PİRHA- Bingöl Karer’e bağlı Pîrcan (Kabaçalı) Köyü’nde yaşayan ve evi ağır hasarlı olduğu gerekçesiyle yıkılarak göç ettirilmek istenen Zelihan Başusta yaşanan duruma, “Bu benim toprağımdır, kesinlikle istemiyorum. Bütün sülalemiz, nerdeyse tüm ceddimiz bu topraklarda büyüdü. Kepçe gelirse kendimi onun önüne atacağım, isterse beni öldürsün” diyerek isyan ediyor.
Bingöl’ün Adaklı ilçesine bağlı Karer bölgesindeki köylerde yaşayan yurttaşların evleri ağır hasarlı olduğu gerekçesiyle yıkılarak Adaklı’da yapılacak TOKİ binalarına taşınmak isteniyor. Köylerinde ev yapmalarına izin verilmediğini söyleyen yurttaşlar, sağlam olan evleri için ağır hasar kaydı tutulduğunu belirterek bu yolla göç ettirilerek köklerinden koparılmak istendiklerine işaret ediyorlar.
Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Bingöl Karer’deki köylerde geçen sene gerçekleşen deprem sonrasında hasar tespit komisyonunun, ağır hasar tutanağı tuttuğu onlarca ev yıkılarak Adaklı’da kurulacak TOKİ binalarına taşınmak isteniyor. Köylerinde ev yapmalarına izin verilmeyen yurttaşların bir an önce evlerini boşaltmaları diretiliyor. Çatlaklar oluşan evlerinden ağır hasar gördüğü gerekçesiyle çıkartılmak istenen yurttaşlar ayrıca büyük bir borç altına sokularak topraklarından çıkarılmak istenildiklerine vurgu yapıyorlar.
Evi yıkılarak Adaklı’da yapılacak TOKİ konutlarına taşınması diretilen mağdurlardan biri olan Zelihan Başusta, tarihi miras olan evinin yıkılmasına izin vermeyeceğini; gerekir ise kepçenin önün yatacağını dile getiriyor.
“MEZARLARIMIZ, ATALARIMIZ BU TOPRAKTA; TERK ETMEM”
Evinin yıkılarak Adaklı’ya taşınmak istendiğine vurgu yapan Zelihan Başusta, atalarının yaşadığı bu toprakları terk etmek istemediğini hüzünlü gözlerle anlatıyor. Başusta, “Biz buradan gitmek istemiyoruz. Elimizde ev yapmak için gerekli sermaye yok. Köylüler de yapsa hükümet de yapsa Hak şahidimdir ki elimizde para yok. Şimdi bu insanlar gelmiş, bunların aslında bir suçu yok. Bu insanlar sadece görevini yapıyor. Biz bu insanlara talimat verenlere tepki gösteriyoruz. Fakir fukarayı ezmesinler artık. Biz evimizi nereye götürelim. Dışarıda mı kalalım? Bu benim toprağımdır, kesinlikle istemiyorum. Bütün sülalemiz, nerdeyse tüm ceddimiz bu topraklarda büyüdü. Biz de burada yaşayacağız. Mezarlarımız burada, atalarımız bu topraklardadır” diyerek yaşatılmak istenen duruma tepki gösteriyor.
“KENDİMİ KEPÇENİN ÖNÜNE ATACAĞIM, İSTERSE ÖLDÜRSÜNLER”
Başusta, tarihi miras olan evinin yıkılmasına izin vermeyeceğini ve gerekirse kepçenin önüne yatacağını ifade ederek, “Bize, ‘Gelin Bingöl’de yaşayın’ diyorlar. Bunu asla kabul etmeyeceğiz. Böyle bir şeyi istemiyoruz. Doktora gidecek paramız dahi yok. Kim ne yaparsa yapsın eğer kepçe gelirse kendimi onun önüne atacağım. İsterse beni öldürsün. Kaçıncı kezdir ki bu memurlar buraya geliyor. Memurlar da emir kuludur. Ne emredilirse yapıyorlar. Bir şey doğru ise Hak kabul eder, değilse zaten kabul etmez. Biz ne yapalım, nereye gidelim? Oğlum isterse gelin istemez, kızım isterse damat istemez. Bizi götürün kurtların önüne atın o zaman” diye konuştu.
PİRHA- Bingöl’de meydana gelen depremin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen halen çadırlarda ve konteynırlarda kalan depremzedeler, verilen vaatlerin yerine getirilmediğini belirterek mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi çağrısında bulundu.
14 Haziran 2020 tarihinde başta Bingöl’ü etkisi altına alan, merkez üssü Karlıova olan 5.8 büyüklüğündeki depremde birçok ev yıkılmış ve hasar görmüştü. Karlıova, Yedisu ve Adaklı ilçelerini ve köylerini etkileyen depremde 108 yerleşim yerinde toplam 31 bin 487 yurttaş etkilenmişti. Karlıova ile birlikte Yedisu ve Çat ilçelerini de etkileyen deprem sonucu 22 yapı yıkıldı, 214’ü aşkın yapı da ağır hasar gördü.
Depremden en çok etkilenen Karlıova ve Yedisu ilçelerine bağlı Kaynarpınar (Licik), Ilıpınar (Çerme), Elmalı (Almalı), Güzgülü (Arnes) köylüleri, yıkılan ya da hasar gören ev ve ahırlarının onarılması beklentisinde.
GEÇEN 1 SENEYE RAĞMEN KONTEYNERLERDE YAŞAM MÜCADELESİ VERİYORLAR
Yurttaşlar boş araziye kurulan konteyner ve kamp çadırlarında kalıyor. Kendilerine yeni bir ev yapılmadan var olan evlerinin yıkıldığını belirten yurttaşlar konteyner ve kamp çadırlarda yaşamının imkansız hale geldiğini işaret ederek ne banyo ne de lavabo ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri imkanlara sahip. Depremin birinci yılı geçerken yurttaşlar ise halen çadır ve konteynerlerde yaşam mücadelesi veriyor.
KONTEYNERLER KIŞIN SOĞUK, YAZIN İSE ÇOK SICAK
Depremin birinci yılı üzerinden kısa bir hala yaralarının sarılmadığını anlatan depremzedeler, acil ihtiyaçlarının ev ve ahır olduğunu belirtti. Kışın eksi 20 derece soğukta ve yazın 40 derecede sıcakta konteynerlerde yaşamlarını sürdüren depremzedeler, kendilerine verilen çadırları da hayvanları için kullanıyor. Yıkılan birçok konutun enkazı kaldırılırken, depremzedeler yıkılan evlerinden ve ahırlarından sağlam kalan briketleri ve keresteleri ayıklayarak, konteynırların çevresini kapatmış durumda.
HAYVANLARI TELEF OLDU
Hayvan damları yıkılan yurttaşların kendi imkanları ile kurdukları çadır ve brandalar içerisinde beslemek zorunda kaldıkları hayvanların bir çoğu sıcaktan telef olmuş durumda. Birçok hayvanın ise brandalar ile birlikte sıcağın etkisi yüzünden gözleri kör olmuş durumda.
HER AY ELEKTRİK FATURASI
Son zamanlarda peş peşe meydana gelen depremler sonrasında deprem , yangın ve su baskını gibi afetler nedeniyle mağdur olan tüketicilerin ödemek zorunda kaldıkları elektrik ve doğal gaz faturalarının 1 yıl ertelenmesi kararına rağmen her ay kendilerine elektrik faturası gönderildiğini kaydeden yurttaşlar durumu ‘utanç’ olarak adlandırıyor.
Meclis Plan Bütçe Komisyonu’na gelen 39 maddelik Torba Yasa’da yer alan ilgili ek maddeye göre; deprem , yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetler nedeniyle mağdur olan tüketicilerin ödemek zorunda kaldıkları elektrik ve doğal gaz faturalarının 1 yıl ertelenmişti. Bingöl’deki depremzedeler için bu durum ise tam tersine dönmüş durumda.
“VERİLEN SÖZLER TUTULSUN”
Depremde evi hasar gören ve ahırı yıkılan Kaynarpınar (Çerme) Köyü’nde yaşayan depremzedelerden Bülent Çamak, bir yıl geçmesine rağmen devletin verdiği sözü tutmadığını ifade etti. Köylerinde 14 ağır hasarlı hayvan damı olduğunu söyleyen Çamak, “Kendi imkanlarım ile hayvan damı yaptı ve AFET Müdürlüğü bu masrafımı karşılamadım. TOKİ ödeneğini dahi vermediler. Kışın komşularımız mağdur oldu. Çadırda, branda da kalan hayvanlarımız telef oldu. 50-60 hayvanımız kör oldu. TOKİ’ye ne kadar borçluyuz bilmiyoruz. Boş bir kağıda imza attık. Sorularımız cevapsız kalıyor. Köylülerin evlerini kendilerinin yapmasına izin vermiyorlar. Hayvan damı olmadan kimsenin hayvancılık yapma şansı yok. Böyle giderse insanlar Karakoçan’a göçecek. Herkes verdiği sözü tutsun” diye konuştu.
“KOCA KIŞ GEÇTİ TEK BİR HİZMET YOK”
Kaynarpınar (Licik) köyünden 71 yaşındaki Çelebi Kahraman ise söz konusu geçici konteynerlerin yazın sıcak, kışın da soğuk olmasından şikayetçi. Küçük konteynerlere sığmak zorunda bırakıldıklarına değinen Kahraman, “Tam 1 yıldır bu konterneyde sürünüyoruz. Kendimde hastayım. Hiçbir hizmet yok. Geceleri çok soğuk, gündüz ise çok sıcak. Küçük bir konteynere sığmaya çalışıyoruz. Bakan gelip evimizi yapacağına söz verdi. Köyde kalan evlerimizi yıktılar. Onlar bile kalmadı. Kış ortasında hayvanlarımızı çadırlarda besledik. Koca bir kış geçti devletin tek bir hizmeti yok. Şimdi kış tekrardan geldi; ne yapacağımızı bilemiyoruz. Bugüne kadar elektriğimi, suyumu, deprem vergimi ödedim. Bugün ise devlet bize sahip çıkmıyor. Mağduruz, perişanız” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.
Bir diğer Kaynarpınar (Licik) köyünden yurttaş Mehmet Sait Akçıra, TOKİ’nin inşa edeceği konutlar için imzaladıklarını mukaveledeki ödeme kısmının açık olduğunu sözlerine ekleyerek ne kadar borçlandırılacaklarını bilmediklerini kaydetti. Akçıra şöyle konuştu:
“Konterneyerin arkasında çadır kurdum ve eşyalarımın yarısı orada. Önce ev yapılıp sonra hasarlı evimiz yıkılacaktı. Şimdi tam tersi ev yapılmadan evimiz yıkıldı. Köyde bahçemiz vardı. Şimdi ise burada hiçbir üretim yapamıyoruz. Kendi köyümüzde muhacir olduk. Ellerimiz bağlı bugün, yarın gelecekler diye bekliyoruz. Elimizde imkan olmadığı için evimizi kendimizde yapamıyoruz.
Mukavameleye imza attık. Ama oradaki ödenme kısmı açıktır, rakam belli değil. Yetkililer bize sağlıklı bilgi vermediler. Sanki belli bir fiyata TOKİ ile anlaşmışız gibi bir durum var. TOKİ dışında kimsenin ev yapmaya imkanı yok. TOKİ yapılan evleri kabul da etmiyor, masrafları da iade etmiyor. İnsanlar hayvanlarını satıyor. Kış gelmeden bir an önce evlerimizi bize teslim etsinler.”
“KONTERNEYDE KALMAMIZA RAĞMEN HER AY ELEKTRİK FATURASI GELİYOR”
Naciye Kahraman ise depremin ardından kadınların yüklerinin arttığını belirtti. Konteynerlerde yaşamalarına rağmen kendilerine her ay elektrik faturası yollandığının altını çizen Kahraman, “İzmir’de çocuklarımızı evlendirerek köyümüze geri döndük. Geçen seneki depremde evlerimiz yıkıldığından beri çok zor durumdayız. Konteynerler çok sıcak. Bostanlarımıza gidemiyoruz. Konteynerde kalmama rağmen her elektrik faturası geliyor. 2 yıldan beri bugün, yarın ev yapacağız diyerek bizi kandırıyorlar. Bu konteynerler çok küçük, eşyalarım dahi sığmıyor. İçişleri Bakanı Soylu geldi evimizin, hayvan damlarımızın yapılacağına dair söz verdi. Ortada bir şey yok, zor durumdayız. Eşim rahatsız, çalışamıyor. Bizim bu mağduriyetimizi görsünler. Kış geldi halimizin ne olacağı belli değil” dedi.
“20’DEN FAZLA KOYUNUM SICAKTAN TELEF OLDU”
Yedisu’ya bağlı Elmalı (Almalı) köyünden Ekrem Aydıncı hayvan damı olmamasından kaynaklı çadırda kalan 20’den fazla hayvanının telef olduğunu dile getirerek, “Bize verilen sözler yerine getirilmedi. Evlerin, hayvan damlarının yapılacağını söylediler ama hiçbiri yapılmadı. Keşke o çadırları da vermeselerdi. Yağmur yağdığı zaman bütün yağmur içeriye giriyor. 20’den fazla hayvanım telef oldu. Söz verenler şimdi ortada. Hala konteynerlerde kalan insanlar var. Kalabalık aile 2 kişilik yere nasıl sığsın? Arada bir yetkililer gelip evlerin yapılacağı söyleyip gidiyorlar. Köyümüzün hali belli. Önümüzde kış var. Bir an önce evlerimiz, hayvan damlarımız yapılmalı” diyerek yaşanan duruma tepki gösterdi.
“KADERİMİZLE BAŞ BAŞA BIRAKILDIK”
“Burası görmemezlikten gelinmemeli. Biz insanca yaşamak istiyoruz” diyen Yedisu’ya bağlı Elmalı (Almalı) köyünden bir diğer yurttaş Hakkı Adıbelli ise, “Depremden sonra yaralarımızı kendimiz sarmaya başladık. İçişleri Bakanı o dönem iki defa gelerek belli sözler taahhüt etti. İnsanlar kendi canından çok hayvanlarını düşündü. Halen hayvan damları ve evler yapılmadı. Bizlerde bu ülkenin vatandaşıyız. Burayı kendi kaderine terk edemeyiz, burada bir yaşam var. TOKİ’ye yüksek maliyetle burası devredilir ise kimse bu parayı ödeyemez. İnsanlar kendi arazilerinde ev yapmak istiyor. Başka bir yere nakledilmek istemiyor. Geçen sene birçok hayvan verilen çadırlarda telef oldu. İnsanlar imece usulü kendi emekleriyle hayvan damlarını yaptı. Biz bu ülkeye elektrik, su, çevre temizlik vergisi ödüyoruz. Devlet de bu anlamda bize sahip çıkmalı. Burası görmemezlikten gelinmemeli. Biz insanca yaşamak istiyoruz. Günde en az 2-3 defa elektriklerimiz kesiliyor. Şu şebekelerimiz arızalı, yollarımız stabilize yol. Birçok eksik var. Halk kendi kaderiyle baş başa bırakılmış durumda” şeklinde konuştu.
“MAHKEME KARARI BEKLENMEDEN EVİMİZİ YIKTILAR”
60 haneden 20’si yıkılmış durumda bulunan Yine Yedisu ilçesine bağlı Güzgülü (Arnes) köyünden Hüseyin Arıca evlerindeki sıva çatlakları için ağır hasar kaydı tutulduğunu ve evinden zorla çıkarıldığına vurguda bulundu. Arıca, “Evimde çatlaklar olmasına rağmen ağır hasar kaydı verildi. Sıva çatlakları ağır hasır sayıldı. Ahır ve samanlığa ise ağır hasar kaydı verilmedi. Biz ev, ahır ve samanlığın birlikte yapılması dile getirdik. Hayvanlarım sırf bu yüzden telef oldu. Yer tespiti, borçlandırma yapılmasına dair hiçbir bilgi verilmedi. Bu durumu mahkemeye verdim. Mahkeme sonucu beklemeden evimi yıktılar. Zorla çıkarmakla tehdit ettiler. Eşyalarım hep dışarda kaldı, ıslandı. Kimi kendi imkanı ile evlerini ve ahırlarını yaptı. Ama TOKİ yapılan ev ve ahırlar için belli bir ödeneği vermek istemiyor. Ciddi anlamda sorunlarımız, eksiklerimiz var. Birileri sesimizi duysun artık” diyerek isyan etti.
PİRHA-Elazığ İl Milli Eğitim Müdürü Feyzi Gürtürk’ün, “Bu Alevi köyüne okul yaptırmam” diyerek engel olmasına Alevi toplumunun tepkisinin ardından okulun inşaatı yeniden başlatıldı. Uzuntarla Köyü muhtarı Ali Özarslan, “Şu anda temel çalışmaları başladı” dedi.
Elazığ’ın merkeze bağlı Uzuntarla Köyü‘ndeki okulun 2020 yılında meydana gelen depremin ardından ağır hasar aldığı gerekçesiyle yıkımına karar verilmişti. Okulunun tekrar yapımı için ihale yapıldı ancak bu defa da Elazığ İl Milli Eğitim Müdürü Feyzi Gürtürk okulun yapımına engel oldu.
Uzuntarla Köyü muhtarı Ali Özarslan, “Elazığ İl Milli Eğitim Müdürü, Alevi köyüne okul yaptırmam, okula ihtiyaç yok diyor. Ama bizim köyde okula ihtiyaç var, 230 öğrencimiz var” diyerek kamuoyu oluşturdu.
PİRHA’da çıkan haberler, tepkiler ve HDP’li vekillerin konuyu Meclis’e taşımalarının ardından köy okulunun yapımına başlandı.
OKULUN TEMELİ ATILDI!
Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Muhtar Ali Özarslan, “Yaşanan sıkıntılardan sonra, TOKİ tarafından şu anda inşaat devam ettiriliyor” dedi. Geçmişte planlanan okul projesinin aynen sürdürüldüğünü söyleyen Muhtar Özarslan, yaşananlar sonrasında İl Milli Eğitim Müdürü ile görüşmediklerini, okul inşaatının süreceğini TOKİ başkanından öğrendiklerini aktardı.
Muhtar Ali Özarslan “Amaçları oyalamaktı” diyerek şunları söyledi:
“Bu köye okul yapılmaması için alınan kararları durmadan iptal etmeye çalışıyorlardı. Fakat TOKİ ihalesi yapıldıktan sonra, ihale bir müteahhitte verilmişti. Müteahhit ve TOKİ başkanı, şimdi ‘okulu oraya yapacağız’ dediler.
TOKİ başkanı bizzat beni aramadı. Gürsel (CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol) ve Metin Bey’i arayarak bu konuyu görüşmüşler. Daha sonra Gürsel Bey, bizlerin yanında telefonla arayıp TOKİ başkanı ile görüştü. TOKİ başkanı ise ‘O okul oraya yapılacak’ dedi. Henüz İl Milli Eğitim Müdürlüğü ya da Valilik tarafından bir açıklama yapılmadı. Fakat okulun yapım çalışması şu an devam ediyor. Şu anda temel çalışmaları başladı.”
PİRHA- İstanbul’un Tuzla ilçesi Aydınlı Mahallesi Konaşlı mevkinde yaşayan halk TOKİ’nin çıkardığı imar planına tepkili. Daha önceden Tuzla Belediyesi’nin Konaşlı’nın bir kısmına imar verip bir kısmına vermemesi yüzünden ikiye ayrılan mahallenin imarsız tarafında yaşayan insanlar, şimdi de evlerinin ellerinden gideceği korkusuyla yaşıyor. Yetkililere seslerini duyurmaya çalışan Konaşlı halkı bazı kesimler tarafından ‘bir grup insan’ diye nitelendirilerek manipüle edilmeye çalışıldıklarını ancak sadece haklarını aradıklarını kaydetti.
1980’li yıllarda deri sanayinin Kazlıçeşme’den Tuzla’ya taşınmasıyla beraber kurulan Konaşlı işçilerin mahallesi haline gelmiş. Sabiha Gökçen Havalimanına bir, organize deri sanayiine ise iki kilometre uzaklıkta bulunan Konaşlı’nın bir kısmına 2009 yerel seçimleri ve 2010 yılı Anayasa referandumunu takip eden dönemde Tuzla Belediyesi tarafından imar verilmiş. Ancak mahallenin bir kısmına imar verilmemesi ise mahalleyi imarlı-imarsız olarak ikiye bölmüş. İmarın kime neye göre verildiğinin de hiçbir gerekçesi yok.
TOKİ Başkanlığı ise 20 Şubat 2018 ile 20 Mart 2018 tarihleri arasında iki imar planı çıkarmış. TOKİ’nin çıkardığı imar planına göre Konaşlı mevkindeki imarsız alan gecekondu önleme bölgesi ilan edilmiş. Ancak bölgede hiç gecekondu bulunmaması ise bu imar planının sadece hukuki kılıfa uydurulmuş olduğunu gözler önüne seriyor. Şimdilerde de mahalleli TOKİ’nin çıkardığı imar planı yüzünden tedirgin.
TOKİ’nin çıkardığı imar planına tepkili olan Konaşlı halkı ile konuştuk, halk tedirgin.
MAHALLEYİ İŞÇİLER KURDU
Yıllardır Konaşlı’da yaşayan Hüseyin Avseren, Konaşlı’ya geldiğinde sadece üç tane gecekondu varmış. elektrik ve su yokmuş. Mahalleye yerleşmeye başlayınca elektrik direklerini, kanalizasyon için künkleri kendi paralarıyla almışlar. 1 buçuk kilometre öteden Aydınlı’dan Konaşlı’ya traktörlerle kazarak hortumlarla mahalle çeşmeleri yapmışlar. Mahalleyi işçilerin dişiyle tırnağıyla kurduğunu söyleyen Avseren, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın kendilerine yakın olmasından dert yanıyor. Avseren, şöyle devam ediyor: “Maalesef hava alanı bize çok yakın. Maalesef diyorum aslında bizim sevinmemiz lazım hava alanı bize yakın olduğu için ama bizi şu anda mağdur ediyorlar. Çünkü burada bir rant olayı var. Hava alanına ve sanayi bölgesine çok yakın burası. Rayiç bedelleri çok yüksek buranın. Bu nedenle TOKİ denen kurum burada imar yapmaya çalışıyor. Yüzde 39,9 kesinti, yüzde 6 dok kesintisi, bu da yetmiyor bizim parsellerden 20’şer, 30’ar metre başka parsellere dağıtıp tamamen burada ev yapma olanağımızı ortadan kaldırıp 50 kişi 100 kişi paydaşlarla bir araya getirip ‘burada inşaatlarınızı, evlerinizi yıkacaksınız tamamen bize devredeceksiniz size 8 katlı bir yapı izni vereceğiz’ diyorlar. Arsalarımızın üzerinde 3’er, 4’er katlı binalar var. Burası genellikle gecekondu bölgesi olarak söyleniyor ama burası gecekondu bölgesi değil. Çünkü gecekondu bölgesi olması için buranın yeşil alan olması gerekiyor. Burası yeşil alan değil, herkesin tapulu mülkleri.”
“25 YILDIR İMAR BEKLEYEN KONAŞLI BUNU HAK ETMİYOR”
Daha önce verilen imarın mahalleyi imarlı-imarsız olarak ikiye böldüğünü belirten Hıdır Genç, Tuzla Belediyesi’nin daha önce vermiş olduğu imarda yüzde 25 kesinti yapılırken, TOKİ’nin verdiği imara göre yüzde 46 kesinti yapıldığını, 25 yıldır imar bekleyen Konaşlı halkının bu imarı hak etmediği ve bu imar çıkarılırken mahalleye gelip hiçbir çalışma yapılmadığını, mahalleliyle konuşulmadığını kaydetti. TOKİ’nin Konaşlı sakinlerine gönderdiği yazıda “Planlama sınırı içerisinde kalan yapılaşmış ve çok istediği parsellerin plansız yapılaşma ile edindikleri yapılarını daha kolay yenileyebilmeleri adına 11 parselin üzerindeki kalan tüm binaların yıkılarak tasfiye edilmesi şartıyla imar uygulaması sonucu oluşan parsellerde en çok 1,75 ve yine en çok 8 kat olarak uygulama yapılabilir” ibaresinin yer aldığını dile getiren Genç, TOKİ’nin bununla yetinmeyip, arsa sahiplerinin arsalarının kalan parsellerini dağıttığını ve bu dağıtılan parsellere bina yapılabilmesi için de paydaşların her birinin rızasının alınması gerektiğini belirtti.
“SÖZLERİNİ TUTSUNLAR”
Deri-İş Sendikası’nın bir sabah kahvaltısında AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın kendilerine “Halkın istemediği bir projeyi kesinlikle kabul etmiyorum” diyerek umutlandırdığını ve bunun ardından Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın “Bu proje durduruldu” diyerek Konaşlı halkına müjde verdiğini ifade eden Genç, kendilerine verilen sözün bir an önce yerine getirilmesini istedi. Genç, bu imar olayı çıktığından bu yana Konaşlı’da yaşayan 55-60 yaş üstü insanların büyük bir depresyon yaşadıklarını ekledi.
“MARJİNAL BİR GRUPMUŞ GİBİ LANSE EDİYORLAR”
Mahalle sakini Nevzat Muştu da semtin emekçi bir semt olduğunu hatırlatarak, burada büyük rantların döndüğünü söyledi. Meşru zeminde demokratik haklarını kullanacaklarını belirten Muştu, kendilerini ‘bir grup insan’ diye lanse ederek yalnızlaştırmaya ve ötekileştirmeye çalıştıklarını ifade ederek “Bu haklı davamızda bizi haksız duruma düşürüyorlar. Karşı taraf bu konuda çok tecrübelidir. Siyasi erk akıllıdır. Biz sıradan insanlarız, siyaset yapmaya zamanımız yok. Bunu yaparken bizi marjinal bir grupmuş gibi lanse ediyorlar, öyle bir algı oluşturuyorlar” dedi. Muştu, demokratik kamuoyuna Konaşlı’ya ses olma çağrısı yaptı.
“BANA YAŞAM HAKKI YOK”
23-24 yıldır Konaşlı’da yaşayan Mehmet Kişin, evinin bulunduğu arsayı iki kez ölçtüklerini ancak imarı ondan ileri tarafa kaydırdıklarını söyledi. Kendi arsasına verilen imara göre yüzde 50 kesinti yapıldığını belirten Kişin, tepkilerini şöyle dile getiriyor: “Bu kesintiyi hangi kanuna göre kesiyorlarsa benim aklım yetmiyor. Ne imar giriyor, ne bina giriyor ne inşaat giriyor. Zaten bizim aldığımız parseller ufacık bir şey. Onun için bazen uykum kaçıyor. Biz fakir halkız. Ben o evi yaparken kalp krizi geçirdim. Yüzde 65 engelli raporum var. Evi de alırlarsa ben temelli bitiyorum. 300 metre yerim var bana 150 metre yer veriyorlar. Ben mezarda yaşayacağım o zaman. Bana hiç yaşam hakkı yok. Ben de askerlik yaptım, vergi verdim her şeyi verdim. Bu bizim hakkımız, biz devletten fazla bir şey istemiyoruz.”
“BELEDİYE 10 YILDIR İMAR SÖZÜ VERİYOR”
18 yaşında Konaşlı’ya gelen Ekrem Sarıgül, bu mahallede büyümüş, evlenmiş ve çocukları olmuş. 9 nüfuslu bir ailenin en büyük çocuğu olan Sarıgül, mahallenin bin bir türlü emeklerle kurulduğunu hatırlatarak “Hiç kimsenin burada durumu kimseden üstün değil. Ancak bu mahalleyi bu insanlar o kadar çok zorluklarla kurdular ki ne yolumuz vardı, ne suyumuz ne elektriğimiz vardı. Bizler yürüyerek buradan İçmeler’e e5’e giderdik. Yaklaşık 10 kilometrelik bir alan. Biz o şekilde işe gelip gittik. Bizler bu memlekette vergisini veren, bir kuruş borcu olmayan, borcu olmaktan korkan insanlarız biz” dedi. TOKİ’nn verdiği imarı istemediklerini daha önceden Tuzla Belediyesi’nin verdiği imarı istediklerini kaydeden Sarıgül, “TOKİ ne için buraya girdi, TOKİ’yi ne için buraya koydular, ne için bu rantı oluşturdular burada?” diye sordu? Tuzla Belediye başkanının kendilerin 10 yıldır imar sözü verdiğini söyleyen Sarıgül, sözünde durmadığını sadece seçim vaadi olarak kullandığını belirtti.
“SOSYAL YAŞANTIMIZ BİLE OLMADI”
20 sene kirada oturan Gülten Hasaydın, Konaşlı’da parayla arsa satın alarak konteyner koymuş. Şu an konteynerde oturan Hasaydın, şimdi arsasının elinden alınması tehlikesiyle karşı karşıya. 5 oğlu olan Hasaydın, oğullarının kirada olduğunu ve imar istediğini kaydetti.
4 çocuk annesi Fadime Bolat da evinin elinden gideceği endişesi içinde. Evlerini bin bir türlü emeklerle yaptıklarını hatırlatan Bolat’ın eşi deri fabrikasında çalışmış. Bolat, endişesini ve tepkilerini şöyle dile getiriyor: “Benim yerimin yarısını alıyor yarısını kesinti yapıyor, yarısıyla ben nereye gideceğim, ne yapacağım. Sıkıntımız çok yani mağduruz. Sosyal yaşantımız olmadı bir yemeğe gitmemişizdir, üçüncü bir çamaşırımız olmadı ev yaptırıyoruz diye.”
“BURAYI VAR ETTİNİZ AMA BURADA YAŞAMA HAKKINIZ YOK”
32 yıldır Konaşlı’da ikamet eden Cemal Aslan, Konaşlı mevkiinin gecekondu önleme bölgesi adı altında TOKİ’ye terk edildiğini söyledi. Kendilerine evlerinin yasal olmadığının söylendiğini belirten Aslan, “Mesela ben 4 sene önce izin alarak binamı güçlendirdim. Şimdi de ‘Senin binan yıkılacak, kaçak’ diyor. Bana izin vermeseydin o zaman. Birisi imarlı yerden almış aynı arsadan, müteahhide vermiş 4 daire almış. Burada TOKİ planı içerisinde bir tane daire bile ‘alacak mıyım alamayacak mıyım’ diyor insanlar. Çünkü adamın 200-300 metre arsası var ve arsa 3’e taksim edilmiş. Bu arsanın yüzde 50’sini kesiyorlar kalıyor 100 metre. 100 metreyi de 3 yere bölmüş hiçbir hak talep edemeyecek. Burada bir oyun var. Yani halkın üzerinde ‘Siz burayı var ettiniz ama bundan sonra burada yaşama hakkınız yok’ diye bir izlenim var.” diye özetliyor durumu.
PİRHA – 65. gününde direnişlerini zaferle taçlandıran Ankara Mamak Gülveren TOKİ şantiyesinde çalışan işçiler, destek veren kurumlarla bir araya gelerek teşekkürlerini ilettiler. İşçiler mücadelenin birlik, beraberlik ve cesaret ile kazanıldığına ve emek, demokrasi güçlerinin de desteğiyle sonuçlandığına dikkat çekti.
2 yıldır ücretlerini alamayan ve direnişlerinin 72. gününde mücadeleyi kazanan TOKİ İşçileri bugüne kadar kendilerini destekleyen ve direnişlerinde hep yanı başında olan emek ve demokrasi güçlerine teşekkür ziyaretinde bulundular.
22 Kasım 2018 tarihinde çalıştıkları Mamak Gülveren TOKİ şantiyesinde yüklenici firmadan alacakları için direnen işçilere, direnişlerinin 65. gününde yapılan müzakereler sonucunda 2018 ve 2019 yılına ait alacaklarının tamamı verildi.
İşçiler, direnişte oldukları zamanlarda destek veren Mamak Emek ve Demokrasi güçlerine ziyarette bulundular. Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cemevi’ne gerçekleştirilen ziyarette Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA- DER), BDSP, HDK, Halk Evleri, TİP, Öğrenci Kolektifleri, Devrimci Proletarya ve Devrimci Parti temsilcileri yer aldı.
“İŞÇİLER DİRENİŞLERİYLE HAKLARINI KAZANDI”
Ziyarette Mamak Emek ve Demokrasi güçleri adına söz alan HDP Mamak İlçe Eş Başkanı Mustafa Akkaya, işçilerinin direnerek haklarını aldıklarını belirtti.
Gülveren TOKİ inşaatlarında çalışan işçilerin haklarının verilmediğini ancak işçilerin halklarını almak için direniş başlattıklarını kaydetti.
Mamak’taki kurumların işçilerin direnişine sahip çıktığını kaydeden Akkaya, “Devrimcilerin TOKİ işçileriyle gösterdikleri sınıf dayanışması aynı zamanda tüm Türkiye’deki yapılanmaların, Türkiye’deki örgütlerin kendisine açık ve net bir mesaj olmuştur” dedi.
“BİRLİK VE CESARETLE BU DİRENİŞİ KAZANDIK”
65 gün boyunca direnerek haklarını alan Gülveren TOKİ inşaatlarında çalışan işçilerden Kerem Öner, direnişlerini zor şartlarda yaptıklarını kaydetti. Öner, direnişin birlik, beraberlik ve cesaret olduğu için başarıya ulaştığını belirterek, “Başta HDK olmak üzere bileşenleri ve HDP’li milletvekilleri olsun CHP milletvekilleri olsun gerçekten bize büyük destekleri oldu, büyük katkıları oldu. Demokratik Alevi Derneği’nin de baştan bu yana bize verdiği yemekler için, bütün destekleri için bütün işçi arkadaşlarım adına teşekkür ediyorum” dedi.
“HAKLARINI ALAMAYAN ARKADAŞLARA YOL AÇTIK”
Direnişte olan diğer işçi Muğdat Altuntaş da cesaret, birlik ve kararlılıkla eylemi sonuna kadar götürdüklerini belirtti.
Çeşitli olumsuz şeyler de yaşadıklarını kaydeden Altuntaş, sözlerine şöyle devam etti:
“İki birliğimiz vardı yılmadık, sürekli devam ettik. Polisler bizi götürdü yılmadık, kararlı bir şekilde devam ettik. Şunu belirtmek istiyorum: Bir şeye başlarken önemli olan birlik ve tabii ki cesaret olacak. Biz bunu başarılı bir şekilde kazandık. Tabi biz bunu kazandığımız zaman birçok hakkını almayan arkadaşlara da yol açıcı olduk, bir örnek olduk. Onlar da bizden cesaret alarak hakkını alırlar ve bizim gibi mutlu sonra kavuşurlar.”
“DİRENİŞ ATEŞİNİ ÜÇ KİŞİ YAKTIK”
Ömer Özkaya da direnen işçilerden biri. Özkaya direnişe başlarken herkesten destek istediklerini belirterek, ilk direniş ateşini yaktıklarında üç kişi olduklarını saatler geçtikçe sayılarının çoğaldığını kaydetti.
Özkaya, direnişin sınıf mücadelesi sayesinde başarılı olduğunun vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Daha ilk gün oraya varmadan yalnızdım ve cebimizde para yoktu. Emek vermişsin karşılığında paran yok ve bu direniş bu sınıf mücadelesi olmasaydı orada tutulmamız 3 veya 4 gün olurdu.
Bu sınıf mücadelesinin sayesinde, bu bileşenler sayesinde 70 günümüzü devirdik ve 65. gününde zafere ulaştık. Biz o direniş ateşimizi yakarken bir sürü olumsuz şeylerle karşılaştık. Çok moralimizi bozanlar da oldu. Hiç bir zaman olumsuz şeylere kulak asmadık, onun için biz hep arkamızdaki güce güvenerek, sınıf mücadelesine güvenerek devam ettik ve hakkımızı aldık.”
Ömer Özkaya, direnişe destek veren kurumlara teşekkürlerini ileterek, birlikte mücadelenin başarı getireceğini belirtti.
PİRHA- Ücretlerini alamadıkları için kendilerini Meclis kapısına zincirleyen 4 TOKİ işçisi gözaltına alındı.
Yaklaşık iki yıldır ücretlerini alamayan TOKİ işçileri, Meclis Dikmen Kapısı önünde eylem yaptı. İşçilerin eylemine Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekillerinden Şevin Coşkun, Zeynel Özen, Hüseyin Kaçmaz ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekillerinden Murat Emir, Gamze Taşçıer destek verdi.
TOKİ işçilerinden Doğukan Özkaya, Ömer Özkaya, Hasan Durgaç ve Hanifi Durgaç, “İşçiyiz haklıyız hakkımızı isteriz” diyerek kendilerini Meclis’in önündeki demirlere kelepçeledi. Bunun üzerine müdahale eden polis, 4 işçiyi de gözaltına aldı.
“SESLERİNİ DUYUYORUZ”
CHP’li Milletvekili Gamze Taşçıer, işçilerin gözaltına alınmasına tepki göstererek, “Hak ettikleri ücretleri almak için her türlü yolu denemeye çalışıyorlar ama bir türlü seslerini duyuramadılar. Her seferinde kapılar yüzlerine kapandı. En son bugün seslerini duyurabilmek için Meclis’in demirlerine kendilerini kelepçelediler. İşçilerin bu haklı talebinin bir an önce karşılanması için gereğinin yapılması gerekiyor. Bizler seslerini duyuyoruz, sorunlarını biliyoruz. Seslerinin duyurulması için elimizden geleni yapacağız.” dedi.
22 KASIM’DAN BU YANA EYLEMDELER
Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) Mamak’taki bin 312 konutluk projesinde çalışan 225 işçiden 15’i yaklaşık 2 yıldır maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle şantiyede 22 Kasım 2018 tarihinde inşaat önünde eylem yapmaya başlamıştı.
2 Aralık 2018 gecesi polisler, TOKİ işçilerinin şantiye önünde kurdukları çadırı dağıtmış ve 7 işçiyi gözaltına almıştı. TOKİ işçileri, 2 Aralık’tan bu yana sürekli polis müdahalesiyle karşılaşırken, şantiyenin bulunduğu sokağa dahi girmelerine izin verilmiyor.
PİRHA- Çalıştıkları şirketin konkordato ilan etmesi ve TOKİ’nin ücretlerini ödememesi üzerine direnişe geçen işçiler, dün gece saatlerinde gözaltına alındı. İşçiler, para cezası kesilerek serbest bırakıldı.
Ankara Mamak’ta çalıştıkları TOKİ 2. Etap inşaatında 1 yılı aşkındır maaşlarını alamayan ve 10 gündür grevde bulunan 7 işçi dün gece saatlerinde gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından işçiler serbest bırakıldı.
Grevdeki işçiler, yaşanan bu haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı bugün de TOKİ Genel Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, işçilere “259 TL para cezası” kesilerek serbest bırakıldıklarını vurguladı.
Mamak 2. Etap TOKİ’de işçilerin sigortasız çalıştırıldığına ve ücretlerin ödenmediğine dikkat çekilen açıklamada, “Başta devlet yetkililerine ve duyarlı kamuoyuna sesleniyoruz. Sorunumuzu çözün!” ifadelerine yer verildi.
ÜCRET TALEP EDEN İŞÇİLERE TEHDİT
TOKİ işçilerinin açıklama yapacağı yere destek için gelen hiçbir kurum temsilcisinin girmesine izin verilmedi.
‘İşçiyiz, haklıyız TOKİ mağduruyuz’ pankartının taşındığı eylemde HDP Mamak ilçe, Emep Mamak ilçe, Halkevleri, Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği Aka-Der Mamak ilçe örgütü, Devrimci Hareket, TKP, BDSP, Öğrenci Kolektifleri, Hüseyin Gazi Kültür Derneği üyeleri destek verdi.
Direnişteki TOKİ işçileri adına açıklamayı yapan İnşaat Mühendisi Ömer Özkaya ücretlerin ödenmesi yönünde yaptıkları tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını, ücret talebinde bulunan işçilerin tehdit edildiğini vurguladı.
GÖRÜŞMELER SONUÇSUZ KALDI
Özkaya açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“1 yıldır yaptığımız bütün başvurular, başta TOKİ, Bakanlık ve Mamak Kaymakamı ile görüşmelerimiz sonuç vermemiş maaşlarımız ödenmemiştir. Şunu da bir kez daha belirtmek isteriz. Ankara Mamak 2. Etap TOKl’de işçiler sigortasız çalıştırılmaktadır. Ücretleri ödenmemektedir. Ücret talebinde ısrar eden işçiler tehdit edilmektedir. Daha da acısı bu durumu başta TOKİ yetkilileri olmak üzere tüm sorumlular bilmektedir. Ancak bu hukuksuzluğa kimse ses çıkarmamaktadır.”
“SORUNUMUZU ÇÖZÜN!”
Özkaya, ‘hak verilmez alınır’ bilincinde olan TOKİ işçileri olarak tüm tehdit ve oyalamalara karşılık direnç ve inançla mücadeleyi yükselteceklerini söyledi. Başta devlet yetkililerine ve duyarlı kamuoyuna seslenen Özkaya, “Sorunumuzu çözün! Bu onurlu mücadelemizde herkesi dayanışmaya çağırıyoruz.” dedi.
PİRHA- Ankara TOKİ konutlarında çalışan işçiler ücretlerini alamadıkları için 8 gündür direnişte. Direnişe devam etmeleri halinde gözaltı ve tutuklamayla tehdit edildiklerini belirten işçiler, dayanışma çağrısında bulundu.
Ankara’nın Mamak ilçesinde TOKİ inşaatında çalışan işçiler 2 yıldır maaşlarını alamadıkları için direniş başlattılar. Direnişlerinin 8. gününde olan işçiler, alınterilerinin gasbına karşı direnişte olduklarını belirtti.
Yaklaşık 2 yıldır TOKİ’de yüklenici firma Gökhan Saral’ın sahibi olduğu Çınar Alt Yapı A.Ş & Etken Gayrımenkul Yat.Inş.Ltd.Şti çalıştıklarını belirten işçiler, 2018 Şubatında Gökhan Saral’ın konkordato ilan ettiğini ancak TOKİ’nin tüm alacak ve haklarını ödeyeceği taahhüdü nedeniyle işe devam ettiklerini belirtti.
2018 Ocak ayından bu yana hiç bir ücret almadıklarını ve TOKİ ve taşeron firmanın işçileri sigortasız ve kaçak olarak çalıştırdığını iddia eden işçiler, TOKİ’nin Nisan ayında ödeme yapacaklarına dair söz verdiğini ancak hala ücretlerinin ödenmediğinin altı çizildi.
“GÖZALTI VE TUTUKLAMA ŞİLE TEHDİT EDİLDİ”
Yapılan hak gasbına karşı Ankara TOKİ Gülveren konutları önünde direniş başlattıklarını söyleyen işçiler, şöyle devam etti;
“26.11.2018 tarihinde TOKİ’nin şantiye şefi ile beraber Mamak İlçe Emniyet Müdürü bizlerle görüşerek 28.11.2018’de ödeme yapılacağını belirterek direnişi bitirmemizi söylemiştir. 28.11.2018’e gelindiğinde bize ödeme yerine kolluk güçleri vasıtasıyla Mamak Emniyet Müdürlüğü’ne götürülerek burada kaymakam, emniyet müdürü, 2 bakanlık müfettişi, TOKİ yetkilisi ve taşeron firma avukatlarıyla görüşme yapıldı. Yine bildik oyalama taktiğiyle 30.11.2018 tarihinde ödeme yapılacağı taahhüt edilerek direnişe devam edilirse gözaltı ve tutuklama tehdidinde bulunulmuştur. Gelinen noktada alacaklarımız ödenmemiştir.”
PİRHA – Dersim İnönü Mahallesi’ndeki TOKİ’de 2014’te teslim edilen 1+1 konutlarda 51 ev boşaltılmıştı. Konut sakinleri TOKİ evlerinin şu anki durumundan şikayetçiler. Sakinler “kiracılar iki yıldır yasal bir şekilde kömür yardımı alıyorlardı, şimdi neden çıkarıldılar” dedi. Konut sakinleri evlerle ilgili yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlattılar.
Dersim İnönü Mahallesi’nde 2014’te teslim edilen konutlarda ikamet etmeyenler ve kiraya verenler tespit edilmiş, kiracılar evlerinden çıkarılmıştı. Konuyla ilgili PİRHA’ya konuşan konut sakinleri “Kiracılar 2 yıldır devletten kömür yardımı alıyor, bu yeni bir şey değil. Ne oldu birden tespit edilip çıkarıldılar” diye konuştu.
Bir konut sakini konuyla ilgili şunları söyledi:
“Kiracıları evlerinden çıkarttılar. 50’e yakın ev boşaltılmış. Ancak kiracılar iki senedir burada ikamet ediyor. Bu kiracılara kömür yardımı yapılıyor. Bu kömür yardımı da ikameti burada olan kiracılara yapılır. İki senedir bilinen bir şey, bugün ortaya çıktı algısı yaratılıyor. Tamam sözleşmede yazabilir, madem öyle zamanında neden ikaz etmediler.
Öğrenci olan bütün kiracıların kömürü döküldü, yasal olarak da kiracı görünenlerdi bunlar. Yöneticimiz ev sahibinin kömürünü götürüp onun kapısına döküyordu. Kiracının kömürünü buraya getirip döküyordu. Yani bilinen bir şeyi bugün ortaya çıkmış algısı yaratıp kiracıları çıkarttılar. Yöneticimiz bunu kendi insiyatifiyle değil Sosyal Hizmetler’e sorarak yapıyordu.
Ayrıca ev sahibinin çocuklarını da evlerden çıkarttılar. Biz fakirsek çocuğumuz da fakirdir. O oturmuşsa bu doğal hakkıdır.”
KONUTLARDA YAŞAYANLARDAN ŞİKAYET
Şuanda 1+1 konutlarda ikamet eden bazı sakinler şikayetlerini dile getirdi:
“Deprem bölgesinde olan bir şehirde yapılan TOKİ depreme dayanıklı değil. Evlerde rutubet var. Duvarlar kalın değil. Gürültüden herkes rahatsız oluyor. Pencerelerimizin kenarlarında yarıklar oluştu. Demir takmak zorunda kaldık 4. katta. Çocuklarımızın tehlike altında olmaması için kendimiz önlem alıyoruz. Çok yağış olduğu günlerde evlerin içine sular akıyor. Evler zaten rutubet kokusundan durulmuyor. Bunun bir nedeni de balkon olmaması, herkes çamaşırını apartmanın içine asıyor.
Biz ihtiyaç sahibiyiz, bize reva görülen evler de bunlar. Herkesin barınma hakkı vardır ama gördüğümüz muamele ihtiyaç sahibiyseniz alın size ev deyimidir.
EVLERİ SU BASIYOR
Bir diğer konut sakini ise şunları söyledi:
“Eve ilk gelip oturmadan önce çatılar uçmuştu, evleri su basmıştı. Sözde şirket gelip yaptı birçok kez çağırmamızdan sonra. Evlerde hala rutubet kokusu var zaten yağışlı günlerde evin içine su akıyor. Çamaşır asmak için 4 kat aşağı iniyoruz.
Mutfaklarda demir iskeletin üstüne sunta koyup teslim ettiler evleri. Bunlara çözüm bulunmasını istiyoruz. Bize noterde belge versinler borç bittiği takdirde ev sizin olacak diye, biz de ona göre bir şey yapmaya çalışalım, hayatımızı idame ettirmeye çalışalım.
Sokaklarda borular patladı, belediye gelip yaptı bir daha patladı. En sonunda gelip bir daha yapıp düzensiz topraklı bir şekilde bırakıp gittiler yolları. Kimse TOKİ evlerinde yaşayan insanları düşünmüyor.”
İHTİYAÇ SAHİBİYİZ REZİL OLMUŞUZ
2017 yılında TOKİ evlerinde oturmaya başlayan bir konut sakini de yaşadığı durumu şöyle anlatıyor:
“Ben daha yeni taşındığımda başıma bir olay geldi. Ben elimi yıkıyorum, alt komşum bu suyla banyo yapıyor. O derece su akıntısı oldu. Buna masraf yapmak zorunda kaldık. Çünkü buranın bu sorunuyla ilgilenen yok. İhtiyaç sahibi olduğumuz için rezil olmuşuz.”
Zonguldak’ta TOKİ konutları inşaatında çalışan taşeron işçiler, bayram öncesi iki aylık ücretleri ödenmediğini belirterek iş bırakıp vincin kulesine çıkarak eylem başlatmıştı. Patron eylem sonrası işçilerin alacaklarını ödeme sözü verdi.
Zonguldak’ta bir inşaatta çalışan taşeron firma işçileri, maaşlarını alamadıklarını belirterek çıktıkları vinçten yaklaşık 9 saat sonra inerek eylemlerini bitirdiler
Vince çıkan işçiler, taşeron firmadan aldıkları söz üzerine vinçten inerek eylemi bitirdi. Vince çıkan işçilerden Faysal Bekmez, işçiler olarak toplam alacaklarının yaklaşık 160 bin lira olduğunu, yüklenici firmanın bu parayı ödeyeceği sözünü verdiğini söyledi. Bekmez, “Yüklenici firmanın bu durumda bir suçu yok. Biz taşerondan paramızı alamadık. Yüklenici devreye girdi. Yaptığı iş karşılığında taşerona vereceği paradan bizim ücretimizi ödeyecek” dedi.
Polis, 8 işçiyi ifadelerini almak üzere karakola götürdü.
PİRHA-Varto depreminin ardından konut yapımı için Dünya Bankası’nın gönderdiği yardım Erzurum köylerinde karşılık bulmadı. Erzurum’un Hınıs ve Tekman’daki köylerine yapılan afet konutları için köylüler en az 20 bin TL’den fazla borçlandırıldı. Afet konutları adı altında evlerinden de olan köylüler, bu borçlanmayı kabul etmediklerini ifade ettiler.
HABERİN VİDEOSU
1966’da Muş Varto’da meydana gelen depremin ardından resmi rakamlara göre 2 binin üzerinde insan yaşamını yitirmişti. Depremden 35 yıl sonra ise barakalarda kalan halk için Dünya Bankası’ndan gelen yardım ile konutlar yapıldı. Varto’nun yanı sıra depremden etkilenen Erzurum’un Tekman ve Hınıs ilçe köyleri de bu konutlardan son 10 yıl önce yararlanmaya başladı. Köylüler, ancak depremin ardından değil son 10 yıl önce köy şartlarına uyumsuz yapılan TOKİ afet konutları için en az 20 bin TL’nin üzerinde borçlandırıldı. Yaşananlara tepki gösteren köylüler, “Dünya Bankası’nın gönderdiği paralar nereye gitti?” diyerek ipotek altına alınan evlerinin bu borçlarını ödemek istemediklerini vurguladılar.
“İNSANLARI BORÇLANDIRDILAR”
10 yıl önce yapılan Erzurum Hınıs’a bağlı Kalecik köyündeki TOKİ’lerde kalan Hüseyin Gültepe, Dünya Bankası’nın depremzedeler için gönderdiği paranın doğru kullanılmadığını söyledi. Gültepe, “Depremde zarar gören insanlara bir yardımı olmadı. O paralar gitti. O hükümet politikası neyse konutlar yapıldı. Bu konutları TOKİ’ye bağladılar, insanları borçlandırdılar” dedi.
“DEVLET O PARALARI KULLANDI, HALK MAĞDUR EDİLDİ”
“Aslında bu konutlar mağdur olan insanların hakları. Devlet o paraları kullandı ve halk mağdur kaldı” diyen Gültepe, insanların o dönem konutlar yapılmadığı için göç etmek zorunda kaldığına dikkat çekti. Yıllar sonra yapılan konutlarlarla da borçlandırıldıklarını söyleyen Gültepe, ödeme talep edilirse AİHM’a başvuracağını kaydetti:
“Ödeme yapılmazsa ipotekli ödemek zorunda halk. Ben mağdurum. Hakkım var devlete tazminat davası açacağım. Devletin bana yardım etmesi gerekirken beni borçlandırıyor. Şuan halk bu parayı ödemek zorunda, bilmeden imzaladılar. Ödemedikleri takdirde devlet el koyar, başka bir ikinci şahsa satabilir ve kimse bir hak talep edemez. Ödeme talep edilirse AİHM’e başvuracağım. Çünkü bu benim hakkım.”
“TOKİ’LER KÖYE UYGUN YAPILMADI, DEVLET ALEVİ HALKINI SUSTURDU”
Yapılan TOKİ konutlarının da sorunlu olduğuna ve köy yaşamına uygun olmadığına dikkat çeken Gültepe, “Duvarlardan su akıyor. Yeraltı giderleri yok. Ama vatandaş mecbur kalmış. Şuan bir köyde hayvancılık yapıyoruz. Ahır yapılmalı. Çamurun pisliğin içinde yaşıyoruz. Bizim haklarımız gasp edildi. Devlet o zaman Alevi halkını susturdu. Şuan herkes mağdur” ifadelerini kullandı.
“BİZE 28 BİN LİRA BORÇ ÇIKARDILAR, ÖDEMEYECEĞİM”
82 yaşındaki Cemal Taşbilek de Erzurum Hınıs’a bağlı Hayran köyünden. “Ağır hasar konutları yapıldığı için köyümü terk edip bu konutlara yerleştim” diyen Taşbilek şöyle konuştu:
“66’dan bu yana çok vakit geçti ama devlet yaptırmadı. Dünya Bankası onlara para verdi fakat yetiremediler, yapamadılar. Bizden müsaade istediler ağır hasar diye yaptırmaya. Biz de müteahhite vekaletimizi verdik. Üç köyün toplu konutlarını merada yaptılar. Bu konutlar yapılırken borçlanmadan bahsetmediler. Konut başına 28 bin lira borç çıkardılar bize. Bana talimat geldi verin diye fakat itiraz ettik.”
Yapılan TOKİ konutlarından memnun olmadıklarını da söyleyen Taşbilek, bu borcu ödememekte kararlı: “Gelsin konutları alsınlar. Yani idam etseler de bu borcu ödemeyeceğim.”
“O PARAYI NEDEN ALDI YEDİ?”
22 yıldır Hayran Köyü’nde muhtarlık yapan Fevzi Obay da, hükümete tepki gösterdi:
“Bu konutların yapılması için tüm dünya devletleri Türkiye’ye yardım vermedi mi? Madem öyleyse o parayı neden aldı yedi. Bir de bizi borçlandırıyor. 22 yıl muhtarlık yaptım. O dönemde bize bir şey söylemediler. Kışın burada yaşantı olmaz. Devlet geliyorsa teslim ederiz devlete bize lazım değil. 100 tane hayvanın olsa burada yaşantı olmaz çünkü fırtına oluyor. Gelsin konutları teslim alsın.”
Hayran köyünden Kekil Karaca da şöyle konuştu:
“Bizim köy iç iskana tabiydi. Devlet tepede bize konut yaptı. AFAD işler müdürlüğü yaptılar, ondan sonra borca çevirdiler. Şimdi borçta, herkes fakirdir, parası yok. Devlete biz bunu ödemiyoruz, kendimizi idare edemiyoruz. Ne maaşımız var ne de başka bir şeyimiz. Allah devletten razı olsun bize bu konutları yapmış ama borç yapmışlar ne yapalım ödeyemiyoruz.”