Etiket: turan eser

  • Alevilerin Sesi Dergisi’nin 296. sayısı çıktı

    Alevilerin Sesi Dergisi’nin 296. sayısı çıktı

    PİRHA-Alevilerin Sesi Dergisi’nin 296. sayısı okuyucuyla buluştu. Yeni sayıda, ‘Dosya: Zini Gediği ve Sene-i Devriyesinde Turan Eser’i Özlüyoruz’ başlıkları kapağa taşındı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) 1994 yılından bu yana aylık olarak yayınlanan yayın organı Alevilerin Sesi Dergisi’nin 296. sayısı, ‘Dosya: Zini Gediği ve Sene-i Devriyesinde Turan Eser’i Özlüyoruz’ başlığıyla okuyucu ile buluştu.

    Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Kırmanca/Zazaca yayınlanan bu sayının yazı başlıkları şöyle:

    Alevilerin Sesi Dergisi’nin 296. sayısında yer alan bazı başlıklar :

    📌Zini Gediği: Sessizliğin Yankısı, Hafızanın İsyanı – ERDAL KILIÇKAYA

    📌Binler Madımak’ta Adalet İçin Yürüdü Sivas 1993’ün Yarası Kapanmadı – MESUT KABAKÇI

    📌Katliamın 45. Yılında Çorum’da Sessiz Çığlık Yine Yankılandı – MESUT KABAKÇI

    📌Kalubela’dan Kerbela’ya: Ezelden Verilen Söz – HASAN ERDOĞAN

    📌Gönül Gözüyle Önyargıların ve Engellerin Ötesine Bakmak – ARİF YEŞİLYURT

    📌BM 11 Ağustos 2025 Raporu Alevilere Yönelik İşlenen Savaş Suçları – HAKAN MERTCAN, HASAN SİVRİ

    📌Suriyeli Alevi kadınlara Şiddet Kadın Hareketinin Gündeminde mi? – KELİME ATA

    📌Simge İsme Galatasaray Meydanı’nda Veda EMİNE OCAK: Bir Ömürlük Direniş – MESUT KABAKÇI

    Dosya: Sene-i Devriyesinde Turan Eser’i ÖZLÜYORUZ!

    📌Yattığın Yer İncitmesin, BABA – OĞULCAN ESER

    📌Bırakma Ellerimi Sevgilim – HATİCE ESER

    📌Dayım Turan Eser’e – ÜMİT ÇAM

    📌Bir Dostu Özlemek – ONUR ERBAŞ

    📌Bir Eğitimci, Bir Yoldaş: Turan Eser’in İzleri – NEVİN KAMİLAĞAOĞLU (AABK Eşit Başkanı)

    📌Eşit Yurttaşlığın ve İnancın Savunucusu Turan Eser – MUSTAFA ASLAN (ABF Genel Başkanı)

    📌Turan Eser’i Özlemle Anıyoruz – DİLEK İNCEDAL, MÜSLÜM DALKILIÇ (Britanya ABF Eşit Başkanları)

    📌Turan Eser’i Saygıyla Anıyoruz – SEMRA AYYILDIZ, ERHAN AYDIN (FUAF Eşit Başkanları)

    📌Turan Eser’in Ardından – ESMENDER ÇÖÇELLİ (İsviçre ABF Genel Başkanı)

    📌Yol Arkadaşımız Turan Eser’i Sevgi, Saygı ve Hasretle Anıyoruz – ÖZGÜR TURAK (Avusturya ABF Genel Başkanı)

     

    Dosya: Zini Gediği : Anıtlarımız; Belleğimiz, Direnişimiz, Saygımızın Bir İfadesi, ve Toplumsal Vicdanın Onarılmasıdır!

    📌Zini Gediği: Unutulmayan Bir Sessizliğin Çığlığı – ALEVİLERİN SESİ

    📌Zini Gediği’nde 87 Yıl Sonra Aynı Talep: “ATALARIMIZIN MEZARINI ISTIYORUZ” – DUYGU KIT

    📌Hafızalarda Taze, Vicdanlarda Derin Bir Yara, 87 Yıl Önce… Sessiz Bir Dağ Yamacında… – HAYDAR POLAT

    📌Zini Gediği Pogromu, Hukuk ve TBMM – AV. CİHAN SÖYLEMEZ

    📌Zini Gediği Katliamı Hakkında Meclis Araştırma Önergesi: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA! – CELAL FIRAT

    📌Zini Gediği… Ölüme Yolculuk – NECATİ ŞAHİN

    📌Hiç Kimse Gibi Değil – SEVİM ÜNAL

    📌Bir Hafızanın Peşinde: Alevi-Bektaşi Dijital Arşivi’nin Yol Hikâyesi – TAYLAN ÖZDEMİR

    📌Bizim Ansiklopedimiz – ALEVİ ANSİKLOPEDİSİ YAYIN KURULU

    📌Alevi Ansiklopedisi – DR. HAYAL HANOĞLU

    📌“Biz Bize”den Evrensele Alevilik Çalışmaları – DOÇ. DR. CEMAL SALMAN

    📌Alevilik: Kadim Bir İnanç, Güncel Bir Sorumluluk – ALİ RIZA AKYOL

    Kurumsal Haberler

    📌Kutsal Mekânlara Anlamlı Bir Yolculuk – SENAY CAN

    📌Çocuklar İçin Almanca Alevi Gülbenkleri Kitabı – MELEK ŞAHİN

    📌SV AKM Köln’den Tarihi An: Hasan Ali Aldemir ZDF’de! – EFENDİ ÇÖZMEZ

    📌Berlin Cemevi’nde Aşure Paylaşımı – BAT-CEMEVİ BASIN OFİSİ

    📌Şair Pınar Özgül’ün Şiir Kitabı İçin Cemevi’nde Buluşma – ULAŞ YUNUS TOSUN

    📌Bir Okul Daha “ARU” Dersine Başladı – ULAŞ YUNUS TOSUN

    📌2 Temmuz “İnsanlığa Karşı Suçları Kınama Günü” İlan Edilsin! – ULAŞ YUNUS TOSUN

    📌Yitmeyen Çığlıklar – SEWE ÜNAL

    (HABER MERKEZİ)

  • Turan Eser deyişlerle, nefeslerle uğurlandı-VİDEO

    Turan Eser deyişlerle, nefeslerle uğurlandı-VİDEO

    PİRHA-Alevi hareketinin önemli isimlerinden, BirGün’ün yazarı Turan Eser için İsviçre’nin Basel kentinde anma töreni yapıldı.

    Türkiye’de ve Avrupa’da uzun yıllar Alevi Yolu’na hizmet eden, önceki dönemler Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanlığı da yapan Alevi aydını Turan Eser, İsviçre’de Hakk’a yürüdü. Eser, akciğer kanseri tedavisi görüyordu.

    Perşembe günü yaşamını yitiren Eser için Basel Alevi Kültür Merkezi’nde yapılan tören ile sonsuzluğa uğurlandı. Törene, Türkiye ve Avrupa’nın birçok ülkesinden katılım oldu.

    YERİ DOLDURULAMAYACAK

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Başkanı Hüseyin Mat yaptığı konuşmada, “Turan Eser’in Alevi mücadelesine katkıları unutulmayacak boyuttadır. Entelektüel donanımı yüksek aydın bir canımız ve yoldaşımızı kaybettik. Yeri doldurulmayacak bir arkadaşımızı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz” diyerek şunları ekledi:

    “Turan Eser, gerek Türkiye’de gerekse İsviçre’de çeşitli Alevi kurumlarında üst düzey görevler üstlenmiş, Alevi örgütlenmesine ve toplumsal dayanışmaya büyük katkılar sunmuş, her zaman yolumuzu aydınlatan değerli bir rehber olmuştur. Özellikle Alevi toplumunun hak, adalet ve eşitlik mücadelesinde büyük bir bilgelik ve azimle yer almış; son dönemlerde Yol TV’nin yeniden yapılandırılması ve Yol TV Haber portalının oluşturulmasında büyük emekler ortaya koymuştur. Hem Türkiye’de hem de Avrupa genelinde önemli izler bırakmıştır. Toplumsal adalet ve hakikat yolunda daima örnek aldığımız, bir bilge olarak gönlümüzde yer eden Turan Eser, her zaman emeğiyle, mücadelesiyle ve insana duyduğu sevgiyle hatırlanacaktır. Turan Eser’i sonsuzluğa uğurlarken, Eser ailesinin ve tüm sevenlerinin acısını ve kederini yürekten paylaşıyoruz. Anısı, her daim Alevi toplumunun hak arama mücadelesine can suyu, gerçeği keşfetme arayışına ışık olacaktır”

    SALI GÜNÜ TOPRAĞA VERİLECEK

    Yaşamını yitiren Turan Eser, salı günü Basel Riehen Friedhof Hörnli Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

    İSVİÇRE/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    Turan Eser Hakk’a yürüdü

    Alevi toplumunda büyük üzüntü: Turan Eser Alevi örgütlülüğünün emektarı, dost, yoldaş, abi; acımız tarifsiz!

    Turan Eser’in Hakk’a yürüme erkanı 28 Eylül’de Basel’de gerçekleşecek 

  • Turan Eser’in Hakk’a yürüme erkanı 28 Eylül’de Basel’de gerçekleşecek

    Turan Eser’in Hakk’a yürüme erkanı 28 Eylül’de Basel’de gerçekleşecek

    PİRHA-  İsviçre’de Hakk’a yürüyen Alevi aydını /Yazar Turan Eser’in Hakk’a yürüme erkanı 28 Eylül’de Basel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu “Turan Eser’i uğurlamak üzere, tüm gönül dostlarımızı ve canlarımızı bir araya gelmeye davet ediyoruz” dedi. 

    Türkiye’de ve Avrupa’da uzun yıllar Alevi Yolu’na hizmet eden, önceki dönemler Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanlığı da yapan Alevi aydını Turan Eser ,İsviçre’de Hakk’a yürüdü. Eser, akciğer kanseri tedavisi görüyordu.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Eser’in Hakk’a yürüme erkanına dair programı paylaştı. Açıklamada, Eser’in erkanının 28 Eylül Cumartesi günü saat 12.00’de Basel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi’nde gerçekleşeceği belirtildi.

    “ESER’İ UĞURLAMAK ÜZERE TÜM CANLARI BİR ARAYA GELMEYE DAVET EDİYORUZ”

    AABK tarafından yapılan bilgilendirmede, “Derin bir üzüntüyle sizlere kıymetli yol yoldaşımız Turan Eser’in Hakk’a yürüdüğünü bildiriyoruz. Onun aydınlık yolu, yüce gönlü ve insan sevgisiyle dolu yaşamı bizlere daima ışık olacak. Hakk’a uğurlama erkânı Cumartesi 28.09.2024 saat 12:00 da Basel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezimizde gerçekleşecektir.

    Adres: Elsässerstrasse 209 4056 Basel/İsviçre

    Turan Eser’i uğurlamak üzere, tüm gönül dostlarımızı ve canlarımızı bir araya gelmeye davet ediyoruz. Bu anlamlı erkânla yoldaşımızı Hakk’a uğurlayacağız. Birliğimiz ve dirliğimiz daim olsun, Turan Eser’in ışığı her daim Yolumuzu aydınlatsın. Eser ailesine ve tüm sevenlerine sabırlar diliyor, acılarını paylaşıyoruz. Devri daim olsun” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    Turan Eser Hakk’a yürüdü

    Alevi toplumunda büyük üzüntü: Turan Eser Alevi örgütlülüğünün emektarı, dost, yoldaş, abi; acımız tarifsiz!

     

  • Alevi toplumunda büyük üzüntü: Turan Eser Alevi örgütlülüğünün emektarı, dost, yoldaş, abi; acımız tarifsiz!

    Alevi toplumunda büyük üzüntü: Turan Eser Alevi örgütlülüğünün emektarı, dost, yoldaş, abi; acımız tarifsiz!

    PİRHA- Önceki dönemlerde Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanlığı da yapan Alevi aydını Turan Eser, kanser tedavisi gördüğü İsviçre’de Hakk’a yürüdü. Eser’in Hakk’a yürümesi Alevi toplumunda büyük üzüntü yarattı. 

    Önceki dönemler Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanlığı da yapan Alevi aydını Turan Eser İsviçre’de Hakk’a yürüdü. Eser akciğer kanseri tedavisi görüyordu.

    Eser, Türkiye’de ve İsviçre’de Alevi örgütlülüğüne büyük katkılar sağlamıştı.

    Turan Eser’in Hakk’a yürümesi Alevi toplumunda büyük üzüntü yarattı. Eser’in ardından birçok kişi ve kurum mesaj yayınladı;

    Alevi Bektaşi Federasyonu: Acımızı ifade edecek söz bulamıyoruz! Alevi örgütlülüğünün emektarı, dost, yoldaş, abi… Önceki dönem genel başkanımız Turan Eser Hakk’a yürüdü. Devri daim olsun.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi: Araştırmacı-Yazar, Yapımcı ve Yol TV Haber Portalı Yayın Koordinatörü Turan Eser’in Hakk’a yürüdüğünü paylaşmaktan büyük üzüntü duyuyoruz. Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinde derneğimizin yönetim kurullarında yer alan, mücadeleci bir kişiliğiyle örnek bir insan olan Turan Eser canımızı yıldızlara uğurlarken, eserleriyle her zaman bizlerle birlikte olacaktır. Yıldızlar yoldaşı olsun.
    Şahkulu Sultan Dergahı: Aleviliğin kaynaklarını bıkıp usanmadan büyük bir titizlikle arayan ve bunları bir aydın namusuyla yazmaktan, konuşmaktan, tartışmaktan çekinmeyen değerli Araştırmacı Yazar Turan Eser, Bektaşi deyişiyle, “gözümüzden gönlümüze aktı.” Bıraktığı ışık eksilmesin, devri asan olsun….

    İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu: Büyük bir üzüntüyle Araştırmacı-Yazar kimliğiyle tanıdığımız Turan Eser’in Hakk’a yürüdüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Değerli Turan Eser, Türkiye’de ve İsviçre’de çeşitli Alevi kurumlarında üst düzey görevler almış, Alevi örgütlülüğüne gerek Türkiye’de, gerekse Avrupa genelinde büyük katkılar sağlamıştır. Aleviliğin özünden kopmaması için, erkanlarımızın özüne uygun bir şekilde yürütülmesi adına birçok önemli proje gerçekleştirmiş ve kalıcı, değerli işlere imza atmıştır. Kendisi, her daim Yolumuzun rehberlerinden biri olmuş, toplumsal adalet ve hakikat mücadelesinde büyük bir bilge olarak yanımızda yer almıştır. Devri daim olsun. Eser ailesine ve tüm sevenlerine sabırlar diliyor, acılarını paylaşıyoruz” dedi.

    Britanya Alevi Federasyonu: Araştırmacı- Yazar Turan Eser canımız, abimiz bugün vedasını bıraktı. Üzgünüz demek hafif kalır. Alevi hareketi bir değerini daha kaybetti. Umutlarını yazarak, çizerek sesimize ses katarak birleştirenlerdendi. Toplumsal barışı ve hakikati savundu bu uğurda mücadele etti ve kalıcı eserler kazandırdı.
    Gittiği her alanda insan ilişkileri, samimiyeti, gülüşü ile tanıyan herkeste iz bıraktı. Çok erken bir veda oldu. Seni çok özleyeceğiz. Hep aklımızda olup, hatırda kalacaksın.
    Sevgiyle, saygıyla anıyoruz… Devrin daim, mekanın gönüller olsun.
    Eser ailesinin acısını paylaşıyoruz cümle sevenlerine sabırlar diliyoruz.

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu: Yüreğimiz hüzünle doldu… Sevgili Turan ESER Hocamızı kaybetmenin tarifsiz acısını yaşıyoruz. Bu kayıp, sadece Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu için değil, tüm Alevi hareketi ve toplumumuz için derin bir yara açtı. Turan ESER, yaşamını barış, adalet, kardeşlik ve Alevi değerlerine adayan bir canımızdı. Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde büyük emekler vermiş, Alevi toplumu için her daim mücadele etmiş ve bu YOL’da önemli katkılarda bulunmuştur. Bilgisi, cesareti, azmi ve mücadele ruhu, bizlere her zaman örnek olmuştur. Onun bu değerli katkıları asla unutulmayacak ve bıraktığı mirasla YOLumuzu aydınlatmaya devam edeceğiz. Bir yoldaş, bir ağabey, bir kardeş, bir YOL arkadaşı olarak her zaman kalbimizde yaşayacak. ESER ailesine, sevenlerine ve tüm dostlarına başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Kıymetli Turan canımız, ışıklar içinde uyusun, yıldızlar yoldaşı olsun.

    YOL TV: Araştırmacı-Yazar, Yapımcı ve Yol TV Haber Portalı Yayın Koordinatörümüz Turan Eser’in Hakk’a yürüdüğünü paylaşmaktan büyük üzüntü duyuyoruz.

    Turgut Öker (AABK Kurucu Başkanı): Sıra bizim kuşağa mı geldi? 93 Madımak katliamı sonrası Basel – İsviçre Alevi örgütlenmesi içinde yer aldı. Avrupa Alevi hareketini bir çatı altında birleştirmeye yönelik çabalarımıza aktif destek verdi. Bir ara Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanlık görevini yürüttü. Gençliğinden beri severek yoğunlaştığı eğitim alanında Alevi hareketine düşünsel katkılarda bulundu. TURAN ESER’in cok erken fiziki olarak aramızdan ayrılışının derin üzüntüsü içerisindeyim. Başta eşi Hatice, oğlu Oğulcan olmak üzere tüm sevenlerinin başı sağ olsun.

    Hüseyin Mat (Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı): Acımız tarif edilemez! Büyük bir üzüntüyle sevgili Turan Eser abimizin Hakk’a yürüdüğünü derin bir kederle öğrenmiş bulunuyorum. Turan Abi, gerek Türkiye’de gerek İsviçre’de çeşitli Alevi kurumlarında üst düzey görevler üstlenmiş, Alevi örgütlülüğüne ve toplumsal dayanışmaya büyük katkılar sunmuş, her zaman yolumuzu aydınlatan değerli bir rehber olmuştur. Özellikle Alevi toplumunun hak, adalet ve eşitlik mücadelesinde büyük bir bilgelik ve azimle yer almış, gerek Türkiye’de gerekse Avrupa genelinde önemli izler bırakmıştır. Toplumsal adalet ve hakikat yolunda daima örnek aldığımız, bir bilge olarak gönlümüzde yer eden Turan Abi, her zaman emeğiyle, mücadelesiyle ve insana duyduğu sevgiyle hatırlanacaktır. Devri daim olsun… Eser ailesine, dostlarına ve tüm sevenlerine sabır diliyor, acılarını yürekten paylaşıyorum. Turan Abi, seni ve bıraktığın değerli mirası asla unutmayacağız.

    Cuma Erçe (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı): Sevgili Turan Eser’in Hakk’a yürüdüğü haberini büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunuyorum. Turan Hocam, Avrupa ve Türkiye Alevi örgütlenmesinde üst düzey çok önemli görevler üstlenmiş değerli bir canımızdı. Demokratik Alevi örgütlülüğüne büyük katkılar sunan Turan Eser dostumuz Hak ile Hak oldu. Kahrolası hastalık ile girdiği mücadeleyi maalesef kaybetti. Çok üzgünüm. Devrin asan olsun sevgili dostum. Mekanın gönüller olsun. Seni asla unutmayacağız…

    Sevim Yalıncakoğlu: Turan Hocanın don değiştirmesi hepimiz için çok büyük bir kayıp. Gerçekten çok üzgünüm. İnandığın Pirler şefaat eylesin Turan hocam. Devrin Daim olsun.

    27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu: Bir dönem Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanlığını da yapan, birçok ortak çalışmada görev yaptığımız arkadaşımız Turan Eser’in bu alemden göç eylediğini üzülerek öğrendik. Yolu ışık, devri daim, mekanı ulu Pirlerimizin yanı olsun!

    Erdal Kılıçkaya (Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni): Turan Eser bugün saat 16:55 itibariyle Hakk’a yürümüştür. Hepimizin başı sağolsun. Turan Canınızın devr-i daim olsun. Tüm Canları Bazel Cemevi’ne davet ediyoruz.

    Çilem Küçükkeleş: Çok erken ve acı bir veda devrin daim, mekanın gülistan olsun!

    Yazar Ayhan Aydın: Çok değerli Araştırmacı- Yazar, Alevi örgütlenmesinde emeği olan Turan Eser sonsuzluk alemine göçmüştür.
    Çok sevgili canımızın devr-i daim, devr-i asan, yeri gönüller olsun. Nurlarda yatsın. Cümle canların ve sevenlerinin başı sağ olsun.

    Nilgün Mete: Turan abi Alevi aydınıydı. Çok hizmetler yaptı, Yol’a hakimdi. Alevi toplumu için büyük kayıp!

    Binali İpek: Turan Eser canımız Hakk’a yürüdü. Ailesine cümle sevenlerine sabır diliyorum. Devri daim olsun. “Hayat bir nefes kadar uzun” Asıl olan bu yaşama anlam katabilmektir. Ansına saygıyla.

    Özkan Lafatan: Çok çok üzgünüm. Kelimeler boğazıma düğümlendi. Büyük kaybımız.

    Abidin Çetin: Büyük bir üzüntüyle öğrendik ölüm haberini. Avrupa Alevi hareketinde uzun yıllar emek veren, mücadele eden Turan Eser yaşama veda etmiş. Alevi hareketi için büyük bir kayıp. Tüm ailesinin ve yoldaşlarının başı sağ olsun.

    Sezgin Kartal: Kalbi ve aklı Aleviler için atan Turan Eser bu dünyadan göçtü. Üreten her insan için çok şey söylenir, konuşulur. Turan Eser için de hep öyle oldu. Her şeyden önce Aleviler için bunca emeği hak defterine yazılsın. Uğurlar olsun Turan abi. Yazdıklarını tartışmaya devam edecek, seni unutmayacağız. Devrin daim, mekanın gönüller olsun. Özlemle…

    Yılmaz Tuluk: Bu kadar kötünün içerisinde Neden sen? Alevi örgütlenmesinde emeği olan araştırmacı-gazeteci- yazar Turan Eser bu dünyadan göçtü. Çok üzgünüm. Devrin Daim ola. Seni Unutursam kalbim kurusun.

    Yazar/Şair Nadir Sayın: Turan Eser canın Hakk’a yürüdüğünü öğredim. Başta aile fertleri ve yakın çevresinin, Alevi camiasının üzüntülerini paylaşıyor, sabır diliyorum. Turan canın devr-i daim, mekanı gönüller olsun. Her ne kadar kimi düşünsel farklı görüşlerimiz olsa da biz Alevilerin gönüllerimiz insanlığın temellerinde bir ve daimdir. Alevilik nezdinde gönüller kazandığı insanlık değerlerinin ve sevenlerinin yüreğinde saçtığı ışığın sonsuz olması temennimi  iletiyorum.

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz: Turan Eser’i Avrupa’da tanıdım. Güleç yüzlü dost canlısıydı. İsviçre’de Alevi örgütlenmesinde yoğun hizmetleri oldu. Alevi inanç ve ibadetinin özüne uygun çağdaş yorum ve anlatımlarıyla gençlerin önünü açıyordu. Gençlere yönelik çalışmalarda Türkiye’ de ve Avrupa’da büyük emekleri oldu. Kendisiyle onlarca seminer ve söyleşide birlikte olduk, korkusuz yazan bir kalemi zamansız kaybettik. Devri daim olsun, Aile bireylerine ve gönül dostlarına sabırlar diliyorum. Cümle sevenlerinin başı sağ olsun.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    Turan Eser Hakk’a yürüdü

     

  • ‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’-VİDEO

    ‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’-VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin okullara imam atanmasına dair değerlendirmede bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu önceki genel başkanlarından Turan Eser, cemaat ve tarikat üyelerinin okullarda öğretmen haline geldiğini vurgulayarak, “Buna karşı evrensel dili kullanıp, farklı ama bir arada yaşama kültürünü, devletin, siyasetin ve eğitimin dinsizleştirilmesi gerektiğine dair politikaları savunmak, tutum almak ve bu tutumu da toplumsallaştırmak lazım” dedi. 

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle, dini eğitimin ağırlığı katlanarak arttı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.

    Alevi kurumlarında inanç üzerine eğitmenlik yapan, Alevi Bektaşi Federasyonu önceki genel başkanlarından Turan Eser, okullara imam atanmasına dair PİRHA‘ya konuştu.

    İktidarın eğitimde iş birliği protokolleri adı altında bir sürü cemaat ve tarikat üyesini okullarda ders veren hocalar haline getirdiğini aktaran Turan Eser, “Bu imamlar okullarda aklın, eleştirel düşüncenin, özgür aklın fikirlerini değil, vahiy temelli bir eğitim veriyorlar. Bu dogmalarla beslenmiş çocuklardan bir şey yapmak istiyorlar. Yani bir toplumsal cehaleti inşa etmek istiyorlar. Aynı zamanda kendi siyasi ardıllarını yetiştiriyorlar. Bu siyasetin kalıcı olması için Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, laik, seküler bütün kesimlerin vergileriyle eğitimin dinselleştirilmesine kaynak aktarıyorlar” dedi.

    “BİAT KÜLTÜRÜNÜ OKULLARDA AŞILAMAK İSTİYORLAR”

     Eser, iktidarın ÇEDES gibi projelerle toplumsal cehaleti, biatı, şükür pedagojisi üzerinden inşa edip hak temelli mücadelelerin önünü kesmeye çalıştığını ifade ederek, “Toplumsal pasifikasyonu biat ekseninde eğitim kurumlarıyla yürütmek istiyorlar. Buna karşı da inadına farklı ama bir arada yaşama kültürünü, devletin, siyasetin ve eğitimin dinsizleştirilmesi gerektiğine dair politikaları savunmak, böyle bir tutum almak ve bu tutumu da toplumsallaştırmak lazım” şeklinde konuştu.

    “İNANÇ ÖZEL ALANDA KALMALI”

    Siyasetin evrensel diline işaret eden Turan Eser, “Evrensel dil laiklik, demokrasi, çoğulculuk, eşitlik, barış, toplumsal cinsiyet dilidir. Başta eğitimde, siyasette ve kamu hizmetlerinden uzak durmak lazım. İnanç, özel alanda kalmalı. Herkes kendi inancını özgürce yaşamalı. İnanmayan da özgürce yaşamalı. Farklı ama bir arada, herkes bir arada yaşayacak. Kimse kimseyi Sünni, Arap, Türk, Kürt, Ezidi, Süryani, Hristiyan, Musevi, Müslüman, Alevi diye ayırmıyacak, eşit koşullarda, eşit yurttaşlık hakkıyla beraber bir arada yaşayacak. Bu birçok dünya ülkesinde başarılmış, burada niye başarılmıyor? Çünkü burada din bir ‘huzur’ için değil, siyaseten bir ideolojik araç olarak toplumsal çatışmayı kutuplaştırmanın aracı haline getiriyor. Tıpkı etnik kimliklerdeki çatışmalar gibi” diye ifade etti.

    Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO
    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO
    >‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO

  • Eser: Hacı Bektaş Veli’nin portresinin değiştirilmesi büyük bir ideolojik saldırıdır – VİDEO

    Eser: Hacı Bektaş Veli’nin portresinin değiştirilmesi büyük bir ideolojik saldırıdır – VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) eski Genel Başkanı Turan Eser, Hacı Bektaş Veli portresindeki aslan ve ceylanın kaldırılmasını ideolojik ve teolojik bir saldırı olarak nitelendirerek, “İstedikleri gibi bir Bektaşiliği yaratamadılar. İçlerinde kalmış derin bir ideolojik ukde bu” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) eski Genel Başkanı Turan Eser, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde Hacı Bektaş Veli’nin portresindeki barışı simgeleyen aslan ve ceylanın kaldırılmasını Alevilere yönelik asimilasyon politikaları çerçevesinde değerlendirdi.

    PİRHA’ya konuşan Eser, aslan ve ceylanın kaldırılmasını sembolik bir ideolojik, teolojik saldırı olarak yorumladı.

    “ASİMİLASYONDA EKSİK KALINANI AKP TAMAMLAMAK İSTİYOR”

    Alevilere yönelik geçmişten bugüne süren asimilasyon politikalarının devam ettiğini, günümüzde ise AKP iktidarının bu misyonu üstlendiğini söyleyen Turan Eser, “1826’da dergahların işgalinden eksik kalanları AKP iktidarı 21. yüzyılda tamamlama misyonunu üstlenmiş gözüküyor. Nakşi şeyhlerle gökyüzü vahiylerinin takipçisi bir Bektaşiliği yaratmak istediler. Bunu tamamen gerçekleştiremediler. Dolayısıyla eksik kalmış, içlerinde kalmış derin bir ideolojik ukde bu. 21. yüzyılda bunu tamamlamaya çalışıyorlar” diye konuştu.

    “DEVLETİN ALEVİLER ÜZERİNDEKİ POLİTİKALARI SONUÇ VERMİYOR”

    Turan Eser, yüzyıllardır başvurulan Alevileri dönüştürme projelerinin sonuç vermediğini belirterek, şöyle devam etti:

    “O kadim portrede aslanla ceylanı alıp bir Ortodoks din adamı, aklın değil vahiylerin takipçisi gibi bir Hacı Bektaş Veli yaratılmaya çalışılıyor. Ama alıcısının olmadığını zaten gördük. Hükümet, devlet aklı Osmanlı’dan bugüne Alevileri, Bektaşilik, Kızılbaşlık, dergahlar, ocaklar üzerindeki dönüştürme projeleri 700 yıllık inkar, asimilasyon, imha politikaları sonuç vermiyor.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ HACIBEKTAŞ

  • Turan Eser: AKP Alevi taleplerini neden karşılamaz?

    Turan Eser: AKP Alevi taleplerini neden karşılamaz?

    PİRHA – Yazar Turan Eser, “AKP Alevi taleplerini neden karşılamaz?” başlıklı yazısında ayrımcılığa işaret ederek “Dört adımda Alevilerin devlet katında asimilasyonunu kurumsallaştırma stratejik planı devreye sokuldu” değerlendirmesini yaptı.

    Birgün gazetesi yazarı Turan Eser, “AKP Alevi taleplerini neden karşılamaz?” başlıklı köşe yazısında hükümetin, Alevi toplumuna dönük ayrımcı politikasına işaret etti. Eser, “Siyaset retoriğini mezhepçilik üzerine kuran siyasal İslamcı bir parti, farklı olana eşit davranması zaten doğanın kanununa aykırıdır” yorumunda bulundu.

    Yazar Turan Eser, “Dört adımda Alevilerin devlet katında asimilasyonunu kurumsallaştırma stratejik planı devreye sokuldu” dediği yazısının devamı şöyle:

    “ ‘Tek din’ söylemi ve mezhepçilik siyaseti ile beslenen AKP, Alevi hak ve taleplerini hukukun evrensel değerlerine ve laiklik ilkesine göre karşılamaz. Çünkü AKP çoğulculuğu değil, çoğunlukçu mezhepçiliği savunuyor. Asırlardır kendi mahallerinde “sapkın inanç” diyerek ürettikleri negatif Alevi algılarına rağmen, Alevilere “eşit hakları vereceğiz, cemevlerini ibadet yeri olarak tanıyacağız, Alevilerin kendi inançlarını kendilerinin tanımlamasına saygı göstereceğiz” diyemezler! Özellikle de yüzde 8’lik, ‘Şeriat istiyoruz’ diyen kendi tabanını karşısına alamazlar!

    Sadece kendi mahallesinde değil, AKP ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevilere koyduğu iki kırmızı çizgisi de buna izin vermiyor!

    • Birincisi ‘Cami tek ibadet yeridir. Cemevleri ibadet yeri olamaz’
    • İkincisi ‘Kur’an ve Sünnet bizim kırmızı çizgimizdir, buna göre Alevilik folklorik bir unsurdur.’

    Bitmedi; AKP, din devlet ve siyaset ilişkisine laiklik hukuk düzeni içinden bakmadığından da Alevi taleplerini karşılamaz! Çünkü AKP farklı din ve inançlar, eşit yurttaşlık ve eşit haklarla toplumsal barış zemininden yaşamasını savunmuyor.

    Ayrıca devletin ve kamu hizmetlerinin laikleştirilmesini ve dinin, inananların kendi özel hayatına bırakılmasını da savunmuyor! Aksine, vesayet altına aldığı devlet dini üzerinden toplumsal bölünme ve kutuplaştırma siyasetinden besleniyor. Siyaset retoriğini mezhepçilik üzerine kuran siyasal İslamcı bir parti, farklı olana eşit davranması zaten doğanın kanununa aykırıdır.

    AKP’nin, devlet ve kamu hizmetleri anlayışı öncelikle, yandaş sermayenin beslenmesi ve yine halktan toplanan vergilerle oluşan kamu bütçesi ile resmi din anlayışı olan Sünni mezhepçiliğin finansmanı yönündedir. Devlet parasıyla dini, kamu ve özel dini yapıları beslediği için, siyaseten bunu “parayı veren düdüğü çalar” misali tahvil etme derdindedir.

    Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki imamların ve Din Öğretim Genel Müdürlüğü’nde din dersi öğretmenlerinin yüzde 90’ının AKP’li seçmen olması ve AKP güdümlü Diyanet SEN ve Eğitim Bir SEN üyesi olması da tesadüf değildir!

    Yani AKP kamu bütçesinin kamu yararına ilkesini gözeterek değil, siyasal iktidarının sürdürülmesi kriterlerine göre, din, devlet ve siyaset ilişkisini inşa ediyor. Alevi ayrımcılığı tam da bu alanda daha görünür oluyor.

    AKP, devletin kurumlarını sadece siyasal İslamcı siyasetin mezhepçilik ekseninde inşasına hizmet etmesine zemin yaratmış, Alevilik gibi farklı olan inançlara ve dinlere ise doğrudan ve dolaylı ayrımcılık uygulamıştır. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ‘Hatta son zamanlara kadar Alevi valimiz vardı’ itirafı bile, kamuda Alevi istihdamındaki ayrımcılığın boyutunu göstermektedir.

    Din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünün evrensel ilkeler ve değerler üzerinden yaşanmasını, demokratik sivil yapılar üzerinden kurumsallaşmasına karşıdır. Laiklik ve hukukun evrensel ilkeleri AKP’nin siyaseten mesafe koyduğu ve bu yüzden inanç özgürlüğü ile ilgili Aleviler lehine AİHM tarafından verilen Cemevleri ve zorunlu din dersleri kararlarını tanımamaktadır.

    Dolayısıyla bu açıdan da baktığımızda ‘Alevi talepleri’ aslında, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve laikleşmesini içeren bir hak mücadelesi olduğu için de AKP, Alevilerin gerçek taleplerini tartışmanın dışına atıyor!

    Çünkü AKP, siyasi, hukuki ve demokratik talepler manzumesi olan Alevi istemlerini, siyasal zemine değil, çoğunluk inancının teolojik zeminine çekerek, bir Ulema tartışması yaratmaya ve Alevileri ise Ulemanın fetvalarını dinlemeye ve bu fetvalara inanmaya davet ediyorlar.

    Her seçim döneminde buzdolabından çıkarılan, ‘Alevi açılımının’ hedefinde, Alevilerin siyasal, hukuksal ve demokratik talebi olan eşit yurttaşlık ve eşit haklar talebini karşılamak işte tam da bu nedenle yok!

    Peki ne var?

    ‘Dinden sapmış, Alevi sapkınları devletleştirerek yola getireceğiz’ mantığı var! Bunun için de dört adımda Alevilerin devlet katında asimilasyonunu kurumsallaştırma stratejik planı devreye sokuldu.

    Peki bu yeni stratejik plan neyi içeriyor? Neleri hedefliyor? Bu sorulara da yarın cevap bulalım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Turan Eser: Diyanet Dersim üzerinden Alevilere sesleniyor

    Turan Eser: Diyanet Dersim üzerinden Alevilere sesleniyor

    PİRHA- Turan Eser, BirGün’de yazdığı yazıda, Dersim’de Munzur Üniversitesi Kampüsünde müftülüğe bağlı olarak açılan “Hz Ali Diyanet Gençlik Merkezi”nin Alevi gençlerini Alevilikten koparmaya hedeflemiş bir asimilasyon merkezi projesi olduğunu kaydetti. Eser ayrıca Alevi sorununun teolojik değil, demokratik haklar olduğuna işaret etti. 

    Dersim’de Munzur Üniversitesi Kampüsünde müftülüğe bağlı olarak açılan “Hz Ali Diyanet Gençlik Merkezi”ne tepkiler yükseliyor.

    Konuya ilişkin BirGün’de bir yazı kaleme alan Turan Eser, “Hz Ali Diyanet Gençlik Merkezi, Alevi gençlerini Alevilikten koparmaya hedeflemiş bir asimilasyon merkezi projesidir” dedi.

    Turan Eser’in yazısı şöyle:

    “Munzur Üniversitesi açıldığı günden itibaren, Dersim üzerinden Aleviliğin asimilasyonuna hizmet amacıyla kurulduğu biliniyor. Gerek üniversite gerekse bu üniversite kampüsünde, müftülüğe bağlı olarak açılan “Hz Ali Diyanet Gençlik Merkezi”, Alevi gençlerini Alevilikten koparmaya hedeflemiş bir asimilasyon merkezi projesidir.

    Tunceli Müftüsü Şevket Dilmaç’a göre bu gençlik merkezinin ardından “Hz. Fatıma Gençlik Merkezi ve Ehl-i Beyt Kuran Kursu” açılmasının hedefinde ise Alevi kadınlara yönelik asimilasyon projesi vardır.

    Evrensel anlamda üniversite, eğitim ve bilim kurumudur. Akıl ve eleştirel düşüncenin üretim merkezidir. Laik, demokratik ve hukuksal ilkeler üzerinden kurumsallaşır. Fakat dinci bir iktidarın Dersim’de Munzur Üniversitesi’ne biçtiği rol, eğitim merkezinden daha çok bir asimilasyon merkezi olması özelliğidir.

    Yani Üniversite kampüsü, laik ve demokratik eğitimin kurumsallaştığı değil, içerisinde cami, kuran kursu, müftülüğe bağlı gençlik merkezi gibi, Diyanetin yardımcı misyoner kurumu gibi hizmet vermektedir.

    NEDEN DERSİM VE ALEVİLER?

    Alevilik ve Aleviler gerek Osmanlı şeyhülislamlığı gerekse şeyhülislamlığın bugünkü devamı olan Diyanet kurumu üzerinden sunulan devlet dinine kapalı olduğu kuru bir slogan değildir. Asırladır süregelen hakikatin kendisidir.

    Yani Alevilerin inanç dairesi ve vicdanları İslamcılığa kapalıdır. Bu nedenle Aleviler Şeyhülislamlık-Diyanet kurumu ile hiçbir zaman barışık olmadı. Hatta ne bu kurumu ne bu kurumdan gelen “devletli din hizmetini” tanımadı ve kabul etmediler. Devletli Ulemanın fetvalarında katli vacip görülmeleri bundan dolayıdır.

    Peki hakikat bu iken, Diyanet ve devletleşmiş din neden ısrarla Alevileri dönüştürmek için, her türlü asimilasyon aracına başvurur ve Alevi mahallesine İslamcılık/Sünnilik tabelaları asar? Nüfusun Alevi olduğu köylere neden sosyal baskı mekanizmalarını kullanarak cami yapar? Dersim halkının böyle bir talebi ve ihtiyacı yok iken, Diyanet neden Dersim üzerinde asimilasyon merkezleri kurar?

    Manidar şekilde, özellikle son yıllarda, nüfusunun yüzde doksanı Alevi olan Dersim’de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sürdürdüğü bu sistematik ve sinsi asimilasyon çalışmalarıyla ne yapmaya çalışır?

    Dersim tesadüf değildir, yıllardır süregelen stratejik devlet aklının ürünüdür. Buna dair birkaç örnek verelim;

    1) Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, devletin genel Alevi asimilasyon politikasının bir parçası olarak, Dersim’i, Alevi Ocaklarının yaygınlığı üzerinden seçmiştir. Buradan kurulacak ilişkilerle tüm Türkiye ve Avrupa’daki tüm Alevi toplumuna mesaj vermek ve İslamizasyon tüneline sokmak istiyorlar.

    2) Dersim bölgesindeki birçok “Ocakzade” Alevi dedeleriyle kurulmuş yatay ve çıkar ilişkileri, Diyanet’in bu bölgede daha rahat hareket etmesine zemin sağlıyor.

    3) Ceplerinde Gri Pasaport taşıyan dedelerin yüzde 90’nın Dersimli olması tesadüf değildir.

    4) Diyanet ve Cem Vakfı organizasyonu ile Hacca gönderilen dedelerin de çoğunlukla Dersimli olması yine tesadüf değildir.

    5) Yine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafında ziyaret edilen ve Kuran dağıtılan dedelerin de Dersimli olması tesadüf değildi. “İslam birliği, beraberliği ve İslami kardeşlik açısından çok önemli bir adım olarak görüyoruz” diyerek yakınlarının kamuda istihdamı sağlayan Dersim Cemevi Başkanı ve Dedesi Ali Ekber Yurt’a, Diyanet Başkanının Kur’an-ı Kerim hediye ederek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kırmızı çizgisi olan “Kur’an-ı Kerim-Cami ve Sünnet”i hatırlatarak, Alevilere mesajını dedeler üzerinden göndermesi de tesadüf değildi.

    6) Yani Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın 19 Ekim 2018’de Dersim’de cemevi dedesi Ali Ekber Yurt’a, 20 Ocak 2019 Pazartesi günü Cem Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’a ve son olarak 21 Eylül 2019 günü Alevi Kültür Dernekleri Mersin Cemevi’ni ziyaretinde Dersimli cemevi dedesi Hasan Kılavuz’a da Kur’an hediye etmesi de tesadüf değildi.

    7) Diyanetin elinde Kur’an Dersimli dedeleri, Dersim Alevi Ocaklarını ve cemevlerini dolaşarak, bir misyoner gibi, Alevileri Kuran-Sünnet ve Camiye davet ediyor. Dedelere Kur’anı öptürmesi, İslamcılık çatışı altında birliğe davet etmesi, Diyanetin Alevi toplumuna mesajlarını cemevleri ve dedelerle ilişkiler üzerinde “meşrulaştırarak” göndermektedir. Cemevlerinin ve dedelerini bu mesajların Alevi toplumuna iletilmesinde araç olarak kullanıldığı da sır değildir.

    8) Tarihte bir “ilk” diye sunulan, 9. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, İzzettin Doğan ile birlikte olarak, Dersim Cemevi’nde posta oturtulması da tesadüf değildi.

    9) AKP’nin özellikle, dedelerin ve Alevi ocaklarının yoğun olduğu Dersim üzerinden bu algıyı inşa etme çabası kapsamında, 2009’da Abdullah Gül Cumhurbaşkanı, 2014’te Ahmet Davutoğlu Başbakan, 2018’de AKP delegasyon olarak, Dersim Cemevi’ni ziyaret etmeleri bir tesadüf değildir?

    10) Diyanet Emevi camiinde “Ali Algısı” üzerinden, Alevileri Emevi camiisine davet ederken, Şiiler Ehlibeyt camiindeki “Ali Algısı” üzerinden Alevileri, Ehlibeyt camisine davetlerini, Dersimli dedeleri kullanarak yapıyor olması da tesadüf ve yeni değildir.

    11) Fakat yeni bir şey var; iktidarın, Alevileri kendi içlerinde “Alili-Alisiz Alevilik” tartışmasına sokarak, içten bölünmesine zemin yaratma stratejisinin meyvesini toplamaya başlamasıdır.

    PEKİ ALEVİLER SÜRECİ NASIL OKUYOR?

    Aleviler ve Alevi kurumları, devlet ve diyanet üzerinden gelişen bu stratejik asimilasyon kuşatmasına karşı, koruyucu tedbirler almak, devlet tekelinde olan Diyanete ve onun dinsel hegemonyasına karşı mücadele fikri ve hukuksal mücadele zemini yaratmalıdır.

    Fakat Dersim’deki bu son gelişme üzerine, “Dersim’de diyanet tabela astı ise bunun nedeni Hak-Muhammed-Ali sevgisini Aleviliğin içinde görenler yüzündedir” gibi slogancı, iktidar politikalarını okumaktan aciz değerlendirmelerde bulunanlarda yok değil. Hatta Dersim üzerinden gelişen bu asimilasyonu bir iç tartışmaya ve saldırılara dönüştüren arkadaşlar, devleti ve diyaneti de aklamış olarak, kamu eliyle sürdürülen asimilasyon boyutunu, tartışma zeminin dışına attılar.

    Çünkü onlar için tek suçlu, asırlardır Aleviliğin inanç dairesi içinde, gülbanklarda, deyişlerde, duvazlarda dile gelen “Hak-Muhammed-Ali” üçlemesi imiş! Bu olmasaymış tabela da Dersim’e asılmazmış! Entelektüel derinlik bu!

    ALEVİ SORUNU TEOLOJİK DEĞİL, DEMOKARTİK HAKLARDIR!

    Neyse bizim gündemimiz bu değil! Çünkü “Alili-Alisiz Alevilik” tartışması bu iktidarın yaratmaya çalıştığı gündemdir! “Alili-Alisiz Alevilik” popülist düzeydeki teolojik tartışmalarla, Alevi hak ve taleplerinin üstünü örtmeye çalışan tuzak bir gündemdir.

    Kadim bir inanç olan Alevilik “yol bir sürek binbir” düsturuyla, Alevilik yolunda var olan tüm farklılıkları ve sürekleri akıl, gönül, eşitlik ve çoğulculuk zemininde bir arada tutarak asırların yolculuğunu günümüze taşımıştır. İktidar merkezli ve devlet retoriğinin istismar argümanı olan ““Alili-Alisiz Alevilik” tartışması, Alevileri kendi içindeki süreklerin birbiriyle çatışmasını artırmak, Alevi toplumsal çoğulculuğunu parçalamak, zayıflatmak ve Alevileri farklı yapılar ve tanımlar altında homojenleştirmeyi hedeflemektedirler.

    Sağduyulu Aleviler ve Alevi kurumları, iktidarın gündemindeki bu ayrıştırma gündemlerine sığınmaz. Diyanet ile teolojik zemininde değil, demokratik haklar, inanç özgürlüğü, laiklik ve hukuksal zemindeki gündemleri yaratarak tartışır. Çünkü Alevilerin eşit yurttaşlık ve eşit haklar mücadelesi ve talepleri hukukidir!

    İktidar erki ve onun emrindeki modern şeyhülislamlık kurumu olan Diyanet beklentisi ve çabası, Alevilerin Kur’an-Sünnet-Cami” dairesinde, devlet tekelindeki İslamcılığa teslim alınmasıdır.

    Aleviler “eşit haklar, eşit yurttaşlık” dedikçe, “Cem bizim ibadetimiz, Cemevi bizim ibadet yerimiz, Alevilik her din ve inanç gibi kendi özgü inançsal öğretileri, ritüelleri, kurumları ve kuralları olan bir inançtır. İnancını da sadece kendisinin belirlediği inanç dairesi içinde yaşar” dedikçe, devlet Alevilere karşı, “Kur’an ve sünnet çizgisinden, Kur’an ve sünnet birlikteliğinden asla taviz vermeyeceğiz” diyerek, devlet sopasını göstermeye çalışmaktadır.

    DERSİM ÜZERİNDEN DİYANETİN VERDİĞİ MESAJ İYİ OKUNMALIDIR.

    Dersim’de Munzur Üniversitesi içinde gençleri asimile etmek amacıyla açılan merkez ve tabela ile verilen mesaj bundan öte bir şey değildir.

    Diyanet ve iktidar Dersim’de Alevilerin asimilasyonu ve Aleviliği ise Diyanetin tekelindeki din anlayışı ile homojenleştirme çabasından başka bir niyet taşımadığını, yıllardır inşa etmeye çalıştığı “Alevilik bir inanç değil, folklorik unsurdur, cem ibadet değil, zikirdir, cemevi ise ibadet yeri değil, zikir evidir” gibi, Aleviliği, diğer İslamcı tarikatlar ve cemaatlere benzetmek istemektedir. Bunun içinde, nüfusunun yüzde 90’nın Alevi olduğu Dersim üzerinden Türkiye’ye ve Dünya’ya mesaj vermek istemektedir.

    Boş zamanını ve can sıkıntısını sosyal medya üzerinde çıkardığı hane içi kavgalardan, laf çakmalardan ve Aleviliğin içindeki süreklere ve değerlere laf çakmaktan haz alan Alevilere de bir çift sözüm var; siz asimilasyonun ve Dersim’deki mevzunun farkında değilsiniz. Büyük resmi görmek yerine, yanınızda duran canınıza yumruk çakmayı, farklı ama Alevilik yolunda bir olmak yerine, ayrıştırmayı “Alevi davası” gibi görmektesiniz. Bu tavrınızın Alevi toplumun hak ve taleplerine bir nebze katkısı olmadığı gibi, zarar verdiğini lütfen fark ediniz.

    Unutulmamalı ki Dersim mevzusu, tarihsel Alevi inkarının halen sürdürüldüğünü göstermektedir. Dolayısıyla Alevilere yönelik her asimilasyon kuşatmasını, hane içi kavgalara değil, hak temelli mücadelenin binbir farklı Alevi sürekleriyle ama yolun birliğinde sürdürülmesine kafa yormalı.

    Çünkü siyasal İslamcılık ve Diyanet, laikliğin kurumsallaşmasını, laik yaşamı ve laik ve demokratik bir cumhuriyet düzenini savunanları sevmezler. Laikliği savunan Alevileri de “ateist, Alisiz Aleviler” diyerek, sözüm ona itibarsızlaştırmak için her türlü kara propagandayı medyalarında, fetvalarında, siyasal İslamcı demeçlerinden eksik etmezler.

    ALEVİLER TEOLOJİK TARTIŞMA DEĞİL, HUKUKSAL MÜZAKERE İSTİYOR, ALEVİLİĞİN TANIMLANMASI DEĞİL, TANINMASI TALEP EDİYORLAR

    Alevi inançsal kimliğinin tanınması talebini ise, hukuk dışı yaklaşımlarla teolojik düzeye çekerek, Aleviliği tanımlama kibriyle, mezhep dayatmasına girişirler. Aleviliğin, devlet ve diyanet dini ile taban tabana zıt olduğu gerçeğinin üstünü örtmek için Şeyhülislamcı aklı günümüzde referans olarak kullanırlar.

    Alevilerin dünyasında asla kabul görmeyecek olan laiklik karşıtı Diyanet’in medyatik resimler eşliğinde ve “Ali-Ehlibeyt” üzerinden “biz aynıyız” mesajı vermesi, tümüyle bir Emevi ve Muaviye aklının istismar ürünüdür. Aleviler asırlardır devlet diniyle “biz aynıyız” dememiştir. Devletin “biz” kavramındaki Makbul vatandaşı ve dininden olmamışlardır. Ama onların “katli vacip” diye tarif edilerek payına katliam, kıyım, asimilasyon ve ayrımcılık düşen ötekileri olmuşlardır.
    Özetle ifade edecek olursak, Diyanet elini Alevilerden çekmelidir. Asimilasyon merkezleri kurmaktan ve Aleviliğin ne olup olmadığına dair, hakkı ve haddi olmayan teolojik tanımlara ve kırmızı çizgi dayatmalarından vazgeçmelidir.

    Çünkü Alevilerin hak ve eşitlik talepleri, laiklik, hukuksal ve demokratiktir. Zor ve asimilasyon yolu ile çözülemez.

    Aleviler devlet ile Diyanet ve müftülükler üzerinden sürdürülen teolojik tartışma, tanımlar ve mezhepçi müdahaleler üzerinden değil, laiklik ve hukuksal zeminde demokratik çözüm masalarında buluşmak ister.

    Bunun da muhatapları, kişisel çıkarlarını Alevi toplumun hak ve taleplerinden önce gören, ceplerine gri pasaport koyduğunuz, menfaatçi ve çıkarcı dedeler ve cemevleri değildir. Alevilerin gerçek muhatapları bellidir; Türkiye’de Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu, Hacı Bektaşi Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri ve Avrupa’da ise Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’dur. Çünkü Alevileri ve Aleviliği temsil gücü olan bu kurumlardır.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eser: AABF, Avusturya’da ‘İslam Yasası’ dışında kalmak için Tüzel Kişilik kazanmıştır

    Eser: AABF, Avusturya’da ‘İslam Yasası’ dışında kalmak için Tüzel Kişilik kazanmıştır

    PİRHA- Avusturya’da Aleviliğin bağımsız bir inanç olarak tanınmasının önemli olduğunu belirten Birgün Gazetesi Yazarı Turan Eser, “AABF, ‘İslam Yasası’ dışında, özerk ve bağımsız kalmak için Anayasa ve Federal kanunlar kapsamında hukuksal başvuru yapmış ve Tüzel Kişilik kazanmıştır” dedi. Eser,Bu kazanım aleyhine söylemler de söz konusu. Bunda hem Alevi kurumlarının hem de kimi yöneticilerin kamuoyu ile iletişim kurma sorununu aşamamış olmasını da eklemek gerekir” ifadelerini kullandı. 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun çabasıyla, Avusturya devleti Aleviliğin bağımsız, özgün bir inanç olduğunu resmen tanıdı.

    Birgün Gazetesi Yazarı Turan Eser, bugünkü yazısında Aleviliğin Avusturya’da “kendine özgü inanç” olarak tanınmasını yazdı.

    Avusturya’daki din ve inanç özgürlüğü hukukunun kapsamını, yasal dayanaklarını ve hukuksal olarak AABF’nin mücadelesini anlatan Eser, “Her ne kadar AABF “Tüzel Kişilik” statüsü için “Resmi Kayıt” başvurusu yapmış olsa da, kamuoyunda ki tartışmalar hukuksal sonuçları yerine, her önüne gelenin “Alevilik tanımı” tartışmaları üzerinden, “İslam içi-dışı Alevilik” ya da “Alili-Alisiz Alevilik” gibi, Alevilerin ve Alevi kurumlarının gündeminde ve ihtiyacı olmayan bir zemine çekilmeye çalışıldı” diyerek eleştirdi.

    “AVUSTURYA’DA ALEVİLERİN KAZANIMLARI VE ALGILAR”

    Turan Eser’in yazısının bir bölümü şöyle:

    “Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 13 yıldır hukuksal ‘tanınma’ için verdiği hukuki eşit haklar mücadelesi sonucunda, 14 Mart 2022 tarihinde Avusturya Milli Eğitim, Sanat ve Kültür Bakanlığı (BMUKK) bünyesindeki Din İşleri Dairesi (Kultusamt) tarafından “Frei Aleviten Östereich” olarak “Tüzel Kişilik” hakkı kazanarak, devlet nezdinde “Kayıtlı İnanç” statüsü elde etmiştir.

    Bu karar sonrası kamuoyunda lehte ve aleyhte yapılan tartışmalar ve açıklamalara bakıldığında, “körün fili tarifi” misali, eksik, yanlış ve kulaktan dolma ve zorlama bilgilerden oluştuğunu ifade edersek abartmış olmayız.

    Ayrıca bu konuda görüş sunan birçok kişinin Avusturya’daki din ve inanç özgürlüğü hukukunun kapsamını, yasal dayanaklarını ve hukuksal olarak AABF’nin başvurusuna ilişkin verilen kararın içeriğini bilmeden, kendilerine göre bir okuma yaparak, kafa karıştırmaktan başka bir şeye hizmet etmediklerini de sosyal medya ve basın üzerinden takip etmek zorunda kaldık.

    Bunda hem Alevi kurumlarının hem de kimi yöneticilerin kamuoyu ile iletişim kurma sorununu aşamadığını da eklemek gerekir.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) başvurusu ve başvuruya ilişkin Avusturya Kultusamt tarafından “Frei-Alevitischen Glaubengemeinschaft in Österreich” (kısatılmış hali “frei-Aleviten Österreich”) ismine verilen “Tüzel Kişilik” statüsü ve resmi kayıt başvurusun kabul edilmesi, mevzunun kamuoyuna açık, yalın ve hukuksal çerçevedeki kazanım olduğunu anlatmak yerine, daha çok teolojik bir kazanım gibi aktarılmasından kaynaklı olarak kafa karıştıran ve birbiriyle çelişki içeren paylaşımlara, açıklamalara ve tartışmaları izler hale geldik.

    Her ne kadar AABF “Tüzel Kişilik” statüsü için “Resmi Kayıt” başvurusu yapmış olsa da, kamuoyunda ki tartışmalar hukuksal sonuçları yerine, her önüne gelenin “Alevilik tanımı” tartışmaları üzerinden, “İslam içi-dışı Alevilik” ya da “Alili-Alisiz Alevilik” gibi, Alevilerin ve Alevi kurumlarının gündeminde ve ihtiyacı olmayan bir zemine çekilmeye çalışıldı. Hatta Türkiye’de kimi Alevi kurumları bile bu kazanımı kutlamak ve emsal kabul edip, Türkiye’deki kamu hukukuna aktarılmasını sağlamak için hukuksal mücadeleyi tercih etmek yerine, yol kardeşlerinin bu hukuksal kazanımlarına karşı, teolojik tartışmaya başlaya, basın toplantıları düzenlediler. AKP’nin, Diyanet İşleri Başkanlığı, AKİT ve Aydınlık Gazetesi gibi Alevi inkarını ve Alevileri itibarsızlaştırmayı kendilerine rehber edinenlerin argümanlarına sığındılar.

    Oysa AABF tarafından sürdürülen hukuk mücadelesinin merkezinde önemli hedefler ve bu hedeflere ulaşmak için elde edilen kazanımlar vardı. Bu kazanımlar göz ardı edilmiştir.

    AABF’NİN HEDEFİ VE BAŞARISI

    Türkiye’de mezhepçi ve siyasal İslamcı bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevilere “Kuran, Sünnet, Cami ve İslam” dairesi içinde eritmek için yoğun çaba göstermektedir.

    AABF’de tıpkı bağlı olduğu Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu ve Bileşenleri ile aynı düşünsel ve hukuksal mücadele eksende yer alarak, Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dayattığı kırmızı çizgilerini reddederek, asimilasyona, tanımlanmaya, Diyanet İslamı içinde eritilmeye itiraz etmektedir.

    İşte, tam da bu gerekçe ile AABF’nin mevcut yönetimi, verdiği hukuksal mücadele ile Avusturya’nın 2015 tarihli yeni İslam Yasasının, tıpkı Türkiye’deki Diyanet’te olduğu gibi, Avusturya’da “Kuran, Sünnet, Cami ve İslam” dairesi dışında kalmaya izin vermeyen mevzuatının dışında bağımsız olarak “özerk” ve “tüzel kişiliğe” sahip olmak istemiş ve bu hakkı elde etmiştir.

    Ayrıca belirtmekte fayda olduğunu düşündüğüm diğer husus ise, 2015 tarihli yeni “İslam Yasası”na göre, İslami cemaatler, Anayasa’ya göre “Tanınmış Dinler” olan Hristiyan ve Yahudi cemaatleri gibi daha özerk ve bağımsız hareket etme hakkına sahip değildirler. Aksine daha sıkı bir devlet kontrolü altına alınmıştırlar.

    AABF işte bu nedenle, sadece “İslam Yasası” dışında bir tüzel kişilik hakkı elde etmek için değil, aynı zamanda Aleviliğin “İslam Yasası” içinde asimile edilmesine, ikinci sınıf seviyeye indirilmesine ve siyasal İslamcılık üzerinden devlet kontrolünde, Aleviliği bir “güvenlik sorunu” gibi algılanan bir inanç toplumu olmayı kabul etmediğinden, İslam Yasası yerine, 1874 tarihli tanıma yasası ve 1998 tarihinde yürürlüğe girmiş ve kanunen henüz tanınmamış dini toplulukları kayıt altına almayı amaçlayan ve hukuki statülerini düzenleyen “Staatsgrundgesetz” ( Temel Vatandaşlık Hakları Anayasası), Bundes-Verfassung (Federal Devlet Anayasası) ve “Bundesgesetz über die Rechtspersönlichkeit von religiösen Bekenntnisgemeinschaften” (Federal Dini İnanç Topluluklarının Statüsü Kanunu) üzerinden başvuru yapmıştır.

    Bu kısmı özetleyecek olursak, AABF “İslam Yasası” dışında, özerk ve bağımsız kalmak için Anayasa ve Federal kanunlar kapsamında hukuksal başvuru yapmış ve Tüzel Kişilik kazanmıştır.

    “TEOLOJİK TARTIŞMALARA KURBAN EDİLDİ”

    İşte kayda değer mücadele çizgisi olarak, AABF’nin Yeni İslam Yasası yerine, Avusturya Anayasa’sı ve Temel Haklar üzerinden Tüzel Kişilik statüsü elde etmesinde hukuksal ve düşünsel yaklaşım göz ardı edildi ve teolojik tartışmalara kurban edilen bu önemli boyut gölgede kalmıştır.

    Tam da bu nedenle, ortalıktaki kafa karışıklığını kaldırmak ve objektif bilgileri aktarmak için, 14 Mart 2022 tarihli kararını hukuksal ve veriler çerçevesinde okuyucuya sunulmasının gerekliliğinden bu yazı kaleme alınmıştır. Bunu da sorular ve cevaplar şeklinde sürdürmenin daha açıklayıcı olacağı kanısındayım.

    AVUSTURYA’DA DİN VE İNANÇLARIN TANINMASI SÜREÇLERİ NASILDIR?

    Avusturya’da din ve inanç topluluklarının resmi kayıt ve dinsel topluluk olarak tanınması için iki aşamalı bir süreç ve statü bulunmaktadır.

    1) Birincisi; başvuru şartlarını yerine getiren tüm din ve inançlara tanınan; “Devlete kayıtlı inanç topluluğu” (Staatlich eingetragene religiöse Bekenntnisgemeinschaft) olma hakkıdır. Bu birinci aşamadır. Bu hakkı elde edenlere “Tüzel Kişilik” statüsü verilir. Bunlara “Kanunlarca tanınmayan dini cemaatler” denilir. Yani tam tanınma hakkı henüz verilmemiştir. AABF başvurusu tamda bu aşamadadır. Hatta 2013 yılında başvurusu kabul edilen “Avusturya Kadim Alevi İnanç Topluluğu”, “Bahailer”, “Hindular” gibi bazı din ve inanlar bu aşamadadır.

    2) İkincisi ise, “Resmen tanınan ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü kazanan Kiliseler ve dini Topluluklar” (Gesetzlich anerkannte Kirchen und Religionsgemeinschaften) Yani 1874 tarihli kanuna göre “Kanunlarca tanınmış dini Cemaatler” statüsüdür. Bu grupta yer alan dini topluluklarının da tanınması 2 ayrı kategoride ele alınıyor.

    1) Tanıma Kanununa göre devlet tarafından özel bir statüyle tanınmış Kiliseler ve din toplumlarıdır.

    2) Katolik Kiliseleri, Yahudi Cemaati, Protestan Kiliseleri gibi “Konkordat” gibi özel yasalarla tanınmış dinler ya da “İslam Gesetz” kapsamında tanınmış Avusturya İslam İnanç Toplumu ve Alevi İslam İnanç Toplumu gibi Müslümanların içinde aldığı statüdür.

    AABF ise, İslam Yasasına göre değil, Tanınmış Din ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü elde etmenin birinci aşaması olan; “Devlete kayıtlı inanç topluluğu” (Staatlich eingetragene religiöse Bekenntnisgemeinschaft) hakkını elde etmek için başvurmuştur.

    Yani başvuru hukuksaldır ve eşit haklar kapsamından yapılmış bir başvurudur. Teolojik bir başvuru içermemektedir. Zaten yasa da teolojik bir başvurunun karşılığı yoktur.

    AABF’nin kurumsal olarak “Devlete kayıtlı inanç topluluğu -Tüzel Kişilik” statüsü elde etmesine yol açan hukuksal karar, sanki teolojik bir karar verilmiş gibi yanlış anlaşmalara ve kafa karışıklığına yol açan tartışmalara dönüştü. Dolasıyla hukuksal kazanımın içeriği, sonuçları ve AABF’ye yüklediği yeni sorumluluk ve görevler yerine, konu “Alisiz Alevilik-Alisiz Aleviler” gibi tuzak tartışmalara çekilmeye çalışıldı.

    KENDİNE ÖZGÜ ALEVİLİK TARTIŞMASI NEREDEN ÇIKTI?

    Avusturya’da bir inanç toplumu tanınmanın birinci aşaması olan “Devlete kayıtlı inanç topluluğu” (Staatlich eingetragene religiöse Bekenntnisgemeinschaft İslam Yasasına göre başvuru yapmak istiyorsa, kendi inancı ya da dini hakkında temel bilgileri içeren resmi başvuru tüzüğü başka bir dini ya da inanç toplumuyla aynı olamaz.

    Hatırlayacağınız gibi AABF’ye ait Tüzüğü habersiz ve gizlice kullanan, Cem Vakfı çizgisindeki İslamcı bir grup “Avusturya Alevi İslam Toplumu” adına, 23 Mart 2009 tarihinde Din İşleri Dairesi (Kultusamt) başvuru yapmıştı. Kultusamt bu başvuruyu o zaman “Avusturya’da tanınmış bir İslami kurum var, ikinci bir İslam kurumu onaylanamaz” diye başvuruyu reddetmişti.

    Din İşleri Dairesi (Kultusamt), AABF’nin yaptığı başvuruya da, benzer bir şekilde itirazda bulunarak; 13 Aralık 2010 tarihinde “Devlete kayıtlı Alevi İslam Toplumu ile aranızdaki farklar nedir” sorusunu yöneltti. AABF ise bu gurubun, kendileri tarafından hazırlanan, AABF’ye ait başvuru dosyasını çalarak, dosyanın başlıklarının “Alevi İslam-İslam Aleviliği” olarak değiştirilerek, kendilerinden gizlice başvurduklarını açıkladıktan sonra, kendi tüzüklerinde “Aleviliğin kendine özgü bir inanç” olduğunu, “İslam Aleviliği” gibi bir tanımın ve içeriğin kendilerini temsil etmediğini ifade etmişlerdir. Alevilere Diyanet gibi bir İslam dini “Kuran ve Sünnet” dayatmasının gerek hukukun evrensel kabullerine gerekse Avusturya Anayasasında güvence altına alınan din, vicdan ve inanç özgürlüğüne aykırı olduğunu savunarak, AABF’nin “İslam Yasası” dışında “özerk” ve “bağımsız” bir Tüzel Kişilik olarak kaydının yapılmasını talep etmişlerdi. Bu talep ise kabul edilmiştir.

    KARAR BAŞKA FİKİR BAŞKA

    AABF Avusturya Anayasasında yer alan temel hak ve dini özgürlüklerin güvence altına alan yasal düzenlemelerde sunulan haklarını hukuksal olarak kullanmak ve kamusal alanda Aleviliği ve Alevilerin görünür, tanınır ve tanınması için oldukça önemli olan bir hukuksal kazanım elde etmiştir. Önemli olan da bu hukuksal kazanımdır.

    Bu kazanım ilk aşama hukuksal olarak olmazsa olmaz olan ilk başvuru olup “kayıtlı olmak” ve “Tüzel Kişilik” statüsü etmekti. AABF’yi bekleyen daha ikinci aşama ve zorlu bir süreç vardır.

    Dolaysıyla başta AABF olmak üzere AABK ve tüm Alevi kurumları ikinci aşama için hazırlık ve tartışma yapmalıdır. Bugün Alevilerin sorunu ve ihtiyacı “Alisiz Alevilik-Alisiz Aleviler” ya da sokakta/sosyal medyada “kendine özgü inanç” tartışması yapmak değildir.

    Eğer AABF “Frei Aleviten Östereich” olarak Avusturya’da, “Resmen tanınan ve Kamu Tüzel Kişiliği Statüsü kazanan Kiliseler ve dini Topluluk” (Gesetzlich anerkannte Kirchen und Religionsgemeinschaften) olarak tanınmak istiyorsa, bu kazanımın nasıl elde edileceği, bu kazanım elde edildikten sonra nasıl korunacağına kafa yorması daha elzemdir.

    Çünkü AABF, şu an elde ettiği hakla, kamusal alanda aşağıda sıraladığım birçok hakkı kullanma hakkına sahip değildir.

    Eğer AABF “Frei Aleviten Östereich” olarak;

    • Resmi olarak tanınmış din toplumu olmak,
    • Kamu Tüzel Kişiliği statüsüne kavuşmak,
    • Özerk yapı olmak,
    • Okullarda Alevilik dersleri vermek,
    • Müfredatını kendisi hazırlamak,
    • Çalışma yasasından faydalanmak,
    • Gelirler ve vergi kanunlarındaki muafiyet ve indirimlerden faydalanmak,
    • Dedelerinin askerlikten muaf olmasını sağlamak,
    • Alevilik eğitimi veren öğretmenlerinin istihdamını sağlamak,
    • Özel Alevilik Okulu açmak,
    • Üniversitelerde Alevilik kürsüsü kurmak,
    • Alevi dersi öğretmenlerinin yetiştirilmesi hakkını elde etmek,
    • Alevi eserlerinin korunmasını sağlamak,
    • Yazılı kaynakların hazırlanmasını organize etmek,
    • Cezaevi, Hastane gibi kamu kurumlarında Ana ve Dedelerin Manevi hizmet sunmasını sağlamak gibi birçok haktan faydalanmak için;

    AABF’nin ikinci başvuru hakkını elde etmesi ve bu sürece yukarda saydığım konularda hazırlık yapması gerekir. Bunun için de derhal Avusturya’da yaşayan Alevilerden 17-18 Bin civarında “Alevi Beyanı” için isim ve imza toplanmalıdır.

    Yazının tamamını okumak için tıklayın. 

    (HABER MERKREZİ)

  • Turan Eser: Diyanetin bütçesi cüzdanınıza, uygulamaları vicdanınıza sığar mı?

    Turan Eser: Diyanetin bütçesi cüzdanınıza, uygulamaları vicdanınıza sığar mı?

    PİRHA-AKP tarafından TBMM’ye gönderilen 2022 bütçesini değerlendiren BirGün Gazetesi yazarı Turan Eser, “Demokratik, sosyal, laik ve bir hukuk devleti bütçesi olmaktan uzaktır. Bir tür dinin MGK’sı olan bu yeni vesayet kurumu Diyanet, 2021 yılı için 12.9 milyar TL bütçeye sahip iken 2022’de 3.2 milyarlık artışla 16.1 milyar TL bütçeden pay alacak” ifadelerini kullandı. Eser, bütçe politikasında ve kanununda Alevilerin, gayrimüslimlerin ya da inanmama hakkını kullanan vatandaşların haklarının olmadığını belirtti. 

    BirGün Gazetesi yazarı Turan Eser, “Diyanetin bütçesi cüzdanınıza, uygulamaları vicdanınıza sığar mı?” başlıklı yazısında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) gönderilen 2022 yılı bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) ayrılan paya dikkat çekerek, “Bütçe, halkın talep ve ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak mezhepçi ve bir tek adam rejimi bütçesini politikası uygulamaktadır. Mezhepçidir; zira 83 milyon insanın vergisinin en önemli dilimi, diyanet, saray ve güvenlikçi politikaların vesayetini güçlendirmeye aktarılmaktadır” dedi.

    “DEMOKRATİK, LAİK VE HUKUK DEVLETİ BÜTÇESİ OLMAKTAN UZAK”

    Eser, bütçe verilerini 18. yüzyıl krallarının vergi ve bütçe zihniyetine benzetirken, şu ifadeleri kullandı:

    “Demokratik, sosyal, laik ve bir hukuk devleti bütçesi olmaktan uzaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı iktidar emrinde örgütlenen mezhepçi bir kurum olmanın ötesinde, devlet ve siyasal islamcılığın üretimindeki dincilik ile toplumsal Sünnileştirme ve eleştirel ve sorgulayan akılları ise dindarlaştırma yoluyla iktidara “biat toplumu” yaratma görevi üstlenmiştir.

    Bunu ise, eğitimden, sağlığa, ekonomiden siyasete, hukuktan sosyal politikalara, çocukların hayatlarından ailelerin hayatlarına kadar her alanda müdahil olarak yapmaya çalışıyor. İktidarın yarattığı her türlü tahribatı hutbelerle aklayarak, ezen ezilen ilişkisinde, ezenlerin lehine Muaviye zihniyeti sürdürmektedir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı elinde 130 bin din bürokrasi ve devasa din bütçesi ile aynı zamanda demokratik-toplumsal muhalefeti bastırmak ve haksızlıklara itiraz etmek hakkını kullanan halka şükür etmesini vaaz ediyor.

    AKP hükümeti ve Cumhur İttifakının vergi ve bütçe politikalarındaki adaletsizliği ve vicdansızlığının sonucu, vergi gelirlerinin yüzde 80’ni, çalışandan toplarken, yandaşlarına ve bildiğimiz 5li yandaş müteahhitlerine zenginlik ve vergi muafiyeti cenneti bir Türkiye vaat etmektedir. Yandaş İslamcı vakıfları, değişik uygulama ve yöntemlerle gelir vergisinden muaf tutmak, iktidar ve AKP’li belediyelerin olanaklarını bu kesimlere peşkeş çekmek ise ayrı bir hukuksuzluk olarak sürüyor. Tüm zenginliğin yüzde 80’ni elinde bulunduran yüzde 10’lik kesim, adaletsiz ve vicdansız şekilde sadece yüzde 20 vergi ödüyor. Halk ise merkezi bütçenin yüzde 80’ni karşılayan ve bu bütçenin de en mağdur kesimini oluşturmaktadır.”

    “SİYASAL İSLAMCI YANDAŞLARI HEDEFLEYEN BÜTÇE”

    “Sosyal ve demokratik devletlerin asli görevi, sosyal ve kamu hizmetlerini halkına eşit, ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir şekilde sunmak iken, AKP hükümeti vergilerimizi kamu hizmetlerine aktarmak yerine, yandaş özel sektöre ve siyasal islamcı yandaşlarına aktarmayı hedefleyen bütçe yapmayı hedeflemiştir” diyen Eser, AKP’nin yoksulların yükünü kaldırmak yerine, zenginlerin daha çok kazanmasını teşvik eden bir bütçe politikası yaptığını savundu.

    “DİYANET’İN BÜTÇEDEN ALACAĞI PAY 3.2 MİLYARLIK ARTIŞLA 16.1 MİLYAR TL”

    Eser, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan bütçenin büyüklüğüne değinerek, “Devletin 130 bin imamlı en büyük asimilasyon merkezi haline gelen camisi, Diyanet İşleri Başkanlığı kurumudur. Bir tür dinin MGK’sı olan bu yeni vesayet kurumu Diyanet, 2021 yılı için 12.9 milyar TL bütçeye sahip iken 2022’de 3.2 milyarlık artışla 16.1 milyar TL bütçeden pay alacak.

    Diyanetin bütçesindeki bu yüzde 24.02’lik artışı sağlayan AKP iktidarı, her nedense emeklilerin, emekçilerinin maaşlarına yansımadı. Emeklilere ve emekçilere açlık zammı reva gören bir zihniyet, Diyanet’in bütçesi Sağlık, Kültür, Eğitim, Bilimden ve halktan daha da önemli görmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, 2022 bütçesindeki paya bakılırsa, 17 bakanlıktan 7’sini aşan bir bütçeyi arkasına aldı” diye konuştu.

    “BÜTÇE POLİTİKASINDA ALEVİLERİN, ATEİSTLERİN, GAYRİMÜSLİMLERİN HAKKI YOK”

    Eser, bütçe politikasında ve kanununda Alevilerin, gayrimüslimlerin ya da inanmama hakkını kullanan vatandaşların haklarının olmadığını belirtti. “Türkiye’de çoğunluk inancına sığınmış siyaset kültürü ve iktidar, sayıca az olanları yok sayıyor. İnanç özgürlüğü hakkı, sayısal çoğunluğa ve egemen din anlayışına göre düzenleniyor. AKP hükümetiyle birlikte tüm cumhuriyet hükümetleri bu gerçeği değiştirmemiş ve yurttaşları arasında ayrımcılık yapmıştır” diyen Eser, şu ifadelere yer verdi:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı’na önceki yıllardaki ve 2022 yılı için ayrılan ödenek bunun kanıtıdır. 90 bin camiye ve 130 bin imamı ve din görevlisi bürokratı finanse eden bu çarpık ve ayrımcı laiklik uygulamasını bilmeyen yok. Kamuoyunun ezberlediği ve fakat demokratik kamuoyunun etkisiz kaldığı bir uygulama olarak giderek güçlenen ve laiklik karşıtı bir kambur haline koruyor.

    Cumhuriyet hükümetleri, Diyanet’e ayrılan ödeneğin, Sünnilerden, Alevilerden, Gayri Müslimlerden toplanan vergilerle oluşturuluyor. Hizmet ve kaynak ise sadece, devletin belirlemiş ve tarif etmiş olduğu Sünni-Hanefi inancına aktarılıyor. Bu önemli ve ciddi bir ayrımcılık uygulamasıdır. Eşitlik ilkesini hiçe sayan haksız bir uygulamadır. Cumhuriyet hükümetleri resmi olarak benimsediği, desteklediği, beslediği ve toplumun onun etkisinde tektipleştirmeye çalıştığı, Sünnilik-Hanefi inancı dışındaki diğer inançları da, başta Aleviler olmak üzere inkar ediyor. AKP dahil tüm Cumhuriyet hükümetleri Anayasanın 10. Maddesine göre Alevilerin eşit haklara sahip olduğunu, uygulamada kabul etmedi. Bu açıdan bakıldığında AKP hükümeti eğer “laiklik ilkesi” gereği bütün inançlara eşit mesafede olacaksa o zaman 2022 Bütçesinde bu benzer yardımların bütün inançlara nüfusları oranında yapılmalıydı. Bunun olmaması, somut bir ayrımcılık olmasının yanı sıra üzücü ve ilkel bir yaklaşımdır.”

    “DİYANET, LAİKLİK KARŞITI BİR KURUMDUR VE KAPATILMALIDIR”

    “Gelin size “kul hakkı” yenilen ve hakları ihlal edilen gerçek mağdurları anlatayım” diyen Eser, şunları söyledi:

    “Şeyhülislamlık kurumunun devamıyız” diyen Diyanet kurumu yıllardır Alevilerin, Caferilerin, Şiilerin, Gayri müslimlerin, ateistlerin, kadınların ve çocukların haklarını ihlal ediyor. Haram ettikleri vergileri utanmadan yiyorlar. Yıllardır farklı inançların haklarını gasp edip, dinsel ayrımcılığın daniskasını yapıp ve temel insan haklarını ihlal ederken, “kul hakkı” yemiyor musunuz?

    Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik karşıtı bir kurumdur. Eşitlik, laiklik, din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğüne karşı kurulmuş resmi devlet Sünniliği yaparak, demokratik, laik, sosyal ve bir hukuk devletine aykırı faaliyetlerin odağıdır.

    Cemaatlerin ve tarikatların istismarını önlemek için varlığı savunulan bu kurum ile birlikte tarikatlar ve cemaatler holdingleşiyor ve siyasallaşıyor. Şeffaf olmayan ve denetimleri yapılmayan birer rant merkezleri haline gelmiştir. Yani Diyanet’in varlığı cemaatlerin ve tarikatların istismarını önleyen değil, besleyen ve üreten bir kurum haline gelmiştir.

    Bu kurum laik bir düzenin hukukuna sığmaz. Devletin asli görevi ise dinsel telkin, fetva, faaliyet üreten değil, din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünü sağlayacak laik ve hukuksal bir kurum kurmalıdır.

    Çünkü; laik devlet, din, mezhep ve dindar üretmez. Bu özel alana aittir. O nedenle tüm siyasi partilere ve özellikle de muhalefet partilerine çağrım; laik bir devletin yapması gerekenlerini parti programlarına ve seçim taahhütlerine almalıdır.

    • Laik devlet vicdana müdahale etmez.

    • Vatandaşı zorla din kalıbı içine sokmaz.

    • Toplumsal ve dinsel çeşitliliği resmi din çimentosu ile homojenleştirmez.

    • Alevi, Hıristiyan, Musevi, Ezidi, Ateistin vergisini, Sünni din bürokrasisine aktarmaz.

    • Kamu bütçesi ile mezhepçi “Diyanet TV-Radyo” açmaz.

    • Kamu bütçesi ile dini finanse etmez.

    • Din adamlarına maaş vermez.

    • Dini kuralları ve fetvaları ile özel hayat düzenlemez. Ahlak ve din polisliği yapmaz.

    • Mercedes’li, cübbeli, sarıklı, sakallı ve 130 bin imamlı din bürokrasi ile din hizmeti vermez.

    • Dinci, şeriatçı, cemaatçi, FETÖ’cü ve siyasal İslamcı girişimleri kollamaz, beslemez ve büyütmez.

    • Yargı sistemi Diyanet’in fetvalarına göre karar vermez.

    • Dindar ve kindar nesil için eğitimi dinselleştirmez.

    • Aleviliğin ve farklı inançların tanımını yapmaz.

    • Farklı inançlar ve inanmayanlar üzerinde sosyal baskı mekanizmaları kurmaz.

    • Sayıları 25 bini aşan cami yaptırma dernekleri ve binlerce dinci Vakfın açılmasını teşvik etmez. Bunlara merkezi ve yerel yönetimlerden bütçe aktarmaz.

    • Anayasa’nın 136. Maddesi gereği “Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik ilkesi doğrultusunda görevlerini yerine getirir” deyip, DİB’nın 633 sayılı kanunundan da laiklik ilkesini çıkarıp, “İslam dininin ibadetleri doğrultusunda Kuran ve Sünneti referans alarak hizmet verir’’ diyerek halkını kandırmaz!

    • “Laiklik var” ve “dinde zorlama yok” diyerek, zorunlu din dersi vermez.

    • Kadınların vergisi erkek imamların din bürokrasisini kurmaz.

    • Diyanet’i korumak için, Siyasi Partiler Yasası’na 89. Maddeyi koymaz.

    • Siyasal ve toplumsal alanda dinsel vesayet kuramaz.

    • Alevilerin Cemevlerine tanım getirmez, köylerine zorla cami yapmaz.

    • Hac organizasyonu yapamaz.

    • Kadının köleleştirilmesine hizmet edecek fetvalar vermez.

    Şimdi siyasi partilere sormak lazım, “kul hakkı” yiyen kim, yurttaşların olması gereken eşit hakların ihlal eden kim?

    Peki siyasi partiler laik düzen, laik yaşam ve laik siyaset için, din istismarına dayalı siyasetini değiştirmeye aday mı?

    Biz halk olarak laiklik talebimizi siyasilere daha yüksek sesle duyurmak, siyaset kurumlarının ve hükümetlerin yarattığı dünyevi sorunların siyasallaşmış uhrevi dinci popülist demagojilerle çözülmeyeceğini anlatacak mıyız?

    Herkesin kendi inancını özel alanında özgürce yaşayacağı, inanç özgürlüğünün herkes için güvence altına alındığı ve ayrımcılıkların son bulacağı, çoğulculuğun ve sosyal ve hukuksal adaletin herkes için eşit kullanabileceği laikliğin tek çözüm olduğunu iktidara ve siyasi partilere anlatmaya devam edecek miyiz?

    Yoksa cüzdanınızı ve vicdanınızı diyanete ve dinci politikalara teslim mi edeceğiz?”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevi fobisi mi, Alevi sevgisi mi?’

    ‘Alevi fobisi mi, Alevi sevgisi mi?’

    PİRHA – Yazar Turan Eser, İBB’nin hazırladığı “Cumhuriyet ve Demokrasi” adlı bir broşür üzerine yapılan tartışmalara dair bir yazı kaleme aldı. Eser, “İBB broşüründe yer almış olan imam, papaz, dede ve hahamın yan yana getirilmiş olması, toplumsal barış açısından da bir mesajdı” dedi. 

    Yazar Turan Eser’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin broşürünü, ‘İstanbul Büyükşehir Belediyesi “Cumhuriyet ve Demokrasi” adlı bir broşür hazırlamış. Bu broşürde ise farklı inanç gruplarını temsilen, camiiden imamı, kiliseden papazı, cemevinden dedeyi ve sinagogtan hahamı yan yana getirmiş. Hatta inanç özgürlüğünde mezhepçi yaklaşımlar yerine, farklı inanlara eşitlik ve saygıya davet etmiş’ şeklinde yorumladı.

    Eser, Birgün Gazetesi’ne yazdığı yazıda, şu ifadelere yer verdi:

    “ALEVİ FOBİSİ YENİDEN GÖRÜNÜR OLDU”

    “Vay efendim sen misin bunu yapan” diye sosyal baskı mekanizmalarını kurmak için, tekçi ve İslamcı blokun Alevi fobisi yeniden görünür oldu. Bunu da Ekrem İmamoğlu üzerinden dile getirmeye başladılar.

    Yandaş medya “Alevilerden İmamoğlu’na tepki” diye manşet atmaya başladılar.

    Oysa ortalıkta Alevilerden İmamoğlu’na tepki gösteren kimse yok. Tepki gösterenlerin topyekünü İslamcı, tekçi ve mezhepçi. “Alevi” denilenler ise Aleviliği Sünnileştirmek ve Şiileştirmek için seferber olmuş rantçılar! Alevi toplumu bunları yakından tanıyor. O nedenle Alevi dünyasında bunların toplumsal karşılığı da yok. Bu çakma Alevi istismarcıları ve bu yolla nemalanmayı meslek edinmiş ve siyasi rantçılardan oluşuyor. Bunları sadece partilerin protokollerinde ve Alevi fobisine verdikleri destek mesajlarında görürsünüz.

    İBB’nin hazırladığı broşürdeki Alevi dedesi resmine bile tahammülü olmayan, Alevilerin eşit yurttaşlık ve eşit hakları talebini üstünü örtmeye dönük stratejiye hizmet ediyorlar.

    “NEDİR KOPMA?”

    Gericilik ve ırkçılık tarihin hiç bir döneminde farklı olana tahammül göstermemiştir. Alevi gerçeğini kabul etmek, Alevilerin hak ve taleplerinin karşılanmasına dair sağırlar ve dilsizler!

    Söz konusu Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması olunca, hep birlikte laikliğe, insan hakları ve inanç özgürlüğünün evrensel kabullerine karşı, mezhepçi ve ideolojik çığırtkanlık yaparlar.

    Hakikatleri kabul etmek yerine, komplo teorileri üretirler. “Almanya’nın başını çektiği yeni din yaratıyorlar”, “Alisiz Alevilik istiyorlar” ya da “ayrı bir din yaratıyorlar” gibi temelsiz ve boş laflarla Alevileri içten bölmeye çalışırlar.

    En büyük ezberleri ise “Alevileri İslamdan koparıyorlar”! Fakat “kopma”nın ne olduğunu dile getirmiyorlar.

    Kopma nedir mi?

    Asırlardır camiye girmemiş Alevileri kılıç, asimilasyon, katliam zoruyla camiye sokmak mıdır, kopmak?

    Yoksa asırlardır imamların peşinde namaza değil, dedesi ile kadın erkek eşitliğinden cemal cemale cem ibadetinde akıl, yol ve gönül birliği ile ibadet eden Alevileri, cem ibadetinden koparmaya çalışmak mı?

    Kerbela nedir? Yavuz Sultan Selim ve II. Mahmut dönemlerinin Kızılbaş ve Bektaşi kıyımları nasıl bir kopmadır? Ya Sivas, Maraş, Çorum, Gazi ve daha nice Alevi katliamları kimlerin kopma girişimidir?

    Nedir kopma?

    “Ya Sünnileşirsin ya da katlin vacip” fetvaları karşısındaki teslimiyet mi? Bir taraftan korkunun sesi, diğer taraftan çakma Aleviler var. Koro halinde “İslamın özü ve gerçek İslam biziz” diyor. O zaman bu argüman sahiplerine sormak lazım; yeryüzünde yaşayan 1 milyar 800 milyon Hanefi, Sünni, Şii müslüman ne oluyor?

    Siz “öz” iseniz onlar ne?

    Aleviler asırlardır Bektaşi, Kızılbaş ve Alevi olarak anılmış. Bir Aleviye inancını soracak olursanız, size vereceği kısa ve yalın cevap “Aleviyim” olur.

    “ALEVİ TOPLUMSAL HAFIZASI, ASIRLARDIR CANLI VE DİRİDİR”

    Alevi toplumsal hafızası asırlarıdır canlı ve diridir. İBB broşüründe yer almış olan imam, papaz, dede ve hahamın yan yana getirilmiş olması, toplumsal barış açısından da bir mesajdı. Ama derdi toplumsal barış ve huzur arayanlar ile komplo teorilere sığınan gericilik ve tekçilik ideoloji tarihsel hafızasının halen kötü örneklerinden kopamamış görünüyor.

    Korkmayın; dedeli, imamlı, papazlı ve hamamlı resim toplumsal barış ve laiklik için bir adımdır, kadın ve ana eksikliği de tamamlanırsa daha da eşitlikçi bir resime dönüşür. Yani tehdit değil, eşitlik için kadını eksiktir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Eser: Cemevlerine dair ilk ve son söz hakkı Alevilere aittir

    Eser: Cemevlerine dair ilk ve son söz hakkı Alevilere aittir

    PİRHA- BirGün gazetesi yazarı Turan Eser, ‘cemevi gerçeği-I’ başlığıyla bir yazı kaleme aldı. Avrupa ülkelerinde cemevlerinin ibadethane olarak tanındığına dikkat çeken Eser, “AKP iktidarı, Alevilerin inanç merkezi olan cemevi gerçeğini kabul etmemekte ısrar etmeye devam ettiler. Oysa cemevi, caminin, kilisenin, sinagogun alternatifi değildir” dedi.

    Yazar Turan Eser, mahkeme kararları doğrultusunda cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi için İBB meclisine getirilen önergenin AKP-MHP oylarıyla reddedilmesinin ardında, BirGün gazetesindeki köşesine ‘cemevi gerçeği-I’ başlığıyla BirGün’de bir yazı kaleme aldı.

    “CEMEVLERİ CAMİNİN, KİLİSENİN, SİNAGOGUN ALTERNATİFİ DEĞİL”

    “Madem yerel yönetimlerde, cemevinin hukuki tanınması gerçeğini tartışıyoruz, o zaman biz de gerçeğin kendisini, biraz arka planı ile birlikte konuşalım” diyen Eser, şunları yazdı:

    “Alevilerin ibadet yeri olan Cemevi, Danimarka, Almanya, Britanya, İsveç, İsviçre ve Avusturya’da resmi olarak tanındı. Çünkü hukukun evrensel kuralı bu tanınmayı sağlıyordu. Tuhaf olan ise, Türkiye bu evrensel hukuk normlarına uymak bir tarafa, Alevilerin en temel hukuksal haklarını, mezhepçi ve inkara dayalı tarihsel reflekslerini koruyarak yok sayıyor. Aleviler kendilerine yönelik süregelen ayrımcılık uygulamalarının son bulması, Cemevlerinin tanınması için, AKP hükümeti üzerinden devlete başvurdu. Ayrıca “Cemevinin İnanç Merkezi” olarak tanınmasına katkı için, TBMM içi ve dışındaki tüm siyasi partilere, sendikalara, meslek örgütlerine, demokratik kitle örgütlerine ve gazetelere ziyaretler yapılarak, cemevi gerçeği ve Alevi Hak ve Talepleri üzerine hazırlanan dosya sunuldu. Toplumsal barış, laik ve demokratik bir Türkiye için, Alevilerin eşit haklar talebine destek istendi. Fakat AKP iktidarı, Alevilerin inanç merkezi olan cemevi gerçeğini kabul etmemekte ısrar etmeye devam ettiler. Hatta daha ileri giderek, Alevileri rencide eden açıklamalar yaptılar. AKP hükümetinin bir çok milletvekili, Bakanı ve hatta Başbakanı; “Cemevi caminin karşısına konulamaz!”,“Cemevi cümbüş evidir” ya da “Cemevleri terör yuvası” denilerek ötekileştirildi ve ayrımcılığa maruz bırakıldı. Oysa cemevi, caminin, kilisenin, sinagogun alternatifi olmadığı gibi terör yuvası ya da “cümbüş evi” değildir.

    “ALEVİLER EŞİT HAKLAR MÜCADELESİNİ SÜRDÜRECEK”

    Eser, “Cemevlerine dair ilk ve son söz hakkı Alevilere aittir” diyerek devam ettiği yazısında, son olarak “Cemevlerini tanımayan, AKP hükümeti ve Diyanet İşleri Başkanlığı, bu yaklaşımlarıyla, inanç özgürlüğünü ve laiklik ilkesini ihlal ederek, milyonlarca Aleviyi yok saymıştır. Fakat, Cemevlerini Alevilerin inanç merkezi olarak tanınmasını, yasal ve kurumsal güvenceye kavuşturulması, laiklik, demokrasi ve inanç özgürlüğünün olmazsa olmaz koşulu olarak gören Alevi hareketi, AKP iktidarının bu kararına karşı eşit haklar mücadelesine devam ettiler” dedi.

    Yazının tamamı için;

    https://www.birgun.net/haber/cemevleri-gercegi-i-284812

     

  • Alevilik eğitimi 10 Ocak’da başlıyor

    Alevilik eğitimi 10 Ocak’da başlıyor

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Akademisi yeni yılda 4 konu 40 ders Alevilik eğitimi 10 Ocak’da başlıyor. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Cemevi öncülüğünde Pir Sultan Abdal Akademisi başlıyor. Alevilik eğitiminin koordinatörlüğünü Turan Eser yapıyor.  4 konu 40 ders ile başlayacak eğitimde ilk olarak Gani Pekşen, Alevi inancından hak aşıklığı, semah ve nefesler konusu anlatacak.  Eğitim 10 Ocak Cuma günü saat: 19.00 ile 22.00 saatleri arasında verilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • AKD ve ABF’ye çağrı: Acilen toplanıp Doğan Demir’in görevlerine son verin

    AKD ve ABF’ye çağrı: Acilen toplanıp Doğan Demir’in görevlerine son verin

    PİRHA – Ahmet Davutoğlu’nun partisinin kurucu üyelerinden olan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’e Alevi kurum temsilcileri ve yurttaşlar tepki gösterdi.

    AKP’den istifa eden Ahmet Davutoğlu’nun yeni kurduğu Gelecek Partisi’nin kurucu listenin ortaya çıkması ve Demir’in de geçtiğimiz hafta katılmayacağım söyleminin aksine kurucu üye olmasına Alevi kurum temsilcileri ve yurttaşlar sert tepki gösterdi.

    Mesajlarda, “Aleviler kapılarını Hızır paşaya mı açacaklar yoksa ben de bu yayladan ŞAH’a giderim diye idam sehpasına mı yürüyecekler” denildi.

    Sosyal medyada verilen tepkiler şöyle:

    “*AABK Eş Genel Başkanı Hüseyin Mat: Davutoğlu’nun kurduğu partinin kurucu üyeleri arasında yer alan AKD Genel Başkanı Doğan Demir derhal görevlerinden istifa etmelidir. Alevi kurumları, bireylerin kişisel çıkarları için kendi bağımsız çizgisinden asla taviz vermemelidir.

    *Turan Eser: AKD ve ABF’ye çağrı. İhvancı, siyasal islamcı Gelecek Partisi kurucular kurulu arasında yer alan Doğan Demir’in Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreterliği Alevilerin nazarında fiilen bitmiştir. Ahlaki tutum, parti kurucusu olmadan istifa ederek ayrılıp gitmesini gerektirirdi. Yapmadı! Bu durumda Doğan Demir’in Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreterliği görevlerinden alınması için bu iki kurumun yönetim kurulu acilen toplanması ve bu şahsın görevlerine son vermesi tarihi görevleri ve sorumluluğudur. Aksi durumda mevcut yönetimler, Alevi kurumlarını sıçrama tahtası olarak kullanarak, islamcı ve sağcı parti kuruculuğu yapanların suçuna ortak olmuş sayılır.

    *Fadime Türkyılmaz: Bu ayıpla yaşamayacağız. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin de bileşenlerinden olduğu Alevi Bektaşi Federasyonu’nun gereğini yapacağını bekliyoruz. Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi’ni Olağan Üstü Kurultay’a çağırıyoruz.

    *Metin Karataş: Davutoğlu ile Emevi Camisinde namaza gitmek için yola çıkan bir Xınzır Paşa daha! Alevi kurumlarını siyasete geçişte basamak olarak kullananlar, Alevileri, Alevilik ile aldatan Xızır Paşa’lardır! Alevi önderliği her türlü makamın üstündedir!

    *AKD’den Doğan Demir’in istifası çözüm değildir!
    Doğan Demir’i AKD ihraç etmelidir!
    Hem yaptığı bu ihanetin hesabını, hem de kurumu içine soktuğu borçun hesabını verdirip göndermelidir.

    *Alevilikte Yezit’e biat yoktur, Yezit’in kılıcı yalanmaz. AKD Genel Başkanı Doğan Demir derhal bu yanlıştan dönmeli ve tüm Alevi halkından özür dilemelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevilerin camiye değil taleplerinin karşılanmasına ihtiyacı var’

    ‘Alevilerin camiye değil taleplerinin karşılanmasına ihtiyacı var’

    PİRHA- Yazar Turan Eser, Kars’ın Sarıkamış ilçesindeki Alevi köyü Aşağısallıpınar’da Sünni dayatmaya karşı “Cami yoksa hizmet de yok” başlığı ile bölge halkına dönük asıl yapılmak istenenleri yazdı. Eser, yazısında “Alevi köyü olunca, kamu hizmetine eşit erişim hakkı yoktur” diye de ekledi.

    Kars Sarıkamış’a bağlı Aşağısallıpınar Köyü’ne zorla cami yapılması Yazar Turan Eser’in de tepkisine sebep oldu. 38 haneli Alevi köyünün devlet tarafından asimile edilmek istenmesine işaret eden Eser, “Cami yoksa hizmet de yok” başlığıyla konuyu BirGün gazetesindeki köşesinde değerlendirdi.

    Eser’in ilgili yazısı şöyle:

    “Aşağısallıpınar…

    Her Alevi köyü gibi kamu hizmetine muhtaç. Alevi köyü olunca, kamu hizmetine eşit erişim hakkı yoktur. Kamu hizmetlerinde ayrımcılığa uğramaları tarihsel bir mirastır.

    Ayrımcılık dayatmaları ise, devletin mesajını ileten kaymakamlar üzerinden gelir. Aleviler, köylerine cami yapılmasına müsade etmeli ve üstelik dilekçe ile talepte bulunulmalı! Ayrıca sandıkta AKP’ye oy çıkmalı! Cami ve oy varsa, kamu hizmeti de varmış!

    Aşağısallıpınar köyü, bugün tam da bu ayrımcılığı ve hak ihlalini yaşıyor. Çünkü o bölgede camisi olmayan tek Alevi köyü! 106 yıldır ısrarla bu köye cami yapılmak isteniyor.

    Kaymakamın hedefinde, okulsuz köy değil, ‘camisiz köy kalmayacak’ var. Köylülerin ise, alt yapı ve yola ihtiyacı var. Devlete göre de alt yapı ve yoldan önce, köye cami ve imam ile asimilasyon girmeli.

    Aşağısallıpınar köylüsü Z.K. ‘Bizim kapımız cemevidir. Ben Alevi olarak doğdum Alevi olarak ölmek istiyorum. Sünnileşmek istemiyorum’ diyor. Kaymakam ise ‘Bu köye cami yapılacak. Camisiz hiçbir köy kalmayacak’ diyor.

    Köylüler ve köy derneği, cami yapılmasına karşı olmasına rağmen, cami temeli atılıyor. Hummalı bir çalışma ile şu an caminin kaba inşaatı bitmiş durumda.

    Amaç Asimilasyon, Dinci Kadrolaşma Ve İslamcı Örgütlenme

    AKP hükümeti son 17 yıldır, İmam Hatip ve İlahiyat mezunları üzerinden sürdürdüğü kadrolaşma stratejisi boşuna değil. Çünkü İslamcılık, dinciliğe dayalı bir düzen değişikliğine hizmet ediyorlar.

    Alevi köylerine cami stratejisi ile;

    Din bürokrasine yeni istihdam, görev ve siyasal İslamcı misyon alanları yaratılıyor.

    Alevilerin cemevleri ve cem ibadeti engelleniyor.

    Diyanet üzerinden Alevilere Sünnilik ve ibadetleri dayatılıyor.

    Cemevinin yerine cami, cem ibadeti yerine namaz, dede/ana yerine imam sokuluyor!

    Alevi köylerinde siyasal islamcılık örgütlenmek isteniyor.

    Yani bu durum Alevileri kendi köylerinde asimilasyon politikasının hedefi haline getiren, çok yönlü sinsi politikanın adımlarıdır.

    Mezhepçi devlet yapılanması adına Alevileri Sünnileştirmek için görevlendirilen din bürokrasisinin yegâne görevi, cem ibadetini namaza, cemevinin işlevini de camiye dönüştürmektir. Alevi köylerine cami, imam ve namaz dayatması, din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğüne, laiklik ilkesine aykırı bir insan hakkı ihlalidir.

    Geçmişte Alevi köyüne gelen imamlar, namaz kılacak cemaat bulamayınca ve imama gereksinim olmadığı anlaşılınca, vatandaşın vergisiyle bankamatik-imamlar gibi yan gelip yatmaya devam edecekler.

    “DERSİM KÖYLERİNE DE CAMİ YAPILMIŞTI”

    Çünkü daha önce Dersim’nin Alevi köylerinde zorla yapılan camiler ve gönderilen imamlar için ‘mahallinde görülen ihtiyaç üzerine imam A.B Valilik oluru ile il müftülüğünde, R.T ise kaymakamlık oluru ile Hozat ilçe müftülüğünde geçici olarak görevlendirilmiştir” denilerek, Alevi köylerine atanan imamlar merkeze çekilmişti.

    “ÇANAKKALE DENİZGÖRÜNDÜ KÖYÜNDE İMAM CEMAAT BULAMADI”

    Ya da daha önce, Çanakkale Merkeze bağlı 300 Alevinin yaşadığı Denizgöründü Köyü’ne zorla yapılan camiye dönüşür. Köyde cami boş kaldı, imam arkasında saf tutacak cemaat bulamadı. Dört yıl boyunca imam tek başına namaz kıldı. Hatta camideki musalla taşı bile kullanılmadı.

    Yıllardır süregelen bu mezhepçi ve ayrımcı uygulamanın, Alevilere bir karşılık bulamamasına, inanç özgürlüğü açışından bir hak ihlali olduğunu bilinmesine rağmen, Alevi köylerine yapılan camilerin boş kalmasına rağmen, bu projelerin ısrarla sürdürülmesi ahlaki ve hukuki bir yönetim anlayışı değildir. Bu anlayış olsa olsa baskıcı, gerici ve dinci ideolojinin bir gereğidir. AKP ve Diyanet bu sevdasından vazgeçmeli ve insanların haklarına ve inançlarına saygılı olmalıdır.

    “EŞİT KAMU HİZMETİNE İHTİYAÇ VAR”

    Asimilasyona Değil, Eşit Kamu Hizmetine İhtiyaç Var.

    Alevi köylerinin sorunları ve ihtiyaçları Türkiye’nin genel sorun ve beklentisinden farklı değildir. Köylerin alt yapı, sağlık ocağı ve sorunsuz eğitim ihtiyacını karşılayacak okullara, işe ve aşa ihtiyacı vardır. Ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, tek tipleştirici ve asimilasyoncu değil, toplumsal barışa ve huzura ihtiyacı vardır.

    Alevilerin, cami ya da imam değil, inkar edilen inançsal kimliğinin tanınmasına, hak ve taleplerinin laiklik ve haklar rejimi ekseninden karşılanmasına ihtiyacı vardır.

    İşte bu nedenle; Alevi köylerine cami yaptırma politikalarından vazgeçilmeli. Bugüne kadar yapılan camiler, bir kararname ile okula, sağlık ocağına ya da cemevine çevrilmelidir. Bu köylerdeki imamlar derhal geri çağrılmalı ve atanamayan öğretmenler Alevi köylerine gönderilmelidir.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Turan Eser, yargıda Alevilere yapılan ayrımcılığı yazdı

    Turan Eser, yargıda Alevilere yapılan ayrımcılığı yazdı

    PİRHA- Yargıda Alevilere yapılan ayrımcılığı köşesine taşıyan yazar Turan Eser, “Memur alımları için listeleri, 2012-2013 yıllarında, Adalet Bakanlığı, Personel Genel Müdürlüğü’nde görev yapan Ünal Bozdağ göndermiş. Ünal Bozdağ, Eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın kardeşidir” dedi. 

    FETÖ üyeliği ile yargılanan ve ‘pişmanım’ dedikten sonra beraat eden eski hakim Murat Özkan, ifadesinde “Memur alımları için listeler gelirdi, Aleviler işe alınmazdı” demişti. Eski hakim Özkan’ın bu itirafı Alevilere yapılan ayrımcılığı bir kez daha gözler önüne serdi.

    Yazar Turan Eser, Birgün gazetesindeki köşesinde bu konuyu ele aldı. Eser, 2012-2013 yıllarındaki memur alım listelerini Eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın kardeşi Ünal Bozdağ’ın gönderdiğini kaydetti. Alevilere yönelik kamunun tüm makamlarında ayrımcılık politikalarının geliştirildiğine vurgu yapan Eser’in yazısının tamamı şöyle:

    MEMUR ALIM LİSTELERİNİ BEKİR BOZDAĞ’IN KARDEŞİ GÖNDERMİŞ

    Eski bir hakim olan Murat Özkan FETÖ üyeliğiyle yargılandı. ‘Pişmanım’ dedi ve beraat etti. İfadesi, Alevilerin Adalet Bakanlığı düzeyinde fişlendiği ve işe alınmadığına dair bir gerçeği ortaya koydu.

    O dönemin, Bakırköy Adliyesi Adalet Komisyonu üyesi ve eski hakimi olarak tanıklık ettiği bu durumu: ‘Memur alımları için listeler gelirdi, Aleviler işe alınmazdı’ diye itiraf etti.

    Memur alımları için listeleri, 2012-2013 yıllarında, Adalet Bakanlığı, Personel Genel Müdürlüğü’nde görev yapan kişi Ünal Bozdağ göndermiş. Ünal Bozdağ, Eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın kardeşidir.

    Kamu kurumlarında mezhepçi bir yapılanma uğruna, farklı olanlara ayrımcılık yapılmış, ‘Adalet’ ve ‘Yargı’ kurumlarında mezhepçi kadrolaşma hedeflenmiş. Fethullahçılar ve AKP işbirliği, tam da bu nedenle, HSYK’da köklü değişikliğe yol açacak Anayasa Referandumu talep ettiler.

    12 Eylül 2010 Referandumu ile yargıyı FETÖ’ye teslim edenlerin o dönem ki sloganı bile dincilik üzerinden kurgulanarak ve taşralarda ‘Alevi hakimler gidecek, Müslüman hakimler gelecek’ şeklinde olmuştu.

    ALEVİ AYRIMCILIĞI VE NEFRETİ

    Dönemin başbakanı Erdoğan’a göre ise ‘Yargı artık dedelerden talimat almayacak’ diyordu. Olan oldu; Aleviler yargıdan temizlenmeye başlandı. Adalet Bakanlığı’na memur alımlarında Aleviler işe alınmadı! Sadece yargı değil, orduda da Alevi subaylarına karşı benzer ayrımcılık sürdürüldü.

    AKP bir yandan, ‘Yargı artık dedelerden talimat almayacak’ derken, Bekir Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden, Alevi dedelerine talimat ve gri pasaport vererek, yurt dışındaki Alevilerin asimilasyonuna hizmet için gönderiyordu.

    Aleviler bu ülkede ayrımcılığın, istismarın, dışlanmanın ve nefret söyleminin en sert yüzüne tanık olurken, ‘Aleviler bu ülkenin yüz akıdır’ diyenler, Alevilere yönelik sivil yaşam alanlarında olduğu gibi, devlet kurumlarında da süregelen sistematik Alevi ayrımcılığı ve nefretine dair söz etmiyorlar. ‘Aleviler şöyle iyidir, böyle güzeldir’, diyerek, Alevilere yönelik ayrımcılığı sessiz kalarak, dolaysıyla beslemeye devam ediyorlar.

    “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ NEDEN SESSİZ?”

    Türkiye’deki resmi ve bir çok sivil insan hakları raporlarına göz atarsanız, sanki Alevilere yönelik ayrımcılık ve nefret söylemi yok sanarsınız. Her türden ayrıcılığa karşı sesini yükseltenler, söz konusu Aleviler olunca onlar da biraz sessiz kalmayı tercih ediyor. Kamuda memur alımı yapılırken, Alevileri işe almamak tepki gösterilmesi gereken bir hak ihlali ve ayrımcılık değil mi? Sivil toplum örgütleri bu duruma neden sessiz kalır?

    ‘Adalet’, sağlamak ve dağıtmak ile sorumlu bakanlık ve yargı kurumları düzeyinde nefret ve ayrımcılık uygulamaları yaşanıyor. Bu gerçek, bizzat devletin bürokratları tarafından dile getiriliyor.

    Yargı önündeki itiraflar, Türk Ceza Yasası ve kanunlarında yer alan ayrımcılık ve nefret suçu olarak görülmüyor! Buna rağmen ‘Alevileri fişleyerek işe almamak’ gibi ayrımcılık suçu işleyenler halen görevlerinin başındalar.

    Alevilere yönelik, sosyal, siyasal, hukuksal ve inanç alandaki doğrudan ve dolaylı ayrımcılıklar yeni değil. Devlet ve iktidar her ne kadar inkar etse de hakikat asi biçimde ortaya çıkıyor.

    ‘Mezardaki ölülerden oy vermeleri için’ dua edenlerle, dün ittifak kuranlar ‘hukukun üstünlüğü’ yerine, mezheplerin üstünlüğüne dayalı bir yargı inşa ettiklerini itiraf ediyor, ama ortalıkta bu vahim durumu yargı önüne çıkaracak savcı yok!

    Kamu kurumuna ve hizmetine dinsel, etnik, mezhepçi kimlik giydirmek, laiklik, demokrasi, eşitlik ve hukuk devleti anlayışına aykırıdır. Kamu kurumları ve kamu hizmetleri vatandaşlık esasına göre düzenlenir. Kamu görevi yapanlar, mezhepçi tekçileştirmeye değil, demokratik, laik ve evrensel hukuk değerlerine uymalıdır.

    Ayrımcılığın suç olduğunu bilen savcılar da ayrımcılıkla mücadele konusunda insan hakları ve onurunu koruyacak hukukun üstünlüğüne sahip çıkarak, mezhepçiliğin üstünlüğü uygulamalarına boyun eğmemelidir. (HABER MERKEZİ)

  • Turan Eser’den, Matem orucuna “haram” diyen ilahiyatçıya tepki

    Turan Eser’den, Matem orucuna “haram” diyen ilahiyatçıya tepki

    PİRHA-İlahiyatçı Osman Ünlü’nün Türkiye Gazetesi köşesinde Alevilere yönelik fetva vermesine tepki gösteren Birgün Gazetesi Yazarı Turan Eser, Diyanet’in memur ulemasından, cemaatlerin, tarikatların şeyhlerine ve gazete köşesi tutmuşlarına kadar ortalığın fetvacı dolduğunu belirtti.

    Yazar Turan Eser, Birgün’deki köşesinde, ilahiyatçı Osman Ünlü’nün Türkiye Gazetesi’nde “Matem orucu da, müzik de haram” diye yazmasına tepki gösterdi.

    Eser, “Bu ülkede yaşayan Aleviler için Muharrem ayı önemlidir ve bu ay içinde Kerbela faciasında katledilenler için matem orucu tutarlar. Emevi zihniyetinin temsilcisi Muaviye’nin oğlu Yezit’e de lanet okurlar” dedi.

    Eser’in yazısının tamamı şöyle:

    “İlahiyatçı Osman Ünlü de kendisine gelen sorulara, Türkiye gazetesindeki köşesinde bu eksende fetvalar aktarıyor ve yorumluyor. Nelerin ‘helal’ ya da ‘haram’ olduğunu yazıyor.

    Özellikle de son yazılarında Alevileri yakından ilgilendiren konularda, Alevi ismini belirtmeden bazı göndermelerde bulunuyor.

    Muharrem ayı içinde aktardığı bir fetvasında; ‘Peygamber efendimiz matem tutmak yasaktır diyor’ ve ekliyor: ‘Müslümanların matem yapması ve başkalarına lanet etmeleri yasak edildiği için, matem yapmıyoruz’ diyor.

    “ALEVİLER İÇİN MUHARREM AYI ÖNEMLİDİR”

    Bu ülkede yaşayan Aleviler için Muharrem ayı önemlidir ve bu ay içinde Kerbela faciasında katledilenler için matem orucu tutarlar. Emevi zihniyetinin temsilcisi Muaviye’nin oğlu Yezit’e de lanet okurlar!

    Muharrem ayı, dini saltanata çeviren, taht ve devlet ideolojisi haline getiren zalimlerin lanetlendiği, aç ve susuz bırakılıp sonra da katledilen mazlumların anıldığı aydır.

    “ALEVİLER MATEM ORUCU HAKKINDA BİR SÜNNİ FETVA VEREMEZ”

    Alevilerin matem orucu hakkında fetva vermek ise bir Sünni ilahiyatçının görevi değildir. Matem orucu başka bir oruca benzemez. Alevilerde tutulan oruç bozulmaz. Çünkü matem orucu, Kerbela ve günümüze kadar yaşanan Kerbelalarda zalimce öldürülenler için, ‘bir daha Kerbelalar yaşanmasın’ diye, tutulmuş bir niyet ikrarı orucudur. Farz olduğundan, korkudan ya da cennete gitmek için tutulmaz. Bozulmayan ve bu yeryüzünde Kerbelasız bir yaşam için tutulan niyet orucudur. Bir ikrardır (sözdür). Kerbelasız bir dünya yaratılıncaya kadar tutulur.

    O yüzden Aleviler için ‘Her gün aşure, her ay Muharrem, her yer Kerbela’dır.’

    “ALEVİ İNANCININ MERKEZİNDE CEM İBADETİ VAR”

    Kerbela’larla yüzleşmekten kaçmanın tek yolunu fetvalara sığınarak unutturmak isteyenler, ‘Matem orucunu, Yezit gibi zalimlere lanet okumayı yasak’ buyururlar.

    ‘Şarkı Söylemek, Çalgı Çalmak da Haram!’

    İlahiyatçı Ünlü, bir fetvasında ise ‘Her türlü teganni, yani çalgı ile şarkı söylemek ve dinlemek haramdır’ diye buyurmuş. Devamında ise ‘..raks etmek, oynamak, dönmek haramdır’ diye devam etmiş ve bunu yapanları ise ‘fasıklar’ (sapkınlığa gidenler) diye damgalamış!

    Alevi inancının merkezinde cem ibadeti vardır. Bağlamasız (sazsız), deyişsiz, semahsız, muhabbetsiz ve kadın, erkek eşitliği, razılık ve rızalık ilkesi sağlanmadan cem olunmaz.

    Ünlü bu fetvalarını verirken, tabii ki sadece Alevilere seslenmiyor, ‘her türlü çalgı ile şarkı söyleyen ve dinleyen’ tüm Sünnileri de ‘fasık’ sayıyor!

    Ebussuud Efendi’ye göre de ‘çalgı, raks, şiir’ bir idam gerekçesi sayılıp, icra edenin katli vacip olmuştur. Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin ‘bir kişi çalgı çalsa ve Müslüman olmayana çalgı çalsa ona ne yapmak gerekir?’ sorusuna cevaben, ‘Çalgıyı kıran büyük sevap işlemiş olur, çalan şiddetle azarlanıp hapsedilmelidir’ fetvası vermiştir.

    Ebussuud Efendi, Yunus Emre’nin şiirlerini bile dine aykırı saymış, ‘Bu şiirleri okuyanların öldürülmesi gerekir’ diye fetvalar verilmiştir.

    Yani Yunus Emre’nin, ‘Cennet cennet dedikleri, bir ev ile birkaç huri / İsteyene ver sen onu, bana seni gerek seni’ diye başlayan şathiyesini okumak, idam edilmeyi göze almak demekti.

    Müzikli ibadet Osmanlı’da ‘ölüm’dü. Bu nedenle Pir Sultan Abdal gibi nice halk ozanları idam edilmiştir.

    Oysa müzik, şiir, çalgılar insani yaşamın ve ihtiyacın en doğal parçası, ruhsal ve kültürel zenginliğidir.

    Aleviler, bağlamasız, şiirsiz, nefessiz ve müzik eşliğinde dönülen semahsız cem ibadeti yapmadığı düşünüldüğünde, sanırım bu türden fetvalara karşı asırlar ‘fasıklar’ olmaya devam edeceklerdir.

    2019 yılında halen, 500 yıl öncesinin Şeyhülislamı olan Ebussuud Efendi’nin şeriatçı fetvalarından beslenmeye devam edenler, nedense, her gün TV’lerde, radyolarda ve sokaklarda müzik dinleyerek ‘haram’ ile iç içe yaşamayı da bir başka çelişki olarak yaşamaya alışmış gibi görünüyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Turan Eser: Cemevleri ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalı

    Turan Eser: Cemevleri ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalı

    PİRHA-Yazar Turan Eser, “Cemevleri gerçeği belediyeler ile Alevi kurumları arasındaki ‘protokol’ ve ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalıdır” dedi. 

    Yazar Turan Eser, belediyelerin cemevleri üzerinde oluşturduğu baskıyı anlatan bir yazı kaleme aldı.

    Yazısında cemevlerinin Alevi toplumundaki yerine değinen Eser, “Cemevleri ve Alevi inancı üzerinde; söz, yetki ve kullanım hakkı siyasi erklerin değildir. Laiklik ile inanç özgürlüğü, insana dilediği inancı seçme ve yaşama hakkı tanır. Aleviler bu hakkı kullanarak, hiçbir kamu kurumundan icazet almadan, kendi rızalıklarıyla, cemevlerinde cem olurlar. Cem birliktir: Aklın, yolun ve gönüllerin rızalıkla birlendiği, İnsan-i Kamil olma yolundaki muhabbetlerin ve ritüellerin meydanıdır. Aleviler burada cemleriyle, nefesleriyle, gülbanglarıyla, deyişleriyle, bağlamalarıyla, semahlarıyla; toplumsal cinsiyet ayrımı gözetmeden, varlıklı-varlıksız, unvanlı unvansız, genç yaşlı ayrımı yapmaksızın, herkesi “can” bilerek hak ile hakikatin yolunu öğrenir, yaşarlar. Cemevi; Alevilerin akıl, insan ve doğa merkezli hakikat yolu okuludur.” dedi.

    Alevilerin kendileri için özel ayrıcalık değil sadece laiklik, insan hakları ve inanç özgürlüğünün evrensel değerleri ilkelerine uyulmasını istediklerini vurgulayan Eser, yazısının devamında şunlara yer veri:

    “CEMEVLERİ KAMU KURUMU OLAMAZ”

    “Aleviler kendileri için özel ayrıcalık istemiyor: İstedikleri sadece laikliğin, insan haklarının ve inanç özgürlüğünün evrensel değerleri ile ilkelerine uyulmasıdır. Bu nedenle de devletin/yerel yönetimlerin Alevilerin ayrımcılık ve eşit yurttaşlık eksenli sorunlarını görmezden gelmesinden; bu sorunları asimilasyon, istismar ve popülist politikalarla ele almasından rahatsızlar! İnançları tümüyle yok sayılan Alevi toplumunun istismar edilen, görmezden gelinen tüm haklı ve meşru talepleri; hukuksal, demokratik ve siyasi zeminde laikliğin evrensel tanımı doğrultusunda çözülmelidir.

    Alevi kitlesini ‘siyasi ıslah’ etmek için, inanç hizmetinin izne tabii tutularak tekelleştirilmesi, 21. yüzyıl dünyasında Türkiye’deki belediyecilik anlayışının ayıbı ve utancıdır. Cemevleri ‘kamu kurumu’ olamaz. Cemevlerini belediye mülkiyetinde olması sorunu daha da büyütür, devletin ve siyasi iktidarın asimilasyon politikasına hizmet etmiş olur. Belediyeler ile TBMM; laiklik ve inanç özgürlüğü karşıtı bu uygulamanın ortadan kaldırmakla sorumludur. Cemevleri yönetimine el koymak yerine; halkçı, katılımcı, demokratik ve sosyal belediyeciliğin olmazsa olmazı olan, kentin tüm toplumsal dinamiklerinin temsil edildiği ‘kent konseyleri’ aktif ve işlevsel hale getirilmelidir. İnanç gruplarının, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, kadınların, gençlerin, meslek odalarının ve halkın tüm kesimlerinin, yerel yönetimlere aktif yurttaşlık hakkı üzerinden demokratik katılım kanallarını ve zeminlerini açmak ve temsiliyetini önemsemek en doğru tutumdur.

    “CEMEVLERİ PAZARLIK KONUSU OLMAKTAN ÇIKARILMALI”

    Belediyelerin inançlar üzerindeki mülkiyetçi yaklaşımı ile belediyelerde inanç kurulları kurmak, yanlış bir politikadır. Alevilerin meşru ve haklı talepleri için belediyeler ile TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partiler, laiklik ilkesi ve inanç özgürlüğü kapsamında çözüm bulmak için çaba göstermek zorundadır.

    Türkiye’de hiçbir camiinin, kilisenin, sinagogun mülkiyeti ile anahtarı ve yönetimi belediyelerde değil. Ancak birçok cemevindeki mülkiyetçi ve ideolojik yaklaşım, ayrımcılık ile eşitlik ilkesinin ihlalidir.

    Bu anlayışla cemevlerinin mülkiyetini ve yönetimi elinde bulunduran belediyeler, zaman kaybetmeden; cemevlerinin mülkiyetini, anahtarını, yönetim ve karar haklarını Alevi kurumlarına devretmelidir.

    Cemevleri gerçeği belediyeler ile Alevi kurumları arasındaki ‘protokol’ ve ‘pazarlık’ konusu olmaktan çıkarılmalıdır.

    Cemevleri, Alevilerin gerçeğidir; Alevilerin inanç, kültür, eğitim ve sosyal hizmet mekanlarıdır. Bu hak olduğu gibi kabullenmelidir.

    Cemevlerine yönelik hukuksal, siyasal ve dinsel ayrımcılık son bulunmalıdır. AİHM’nin cemevleri hakkında verdiği karar uygulanmalıdır.

    Doğru olan siyasal, hukuksal, vicdani ve ahlaki tutum budur.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Demokratik bir anayasa bütün toplumların çimentosudur’-VİDEO

    ‘Demokratik bir anayasa bütün toplumların çimentosudur’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri 2’nci gününde, ‘Alevilerin eşit hak talebi ve laiklik’ paneli ile devam etti.

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şubesi tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri 2’nci gününde gazeteci-yazar Turan Eser’in katılımıyla düzenlenen panelle devam etti. Panele çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KİNDAR GENÇLİK İSTİYORLAR”

    “Bir avuç otoriter çocuklarımızdan çağdaş bilge bir nesil istemiyorlar. Kindar gençlik istiyorlar” diye konuşan gazeteci-yazar Turan Eser, farklı inançlardaki çocuklara tek din dayatıldığını ifade ederek bunun din ve vicdan özgürlüğüne karşı bir hak ihlali olduğunu vurguladı. Eser şöyle konuştu:

    “Asıl kavga gökyüzüne güvenenler ile yeryüzüne güvenenler arasındadır. Ülke eğitimde dibe vurmuş durumdadır. Bir avuç otoriter çocuklarımızdan çağdaş bilge bir nesil istemiyorlar. Kindar gençlik istiyorlar. Biz birbirimizin tetikçisi değil yoldaşı olmak istiyoruz. Kadını aşağılayan, farklılıkları ötekileştiren bir eğitim sistemi istemiyoruz. Din öğretimini devlet veremez. Devlet din okulları açmaz. MEB bizim çocuklarımızın nasıl inanacağına karar veriyor. Farklı inançtaki çocuklara tek din öğretiliyor. Bu din ve vicdan özgürlüğünün ihlalidir.”

    “DEVLET DİNCİLİK, ETNİK MİLLİYETÇİLİK YAPARSA VAY HALİMİZE”

    Alevilerin eşit yurttaşlık talebini her alanda haykırdığını söyleyen Eser, “Aleviler bu ülkede eşit yurttaşlık istiyor. Aleviler dinsiz bir devlet istiyor. Devlet namaz kılamaz, cem tutamaz. Devlet dincilik, etnik milliyetçilik yaparsa vay halimize. Aleviler 13. yy’dan beri laiklik mücadelesi veriyor. ‘Alevilerin katli vaciptir’ diyorlar işte bu savunduklarımız için. Taleplerimiz çok net. Eşit koşullarda barış içinde, huzur içinde yaşayabileceğimiz bir ülke istiyoruz. Bu hakları Sünni arkadaşlarımız için de istiyoruz. Diyanet en çok Sünni kardeşlerimize zulmediyor. 10 bakanlığın bütçesi ile aynı bütçeyi alıyor. Diyanetin bu ülkeye zarardan başka bir şeyi yok” diye konuştu.

    “DEVLET İÇİN MAKBUL VATANDAŞ TÜRK VE MÜSLÜMAN OLANDIR”

    Aleviliğin bir kültürel, inançsal kimlik olarak resmen tanınması gerekliliğine dikkat çeken Eser, Aleviliğin birçok Avrupa ülkesinde resmi olarak tanındığını ancak kendi topraklarında ise inkara, katliama maruz kaldığını hatırlattı. Devletin hiç bir inancı tanımlama hakkına sahip olmadığına değinen Eser, şöyle devam etti:

    “Devlet gözünde makbul vatandaş olmak Türk ve Müslüman olmaktır. Bir arada olmanın tek aracı laik, demokratik bir anayasadır. Kürdün anadilinde konuşma hakkı, Alevinin inancını yaşama hakkını kurabiliriz. Farklı bir yaşam mümkündür. Buna karşı olanlar son dönem bir çalışmanın içerisine girdi. Bütün müfredatları dinselleştiriyorlar. Tarikatlar bakanlık ile protokol imzalayarak okullarımıza girdi. Alevi İmam Hatip Lisesi açtılar. Orada da imamlaşmış dede yetiştirecekler. Aleviler bunu savunmuyor. Bizim içimizde de Hızır Paşa’lar var. İran’dan, Irak’tan getirdikleri Şiacılar ile cami kurdular. Alevilere buralarda namaz kıldırmaya çalışılıyor. Hatta cemevlerimize girdiler.”

     “DEMOKRATİK ANAYASA HEPİMİZİN ÇİMENTOSUDUR”

    Ülkedeki sorunların çözümünün tüm farklı toplumlar ve inançların yurttaşlık hakkını koruyacak bir anayasa olduğuna dikkat çeken Eser son olarak şunları vurguladı:

    “Laikliğin tartışılması yeniden gündeme gelmeli. Siyasi partiler dahi laikliği tartışmaktan korkar hale geldiler. Biz dindardan daha dindarız demenin bir anlamı yok. Mezhep dili ile siyaset olmaz. Çözüm basit. Bütün toplumların yurttaşlık hakkını koruyan şey anayasadır. Bizi birbirimize eşitleyen şey hukuksal eşitliktir. Din ve milliyetçilik çimento olamaz. Demokratik bir anayasa hepimizin çimentosu olabilir. Kültürel kimlikleri siyasetin çatışma unsuru haline getiremeyiz.”

    Etkinlik sanatçı Berivan Canpolat ve Öznur Korkmaz’ın okuduğu deyişler ile son buldu.

    PİRHA/BALIKESİR

  • ‘Hacı Bektaş Veli’yi Sünnileştirmek için algı yaratmak asimilasyonculuktur’

    ‘Hacı Bektaş Veli’yi Sünnileştirmek için algı yaratmak asimilasyonculuktur’

    PİRHA- ABF’nin önceki başkanlarından Turan Eser, “Hacı Bektaş Veli’nin 800 yıl önce kullandığı mescit gün yüzüne çıktı” başlığıyla haber yapan İHA’ya tepki gösterdi. 

    İhlas Haber Ajansı’nın (İHA) yaptığı ‘Hacı Bektaş Veli’nin 800 yıl önce kullandığı mescit gün yüzüne çıktı” başlıklı haberine Alevilerin tepkileri devam ediyor.

    HDP’nin Alevi vekillerinden Ali Kenanoğlu’nun ardından ABF’nin önceki başkanlarından Turan Eser de habere tepki gösteredi. Eser, “Hacı Bektaşi Veli’yi mescite sokmak ve Sünnileştirmek için bilimsel olmayan ve bir kanıta dayanmayan haber ile algı yaratmak gazetecilik değil, asimilasyonculuktur” dedi. 

    Eser, sosyal medya hesabından şunları yazdı:

    “Habere bakın.
    Şöyle yazmışlar; “Hacı Bektaş Veli’nin Kapadokya’da kullandığı mescit 800 yıl sonra gün yüzüne çıktı”

    Yahu, “hararet nardadır sacda değildir 
    Keramet baştadır tacda değildir
    Her ne arar isen kendinde ara
    Kudüste Mekkede hacda değildir” diyerek, hayatını aklın kerameti ve İnsani Kamil öğretisiyle Dergah örgütlenmesi üzerinden sürdüren çilehanenin Hacı Bektaşi Veli’sini mescite sokmak ve Sünnileştirmek için bilimsel olmayan ve bir kanıta dayanmayan haber ile algı yaratmak gazetecilik değil, asimilasyonculuktur.”