PİRHA-Adıyaman’da TOKİ inşaatında çalışan işçi Selahattin Benek, kule vincin düşmesi sonucunda ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. İşçinin urumunun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.
Adıyaman’da Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) inşaatında çalışan Selahattin Benek adlı işçi çalıştığı esnada dengesini kaybederek bina temelinin üzerine düşerek ağır yaralandı.
Sur Yapı’ya ait olan inşaat alanında 8 metre yükseklikten bina temelinin üzerine düşen ve kule vincin altında kalan işçi, ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Kalıpçı ustası olduğu belirtilen işçinin yoğun bakıma alındığı, durumun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.
İşçi Selahattin Benek’in iki ayağının da kırıldığı belirtildi.
PİRHA- Dikmece’deki tarım alanlarına ve zeytinliklere konut yapılması için alınan acele kamulaştırmaya karşı Mahkeme, yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Dikmece köyünde ‘acil kamulaştırma’ gerekçesiyle tarım arazilerinin, ormanlık alanların ve zeytinliklerin imara açılmasına karşı köy halkı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ’ye dava açmıştı.
İstimlak kararına karşı 107 gündür direnen Dikmecelilere sevindirici haber geldi.
Hatay 3. İdare Mahkemesi’nden yürütmeyi durdurma kararı çıktı. Kararda, “Olayın niteliğine ve davanın durumuna göre yürütmenin durdurulması isteminin, dava konusu işlemin niteliği itibariyle uygulanması halinde telafisi güç zarar doğurabilecek olması nedeniyle, davalı idarenin savunması ve ara kararı cevapları alınıp ya da savunma ve ara kararına cevap verme süreleri geçip yeni bir karar verilinceye kadar dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına oy birliğiyle karar verildi” ifadelerine yer verildi.
DİKMECELİLER: ZAFER BİZİM OLACAK
Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Avukat Ecevit Alkan, “Hukuka uygun bir karar verilmesi nedeniyle mutluyum ve bir tane bile zeytin ağacının kesilmemesi için hukuki mücadeleye devam edeceğiz” dedi.
Dikmeceli yurttaşlar ise karara sevinerek, “Direnenler kazanacak. Zafer bizim olacak” sözlerini kullandı.
PİRHA-Yağmur altında saatlerce otobüs beklediklerini söyleyerek duruma tepki gösteren Dersimli yurttaş Nadir Bulut, “Biz yaşadığımız mağduriyeti protesto ediyoruz. Halkın sorununun çözülmesi lazım, her gün bu rezalet çekilmez” dedi.
Dersim merkeze bağlı Aktuluk Mahallesi’nde bulunan TOKİ’lerde yaşayan yurttaşlar, 206 konut olmasına rağmen belediye otobüslerinin ve minibüslerin yaşadıkları yere gitmemesinden dolayı şikayetçi. Her gün saatlerce araç bekleyen yurttaşlar, sorunlarının çözülmemesinden dolayı tepkili.
Bugün saat 15.30’da Aktuluk Mahallesi’nde bulunan TOKİ’ye gitmesi gereken otobüs 45 dakika gecikti ve yurttaşlar yağmur altında otobüsü beklemek zorunda kaldı. Geç gelen otobüs yurttaşları evlerine bırakamadan çarşıya geri döndü. Yurttaşlar, saat 15.30 otobüsüyle evlerine gitmesi gerekirken 2,5 saat boyunca evine gidemeyerek saat 18.00’de ki otobüsle evlerine gidebildi.
“HALKIN SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ GEREKİYOR”
Durakta beklediklerini ancak otobüsün gelmediğini söyleyen Dersimli yurttaş Nadir Bulut, “Saat 16.15’te araç geldi Aktuluk Mahallesi’ne gitti ama TOKİ konutlarına çıkmadı. Otobüsle tekrardan çarşıya geldik, biz yaşadığımız mağduriyeti protesto ediyoruz. Halkın sorununun çözülmesi lazım, her gün bu rezalet çekilmez. Mağduruz, yağmur altında saatlerce otobüsü bekledik, bu şekilde halka hizmet olmaz. Bu halk bunu hak etmiyor, 153’ü arıyoruz ama hiçbir sorunumuz çözülmüyor.
PİRHA- Dikmece’deki tarım alanlarına ve zeytinliklere konut yapılması için alınan acele kamulaştırma kararına karşı arazi sahipleri, kararın iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ’ye dava açtı.
Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Dikmece köyünde ‘acil kamulaştırma’ gerekçesiyle tarım arazilerinin, ormanlık alanların ve zeytinliklerin imara açılmasına karşı başlatılan direnişin 59. gününde köy halkı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ’ye dava açtı.
Toprakları için hukuksal mücadele başlatan Dikmece halkı Hatay Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, Hatay Baro Başkanı avukat Hüseyin Cihat Açıkalın, parti temsilcileri ve demokratik kitle örgütleri destek verdi.
“ZEYTİNLİKLERİN RANTA AÇILMASININ KABUL EDİLİR BİR TARAFI YOK”
TBB Başkanı Erinç Sağkan, rant uğruna doğanın katledilmesine tepki göstererek hukuksal her türlü girişimde bulunacaklarını belirtti.
Sağkan, “Dikmecelilerin mücadelesi yalnızca kendileri için verdikleri bir mücadele değil; hepimizin çocuğu ve ülkemizin geleceği için verilen bir mücadeledir. Dünyadaki tüm ülkeler, ekolojik dengelerin değişmesinden kaynaklı felaketlerle mücadele etmenin yöntemlerini ararken çok kıymetli tarım arazilerinin, zeytinliklerin ranta açılmasının hukuken, mantıken, vicdanen kabul edilebilir hiçbir tarafı yok. Bu sebeple biz de TBB olarak yürütülen bu kıymetli mücadeleye hukuken her türlü desteği vereceğiz” dedi.
“BU KARAR BİR AN ÖNCE İPTAL EDİLMELİ”
Ekolojik kırıma karşı hukuki mücadeleyi sürdüreceklerini ifade eden Hatay Baro Başkanı avukat Hüseyin Cihat Açıkalın,“Dikmece’de katledilen zeytinliklerimiz için buradayız. Ekolojik yaşamı hedef alan; zeytinlikleri, sulak alanları yok eden uygulamalardan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor. 7033 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile acele kamulaştırma rezerv alanı olarak belirlenen mevkilerdeki kamulaştırmalardan dönülmesi talebimizdir. Umuyoruz ki dava sonucunu beklememize gerek kalmadan bu karardan dönülür” diye konuştu.
PİRHA- ‘Acil kamulaştırma’ adı altında zeytinlik alanların ve tarım arazilerin imara açıldığı Alevi köyü Dikmece’de direniş sürüyor. Rızaları olmadan topraklarının alındığını söyleyen Dikmeceliler, “El konulan toprakların yüzde 95’i Alevilerin toprakları. Sadece burası acil kamulaştırma adı altında gasp ediliyor ancak buna izin vermeyeceğiz” dediler.
Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Dikmece köyünde ‘acil kamulaştırma’ gerekçesiyle tarım arazileri, ormanlık alanlar ve zeytinlikler imara açıldı. AKP’nin sunduğu teklif henüz TBMM’de kabul edilmemişken ihaleye verilmesi tepkilere neden olmuştu. İhale, AKP’ye yakınlığıyla bilinen Sarıdağlar şirketine verildi.
Dikmece halkına hiçbir bilgi verilmeden, görüşülmeden adlarına olan arazileri tapudan düşürüldü. Kamulaştırma adı altında toprakları gasp edilen köylüler 17 gündür direnişte. Her ne pahasına olursa olsun topraklarını satmayacaklarını söyleyen Dikmeceliler, konuya ilişkin PİRHA mikrofonuna konuştu.
“TOPRAKLARIMIZ ŞİRKETLERE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR”
Dikmeceli Seyhan Keser, ülkenin dört bir yanının şirketlere peşkeş çekildiğini söyleyerek, “Burası bir Alevi köyü. Komşu köyler imara açılmıyor, sadece burası acil kamulaştırma adı altında gasp ediliyor. Kimi kimin malından çıkarıyorsun? Depremde kimseyi göremedik, henüz kepçenin uğramadığı yerler var. Ama gaspa gelince 50 tane kepçe, yüzlerce asker polis geldi. Jopla, gözaltılarla bizi yıldırmaya çalışıyorlar ama biz yılmayacağız. Burayı vermeyeceğiz” dedi.
Yeliz Tuncel, doğa katliamı ve devlet şiddetine dikkat çekerek, “Çocuklarımız, gençlerimiz polis ve jandarma tarafından darp edildi. Gözaltına alındı. Burası hem zeytinlik hem de tarım arazisi. Köylünün kendi topraklarına bile konut yapması yasakken şimdi acele kamulaştırma ile doğa katledilecek” sözlerini kullandı.
“ALEVİLERİ HARİTADAN SİLMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Dikmece’de doğup büyüyen ve yaşadığı toprakları çocuklarına bırakmak isteyen Deniz Kutlu ise, imara açılan alanların büyük bir bölümünün Alevi toprakları olduğuna dikkat çekti. Ayrım yapıldığını düşünen Kutlu, şunları söyledi:
“Yıllardır yok sayılan Hatay bu kararla bir kez daha yok edilmeye çalışılıyor. Bir avuç kalan topraklarımıza el konulmaya çalışıyor. Ciddi bir ayrım yapılıyor. El konulan toprakların yüzde 95’i Alevilerin toprakları. Yıllardır Alevi-Sünni çatışması yaratılmaya çalışılıyordu. Depremi de fırsat bilerek daha çok tetiklemeye çalışıyorlar. Bizi haritadan silmeye çalışıyorlar. Ama mücadelemiz sürecek. Burada doğduk büyüdük, çocuklarımızın geleceği bu topraklar.”
“DEVLET ARAZİSİ VARKEN NEDEN BİZİM TOPRAKLARIMIZ ALINIYOR?”
Cuma Doksöz da, “Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey görülmemiştir. Bize hiçbir şey söylenmeden, konuşulmadan, danışılmadan topraklarımız tapudan düşürüldü. Hakkımızı savunurken polis ve jandarma saldırdı bize. Devlet arazisi varken neden bizim topraklarımız alınıyor? Depremden canımızı zor kurtardık, büyük kayıplarımız var bir canımız kaldı onu da alsınlar” şeklinde konuştu.
Depremde 10 yakınını kaybeden Yeliz Olgar ise, “O yakınlarımdan arda kalan bu zeytinlikler, şimdi onu da elimizden alacaklar. Çok üzgünüm, adalet yok” dedi.
Bölgede hemen her gün konut için ölçüm yapılırken, Dikmece halkı yaşam alanlarını ve doğayı savunma ısrarını sürdürüyor.
PİRHA- Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü Dikmece’de zeytinlik alanlara TOKİ binaları yapılmak istenmesine direnen köylülere Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları destek verdi. TOKİ’ye tepki gösteren Hatimoğulları, Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde yapılmak istenen kamulaştırmayı burada demografik yapının değiştirilmek istenmesi olarak görüyoruz” dedi.
Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü Dikmece‘de zeytinlik alanlara TOKİ binaları yapılmak istenmesine karşı köylülerin direnişi sürüyor.
Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Antakya’da Dikmece köyünde halkla birlikte bir açıklama yaparak, günlerdir devam eden direnişin aslında uzun zamandır köylüler tarafından sürdürüldüğünü vurguladı.
Hatimoğulları, Dikmece köyünde deprem konutları adı altında yapılmak istenen TOKİ projesi nedeni ile kamulaştırılan arazileri için Dikmece köyünün mücadelesinin devam ettiğini ifade etti. Depremden mağdur olan kentin en yoksul köylerinden biri olan Dikmece’de zeytinliklerin köylülerin geçim kaynağı olduğunu ve bu nedenle en başından beri toprağına, zeytin ağacına sahip çıktıklarını söyleyen Hatimoğulları şunları kaydetti:
“Akbelen’de ağacına sahip çıkan kadınlar, Cudi’de yanan/cayır cayır yakılan ormanlar ve bugün burada istimlak edilmek istenen arazi, zeytinlikler ülkenin ciğeridir, canıdır. Dünden beri TOMA’larla gelerek, etmedikleri zulmü bırakmayanlar canımıza kast etmek istiyorlar. Bu ağaçlar bizim canımızdır, geçim kaynağımızdır, kültürel değerimizdir!
Meclisin kapandığı son hafta torba yasa içinde zeytinliklerin deprem bahanesi ile imara açabilmesinin önünü açmak için madde koyduklarını ve bu maddenin Dikmece halkı için özel olarak kanun çıkartıyorsunuz demelerine rağmen çoğunluk tarafından yasalaştırıldı. 84 yıl önce yasalaştırılan Zeytin Kanunu’na rağmen AKP iktidarı yıllardır zeytinlikleri talan ediyor. Buna karşı çıkan köylülere de işkence görüntüleri tüm kamuoyuna yansıdı. Tıpkı İsrail devletinin Filistin halkına uyguladığı şiddeti anımsatan görüntülerdi. Jandarmayı ve onlara emri verenleri kınıyorum.”
Torba yasadaki 25. Madde ile depremzede yurttaşların, “işgalci” olarak tanımlandığını ve topraklarından çıkartılacağının ifade edildiğini dile getiren Hatimoğulları, “Burada gördüğümüz işgalci sizsiniz” dedi.
Hatimoğlulları, alınan kararda Dikmece, Kesecik, Karaağaç köylerinin kamulaştırıldığını ve henüz kanun çıkmadan haftalar önce Dikmece arazilerinin 15 Mayıs tarihinde ihale sözleşmesi yapılarak peşkeş çekildiğinin altını çizdi.
“DEMOGRAFİK YAPI DEĞİŞTİRİLMEK İSTENİYOR”
Deprem konutu projesinin iki defa yıkıldığı için tekrar inşa eden Erzurum pistini yapan Sarıdağlar İnşaat’a verildiğini, yine yandaş firmaya sözde deprem konutlarının teslim edildiğini vurgulayan Tülay Hatimoğulları, şöyle devam etti:
“Depremi Allahın lütfu olarak görüp talan için gerekçe yapıyorlar. Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde yapılmak istenen kamulaştırmayı burada demografik yapının değiştirilmek istenmesi olarak görüyoruz. Deprem olduğunda seferberlik ilan etmeyen, gelmeyen iş makinaları şimdi zeytinliklerimiz için sıraya girmiş. Arap Alevi halkı neden bizim topraklarımız, diye soruyor. Zeytinlikler, tarım arazileri bu köyün geçim kaynağıdır. Depremde her şeyini kaybetmiş yurttaşları bir de topraklarından etmeyin, ikinci bir travma yaşatmayın. Depremi gerekçe göstererek köylüleri buradan sürmeye, demografik yapıyı değiştirmeye ve zeytinlikleri talan etmeye kimsenin hakkı yoktur.”
Hatimoğulları, henüz zemin etüdleri bile yapılmamış araziye proje yapılmak istenmesini eleştirerek, direnişin devam edeceğini ve takipçisi olacaklarını ifade etti.
PİRHA – Antakya’nın Dikmece köyünde zeytinlik alanlardaki TOKİ yapımına karşı direnirken gözaltına alınan 7 kişi serbest bırakıldı.
Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Dikmece köyünde zeytinlik alanlara TOKİ yapılmasına karşı direniş sürüyor.
Dün zeytinliklere iş makineleriyle girilmesine engel olmaya çalışan köylülere polis ve jandarma saldırdı. Aralarında avukat Bahattin Özdemir’in de olduğu 7 kişi darp edilip ters kelepçe ile gözaltına alındı. Jandarma Karakolu’na götürülen 7 kişi hakkında, “Halkı kin ve nefrete teşvik” ve “Görevli memura mukavemet” suçlamasıyla işlem yapıldı.
Karakoldaki işlemlerinin ardından 3 kişi serbest bırakılırken, savcılığa sevk edilen avukat Bahattin Özdemir ile Deniz Polat, Doğukan Aksu ve Zekeriya Olgar da ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.
PİRHA- Antakya’nın Dikmece köyünde halkın zeytinlik alanları gasp edilerek TOKİ konutları yapılıyor. Ölçüm yapılmasına tepki gösteren köylülere jandarma ve çok sayıda çevik kuvvet müdahale etti. Dikmeceli Seval Saldıray, “Binlerce dönümlük boş arazi varken verimli topraklarımızı elimizden alıyorlar. Çiftçinin alın terinin üzerine TOKİ kurulamaz. Buna müsaade etmemek için direniyoruz” dedi.
Ülkenin dört bir yanındaki ormanlık alanlar rant uğruna çevrelenmiş durumda. Akbelen’de ağaç kesimine yönelik direniş günlerdir sürüyorken, bir benzer olay da Hatay’ın Dikmece Köyü’nde yaşanıyor.
Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü Dikmece’de ormanlık alanların ve zeytinliklerin konut yapımı için imara açılmasına tepkiler sürerken, bu sabah bölgede jandarma korumasında yeniden ölçüm yapıldı.
Duruma tepki gösterip eylem yapan köylülere jandarma ve çevik kuvvet ekipleri biber gazı ve tazyikli su sıkarak müdahale etti. Biber gazından dolayı bölgede yangın çıktı.
HALKIN ARAZİLERİ GASP EDİLDİ
Arap Alevilerin yoğunluklu olarak yaşadığı köyün neredeyse tek geçim kaynağını zeytin oluşturuyor. Burada yaşayan yurttaşlar, bölgede çorak ve boş arazilerin varlığına sık sık dikkat çekerek, konutların orada yapılmasını istiyor. Ancak bu sabah köylülere Antakya Tapu Müdürlüğü tarafından “Araziniz adınızdan düşürülmüştür” mesajı geldi.
Tek bir mesajla yılların emeğinin ellerinden kayıp gittiğini söyleyen Dikmece köyünden Seval Saldıray, “Depremden sonra şimdi de böyle bir felaketi yaşıyoruz. Geçim kaynağımızı, çocuklarımızın geleceğini, doğamızı, umudumuzu elimizden alıyorlar. O kadar çorak arazi varken neden bizim verimli topraklarımız üzerine konut yapılıyor? Çiftçinin alın terinin, emeğinin üstüne TOKİ kuruluyor. Kabul edilemez bir durum” dedi.
“AĞAÇ KESENLER O AĞAÇLARIN GÖLGESİNDE OTURUYOR”
Girişi yasaklanan arazide ölçüm de, direniş de sürüyor. Yapılan müdahalede fenalaşan Seval Saldıray, yapılan ekolojik yıkımdaki çelişkiyi şu sözlerle anlattı:
“En acısı da şu: Ağaçları kesmek isteyen yetkililer şu anda o ağaçların gölgesinde oturuyorlar. Ama birkaç gün sonra gölgesinde oturdukları ağaçları kesip sökecekler. Bizler ise geçim kaynağımız ve doğamız için direniyoruz. Herkesin sesimizi duymasını ve bize destek olmasını istiyoruz”
PİRHA- Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Mersin’de aylardır maaşları ödenmediği için çalışmayı durduran TOKİ işçilerini Meclis gündemine taşıdı. Milletvekili Bozan, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’ye cevaplamak üzere verdiği soru önergesinde TOKİ işçilerine kesilen para cezası iddiasını da sordu.
AKP’li Akdeniz Belediye Başkanı M. Mustafa Gültak’ın başlattığı kentsel dönüşüm projesi kapsamında yapımına başlanan Toplu Konut İdaresi (TOKİ) inşaatında çalışan işçiler, aylardır maaşlarını alamıyor. Maaşlarını alamadıkları gibi, iş bıraktıkları için ceza alan işçiler mağduriyetlerinin giderilmesini istiyor. İşçileri ziyaret eden Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) taşıdı.
Milletvekili Bozan, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’ye cevaplamak üzere verdiği soru önergesinde, “Seçim bölgem Mersin’de Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanlığı tarafından Mersin ili Akdeniz ilçesi Bahçe ve Barış Mahalleleri Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında, ‘1 Etap 415 adet konut-50 adet dükkân-cami-kreş-Ticaret ve Kültür Merkezi İnşaatları ile Altyapı ve Çevre Düzenleme İşi’ olarak 27.08.2011 yılında ihale edilen inşaatta, çalışmaların büyük çoğunlukla durma aşamasına geldiğini gözlemledini söyledi. Mart ayından bu yana yüzü aşkın işçi, maaşlarını alamadıkları için iş durduklarını kendisine aktardığını söyleyen Bozan, “İşçiler, TOKİ’nin yükleniciliğini üstelenen Çalışkaner İnşaat+ Gen-Ka İnşaat + Aseltaş Yapı İş ortaklığı yöneticileriyle yaptıkları görüşmelerde de olumlu sonuç alamadıklarını ifade ettiler. Üstelik, mart ayından bu yana ücretlerini alamadıkları için iş bırakan işçilere yüklenici firma tarafından alacaklarından kesinti yapılması suretiyle ‘iş bırakma cezası’ verildiği iddia edilmiştir” açıklamasını yaptı.
Milletvekili Ali Bozan, Bakan Özhaseki’ye şu soruları sordu;
“ *Kentsel dönüşüm projesinde yüklenici firmaların iş ve işçi ile yürüttükleri süreç TOKİ tarafından nasıl denetlenmiştir?
*İhalesi 27.08.2011 tarihinde, yer tesliminin ise 07.12.2021 tarihinde yapıldığı ve 600 gün içinde bitirilmesi planlandığı belirtilen inşaatın bazı temellerinin dahi atılmamış olduğuna ilişkin iddialar doğru mudur? Bahse konu olan iddialara ilişkin herhangi bir incelemede bulunulmuş mudur veya bulunulacak mı?
*Yüzü aşkın işçinin Mart ayından bu yana ödenmemiş olan ücretleri ne zaman ödenecektir?
*Yüklenici firmaya yönelik işi geciktirme ve işçilerin ücretlerini ödememesinden kaynaklı olarak ne gibi bir yaptırım uygulamayı düşünüyorsunuz?
*Mart ayından bu yana ücretlerini alamadıkları için iş bırakan işçilere ‘iş bırakma cezası’ kesildiğine ilişkin olan iddialar doğru mudur?
PİRHA- Mersin’de aylardır maaşları ödenmediği için çalışmayı durduran TOKİ işçilerine alacaklarından kesilme cezası verildi. Öte yandan işçilerin imza attığı hak ediş tutarları ile firmadaki hak ediş tutarları arasında uyuşmazlık olduğu tespit edildi. İşçileri ziyaret eden Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, konu ile ilgili gerekli girişimlerde bulunacağı sözünü verdi.
AKP’li Akdeniz Belediye Başkanı M. Mustafa Gültak’ın başlatmış olduğu kentsel dönüşüm projesi kapsamında yapımına başlanan ve Gültak’ın “Çok güzel proje” diye bahsettiği Toplu Konut İdaresi (TOKİ) inşaatında çalışan işçiler aylardır maaşlarını alamıyor.
Projenin yüklenici firmaları Çalışkaner İnşaat, Genka İnşaat ve Aseltaş Yapı tarafından işçiler maaşlarını alma konusunda aylardır oyalanıyor. 2021 yılında ihalesi yapılan projenin bitirilme tarihi bu ayın sonunda dolmasına rağmen inşaat hala tamamlanmamış durumda. Maaşlarını almayan 100’ü aşkın işçi bir aydır iş bırakma eylemi yapıyor.
Maaşlarını alamadıkları gibi, iş bıraktıkları için ceza alan işçiler mağduriyetlerinin giderilmesini istiyor. İşçileri ziyaret eden Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, konu ile ilgili gerekli girişimlerde bulunacağını ifade etti.
“HAK EDİŞ DEFTERLERİNDE TUTARSIZLIK YAPILDI”
Mart ayından bu yana ücretlerini alamadıkları için iş bırakan işçiler, Çalışkaner İnşaat’ın yetkilileri ile görüşmek için Ankara’ya gittiklerinde hak ediş tutarlarında değişiklik yapıldığını gördü. İşçilerden Servet Turan, “3 aydan bu yana sürekli bizi oyalamaları üzerine bir grup Ankara’ya gittik görüşmek için. Orada gördük ki, bize burada verdikleri hak ediş defteri ile onlarda olan hak ediş defterlerinde farklılık var, üzerinde değişiklik yapmışlar. Aylardır maaşlarımızı ödemedikleri yetmiyormuş gibi bir de böyle bir durumla karşılaştık” dedi.
Öte yandan maaşları ödenmeyen işçilere yüklenici firma tarafından alacaklarından kesilme suretiyle ‘iş bırakma cezası’ verildi. Çalışma koşullarının da kötü olduğuna vurgu yapan işçiler, aldıkları maaşın asgari ücretin üstünde olmasına rağmen sigortalarının asgari ücretten yatırıldığını söyledi.
BOZAN: İŞÇİLERİN SESİ OLACAĞIZ
İşçileri inşaat şantiyesinde ziyaret edip taleplerini dinleyen Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, “İşçilerin alın terini, emeklerinin karşılığını ödemeyen ve gittiklerinde neredeyse yasal zeminde muhatap olmayan şirketler esas muhatap değildir. Burada esas sorumluluk Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOKİ’dedir. TOKİ’nin yaptığı bütün bu projeler üzerinden siyaset yapılıyor. Bunun üzerinden hizmet götürüldüğü söyleniyor ancak yüzlerce işçinin ücretleri bugüne kadar ödenmiş değil. Biz işçilerin sesi olacağız ve gerekli girişimlerde bulunacağız” şeklinde konuştu.
PİRHA- Mersin’de TOKİ inşaatını üstelenen firma üç aydır işçilerin ücretini ödemiyor. 45 gündür iş bırakma eylemi yapan işçiler seslerinin duyulmasını ve mağduriyetlerinin giderilmesini istiyor.
Akdeniz Belediyesi’nin başlatmış olduğu kentsel dönüşüm projesi kapsamında yapımına başlanan ve Çalışkaner İnşaat’ın yüklenici firma olduğu TOKİ inşaatında çalışan işçilere üç aydır ücret ödenmiyor.
Söz konusu firma tarafından üç aydır hemen her gün oyalanan işçiler 45 gündür iş bırakma eylemi yapıyor. Çalışma koşullarının da çok kötü olduğunu belirten işçiler, birçok kişinin sigortasız çalıştırıldığını söyledi.
PİRHA’ya konuşan inşaat işçisi İmam Özoğlu, Çalışkaner İnşaat’ın kendilerinden önce çalışan işçilere de paralarını vermediğini anlatarak şunları söyledi:
“Burada yapılan işlerin geneli 3 aydan bu yana parasını alamıyor. Dün üç ayın sonunda sadece çok az bir miktar ödeme yaptılar. Bizi bu konuda sürekli geçiştiriyorlar. Dünya kadar malzeme alınıyor her gün. İnşaat için bu kadar malzeme alınıyorsa işçinin de parası verilmeli. İşçiye ödenmeyen parayı demire vermişler. Çalışkaner firması bizden önceki işçilere de paralarını vermemiş. Üçüncü işçi ekibiyiz, biz de aynı şeyleri yaşıyoruz. Çalışkaner firması yolsuzlukta çalışkan. Çoluk çocuğumuzun ekmeği için çalıştık ama şu anda mağduruz”
Ücretleri ödense dahi bir daha çalışmayacaklarını ifade eden işçiler, emeklerinin karşılığını almayı talep ediyor.
PİRHA – Mimarlar, yaptıkları basın açıklamasında “Depremzedelerin hayata tutunmaları için sadece barınma alanı değil, yaşam alanı tasarladık” diyerek Yeni Yaşam Üniteleri projesini kamuoyuna paylaştı.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından atölye çalışmasıyla kolektif projelendirilen, depremzedeler için Malatya’da kurulacak Yeni Yaşam Üniteleri projesini kamuoyuyla paylaşıldı.
Düzenlenen basın toplantısına Mimarlar Odası Ankara Şube yönetiminin yanı sıra Ankara Malatyalılar Derneği’nden Atilla Özdemir, Ankara Hekimhanlılar Derneği Başkanı Vahap Uzunoğlu ve 2021 Tüm Emekliler Sendikası’ndan Melek Güneş katıldı.
ULUSLARARASI DESTEKLE HAYATA GEÇİRİLECEK
Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, yeni yaşam ünitelerinin projelerine ilişkin bilgi verdi. Candan, Maraş merkezli 10 ilde büyük yıkıma yol açan depremin üzerinden 32 gün geçtiğini hatırlatarak, şunları söyledi:
“Depremzedelerin bu süre içinde hala ihtiyaçları giderilmedi. Sağlıklı geçici barınma üniteleri tam anlamıyla hayata geçirilemedi. Çadır ve konteyner öncelikli geçici barınma üniteleri yapılmaya başlandı ama bunlar kalıcı konutlar yapılana kadarki süreçte insanların barınacakları yerler değil. Devletin aynı zamanda da kalıcı barınmaya kadar geçen süreci de koordine etmesi gerekiyor. Kalıcı konutlar üzerinden çok fazla ihale yapılıyor. Mimarlar Odası Ankara Şubesi afetlerde ve depremler çalışma deneyimi olan bir oda, 1999 depreminde Bremen Halk İnisiyatifi ve Halkevleri Vakfıyla koordine etmişti. Van’da zorunlu göçe tabi tutulan insanlar için uluslararası ortamlara dahi sunulan ve tartışılan Van Göç Evleri bir modeldi. Bu modelleri hayata geçirerek aslında yeni bir yapım, katılım ve inşa süreci koordine ettik.
Bugün size tanıtacağımız proje, Malatya’da bir alanda planlandı. Uluslararası bir vakıf finanse etmek istiyor. Muhtemelen üretimi de yurtdışında yapılıp burada montajı yapılacak. Altyapısını yerel yönetimler koordine edecek. Bizden çok kısa zamanda bir proje üretmemizi istedikleri için biz hızlıca Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak üyelerimize çağrı yaptık. Kolektif geçici barınma üniteleri tasarlayalım ve bir örnek model haline gelsin diye düşündük. Çağrımıza 54 kişi cevap verdi. Burada bir çalıştay yapıldı ve iki gün içerisinde ana konsept belirlendi. Çalıştaya katılanların yüzde 90’ı kadındı. 54 kişinin 49’u kadındı. Bu kadınların duyarlılığını da ortaya koydu. Bize verilen arazi 140 bin metrekare. Biz, insanların 1, 2 yıl içerisinde yaşayacakları bir yaşam alanları ve hayata dönüşleri olsun istedik. İnsanlar kalıcı konutlarına geçtiklerinde bir sosyal ve kültürel tesis olarak kalsın diye düşündük. Daha sonra bu üniteler bir yaşlı bakım ünitesi ve yurt olabilir. Projeler bittikten sonra bizim de geçici değil kalıcı da olabilir diye tartıştığımız oldu.
Malatya kır kent ilişkisi yoğun olan bir yer. Geçimini büyük bir kısmını kayısıdan sağlayan kışın kentte yazın köyde olan yaşam tarzı olduğu için biraz daha sosyal ve toplumsal mekanlar tasarladık. Bunlar avlulu birimler haline getirildi. Aynı zamanda burası bir yaşam alanı olacağı için sadece barınma üzerinden gidilmedi. Kreşinden eğitim birimine, idaresinden, küçük ölçekli ticaret birimine ve atölye çalışmalarına, yemekhanesine, toplu çamaşırhanesine kadar düşünülen hatta arazinin el verdiği şekilde kurulacak güneş enerji santralleri de olan bir yaşam ünitesi tasarlandı. Biz bunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak burada bir ömür geçmez, insanların 1-2 yıl oturabilecekleri mutlu olacakları bir yer olsun istedik.”
PROJE MALİYETİ 70 MİLYON
Candan, proje maliyetlerine ilişkin bilgi de verdi. Candan, “Lego gibi düşünün en fazla 6 kişilik dedik ama bir ünite daha eklenirse 8 kişilik olarak ta çözülebilir. Biz bunu Türkiye’de üretmeye çalışırsak, 4-5 ailenin bir avlulu birimin maliyeti bize 500 bin liraya mal olacak. Bu ne demek 22 kişinin kalabileceği bir yer 500 bin liraya mal olabilecek, içine eşyaları da koyduğumuzda toplamda,4-5 ailenin bir avlulu birimin maliyeti 600 bin olacak. Bu 2 bin kişinin yaşayacağı 97 tane avlulu birimin olduğu bir alan, İçindeki eşyaları, sosyal tesisleriyle birlikte 70 milyona mal oluyor. Bugün iktidar çok büyük ihaleler veriyor. iktidar 2-3 ay içerisinde çok hızlıca inşa edilebileceğini ifade ediyor. Biz geçici olarak tanımladık ama farklı şekillerde kullanabilecek 100 yıl kalabilecek bir modül ve sadece 70 milyon liraya mal ediliyor.
TOGO ikiz kulelerinin bir kalem oynatma ve iki plan değişikliğiyle maliyet olarak elde ettiği haksız kazanç 5 milyar lira, sadece TOGO’da kazanılan 5 milyar lirayla bunun gibi 70 ünite yapılabiliyor yani 140 bin kişi barınabiliyor. Bunların maliyetine ilişkin belki bir örnek olabilir. Biz bunu uluslararası bir vakıfla çözeceğiz. Onlar finansını sağlayacak ve orada inşasını yapacaklar. Yerel yönetim de altyapısını koordine edecek. Katılımcı bir süreçle elde edilmiş ekonomik, insanların kendisini mutlu hissedebileceği, sadece konteynıra ve çadıra gidip yatabileceği değil, aslında verandasında karşıdaki yakınını ve komşusunu görebileceği bir alan. Bu alan içerisinde yeniden hayata tutunmalarını istedik.
Meslek örgütleri, kalıcı konutlar için hızlı davranılmaması, bilimsel bilginin ışığında veriler toplandıktan sonra kalıcı konutlar sürecinin yapılması gerektiğini ifade etmesine rağmen, iktidar TOKİ üzerinden bölgelerin kendi özgünlüğünü ortadan kaldırarak, bir yatakhane yapma sürecine girdi. Bunun doğru olmadığının altını çizmek istiyoruz. İktidarın doğrudan kalıcı konutlara yönelmesi bilimsel değil doğru değil. Orada hala fay hareketleri var sürekli depremler ve artçılar oluyor. Üstelikte bölgede analiz yapılması gerekiyor. 1 yılı bitirmek zaten mümkün değil. Deprem bölgelerinde 400 bin 500 bin konut ihtiyacından bahsediliyor. Mart ayında yapılanlara bakıyorsunuz dörtte biri bile değil. Kalıcı konut üretme süreci 2-3 yıl sürür. Bu süre zarfında da geçici barınma ünitelerinin tasarlanması gerekir ama iktidar beton yaklaşımıyla her yeri tokileştirme üzerine gidiyor. Tek tip plan yapıyor bölge unsurlarını dikkate almıyor. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, Malatya’da ilk uygulamasını göreceğimiz, yerinde denetimlerini yapacağımız, birlikte sorumluluk üstlenebileceğimiz, kontrollerini de yapacağımız bir sürecin de önünü açmış olduk. Umarım bu proje hayata geçer ve örnek olur.”
PİRHA – Avrupa’daki Süryani kurumları, Midyat ve çevresindeki bölgeyi kapsayan Turabdin’deki Süryani köylerine yakın arazilerin TOKİ’ye devredilmesine itiraz etti. Yapılan açıklamada “Yerel yetkililer, ilgili kurumlar ve hükümetin konu hakkında gerekli işlemeleri yapmasını ve halkımızı rahatlatacak adımları atılmasını bekliyoruz” denildi.
Avrupa Süryaniler Birliği (ESU), Dachverband der Entwicklungsvereine Tur-Andin (DETA), Kano Suryoyo ile Turabdin Föreningarnas Förbound i Sverige (TFFS) isimli kurumlar, Turabdin’deki Süryani köylerine yakın arazilerin Hazine Bakanlığı tarafından TOKİ’ye devredilmesi ve fahiş fiyatlarla satışa çıkarılmasına ilişkin ortak basın metni yayınlandı.
“SÜRYANİLERİ HEDEF ALAN SALDIRILAR!”
Yapılan açıklamada, “Son dönemlerde, dünyanın farklı yerlerine göç etmiş Süryanilerin tekrardan bütün engellemelere, zorluklara ve güvenlik sorununa rağmen Turabdin bölgesini ziyaret etmeleri, geri dönmeleri, kendi köy, kilise ve manastırlarını onarma ve yeni evlerin inşa etmeleri süratli bir şekilde devam etmektedir. İki yıl devam eden pandemiden sonra, diaspora Süryanileri yoğun bir şekilde Turabdin’i ziyaret etmekte ve bölgeye renk katmaktadır. Bununla beraber Süryanileri hedef alan saldırılar, olumsuz pratikler endişe edici durumdadır” denildi.
Süryanilere ait arazilerin TOKİ’ye devredilmesinin kabul edilemez bir karar olduğu ifade edilirken açıklamanın devamında şu cümlelere yer verildi:
“Turabdin Süryani köylerinin çoğunda devam eden kronik mal ve mülk sorunları, devam eden hukuki süreçler, tapu kadastro çalışmaları esnasında belirlenen yanlış ve eksik sınırlar dururken, son aylarda Süryanilerin endişe ile takip ettiği diğer bir gelişme ise Süryani yerleşim yerlerine yakın, Hazine Bakanlığı’na ait arazilerin TOKİ’ye devredilmesidir. Türkiye’nin farklı illerinde benzer uygulamalar yapıldıysa da, Süryani köylerine yakın arazilerin TOKİ’ye devri ve muhtemel yeni imar planları Süryanilerin kaygıyla izlediği bir süreçtir.
Farklı kaynaklardan elimize ulaşan bilgilere göre, TOKİ de arazileri fahiş ve şeffaf olmayan bir şekilde Süryani vatandaşlara satmaktadır. Süryanilerin yoğun bir şekilde topraklarına sahip çıktığı bir dönemde ortaya çıkan bu gelişme kaygı vericidir. TOKİ’de var olan fiyat uygulaması esasları nedir? TOKİ’nin bu hususta belirlenmiş bir planı var mı? Bir plan var ise, halk ile şeffaf bir şekilde paylaşılacak mı?
Türkiye’nin seçim arifesinde, toplumsal, ekonomik, siyasi ve sosyal bir değişime hazırlanırken, ülkede varlığını sürdürmeye çalışan savunmasız ve azınlık gruplardan olan Süryaniler, süreci yakından takip etmekte ve bu değişimin bütün kesimlere adil ve eşit bir şekilde gerçekleştirilmesini arzulamaktadır. Demokratikleşme, insan ve azınlık hakları ile temini, özgürlükler temel insan hakları ve mülkiyet hakkı temel haklardır. Uzun bir dönem çatışma ortamının ortasında kalan Süryaniler, bölgeyi terk etmeye zorlandı, köyleri boşaltıldı ve faili meçhul cinayetlere kurban oldular.
Süryani halkının özelde Turabdin bölgesinde huzur ve güvenli bir şekilde geleceğini inşa edebilmesi için öncelikle anayasa ve kanunların gerçek anlamda işlediği ve haklarının garanti altına alındığı bir ortamda olacaktır.
Özelde TOKİ arazileri ve genelde bölgedeki özgün Süryani varlığı ile mirasını korumak ve güçlendirmek, hem Süryaniler hem de ülkenin ve özellikle bölge turizminin menfaatinedir. Bölgedeki yerel yetkililerin, ilgili kurumların ve hükümetin konu hakkında gerekli işlemeleri yapmasını ve halkımızı rahatlatacak adımların atılmasını bekliyoruz.”
PİRHA – Milletvekili Özgür Karabat Kanal İstanbul’u “Yandaşları ihya etme projesi” olarak nitelendirerek planlanan Organize Sanayi Bölgesi (OSB) projesinin başında AKP’li isimler olduğuna dikkat çekti.
CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, “Kanal İstanbul Projesiyle milyarlarca dolarlık rant elde etmeyi planlayan AKP, aynı zamanda seçimlerde kaybettiği İstanbul’a paralel bir kent yaratma çabasındadır. OSB gibi projeler de bunun açık göstergesidir” dedi.
YENİ OSB TANIDIK İSME VERİLMİŞ!
AKP’nin Kanal İstanbul konusunda “organize biçimde” hareket ettiğini belirten Karabat, Arnavutköy Yassıören’de 500 bin metrekarelik OSB yapılacağını belirtti. Bahse konu arazinin TOKİ ihalesinde 2.7 milyar TL Kuzey Marmara Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi’nin aldığını da ifade eden Karabat: “Bu denli büyük bütçe ile arazi alan kooperatifin bir internet sitesi dahi yok! Yönetiminde de AKP’ye yakın iş insanlarını görüyoruz. Kooperatifin Yönetim Kurulu Başkanı Reha Yeltekin, 2011’de İstanbul 3. Bölgede AKP milletvekili aday adayı oldu.” dedi.
Stratejik yatırımların ülke ihtiyaçlarına göre değil AKP’li yandaşların menfaatleri çerçevesinde belirlendiğini savunan Karabat; “16 milyon nüfusun sıkıştığı bir şehirde hava, tarım ve temiz su havzaları ihtiyacı varken neden bu OSB ısrarı? İTO neden ülkenin makroekonomik sorunlarını düşünmez ve İstanbul’un ekolojisine zarar veren bu projeleri destekler? Karbon salınımını artıracak, su kaynaklarını tüketecek bu proje istihdam yaratacak; ama esas dertleri yaratacağı büyük ranta konmak!” dedi.
MÜSİAD’IN HİTAM ORTAK GİRİŞİMİ İLE BİR OSB DAHA!
Kuzey Marmara Kooperatifi dışında bir diğer OSB projesinin de Avrasya İş Yeri Yapı Kooperatifi ve MÜSİAD’ın HİTAM Ortak Girişimi ile yürütüldüğünü söyleyen Karabat:
“Görüldüğü üzere AKP Hükümeti, Kanal İstanbul çevresindeki sanayileşme rantını MÜSİAD öncülüğünde yürütüyor. Bakın Avrasya Kooperatif sitesinde: ‘Amacımız, MÜSİAD öncülüğünde, yerli ve milli sermaye ile KOBİ’lere destek vermek’ diyor.
Sermaye gruplarının siyasileşmesinin tehlikesine değinen Karabat, “Bu noktada da 15 Temmuz’dan ders almadıklarını görüyoruz. FETÖ’nün kendisine bağlı iş adamları ile ülkeye ne zararlar verdiğini hatırlayın. MÜSİAD da AKP’nin kutuplaşma siyasetine ve İstanbul’u talan eden politikalarına uygun hareket ediyor.” dedi.
PİRHA-Ankara’nın Çinçin semtinde yaşayan Abdallar, “Bizim için yol kardeşliği; yani müsahiplik, yaşam kavramından da daha üstündür. ‘Eline, beline ve diline sahip ol’ kavramı müsahiplik içerisindedir” diyerek Alevi toplumuna müsahip olmaları yönünde çağrı yaptılar.
Altındağ ilçesinde yeralan Çinçin semti, Ankara’nın en eski gecekondu yerleşkelerinden biriydi. 2000’li yıllardan sonra bölge sakinleri, TOKİ eşliğinde yapılan yıkıma engel olamadı. Yılların komşuluk ilişkisi, büyük ölçüde yok olup gitti.
Yaşananlara karşı koyan bir kesim var ki onlar da Çinçinli Abdallar oldu. Nüfus olarak çok az kalsalar da halen bölgedeki sınırlı sayıdaki gecekondularda hayatlarını idame ettirebiliyorlar. Bunu hem de Aleviliğin temel kuralı olan müsahipliği yaşantılarından hiç çıkartmayarak yapabiliyorlar.
BÖLGENİN TEK CEMEVİ DE YIKILDI!
Çinçin semti bir Alevi yerleşkesiyken bugün o izlenimde bulunmak çok zor. Bölge sakinleri, geçmişte nüfusun yarıdan fazlasının Alevi olduğunu vurgulayarak, kentsel dönüşüm sonrasında dengelerin de değiştiğini söylüyor.
Yurttaşların geçmişte cemlerini yapmak için inşa ettiği tek yapı, önce yakılıyor ardından ise TOKİ eliyle yıkılıyor. Aradan yıllar geçmesine karşın o molozlar yerinden de kaldırılmıyor. Cemevine yönelik yapılan bu yıkım camiler konusunda ise bir hayli ‘yapıcı’ oluyor! Bölgede kentsel dönüşüm sonrası 10’a yakın cami inşa ediliyor.
TÜM MAHALLELİNİN MÜSAHİP OLDUĞU BİR SEMT!
Çinçinli Abdal Aleviler, tüm bu baskılara rağmen inançlarının temeli olan ‘ikrar verme ve müsahiplik’ kültüründen hiç uzaklaşmadı. Bölgede yaklaşık 60 müsahibin olduğunu belirten Bayram Toplayan, “Bizim için yol kardeşliği, müsahiplik, yaşam kavramından da daha üstündür” dedi. Toplayan, müsahipliğin kendileri için ne anlam ifade ettiğini şu sözlerle anlattı:
“Biz Abdalların gözünden değil, Muhammed ve Ali’den bu tarafa müsahip kardeşliği, ahiret kardeşliği, ikrarı vardır. Biz bu kavramın üzerinde halen devam etmekteyiz. Şu anda Ankara Altındağ bölgesinde halen müsahip olmayı bekleyenler var. ‘Eline, beline ve diline sahip ol’ kavramı müsahiplik içerisindedir. Müsahiplik, Hakk, Muhammed, Ali’ye bağlılıktır. Onların verdiği ikrar üzerinde müsahipliğimiz devam eder. Aynı ikrarı verip hiçbir zaman için de o yoldan çıkılmaz. Yoldan saptığınız zaman yol düşkünlüğüne girilir.”
“DÖRT CAN BİR CAN OLDUK”
Bayram Toplayan, 1993 yılında müsahip olduklarını belirterek, müsahipleri ile 30 yıl içerisinde sıkı bir birliktelik kurduklarını anlattı. “Hiçbir şekilde, ne müsahip kardeşlerim beni incitmiştir ne de ben müsahip kardeşlerimi incitmişimdir” diyen Toplayan, şunları anlattı:
“Müsahiplerim, öz kardeşlerimden daha bana yakınlar. Ali’nin ve Muhammed’in yolunda Hakk’ın birliğinin altında birbirimize öz kardeşlerden daha yakınız. Çünkü dört can bir can oluyoruz. Bir avuç tuzda dahi hak geçmeyecek. Tuz hakkı çok önemlidir. Eğer ki ‘bu tuzdan bir parça fazla alıp müsahip kardeşime eksik vereyim’ dersen müsahipliğin değil, kabrin karadır!
Müsahibin müsahibine senede 3 sefer söz hakkı vardır. Bunlardan 3’ü de müsahip kardeşini denemektir. Örneğin müsahip kardeşinizin bir zorluk karşısında gücü yetmiyor ve benim gücüm yetiyor. Mesela yıl kurbanı keseceğiz ve müsahip kardeşim bana gelip diyor ki ‘gel bu sene kurbanımızı keselim, yolumuza, erkanımıza devam edelim’. Ben de diyorum ki ‘benim param yok, gücüm yetmiyor, seneye olsun’. İşte o zaman olmuyor. Dört can bir can oldun ya bu sene müsaip kardeşimin parası var ise ve benim param yoksa seneye benim olur müsahip kardeşime ben giderim. İşte kardeşlik bağı burada. Yani müsahip kardeşime gidip halini hatırını sormazsam o müsahiplik değildir.”
“KILDAN İNCE KILIÇTAN KESKİN, SEN BU YOLU GÜDER MİSİN?”
Bayram Toplayan, kentsel dönüşüm sonrası müsahip kardeşleri ile mesafe olarak biraz uzak kaldıklarını belirterek “Müsahiplerimizle her gün görüşemesek de sık sık telefon açıyor ya da görüntülü arama yapıyorum. Birbirimizin durumunu, sağlığını soruyoruz. 30 senedir bu şekilde devam eder” dedi.
Bayram Toplayan, müsahipliğin zor bir yol olduğu vurgusunu da sözlerine ekledi. Toplayan, müsahipliğe ilk nasıl adım attığını da anlatarak şu aktarımı yaptı:
“Bazı tanıdıklarım ‘ben de müsahipliğim, ikrar verdim’ diyorlar. Ben de bazen ‘nasıl müsahip oldunuz?’ diye soruyorum. ‘Dede geldi, bizlere pençesini vurdu ve müsahip olduk’ diyorlar. Ama müsaihiplik öyle olunmaz. Müsahipliğin erkanı, yolu, süreği vardır. Dedenin, babanın, cemaatin huzuruna çıkmak vardır.
Müsahip olacağım zaman ben çok ağır hastaydım. Doktorlar, bana yaşama şansı da vermiyordu. Müsahip kardeşim gelip ‘müsahip olalım’ diye söyledi. Aynı günün sabahı anne ve babamız, elimize kurban parası verdi. Kış ayıydı ve Ankara’da kar yağıyordu. Çıktık, kurbanı alıp geldiğimiz gibi aynı gece örtüye girdik. Ali’nin Muhammed’e, Muhammed’in Ali’ye verdiği ikrarı, dede ve babanın huzurunda verdik ve biz müsahip olduk.
Tabi o gün bize sordular;
‘Ey talip, demirden leblebi yiyemezsin
Ateşten gömlek giyemezsin
Kıldan ince kılıçtan keskin
Sen bu yolu gidemezsin. Var git’ deyip bizi kovdular.
Ardından tekrar içeri alındık ve bize ‘Neden geldiniz?’ diye sordular.
‘Biz, Allahın yolu üzerinde, Hakk’ ın buyruğu üzerine, Muhammed’in Ali’ye, Ali’nin Muhammed’e verdiği ikrarı vermeye geldik’ dedik. Bizi üçüncü kez içeri alıp
‘Kıldan ince kılıçtan keskin
Sen bu yolu güder misin’ diye sordular.
‘Eyvallah’ dedik. Bu kapı eyvallah kapısıdır. Eğer ki ‘eyvallah’ diyemiyorsan bu yolu güdemezsin. Eğer ki ‘eyvallah’ demiyorsan ne ceme girebilirsin ne müsahip olabilirsin ne de bu yolu güdebilirsin.”
“GİT ÇORABININ TEKİNİ BUL!”
Bayram Toplayan, geçmişte bütün büyüklerinin de müsahip olduklarını belirterek, müsahip olmayanı ise ‘taraatlı’ olarak isimlendirdiklerini söyledi. ‘Taraatlı’ teriminin kendilerinde ‘inanç konusunda eksik olan’ anlamı taşıdığını belirten Toplayan, “Müsahip olmayana ‘Git çorabının tekini bul’ derlerdi. Yani ‘git müsahip kardeşini bul’ mesajı veriliyordu” ifadelerini kullandı.
Toplayan, şehirde müsahipliğin yaşanmasının zor olduğu söylemine de karşı geldi. “Hiçbir zorluğu yok” diyen Toplayan şöyle devam etti:
“Olabildiğince çocuklarımızı da müsahip olmaları yönünde yönlendiriyoruz. Çocuklarım da şu an müsahipli. Bizler Türkmen Abdallarıyız. Aslımız Horasan’dan geliyor. Ve halen bizde ikrarsız yola girilmez. Büyüklerimiz Ankara Altındağ’ın Aktaş Mahallesi’nin temelini atan kişilerdi. Cemlerimizi de hep gecekondularda yaptık. Kesintisiz olarak cemlerimize, müsahipliğimize, ikrarımıza, yol ve birliğimize devam ediyoruz. Bundan dönüşümüz de yok.”
“DARDA KALDIĞIMIZDA BİRBİRİMİZE KOŞARIZ”
Bayram Toplayan’ın müsahibi Veli Doğanoğlu da duygularını paylaştı. 30 yıla yakın müsahip olduklarına vurgu yapan Doğanoğlu, ‘Ali’nin, Muhammed’in kurmuş olduğu yoldan gidiyoruz” dedi. Doğanoğlu, müsahipliği öz kardeşlikten daha üstün gördüğünü belirterek “O benim şefaat kardeşim. O nedenle en mühim olan müsahip kardeşliğidir.
Darda kaldığımızda, başımıza bir iş geldiği zaman birbirimize koşarız. Bu yola giren bir daha kopmaz. Kesinlikle tüm topluma da öneriyorum. Çocuklarıma da hep bunun güzelliklerini anlatıyorum” ifadelerini kullandı.
“MÜSAHİPLİĞİ GÖNÜL GÖZÜ İLE GÖRMELİ, YAŞAMALI”
Müsahip kardeşlerden Filiz Toplayan ise “Müsahip olmadan önce insan, bir boşluk içerisinde gibi. Müsahip olunca insan olduğunu da anlıyorsun. Dünyaya nasıl ve neden geldiğine anlam veriyorsun” sözleriyle düşüncelerini paylaştı.
Müsahipleri ile olan bağını da anlatan Filiz Toplayan, “Her gün olmazsa da birbirimizi arıyor, gidip geliyoruz. Müsahip kardeşim şu an hasta. Elimizden geldiğince yanına gidiyoruz. Acımızı, tatlımızı paylaşıyoruz. İnsanlar, müsahipliği gönül gözü ile görmeli, yaşamalı.
Filiz Toplayan, “Toplumumuz gittikçe Sünnileşiyor” diyerek Alevi inanç değerlerinin yok olmaması için şunları söyledi:
“İnsanlarımız yaz boyunca tatile gidiyor. Sonrasında ise görülecek kurbanlar oluyor ve cem vakti geliyor. ‘Hadi cem yapalım’ deyince ‘para yok’ deniyor. Zevke sefaya para var da neden hizmete gelince para yok?
Şehir ya da köy fark etmez, uzayda da yaşasan insan aynıdır, içinde ne varsa o. Bizler yeri geldiğinde dairede ‘Erkan altı’ yapıyorduk. ‘Şehirde hizmet yürütülmüyor’ da ne demek? İstersem evimde, istersem de bir baraka altında ibadetimi yaparım, kim ne diyebilir?”
PİRHA-Malatya’da 2019 Şubat ayında yaşanan depremin yaraları halen sarılmadı. Çok sayıda yurttaşa, ederinin altında ücretler verilerek evleri yıkıldı. Ancak hasar almayan evler de TOKİ’nin yıkmak istediği evler arasında kaldı. Bölge halkını dinleyen Milletvekili Kemal Bülbül, “Burada insanların barınma ve yaşama hakkı ihlal ediliyor” dedi.
Malatya Pötürge’de 2019 yılında yaşanan depremin ardından Ağlar ve Hatip Mahallesi’ndeki yurttaşlar büyük mağduriyet yaşadıklarını aktardı. Mahalle sakinleri, kentsel dönüşüm adı altında TOKİ’nin, evleri yıkarak insanları çaresiz bıraktığını belirtti. Mahalleliler, TOKİ’nin, sahip oldukları evleri çok uygun fiyata alıp bölgeyi “rant merkezine” çevireceğini de söyledi.
Halkın yoğun tepki gösterdiği yıkıma karşı, kolluk güçlerinin de mahalleliye baskı yaptığı ifade edildi. Evi ve işyerleri yıkılma tehlikesi altında olan Basri Katılmış, deprem sonrasında Pötürge ilçesinde 153 ağır hasarlı evin yıkıldığı bilgisini verdi. Katılmış, Ağlar ve Hatip Mahallesinde 30 civarında hafif hasarlı evin olduğunu da belirterek şunları söyledi:
“Halk, hafif hasarlı evlerin yıkılmaması için direndi. Ancak, çevik kuvveti getirip vatandaşın evine dayadılar. ‘Kesinlikle çıkacaksınız’ deniliyor. Bu sebepten ötürü bazı aileler de mahkemeye başvurdu. Hatta geçen hafta çevik kuvvet, bir ailenin evine gelerek zorla eşyaları dışarı çıkarttı. Evi tam yıkacakları esnada mahkemeden ‘yıkımı durdurma’ yönünde karar geldi. Ardından o tüm eşyaları içeriye taşıdılar. Ben de o aile ile aynı durumu yaşıyorum. Ancak kimi insanlar maddi olanaksızlıklar sebebiyle avukat dahi tutamıyor”
EVLERİNİ BOŞALTANLARA HİÇ BİR DESTEK YOK!
Deprem sebebiyle evleri hasar alan ailelere herhangi bir maddi destek de sunulmuyor. Mahalleliler, TOKİ yetkililerinin “gidin konteynırlarda kalın” dediklerini belirterek mağduriyetlerine biran önce çözüm bulunmasını istedi.
Birçok insanın yaşadığı evlerdeki pencere ve kapıların kırıldığı mahallelerde elektriklerin de kesildiği bilgisi verildi.
Canan Sönmez isimli yurttaş, “Birçok hastalığım var. Elektrik saatimi dahi söktüler. Çok mağdur oldum. Bu süreçte sinir hastası da oldum. Adeta psikolojimi bozdular. Malatya’dan çevik kuvveti getirip evimize dayadılar. Mağduriyetimiz çok büyük” sözleriyle şikayetini dile getirdi.
“EVİMİZİN DEĞERİNİ VERİN, ÇIKALIM”
Ağlar ve Hatip Mahallesi’ndeki yurttaşlar, evlerin yok pahasına satılmak istendiğine vurgu yaptı. “Evimizin değerinde ödeme yapın, çıkalım” diyen mahalleliler, yetkililerin teklif ettiği ücretler ile yeni bir ev satın almalarının mümkün olmadığını söyledi.
“HASARLI OLMAYAN EVLER DAHİ BOŞALTILMIŞ”
HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül de bölgede incelemeler yapıp yurttaşları dinledi. “Bölgede bir dayatma, hak ihlali söz konusu” diyen Bülbül, 2019’da yaşanan deprem sonrası hiçbir mağduriyetin giderilmediğini belirterek şu açıklamayı yaptı:
“Hafif ve ağır hasarlı şeklinde belirlemeler yapılmış. Bazı evler de yıkılmış. Adeta deprem biraz önce olmuş! Ancak herhangi bir müdahale söz konusu değil. Burada insanların barınma ve yaşama hakkı ihlal ediliyor. Bundan kaynaklı yurttaş da ciddi tepki gösteriyor. Bizler, bu tepkiyi hem demokratik kamuoyuna hem de Meclise taşıyacağız. Burada, yurttaşın yıkılan evinin yerine ihtiyaçlarını karşılayacak bir konut verilmiyor. Mesela bu mahallelerde hayvancılık yapan da var. TOKİ, işe müdahale etmiş ancak herhangi bir standart yok. Kimlere ne kadar para ödeneceği de belli değil. Keyfi bir tutum ile gelip kapılara ‘2 gün içerisinde evleri boşaltın’ diye yazı asmışlar. Bazı yerlerde evler hasarlı olmadığı halde zorla boşaltılmış ve insanlar mağdur edilmiş. Konuyu Meclis’te de gündeme getireceğiz.”
PİRHA-HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim’in Ovacık ilçesinde TOKİ tarafından 2017 yılında yapımına başlanan ve 2019 yılında teslim edilmesi planlanan 320 dairelik konutların hala yurttaşlara teslim edilmemesine ilişkin Meclis’e soru önergesi verdi. Önlü, “Dersim’in Ovacık ilesinde 2019 yılında tamamlanıp teslim edilmesi gereken 320 dairelik TOKİ konutları neden 4 yılı aşkın bir süredir tamamlanmamaktadır?” diye sordu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Örgütlemeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim’in Ovacık ilçesinde TOKİ tarafından 2017 yılında yapımına başlanan ve 2019 yılında teslim edilmesi planlanan 320 dairelik konutların hala yurttaşlara teslim edilmemesini Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a sordu.
“YURTTAŞLAR BELİRSİZLİĞİN BİR AN ÖNCE GİDERİLMESİNİ BEKLİYORLAR”
Dersim’in Ovacık ilçesinde dar gelirli yurttaşlar için TOKİ tarafından 2017 yılında kuraları çekilerek yapımına başlanan TOKİ konutları aradan geçen 4 yıla rağmen hala tamamlanmadığını belirten Önlü, “320 daireden oluşan toplu konutların tamamlanmaması nedeniyle mağdur olan yurttaşlar konutların ne zaman tamamlanacağına dair belirsizliğin bir an önce giderilmesini bekliyorlar. 2015 yılında ihtiyaç temelinde yurttaşların belediyeye yapmış olduğu başvuru sonrasında, Ovacık belediyesi toplu konutların yapılması için 2017 yılında yapı ruhsatı vermiş, 2018 yılında ise TOKİ tarafından kuralar çekilerek konutların yapımına başlanmıştır. 2019 yılında tamamlanıp yurttaşlara teslim edilmesi gereken toplu konutlar önce TOKİ’den alınıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmiş daha sonra da süre uzatımı istenmiştir. Ovacık ilçesinde kiralık ev sayısının yeterli düzeyde olmaması ve ekonomik krizle birlikte ilçede ki konut ve arsa fiyatlarının 4 kata yakın artmış olması, toplu konutların teslim tarihinde ki belirsizlikle birlikte yurttaşların yaşadıkları mağduriyeti kat be kat arttırmaktadır” dedi.
HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü Meclis’e sunmuş olduğu önergede şu soruları sordu:
1-Dersim’in Ovacık ilesinde 2019 yılında tamamlanıp teslim edilmesi gereken 320 dairelik TOKİ konutları neden 4 yılı aşkın bir süredir tamamlanmamaktadır?
2-Ovacık ilçesindeki toplu konutların şu ana kadar ne kadarlık bir kısmı tamamlanmıştır? Kalan kısımların ne zaman tamamlanacak ve ne zaman yurttaşlara teslim edilecektir?
3-Her sene uzatma istendiği için ne zaman tamamlanacağı belli olmayan konutların yarattığı mağduriyeti gidermek adına bakanlık olarak neler yapmaktasınız?
4-Konutları teslim edilmeyen yurttaşlara maddi yardımda bulunacak mısınız?
5-Ovacık’ta yeterli sayıda konut olmaması ve kiraların aşırı artmış olmasından kaynaklı yaşanan mağduriyetleri giderme noktasında neler yapmaktasınız?
6-Ovacık’ta ki toplu konut inşaatı neden TOKİ’den alınmış ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmiştir?
7-Doğal afet vs. gibi durumlar olmamasına rağmen toplu konutlar için neden sürekli süre uzatımı istenmektedir?
PİRHA-Ovacık ilçesinde dar gelirliler için TOKİ tarafından 2017 yılında yapımına başlanan ve 2019 yılında teslim edilmesi planlanan 320 dairelik konutlar hala yurttaşlara teslim edilmedi. TOKİ binasının önüne gelen yurttaşlar, “Mağdur durumdayız. Ne zaman teslim edileceği belli değil başka şehirlerde bitiyor da Ovacık’ta niye bitmiyor” diyerek yaşadıklarına tepki gösterdiler.
Ovacık ilçesinde dar gelirli vatandaşlar için Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından 2017 yılında yapımına başlanan ve 2019 yılında teslim edilmesi planlanan 320 dairelik konutlar hala vatandaşlara teslim edilmedi. Evlerini teslim alamayan vatandaşlar, TOKİ binasının önüne gelerek duruma tepki gösterdi.
“NE ZAMAN TESLİM EDİLECEĞİ BELLİ DEĞİL”
2016 yılında Ovacık Belediyesi’nde kayıt yaptırdıklarını ve 2017 yılında inşaatına başladığını söyleyen İlknur Meral, “2019 yılında da teslim edilmesi gerekiyordu ama 2021 yılında olmamıza rağmen halen çalışmalar yapılmakta ama ne zaman teslim edileceği belli değil. Biz şikâyetçiyiz, mağduruz hiçbir muhattap bulamıyoruz” dedi.
Süleyman Çaresiz ise, “2017 yılında yazıldık, 2018 yılında kuralar çekildi yerlerimiz belli oldu aynı yıl içerisinde bize teslim edilecekti ama şimdiye kadar herhangi bir gelişme yok” diye belirtti.
“HER YERDE BİTEN TOKİ KONUTLARI OVACIK’TA NEDEN BİTİRİLMİYOR”
İhtiyacı olduğu için yazıldığını belirten İhsan Parlak, “2017 yılında inşaatı başladı 2018 yılında bizden peşinat aldılar ve 2019 yılında teslim edeceğiz dediler ama 4 sene geçmesine rağmen halen teslim edilmedi. Mağdur durumdayız başka şehirlerde TOKİ bitiyor da Ovacık’ta neden bitirilmiyor. Mağduruz, o yüzden bir an önce gerekenin yapılmasını istiyoruz” diye konuştu.
İhtiyacından dolayı 2017 yılında başlayan TOKİ evlerine yazıldığını ifade eden Yılmaz Caz, “Türkiye genelinde yapımına başlanıp teslim edilmeyen TOKİ konutları sadece Ovacık’ta var. Mağduruz. Birkaç kez yetkililere müracaat ettik ama hiçbir sonuç elde edemedik” diyerek yaşadıklarına tepki gösterdi.
Şahin Günaydın, “4 senedir bekliyoruz, bize verilen sözler tutulmadı, süründürüyorlar bizi mağdur durumdayız. Emekliyim kirada oturuyoruz, durumumuz çok kötü” dedi.
PİRHA-Tuzla’nın Aydınlı Mahallesi Konaşlı Mevkii’ndeki imar sorunu sürüyor. Mahalle halkı seçimlerden önce verilen sözlerin tutulmadığını söylüyor. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancığlu da destek için gittiği Konaşlı’da, “Şunu asla unutmayın. Haklısınız. Hakkınızı birilerine pazarlamayın. Haklılığınızdan bir adım geri atmayın. Örgütlü olun. Kazanan Konaşlı halkı olacaktır” dedi.
İstanbul’un Tuzla ilçesi Aydınlı Mahallesi’ne bağlı Konaşlı Mevkii, yıllardır süren imar sorunu ile gündemde. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından, “gecekondu önleme bölgesi” ilan edilmesiyle ortaya konulan imar projesi vatandaşların tepkisini çekiyor.
Konaşlı’da yaşayan vatandaşlar; imar projesinde yüksek kesintilerin olmamasını, yerinde dönüşümü, 16 parsel için imar uygulamasını talep ederken, seçimler öncesi verilen sözleri hatırlatıyor.
“İSTERLERSE ÖLDÜRSÜNLER BİZİ AMA YERLERİMİZİ VERMEYİZ”
PİRHA‘ya konuşan mahalle halkı, “Belediye başkanı oyunuzu verin, imarınızı vereceğim dedi. Kazandı, paraları yedi yedi, sonra bizi sattı. Çok haksızlık yaptı, imarımızı vermedi. Çıksın karşımıza. Oyumuzu almaya geliyor. İnsanların imarını versinler. Milletin de size ihtiyacı var, sizin de millete ihtiyacı var. Erdoğan’a sesleniyoruz. İmarımızı versinler. İsterlerse bizi öldürsünler fakat yerimizi vermeyiz.
Senelerdir altyapı sorunlarımız var. Seçimden önce göz boyuyor. Evleriniz yıkılmayacak dediler. Hiçbirine inanmıyoruz. Ama biz savaşacağız. Seçimler öncesi sözler verildi. Şimdi anlıyoruz ki hep bir aldatmaca ile bugünlere geldik. Gelinen noktada görüyoruz ki her şey yalan, söz veren siyasetçiler ortada yok” dediler.
CHP Tuzla İlçe Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, açtıkları davalara değinerek, “Bu mücadeleye 2017 yılında başladık. Doğru bir iş yapıyoruz. Hakkımızı arıyoruz. Alın terinizin, emeğinizin karşılığını istiyorsunuz. Hakkın önünde hiçbir irade duramaz. Hep birlikte bu savaşı kazanacağız. Burada yaşayan vatandaşları yok sayan her imar planı bizleri yok saymak demektir. Bizleri buradan tasfiye etmek demektir. Hukuk da, hak da, idareler de biliyor ki, biz teslim olmayacağız, burası bizim emeğimiz” dedi.
“SİYASET, VATANDAŞI ZENGİN ETMEK İÇİN YAPILIR, ÜÇ-BEŞ KİŞİYİ ZENGİN ETMEK İÇİN DEĞİL”
CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ise “Siyaset neden yapılır?” sorusunu yönelterek, şunları söyledi:
“Siyaset niye yapılır sorusunun cevabı benim için bir vatandaş olarak çok önemli. Siyasetin yapılma amacı halka hizmet etmektir. Vatandaş istediği gibi düşünebilir. Siyaseti vatandaşa hizmet için yaptığınızda, vatandaşı seçim zamanları değil, onların derdiyle ilgilenip, çözmek için çabaladığınızda aslında Konaşlı Mahallesi’nin konut sorununu da, memleketin diğer yerlerindeki dertleri de çözmek aslında o kadar kolay ki.
KAFTANCIOĞLU: HAKLILIĞINIZDAN BİR ADIM GERİ ATMAYIN, ÖRGÜTLÜ OLUN
Siyaset, vatandaşı zengin etmek için yapılır. Fakat ülkemizde siyaset, rantlar yaratılarak, üç-beş kişiyi zengin etmek, onlara peşkeş çekmek üzerine kurulu olduğu için bu sorunu yaşıyorsunuz. Bunun çaresi ve çözümü çok net. Önce şurada olduğu gibi kendinize güveneceksiniz. Hakkınızı bileceksiniz. Haklılığınızı hissedeceksiniz. Örgütlü olacaksınız.
Aynı şeyi Tozkoparan’da da yaptılar. Tozkoparan halkı sizin gibi örgütlendiler. Mahkeme hukuksuz süreci durdurdu. Demek ki siz bu mücadeleyi büyütürseniz; bize de haklı mücadelenizde yanınızda olmak düşer. Şunu asla unutmayın. Haklısınız. Hakkınızı birilerine pazarlamayın. Haklılığınızdan bir adım geri atmayın. Kazanan Konaşlı halkı olacaktır.”
“SEÇİMLERDEN ÖNCE VERİLEN SÖZLERİ TUTMADILAR”
Konaşlı İmar Dayanışma Komisyonu’ndan Nevzat Muştu, Konaşlı’nın yoksul bir mahalle olduğunu belirtti. Planlanan projelerin, rant odaklı olduğunu savunan Muştu, “Üç yıldır açtığımız davalarımız var. Mücadelemize devam edeceğiz. İnsanların alın terleriyle yaptıkları yerler ellerinden alınmak isteniyor. Çevre Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Binali Yıldırım, Şadi Yazıcı seçim öncesi sözler verdi. İlkeli olmalılar. Verdikleri sözü tutmalılar” ifadelerini kullandı.
“ÜÇ YILDIR RANDEVU BİLE ALAMADIK”
Komisyon üyesi Veli İgüs ise mağduriyetlerinin büyük olduğunu kaydederek; “Yetkililer ilgilenmiyor. Seçimden sonra randevu bile vermediler. 5 parsel için yıkım kararı geldikten sonra eylem yapmaya başladık. Bütün siyasi partilerin il başkanları ve bölge milletvekilleri buraya gelecek. Mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
PİRHA- Bingöl Karer’e bağlı Yekmal (Dolutekne) Köyü’nde yaşayan ve evi ağır hasarlı olduğu gerekçesiyle yıkılarak göç ettirilmek istenen Güllü Bozkurt, “Ne yapalım biz, nereye gidelim? Asla yerimizi bırakmayacağız. Hak bunlara fırsat vermesin. Mezarlarımızı ve ziyaretlerimizi terk edip gitmeyeceğiz” diyerek yaşam alanlarının boşaltılmasına izin vermeyeceklerini ifade ediyor.
Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Bingöl Karer’deki köylerde geçen sene gerçekleşen deprem sonrasında hasar tespit komisyonunun, ağır hasar tutanağı tuttuğu onlarca ev yıkılarak Adaklı’da kurulacak TOKİ binalarına taşınmak isteniyor. Köylerinde ev yapmalarına izin verilmeyen yurttaşların bir an önce evlerini boşaltmaları diretiliyor. Çatlaklar oluşan evlerinden ağır hasar gördüğü gerekçesiyle çıkartılmak istenen yurttaşlar ayrıca büyük bir borç altına sokularak topraklarından çıkarılmak istenildiklerine vurgu yapıyorlar.
Evi yıkılarak Adaklı’da yapılacak TOKİ konutlarına taşınması için baskı yapılan mağdurlardan biri olan Güllü Bozkurt, atalarından kalan topraklarını ve yaşam alanlarını bırakmayacaklarını dile getirerek bu karardan vazgeçilmesi çağrısında bulundu.
“YERİMİZİ BIRAKMAYIZ, ZİYARETLERİMİZİ TERK ETMEYİZ”
Güllü Bozkurt, alelacele uygulanmak istenen bu projenin bir amacının da insanları topraklarından göç ettirme olduğuna işaret etti.
İnsanları mağdur eden bu karardan bir an önce vazgeçilmesini isteyen ve yerlerini terk etmeyeceklerine vurgu yapan Bozkurt, şunları kaydetti:
“Biz istemiyoruz. Evimizi harabe edip gitmeyeceğiz. Belediye yapacak. Ne yaparlarsa yapsınlar. İstemiyoruz. Kesinlikle Adaklı’da yaşamak istemiyoruz. Yerimiz yurdumuz iyidir bizim. Hak nasıl biliyorsa öyle yapsın. Kaderimizde ne varsa o olsun. Biz de insan değil miyiz, Hakkın bir kulu değil miyiz? Ne yapalım biz, nereye gidelim? Asla yerimizi bırakmayacağız. Hakk bunlara fırsat vermesin. Mezarlarımızı ve ziyaretlerimizi terk edip gitmeyeceğiz.”