Etiket: turan eser

  • Turan Eser: YSK, İslamcıların ümmet inşasına destek olmuştur

    Turan Eser: YSK, İslamcıların ümmet inşasına destek olmuştur

    PİRHA – Yazar Turan Eser, İstanbul’da yenilenecek olan seçimlere dair “Çünkü AKP ve siyasal İslamcılar için İstanbul’un tarihsel bir önemi vardır. Sonucu hazmedemediler. Umutla, akılla, vicdanla hep birlikte, gelin canlar iri, diri, bir olarak sandığa gidelim. Bahar’ı kazandık, Yaz’ı da kazanacağız” yorumunu yaptı.

    YSK’nin aldığı İstanbul yerel seçimini yenileme kararı tartışmaları sürüyor. Yazar Turan Eser, YSK kararına göre, sandık kurullarının kusurlu gösterilmesine işaret ederek, aynı kurulun muhtarları, ilçe belediye başkanları ve ilçe belediye meclis üyelerini kusursuz bulduğunun altını çizdi.

    BirGün gazetesindeki yazısında ortaya çıkan tabloyu, “Bu durum elbette ‘tuhaf” değil, hukuka ve demokrasiye rağmen korunmak istenen tek adam rejiminin bekası için alınmıştı” şeklinde yorumlayan Eser, İstanbul’un AKP için olmazsa olmaz bir öneme sahip olduğu vurgusunu da yaptı.

    Eser yazısında, seçimin yenilenmesinin nedenlerine değinerek şunları kaleme aldı:

    “YSK, sadece hukuksuz bir karar vermemiştir. Verdiği karar ile Türkiye’de siyasal İslamcılığın ekonomik, ideolojik, kurumsal ve rant ilişkileri üzerinden besleyen İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin, AKP ve siyasal İslamcı odaklara teslim edilmesi müdahalesidir.

    İBB üzerinden beslenen siyasal İslamcı cemaatlerin, derneklerin, vakıfların, yandaş medyanın ve yandaş iş dünyasının beslenmesinin devam kararıdır. İstanbul’un milyonlarca TL kamu kaynağının yandaşlara aktarılmasına son verme iradesini beyan edenlere gözdağıdır.

    YSK, siyasal İslamcıların İstanbul merkezli ümmet inşasına kesintisiz devam etmesine destek olmuştur.

    Çünkü “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” sözü boşuna söylenmemiştir.

    İstanbul’da ya demokrasi, insan hakları, laiklik, sosyal bir hukuk devletine dayalı cumhuriyet kazanacak ya da  İstanbul’u tek adam rejimine dayalı, siyasal İslamcılığın ve ümmetin birliğinin başkenti ilan etmeyi hedefleyen iktidar bloku kazanacaktır.

    Çünkü AKP ve siyasal İslamcılar için İstanbul’un tarihsel bir önemi vardır.

    AKP camiasında yükselen “2019’da kaybedersek sadece biz değil ümmet kaybeder” sözü, İstanbul merkezli düşünülmelidir.

    Zira, İslamcılık denilince, ağırlıklı olarak akla Mısır, Suudi Arabistan, kısmen Hindistan-Pakistan, devrimden sonra da İran merkezli algılanır olmuştu. AKP ise bu algının, İstanbul merkezli değişmesini istiyor.

    Bu nedenle, İslami esaslara dayalı eğitim veren Mısır El Ezher Üniversitesi yerine İstanbul İslam Üniversitesi’nin merkez olmasını istiyorlar.

    Cidde merkezli İslam Ekonomik İşbirliği Merkezi’nin İstanbul’a geçmesini istiyorlar.

    İslamcılık için, modern İslam devleti ve Başkanlık rejimi modeli Türkiye ve İstanbul olmasını hedefliyorlar.

    Türkiye İslam ümmetinin kıblesi, İstanbul ise teolojik, ideolojik ve ekonomik merkezi haline gelmesini istiyorlar.

    “Yeni devlet kuruyoruz” dedikleri şey, tam da siyasal İslamcıların tarih tekerrür ettirmek isteyen bu arzusudur. 1870’lerin ve 1908’lerin 1918’de iflas etmiş siyasal İslamcılığın, bugün AKP ile ümmetin birliğini İstanbul merkezli olarak “yeniden” kurma rüyasındalar.

    31 Mart seçim sonucu, İslamcıların ve rantçıların bu rüyasını bozmuştur. Bozulan rüya şimdi YSK ile tekrar tutulmaya başlama umudunu yeşertmek istiyor.

    Yani, İstanbul AKP için “kutsal” bir davanın adıdır. Çünkü 1924’de hilafetin kaldırılışına kadar İslamcı fikriyatının ve hareketlerin merkezi İstanbul’du. Türkiye İslamcılığın merkezî konumunu, 1923’den beri  gizli ve açık ajandasında tutmuştur. Bugün İslamcı bir iktidar üzerinden, 2023 hatırlatma yapmak istiyorlar. İstanbul’suz bir hatırlatma ise mümkün olmayacağını biliyorlar.

    Dolaysıyla İstanbul seçimi, sadece bir İBB Başkanlığı seçimi değil, İstanbul üzerinden Türkiye’nin geleceğinin inşasına dair oylama olacaktır.

    Zira Ümmetin dünyasında ukde kalmış “cumhuriyet, laiklik demokrasi ve hukuk rejiminden” öç almakta vardır. Bu nedenle İstanbul Türkiye halklarının ve memleketin geleceği ile ilgili bir seçimdir.

    Bu açıdan 23 Haziran, laikliğin, demokrasinin, hukukun, adaletin, insan haklarının ve sosyal devletin ve demokratik bir cumhuriyet hedefinin kazanılması açısından hayati derecede önemlidir.

    İstanbul’da 16 milyon 31 Mart’ta kazanmıştı. Hazmedemediler. 23 Haziran’da yine kazanacağız. İstanbul için, hak için, adalet için, hukuk için, halkla, umutla, akılla, vicdanla hep birlikte, gelin canlar iri, diri, bir olarak sandığa gidelim. Bahar’ı kazandık, Yaz’ı da kazanacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Turan Eser: CHP ve Kılıçdaroğlu Alevilerden özür dileyecek mi?

    Turan Eser: CHP ve Kılıçdaroğlu Alevilerden özür dileyecek mi?

    PİRHA – Yazar Turan Eser, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Ozan Arif Şirin’i Pir Sultan Abdal ile eşdeğer tutmasına, kaleme aldığı yazıda tepki gösterdi. Eser, Pir Sultan’ın torunlarının Afir Şirin siyasetine alet edilmeyeceğini ve CHP’nin özür dilemesi gerektiğini belirtti. 

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Ozan Arif’in Pir Sultan’dan farkı yoktur” sözleri üzerine Birgün Yazarı Turan Eser, “Ozan Arif” Pir Sultan Abdal ile aynı mı? başlıklı bir yazı kaleme aldı. Eser, “Kemal Kılıçdaroğlu’na sorarsanız öyleymiş. Ama Arif Şirin bir Pir Sultan Abdal değildir ve onun gibi ozan da değildir” ifadelerini kullandı.

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin siyasal kıblesini sağa çevirmek, ittifak yaptığı İYİ PARTİ’nin retoriği ile siyaseti sağcılaştırmak ve sağdan oy almak için, Pir Sultan Abdal gibi, Alevilerin ulu ozanını, Nefesleriyle Alevi, Bektaşi ve Kızılbaş geleneğini taşıyan ve zenginleştiren Daimi babayı, Aşık Veysel’i, bir parti ve Türk islam Sentez ideolojisinin sanatçısı Arif Şirin ile aynı düzeyde ve aynı anlayışta olduğunu söylemesinin tabi ki tartışma konusu olacağını belirtti.

    “CHP ÖZÜR DİLEMELİDİR”

    Maraş Katliamı’nın katillerine şiirler yazan ve Hrant Dink’in katiline “Ogün öyle desinler, Bugün böyle desinler, Fatihalar, yasinler, Bitmez Karadeniz’de” diye övgüler dizen bir kişiyi, Aşık Veysel, Aşık Daimi ve Pir Sultan Abdal ile eşdeğer görmek ya da onlara benzetmenin bir çok açıdan haddini aşmış açıklamalar olduğunu belirten Turan Eser, şöyle devam etti:

    “Kılıçdaroğlu, Alevi, devrimci ve solcu katillerini öveni överken, insanı kabe, sevgiyi dini, aklı rehber edinmiş, hak ve halk aşık ozanlarını istismar etmesi, bir tür “Stockholm sendromu” olmuştur.

    Sevginin ve barışın diline sığınarak hak ve halkı için deyişlerini, şiirlerini, türkülerini dile getiren ozanları, kin ve nefret diliyle toplumsal kutuplaştırmayı rehber edinmiş kişileri, aynı mertebeye koymak, Pir Sultan Abdal’ı, Aşık Daimi’yi bilmemektir.

    Parti ve ideoloji sanatçılarını ulu ozanlara benzeterek, siyasal maskaralığa sığınmanın bir alemi yok. Kendisine kin ve nefret söylemi içinde olan Arif Şirin’i Pir Sultanlaştırmak suretiyle, Alevilerin değerlerini istismar edilmemelidir. CHP’nin buna ihtiyacı da yok. Bu çirkin tavır için CHP özür dilemelidir.

    Kılıçdaroğlu CHP’sini ve siyasetini sağcılaştırabilir, sağ iktidara karşı sağcılığa sığınarak kazanmayı hayal edebilir. Ama Pir Sultan Abdal’ın torunları, Arif Şirin siyasetine destek vermez.

    Maraş katillerini öven, Sivas katliamının sanıklarını, katillerini görmezden gelip, “Nesin ulan nesin sen?  vay namussuz vay, vay!  Türk değilsin kesin sen. Sivas’ta yananların, yanıp giden canların katilisin” diye Aziz Nesin’i sözleriyle linç eden Arif Şirin’i, “sevgiyi, hoşgörü ve haksızlık karşısında direnen” ve Pir Sultan Abdal gibi kişi olarak tanımlamak, bilgi, vicdan ve tarih fukaralığının daniskasıdır.

    “CHP ALEVİLERDEN ÖZÜR DİLEYECEK Mİ?”

    Yüzünü insana ve halkına dönmüş, “Benim kabem insandır” diyerek, “yetmiş iki millete aynı nazarlarda gören” anlayış ile sözünü ve kıblesini partisinin ve örgütün tekçi sloganları ve Türk İslam Sentezi ideolojisine göre tarif eden bir anlayış nasıl yan yana konulabilir?

    Bozkurt işaretini barış işareti sananların, bugün Arif Şirin’i Pir Sultan Abdal ya da Daimi baba sanması komik değil, aslını inkar edenlerin trajedisidir.

    Şimdi ben de bilmek istiyorum; Kemal Kılıçdaroğlu’nu kıblesi insan olan Dersim’den ve kendisinin bağlı olduğu ulu ocağından ve aşık, ozan geleneğinden koparıp, sol yerine sağa döndüren düşünsel ve ideolojik direksiyonun başında kim var?

    Bilmek istiyoruz; CHP ve Kılıçdaroğlu kendisine ciddi oranda oy veren Alevilerden özür dileyecek mi?

    Bakalım görelim CHP, Pir Sultan Abdalın dediği gibi “Şu ellerin taşı hiç bana değmez. İlle dostun bir tek gülü yareler beni” deyişinden ders alacak mı?” (HABER MERKEZİ)

  • Turan Eser yazdı: Okullar, yaşam tarzına ve Alevilere müdahale yeri değildir

    Turan Eser yazdı: Okullar, yaşam tarzına ve Alevilere müdahale yeri değildir

    PİRHA-Birgün yazarı Turan Eser “Okullar, yaşam tarzına ve Alevilere müdahale yeri değildir” başlıklı yazısında son yıllarda okullarda Alevi öğrencileri üzerinde baskı ve nefret söyleminin artığını belirtti.

    Eser din derslerinde bir çok Alevi öğrencinin ayrımcılığa uğradığına dikkat çekerek, bunun bir insan hakları ihlali olduğunu kaydetti.

    Eser iktidar ve siyasetin  ayrımcılık üreten bu mezhepçi retorikten vazgeçmesi gerektiğini de dile getirerek ,  zorunlu din derslerinin kaldırılması ve AİHM kararlarının uygulanması gerektiğini ifade etti.

    Eser’in Birgün’de yayımlanan yazısı şöyle:

    “ALEVİLER  NEDEN ORUÇ TUTMUYOR SORUSU”

    Gün geçmiyor ki; ülkemizin her hangi bir köşesinden Alevilere yönelik ayrımcılık, nefret söylemi, ötekileştirme, hakaret, aşağılama ve şiddet haberleri gelmesin.

    AKP döneminde sadece eğitim dinselleşmekle kalmıyor. Okullar, öğrencilerin yaşam tarzlarına müdahale ve kimliklerine ayrımcılık ve nefret söylemi üreten yuvalar haline geliyor. Siyasetin tekçi ve mezhepçi zihniyeti ile müfredatların içeriği farklı olanlara karşı gerilim üretiyor. Alevi ayrımcılığını besliyor. Alevilere yönelik ayrımcılıktan ise siyaset kendini besliyor. Kendi tabanını dinsel  kimlik üzerinden konsolide ediyor.

    Dolaysıyla ayrımcılık uygulamaları azınlık grupları hedef alıp mağdur ederken, çoğunluk dinsel kimlik siyasetini besliyor.

    Bu olaylar ise münferit değil. Aksine sistematik hale gelen ayrımcılığın, nefret söyleminin ve asimilasyonun sürdürülüyor olmasıdır. Son bir yeni örneği ise 27 Aralık’ta, Arnavutköy Şehit Demet Sezen Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde yaşandı.

    Bu okuldaki din dersi öğretmeni M.Y, Alevilere yönelik ayrımcılık yapıyor. Ailenin ve öğrencinin ifadesine göre; bir öğrenci “Aleviler neden oruç tutmuyor? Neden namaz kılmıyor” diye soruyor.

    Din dersi öğretmeni M.Y ise “Çünkü onlar Ramazan değil, Matem ve Hızır Orucu tutar ve ibadetleri ise namaz değil, Cem’dir” demiyor, asırlardır süregelen Emevi zihniyeti ile “onlar Peygamber’e inanmıyorlar, Hz. Ali’ye inanıyorlar. O yüzden namaz kılmıyor, oruç tutmuyorlar” diye cevaplıyor.

    “OKULLARDAKİ TEKÇİ VE MEZHEPÇİ AYRIMCILIK SONLANDIRILACAK MI?”

    Öğretmenin bu sözlerine tepki gösteren C.E  isimli Alevi öğrenci, bu öğretmenin sert tepkisine maruz kalıp, ders boyunca sınıftan dışarı çıkartılıyor. Öğretmen bununla da kalmıyor.  “Senin notunu kıracağım” diyerek C.E’yi tehdit ediyor.

    C.E, sınıfta yaşadığı bu olaydan dolayı psikolojik sorunlar yaşıyor. Alevi olmasından dolayı, arkadaşlarının gözü önünde kendisine yönelik bu ayrımcılık, dışlama ve nefret söyleminden dolayı ailesine ‘bugün okullar tatil’ diyerek okula gitmiyor. “Bu konunun bir an önce kapanmasını istiyorum. Her yerimden sivilce çıktı. Yine tartışma çıkacak diye okula gitmek istemiyorum” diyerek, yaşadığı olayın derin etkisinden kurtulamadığını anlatıyor.

    İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ise ‘bu konuyu araştırıyoruz’ diyor.

    Peki sonuç ne olacak? Bundan önce olduğu gibi, okullarda Alevi öğrencilere yönelik uygulanan ayrımcılık vakalarının “üstünü örtmek” yöntemi devam mı edecek, yoksa AKP hükümeti ve TBMM okullardaki bu tekçi ve mezhepçi ayrımcılık, nefret söylemi ve asimilasyon uygulamalarını sonlandıracak, kalıcı hukuksal ve siyasi çözümler bulabilecek mi?

    “ALEVİLERE YÖNELİK AYRIMCILIK VE NEFRET SÖYLEMİ MÜNFERİT DEĞİL”

    Zira Alevi öğrencilerine yönelik ayrımcılık ve nefret söylemi vakaları münferit değil.

    Son yıllarda yaşananlara bir kaç örnek verecek olursak; Sivas Atatürk Lisesi’nde tarih öğretmeni, öğrencisine ‘Sen namaz kılmıyor musun? Abdestin kabul edilmez” diye azarlayıp, Alevi olduğunu öğrenince de, dersten sonra öğrencisini yumrukluyor.

    Çorum’da 13 yaşındaki Alevi öğrenci A.R.Ç’ye,  “din dersi dayağını” bizzat okul müdürünün kendisi atıyor.

    İzmir’in Bayraklı ilçesi Cemil Atlas Ortaokulu beşinci sınıf öğrencilerine din kültürü ve ahlak bilgisi dersi veren ücretli öğretmen İ.T. sınıfındaki Alevi öğrencileri ayağa kaldırıp zorla “Kelime-i Şehadet getirmelerini” istemesine ne demeli? Bunun inanç özgürlüğüne ve laikliğe aykırı, zorla asimilasyon ve yaşam tarzına müdahale olduğunu savunarak karşı çıkan oldu mu?

    Bitmedi; Sultanbeyli Mareşal Fevzi Çakmak Ortaokulu’nda, Din dersi öğretmeni Alevi öğrencileri göstererek “Oruç Tutmuyorlar. Vatana millete hayırları yok” diye hakaret edip, hedef gösterdiğinde kim itiraz etti?

    “AYRIMCILIK SÖYLEMİ TBMM GÜNDEMİNE GİRMİYOR”

    Daha geçtiğimiz günlerde İstanbul, Arnavutköy ilçesinde bulunan Cumhuriyet Ortaokulu’nda bir öğretmen, “Alevilerin yaptığı yemek yenmez” demedi mi?

    Ankara’da bir lisede mescit açmak için, öğrencilerinden zorla imza toplayan tarih öğretmeni N.I, dağıttığı dilekçeleri imzalamayan Alevi öğrencileri sınıftaki Sünni arkadaşlarında ayrı yerlere oturtarak ayrımcılık uygulayıp, ardından “Komünistler ve Aleviler kucak kucağa oturan milletlerdir” diyerek itibarsızlaştırmadı mı?

    Tokat’ın Erbaa ilçesinde bulunan Coşkun Önder Anadolu Lisesi’ndeki bir din dersi M.Ö  “Aleviler Cemevi gibi bir ibadethane çıkardılar, onun da Kuran’da ismi geçmiyor, aslı astarı yok. Cem diye sazlı-sözlü, bayanlı-erkekli bir ibadet şekli geliştirmişler: Böyle bir ibadet olmaz” diyerek Alevilik inancına yönelik nefret söylemini nereye koyacağız?

    2007 yılında, TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu raporuna konu olan bir başa vaka vardır. Esenyurt Programlı Lisesi edebiyat öğretmeni Zeki Yılmaz, Burak Kul isimli öğrencisini “Aleviler neden oruç tutmuyorsunuz?” diyerek dövmedi mi? 7 yıl süren dava ayrımcı ve dayakçı öğretmene 4400 lira para cezası kesip ve cezası ertelenmedi mi?

    Burak Kul olayında dönemin Başbakanı Erdoğan Burak’ı arayıp “geçmiş olsun” demişti. Peki özellikle son yıllarda okullarda artan Alevi ayrımcılığı ve nefret söylemi, neden takip edilmiyor, AKP hükümetinin, TBMM’nin ve kamu kurumlarının gündemlerine girmiyor?

    “OKULLAR İBADET YERİ DEĞİL”

    İlgililer, Alevilere yönelik ayrımcılığa ve hak ihlallerine karşı neden adım atmıyor ?

    AİHM’in hukuka aykırı bulduğu, zorunlu din derslerinde Alevi çocuklarına yönelik ayrımcılık ve nefret söylemi halen devam ediyor. Hükümet ve TBMM bu durumu gündemine almıyor. Durumun vehametini bilmelerine rağmen adım atılmaması ve Aleviler’in yoğun olduğu bölgelere de imam hatip okulu açılıyor olması manidar değil mi? Oysa toplumsal barış için ayrımcılığa karşı politika oluşturulmalı ve hukuksal tedbirler alınmalıdır.

    Son yıllarda, okullarda Alevi öğrenciler üzerindeki baskılar, nefret söylemi ve hakaretler artıyor. Din derslerinde bir çok Alevi çocuğu ayrımcılığa uğramış ve dövülmüştür. Bu insan hakları ihlalidir. Bu ayrımcılık ve baskılar iktidarın ve siyasetin makro politik ve mezhepçi söyleminden besleniyor. İktidar ve siyaset  ayrımcılık üreten bu mezhepçi retorikten vazgeçmelidir. Zorunlu din dersleri kaldırılmalı, AİHM kararları uygulanmalı ve Alevi çocuklarına yönelik bu asimilasyon politikası son bulmalıdır.

    Okullar çocuklara ayrımcılık ve şiddet değil, sevgi ve barış üreten yuva olmalıdır. Okullar mescitleştirilip  ibadet yerine değil, eğitim yuvasına  dönüşmelidir.

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD Adana Şubesi’nde yönetici gençlik ve kadro eğitimi verilecek

    PSAKD Adana Şubesi’nde yönetici gençlik ve kadro eğitimi verilecek

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adana Şubesi, Doğu Akdeniz Bölgesi yönetici gençlik ve kadro eğitimi 2 Aralık Pazar günü gerçekleşecek. 

    PSAKD Adana Şubesi’nde yönetici gençlik ve kadro eğitimi 2 Aralık’da verilecek. Saat 10.00’da başlayacak eğitimi Yazar Turan Eser verecek ve eğitim tüm gün sürecek. Eğitimde Alevi örgütlemesi ve önemi, PSAKD kurumsallaşma sorunu, tüzük ve dava yöneticiliği nedir, üye, tüzük ve PSAKD ilişkisi, yönetici sorumluluk ve görevler, kişisel ve örgütsel değerleri anlatılacak.

     

  • Turan Eser: Diyanet farklı inançların haklarını gasp ediyor, kapatılmalı

    Turan Eser: Diyanet farklı inançların haklarını gasp ediyor, kapatılmalı

    PİRHA- Eski Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı, Yazar Turan Eser, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, 9 Kasım’da Kadir Mısıroğlu ziyareti ve sonrasında yaşanan tartışmalara ilişkin bir yazı kaleme aldı. Resmi devlet sünniliği yapan Diyanet’in kapatılmasını isteyen Eser, asıl Diyanet’in kul hakkı yediğini belirterek bunları madde madde sıraladı.  

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, 9 Kasım’da Kadir Mısıroğlu ziyaretinin yankıları sürüyor. Konuya ilişkin BirGün’de bir yazı kaleme alan Eski Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Yazar Turan Eser, ziyareti insani olarak açıklayan ve “kişileri itibarsızlaştırmak kul hakkı ihlalidir” diyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a tepki gösterdi.

    Eser, “Diyanetin mezhepçi cübbesini giy, makam arabasına bin, “Anayasal kurum Diyanet” adına ziyaretini yap, resimli haberlere tepki gelince, “insani ziyareti” olarak pazarla. Biz vatandaşları da salak yerine koy. Sonra da “kul hakkını ihlal etmeyin” diyerek “mağdur” edebiyatına sığın” diye yazdı.

    “FARKLI İNANÇLARIN HAKLARINI GASP EDİYORSUNUZ”

    “Gelin size “kul hakkı” yenilen ve hakları ihlal edilen gerçek mağdurları anlatayım” ifadesini kullanan Eser yazısına şöyle devam etti:

    “Siz Şeyhülislamlar ve kurumunuz yıllardır Alevilerin, Caferilerin, Şiilerin, Gayri müslimlerin, ateistlerin, kadınların ve çocukların haklarını ihlal ediyorsunuz! Haram ettikleri vergileri utanmadan yiyorsunuz!

    Yıllardır farklı inançların haklarını gasp edip, dinsel ayrımcılığın daniskasını yapıyor ve temel insan haklarını ihlal ediyorsunuz!

    “RESMİ DEVLET SÜNNİLİĞİ YAPIYORSUNUZ”  

    Siz eşitlik, laiklik, din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğüne karşı kurulmuş resmi devlet Sünniliği yapıyorsunuz. Demokratik, laik, sosyal ve bir hukuk devletine aykırısınız.

    Diyanetin varlığı, Türkiye’de inanç özgürlüğünün önündeki en büyük engel olarak orada duruyorsunuz. Sünniliği resmi din haline getirerek, Sünni kardeşlerimizin inancını da Diyanet’in makamlarına esir ve tutsak ettiniz. Sünni dindarlık “çerez parasına” menfaat kölesine dönüştürüldü.

    “SİZİN İSTİFANIZI TALEP ETMEK YETMEZ, DİYANET KURUMU KAPATILMALI”

    Sizin istifanızı talep etmek yetmez, başkanı olduğunuz Diyanet kurumu kapatılmalıdır. Eğitim, sağlık ve ulaşım gibi temel kamu kurumları değil, asıl Diyanet özelleştirilmelidir.

    Çünkü; laik devlet, din, mezhep ve dindar üretmez. Bu özel alana aittir.”

    Yazar Turan Eser, laik bir devletin yapması gerekenleri şöyle sıraladı:

    “Laik devlet vicdana müdahale etmez.

    Vatandaşı zorla din kalıbı içine sokmaz.

    Toplumsal ve dinsel çeşitliliği resmi din çimentosu ile homojenleştirmez.

    Alevi, Hıristiyan, Musevi, Ezidi, Ateistin vergisini, Sünni din bürokrasisine aktarmaz.

    Kamu bütçesi ile mezhepçi “Diyanet TV-Radyo” açmaz.

    Kamu bütçesi ile dini finanse etmez.

    Din adamlarına maaş vermez.

    Dini kuralları ve fetvaları ile özel hayat düzenlemez. Ahlak ve din polisliği yapmaz.

    Mercedes’li, cübbeli, sarıklı, sakallı ve 150 bin imamlı din bürokrasi ile din hizmeti vermez.

    Dinci, şeriatçı, cemaatçi, Fetöcü ve siyasal İslamcı girişimleri kollamaz, beslemez ve büyütmez.

    Yargı sistemi Diyanet’in fetvalarına göre karar vermez.

    Dindar ve kindar nesil için eğitimi dinselleştirmez.

    Aleviliğin tanımını yapmaz.

    Farklı inançlar ve inanmayanlar üzerinde sosyal baskı mekanizmaları kurmaz.

    Sayıları 20 bini aşan cami yaptırma dernekleri açmayı teşvik etmez.

    Anayasa’nın 136. Maddesi gereği “Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik ilkesi doğrultusunda görevlerini yerine getirir” deyip, DİB’nın 633 sayılı kanunundan da laiklik ilkesini çıkarıp, “İslam dininin ibadetleri doğrultusunda Kuran ve Sünneti referans alarak hizmet verir’’ diyerek halkını kandırmaz!

    “Laiklik var” ve “dinde zorlama yok” diyerek, zorunlu din dersi vermez.

    Kadınların vergisi erkek imamların din bürokrasisini kurmaz.

    Diyanet’i korumak için, Siyasi Partiler Yasası’na 89. Maddeyi koymaz.

    Siyasal ve toplumsal alanda dinsel vesayet kuramaz.

    Alevilerin Cemevlerine tanım getirmez, köylerine zorla cami yapmaz.

    Hac organizasyonu yapamaz.

    Kadının köleleştirilmesine hizmet edecek fetvalar vermez.

    Şimdi sormak lazım, “kul hakkı” yiyen kim, ihlal eden kim?

    (HABER MERKEZİ)

  • Narlıdere Cemevi’nde ‘Yönetici Gençlik ve Üye Eğitimi’ verilecek

    Narlıdere Cemevi’nde ‘Yönetici Gençlik ve Üye Eğitimi’ verilecek

    PİRHA – İzmir Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği Narlıdere Cemevi’nde 16-17-18 Kasım’da Yönetici Gençlik ve üye eğitimi verilecek. 

    İzmir Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği Narlıdere Cemevi’nde 16-17-18 Kasım’da Yönetici Gençlik ve Üye eğitimi verilecek. Örgütlenme ve kurumsal iletişim, Alevi örgütlenmesi ve önemi, derneklerde kurumsallaşma sorunu, tüzük ya da dava yöneticiliği, üye ve yönetici olmanın sorumlulukları gibi konuları eğitimci Turan Eser anlatacak. Öte yandan ‘Gençlik’ başlığı altında Alevi gençlik örgütlenmesinin önemi ‘Alevilik’başlığı altında ise Aleviliğin evrensel değerleri, Dört Kapı Kırk Makam ve İnsan-i Kamil ilişkisi anlatılacak.

    16-17-18 Kasım tarihlerinde Narlıdere Cemevi’ne yapılan kurslar Cuma günü 19.00-21.30 saatleri arasında, Cumartesi de 19.00-21.30 saatleri arasında Pazar günü ise 14.00-17.00 saatleri arasında olacak. 

    PİRHA/İZMİR

  • Turan Eser’den uyarı: Cem seyirlik değil, facebookta canlı yayın yapmayın

    Turan Eser’den uyarı: Cem seyirlik değil, facebookta canlı yayın yapmayın

    PİRHA- Yazar Turan Eser, cemevlerinde yapılan ibadet sırasında, ceme katılan canların cep telefonuyla sosyal medyada canlı yayın yapmasına tepki gösterdi. Cemin seyirlik olmadığı uyarısı yapan Eser, “Madem cem al rızalık ver razılık ise, facebook ve benzeri sosyal medya araçlarında bu yayınları yapan rızalık mı alıyor, kim razılık gösteriyor?” diye sordu. 

    Eski Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanlarından Yazar Turan Eser, cemevlerinde yapılan ibadet sırasında, ceme katılan yurttaşların cep telefonuyla sosyal medyada canlı yayın yapmasını eleştirdi.

    Eser, “Son dönemlerde Aleviliğin olmazsa olmazı cem ibadeti ve muhabbeti sık sık sosyal medyada canlı yayın yapılır hale geldi. ceme katılan bir çok canın elinde cep telefonu, elini havaya kaldırmış canlı yayın yapıyorlar. Muhabbette değil, sanki konsere cekim yapmaya gelmişler” diyerek tepki gösterdi.

    Cemde telefonla canlı yayın yapılmasını yozlaşma olarak niteleyen Yazar Turan Eser, cemde neden canlı yayın yapılmaması gerektiğini maddeler halinde yazdı.

    1) Dede küskün dargın var mı dile gelsin dediğinde, sizce hangi küskün dargın canlı yayında ortaya çıkar?

    2) Kim canlı yayında özel ve mistik olanın yayınlanmasını ister?

    3) Velevki hizmet yürüten kişi az ya da yanlış bilgiye sahipse, o yanlış cem bilgisini ve yanlış cem uygulamasını dışarıya aktarmak ne kadar doğru?

    4) Madem cem, cemevinde “El Ele El Hakka” düsturuyla, Talip, Rehber, Pir ve Mürşid’in cemde gönül, akıl, muhabbet birlemesidir. O birlemenin mistik, özel, ocak-dergah birliği içinde sürmesi daha doğru olmaz mı?

    5) Televizyon, sosyal medya için bir CEM belgeseli hazırlanacak ise, bu özel olarak çekimi yapılır, daha sonra üzerindeki çalışmalar bitince paylaşılabilir.

    6) Madem cem al rızalık ver razılık ise, facebook ve benzeri sosyal medya araçlarında bu yayınları yapan rızalık mı alıyor, kim razılık gösteriyor?

    7) Bir de cemi yayınlayanın, cem sırasından canlı yorumlar yapması yok mu! Sanki seyirlik bir olay anlatıyor.

    8) Cem aşkın muhabbeti, yol aşkın ibadetidir. Gönül, yol, akıl için muhabbet birlemektir. Seyirlik asla değildir. Sosyal medyada beğeni toplamak, cem hakında olur olmaz gereksiz tartışma yorumlarının sayısını artırmak hiç uygun değildir.

    9) Hele bazı dedelerin bu canlı yayınları teşvik etmesi ve canlı yayında, “Şu anda facebookta bizi izleyen canlarımız” diye söze başlaması yok mu, o da ayrı bir felaket.

    Eser, açıklamasının sonunda “Canlar bu yozlaşmaya bir çare” diye yazarak uyarıda bulundu.

    PİRHA/ İSTANBUL 

  • Turan Eser: Diyanet cemevinde ne arar?

    Turan Eser: Diyanet cemevinde ne arar?

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı’nın Tunceli Cemevi’ni ziyaretine ilişkin bir yazı kaleme alan yazar Turan Eser, “Aleviler arasında gri pasaport verdikleri dedeler ve kendi kontrollerine aldıkları bir kaç ‘Cemevinde iç ve dış asimilasyonu devreye sokmak için, medyatik resimler eşliğinde ‘biz aynıyız’ mesajı veriyorlar” dedi.

    Yazar Turan Eser, “Diyanet cemevinde ne arar?” başlığı ile bir yazı kaleme aldı. Birgün gazetesindeki yazısında, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğunu kabul etmeyen Diyanet’in, nüfusun yüzde doksanın Alevi olduğu Dersim’deki cemevinde ne işinin olduğunu sordu.

    Eser, Diyanet’in Başkanı Ali Erbaş’ın, Dersim’de cemevi ziyaretinin Alevilerin asimilasyonu ve Aleviliği ise Diyanet’in tekelindeki din anlayışı ile homojenleştirme çabasından başka bir niyet taşımadığını vurguladı.

    Eser, DİB Başkanı, başka şehirlerde değil de, neden özellikle Dersim’de, gri pasaportlu iktidar yanlısı dedeleri ve cemevi üzerinden de bu algıyı inşa ettiği ve pekiştirmek istediğinin de sır olmadığına dikkat çekti.

    “CEMEVİ ZİYARETİ TESADÜF DEĞİL”

    2009’da Abdullah Gül Cumhurbaşkanı, 2014’te Ahmet Davutoğlu Başbakan, 2018’de AKP delegasyon olarak, Tunceli Cemevi’ni ziyaret etmelerinin bir tesadüf olmadığının altını çizen Eser, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bugüne kadar hiçbir Cemevi’ne uğramamışların ‘cemevini ilk kez ziyaret ediyorum’ demeleri ve ardından da ‘Aynı düşünceye, aynı inanca sahibiz. Kıblemiz, kitabımız, peygamberimiz bir. Ehlibeyt sevgisi noktasında hiçbir farkımız yok’ ezberleri de değişmez.
    Oysa Alevilerin ısrarla ‘bizim inancımız farklı. Biz Cem’deyiz, Cemevi’ndeyiz. Hak dediğimiz hak meydanında Cem ibadetinin yapıldığı ibadet yerimiz olan cemevinde muhabbetindeyiz,” dedikleri inancı yok sayanların, Alevilerin farklı olduğu gerçeğini tanımak, farklı ama birarada, eşit koşullarda, eşit haklarla, barış içinde ve laik bir düzende kardeşçe yaşamaya uzak dururlar. Çünkü siyasal İslamcılık ve Diyanet laikliğin kurumsallaşmasını, laik yaşamı ve laik düzeni savunanları sevmez. Laikliği savunan Alevileri de ‘ateist, Alisiz Aleviler’ diyerek itibarsızlaştırmak için her türlü kara propagandayı medyalarında, fetvalarında, siyasal İslamcı demeçlerinden eksik etmezler. Aleviler arasında gri pasaport verdikleri dedeler ve kendi kontrollerine aldıkları bir kaç ‘Cemevi’nde iç ve dış asimilasyonu devreye sokmak için, medyatik resimler eşliğinde ‘biz aynıyız’ mesajı verirler.”

    “MUHATTAP ALEVİ KURUMLARIDIR”

    Ama Alevilerin hak ve eşitlik taleplerini, laiklik, hukuksal ve demokratik zeminlerde ve TBMM’de ele almadıklarını söyleyen Eser, oysa Alevilerin devlet ile hukuksal ve demokratik çözüm zeminlerinde buluşmak istediğini vurguladı. Eser, bunun da muhataplarının ise Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Denekleri, Alevi Kültür Dernekleri ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olduğunu söyledi. (HABER MERKEZİ)

  • Eser: Yoluna, davasına, kimliğine bağlı kadroların yaratılmasını amaçlıyoruz

    Eser: Yoluna, davasına, kimliğine bağlı kadroların yaratılmasını amaçlıyoruz

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yönetici ve kadro eğitim çalışmasında eğitmen olarak görev alan Yazar Turan Eser çalışmada; davasına, kimliğine bağlı, demokrasi mücadelesinde, kimlik mücadelesinde kapasitesi, bilgisi yüksek kadroların yaratılmasının önemine vurgu yaptıklarını söyledi. Eser, Aleviliğin ciddi şekilde bir siyasal İslamcılığın kuşatması altında olduğunu da vurguladı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel merkezi tarafından şubelerde, ‘Çalışmaların Koordinasyonu, Örgütlenme Kapasitesini Artırma Ve Hedef Yönetimi Stratejilerini Geliştirme Eğitimi’ yapılıyor.

    Eğitim çalışması, önce dönemlerde Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanlığı yapan Yazar Turan Eser’in eğitmenliğinde PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde başlatıldı.

    Turan Eser, bu eğitim çalışmasına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Eser, “Alevilerin hak ve taleplerini savunmak, kapasitelerini yükseltmek, yönetici tecrübelerini artırmak kadrolarımızın kendi Alevi toplumsal davasını bilinçli bilgiye dayalı olarak savunabilmesini sağlamak için en önemli ihmal ettiğimiz alanlardan bir olan eğitimin seferberliğini başlatmış durumdayız” dedi.

    “PSAKD, ÜLKE GENELİNDE KADRO EĞİTİMİ SEFERBERLİĞİ BAŞLATTI

    “Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi (PSAKD) Genel Merkezi olarak şahsımın katkısı da gözetilerek PSAKD örgütlülüğünde yönetici ve kadro eğitiminin ihtiyaç olduğuna dair bir çalışma başlattık” diyen Eser, şöyle konuştu:

    “Ben benim gibi pek çok insanın içinde çalışmalarda yer alabileceği bir yönetici kadro ihtiyacını gerçekleştirmek, yöneticilerin, kadroların, aktif üyelerimizin Alevilerin hak ve taleplerini savunma kapasitelerini yükseltmek, yönetici tecrübelerini artırmak, kadrolarımızın kendi Alevi toplumsal davasını bilinçli bilgiye dayalı olarak savunabilmesini sağlamak için en önemli ihmal ettiğimiz alanlardan bir olan eğitimin seferberliğini başlatmış durumdayız. Dolayısıyla PSAKD örgütü Türkiye çapında yaygın bir yönetici kadro eğitim seferberliği başlattı. 8 bölgede yapılacak bu eğitimin ilkini İç Anadolu Bölgesinin şubelerini toplayarak Batıkent PSAKD Şubesi ve Cemevi’nde gerçekleştirdik.”

    Eser, PSAKD Batıkent Şube ve Cemevi’nde 2 gün süren eğitim çalışmasına 120 kişinin katıldığını belirterek, “Gençlerin, kadınların, yetişkinlerin olduğu yönetici kadroların, yöneticilerin, aktif üyelerin katıldığı bir çalışma oldu. Verimli bir çalışmaydı” diye konuştu.

    “ALEVİLER KENDİ HAK VE HAKİKAT DİLİYLE DAVASINI SAHİPLENMELİ

    Eser, konu başlıklarına ilişkin şunları kaydetti:

    “Neden örgütleniyoruz, örgütlenmenin önemi, toplumsal dava yöneticiliği ile tüzük yöneticiliği arasındaki farklar, Alevi kurumlarında, Alevi örgütlülüğünde kurumsallaşmanın önemi, üyelerimizle, Alevi toplumu ile örgütlü, örgütsüz kesimlerle, kamuoyuyla kamusal alanda Alevilerin taleplerini ve haklarını temsil edebilme, anlatabilme konusunda neler yapılmalı, toplum medya ilişkisi, Aleviler -siyaset ilişkisi, Alevilerin Alevilerle ilişkisi, diğer toplumsal kesimlerle olan ilişkilerini konu alan gündemlerimiz vardı. Gençlik örgütlenmesine dair bir konumuz vardı onu ele aldık. Özellikle Alevice dil konuşmanın önemine vurgu yaptık. Dildeki asimilasyonun insanın kültürel kimlik kaygısına ne kadar çok bir tetikleyici unsur olarak negatif etki yaptığını konu olarak ele aldık. Dolaysıyla Alevilerin kendi yol diliyle, hak ve hakikat diliyle kendi davasını sahiplenebilmesi için her türlü dilde, inançta, felsefede olan bu yabancılaşmaya karşı bir eğitim seferberliğinin önemine vurgu yaptık. Ve aynı zamanda eğitim, mücadelenin kopmaz bir parçasıdır.”

    “KURU AJİTASYONLA, HAMASET SÖYLEMİYLE OLMAZ”

    Yazar Turan Eser, “Mücadele, çağımızda artık donuk ajitasyonla, kuru ajitasyonla, sloganlarla hamaset söylemiyle giden bir şey değil” diyerek Alevilerin akademik alanda bir kuşatma ile karşı karşıya olduğuna işaret etti.

    EĞİTİM ÇALIŞMASINDA NELER KONUŞULDU?

    “Bilinçli bir mücadele hak ve talepleri gerçekleştirme konusunda önemli bir adımdır” diyen Eser, eğitim çalışmasını şöyle anlattı:

    “Bilgiye dayalı eğitimin önemini üyelerimize, yöneticilerimize aktarmak için de bu 2 günlük eğitimi gerçekleştirdik. Bu eğitimler sunumlar biçiminde oldu. Derste öncelikle sunumlar yapıldı, sunumlar üzerine yapılan bir ortak akıl taramasına, tartışmasına girişildi. Ortaya attığımız sorulara birlikte cevap aramak için birkaç yöntem denedik. Örneğin: çalışma grupları yaptık. 5 çalışma grubunda 5 ayrı konu tartışıldı. 5 ayrı soru etrafında insanlar birlikte tartışarak sonuç odaklı, çözüm odaklı bir fikir üretimine girdiler. Genel merkeze çok önemli önerilerle, çözüm önerileri ile geldiler. Bunun dışında bir anket çalışması yaptık. Bu anketteki sorularımız Alevi hareketinin günümüzdeki sorunlara nasıl yaklaşması, kurumlarımızda yaşanan sorunlar nedir, bu sorunların yaşanmaması için ne yapmak lazım bu sorunları en az düzeye indirmek için de çözüm nedir? Davranışımız gibi kurumsal ihtiyaçlar, yöneticilik tecrübeleri ne olmalıdır? Bunun gibi bir yöntem olarak eğitimde kullandık.

    Daha sonrada beyin fırtınası şeklinde insanlar kendi düşüncelerini özgürce ifade edebileceği bir ortam yaptık. Bir önemli işlevde Alevilik üzerinde yaratılan onca iç ve dış asimilasyonun yarattığı tahribatları konu olarak Aleviliğin tarihsel köklerini, Aleviliğin teolojik inşasını, onun inançsal kimliğinin nasıl Anadolu’da vücut bulduğunu, Asya’da Mezopotamya’da, Balkanlarda Avrupa’da, uluslararası ölçekte günümüz dünyasında Aleviliğin kimlik inşasının giderek nasıl yeni boyutlar kazanarak kendisini geliştirip yeni bir güncelleme ile kendisini ilerlettiğine dair konuları gündeme aldık.”

    “SÜNNİLİK, DİYANET, SİYASAL İSLAMCILIK KUŞATMASI ALTINDAYIZ”

    Aleviliğin ciddi şekilde Sünnilik, Diyanet, YÖK, ilahiyat, siyasal İslamcılık eksende bir kuşatmaya maruz kaldığına dikkat çeken Eser, “Bugün cemevlerimiz artık Diyanet’in görevli kadroları tarafından ziyaret edilip, orada bir asimilasyon amacı ile gelinen mekânlar haline gelmeye başladı” dedi.

    “ALEVİ HAREKETİ OLARAK  KENDİMİZ OLMAK ZORUNDAYIZ”

    Eser, “Alevi hareketi olarak, Alevi toplumu örgütlenmesi olarak kendimiz olmak, kimlik ve dava bilinciyle buluşmuş, kendi inancına, kimliğine, felsefesine, tarihine, kültürüne sahip çıkan, bilgiye ve kanıta dayalı, bilimsel olarak bu otantik Aleviliğin 21. yüzyıla taşınması konusunda da eğitime katılan her bir canımızın akıl tarlasına, gönül bahçesine doğru hak kelamını ekmeye, o hak kelamlarını ortaklaştırmaya, onlar üzerinden önümüzdeki döneme nasıl bir yolculuk yapacağımıza karar verdik” ifadelerini kullandı.

    “GELECEĞİMİZİ ANCAK BİZ ALEVİLER İNŞA EDEBİLİRİZ

    Turan Eser, bu iki günlük çalışmada özetle, dava yöneticiliği nedir? Dava kadrosu olmak nedir? Bürokratik olmayan, hiyerarşik olmayan, demokratik olmayan, bütün yapılardan, daha çok eşitlikçi, çoğulcu, dayanışmacı şeffaf, eğitimli, mücadelesine, davasına, kimliğine bağlı; hak temelli mücadelesini demokrasinin, hukukun, evrensel ilkeler çerçevesinde yapmaya, yöneticilik, demokrasi mücadelesinde, kimlik mücadelesinde kapasitesi, bilgisi yüksek kadroların yaratılmasının önemine vurgu yaptıklarını söyledi.

    Eğitim çalışmasının iyi bir çalışma olduğunu belirten Eser, “Geleceğimizi ancak biz Aleviler inşa edebiliriz. Başkalarının inşa ettiği bir Alevilik değil. Alevilerin inşa ettiği bir Alevilik çalışması ihtiyacı içinde, kendi geleceğimizi, kendi aklımız, kendi muhabbetimiz, kendi eğitimimiz, kendi örgütlülüğümüzde karar verip biz tayin edeceğiz. Biz tayin etmezsek başkaları tayin etmeye aday. O yüzden de bu tayin ve vekâlet işini elimizde tutmaya inadına azimliyiz” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Eser’den Hızır’ı istismarcı gösteren ‘çocuk’ kitabı tepkisi: İnsanlık öğrenin

    Eser’den Hızır’ı istismarcı gösteren ‘çocuk’ kitabı tepkisi: İnsanlık öğrenin

    PİRHA- Çocuk kitabı olarak yazılan ‘Keloğlan Ak Ülkede’ kitabında Hızır adında bir karakterin masal kahramanı kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması ve çocuğun hamile kalması konusunun işlenmesine Yazar Turan Eser tepki gösterdi. Eser, “Hızır’ı düşmanlaştıran, tecavüzcü haline getiren zavallılar size Hızır’ı anlatalım da bir nebze olsun insanlık öğrenin” dedi. 

    Çocuk kitabı olarak yazılan ‘Keloğlan Ak Ülkede’ kitabında Hızır adında bir karakterin masal kahramanı kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması ve çocuğun hamile kalması konusunun işlenmesi tepkiyle karşılandı.

    Duran Yılmaz imzalı kitapta “Hızır, baygın kızın üstüne, eğri büğrü dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle baka baka yaklaştı. Baygın kızın ırzını lekeledi. Sonra oturdu, kızın baş ucuna. Onun ayılmasını bekledi. Kız ayılınca da: ‘Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın,’ diyerek birden yok oldu.’ bölümü kan dondurdu. Küçük çocukların psikolojik olarak etkileneceği metinlerde ‘Artık sen benim karım oldun. Karnında bir erkek çocuğu var. Yakında doğacak” kelimelerine yer verilmesi sosyal medyada da çok tepki çekti.

    Bir tepki de Yazar Turan Eser’den geldi. “Hızır şeytanlaştırılamaz, yetiş ya Hızır” diyen Turan Eser, “Çocuk yayınları ve kitapları yoluyla, Hızır’ı kötüleyen ve şeytanlaştıran yayıncılık çocuklarımızı hedefliyor” dedi.

    “BU KİTABIN TOPLATILMASI İÇİN ÇAĞRIDA BULUNULMALI”

    Eser mesajında şunları ifade etti:

    “Kitap Ak ülkede Hızır’ı çocukların gözünden düşürmek ve korkulacak şeytan haline dönüştürmüş.
    Çocuklarımızın masum, temiz ve saf akıl tarlalarına nefret, kötülük, yalan, ayrımcılık, pislik ekiyorlar. Dertleri, iyi, güzel, insani değerler kazandırmak yerine, kendi rezil, düşmanlaşmış nefislerini öğretiyorlar. Çocuklarımızı bu rezil ve düşmanlaştırıcı kitaplardan kurtarmak için derhal şikayet edilmeli ve toplatılması için çağrıda bulunulmalıdır.”

    Yazar Turan Eser, ailelerin ise kitap alırken önce kendilerinin okumasını ve incelemesini sonra çocuklarına okutmaları gerektiğinin altını çizdi.

    Alevi kurumları ise bu konuda gerekli hukuksal girişimlerde bulunarak, gereğini yapmaları çağrısında bulunan Eser, şunları yazdı:

    “Hızır’ı düşmanlaştıran, tecavüzcü haline getiren zavallılar size Hızır’ı anlatalım da bir nebze olsun insanlık öğrenin!!!!

    Peki Hızır kim?

    Aylardan Hızır..
    El uzatmazsak açlıktan ölecek milyonlarca çocuk varken, toklara lokma dağıtmak mıdır, Hızır?

    Evimizi açmazsak soğuktan donacak, denizlerde boğulacak binlerce mülteci çocuk ve kadın “yetiş umut” diye çığlık atarken, yatağında rahat uyumak mıdır, Hızır?

    Ses çıkarmazsak, zulmiyetle yaşamaya maruz kalmış, insanlık, masumiyet ve mazlumiyet “Yetiş Ya Hızır” derken, “programlanmış etkinliklerle” faaliyet raporlarını doldurmak mıdır Hızır?

    Gerçekten Hızır ne? Hızır kim ? Kim yetişecek? Kime yetişmeli? Nasıl yetişmeli? Ne zaman yetişmeli?

    Sadece Şubat’a 3 gün sıkışmış program mı Hızır ?

    Aleviler için Hızır kutsaldır.
    Anlamı derin bir insani dayanışmadır. İnsancıl olmanın ve paylaşmanın adıdır.

    Sazlar çalınır, deyişler söylenir. Pişirilmiş çörek, börek ve gavut gibi lokmalar paylaşılır. Gülbengler okunur. Oruçlar açılır. Aleviler cemdedir. Cem olurlar.

    Gönüllerini, yollarını ve muhabbetlerini birlerler.
    Yetiş ya HIZIR… diye seslenirler.
    Peki kimdir bu Hızır?
    Hızır neden bu kadar önemlidir?

    Çünkü Hızır Hakk’tır.
    Yar ve yardımcıdır.
    Bozatlı Hızır umutsuzlara umuttur.
    Hızır gariplerin yoldaşıdır.
    Hızır merhamettir.
    Hızır geleceğimizdir.
    Hızır kuru ile yaşı birlikte yakmayandır.
    Hızır candır.
    Hızır sahipsiz koymayandır.
    Hızır Afrika’da yoksunların varıdır.
    Açlığa tokluktur.
    Kimsesizlerin kimsesidir.
    Ölüme yaşamdır.
    Hızır sevgidir.
    Hızır aşktır.
    Hızır bitmez sevdanın adıdır.
    Sevdasıza sevda, muhabbetsize muhabbettir.
    Hızır her daim hazırdır!
    Hızır bizi elden ayaktan etmeyendir.
    Hızır bizi yatağa mahkûm etmeyendir.
    Hızır doğru ve iyi olanı yapandır.
    Hızır bize yol gösteren rehberdir, kılavuzdur.
    Hızır akıldır.
    Hızır çocuğumuza gelecektir.
    Hızır mazlumda hata görmeyendir.
    Hızır mazluma bolluk, zalime darlıktır.
    Hızır zulmün deryasında mazlumun halini bilendir.
    Zulmiyetin karşısındaki masumiyettir.
    Umutsuz yolcu mültecinin umududur.
    Hızır korkuya cesarettir.
    Hızır imdadımıza yetişendir.
    Hızır darılmayandır.
    Hızır kıskanmayandır.
    Hızır bencilliği sevmeyendir.
    Hızır kin, kibir ve fesatlıktan uzak durandır.
    Hızır barışık olandır.
    Hızır savaşa karşı, güvercin donundaki barıştır.
    Hızır “Enel Aşk”, “Enel Hakk” diye ısıtan, gül cemallerdeki güneştir.
    Hızır el tutandır.
    Güçsüze omuz verendir.
    Hızır dilekleri kabul edendir.
    Hızır sığınılan güvendir.
    Hızır çocuğumuzun yakasını zalimlerin eline vermeyendir.
    Hızır senin yıldızındır.
    Hızır zor işi kolay kılan ve yola koyandır.
    Hızır engelleri yıkan ve aşandır.
    Hızır bükük boynu doğrultandır.
    Hızır mutlu edendir, huzur verendir.
    Hızır senin davandır.
    Hızır vermektir.
    Hızır dayanışmadır.
    Hızır paylaşımdır.
    Hızır’ın darda kalan 73 milletin sesini duyandır.
    Hızır sahip çıkandır, koruyandır.
    Hızır imdatta koşandır.
    Hızır garipleri yolda yolak da koymayandır.
    Hızır yolumuzu yolsuza, hırsıza ve şer olana düşürmeyendir.
    Hızır dar günün dostudur.
    Hızır vicdandır.
    Sofradaki muhabbettir.
    Vicdandaki yaşamdır.
    Hızır adalettir, eşitliktir.
    Hızır kurtuluştur.
    Hızır köleye özgürlük, aç olana tokluktur.
    Hızır canlının her türlüsüne sahip çıkandır ve sevendir.
    Hızır her yerde mazlumun yanında hazır ve zalime karşıdır.
    Hızır Hak’tır!
    Hak Hızır.
    Hızır sendedir.
    Sen Hızır’da.
    Hızır beyaz atıyla gelen ak sakallı yaşlı değildir.
    Hızır kalbindeki genç, oyundaki çocuktur.
    Hızır yaratıcı kerametin sahibi kadındır.
    Hızır insandır.
    İnsan Hızır’da!
    Hızır kalpteki mihmandır.
    Hızır içimizdeki iyiliği besleyen ve uyandıran aşktır.
    Hızır uzakta değil, senin içindedir.
    Hızır musahiptir.
    Hızır seninle hemhal olup, içinde dardakine koşmaya hazır iyiliktir.
    Hızır bilene bir dayanışma yoludur. Bilmeye efsane..
    Hızır’ı bilen bilir, bilmeyen kendi bilir.
    Hızır’la birlikte yürünecek sevgi yoludur.
    Hızır hak, adalet ve ulu yolda, yoldaşın olandır.
    Hızır akla delil, karanlığa çerağ olandır.
    Bozatlı Hızır her daim aklınızda, yüreğinizde, içinizde, düşüncenizde, ruhunuzda olandır.
    Şimdi bildin.. Hızır sende..
    Hızır Hızır dedikleri içindeki insandır.
    Unutma Hızır sensin.
    Hızır hepimiziz.
    Hızır “hayırlar fetola, Şerler defola“ diyenlerdendir.

    Aylardan Şubat, nefeslerimiz “Yetiş ya Hızır” diyecek.
    Sen Hızır olup yetişirsen Hızır varolacak.
    Hızır’ınız kabul ve daim olsun.
    Her ay Hızır ola, her gün darda olana koşa..
    Bozatlı Hızır yar ve yardımcınız olsun.
    Hızır Enel Aşk, Hızır Enel Hakk..
    Hızır olup yola koyulanların heybesinde iyiliğin kerameti, kalbinde sevginin bereketi taşa eksilmeye..
    Hızır akla, kalbe ve ruha bir dokunuşla uyanmaya hazır olandır.
    Şimdi ona dokun…
    Gerçeklerin demine “Hü Dost” “Hü Hızır” ola…..”

  • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, yönetici ve kadro eğitimleri başlatıyor

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, yönetici ve kadro eğitimleri başlatıyor

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Turan Eser koordinatörlüğünde 20-21 Ekim’de yönetici ve kadro eğitimleri başlatıyor. Eğitim, Ankara Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılacak.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yönetici ve kadro eğitimleri başlıyor. Eğitimler toplam 8 bölgede gerçekleştirilecek.

    İlk kadro eğitimi Turan Eser koordinatörlüğünde 20-21 Ekim’de 10.00-18.00 saatleri arasında Ankara Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılacak.

    Bu eğitime Ankara’da bulunan Genel Merkez yöneticileri, Genel Merkez Denetim ve Disiplin Kurulu üyeleri, yine Ankara’da bulunan derneğin şube yöneticileri, şube Gençlik ve Kadın Komisyonu üyeleri katılacak.

    Eğitimlerin 2019 yılının başında bitirilmesi planlanıyor. 

    Eğitimde konu başlıkları ise şöyle:

    -Alevi örgütlenmesi ve önemi

    -PSAKD ve kurumsallaşma

    -Tüzük yöneticiliği ile dava yöneticiliği nedir?

    -Üye, tüzük ve PSAKD ilişkisi

    -Yöneticiler, sorumluluk ve görevleri

    -Federasyon örgütlenmesi

    -Kişiler ve kurumlararası iletişim, muhabbet ve sorun çözme kültürü

    -Alevi gençlik örgütlenmesi ve önemi

    (HABER MERKEZİ)

  • Her milliyetten çocuk Alevilik dersinde semah dönüyor-VİDEO

    Her milliyetten çocuk Alevilik dersinde semah dönüyor-VİDEO

    PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu öncülüğünde Alevilik dersleri sürüyor. Her milliyetten çocuklar Aleviliği uygulamalı öğreniyor. Çocuklar deyişler eşliğinde semah dönüyor. 

    İngiltere’de Britanya Alevi Federasyonu öncülüğünde Alevilik dersleri devam ediyor. Her milliyetten çocuklar merak ettikleri Aleviliğin eğitimini okullarda alıyorlar.

    İngiltere’de Alevilik dersleri zorunlu veriliyor. Alevilik derslerine İngiltere’de yaşayan bütün çocuklar katılıyor.

    Çocuklar eğitimcilerle beraber deyişler eşliğinde semah dönüyorlar.

    Çocuklarla ilgili videoyu facebook hesabından yayınlayan eğitimcilerden Yazar Turan Eser de, “Yetmiş iki millet birdir bizde. Yeryüzündeki her çocuk bizim nazarımızda masum paktır. Her renkten, kültürden, inançtan, ülkeden çocuklar “Alevilik nedir” diye merak ettiler, şimdi İngiltere okullarında düzenli Alevilik eğitimi alıyorlar. Britanya Alevi Federasyonu, eğitimcileri, bağlaması, nefesleri, semahlarıyla yol için eğitim hizmetinde… Aşkolsun yola hizmet edenlere” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevilere yönelik sistematik bir adaletsizlik var’-VİDEO

    ‘Alevilere yönelik sistematik bir adaletsizlik var’-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Tiyatro salonunda, “25. yılında Sivas Katliamı ve adalet arayışımız!” şiarıyla panel düzenledi. Panelde, Türkiye’de Türklük ve Sünnilik sorunu olduğu belirtilerek, Alevilere yönelik sistematik bir adaletsizliğin devam ettiği vurgulandı. Madımak müze oluncaya kadar mücadelenin devam edeceği belirtilerek, devletin en tepesindeki nefret söylemlerine işaret edildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Tiyatro salonunda, “25. yılında Sivas Katliamı ve adalet arayışımız!” şiarıyla panel düzenledi.

    Moderatörlüğünü Gazeteci-Yazar Turan Eser’in yaptığı panele, AABK Genel Başkanı Hüseyin Mat, ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, HBVAKV Başkanı Ercan Geçmez, PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin konuşmacı olarak katıldı. 

    Panelde açılış konuşmasını yapan Yazar Turan Erser, “2 Temmuz etkinlikleri Sivas 25 yıl önce dünyanın, devletin, bizim toplumu gözü önünde yaşanan insanlık dışı vahşetin ötesinde bir katliam yaşandı. Bu katliam bir toplumsal dava haline dönüştüğü için de hükümetin, devletlerin, siyasetin, yandaş medyanın ifade ettiği gibi münferit, ferdi bir olay değil; devletin Kerbela’dan bugüne kadar sürdürdüğü sıralı siyasi, kimlik katliamları ve cinayetleri olarak devam ediyor” dedi.

    Eser, başta şehit aileleri olmak üzere PSAKD örgütlülüğü, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, ABF, HBVAKV, AABF federasyonun bileşenleri, demokratik kamuoyu, demokratik muhalefet, sol, sosyalist hareket olmak üzere toplumun bütün vicdanını temsil eden kamuoyunun bu davayı sahiplendiğine dikkat çekti. Eser, “Toplum olarak yaşadığımız travma hala devam ediyor” ifadesini kullandı.

    “ALEVİLERE YÖNELİK SİSTEMATİK BİR ADALETSİZLİK VAR”

    PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin, “Sivas katliamının sebeplerinin birçok bileşeni var. Alevilere dönük bin yıllık asimilasyon politikalarından bahsedeceğiz” dedi.

    Şahin şöyle konuştu:

    “Alevilere dönük katliam stratejileri genel anlamda Osmanlı döneminde de Çorum’da, Maraş’ta Sivas ve Gazi Mahallesi’nde de genel anlamda şu aşamaları içeriyor: Alevilerin herhangi temel bir alana dayanmayan önyargılardan hareketle bir tehdit algısı olarak sunulması, daha sonra bu tehdidin belli bir olgunluğa ulaştırılması, çeşitli şekillerde kitlelerin tahrik edilmesi ve en son olarak Alevilerin katliama uğratılması.
    Katillerin özellikle ödüllendirilmesi, katilleri koruyan üst düzeyde yer alan yetkililerin ve katliamda ön açıcı rol oynayanların bir şekilde ödüllendirilmesi. Katliam stratejileri genel anlamda bu aşamaları içeriyor. Alevilere dönük katliam, bu ülkede Alevileri yok etmeyi amaçlayan nihai planın bir parçasıdır.
    Adalet ne demek? Ahlaka ve hukuka uygunluk, doğruluk, adil olma durumu, kısaca hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi.
    Bugün modern anlamda dünyada kabul edilen demokratik standartlardan bahsedeceğiz. Bu dünyada ve bu ülkede yaşananlar mevcut demokratik standartlara liberal burjuva demokrasisi dediğimiz standartlara ne kadar uygun?
    Bu ülkede hiçbir zaman adalet olmadı. Bunu Sivas davasında da beklemiyorduk. Aleviler bu topraklarda hiç bir zaman adalet yüzü görmediler. Bu topraklarda sistematik olarak Alevilere dönük sistematik bir adaletsizlik var. Adalet bu ülkede toplumsal alanda, siyasal alanda, sosyal alanda bir adalet söz konusu değil.

    “NEFRET SÖYLEMİ DEVLETİN EN TEPESİNDEN  BAŞLIYOR”

    Alevilerin toplumsal yaşamın bütün alanlarında ayrımcılığa uğradığını belirten Onur Şahin, “Çocuklarımız zorunlu din derslerine maruz kalıyorlar. Eğitimde yaşanan gericileşme, çocuklarımızın imam hatiplere gönderilme durumu, kutsal mekânlarımız var. Bu kutsal mekânlarımıza ya devlet tarafından el konuluyor ya İslamcı yapılar bir şekilde ele geçirmeye çalışıyor ya da bir şekilde bunlar yok ediliyorlar. Dersim’de, Abdal Musa’da bunun örneğini görüyoruz. Kutsal mekânlarımız sular altında kalıyor. Cemevlerimiz ibadethane olarak tanınmıyor. Alevi köylerimize zorla cami yapılıyor, camiyi kabul etmeyen köylerimize hizmet götürülmüyor. Kamuda Aleviler ayrımcılığa tabi tutuluyorlar. Oruç tutmadığımız için saldırıya uğruyoruz. Alevi halkımıza dönük sürekli bir nefret söylemi var. Ve bu nefret söylemi devletin en tepesinden başlıyor.

    “TOPLUMSAL BİR YÜZLEŞME OLMALI”

    HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ise “Şu soruyu sormak lazım? Bir yüzleşme mi, bir toplumsal yüzleşme mi? Türkiye’de önce bu soruyu kendimize sorup bu yönden açılımın yapılması gerekliliğine inanıyorum” diye konuştu.

    Geçmez konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Toplumsal yüzleşme olmadan gerçek bir yüzleşmenin gerçekleşeceğine inanmıyorum. Çünkü dünyada örneklerin tamamı toplumsal yüzleşmeyle gerçekleşti. Daha önce İtalya’da, Arjantin’de, İspanya’da, Şili de toplum kendisi ile yüzleşmeyi becerebildi. Becerdikten sonra devleti bu noktaya çekebildiler. Kendi devletlerinin katliamlarla kendisinin yaptığı ayrımcılıklardan sonra nasıl bir değişim yaşaması ile ilgili kanunlar çıkarmak zorunda kaldılar. Ve katlettikleri bu toplumlarla bir biçimde yüzleşmeyi kısmi de olsa becerebildiler. Aslında bizimde istediğimiz bu. Türkiye toplumu kendisi ile yüzleşmesi lazım. Bu sadece Türkiye için değil, ortadoğu ülkeleri için de çok rahat söyleyebiliriz.

    “EN BÜYÜK SORUN TÜRK VE SÜNNİLİK SORUNU”

    “Nasıl bir yüzleşme gerçekleşmeli önce Aleviler mi, yüzleşmeli? yoksa başkaları mı yüzleşmeli? Bence en büyük sorun Türk ve Sünnilik sorunu. Bu iki toplum, Türk ve Sünni olan grupların bir yüzleşme yaşaması lazım. Bu yüzleşmeyi yaşamadıkları sürece biz bu katliamlarla ilgili ne yazık ki bir şeyler yapamayacağımız ulu orta ortada. Peki, bunları, nasıl bu yüzleşmeyi harekete geçirebiliriz?  Tam da bu sessizliği bozarak. Bugün bile bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın atasözlerinin ne kadar bize acı çektirdiğini, bu coğrafyanın acılarını yeniden bu insanlara hatırlatarak bizden önce buralarda kimler yaşıyordu? Nasıl yaşıyorlardı. Bunlar bu coğrafyanın sahibi değil miydiler? Peki, bunları bu coğrafyadan kovan, yok eden bu coğrafyayı onlara mezar yapan kişilerin gelip buraların kendilerine mezar olacağını bir nebzede olsa akıllarından geçirmelerini hatırlatmak lazım.

    İktidar erki elinde silahla başkalarını sürekli yok etme, asimile etme, onları sürekli katliama tabii tutmanın ardından bu olayın kendilerine döneceğini bilmesi gerekiyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Kimi Sivas’ta, Çorum’da, Maraş’ta, Adıyaman’da kimisi başka bir ilde ve kendi aramızda konuştuğumuzda ya burada bizden önce Ermeniler yaşıyordu, Süryaniler yaşıyordu, şunlar yaşıyordu, bunlar yaşıyordu diyoruz. Peki nerede bunlar arkadaşlar.

    Bunlar kendi istekleriyle mi bu toprakları terk ettiler. Biz yüzleşebildik mi bunlarla. Yani kendimize iğneyi batırmadığımız andan itibaren çuvaldızın gelip bize batacağını hissettik. Ama ne yazık ki katliamlarla hissettik. Bunları gördüysek de sesiz kaldık.

    Devletle yüzleşmeden önce toplumsal yüzleşmesi Türkiye’nin kaçınılmaz bir gerçeği. Bu gerçek üzerinden Türkiye’nin mutlak vicdan sahibi, eşitlikçi, özgürlükçü insanlığın bu alanda bir güç birliği yaparak bir nefer gibi çalışması gerektiğine inanıyorum.

    “SİVAS, İNSANLIK TARİHİNİN EN VAHŞİ KATLİAMI”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin de, “2 Temmuz Kerbela’dan sonra 2 Temmuz’a kadar insanlık tarihinin en vahşi, sözle anlatılamayacak bir katliamı” dedi.

    “Bizler Kerbela’dan günümüze sürekli acı görmüş bir toplumuz” diyen Metin şunları kaydetti:

    “İşin ilginç tarafı bizler 72 millete aynı nazarda bakan bir toplumuz. Ve incinsen de incitme diyen bir toplumuz. Ama her zaman ve her dönemde bütün katliamlar en zararsız ve en faydalı toplumlara yapılıyor. Niye korkuyorlar? Çünkü bizim yeşermemizden korkuyorlar. Bizim kültürümüzden korkuyorlar. Sivas Madımak’ta semahlarımızı yaktılar, çocuklarımızı yaktılar, kültürümüzü yaktılar, aydınlarımızı yaktılar. Ama hiçbir zaman için onlar orada yanmadılar. Işıkları alev oldu. Şu anda bütün dünyada yüreği sızlayan duyarlı tüm toplumları aydınlatıyor. Ben iki şeyden nefret ediyorum: Biri su, biri ateş. Su Kerbela’da, ateş Sivas’ta. Bizler  örgütlü olmak zorundayız, bizler Kerebela’dan, Dersim’den, Maraş’tan, Çorum’dan, Gazi’den günümüze kadar olan bütün katliamların içinde hem kendimizle yüzleşmeliyiz, hem de devlet devletle yüzleşmelidir.

    Bizler ileride katliamlar olmaması için taraf olmak zorundayız, örgütlü olmak zorundayız. Korkunun hiçbir zaman bir topluma faydası olmamıştır, olmayacakta. Biz adalet diyoruz da önce kendi dalaletimizi kendimiz sorgulamamız lazım.

    “KAYBEDENLER DE HEP BİZ OLDUK”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat da,25 yıldır biz Alevi yöneticileri söylenen bütün sözlere baktığımızda demeçlerde, panellerde, söyleşilerde söylenen sözleri alt alta toplayın hep aynı. Tekrara düşüyoruz, değişen bir şey yok. Değişen bir şey olmadı. Burada değiştirmek istediğimiz mesele devletin yaptığı katliamın karşısında hesap vermesi gibi bir düşüncemiz var” dedi.

    Mat, sorun bize karşı bakış açısı ve davranış biçiminden çok, asıl sorun bizden kaynaklanıyor. Şu salondaki katılım oranına baktığımızda da sorun burası, başka yerde sorunu aramak yanlış. Adres yanlış, sorun bizden kaynaklanıyor. Biz bugüne kadar tarihimizle övündük doğruydu. Kerbela’dan, Çaldıran’dan, Pir Sultan’dan, Baba İshak’tan, Baba İlyas’tan, Seyit Rıza’dan bütün değerlerimizden gurur duyduk, doğruydu. Ama bir şeyi kabul edemiyoruz tartışmaya açmakta cesaret edemiyoruz. Bütün bu katliamların karşısında direnenlerin yazdığı tarihle gurur duyuyoruz ama  bir gerçek var ki kaybedenler hep biz olduk.

    “AVRUPA’DAKİ 1.5 ALEVİNİN YÜZDE 5’Nİ ÖRGÜTLEYEBİLDİK”

    Bedel ödeyen biz olduk. Neden Aleviler bedel ödedi? Bu soruya cevap veremiyoruz, vermekte zorlanıyoruz. Yönetici kadrolarımız kurumlarımızda cevap veremiyorlar, tıkandık. Ajitasyonu bir birimize yapıyoruz, tartışmalarımızı birbirimize anlatmaya çalışıyoruz, birbirimizi ikna etmeye çalışıyoruz. Avrupa’da 1.5 milyon Alevi yaşıyor örgütleyebildiğimiz Alevi oranı sadece %5.”

     “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLUNCAYA DEK MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Avrupa Alevi kadın Federasyonu Genel Başkanı Nevin  Kamilağaoğlu ise “Duygu yüklüyüz. Gerçekten de Sivas biz Alevilerin kanayan yaralarından birisi. Bu yaramız geçmeyecek ta ki Sivas Madımak insanlık adına utanç müzesi oluncaya kadar. Biz Alevilerin mücadelesi devam edecek. Biz bunun davacısıyız. Alevi hareketiyle birlikte sonuna kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Ta ki Madımak insanlık müzesi oluncaya kadar.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ankara’da Sivas paneli: Yezid’e bin sene daha mı boyun eğeceğiz-VİDEO

    Ankara’da Sivas paneli: Yezid’e bin sene daha mı boyun eğeceğiz-VİDEO

    PİRHA – 2 Temmuz Sivas Katliamı’na ilişkin ‘Devlet, katliam, kimlik ve yüzleşme’ başlıklı panel gerçekleştirildi. Filiz Kerestecioğlu, Zeynep Altıok, Turan Eser ve Ali Murat İrat’ın konuşmacı olarak katıldığı panele kurum temsilcileri ve şehit aileleri katıldılar.

    PSAKD Genel merkezi tarafından 2 Temmuz şehitleri adına HBVAKV Genel Merkezi’nde, ‘Devlet, katliam kimlik ve yüzleşme’ başlıklı panel gerçekleştirildi. Filiz Kerestecioğlu, Zeynep Altıok, Turan Eser ve Ali Murat İrat’ın panelist olarak katıldığı panele kurum temsilcileri ve şehit aileleri katıldılar.

    Panelde konuşan Zeynep Altıok, “25 yıl dile kolay, genel de konuşma güçlüğü çekmeyen birisiyim, ama önce ailelerimizle göz göze konuşmak çok zor. 25 yıldır bozuk plak gibi kendini tekrar etmek çok zor. Zor bir zamandayız. Ne yazık ki bu zor zamanı içinde bulunduğumuz karanlığı iliklerine kadar duyumsayanlar da, hissedenler de en çok biziz. Çünkü bu karanlığın neler getirebildiğini neler götürebildiğini, nelere mal olabildiğini en iyi deneyimleyenlerdeniz” diye konuştu.

    “BU TOPRAKLARDA BESLENEN GERİCİ FAŞİST ZİHNİYET YENİ DEĞİL”

    “2 Temmuz takvimde yerini aldığında, en fazla bir gün öncedir 2 gün önce değil, bütün gazetelerin aradığı, ne hissediyorsunuz diye sorduğu, sizden hep aynı şeyi anlatmanızı beklerler ve sadece o gün ilgilenirler” ifadelerini kullanan Altıok, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Menekşeden önce bir belgesel hazırlandı ve yayınlandı. Menekşeden önce ben Soner Yalçın tutukluyken yarım kalan belgeselin tamamlanması sürecinde anlatmam istendiğinde belgeseli önce kopuk kopuk sonra avukatlar aracılığı ile tekrar tekrar defalarca izledim. İzlerken ilk defa ailelerin ağzından o yaşanan acıyı orada dinlemiş oldum. Neden? Biz bir birimize uzak olduğumuz için mi? Birbirimizin acılarına duyarsız kaldığımız için mi? Kulak tıkadığımız için mi? Aynı acıyı daima yan yana hissettik. Ama sessiz bir kabul vardır, sormazsanız, sormazlar. Birbirimizden sakınırız birbirimizi.

    25 yılın gerisinden bugüne bakmak lazım. Bugün ülkenin içerisinde bulunduğu seçim atmosferinde bize dayatılanın ne olduğunu, buradan 25 yıl önceye bakarak en iyi anlayabileceğimizi düşünüyoruz. Elbette bu tarih daha önce 100 yıl öncesine gidiyor. Bu topraklarda beslenen gerici, faşist zihniyet yeni değil. Sivas Katliamı’na gelene kadar birçok can aldı, almaya da devam etti. Bizler son olsun dedik, son olmadı. Birbirimizin de adaletine beraber düştük, bunu da sürdüreceğiz.”

    “İKTİDAR YÜZLEŞMEKTEN KAÇINIYOR”

    HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise şunları kaydetti:

    “Öncelikle hepinizin acılarını selamlıyorum. Bütün kaybettiklerimizi sevgiyle anıyorum. Sadece İstanbul’da cenazelerinde bulunabildim. Sizler gibi onlarla yakın yaşama şansım olmadı. Bize toplum olarak kattıkları çok şey vardı. Hepsi ayrı ayrı özelliklere sahip insanlardı. O acıda bu ülkenin vicdanlı insanlarının kalbine yerleşti, bir daha çıkmamak üzere.

    Barış ve demokrasi mücadelesinin yükseldiği, baskıların da aynı oranda arttığı bir dönemden geçiyoruz. Barış sürecinde konuşulmaya başlanan yüzleşme gibi kavramlar bugün iktidar tarafından bugün zorla unutturulmaya çalışılıyor. Aslında iktidarın Dersim Katliamı için etkisiz bir komisyon kurmaya razı olduğu dönemde bile siyasi geleneğinin ortağı olduğu Malatya, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarından yüzleşmekten kaçındığını biliyoruz.”

    “MUTLAK BİR İNKAR POLİTİKASI İZLENİYOR”

    “Bugün ise mutlak bir inkar politikası izliyorlar. Türkiye’nin her zaman Sünnileştirme, Türkleştirme hedefi taşıdığını biliyoruz. Bu politikanın nedeni ulus devletin tek bir kimlik üzerinde inşa edilmesi, bir nedeni ise Alevi toplumunun eşitliği temel hedef alan yaşam biçiminin baskıcı iktidarlar tarafından engellenmek istenmesi” diye konuşan Kerestecioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Her zaman Aleviler eşitlikçi ve özgürlükçü anlayışları nedeniyle bir tehdit unsuru olarak görüldü. Aleviler yalnızca farklı bir inancın mensubu oldukları için değil, biatı kabul etmeyen insanların eşit, özgür ve barış içinde yaşamalarını savunan bir toplumsal örgütlenmeye inandıkları için de hedef gösterildiler. Bir ülkenin işkence ile kayıplarla dolu mirası ile yüzleşmek sadece mağdurların değil, bütün toplumun ve her insanın sorunu olmalı.

    Bu ülkede bir taraftan Süryanilerin, Ermenilerin, bir tarafta Kürtlerin, yaşadıklarını biliyoruz. Aslında toplum olarakta baktığımızda ayrıştıramayacağımız bir şekilde ellerde epey kan var. Toplum olarak da bu yüzleşmeyi yeterince yapamıyoruz. Herkes kendi acısı ile yüzleşilmesini isterken bir başkasının acısını unutabiliyor. Bunları daha fazla ortaklaştırabildiğimizde daha çok adım atma şansına sahip olacağız ve daha demokratik bir ülke olabileceğiz.”

    “YEZİD’İ NE ZAMAN ALT EDECEĞİZ”

    Birgün Gazetesi Köşe Yazarı Ali Murat İrat ise,25. yıl35. Yıl, 55., 105. yılda konuşacaklarımız ya da 10. yılda konuşacaklarımızın benzeşmesi de aslında niye burada kimsenin olmadığının bir göstergesi. Olmaz çünkü aynı şeyleri duyacaklar. Burada iç ve dış suçlamayla sürekli olarak ilerlemeye çalışmamız yüzleşme dediğimiz şeyin kendi acısıyladır. Bırakın başkasının acısının hesabını sormayı kendi acısının hesabını sormayan insanlara bunla yüzleşin demenin komikliğiyle beraber bu toplantıları yapıyoruz. Adam Soma’da gömülüyor, kardeşi çoluğu çocuğu komşusu onun acısının, kendi acısının hesabını sormuyor ve biz kalkıyoruz bu insanlara diyoruz ki Sivas’ta 33 kişi yakıldı, 25. senesi bununla yüzleş. Kendimizle dalga geçiyoruz, ya da bunlarla dalga geçiyoruz. Yüzleşmenin ilk başlayacağı yer bence burasıdır. Bizim artık örgütlülüğümüzden dem vurmamız, bizim artık kendi dışımızda failleri aramamızın geçmiş olması gerektiğini düşünüyorum. Biz örgütsüz falan değiliz. Biz örgütlerimizi yönetemiyoruz. Akıllıca ve disiplinli bir şekilde çalışmıyoruz. Biz yattık şu 2018 Haziran seçimlerinde hangi Alevi örgütü hangi raporu hazırladı. Seçim geçti doğru dürüst ortada bir analiz yok. Yıllardır Yezid’e boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Tamam, Yezid’e boyun eğmede bu Yezid’i ne zaman alt edeceğiz. Bu Yezid’e 1000 sene daha mı boyun eğeceğiz. Bu Yezid ne zaman tarihe gömülecek. 1000 sene sonra da biz bundan mı şikâyet edeceğiz. Edeceğiz gibi çünkü çalışmıyoruz” diye konuştu.

    “DEVLETİN İÇİNDEKİ BİRİMLER BU KATLİAMLARA İHTİYAÇ DUYARLAR”

    Panelde son olarak konuşma yapan Turan Eser ise şunları belirtti:

    “Bu devlet, katliam kimlik ve yüzleşme sadece Sivas’a ilişkin değil Sivas katliamını anlamak bu ülkede dini ve etnik tahriklerle toplumsal galeyanı örgütleyip milli, dini tahriplerle çocuklarımızı nasıl öldürdüklerini ve niçin öldürdüklerine bir bakmak istiyoruz.

    Bu katliam tarihleri ilk değildir, son da olmayacak. Bundan sonrada katliamlar yaşayacağız. Bu sadece bir bölgeye, bir coğrafyaya özgü değil, katliamlar dünyanın her bir coğrafyasında farklı bir karakterle, farklı biçimlerle, farklı şekillerde yaşatılıyor. Özellikle son dönemlerde neden katliamlar daha çok kimliklere yönelir. Bunlar bizim Sivas katliamını anlamamız için cevap vermemiz gereken sorulardan da birisi. Her ne kadar kimlik eksenli katliamlar bir devlet politikası haline gelmişse 1915 Ermenilere yönelik soykırım 6-7 Eylül olayları, Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Çorum Malatya, Roboski, Gazi, Suruç, Ankara, Soma; Soma da bir katliamdır. Bir işçi katliamıdır. Siyasal bir iş cinayetidir.

    Çünkü bütün bunlar devletin gözü önünde, denetiminde, olan biten siyasi cinayetlerdir. Bu cinayetlerin arkasında bir ihtiyaç var. Dönem dönem devletin içindeki birimler bu katliamlara ihtiyaç duyarlar.

    Çünkü duymak içinde sebepleri vardır. Bir ülkede toplumsal sosyal bir kriz vardır, bunu yönetmek için devlet katliama başvurabilir. O ülkede siyasi ekonomik kriz vardır, yönetilemez hale gelmiştir toplumsal dikkati dağıtmak için yapılabilir. Güç ve siyasi erki elinde bulunduranlar toplumsal muhalefetin gücünü parçalamak korku ile sindirmek, yine ilgi odaklarını dağıtmak için katliamlara başvurabilir. Toplumsal muhalefetin biraraya gelmesini parçalamak için bu tür faaliyetlere girebilir.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Turan Eser’den sert eleştiri: Semah seyirlik oyun değil; ne demek ‘benim semah ekibim’!

    Turan Eser’den sert eleştiri: Semah seyirlik oyun değil; ne demek ‘benim semah ekibim’!

    PİRHA- Alevi Kültür Merkezlerinde ya da cemevlerinde “Semah Ekibi” olur mu?” diye soran Yazar Turan Eser, yine yanıtı kendisi veriyor. Eser, “Kısa ve net cevap vereyim; Olamaz! Çünkü semah bir “ekip” değil, cem erkanına ait 12 hizmetlerden biridir. Yani semah ekibi değil, ancak bir “Semah Hizmeti”nden bahsedebiliriz” diyor. Eser, kadim bir inanç olan Alevilikte semahın yerinin, ağırlığının ve öneminin büyük olduğunu hatırlatıyor. 

    Yazar Turan Eser, “Semah nedir?”, “Semah oyuncak değil, yola hizmettir” başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

    Alevilerin Sesi dergisinde yayınlanan yazıda Eser, “Semah Alevi inancına ait vazgeçilmez bir parçasıdır. cemlerdeki 12 hizmetlerin içinde yer alan ana ritüellerinden biridir. Semah Alevi inancında yaradılışı ve varoluşu anlatımını da içerir. Vahdet-i vücut yani varlıkların birliği ilkesini benimsemiş olan Aleviler, semahı, insan, doğa ve evrenin birliğine olan ilahi bir yolculuk olarak, karşılaşma, yürüme ve uçma aşamalarıyla yaşar” vurgusunu yaptı. 

    Alevi Kültür Merkezlerinde ya da cemevlerinde “Semah Ekibi” olur mu?” diye soran Yazar Turan Eser, yine yanıtı kendisi veriyor. Eser, “Kısa ve net cevap vereyim; Olamaz! Çünkü semah bir “ekip” değil, cem erkanına ait 12 hizmetlerden biridir. Yani semah ekibi değil, ancak bir “Semah Hizmeti”nden bahsedebiliriz” diyor.

    Eser, Alevilik inancının önemli bir hizmeti ve ibadet parçası olan semaha ilişkin, gerek dışarıda gerekse dışarıdan yüklenen anlamlarla, folklorik bir öge olarak şekillendirildiğini, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde Semahı “folklorik” bir unsur olarak şekillendirmeye çalıştığını belirtti. 

    Turan Eser, semahın Alevi-Bektaşi inancına ait bir ibadet ve gelenek olarak UNESCO’nun somut olmayan mirasın korunması komitesince, 16 Kasım 2010 tarihinde koruma altına alındığını da hatırlattı.

    Eser, “Halen kendi içimize koruma altına alamayıp, yozlaştırılmasına göz yumuyoruz. Türkü barların ya da seyirlik etkinliklerin “gösterisi” haline getiriliyor olması, semahın tam olarak ne anlama geldiğini bilmediğimizin göstergesidir. Bu nedenle Alevi inancının olmazsa olmazı ve temeli olan cem ibadetlerindeki 12 hizmetten biri olan semah hizmetini yazmak istedim” dedi. 

    İşte Yazar Turan Eser’in semaha dair yazısı…

    SEMAH NEDİR?

    SEMAH OYUNCAK DEĞİL, YOLA HİZMETTİR

    “Bismi Şah Ya Hakk

    Semahlar saf ola,

    Çark-ı pervaz hak ola,

    Döndüğünüz semahlar pir katında Kabul ola,

    Döndüğünüz semahlar dünya durdukca dönüle

    Hizmetiniz Hakk ve Halk katında Kabul ola

    Gerçeğe ve gerçeği görenlerin demine hü”

    Semah Gülbengi… 

    Yazının başlığını “Haşaki bizim Semahımız oyuncak değildir. O bir aşk halidir. Salıncak değildir” diyen Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin sözünden esinlenerek yazdım.

    Semahı bilmek neden önemlidir?

    Semah Alevi inancına ait vazgeçilmez bir parçasıdır. Cemlerdeki 12 hizmetlerin içinde yer alan ana ritüellerinden biridir. Semah, Çark-I, Zamah ya da Pervaz olarak da isimlendirilir. Kelime sema kökünden gelen, uçmak, işitmek, gökyüzü ve kendinde geçmek gibi anlamları içerir. Semah Alevi inancında yaradılışı ve varoluşu anlatımını da içerir. Vahdet-i vücut yani varlıkların birliği ilkesini benimsemiş olan Aleviler, semahı, insan, doğa ve evrenin birliğine olan ilahi bir yolculuk olarak, karşılaşma, yürüme ve uçma aşamalarıyla yaşar.

    Kadim Alevilik inancının önemli bir hizmeti ve ibadet parçası olan semaha ilişkin, gerek dışarıda gerekse dışarıdan yüklenen anlamlarla, folklorik bir öge olarak şekillendirilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde Semahı “folklorik” bir unsur olarak şekillendirmeye çalışıyor. 

    “SEMAH KONUSUNDA CİDDİ KAFA KARIŞIKLIĞI VAR”

    İçeride de sorunlar var. Alevi Kültür Merkezleri ve cemevlerinde verdiğim yönetici, gençlik ve üye eğitim seminerleri sırasında, Semah konusunda ciddi bir bilgi, kavram ve kafa karışıklığının yaşandığını gördüm. 

    “SEMAH UNESCO TARAFINDAN KORUMA ALTINA ALINDI”

    Semah Alevi-Bektaşi inancına ait bir ibadet ve gelenek olarak UNESCO’nun somut olmayan mirasın korunması komitesince, 16.11.2010 tarihinde koruma altına alınmasına rağmen, halen kendi içimize koruma altına alamayıp, yozlaştırılmasına göz yumuyoruz. Türkü barların ya da seyirlik etkinliklerin “gösterisi” haline getiriliyor olması, semahın tam olarak ne anlama geldiğini bilmediğimizin göstergesidir. Bu nedenle Alevi inancının olmazsa olmazı ve temeli olan cem ibadetlerindeki 12 hizmetten biri olan semah hizmetini yazmak istedim.

    “SEMAH BİR EKİP DEĞİL”

    AKM’lerde ya da cemevlerinde “Semah Ekibi” olur mu?

    Kısa ve net cevap vereyim; Olamaz! Çünkü semah bir “ekip”  değil, cem erkanına ait 12 hizmetlerden biridir. Yani semah ekibi değil, ancak bir “Semah Hizmeti”nden bahsedebiliriz.  

    Öğretimiz “Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur. Bizim Semahımız oyuncak değil, ilahi bir sırdır. Bir kimse ki Semahı oyuncak sayar o cahildir” der. Kadim tarih aslında bize ilham vermeyi sürdürüyor. Yani semahı bir folklor ya da tiyatro ekibi ile karıştıramamamız konusunda bizi uyarıyor. Semah ilahi bir aşkla dönülen, 12 hizmetin ve ibadetin parçasıdır. 

    Semahı Alevi öğretisinin ve inancın bir parçası olarak görmeyenler, bu hizmete “tiyatro ekibi” ya da “folklor ekibi” gibi yaklaşarak hata yapabilir.  Semaha “ekip” olarak bakarsak, devletin resmi kayıtlarında ve Diyanetin tanımlarında yer alan “Alevilik folklorik unsurdur” tanımının kurbanı oluruz.

    “SEMAH BİR YOL EĞİTİMİDİR, FOLKLOR KURSU DEĞİLDİR”

    Semah kişelere ait ve bir sahibi olan ekip değildir. O bir yol hizmeti olarak yeri Hak meydanıdır. “Semah ekibi” ekip ifadesi, yol diliyle uyumlu olmayan bir tanımdır. Semah yol hizmeti olarak yola ikrar veren canların içinden gelerek döndüğü ya da bazı canlarımızın kendini geliştirmek için, Alevilik eğitiminin bir parçası olarak semah hizmeti için eğitim alarak, Alevi erkanlarında bu hizmetini sürdürür.

    Semah bir yol eğitimdir. Tıpkı Alevilik eğitimi gibi. Semahı ekip ve folklor gibi anlarsak, semahı bedensel şekillerin bir müzik eşliğinde sergilendiği ve “gösteri” için bir “ekip” işi olarak algılarız.

    Oysa semah  bir folklor kursu değildir. Tıpkı Alevilik eğitimi gibi, ceme ait 12 hizmetten biri olan semah hizmeti de, bir yol hizmet eğitiminin parçasıdır.

    Semah, cem ibadeti ve diğer erkânlarda, zakirlerin, pirlerin gülbengleri ve bağlama eşliğinde kadın ve erkek canların yol aşkına yürüttüğü hizmeti bir ibadettir. 

    Aşık Hüdai’nin dediği gibi;

    “Bütün evren semah döner

    Aşkından güneşler yanar

    Aslına ermektir hüner

    Beş vakitle avunmayız” dediği semah, Alevilikte ibadettin parçasıdır. “Beş vakitle avunmayız” dediği namazın yerine koymuştur. Semah ibadet hizmeti aşk ile “aslına dönmektir” ve “ekip”değildir. Aşkın kazanında pişerek dönmektir.

    “SEMAH HAK MEYDANINA AİTTİR”

    Semah Sahneye Değil, Hak Meydanına Aittir.

    Semah dönmek, cem ibadetinden ayrılmaz. Çarkı pervazlar cemde yürütülen 12 hizmetten biri olan Semahları dönerek yerine getirirler.

    Semah hizmeti veren canlar arasında kimi zaman açık, kimi zaman örtülü kavgalar oluyor. Kıskançlıklar ve kötü rekabetler. Oysa semahlar kavga etmez. Nasılki, sertifikalı Alevilik olmaz ise, sertifikalı semahta olamaz! Cemevi hak mektebidir. Cem ve diğer inançsal hizmetleri yerine getirmek isteyen canların muhabbet ve eğitim ile yol bilgisini, 12 Hizmeti ve bununla birlikte semah hizmetini öğrenerek gönül heybesine koyar.

    “‘BENİM SEMAH EKİBİM’ DEMEK YANLIŞ”

    Semahın “ekip” işi görüldüğü yerlerde, dolayısıyla semahın bir de sahibi oluyor. O sahipler de yol dili yerine, mülkiyetçi ve tekelci bir dil kullanarak “benim semah ekibim” diyorlar.  Oysa bu yanlıştır. Semah hizmeti kimsenin tekelinde ve mülkiyetinde değildir. O yolun hizmetindedir ve Cemevlerinin hizmetindedir. 

    Nasıl ki, 12 hizmetten olan “Dedelik ekibi”, “Çerağcı Ekibi”, “Faraş/Süpürgeci ekibi” ya da “Zakirler Ekibi” yoksa ve kimse ortaya çıkıp bu hizmetlere  “benim dedelik ekibim”“benim zakirler ekibim” ya da “Çerağcı ekibim” denmiyorsa, yoLumuza ve cemevlerimize ait olan semah hizmetine “benim semah ekibim” dememelidir. Bu çok yanlış olur.

    Hatta o hale geldi ki, bazı AKM ve cemevlerinde semah eğitimi yerine “kurs” veren hocalar, neredeyse folklor turnuvası gibi, semah hizmetlerini “semah turnuvası” yapar hale getirmek suretiyle, “benim semah ekibim onların semah ekibinden daha iyi dönüyor” ya da “benim semah ekibim onların semah ekibi ile sahneye çıkmaz” diyebiliyor. 

    Dildeki yozlaşmayı görebiliyor musunuz? “Benim semah ekibim”, “Sahneye çıkmak” diyebiliyorlar. 

    Ne demek “benim”? Ne demek “sahneye çıkmak”?

    “SEMAH SEYİRLİK OYUN DEĞİL”

    Bu bir yol dili değildir. Dilimizi biraz daha dikkatli kullanmak ve dilimizdeki bu bozulmayı ancak yolun diline sahip çıkarak önleyebiliriz. 

    Sahnede seyirlik, kültürel, sanatsal etkinler olur. Oysa semah sahnelerin seyirlik “oyunu” değildir. “Seyir için olmaya, Hak için ola” diyerek dönülen yol aşkı hizmettir. Sahneye artistler, sanatçılar, tiyatrocular ve politikacılar çıkar. Onlar kendi alanlarında seyircilerine, izleyicilerine kültürel, politika ve sanatsal gösteri yaparlar. Kendi alanlarına göre önemli mesajlar verirler. 

    Ama Semah hizmeti sahneye çıkılarak değil, Hak meydanına gelen canların, Hak için yürüdüğü hizmettir. 

    Sahnede seyirlik olan sanatsal, kültürel ve siyasal etkinlikler, seyredenlerden alkış alır. Ama Hak meydanına ibadet ve hizmet için gelen çarkı pervazlar dedelerinden “Bismişah, Semahlar saf, günahlar af ola. Semahlarınız kırklar semahı ola. Hizmet gören canların hizmetleri kabul ve hasıl ola. Dil bizden nefes Hz. Hünkar’dan ola.. Hü gerçeğin demine..” diye gülbeng alır.

    “SEMAH İÇİN ‘BENİM’ DENİLEMEZ”

    Yola ve ibadete ait olan semah için “benim”  denilemez!

    Semahımız ibadetlerimizde ve gülbenglerimizdedir. “Bismişah, Semahlar saf ola, günahlar af ola. Semahlar kırklar semahı ola” denilerek gönül rızasıyla yürüyen hizmettir.  Bazı semah hocalarının “folklorik komutlarıyla” değil, pirlerimizin gülbengleri ve rızalığı ile yürür. Cem’de Hak meydanına gelen canların hizmetidir. Hak meydanı erenlerindir, Semah ise dönenlerindir. Yani “Semah erenlerindir, Çarka girenlerindir.” Zannedildiği gibi “ekip başının malı” değildir.  

    SEMAH EĞİTİMİ BİR ALEVİLİK EĞİTİMİDİR”

    Aleviliği anlatan tüm kitaplarda, semah 12 hizmetten biri olarak yazılır. Dolaysıyla Semah Alevilerin yaşadığın ibadetin parçasıdır. ‘’Başım açık yalın ayak yürütün, sen merhamet eyle lebi balım yar’’ diye yürüyen kadın erkek çarkı pervazlar semah hizmetini, cem sırasında Oniki hizmetten biri olarak, bağlama, deyişler, gülbengler eşliğinde yerine getirirler. Yani Alevi erkanlarında, bağlamasız, nefessiz, gülbengsiz, çerağsız ve semahsız ibadet olmaz. 

    Cem ibadeti ya da diğer Alevi erkânlarında dönülen semahlar öğretilmiş “şekilci figürler” değildir. İbadetin ve yol hizmetinin parçası olan semahın o doğal ve otantik figürleri, ancak o ortamın aşkı, duygusu, sevgisi ile buluşarak ilahi aşkın en doruğuna ulaşır. Ruhsuz ve yol bilgisinden mahrum ibaret fiziki semah figürleri, semah hizmeti veremez.

    “SEMAH HİZMETİ DÖNEN CANIN RUHUNA DOKUNMALI”

    Böylesine şekilci durumlarda, semah ruhsuz, aşksız ve fiziki gösteriye dönüşür. Semah hizmeti dönen canın ruhuna dokunmadan, aklına ve kalbine 12 hizmet aşkı ekilmeden, semah dönen kişinin ne figürlerine, ne aklına nüfus etmez. 

    Semah hizmeti sırasında çarkı pervazların tüm hareketlerinin kendi özgü mesajları ve anlamları vardır. Gökyüzündeki ruhsal uçuştan, turnalar misali kanat çırparak uçmaya, evrenin dönüşünden, kainatın varlığına, haktan alıp halka vermekten, paylaşmaya, ikrarda, yol kardeşliğine kadar, öğretinin ve ruhsal hissin bedenin yarattığı figürlerde, değişik anlam ve manaları vardır.

    “ALEVİ HAKİKATİNİN SIR ŞİFRELERİNİ ÇÖZEMEYEN SEMAHI OYUN SANIR”

    Semah öyle bir hizmettir ki, o sözünü sırladığı semahın figürlerinde anlatır. Tıpkı Aleviliğin sırrı hakikatını, nefeslerde sır edilmesi gibidir. Yani semah hizmeti Aleviliği sözsüz anlatan karşılaşma, yürüme ve uçma hallerindeki bedensel ve ruhsal anlatımıdır.

    Alevilik inancı/öğretisi nefeslerde ve semahlardaki sır edildiğini bilemeyen, Alevilik hakikatinin sır şifrelerini çözemeyen semahı “oyun” sanır.

    Alevilik Eğitimi Yoksa, “Semah Kursu” Halay Night, “Bağlama Kursu” Türkü Bar Kuşağı Nesil Yetiştir.

    Semah hizmet eğitimi yol için eğitimdir. Cem ve 12 hizmet bilmeyen genç kuşakların eğitimidir. Aleviliğe ilişkin bilgisi en az olan kesimlere yol sevdiren hizmettir. Dolaysıyla semah hizmet eğitimi aynı zamanda bir Alevilik eğitimidir. Eğer bu boyutu eksik olursa, semah “kurs” olur, “ekip” olur, “sahibi” olur. O kesimde son durak olarak kendisi Halay Nihgt gecelerinde bulur. Semah hizmeti bu kez düğünlerdeki “oyun” haline gelir.

    Tıpkı bağlama eğitimini, “saz kursu”na dönüştürüp, yol ve 12 hizmetten biri olan “Zakirlik hizmeti” bilgisinden eksik öğrettiğimizde, “kurs mezunları” nasıl ki, soluğu Türkü Bar’da alıyorsa, semah hizmet eğitimi “kurs” olunca  semah dönenlerin çoğu soluğu Halay Nihgt ve düğünlerde alır.

    “SEMAH KURSUNA KATILANLARIN YÜZDE 95’İ ORTALIKTA YOK”

    Bugün Avrupa’da 300 yakın AKM ve Cemevinde ve Türkiye’de bine yakın Alevi derneği ve cemevinde binlerce genç ve yetişkin semah ve bağlama/zakirlik hizmeti yerine “kurslara” katıldığı için, bugün bunların yüzde 95’i ortalıkta yok. Alevilik ve yol hizmeti eğitimleri “kurs” olunca, kursunu alan kendi dünyasına çekiliyor. Eğer bu eğitimlerde geri dönüş bir elin parmağı kadar kalıyorsa burada ciddi bir sorun var demektir.    

    SEMAH HER YERDE DÖNÜLÜR MÜ?

    Semah hizmeti, Cem dışında, sadece Alevi derneklerimizin, vakıflarımızın, dergahlarımızın, federasyonlarımızın düzenlediği, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri, Abdal Musa Anma Törenleri, Alevi Buluşmaları, Alevilerin Kültürel etkinliklerinde dedelerin/anaların ve zakirlerin rehberliğinde hizmetini yerine getirebilir.

    Yani semah dönülecek yerin Hak meydanı olarak tanımlanması gerekiyor. Kapalı ya da açık mekan fark etmez. Eğer o Hak meydanında çerağ uyanıyorsa, dede/ana gülbeng veriyorsa, zakir bağlamasında nefesleri dile getiriyorsa, o buluşma yol hizmet içinse, orası Hak meydanıdır ve semah hizmeti yerine getirilir. Onun dışında hak meydanı olmayan, çerağsız, dedesiz/anasız/gülbengsiz alanlarda, düğünlerde ve eğlence ortamlarında dönmemelidir.

    “GÜLBENGSİZ, ZAKİRSİZ SEMAH OLMAZ”

    Nasıl ki, cemsiz semah olmaz, gülbengsiz, dedesiz, zakirsiz semah hizmeti olmaz. Bu durum ibadetin, erkanlarımızın ve Hak meydanlarımızın ayrılmaz parçasıdır.

    Semah cem ibadetinin hizmeti olarak, Pir, Gülbeng, Zakir, Bağlama, Nefesler ve Çarkı Pervazların hak meydanında ilahi aşkı birlemesidir. 

    Semah aynı zamanda Alevilikteki Miraç anlayışını anlatır. Vahiy dinlerinin “gökyüzüne uçma”sını, Alevilik yeryüzüne, yani Hak meydanına indirmektedir. Bedensel olarak Hak meydanındaki semah hizmeti önce karşılama, sonra yürüyüş ve son aşamasında ruhsal olarak uçma anlamında üç boyutta yaşanır.

    Yani semah hizmeti bir anlamda, çarkı pervazların ruhsal olarak “Miraç” aşkını Hak meydanında yaşamış olur. Herkes semah dönemez. Nasıl ki, küskünler ya da düşkünlük durumunda olanlar ceme katılamazsa, bu kural semah hizmeti için de geçerlidir.

    SEMAH HİZMETİNE, FOLKLOR EKİBİ GİBİ İSİM TAKILIR MI?  

    Hayır! Semah hizmetine isim takılmaz. 

    Cemlerde dönülen semahlarımızın zaten kendi isimleri vardır. Bunlardan bazıları şöyledir; Ali nur semahı, Kırat semahı, Turna semahı, Kırklar semahı, Gönüller semahı, Ya hızır semahı, Nevruz semahı, Ladik semahı, Muhammet Ali semahı, Hubyar semahı ve Hacı Bektaş semahı gibi. Yani semah hizmetinden dönülen semahların kendi yöresel ve süreklere bağlı isimleri mevcuttur.

    Fakat bu yetmiyormuş gibi, bazı Alevi Kültür Merkezleri, Cemevleri, vakıflar ve dernekler, “semah ekibi” kurunca, ekibine bir de isim takıyor.

    Bir çok kurum bilerek ya da bilmeyerek, “Canlar semah ekibi”“Kızılgüller Semah Ekibi”, “Harman Semah Ekibi”, “Hasat Semah Ekibi”, “ODTÜ Semah Ekibi” ve “Halkevleri Nefes Semah Topluluğu” gibi Alevi öğretisinde ve yol dilinde yeri olmayan isimlendirmelere başvuruyor.

    Peki semah hizmetine isim takılması Alevilik öğretisine uygunluk arz eder mi? Kesinlikle hayır.  

    Daha önce de belirtiğimiz gibi, semah cem ibadetindeki 12 hizmetten biridir. Peki diğer hizmetlerin adı var mı? 

    Mesela Canlar Dedelik Ekibi”“Kızılgüller Çerağ Ekibi”, “Harman Süpürgeci/Faraş Ekibi”, “Hasat İbriktar Ekibi”, “ODTÜ Gözcü Ekibi” diyebilir miyiz? Hayır. 

    İşte bu nedenle 12 hizmetlere nasıl ki isim takmıyoruz ve hepsini “yol hizmeti” olarak görüyoruz, semah hizmetini yerine getiren canları “ekip” haline getirmek ve onlara birde “isim takmak” kanımca öğretiye uygun değildir.

    “SEMAH KIYAFETLERİ TEK TİPLEŞTİRİLEMEZ” 

    Semah hizmetinde yer alan ister kadın, ister erkek olsun, tek tip kostüm ya da kıyafet şartı yoktur. Yol hizmetinde esas olan şekil değil, özdür. Ayaklar çıplaktır. 

    Fakat bazı derneklerimiz ve cemevlerimiz semah hizmeti veren canlarımızı ya tek tip üniformalara sokuyorlar ya da yasa/acıya büründüren siyahlar içine sokuyorlar.

    Nasıl ki “yol bir sürek binbir” ise, Semahımızda da yöresel, geleneksel, ritüeller anlamında sürekleri vardır. Kimi yörelerde erkekler şapkalı, kadınlar eşarplı, kimi yörelerde erkekler şapkasız ve kadınlar baş açık semah döner.

    Tüm semahlarda farklı kıyafetler olabiliyor. Örneğin Hubyar Ocağının talipleri cemlerinde semah hizmetinde Hubyarlılar kendi yöresel  ve günlük hayattaki kıyafetlerini giyerler. Ayaklar çıplak ve erkeklerin başları şapkalı, kadınların başında  olur. Kadın erkek baş açık semaha çıkamazlar. 

    Yada Doğu Karadeniz bölgesine has Alaçam Semahı yarısı erkek, yarısı kadın semah dönerler. Kadınların saçları açıktır, hatta saç örgüsü varsa çözerler, uçlarına para ya da pul takarlar. 

    Semahın sürekleri olsa, farklı bölgelerde farklı isimle anılsa da, semah 12 hizmetten biri olarak, öz olarak aynıdır.

    “SEMAH ALEVİLİĞİ ANLATIR”

    Semah Aleviliği Anlatır, Dinlemesini ve Okumasını Bilene…

    Semah Aleviliği anlatır. Semah yürüyen çark-ı pervazların kalbe götürdüğü elleri, Alevilerin  Hakka selamıdır. Hakk kalpte mihmandır. Kalbin üstündeki eller “Hü Dost, Hü Can” söyleyen bedenin dilidir. Bu bir dar duruşunda öark-ı pervazın özüyle yola bağlılığını ifade eder. 

    Semah evren gibi dönülür. Semahta çarklar yol sevgisiyle yürür, Hak aşkıyla karşılaşma yaşar, Hakla bir olup ruhun pervana gibi uçuşu sağlanır. Semahta olmazsa olmaz kadın ve erkeğin can olarak birlikte ve eşitlik temelinde hizmette yer almasıdır.

    Semah yalın ayak yere basılarak dönülerek, TOPRAK kutsallığını sembolize ederken, ellerini gökyüzüne açarak HAVA’ya dokunma, pervana olup uçuş ise onun kalbindeki yol aşkının ATEŞ’ini hissettirir, beden ve ruh birliğinde akışı ise SU’yun kutsallığı üzerinden dört element ile bağ kurmayı simgeler. Tanrı, İnsan ve Evren birliğini anlatan semah hizmetiyle canlar vahdet olur. Gözler avuç içine bakarken, “Aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme”diyerek, tanrıyı insanda görmeyi anlatır.

    İşte bu nedenle cemde talipler, semah hizmetinin yarattığı o manevi ve ruhsal atmosfer içinde kendiliğinden kalkıp semaha katılır. Çünkü birilerinin sandığı gibi semah “ekip” değildir. Semah yola giren talibi ve canları özgürleştirir. Semahta bağımsızlık ana ilkedir. Semah bir halay gibi el ele tutuşularak yürümez.

    “SEMAH HER TÜRLÜ KÖTÜLÜĞÜ İNSANIN İÇİNDE YOK ETMEYİ ÖĞRETİR”

    Semah her türlü bencilliği, kibri, nefsi, kıskançlığı ve kötülüğü insanın içinde yok etmeyi öğretir. O nedenle her çarkı pervaz semah hizmetinde kimseye değil, sadece yola ve Hakka bağlılık içinde hizmetini sürdürür. Yani semah hizmeti canların, Hakk’a ulaşmasının yoludur.

    Özetle, kadim bir inanç olan Alevilikte semahın yeri, ağırlığı ve önemi büyüktür. 

    Bugün semah, özünden koparılmaya, folklorik unsur haline getirilmeye çalışılırken, cem  ve diğer erkanlarımızın 12 hizmetlerinin başında geldiğini unutuyor.

    Semah cem ibadetinin özüdür. Alevilik yoluna hizmet ve davettir. Folklor gibi yaklaşılması, seyirlik görülmesi, Aleviliğin özüne aykırıdır.

    Dolaysıyla son söz olmasa da; 21. Yüzyılda Aleviliği yaşatmak, semahı yaşatmaktır. Bu amaçla kurulmuş cemevlerimiz, derneklerimiz ve vakıflarımızda hizmet veren yöneticilere, dedelere, analara, zakirlere, 12 hizmette yer ala canlarımıza, semah hizmetlerinin eğitimlerini veren canlarımıza büyük iş ve sorumluluk düşüyor. Gençlerimizin, taliplerin  bu konularda, Aleviliğin öğretilerini referans alarak yetiştirmemiz ve bilinçlendirmemiz zorunludur. Özellikle de semah ve zakirlik hizmetlerindeki eğitimlerinde, özü ve erkanlarını korumak zorundayız. Aleviliğin anlam ve özünü bulduğu, cem erkanları da ancak, 12 hizmetlerin eksiksiz ve özüne uygun yapılmasıyla canlarımızın ruhuna, kalbine ve gönüllerine köprü kuracağı  inancındayım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi çalıştayı sürüyor: Aleviler nasıl bir laiklik savunmalı?-VİDEO

    Alevi çalıştayı sürüyor: Aleviler nasıl bir laiklik savunmalı?-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Edremit’te düzenlenen ‘Alevi çalıştayı taslak raporu’ toplantısı ikinci gününde devam ediyor. Alevilik ve laiklik (İnanca özgürlük) masasının taslak raporunda Alevilerin nasıl bir laikliği savunması gerektiğine açıklık getirildi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Edremit’te düzenlenen ‘Alevi çalıştayı taslak raporu’ toplantısı ikinci gününde devam ediyor.

    Çalıştayda Alevilik ve laiklik (İnanca özgürlük) masasının taslak raporu Onur KAYA, Turan ESER, Servet DEMİR, Mehmet TÜM, Mehmet Ali ÇANKAYA, Seyit KARAALİ, Zafer ÇOBAN, Hidayet YILDIRIM tarafından hazırlandı.

    Taslak raporun sunumu Turan Eser tarafından yapıldı. Raporda şunlar dile getirildi:

    Vahiyden akla
    Gökyüzünve Alevilik
    Din, vicdan ve inanç özgürlüğü
    Alevilerin kafası karışık.

    • Türkiye laiktir laik kalacaktır diyenler.
    • Türkiye laik değildir.
    • Mevcut uygulamalar üzerinden laikliği “ulusalcılık ve kemalizmle” özdeşleşleştirmek.
    • Fransız tipi laikliği itibarsızlaştırıp, laiklik seküler olduğu sürece kabul edilebilir diyen liberal söylemin tuzağına düşmek.

    Laikliğin İdeolojisi-Felsefesi

    • Her laiklik anlayışı ya da laik düzen bir felsefi ve ideolojik yaklaşıma dayanır.
    • Laiklik bireysel ve toplumsal dönüşümün vazgeçilmez bir unsuru olarak görülür.
    • Bu Laikliğin İdeolojisi-Felsefesinedenle laiklik düşüncesinin temel soruları;
    • Nasıl bir laiklik istiyoruz?
    • Nasıl bir birey ve toplum istiyoruz?
    • Nasıl bir devlet istiyoruz? ile başlar..

    Alevilik Felsefi Olarak, Laiklikten Yanadır.

    “Laiklik” her ne kadar yakın tarih kavramları olsa da, tarihte düşünce ve inanç özgürlüğü kavgaları yüzyıllar öncesine dayanır.

    Laiklik modern çağ öncesi, teoloji ile felsefe kavgası olarak yaşanmıştır.

    Martin Luther, 1517 yılında, Wittenberg Kilisesi’nin kapısına 95 madde halinde “Gerçek Hıristiyanlık”a dönüş çağrısı yapıyordu. Marx buna “rahipler laikleşirken, laikler de rahipleşiyordu” diyordu.

    Ama aynı 1517’de Yavuz Sultan Selim Kahire’yi fethediyordu.

    XVI. ve XVII. yüzyıllar Batı’da  olduğu gibi Osmanlı toplumunda Baba İshak’tan Şeyh Bedrettin’e Osmanlı zulmüne karşı isyanını dile getirmiştir. Aleviler adaletsizliği görmüştü. Yavuz Sultan Selim kırk bin kadar Aleviyi kılıçtan geçirmiştir. 19. yüzyılda Fransız tarihçisi Jules Michelet bu kırımla Fransa’daki Protestan kırımı Saint-Barthelemy (1572) arasında bir paralellik kurar.

    *Toplumsal ortak paydalarımız, yurttaşlık haklarını koruyan, demokrasi, laiklik ve haklar rejimini güvence altına alan evrensel hukuk üzerinden değil;

    *“DİNİ ve ETNİK bağ” üzerinden yeniden şekilleniyor.

    *Toplumsal sorunların ve çatışmaların sınıfsal ve kimlik hakları yanı, ümmet ve din kardeşliği üzerinden örtülüyor.

    *Devlet Eliyle Din/Dindar Yaratmak.

    *Türkiye’de laiklik din ve devletin birbirinden ayrılığı öğretilir ama devlete bağlı din modeli uygulanır

    *DİB ise devletin dini kontrol ve yönlendirme aygıtıdır.

    *DİB Cumhuriyetin bir kurumu olmakla birlikte tarihsel kökeni itibarıyla Şeyhülislâmlığa dayanan ve onun geleneksel misyonunu sürdürmek üzere kurulmuştur” denilerek, kökünün Osmanlı Halifeliğine bağlı Şeyhülislamlık ve onun misyonunu sürdürdüğüne dair itirafı resmi web sayfasında yayınlıyor!

    AKP Laikliğe Karşıdır

    • AKP rejimi laiklik karşıtlığı üzerinden kurmaktadır.
    • Laikliğe karşı eğitiminin dinselleştirilmesi
    • Dinin tüm kamu kurumlarında kurumsallaştırılması
    • Din bürokrasinin adeta bir ruhban sınıfına dönüştürülmesi
    • Muhtıralardan fetvalar rejimini geçişle mezhepçi rejim inşa ediliyor

    TÜRKİYE’DE LAİKLİK UYGULAMASININ ALEVİLER VE ALEVİLİK ÜZERİNDE ETKİLERİ

    • Dinsel homojenleştirme: Eğitim yoluyla asimilasyon ve devlet Sünniliğini dayatmak.
    • Aleviliğin devletleştirilmesi
    • Farklı inanç gruplarını ve ateisletleri ötekileştirmek, ayrımcılığa maruz bırakmak
    • Toplumsal kutuplaştırma
    • Aleviliğin tarif edilmesi
    • Cemevlerinin ibadet yeri olarak tanınmaması
    • DİB Sünnilik ve dinin finansmanı
    • Sünni din eğitimi ve rencide ederek asimilasyon
    • Alevi köylerine zorla cami yapımı
    • Nüfus cüzdanlarında din hanesinin bulunması
    • Alevi dergahlarının işgali ve gasp edilmesi
    • Mahalle baskısı ve katliamların soğuk yüzü
    • Toplumsal yaşamda sünnilik inşası ve mağduriyet
    • Sünni kimliğin kayrılması, Alevilerin olumsuzlanması
    • Aleviler dışlayıcı, izole edici davranışlara maruz
    • Nefret söylemi, iftira ve hakaretler maruz kalma
    • Kamu ve özel iş hayatında ayrımcılık
    • Mezarlıkta ayrımcılık
    • Kamu hizmetlerinde yaşanan ayrımcılık

    TÜRKİYE’DE LAİKLİK VE TARİHSEL SÜREÇ

    • 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. Maddesinde; “Türk millî eğitiminde lâiklik esastır” diyor.
    • Aynı kanunun 32. Maddesinde: “İmam-Hatip Liseleri İmamlık, Hatiplik ve Kur’an Kursu öğreticiliği gibi dinî hizmetlerin yerine getirilmesi ile….programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır…”  denilerek, laiklik karşıtı dinci ve mezhepçi eğitimi kurumsallaştırması, taban tabana zıt değil mi?
    • Binlerce İmam Hatip okulları, 100’ü aşkın İlahiyat Fakültesi, yüz binlerce din görevlisi eğitimcisi ile, laiklik, demokrasi, çoğulculuk, cumhuriyet ve bilim, sanat ve felsefe karşıtı müfredatlar la “laiklik doğrultusunda eğitim” mümkün olabilir mi?

    Devletin Laik Bütçe Yalanı

    • Anayasanın 73 .maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” hükmüne yer verilmiştir.
    • Yani kamu giderleri belli bir dinin/inancın ihtiyaçları doğrultusunda belirlenemez. Keza belli bir dininin ihtiyaçları için, devlet başka din veya inançtan yurttaşlarından fedakârlık yapmasını isteyemez .
    • Fakat kamu bütçesi Sünni-Hanefi inancının finansmanı, Anayasanın 2. Maddesine aykırı olarak “Kamu Giderleri” için toplanan vergiler, Sünni/ Hanefi İnancına, “laiklik ilkesi doğrultusunda” bütçe olarak aktarılmaktadır.
    • Peki dinin finansmanı laiklik ilkesiyle bağdaşır mı? Alevi, Hristiyan, Musevi, Ezidi, Şii-Caferi, Ateist vb.. topluluklardan alınan vergilerin, Sünni inancına aktarılmasını, eşitlik ve laiklikle bağdaştırmak mümkün mü?

    Devletin eşit sağlık hizmeti yalanı

    *“Laiklik ilkesi doğrultusunda” aldatıldığımız diğer bir alan ise, sağlık ve sosyal hizmet alanlarıdır.

    *Diyanet İşleri Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü mevzuatında “Sosyal hizmetlerin yürütülmesi ve sunulmasında sınıf, ırk, dil, din, mezhep veya bölge farklılığı gözetilemeyeceği” hükmüne rağmen, DİB arasında mezhepçi din hizmetlerine ilişkin protokol imzalanıyor.

    *Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Nakşibendi tarikatı ile doğrudan ilişkisi olan Muradiye Kültür Vakfı ile laiklik karşıtı bir işbirliği protokolü imzalıyor.

    *Hastanelerde „manevi bakım“, “din psikoloğu”, sosyal hizmet kurumlarında ve cezaevlerinde ise “din görevlisi” adı altında mezhepçi kadrolaşmaya ve en tehlikelisi ise, dinci cemaatler ve tarikatlarla işbirliğine varmıştır.

    Laikliğin ideolojisi-felsefesi

    • Laiklik farklı inançlardan ve dinlerden insanların bir arada yaşayabileceği bir zemini yaratır.
    • Laiklik, inanma ve inanmama hakkını koruyan ve bu özelliği ile dinler üstüdür.
    • Dolaysıyla; laiklik, her hangi bir dine özgü kılınamaz. Farklılıkların, eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabileceği daha özgür, çoğulcu bir toplum modelidir.
    • Laiklik haklar rejimi açısından evrensel bir değer taşıdığıdır.

    Laiklik mücadelesi

    • Gerçek laiklik talebi ve mücadelesi toplumsallaştırılmalıdır.
    • Toplumsal çeşitliliğin dışlamadığı gibi, farklılıkları örten, ya da yurttaş olma bilincini “din kardeşliği” ile bulandırmaya karşı mücadelenin bizzat kendisidir.
    • Türkiye’nin laik olduğu tezi üzerinden gerçek laiklik mücadelesi olmaz.
    • İnançları yok sayan, asimile eden, ezen, tekçi ve bunu yaparken de çoğunluk inancını denetim altına alan laikliği aşarak, toplumsal buluşmayı hedefleyen gerçek laikliğin herkesi kucaklayan ortak zemin olduğunu bilmek.
    • Siyasal islamcıların yedeğine düşen halk kesimlerini ikna edecek olan gerçek laikliği anlatarak, dini ve inananları devlet ve iktidar tekelinden kurtarmalı.

    Aleviler nasıl bir laiklik savunmalı?

    • Laiklik, siyasal ve dinsel otoritelerin/kurumların birbirinden ayrılıp, birbirine karşı özerklik kazanmasıdır.
    • Laiklik, egemenliğin tanrıya/kutsal olana dayandırılmamasıdır.
    • Devletin siyasal örgütlenmesini, hukuk düzenini, herhangi bir eylem ve işlemini kutsal olan ile meşrulaştırılamaz.
    • Laiklik devleti dinsizleştirmek olup, devlete ait resmi bir dinin olmaması demektir. Din inanan insana ait bir haktır.
    • Laiklik, devlet kamu kurumları içinde dinsel kurumsallaşmaya hayat hakkı tanımaz
    • Laiklik kamu hizmetlerinden eşit erişim hakkıdır.
    • Devlete, hukuk sistemini mutlak olarak dinsel olanla örtüşmeyecek biçimde düzenlenmelidir.
    • Laiklik, devletin dinler karşısında tarafsız konumlanmasıdır.
    • İnanç grupları hiyerarşik bir derecelendirmeye tabi tutulamaz ve herkes eşit koşullar içerisinde bir arada yaşama güvencesine sahiptir.
    • Laikliğin özünde, dinsel olan her şeyle uzlaşmaz bir çelişki olarak görmek doğru değildir.
    • Laikliğin karşı çıktığı şey, dinsellik değil, bir dinin kollanması, imtiyazlandırılması, tahakküm aracı haline getirilmesi ve eşitsiz ilişkiler yaratılmasıdır.

    Laik devlet, laik yaşam için

    • Devlet her türlü din eğitiminden elini çekmeli,
    • İmam Hatipler kapanmalı;
    • Diyanet İşlerinin lağ edilmeli;
    • Din finansmanına son verilmeli
    • Dini kamu hizmet olmaktan çıkarılmalı

    Siyaset,din ve laiklik

    Devletin nasıl yönetileceğine ilişkin referanslar kutsal metinler ve Şeyhülislamın fetvalarında aranamaz!

    Siyaset dini tanımlayamaz. Bu dinin siyasete, siyaseti dine bağlanması demektir.

    Bu durumda Siyaset din kurumu ve Şeyhülislam karşısında özerk olamaz ve kendi başına karar veremez.

    Gerçek laiklik için

    1- Siyasal alanı ve siyasal sistemi dinsel yapılardan ayırmak gerekir.

    2- Eğitim, sağlık, sosyal, hukuksal ve ekonomik alana nüfus etmiş tüm dinsel yapılanmalar ve referans öğeler terk edilmelidir.

    3-Toplumsal ilişkilerde siyasi kültürün egemen olmalı. Siyasal alanı laik kavramlarla tanımlanmalı.

    4- Siyasetin dine, dininde siyasete olan etkisi sıfırlanmalı.

    5- Siyasal egemenlik ilişkisinde dine hiçbir hayat alanı tanınmamalı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Turan Eser: Toplumsal hafızada Alevifobia ayarlarına izin verilmemelidir

    Turan Eser: Toplumsal hafızada Alevifobia ayarlarına izin verilmemelidir

    PİRHA-Yazar Turan Eser BirGün’deki köşesinde MESAM’a kayyum atanmasını yazdı. Eser yazısında “Kimi yerde örtülü, kimi yerde açık şekilde, MESAM üzerinden sürdürülen ‘Alevilik’ tartışması, siyasetteki mezhepçi kutuplaştırmayı sanat dünyasına taşımak ve orada bir Alevifobia algısı yaratmaya hizmet edecektir” dedi.

    MESAM’daki tartışmalar devam ederken, kayyum olarak atanan Yavuz Bingöl bu görevi kabul etmedi. Konuya ilişkin yazı kaleme alan yazar Turan Eser, Pir Sultan Abdal’ın “Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene” diyerek başladığı yazısında şunlara yer verdi:

    “MESAM’DA SANATÇILARIN ORTAK İRADESİ HAKİMDİ”

    “Dün ‘yargıyı Alevilerden temizlemek’ ile övünenler, yargıyı FETÖ’nün talimatlarına teslim etmişlerdi. Bugün de Alevilik ve Arif Sağ üzerinden saldıranlar, ‘MESAM’ı Alevilere teslim etmeyin’, arabeskçilerin ‘devletimiz MESAM’a el koysun’ çağrısına kulak veriyorlar ve MESAM’a kayyum atıyorlar. Fethullah Gülen’in 14 şiirini besteleyen Yücel Erzen gibilerini kayyum olarak yönetime atıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki, yargı da Aleviler hakim olsaydı, cemevi ibadet yeri olurdu, Madımak katliamı zaman aşımına uğratılmazdı. MESAM’da Aleviler değil, sanatçıların ortak iradesi hakimdi. O nedenle bugün mezhepçi göndermeler yapanlar istifa edene kadar yönetimdeydiler.”

    Arif Sağ üzerinden sanata, sanatçılara ve demokrasiye değil, iktidar gücüne ve mezhepçi ithamlara sığınıyorlar diyen Eser şunlara dikkat çekti:

    “ALEVİLİĞİ İMA EDEREK OYUN KURMAMALIYDI”

    “MESAM tartışmalarında göz ardı edilen gerçek şu; Orhan Gencebay’ın sanki Alevi ya da solcu olmak suçmuş gibi, örtülü şekilde ‘MESAM yönetimini Alevi ve sol görüşlü’ olarak hedef gösteriyor. ‘Orhan Baba’ iyi yapmıyor. Kendisini seven Alevilerin inancına karşı böyle davranmamalıydı. Aleviliği ima ederek, oyun kurmamalıydı.

    “MESAM’A KAYYUM ATAMAK SİYASİ BİR KARARDIR”

    Yavuz Bingöl ismi ise sadece ‘mezhepçi politikaları’ örmeye yönelik kılıftı. Oysa bu yama bu açığı kapatacak büyüklükte de değildir. Kimi yerde örtülü, kimi yerde açık şekilde, MESAM üzerinden sürdürülen ‘Alevilik’ tartışması, siyasetteki mezhepçi kutuplaştırmayı sanat dünyasına taşımak ve orada bir Alevifobia algısı yaratmaya hizmet edecektir. ‘İmdat’ diye kayyum çağıranların tutumu ve MESAM’a kayyum atamak hukuk dışı ve siyasi bir karardır. Dün ‘Yargı da Aleviler’, bugün de ‘MESAM’da Aleviler’ diyerek, sanat dünyasında bir tür ‘Alevifobia’ yayarak, toplumsal hafızada mezhepçi ayarlar kodlanıyor. Bu nedenle AKP iktidarının, ‘MESAM’ı Alevilere teslim etmeyin’ türünden mezhepçi çağrısına, kayyum ataması manidardır.”

    Turan son olarak “MESAM tartışmaları üzerinden, Alevilerin ve Aleviliğin dövülmesine, itibarsızlaştırılmasına ve 72 millete aynı nazarla bakan, insancıl Alevilik hakkında sanat dünyasında ve toplumsal hafızada ‘Alevifobia’ ayarlarına asla izin verilmemelidir” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Britanya Alevi Gençlik Federasyonu 3 günlük bir eğitim kampı yaptı

    Britanya Alevi Gençlik Federasyonu 3 günlük bir eğitim kampı yaptı

    PİRHA-Britanya Alevi Gençlik Federasyonu 3 günlük bir eğitim kampı gerçekleştirdi.

    Britanya Alevi Gençlik Federasyonu 22-25 Aralık tarihleri arasında bir eğitim kampı gerçekleştirdi. Kampa yaklaşık 60 genç katıldı. Yazar Turan Eser’in de eğitmen olarak katıldığı eğitim kampında Alevilik konusu ele alındı. Çalışma gruplarının da yapıldığı eğitimde gençler geleceklerini, Aleviliği, örgütlenmeyi, cemevlerini ve aileleri ile kurması gereken ilişkileri tartıştılar.

    Eğitim kampının Maraş Katliamı’nın yıldönümüne denk gelmesi vesilesiyle bir anma da gerçekleştirildi. Çerağların uyandırılması ve okunan gulbangların ardından, katliama yönelik bir sunum yapıldı. Gençler Maraş adlı bir oyun da sahneledi. 

    Eğitim kampının sonunda gençler halaylar çekti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Yazar Turan Eser: Alevilerde Ocaklar hak mektebiydi-VİDEO

    Yazar Turan Eser: Alevilerde Ocaklar hak mektebiydi-VİDEO

    PİRHA- Yazar Turan Eser Alevilerde akademik eğitimin önemine dikkat çekti. Eser, “Bu kimliğin bir de akademik tarihi var. Bu akademik eğitim, ilk dergah, tekke, ocak örgütlenmesine kadar dayanır. Hem 4 kapı 40 makam öğretisi, hem ocak örgütlenmeleri hak mektebi idi. Buralar Aleviliğin öğrenildiği akademik bir makamdır” dedi. Eser, Delil Eğitim Akademisi’nin tarihten gelen mirasın yeniden inşası olduğunu kaydetti.

    Haberin Videosu

    Almanya Aleviler Birliği Federasyonu (AABF) tarafından bir süredir hazırlıkları sürdürülen Delil Eğitim Akademisi’nin açılışı geçtiğimiz günlerde Diesburg-Essen Üniversitesi’nde yapılan bir etkinlikle gerçekleşti.

    Yıllardır Alevi örgütlenmesinde yer alan, Delil Eğitim Akademisi bünyesinde çalışmalar sürdüren Yazar Turan Eser ile Delil Eğitim Akademisi’nin neden gerekli olduğunu, tarihte Alevi kimliğine olan yönelimler ile günümüzdeki karşılığını konuştuk.

    “ALEVİLİĞİN BİR DE AKADEMİK TARİHİ VAR”

    Alevi toplumunun asırlardır süregelen hak temelli bir mücadelesi olduğuna vurgu yapan Eser, “Dolayısıyla Delil Eğitim Akademisinin açılmış olması Alevi öğretisi, Alevi mücadelesi, Alevi toplumunun tarihten bugüne getirdiği belleğin toparlanması açısından önemli” diyor.

    Bunun gerekçelerini ise Eser şöyle açıklıyor:

    “Çünkü bugüne kadar birçok alanda mücadele verdik. Dernekleşme, cemevleri, siyasal mücadele. Kendimizi anlatabilmek için Aleviliğin kadim kimliğini durmadan ısrarla anlatıyoruz. Fakat eksik bıraktığımız bir şey var. Her ne kadar Alevilik sözlü bir gelenek diye iddia edilse de, bu kimliğin bir de akademik tarihi var. Bu akademik eğitim, ilk dergah, tekke, ocak örgütlenmesine kadar dayanır. Hem 4 kapı 40 makam öğretisi, hem ocak örgütlenmeleri hak mektebi idi. Buralar Aleviliğin öğrenildiği talibin rehberlik makamına, rehberlikten pirlik, pirlikten mürşit makamına erdiği akademik bir makamdır. Bu sadece teolojik bir inşa değil, kültürel felsefi bir inşa değil, eğitim ayağı çok önemli.”

    “DELİL EĞİTİM AKADEMİSİ AKLA ÇERAĞ OLACAK”

    Delil Akademisi’nin tarihten gelen mirasın yeniden inşası olduğunu kaydeden Eser, Alevilerin akademik alanı ihmal ettiğini dile getirerek, “Aleviler Selçukludan Osmanlıya kadar dergah ve medrese arasında kavga vermişlerdir. Vahiy temelli din eğitimine karşı, akıl temelli din eğitimlerini dergahlar yapmıştır. Delil Eğitim Akademisi, adı da öğretiden geldiği için, aklımıza yolumuza, davamıza ve kimliğimize çerağ olacak, akla çerağ olacak, bilgiyi yeniden uyandırmaya dayalı bir kavram. Delil aynı zamanda kanıt. Her türlü hurafelere, dogmalara karşı kanıt. Eleştirel düşünceyi bilimi ve sorgulamayı öngören bir düşünce sistemi. Dolayısıyla biz bu düşünce sisteminin kurumlaşmasını 21. yüzyılda zaruri olduğunu düşünüyoruz” diye belirtiyor.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ KALDIRILSIN DEMEKLE OLMUYOR”

    Dernek ya da cemevi merkezli mücadelenin yetmediğinin altını çizen Eser, Alevi hareketinin kamusal temelde kendini görünür kılacak çalışmalara yönelmesi gerektiğini belirtiyor. Eser akademik çalışmaların gerekliliğini ise şöyle özetliyor:

    “Çünkü Alevi kimliğinin tahribatına yönelik her türlü saldırı ve kuşatma iki alandan geliyor. Teolojik kuşatma ve akademik  kuşatma. Akademik kuşatma örneğin: Resmi müfredatlar, zorunlu din dersleri, bütün bu resmi görüşün islamizasyonuna bağlı eğitim. ‘Zorunlu din dersleri kaldırılsın’ demekle olmuyor. Bu akademik kuşatmaya karşı sizin akademik alandaki mücadelenizi kurumsallaştırmanız lazım.”

    Eser, Aleviler adına başkaları söz söyledikçe, Alevilere slogan atmak kalacağına vurgu yapıyor. Alevilere düşen tarihi sorumlulukları ise şöyle ifade ediyor:

    “Israrla akademik alanda kim olduğumuzu, inancımızı, bilime bilgiye ve hakikate dayalı doğrularla buluşturmamız lazım. Bu mücadelenin iki boyutu var: Bir içeri yönelik. Alevi toplumundaki kafa karışıklığını, Alevilere yönelik her türlü siyasal kuşatmalara, teolojik, ideolojik, kültürel kuşatmalara karşı “biz varız, burada görünürdeyiz , bilgimizle ve öğretimizle, eğitim kurumları ile buradayız” dememiz lazım. Delil Eğitim Akademisi bilinenin ve sanılanın ötesinde bir akademi. Eğitim hareketi olarak kendimizi görüyoruz.”

    “ALEVİLER ESKİ ALEVİLER DEĞİL”

    Malatya’nın Yeşilyurt ilçesi Cemal Gürsel Mahallesi’nde Alevilere ait 13 eve çarpı işareti konuldu. Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı Ali Hocalı Mahallesi’nde Alevi yurttaşların defnedildiği mezarlıkta 15 mezar taşı tahrip edildi. İstanbul Bahçelievlerde kimliğinden İslam ibaresini kaldıran vatandaşın kapısına, “defol dinsiz” yazılarak üç hilal ve çarpı işareti konuldu.

    Peşpeşe yaşanan bu saldırıları da değerlendiren Eser, tarihin tekkerrür ettirildiğini kaydediyor. “Fakat bu tarih tekerrür ettirilirken bugünün Alevileri eski Aleviler değil” diyen Eser, “Türkiye gibi ülkelerde, yönetme krizlerinin olduğu yerde insanlar krizlerle yönetmeyi sever. Dolayısıyla bölgedeki çatışmalı ortam, komşularla çatışmalı ortamlar ve sürmekte olan ve kimsenin tasvip etmediği şiddet ortamı, ülkenin iç politikasını toplumsal yaşamını ciddi olarak etkiliyor. Daha çok toplumsal ayrımcılığı, toplumsal bölünmeyi inşa eden makro politik söylemler, küçük mahallelerde farklı olana karşı makro söylemin gözüyle bakmayı da öğretiyor. Dolayısıyla devletin müfredatında ötekine yönelik her türlü nefret söylemi mahallede karşılık buluyor ve o mahallede sosyal baskı mekanizmalarının oluşmasına vesile oluyor. Maraş’ta onu yaşadık. Osmanlıda benzeri olaylar vardır” şeklinde konuşuyor.

    “FAY HATLARINI TETİKLEDİKÇE, BUNUN MAHALLEDE KARŞILIĞI OLUYOR”

    Toplumun hassas noktalarını fay hattı olarak değerlendiren Eser, bir krizi yönetme sürecinde fay hatları denilen etnik ve inançlara karşı provokasyonların tetiklendiğini dile getiriyor. “Dolayısıyla Türkiye’de bu çatışma Türk, Kürt, Alevi, Sünni kimliği üzerinden yapılır. Bir dönem gayrı müslimlere, diğer azınlık inançlara karşı fay hattını kullanmışlardır. Fay hatlarını tetikledikçe bunun mahallede bir karşılığı oluyor” diyor.

    “Kurt puslu havayı sever” sözlerini de hatırlatan Eser, “ Dolayısıyla bir provokasyonu acıları olan toplumlar üzerinden kaşırsınız. Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da, Sivas’ta denediler. Bugün Malatya’da tekrar tekerrür ediyor. Ortaca’da olan da başka bir şey değildi” ifadelerini kullanıyor.

    “BİR TAKIM ÇOCUKLARIN İŞİ DEĞİL”

    Eser olayları asıl gerçekleştirenlerin devletin resmi müfredatlarından mezun olmuş bir takım çocukların işi olmadığının altını çiziyor. Alevilerin saldırılar karşısında ne yapmaları gerektiği konusunda ise şunları belirtiyor:

    “Burada sorgulanması gereken Türkiye’nin resmi politikaları, iktidar politikaları. Her türlü provokasyona karşı inadına bir şey savunmak lazım. Dinleri, inançları, kimlikleri, cinsiyetleri ne olursa olsun, Türkiye’deki çok kültürlü, çok inançlı, toplumsal yapımızı barış içinde, eşit haklarla, eşit yurttaş olarak bir arada yaşamasını sağlayan ve şiddetten arındırılmış politikaları sonuna kadar savunmak olacak.”

    Elif SONZAMANCI/ESSEN

  • ‘Devlet, Diyanet üzerinden, Alevileri yok sayıyor’

    ‘Devlet, Diyanet üzerinden, Alevileri yok sayıyor’

    PİRHA- Alevi Yazar Turan Eser, BirGün gazetesindeki köşesinde Yeni rejim kurulurken Diyanet’in rolü başlıklı yazısında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın asimilasyon merkezi olduğunu yazdı ve  “Devlet, DİB üzerinden, Alevileri yok sayıyor. Aleviliğin kendine özgü bir inanç olmasını hazmedemiyorlar. DİB bu evrensel hakka karşılık, “Cemevi ibadethane değil, tekkedir, cem ise ibadet değil, zikirdir”, “Alevilik inanç değil, folklorik unsurdur” diyerek, asimilasyoncu tanımlamalara girişiyor ve Aleviliği itibarsızlaştırıyor” dedi. 

    Alevi Yazar Turan Eser, BirGün gazetesindeki köşesinde Yeni rejim kurulurken Diyanet’in rolü başlıklı yazısında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB), siyasal islamcı yapı olduğuna, dünyanın dört bir yanında Sünniliğin inşasına soyunduğuna dikkat çekti.

    MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA DİYANETTEN 5 BİN 50 KİŞİ GEÇTİ

    Diyanet’in devlet protokolündeki yerinin 10. sıraya yükseltildiğini belirten Eser, “Devletin içinde artık bir DİB devleti vardır. Ulema devleti ve siyaseti; devlet ve siyaset de ulemayı karşılıklı çıkarlar doğrultusunda kullanıyor. Kadrosu en şişkin olan kurumlardan biri DİB’dir. 2002 yılında 74 bin 108 olan imam sayısı, 140 bini aştı, FETÖ operasyonları ile bu sayı 120 bine kadar indi. Bürokrasideki dinci kadrolaşmada DİB’in rolü büyük. DİB bir tür, bürokrasiye transit salonudur. 2002’den bugüne 9 bin 318 imam başka kamu kurumlarına geçti. Bu geçişte en önemli durak öğretmenliktir. Milli Eğitim Bakanlığı’na tam 5.050 kişi DİB’den geçmiştir.

    “DİYANET MEDYASI MEZHEPÇİ TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ YAPIYOR”

    “Büyüyen sadece DİB bütçesi değildir” diyen Eser şunları ekledi:

    “2002 yılında 75 bin 941 olan cami sayısı, bugün 90 bini aştı. 2002 yılında 3364 olan Kuran kursu, 2017 yılında 18 bin 355’e yükseldi. Her ailede bir hafız kampanyası ile DİB toplumsallaşma hedefine sahiptir. Aile hekimi gibi, aile imamlığı modeliyle, imamların cami dışındaki hayata müdahalesi desteklenip, imamlar “kanaat önderi” konumuna getiriliyor.
    DİB medyası mezhepçi toplum mühendisliği yapmaktadır. Diyanet TV, Diyanet Radyo, Diyanet Kur’an Radyo, Diyanet Risalet Radyo ve farklı medya araçları hiçbir kamu kurumunda olmayan imkânlara sahiptir. DİB radyoları 2017 yılı itibarıyla, Türkiye’nin 205 yerleşim alanında yayınlarına devam ediyor.

    “HER ŞEY TEK MEZHEP İÇİN”

    Yazar Turan Eser, DİB’in cami, Kuran, imam ve Sünnilik merkezli hizmetten başkaca din ve inançlara yönelik hizmetleri olmadığını ifade ederek, “Mesela cemevi, kilise ve sinagoglara yönelik hizmeti yoktur. Dede, Ana, Papaz ve Hahambaşı gibi kadrosu da yoktur. Aleviler için Gülbang, Semah, Museviler için Tevrat ve Hıristiyanlar için İncil kursları da düzenlemez. İmam hatip okulları vardır, ama dede-ana, papaz, hahambaşı okulları yoktur. Bunlar da olsun diye değil, bir eşitsizliğe vurgu yapmak işin belirtiyorum. DİB eşitlik ilkesini ihlal eden kurum olarak, uyguladığı doğrudan ve dolaylı ayrımcılık politikalarıyla, toplumsal fay hatlarındaki gerilimi de tırmandıran bir yönü vardır” diye belirtti.

    “2018’DE HEDEFLERİ DİYANET İSLAM AKADEMİLERİ KURMAK”

    DİB’in, MEB ile imzalanan “işbirliği protokolleri“ ile eğitimde aktif ve belirleyici aktör haline geldiğini ifade eden Eser, “102 ülkede 2 bin imam, Eğitim ve Rehberlik Daire Başkanlıkları’nda 1090 kişiye istihdam sağlanıyor. 2018 hedefleri arasında “Diyanet İslam Akademileri“ kurmak var. Madem DİB, din eğitimini kendi bünyesinde kurumsallaştırıyor. O zaman MEB’in din eğitimlerine, imam hatiplere ve YÖK’ün ilahiyat fakültelerine ne ihtiyaç var?” diye sordu.

    “DİB, ALEVİLİĞİN ÖZGÜN BİR İNANÇ OLDUĞUNU HAZMEDEMİYOR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın asimilasyon merkezi olduğunu yazan Turan Eser, şunları kaydetti:

    “Devlet, DİB üzerinden, Alevileri yok sayıyor. Alevilerin, haklar rejimi eksenindeki eşit yurttaşlık, eşit haklar talebini görmezden geliyor. Aleviliğin kendine özgü bir inanç olmasını hazmedemiyorlar. DİB bu evrensel hakka karşılık, “Cemevi ibadethane değil, tekkedir, cem ise ibadet değil, zikirdir”, “Alevilik inanç değil, folklorik unsurdur” diyerek, asimilasyoncu tanımlamalara girişiyor. Aleviliğin tarihsel kimliği aşağılanarak, Aczimendilikle eşleştiriliyor, cemevleri ise “terör yuvası”, “cümbüş evi” denilerek itibarsızlaştırılıyor.”

    (HABER MERKEZİ)