Etiket: urfa

  • Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden 7 kentte eş zamanlı çağrı: Barış ertelenemez-VİDEO

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden 7 kentte eş zamanlı çağrı: Barış ertelenemez-VİDEO

    PİRHA- İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Mersin, Urfa ve Eskişehir’de okunan ortak açıklamada, Meclis Komisyonu raporunun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen somut hiçbir adım atılmadığı belirtildi. Kalıcı ve onurlu bir barış için ısrarcı olduklarını vurgulayan kadınlar, siyasi tutsakların serbest bırakılmasından kayyımların geri çekilmesine kadar 5 acil talebini tüm ayrıntılarıyla kamuoyuyla paylaştı.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, erkek egemenliğine, savaşa, militarizme ve erkek-devlet şiddetine karşı barışın toplumsallaşmasının acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak üzere Türkiye’nin yedi büyük kentinde (İstanbul, Mersin, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Urfa ve Eskişehir) eş zamanlı eylemlerle bir araya geldi. Coğrafyamızda yaklaşık elli yıldır süren çatışmaların ardından silahların bırakılması kararıyla ölümlerin durmasını çok önemli bir kazanım olarak gördüklerini belirten kadınlar, bu sürecin demokratik, adil ve onurlu bir barışla tamamlanması gerektiğini ifade etti. 7 ilde ortak açıklamayı okuyanlar:

    İstanbul-Nimet Tanrıkulu

    Mersin- Canan Yüce-Sara Kaya

    Diyarbakır-Zeynep Sipçik

    İSTANBUL

    Barışın inşası için TBMM bünyesinde kurulan Komisyona katılarak 5 acil taleplerini ilettiklerini hatırlatan inisiyatif, yayınlanan Komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmediğini, raporun dili ve bağlamının kadınların beklentilerinden uzak olduğunu vurguladı. Meclis’in siyasi sorumluluk üstlenmesini değerli bulmakla birlikte, 18 Şubat 2026’da açıklanan raporun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne yasal düzenlemelerin yapıldığını ne de mevcut hukuki çerçevenin uygulandığını belirtti.

    Kadın hareketinden ve feminist hareketten temsilcilerle bir araya gelen inisiyatif, Meclis komisyonunun dikkatine sundukları ve güncel örneklerle genişlettikleri 5 acil talebi şu şekilde sıraladı:

    “SİYASET SUÇ OLMAKTAN ÇIKSIN, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU KALDIRILSIN”

    Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması istenirken, süreç boyunca gözaltı, tutuklama ve cezaların artarak sürdüğü vurgulandı.

    “Örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “yanıltıcı bilgiyi yayma” gibi suçlamalarla halkın, basının ve muhaliflerin susturulmaya çalışıldığı; Şırnak’ta barış talebini dile getiren sendika emekçilerine soruşturma açıldığı, toprağını ve doğasını savunan kadınlar ile LGBTİ+’ların gözaltına alındığı belirtildi. Jineoloji çalışmaları ve kadın örgütlenmelerinin suç sayıldığı, feminist gece yürüyüşleri ile Newroz etkinliklerinin engellendiği ifade edildi.

     En acil taleplerden biri olan hasta mahpusların serbest bırakılması konusunda hiçbir ilerleme sağlanmadığı, cezaevlerinde sağlık hakkı ihlallerinin sürdüğü aktarıldı. Ciddi sağlık sorunları olan Pınar Tikit’in tahliyesinin hukuksuzca engellendiği, 34 yıldır Sincan Cezaevinde bulunan Nedime Yaklav’ın tahliyesinin ise gözlem kurulu kararıyla bir yıl daha uzatıldığı hatırlatılarak, yargının kadınları ve barış talep edenleri korumak yerine baskı politikalarını sürdürdüğü dile getirildi.

    MERSİN 

    “TÜM KAYYIMLAR GERİ ÇEKİLSİN, KARARNAMELER İPTAL EDİLSİN”

    Kayyım atamalarının zemini olan ve OHAL bahanesiyle yasalaştırılan Cumhurbaşkanı Kararnamesinin iptal edilmesi talep edildi. Bugün itibariyle DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van ve Kağızman Belediyelerinin hala kayyımlarla yönetildiği, seçilmiş belediye eşbaşkanlarının görevlerine dönemediği gibi hukuksuz davalarla uğraştığı belirtildi.

    Kayyımların ilk icraat olarak kadın danışma merkezlerini ve yaşam evlerini kapattığı ya da işlevsizleştirdiği somut örneklerle açıklandı. Batman’da çok dilli kreşin müftülüğe devredilerek Kur’an kursuna dönüştürüldüğü, 34 kadın çalışanın işten çıkarıldığı; 8 Mart ve 25 Kasım idari izinleri, HPV aşısı ve doğum izni gibi kazanılmış hakların kayyım tarafından iptal edildiği bildirildi. Ayrıca CHP’li belediyelere yönelik operasyonların, tutuklamaların ve irade gaspının devam ettiği hatırlatılarak, seçilmişlerin derhal görevlerine iade edilmesi istendi.

    DİYARBAKIR

    “EŞİTLİK VE KAPSAYICILIK TEMEL ALINSIN, ANADİLDE EĞİTİM VE HİZMET SAĞLANSIN”

    Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetlerin eşit kabul edilmesi, anadilde eğitim ve kamusal hizmetlere ulaşım önündeki engellerin kaldırılması gerektiği ifade edildi.

    Özellikle Kürt illerinde kadınların jinekolojik muayeneden doğuma kadar en temel sağlık hizmetlerine dil bariyeri nedeniyle erişemediği vurgulandı. Batman Belediyesi’ndeki çok dilli çalışmaların kayyım tarafından yok edildiği, kadınları erkek şiddetinden korumak için tasarlanan KADES iletişim başvuru sisteminde hala Kürtçe seçeneğinin yer almamasının kadınların can güvenliği önünde büyük bir engel oluşturduğu belirtilerek anadilde eğitim için acil düzenleme çağrısı yapıldı.

    “ABDULLAH ÖCALAN DAHİL SÜRECİN TÜM TARAFLARIYLA GÖRÜŞMENİN ÖNÜ AÇILSIN”

    Çatışma çözümü ve müzakerelerin ilerleyebilmesi için kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve bağımsız heyetlerin sürecin tüm taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesinin güvence altına alınması istendi.

     Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik hamleleri başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve barış söyleminin askıya alınmasının, yasal güvence olmadığında sürecin dar siyasi çıkarlara feda edilebileceğini gösterdiği ifade edildi. Gerçek bir barış için tarafların birbirini yok saymaması gerektiği belirtilerek, Abdullah Öcalan’ın eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması ve Meclis Komisyonu’nun kadınların, akademisyenlerin ve sivil toplumun görüşlerini dikkate alması talep edildi.

    “HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU KURULSUN, SAVAŞ SUÇLARI İNCELENSİN”

    Savaştan doğrudan etkilenen, yakınlarını kaybeden, zorla göç ettirilen, gözaltında taciz ve tecavüze uğrayan kadınların barış sürecinde eşit temsil edilmediği vurgulandı. Kadın hareketinin sürecin aktif bir bileşeni olarak kabul edilmesi gerektiği ifade edilerek şu talepler sıralandı:

    Kamu personelinin ve kolluk güçlerinin cinsiyetçi uygulamaları ile üniformalı şiddetin açığa çıkarılması ve cezalandırılması için yasal altyapısı olan tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması istendi. İpek Er, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş gibi henüz aydınlatılmamış olayların, Kürt kadınlarına dönük erkek-devlet politikalarının özel ve sistematik olarak işletildiğini gösterdiği savunuldu. Zorunlu göçle boşaltılan ve güvenlik bölgesi ilan edilen köylerin sahiplerine iade edilmesi ve zararların tazmin edilmesi talep edildi.

    11 Temmuz 2025’te Bese Hozat’ın okuduğu açıklama ile başlayan silah bırakma sürecine karşılık devlet kanadından herhangi bir adım atılmadığı hatırlatıldı. Silah bırakan kadınların toplumsal hayata katılımını destekleyecek, siyasal mücadelede yer almalarını sağlayacak toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı pozitif ayrımcı mekanizmaların ve yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerektiği altı çizilerek çağrı sonlandırıldı.

    HABER MERKEZİ

  • KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz: Bu ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerekiyor!-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz: Bu ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerekiyor!-VİDEO

    PİRHA – Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleri üzerine konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerektiğini belirtti. Eğitim Sen’in yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladığını vurgulayan Karagöz, “Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin” dedi.

    Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen saldırıların yankısı sürüyor. Eğitim emekçileri, iş bırakarak, Yusuf Tekin’i istifaya çağırırken, Milli Eğitim Bakanlığı da, okullarda tedbir alınacağını açıkladı. Okul yönetimleri WhatsApp gruplarından alınan tedbirleri öğretmenlerle paylaşırken, velilerin tedirginliği ise sürüyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfedarasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, okul saldırılarına dair ajansımıza konuştu.

    “SERMAYEYE, YANDAŞA VAR, OKULLARA DESTEK YOK”

    Şiddetin dünyada ve Türkiye’de arttığını belirten Karagöz, “Özelde ülkemizde sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikler, gençlerin içerisine itildiği güvencesizlik, belirsizlik ve yaşanan derin yoksulluk bu şiddetin dalga dalga yayılmasına da neden olmaktadır” diye konuştu.

    Yaşanan şiddet vakalarının ilk olmadığını, son da olmayacağını vurgulayan Karagöz, “Başta sermayeye sonra yandaşlara, saraya, cemaate, savaşa kaynak bulanlar söz konusu okullar olduğunda kaynak yok diyor. Güvenli eğitim ortamları dediğimizde ise sadece güvenlikçi politikalar önümüze sürülüyor” dedi.

    “ÇOCUKLARLA SÜREKLİ KONUŞUN, UMUT VERİN”

    Ahmet Karagöz, güvenli eğitim ortamı istemedeki amaçlarının ne olduğunu şu şekilde açıkladı:

    “Özellikle KESK’e üye iş kolumuz Eğitim Sen yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladı. Hazırladığı bu rehberde çocukların haberlerde ya da sosyal medyada gördükleri şeyler hakkında kaygılı olması doğaldır. Onlarla konuşmak, kendilerini güvenli hissetmelerine yardımcı olmak gerekiyor.

    Çocukların ne bildiği ve nasıl hissettiğini öğrenin. Çocukların ne duyduğunu, ne düşündüğünü anlamaya çalışarak başlayın. Açık uçlu sorular sorun ve onları konuşmaya teşvik edin. Örneğin ‘Bu konularda ne duydun ya da kendini nasıl hissediyorsun?’ gibi sorularla çocukların duygu ve düşünceleri öğrenilebilir. Sakin ve yaşa uygun bir dil kullanmak gerekir. Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin. Medyaya mümkün olduğunca az maruz bırakın. Konuşmayı süreklileştirin. Konuşan öğrenci ne talep ettiğini ve yaşadıklarını daha güvenli ortamlarda bizlerle kuşkusuz paylaşacaktır.”

    “OKUL, ŞİDDETİ ÖNLEME MERKEZİ HALİNE DÖNÜŞMELİ”

    Şiddetin altında yatan gerçek nedenlerin açığa çıkartılması gerektiğinin altını çizen Karagöz, “Geçmişte bugüne faili meçhul cinayetler aydınlatılmadığı takdirde benzer olaylarla sürekli karşılaşacağız. Dolayısıyla başta Maraş, Siverek ve İstanbul’daki şiddet vakalarının araştırılması ve bunun altında yatan gerçek nedenlerin toplum ve kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Sayın Vali Maraş katliamının gerçekleştiği okulu açmayacağını ifade etmiş. Destekliyoruz, doğru buluyoruz. Bu okul utanç müzesi veya şiddeti önleme merkezi haline getirilmeli ve şiddetle bu ülkenin yüzleşmesi gerekiyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitimciler Kartal’dan seslendi: Yusuf Tekin istifa-VİDEO

    Eğitimciler Kartal’dan seslendi: Yusuf Tekin istifa-VİDEO

    PİRHA- Önce Urfa, ardından da Maraş’ta okullara yönelik silahlı saldırılar tepkilere neden olurken öğretmenler de şiddete karşı iş bırakarak alanlara çıktı.

    Türkiye’de eğitim alanında artan şiddet olayları, öğretmenleri ve öğrencileri yeniden sokaklara taşıdı.

    Siverek’te bir okulda yaşanan silahlı saldırının ardından, Maraş‘ta da bir okula yönelik silahlı saldırı gerçekleşti. Bu olaylar, eğitim alanında güvenliğin giderek zayıfladığını gözler önüne serdi.

    Kartal ilçesinde bulunan Neyzen Tevfik Meydanı’nda bir araya gelen eğitimciler, “Şiddet normal değildir, normalleştirilemez” diyerek tepkilerini dile getirdi. Eylemde sık sık “Yusuf Tekin istifa” sloganları atıldı.

    Eğitimciler yaptıkları açıklamada, “Aylardır, yıllardır okullarda artan şiddete dikkat çekiyoruz. Bugün öğrencilerimizle birlikte aynı sözü meydanlarda söylüyoruz. Bu karanlığı kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı. Öğrencilere seslenen öğretmenler, “Sizlerle gurur duyuyoruz, bu sesi birlikte büyüteceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi kurumlarından ortak açıklama: Sistem çürüyor, çocuklarımızdan katil yaratılıyor!

    Alevi kurumlarından ortak açıklama: Sistem çürüyor, çocuklarımızdan katil yaratılıyor!

    PİRHA- Urfa ve Maraş’ta ardı ardına okullarda yapılan saldırılara ilişkin açıklama yapan Alevi kurumları, “Sistem çürüyor, çürütüyor, çocuklarımızdan katil yaratılıyor. Okulların sadece polisiye önlemle korunamayacağı açıktır. Demokratik, bilimsel ve laik bir eğitim modeli ile okullar birer bilim yuvasına dönüşmelidir. Sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Sessiz kalmayacağız” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Urfa ve Maraş’ta okullara yapılan saldırılara ilişkin açıklama yaptı.

    “ŞİDDET VE TOPLUMSAL ÇÜRÜME, SİSTEMSELDİR VE BU DÜZENİN ESERİDİR”

    “İzlemek ve sessiz kalmak, suça ortak olmaktır” denilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Okullarımızdan yükselen feryat artık münferit birer asayiş olayı değil, toplumsal bir imdat çığlığıdır. Çocuklarımızın kalem tutması gereken ellerine silahların ulaştığı, koridorların güven değil, korku soluduğu bir dönemin karanlığını yaşıyoruz.

    Yaşanan bu acı olaylar, sadece bireysel öfke patlamaları değildir. Bu, şiddeti bir çözüm yöntemi olarak kutsayan, dizilerde ve sosyal medyada “silahı ve zorbalığı” güçle özdeşleştiren kültürel iklimin sonucudur. Eğitim sistemimiz, çocukları sadece sınav maratonuna koşan birer yarışçı olarak görürken; onların ruhsal gelişimlerini, empati yeteneklerini ve sorun çözme becerilerini ihmal etmiştir. Yaratılmak istenen, “dindar ve kindar nesil” ile, bilimden uzaklaşan ve her geçen gün dinselleştirilen eğitim modelinin geldiği aşamadayız.

    Hakkını arayan sendikacıların, doğasına sahip çıkan köylülerin, akademik,demokratik mücadele yürüten gençliğin, eşit yurttaşlık mücadelesi veren ötekilerin, seçilmiş siyasetçilerin, doğruyu açığa çıkaran gazetecilerin her fırsatta tutuklanıp, zindana atıldığı, tutsak edildiği bir dönemde, çocukların ellerine tutuşturulan ölüm makineleri, içinde bulunduğumuz dönemin yansımasıdır.

    SİSTEM ÇÜRÜYOR, ÇÜRÜTÜYOR, ÇOCUKLARIMIZDAN KATİL YARATILIYOR

    Okulları sadece metal dedektörler ve yüksek duvarlarla koruyamayız. Asıl sorun, bir çocuğun okula silahla gelme motivasyonuna sahip olması ve o silaha bu kadar kolay ulaşabilmesidir.

    Değerli Canlar; sistem çürüyor, çürütüyor, çocuklarımızdan katil yaratılıyor. Sokaklardan sonra, okullar da birer bataklığa dönüşmekte ve giderek toplumsal bir hal almaktadır. Bir taraftan tekçi, inkarcı, gerici, ırkçı bir eğitim sistemi ile çocuklarımızın geleceği karartılmakta, bir taraftan da hem çocukların, hem de eğitim emekçilerinin can güvenlikleri ortadan kaldırılmaktadır. Aynı tehdit, maalesef başta sağlık emekçileri olmak üzere bütün emekçiler için geçerlidir.

    Bugün Maraş’ta, dün Urfa’da dökülen her damla kan, hepimizin ortak sorumluluğundadır.

    EĞİTİM SİSTEMİ; REKABET ÜZERİNE DEĞİL, ETİK DEĞERLER ÜZERİNE YENİDEN İNŞA EDİLMELİDİR

    Siyasal iktidara acil çağrımızdır; Bireysel silahlanmaya karşı en sert yasalar derhal hayata geçirilmelidir. Eğitim sistemi; rekabet üzerine değil, etik değerler, öfke kontrolü ve insani iletişim üzerine yeniden inşa edilmelidir. Okulların sadece polisiye önlemle korunamayacağı açıktır. Demokratik, bilimsel ve laik bir eğitim modeli ile okullar birer bilim yuvasına dönüşmelidir. Sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Sessiz kalmayacağız. Eğitim emekçilerimize, öğrenci ve velilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve halkımızı her türlü şiddetin karşısında birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Unutmayalım ki, kaybettiğimiz her bir çocuk, her bir can, yitirdiğimiz geleceğimizdir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • DEM Parti: Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan herkes hesap vermelidir!

    DEM Parti: Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan herkes hesap vermelidir!

    PİRHA-Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu, Urfa’nın Siverek ve Maraş Onikişubat ilçelerinde okullara yönelik yapılan silahlı saldırılara ilişkin açıklama yaptı.

    “SİYASİ VE İDARİ SORUMLULUĞU BULUNAN HERKES HESAP VERMELİDİR”

    DEM Parti MYK tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “Dün Urfa’nın Siverek ilçesinde yaşanan silahlı saldırıda 10’u öğrenci 16 kişi yaralanmış, saldırıyı gerçekleştiren öğrenci ise yaşamına son vermişti. Bugün ise Maraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda, babası emniyet mensubu olan bir sekizinci sınıf öğrencisinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda, 8 öğrenci ve 1 öğretmen olmak üzere 9 kişi yaşamını yitirmiş; 6’sı ağır olmak üzere 13 kişi yaralanmıştır. Öncelikle DEM Parti olarak, yaşamını yitirenlerin yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyor; yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    İki gündür okullarımızda yaşanan bu saldırılar ciddi bir uyarıdır. Ortaya çıkan bu tablonun bir siyasi sorumluluğu vardır ve bu sorumluluk görmezden gelinemez. Şiddet yalnızca bireysel bir sorun değildir. Şiddet diliyle kuşatılmış bir toplumsal iklim, derinleşen yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve neo-liberal kapitalist politikalarla birleşerek toplumsal çürümenin zeminini oluşturmaktadır. Kadın cinayetlerinden iş cinayetlerine, uyuşturucu kullanımının ortaokullara kadar düşmesine, akran zorbalığının yaygınlaşmasına ve şimdi de eğitim kurumlarında yaşanan silahlı saldırılara kadar uzanan bu tablo ağır bir toplumsal krizle karşı karşıya olduğumuzu açıkça göstermektedir. Çocukları koruyamayan ve şiddeti önleyemeyen bir eğitim anlayışı sürdürülemez, asla kabul edilemez.

    Bu nedenle, TBMM’de derhal kapsamlı bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Olayın tüm boyutlarını ortaya çıkaracak bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmelidir. Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan herkes hesap vermelidir. Çocuklar arasında şiddeti yaygınlaştıran etkenler konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’den Siverek’teki okul baskınına protesto: Bu şiddet münferit değildir!-VİDEO

    Dersim’den Siverek’teki okul baskınına protesto: Bu şiddet münferit değildir!-VİDEO

    PİRHA- Urfa’nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan silahlı saldırıya sert tepki gösteren Eğitim-Sen Dersim Şubesi, gerçekleştirdiği basın açıklamasında, “Ne bugün ne yarın; ne okulda ne sokakta: Şiddeti normalleştirmeyeceğiz!” dendi.

    Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan silahlı saldırı, çok sayıda eğitim emekçisi ile öğrencinin yaralanmasına yol açtı. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin okulun eski öğrencisi olduğu ve olayın ardından yaşamına son verdiği açıklandı. Yaşanan saldırının münferit bir olay olmadığı söylenirken, eğitim emekçileri sert tepki gösterdi.

    EĞİTİM-SEN DERSİM ŞUBESİ: “BU OLAY MÜNFERİT DEĞİLDİR”

    Açıklamayı Eğitim Sen Dersim Şubesi adına Eğitim-Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner okudu. Öner, açıklamada yaşananların münferit olmadığını vurgulayarak, daha bir ay önce İstanbul Çekmeköy’de meslektaşları Fatma Nur Çelik’in bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitirdiğini hatırlatarak, benzer şiddet olaylarının tekrar etmesinin tesadüf olmadığını belirtti.

    İlhan Öner, şiddetin yapısal bir sorun olduğuna dikkat çekerek, “Şiddet kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu değildir; toplumsal ve siyasal koşullar içinde üretilir. Eşitsizliklerin derinleştiği, gençlerin geleceğe dair umutlarının aşındığı, rehberlik ve sosyal destek mekanizmalarının zayıflatıldığı bir ortamda şiddet zemini güçlenmektedir” dedi.

    “SİYASİ İKTİDAR VE EĞİTİM YÖNETİCİLERİ SORUMLU”

    Öner, eğitimdeki eşitsizlikleri derinleştiren ve okulları koruyucu alanlar olmaktan uzaklaştıran politikaların, bu tabloya zemin hazırladığını belirterek, siyasi iktidar ve eğitim yöneticilerini sorumlu tuttu.

    “Okulların güvenli, kapsayıcı ve kamusal alanlar olmaktan uzaklaşması uzun süredir izlenen politikaların sonucudur. Çözüm, güvenlik önlemlerini artırmak değil; eşitlikçi ve kamusal bir eğitim anlayışını yeniden kurmaktır” diyen Öner, iktidarın eğitim politikalarını eleştirdi.

    “ŞİDDETİ NORMALLEŞTİRMEYECEĞİZ”

    Öner, yaralanan eğitim emekçileri ve öğrencilere acil şifa diledi ve açıklama, şu sözlerle son buldu:

    Ne bugün ne yarın; ne okulda ne sokakta: Şiddeti normalleştirmeyeceğiz!”

    Sendika, okulların şiddetin değil yaşamın alanı haline gelmesi ve sorumluların hesap vermesi için mücadele edeceklerini vurguladı ve açıklamanın sonunda 5 dakikalık oturma eylemi yapıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Barış Süreci, Kürt dilinin geleceği konusunda nasıl bir kapı aralıyor?-VİDEO

    Barış Süreci, Kürt dilinin geleceği konusunda nasıl bir kapı aralıyor?-VİDEO

    PİRHA – Kürt sorununun çözümü için başlatılan süreçle birlikte Kürtçenin resmi dil statüsüne alınması talebi günden güne artmakta. Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Heno Ronak, mevcut siyasi atmosfer sebebiyle Kürtçe eğitimlere talebin arttığına işaret ederek, “Kürt sorununun çözümünü konuşacaksak Kürtçe’nin kreşlerden tutun bütün eğitim yuvalarında ana dili olarak okutulması gerekmektedir” dedi. Dilbilimci Sami Tan da, yasal düzenlemeleri beklemeden bazı pratik adımların atılabileceğini belirtti.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte anadil konusunda yasal düzenlemelerin yapılması, öncelikli talepler arasında sıralanmakta. Dilbilimciler de dilin varlığını sürdürüp, gelişebilmesi için en büyük ihtiyacın, dilin kamusal alandaki özgürlüğü ve ana dilde eğitim olduğuna işaret etmekte.

    Ülkedeki siyasi atmosferle birlikte Kürtçe üzerindeki engeller konusunda ne adımlar atılacak, merakla bekleniyor. Ancak Kürt dil kurumları, hızlı bir refleks göstererek Kürtçenin statüye kavuşması için bir tür seferberlik çağrısı yaptı. Günümüzde Kürt yurttaşların yaşadığı birçok ilde Kürtçe eğitimler verilmeye başlandı.

    Kürt dil kurumları ayrıca 15 Ekim’de Van’da buluşarak “Kürt dil mücadelesi için strateji ve politikalar çalıştayı” yaptı. İki gün süren bu çalıştayda yer alan isimlerden birisi de Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Heno Ronak oldu.

    “SORUN ÇÖZÜLECEKSE KÜRTÇE’NİN ÖNÜNDE ENGEL OLMAMALI!”

    Dernek bünyesinde Modern Kürt Edebiyatı derslerini veren Ronak, yeni süreçle birlikte Kürtçe eğitimin kamusal alanda serbest kılınması gerektiğini belirtti. Anadilde eğitim yasağının Kürt sorununun en can alıcı başlıklarından biri olduğunu söyleyen Ronak, “Kürt sorunu, zaten çok yönü olan bir sorundur. Çocuklarımız 7 yaşına kadar bu dille büyüyor, okula gittiği zaman yeni bir dille karşı karşıya kalıyor. Bu çocukların 7 yıllık deneyimi, yaşadıkları çöpe atılmış oluyor. Bu durum, Kürt sorununun temel sebep ve nedenlerinden bir tanesidir. Eğer Kürt sorunu çözülecekse Kürtçe’nin önünde herhangi bir engel olmaması gerekiyor. Sağlık kuruluşlarında, belediyelerde, pazarlarda, ticarette, akademide; her alanda Kürtçenin kullanılması gerekiyor” diye konuştu.

    “EĞER KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNÜ KONUŞACAKSAK…”

    Heno Ronak, Kürtçe eğitimin sadece seçmeli ders olarak haftada 2 saat verilmesini de eleştirdi. Kürt sorununun çözümünün anadilde eğitimden geçtiğini vurgulayan Ronak, şunları söyledi:

    “Ana dilde eğitimden kastımız şudur; çocuklarımız, kreşlerden tutun en yüksek basamak olan akademik düzeye, yüksek lisans, doktora bütün alanları kapsayacak şekilde Kürt dilinin eğitimde kullanılmasını istiyoruz. Yani eğer Kürt sorununun çözümünü konuşacaksak Kürtçe’nin kreşlerden tutun bütün eğitim yuvalarında ana dili olarak okutulması gerekmektedir.”

    KÜRTÇE EĞİTİM VERECEK KADRO YETERLİ Mİ?

    Van’da yapılan çalıştayda da dilin kamusal alanda kullanılması konusuna değinildiğini söyleyen Heno Ronak, “Kürdistan’da en çok konuşulan dil Kürtçedir. O nedenle Kürtçe’nin bütün alanlarda konuşulması gerekiyor” diye belirtti.

    Kamu hizmeti veren tüm alanlarda da Kürtçe’ye özgürlük sağlanması gerektiğini söyleyen Ronak, şöyle devam etti:

    “Belediyeler, valilikler, hastaneler, sağlık kuruluşları, camiler, cemevleri; yani her alanda bu dilin kullanılması gerekiyor. Çözüm için de ilk önce yasal engellerin aşılması gerek. Yıllardır Kürtçe eğitimin olamaması bir kadro sorununu da yaratıyor. Bu kadroların yetiştirilmesi gerekiyor. Dernek olarak bizler tüm materyalleri hazırlıyoruz ancak yeterli değil. Bunun için enstitülerin kurulması, farklı alanların, kadroların yetiştirilmesi gerekiyor. Dernek olarak dil atölyeleri düzenliyoruz. Online olan derslerimize dünyanın her yerinden ulaşılabiliyor. Ancak yüz yüze olan dersleri sadece İstanbul’daki dernek yerimizde yapabiliyoruz. Talep olursa farklı yerlerde de yapılabilir. Mesela DEM Parti ilçe örgütleri ve birkaç köy derneğinden talep oldu. Bu doğrultuda atölyeler açabiliyoruz. Ancak bizim her tarafa şu anda yetebilecek bir gücümüz yok.”

    İBADETHANELERDE KÜRTÇE ÖNERİSİ!

    Heno Ronak, Kürtçenin geliştirilmesinin temel alanlarından birinin de inanç merkezleri olduğunu ifade etti. Cemevi ve camilerde hizmet yürütenlerin, anadillerini kullanması gerektiğini vurgulayan Ronak, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Kürdistan’daki insanlar kendi dillerinde dua ederler. Ancak camilerde hutbeler Türkçe yayınlanıp okutulur. Hatta Diyanet’in sitesinde İngilizce, Fransızca da yayınlanır ancak Kürtçe yayınlanmaz!

    Cemevlerinde de Türkçe konuşulmakta. Buralarda, insanlara gidecek hizmetin kendi dillerinde olması gerektiğine inanıyoruz. Yani melelerin de, pirlerin de, dedelerin de, kendi dillerinde hizmet vermesi gerekir.”

    İSTANBUL’DA DİL EĞİTİMİNE İLGİ ARTIYOR!

    Yılda üç kere dil atölyeleri düzenlediklerini söyleyen Heno Ronak, Kürtçenin Soranî, Kirmanckî ve Kurmancî lehçelerinin öğretildiğini belirtti. Siyasi atmosfer doğrultusunda kurslara ilginin artacağının altını çizen Ronak, “Yılda üç ayrı atölye düzenleriz. Bazı dönemlerde Kürt sorununun çözümü konusunda bir umudun ortaya çıkmasıyla beraber buraya da ilgi artıyor” dedi.

    “TOPLUMDA BELLİ BİR RAHATLAMA OLDU”

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ndan sonra Kürtçenin durumuna dair görüşlerini aldığımız bir diğer isim ise Dilbilimci Sami Tan oldu. Urfa’da faaliyet gösteren Komeleya Çand û Zimanê Kurdî (Kürt Dili ve Kültürü Derneği) Başkanlığını yapan Sami Tan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısından sonra “toplumda belli bir rahatlama” olduğunu belirtti.

    Baskı mekanizmalarının bir nebze gevşediğini söyleyen Tan, “Bu da Kürt diline ilişkin taleplerin daha görünür olmasını sağladı. Kapatılan dil ve kültür kurumları birer birer yeni isimlerle tekrar açıldı, engellenen kültürel, sanatsal faaliyetler (müzik, sinema ve tiyatro) daha rahat icra edilebilir oldu. Yerel yönetimlerin Kürt dili ile ilgili çalışmaları arttı” dedi.

    “YASAL DÜZENLEMELERİ BEKLEMEDEN ADIM ATMAK GEREKİR”

    Sami Tan, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Söylem düzeyinde sahiplenme artmış olsa da pratikte hala güçlü bir sahiplenme yok. Bugün Halk Eğitim Merkezleri’nde talep olması halinde ders açılabiliyor, dernekler dil kursları açıyor, üniversiteler online ders açıyor; bu derslere katılım hala çok cüzi bir düzeyde. Yani binlerle ifade edemiyoruz.

    Kürt toplumu, anadil konusundaki talep ve çalışmalarından hiçbir zaman vazgeçmedi. Sahada yapılan anket çalışmalarına baktığımızda Kürtçe eğitim talebi %90’lar civarında. Fakat bir şeyi sadece talep etmek, o şeyin gerçekleşmesini sağlamaz. Daha örgütlü ve sürekli bir çalışmaya ihtiyaç var. Buna da ancak siyaset kurumu, sivil toplum kurumları ve toplumun örgütlü kesimi öncülük edebilir.  Kürt toplumunun sivil-demokratik temelde bir dil planlamasına ihtiyacı var.

    Bugün için yasal düzenlemeler hemen hayata geçmezse de demokratik temelde yürütülecek dil çalışmaları toplum nezdinde uluslararası hukuka göre de meşru görüleceği için engellenemez. Bunun için yasal düzenlemeleri beklemeden bazı pratik adımları atmak gerekir. Örneğin bir dil meclisi, dil akademisi, online okullar açılabilir. Sadece anadilde eğitim için bir televizyon kanalı kurulabilir. Ayrıca var olan imkanlar (üniversitelerdeki lisans, yüksek lisans, doktora düzeyindeki eğitim; orta okul düzeyinde verilen seçmeli dersler, STK’ların verdiği dil kursları daha güçlü sahiplenilebilir.”

    ANADİLİ SAHİPLENME KONUSUNDA GENÇ NÜFUS YOK!

    Sami Tan, Kürt dili ve kültürü konusunda toplumun belli kesiminde daima bir refleks oluştuğunu anlatarak şöyle devam etti:

    “Ancak bu kesim çok sınırlı ve siyasette pek etkili değil, siyaset alanı insanlarda ‘dili araçsallaştırıyor’ duygusu yaratıyor. Dil kurumları, güçlü bir çekim merkezi olamıyor, özellikle genç kesimleri çekmek yetersiz kalıyor, dil çalışması daha çok orta yaş ve üzeri insanları iştigal ettiği bir etkinlik alanı olarak görülüyor. Bunda Kürt ailelerin çocuklarını anadilde yetiştirmemesinin etkisi büyük.”

    Anadilde eğitim konusunda her ilde başvurulabilecek bir kurumun mevcut olduğunu söyleyen Tan, “Eğer halk eğitim merkezlerinden talepte bulunurlarsa orada da dil dersi açtırabilirler. Online ders veren birçok kurum mevcut. Bunların içinde üniversiteler de var. Örneğin Mardin Artuklu Üniversitesi bunlardan biri” diye ekledi.

    “LEHÇELER ARASI HİYERARŞİK YAKLAŞIMI DA REDDETMEK GEREKİR”

    Sami Tan, yok olma tehlikesinde olan Kürtçenin Kirmanckî lehçesinin geldiği evreye de dikkat çekti. Kurumların bu konudaki faaliyetlerini de anlatan Tan, şunları söyledi:

    “Maalesef Dimilî (Kirmanckî) lehçesini sahiplenme düzeyi daha düşük. Buna özel bir çaba sarf etmek gerekiyor. Dimilî lehçesini koruyup geliştirmek sadece bu lehçeyi konuşanların değil (elbette en başta onların) bütün Kürtlerin sorumluluğudur. Diller arası hiyerarşik yaklaşımı reddettiğimiz gibi, lehçeler arası hiyerarşik yaklaşımı da reddetmek gerekir. Aslında dil çalışmalarında bulunan arkadaşların neredeyse tamamında bu bilinç var. Bu bilinci pratikleştirmek ve bütün dil çalışmalarını çok-lehçeli yürütmemiz gerekiyor. Herkes çalışmalarda kendi lehçesini kullanırsa kısa bir sürede aramızdaki dil bariyerini ortadan kaldırabiliriz. Bu yaklaşım birçok kurumda olumlu sonuç vermiştir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Kadınlar 10 kentte alana çıktı: Alevi kadınlara yönelik soykırıma karşı mücadeleye çağırıyoruz-VİDEO

    Kadınlar 10 kentte alana çıktı: Alevi kadınlara yönelik soykırıma karşı mücadeleye çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik gerçekleştirdiği saldrılara karşı 10 kentte alana çıktı. Kadınlar, yaptığı açıklamayla tüm kadınları Alevilere yönelik soykırım suçlarına yönelik suçlara karşı birlikte mücadele etmeye çağırarak, ” Emperyalistlerin ve siyonistlerin siyasi, askeri ve ticari çıkarları için körüklediği bölgesel savaşın, derinleşen sömürünün ve soykırımın karşısında hayatları için direnen Gazzeli, Rojavalı, İranlı, Suriyeli, Alevi, Dürzi, Ermeni, Süryani, Kürt tüm kadınlarla dayanışmaya devam edeceğiz” dedi. 

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik saldırılarına dair birçok kentte açıklama yaptı.

    İSTANBUL

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik saldırılarına karşı İstanbul’un Teşvikiye semtinde bulunan Suriye Arap Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Çok sayıda kadının katıldığı açıklamada, “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor, susmuyoruz” pankartı açıldı. Kadınlar ayrıca, “Alevi kadınlar yalnız değildir”, “Kadın dayanışması sınırları aşıyor” yazılı dövizler taşıdı. Açıklama boyunca sık sık “Jin şer naxazın, aşitî dixwazin”, “Jin, jiyan, azadî”, “Biji tekoşîna jinê”, “Alevi, Dürzi, Kürt, Êzidî kadınlar yalnız değildir” sloganları atıldı.

    Bugün gerçekleşen eylemde basın açıklamasını kitle adına Gülyeter Aktepe okudu. “Suriye’de HTŞ ve yönlendirdiği cihatçı çetelerin sürdürdüğü Alevi soykırımına karşı kadınların yanındayız, bugün burada eylemdeyiz” denilen açıklamada “Tüm kadınları Alevilere yönelik soykırıma, bu kapsamda da kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz.” denildi.

    ANKARA

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi çağrısıyla bir araya gelen çok sayıda kadın Ankara Yüksel Caddesi’nde yapılan açıklamayla Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik saldırıları kınadı.

    İnisiyatif adına açıklamayı okuyan Ece Yılmaz, Alevilere yönelik soykırıma, bu kapsamda da kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleye çağırarak, “İçinde yaşadığımız, haklarımız, hayatlarımız için mücadele ettiğimiz bu ülkenin, kadınların bir mal gibi alınıp satılmasında, köleleştirilmesinde, Alevilere yönelik suçlardaki payına karşı çıkacağız. Çünkü bizim için barış, bu coğrafyada eşit ve özgür bir yaşam kurabilmek demek. Emperyalistlerin ve siyonistlerin siyasi, askeri ve ticari çıkarları için körüklediği bölgesel savaşın, derinleşen sömürünün ve soykırımın karşısında hayatları için direnen Gazzeli, Rojavalı, İranlı, Suriyeli, Alevi, Dürzi, Ermeni, Süryani, Kürt tüm kadınlarla dayanışmaya devam edeceğiz. Tüm kadınları Alevilere yönelik soykırıma, bu kapsamda da kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz” diye belirtti.

    Açıklama sloganlar ve alkışlar eşliğinde son buldu.

    MERSİN

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi çağrısıyla Suriye’deki Alevi kadınlara yönelik sistematik şiddeti protesto eden Mersin Kadın Platformu üyeleri, Pozcu GMK Bulvarında bir araya geldi. “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor, susmuyoruz” yazılı pankartın açıldığı eylemde “Alevi kadınlar yalnız değildir”, “Katil HTŞ Suriye’den defol” ve “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları attı.

    Platform adına basın metnini okuyan Zübeyde Akpınar, 12 bini aşkın Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığını, toplu tecavüze ve cinsel işkenceye maruz bırakıldığını, köleleştirildiğini söyledi. Kadınları kaçıran çetelerin Türkiye’de şebekeleri olduğuna dikkat çeken Akpınar şunları dile getirdi:

    “27 Haziran 2025 tarihinde Reuters Haber Ajansı’nda yayınlanan haberde, kadın ticareti yapan ve fidye isteyen bu cihatçıların Türkiye’de de şebekelerinin olduğu açıkça belgelendi. Buna seyirci kalınmasından güç bulan çeteler, bugün aynısını Dürzi kadınlara ve çocuklara yapmaya başlıyor. Kaçırılan Alevi kadınların yakınları, fidyelerin İzmir’de ve Mardin’de bulunan kişilere ve şirketlere ait banka hesaplarına gönderildiğini ve Türkiye’de kayıtlı telefon numaralarından kadınlar için bin 500 ila 100 bin dolar aralığında para istendiğini aktarıyor. Bu konuda bir suç duyurusu yapıldığını biliyoruz. Biz de buradan soruyoruz: Bu hesaplar, telefon numaraları kimlere ait? Bu ülkeyi yöneten AKP ve MHP, “devlet başkanı” statüsüyle, kırmızı halılarda karşıladıkları cihatçıların sürdürdükleri Alevi soykırımı hakkında bir şey yapacak mı? Yoksa bu suça ortak olmaya devam mı edecek? Kadınların ganimet gibi alınıp satılmasına onay mı verecek, fidye isteyenleri mi kollayacak?”

    Yaşananları normalleştirmeyeceklerini belirten Zübeyde Akpınar, tüm kadınlara Alevilere yönelik soykırıma, kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleyi birlikte yükseltme çağrısı yaptı.

    İZMİR

    İzmir’de Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Alevi kadınlar üzerinde yapılan soykırıma karşı bir araya geldi.

    Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde gerçekleşen eyleme çok sayıda kadın katıldı.

    ‘HTŞ’ye destek soykırımı besliyor’, Soykırımcı Colani hesap verecek’, ‘Alevi kadınlar yalnız değildir’, ‘Jin Jiyan azadi’, ‘Yaşasın kadın dayanışması’, ‘Barış için ısrar ediyoruz’ sloganlarının atıldığı eylemde ortak basın metnini Aysel Önen okudu.

    Açıklamada, kadınların bölgedeki soykırımlara ve özellikle kadınlara yönelik suçlara karşı sessiz kalmamaya ve dayanışmayı büyütme çağrısı yapıldı. Açıklamada, barışın, eşit ve özgür bir yaşam kurma mücadelesiyle mümkün olacağı vurgulandı.

    VAN

    Van merkez İpekyolu ilçesinde bulunan Sanat Sokağı’nda bir araya gelen kadınlar “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor” yazılı pankart açıldı. Açıklamaya yerine kayyım atanan Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Neslihan Şedal, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Van İl Eşbaşkanı Gönül Uzunay, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) ile çok sayıda sivil toplum örgütü üye ve temsilcisi kadın katıldı.

    İnisiyatif adına açıklamayı okuyan Van Star Kadın Derneği Yönetim Kurulu üyesi Meryema Aslan, her savaşta kadınların bedeninin bir savaş alanına döndüğünü ifade edere, “Kadınların bedensel bütünlüğünü ihlal etmek, sistematik cinsel şiddet, bir tür ele geçirme, aşağılama, işgal ve tahakküm aracı, yer yer de soykırımın önemli bir boyutu haline geliyor. Bugün Suriye’de bir süredir Alevilere ve şimdi Dürzilere yapılanlara, tam da bu nedenle, dünyanın ve bu coğrafyanın her yanında kadınlar olarak sessiz kalmamak zorundayız” diye belirtti.

    HATAY

    Hatay’ın Defne ilçesinde Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, aynı kapsamda “Suriye’de Alevi kadınların yanındayız, soykırım ve patriyarkaya karşı isyandayız” sloganıyla Necmi Asfuroğlu Anadolu Lisesi önünde bir açıklama yaptı. Açıklamaya çok sayıda kadın katıldı; basın metnini ise Hülya Kavuk okudu.

    Hülya Kavuk, Suriye’de HTŞ ve yönlendirdiği “cihatçı çetelerin” sürdürdüğü Alevi soykırımına karşı kadınların yanında oldukları için bugün burada eylemde olduklarını ifade etti. Kadınların yıllardır; “Kadınların bedeni savaş meydanı değildir” dediğini ancak her savaşta ve her iktidar kavgasında kadınların bedeni bir savaş alanına döndüğünü vurguladı.

    DİYARBAKIR 

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin çağrısıyla bir araya gelen Dicle Amed Kadın Platformu (DAKP), Yenişehir ilçesinde bulunan AZC Plaza önünde açıklama yaparak HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik saldırılarını protesto etti. Açıklamada “Suriye’de HTŞ Alevi kadınlara soykırıma maruz bırakıyor susmuyoruz” pankartı açılarak “Jin jiyan azadî” sloganı atıldı.

    Açıklamayı okuyan DAKP üyesi Çağla Sanay, kadınların savaşlardan gördüğü zararlara dikkat çekerek kadın bedeninin de savaş alanına döndürüldüğünü söyledi. Çağla Sanay, “Bu Gazze’de, İsrail’in hapishanelerinde, Filistinli kadınlara yönelik cinsel şiddet olarak tezahür ediyor örneğin. Türkiye’de bir Kürt kadın olan Garibe Gezer’in cinsel saldırı sonrası cezaevinde ölüme sürüklenmesi de böyle bir pratik. Bugün Suriye’de bir süredir Alevilere ve şimdi Dürzilere yapılanlara, tam da bu nedenle, dünyanın ve bu coğrafyanın her yanında kadınlar olarak sessiz kalmamak zorundayız” diye konuştu.

    URFA

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi ve Urfa Kadın Platformu üyesi kadınlar, Suriye’de Alevi kadınların kaçırılmasına ilişkin Novada Park önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor susmuyoruz” yazılı pankartın açıldığı açıklamada inisiyatif adına konuşan Mizgin Kurtoğlu, kadınların bedenlerinin savaşlarda hedef olduğunu belirtti. Suriye’deki Alevi kadınlara dönük katliamların korkunç boyutlara ulaştığını ifade eden Mizgin Kurtoğlu, “Türkiye’nin de dahilliğiyle bu suç ilk kez işlenmiyor. Bundan 11 yıl önce Êzidî kadınlara yönelik soykırım başladığında 6 binden fazla kadın ve kız çocuğu kaçırılmış, köle pazarlarında satılmıştı. Yine Türkiye’deki şebekeler söz konusuydu. Satılan kadınlar çocuklar Ankara’ya Antep’e getirilmişti” diye hatırlattı.

    “Bizim için barış bu coğrafyada eşit ve özgür bir yaşam demek” diyen Mizgin Kurtoğlu, tüm kadınlarla dayanışmaya devam edeceklerini söyledi.

    Açıklama “Alevi kadınlar yalnız değildir” sloganlarıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Halfeti’deki Türkmenlerle ‘Barış ve Demokratik Toplum’ buluşması gerçekleşti-VİDEO

    Halfeti’deki Türkmenlerle ‘Barış ve Demokratik Toplum’ buluşması gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, Urfa Halfeti’de Türkmen yurttaşlar ile ‘Barış ve Demokratik Toplum’ buluşması gerçekleştirdi.

    Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları kapsamında DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Urfa’nın Halfeti ilçesinde Türkmenlerle buluşma gerçekleştirdi. Buluşmaya DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Sevda Çelik Özbingöl, Urfa Milletvekilleri Dilan Kunt Ayan ve Ferit Şenyaşar ile il-ilçe örgütü yöneticileri, belediye eş başkanları,  Öcalan’ın yeğeni Ali Öcalan ve çok sayıda kişi katıldı.

    Buluşmada konuşan Urfa İl Eş Başkanı Ayşe Sürücü, Urfa’da birçok halk ve inancın bir arada yaşadığını ve Öcalan’ın memleketi olduğunu hatırlatarak, “Sayın Öcalan 27 Şubat’ta tarihi bir çağrı yaptı. Biz de bu çağrıyı her yerde büyüteceğiz” dedi.

    “SÜRECİ BİZİM MÜCADELEMİZ BELİRLEYECEK”

    Türkmen olan ve yerine kayyım atanan Halfeti Belediye Eş Başkanı Mehmet Karayılan, “Barış ve demokratik toplum sadece silahların susması meselesi değildir ve sadece Meclis ile bu sorun çözülmez. Meclis sorumlu, adım atmak zorunda ama bu barışı halklar örecek. Sayın Öcalan tarihi bir çağrı yaptı. Bu çağrıda hepimize bir sorumluluk düşüyor. Devlet bu çağrıya karşı sorumluluklarını yerine getirmeli, pratik adım atılmalı” şeklinde konuştu.

    Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ise buluşmaların ve birlikteliğin önemine işaret ederek, “Biz yan yana gelmezsek yüz yıllık acılarımız katlanır. Bu coğrafya hepimizin. Burada kardeş gibi yaşamaktayız. Tekçi zihniyet bu topraklara zehir gibi geldi. Milliyetçi ve kadın düşmanı politikalarla bugüne gelindi. Yüz yılı aşan bir Kürt sorunu ile karşı karşıyayız. Bu sorun herkesin sorunudur. Bu topraklarda Kürtler var, mücadeleleri var. Sayın Öcalan’ın paradigmasıyla bugüne gelen bir mücadele var. Rojava’da büyük bedellerle bu mücadele veriliyor. Biz barış istiyoruz. Kimsenin başını öne eğecek bir barışı kimse istemez. Biz onurlu bir barış istiyoruz. Biz mücadele etmezsek kimse bize bir şey vermez.  Bu süreci bizim mücadelemiz belirleyecek. Mücadele etmeye devam edeceğiz. Demokratik siyaset alanının mücadelesi büyüyerek devam edecek. Bunun bir tarafı Meclis, bir tarafı bu meydanlar. Gerçek burada. Sizlerle konuşacağız, not edeceğiz ve taleplerinizi dillendireceğiz. Sürekli burada olacağız. Bizi biz yapan şey sizlerin insanlık mücadelesidir” diye konuştu.

    Öcalan’ın yeğeni Ali Öcalan, Öcalan ile yaptıkları bayram ziyaretine ilişkin bilgi verirken; katılımcılar da sürece dair öneri ve görüşlerini iletti, Öcalan’ın çağrısına ve sürece desteklerini ifade etti.

    Buluşma katılımcıların sürece dair öneri ve görüşleri ile son buldu.

    PİRHA/URFA

     

  • 12 yaşındaki çocuğu istismar eden ÇEDES görevlisi müftü beraat etti!

    12 yaşındaki çocuğu istismar eden ÇEDES görevlisi müftü beraat etti!

    PİRHA- ÇEDES projesi kapsamında gittiği okulda 12 yaşındaki öğrenciyi istismar eden Urfa’nın Akçakale ilçesinin eski müftüsü H.B. hakkında beraat kararı verildi.

    Yargılama boyunca avukatlar, soruşturmanın derinleştirilmesi yönünde talepte bulundu ancak mahkeme heyeti tarafından reddedildi. Diğer yandan mahkeme, fail H.B. yerine şikâyetçi çocuğu ve aileyi yargıladı.

    FAİL DEĞİL ÇOCUK YARGILANDI

    Davanın 7’nci duruşması Urfa 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Müşteki avukatlarından Arkın Hürtaş, davanın başından itibaren mahkeme tarafından ailenin ve çocuğun suçlanmasına tepki gösterdi. Hürtaş, savcının önce beraat istediğini ancak delilleri inceleyip, avukatları dinledikten sonra kararını değiştirdiğini, müftünün yüksek sınırdan ceza almasını istediğini hatırlattı. Kararı istinafa taşıyacaklarını söyledi.

    NE OLMUŞTU?

    Urfa’nın Akçakale ilçesinde 12 Ekim’de bir okulda, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesi kapsamında “manevi danışman” olarak görev alan Akçakale İlçe Müftüsü H.B., bir çocuğu istismar etti.

    Çocuğun yaşadıklarını öğretmenine anlatmasından sonra müftü 20 Ekim’de gözaltına alınarak, tutuklandı. 27 Mart’ta görülen ara duruşmada, “tutuklama tedbirini gerektirecek somut delillerin olmayışı”, “mevcut dosya durumu” ve “failin tutuklulukta geçirdiği süre” gerekçe gösterilerek tahliye edildi.

    H.B.’nin davası sürerken görev yeri değiştirilerek önce Urfa İl Müftü Yardımcısı oldu daha sonra Adana’ya vaiz olarak atandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri, Bucak Aşiretinin eylemlerini hatırlattı: ‘Bedirhan Tüysüz nerede?’ -VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Bucak Aşiretinin eylemlerini hatırlattı: ‘Bedirhan Tüysüz nerede?’ -VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanması talebiyle birkez daha Galatasaray Meydanı’nda buluştu. Yapılan açıklamada, 46 yıl önce Bucak Aşireti tarafından kaçırılıp kaybedilen Bedirhan Tüysüz’ün akıbeti soruldu.

    Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, 1036. hafta eylemi sebebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Mahkeme kararına rağmen, eylemin yapılacağı alan bir kez daha polis ablukasına alındı.

    Cumartesi Anneleri, ellerinde karanfiller ve yakınlarına ait fotoğraflar ile polis bariyerleri önünde basın açıklaması yaptı.

    BUCAK AŞİRETİNİN AYDINLATILMAYAN EYLEMİ!

    Cumartesi Anneleri adına 1036. hafta basın açıklamasını Ümit Efe okudu. “Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” diyen Efe, şöyle devam etti:

    “46 yıllık inkar ve cezasızlık son bulsun; Bedirhan Tüysüz için adalet istiyoruz.

    1036 haftadır ısrarla altını çiziyoruz; gözaltında kaybetme suçu yalnızca kaybedilen kişiye karşı işlenmez. Kaybetmeler, kaybedilenin arkasında bıraktığı insanlara karşı da işlenmiş bir suçtur. Kayıp yakınlarına yaşatılan belirsizlik, bekleyiş, hakikate ve adalete ulaşamamanın yarattığı çaresizlik duygusu işkencedir, zalimane ve insanlık dışı muameledir.

    1036. haftamızda 46 yıldır bu işkenceye maruz kalan Tüysüz Ailesi’nin Galatasaray’daki sesiyiz. 46 yıl önce Hilvan’da kaybedilen Bedirhan Tüysüz için adalet istiyoruz.

    70’lerin sonlarında Hilvan’da saldırıların, ölümlerin yaşandığı ağır bir şiddet ortamı vardı. 6 Mayıs 1979’da yenilenen Hilvan seçiminde bağımsız belediye başkan adayı olarak giren Nadir Temel seçimi kazandı. Böylece  Hilvan, Kürt siyasetinin kazandığı ilk belediye oldu. Seçimler sonrasında Hilvan’daki şiddet ortamı daha da ağırlaştı.

    Dönemin Adalet Partisi milletvekili Mehmet Celal Bucak, aynı zamanda yüzlerce silahlı adamı olan Bucak Aşireti’nin devlet ile işbirliği yapan kanadının ağasıydı. Kontrgerilla ve özel harekat ile yakın ilişki içinde olduğuna dair ciddi iddalar bulunmaktaydı.Kendisi ile işbirliği yapmayan Urfa’daki aşiretler, Bucak’ın hedefindeydi. Siverek ve Hilvan’da yerleşmiş bulunan Tüysüzler de bu aşiretlerden biriydi.

    AİLENİN HİÇBİR İDDİASI ARAŞTIRILMADI!

    10 çocuk babası Bedirhan Tüysüz, Urfa Hilvan Kılıcın Köyü’ünde yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. Çevresinde sevilen, sayılan birisiydi. 1979 yılının Kasım ayında, Bucak Aşiretine mensup Hakkı Bucak’ın yüzlerce silahlı adamı köye baskın yaptı. Bedirhan Tüysüz’ün 13 yaşındaki oğlu ve eşini rehin aldılar.

    Bedirhan Tüysüz’e, ‘ailen elimizde, gel konuşalım’ diye haber gönderdiler. Bunun üzerine Bedirhan Tüysüz olay yerine geldi, ancak onu zorla araca bindirip kaçırdılar. Hemen jandarma ve kaymakamlığa başvuran aile, kaçırılan oğullarının bulunmasını talep etti.

    Bedirhan Tüysüz’ün, Bucak’lara ait Söyütlü Köyünde zorla alıkonulduğu başta olmak üzere, ailenin hiç bir iddiası araştırılmadı; savcılıklara yaptıkları suç duyuruları takipsizlikle sonuçlandı.

    Soruşturma yaparak maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğü ve yetkisi bulunan cumhuriyet savcılarına sesleniyoruz: Bedirhan Tüysüz’ün akıbetini açığa çıkartacak etkinlikte bir soruşturma başlatın. Tüysüz Ailesi’nin ‘en azından bir mezarımız olsun’ talebini karşılamak için harekete geçin.

    Kaç yıl geçerse geçsin Bedirhan Tüysüz için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “YILMADIK, ÖDÜN VERMEDİK!”

    1036’ncı hafta eylemi için Bedirhan Tüysüz’ün oğlu Mehmet Emin Tüysüz de yazılı açıklama gönderdi. Babasının, devlet yanlısı çeteler tarafından katledildiğini belirten M. Emin Tüysüz, şu ifadeleri kaleme aldı:

    “Babam Bedirxan Tüysüz ve onun gibi binlerce kaybedilen insanımızın anısına. 1979 yılında Hilvan – Siverek çatışmalı döneminde kaybettik. Suçu neydi diye sorulursa halkına, insanına karşı ihaneti kabullenmeyip boyun eğmeyişiydi. Bu yüzden devlet yanlısı çetelerin hedefinde idi… Bir gün büyük bir çete grubunun baskınıyla evinden alınarak götürüp kayıplara eklendi.

    O günden bu güne hak, hukuk, adalet arayışımız bir sonuç vermedi ama yılmadık umudumuzu koruduk çizgimizden, duruşumuzdan ödün vermeden mücadele ettik ve insan hakları mücadelemize devam edeceğiz. Kayıplarımıza, halkımıza sözümüzdür bu ülkeye, bu topraklara hak, hukuk ve adalet sağlanıncaya kadar mücadelemiz devam edecektir bu yolda mücadele eden ve direnenlere selam olsun…”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kayıp Hüseyin Taşkaya dosyasında polis ve Bucak Aşiretine işaret edildi!-VİDEO

    Kayıp Hüseyin Taşkaya dosyasında polis ve Bucak Aşiretine işaret edildi!-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak için bir kez daha Galatasaray Meydanı’nda buluştu. 1028. hafta eyleminde, 31 yıldır akıbetine ulaşılamayan Hüseyin Taşkaya dosyası gündeme getirildi. Yargı makamlarına seslenen yurttaşlar, yaptıkları basın açıklamasında “Gerçeği ortaya çıkarmak, suçtan sorumlu kişi ve kuruluşları tespit etmek ve cezalandırmak sizlerin görevidir” dedi.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, 1028. hafta eylemi için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Annelerinin eylem adresi olan Galatasaray Meydanı bu hafta da polis bariyerleriyle kapatıldı.

    POLİS VE BUCAK AŞİRETİ İŞBİRLİĞİ!

    10 kişiyle sınırlı tutulan eylemde, basın açıklamasını Taşkaya ailesi adına Ayşe Taşkaya okudu. Doksanlı yıllarda devlet ve paramiliter örgütlerin yakınlığına vurgu yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “31 yıldır soruyoruz: Hüseyin Taşkaya nerede?

    Devletler, insan haklarını koruma, bu haklara saygı duyulmasını sağlama ve hakların hayata geçirildiği bir ortamı temin etmekle yükümlüdür. Ancak Türkiye’de devlet, yurttaşa karşı hukuki ve siyasi yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmektedir. İktidarlar, hesap verebilen, hukukun üstünlüğünü esas alan yönetimler yerine kendi otoritelerini güçlendiren bir anlayışı benimsemektedir. Bunun sonucunda ise hak ihlaline uğrayanlar, inkar ve cezasızlık politikalarıyla karşı karşıya kalmaktadır.

    1028. Haftamızda, bu politikaların bir sonucu olarak 31 yıldır akıbeti karanlıkta bırakılan ve failleri cezasızlıkla korunan Hüseyin Taşkaya dosyasını bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya, Siverek’te yaşıyor ve müteahhitlik yapıyordu. 90’lı yıllarda, tamamen Bucak Aşireti’nin hakimiyetinde olan Siverek’te ağır hak ihlalleri yaşanıyordu. Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan 13.08.1997 tarihli Susurluk Raporu’nda, güvenlik güçlerinin bölgedeki operasyonları tamamen Bucak Aşireti’ne devretme eğiliminde olduğu ve aşiretin silahlı mensuplarının ‘devlet içinde devlet’ görünümünde oldukları belirtilmişti.

    Yaşanan ihlalleri eleştiren Hüseyin Taşkaya, hem güvenlik güçlerinin hem de Bucak Aşireti’nin hedefi haline geldi. Baskı ve tehditlerin yoğunlaşması üzerine ailesini İstanbul’a taşıdı. Kendisi de işlerini toparlamak amacıyla amcasının evinde kalmaya başladı. 6 Aralık 1993 tarihinde, amcasının Siverek / Bağlar Mahallesi’ndeki evine 30 araçlık bir konvoyla gelen askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular, Hüseyin Taşkaya’yı gözaltına aldı. Onu askeri araca bindirerek götürdü.

    “GÖZALTINA ALINDIĞI KAYITLARA GEÇİRİLMEDİ”

    Ailesi, Hüseyin Taşkaya’yı sormak için jandarmaya, emniyete, savcılığa ve valiliğe başvurdu. Askeri yetkililer gözaltından kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polise teslim edildiğini iddia etti. Emniyet ise ‘Bizde yok, Sedat Bucak’a sorun’ diyerek sorumluluktan kaçındı. Dönemin DYP milletvekili, aşiret reisi ve korucubaşı Sedat Bucak, ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor.’ dedi. Ailenin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı, Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.

    Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın soruşturulması ve suçluların cezalandırılması yönündeki görevini yerine getirmedi. Hüseyin Taşkaya’nın akrabalarının ve bütün mahallelinin tanıklığında gözaltına alınmasını ‘ailenin soyut iddiası’ olarak değerlendirdi ve dosya, takipsizlik kararı verilerek kapatıldı.

    Gözaltında kaybedilişinin 31. yılında bir kez daha hatırlatıyoruz: Hüseyin Taşkaya’nın gözaltına alındığı kayıtlara geçirilmedi. Bugüne kadar akıbeti ve nerede olduğu konusunda hiçbir bilgi verilmedi. Taşkaya’yı kaybedenlere suçlarını gizleme, izlerini örtme ve sorumluluktan kaçma imkanı tanındı.

    1028. Haftamızda bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili gerçeği ortaya çıkarmak, suçtan sorumlu kişi ve kuruluşları tespit etmek ve cezalandırmak sizlerin görevidir. Bu görevinizi yerine getirin.

    Kaç yıl geçerse geçsin, Hüseyin Taşkaya ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, polis barikatının kaldırılmasını isteyerek, “Devletin arşivlerini bir an önce açmasını istiyoruz” dedi.

    Yurttaşlar, okunan basın metni ardından ellerindeki karanfilleri, polis bariyerlerinin ardına bıraktı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Urfa’da bir kadın katledildi

    Urfa’da bir kadın katledildi

    PİRHA- Urfa’da kendisinden uzun süredir haber alınamayan Leyla Üren adlı kadın yaşadığı evde katledilmiş halde bulundu.

    Urfa’nın Haliliye ilçesinde bulunan Bahçelievler Mahallesi’nde Leyla Üren (43) isimli kadın, yaşadığı evde katledilmiş halde bulundu. Olay Üren’den uzun süredir haber alınamaması üzerine yakınlarının haber vermesiyle ortaya çıktı.

    Üren’in yaşadığı eve giren polis ve sağlık ekipleri, kadını kesici aletle katledilmiş halde buldu. Aslen Diyarbakırlı olan Üren’in Urfa’da yaşadığı kaydedildi.
    Üren’in cenazesi Urfa Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

    Cinayetle ilgili kimliği henüz öğrenilemeyen 2 erkeğin gözaltına alınarak ilçe emniyet müdürlüğüne götürüldüğü belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Emine Şenyaşar adalet mücadelesini Meclis Başkanlığı önüne taşıyor

    Emine Şenyaşar adalet mücadelesini Meclis Başkanlığı önüne taşıyor

    PİRHA- Adalet mücadelesini Urfa’dan Adalet Bakanlığı önüne taşıyan Emine Şenyaşar, sağlık sorunları nedeniyle ara verdiği eylemini Meclis Başkanlığı önünde sürdürecek.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından gerçekleşen saldırıda eşi ve iki oğlunu yitiren, bir oğlu tutuklanan Emine Şenyaşar, 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı adalet mücadelesini 26 Temmuz 2023’de Adalet Bakanlığı önüne taşıdı. Sağlık sorunları nedeniyle bir süredir bu eyleme ara veren Şenyaşar, eylemini Meclis Başkanlığı’nın kapısına taşıma kararı aldı.

    Emine Şenyaşar ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Urfa Milletvekilli olan oğlu Ferit Şenyaşar, saat 11.00’de Meclis’te açıklama yaptıktan sonra eylemini kaldığı yerden sürdürecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Kadın Meclisi’nden, partiden istifa eden belediye başkanlarına tepki: Yenileceksiniz!

    DEM Parti Kadın Meclisi’nden, partiden istifa eden belediye başkanlarına tepki: Yenileceksiniz!

    PİRHA – 31 Mart Yerel Seçimlerinin ardından Ağrı, Batman ve Urfa’daki ilçe belediye başkanlarının istifaları nedeniyle tartışmalar sürüyor. Belediye başkanlarının AKP’ye katılacağı yönünde kulis bilgileri dolaşırken DEM Parti Kadın Meclisi de konuya dair açıklama yaptı. Açıklamada, “Birecik, Taşlıçay ve İkiköprü belediyeleri kadınların, gençlerin, halkın iradesidir. Bu iradeye karşı duranlara sesleniyoruz; kadınların iradesi karşısında yenileceksiniz” denildi.

    Birecik Belediye Başkanı Mehmet Begit ile Taşlıçay Belediye Başkanı Mehmet Ali Budak’ın AKP’ye dahil olacakları konuşulurken, DEM Parti Kadın Meclisi’nden konuyla ilgili yazılı açıklama geldi. “Kadınların İradesi Karşısında Yenileceksiniz” başlıklı açıklamada eş başkanlık vurgusu öne çıktı.

    “ERKEK EGEMEN ANLAYIŞA DA GEÇİT VERMEYECEĞİZ”

    DEM Parti Kadın Meclisi, istifa eden isimlerin, kadın iradesine karşı durduklarını belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde kadınların ve halkın büyük özveriyle kazandığı Birecik, Taşlıçay ilçesinde ve İkiköprü beldesinde seçilen kişiler halkın ve kadınların emeğine karşı kişisel menfaatleri için partimizden istifa etmişlerdir. Gerçekleşen istifalar, kadınların öncülüğünde inşa edilen kadın özgürlükçü, demokratik ve eşitlikçi paradigmamıza yönelik saldırılardır.

    İlk günden beri savunduğumuz ve kadınların mücadelesi sonucunda elde edilen eş başkanlık ve eşit temsiliyet sistemimize yönelik saldırıların, erkek egemen iktidarın yetkileri tek elde toplama çabası olduğunu biliyoruz. Yetkiyi tek elde toplayan, aşırı merkezileşmiş ve erkeklerin doğal görev alanı olarak kodlanan yerel yönetimlerde, eşit temsiliyetin sağlanması hem siyaseti demokratikleştirmiş hem de demokratik siyasetin toplumun en etkin mekanizması olmuştur.

    Bizler, eş başkanlık sistemiyle; yaşamın bütün alanlarında kadının iradesini güçlendirmeye, kentin yönetim süreçlerine tam katılımını sağlamaya ve demokratik yerel yönetim anlayışını yaygınlaştırmaya devam edeceğiz. Büyük emek ve bedellerle uyguladığımız eş başkanlık, eşit temsiliyet, kadın özgürlükçü, katılımcı, çoğulcu, demokratik ve ekolojik toplumu esas alan politikalarımıza yönelik saldırıya karşı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

    Partimizin yönetim ilkelerini reddeden ve verdiği sözleri tutmayan biri ne kadınlarla ne de bu halk ile yol yürüyemez. Bizler kayyımlara geçit vermediğimiz gibi, erkek egemen anlayışa da geçit vermeyeceğiz. Birecik, Taşlıçay ve İkiköprü belediyeleri kadınların, gençlerin, halkın iradesidir. Bu iradeye karşı duranlara sesleniyoruz; kadınların iradesi karşısında yenileceksiniz.”

    NE OLMUŞTU?

    DEM Parti, 31 Mart seçimlerinde Batman’ın İkiköprü Belediyesini %58.98 oy ile kazanmıştı. Belediye Eş Başkanı Halil İbrahim Karabulut’un istifa açıklamasının ardından DEM Parti de 15 Haziran 2024’te açıklama yaparak “İktidarın başvurduğu tehdit yöntemi Halil İbrahim Karabulut’un zayıf kişiliği karşısında sonuç alıcı olmuştur. Söz konusu bu şahıs, İkiköprü halkının 31 Mart’ta sandıklarda partimize karşı gösterdiği teveccühü şahsi algılama yanılgısına kapılmıştır. İkiköprü halkı kişilere değil partisine oyunu vermiştir ve partisinin yönetime gelmesi noktasında irade beyanında bulunmuştur.” İfadelerine yer vermişti.

    İstifaların yaşandığı Urfa’da ise Mehmet Begit, yerel seçimlerden bir ay sonra DEM Parti’den istifa ettiğini duyurmuştu. Begit, “Seçimden sonraki süreç içerisinde özellikle bir grup tarafından bayrağımıza, Atatürk posterine ve Cumhurbaşkanı posterine yapılmak istenen müdahaleleri kabul etmemiz mümkün değildir” açıklamasıyla gündeme gelmişti.

    DEM Parti Urfa İl Örgütü ise yaptığı açıklamada “Bayrak ve sembollerle bir sorunumuzun olmadığı bilinmesine rağmen içerisine girdiği kirli ilişkileri bu asılsız iddialarla örtbas etmeye çalışmış, rantı seçmiştir. Kişisel tercihini siyasal bahanelerle açıklamaya çalışarak karanlık odaklarla ilişkisini ortaya koymuştur. Karanlık ve kurgusal açıklamalar yaparak müdahale gibi hayal ürünü bahanelere sığınan Begit, eşbaşkanlık kurumunu ve halkla birlikte yönetme ilkemizi yok saymıştır” ifadelerini kullanmıştı.

    Ağrı Taşlıçay Belediye Başkanı Mehmet Ali Budak da 9 Ağustos’ta istifasını “DEM Parti’yi belediye Başkanlığı seçim sürecinde Mehmet Ali Budak olarak Taşlıçay halkına hak ettiği, adaletli eşit bir şekilde sosyal yaşam adına verdiğim sözleri yerine getirmem hususunda çalışmalar yapmaktayım. Bu süreçte aday olduğum DEM Parti içerisinde bazı kişi ve kişilerce hizmetlerimiz engelleniyor veya sekteye uğratılıyor. Kozmopolitik ilçemizin tüm halklar, Azeri Karapapak, Kürt ve tüm vatandaşlarımıza eşit hizmet sağlamak amacıyla bulunduğum DEM Parti’den kendi irademle istifa ediyorum” sözleriyle duyurmuştu.

    DEM Parti’den gelen yanıtta ise “Taşlıçay halkı, Mehmet Ali Budak’ı ihanetçi ve korkak olarak hatırlayacaktır. Böylesi bir kişiliğe sahip olan bu şahsın Taşlıçay halkına vereceği tek şey zarar olacaktır. Taşlıçay halkının kendisinden tek beklentisi belediye başkanlığı makamından istifa etmesidir” denilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tolga Sağ: Cemevi Başkanlığı’nın etkinliğine katılmayacağız, isimlerimizin kullanılmasını kınıyoruz

    Tolga Sağ: Cemevi Başkanlığı’nın etkinliğine katılmayacağız, isimlerimizin kullanılmasını kınıyoruz

    PİRHA- Sanatçılar Tolga Sağ, Muharrem Temiz ve Hüseyin Korkankorkmaz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın katkılarıyla  düzenlenecek 16. Kısas geleneksel aşure etkinliğine katılmayacaklarını duyurdu. Tolga Sağ, “Bizleri böyle bir oldubittiye getirerek isimlerimizi kullanma saygısızlığı gösteren etkinlik tertip komitesini de kınıyoruz” dedi.

    Urfa’nın Haliliye ilçesi Kısas Mahallesi’nde 15 yıldır düzenlenen aşure paylaşımının bu yıl 16’ncısı yapılacak.

    Yıllardır Kısas toplumunun kendi emekleri ve lokmalarıyla gerçekleşen aşure paylaşımına, son yıllarda devlet erkanı ve Kültür Bakanlığı’nın yanında Alevi toplumunun kesin olarak reddettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da katılacak.

    Bu yıl 16’ncısı düzenlenecek ‘Kısas Geleneksel Aşure Etkinliği’ için Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı imzasıyla hazırlanan afişte, sanatçılar Tolga Sağ, Muharrem Temiz ve Hüseyin Korkankorkmaz ile birlikte birçok sanatçının etkinliğe katılacağı belirtilmişti.

    Hazırlanan afişin sosyal medyaya düşmesinden sonra Aleviler, bu sanatçıların Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle düzenlenen etkinliğe katılmasını eleştirdi.

    Konuya dair açıklama yapan sanatçılar Tolga Sağ, Muharrem Temiz ve Hüseyin Korkankorkmaz etkinliğine katılmayı kabul ettiklerini, ancak bunun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın katkılarıyla gerçekleştiğini sonradan öğrendiklerini belirttiler.

    “İSİMLERİMİZİN KULLANILMASINI KINIYORUZ, YER ALMAYACAĞIZ!”

    Sanatçı Tolga Sağ sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Muharrem Temiz ve Hüseyin Korkankorkmaz’ın da Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın katkısıyla düzenlenen aşure etkinliğine katılmayacaklarını belirterek, şunları ifade etti:

    “Her sene geleneksel olarak yapılan Kısas Aşure Etkinliği’ne Muharrem Temiz’le beraber katılmayı kabul etmiştik ancak bu etkinliğin, Yolumuza, inancımıza tamamen ters bir anlayış ve zorlamayla oluşturulan ve bizlere dayatılmaya çalışılan T.C. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde ve katkılarıyla yapılmış olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. Bizleri böylesine bir oldubittiye getirerek isimlerimizi kullanma saygısızlığı gösteren etkinlik tertip komitesini de kınıyoruz. Ve bu etkinlikte yer almayacağımızı da tüm duyarlı insanlarla paylaşıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kısas’ta dikilen kara dut ağaçlarının gölgesinde deyişler yankılandı-VİDEO

    Kısas’ta dikilen kara dut ağaçlarının gölgesinde deyişler yankılandı-VİDEO

    PİRHA- Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın 2021 yılında Türkiye genelinde gerçekleştirdiği karadut dikim projesi kapsamında Urfa Kısas’ta dikilen kara dut ağaçlarının yanı başında cem olan Aleviler, deyişler eşliğinde muhabbet etti. 

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Hacı Bektaş Veli’nin Hakk’a yürümesinin 750. yıldönümü, Yunus Emre’nin 700. yıldönümü ve Ahi Evran’ın doğumunun 850. yıldönümü olması sebebiyle 2021 yılını bu isimleri anma yılı ilan etmişti.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un başkanı olduğu Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı bu kapsamda 2021 yılında Türkiye genelinde farklı illerde karadut dikim projesini başlatmıştı.

    “Karanlığa ışık olalım, kuraklığa fidan dikelim” yazılı fidanları farklı illerde Aleviler deyişler eşliğinde dikmişti.

    Kara dut fidanı dikilen illerden biri de Urfa Kısas. 3 yılda dallanıp budaklanan kara dut ağaçlarının gölgesinde cem olan Aleviler, aşıklar eşliğinde deyişler söylediler.

    PİRHA/URFA-KISAS

  • ÇEDES manevi danışmanı olan taciz faili serbest bırakıldı

    ÇEDES manevi danışmanı olan taciz faili serbest bırakıldı

    PİRHA- Urfa’nın Akçakale ilçesinde 12 yaşındaki bir çocuğu cinsel tacize maruz bırakan ilçe müftüsü fail Halil Bilik serbest bırakıldı. Bilik’in ayrıca ÇEDES projesi kapsamında okulda manevi danışman olduğu belirtildi. 

    Urfa’nın Akçakale ilçesinde 12 yaşındaki bir çocuğu cinsel tacize maruz bıraktığı için tutuklanan müftü Halil Bilik serbest bırakıldı.

    Bilik’in Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasından imzalanan protokolle ÇEDES projesiyle sözde ‘manevi danışman’ olarak okulda göreve getirildiği ortaya çıkmıştı.

    ÇEDES PROJESİ KAPSAMINDA MANEVİ DANIŞMANMIŞ!

    Fail Bilik’in, gözaltına alınmasıyla ortaya çıkan olayda, ilçe müftüsüyken Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesi kapsamında “manevi danışman” olarak görev aldığı okulda bir çocuğa cinsel tacizde bulunduğu öğrenildi.

    Fail Bilik’in, okulda “Peygamberimizin Hayatı” dersinde “değerler eğitimi” verdiği öğrenilirken sistematik cinsel taciz, çocuğun olayı rehber öğretmenine anlatması sonrası ortaya çıkmıştı. Ardından Çocuk İzleme Merkezi’nde ifade veren çocuğun beyanları üzerine hakkında soruşturma başlatılan fail gözaltına alınarak tutuklanmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 6 Şubat depremlerinin 1. yılında yurttaşlar anılıyor: Affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz!

    6 Şubat depremlerinin 1. yılında yurttaşlar anılıyor: Affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz!

    PİRHA-6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin üzerinden tam 1 yıl geçti. Depremin gerçekleştiği saatte birçok kentte anmalar yapıldı. 

    6 Şubat’ta Maraş’ın Pazarcık ilçesinde saat 04.17’de 7,7 büyüklüğünde, Elbistan ilçesinde saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Resmi açıklamalara göre iki büyük depremde 53 binden fazla can kaybı yaşandı. Depremlerin yaşandığı illerde yaşamını yitirenler için saat 04.17’de yürüyüşler ve anmalar yapıldı.

    URFA
    Urfa Emek ve Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla Haliliye ilçesindeki İpekyolu caddesinde bulunan ve depremde yıkılan bir binanın önünde anma yapıldı. Yıkılan binanın olduğu noktaya karanfiller bırakıldı, saygı duruşunda bulunuldu.

    Söz alan Urfa Tabip Odası Başkanı Bulut Ezer, sorumluların yargılanmamasına tepki gösterdi. Ezer, “Bu bir doğal afetti. Ama bu ölümler, yapay bir afet ile gerçekleşti. Sorumluluğu olanların açığa çıkması ve birilerinin hesap vermesi gerekiyordu. Ancak maalesef hiç kimse bu konuda sorumluluk almadı. Sadece helalleşmek istediler, insanlara ‘bizi affedin’ dediler. Ama biz asla affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz” dedi.

    MARAŞ
    Düzenlenecek anma ve hükümetin ihmaline gösterilecek tepkinin önüne geçmek için Maraş Valiliğinin apar topar aldığı yasak kararına rağmen halk Pazarcık ilçesinde anma yaptı. Hükümet Konağından Saat Kulesine sessiz yürüyüş yapan halk, ellerinde meşaleler taşıdı. Mumlar yaktı, yıkımın yaşandığı yere karanfiller bıraktı.

    DİYARBAKIR
    Amed Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, 89 kişinin yaşamını yitirdiği Diyar Galeria Sitesi önünde anma gerçekleştirdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) de katıldığı anmada saygı duruşunun ardından Platform Sözcüsü Elif Turan, “Bir yıl geçmesine rağmen acısı halen çok taze, kabuk bağlamayan bir yaramız var. Çünkü bu doğa olayı, alınamayan önlemler, bilimin ve tekniğin önemsenmemesinden kaynaklı bir felakete dönüştü” dedi.

    ADANA
    Adana’da Deprem Dayanışma Derneği, Çukurova ilçesinde depremde 96 kişinin yaşamını yitirdiği Alpargün Apartmanı’nın olduğu yerde anma gerçekleştirdi. Kentteki demokratik kitle örgütlerinin yanı sıra çok sayıda kişi anmaya katıldı. Anmada, depremde yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı, mum ve meşaleler yakıldı. Saygı duruşuyla başlayan anmada yurttaşlar gözyaşlarına hakim olamadı.

    Deprem Dayanışma Derneği’nden Yusuf Köse, deprem bölgesindeki halkın sorunlarının halen çözüme kavuşturulmadığını ifade etti. Köse, “Demokratik, dayanışmacı, hak arama talebinden vazgeçmeyen toplumları oluşturmak artık yaşamsal bir zorunluluktur. Birlikte düşünmek, karar almak zorundayız. Havamızı, suyumuzu, toprağımızı, kentlerimizi, köylerimizi, mahallerimizi ve birbirimizi korumak zorundayız. Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” diye konuştu.

    Yaşanan depremde annesi, babası ve ağabeyi ile kedisini kaybeden Azem Yaren Coşkun, adalet talebinde bulundu.

    Osmaniye’de, depremde en fazla yıkımın yaşandığı Adnan Menderes Mahallesi’nde bulunan Metin Tamer Siteleri bölgesinde anma düzenlendi. Saygı duruşuyla başlayan anmada, dualar okundu. Anmada enkaz alanına karanfiller bırakıldı.

    ANTEP
    Antep’te katledilenler için yapılmak istenen anma polis ve belediye eliyle şova çevrilmek istendi ancak halk izin vermedi. Yüzlerce kişinin katılımıyla yapılması planlanan yürüyüş polis tarafından engellenince halk Polat Sitesi enkazı önünde bekledi. Burada amfi kurulup, dua okundu. Depremde yakınlarını kaybedenler yaşananlara tepki gösterdi: Affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz!

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Fotoğrafçı Özcan Yaman: 6 Şubat’ı unutturmamak için bu sergi açıldı – VİDEO

    Fotoğrafçı Özcan Yaman: 6 Şubat’ı unutturmamak için bu sergi açıldı – VİDEO

    PİRHA – ‘Öyle bir yere geldik ki… Hiçbir sokağın adı yok’ adlı sergiyi anlatan Fotoğrafçı Özcan Yaman, serginin Maraş merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremlerin ardından yaşamını yitirenleri unutturmamak için açıldığını söyleyerek “Üç oda bir salon çadırlardaki lüks hayattan bahsedebiliyorlar. Sıcak çorbadan geçilmediğinden bahsedebiliyorlar. Yaşanan gerçeklik hiç öyle değildi” diye konuştu.

    Maraş merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremlerin üzerinden neredeyse 1 yıl geçmesine rağmen depremzede yurttaşların birçok sorunları çözülmediği gibi kentlerde de barınma sorunu devam ediyor.

    Dayanışma amacıyla yapılan çalışmalar da bir yandan devam ediyor. Antakya Sanat Kolektifi Derneği, 6 Şubat Depremi’nde yaşamını yitirenler anısına İstanbul Beyoğlu’nda bulunan İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’nde (İFSAK) fotoğraf ve şiir sergisi açtı. Sergiye birçok fotoğrafçı, şair ve yazar katkı sundu. 6 Ocak’ta açılan sergi 25 Ocak’a kadar İFSAK’ta sergilenmeye devam edecek.

    Sergiye katkı sunan Fotoğraf sanatçısı Özcan Yaman, ‘Öyle bir yere geldik ki… Hiçbir sokağın adı yok’ adlı sergiyi PİRHA’ya anlattı.

    “DEPREM SERGİSİ FİKRİ ANTAKYA SANAT DERNEĞİ’NİN GİRİŞİMİ SONRASI ORTAYA ÇIKTI”

    Özcan Yaman, deprem sergisi fikrinin Antakya Sanat Derneği’nin girişimi sonrası ortaya çıktığını belirterek “Antakya Sanat Derneği, depremde büyük zararlar görmüş bir dernek aynı zamanda. Yazar ve şair Adil Okay, Antakya Sanat Derneği ile birlikte böyle bir serginin açılmasına öncülük ettiler”dedi.

    Yaman, serginin 6 Şubat’ta yaşananları unutturmamak için açıldığını söyleyerek şunları ifade etti:
    “Biliyoruz ki insan zaman geçtikçe unutan bir yaratık. Bugünlerin unutulmaması için açıldı bu sergi. Depremin gerçekleştiği 11 ilde bizzat giderek, orada çalışarak çektikleri fotoğrafları paylaşarak faaliyet gösteren fotoğrafçılardan seçildi. Birçok fotoğrafçı arkadaşa ulaşıldı onlardan toplanan fotoğraflarla bu sergi oluşturuldu. Ben ve birkaç arkadaşımız fotoğrafların seçiminde yardımcı olduk. Aynı zamanda serginin katılımcısı olduk.”

    “FOTOĞRAFLARI İZLEYENLER BELKİ BİR GERÇEĞİ KEŞFEDEBİLİR”

    Yaman, fotoğrafları izleyenlerin kiminin zavallılık, kiminin bir gerçeği keşfedebileceğini belirterek “Belki bu işe yarar bu sergi bir anlamda. Deprem gerçeğini sorgulayıp bunun toplum ve siyasetle olan ilişkisini sorgularlar. Belki bu yolda küçük bir katkısı olabilir. Bu sergi bu amaçla Ankara’da açıldı. İstanbul’da İFSAK destek oldu. Belgesel çalışma için burada açıldı. Daha sonra yine başka şehirlerde sürecek” diye konuştu.

    “ÇOĞU İNSAN SAĞLIK ALANINDA ACİL MÜDAHALEDEN YARARLANAMADIĞI İÇİN ÖLDÜ”

    Depremin yaşandığı zamanlarda fotoğraf makinesini alıp deprem bölgelerinde fotoğraf çekmeye gittiğini söyleyen Yaman, depremin ardından tanık olduğu olayları şöyle anlattı:
    “Büyük bir yıkım. Asbest, suların kirlenme sorunu gibi bir sürü sorun getirdi beraberinde. Özellikle belirtmeliyim ki depremden zarar görenler yalnızca insanlar olmadı. Hayvanlar vardı, onların hali insanın sinirini bozucuydu. Sonra tabii olmayan bir karakol binası, olmayan bir emniyet, hastane hiçbir şey yok. Çadır hastanesine götürüldüm mesela oradan Dörtyol’daki hastaneye gittik. Sağlık açısından da ben insanların bir çoğunun sağlık alanındaki acil müdahaleden yararlanamadıkları için ölmüş olduklarını düşünüyorum.”

    “DEVLET NEREDE? SERZENİŞİNİ YAYINLAYAN BİRÇOK ARKADAŞIMIZA SIKINTILAR YAŞATTIRILDI”

    Yaman, insana yakışır, insana değer veren bir yeniden yapılanma gerektiğini belirterek “Bu bir sistem meselesi. Var olan bu sistem, rantçı, tekçi sistem böyle bir şey istiyor mu istemiyor mu? Bu önemli bir soru. Ben halkın, toplumun böyle bir rantçı sistem istemediğini düşünüyorum” dedi. Devletin bir algı operasyonu yaptığına da dikkat çeken Yaman, son olarak şunları dile getirdi:

    “Bütün kanallar elinizde… üç o da bir salon çadırlardaki lüks hayattan bahsedebiliyorlar. Sıcak çorbadan geçilmediğinden bahsedebiliyorlar. Yaşanan gerçeklik hiç öyle değildi. Orada çalışan birçok arkadaşımız ‘devlet nerede?’ serzenişini yayınladılar diye sıkıntılar yaşattırıldı. Biz beğeniriz beğenmeyiz ama itiraz etme, eleştirme hakkımız var. Sırf gazetecinin değil, yurttaşın da böyle bir hakkı var. O bilincin bence yukarı çıkması lazım. Dolayısıyla sanat burada devreye giriyor. O sesi çıkarttıracak olan güç sanattır. Müziğiyle, fotoğrafıyla, resmiyle yeterli olur yetersiz olur. Yetersiz ise daha çok çalışmamız lazım.”

    Devrim FINDIK-Cihan BERK/İSTANBUL