PİRHA – Varto-Der İskenderun Şube Başkanı Alişan Turan, 24 Nisan’da Varto’da gerçekleştirilecek ekoloji mitingi öncesi açıklamalarda bulundu. JES projelerinin doğa üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çeken Turan, tüm duyarlı kesimleri “katliama hayır” demeye davet etti.
Vartolular Kültür ve Dayanışma Derneği (Varto-Der) İskenderun Şube Başkanı Alişan Turan, Varto’da planlanan JES projesine dair konuştu.
Alişan Turan, JES projesinin bölgeyi insansızlaştıracağını belirterek, “İkinci bir 66 depremi yaşatılmasın. Doğamızı, suyumuzu katledenlerin ellerini çekmesini istiyoruz” dedi.
“BU BİR DOĞA KATLİAMIDIR”
Varto’nun temel geçim kaynağının tarım ve hayvancılık olduğunu hatırlatan Turan, doğanın tahrip edilmesinin zorunlu göçü tetikleyeceğini vurguladı. Türkiye’nin farklı bölgelerindeki ekolojik yıkımları örnek gösteren Turan, şunları kaydetti:
“Bugün Çanakkale’ye, Bergama’ya, Aydın’a bakalım. Her tarafı talan ettiler. Bitki, ağaç, yeşillik, kuş, su kalmadı. Bu resmen bir katliamdır. Varto’da 1966’da bir deprem yaşandı, halkımıza ikinci bir 66 depremi yaşatılmasın.”
“ŞİRKETLER ELİNİ DOĞAMIZDAN ÇEKSİN”
JES projesinin arkasındaki yabancı firmalara tepki gösteren Turan, yerel halkın ve tüm insanların ortak mücadele etmesi gerektiğini belirtti:
“Türkiye’yi talan eden bu şirketlerin kirli ellerini doğamızdan, suyumuzdan ve arazimizden çekmesini istiyoruz. Sadece Vartoluları değil; Dersimlisi, Maraşlısı, Akdenizlisi ve Karadenizlisiyle bütün canları 24’ünde Varto’daki mitinge bekliyoruz.”
PİRHA-Varto’da yapılmak istenen JES projesine karşı İstanbul’da bir araya gelen doğa savunucuları, “Doğama, suyuma, toprağıma dokunma” dedi.
Varto’da yapılmak istenen JES projesine karşı İstanbul’da bir araya gelen Vartolular ve doğa savunucuları basın açıklaması yaptı.
Yapılan açıklamada, “Doğama, suyuma, toprağıma dokunma” denilirken, yetkililere şu çağrıda bulunuldu:
“- Deprem riski taşıyan bölgemizde yer altı dengesini bozacak JES projeleri derhal iptal edilmelidir.
– Köylerimizi kuşatan maden ruhsatları geri çekilmeli, önemli doğa alanları koruma altına alınmalıdır.
-Halkın rızası olmayan hiçbir proje “kamu yararı” olarak sunulamaz. Gerçek kamu yararı, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkıdır.”
“VARTO SAHİPSİZ DEĞİLDİR”
24 Nisan’da Varto’da gerçekleştirilecek mitinge katılımın sağlanması istenirken, “Toprağımızı, suyumuzu ve geleceğimizi şirketlerin kâr hırsına kurban etmeyeceğiz. Akbelen’den Kaz Dağları’na, İkizdere’den Kuzey Ormanları’na uzanan bu ortak mücadele hattında, biz de Varto’dan ses veriyoruz: Doğamızdan, yaşam alanlarımızdan ve geleceğimizden vazgeçmeyeceğiz. Depremlerle yıkılmayan, sürgünlerle yok olmayan halkımız, doğasının talan edilmesine de izin vermeyecektir. Hukuki ve meşru mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz” denildi.
EMEP yöneticisi Levent Tüzel’de yaptığı konuşmada, doğa savunucularının yanında olduklarını belirtti.
PİRHA- DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, sermayenin ve ona yol veren iktidarın doğa kırımına ve bu karşı verilen mücadeleye dikkat çekerek, “İtirazları ve çıkacak sesleri, sadece bir projeye değil, bir bütün bu talan düzeninin tamamına karşı yükseltmek zorundayız. Doğayı, suyu, toprağı savunmak, aynı zamanda eşit, adil ve yaşanabilir bir ülke talebini dile getirmektir” dedi.
Akbelen’den Gabar’a, Munzur’dan Kazdağlarına, Varto’dan Aydın’a bir çok alanda yapılan çeşitli projelerle doğa talan ediliyor. Doğa talanı ve kırımına karşı çevreciler ve yurttaşlar mücadelesini sürdürüyor.
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, sermayenin ve ona yol veren iktidarın doğa kırımına ve bu karşı verilen mücadeleye dair sorularımızı yanıtladı.
“DOĞAYI SAVUNMAK AYNI ZAMANDA BU TALAN DÜZENİNE İTİRAZ ETMEKTİR”
PİRHA: Anadolu ve Mezopotamya’nın onlarca noktasında doğa talanı sürüyor. Buna karşı direnenler ise baskı altına alınıyor, tutuklanıyor. Son yıllarda bunun artmasını nasıl yorumluyorsunuz?
İbrahim Akın: Anadolu ve Mezopotamya’nın dört bir yanında yaşananlar tekil olaylar değildir. Aksine bunlar bütünlüklü, sistematik ve ideolojik bir tercihin sonucudur. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, yeraltı ve yerüstü varlıkların sermayenin ve şirketlerin sınırsız kullanımına açıldığı bir talan rejimidir. Bu rejim, yalnızca doğayı değil, o doğayla birlikte yaşayan toplumları da hedef alıyor. Direnen köylülerin, çevre savunucularının baskı altına alınması, gözaltılar ve tutuklamalar bu yüzden artıyor. Çünkü doğayı savunmak aynı zamanda bu talan düzenine itiraz etmektir.
“SINIRLI İŞ OLANAKLARI YARATILIRKEN, YAŞAM ALANLARI GERİ DÖNÜŞSÜZ BİÇİMDE TAHRİP EDİLİYOR”
-İktidar mensupları bu talanı savunduklarında “istihdam, enerji ihtiyacı” gibi söylemler kullanıyorlar. Bunun sahadaki karşılığı nedir?
İbrahim Akın: İktidarın “istihdam”, “enerji ihtiyacı” gibi gerekçelerle bu projeleri meşrulaştırmaya çalışması, gerçekçi değil. İkna edici de değil. Bugün bu projelerin bulunduğu bölgelerde kalıcı, güvenceli bir istihdamdan söz etmek olanaksız. Aksine, kısa vadeli ve sınırlı iş olanakları yaratılırken uzun vadede tarım yok ediliyor, su kaynakları kirletiliyor, yaşam alanları geri dönüşsüz biçimde tahrip ediliyor. Enerji ihtiyacı söylemi ise çoğu zaman ihracata dönük, şirketlerin kârını hedefleyen bir üretim modelinin üzerini örtmek için kullanılıyor. Yani burada kamusal ihtiyaç değil, özel çıkarlar ve şirket çıkarları belirleyici.
“YALNIZCA BİR ÇEVRE MESELESİ DEĞİL, DOĞRUDAN YAŞAM HAKKI MESELESİDİR”
-Çevre felaketine yol açan İliç faciasının yankısı sürerken Varto ve Karlıova’da JES yapılmak isteniyor. Deprem bölgesinde böylesi bir çalışma ney yol açar? Buna karşı yapılacak mitinge dair ne söylersiniz?
İbrahim Akın: İliç’te yaşanan facia henüz hafızalardayken, benzer riskleri barındıran projelerin Varto’da, Karlıova’da, üstelik deprem gerçeğinin bu kadar tehlikeli olduğu bir coğrafyada gündeme getirilmesi, bu anlayışın ne kadar pervasız olduğunu gösteriyor. Burada bilimsel uyarılardan çok şirketlerin yatırım planlarının esas alındığını görüyoruz. Bu, yalnızca bir çevre meselesi değil, doğrudan yaşam hakkı meselesidir.
Daha geniş bir çerçeveden baktığımızda ise bu tabloyu küresel ölçekte süren paylaşım mücadelesinden bağımsız düşünemeyiz. Enerji kaynakları, madenler, su varlıkları üzerindeki rekabet, bugün dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi bu coğrafyada da doğa talanı biçiminde karşımıza çıkıyor. Bu anlamda yaşananlar, sadece ekonomik bir tercih değildir. Bunlar aynı zamanda çok boyutlu bir savaşın parçasıdır. Doğaya yönelen bu saldırı ile toplumlara yönelen baskı politikaları iç içe geçmiş durumda. Sistem, hem insanı hem doğayı hedef alan bütünlüklü bir tahakküm kurmaya çalışıyor.
GERİDE SADECE YIKIM VE YOKSULLUK BIRAKILIYOR
Türkiye’deki uygulamalar da bu küresel eğilimin yerel bir yansımasıdır. Sömürge madenciliği benzeri bir anlayışla, bölgenin tüm değerleri hızla tüketiliyor. Geride sadece yıkım ve yoksulluk bırakılıyor. Bu nedenle mesele sadece çevreyi koruma meselesi değil, aynı zamanda demokratik hakların, yaşam hakkının ve geleceğin savunulması meselesidir.
Bu yüzden yapılacak mitingler, yükselen itirazlar son derece önemli olacaktır. İtirazları ve çıkacak sesleri, sadece bir projeye değil, bir bütün bu talan düzeninin tamamına karşı yükseltmek zorundayız. Doğayı, suyu, toprağı savunmak, aynı zamanda eşit, adil ve yaşanabilir bir ülke talebini dile getirmektir. Bu mücadele büyüdükçe, bu fütursuz talanın da karşısında daha güçlü bir toplumsal direnç oluşacaktır.
PİRHA- Eski Avrupa Birliği Bakanı, hukukçu ve mülki idare amiri Ali Haydar Konca ile Varto ve Karlıova bölgesini tehdit eden JES projesini konuştuk. Konca, projenin deprem riskinden Alevi köylerinin hedef alınmasına, halktan gizlenen dosyalardan inanç merkezlerinin tahribatına kadar tüm detayları PİRHA’ya anlattı.
Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçeleri arasındaki havzada, Amerikan menşeli bir firma eliyle hayata geçirilmek istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı tepkiler çığ gibi büyüyor. Bölgenin deprem gerçeğini, meraların önemini ve hukuki usulsüzlükleri değerlendiren eski AB Bakanı Ali Haydar Konca, idareyi bu yanlıştan dönmeye çağırdı.
“VARTO FAY HATTININ MERKEZİDİR”
Varto’nun coğrafi ve stratejik önemine değinerek söze başlayan Ali Haydar Konca, bölgeyi şöyle tanımladı:
“Varto farklı bir coğrafya. Bitki çeşitliliği, dağları, ovaları, geniş mera ve yaylaklarıyla otantik yaşamın sürdüğü bir yer. Ancak bu doğa güzelliğinin bir de felaket yanı var: Varto, Doğu Anadolu Fay Hattı’nın merkezinde. Kuzey Anadolu Fay Hattı ile birleştiği Karlıova ile komşu. Aradaki mesafe bazı köylerimizde 3-5 kilometreye kadar düşüyor. Depremlerin hem yaygınlaşması hem şiddetinin artması bakımından burası çok kritik bir nokta.”
“KAR HIRSI MEZOPOTAMYA’NIN KÜLTÜREL YAPISINI HEDEF ALIYOR”
Konca, projenin sadece enerji üretimiyle sınırlı olmadığını, daha derin bir tahribat amacı taşıdığını belirtti:
“Varto’nun toplam alanı 134 bin dönüm civarında. Bu projenin uygulama alanı ise neredeyse bu yüzölçümün üçte birine yani yaklaşık 40 bin dönüme tekabül ediyor. Bu, hayvancılığın ve tarımın sona ermesi demektir. Kar hırsının her şeyin önüne geçtiği bu vahşi sistemde; doğanın, insanların ilişkilerinin, kültürün ve tarihin tahribatı söz konusu. Özellikle Mezopotamya’da kültürel yapıların yok edilmesi, sosyal yapının dağıtılması ve ibadet alanlarının tahrip edilmesi amaçlarının da bu projenin içerisinde olduğunu düşünüyorum.”
“HEDEF SEÇİLEN KÖYLERİN TAMAMI ALEVİ KÖYLERİ”
Projenin kapsadığı köylerin demografik yapısına dikkat çeken Konca, bunun tesadüf olmadığını vurguladı:
“Şu andaki uygulama alanı 4 köy ile sınırlı görünse de proje 16-17 köyü etkileyecek bir zincirin halkalarıdır ve bu köylerin 16’sı da Alevi köyüdür. Bunun bir tesadüf olduğunu zannetmiyorum. Kox Tepesi, (Xwarik), Hızır Çeşmesi, Boşkar Baba gibi inanç merkezlerimizin tahrip edilmesi bu projenin parçasıdır. Kürt bölgesinde, Doğu’da ve Güneydoğu’da yapılan hesapların hangi amaçlara yönelik olduğunu hepimiz az çok öngörebiliyoruz. Varto çok hassas bir yer. Geçmiş tarihlerden gelen o karanlık hallerin yeniden tetiklenmesini amaçlıyor olabilirler.”
“3 BİN METRE DERİNE İNECEKLER: BU BİR FELAKET SENARYOSUDUR”
Teknik risklere ve “ÇED Gerekmez” kararına sert tepki gösteren Konca, şunları söyledi:
“Proje kapsamında yerin 3 bin metre altına inecekler. Bu derinlikteki kazıların yer altı faylarını hareket ettirmemesini nasıl beklersiniz? Çıkan zehirli gazların ve suyun deşarjına dair hiçbir tedbir yok. Üstelik bu tehlikeli sürece ‘ÇED Gerekmez’ raporu verilmiş. Varto ile Karlıova arasındaki 48 kilometrenin neredeyse her 3-4 kilometresine bir kuyu kazıldığını düşünün. Bu tam bir felaket senaryosudur.”
“HALKTAN GİZLENEN 260 SAYFALIK DOSYA BİR MUHTARIN DİK DURUŞUYLA SIZDI”
Sürecin nasıl gizli yürütüldüğünü anlatan Konca, Çallıdere (Harik) Köyü Muhtarı Bahar İncesu’nun önemine değindi:
“2023’te başlayan bu süreçten kimsenin haberi yoktu. Olay, kadın muhtarımız Bahar İncesu’nun mera tahsisi için çağrıldığında ‘Ben buna seyirci kalamam, bu mera hayvancılığımız için gerekli’ diyerek karşı çıkmasıyla deşifre oldu. İnternete sızan 260 sayfalık dosyayı incelediğimizde gördük ki; ruhsat 30 Kasım 2023’te verilmiş ama halka hiçbir bilgilendirme yapılmamış. Plebisit (halk oylaması) yok, ilan yok, usul yok. Anayasa’nın 56. maddesi devlete çevreyi koruma görevi verirken, burada devlet eliyle bir tahribat dosyası hazırlanmış.”
“24 VE 25 NİSAN’DA VARTO VE KARLIOVA ELELE VERECEK”
Vartoluların bilinçli bir toplum olduğunu ve tepkinin dünya genelinden geldiğini belirten Konca, eylem takvimini şu sözlerle paylaştı:
“Vartolular sadece doğduğu yerde değil; İstanbul’da, Kocaeli’de, Avrupa’da etkin bir güçtür. Tepki dalga dalga yükseliyor. 24 Nisan’da Varto’da, 25 Nisan’da ise Karlıova’da mitingler yapılacak. İdarenin bu yanlış karardan dönmesi bir erdemdir. Ben kaymakamlık da yaptım, eski bir idareci ve hukukçu olarak söylüyorum: İdarenin asli görevi insanların huzurunu sağlamaktır. Eğer bu proje hukuk dışı bir işlemse, onu geri almak idarenin görevidir. Coğrafyamızı korumak için hukuk mücadelemiz sonuna kadar sürecek.”
PİRHA- Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, Varto merkezli planlanan jeotermal enerji santrali girişiminin yalnızca 16 köyü değil, Yedisu’dan Karlıova’ya, Murat Nehri’nden Fırat Nehri’na uzanan geniş bir coğrafyayı etkileyen uzun soluklu bir süreç olduğunu söyledi. Çelik, projenin ekolojik yıkımın ötesinde kültürel ve toplumsal sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı, Varto’da 16 köyü doğrudan etkileyen, toplam yüz ölçümü 453 bin 494.83 metrekare olan mera vasıflı alanın 5 bin 560.13 metrekarelik kısmı üzerinde, IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi tarafından, “Jeotermal kaynak arama projesi kapsamında sondaj çalışması” yapılmasına onay verdi. Varto’nun Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak çalışmayla 16 Kürt-Alevi köyünü kapsayan alanda jeotermal enerji santrali (JES) hayata geçirilmek isteniyor.
Projeye yönelik tepkiler sürüyor.
24. dönem Muş milletvekili, aynı zamanda bir dönem Varto Belediye Başkanlığı da yapan Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, projenin bölgeye olası etkilerini PİRHA’ya değerlendirdi.
Çelik, “20 Mayıs 2026’da sondaj çalışmasının yapılacağı söylenen jeotermal enerji santral girişimi, aslında öncesi yıllarda Yedisu’da, Karlıova’da başlatılan sondaj çalışmalarıyla devam eden bir süreçtir. Bu bir süreçler bütünüdür” dedi.
Çelik, bu nedenle Varto’nun tek başına ele alınamayacağını vurgulayarak, “Yedisu, Çat, Karlıova, Tekman, Hınıs, Varto, Bulanık, Malazgirt ve Muş’u kapsayan, doğrudan ve dolaylı etkileyen bir girişimden söz ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“BU SADECE ENERJİ DEĞİL, BİR COĞRAFYA MÜDAHALESİDİR”
Çelik, projeyi daha geniş bir bağlamda ele alarak şunları söyledi:
“İliç’teki maden aramaları, Pülümür’deki çalışmalar, Munzur Dağları ve Munzur Nehri üzerindeki müdahaleler, Murat ve Fırat üzerindeki barajlar… Bunların tümü birlikte değerlendirildiğinde Dersim coğrafyasını ve Kürdistan’daki toplulukları doğrudan ilgilendiren uygulamalar bütünüdür. Adı enerji de olsa mesele enerji değildir. Bölgenin demografik, coğrafi yapısı ve burada yaşayan toplumun egemen sistemle ilişkisiyle doğrudan bağlantılıdır”
“DOĞAYI META OLARAK GÖRMEYEN BİR İNANÇ HEDEFTE”
Çelik, bölgedeki inanç sistemine dikkat çekerek, “Kendisine ‘Reya Hakk’ diyen, devlete bulaşmamış bir toplumsallık söz konusu. Bu insanlar doğayı tüketilen bir meta olarak görmez. Suya ‘Hızır’ın çeşmesi’ derler, ağaçlara, dağlara, taşlara kutsiyet atfederler. Ama bu bir tapınma değil, doğayı koruma bilincidir. Kendilerine ‘Vair’ yani sahip derler. Doğayı sahiplenir, korurlar” dedi.
“BU BÖLGE GELECEĞİN SU SAVAŞLARI AÇISINDAN STRATEJİKTİR”
Çelik, coğrafyanın önemine dikkat çekerek, “Bingöl Dağları ve Şerafettin Dağları arasında kalan bu bölgede çok sayıda su kaynağı vardır. Bu kaynaklar kutsal kabul edilir. Geleceğin su ve tohum savaşları açısından bu bölgenin stratejik önemi büyüktür” ifadelerini kullandı.
Jeolojik risklere dikkat çeken Çelik şöyle konuştu:
“Doğu Anadolu Fay Hattı, Kuzey Anadolu Fay Hattı ve Güneydoğu Anadolu Fay Hattı Karlıova-Tekman-Varto üçgeninde birleşiyor. Bu üç aktif fay hattının birleştiği bir noktadan söz ediyoruz. Bu çalışmalar 300 metreden başlayıp 3 bin, hatta 5 bin metre derinliğe kadar inecek. Bu derinliklerde radyoaktif maddeler, ağır metaller ve gazlarla karşılaşmak mümkündür. Hidrojen sülfür, karbondioksit ve amonyak atmosfere salınacak. Bu gazlar atmosfer dengesini bozacak. Karbondioksit artışı küresel ısınmayı daha da derinleştirecek. Arsenik, bor, lityum gibi ağır metaller toprağa karışacak. Yağmurla birlikte bu zehirler Murat Nehri üzerinden Fırat Nehri’a, oradan Basra Körfezi’ne kadar taşınacak. Bu, bölgesel bir zehirlenmedir.”
ÇOK YÖNLÜ BİR YIKIM SÜRECİ
Çelik projenin bir bütünen ele alındığında zararlarını şöyle sıraladı:
„ Birincisi toplumsal kırım, ikincisi siyasal kırım, üçüncüsü kültürel kırım, dördüncüsü ekokırım ve kadın kırımını içeren çok yönlü bir yıkım sürecidir.
Yani bu proje, beşli bir sistem üzerinden bölgedeki yaşamı bütünüyle ortadan kaldırmayı hedefleyen ya da buna yol açabilecek bir potansiyele sahiptir.Bu durum, bölgenin insansızlaştırılması ve Kürtsüzleştirilmesi anlamına gelmektedir. Orada yaşayan Kürtlerin ve Kürt Alevilerin metropollere ve Avrupa’ya zorunlu göçertilmeleri, gittikleri yerlerde ise asimilasyona tabi tutulmaları sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla bu süreç, Kürt hakikati ve Reya Hakk süreğine karşı yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda derin bir kültürel soykırım anlamına gelmektedir.“
“VARTO’DA HALK DİRENİYOR, AVRUPA’DA DAYANIŞMA BÜYÜYOR”
Sürece yönelik Avrupa’da bir platform kurulduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:
“Varto’da kadınından gencine herkes sürece karşı çıktı ve Varto Ekoloji Platformu kuruldu. Biz de Avrupa’da bu süreci sahiplenerek platformumuzu oluşturduk. Benzeri bir çalışmayı biz de bu platform bünyesinde; Almanya, Fransa, Hollanda ile İsviçre ve Avusturya komitelerini oluşturarak yürütmek istiyoruz. Amaç, bu ülkelerde yaşayan Vartolular ve onların dostları başta olmak üzere, özellikle Dersimli kurum ve yapılarla birlikte geniş bir dayanışma ağı oluşturarak süreci harekete geçirmektir. 24 Nisan’da güçlü bir miting gerçekleştirilecek. Bu mitingin hemen ardından, 25 Nisan’da Karlıova’da ikinci bir miting yapılacak.
Bu mitinglerin teknik altyapısının karşılanması, aynı zamanda jeotermal enerji santraline karşı yürütülen hukuki sürecin gerekliliklerinin yerine getirilmesi, fesih ve keşif süreçlerine ilişkin harçların yatırılması, Varto’da yaşayanların tek başına karşılayabileceği bir yük değildir.
Bu nedenle Avrupa’daki dayanışma gücüyle sürece katkı sunmayı, oradaki halkın yükünü hafifletmeyi ve mücadeleyi birlikte büyütmeyi hedefliyoruz.
Çelik son olarak “Bizi biz yapan dayanışmadır. Gelin canlar, bu zulme karşı birlikte mücadele edelim. Birbirimizin Hızır’ı olalım ” çağrısında bulundu.
PİRHA- DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik, Varto’da yapılmak istenen JES’in ekosistemi yok edeceğini vurgulayarak, “Toprak, su, hava yaşamın en kutsal varlıklarıdır. Bunlara dokunmayın” dedi.
Muş’un Varto ilçesinde Çallıdere köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santraline (JES) Muş Valiliği onay verdi. Varto’da halkın tepkisine rağmen hayata geçirilmek istenen ve bölgede ekolojik yıkımın yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerine de zarar verecek olan JES’i yapacak olan Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.
Muş’un Varto ilçesinde 16 köyü kapsayan geniş bir alanda planlanan jeotermal kaynak arama ve santral projesine karşı tepkiler büyüyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik, Varto’da yapılmak istenen JES’e ilişkin konuştu.
“TÜM CANLILAR ETKİLENECEK”
Varto’nun hem inançsal, hem kültürel, hem de ekolojik olarak çok farklı bir yer olduğunun altını çizen Çelik, “Biz biliyoruz ki, yeraltı ve yerüstü kaynakları sömürüldüğünde bunun,mağduru sadece insanlar olmuyor. O bölgede yaşayan börtü böceğinden arısına, hayvanından tüm canlı varlıkların hepsini etkiliyor” dedi.
“JES EKOSİSTEM ZİNCİRİNİ KIRACAK”
Hüsniye Çelik, bütün canlılar ekosistemin birer parçası olduğunu hatırlatarak, “Birinin halkası, bir zinciri kırıldığı zaman o ekosistemde yaşayan bütün canlılar aynı zararı görürler. Bu jeotermal tesisler veya yeraltı kaynaklarının sömürülmesi, bütün bu ekosistem zincirini kıracak, parçalayacak” uyarısında bulundu.
“ORTAK MÜCADELE HATTINI GÜÇLENDİRELİM”
Varto’da değil, dünyanın neresinde olursa olsun ekosistemi bozacak her türlü projeye karşı olduklarını vurgulayan Hüsniye Çelik, Munzur’da, Kazdağları’nda, Manisa’da, yani Türkiye’nin her yerinde yapılan bu ekosistemi bozacak bütün anlayışlara karşı bütün toplumun duyarlılık göstermesi, ortak eylemselliklerde, ortak mücadele hattının örülmesi gerektiğini söyledi.
“DOKUNMAYIN”
Alevi inancının merkezinde çar ana sırın (toprak, hava, su, ateş) olduğuna dikkat çeken Hüsniye Çelik, “Diyoruz ki toprak, su, hava yaşamın en kutsal varlıklarıdır. Bunlara dokunmayın. Bunlara dokunduğumuz zaman yaşamın özünü de sekteye uğratmış oluruz” şeklinde konuştu.
PİRHA- Muş’un Gimgim(Varto) ve Bingöl’ün Kanîreş(Karlıova) ilçelerinde yapılması planlanan JES projesi bölge halkının tepkisini çekmeye devam ediyor. Alevi kadınları, JES projesinin doğalarını yok edeceğine dikkat çekerek, 24 Nisan’daki mitinge katılarak, doğaya sahip çıkma çağrısı yaptılar.
Muş’un Gimgim(Varto) ve Bingöl’ün Kanîreş(Karlıova) ilçelerinde ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından iki ayrı Jeotermal Enerji Santrali(JES) projesi hayata geçirilecek. Uzmanlar ve bölge halkı, bu projelerin sadece doğal yaşamı değil, yerleşik yaşamı da yok edeceğini belirtiyor.
Projenin, Varto’ya bağlı 16 köyü, Karlıova’da ise 6 köyü doğrudan etkileyeceği belirtiliyor. Proje kapsamında ilk sondaj çalışmaları Mayıs 2026’da başlayacak.
JES projesinin kendisiyle büyük tehlike ve riskleri getireceğini aktaran yurttaşlar, “Gimgim ve Kanîreş’te jeotermal santrali istemiyoruz. Yapılmak istenen JES projesi sadece doğaya değil, aynı zamanda inancımıza, kültürümüze, geleceğimize yönelmiş bir tehdittir. Bugün bu toprakları savunmak yalnızca bir çevre mücadelesi değil; aynı zamanda bir inanç ve onur meselesidir” diyerek 24 Nisan’da Gimgim’da gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısında bulundular.
Buluşmanın adalet ve hakikat talebini haykırmak için önemli bir alan olduğunu belirterek, “Bu mitingde bir araya gelerek hem doğamız hem de değerlerimiz için hep birlikte güçlü bir şekilde ses çıkaracağız. Gelin inancımıza, toprağımıza, geleceğimize hep birlikte sahip çıkalım. Hakikatimize dokunan her şeye hep birlikte güçlü bir şekilde haykıralım” denildi.
PİRHA- Antalya Varto Platformu, Attalos Anıtı önünde gerçekleştirdiği basın açıklamasında Varto’daki jeotermal (JES) ve maden projelerine sert tepki gösterdi. Platform adına açıklamayı okuyan Adnan Özdemir, “Varto’yu rant ve talan düzeninin kurbanı etmeyeceğiz” dedi.
Antalya’da yaşayan Vartolular, sivil toplum örgütleri ve doğa savunucuları, Muş’un Varto ilçesinde hayata geçirilmek istenen ekolojik yıkım projelerine karşı Attalos Anıtı önünde bir araya geldi. Platform adına basın metnini okuyan Adnan Özdemir, Varto’nun on altı köyünü doğrudan etkileyecek olan Joetermal Elektrik Santrali (JES) projelerinin bölgeyi yaşanmaz hale getireceğini vurguladı.
Özdemir, Varto’nun Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer aldığını hatırlatarak, JES projelerinin devasa bir sismik hareketliliği barındıran bu bölgede hayata geçirilmesinin bilim dışı olduğunu belirtti:
“Tarihinde iki büyük depremle sarsılmış bu coğrafyada, rant uğruna halkın tepesine yeni felaket davetiyeleri çıkarmak cinayettir. JES projeleri depremsellik riski taşımaktadır ve biz bu yıkıma izin vermeyeceğiz.”
“EKOLOJİK SÜRGÜNE KARŞI DİRENECEĞİZ”
Açıklamada, geçmişte değişik nedenlerle göç veren bölgenin şimdi de “ekolojik bir sürgünle” karşı karşıya kaldığı ifade edildi. Özdemir, maden ve HES projelerinin kalan son yaşam alanlarını, suyunu ve havasını zehirlediğini belirterek şunları söyledi:
“Dün köylerimizi insansızlaştırmaya çalışanlar, bugün JES ve maden projeleriyle bizi yeniden göçe zorlamaktadır. Bu projeler kültürel kimliğimizi ve binlerce yıllık köy yaşamımızı tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Havama, suyuma, toprağıma dokunma!”
HES’LE BAŞLAYAN MADENLE DEVAM EDEN KUŞATMA
Platform, dereleri hapseden HES projeleriyle ekosisteme vurulan ilk darbenin, şimdi JES ve ardından açılacak maden sahalarıyla dağları yok etmeye vardığını belirtti. Varto’nun yaylaları ve inanç merkezleriyle bir bütün olduğunu vurgulayan Özdemir, açıklamasını şu sözlerle noktaladı:
“Varto’yu şirketlerin kuşatmasından kurtaracağız. Köylerimizle, yaylalarımızla ve inanç merkezlerimizle bu kuşatmayı kıracağız. Varto’yu yıkımlara ve sürgünlere teslim etmeyeceğiz!”
Muş’un Varto ilçesinde Çallıdere köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santraline (JES) Muş Valiliği onay verdi. Varto’da halkın tepkisine rağmen hayata geçirilmek istenen ve bölgede ekolojik yıkımın yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerine de zarar verecek olan JES’i yapacak olan Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.
Muş’un Varto ilçesinde 16 köyü kapsayan geniş bir alanda planlanan jeotermal kaynak arama ve santral projesine karşı tepkiler büyüyor.
Mersin’de yaşayan Vartolular, ajansımıza konuştu. Varto halkı olarak iki büyük deprem yaşadıklarını belirten yurttaşlar, “Yeninden topraklarımızdan göç etmek istemiyoruz” dedi.
“TOPRAKLARIMIZDA JES İSTEMİYORUZ”
JES ile topraklarının, sularının kirleneceğini söyleyen yurttaşlar, JES’in yapılması durumunda hayvanlarını otlatacakları, bostanlarını ekecekleri toprağın zehirleneceğini ifade ettiler: “Yurdumuzda JES istemiyoruz. Toprağımıza, suyumuza dokunulmasına izin vermeyeceğiz”
JES’e karşı mücadele edeceklerini vurgulayan yurttaşlar, 24 Nisan’da Varto’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulundular.
PİRHA-Mersin Vartolular Derneği, Mersin’de açıklama yaparak, Varto’da yapılmak istenen JES’i kabul etmediklerini belirtti. Varto’da planlanan tüm jeotermal enerji projelerinin ve ÇED süreçlerinin derhal iptal edilmesi çağrısında bulunulan açıklamada, 24 Nisan’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulundular.
Muş’un Varto ilçesinde 16 köyü kapsayan geniş bir alanda planlanan jeotermal kaynak arama ve santral projesine karşı tepkiler büyüyor. Muş Valiliği Komisyon Başkanlığı tarafından, Amerikan bağlantılı Ignis Enerji AŞ’ye verilen izinle başlatılmak istenen sondaj çalışmalarına karşı Varto halkı, doğa ve yaşam alanlarını savunmak için ses yükseltiyor.
Mersin Vartolular Derneği, Mersin Özgür Çocuk Parkı’nda Varto’da yapılmak istenen JES’e karşı açıklama yaptı. Katılımın yüksek olduğu açıklamada, sık sık “Varto’da JES İstemiyoruz” , “Toprağımıza, suyumuza, havamıza dokunmayın” sloganları atıldı.
Alevi kurumlarının, demokratik kitle örgütü ve sivil toplum kuruluşlarının temsilci ve üyelerinin de destek verdiği verdiği açıklamayı Güler Bingöl okudu.
“ELLERİNİZİ DOĞAMIZDAN, SUYUMUZDAN VE TOPRAĞIMIZDAN ÇEKİN!”
Güler Bingöl, Mersin’de yaşayan Vartolular olarak Varto’da JES projesine karşı çıktıklarını belirterek, şunları ifade etti:
“Proje, bölgemizin yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını geri dönüşsüz biçimde kirletecek ve tüketecektir. Mera alanlarımız, tarım arazilerimiz ve ormanlarımız şirketlerin eline geçecek, bölgenin tek geçim kaynağı olan hayvancılık ve küçük ölçekli tarım büyük zarar görecektir. Varto ve komşu İlçesi Karlıova fay hatlarının kesiştiği alanda bulunmaktadır. 1946 ve 1966 yıllarında büyük yıkımlara yol açan iki deprem felaketi yaşanmıştır. Yapılacak olan sondaj faaliyetleri deprem riskini etkileyecektir. ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) süreci şeffaf yürütülmemiş, halkın katılımı sağlanmamış, görüşleri dikkate alınmamıştır. ÇED raporu dahi alınmadan ruhsat verilmesi hukuka ayrı bir uygulamadır.”
“ÇED SÜREÇLERİ DERHAL İPTAL EDİLMELİDİR”
Projenin hayata geçmesi durumunda bölgedeki ekolojik dengenin bozulacağına dikkat çeken Bingöl, bu durumunda büyük göç dalgası daha yaşanacağı uyarısında bulundu.
“Acılarımız, duygularımız ve düşlerimiz Varto da yaşamaktadır. Varto bizim ana kucağımız, gönül dünyamızdır. “Gönül dünyamıza dokunmayın!” diyen Güler Bingöl, taleplerini şöyle ifade etti:
“-Varto da planlanan tüm jeotermal enerji projeleri ve ÇED süreçleri derhal iptal edilmelidir.
-Köylerimizi kuşatan maden ve enerji ruhsatları iptal edilerek, bu alanlar koruma altına alınmalıdır.
-Mera, tarım ve içme suyu kaynaklarımız enerji şirketlerine peşkeş çekilmemelidir.
-Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmalı, bölgenin tarım ve hayvancılık potansiyeli yok edilmemelidir.
-Varto halkının iradesini yok sayan şeffaflıktan uzak tüm idari kararlar geri çekilmelidir.”
MİTİNGE KATILIM ÇAĞRISI!
Rant uğruna doğanın katledilmesine izin vermeyeceklerini vurgulayan Güler Bingöl, 24 Nisan’da Varto’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulundu.
Açıklamaya katılan kurum temsilcileri de, Varto’da süren direnişe destek verdiklerini belirtti.
PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Varto’da yapılmak istenen JES projesinin ciddi bir eko-kırıma yol açacağını vurgulayarak, “Barış ve demokratik toplum çağrısının yapıldığı bu süreçte, savaşın eko-kırım biçiminde sürdürülmesi kabul edilemez. 24 Nisan’da yapılması planlanan büyük ekoloji mitingine; barışı ve demokrasiyi savunan, insan-doğa ilişkisini ikrar temelinde kuran herkesin güçlü bir şekilde destek vermesi gerekmektedir” dedi.
Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Muş Valiliği’nden gelen onayın ardından Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.
Proje bölgedeki hayvancılığı ve tarım alanlarının yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerini de olumsuz etkileyecek. Gireboa, Koribava, Nîşaneroj, Kalesipî, Şehidê Merge, Tekaye Kekebava, Ninga Dûndûle, Şehîdê Hopike ziyaretgahları söz konusu projenin hayata geçirilmesi halinde büyük zarar görecek.
Kendileri için kutsal olan bu alanlara dokunulmasını istemeyen köylüler ve çevreciler projenin iptal edilmesi için mücadele başlattı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Varto’da yapılmak istenen JES’e ilişkin sorularımızı cevapladı.
PİRHA: Alevi inancından doğanın yeri nedir? Doğa-insan ilişkisi hangi temeller üzerine oturtulmuştur?
Zeynel Kete: Aslında Varto’da yapılması planlanan jeotermal enerji projesine değinmeden önce; zaman ve mekân üzerinde, evrendeki bütün varlıkların ikrarlı bir yaşamı olduğunu, mekânın toplum için ne ifade ettiğini ve kapitalist uygarlık güçlerinin zaman ile mekâna neden saldırdığını ele almak daha gerçekçi olacaktır.
Evrendeki bütün canlıların bir zamanı ve mekânı vardır. Varlık, hakikatini zaman ve mekândan bağımsız kuramaz. Bu tarihsel hakikat bilindiği içindir ki, Réya Heq Alevi inancında zaman ve mekân kutsanmış, büyük önem verilmiştir.
Ekolojik yaşam, yani doğayla ikrarlı yaşam; varlığın farklılaşarak, çoğalarak ve birbirine bağlanarak sürmesini ifade eder. Bu anlamıyla zaman, varlığı oluşturan, yapılandıran ve var eden temel unsurdur. Zaman nasıl kurucu bir unsur ise, varlıkların da bir mekânı vardır. Oluş mekânı; başka bir ifadeyle zaman içerisindeki hafızamızdır. Toplum, coğrafya, iklim, mimari, hayvanlar, kültür, ağaçlar, bitkiler, ırmaklar, dağlar ve taşlar mekânın temel öğeleridir. Bu mekânsal öğelerle toplumsallık kendine bir zemin bulur.
Réya Heq Alevi inancında doğayla “yar olma” anlayışı önemli bir ekolojik bakış açısıdır ve ikrar vermenin en güçlü ölçülerinden biridir. Mekân, binbir türlü hâlde varlığı barındırır. Farklı mekânlar, farklı hayvanların, bitkilerin ve tüm canlıların yaşam alanıdır. Bu nedenle inancımızda doğa en kutsal olandır; kıblemiz doğadır. Doğa insansız yaşayabilir, ancak insan doğasız ve mekânsız yaşayamaz. Bir anlamda insan doğanın aynasıdır. Dolayısıyla mekân, evrensel oluşun özelliklerini kendi içinde barındırır.
Mekân aynı zamanda yurt demektir; maddi ve manevi değerlerin yaratım zeminidir. Bu yönüyle hakikatin inşasında belirleyici bir rol oynar.
Alevi inancında mekâna rızasız girilmez. Nerede olursa olsun, kime ait olursa olsun bir mekâna girerken dikkat edilir. Mekân incitilmez; ondan rızalık alınır, onunla konuşulur, onunla duygusal bir bağ kurulur. Her mekânın bir dili ve ruhu olduğuna inanılır.
“TÜM CANLILARIN YAŞAM ALANLARI DARALACAKTIR”
-Anadoğu ve Mezopotamya’nın bir çok yerinde, özelde de Alevi coğrafyasında yoğun bir eko-kırım yaşanıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Kapitalist (nahak) anlayışın amacı yalnızca kâr elde etmek değildir. Bununla birlikte toplumun kendini yeniden inşa ettiği, milyonlarca yıldır doğayla varlığını sürdürdüğü zemini ortadan kaldırmak; komünaliteyi parçalamak, toplumsallığı dağıtmak, demografik yapıyı değiştirmek, toplumu ayrıştırmak, yapılanlara rıza üretmek, ucuz iş gücünden yararlanmak ve nihayetinde militarizmin anti-ekolojik sürekliliğini sağlamak gibi hedefleri de vardır.
Jeotermal enerji projeleri, hidroelektrik santraller, maden ocakları ve benzeri ekolojik yıkım faaliyetleri; finans kapitalin güçlenmesiyle birlikte daha da artmıştır. Burada yalnızca sermaye birikimi değil, daha fazlası söz konusudur. Sadece toprak ya da mekân işgal edilmiyor; aynı zamanda hatıralar, anılar, ruhlar, zihniyetler, bedenler, değerler, toplumsallık, kültür, inanç, umutlar ve gelecek hayalleri de işgal ediliyor.
Toprağın işgali bir anlamda sürekli bir savaş hâlidir. Bu nedenle ekolojik yıkıma karşı mücadele ederken yüzeysel bir çevrecilik anlayışından çıkıp, toplumsal ekoloji bilincini ve bu sürekli savaş hâlini derinlemesine kavramak gerekir. Özellikle barış dönemlerinde doğaya karşı yürütülen savaş daha da hızlanarak sürmektedir. Bu bir tesadüf değildir; barış sürecinde doğaya karşı savaşın devam ettirilmesidir. Bu durum aynı zamanda bir eko-kırım ve eko-savaş hâlidir.
Bu savaş, sıcak çatışmalardan daha yaygın ve sessizdir. Toplumsal rızalık da üreterek, yerli ve uluslararası yasaların sağladığı güçle ilerleyen bir tahribat zinciri söz konusudur. Başka bir ifadeyle, yeryüzünde savaşın sürdürülebilmesi için yerin altıyla savaşılmaktadır. Yerin altı sömürgeleştirilmeden, ona tahakküm kurulmadan yeryüzündeki düzenlerini kuramazlar.
Savaş endüstrisinde kullanılan demir, çelik, uranyum gibi ağır elementler yer altından çıkarılır. En ağır silahlar ve cephaneler dahi yerin altında saklanır. Bu nedenle yerin altına yönelik müdahale, doğrudan yaşamın kendisine yönelik bir saldırıdır.
Özellikle Alevi halklarının yaşadığı yerleşkelerde ve ülkenin birçok bölgesinde olduğu gibi Varto’da planlanan jeotermal enerji projelerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu tür projeler ciddi bir eko-kırıma yol açacaktır. Zararlı gazların atmosfere salınması, canlıların bunu soluması, ağır metallerin toprağa karışması, doğal dengenin bozulması, su kaynaklarının zarar görmesi, deprem riskinin artması (ki Varto bir deprem kuşağındadır) gibi sonuçlar doğacaktır. Dağların delinmesiyle birlikte hastalıklar artacak, yer altı suları kesintiye uğrayacak, doğal örtü bozulacak ve tüm canlıların yaşam alanları daralacaktır. Bununla birlikte demografik, sosyal ve kültürel yapıda da ciddi erozyonlar yaşanacaktır.
“VARTO’DA JEOTERMAL ENERJİYE HAYIR!”
-Varto’da yapılmak istenen JES projesi de dahil, yapılan projeler orada yaşayan halka sorulmadan başlanıyor. Bir rızasızlık söz konusu. Halka sorulmayan bir proje hayata nasıl geçecek?
Halktan rızalık alınmaması, yerelin iradesinin yok sayılması, hukuki kararların toplumsal adalet ve etik değerlerden uzak olması; inanç ve kültür mekânlarının yok edilmesi anlamına gelmektedir. Kısacası jeotermal çalışmalar, doğa, yerleşim alanları ve canlı yaşamı üzerinde telafisi imkânsız sorunlara yol açmaktadır.
Varto, sosyo-kültürel olarak farklılıkların uzun yıllardır barış içinde yaşadığı bir yerleşkedir. Alevisi, Sünnisi, Türkü, Kürdü, Ermenisi birlikte ve rızalık temelinde yaşamıştır. Bu barış ortamı, aynı zamanda Türkiye için bir model niteliğindedir. Ancak rızasız yürütülen jeotermal ve madencilik faaliyetleriyle bu toplumsal yapı yeniden şekillendirilmekte; toplum kontrol altına alınmak istenmektedir. İnsanların nasıl ve kiminle yaşayacağına kendilerinin değil, başkalarının karar verdiği bir düzen dayatılmaktadır. Bu, tam anlamıyla politik bir müdahaledir.
Eko-kırım niteliği taşıyan HES’ler, jeotermal projeler ve maden ocakları; toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok, uluslararası sermaye ile iş birliği içindeki yerel güçlerin çıkarlarına hizmet etmektedir.
Barış ve demokratik toplum çağrısının yapıldığı bir süreçte, savaşın eko-kırım biçiminde sürdürülmesi kabul edilemez. Bu nedenle, özellikle 24 Nisan’da yapılması planlanan büyük ekoloji mitingine; barışı ve demokrasiyi savunan, eşit ve özgür yurttaşlık temelinde yaşamak isteyen, insan-doğa ilişkisini ikrar temelinde kuran herkesin güçlü bir şekilde destek vermesi gerekmektedir. Varto’da jeotermal enerjiye hayır diyoruz.
PİRHA- Varto’da yapılmak istenen JES’e tepki gösteren DEM Parti ve CHP’li milletvekilleri, 24 Nisan’da Varto’da yapılacak “JES’e Hayır” mitingine katılım çağrısında bulundu.
Varto dernekleri, Varto’da yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali projesinin durdurulması için Meclis’te bir dizi temasta bulundu.
Görüşmeler sonrasında DEM Parti ve CHP’li milletvekilleri, Meclis’te basın toplantısı düzenledi. DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, yaptığı konuşmada, Varto’da enerji baronlarına karşı halkın direnişinin yanında durduklarını belirtti.,
Sümeyye Boz, Varto halkının JES istemediğini belirterek, “ÇED gerekli değildir raporunun verilmesi kabul edilemez. Varto’nun yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Bu sadece bir enerji santrali değildir. Orada yaşayan halk yerinden edilmek isteniyor. Biz projeye rıza göstermiyoruz” dedi.
CHP Milletvekili Doğan Demir de, projeye asla müsade etmeyeceklerini söyledi. DEM Parti Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise, iktidarın projeden vazgeçmesini istedi.
Milletvekilleri 24 Nisan’da Varto’da yapılacak “JES’e Hayır” mitingine katılım çağrısında bulundu.
PİRHA-Varto’da yapılması planlanan JES projesine karşı köylüler ve Varto Ekoloji Platformu dava açtı. Projenin doğa, tarım ve su kaynakları üzerinde “telafisi güç zararlar” yaratacağı belirtilerek yürütmenin durdurulması talep edildi.
Muş’un Varto (Gimgim) ilçesine bağlı Xwarik köyü sınırlarında planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi yargıya taşındı.
Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş.’nin, Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı’ndan aldığı çalışma onayının ardından bölgede Mayıs ayında ilk sondajı başlatmaya hazırlandığı belirtildi. Projeye karşı çıkan Varto Ekoloji Platformu ve bölge köylüleri adına Avukat Barış Yıldırım, Bingöl İdare Mahkemesi’ne yürütmenin durdurulması talebiyle başvurdu.
“BÖLGE HALKI BİLGİLENDİRİLMEDİ”
Dava dilekçesinde, projenin çevre ve yaşam alanları üzerinde telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağı vurgulandı. Ayrıca bölge halkına yeterli bilgilendirme yapılmadığına dikkat çekildi.
Dilekçede, çevreyi doğrudan etkileyen bir projede bilgi saklanamayacağı belirtilerek, bu durumun hukuka aykırı olduğu ifade edildi.
Başvuruda, ruhsat sahasının yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, vaşak ve yaban domuzu gibi koruma altındaki türlerin yaşam alanı olduğu kaydedildi. Aynı zamanda bölgede yoğun şekilde arıcılık, hayvancılık ve tarım yapıldığına işaret edilerek, projenin bu faaliyetlere ciddi zarar vereceği belirtildi.
Dilekçede, sondaj çalışmalarının yeraltı ve yüzey sularını kullanılamaz hale getirebileceği, ayrıca alanda arkeolojik sitler ve kültürel varlıkların bulunduğu da vurgulandı.
“SONDAJ SİSMİK HAREKETLERİ TETİKLEYEBİLİR”
Jeotermal sondaj faaliyetlerinde kullanılacak kimyasalların tehlikesine dikkat çekilen dilekçede, projenin Doğu Anadolu Fay Hattı ile Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kesişim bölgesinde yer aldığı hatırlatıldı.
Bu nedenle sondaj çalışmalarının sismik hareketleri tetikleyebileceği ve deprem riskini artırabileceği ifade edildi.
Başvuruda, “açıkça hukuka aykırı” olduğu belirtilen proje için yürütmenin durdurulması ve işlemin iptali talep edildi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Varto’da yapılmak istenen JES’e tepki göstererek, “Türkiye’nin dört bir yanındaki tüm çevrecileri, dostlarımızı, canlarımızı Varto’daki direnişe sahip çıkmaya çağırıyoruz” dedi.
Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Muş Valiliği’nden gelen onayın ardından Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.
Proje bölgedeki hayvancılığı ve tarım alanlarının yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerini de olumsuz etkileyecek. Gireboa, Koribava, Nîşaneroj, Kalesipî, Şehidê Merge, Tekaye Kekebava, Ninga Dûndûle, Şehîdê Hopike ziyaretgahları söz konusu projenin hayata geçirilmesi halinde büyük zarar görecek.
Kendileri için kutsal olan bu alanlara dokunulmasını istemeyen köylüler ve çevreciler projenin iptal edilmesi için mücadele başlattı.
“DOĞASINA, SAHİP ÇIKAN VE BUNUN İÇİN BEDEL ÖDEYEN CÜMLE CANLARA AŞK OLSUN”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Varto’da yapılmak istenen JES’e ilişkin konuştu.
İktidarın ülkenin topraklarını, ormanlarını, ırmaklarını emperyalist tekele ve onun yerli işbirlikçilerine peşkeş çekmeyi sürdürdüğünü belirterek, “Ülkenin dört bir yanı maden sahası adı altında adeta işgal edilmiş durumda. Doğa çok büyük bir tahribatla karşı karşıya. Bu anlamda doğasına, ormanına, ağacına, ırmağına, yaşam alanlarına, zeytinliklerine sahip çıkan ve bunun için bedel ödeyen cümle canlara aşk olsun” dedi.
“ÜLKENİN HER YERİ TEHDİT ALTINDA”
Doğa tahribatlarının sadece belli bir bölgeyi kapsamadığını vurgulayan Erçe, “Ülkenin dört bir yanı bu tahribatın içerisinde. Yani Muğla Akbelen’den Çorum Sungurlu Karakaya Köyü’ne, Rize’den, Artvin’den, Kazdağları’na, Dersim topraklarından Erzincan’a ve şimdi ise Varto’ya kadar her yer tehdit ediliyor” diye belirtti.
“24 NİSAN’DA VARTO’DA BULUŞALIM”
Cuma Erçe, Amerikalı şirketlere teslim edilmek istenen Varto topraklarının yine Vartolular tarafından sahiplenildiğinin altını çizerek, şunları ifade etti:
“Türkiye’nin dört bir yanındaki tüm çevrecileri, dostlarımızı, canlarımızı Varto’daki bu direnişe sahip çıkmaya çağırıyoruz. Biz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi kurumları olarak Vartoluların kendi yaşam alanlarına ve doğaya doğasına sahip çıkma iradesine destek veriyoruz.
Varto’da 24 Nisan’da gerçekleştirilmesi planlanan büyük mitinge katkılarımızı sunacağız, katılacağız. Herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz. Varto’daki jeotermal santral girişimine “Hayır” diyoruz.”
PİRHA- Varto Ekoloji Platformu, kamuoyunda duyarlılık yaratmak için X platformunda “#Vartoİstemiyor” etiketiyle hashtag çalışması gerçekleştirdi.
Muş’un Varto ilçesine bağlı Güzelkent köyü’nde ABD’de bulunan IGNIS firması jeotermal santrali kurmak istiyor. Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı’nın “çalışma” onayı verdiği projenin ÇED raporu da onaylandı. Şirket sondaj için harekete geçti.
Kendileri için kutsal olan bu alanlara dokunulmasını istemeyen köylüler ve çevreciler projenin iptal edilmesi için mücadele başlattı.
Varto Ekoloji Platformu, kamuoyunda duyarlılık yaratmak için X platformunda “#Vartoİstemiyor” etiketiyle hashtag çalışması gerçekleştirdi. Çalışmaya yurttaşların yanı sıra, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri ve ekoloji dernekleri destek verdi.
PİRHA- FEDA ve DAKB, Muş’un Varto ilçesinde yapılmak istenen JES projesine karşı sert tepki gösterdi. Projenin yalnızca doğayı değil, Alevi inancının yaşam alanlarını da hedef aldığı vurgulandı. Halkı göçe zorlama ve ekolojik yıkıma karşı mücadele çağrısı yapıldı.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Muş’un Varto ilçesinde hayata geçirilmek istenen jeotermal enerji santrali (JES) projesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, uzun süredir bölge halkının bu projelere karşı direndiği vurgulanarak, girişimlerin yalnızca teknik bir enerji yatırımı olmadığı, doğaya ve toplumsal değerlere yönelik sistematik bir müdahale olduğu ifade edildi.
“BU PROJELER BİR ASİMİLASYON GİRİŞİMİDİR”
Açıklamada, JES projelerinin Alevi halkının yaşadığı topraklarda hayata geçirilmek istenmesine dikkat çekilerek, bunun tesadüf olmadığı belirtildi. Projelerin iyi niyet taşımadığı ve doğrudan bir asimilasyon politikasıyla bağlantılı olduğu ifade edildi.
FEDA ve DAKB, projenin hayata geçirilmesi durumunda bölge halkının ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağını belirtti.”Tarım ve hayvancılıkla geçinen köylüler açısından su kaynaklarının kirlenmesi, toprağın verimsizleşmesi ve meraların yok edilmesi, yaşamın sürdürülemez hale gelmesi anlamına geliyor” denilen açıklamada, bu sürecin doğrudan zorunlu göçü beraberinde getireceği vurgulandı.
“DOĞA, ALEVİ İNANCININ ÖZÜDÜR”
Açıklamada Alevilikte doğanın yeri özellikle vurgulanarak, dağ, taş, su ve toprağın kutsal olduğu, insan ile doğa arasındaki bağın inancın temelini oluşturduğu belirtildi. Bu nedenle doğaya yönelik her müdahalenin aynı zamanda Alevi inancına yönelik bir saldırı olduğu ifade edildi.
Projelerin teknik risklerine de dikkat çekilen açıklamada, sondaj çalışmalarının fay hatları üzerinde yürütülmesinin deprem riskini artırdığı, ekosistemin tahrip edilmesinin ise bölgedeki tüm canlı yaşamını tehdit ettiği belirtildi. Endemik bitkilerin yok olması, havanın kirlenmesi ve suyun zehirlenmesiyle birlikte bölgenin yaşanamaz hale geleceği ifade edildi.
FEDA ve DAKB, JES projelerinin yalnızca bir enerji yatırımı olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, bunun yaşamın, doğanın ve inancın tasfiyesi anlamına geldiğini vurguladı.
MÜCADELE ÇAĞRISI: MERSİN VE VARTO’DA MİTİNGLER
“Suyuma, toprağıma, inancıma dokunma!” denilen açıklamada , JES projelerine karşı sürdürülen mücadeleye dikkat çekilerek, dayanışma çağrısı yapıldı. Bu kapsamda, 11 Nisan 2026’da Mersin’de, 24 Nisan 2026’da Varto’da mitingler düzenleneceği duyuruldu. Başta Vartolular olmak üzere tüm doğa savunucuları, Aleviler ve demokrasi güçleri bu eylemlere katılmaya çağrıldı.
PİRHA- DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Varto Belediye Eşbaşkanları Gıyasettin Aydemir ve Gülbahar Kaya’nın katılımıyla 24 Nisan’da yapılacak ‘JES’e Hayır’ mitingine katılım için esnaf ziyaretinde bulundu. Sümeyye Boz, “Varto satılık değildir. Tüm doğa savunucularını Varto’ya ses vermesini bekliyoruz” dedi.
Muş’un Varto (Gimgim) ilçesine bağlı16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı 24 Nisan’da ‘JES’e Hayır’ mitingi yapılacak. Varto Ekoloji Platformu da, JES projesine karşı yapılacak miting için kent esnafını ziyaret etti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Varto Belediye Eşbaşkanları Gıyasettin Aydemir ve Gülbahar Kaya, DEM Parti İl Eş Başkanı Çiçek Tutuş’un yanı sıra demokratik kitle örgütü ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinde destek verdiği ziyarette konuşan Sümeyye Boz, JES’in tehlikelerine dikkat çekti.
Sosyal medya üzerinden akşam yapılacak Hastang (#) çalışmasına katılım çağrısında bulunan Sümeyye Boz, “Varto satılık değildir. Tüm doğa savunucularını Varto’ya ses vermesini bekliyoruz” dedi.
Ziyarette JES projesine dair hazırlanan bilgilendirme broşürleri dağıtıldı.
PİRHA- Yazar Ferbaba Fırat, Varto’da yapılmak istenen JES’e tepki göstererek, “Acılarımız, duygularımız, düşlerimiz Varto’da yaşamaktadır. Varto bizim gönül dünyamızdır. Ana kucağımız, pir ocağımız ve kutsanmış topraklarımızdır. JES’in Vartomuzu yyok etmesine izin vermeyeceğiz” dedi.
Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 Kürt-Alevi köyünü etkileyecek jeotermal enerji santraline (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Muş Valiliği’nden gelen onayın ardından Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.
Proje bölgedeki hayvancılığı ve tarım alanlarının yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerini de olumsuz etkileyecek. Gireboa, Koribava, Nîşaneroj, Kalesipî, Şehidê Merge, Tekaye Kekebava, Ninga Dûndûle, Şehîdê Hopike ziyaretgahları söz konusu projenin hayata geçirilmesi halinde büyük zarar görecek.
“VARTO’YU HİÇBİRŞEYE DEĞİŞTİRMEYİZ”
Yazar Ferbaba Fırat, Varto’da yapılmak istenen JES’e tepki gösterdi. Marx’ın “Kapitalizm gölgesini satmadığı ağacı keser” sözünü hatırlatan Fırat, “Bu söz bile kapitalist emperyalist sistemi anlatmaya yetiyor diyebilirim. Biz Vartor’lar büyük çoğunlukla Türkiye metropollerinde ve Avrupa’larda yaşamaktayız. Ancak acılarımız, duygularımız, düşlerimiz Varto’da yaşamaktadır. Varto bizim gönül dünyamızdır. Ana kucağımız, pir ocağımız ve kutsanmış topraklarımızdır. Hiçbir şeye değişmeyeceğiz” dedi.
“JES’İ DURDURMAK ELİMİZDE”
“JES’i durdurmak biz Vartoluların elindedir” diyen Fırat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Güçlü bir karşı koyuş, güçlü bir direniş ortaya koyabilirsek bu çalışmayı durdurabiliriz. Varto’da güçlü bir kamuoyu yaratılmıştır. Orada Ekoloji Derneği öncülüğünde güçlü bir mücadele, güçlü bir duruş sergilenmektedir. Biz metropolde yaşayan Vartolular da bu direnişe, bu isyana güç vermek üzere kendi cephemizden neler yapabiliriz? Bu temelde bir arayışın içerisinde olabilmeliyiz.”
“VARTO’DA BULUŞALIM”
Mersin’de de 11 Nisan’da Varto’da yapılmak istenen JES’e karşı eylem yapılacak. 24 Nisan’da da Varto’da mitingin düzenleneceğini de hatırlatan Ferbaba Fırat, “Bunun duyurusu güçlü bir şekilde yapılmakta. Bizlerde bu sesi büyütmeliyiz. 24 Nisan’da Varto’da buluşalım” çağrısında bulundu.
PİRHA- Vartolu yurttaşlar, Varto’da halkın tepkisine rağmen hayata geçirilmek istenen ve bölgede ekolojik yıkımın yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerine de zarar verecek olan jeotermal enerji santrali istemediklerini belirterek, herkesi bu projeye karşı dayanışmaya çağırdı.
Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 Kürt-Alevi köyünü etkileyecek jeotermal enerji santraline (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Muş Valiliği’nden gelen onayın ardından Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.
Proje bölgedeki hayvancılığı ve tarım alanlarının yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerini de olumsuz etkileyecek. Gireboa, Koribava, Nîşaneroj, Kalesipî, Şehidê Merge, Tekaye Kekebava, Ninga Dûndûle, Şehîdê Hopike ziyaretgahları söz konusu projenin hayata geçirilmesi halinde büyük zarar görecek.
Halkın tepkisi ise sürüyor.
Tanzik köyünden Şenay Gündüz “Doğamın, suyumun, toprağımın kirlenmesini istemiyorum. Bundan dolayı jeotermale hayır diyoruz. Varto’da jeotermal istemiyoruz“ diyerek tepkisini dile getirdi.
Badan köyünden CananYılmaz isimli Vartolu yurttaş ise projenin hayata geçirilmesi halinde insansızlaştırma politikasına dikkat çekerek, ikinci bir göç dalgeası istemediğini söyledi.
Geçan köyünden Emine Yorulmaz köylerinin yok olmasını istemediğini kaydetti.Yine aynı köyden TezgülYorulmaz isimli yurttaş ise deprem bölgesinde olduklarını hatırlatarak topraklarının, ayrıca ziyaretgahlarının zarar göreceğini ifade etti. Bütün kurumları Varto halkına destek olmaya çağırdı.YılmazYorulmaz da arazilerinin, tartım alanlarının ve yaşamlarının büyük zarar göreceğini ifade ederek, JES projesine karşı olduklarını kaydetti.
PİRHA- Muş’un Varto ilçesine bağlı Hemug (Küçüktepe), Xwarîk (Çalıdere), Qasima (Köprücük), Tata (Güzelkent) ve Badan (Teknedüzü) köylerinde yaşayan yurttaşlar, bölgede planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine tepki gösterdi. Köylüler, JES’in doğayı, hayvancılığı ve kutsal alanlarını yok edeceğini belirterek projeye karşı çıktıklarını duyurdu.
Varto’da planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi, köylülerin tepkisine yol açtı. Yurttaşlar, JES’in doğayı, hayvancılığı ve kutsal alanları yok edeceğini belirterek projeye karşı çıktı.
Varto’ya bağlı Hemug (Küçüktepe), Xwarîk (Çalıdere), Tata (Güzelkent) ve Badan (Teknedüzü) köylerinde yaşayan yurttaşlar, bölgede yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) karşı birleşti. Köylüler, toprağın, suyun ve havanın zehirleneceğini, hayvancılığın biteceğini ve Alevi inanç mekânlarının yok olacağını söyleyerek projeye izin vermeyeceklerini ifade etti.
“BU TOPRAKLARDA TALANA GEÇİT VERMEYECEĞİZ”
Yıllardır Hemug(Küçüktepe) köyünde yaşadıklarını belirten Hüseyin Tepe, “Jeotermal istemiyorum. Çünkü toprağımız, havamız, insanımız, evimiz, hayvanımız yok olacak. Her şeyimiz yok olacak. Bu yüzden JES istemiyoruz” dedi.
Hemug(Küçüktepe) köyünde yaşayan engelli yurttaş Deniz Tepe, “Eğer JES olursa toprağımız, suyumuz, havamız zehirlenecek. Her şey zehirlenecek” dedi.
Xwarîk(Çalıdere) köyünde yaşayan ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Deniz Durmaz, “Kısa ve net olarak tek bir şey söyleyeceğim. JES projesi hayata geçerse burada yaşayan ve yaşayacak çocukların geleceği yok edilecek. Her konuda etkilenecek, yağmurundan etkilenecek, rüzgârından etkilenecek, sesinden etkilenecek. Bu yüzden JES projesini istemiyoruz. 1966 depreminde Varto’da onlarca insan öldü. Tekrardan Varto’nun ölmesini istemiyoruz. Zaten yağmur yağınca bile bunun etkileri bize çok olacak. O da bizim su kaynaklarımızın hepsini tek tek kötü edecek. Ve bundan da bizim halk olarak bir rızamız yoktur. Dedelerimizin ve atalarımızın bıraktığı bu topraklarda kesinlikle Jeotermal istemiyoruz” dedi.
“DEVLETİN BİZE DAYATTIĞI BU SİSTEM KABUL EDİLEMEZ”
Hayvan üreticisi Meryem Kasımhan ise, “Devletin bize dayattığı bu sistem kabul edilemez. Çünkü bir taraftan kadınları kırsalda kalkındıralım projeleri yapılırken diğer taraftan da JES yapılıp bütün hayvancılık ve doğayı katlediyorlar. Biz bunu kesinlikle istemiyoruz. Geldiğimiz noktada bizim fikirlerimiz sorulmadı, bize hiç danışılmadı. Gizli saklı bir şekilde bu proje yapıldı. Biz hayvancılık yapmazsak geçinemeyiz. Ben kendi çocuklarımı okutamam. Benim geçim kaynağım sadece hayvancılık” diyerek JES projesini istemediklerini dile getirdi.
Tata(Güzelkent) köyü sakini Ali Beyazgül, “Güzelkent köyünün topraklarında tarım ve hayvancılık yapıyorum. Aynı zamanda da Varto’da esnaflık yapıyorum. Bildiğiniz üzere bizim köy ve civar köylerde JES ile ilgili çalışmalar yapılmaya başlanacak. Ve bizler JES’in ne kadar kötü olduğunu biliyoruz. JES santralinin doğaya saldığı gazların ne kadar kötü olduğu aşikar. Deprem üzerindeki etkileri yine aşikar. Tabii bunları araştırarak daha detaylarına inebiliyoruz. Bu tehlikelerinden dolayı JES istemiyoruz” dedi ve mücadele mesajı verdi.
“JES PROJESİ İNŞA EDİLİRSE FELAKET YAŞANIR”
Badan(Teknedüzü) köyünden Yılmaz Bal ise JES’İN yapılacağı alanın üretim alanı olduğunu belirterek, “Biz bu bölgede hayvancılık yapıyoruz. Eğer Jeotermal santrali yapılırsa buradaki hayvancılık ve tarım faaliyetleri bitecek. Bunun dışında bu topraklar kutsaldır. Neden kutsaldır? Bizler burada yaşıyoruz, evimiz burada, toprağımız burada, köylerimiz ve ziyaretlerimiz buradadır. JES yapılırsa bizim yaşam alanlarımız, inanç alanlarımız yok olacak. Bu yüzden JES’i istemiyoruz. Burada JES’e izin vermeyeceğiz” dedi.
“JES BU HALKIN, DOĞANIN BİTİŞİ DEMEKTİR”
Hemug(Küçüktepe) köyünden Mehmet Ali Büyükgöl, JES projesinin kendileri için faydalı bir proje olmadığını belirterek, “Jeotermal Enerji Santrali, burada yaşayan bizler için, doğa için, canlılar için iyi bir şey değil. Bizler burada hayvancılıkla geçinen insanlarız. Eğer JES yapılırsa hepsi yok olur. Biz kendi topraklarımızı bırakıp nereye gidelim. JES’in yapılmasını kabul etmiyoruz. Bu bölge Alevilerin kutsal mekanlarından biridir” dedi ve konuşmasına şöyle devam etti: “Xizir, Qalo Sipî, Tujik Baba ziyaretlerimiz var. Atalarımızın, analarımızın mezarları var. Çeşmelerimiz var, JES olursa bunların hepsi etkilenir” dedi ve topraklarını sonuna kadar savunacaklarını söyledi.
Orhan Koç ise, “JES bu halkın, doğanın bitişi demektir. Bu halkı yok etmek demektir. Göçe zorlamak demektir. JES adı altında başka madenleri çıkarmak istiyorlar. Bu elementler zehirli olduğu için çevreye büyük zararı vardır. Varto halkının geçmişi de, tarihi de bellidir. Sonuna kadar direneceğiz” dedi. Akabinde söz alan Remziye Koç’da şunları ifade etti: “Halkımız bu projeler karşısında hiç kaybetmedi ve kaybetmeyecek. Biz istiyoruz ki havamız, suyumuz, doğamız temiz kalsın. Vicdanı olan varsa bize bu kötülüğü yapmaz. Kendi topraklarımızda huzurla, sağlıkla yaşamak istiyoruz” diyerek, JES projesinin durdurulmasını istediklerini belirtti.
Köylüler, JES projesine karşı mücadelelerini sürdüreceklerini açıkladı.