PİRHA – Şiddete uğrayan Ş.K., yaklaşık iki yıldır tanıdığı Emrah Çiçek tarafından sistematik biçimde psikolojik şiddet, tehdit, şantaj ve fiziksel saldırıya maruz kaldığını belirterek yaşadıklarını kamuoyuyla paylaştı. Ş.K., saldırıların farklı zamanlarda, farklı mekânlarda ve tanıklar varken gerçekleştiğini söyledi.
Ş.K., Emrah Çiçek ile arkadaş olduktan kısa süre sonra hakaret, baskı ve şiddete maruz kaldığını ifade etti.
“ÖNCE HAKARET, SONRA ŞİDDET BAŞLADI”
Ş.K., son aylarda kendisine yönelik gurur kırıcı hakaretlerin arttığını, sürekli psikolojik baskı altında tutulduğunu ve şantaja maruz kaldığını söyledi. Ailesinin ilişkiden haberdar olmamasının baskı aracı olarak kullanıldığını belirten Ş.K., “Ailene fotoğraflarımızı gösteririm, sevgili olduğumuzu söylerim diyerek tehdit ediyordu” dedi.
“YERE DÜŞTÜĞÜM HALDE VURMAYA DEVAM ETTİ”
İlk fiziksel şiddetin Mart ayında bir ev ortamında yaşandığını anlatan Ş.K., şiddetin sonraki aylarda da sürdüğünü söyledi.
ÖLÜM TEHDİTLERİ VE AİLEYLE KORKUTMA
Ş.K., ayrıldıktan sonra tehditlerin sürdüğünü belirterek, “Seni yaşatmam, seni öldürürüm, ailene her şeyi anlatırım gibi mesajlar atıyordu. ‘Benim ailem kalabalık’ diyerek beni korkutmaya çalıştı” dedi.
“YALNIZ BIRAKILDIM”
Son şiddet olayının ardından CHP İl Başkanı Berkay Gündoğan’ı aradığını ifade eden Ş.K., yaşadıklarını anlattığını ancak destek görmediğini söyledi. Ş.K., “Yarın sizi konuşturayım, Emrah’a söyleyeyim aranızı düzeltsin dedi. Emniyete gideceğimi söyleyince ‘Ben bir şey yapamam’ dedi ve bir daha da beni aramadı. Yalnız bırakıldım” diye konuştu.
HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILDI
Artık susmak istemediğini vurgulayan Ş.K., kendisini korumak ve failin cezasız kalmaması için Dersim Barosu’na başvurarak şikâyette bulunduğunu açıkladı. Emrah Çiçek’in CHP Dersim Merkez İlçe Başkanı olduğuna dikkat çeken Ş.K., sessiz kalan yöneticilere de tepki gösterdi.
“BU BİR UTANÇ DEĞİL, SUÇTUR”
Kadın dayanışmasının önemine vurgu yapan Ş.K., “Bu bizim yaşadığımız bir utanç değil. Utanması gereken şiddeti uygulayan. Susmak çözüm değil. Kadınlar korkmasın, çekinmesin, ‘söylesem ne olur’ demesin. Çok şey değişir” dedi.
“Ben ilk değilim, son da olmayacağım” diyen Ş.K., özellikle genç bir kadın olarak sessiz kalan yöneticilere kırgın olduğunu belirterek, “Kendi kızları da olabilirdi” sözleriyle çağrıda bulundu.
CHP TUNCELİ İL BAŞKANLIĞI’NDAN AÇIKLAMA
Cumhuriyet Halk Partisi Tunceli İl Başkanlığı, kamuoyuna yansıyan iddialara ilişkin yazılı bir “Kamuoyuna Duyuru”yayımladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve Cumhuriyet Halk Partisi Tunceli Merkez İlçe Başkanı hakkında dile getirilen iddialar, İl Başkanlığımız tarafından büyük bir ciddiyet ve hassasiyetle ele alınmaktadır.
Şiddet iddiaları asla görmezden gelinemez, ertelenemez ve hafife alınamaz. Bu sorumluluk bilinciyle, konunun tüm yönleriyle adil ve şeffaf biçimde değerlendirilmesi amacıyla parti içi inceleme ve disiplin süreci ivedilikle başlatılmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi, şiddetin her türüne karşı açık ve nettir. Hiçbir görev, hiçbir unvan bu tür iddialar karşısında koruma kalkanı değildir. Aynı zamanda, yürütülen inceleme süreci tamamlanmadan kesin yargılara varılmasını da doğru bulmayız.
Süreç tamamlandığında kamuoyu açık ve şeffaf biçimde bilgilendirilecektir.
Kamuoyunu, bu sürecin taşıdığı insani ve hukuki hassasiyeti gözeterek sağduyulu ve sorumlu bir dil kullanmaya davet ediyoruz.”
PİRHA-Munzur Üniversitesi’nde olayların ardı arkası kesilmiyor. Ünversite kampsüne Adliye’nin taşınmasından tacize kadar bir çok olayın merkezinde olan Munzur Üniversitesi’nde Alevi akademisyen ve çalışanların da ayrımcılığa uğradığı iddia ediliyor. Rektörün bilim dışı uygulamaları da tepkileri yükseltiyor.
Munzur Üniversitesi’nde “Elazığlılar Grubu”nun etkili olduğu iddia edilirken, bir çok akademisyen ve çalışanın uygulanan mobbing nedeniyle psikolojik sorun yaşadığı, çeşitli hastanelerde tedavi gördüğü, ağır ilaçlar kullandığı, bundan kaynaklı da rapor aldığı belirtiliyor.
Munzur Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışan kadın akademisyen tacize maruz kaldı. Rektörün odasına defalarca çağırdığı ve tacize varan hareketlerde bulunduğu, buna karşın pols çağrıldığı ancak polisin gelmediği iddia edildi. Aynı zamanda rektörün üniversite personelinin kulak memelerini tutarak kişilik analizi yaptığı iddia edilirken, bu tutumu tepkiyle karşılanıyor.
Yaşanan son olayda; üniversitenin tek kadın daire başkanı olan Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı G.U.B. üniversitede çalışan C.F.’nin hakaret ve tehditlerine maruz kaldığı, G.U.B.’nin şahıs hakkında suç duyurusunda bulunduğu öğrenildi.
Dersimli ve Alevi akademisyenlerin hakaret ve tacize maruz kaldığına dair iddialar da gündemdeki yerini koruyor. Üniversite çevresinde sıkça dile getirilen olaylarda Alevi, kadın ve Dersimli olmak hakaret konusu haline getirildiği iddia ediliyor.
Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre; akademisyenler ve çalışanların durumu tepki gösterdiği, çeşitli mercilere şikayet ettiği ancak bu durumun görmezden gelindiği ifade edildi.
Munzur Üniversitesi, bilimsel çalışmalardan çok taciz, tehdit, ihaleye fesat karıştırma, ayrımcılık, yurt sorunları gibi başlıklarla gündeme gelmesi yurttaşların, öğrencilerin, çalışanların ve akademisyenlerin huzursuz olmasına yol açıyor.
PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Dersim Şubeler Platformu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) stajyer öğrencilere yönelik emek sömürüsü ve cinsel istismar iddialarına ilişkin Dersim Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı KESK Dersim Şubeler Platformu adına Nebi Toylak okudu.
Toylak, Meclis gibi ülkenin en yüksek yasama organında çocuklara yönelik istismar iddialarının ortaya çıkmasının son derece vahim olduğunu belirterek, emek sömürüsüne, istismara ve cezasızlık düzenine karşı alanlarda olduklarını söyledi.
“BU BİR SAPKINLIK DEĞİL SİSTEM SORUNUDUR”
Basın açıklamasında konuşan Nebi Toylak, TBMM lokantasında stajyer olarak çalışan çocukların personel tarafından cinsel istismara uğradığına dair iddiaların, yıllardır sürdürülen denetimsizlik ve cezasızlık politikalarının sonucu olduğunu ifade etti. Toylak, “Devlet kurumlarında liyakatsizliğin ve cezasızlık kültürünün ne denli derinleştiği bir kez daha açığa çıkmıştır” dedi.
Toylak, şu ifadeleri kullandı:
“Ülkenin yasama organı çatısı altında küçük yaştaki çocukların istismara uğraması, münferit bir suç ya da bireysel bir sapkınlık değildir. Bu tablo, çocukların korunma hakkının sistematik biçimde ihmal edildiği, görmezden gelindiği bir yönetim anlayışının sonucudur.”
“KAMUOYU OLMASA DOSYA KAPATILACAKTI”
Toylak, TBMM Genel Sekreterliği’nin yaptığı açıklamaya da değinerek, istismara ilişkin ilk şikâyet dilekçesinin 19 Kasım 2025’te kuruma ulaştığını ancak idari soruşturmanın kamuoyuna yansıyan haberlerin ardından hız kazandığını hatırlattı.
“Bu durum, kamu kurumlarının olayları önlemekten çok, üstünü örtme refleksiyle hareket ettiğini göstermektedir” diyen Toylak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğer medya bu skandalı gündeme taşımamış olsaydı, çocukların yaşadığı istismar bir kez daha sessizlikle örtülecekti. ‘Hassasiyetle ilgileniyoruz’ demek yetmez. Gerçek hassasiyet, çocukların hiçbir koşulda böylesi ortamlara itilmemesiyle başlar. Bu, TBMM gibi bir kurumda dahi sağlanamıyorsa, Türkiye’de hiçbir çocuk güvende değildir.”
Nebi Toylak, mevcut staj sisteminin çocuk emeğini sömürdüğünü ve denetimsizliğin istismarı büyüttüğünü vurguladı. Okul yönetimlerinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve ilgili kurumların gerekli denetimleri yapmadığını belirten Toylak, stajyer öğrencilerin ucuz iş gücü olarak görüldüğünü söyledi.
“Staj adı altında yürütülen bu uygulamalar, çocukların eğitim hakkını gasp eden ve onları psikososyal olarak korumasız bırakan bir sömürü mekanizmasına dönüşmüştür” diyen Toylak, liyakatsiz kadroların bu süreci derinleştirdiğini ifade etti.
“CEZASIZLIK ZİNCİRİ KIRILMALIDIR”
Toylak, her istismar vakasında benzer bir tablonun yaşandığını belirterek, birkaç personelin açığa alınmasıyla sürecin kapatılmasına tepki gösterdi.
“İstismarın gerçek failleri kadar, olayı bilip susanlar, önlem almayanlar ve sorumluluğu gizleyenler de suç ortağıdır” diyen Toylak, cezasızlık düzeni değişmedikçe çocukların her yerde risk altında kalacağını vurguladı.
Nebi Toylak, KESK olarak olayın birkaç personelin suçuymuş gibi gösterilmesine izin vermeyeceklerini belirterek şu talepleri sıraladı:
TBMM dahil tüm kamu kurumlarında stajyer öğrencilerin çalıştığı alanlar derhal denetlenmelidir.
Eğitim süreci boyunca çocukların güvenliği ve psikolojik destekleri güvence altına alınmalıdır.
Liyakatsiz görevlendirmelere ve torpilli kadrolaşmaya son verilmelidir.
İstismara karışan ya da olayı bilip sessiz kalan tüm yöneticiler hakkında adli ve idari işlem başlatılmalıdır.
Toylak, açıklamanın sonunda çocukların güvenliğinin toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak, “Çocukların istismar edildiği bir ülkede hiçbir kamu kurumu ve hiçbir yönetici sorumluluktan muaf değildir” dedi.
Basın açıklamasında ayrıca son günlerde Kürt siyasetçi Leyla Zana’ya yönelik ırkçı ve cinsiyetçi saldırılar da kınandı. Nebi Toylak, bu saldırıların kabul edilemez olduğunu belirterek, KESK’in ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı mücadelesini sürdüreceğini ifade etti.
PİRHA-27 Temmuz’da Erzincan’da katıldığı rafting turunda M.A. isimli kişi tarafından iki kez taciz edildiğini iddia eden Dilan Sultan, “Şikayetçi oldum. Ancak 3 hafta boyunca ifadeye bile çağrılmadı. Sesimiz duyulsun ve bu olayın üstü kapanmasın” dedi.
Erzincan’da Alkan Turizm tarafından 27 Temmuz’da düzenlenen rafting turuna katılan Dilan Sultan burada turu düzenleyen M. A. adlı erkek tarafından tacize uğradığını iddia etti. Fiziki tacizin ardından karakola giderek M.A. hakkında suç duyurusunda bulunmak isteyen Dilan Sultan, karakolda işlem yapılmaması nedeniyle darp raporu da alamadı.
“Adli tatil” gerekçesiyle taciz faili M.A.’nın savcılık ifadesi 3 hafta sonra alınırken, tutuklanan fail “delil karartma şüphesi kalmadığı” iddiasıyla kısa süre içerisinde serbest bırakıldı.
Dilan Sultan, yaşadıklarını anlattı.
“İKİ KEZ TACİZ EDİLDİM”
27 Temmuz’da Erzincan’da katıldığı rafting turunda M.A. isimli kişinin önce suyun içerisinde fiziksel tacizine daha sonra da yüzüne karpuz sürülerek ikinci kez taciz edildiğini dile getiren Dilan Sultan, “Bu olaydan hemen sonra gidip şahıstan şikayetçi oldum. Ancak 3 hafta boyunca ifadeye bile çağrılmadı. Ben de yaşadığım olayı sosyal medya üzerinden duyurarak adalet aramaya başladım” dedi.
“OLAYIN ÜSTÜ KAPANMASIN”
20 kadının daha M.A. tarafından tacize uğradığına dair mesajlar aldığını belirten Sultan, ” Sistemli bir taciz vakası ile karşı karşıyayız. Ensar vakasının bir benzeri olduğunu düşünüyorum. Bana mesaj atan kızlar şu anda korktukları için şikayetçi olamıyorlar. Ben de yaşadığım tacizi paylaşmaya başladığımdan beri şahsın yakınları tarafından tehdit ediliyorum ve lince uğruyorum. Sesimiz duyulsun ve bu olayın üstü kapanmasın” diye konuştu.
PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Mersin Üniversitesi’nde görevli bir akademisyenin öğrencileri taciz ettiği iddialarını Meclis’e taşıdı. Koca, “Taciz iddiaları görmezden gelinemez, kamuoyu bu konuda bilgilendirilmeli ve gerekli adımlar atılmalıdır” dedi.
İddialara göre, Mersin Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. M.G.’nin uzun süredir derslerine girdiği çok sayıda kadın öğrenci tarafından tacizle suçlandığı belirtildi. Aynı zamanda, söz konusu akademisyenin defalarca üniversite yönetimine şikayet edildiği, ancak bu şikayetlerin sonuçsuz kaldığı ifade edildi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, konuya ilişkin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin‘in cevaplaması istemiyle soru önergesi verdi.
2. Mersin Üniversitesi’ndeki taciz iddialarıyla ilgili adı geçen akademisyenle ilgili bugüne dek herhangi bir soruşturma yürütülmüş müdür? Bu soruşturmalar sonucunda bahsi geçen akademisyene yönelik herhangi bir yaptırım kararı alınmış mıdır?
3. Hakkında birçok taciz iddiası bulunan bir kişinin Meslek Yüksekokulu’na müdür olarak atanmasının gerekçesi nedir? İsmi geçen kişi hangi kriterler kapsamında müdür olarak atanmıştır?
“TACİZ SUÇLARINDA KURUMSAL SESSİZLİK KABUL EDİLEMEZ”
DEM Parti’li Koca, yaptığı yazılı açıklamada, “Kadın öğrencilerin güvenliği ve eğitim hakları tehdit altındayken üniversite yönetimlerinin ve ilgili kurumların sessiz kalması kabul edilemez. Taciz iddiaları görmezden gelinemez, kamuoyu bu konuda bilgilendirilmeli ve gerekli adımlar atılmalıdır” dedi.
Koca ayrıca, üniversitelerdeki benzer vakaların üzerinin sıklıkla örtülmeye çalışıldığını ve bu durumun sistematik bir soruna işaret ettiğini vurgulayarak, akademik kurumlarda şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin işletilmesi gerektiğini belirtti.
PİRHA- ÇEDES projesi kapsamında gittiği okulda 12 yaşındaki öğrenciyi istismar eden Urfa’nın Akçakale ilçesinin eski müftüsü H.B. hakkında beraat kararı verildi.
Yargılama boyunca avukatlar, soruşturmanın derinleştirilmesi yönünde talepte bulundu ancak mahkeme heyeti tarafından reddedildi. Diğer yandan mahkeme, fail H.B. yerine şikâyetçi çocuğu ve aileyi yargıladı.
FAİL DEĞİL ÇOCUK YARGILANDI
Davanın 7’nci duruşması Urfa 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Müşteki avukatlarından Arkın Hürtaş, davanın başından itibaren mahkeme tarafından ailenin ve çocuğun suçlanmasına tepki gösterdi. Hürtaş, savcının önce beraat istediğini ancak delilleri inceleyip, avukatları dinledikten sonra kararını değiştirdiğini, müftünün yüksek sınırdan ceza almasını istediğini hatırlattı. Kararı istinafa taşıyacaklarını söyledi.
NE OLMUŞTU?
Urfa’nın Akçakale ilçesinde 12 Ekim’de bir okulda, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesi kapsamında “manevi danışman” olarak görev alan Akçakale İlçe Müftüsü H.B., bir çocuğu istismar etti.
Çocuğun yaşadıklarını öğretmenine anlatmasından sonra müftü 20 Ekim’de gözaltına alınarak, tutuklandı. 27 Mart’ta görülen ara duruşmada, “tutuklama tedbirini gerektirecek somut delillerin olmayışı”, “mevcut dosya durumu” ve “failin tutuklulukta geçirdiği süre” gerekçe gösterilerek tahliye edildi.
H.B.’nin davası sürerken görev yeri değiştirilerek önce Urfa İl Müftü Yardımcısı oldu daha sonra Adana’ya vaiz olarak atandı.
PİRHA-Feminist Kadınlar, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası düzenlenen gösterlerde gözaltına alınıp tutuklanan kadın öğrencilere yönelik yapılan taciz iddialarını protesto etmek amacıyla Eminönü’nde biraraya geldi. Yapılan açıklamada, “Kadınları, LGBTİ+ları taciz edin, köşede kıstırıp dokunan, tecavüzle tehdit eden küfürler sıralayan, çırılçıplak soyun diye bir emir mi aldınız? Bu emri kimden aldınız?” diye soruldu.
19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlayan gösterilerde çoğunluğunun üniversite öğrencisi olduğu kişilerin gözaltına alınıp tutuklanması sırasında polisler tarafından tacize uğramasını protesto etmek amacıyla, Eminönü’nde protesto düzenlendi. Açıklamanın yapıldığı yere çok sayıda kadın ve LGBT üyesi katıldı.
Eminönü’nden Karaköy’e yürümek isteyen kitleye polisler tarafından engel konuldu. Açıklama Eminönü Üsküdar Feribot İskelesi önünde yapıldı.
GÖZALTINDA TACİZE UĞRAYAN KADINLA DALGA GEÇİLDİ
Açıklamayı okuyan Feminist Aktivist Rüya Kurtuluş, gözaltı sırasında bir kadının, polisler tarafından uğradığı taciz sürecini anlattı. Genç kadın yaşadığı olaylarla ilgili olarak, “Kelepçe takmaya götürülürken seni dövmeyeceğim tamam deyip ambulansın arkasına götürdü. Sakallı, bıyıklı, renkli gözlü ve uzun boylu, 1.85-1.90 boylarında olan erkek polis senin göğüslerin mi var diyerek göğüslerime dokundu. Ben de o esnada altıma kaçırdım. Sağlık muayenesinde kadın polis eğer buradan hızla çıkıp işlemlerin bitmesini istiyorsanız bizi uğraştırmayın dedi. Doktora girdiğimizde yanımızda kadın polis vardı, korktum ve darp edildiğimi söylemedim. Doktor muayene etmedi. Nezarethaneye girmeden önce sarışın kadın memura taciz edildiğimi söyledim. O kadın memur bana alaycı şekilde ‘hmmm sen taciz mi edildin’ diyerek dalga geçti. Bir başka kadın ise ifadesinde şunları söyledi: Ben ters kelepçe ile gözaltına alındım. Otobüste ve hastanede hep ters kelepçe ile kaldık, bu süreç 8 saatten fazla sürdü. Sarı saçlı komiserim denen kadın tarafından çıplak bir şekilde arandık. İç çamaşırı çıkartılan bir arama oldu ve göğsüme dokunuldu. Şikayetçiyim.”
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne cezaevlerinde çalışan memurlara çağrıda bulunan Kurtuluş, kadınlara yönelik gerçekleştirilen taciz olaylarıyla ilgili olarak şunlar söyledi:
“Bunun üzerine başlayan paylaşımlara dair suç duyurusunda bulunacağını söyleyen emniyet ise “mesnetsiz iftira” diye kestirip attı. Kadınların ifadelerindeki detaylı beyanları, memurları tarifleri, bu olayların günü ve saati ortada. O gün bu noktalarda görevli polislere dair herhangi bir soruşturma yaptınız mı? Yapmadıysanız neye dayanarak “mesnetsiz” diyorsunuz? Bu suçu gündem edenler, “her gün konuşacağız” diyenler değil, kadınların ifadelerinde bahsettiği cinsel şiddet ve bu şiddetin failleri soruşturulmalı! Biz feministler İstanbul sokaklarından İstanbul Emniyeti’ne, cezaevlerinde çalışan infaz memurlarına sesleniyoruz: Kadınlara, LGBTİ+lara cinsiyetçi küfür etmek, tecavüz tehdidinde bulunmak, cinsel tacizdir, suçtur. Kadınları, LGBTİ+ları tek başına köşelerde sıkıştırıp memelerine, vücutlarına dokunmak cinsel saldırıdır, suçtur.”
“KADINLARA VE LGBT’LERE YÖNELİK YAPILAN BASKILARIN EMRİNİ KİMDEN ALDINIZ?”
Kurtuluş, gözaltı sırasında kadınlara yönelik gerçekleştirilen saldırı ve tacizlerle ilgili olarak emniyet görevlilerine seslendi: “Sizin göreviniz tam tersine bunu evde, sokakta, işte, herhangi bir yerde yapan, yapmaya kalkan erkeklere engel olmak; onlardan biri olmak değil. Kadınların tacize uğradığında başvurması beklenen kurumsunuz siz. Bunu siz unutmuş olabilirsiniz, ama biz unutmuyoruz. Gözaltında, hapishanede usulsüz çıplak arama, cinsel işkencedir. Cinsel işkence suçtur. Failinin üniformalı olması, bunu devlet adına işlediğini iddia etmesi, adına rutin uygulama demesi bu gerçeği değiştirmez. Soruyoruz: Kadınları, LGBTİ+ları taciz edin, köşede kıstırıp dokunun, tecavüzle tehdit edin küfürler sıralayın, çırılçıplak soyun diye bir emir mi aldınız? Bu emri kimden aldınız?”
YALNIZ DEĞİLİZ!
“Sokaklarda sesini yükselttiği için polisin cinsel şiddetine uğrayan, o sırada yalnız hisseden, korkan veya hayatta bir erkeğin tacizine uğramak nedir çok iyi bildiği için bunu sosyal medyada gördüğünde endişe duyan, cinsel saldırı tehdidinden, çıplak aranma ihtimalinden tedirgin olan tüm kadınlara, LGBTİ+lara, birbirimize, hepimize sesleniyoruz: “Yalnız değiliz. Çaresiz değiliz. Bu baskı karşısında örgütlüyüz, bir aradayız, birbirimizin yanındayız. Bu işkenceyi, bizleri bedenimiz, kimliğimiz üzerinden aşağılamak, utandırmak, sindirmek için yapıyorlar. Ama o utanç çoktan yer değiştirdi. Utanması, yargılanması, cezalandırılması gereken biz değiliz, onlar. Bize “ahlaktan” bahsedip kadınları taciz edenler, işkenceciler. Belki kamuoyunda çok bilinmiyor veya yeni yeni gündem oluyor, ama sadece 19 Mart’tan beri değil, çok uzun süredir gözaltında, hapishanelerde işkence ve kötü muameleyi, ters kelepçeyi, çıplak aramayı, rutin uygulama diyerek geçiştirmeye kalkıyorlar. Halbuki ters kelepçe, cinsel şiddet tehdidi, çıplak arama bir uygulama değil insan hakkı ihlali. Buna karşı çıkmak, direnmek, bu suça tanık olduğumuzda müdahale etmek, şikayetçi olmak hakkımız.
Kanunlara göre polisin değil çıplak arama, üst araması yapmak için bile hakim kararı alması gerekiyor. Cezaevi girişinde çıplak arama ise ancak kuruma yasak madde sokma şüphesi varsa yapılabilir. Ama bu, uzunca süredir sesini yükselten, mücadele eden kadınlara karşı bir silah haline dönüştürülmüş durumda. İnsanları çırılçıplak soydukları gerçeğini gizler de daha az tepki çeker diye adına ince aramaya da oyuk araması diyorlar.
CUMHURBAŞKANINA GÜVENİYORLAR
Açıklamanın devamın okuyan Feminist Aktivist Evrim Gürenin, kadınlara cinsel tacizde bulunan emniyet mensuplarının cumhurbaşkanına güvenerek bu tür eylemler yaptığını ifade etti. Gürenin devamında şunları söyledi:
“Biz bu cinsel işkenceleri dün Garibe Gezer’e süngerli odalarda yaptıklarında da susmadık, HDK operasyonlarında tutukladıkları arkadaşlarımıza yapmaya kalktıkları oyuk aramasında da susmadık, bugün de susmuyoruz, kabul etmiyoruz, normalleştirmiyoruz. Bugün nasıl tek adam kendini hukukun üstünde görüyorsa, polis de kendini hukukun üstünde görüyor. Bu yüzden her türlü kötü muameleye itiraz ettiğimizde alaycı ifadeler takınıp “şikayetçi ol o zaman” diyebiliyorlar. Bazıları iyi niyetliymiş gibi görünerek “Bak doktora söyleme, ifadende bahsetme, sürecin uzar” diyor. Bu iyi niyet değil, hak gaspıdır. Haklarında soruşturma izni vermeyen valiye, suç duyurularımıza takipsizlik kararları sıralayan savcılara, bize zamanında “sürtük” diyebilmiş, Konca Kuriş’in katillerini afla cezaevinden çıkaran Cumhurbaşkanına güveniyorlar. Gözaltında kadınları, LGBTİ+ları taciz ederken, suç işlerken sırtlarını onlara dayıyorlar. Üstüne bir de kimi troller tarafından sosyal medya hesapları açılarak bu şiddeti gündem eden kadın avukatlara cinsiyetçi saldırılar örgütleniyor, fotoğrafları “eskort” diye paylaşılıyor. Kimse peşine düşmeyecek sanıyorlar. Ama biz onları çok iyi tanıyoruz. Bütün toplumu, kamuoyunu da peşine düşmeye çağırıyoruz. Bu suçu işleyenleri, bu suça göz yumanları, ortak olanları tespit edelim; hesap vermeleri, yargılanmaları için hep birlikte mücadele edelim! Erkek-devlet şiddetine, irademizin, hayatlarımızın gaspına karşı sokaklarda olmaya, cinsel şiddet karşısında dayanışmaya devam edeceğiz! Yaşasın feminist mücadelemiz!”
PİRHA- Munzur Üniversitesi Rektörlüğü, 2022 ve 2024 yılları arasında öğrencileri taciz ettiği ortaya çıkan öğretim görevlisi Deha Koç’a dava açtı.
Dersim’de bulunan Munzur Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Deha Koç’un 2022 ve 2024 yılları arasında, öğrencileri taciz ettiği ortaya çıkmıştı. Taciz şikayetlerinin ardından hakkında açılan dava kapsamında Tunceli 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesi, Deha Koç hakkında 6284 sayılı kanun uyarınca bir ay uzaklaştırma kararı vermişti.
Taciz faili öğretim görevlisi Deha Koç hakkında Munzur Üniversitesi Rektörlüğünün dava açtığı öğrenildi.
NE OLMUŞTU?
Munzur Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Deha Koç’un çok sayıda kadın öğrenciyi taciz ettiği tacize uğrayan bir öğrencinin şikayeti üzerine ortaya çıkmıştı. Kendisini taciz ettikten sonra tehdit eden Deha Koç’u şikayet eden öğrencinin başvurusu, Tunceli 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edilmişti.
Mahkeme, 17 Ekim 2024 tarihinde tacizde bulunan Deha Koç hakkında 6284 sayılı kanun kapsamında bir ay uzaklaştırma kararı vermişti.
PİRHA- Mersin Üniversitesi’nde yaşanan tacize karşı protestoya katılan 24 kadın öğrenciye yurttan atılma cezası verilerek soruşturma başlatıldı. İddialara göre eylem sırasında Mersin’de olmayan bir öğrenciye de ‘eyleme katılma’ gerekçesiyle soruşturma açıldı.
Mersin Üniversitesi Müfide İlhan KYK Kız Yurdu’nda kalan iki öğrencinin sözlü tacize uğramasının ardından yurt önünde eylem yapılmıştı. Eyleme katıldıkları için 24 kadın öğrenciye yurttan atılma cezası verilerek soruşturma başlatıldı.
“ÜNİVERSİTEDE GÜVENDE DEĞİLİZ”
Hakkında soruşturma başlatılan öğrencilerden biri, üniversitenin kadın öğrenciler için güvenli olmadığını vurgulayarak, “Üniversite caddesi, kampüs ve yurt çevresi kadınlar için hiç güvenli değil. Sürekli tacize uğruyoruz. Buna bir çözüm bulunması yönünde yurt yetkililerine defalarca talepte bulunduk ama biz bir şey yapamayız diyerek tacize uğramamıza göz yumdular. Patlak veren eylemlerinden sonra güvenlik önlemleri almaya başladılar” diye konuştu.
EYLEMDE OLMAYANA DA CEZA!
Kadın öğrenci, soruşturma sürecine ilişkin şunları anlattı:
“Olaya dair hiçbir ön bilgi verilmeden direkt hakkımdaki suçlama sebebiyle ifade vermemi istediler. Kabul etmediğim takdirde hakkımda daha büyük bir soruşturma başlatılır diye tehditvari bir karşılık aldım. Birinci ifademde başıma gelen taciz olaylarını yazdım fakat yetkili kişi o kısımları karalattı ve farklı bir şekilde değiştirdi. Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurt Hizmetleri Yönetmeliğinin 24. maddesine dayandırılarak böyle bir işlem başlatılmış. 24. madde çok geniş bir madde, tam olarak neye göre belirlemişler anlam veremedik. Bizle yapılan toplantıda kadınlardan birinin eylem günü şehir dışında olduğunu öğrendik. Buna rağmen yurttan atılma cezası aldı.”
“BİZİ SUSTURMAK İSTİYORLAR”
3 kez alınan ifadelerden sonra sonucu bekleyen öğrenciler, artan kira fiyatları ve enflasyon sebebiyle barınacak yer bulamama kaygısı taşıyor. Anayasal haklarını kullanarak eylem yaptıkları için cezalandırılmalarının kabul edilemez olduğunu vurgulayan kadın öğrenci, “Bu kış ayında hiçbir suçumuz olmamasına rağmen kadınları sokağa atarak, daha büyük bir tehlikeye atıyorlar. Yurttan atılmam kesinleşirse gidebileceğim bir yer yok. Öte yandan hakkımızı, yaşamlarımızı savunmak isteyen her bir kadını susturmaya yönelik hamleler kabul edilemez. Yurttan atıldığım takdirde hukuki tüm haklarımın peşinden gideceğim” dedi.
MÜDÜR İNKAR ETTİ, BELGELER ORTAYA ÇIKARDI
Konuya ilişkin yurt müdiresi ile görüşen DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, “Yurt müdürü, kendilerinin dahli içerisinde herhangi bir öğrenciye soruşturma başlatılmadığını ifade etti ancak öğrenciler yurt müfettişleri ile birebir görüştüklerini bize ilettiler ve kendilerine verilen savunma kağıtlarını gördük. Bunu müdüre ilettiğimde emniyetin böyle bir süreç başlatmış olabileceğini dile getirdi” sözlerini kullandı.
Bugün 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü. Ancak dünya ve Türkiye’de tablo, çocuklar için daha da kötüye gidiyor. Çocuklar eğitim haklarından mahrum bırakılıp anadilleri ve inançlarına uygun eğitim görmüyor, ucuz iş gücü olarak kullanılıp iş cinayetlerinde yaşamını yitirp, cinsel istismara maruz bırakılıyor, çeşitli patlamalarda yaşamlarını yitiriyor. Çocuk Hakları Gününü cezaevinde geçiren çocukların sayısı 3 bin 532 çocuk bulmuş durumda.
20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde çocuklarla ilgili veriler ürkütücü boyutlarda. Dünya üzerinde binlerce çocuk, yaşam, barınma, sağlık, eğitim gibi en temel haklarından mahrum kalırken, Türkiye’de ise çocuklara yönelik cinsel istismardan ‘iş cinayetleri’ne kadar yoğun bir hak ihlali yaşanıyor.
ÇOCUKLAR EĞİTİM HAKLARINDAN MAHRUM
Türkiye’de eğitim sistemi özellikle son dönemde yap-boz tahtasına dönüştürüldü. Bir taraftan özel okullar devlet tarafından teşvik edilirken, devlet okullarında ödenek yetersiz denilerek, kısıtlamalara gidiliyor. Eğitim hakkından yararlanamayan, MEB verilerine göre 935 bin 832’si kız, bir milyon 38 bin 42’si erkek, toplam bir milyon 937 bin 874 çocuk bulunmakta. okullarda verilen eğitimde ise dünya sıralamalarında en altlarda yer alıyor.
Eğitim de en önemli hak ihlallerinin başında ise anadil ve inanç yönüyle yaşanmakta. Türkiye’ye yaşayan ve anadili Türkçe olmayan bütün çocuklar ayrımsız, zorunlu dil dersine tabi tutuluyor.
Alevi çocukları ise zorunlu din dersi ile asimilasyona tabi tutulmakta. Yargı kararlarının uygulanmadığı eğitim sisteminde Alevi çocuklara, İslam dini temelli eğitim verilmekte.
8 AYDA EN AZ 516 ÇOCUK YAŞAMINI YİTİRDİ
Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA) Çocuk Hakları Merkezi’nin medya izleme yoluyla edindiği verilere göre; 2024’ün ilk 8 ayında 516 çocuk yaşamını yitirdi. En fazla çocuk ölümleri Temmuz ayında kaydedildiği rapora göre; 20 çocuk şüpheli, 40 çocuk intihar, 15 çocuk toplumsal cinsiyet temelli, 40 çocuk ise çocuk işçi ölümü olarak geçti.
ÇOCUK İŞÇİ ÖLÜMLERİ VE MESEM
Çocukların yaşam haklarının ihlal edilmesinin başında ise “çocuk işçiliği” geliyor. İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) verilerine göre; son 11 yılda en az 695 çocuk, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Çocuk haklarını korumakla sorumlu iktidarın 2016’da hayata geçirdiği Mesleki Eğitim Merkezleri’nde (MESEM) çocuk yaşam hakkının ihlallerindeki oranın yüksekliği dikkat çekiyor. CHP Bartın Milletvekili Av. Aysu Bankoğlu, geçtiğimiz günlerde bütçe görüşmelerinde son bir yılda 15-17 yaş arasında en az 44 çocuğun MESEM’lerde yaşamını yitirdiğini açıkladı.
3 BİN 532 ÇOCUK CEZAEVİNDE
CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün cezaevlerindeki çocuk sayısına yönelik önergesinde 14 Ağustos’ta yanıt veren Adalet Bakanlığı’na verilerine göre, 3 bin 532 çocuk ‘suça sürüklenen çocuk’ kapsamında cezaevlerinde. Bunların bin 48’i hükümlü, 2 bin 484’ü ise tutuklu. 0-6 yaş grubunda cezaevlerinde anneleriyle kalan çocukların sayısı ise 759.
612 BİN 814 ÇOCUK EĞİTİM DIŞINDA
Eğitim Reformu Girişimi (ERG) 2024 yılı Eğitim İzleme Raporuna göre; zorunlu eğitim çağında olan yaklaşık 612 bin 814 çocuk eğitim dışında. Bu çocukların yüzde 53,6’sı oğlan yüzde 46,4’ü kız olduğu belirtilen raporda, söz konusu oran önceki yıla göre yüzde 38,4 arttı. Eğitim dışında kalmanın 15 yaşından sonra artış gösterdiği vurgulana raporda, toplam 242 bin 360 mülteci ve göçmen çocuğun eğitim dışında kaldığı belirtiliyor.
2 MİLYON ÇOCUK DERİN YOKSULLUK İÇİNDE
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), tarafından yapılan araştırmada, 0-17 yaş grubu arasındaki 7,03 milyon çocuğun yoksulluk içinde yaşadığı kaydedildi. Araştırmada, bunların 2 milyonunun ise derin yoksulluk içine olduğu vurgulandı. Araştırmalara göre; 2017 yılında bebeklerde yoksulluk oranı yüzde 36,8 iken 2022 yılında ise bu oran 41,4’e çıktığı ifade edilirken aynı dönemde çocukların yoksulluk oranı yüzde 40,8’den yüzde 43,8’e çıktı.
ÇOCUK İSTİSMARI
Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre 2023 yılında kolluk kuvvetlerine giden veya götürülen “mağdur” 242 bin 875 çocuğun yüzde 12’ye yakını cinsel istismar nedeniyle şikayette bulundu. Bu, yaklaşık 29 bin çocuğa denk geliyor. Uluslararası Çocuk Merkezi, verilerine göre ise bu soruşturmaların 3’te 1’inden fazlasına ise dava bile açılmıyor. Bu verilere göre; 2023’te Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturma evresinde karara bağlanan çocuk istismarına ilişkin dosyaların yüzde 34’ünde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. 2013’te bu oran yüzde 21’di.
60 MİLYON ÇOCUK ÇEŞİTLİ NEDENLERLE YAŞAMINI YİTİRECEK
Kuruluşlar Arası Çocuk Ölümleri Tahmin Grubu IGME tarafından hazırlanan rapora göre de, bugünkü yaşam koşullarına göre dünyada 2017 ile 2030 yılları arasında 60 milyon çocuk beş yaşına gelmeden göç, savaş, şiddet ve kıtlık gibi nedenlerden dolayı yaşamını yitirecek ve bu ölümlerin ise çoğunluğunu yeni doğan çocuklar oluşturacak. Yine savaş nedeniyle Ortadoğu’da yaşayan çocuklar da aileleriyle birlikte göç etmek zorunda bırakılırken, binlerce çocuk göç esnasında yaşamını yitirdi veya yaralandı. Bununla birlikte çocuklar başta yaşam hakkı olmak üzere barınma, eğitim, sağlık gibi haklardan mahrum bırakıldı. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Türkiye’deki Suriyeli mülteci çocukların yüzde 40’ının okula gitmediğini belirtirken, çocukların ayrımcılığa uğradığına dikkat çekti.
PİRHA-Tunceli Aile Sosyal Politikalar Müdürü Seyfettin Özdemir, hakkında İş-Kur üzerinden işe alınan kadınlarla ilişki yaşadığı ve çalışanları “şehit yakınıyım” diyerek tehdit ettiği iddia edildi.
Yerel kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre; Tunceli Aile Sosyal Politikalar Müdürü Seyfettin Özdemir hakkında, İş-Kur üzerinden işe alınan kadınlarla ilişki yaşadığı ve çalışanları “şehit yakınıyım” diyerek tehdit ettiği iddia edildi.
İddialar arasında Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı kuruluş olan Sosyal Hizmet Merkezi’nde kadınları da taciz ettiği yer alıyor.
Seyfettin Özdemir, AKP hükümeti ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile sıkı ilişkileri olan dönemin Tunceli Aile Sosyal Politikalar Müdürü Ali Ekber Yurt’un yerine 11 Kasım 2023 tarihinde bakanlık tarafından göreve atanmıştı. Seyfettin Özdemir’in o dönem Ali Ekber Yurt’un müdür yardımcılığını yürütüyordu. Ali Ekber Yurt, hakkında sık sık açıklama yapılmış ve kendisi hakkında kurumundaki personele mobbing uyguladığı dile getirilmişti.
PİRHA- Mersin’de yaşanan tacize karşı protestoya katıldıkları gerekçesiyle birçok kadın öğrenciye yurttan atılma cezasıyla soruşturma başlatılmasını TBMM’ye taşıyan DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, ” Mersin Emniyeti ve Mersin KYK Kız Yurdu yönetiminin anayasal yurttaşlık haklarını çiğneyerek açtığı bu soruşturma açık bir suçtur” dedi.
Mersin Üniversitesi Müfide İlhan KYK Kız Yurdu’nda kalan iki öğrencinin sözlü tacize uğramasının ardından yurt önünde eylem yapılmıştı. Eyleme katıldıkları için birçok kadın öğrenciye yurttan atılma cezası verilerek soruşturma başlatıldı. Konuyu TBMM gündemine taşıyan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, suç işlendiğinin altını çizdi.
Koca, şu ifadeleri kullandı:
“Mersin Üniversitesi Müfide İlhan KYK Kız Yurdu önünde yaşanan tacize karşı ses çıkaran kadın öğrenciler hakkında soruşturma açılarak, kadınlar yurttan atılmakla tehdit ediliyor. Mersin Emniyeti ve Mersin KYK Kız Yurdu Yönetiminin anayasal yurttaşlık haklarını çiğneyerek açtığı bu soruşturma açık bir suçtur! Kadın cinayetlerine, tacize, tecavüze ses çıkarmak suç değildir! Esas suç; bunu soruşturma konusu yapan erkek devlet aklın barınma sorununun giderek derinleştiği ülke gerçekliğinde öğrencileri evsiz yurtsuz bırakmakla tehdit etmesidir! Kadına yönelik tacize, erkek şiddetine hayır diyen kadınlarla değil, erkek şiddetiyle uğraşın!”
PİRHA- Mersin’de yaşanan tacize karşı protestoya katılan 3 kadın öğrenciye yurttan atılma cezası verilerek soruşturma başlatıldı. Kadın öğrencilere verilen savunma kağıtlarına rağmen yurt müdiresi, kendilerinin böyle bir işlem başlatmadığını, emniyet tarafından bir süreç yürütüldüğünü öne sürdü.
Mersin Üniversitesi Müfide İlhan KYK Kız Yurdu’nda kalan iki öğrencinin sözlü tacize uğramasının ardından yurt önünde eylem yapılmıştı. Eyleme katıldıkları için 3 kadın öğrenciye yurttan atılma cezası verilerek soruşturma başlatıldı.
Kadın öğrencilere verilen savunma belgesinde şu ifadeler yer aldı:
“09.10.2024 tarihinde giril güzergahı üzerinde toplu halde eylemde bulunduğunuz tespit edilmiştir. Bu davranışınız Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurt Hizmetleri Yönetmeliğinin 24. Madde 2 fıkrası c bendi gereği ‘Yurttan çıkarma cezası’ ile tecziye edilmenizi gerektirmektedir.”
MÜDİRE İNKAR ETTİ, BELGE VE BEYANLAR ORTAYA ÇIKARDI
Konuya ilişkin yurt müdiresi ile görüşen DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, “Yurt müdiresi, kendilerinin dahli içerisinde herhangi bir öğrenciye soruşturma başlatılmadığını ifade etti ancak öğrenciler yurt müfettişleri ile birebir görüştüklerini bize ilettiler ve kendilerine verilen savunma kağıtlarını gördük. Bunu müdireye ilettiğimde emniyetin böyle bir süreç başlatmış olabileceğini dile getirdi” dedi.
“YURT YÖNETMELİĞİ ANAYASA’NIN ÜZERİNDE TUTULAMAZ”
Perihan Koca, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurt Hizmetleri Yönetmeliğinin 24. Maddesine dayandırılarak böyle bir işlem başlatılmış. 24. Madde çok geniş bir madde, tam olarak neye göre belirlemişler orası oldukça flu. Burada görüyoruz ki yurt yönetmeliği Anayasa hükümlerinin üzerinde tutuluyor. Kabul edilebilir bir yanı yok. İktidarın yaptığı gibi, sanıyorum emniyetin baskısıyla barınma sorunun bu kadar derin yaşandığı, kadınların güvende olmadığı bir ülke gerçekliğinde anayasal haklarını kullanan kadın öğrencilerin bu şekilde cezalandırılmaya çalışılmaları, tehdit unsuru olarak önlerine konulması kabul edilebilir değil. Bu konunun peşini elbette ki bırakmayacağız. Olayın takipçisi olup, ayrıntılara ulaştıktan sonra konuyu Meclis’e taşıyacağız.”
PİRHA-Munzur Üniversitesi’nde çok sayıda kadın öğrenciyi taciz eden öğretim görevlisi Deha Koç’a 1 ay uzaklaştırma cezası verildi. DEM Parti Dersim İl Örgütü Yöneticisi Hümeyra Tusun Yeğin, Avukat Çağla Yolaşan ve Demokratik Kadın Hareketi Temsilcisi Evrim Konak, kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüzün artmasında cezasızlık politikasının büyük bir etkisi olduğunu belirtti.
Munzur Üniversitesi’nde çok sayıda kadın öğrenciyi taciz eden Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim görevlisi Deha Koç’a Tunceli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 1 ay uzaklaştırma cezası verildi.
DEM Parti Dersim İl Örgütü Yöneticisi Hümeyra Tusun Yeğin, Avukat Çağla Yolaşan ve Demokratik Kadın Hareketi Temsilcisi Evrim Konak, Munzur Üniversitesi’nde çok sayıda kadın öğrenciyi taciz eden öğretim görevlisi Deha Koç’a verilen cezayı PİRHA‘ya değerlendirdi.
Cezasızlık politikasından dolayı kadına yönelik taciz olaylarının yaşandığını söyleyen DEM Parti Dersim İl Örgütü Yöneticisi Hümeyra Tusun Yeğin, “Kadınları taciz eden failler cezasızlık politikasından aldıkları cesaretle hareket ediyorlar. Munzur Üniversitesi’ndeki öğretim görevlisinin öğrencileri taciz ettiğine dair hakkında birçok dilekçe olmasına rağmen görevinden uzaklaştırılmadığı ve cezasızlık politikası sürdürüldüğü için öğrencileri taciz etmeye devam etti” dedi.
“Aynı okulun içerisinde fiziki uzaklaştırma ile sorun nasıl çözülecek?” diye soran Hümeyra Tusun Yeğin, “Görevden tamamen uzaklaştırılması gerekiyor ki bu tarz durumların önüne geçilebilsin. Devletin kadınlara yönelik uzunca bir süredir uyguladığı özel savaş politikalarının bir sonucu yaşananlar. Eğer bir kentteki üniversitede sürekli bu tarz olaylar oluyorsa o üniversitenin yönetimi ile o kentteki kamu kurumlarında olan yetkililerin hepsinin problemidir. Bu olayın takipçisi olacağız. Çünkü alınmayan her karar bir sonrakini beslemiş oluyor aslında. Bu açıdan karşı duruş önemli” diye belirtti.
“MUNZUR ÜNİVERİSTESİ, SIK SIK KADINA YÖNELİK TACİZ İDDİALARIYLA GÜNDEME GELEN BİR ÜNİVERSİTE”
Munzur Üniversitesi’nde kadın öğrencilerin tacize uğramasına ilişkin ilk iddia olmadığını belirten Avukat Çağla Yolaşan da, “2 yıl önce de bir akademisyen hakkında benzer taciz iddiaları oldu. O zaman hukuki süreç başlatılmıştı ancak bir sonuç alınamamıştı. O yüzden Munzur Üniversitesi, sık sık kadın öğrencilere yönelik taciz iddialarıyla gündeme gelen bir üniversite. Akademisyen hakkında verilen uzaklaştırma kararı 6284 sayılı kanun kapsamında önleyici tedbir olarak uygulanmış ve şiddete maruz kalan kadın öğrenciye akademisyenin yaklaşmasını engelleyen bir tedbir kararı, nihai bir cezalandırma kararı değil. Burada asıl önemli olan üniversitenin akademisyen hakkında hızlı bir şekilde soruşturma başlatması, delilleri toplaması ve tarafsız bir biçimde bir sonuca varması gerekiyor” diye belirtti.
“ÖĞRENCİLERİ TACİZ EDEN ÖĞRETİM GÖREVLİSİNE VERİLEN CEZA TRAJİKOMİK”
Yaşananın münferit olay olmadığını vurgulayan Demokratik Kadın Hareketi Temsilcisi Evrim Konak, “Yaşananları arada bir karşımıza çıkan üçüncü sayfa haberi olarak değerlendiremeyiz. Yaşananlar gerçekten sistemsel bir sorun. Aynı zamanda özel savaş politikalarıyla da mutlaka bağı kurulması gerekiyor. Üniversitelerin bilim yuvası olması gerekirken bir öğretim görevlisi çok sayıda kadın öğrenciye tacizde bulunuyor. Yaşananlar kamuoyuna yansıdığı için en fazla uzaklaştırma cezası veriyorlar, kamuoyuna yansımasa belki uzaklaştırma cezasını da vermeyeceklerdi” şeklinde konuştu.
Evrim Konak, “Öğrencileri taciz eden öğretim görevlisi okuldan mı uzaklaştırıldı yoksa görevden mi alındı?” sorusunu sorarak, “Her gün kendilerini taciz eden öğretim görevlisiyle karşı karşıya geliyor. Bu durum öğrenciler üzerinde yarattığı psikolojik baskıyı hiçbirimiz bilemeyiz ve verilen bir aylık uzaklaştırma cezası bu açıdan değerlendirildi mi? Bunun bir işkence olduğunu görmemiz gerekiyor. Özellikle Dersim ve bölge kentlerindeki üniversitelerde taciz olaylarının çok fazla yaşanması ve cezasızlık politikası nedeniyle bu durumun bilinçli bir devlet politikası olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Munzur Üniversitesi’nde çok sayıda kadın öğrenciyi taciz eden Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim görevlisi Deha Koç’a Tunceli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 1 ay uzaklaştırma cezası, bir kadın öğrencinin de koruma altına alınmasına karar verildi.
Munzur Üniversitesi’nde 2022 yılından bu yana Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak yer alan Deha Koç’un, çok sayıda kadın öğrenciyi mesaj, video ve sözlü olarak taciz ettiği iddia edildi.
Öğrenciler şikayet dilekçelerini önce bölüm başkanına ardından ise dekana göndermesine rağmen Deha Koç, hakkında herhangi bir önleyici tedbir alınmadı. Bunun üzerine öğrenciler yaşadıkları taciz olayının ardından savcılığa başvuru yaptı.
Kendisini taciz ettikten sonra tehdit eden Deha Koç’u şikayet eden bir öğrencinin başvurusu, Tunceli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edildi. Mahkeme, tacizde bulunan Deha Koç hakkında 6284 sayılı kanun kapsamında bir ay uzaklaştırma, kadın öğrencinin de koruma altına alınmasına karar verildi.
PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi’nde taciz iddialarının etkin şekilde soruşturulmadığını belirterek, yetkilileri göreve çağırdı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi’nde öğrencilere dönük taciz, tecavüz ve şantaj iddialarına ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
“MUNZUR ÜNİVERSİTESİ ŞİMDİ DE TACİZ İDDİALARIYLA GÜNDEMDE”
Munzur Üniversitesi’nin sürekli öğrencilerle ilgili politikalarıyla gündeme geldiğini belirten Ayten Kordu, “Daha önce de üniversitedeki öğrenciler, demokratik haklarını kullanmak için bir araya geldiklerinde, kendilerine baskı yapıldığını, ajanlık teklif edildiğini, tehdit edildiklerini ve aileleri üzerinden baskı kurulduğunu açıklamışlardı. Biz de bu durumu Meclis’te dile getirmiştik. Şimdi ise üniversite taciz iddialarıyla gündemde. Daha önce de Munzur Üniversitesi’nde taciz iddiaları gündeme gelmişti. Dersim’deki Emek, Özgürlük, Demokrasi ve Kadın Hareketleri, Munzur Üniversitesi’nde üniformalılar aracılığıyla taciz, tecavüz, para karşılığında cinsel ilişkiye zorlama ve şantajla kadın öğrenciler üzerinde baskı kurulduğunu, üniversitenin bu konuda bir araç haline getirildiğini duyurmuştu. Şimdi bunlara yenileri eklendi. Özellikle kadın öğrenciler üzerinde bu baskı politikaları uygulanıyor. Toplum, kadınlar üzerinden dizayn edilmeye çalışılıyor. Yükselen kadın mücadelesine karşı, kadınlara baskı uygulayarak onları evlerine hapsetmeyi amaçlayan politikalar geliştiriliyor” dedi.
“DERHAL SORUŞTURMA BAŞLATILMALI”
Kadın öğrencilerin, üniversitede D.K. adlı bir öğretim görevlisi tarafından tacize uğradıklarını söylediklerini ifade eden Kordu, “Öğrenciler, bir süredir bu öğretim görevlisinin video ve çeşitli mesajlarla kendilerini taciz ve tehdit ettiğini ifade ettiler. Bu duruma ilişkin defalarca dekana ve bölüm başkanına başvuruda bulundular. Başvurular sırasında D.K. adlı öğretim görevlisinin daha önce de birçok kadın öğrenciye tacizde bulunduğunu öğrendiler. Ancak üniversite yetkilileri, bu konuda etkin bir soruşturma yürütmedi. Kadın öğrenciler, bölüm başkanına ve dekanlığa başvurularını yaptılar. Bizlere gönderdikleri mesajlarda şöyle diyorlar: ‘Biz buraya okumaya geldik, okumak istiyoruz, ama kendimizi güvende hissetmiyoruz. Sürekli tacize maruz kalıyoruz. Bu tacizin son bulması için tüm kadınları yanımızda olmaya, sesimize ses vermeye çağırıyoruz.’ Bu öğretim görevlisinin tacizine karşı çağrıda bulunuyoruz. Derhal soruşturma başlatılmalı ve dilekçeleri zamanında değerlendirmeyen ya da soruşturma yürütmeyen dekan ve araştırma görevlileri görevlerinden alınmalıdır” diye belirtti.
“DAVANIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”
Munzur Üniversitesi’nin, Dersim’de özel savaş politikalarının aracı haline getirilmek istendiğini ve bu amaçla işletildiğini vurgulayan Kordu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Munzur Üniversitesi’nde yoğun olarak Kürt öğrenciler eğitim görüyor. Üniversite, bu öğrencilere yönelik özel savaş politikalarının aracı haline getiriliyor. Bu taciz olaylarının da bu politikaların bir parçası olarak ilerlediğini biliyoruz. Bu nedenle ilgili yetkililere sesleniyoruz: Konuyu öğrenmek amacıyla rektörle bir görüşme talep ettik, ancak rektör bizimle görüşmekten kaçındı, telefonlarımıza cevap vermedi, geri dönüş yapmadı. Biz ilin tek vekiliyiz ve bilgi almak istiyoruz, ama rektör telefona çıkmıyor. Buradan rektöre de sesleniyoruz: Kaçmayın, sorumluluklarınızdan kaçmayın. Üniversite öğrencilerinin bilimsel ve güvenli bir eğitim alması konusunda sorumluluğunuz var. Dolayısıyla bu davanın peşini bırakmayacağız. Kadın öğrencilere şunu söylüyoruz: Biz Dersim’de, başta kadınlar olmak üzere, emek, özgürlük ve demokrasi yanlısı kadın hareketleriyle birlikte sizlerin yanındayız. Bu tacize, bu şantajlara ilişkin olarak, bu öğretim görevlisine soruşturma açılıp gereken yapılana kadar davanın peşini bırakmayacağız.”
PİRHA- Akdeniz Belediyesi’nde çalışan bir erkeğin, aynı birimde çalışan kadını taciz ettiği gerekçesiyle açıklama yapan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Nuriye Arslan ve Hoşyar Sarıyıldız, erkek personelin idari soruşturma sonuçlanıncaya dek işten uzaklaştırıldığını duyurdu. Eş başkanlar, “Kadının beyanı esastır ilkesinden hareketle söz konusu iddialarla ilgili idari soruşturma komisyonu görevlendirilmiştir” dedi.
Akdeniz Belediyesi Çevre Koruma Kontrol Müdürlüğünde çalışan E.G.’nin iş yerinde M.A. tarafından tacize uğraması üzerine belediye eş başkanları yazılı bir açıklama yaptı. Kadın personelin talebi üzerine başka bir birime görevlendirilmesi yapıldı.
İDARİ İŞLEM BAŞLATILDI
Eş Başkanlar Nuriye Arslan ve Hoşyar Sarıyıldız tarafından şu açıklama yapıldı:
“Kentimizde, kimi basın kuruluşları ile sosyal medya hesaplarında yer alan ‘Akdeniz Belediyesi’nde taciz iddiası’ ile ilgili haberler çarpıtılarak, belediyemizi ve yönetimi karalamaya dönük bir hal almıştır.
Özetle; 4 Ekim Cuma 2024 günü, Çevre Koruma Kontrol Müdürlüğü bünyesinde 2 erkek personelin kavga ettiği bilgisi birim amirlerine ulaşmıştır. Olay yerine gidildiğinde kavgadan 2 gün önce, yani 2 Ekim Çarşamba günü, yine aynı müdürlükte taciz iddiasıyla başka bir tartışma yaşandığı ve kavganın da bu sebeple gerçekleştiği tespit edilmiştir. Personel içinde yaşanan olaylar ile ilgili olarak 5 Ekim Cumartesi günü ilgili amirler tarafından tutanak tutulmuş, taraflar dinlenmiş ve idari işlem başlatılması için Disiplin Kurulu’na sevk edilmişlerdir.
Taciz beyanında bulunan kadın personelin talebi üzerine ve elbette kendisinin de rızası alınarak 8 Ekim Salı günü başka bir birime görevlendirmesi gerçekleşmiştir. İddiada adı geçen erkek personel ise idari soruşturma sonuçlanıncaya dek işten uzaklaştırılmıştır.
“KADININ BEYANI ESASTIR”
Akdeniz Belediyesi yönetiminin; toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması ve kadınlara yönelik her türlü baskı ve şiddetin sona erdirilmesine ilişkin yürütmüş olduğu politikaları ve duruşu herkes tarafından bilinmektedir.
Nitekim “kadının beyanı esastır” ilkesinden hareketle; söz konusu iddialarla ilgili idari soruşturma komisyonu görevlendirilmiş; komisyonumuz 7 Ekim 2024 itibari ile değerlendirmelerine başlamış olup süreç hakkaniyetle yürütülmektedir.”
PİRHA- Veli-Der Antalya şubesi, Dünya Kız Çocukları Günü ile ilgili bir basın açıklaması yaptı. 22 yıldır sürdürülen eğitim politikalarının da bu şiddet sarmalını beslediği vurgulanan açıklamada, “Hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek. Hiçbir kız çocuğu ve hiçbir kadın yalnız yürümeyecek” denildi.
Öğrenci Velileri Derneği (Veli-Der), Antalya şubesi, Dünya Kız Çocukları Günü ile ilgili bir basın açıklaması yaptı.
Her gün, özellikle çocuklara, gençlere ve kadınlara yönelik sistematik bir şiddet sarmalıyla karşı karşıya olunduğu belirtilen açıklamada, “Çocuklarımızı nasıl koruyacağız kaygısı artık hepimizin, tüm anne ve babaların ortak endişesi haline geldi. İlkokuldan yükseköğretime kadar biz veliler ve çocuklarımız, derin bir güvenlik endişesi yaşıyoruz. Bu durumun altında yatan ekonomik, politik ve toplumsal nedenleri biliyoruz. Laik ve kamusal eğitimde, hukuk alanında yaratılan tahribatın bedeliyle karşı karşıyayız. Şiddetin devam etmesinde; cezasızlık politikaları, iyi hal indirimleri, çıkarılan aflar, etkin soruşturma ve kovuşturma yapılmaması göz göre göre vahşi cinayetlerin yaşanmasına neden olmaktadır” denildi.
“TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ VE LAİK EĞİTİM HEDEF ALINMAKTADIR”
22 yıldır sürdürülen eğitim politikalarının da bu şiddet sarmalını beslediği vurgulanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Müfredat, ders kitaplarının içerikleri, çıkarılan yasa ve yönetmelikler, ÇEDES başta olmak üzere hayata geçirilen birçok protokol ile toplumsal cinsiyet eşitliği, laik ve bilimsel eğitim hedef alınmaktadır.
Öğrenci Veli Derneği olarak, her türlü şiddete karşı durmaya ve şiddeti üreten her adıma karşı mücadele etmeye kararlıyız.
Şiddetsiz bir dünya ve ülke için, laik, bilimsel ve kamusal eğitim talebimizi yükselteceğiz. Hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek. Hiçbir kız çocuğu ve hiçbir kadın yalnız yürümeyecek.”
PİRHA- KYK’ya bağlı Mersin Müfide İlhan Kız Öğrenci Yurdu’nda dün gece bir kadın öğrencinin taciz edilmesi sonrasında açıklama yapan Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, tacizi “uygunsuz ve rahatsız edici sözler” diye adlandırıp, konuyla ilgili asılsız haber yapanlar hakkında soruşturma başlatılacağını duyurdu. Tacizde bulunan erkekler hakkında ise şikayetçi olunmadığı gerekçesiyle hiçbir işlem yapılmadı.
İkbal Uzuner ve Ayşenur Halil başta olmak üzere birçok kadının katledilmesine yönelik protestolar devam ederken, bir yandan da erkek şiddeti hız kesmeden devam ediyor. Son olarak dün gece Mersin Üniversitesi Kredi ve Yurtlar Kurumu’na bağlı Müfide İlhan Kız Öğrenci Yurdu yolunda bir kadın öğrenciye araçla yaklaşan kimliği henüz belirlenmeyen şahıslar sözlü tacizde bulundu. Taciz etmeye çalışan şahıslardan uzaklaşan öğrencinin yurt güvenliğine ve 112 acil çağrı merkezine ihbarda bulunmasıyla olay yurttaki öğrenciler tarafından da duyuldu. Güvenliğinin olayla ilgilenmediği ve ‘şikayet yoksa sorun yok’ diyerek öğrencileri geçiştirmeye çalıştığı iddia edildi. Polis ekiplerinin gelmesiyle birlikte tacizle karşılaşan kadın öğrenci polis merkezine götürüldü.
Yurt önünde sık sık taciz ve tehdit ile karşılaştıklarını söyleyen öğrenciler olayın ardından bina önünde toplanarak sloganlarla eylem yaptı. ‘Yurdumuzda taciz istemiyoruz’ sloganlarıyla yurt binası önünde yürüyüş yapan öğrenciler yıllardır aynı durumla karşılaştıklarını, öğrencilerin güvenliği için önlem alınmadığını söylediler.
VALİLİKTEN AÇIKLAMA
Yaşananların sosyal medya üzerinde geniş yankı uyandırmasının ardından açıklama yapan Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, iddiaların asılsız olduğunu ileri sürdü. Sözlü taciz hakkında ‘uygunsuz sözler’ diyen Vali Pehlivan, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“Yurt giriş güzergahında kız öğrencimize yönelik olarak yoldan geçen bir araçta bulunan iki erkek şahıs tarafından uygunsuz ve rahatsız edici sözler söylendiği iddiasıyla 112 Acil Çağrı Merkezimize 09.10.2024 günü akşam saatlerinde ihbar gelmiştir. Gelen ihbar üzerine ilgili emniyet birimlerimiz ve yurtta görevli ekiplerimiz ivedilikle harekete geçmiş ve olay yerine intikal etmiştir. Öğrencilerle bire bir yapılan görüşmelerde, sosyal medya mecralarında iddia edildiği gibi herhangi bir mağduriyet veya şikayet konusu bildirilmemiştir. Sosyal medya paylaşımlarından etkilenerek yurdun dışında toplanan öğrencilerimiz, iddiaların asılsız olduğunun anlaşılması üzerine kaldıkları yurtlarına dönmüştür.
Yapılan araştırmalar neticesinde, bazı sosyal medya hesaplarında Mersin KYK Kız Yurdunda, bir kız öğrencinin zorla araca bindirilip cinsel saldırıya uğradığı yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğu anlaşılmış olup, bu tür sosyal medya paylaşımları yapan hesaplarla ilgili olarak Türk Ceza Kanunun 217/A maddesi kapsamında “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” suçu kapsamında Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından inceleme başlatılmıştır. Bu kapsamda, asılsız haber yaptığı ve yaydığı tespit edilen sosyal medya hesapları hakkında gerekli yasal işlemler yapılmaktadır.”
VALİNİN SÖZLERİ TEPKİ ÇEKTİ
Kadın düşmanı söylemlerin, erkek şiddetinin meşrulaştırılmasının, cezasızlık politikalarının kadına yönelik şiddete zemin yarattığı bir süreçte, Vali’nin tacize ‘uygunsuz sözler’ diyerek haifletmesi kadınlar cephesinde tepkiyle karşılandı.
PİRHA- Ordu’daki Aybastı Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde müdür yardımcısı K.Ç., 16 erkek çocuğa cinsel istismarda bulundu. Skandalın ortaya çıkmasının ardından K.Ç. tutuklandı.
Türkiye’de tarikatlarda, bazı kuran kurslarında, dinci vakıfların yurtlarında, zaman zaman okullarda taciz, istismar olayları yaşanıyor.
BirGün’den Onur Durmuş’un haberine göre, Ordu’nun Aybastı İlçesi’nde bulunan Aybastı Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde 16 öğrenci, müdür yardımcısı K.Ç. tarafından sözlü ve fiziksel istismara maruz bırakıldıkları gerekçesiyle okul idaresine giderek şikayetçi oldu.
Okul idaresinde ilk önce çocukların yazılı savunmaları alındı. Daha sonra savcılığa intikal eden olayla ilgili savcı, pedagog eşliğinde çocukların ifadelerine başvurdu.
16 ERKEK ÖĞRENCİYE TACİZ
16 erkek öğrenciden bazıları sadece sözlü, bazıları ise hem sözlü hem de fiziki istismara maruz kaldıklarını beyan ettiler.
Öğrenciler, K.Ç.’nin, özel bölgelerine dokunduğunu ve kendilerine cinsel imalı söylemlerde bulunduğunu dile getirdi.
ÖĞRETMEN CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ
Öğrencilerin ifadelerinin ardından K.Ç. hakkında savcılık talimatıyla soruşturma başlatıldı. Fatsa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan K.Ç., Ünye Cezaevi’ne gönderildi.
Aybastı Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlayan soruşturma daha sonra Fatsa Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Fatsa Ağır Ceza Mahkemesi ise Aybastı Ağır Ceza Mahkemesi ile aralarında oluşan “zımni görev uyuşmazlığının giderilmesi” için dosyayı Samsun Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmek üzere Aybastı Asliye Ceza Mahkemesi’ne tevdi etti.
Kararda, “Yapılan incelemede, eylemin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğundan ve sanığın üzerine atılı eylemlerin takdirinin üst dereceli mahkemeye ait olduğundan bahisle dosyanın Samsun Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi.
VELİLERE “ÇOCUKLARINIZIN SİCİLİNE İŞLER” BASKISI
Öte yandan, istismar ile ilgili hukuki süreç devam ederken Aybastı Belediyesi’nde çalışan bazı idarecilerin, şikâyette bulunan öğrencilerin ailelerine baskı yaparak ifadeleri geri çektirdiği iddia edildi.
ÖĞRETMENİN CİNSİYETÇİ SÖYLEMLERİ
K.Ç. isimli öğretmenin çocukların savcılığa verdiği şikâyetlerden yaklaşık 4 ay önce Aybastı Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde müdür yardımcısıyken okul idaresi tarafından “çocuklara cinsiyetçi ifadeler kullanma” gerekçesiyle hakkında soruşturma açıldığı ve geçici olarak Aybastı Anadolu Lisesi’ne gönderildiği de ortaya çıktı.