştu:

    “Özellikle cihadın orta öğretimde öğretilmeye başlatılmasının ana kaynağı tarikatlar. Şu anda devleti sarmalayan tarikatlar vasıtası ile hükümete önerildiğini ve dayatıldığını biliyoruz. Şimdi Felsefe ders saati azaltıldı, biyoloji ders saati azaltıldı. Bugün bu derslere baktığımız zaman bir çocuğun kişiliğini oturtturan felsefe temel derslerden biridir. Şu anda hükümetin yapmak istediği gelecek nesillere dair biat eden, sorgulamayan, kaderci bir gelecek nesil yetiştirmek istiyor.”

    “ALEVİ TOPLUMU DAYATMALARA KARŞI ÇIKAR, SUNNİ KARDEŞLERİMİZ DE YANIMIZDA OLSUN”

    Alevi toplumunun, temelden bu tür dayatmalara karşı çıkacağını ifade eden Kaplan, sunnilerin özellikle buna temelden karşı çıkması ve birlikte hareket edilmesi gerektiğini belitti.

    “Yapılan değişikliklerden sadece Alevi çocukların geleceği etkilenmiyor” diyen Kaplan şunları söyledi;

    “Türkiye’de yaşayan 80 milyon yurttaşın çocukları da bu Türkiye’nin temel sorunlarından özellikle eğitim sorunlarından da etkilenir durumda. Bizim, önümüzdeki dönemlerde koyacağımız eylem biçimlerinde sunni kardeşlerimizi özellikle bu eğitim konusunda yanımızda görmek istiyoruz, görürsek çok daha mutlu ve güçlü oluruz.”

    “Türkiye’nin eğitimi çıkmazdadır” diyen PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan “Benim hükümete tavsiyem bir an önce bu cihadın da içinde olduğu son değişikliklerden bir an önce vazgeçmesidir. Çünkü gelecekte Türkiye’yi büyük çıkmazlara sürükleyecektir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Dersimli Araştırmacı Yazar Nesimi Aday: Şeyh Sayid, Seyid Rıza’ya hiç gelmedi ki!

    Dersimli Araştırmacı Yazar Nesimi Aday: Şeyh Sayid, Seyid Rıza’ya hiç gelmedi ki!

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı protestosu ve yaşamını yitiren canların anmasında gündeme gelen Şeyh Sayid ile ilgili iddialara Dersimli Araştırmacı Yazar Nesimi Aday açıklık getirdi. Hacıbektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy’un, Madımak anmasında Şeyh Sayid isminin telaffuz edilmesini eleştirmesi üzerine Yazar Nesimi Aday, Şeyh Said ile ilgili bir analiz yazısı kaleme aldı. “Osmanlı’da net olan Alevi düşmanlığı, Cumhuriyette gizli yapılıyor” diyen Nesimi Aday, Şeyh Sayid’in, Seyid Rıza’ya hiç gitmediğine işaret etti. 

    Hacıbektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy’un “Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar” başlığıyla yaptığı açıklamada Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anmasında Şeyh Sait isminin telaffuz edilmesini eleştirmesi tartışmaları da beraberinde getirdi.

    Dersimli Araştırmacı Yazar Nesimi Aday, Veliyettin Ulusoy’un bu açıklamasına yönelik belgeleriyle PİRHA’ya bir yazı kaleme aldı.

    Nesimi Aday “Siyah Taşların Körlüğü” başlıklı yazısında, HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir’in Madımak anmasında yaptığı konuşmayı hatırlatarak, “Baydemir, halkların ve inançların kardeşliği adına ne güzel konuşmuş oysa. Dinler arası diyalog dediğimiz şey tam da bu değil mi?” ifadesini kullandı.

    Yazar Nesimi Aday’ın yazısı şöyle:

    SİYAH TAŞLARIN KÖRLÜĞÜ

    ‘’Biri Şeyh, biri Seyid

    Diğeri Bediüzzaman

    Üçünün de mezarı yok

    Bir de Taybet Ana

    Unutma bunları, unutma..

    Ölülere saygıyı öğrenir belki

    Mülkün temeli…’’

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı, “Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar” başlıklı bir açıklama yapmış. Nedeni de HDP yöneticilerinin 2 Temmuz Sivas Katliamı anması için gittikleri Madımak Oteli’ne bıraktıkları üç adet karanfilmiş!

    Meseleyi anlamak için, önce HDP adına açıklama yapan Osman Baydemir’e kulak verelim: “HDP milletvekilleri, HDP merkez yürütme kurulları, HDP’nin tüm bileşenleri ve HDP’ye gönül vermiş milyonlarca can adına üç karanfil bıraktık. Bunlardan bir tanesi Şeyh Sait’in torunları adına bırakılan karanfildir. Bir tanesi Seyit Rıza’nın torunları adına bırakılan karanfildir. Bir diğeri de Hacı Bektaş’ın ve Pir Sultan’ın torunları adına bırakılan karanfildir.’’

    Baydemir, halkların ve inançların kardeşliği adına ne güzel konuşmuş oysa. Dinler arası diyalog dediğimiz şey tam da bu değil mi?

    Ama bu kardeş söylem bazı derin odaklarda rahatsızlık yaratmış olmalı ki bu rahatsızlıklarını da bir Alevi kurumunu kullanarak dışa vurmuşlar. Böylece pirincin içindeki siyah taşlar gibi sırıtmışlar.

    Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın açıklamasına bakalım bir de: “Madımak Katliamı anmaları sırasında karanfiller bırakılırken Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmayan Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ incitici bir durumdur. ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin Yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz.” (ODA TV)

    Şunu net olarak söyleyelim; ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ mesnetsiz bir istihbarat yalanıdır. Hiç bir dayanağı ve kaynağı yoktur. Aleviler ve Sünniler arasında sorun yok mu? Mutlaka ve hala da var. Tarihleri boyunca ayrımcılık yapmamış olan Aleviler adına, idam edilmiş ve mezar yeri dahi bilinmeyen bir insan üzerinden böyle bulanık bir siyaset yapmaya çalışması esef verici! Şeyh Said’in Dersim ilişkisine aşağıda değineceğim.

    OSMANLI’DA NET OLAN ALEVİ DÜŞMANLIĞI, CUMHURİYETTE GİZLİ YAPILIYOR

    Devlet, Osmanlıdan bu yana Alevilere diş biliyor. Yavuz Sultan Selim’in 40 bin Alevi’yi katletmesi, bazı odakların (evet odak tam da onlar işte) yüreğini soğutmamış olmalı ki hala Alevilere diş biliyorlar. Üstelik de bu diş bilenme işi Aleviler kullanılarak yapılıyor.

    Osmanlı’da Alevi/Kızılbaşlar’ın konumu ‘düşman’ mezhep olarak netti. Herkes yerini biliyordu. Zalim de biliyordu, mazlum da. Ancak Cumhuriyetle beraber bu durum farklılaştırıldı. Önce bir ittihatçı olan Baha Sait Bey, 1920’li yıllarda, Alevilerin Orta Asya kökenli ve Türkmen olduğunu işleyen kitaplar yazdı. Aynı yıllarda etno dinsel operasyonun başına, Mustafa Kemal tarafından, Hasan Reşit Tankut getirildi. Etno dinsel kırım önermeleri içeren raporlarıyla ünlü Tankut’un Elbistanlı bir Alevi tarafından büyütülmesi de tarihin ilginç cilvelerinden biri olsa gerek.

    1925 tarihli, gizli Şark Islahat Planı’nda ‘Fırat’ın batısında dağınık şekilde yerleşik olan Kızılbaş Kürtlerin asimilasyonuna öncelik verilmesi’ önerilir. (Bkz, M.Bayrak, Şark Islahat Planı, Özge Yay.) Alevilere uygulanan bu eritme programları, günümüze kadar devam ettirildi.

    Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Terolar köyünde yapılan mülteci kampı da bu programlar çerçevesinde okunmalı.

    Serhat bölgesinden, Akdenize uzanan ve Kürdistan’ın batı sınırını oluşturan bu Kürt Alevi yayı parçalanmak isteniyor. Özellikle Dersim, Alevilerin şah damarı niteliğinde olduğu için saldırı altındadır. Şayet şah damarı keserseniz, beden de kan kaybından ölür. (Bu konuyu şu yazımda işlemiştim: https://dersimgazetesi.org/nesimi-aday-yazdi-soykirim-asimilasyon-ve-baraj-sarmalinda-dersim/)

    Osmanlı İmparatorluğu’nda net olan Alevi/Kızılbaş ‘düşmanlığı’, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hep gizli yapıldı. Mesela konu oradan açıldığı için, örneği de Sivas’tan verelim; Sivas Katliamı, sosyal demokratların iktidar ortağı olduğu bir dönemde yapıldı ve hala da sebebi tam olarak anlaşılamamıştır.

    Hiçbir Alevi’yi, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan köprülerden birinin adının Yavuz Sultan Selim olmasının tesadüf olduğuna inandıramazsınız!

    Veliyettin Ulusoy’un Radikal Gazetesi’ne verdiği şu demeç, Alevilerin T.C. Devletiyle olan ilişkisini anlamamız bakımından önemlidir. Okuyalım; ‘’Biz Cumhuriyetin kurulmasında en fazla emeği geçen insanlarız ama ahdi vefa olmalı. Cumhuriyetten memnunuz ama istediğimizi bulamadık. Dergahlarımız kapandı. Okullarımızın kapısı kapandı, öğretmen yetiştiremiyoruz dini öğretecek. Ustaca bir asimilasyon politikası da uygulanıyor. Bunun için Cem Vakfı’nın yaptığı işlere bakılabilir.’’ (http://www.radikal.com.tr/turkiye/aleviler-mesaj-degil-adim-bekliyoruz-1143817/)

    HDP’DEKİ HALKLAR İTTİFAKINDAN KORKUYORLAR…

    Kürt, Türkmen ve Nusayri Aleviler arasında ittifak oluşmasından korkanların bu çabalarının faniliği görülüyor elbet. HDP içerisindeki demokratik halk buluşmasından korkuyorlar, saldırılarının asıl sebebi bu.

    Hüzün verici olan da devletin yedeğinde dolaşan bir takım Alevilerin bu soruları soramamasıdır. Dersim, Maraş, Çorum, Malatya, Sivas/Madımak Katliamı ile Gazi Mahallesi katliamlarının sebebi açığa çıkarılmayıp, kriminal bir vaka olarak mahkeme dosyalarında çürütülüyor hala.

    ŞEYH SAYİD, SEYİD RIZA’YA HİÇ GELMEDİ…

    İki yıl önce Erzincan Cemevi’nde yaptığım bir konuşmada, konu gündeme gelmişti. Orada da bazı kimseler tarafından bu nahoş konu açılmış, bu meşhur istihbarat yalanı karşıma çıkmıştı. Sözde Şeyh Sayid 1937 yılında Dersim’e misafir olmuş, Seyid Rıza misafirlerine, adet olduğu üzere hayvan kesip, yemek ikram etmek istemiş, Şeyh Sayid de ‘siz hayvan keserken dua okumuyorsunuz, biz Alevilerin kestiği eti yemeyiz’ demiş!

    Şimdi Hacı Bektaş Dergahı da kalkmış bu istihbarat yalanı üzerinden, Şeyh Sayid’in, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmadığını söylüyor.

    “ŞEYH SAYİD MEZARDAN KALKMIŞ DA DERSİM SEYAHATİNE Mİ GİTMİŞ?”

    El insaf. 1925 yılında devlet tarafından idam edilen ve mezar yeri dahi bilinmeyen Şeyh Sayid, mezardan kalkmış da 1937 yılında Dersim seyahatine mi çıkmış yani?!

    Dersimde yapılan alan çalışmaları ve başta Nuri Dersimi’nin kitapları olmak üzere, Dersim üzerine yazılmış kitap ve makalelerin hiç birinde Şeyh Sayid’in, Seyid Rıza’ya misafir olduğuna dair bilgiye rastlamadık.

    Sadece Şeyh Sayid hareketinin Elazığ komutanı Şeyh Şerif’in Dersim’e, Dersim milletvekili Hasan Hayri Bey’le çektiği telgraf var. Zaten Hasan Hayri Bey de bu telgraf bahanesiyle idam edilmişti.

    Dersim’de bu ve benzeri başkaca istihbarat yalanları var yine. Bir tanesi de dönemin Genel Kurmay Başkanı ve Dersim Soykırımı mimarlarından olan Fevzi Çakmak’ın, soykırım sonrası, katliamdan arta kalan köy ve kasabalara bir atlı gönderip ‘’durun, bu masum, günahsız insanları öldürmeyin, bunlar eşkıya değil’’ psikolojik harekatıdır. Dersimde yıllarca bu hikaye anlatılıp duruldu. Kan ve gözyaşına bulanmış kılıç artığı gariban Dersimlilerin bu hikayeye inanmaktan başka çaresi kalmamış, sonraki kuşaklara dahi Fevzi Çakmak’ın bu ‘adaletli’ (!) masalını anlatmışlardı. Sözlü tarih araştırmacısı Hüseyin Ayrılmaz’la bu istihbarat masalını Dersim Dergisi’nde ifşa etmiştik.

    ŞEYH SAYİD’İN KARDEŞİ DERSİM’İN İMDADINA GİDERKEN ÖLDÜRÜLDÜ

    T.C. Devletinin Kürt ve Alevi politikalarını az çok bilenlerin yabancı olmadığı bu psikolojik savaş argümanlarının hala kaynatılıp önümüze getirilmesi, gerçekten de kültürel düzeyimizin/düzeysizliğimizin bir yansıması olarak keder veriyor insana.

    Aleviler adına açıklama yapanların, Dersim Milletvekili Hasan Hayri Bey’in, Celalzade Memed Efendiyle birlikte, 1925 yılında, Şeyh Sait İsyanı’na destek verdiği gerekçesiyle idam edildiğini biliyorlar mı? (Bkz. Karerli Mehmet Efendi’nin Anıları. Sf. 205, Fam Yay.)

    Şeyh Sayid’in küçük kardeşi Şeyh Abdürrahim’in, Suriye’de sürgündeyken, Dersim’de yaşanan vahşi katliama karşı, Dersimlilerin safında savaşmak için, atlı ve silahlı bir grupla ta Suriye’den yola çıkıp Diyarbakır’ın Bismil ilçesine kadar geldiğini, burada ihbar edilmesi sonucu, bir buğday tarlasında, atları ve buğdayla birlikte kurşuna dizilip, öldürüldüklerini biliyorlar mı?

    Abdülmelik Fırat bu konuyu şöyle anlatmıştı:

    ‘‘Şêx Sait’in en küçük kardeşi Şêx Abdürrahim Efendi, 38 hadisesine katılmak üzere Suriye’den geldi; yanında büyük bir grup vardı. Fakat bu grup Diyarbakır Bismil’e geldiği zaman, kendilerinin Suriye’de 5-6 sene beslediği bir Türk subayı onları ihbar etti. Güya onların arkadaşıydı. Askeri birlikler açık bir sahada pusu kurarak onların etrafını kuşattılar ve büyük bir müsamereden sonrası bir tarla içinde onları ateşe verip öldürdüler. Dersimlilerin bu olayı bilmeleri ve unutmamaları gerekir. En azından bu hadise bir araya gelme isteğinin kanıtıdır ve unutulmamalıdır.’’

    Ekte görseli olan Tan Gazetesi’nin haberi de Abdülmelik Fırat’ı doğruluyor. Gazete haberine göre de ‘’Seyit Rızaya yardıma geliyorlarmış.’’

    Meclis Dilekçe Komisyonu elinde bulunan ve kamuoyuna açılması beklenen ama açılmayan 150 bin Dersim belgesi içinde de bu cinayetin belgesinin mevcut olduğunu da biliyorum.

    1938 katliamında tüm ailenin sürgünde olduğunu ve dolayısıyla Dersim’le ilişkilenemediklerini’ belirten A. Fırat; Alevilik, Sünnilik meselesine dair de şunları söylemiş:

    ‘’Şêx Sait’in babası Hınıs’ın Kolhisar köyünde ikamet etmiştir. Bizim Kolhisar köyümüzün bulunduğu mıntıkada bütün komşularımız Alevi Kürtleridir. Yani Bingöl dağının eteğinde 2-3 köy Sünni’dir. Diğerleri hep Alevi köyleridir. Mesela bizim Kolhisar’a 2 km mesafede Karaağaç köyü vardır ki Alevidir. Eğer bizim ailenin mezhebi taassubu olsaydı -ki hem maddi, manevi nüfuz bakımından güçlü olduğu halde- o mıntıkadaki Kürtleri Sünnileştirme çabası yahut da o yolda bir mücadele olabilirdi. Halbuki böyle bir şey hiç olmamıştır. Onların mezhebi görüşlerine saygı beslenmiştir.’’ (M.Çetin, S.Yeşilgöz, Dersim Dergisi, 2000)

    “DERİN ODAKLAR ALEVİLERİN KÜRT HAREKETİYLE YAN YANA DURMASINDAN RAHATSIZ”

    Mesele açık ve net olarak şu ki; derin odaklar Alevilerin (Kürt, Türk, Arap), Kürt hareketiyle yan yana durmasından oldukça rahatsızlar. Bunun için de özellikle Türkmen Alevi bölgelerinde çok derin çalışmalar yaptılar. Gelinen aşamada ise olası bir iç savaşta Türkmen Aleviler’le, asimile olmuş Kürt Alevileri, top yekun Kürtlere karşı ‘kullanma’ hevesi güdüyorlar. Alevilerin hümanizmasını, Vatan-Millet-Sakarya militarizmine kurban etmek ve böylece, kırımlara uğratarak bitiremedikleri Alevileri, bu coğrafyadan bertaraf etmek fikrindeler diye düşünüyorum.

    Bir Afrika ata/anasözü “Aslanlar kendi tarihlerini yazana dek, avcı öyküleri avcıyı yüceltecektir’’ der.

    Aleviler adına konuşan hatırı sayılır bir kesimin, devletin bekası adına uzun yıllardır tam da bunu yaptıklarını; kendilerinin av olduğu gerçeğini görmek istemediklerini görüyoruz. Bin bir katliam ve zulümlerden geçmiş bir toplumun evlatlarının bu ‘katil seviciliği’ gerçekten de Kerbela çöllerinden ölmekten beter ediyor insanları…

     

  • ‘Alevilere zorunlu din dersleri ile Sünni inancı dayatılıyor’- VİDEO

    ‘Alevilere zorunlu din dersleri ile Sünni inancı dayatılıyor’- VİDEO

    PİRHA – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına rağmen halen Türkiye’de zorunlu din dersleri uygulanıyor ve eğitimde gericilik devam ediyor. Dört Kapı Kırk Makam Eğitim Araştırma Derneği’nin Başkanı Tarık Çimen, “Okullarda maalesef biz Aleviler halen zorunlu din derslerini öğrenmek zorunda kalıyoruz. Din derslerinde kısmen bir şeyler yerleştirdiler ama hala o bilinçaltında sünnileştirme çalışmaları devam ediyor” diye konuştu.

    HABERİN VİDEOSU

    Zorunlu din derslerine ve eğitimde yaşanan gericiliğe ilişkin Dört Kapı Kırk Makam Eğitim Araştırma Derneği’nin Başkanı Tarık Çimen Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “ALEVİLİĞİ SÜNNİ TARİKATLAR GİBİ GÖSTERMEK İSTİYORLAR”

    Genel resmi ideoloji maalesef Türkiye’deki Alevileri, Hanefi mezhebine mensup olarak gösterdiğinin altını çizen Çimen, “Aleviliği sünni tarikatlar gibi bir tarikat olarak görmeye çalışıyorlar. Oysa 12 imam inancında olan Aleviler sünni mezheplerden birisine dahil olamayacağını vurguladı.

    “ALEVİLER’İ SÜNNİLEŞTİRME ÇALIŞMALARI DEVAM EDİYOR”

    Çimen, “Bu resmi ideoloji maalesef bizi asimile etmeyle ilgili en ufak şeyleri dahi değerlendiriyor. Okullarda maalesef bizlere zorunlu din derslerini dayatarak  sünni inancını  öğrenmek zorunda kalıyoruz. Din derslerinde kısmen bir şeyler yerleştirdiler ama hala o bilinçaltında sünnileştirme çalışmaları devam ediyor” dedi.

    “BİZİ ASİMİLE ETMEYE ÇALIŞANLARA KARŞI İLİMLE DURMALIYIZ”

    Zorunlu din dersleri ve gerici eğitim sistemi ile Alevileri asimile etmeye çalışanlara karşı ancak ilimle durulabileceğini belirten Çimen, “Hünkarımız Hacı Bektaşı Veli şöyle demiştir: “Belgelerimizi, kaynaklarımızı korur ve yayarsak biz ilimle nasıl Alevi olduğumuzu anlatabiliriz.” Örneğin ‘Hüsniye’ adlı bir kitabımız var. Hüsniye Ehl-i Sünnet ulemasıyla tartışmasını içeren bir kitaptır. Bunu biz aslından çevirdik. Nüshalarını karşılaştırdık. Ve yaklaşık bin yıllık bir tarihi olan bu kitabı sünni kaynaklardan da yararlanarak delillendirdik.

    “ALEVİLERİN BİRLİK OLMASI GEREK”

    “Biz toplum olarak eğer Alevi inancımızı çok iyi bilirsek ancak bunun karşısında olabiliriz” diyen Dört Kapı Kırk Makam Eğitim Araştırma Derneği’nin Başkanı Tarık Çimen, “Siyasi mücadele vermenin yanı sıra Alevilerin birleşmesi ve birlik olması gerektiğini ifade etti.